ABD BASINI:
The Washington Times: "Türkiye'nin Belirsiz Zamanları":
"Türkiye'nin seçim yılı dolayısıyla ilgili öne çıkan soruların en
başında şimdiki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olma
kararı verip vermeyeceğidir. Erdoğan'ın kararını, nisan ayına kadar,
yani şimdiki Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in görev süresinin
dolacağı mayıs ayı itibariyle yeni bir cumhurbaşkanı seçimi gündeme
gelmeden açıklaması ihtimal dışıysa da, ılımlı İslamcı Erdoğan'ın
cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturması ve lideri olduğu İslamcı Adalet ve
Kalkınma Partisi'nin de parlamentoda çoğunlukta olması Türkiye'de
laikliği aşındıracağı endişesi yaratıyor. (…) Türkiye'de seçimlerin
gündemini AB katılım süreci aleyhtarlığı ve Türk kimliğine yönelik daha
kapsamlı sorular oluşturacak. AB süreci Türkiye'de son derece ihtiyaç
duyulan ancak bir hayli de zor olan siyasi ve ekonomik reformlar için
fevkalade değerli bir şablon oluşturdu. Ancak sürecin pek çok Türkün
beklediği şekilde ilerlememesi, Türkiye'nin bu doğrultudaki emellerinin
ve sürecin savunucuların daha hızlı bir şekilde gözden düşmesine neden
olmakta. Kendi statüsünden feragat etmeye kolay kolay yanaşmayan ordu
AB'nin daha fazla sivil kontrol taleplerinden de aynı şekilde tedirgin.
Eğer Erdoğan cumhurbaşkanı olursa, Türkiye'de bu tedirginlik, zaten
belirsizlik arzeden siyasi arenada gerginliği daha da artıracaktır."
(03/02)
ALMANYA BASINI:
Kölner Stadt-Anzeiger: "Schavan: Türkiye'yi AB Üyesi
Olarak Tasavvur Etmek Güç": "Nobel Edebiyat
Ödülü sahibi Orhan Pamuk'un Almanya gezisini iptali sonrasında, Eğitim
ve Bilimsel Araştırma Bakanı Annette Schavan (CDU), Türkiye'nin Avrupa
yeterliliğini sorguladı. Bakan, Kölner Stadt-Anzeiger gazetesine
yaptığı açıklamada, ‘Nobel ödülü almış bir kişinin, tarihi olaylara
eleştirel bir açıdan ışık tutması nedeniyle yaşamından endişe etmek
zorunda kaldığı bir ülke düşünün. Böyle bir ülkeyi AB içinde tasavvur
etmek güç.’ dedi. Tarih olgusunu modern gizleme yöntemleri Avrupa'ya
pek uymuyor." (02/02)
Der Tagesspiegel: "Pamuk'un Uyarısı":
"Hrant Dink cinayeti ve Orhan Pamuk'un Almanya gezisini iptal
etmesinden beri, Türkiye'de baş gösteren ve terörist bir boyutta
kendisini hissettirme tehlikesine sahip olan yeni aşırı milliyetçilik
dalgası, endişe verici bir şekilde Avrupa kamuoyunda yer edinmeye
başlıyor. Malesef bu suretle Türkiye'nin AB üyeliği lobisi zayıflama
belirtileri gösterecektir. Olaylar Avrupa perspektifinin Türkiye için
ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Türkler için geçerli olan, ortak
bir Avrupa evinde ve çok uluslu bir devlete yakışır bir şekilde bir
ulusal hissiyat oluşturmaktır. Aşırı milliyetçiler Türkiye'nin
çıkarlarına ters davranıyorlar. Dink cinayetine verilen tepkiler halkın
bunun bilincinde olduğunu gösteriyor. Bu yüzden ülkenin Avrupa
perspektifi devam etmek zorundadır. Aralık 2006 yılından bu yana,
Türkiye'nin AB üyeliği son derece sorgulanmaya başladı. Fakat Avrupa
kapıyı henüz tam anlamıyla kapamış değil. (…) Türkiye'deki aşırı
milliyetçiliğin nelere mal olabileceğini çok acı bir şekilde Dink
cinayeti gösterdi. Avrupa'da genel olarak Türkiye'ye yönelik olumsuz
bir hava hakim. Ekonomik açıdan da Türkiye'nin AB üyeliği karşıtları
önemli bir yanılgı içinde bulunuyorlar. Türkiye AB üyesi olmadan da
önümüzdeki yıllarda sadece pazar değil aynı zamanda üretim merkezi
olarak önem kazanmaya devam edecektir. Son üç senede senelik yüzde
10'un üzerinde bir büyüme oranıyla Türkiye sadece jeopolitik önemini
değil aynı zamanda ekonomik önemini de korumaya devam ediyor. Bu
bağlamda Türkiye'nin önümüzdeki yıllarda AB'ye üye olarak entegre
olması, AB kapısının önünde olmasına tercih edilecektir. (…) AB şu anda
izlediği Türkiye politikasını ciddi olarak sorgulamalıdır. Netice
itibarıyla Türkiye'nin AB tam üyeliği her iki tarafın çıkarları
gereğidir. Ancak bu yol her iki taraf için de açık olmalıdır."
