1 Haziran 1948
— Ankara :
Yüce Divanın bugün Halil Ozyorük'ün başkanlığında yaptığı oturumda tahkik mevzuu olan meselelere dair gelen evrak okunmuş ve savcılık tarafından Suat Hayri Ürgüplü'den muvakkat Kibrit İşletme İdaresinden yapılan sarfiyat etrafında bazı sualler sorulmuştur.
Yüce Divanın bugünkü toplantısında, cevabı gelmeyen evrakın tekidiyle tevsi tahkikata ait kararlar tefhim edilmiştir.
2 Haziran 194S
— Ankara :
Büyük Millet Meclisi bugün saat te Cevdet Kerim başkanlığında toplanmıştır.
Gündemin birinci maddesinde bulunan Maraş Milletvekili Emin Sosyal Ankara Yüksek Ziraat Enstitüsü Veteriner Fakültesinde Komünist Propagandası yapan sekiz öğrenci hakkındaki sözlü sorusuna karşılık Tarım Bakam Tahsin Coşkun açıklamada bulunmuş ve soru sahibi Emin Soysal görüşlerini söylemiştir.
Bundan sonra İstanbul Milletvekili Seni Yürüten in İstanbul şehrinin mangal kömürü ihtiyacı hakkındaki sözlü sorusuna da Tarım Bakanı cevap vermiş, soru sahibi Senini Yürüten de İstanbul'un ihtiyacı için mangal kömürü yapılan ormanlarda tahribat yapıldığı mütalâasında bulunarak, müteahhide kömür yaktırmak keyfiyetini tenkid etmiştir.
ihracına müsaade edilmeyen Trakya yapağılarını n ihraç edilmemesi sebepleriyle bunlara Anadolu yapağılarına nazaran nisbi kıymet takdiri hakkında Tekirdağ Milletvekili Ziya Ersin Cezaroğlu'nun sözlü sorusuna karşılık Ticaret ve Ekonomi bakanları açıklamalar yapmışlar, bu açıklamalardan sonra söz alan soru sahibi Ziya Ersin Cezaroğlu, Anadolu yapağılarına ihraç müsaadesi verilmesiyle bunların fiyatlarının arttığını, İhracına müsaade edilmeyen Trakya yapağıları fiyatlarının ise, evvelce tayin edildiği gibi kaldığım, bundan müstahsillerin zarar gördükleri mütalâasında bulunmuştur.
Gündeme devam edilerek, kimsesiz, terkedilmiş ve anormal çocukların korunmasına ait tasarının birinci maddesinin müzakeresine geçilmiş madde üzerinde yapılan tartışmalardan sonra madde komisyonunun isteği üzerine .komisyona iade edilmiştir.
Büyük Millet Meclisi önümüzdeki Cuma günü 'toplanacaktır.
Haziran 1948
— Ankara :
C. H. P. Meclis Gı-upu Başkan Vekilliğinden:
C. H. P. Meclis Grupu Genel Kurulu bu gün (3/6/1948) saat 15,30 da Sivas Milletvekili Şemsettin Günaltay'ın başkanlığında toplandı.
— Habubat
satışları hakkında Toprak Ofiste
yapılan yarınki Meclis gündeminde bulunan
müfettişler raporu münasebetiyle, konunun grupta konuşulması hakkında teklif
üzerine muhtelif hatiplerin mütalaaları sonunda evvelce
verilmiş olan karar gereğince konunun doğrudan doğ
ruya Katnutay'da görüşülmesi teklifi kabul edildi.
— Son günlerde
Tarım Bakanlığı teşkilâtında yapılan bir tayin münasebetiyle Salı
günü başlayan genel
konuşmaya devam olundu. Bu
memurun evvelce teşkilâtında bulunduğu
Ticaret Bakanlığından gereken
malûmatın alınması için konuşmanın
başka bir güne
bırakılması
hakkındaki Tarım Bakanının teklifi kabul edildikten sonra saat 19 da oturuma
son verildi.
— istanbul :
Bir müddetten beri Ankara'da bulunan ve orada gösteri uçuşları yapmış olan tepkili Rloster - Meteor Uçağı bugün saat 12 de şehrimize gelmiş ve saat 17.30 da Yeşilköy hava alanmda gösteri uçuşları yapmıştır.
Cumhur Başkam İnönü yanlarında Vali Lûtfi Kırdar, Birinci Ordu Müfettişi Orgeneral Nuri Yamut, Emniyet Müdürü ismail Hakkı Baykal ve Ömer İnönü olduğu halde bu uçuşlarda hazır bulunmuşlardır.
Uçağın pilotu Binbaşı Waterton, Cumhur Başkanına takdim edilmiş ve kendilerine uçak hakkında izahat vermiştir.
Bundan sonra uçuşlara başlanmış ve baş döndürücü bir süratle başlayan akrobasi
hareketleri hazır bulunanlar tarafından büyük bir ilgi ile takip edilmiştir.
Uçuşlardan sonra Binbaşı Waterton, Cumhurbaşkanından Ömer İnönü'yü de uçurmak müsaadesini almış ve bir müddet kendisiyle beraber uçmuştur.
Bu gösterilerde, İngiliz Büyükelçisi ve T,ady Kelly ile İngiliz Konsolosluk Erkânı da hazır bulunmuşlardır.
4 Haziran 1948
— Amasya :
Dün saat yirmide başlıyan yağmur bir buçuk saat bütün şiddetiyle devam etmiştir.
Dağlardan inen sellerin sürüklediği iri kayalar bazı evlere çarparak bunların yıkılmalarına sebep olmuştur. Ölenler ve yaralananlar vardır. Mahallî teşkilâtlarla askerî kuvvetler, ekipler teşkil ederek kazazadelerin yardımlarına koşmuşlardır. Yaralılar hastahaneye nakledilmişlerdir.
Elektrik direkleri de yıkıldığı için şehir karanlıkta kalmıştır. Ölü ve yaralı sayısı henüz tesbit edilememiştir.
— Polatlı :
Cumhurbaşkanı İnönü bugün buradan geçerlerken özel trenlerinin burada kalışları esnasında kaymakam ile komutanları belediye, Halk Partisi ve Demokrat Parti başkanlarını, Zirai Kombinalar Grup Âmirini vagonlarında kabul buyurmuşlar ve kendilerinden ilçenin genel durumu ile ziraî durum hakkında etraflı malûmat almışlardır. Bu konular üzerinde verilen tatmin edici izahlarından mütevellit memnunluklarını bildiren inönü daha sonra istasyonu dolduran halkın içden gösterilerine mukabele için vagonlarının penceresine gelerek PolatV lılan neşeli görmüş olmaktan duyduğu rahatlığı ifade eylemiş ve İlkokul öğrencilerine iltifat etmiştir. Cumhurbaşkanımız Polatlı'dan ayrılırlarken halkın coşkun tezahüratiyle uğurlan-mışlardır.
— Amasya :
Dün gece vukua gelen seylap neticesi harap olan mahallelerde enkazı temizlemek ve ölüleri kaldırmak için erken, saatlerde faaliyete geçen, ekipier çalışmalarına devam etmektedirler. Bu çalışmalar ve araştırmalarla felâket Sahasında Üç semtte toplanan ölülerin bir taraftan hüviyetleri tetkik ve tesbit edilmekte diğer taraftan teçhiz, tekfin ve tedfinleri yapılmak üzere muayyen mahallere sevkedilmekte-dir.
Bu araştırmalarda bir ev halkının en küçüğünden on büyüğüne kadar hepsinin bu âm felâkete kurban gittiği görüldüğü gibi yine bir ev halkından yalnız birinin bir tesadüf eseri olarak kurtulup göz yaşları iİe ailesinin diğer efradını ötede beride aramakta olduğu da görülmüştür. Manzara cidden fecî ve tüyler ürperticidir. Bugün saat 17 ye kadar hüviyetleri tesbit edilerek gömülen felâketzede sayısı 81 i bulmuştur.
Derelerin ve selin 40 kadar yurddaşı sü-rükleyip götürdüğü tahmin olunmaktadır.
Mahalli makamlardan istifade edilerek tenıin olunan yiyecek maddeleri ve eşya felaketzedelere tevzi edilmekte ve açıkta kalmış olanlar da çadıriara yerleştirilmektedir.
— Ankara :
Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te AJi Fuad Cebesoy'un başkanlığında toplanmıştır.
Oturum açılınca gündemin birinci maddesinde bulunan dış memleketlere hububat satışları hakkındaki raporun gönderildiğine dair Başbakanlık tezkeresi okunmuştur.
