05.02.2007

   

Anasayfa

e-posta


 

 

ABD BASINI:

The Washington Times: "Türkiye'nin Belirsiz Zamanları": "Türkiye'nin seçim yılı dolayısıyla ilgili öne çıkan  soruların en başında şimdiki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olma kararı verip vermeyeceğidir. Erdoğan'ın  kararını, nisan ayına kadar, yani şimdiki Cumhurbaşkanı Ahmet  Necdet Sezer'in görev süresinin dolacağı mayıs ayı itibariyle  yeni bir cumhurbaşkanı seçimi gündeme gelmeden açıklaması  ihtimal dışıysa da, ılımlı İslamcı Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı  koltuğuna oturması ve lideri olduğu İslamcı Adalet ve Kalkınma  Partisi'nin de parlamentoda çoğunlukta olması Türkiye'de  laikliği aşındıracağı endişesi yaratıyor. (…)  Türkiye'de seçimlerin gündemini AB katılım süreci  aleyhtarlığı ve Türk kimliğine yönelik daha kapsamlı sorular  oluşturacak. AB süreci Türkiye'de son derece ihtiyaç duyulan  ancak bir hayli de zor olan siyasi ve ekonomik reformlar için  fevkalade değerli bir şablon oluşturdu. Ancak sürecin pek  çok Türkün beklediği şekilde ilerlememesi, Türkiye'nin bu  doğrultudaki emellerinin ve sürecin savunucuların daha hızlı  bir şekilde gözden düşmesine neden olmakta. Kendi statüsünden  feragat etmeye kolay kolay yanaşmayan ordu AB'nin daha fazla  sivil kontrol taleplerinden de aynı şekilde tedirgin. Eğer Erdoğan cumhurbaşkanı olursa, Türkiye'de bu tedirginlik,  zaten belirsizlik arzeden siyasi arenada gerginliği daha da  artıracaktır." (03/02)

 

ALMANYA BASINI:

Kölner Stadt-Anzeiger: "Schavan: Türkiye'yi AB Üyesi Olarak Tasavvur Etmek Güç": "Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Orhan Pamuk'un Almanya  gezisini iptali sonrasında, Eğitim ve Bilimsel Araştırma  Bakanı Annette Schavan (CDU), Türkiye'nin Avrupa  yeterliliğini sorguladı. Bakan, Kölner Stadt-Anzeiger  gazetesine yaptığı açıklamada, ‘Nobel ödülü almış bir  kişinin, tarihi olaylara eleştirel bir açıdan ışık tutması  nedeniyle yaşamından endişe etmek zorunda kaldığı bir ülke  düşünün. Böyle bir ülkeyi AB içinde tasavvur etmek güç.’  dedi. Tarih olgusunu modern gizleme yöntemleri Avrupa'ya  pek uymuyor." (02/02)

 

Der Tagesspiegel: "Pamuk'un Uyarısı": "Hrant Dink cinayeti ve Orhan Pamuk'un Almanya gezisini  iptal etmesinden beri, Türkiye'de baş gösteren ve terörist  bir boyutta kendisini hissettirme tehlikesine sahip olan  yeni aşırı milliyetçilik dalgası, endişe verici bir şekilde  Avrupa kamuoyunda yer edinmeye başlıyor. Malesef bu suretle Türkiye'nin AB üyeliği lobisi  zayıflama belirtileri gösterecektir. Olaylar Avrupa  perspektifinin Türkiye için ne kadar önemli olduğunu  gösteriyor. Türkler için geçerli olan, ortak bir Avrupa  evinde ve çok uluslu bir devlete yakışır bir şekilde bir  ulusal hissiyat oluşturmaktır. Aşırı milliyetçiler Türkiye'nin  çıkarlarına ters davranıyorlar. Dink cinayetine verilen  tepkiler halkın bunun bilincinde olduğunu gösteriyor.  Bu yüzden ülkenin Avrupa perspektifi devam etmek zorundadır. Aralık 2006 yılından bu yana, Türkiye'nin AB üyeliği  son derece sorgulanmaya başladı. Fakat Avrupa kapıyı  henüz tam anlamıyla kapamış değil. (…) Türkiye'deki aşırı milliyetçiliğin nelere mal olabileceğini  çok acı bir şekilde Dink cinayeti gösterdi. Avrupa'da  genel olarak Türkiye'ye yönelik olumsuz bir hava hakim. Ekonomik açıdan da Türkiye'nin AB üyeliği karşıtları  önemli bir yanılgı içinde bulunuyorlar. Türkiye AB üyesi  olmadan da önümüzdeki yıllarda sadece pazar değil aynı  zamanda üretim merkezi olarak önem kazanmaya devam  edecektir. Son üç senede senelik yüzde 10'un üzerinde bir  büyüme oranıyla Türkiye sadece jeopolitik önemini değil aynı  zamanda ekonomik önemini de korumaya devam ediyor. Bu  bağlamda Türkiye'nin önümüzdeki yıllarda AB'ye üye olarak  entegre olması, AB kapısının önünde olmasına tercih  edilecektir. (…) AB şu anda izlediği Türkiye politikasını ciddi olarak  sorgulamalıdır. Netice itibarıyla Türkiye'nin AB tam  üyeliği her iki tarafın çıkarları gereğidir. Ancak bu yol  her iki taraf için de açık olmalıdır." (Faruk Şen, 02/02)