(Faruk Şen, 02/02)
Deutschlandradio: "Avrupa Bu Değil":
"(…)
SORU: Sayın Eurlings, çok açık
ifadeler kullanıyorsunuz. Sizce bu yeni gelişmeler ışığında Türkiye'nin
üyelik müzakereleri konusunda ne gibi sonuçlar çıkarılmalıdır?
EURLINGS: Yasaları
değiştirmeden ileriye doğru bir adım atılamayacağını Türk
siyasetçilerinin artık idrak etmelerinin zamanı gelmiştir. Hrant Dink'i
şahsen yakından tanırdım. Dink bir provokatör değildi. Çok kibar bir
insandı. Çok da gururlu bir Türk'tü. Ermeni kökenliydi fakat
Türkiye'nin bir parçası olmaktan da çok gurur duyardı. Kendisi her
defasında Türkiye'den yana olduğunu fakat Türkiye'nin, hapse girme
korkusu olmaksızın fikirlerin serbestçe ifade edilebildiğinde daha iyi
bir ülke olacağına inanıyordu. (…)
SORU: Avrupa, AB ve Avrupa
Parlamentosu olarak sizler, Türk Hükümeti’ndeki anlayışa katkıda
bulunmak amacıyla neler yapabilirsiniz?
EURLINGS: Çok açık konuşmalı ve güçlü durmalıyız.
Türkiye bir üye adayıdır. Bu konuda adil ve dürüst olmalıyız. Ancak
adil ve dürüst olmanın anlamı aynı zamanda kendi taleplerimizi
unutmamaktır. Sadece koşulları yerine getirmek isteyen ülkeler Avrupa
yolunda ilerleyebilecektir. Avrupa Parlamentosu iki yıl boyunca
Türkiye'nin 2002-2004 yılları arasında çok sayıda reformu
gerçekleştirdiğini dile getirip durdu, ama bunlar henüz yeterli değil.
Büyük bir hızla reformlara devam edilmelidir. Ayrıca Avrupa
Parlamentosu, her fırsatta, müzakerelerin ilk yıllarında önceliğin
siyasi kriterlerin yerine getirilmesi olduğunu dile getirdi. Şimdilerde
masanın üzerinde duran konu da bu zaten. Avrupa Parlamentosu, daha
birkaç ay önce Türkiye'nin bu durumu değiştireceği ve ülkede önümüzdeki
yıl ifade özgürlüğü ile din ve vicdan özgürlüğünün yanı sıra, kadın
haklarının da yerleşeceğini vurguladı. Gerçekle yüzleşme vaktinin
geldiğine inanıyorum. Eğer Türk siyasetçileri Avrupa yolunda ilerlemekte
ciddiyseler, daha fazla reform yapmalıdırlar.
SORU: Yani açık ve net olarak
Avrupa Birliği'nin temsilcilerinden ne talep ediyorsunuz? Müzakerelere
şimdi nasıl devam edilmelidir?
EURLINGS: Türkiye'ye önümüzdeki yıl içerisinde
yasalarını değiştirip, Avrupa'nın yerleşik bir değeri olan ifade
özgürlüğünü gerçekten de yasal güvence altına aldığında ancak
müzakerelere devam edilebileceğini apaçık söylemeliyiz. Yani Hrant
Dink'in dramatik bir biçimde katledilmesinin ve Nobel ödüllü Orhan
Pamuk'a yönelik son tehditlerin ardından hiçbir şey olmamış gibi
davranamayız. Orhan Pamuk ve Hrant Dink gibi şahsiyetleri bizzat
tanıdığınızda, bu kişilerin provokatör değil ne kadar iyi insanlar
olduğunu görürsünüz. Avrupalı olmak isteyen bir ülkede, bunların
tehlike altında olmalarına izin verilmemelidir." (Bettina Klein,
Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Camiel Eurlings ile yapılan
mülakat, 01/02)
NOT:
Bu bülten, 02-04 Şubat 2007 tarihleri arasında Genel Müdürlüğümüze
ulaşan haber ve
yorumlardan
derlenerek hazırlanmıştır.
-
ESKİ SAYILAR