Tezkerede:
Toprak Mahsulleri Ofisinin malî işlemlerini teftiş etmekte olan Maliye müfettişlerince tahkiki mucip görülen dış memleketlere vaki hububat satışları hakkında inceieme sonunda adı geçen ofis memurlarının Memurin Muhakemat Kanunu hükümlerine tâbi olmamaları hasebiyle, yapılan incelemenin bir soruşturma derecesine götürülemediği ve bazı saüş-ların bizzat eski Ticaret Bakanı Aüf inan tarafından sevk ve idare edildiği ifadesiyle Anayasanın 61 inci maddesi muvacehesinde incelemenin durdurulduğu
adı geçen müfettişlerce verilen raporda belirtilmiş olduğundan bahisle mezkûr raporun Büyük Millet Meclisine sunulması Ticaret Bakanlığının örneği ilişik tezkeresinde bildirildiği kaydedilmektedir. Ticaret Bakanlığı tezkeresinde de raporun ilişik olarak sunulduğa yazılmakta ve Başbakanlık tezkeresinde belirtilen hususlar zikred ilmektedir.
Bu teskereler okundukta nsonra başkan müzakere durumunu hülâsa ederek demiştir ki:
Efendim, hükümetten gelen tezkereler okundu. Müsaade buyurursanız müzakere durumunu hülâs? edeyim.
«Malvmuiıuz olduğu veçhile Afyon Milletvekili Şahin Lacin ile iki arkadaşının riyasete vermiş- oldukları bir Önergede eski Ticaret Bakanı Atıf inan hakkında bir meclis soruşturması yapılması teklif edilmiş ve bunun, üzerine yüksek heye-[iniz müzakere açmıştı. Fakat müzakere intaç edilmeden evvel diğer bir önerge île hükümetin bu hususta yapmakta olduğu teftişin neticesine kadar bu müzakereyi bırakmayı tensip buyurmuştunuz. Şimdi hükümetten gelen bu tezkerede, bu teftişin bitmiş, ve buna ait olan raporların gönderilmiş olduğu bildirildiğine göre, müzakere eski vaziyetinde yeniden devam etmek durumundadır.»
Şimdi bu meselenin müzakeresini açıyo' ram. Sfe isteyen var mı?
Bunun üzerine birçok milletvekilleri usul hakkında söz alarak birbirini takiben kürsüye gelmişler ve bu meselede görüşlerini açıklamışlardır.
Bu arada Diyarbakır Milletvekili Vedat Dicleli evvelâ raporun okunmasını, müzakerenin bundan sonra açılmasını teklif etmiştir.
Afyon Karahisar Milletvekili Kemal öz Çoban, hem okunması, hem de tabı ve tevzii talebinde bulunmuştur.
Balıkesir Milletvekili Süreyya Örgeevren raporun okunarak reye konulması teklifinin saip teklif olduğuna işaretle evvelâ bu teklifin reye konulması icap ettiği mütalâasında bulundurmuş ve Rize Milletvekili Doktor Fahri Kurtuluş, günderme alınan raporun okunması gerekliğini izah ederek "raporun sonradan basılabileceğini ileri sürmüştür.
Kütahya Milletvekili Ahmet Tahtakılıç, raporun okunması ve ondaa sonra müzakere açılması teklifini müdafaa etmiştir. Kars Milletvekili Akif İyidoğan, raporun fezlekesinin okunmasının uygun ve kâfi olacağım söylemiştir.
Kırşehir Milletvekili Sahir Kurutluoğhu raporun okunması, okunduktan sonra anlaşılmış olmasında tereddüde düşülürce tabı ve tevzi hususuna geçilebileceği fikrinde olduğunu bildirdi.
Bu görüşmeler sonunda, verilmiş olan önergeler okunmuş ve bunlardan raporun okunması hakkındaki önerge kabul edilmiştir.
7 Hazu-an-1948
-— Amasya :
Büyük Sel i'.'lâkeiinde ilenlerin sayısı evvelce 81 olarak tesbit edilmişse de, son günlerde yapılan aramalardan sonra bu miktar 91 i bulmuştur.
Selin sürükleyip götürdüğü kimseler bu rakamın halicinde kalmaktadır.
Asker ve sivillerden mürekkep enkaz kaldırma ekiplerinde çalışanların sayısı 800 dür.
YıkUma tehlikesine maruz kalan evler boşaltılmış, bunlarda oturanlar Kızılay'ın ilk gönderdiği çadırlara yerleştirilmiştir. Felâketzedelere muntazaman yiyecek vesair yardımlar yapılmaktadır. Dere, iri kayalarla dolmuştur. Bu kayalar arasında 150 ton ağırlığında olanlar vardır.
— Ankara :
Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısında Afyon mahsulünün bu seneki mubayaa durumu hakkında Afyon Milletvekili Hasan Dinçer tarafından verilen soru önergesine karşı Ticaret Bakanı Mahmut Nedim Gündüzalp aşağıdaki karşılığı vermiştir:
Sayın arkadaşım, önergesinde geçen sene. Toprak Mahsulleri Ofisince afyon mahsulümüz için tesbit edilmiş bulunan fiyatların ekimi teşvik edici mahiyette olduğunu ve hükümetin, geçen yıl afyon fiyatlarım arttırmasının yerinde bir tedbir bulunduğunu, kayıt ve işaret eylemektedir.
Muhterem müstakÜ demokrat milletvekili arkadaşımın, hükümetçe geçen sene alınmış tedbirler hakkında Önergesinde takdirkâr görüş ve mütalâasından vb bilhassa şimdiye kadar olan geleneğin dışına çıkmak cesaretini göstererek verdiği bu iyi misalden dolayı, kendisine teşekkür ederim.
Bu yıl afyon fiyatlarımızın ne olacağnıa gelince: Bu fiyatları bir İki gün içinde tesbit ve usulü dairesinde bütün vatandaşlara üân edeceğim, için arkadaşımın edinmek istediği malûmat için bu ilâna kadar sabretmesini rica ederim.
Bu yıl da fiyat tesbit ederken kanun hükümlerine uyacağımızdan arkadaşım emin ve müsterih olsunlar.
Kendilerinin afyon işlerindeki tecrübe ve bilgilerine dayanarak benden sonra buradan beyan edecekleri fikir ve mütalâalarını da dikkat ve ehemmiyetle takip edeceğim.
8 Haziran 1948
— Ankara :
Başbakan Hasan Saka içinde bulunduğumun umumî şartlara göre hükümet du-rumunun yeniden tetkik ve mütalâasına fırsat vermek üzere istifa etmiş ve istifası kabul edilmiştir.
Yeni hükümetin teşkiline tekrar Hasan Saka memur edilmiştir.
Yeni Hükümet kuruluncuya kadar eskisi vekalâten vazife görmeye devam edecektir.
11 Haziran 1948
— Ankara :
Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 de Ratf Karadeniz'in başkanlığında toplanmış ve oturum açılınca, Cumhurbaşkanlığının aşağıda tezkeresi okunmuştur: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına:
8/6/1948 tarihli ve 4/347 sayılı yazıya ektir;
Milletvekilleri, Yargıtay, Danıştay, Sayıştay Başkanlariyle
Genelkurmay Birinci ve İkinci Başkanları, Dışişleri Bakanlığı Umumî Kâtibi,
Genelkurmay, Millî Mü-_ dafaa ve Bakanlıklar ileri gelenleri, Basın ve Yayın
Genel Müdür Vekili, Ankara Belediye Başkanı, Garnizon ve Merkez Komutanları,
Emniyet Müdürü tarafından karşılanmışlardır.,
Cumhurbaşkanı Gardaki merasim salonunda kendilerini karşılamağa gelmiş bulunanlarla bir müddet görüşmüş, Amas-ya'daki müşahedelerini anlatmışlar ve daha sonra Çankaya Köşküne teşrif etmişlerdir.
Cumhurbaşkanımızın Ankara'ya yarışları ve gardan ayrılışları garın iç ve dışında toplanmış bulunan halkın içten sevgi tezahüratına vesile olmuştur.
15 Haziran 194S
— Ankara : .
Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, bugün saat 1630 da Çankaya'daki köşklerinde itimad-namesinî takdime gelen yeni Iran Büyükelçisi Ekselans Mohammed Ali Huraa-yoımdjmutadh'ı mutad merasimle kabul buyu rmuşlardır.
Bu kabul merasimi esnasında Dışişleri Bakanı Necmeddin Sadak da hazır bulunmuştur.
16 Haziran 1948
— Ankara :
Büyük Millet Meclisi Başkanı General AH Fuad Cebesoy, bugün, makamlarında Iran Büyükelçisi Muhammed Ali Hüma-yuncoh'ı kabul etmişlerdir.
— Ankara :
Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 de Cevdet Kerim Incedayı'nm başkanlığında toplanmıştır.
Oturum açılınca gündemin müzakeresine başlanılmış ve ilk olarak orta öğretim okullarında yardımcı öğretmen çalıştırılması hakkındaki 2624 sayılı kanunun 4504 sayılı kanunla değiştirilen Öğretmen maaşları ile ilgili ikinci maddesinin değiştirilmesine dair tasarı görüşülmüş ve kabul edilmiştir.
Bundan sonra Belediye Yapı ve Yolları Kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesine dair 45S5 sayılı kanuna ek kanun tasarısının, ehliyatnameli yapı kalfaları istihdamına dair tasarı müzakere ve kabul edilmiş ve gündemin birinci defa görüşülecek işler bölümüne geçilmiştir.
