09.02.2007

   

Anasayfa

e-posta


 

 

ABD BASINI:

AP: "Türkiye Dışişleri Bakanı, AB'nin Türkiye'nin Üyeliğini Onaylayacağını Söyledi": "Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye  er veya geç üyelik teklifinde bulunacağını söyledi. AB'nin Türkiye ile üyelik görüşmelerinin kısmi  olarak dondurulması kararına rağmen, Gül, Türkiye'nin  üyeliğiyle sonlanan uzun bir süreç umduklarını söyledi. Alman Marshall Fonu’nda konuşma yapan Gül, ‘AB'nin  eninde sonunda Türkiye'nin stratejik önemini kavrayacağına ve de bu konudaki olumsuz yaklaşımının değişeceğine  inanıyorum.’ dedi. Gül, Orta Doğu ile ilişkileri bulunan çoğunluğu  Müslüman olan Türkiye'nin enerji kaynaklarının geçiş  noktası olması ve Batı açısından da öneminin giderek  artması nedeniyle Türkiye'nin vazgeçilemez olacağını  söyledi." (08/02) 

 

ALMANYA BASINI:

Die Welt: "Türkiye'nin AB Üyeliği":  

            "SORU: Türkiye'nin AB üyeliği konusunda siz de tıpkı  Şansölye Merkel gibi ‘ayrıcalıklı ortaklıktan’ yanasınız.  Bu durum, Alman partili dostlarınızı sevindirecek. 

            GUSENBAUER: Ben hep, bir ülkenin AB ile ilişkilerinde  tam üyelikten başka opsiyonlar da olması gerektiği  görüşündeydim. Bu bağlamda son genişleme turunu hazmetmek  için, öncelikle mali açıdan yapmamız gereken çok şey var.  Kimilerinin Avrupa'nın uyumunu sulandırmak için, zorla  genişlemeden yana olduklarından şüpheleniyorum." (Petra Stuiber, Avusturya Başbakanı Alfred  Gusenbauer ile yapılan mülakat, 07/02)

 

AVUSTURYA BASINI:

Die Presse: "AB ve Türkiye... Dürüstlük Gerekiyor": "Türkiye'nin AB standartlarından çok uzakta olduğunu  gösterecek bir delile ihtiyaç olsaydı, Ermeni asıllı Türk  gazeteci Hrant Dink'in öldürülmesi olayı böyle bir delil olabilirdi. (…) ‘Türklüğe hakareti’ suç kabul eden bir  ülkede, milliyetçi katillere  kahraman muamelesi yapılmasına kimsenin şaşmaması gerekir. Bu ülkenin, AB'ye tam üye olması aslında tartışma konusu  bile olmamalıydı. Tabii bu, bundan sonra ne yapılacağının düşünülmesi  gerektiği anlamına da geliyor, çünkü tamamen değişik bir  değerler sistemine sahip olan bu Ön Asya ülkesinin AB'ye  tam üye olmasını tahayyül edemeyenlerin, Türkiye'nin  Avrupa'nın güneydoğu sınırındaki önemli bir ortağı olduğunu  akıllarından çıkarmamaları gerekir. Ayrıca yerine getirilmeyen  vaatler de Avrupa'nın değerler sistemiyle pek bağdaşmıyor. Almanya Başbakanı tarafından sık sık dile getirilen  ‘imtiyazlı ortaklık’ bir çıkar yol olabilir. Son zamanlarda Türkiye'de de bu görüşe rağbet arttı, çünkü halk bu yolla  itibarını kaybetmeden, ulusal egemenliğini koruyabileceğini anladı. Bu çevreler, ortak olarak aynı düzeyde görüşmeyi ve  çeşitli işbirliği alanlarından kazanç sağlamayı bir avantaj  olarak görüyor. Türkiye'nin gelişmeye devam etmesi ve son yıllardaki  tüm reformların soyutlayıcı bir ret cevabı ile silinmemesi,  tabii ki Avrupa'nın da çıkarına. Katılımdan yana olanların  argümanları bazen yanlış olsa bile, yalnız Türkiye'nin değil, Avrupa'nın da ekonomi, enerji sevkiyatı ve entegrasyon  konularında ortaklar arasındaki işbirliğinden kazanç  sağlayabileceği doğru. Burada dış politikadan söz etmek ise tamamen yanlış.  Türkiye'nin İslam dünyası ile Avrupa arasında bir köprü  işlevi görebileceği umudu gerçeklerle bağdaşmıyor. İslamcı  teröristler, Batı'da yapacakları saldırılar için Erdoğan'dan  izin istemiyorlar. (…) Türkiye'nin dostları, Türkiye'nin demokrasi, insan  hakları, ifade özgürlüğü ve azınlıkların korunması gibi  Kopenhag Kriterleri’ni yalnızca kısmen yerine getirdiğini  ya unutuyorlar ya da görmezlikten geliyorlar. CDU'lu  milletvekili Sommer, geçenlerde buna güzel bir örnek verdi: ‘Türkiye Parlamentosu, Avrupa Komisyonu’nun şiddetli  protestolarına rağmen, yeni Terörle Mücadele Yasası'nı  hazırladı. Sonuç: Zaten sınırlı olan ifade ve basın  özgürlükleri daha da kısıtlandı.’ Buna rağmen Türkiye'nin Avrupa'ya bağlanması uygun  görülüyor. Ancak sık sık kullanılan Orta Doğu ile ‘köprü’ sözcüğü bile Türkiye'nin Avrupa'ya dahil olmadığını  gösteriyor. Bu köprünün yalnız bir ayağı Avrupa'da, bir  diğeri ise Doğu'da. Zaten Türkiye de siyasi açıdan bu  konuma uygun davranıyor. İstanbul'da yaşayanlar bunun  bilincinde, çünkü orada da Anadolu'dan gelenlerle  Berlin'dekine benzer sorunlar yaşanıyor. Avrupa'nın aslında bu yüzden de Türkiye ile ortaklık  düzeyinde görüşmesi gerekir. Türklerin, Avusturya ve  Almanya'daki entegrasyonunun pek başarılı olduğu söylenemez.  Avrupa'daki diğer ülkelerin yanı sıra bu iki ülkeye de bu  konunun hassasiyetinin çok geç farkına vardıklarını söylemek  kaçınılmaz olacak. Ancak Türkiye'den de vatandaşlarından  entegrasyon yönünde gayret göstermesini istemesinin talep  edilebilmesi gerekir. Şimdiye kadar hiçbir şey yapılmadı.  Türk Hükümeti bu noktada harekete geçerse, Avrupalı bir  ortak olarak ciddiye alınabilir. Avrupa'nın da yapması gereken çok şey var. Kıbrıs  konusundaki onursuz çekişme bile şimdiye kadar nasıl yanlış  kartlarla oynandığının bir kanıtı. Artık dürüstlük gerekiyor.  Müzakere sürecinin sonunda verilecek bir ret cevabının nelere  yol açabileceğinin düşünülmesi gerek." (Detlef Kleinert, 08/02)  

