ABD BASINI:
AP: "Türkiye
Dışişleri Bakanı, AB'nin Türkiye'nin Üyeliğini Onaylayacağını Söyledi":
"Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Avrupa
Birliği'nin Türkiye'ye er veya geç üyelik teklifinde bulunacağını
söyledi. AB'nin Türkiye ile üyelik görüşmelerinin kısmi olarak
dondurulması kararına rağmen, Gül, Türkiye'nin üyeliğiyle sonlanan uzun
bir süreç umduklarını söyledi. Alman Marshall Fonu’nda konuşma yapan
Gül, ‘AB'nin eninde sonunda Türkiye'nin stratejik önemini kavrayacağına
ve de bu konudaki olumsuz yaklaşımının değişeceğine inanıyorum.’ dedi.
Gül, Orta Doğu ile ilişkileri bulunan çoğunluğu Müslüman olan
Türkiye'nin enerji kaynaklarının geçiş noktası olması ve Batı açısından
da öneminin giderek artması nedeniyle Türkiye'nin vazgeçilemez
olacağını söyledi." (08/02)
ALMANYA
BASINI:
Die Welt:
"Türkiye'nin AB Üyeliği":
"SORU:
Türkiye'nin AB üyeliği konusunda siz de tıpkı Şansölye Merkel gibi
‘ayrıcalıklı ortaklıktan’ yanasınız. Bu durum, Alman partili
dostlarınızı sevindirecek.
GUSENBAUER: Ben hep, bir ülkenin AB ile ilişkilerinde tam üyelikten
başka opsiyonlar da olması gerektiği görüşündeydim. Bu bağlamda son
genişleme turunu hazmetmek için, öncelikle mali açıdan yapmamız gereken
çok şey var. Kimilerinin Avrupa'nın uyumunu sulandırmak için, zorla
genişlemeden yana olduklarından şüpheleniyorum."
(Petra Stuiber, Avusturya Başbakanı Alfred Gusenbauer
ile yapılan mülakat, 07/02)
AVUSTURYA
BASINI:
Die Presse:
"AB ve Türkiye... Dürüstlük Gerekiyor":
"Türkiye'nin AB standartlarından çok uzakta olduğunu gösterecek bir
delile ihtiyaç olsaydı, Ermeni asıllı Türk gazeteci Hrant Dink'in
öldürülmesi olayı böyle bir delil olabilirdi. (…) ‘Türklüğe hakareti’
suç kabul eden bir ülkede, milliyetçi katillere kahraman muamelesi
yapılmasına kimsenin şaşmaması gerekir. Bu ülkenin, AB'ye tam üye olması
aslında tartışma konusu bile olmamalıydı. Tabii bu, bundan sonra ne
yapılacağının düşünülmesi gerektiği anlamına da geliyor, çünkü tamamen
değişik bir değerler sistemine sahip olan bu Ön Asya ülkesinin AB'ye
tam üye olmasını tahayyül edemeyenlerin, Türkiye'nin Avrupa'nın
güneydoğu sınırındaki önemli bir ortağı olduğunu akıllarından
çıkarmamaları gerekir. Ayrıca yerine getirilmeyen vaatler de Avrupa'nın
değerler sistemiyle pek bağdaşmıyor. Almanya Başbakanı tarafından sık
sık dile getirilen ‘imtiyazlı ortaklık’ bir çıkar yol olabilir. Son
zamanlarda Türkiye'de de bu görüşe rağbet arttı, çünkü halk bu yolla
itibarını kaybetmeden, ulusal egemenliğini koruyabileceğini anladı. Bu
çevreler, ortak olarak aynı düzeyde görüşmeyi ve çeşitli işbirliği
alanlarından kazanç sağlamayı bir avantaj olarak görüyor. Türkiye'nin
gelişmeye devam etmesi ve son yıllardaki tüm reformların soyutlayıcı
bir ret cevabı ile silinmemesi, tabii ki Avrupa'nın da çıkarına.
Katılımdan yana olanların argümanları bazen yanlış olsa bile, yalnız
Türkiye'nin değil, Avrupa'nın da ekonomi, enerji sevkiyatı ve
entegrasyon konularında ortaklar arasındaki işbirliğinden kazanç
sağlayabileceği doğru. Burada dış politikadan söz etmek ise tamamen
yanlış. Türkiye'nin İslam dünyası ile Avrupa arasında bir köprü işlevi
görebileceği umudu gerçeklerle bağdaşmıyor. İslamcı teröristler,
Batı'da yapacakları saldırılar için Erdoğan'dan izin istemiyorlar. (…)
Türkiye'nin dostları, Türkiye'nin demokrasi, insan hakları, ifade
özgürlüğü ve azınlıkların korunması gibi Kopenhag Kriterleri’ni
yalnızca kısmen yerine getirdiğini ya unutuyorlar ya da görmezlikten
geliyorlar. CDU'lu milletvekili Sommer, geçenlerde buna güzel bir örnek
verdi: ‘Türkiye Parlamentosu, Avrupa Komisyonu’nun şiddetli
protestolarına rağmen, yeni Terörle Mücadele Yasası'nı hazırladı.