Türkiye ile Belçika, Lüksemburg ekonomik birliği arasındaki ticaret anlaşması ile Türkiye, Belçika ödeme anlaşmasının 8 inci maddesi ile bu anlaşmaya bağlı mektuptaki tasfiye hükümleri süresinin 6 ay, Türkiye ile Yunanistan arasında imza edilen ticaret ve ödeme anlaşmaları ile bağlantılarının yürürlük süresinin 20 Eylül 1947 tarihine kadar uzatılması hakkındaki tasarılar müzakere ve kabul edilmiştir.
Büyük Millet Meclisi önümüzdeki Cuma günü toplanacaktır.
— Ankara :
Roma Büyükelçisi Feridun Cemal Erkin'-in Washington Büyükelçiliğine tayini yüksek tasdika iktiran etmiştir.
— Ankara :
Afganistan'ın Ankara Büyükelçiliğine tayin edilen Ekrem Han bugün uçakla Ankara'ya gelmiş ve hava meydanında. Dışişleri Bakanlığı Protokol Genel Müdür Muavini ve Bakanlık Özel Kalem Müdürü tarafından karşılanmıştır.
17 Haziran 1948
Ankara :
Bugün saat 10 da Danıştay Beşinci Daire Başkanı Selâhaddin Odabagıoğlu'nun başkanlığında toplanan Yüce Divan tekel tahkikatı ile ilgili tezkereler ve istinabe evrakı okunmuş, ve Tekel Bakanlığı eski Hususî Kalem Müdürü Sabahaddin Tan-man bir telefon notundaki tarih münasebetiyle tanık olarak dinlenilmiştir.
18 Haziran 1948
— Lalapaşa :
Bugün sabahın 2 sine doğru 15 kişi tahmin edilen bir Bulgar Çetesi, ilçemizinhudut üzerinde bulunan Kalkansöğüt Kö- . yüne bir baskın yapmış, ve silâhlı kuvvetlerimizle giriştiği çarpışmada ağır bir yaralıyı topraklarımızda bırakarak savuş-muştur. Baskın sırasında yaralanan bir yurtdaşnmz da sonradan ölmüştür.
— Ankara :
Büyük Mîllet Meclisinin bugün Ali Fuad Cebesoy'un başkanlığında yaptığı toplantıda başkan oturumu açarken yeni hükümetin programını okumak üzere sözü Başbakan Hasan Saka'ya vermiş ve Başbakan kürsüye gelerek hükümet programım okumuştu.
Programm, sürekli alkışlarla sona eren okunmas'îiı müteakip Demokrat Partinin ve müstakil demokratların sözcüleri gruplarının program üzerindeki giirüşle-. riâi açıklamışlardır. Bunlardan Demokrat Parti Sözcüsü Eskişehir Milletvekili İsmail Hakkı Çevik, ikinci Kasan Saka kabinesi programı hakkında partisinin görüşlerini açıklamadan . Önce, eski Hasarı Saka kabinesinin icraatının kısa bir izahını yapmayı faydalı bulduğunu işaret ederek birinci Hasan Saka Hükümetinin. 9 aylık bir devreye ait çalışmalarını tenkid eylemiştir.
Demokrat Parti sözcüsüne göre birinci Hasan Saka Hükümeti programında yapılacağı bildirilen işlerden sıkı yönetimi kaldırmak. Folis Vazife ve Salâhiyet Kanununun 18 inci maddesini mevzuat dışına atmak gibi hususlara münhasır kalmıştır. Hatip Seçim Kanununun tadili meselesindeki görüşlerini ifade ederken adlî teminat hususundaki Demokrat Parti noktai nasarını bir defa daha teyid etmiş ve yeni programın tesbit edilen İşlerin yerine getirilmesinden ümilvar bulundukları bildirilerek Türk Milletinin Millî Savunmanın sağlanması için gereken fedakârlığı bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da yapacağından şüphe edilmemesi lâzım geldiğini1 hatırlatmıştır. Demokrat Parti sözcüsü hükümet programı üzerindeki mütalâalarını bitirirken Muhalefet Partisinin yeni hükümetin geçmiş hayatına bakarak gelecekte de yeni bir iş yapacağına kani bulunmadığını ve bu bakımdan Demokrat Partinin güvensizlik oyunu kullanacağım söylemiş vs demiştir ki:
«Kullandığımız kırmızı oylarla Demokrat Partinin muhtelif sebeplerle dış politika hakkında izhar ettiği kanaatin değişmemiş olduğunu beyan ederiz.»
Müstakil demokratlar adına söz alan Eskişehir Milletvekili Ahmet Oğuz da yeni hükümet programının muhtevası ve mahiyeti hakkında sarih bir fikir edinebilmek ve iktidar mevkiinin kudret ve ehemmiyetini ölçebilmek için geçen iki yıl içinde-İktidar mevkiine gelmiş olan hükümetlerinin icraatına kısa bir nazar atfetmeği faydalı bulduğunu işaret ederek, kendisinden önce kürsüye gelmiş olan Demokrat Parti sözcüsünün bu bakımdan ileri sürdüğü hususlara bir defa daha temas etmiştir.
Müstakil demokratların sözcüsü bundan sonra hükümetin memleketin ihtiyaçlarını görmemezlikten gelerek yeni programında bunlara yer vermemiş ve yapılacak isler hakkında sarih bir fikir vermekten ve ihtiyar edeceği yollan göstermekten adeta kaçınmış olduğu, en mühim mevzulardan olan ziraat ve iktisat işleri üzerinde programda sırf bir şey yazmış olmak maksadiyle bunlardan umumî ifadelerle bahsolunduğu mütalâasında bulunmuştur.
Hatip, yeni programda işaret edilen işler üzerindeki görüşlerini bildirirken komisyonlarda İncelenmekte olan yeni Sceim Kanununun noksansız olarak tam bir şekilde çıkması arzusunu göstermiş, kadrolarda ve bütçede yapılacağı İşaret olunan indirmelerin iktisadî, malî ve ziraî sahada esaslı tedbirlerle mümkün olabileceğini ve cihetlerin ise programda mütalâa olunmadığı fikrinde bulunarak ve programın Birleşmiş Milletler'e olan güvene ait kısmı hakkında da demiştir 3ch «Birleşmiş Milletlere olan güven ve inanımızın devamına ve bu suretle de insanlığın daha kötü akıbetlere düşmesini önlemeğe matuf dış siyasetimizin değişmemesini memnuniyetle karşılarız.n
Bu ziyaretler biraz sonra iade edümistir. Öğleyin belediye tarafından iskele gazinosunda misafirler şerefine bir öğle yemeği verilmiştir. Öğleden sonra bazı teftişler yapan General Mc. Bride bu teftişlerden sonra liman tesislerini ve diğer bazı müesseseleri gezmiş, Küçük Yamanlara çıkmış ve saat 1Q da Kadifekalede şerefine verilen koktey] partide bulunmuştur.
— Ankara :
Ticaret Bakanı Cemil Sait Barlas bakanlık teşkilâtında işlerin daha sür'atle görülmesini sağlamak için tesbit eylediği esasları bir iç sirkülerle bakanlık teşkilâtına tebliğ etmiştir. Bu iç sirkülerde şöyle denilmektedir:
— İş sahipleri tarafından bakanlığa gönderilen evrakın muamelesi üç gün iğinde ikmal edilerek, neticesi alâkalıya bildirilecektir.
— Tetkiki ve muharebeyi icap ettiren işlerde, derhal gereğinin ifasına başlanmakla beraber, iş sahibi de keyfiyetten haberdar edilecektir. Tetkik ve muhabere müddetleri de asgarî hadde indirilmiş olup, nihayet on beş gün içinde muamele intaç edilmiş olacaktır.
— Müracaatlarına bu müddetler içinde cevap alamayanlar, şikâyetlerini bakanlık teftiş heyeti başkanlığına yapmalıdırlar. Bu şikâyetlerin incelenme neticeleriyle bizzat alâkadar olacağım.
— Herhangi bir şikâyeti veya yolsuzluk ihbarını fazammun eden mektupların imzayı ve sarih adresi ihtiva etmesi lâzımdır, imzasız ihbarlar nazara alınmaz.
— Bakanlığıma mevdu
işlerin, takdireyer vermeyen
objektif esaslara bağlanmasını
ve bunların aleniyete
vazını, iş sahiplerinin de emniyeti
sağlayacak bîr unsur olduğu
kadar tavassutu da
ortadan kaldıracak müessir bir tedbir telakki etmekteyim. Bu konu
üzerinde hassa
siyetle durduğumu kaydederken, herhangi şekil ve surette olursa olsun, tavassutun iyi
karşılanmıyacağını da belirtmek isterim. Herkes,
müracaatının mevzuat
hükümleri dairesinde muamele
görece
ğinden emin olmalıdır.
