16.02.2007

   

Anasayfa

e-posta


 

ABD BASINI:

Amerika'nın Sesi Radyosu: "Almanya'da Türkiye Tartışması": "Türkiye'nin olası Avrupa Birliği üyeliği Almanya'nın  sürekli gündeminde. Çünkü Federal Koalisyon hükümet ortakları  arasında bu konuda ciddi görüş ayrılıkları var. Tartışmalar  Almanya'nın Dönem Başkanlığı ile yeniden alevlendi ve ‘Almanya  Türkiye'ye Güney Kıbrıs'a limanlarını açması yolunda baskı  uygulayacak mı’? sorusunu da gündeme getirdi. Koalisyon ortağı Sosyal Demokrat Parti SPD Genel Başkanı Kurt Beck, Amerika'nın Sesi'nin sorularını yanıtladı. SPD Genel Başkanı Kurt Beck, Türkiye-AB sürecini de yakından takip ediyor. SPD Genel Başkanı Kurt Beck,  Almanya'nın AB Dönem Başkanlığı’nda, son yıllarda Alman  hükümetlerince Türkiye konusunda izlenen politikalara sadık  kalınacağını ve özellikle kendi partisinin hükümette  bulunmasının bunun garantörü olduğunu söylüyor. Beck şöyle konuştu: ‘Almanya'nın AB Dönem Başkanlığı  sırasında şu ana dek izlenen Türkiye AB politikasına sadık  kalınmalıdır ve bunu zaten yapıyoruz. İzlediğimiz söz konusu  bu yol ise, Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerinin ilerleme  kaydetmesine destek olmaktır. Büyük koalisyon partileri  SPD ve CDU arasında Türkiye'nin AB üyeliği konusunda sorun  yaşayacağımıza inanmıyorum. Çünkü Gerhard Schröder döneminde  yapılan Türkiye'nin AB üyeliği politikasının devam etmesi  yönünde bir koalisyon anlaşması yaptık. Ve bu anlaşma halen  geçerliliğini koruyor.’ Beck, Büyük Koalisyon olarak tanımlanan Federal Hükümet de, ortakları Birlik Partileri ile aralarında bu  konuda farklı görüşler olduğunu kabul ediyor. Bilindiği  gibi, Başbakan Merkel ve Birlik Partileri Türkiye'ye tam  üyelik yerine imtiyazlı ortaklık verilmesinden yana. İki  tarafın imzaladığı koalisyon anlaşmasında Türkiye konusuna  açıklık getirildiğini ifade eden Beck, Schröder hükümeti  döneminde yürütülen Türkiye-AB siyasetinin devam etmesi  yönünde bağlayıcı bir karar olduğunu hatırlatıyor ve  ‘yapılan açıklamalara değil, mevzuata bakın’ diyor. Bununla  birlikte Kıbrıs konusunun AB sürecinde Türkiye'nin önünde  engel teşkil etmemesini temenni eden Beck, AB'nin bu konuda  beklentileri olduğunu vurguluyor. Beck şöyle diyor: ‘Bence önemli olan adım adım AB temel  yapısının benimsenmesi için çaba sarfetmektir. Zira AB içinde  iki ülkenin boykot uygulaması asla söz konusu olamaz. Çünkü  her şeyden önce AB içinde bölünmüş iki ayrı ülke mümkün  olamaz. Açık bir pazar ve limanların boykotu bu ikisi bir  biriyle kesinlikle örtüşmüyor ve kabul edilemez bir durumdur.  Bu alanda Kıbrıs'a olduğu kadar, Yunanistan'a da yükümlülükler  düştüğünü biliyorum.’" (Cem Dalaman, 13/02)

 

ALMANYA BASINI:

Frankfurter Allgemeine Zeitung: "AB İçin Can Sıkıcı Bir Durum": "Hıristiyan Demokratlar (CDA), Sosyal Demokratlar (PvdA)  ve küçük muhafazakar Christen-Unie partilerinin koalisyon  anlaşmasında, ‘Hollanda, gelecekte de yapıcı ve yaratıcı  bir uluslararası partner olarak temsil edilecek’ deniliyor.  Bunun ne anlama geldiği, küçük harflerle kaleme alınan  ‘Avrupa’ paragrafından tam olarak anlaşılmıyor. Yeni hükümet  daha ziyade, AB devletlerinin çoğunluğunun canını sıkacak bir  tutum alacak gibi gözüküyor. Hükümet programındaki, AB'ye yeni üyelerin alımıyla  ilgili ibareler koalisyon partilerinin uzlaşı kriterini  taşıyor. Burada, CDA ve Christen Unie'nin tam tersine  PvdA'nın üyeliğine sıcak baktığı Türkiye'den söz edilmeksizin,  Alman Şansölyesi Merkel tarafından tam üyelik yerine tercih  edilen ‘ayrıcalıklı ortaklık’ ima edilerek şöyle deniliyor:  ‘Ülkeler, AB üye adaylığını tamamlayıcı bir unsur olarak veya   bunun öncesinde ortaklık gibi yeni bir statüye sahip olabilirler.’"  (Michael Stabenow, 15/02)      