Sonuç: Zaten sınırlı olan ifade ve basın özgürlükleri daha da
kısıtlandı.’ Buna rağmen Türkiye'nin Avrupa'ya bağlanması uygun
görülüyor. Ancak sık sık kullanılan Orta Doğu ile ‘köprü’ sözcüğü bile
Türkiye'nin Avrupa'ya dahil olmadığını gösteriyor. Bu köprünün yalnız
bir ayağı Avrupa'da, bir diğeri ise Doğu'da. Zaten Türkiye de siyasi
açıdan bu konuma uygun davranıyor. İstanbul'da yaşayanlar bunun
bilincinde, çünkü orada da Anadolu'dan gelenlerle Berlin'dekine benzer
sorunlar yaşanıyor. Avrupa'nın aslında bu yüzden de Türkiye ile
ortaklık düzeyinde görüşmesi gerekir. Türklerin, Avusturya ve
Almanya'daki entegrasyonunun pek başarılı olduğu söylenemez.
Avrupa'daki diğer ülkelerin yanı sıra bu iki ülkeye de bu konunun
hassasiyetinin çok geç farkına vardıklarını söylemek kaçınılmaz olacak.
Ancak Türkiye'den de vatandaşlarından entegrasyon yönünde gayret
göstermesini istemesinin talep edilebilmesi gerekir. Şimdiye kadar
hiçbir şey yapılmadı. Türk Hükümeti bu noktada harekete geçerse,
Avrupalı bir ortak olarak ciddiye alınabilir. Avrupa'nın da yapması
gereken çok şey var. Kıbrıs konusundaki onursuz çekişme bile şimdiye
kadar nasıl yanlış kartlarla oynandığının bir kanıtı. Artık dürüstlük
gerekiyor. Müzakere sürecinin sonunda verilecek bir ret cevabının
nelere yol açabileceğinin düşünülmesi gerek." (Detlef Kleinert,
08/02)
İNGİLTERE
BASINI:
Reuters: "Sarkozy,
Akdeniz Birliği İstiyor":
"Fransa'nın muhafazakar cumhurbaşkanı adayı Nicolas Sarkozy, yaptığı
açıklamada, Avrupa Birliği'nin örnek alınacağı ancak Türkiye'yi de
kapsayacak bir ‘Akdeniz ülkeleri birliği’ kurulmasını arzu ettiğini
ifade etti. Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkan Sarkozy, Portekiz,
İspanya, İtalya, Yunanistan ve Kıbrıs ile birlikte birliğin
oluşturulması yönünde herhangi bir girişimin Fransa'nın inisiyatifinde
olduğunu belirtti ve yeni birliğin 27 üyeli AB ile ortak olacağını
vurguladı. Fransa'nın güney sahilindeki liman kenti Toulon'da halka
açık bir toplantı sırasında yaptığı konuşmada, ‘Türkiye'ye; yeni
birliğe, Akdeniz Birliği'ne öncülük etme yönünde sunacağım teklif
herkesçe ortaklaşa arzu edilen bir tekliftir.’ dedi. Sarkozy, öne
sürülen birliğe Türkiye dışında AB üyesi olmayan bir başka ülkenin
üyeliğini telaffuz etmedi." (08/02)
İRAN BASINI:
Mehr Ajansı:
"Türkoğlu: İran, Türkiye'nin Dış Politikasında Öncelikli Bir Yere
Sahip":
"Türkiye'nin Tahran Büyükelçisi Hüsnü Gürcan Türkoğlu,
Mehr haber ajansına verdiği mülakatta, Ankara'nın Tahran ile
ilişkilerinin önemli olduğunu hatırlatarak şöyle konuştu: ‘İran,
Türkiye'nin dış politikasının öncelikleri arasında yer alıyor ve bu
ülkeyle ilişkilerin geliştirilmesine çaba sarfediliyor.’ (…) Türkoğlu,
Avrupa Komisyonu’nun son raporuna değinerek, ülkesinin AB üyeliği, ceza
yasaları, insan hakları, ifade özgürlüğü gibi konuların eleştirilmesi
ve reform süreci hakkında, ‘Tabii Türkiye'de siyasi ve ekonomik
reformlar sadece AB üyeliği için gerçekleşmiyor. Halkın beklentileri
ve ihtiyaçları doğrultusunda Türkiye bir takım girişimlerde bulunuyor
ve bunlar zorla ilerlemiyor. Gerçekleştireceğimiz reformlar, Avrupa
standartlarına ulaşmak çabalarımızdır. Türkiye'nin AB ile ilişkileri 50
yıl öncesine dayanmaktadır. Bu yüzden birkaç ay ve birkaç yılla
tartacağımız bir süreç değildir. Tabii bu arada bazı konuların gündeme