24 Haziran 1948
— Ankara :
C. H. P. Meclis Grupu başkan vekilliğinden:
C. H. P. Meclis Grupu Genel Kurulu, bugün (24.6.1948) Sivas Milletvekili Şemsettin Günaltay'm başkanlığında toplandı.
Memleketteki bazı zararlı fikir cereyanlarının önlenmesi için gereken tedbirleri hazırlamak üzere kurulmuş olan grup komisyonu raporu görüşüldü. Konu üzerinde söz alan hatiplerden bir kısmı dinlendikten sonra konuşmanın devamı gelecek toplantıya bn-akılarak saat (19) da oturuma son verildi.
— Zonguldak :
Ereğli kömür işletmesinin günlük istihsali 12.595 totıa varmıştır. Bu rakam geçen yıllara nazaran bir rekor teşkil etmektedir.
25 Haziran 1948
— Ankara :
Yüce divanın bugün Halil Özyörük'ün başkanlığında yaptığı toplantıda tahkikatla ilgili bazî evrak okunmuş, bundan sonra başkan tetkikatın tamamlandığını, bütün tanıkların dinlenilmiş olduğunu söyliyerek, iddianame hususunda başsavcılığın mütalâasını sormuştur. Başsavcının Temmuz ayının ilk haftası sonuna kadar bir mehil istemesi üzerine heyet müzakereye çekilmiş ve müzakere neticesinde Yüce Divanın savcılığın mütalâasını nazarı dikkate alarak iddianameyi dinlemek üzere oturumun 5 Temmuz pazartesi gününe talik edilmesine karar verdiğini bildirmiş ve sanıklara buna göre müdafaalarını hazırlamaları tebliğ olunmuştur.
— Ankara :
İsveç ressamlarından M. Ragnar Alyre'in Dışişleri Bakanı Necmeddin Sadak'm himayesinde olarak halkevinde tertip ettiği resim sergisi bugün saat 18 de açılmıştır.
Yurdumuzun bellibaşk bölgelerinin muhtelif manzaralarına ait 52 tablodan mürekkep olan hu serginin açılışında Dışişleri Bakanı ve Bayan Necmettin Sadak, Ulaştırma Bakanı Kasım Gülek, kordiplomatiğe mensup şahsiyetler ve seçkin bir ılavetli topluluğu, basın mensupları bulunmuşlardır.
Bu münasebetle İsveç elcisi adına elçilik birinci kâtibi Hagen, -verdiği bir söylevde Türkiye ile İsveç'i birbirinden ayıran, coğrafi mesafeye rağmen iki millet sra-smdaki münasebetin daima samimî olduğunu, bu münasebetlerin kültür sahasında da aynı derecede kuvvetli olduğunu işaret eylemiş, memleketimizde kaldığı altı ay zarfında ressam Alyre'in Türkiye'nin bir çok kısımları halkının ka-rektei", hususiyetleri ve ilham kaynağı olan Türk kültürünü tetkik fırsatım elde ettiğini bildirerek boya ve kalem kuvvetiyle Türkiye'nin ışık, cazibe ve büyüklüğünü yaşatmak İsteği üe sarf ettiği gayretlerin muhassaîasi olan bu, serginin açılmasında esirgemediği himayesinden dolayı Dışişleri Bakanına teşekkür etmiştir.
29 Haziran 1948
— Ankara :
Türk Hava Kurumu Genel Merkez Kurulu, bugün Sinop Milletvekili Cevdet Kerim tncedayı'nın başkanlığında altı aylık toplantısını yapmış, geçen toplantıya ait tutanak özeti, merkea idare kurulunun altı aylık çabşma raporu ile denetçilerin raporu, 1947 yılı blânçolariyle kesin hesap cetvelleri okunarak kabul edilmiş ve onuncu kurultay tarafından genel merkez kuruluna verilen Önergeler incelenerek kararlar alınmıştır. Genel Merkez Kurulu. Türk Hava Kurumu fabrikalarının devlet fabrikaları topluluğu ipinde daha verimli bir hale getirilmesi işini görüşmek üzere, 1 Temmuz Perşembe günü saat 22 de bir daha toplanacaktır,
—- Ankara :
Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı tarafından Gençlik Parkında vücude getirilen Sağlık Müzesi bugün açılmıştır.
Bu münasebetle yapılan toplantıda Başbakan Hasan Saka, Sağlık ve Sosyal Yardim Bakam Doktor Kenvılî Bayezit, Milletvekilleri, Sağlık ve Sosyal Yardım
Bakanlığı ileri gelenleri, Sayıştay Başkanı, Ankara Üniversitesi Rektörü ve fakülteler dekanları, Belediye Başkanı ve basın temsilcileri hazır bulunmuşlardır.
Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı kısa bîr söylevle Sağlık müzesinin kurulmasında gözetilen maksada işaret ederek genel sağlık koruma işlerinde sağlık müzelerinin uyarıcı ve aydınlatıcı hizmetlerinin büyük değerini kaydetmiş ve demiştir-ki:
Millî sağlığın korunması, Devîet ve cemiyetin müşterek vazifesi olduğuna göre hal kımız; n çalışma gücünü kıran, sosyal ve ekonomik gelişmesini zaafa uğratan çeşitli hastalıkları ve bu hastalıklardan korunma çarelerini, müzelerde basit Ve-canlı şekillerle görmesinde ve böylece koruyucu hekimlik çalışmalarında devlete yardımcı olmalarında büyük fayda vardır. İşte müzemiz bu . ana fikre göre-hazırlanmıştır. Tesiste bazı noksanlarımız olsa da, gelecek senelerde bu noksanları telâfi etmek ve benzerlerini yurdun muhtelif yerlerinde açmak kakarındayız.
Biz ekonomik ve sosyal dâvalarımızın esaslı surette halledilmesinin tek çaresini fikir, ruh ve beden sağlamlığını haiz bir bünyenin mevcudiyetinde arıyoruz, işte bunun içindir- ki, sağlık hizmetlerinim yaparken kudret ve cesaret kaynağımızı «Medenî hayat, her şeyden evvel sıhhî hayattır» diyen Aziz Cumhur Başkanımızın kıymetli sökerini, bir düstur olarak daima gozönünde tutmaktayız.
Sağhk Bakanı sözlerine son verirken müzenin hazırlanmasında titiz bir dikkat gösteren meslek arkadaşlarına ve hazır bulunanlara teşekkürlerde bulunmuş ve Başbakan Hasan Saka'dan sergiyi açmasını ricr. etmiştir.
Bu davet üzerine Başbakan, hayırlı olması dileğiyle kurdelayı kesmek suretiyle serginin açılışını yapmıştır.
Titiz bir dikkat ve
ihtimam, ile hazırlanmış olan ve hiç şüphesiz Başkentte sıhhat kültürüne
büyük hizmetler yapacak oİF.n bu. rrutte, sâri hastalıklar ile çalışma-vs
analık ve gıda sağladıklarına ait koruyucu öğütler telkin edici ve bu hastalıklarla savaşmanın
usullerini göstereni
panolar.ve muhtelif hastalıklar ve bunların
seyrine ait mulajlardan vücuda getirilmiş bulunmaktadır.
Sıhhat müzesini uzun. müddet gezen ve ilgililerden geniş izahat alan Başbakan Hasan Saka, müzeden ayrılırlarken Sağlık Bakanım ve arkadaşlarını bu güzel eseri vücuda getirmiş olmalarından dolayı tebrik etmiş ve koruyucu hekimliğin tedavi edici hekimlikten daha mühim olduğunu söylemiş ve bu bakımdan sağlık müzelerinin yurt için çok faydalı: olacağım söylemiştir.
30 Haziran 1948
— Ankara :
Cumhurbaşkanı İsmet İnönü bugün saat 16.30 da Çankaya'd aki köşklerinde İtimatnamesini takdime gelen Hindistan Büyükelçisi Ekselans Mösyö Diwan Chaman Lail'i mutat merasim ile kabul buyurm uslardır.
Bu kabul esnasında Dışişleri Bakanı Nec-meddin Sadak da hazır bulunmuştur.
-— Ankara :
Büyük Millet Meclîsi bugün saat 10 da toplanmıştır. Göı'üşmeler, gündemin ilk maddelerini teşkil feden ve muhtelif meseleler üzerinde verilmiş bulunan soru önergelerine karşı ilgili bakanların verdikleri cevaplarla başlamış ve onu takiben de kanun tasarıları müzakere edilmiştir.
Soru önergelerinden Seyhan Milletvekili Ahmet Reinzt Yüregir'in Askerî ve Mülkî Tekaüt Kanununun 25 inci maddesi-le Millî Korunma Kanunu ve haksız olarak mal iktisap edenler hakkındaki kanunun tatbikine ve resmî otomobil ve kamyonlara dair surusu ile yine Seyhan Milletvekili Yüregir'in kitapçılığımızın gelişme ve artımını sağlıyacak tedbirlere dair olan diğer sorusuna karşı Başbakan Hasan Saka bu sorulardan ilkine bunun tetkik edilmekte bulunması dolayısiyle derhal cevap veremiyeceğini ve ikinci soruya da Cuma günü toplantıda cevap vereceğini bildirmiştir. Kocaeli Milletvekili Sedat Pek'in Koca-elinde şeker dağıtımına ait sorusuna Ekonomi Bakanı Cavit Ekin verdiği cevapta tevziat sisteminin vilâyetlerin 1947 istihlâkile 1048 senesi ilk dört ayı istihlâki gözönünde tutularak tesbit edildiğini söylemiş ve onu takiben de kürsüye gelen Bayındırlık Bakanı Nihat Erim, Maraş Milletvekili Emin SosyaTm İskenderun - Malatya yolu hakkındaki sorusuna cevap vererek yol yapımında gözö-nünde tutulan esasları açıklamış, bu yola aît programın henüz Bakanlar Kurulunda olduğunu bildirmiş, ve bu programın bir kerre daha gözden ge girileceğini kay-dey lemis tir.