 

Deutschlandradio: "Avrupa Bu Değil":

 

"(…)

 

SORU: Sayın Eurlings, çok açık ifadeler kullanıyorsunuz.  Sizce bu yeni gelişmeler ışığında Türkiye'nin üyelik müzakereleri  konusunda ne gibi sonuçlar çıkarılmalıdır?

 

EURLINGS: Yasaları değiştirmeden ileriye doğru bir adım atılamayacağını Türk siyasetçilerinin artık idrak etmelerinin  zamanı gelmiştir. Hrant Dink'i şahsen yakından tanırdım. Dink bir provokatör değildi. Çok kibar bir insandı. Çok da gururlu  bir Türk'tü. Ermeni kökenliydi fakat Türkiye'nin bir parçası  olmaktan da çok gurur duyardı. Kendisi her defasında Türkiye'den  yana olduğunu fakat Türkiye'nin, hapse girme korkusu olmaksızın  fikirlerin serbestçe ifade edilebildiğinde daha iyi bir ülke  olacağına inanıyordu. (…)

 

SORU: Avrupa, AB ve Avrupa Parlamentosu olarak sizler,  Türk Hükümeti’ndeki anlayışa katkıda bulunmak amacıyla neler yapabilirsiniz?

 

            EURLINGS: Çok açık konuşmalı ve güçlü durmalıyız. Türkiye  bir üye adayıdır. Bu konuda adil ve dürüst olmalıyız. Ancak  adil ve dürüst olmanın anlamı aynı zamanda kendi taleplerimizi unutmamaktır. Sadece koşulları yerine getirmek isteyen ülkeler  Avrupa yolunda ilerleyebilecektir. Avrupa Parlamentosu iki yıl  boyunca Türkiye'nin 2002-2004 yılları arasında çok sayıda  reformu gerçekleştirdiğini dile getirip durdu, ama bunlar  henüz yeterli değil. Büyük bir hızla reformlara devam  edilmelidir. Ayrıca Avrupa Parlamentosu, her fırsatta,  müzakerelerin ilk yıllarında önceliğin siyasi kriterlerin  yerine getirilmesi olduğunu dile getirdi. Şimdilerde masanın  üzerinde duran konu da bu zaten. Avrupa Parlamentosu, daha  birkaç ay önce Türkiye'nin bu durumu değiştireceği ve ülkede  önümüzdeki yıl ifade özgürlüğü ile din ve vicdan özgürlüğünün  yanı sıra, kadın haklarının da yerleşeceğini vurguladı. Gerçekle  yüzleşme vaktinin geldiğine inanıyorum. Eğer Türk siyasetçileri Avrupa yolunda ilerlemekte ciddiyseler, daha fazla reform  yapmalıdırlar.

 

SORU: Yani açık ve net olarak Avrupa Birliği'nin  temsilcilerinden ne talep ediyorsunuz? Müzakerelere şimdi  nasıl devam edilmelidir?

 

            EURLINGS: Türkiye'ye önümüzdeki yıl içerisinde yasalarını  değiştirip, Avrupa'nın yerleşik bir değeri olan ifade özgürlüğünü gerçekten de yasal güvence altına aldığında ancak müzakerelere  devam edilebileceğini apaçık söylemeliyiz. Yani Hrant Dink'in  dramatik bir biçimde katledilmesinin ve Nobel ödüllü Orhan  Pamuk'a yönelik son tehditlerin ardından hiçbir şey olmamış  gibi davranamayız. Orhan Pamuk ve Hrant Dink gibi şahsiyetleri  bizzat tanıdığınızda, bu kişilerin provokatör değil ne kadar  iyi insanlar olduğunu görürsünüz. Avrupalı olmak isteyen bir  ülkede, bunların tehlike altında olmalarına izin verilmemelidir." (Bettina Klein, Avrupa Parlamentosu  Türkiye Raportörü Camiel Eurlings ile yapılan mülakat, 01/02)

 

 

NOT: Bu bülten, 02-04 Şubat 2007 tarihleri arasında Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

 

 

 

ESKİ SAYILAR