gelmesi doğaldır. Örneğin İngiltere'nin AB üyeliği de birkaç kez
Fransa tarafından veto edildi. Türkiye'nin Birliğe üyelik süreci de
bir-iki kez durdu. Genel olarak AB üyelik sürecinin anlaşma temeline
dayandığını söylemek gerekir. AB'nin belirli ön şartları var, müzakere
süreci başladı. Hem Türkiye hem de AB, sorunları gidermek için
çabalıyor. Türkiye ve AB'nin koordinasyonu Birlikte herkesin hemfikir
olduğu bir politikadır ve siyasi açıdan da AB bu yönde Türkiye ile
müzakere sürecini başlatma kararı almıştır.’ dedi. Türkiye'nin Tahran
Büyükelçisi Türkoğlu, Türkiye-AB müzakerelerinin askıya alınması ve
Türkiye'nin üyeliği konusunda ülkede ve bazı Avrupa ülkelerinde yapılan
anket sonuçlarının olumsuz çıkmasıyla ilgili olarak şunları söyledi:
‘Türkiye, bu konuya modernleşme projesi olarak bakıyor. Hem Türkiye hem
AB demokratiktir ve farklı görüşlerin olması da doğaldır. Eğilimler de
doğal olarak gelişmelere göre değişir. Önemli olan, halkın demokratik
yollarla seçtiği parlamentodaki temsilcilerin kararıdır. AB üyesi 27
ülke ve aynı şekilde Türk Hükümeti ve Meclisi, siyasi açıdan üyelik
sürecini sürdürmeye kararlılar. Bu konuda da hiçbir şüphe yok. Ancak
ne zaman ve nasıl gerçekleşeceği konusu ayrıntılara bağlıdır.’
Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilgili umutları konusunda ise Türkoğlu şöyle
konuştu: ‘Bu konu, hakkında en son karar alınması gereken bir süreçtir.
AB içerisinde bazı çevrelerin Türkiye'nin Müslüman olmasından dolayı
birtakım tereddütleri olabilir ancak buna rağmen bazıları da
Türkiye'nin Müslüman oluşu nedeniyle AB üyeliğine girmesini istiyor.
Avrupa'da milyonlarca Müslümanın yaşadığını unutmamak gerek.’
Avrupa'nın, Türkiye'nin 10-15 yıl sonra AB üyeliğine kabul edileceğine
inandığı konusunda Türkoğlu, ‘Bu konu, Türkiye ile AB'nin
faaliyetlerine bağlıdır.’ dedi. (06/02)
YUNANİSTAN
BASINI:
Pontiki:
"Fener Sönüyor, Yunan Dışişleri Bakanlığı Başka Konularla Uğraşıyor":
"İstanbul'daki Ekümenik Patrikhane, gerek yasal kimliğini
ve ekümenik karakterini tanımama yönündeki Türk uzlaşmazlığı, gerekse
Yunan Dışişleri Bakanı'nın Ekümenik Patrikhane’nin Türk makamlarının
esiri olmasını önemli bir konu olarak uluslararası forumlarda ön plana
çıkarmama ve Türkiye'nin AB yükümlülüklerine bu konuyu dahil etmeme
kararı nedeniyle, önümüzdeki yıllarda yaşamını ve işlevselliğini
sürdürmek konusunda sorunlarla karşı karşılaşacak. Türkiye'nin
birkaç yıldır bir dizi yasal düzenlemeyle Ekümenik Patrikhane’nin ömrünü
kısaltmaya çalıştığını, bu düzenlemelerin AB yükümlülüklerine aykırı
olmasına ve AB üyeliğini frenlemesine rağmen, Patrikhane'nin rahatsız
edici varlığından kurtulmaya uğraştığını Yunan Dışişleri Bakanlığı’nın
yetkili makamları da biliyor. Ancak, birkaç yıl önce İsidoros
Kuvelos'le evliliğinin Patrik Bartolomeos tarafından takdis edilmesi
için İstanbul'a koşan Dora Bakoyanni, Patrikhane'yi Yunan dış
politikasının stratejik planları dışında bıraktı ve çok genel bir
ifadeyle Türkiye'nin yükümlülüklerine saygı göstermesi gereğinden söz
ederek, AB üyesi olması gerektiğini tek başına Avrupa'da savunmaya
devam ediyor." (08/02)
NOT:
Bu bülten, 07-08 Şubat 2007 tarihleri arasında Genel Müdürlüğümüze
ulaşan haber ve
yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.
-
ESKİ SAYILAR