Meclis, daha sonra Yüksek Ziraat Enstitülerinin Ankara Üniversitesine bağlanmasına ait tasarıyı müzakere ederek kabul etmiştir.
Bundan başka devlete ait bir kısım binaların satış bedeli ile resmî daireler yapılmasına ait kanunu kaldıran tasarı ile Vakıflar Genel Müdürlüğünce istihdam edilecek avukatlara kazanılan dâvalarda» husule gelecek avukatlık ücretinin tâyinine dair tasarının ikinci müzakerelerini de yapmış ve kabul etmiştir.
Bundan sonra heyeti umumiyesi üzerinde gecen müzakereleri takiben Belediye Gelirleri Kanununun maddelerinin görüşülmesine geçilmiştir. Büyük Millet Meclisinin bugün saat 15 de Feridun Fikri Düşünsel'in başkanlığında yaptığı ikinci oturumda belediye gelirleri kanun tasarısının maddeleri üzerinde müzakerelere devam edilmiştir. Aydınlatma ve temizleme rudlumlai'ına dair madde üzerinde tartışmalar yapılmış ve iratlardan alınacak yüzde yedi-buçuklar, kiraya verilmeyen meskenlerden alınacak yüzde beş resimlerin iratlarda yüzde beşe ve kiraya verilmiş meskenlerde yüzde ikibuçuk indirilmesine dair önerge kabul edilerek, madde buna göre tadil edilmiştir.
Diğer maddelerin müzakeresinde de tartışmalar olmuş, ve yangından koruma' masraflariyle sigorta kumpanyalarına ij-tirake dair maddenin müzakeresinde Ticaret Bakanı Cemil Sait Barlas da söz alarak sigorta şirketlerinin yüzde ona kadar bir prim alınarak bunun da müşteriye inikas ettirilmesi hususu üzerinde konuşarak sigortaların müracaatlarını, ve bunların, bilânçolarındakî primleri hakkında malûmat vermiştir.
takdir ederek, bir
taraftan anayasamızın sağladığı hürriyetlerin sınırı içinde
en geniş tenkid hakkını tanıyan, fakat diğer taraftan, en medeni*meinleket-
lerde olduğu kadar ferdin şeref ve (haysiyetini koruyan bir şekle koymanın
lüzumuna inanmış bulunuyoruz. Anayasamızın teminat altına aldığı rejimimize '
zarar verecek propaganda ve tahkikatla müessir şekilde mücadele etmek
azmindeyiz.
Sayın arkadaşlarım,
Vatandaş çokluğunun oylarına dayanan sağlam ve kuvvetli bir iktidarla, siyasî ve tabiî haklarının her türlü şartlar altında masun kalacağından emi» bir azlık murakabesi veya muhalefet sistemini yerleştirmeye çalışmak, gayelerimizin başında gelmektedir, iktidarın azlığı ezmesini, azlığın da meşru , ve kanunî haklarının sınırı dışına çıkarak tahakküm yoluna Sapmasını mil-letinüzin asla1 tahammül edemiyeceği istibdat şekilleri saymaktayız.
Yurdumuzun medeniyet ve refah yolunda'ilerlemesini halk iradesine dayanan bir idarenin devamında görüyoruz. Bunun için kanunlarda, sosyal ve politik hayatta olduğu gibi her derecede okullarımızda demokratik terbiyenin yerleşmesine ehemmiyet vereceğiz.
.Değerli milletvekili arkadaşlarım,
Biraz önce işaret ettiğimiz dünya durumu, bunun neticesi olan ve bütçemizin yarısını kaplıyan millî savunma giderleri, düzeltilmesi, giderilmesi veya azaltılması, yalnız memleketimizin gayretleri ile kabil olmayan bir sıkıntı yaratmıştır.
Memleketimizin çekmekte olduğu sıkıntıları dünyanın politik ve ekonomik durumundan tecrit ederek mütalâa etmenin doğru olamıyacağını takdir edersiniz. Bütün dünyada ekonomik zorluklar henüz azalmış değildir. Hat- tâ birçok memleketlerde bu zorluklar artmaktadır. İç ve dış âmillerin elverdiği nisbette bu sıkıntıyı gidermeye çalışmak elbette vazifelerimizin başında gelir.
Şöyle İd:
Bundan iki ay kadar evvel Ankara Veteriner Fakültesinde sekiz Öğrencinin, komünistlik faaliyetinde bulunduğunu gösteren bir hâdise olmuş. Okul idaresi, bu faaliyetin., duvar veya kapılar üzerine yazı yazmak şeklindeki maddî delillerini; bazı ahvalde kontrplâktan yapılmış kapıların yazılı kısımlarını oydurmak suretiyle muhafaîa altaa alacak kadar hassas ve şuurlu davranmış. Ondan sonra tahkikat müzminleşmiş ve halâ da bir neticeye ulaştırılamamış. Niçin? Bu memlekette komünizm kanunen yasak bir ideolojinin ifade ve tezahürüdür. Benzer ahvalde eldeki kanunî mevzuat ile bu ideolojiyi bu topraklarda yaymağa teşebbüs edenlere Cumhuriyet zabıtası icap eden. mukabeleyi en şiddetli şekilde gösterebilecek bir durumda iken; bu cihet bir tarata bırakılarak, işin Büyük Millet Meclisi kürsüsünden, bir nevi yayın, yapılır gibi, teşrih, edilmesi daha mı iyi olmuştu? Pek takdir edemem. Fakat benim- kanaatime göre bir fikir muhitinde ve meselâ Veteriner Fakültesinde, maddî delilleri ortada ve bu delillerle ilgili eşhas ta meydanda dururken; bu dâvayı, bir adli takip meselesi yap-mıyarak, bir teşrii nıanifestasyoa şekline sokmak; fikrimce, kastedilen neticeyi temin etmekten çok uzak düşebilecek bir hareket olur. Hele, şimdiye kadar bu dâvanın cumhuriyet savcılığına aksettirilmemiş olan evrakını soruşturmakla da, Hasan Saka Hükümeti müfrit, solculukla ve komünistlikle itham edilemiye-^eğine göre; tahrikatın şimdiye kadar inkişaf eden safhasının, böyle bir hareketi davet edebilecek bir sonucu bulunmadığını nevima itiraftan başka bir mâna ifade etmez.
Ankara Veteriner Fakültesinde vukuu kaydedilen müfrit solculuk hâdisesi bununla da kalmamış. Geçen seçimlerde, fakültede muhafaza altma alınmak üzere sivil bir polisin nezareti altında fakülteye gönderilen ve bir gece orada kalacak olan oy sandığı münasebetiyle bu. öğrenciler, bu adama sormuşlar. Onun,» oy sandığını beklemeye memur sivil bir polis olduğunu anlayınca, kendisini çal yaka fakülteden dışarı atmışlar.
Fakat, şimdi komünistlikleri bahis mevzuu olan sekiz: öğrenci mi; yoksa fakültenin bütün öğrencisi mi?
Şayet, oy sandığını muhafazaya memur sivil taharri, sekiz komünist öğrenci tarafından dışarı atılmışsa okul idaresi ve diğer öğrenciler o sırada nerede imişler? Yok okuldaki öğrenci çokluğu tarafından bu memur kapı dışarı edilmişse, o zaman, işin mahiyeti bir komünizm düvasj olmaktan çıkar; sol seçimlerde fikir ve telâkki ihtilâfına dayanan bir başka şekil abr. Maamafih bu memur şayet sekiz öğrenci tarafından fakülte dışı edilecek kadar vazifesini yapamiyan âciz adamın biri idiyse, o bu muameleyi çoktan hak etmiş ve mesleğinde tasfiye edilmeye hak kazanmış bir kimseden başka bir şey sanılmamak icap edor. Maamafih bütün bu mantıki silsile gösteriyor ki ortada, hakikatle ilgisi, şimdilik pek puslu görünen bir komünizm aleyhtarlığı meselesi mevcuttur.. Bu memleketin komünizmden temizlenmesi, herkes gibi bizim de, en ulvî ve en kutsal isteklerimizin, başıoda gelir. Fakat komünizm meselesi, bir parti propaganda vesilesi ve bazı kanunsuz hareketleri mazur gösterecek bir manevranın sütresi olarak elde bir heyula gibi kullanılmak istenecek olursa; dâva bizzarur dejenere olur ve bunu tasfiye etmek isteyeceklerin istekleri hilafı bir mecraya girer. Bu, bir hakikattir ve kendimizi bu bahiste aldatmaya da hiç lüzum yoktur. Bu bakımdan; .komünizmle samimî olarak mücadele etmek istiyenler; evvelâ;
1) Her şeyden evvel âdil olmakla ise başlamalıdırlar.