Financial Times Deutschland: "Türkiye AB'nin Uyarılarından Etkilenmedi": "Ankara, üyelik müzakerelerinin yavaşlatılmasının Türk  ekonomisi üzerinde olumsuz etki yaratmadığı görüşünde. Ne  doğrudan yabancı yatırımlarda ne de Türkiye üzerinden  Yakın Doğu pazarına girmek isteyen orta ölçekli yabancı  işletmelerin sayısında düşüş gözlendiğini belirten Devlet Bakanı Ali Babacan,  ‘doğrudan yabancı yatırımlarda 2007 yılı ve sonrası için  gerileme ya da çekimserlik beklemiyorum’ ifadesini kullandı. AB, geçtiğimiz aralık ayında üyelik müzakerelerinin  önemli bir bölümünü dondurarak, Türkiye'yi, AB üyesi Kıbrıs'ı  diplomatik alanda tanımadığı için cezalandırmak istemişti. Bu arada Türkiye, gelişmekte olan bir ülke olarak  sabit sermayelerde yaşanan kısa vadeli dalgalanmalara karşı  hala hassas. Bu nedenle yabancı yatırımcıları kalıcı olarak  endüstri bölgelerine bağlamak Türkiye açısından önem teşkil ediyor. AB'ye yakınlık, bu bağlamda bir avantaj olup 2006  yılında 18 milyar dolar hacmindeki yabancı yatırımların  yüzde 80'i AB ülkelerinden geliyor. Buna rağmen Türkiye'de şimdiye kadar AB hiç bu kadar itibar kaybetmemişti. 2007 yılında seçime gitmek zorunda olan İslamcı hükümet,  reformlarını Brüksel'in istekleri doğrultusunda yapmaktan  vazgeçmek niyetinde. Babacan bu durumu şöyle açıklıyor: ‘AB  süreci yeni bir evreye girmiştir. Siyaset, teknik uyarlamaların  değil, müzakerelerin hızını belirleyecektir.’ Bunun için  Türkiye'nin modernleşmeye yönelik reform planını 2013 yılına  kadar kararlılıkla sürdüreceğini belirten Babacan, ‘Niçin  müzakerelerin açılmasını ya da kapanmasını bekleyelim ki?’  diye soruyor. Gıda maddeleri için uygulanan sağlık ve güvenlik  standartlarının ve tarımın bu duruma örnek teşkil ettiğini  belirten Bakan Babacan, ‘Asıl belirleyici unsur, AB'nin  Türkiye için ne zaman hazır olacağıdır’ diyor." (Marina Zapf, 15/02)

 

İTALYA BASINI:

Adnkronos: "Prodi: Türkiye Konusunda Temkinli Hareket Edin": "Hindistan'a gerçekleştirdiği resmi ziyaret sırasında bir üniversitede konuşma yapan Başbakan Prodi; ‘Önümüzdeki  dönem Fransa'da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri,  Türkiye'nin AB'ye katılım sürecinin hızını belirleme  açısından hayati önem taşıyor. Bu nedenle, Türkiye'ye  doğru ilerlemek lazım, ama temkinli adımlarla.’ dedi. AB Dönem Başkanlığı sırasında da Türkiye'nin üyeliğini desteklediğini hatırlatan  Prodi, ‘Buna karşın, Hollanda ve Fransa'da yapılan referandumlar kamuoyunun hiç umulmadık bir şekilde bu katılıma karşı olduğunu  gösterdi.’ dedi. ‘Şimdilik katılım süreci yavaşladı. Fransa'daki seçimler  ise, Türkiye'nin katılım sürecini hızlandırma ya da yavaşlatma açısından hayati önemi haiz’ diyerek sözlerine devam eden  Prodi, İngilizce yaptığı konuşmasını İtalyanca bir deyişle  sonlandırdı: ‘Temkinli hareket edin.’" (12/02)

 

NOT: Bu bülten, 14-15 Şubat 2007 tarihleri arasında Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

 
ESKİ SAYILAR