 

İNGİLTERE BASINI:

Reuters: "Sarkozy, Akdeniz Birliği İstiyor": "Fransa'nın muhafazakar cumhurbaşkanı adayı Nicolas Sarkozy, yaptığı açıklamada,  Avrupa Birliği'nin örnek alınacağı ancak Türkiye'yi de  kapsayacak bir ‘Akdeniz ülkeleri birliği’ kurulmasını arzu  ettiğini ifade etti. Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkan Sarkozy, Portekiz,  İspanya, İtalya, Yunanistan ve Kıbrıs ile birlikte birliğin  oluşturulması yönünde herhangi bir girişimin Fransa'nın  inisiyatifinde olduğunu belirtti ve yeni birliğin 27 üyeli  AB ile ortak olacağını vurguladı. Fransa'nın güney sahilindeki liman kenti Toulon'da  halka açık bir toplantı sırasında yaptığı konuşmada,  ‘Türkiye'ye; yeni birliğe, Akdeniz Birliği'ne öncülük  etme yönünde sunacağım teklif herkesçe ortaklaşa arzu  edilen bir tekliftir.’ dedi. Sarkozy, öne sürülen birliğe Türkiye dışında AB üyesi  olmayan bir başka ülkenin üyeliğini telaffuz etmedi." (08/02) 

 

İRAN BASINI:

Mehr Ajansı: "Türkoğlu: İran, Türkiye'nin Dış Politikasında Öncelikli Bir Yere Sahip": "Türkiye'nin Tahran Büyükelçisi Hüsnü Gürcan Türkoğlu, Mehr haber ajansına verdiği mülakatta, Ankara'nın Tahran ile ilişkilerinin önemli olduğunu hatırlatarak  şöyle konuştu: ‘İran, Türkiye'nin dış politikasının öncelikleri  arasında yer alıyor ve bu ülkeyle ilişkilerin geliştirilmesine  çaba sarfediliyor.’ (…) Türkoğlu, Avrupa Komisyonu’nun son raporuna değinerek,  ülkesinin AB üyeliği, ceza yasaları, insan hakları, ifade  özgürlüğü gibi konuların eleştirilmesi ve reform süreci  hakkında, ‘Tabii Türkiye'de siyasi ve ekonomik reformlar  sadece AB üyeliği için gerçekleşmiyor. Halkın beklentileri  ve ihtiyaçları doğrultusunda Türkiye bir takım girişimlerde  bulunuyor ve bunlar zorla ilerlemiyor. Gerçekleştireceğimiz  reformlar, Avrupa standartlarına ulaşmak çabalarımızdır.  Türkiye'nin AB ile ilişkileri 50 yıl öncesine dayanmaktadır. Bu yüzden birkaç ay ve birkaç yılla tartacağımız bir süreç  değildir. Tabii bu arada bazı konuların gündeme gelmesi  doğaldır. Örneğin İngiltere'nin AB üyeliği de birkaç kez Fransa  tarafından veto edildi. Türkiye'nin Birliğe üyelik süreci de  bir-iki kez durdu. Genel olarak AB üyelik sürecinin anlaşma  temeline dayandığını söylemek gerekir. AB'nin belirli ön  şartları var, müzakere süreci başladı. Hem Türkiye hem de AB, sorunları gidermek için çabalıyor. Türkiye ve AB'nin  koordinasyonu Birlikte herkesin hemfikir olduğu bir politikadır  ve siyasi açıdan da AB bu yönde Türkiye ile müzakere sürecini  başlatma kararı almıştır.’ dedi. Türkiye'nin Tahran Büyükelçisi Türkoğlu, Türkiye-AB  müzakerelerinin askıya alınması ve Türkiye'nin üyeliği  konusunda ülkede ve bazı Avrupa ülkelerinde yapılan anket  sonuçlarının olumsuz çıkmasıyla ilgili olarak şunları söyledi:  ‘Türkiye, bu konuya modernleşme projesi olarak bakıyor. Hem  Türkiye hem AB demokratiktir ve farklı görüşlerin olması da  doğaldır. Eğilimler de doğal olarak gelişmelere göre değişir.  Önemli olan, halkın demokratik yollarla seçtiği parlamentodaki temsilcilerin kararıdır. AB üyesi 27 ülke ve aynı şekilde  Türk Hükümeti ve Meclisi, siyasi açıdan üyelik sürecini  sürdürmeye kararlılar. Bu konuda da hiçbir şüphe yok. Ancak  ne zaman ve nasıl gerçekleşeceği konusu ayrıntılara bağlıdır.’ Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilgili umutları konusunda ise  Türkoğlu şöyle konuştu: ‘Bu konu, hakkında en son karar  alınması gereken bir süreçtir. AB içerisinde bazı çevrelerin  Türkiye'nin Müslüman olmasından dolayı birtakım tereddütleri  olabilir ancak buna rağmen bazıları da Türkiye'nin Müslüman  oluşu nedeniyle AB üyeliğine girmesini istiyor. Avrupa'da  milyonlarca Müslümanın yaşadığını unutmamak gerek.’ Avrupa'nın, Türkiye'nin 10-15 yıl sonra AB üyeliğine  kabul edileceğine inandığı konusunda Türkoğlu, ‘Bu konu,  Türkiye ile AB'nin faaliyetlerine bağlıdır.’ dedi. (06/02)

 

YUNANİSTAN BASINI:

Pontiki: "Fener Sönüyor, Yunan Dışişleri Bakanlığı Başka  Konularla Uğraşıyor": "İstanbul'daki Ekümenik Patrikhane, gerek yasal kimliğini ve ekümenik karakterini tanımama yönündeki Türk uzlaşmazlığı, gerekse Yunan Dışişleri Bakanı'nın Ekümenik Patrikhane’nin  Türk makamlarının esiri olmasını önemli bir konu olarak  uluslararası forumlarda ön plana çıkarmama ve Türkiye'nin  AB yükümlülüklerine bu konuyu dahil etmeme kararı nedeniyle,  önümüzdeki yıllarda yaşamını ve işlevselliğini sürdürmek  konusunda sorunlarla karşı karşılaşacak. Türkiye'nin birkaç yıldır bir dizi yasal düzenlemeyle Ekümenik Patrikhane’nin ömrünü kısaltmaya çalıştığını, bu  düzenlemelerin AB yükümlülüklerine aykırı olmasına ve AB üyeliğini frenlemesine rağmen, Patrikhane'nin rahatsız edici  varlığından kurtulmaya uğraştığını Yunan Dışişleri Bakanlığı’nın yetkili makamları da biliyor. Ancak, birkaç yıl önce İsidoros Kuvelos'le evliliğinin Patrik Bartolomeos tarafından takdis edilmesi için İstanbul'a  koşan Dora Bakoyanni, Patrikhane'yi Yunan dış politikasının stratejik planları dışında bıraktı ve çok genel bir ifadeyle Türkiye'nin yükümlülüklerine saygı göstermesi gereğinden söz  ederek, AB üyesi olması gerektiğini tek başına Avrupa'da  savunmaya devam ediyor." (08/02)

 

 

NOT: Bu bülten, 07-08 Şubat 2007 tarihleri arasında Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

 

 

ESKİ SAYILAR