^2) Bir mide meselesi olan bu dâvayı, bir siyasî ve ideoloji meselesi olarak değil de, ondan önce, bir ekonomi meselesi olarak ele almalıdırlar.
Komünist diye
gösterilen bir takım biçare
ve mütevazi menşeli'
köylü ve
halk içinden yetişmiş
çocııklarda içtimaî
adaletsizlik duygusunu uyandıran yerli
ve yabancı tahrikçilerin faaliyetine
kaivgi; onlara, iyi hayat ve
hareket misali
mizle aksi örnekler
göstererek tedirgin
edilen kalp sükûnetlerini iade etmeliyiz.
Ve her geyden evvel; her suretle bücıım ettiğimiz, kotu dediğimiz; dünyayı karıştırıcı dediğimiz; velhasıl bütün beşerî sahtekârlık ve riyakârlıklarla haklı olarak itham ettiğimiz komünist gibi, sıkı sıkıya idealimize sadık kalmalıyız. Açsak milletçe aç oturmalıyız. Toksak; hep beraber tok olabilmeliyiz. Sanırım; komünizmle mücadele için uzun boylu biri aşre listesi tanzimine lüzum yoktur. Yukarıda birkaç satırın, içinde toplandığım dört, beş maddelik bir iyi hareket düsturu ite dâvayı halledebilir ve Büyük Millet Meclisini de, daha âli, daha başka türlü hayatî dâvaların halli işleriyle başbaşa bırakabiliriz.
İşin şakası kalmadı...
Yazaıı; Hürriyet
7 Haziran 1948 tarihli «Hürriyet» İstanbul'dan:
Nazilli'de radyolu, dinamitli komünist teşkilâtı meydana çıktıktan sonra komünizme karşı alınacak tedbirlerin bir an evvel tatbikini istemek hakkımız oldu. Günün havadislerinden, Zonguldak'ta da şuraya buraya komünizmi metheden, ibarelerin yazıldığını Öğreniyoruz.
Ankara ve İstanbul yangınlarından sonra Nazilli hâdisesi bizi içimizden kemirt-mek isteyen Rus'ları kimbilir ne kadar ümide düşürmüş fciSr: Hayal kuvveti ile Türkiye'de komünizmin inkişaf ettiğine hsı halde inanmıya başlamışlardır. Yakında Rus ümitlerinin akislerini Moskova radyosunda işiteceğiz. Fakat şimal komşumuz müsterih olsun: Türk gençliği ve Türk zabıtası uyumuyor. Bugün, nasil Nazilli'deki serserilerin yakasına yapıştiysa, dün veteriner talebelerini nasıl yakaladıysa, yarın da Zonguldak'ta duvarlara yazı yazanları bulup meydana çıkaracaktır.
istanbul için korkumuz yok: Geçenlerde teşekkülünü haber verdiğimiz Milli Türk Talebe Birliğinin mücadeleci gençleri biz uyusak dahi gözlerini dört açmış, bekliyorlar, istanbul zabıtasının da bulanık suda balık avlayacak kurtları enselemekte tereddüt etmiyeceğine hiç şüp-
he yok. Sonra, bütün Türk Milleti de mukaddes addettiği bu mücadelenin gönüllü birer neferi gibi kulağını kirişten ayırmıyor, iş bu safhaya intikal ettikten sonra komünizmle mücadelenin artık bir eğlenceli tarafı kalıyor ki o da geçen gün yazdığımız gibi bunları hudut haricine atmaktır. Bu kararı ne zaman vereceğiz? İşte bütün mesele burada, gelip geçen bütün hükümetler muayyen formalitelerin dar çerçevesi içinde çalışmayı tercih ediyorlar. Bir gazetenin ortaya attığı iyi bir fikri benimsemeği âdet edinmemişlerdir. Hasan Saka Hükümeti ikide birde komünist propagan-dalariyle muztarip olan bu milletin minnetini kazanmak İstiyorsa, bütün efkârı umumiyenin hararetle arzu ettiği ve bizim de ortaya attığımız bu fikri tasvip etmelidir: Bu mikropları hudut haricine atmak. Bize rahat bir nefes aldırması için Hasan Saka Hükümetinden bu kararı bekliyoruz.
Kabine buhranı karşısında...
Yazan: Cumhuriyet
10 Haziran 1948 tarihli «Cumhuriyet» İstanbul'dan:
Hasan Saka kabinesinin istifası, beklenmedik bir zamanda değilse de, beklenmedik bir şekilde vukua geldi. Hasan Saka kabinesi muhalifler tarafından olduğu gibi muhalifler tarafından yapılan mütemadi hücumlarla yıpranmıştı. Kabinenin istifa edeceği çoktanberi söyleniyordu; yalnız bu istifanın, Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grupunda, itimad reyi istenildikten sonra ve Grupta cereyan eden müzakereler neticesinde vukua geleceği sanılıyordu. Halbuki öyle olmadı; Hasan Saka> Parti Grupundan itimad reyi istemeğe lüzum görmeden istifa etti. Anadolu Ajansı tarafından kabinenin istifası hakkında neşredilen resmî tebliğde oiçinde bulunduğumuz umumi şartlara göre, hükümet durumunun yeniden tetkik ve mütalâasına fırsat vermek üzere istifa etmiş» olduğu bildirildiğine ve yeni kabineyi teşkile gene sayın Hasan Saka'nın memur edildiğine göre istifa eden kabinedeki ınünhallerin doldurulmasından başka, diğer bakanlar arasında da, bugünkü umumî şartlara göre, bazı değişiklikler yapılacağı anlaşılıyor.
Çekilen kabinedeki bakanlardan kimlerin kalacağı ve kimlerin değişeceği hakkında Ankara'dan verilen haberler, tahminlere dayanan rivayetlerden ibarettir. Kabine teşekkül edip de Büyük Millet Meclisinden, itimad reyi isteyineeye kadar-bu, isimler üzerinde durmak faydasızdır. Hasan Saka yeni kabinesini kurarken -şayed varsa - kendisiyle fikir ihtilâfına düşen veya başansaz çalışan yalmd da Parti Grupunun itimadını kaybetmiş olan bakanları yeni kabinesine almıyacaktır. Bazı bakanlar da vardır ki halk efkârında yıpranmışlardır. Bunları feda edip etmemek de, Başbakanın kanaatine bağlıdır. Yeni kabinenin kimlerden teşekkül edeceğine intizaren, Hasan Saka'nın mesai arkadaşlarını seçerken, bilhassa üç noktaya dikkat ve itina etmesi lâzım geldiğini kaydedelim:
— Demokrasi prensiplerine candan inanmış bulunmaları,
— Ehliyet ve liyakatlerini isbat etmiş olmaları,
—- Başlarına
geçtikleri bakanlıklarda,
başarıcılık kudreti gösterecek azim ve ce
sarete sahib bulunmaları.
Halk eîkârmda yıpranan bakanlar bilhassa kararsızlıkları, yanlış tedbirleri, idaresizlikleri, mesuliyetten kaçınarak süratle iş görmemeleri, bir kelime ile beceriksizlikleri yüzünden yıpranmışlardır. Millet, hükümetten iş ve faaliyet beklerken bazı bakanalrın yerinde saymaları hattâ daha evvel başîarmg olup da iyi, kötü yürüyüp giden işleri bozmaları, yani kaş yapayım derken göz çıkarmaları, yalnız o bakanları değil, bütün kabineyi yıpratmaktadır. Nitekim, Hasan Saka kabinesi, 9 Eylû! 1947 de iş başına geçtiği halde, bugüne kadar is sahasında halkı tatmin edecek muvaffakiyetler gösterememiştir. Bunun sebebini bazı bakanların, başarısızlığında aramak lâzımdır. Bizde, kabinelerin değişmesine rağmen, işlerin tıkır tıkır yürümesini sağlayacak muntazam ve mükemmel bir devlet mekanizması, maalesef, halâ kurulamamış
olduğu için, bir çok işler bakanların şahsi kudretlerine bağlıdır. Binaenaleyh Hasan Sakanın yeni kabinesini kurarken tuttuğunu koparacak, liyakat ve ehliyetle azim ve cesareti, başarıcıhğı nefsinde ce-metmiş milletvekillerinden kuvvetli bil hükümet vücude getirmeğe en büyük önemi vermesi icah eder.
Kabine buranı...
