ABD BASINI:
Amerika'nın
Sesi Radyosu: "Almanya'da Türkiye Tartışması":
"Türkiye'nin olası Avrupa Birliği üyeliği Almanya'nın sürekli
gündeminde. Çünkü Federal Koalisyon hükümet ortakları arasında bu
konuda ciddi görüş ayrılıkları var. Tartışmalar Almanya'nın Dönem
Başkanlığı ile yeniden alevlendi ve ‘Almanya Türkiye'ye Güney Kıbrıs'a
limanlarını açması yolunda baskı uygulayacak mı’? sorusunu da gündeme
getirdi. Koalisyon ortağı Sosyal Demokrat Parti SPD Genel Başkanı Kurt
Beck, Amerika'nın Sesi'nin sorularını yanıtladı. SPD Genel Başkanı Kurt
Beck, Türkiye-AB sürecini de yakından takip ediyor. SPD Genel Başkanı
Kurt Beck, Almanya'nın AB Dönem Başkanlığı’nda, son yıllarda Alman
hükümetlerince Türkiye konusunda izlenen politikalara sadık
kalınacağını ve özellikle kendi partisinin hükümette bulunmasının bunun
garantörü olduğunu söylüyor. Beck şöyle konuştu: ‘Almanya'nın AB Dönem
Başkanlığı sırasında şu ana dek izlenen Türkiye AB politikasına sadık
kalınmalıdır ve bunu zaten yapıyoruz. İzlediğimiz söz konusu bu yol
ise, Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerinin ilerleme kaydetmesine destek
olmaktır. Büyük koalisyon partileri SPD ve CDU arasında Türkiye'nin AB
üyeliği konusunda sorun yaşayacağımıza inanmıyorum. Çünkü Gerhard
Schröder döneminde yapılan Türkiye'nin AB üyeliği politikasının devam
etmesi yönünde bir koalisyon anlaşması yaptık. Ve bu anlaşma halen
geçerliliğini koruyor.’ Beck, Büyük Koalisyon olarak tanımlanan Federal
Hükümet de, ortakları Birlik Partileri ile aralarında bu konuda farklı
görüşler olduğunu kabul ediyor. Bilindiği gibi, Başbakan Merkel ve
Birlik Partileri Türkiye'ye tam üyelik yerine imtiyazlı ortaklık
verilmesinden yana. İki tarafın imzaladığı koalisyon anlaşmasında
Türkiye konusuna açıklık getirildiğini ifade eden Beck, Schröder
hükümeti döneminde yürütülen Türkiye-AB siyasetinin devam etmesi
yönünde bağlayıcı bir karar olduğunu hatırlatıyor ve ‘yapılan
açıklamalara değil, mevzuata bakın’ diyor. Bununla birlikte Kıbrıs
konusunun AB sürecinde Türkiye'nin önünde engel teşkil etmemesini
temenni eden Beck, AB'nin bu konuda beklentileri olduğunu vurguluyor.
Beck şöyle diyor: ‘Bence önemli olan adım adım AB temel yapısının
benimsenmesi için çaba sarfetmektir. Zira AB içinde iki ülkenin boykot
uygulaması asla söz konusu olamaz. Çünkü her şeyden önce AB içinde
bölünmüş iki ayrı ülke mümkün olamaz. Açık bir pazar ve limanların
boykotu bu ikisi bir biriyle kesinlikle örtüşmüyor ve kabul edilemez
bir durumdur. Bu alanda Kıbrıs'a olduğu kadar, Yunanistan'a da
yükümlülükler düştüğünü biliyorum.’" (Cem
Dalaman, 13/02)
ALMANYA BASINI:
Frankfurter Allgemeine Zeitung: "AB İçin Can Sıkıcı Bir
Durum":
"Hıristiyan Demokratlar (CDA), Sosyal Demokratlar (PvdA) ve küçük
muhafazakar Christen-Unie partilerinin koalisyon anlaşmasında,
‘Hollanda, gelecekte de yapıcı ve yaratıcı bir uluslararası partner
olarak temsil edilecek’ deniliyor. Bunun ne anlama geldiği, küçük
harflerle kaleme alınan ‘Avrupa’ paragrafından tam olarak anlaşılmıyor.