Yazan:
10 Haziran 1948 tarihli «Yeni Gazete» İstanbul'dan:
Hasan Saka kabinesinin İstifası ile bir hükümet buhranı meydana çıktı. Hükümetin içinde bir müddettenberi gizli bir buhran havasının dalgalandığı esasen hissediliyordu. Hasan Saka kabinesinin programında vaadettiği iktisadî vaadle-rin gerçekleşmekte gecikmesi Büyük Mület Meclisinde hemen hergün ardı arası kesîhniyen sözlü sorularla şikâyet konusu oluyordu. Zaman zaman bir takım gensorular da yapılıyordu. En sonra eski Ticaret Bakanı Atıf İnan hakkında olan maliye müfettişleri raporu üzerine Meclis soruşturması alınmasına sebep Millî Savunma Bakanı Münir Birsel'in istifası Hasan Saka kabinesinin bugünkü hali ile artık vazifesine devam edenıiye-ccğini göstermiş ve Cumhurbaşkanına istif asım vermiştir.
Hasan Sakanın istifa eden Münir Birsel yerine Savunma Bakanlığını vekâleten kendi üzerine almış olması bir nevi buhran alâmeti İdi. Başbakanın istifası ile hükümet buhranı fiilî bir safhaya girmiştir ve Hasan Saka yeniden hükümet teşkiline memur edilmiştir.
Hasan Sakanın istifası ve yeniden kabineyi teşkile memur Olması bugünkü hükümete dahil olan bir'kısım bakanların değişeceklerini gösterir. Değişecek bakanlar hangileridir? Yeni teşkil edeceği kabinenin karakteri ne olacaktır? Bu hususta bir hüküm vermek için hükümet buhranını doğuran amilleri gozönü-ne getirmek lâzımgelir. Hasan Saka iktisadî zorluklar karşısında vazife alan arkadaşlarının şimdiye kadar muvaffak olamadıklarını gördüğü gibi bundan sonra muvaffak olabilecekleri hakkında ümidini de kaybetmiş bulunuyordu. Eski ticaret Bakanı Atıf İnan hakkında açılan Meclis soruşturmasın m kendi kabinesi içinde husule getirdiği tepkiler kabinenin bünyesindeki iktisadî zaafı bir kat daha. arttırmıştır. Şu halde yeni kabinesini kurarken bu iki noktadan devlet gemisinin teknesindeki rahneleri tamir etmeğe çalışacak demektir.
Hükümetin cih^n buhranı içinde takip ettiği dış siyasete kimsenin en küçük bir diyeceği yoktur. Memleketimizin milletlerarası itibarı çok yüksektir. Fakat bu vaziyete rağmen harptenberi devam eden iktisadî zorluklar gün geçtikçe hafifliye-cek yerde bilâkis daha ağırlaşıyor ve bütün şikâyetler hep bu iktisadî zorluklar etrafında toplanıyor. Bu sebeple Ha-, san Sakanın kuracağı yeni kabinenin âkibeti de bu noktadan göstereceği muvaffakiyet derecesine bağlı olacaktır. Yeni kabineye dahil olacak bakanların iktisadî zorluklar kargısında ahenkli ve bilgili çalışma kabiliyeti yeni hükümetin kaderini tayin edecektir. Zira bugün memleketin içerisinde bulunduğu İktisadî ve malî meseleler şu veya bu bakanın sadece kendi şahsî gayretiyle halledilecek işlerden değildir. Bu mesele ancak bütün kabinenin ve bütün devlet teşkilâtının müşterek gayret ve fedakârlıkları ile hallolunabilir.
Genç bakanlar, bîr imtihandasınız...
Yazan: M. Faruk Gürtunca
11 Haziran 194S tarihli «Her Gün« İstanbul'dan:
Başbakan Hasan Saka, bugüne kadar yapılan icraatın veya yapilamıyan ileri hamlelerin vebali yalnız eski bakanlarında imiş gibi onları kabine ağacından silk-tt, attı. Şimdi, yerlerine Cumhuriyetin genç elemanlarını almzş görüyoruz. Bu, memleketi sevindirecek bîr hâdisedir. Çünkü bugüne kadar tecrübe görmüş, istiklâl savaşının binbİr türlü mahrumiyetlerine katlanmış, sonra Cumhuriyetin
nimetleriyle perverde olmuş sayın eski bakanlar, yerlerinde kaldıkça istikbal için şüphesiz derin bir yeise düşülüyordu. Zira, dünkü neslin en bariz hareketlerinden biri de eleman yetiştirmekti- 25 senedir üniversitelerimizden nice liyakatli gençler yetişiyor. Avurupa ve Amerika'dan nice Türk aydım, dağarcığında bir yığın bilgi ile dönüyordu. Fakat, memlekette geniş bir surette hizmet edecek sahayı kendilerine bir türlü bulamıyorlar, çöllere düşmüş, bir kıymetli taşın kıymetsizliği halinde senelerin koynunda eriyip gidiyorlardı.
iktidarı 35 le 40 yaşında eline alan nesle gelince: Onlarda da derin bir korku, bir tereddüt görünüyordu. Sanki, memleket gençlerin eline tevdi edilirse onların tecrübesizliklerinden dolayı derhal vatanı güç bir duruma düşürecekleri sanılıyor-do.
Bugün Hasan Saka kabinesinde beş genç bakan en güç sandalyelerde vazife almış ve ilk defa bu mevkilere sahip bulunuyorlar.
Millî Eğitim Bakanlığına: 35 lik grupun kıymetli sözcülerinden. Tahsin Banguoğlu gelmiştir. Pekeristlerle, yani dünkü nesille mücadelesi iki yıldan beri, devam ediyordu. Memleket siyasetinde mutedil ve ileri demokrasiyi temsil eden bir milletvekili idî.
Bayındırlık Bakanlığına: Nihat Erim getirilmiştir. Falih Fıfkı Atay'dan sonra Ulus gazetesinin başmuharrirliğini yapıyordu, 35 lerîn en ileri gclenierindendi.
Tarım Bakanı: Cavit Oral'dır. Adana'nın genç evlâtlarmdandır. Grup toplantılarında kendisini ateşli bir hatip olarak görmekte idik.
Ticaret Bakanl Cemil Sait Barlas'tır. Halk Partisinin birkaç zamandır sözcülüğünü temsil eden bu genç milletvekilinin kendisini çabuk yıpratması melhuz olan bu bakanlıkta muvaffak, olmasını ümit ederiz.
ilk defa bakan olan Gümrük - Tekel Bakanlığına getirilen Zonguldak Milletvekili Mehmet Emin Erişirgil'in bu sandalyeye geçmesi memlekette bira2 da hayretle karşılanmıştır. Eski Darülfünun Emînliklerinde bulunan, Matif Müsteşarlığı yapan, kürsülerde felsefe tedris eden ve C. H. Partisinin kültür işleriyle meşgul olan bir kimsenin hiç alâkadar olmadığı bir mevzuun en yüksek kademesine getirilmesi memlekette gerçekten, haklı bir hayret uyandırmış bulunuyor. Muvaffak olması baş temennimizdir.
Yeni Hasan Saka kabinesinde en can alın ve iki yıldan beri iyi idare edilnıi-yen, suiistimalleri çok görülen bakanlıklara genç milletvekiüerİTÜn getirilmesi, onlara şöyle bir ihtardır:
— Tenkit kolaydır, gösterin kendinizi.. Genç bakanlarımız çok kritik bir zamanda, bu sandalyelere oturmaktadırlar. Ticaret Bakanlığında millete arpa ekmeği yedirmeğe kadar varan idaresizlikler olmuş, dostlara milyonlar kazandırılmıştır. Cemil Sait Barlas, acaba bu işin içinden nasıl çıkacak? Kendisi ticaretten anlar mi? İç ticaret, dış ticaret nedir bilir mi?. Bunu ilerdeki günle? gösterecektir. Küçük bir muvaffakiyetsizlik bu genç bakanın talih, yıldızım doğmadan söndürebilir ve muarızlarına «genç nesle» hücum için büyük bir koz verebilir.
Tarım Bakanlığına getirilen Cavit Oral, bir çiftçi memleketi çocuğudur. Kendisi senede on binlerce lira kazanan çifte, çubuğa sahip olmasından dolayı ümit ederiz ki kimsenin şahsî menfaatini düşünmede nyalnız memleket menfaatinde ön plânda gelen işleri yapar. Bir çiftçi memleketine, çiftten anlıyan bir elemanın baş olması hayırlı bir alâmettir.
Tahsin Banguoğlu, tamamen yerini bulmuş bir şahsiyettir. MUlî Eğitimden yetişmiş ve Mîllî Eğitimin en yüksek kade- , meşine varmıştır. Muvaffakiyet şansı ieraatiyle belli olacaktır.
Hülâsa genç bakanlarımız bir imtihan arifesi İçindesiniz. Yeni Hasan Saka kabinesinde siz genç bakanların bulunması istikbal için bir imtihan devresi teşkil edecektir. Sizin muvaffakiyetiniz, memleketin ve cumhuriyetin, genç neslin muvaffakiyeti olacaktır. Bundan dolayıdır ki sizi masalarında kurulan bir «mağrur
memur» vasfından ziyade memleketin hayrına enerjik adımlar atan birer Cumhuriyet nesli devi olarak görmek İsteriz. Milletin takdiri, muarızlarınızın serzenişi sizin bu imtihan arifesindeki başarılarınıza bağlı olacaktır. Tanrıdan büyük muvaffakiyetler dileriz.