Yeni hükümet daha ziyade, AB devletlerinin çoğunluğunun canını sıkacak
bir tutum alacak gibi gözüküyor. Hükümet programındaki, AB'ye yeni
üyelerin alımıyla ilgili ibareler koalisyon partilerinin uzlaşı
kriterini taşıyor. Burada, CDA ve Christen Unie'nin tam tersine
PvdA'nın üyeliğine sıcak baktığı Türkiye'den söz edilmeksizin, Alman
Şansölyesi Merkel tarafından tam üyelik yerine tercih edilen
‘ayrıcalıklı ortaklık’ ima edilerek şöyle deniliyor: ‘Ülkeler, AB üye
adaylığını tamamlayıcı bir unsur olarak veya bunun öncesinde ortaklık
gibi yeni bir statüye sahip olabilirler.’"
(Michael Stabenow, 15/02)
Financial Times Deutschland: "Türkiye AB'nin
Uyarılarından Etkilenmedi":
"Ankara, üyelik müzakerelerinin yavaşlatılmasının Türk ekonomisi
üzerinde olumsuz etki yaratmadığı görüşünde. Ne doğrudan yabancı
yatırımlarda ne de Türkiye üzerinden Yakın Doğu pazarına girmek isteyen
orta ölçekli yabancı işletmelerin sayısında düşüş gözlendiğini belirten
Devlet Bakanı Ali Babacan, ‘doğrudan yabancı yatırımlarda 2007 yılı ve
sonrası için gerileme ya da çekimserlik beklemiyorum’ ifadesini
kullandı. AB, geçtiğimiz aralık ayında üyelik müzakerelerinin önemli
bir bölümünü dondurarak, Türkiye'yi, AB üyesi Kıbrıs'ı diplomatik
alanda tanımadığı için cezalandırmak istemişti. Bu arada Türkiye,
gelişmekte olan bir ülke olarak sabit sermayelerde yaşanan kısa vadeli
dalgalanmalara karşı hala hassas. Bu nedenle yabancı yatırımcıları
kalıcı olarak endüstri bölgelerine bağlamak Türkiye açısından önem
teşkil ediyor. AB'ye yakınlık, bu bağlamda bir avantaj olup 2006
yılında 18 milyar dolar hacmindeki yabancı yatırımların yüzde 80'i AB
ülkelerinden geliyor. Buna rağmen Türkiye'de şimdiye kadar AB hiç bu
kadar itibar kaybetmemişti. 2007 yılında seçime gitmek zorunda olan
İslamcı hükümet, reformlarını Brüksel'in istekleri doğrultusunda
yapmaktan vazgeçmek niyetinde. Babacan bu durumu şöyle açıklıyor: ‘AB
süreci yeni bir evreye girmiştir. Siyaset, teknik uyarlamaların değil,
müzakerelerin hızını belirleyecektir.’ Bunun için Türkiye'nin
modernleşmeye yönelik reform planını 2013 yılına kadar kararlılıkla
sürdüreceğini belirten Babacan, ‘Niçin müzakerelerin açılmasını ya da
kapanmasını bekleyelim ki?’ diye soruyor. Gıda maddeleri için uygulanan
sağlık ve güvenlik standartlarının ve tarımın bu duruma örnek teşkil
ettiğini belirten Bakan Babacan, ‘Asıl belirleyici unsur, AB'nin
Türkiye için ne zaman hazır olacağıdır’ diyor." (Marina Zapf,
15/02)
İTALYA
BASINI:
Adnkronos:
"Prodi: Türkiye Konusunda Temkinli Hareket Edin":
"Hindistan'a gerçekleştirdiği resmi ziyaret sırasında bir üniversitede
konuşma yapan Başbakan Prodi; ‘Önümüzdeki dönem Fransa'da yapılacak
cumhurbaşkanlığı seçimleri, Türkiye'nin AB'ye katılım sürecinin hızını
belirleme açısından hayati önem taşıyor. Bu nedenle, Türkiye'ye doğru
ilerlemek lazım, ama temkinli adımlarla.’ dedi. AB Dönem Başkanlığı
sırasında da Türkiye'nin üyeliğini desteklediğini hatırlatan Prodi,
‘Buna karşın, Hollanda ve Fransa'da yapılan referandumlar kamuoyunun hiç
umulmadık bir şekilde bu katılıma karşı olduğunu gösterdi.’ dedi.
‘Şimdilik katılım süreci yavaşladı. Fransa'daki seçimler ise,
Türkiye'nin katılım sürecini hızlandırma ya da yavaşlatma açısından
hayati önemi haiz’ diyerek sözlerine devam eden Prodi, İngilizce
yaptığı konuşmasını İtalyanca bir deyişle sonlandırdı: ‘Temkinli
hareket edin.’" (12/02)
NOT:
Bu bülten, 14-15 Şubat 2007 tarihleri arasında Genel Müdürlüğümüze
ulaşan haber ve
yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.
-
-
ESKİ SAYILAR