Yeni kabine...
Yazan: Cumhuriyet
11 Haziran 1948 tarihli «Cumhuriyet» İstanbul'dan:
İkinci Hasan Saka Kabinesi, bu satırların yazıldığı saate kadar, henüz resmeh ilân edilmiş olmamakla beraber, Ankara'dan verilen haberler, Cumhuriyet Halk Partisinin «35 lerıı diye anılan gençlerinden bir kısmının kabineye girdiklerini göstermektedir. Tahsin Banguoğlu, Cavid Oral, Emin Erişirgil, Nihad Erim, Cemil Said Barlas ilk defa Bakan olanlar, hem sin, hem fikü- itibariyle genç milletvekilleridir. Yeni kabineye girecekleri söylenen birinci Hasan Saka Kabinesinin Dışişleri Bakanı Necmeddin Sadak arkadaşımız ile Bayındırlık Bakam Kasım Gü-lek, Çalışma Bakanı Tahsin Bekir Balla ve Şükrü Saraçoğlu Kabinesinde Ekonomi Bakanlığı yapmış oian Fuad Sir-men de genç fikirli unsurlardandır.
Böylece kabinenin ekseriyeti, yeni girdiğimiz ileri Demokrasi hayatının istediği şartlara uygun ve Cumhuriyet Halk Partisi içinde ileri Demokrasi cereyanının kuvvetlenmesi ve hızlanması için çalışmış milletvekillerinden mürekkebdir. Binaenaleyh İkinci Hasan Saka Kabinesinin Demokrasi ruhunu ve prensiplerini birincisinden daha kuvvet ve süratle hâkim kılacağını kabul etmek yanlış olmaz.
Yeni Kabinenin Demokrasi bakımından cephesi kuvvetlidir, is görme ve başarı-cılık bakımından ne derece kuvvetli olacağını şimdiden kestirmek güç ise de, genç unsurların enerjilerinden ve me-Kuliyet korktısiyle sadece koltuk doldurmakla İktifa edecek zayıf iradeli ıddarei maslahat» cılar olacaklarından şimdiden şüphe etmeğe hakkımız yoktur. Fakat, bunların bilgi ve ihtisaslarına uygun ba-kanhklara getirilmeleri şarttır.
. Ancak, bir kabine içinde Başbakanın herşey olmadığı da bariz bir gerçektir. Müşterek mesuliyet ve çalışma koordinasyonuna, enerji ve irade bütünlüğüne sahip bir kabinede Hasan Saka yeni bir tecrübeyi gerektirmek hak .ve vasfını henüz kaybetmemiştir. Bu itibarla bu görüşe, bu muhakeme ve mantık silsilesine dayanarak Hasan Saka'yı iki numaralı kabinesinde de tecrübe etmek efkâra umumiye. Parti ve Meclis İçin bir zaruret olduğu kadar muhakkak ki Hasan Saka'ya yeniden kabine kurmak vazifesini tevdi ettirmeye saik olan ilham da herhalde bu insaf ve bu mantığın icap ve şevki ile olmuştur.
On ay kadar süren tecrübe devresi içinde Hasan Saka filhakika bir numaralı kabinesi ile müsbet başarılar elde edememiş olmakla beraber. muhakkak ki memleketin muhtaç olduğu gelişme ve kalkınma imkânlarını ve kısa, uzun devreli ihtiyaçları da tedbirleri ile1 bir arada mütalâa eylemek fırsatını şahsen yakından kazanmıştır. Şimdi, genç ve enerjik, başlıca muhtaç olduğumuz zihniyet inkılâbını benimseyen unsurlarla kabinesini geniş ölçüde takviye eden Hasan Saka'nin bu şahsî etüd ve tedbirlerini gençlerin dinamizmi ve koordine anlayış ve çalışmaları ile destekliyerek bi-rev birer tahakkuk ettirebilmesi pekâlâ mümkündür. Önümüzdeki Salı günü Meclis Grupunda, Çarşamba günü de Büyük Millet Meclisinde okuyacağı program beyannamesinin bu yönden dikkate şayan amelî ve fiilî sahada tatbik kabiliyetini haiz bazı hükümler taşımasını beklemek herhalde yersiz ohnıyacaktır. Bu itibarla gerek Hasan Saka'nın şahsi etiidlerinin tatbikini gerek kabinenin çoğunluğunu teşkil eden genç ve enerjik unsurlartn koordine verimini müşahede etmek bakımından geçirilmesi ve beklenmesi zarurî bîr intizar devresi vardır. Ümit ve temennimiz, bu devrenin memleketin kalkınması, günlük ihtiyaçların giderilmesi, ticari ve iktidasî darlığın ve tatsızlıkların önlenmesi bakımından iyi neticeler sağlamasıdır.
ikinci Hasan Saka Kabinesinin temenni ettiğimiz muvaffakiyeti her sahada memleketin faydalanmasını sağlıyacağı kadar, muhakkak ki aynea ve hususiyle memlekette özlediğimiz ve beklediğimiz nesil, zihniyet ve tutum reformunu da süratle tahakkuk ettirebilmenin yolunu açacaktır. '
Bekliyelim, görelim ve inşallah bu defa da hayal sukutuna uğramış olmıyahm.
Yeni kabine nasıl karşılandı...
Yasan: Cumhuriyet
13 Haziran 1948 tarihli «Cumhuriyet» İstanbul'dan:
Teni kabine hakkında yorumlar devam ediyor; fikirlerini yazanlar ve söylîyen-!er kendi siyasî ve şahsî kanaatlerine göre, düşüncelerini ileri sürüyorlar. Tek partili şef rejimi devrine nazaran, hakikî demokrasi rejiminin şu faydası da vardır ki muhalif parti liderlerinden ve muvafık milletvekili gazeteciden başlıyan politika ile fazla meşgul olmiyan serbest meslek sahibleriyle küçük esnafa kadar, herkes fikrini açıkça söylemek imkânını buluyor. Tek partili şef sisteminde ise, yeni bir kabine veya yeni bir bakan işbaşına geldikçe, «nöbet değişti» tekerlemesi tekrarlanır ve yeni kabine veya bakanın alenen meziyetleri, yazıîıp söylenir, . fakat kusurları kulaktan kulağa fısıldanmak suretiyle gizlice aleyhinde dedikodu yapılırdı. Gazetelerde, hep bir ağızdan Başbakanı ve Bakanları bolbol methettikten sonra sonsuz başarılar dileyip geçerlerdi.
Tek partili §ef rejiminin sözde, yani anayasa sahifelerinde kalan fikir, söz, basın ve toplantı hürriyetleri başka türlü harekete imkân bırakmadığı için, bazan liyakatsizliği, ihmalciliği, tembelliği, diğer şahsî ve siyasî kusurları tecrübe edilmiş bir btkan istifaya icbar edildikten bir müddet sonra, tekrar başka bir bakanlığın başına geçirildiği halde, gene methiyeler kasideler yazıldı. Bazı hür vicdanlı kalemler nihayet susmakla iktifa ederler; fakat aleyhte hiç bir şey yazılmazdı. Meselâ, Bu zat daha evvelki bakanlığında şu kusurlarından veya filân meseledeki büyük hatasından, falan işte memleketi büyük zararlara soktuğundan dolayı sıhhî sebeb ileri sürülerek gürültüsüzce istifaya icbar edilmişti Kendisinden hiç bir hesab sorulmadı. Bir müddet menkûb olarak mecburî istirahate sevkedildikten veja Avrupa'da hususî bir seyahatten yahud da resmî bir vazife ile gezip eğlendikten, kusurlarını, hatalarını unutturduktan sonra, tekrar işbasına getiriliyor. Acaba bilmediğimiz, göremediğimiz meziyetleri mi var, yoksa arada geçen kısa müddet içinde yeni meziyetlere mi sahip oldu?
Gibi az çok tenkidkâr düşünceler dahi yazılamazdı. Tek partili şef rejiminde, rnahdud parti erkânının ve bilhassa şefin itimadı kâfi idi. Şefe itaat ve parti disiplinine riayet o kadar kuvvetle hâkimdi ki Türk Milletinin yegâne mümessili olan Türkiye Büyük Millet Meclisi ekseriyetinin itimadını haiz olmadığı - koridor fısıltılarında söylenenlerden anlaşılan - kabine veya bakana, gene ittifakla itimad beyan edilirdi. Tek Parti Meclis Grupunun gizli toplantılarında dahi, pek nadir hâdiseler müstesna, kabineyi veya bakanlardan birini şiddetle tenkid etmek - hoş görülmediği için -usulden değildi.
Hakikî demokrasi rejimi, adeta an'anevî bir şekil almış olan bu usul ve âdeti ortadan kaldırmıştır. Şimdi kabine ve ~ba-kanlar hakkında, muhalif, muvafık ve politikacı olsun olmasın, herkes düşüncesini söylemek ve yazmak hürriyetine sahip bulunuyor. Halk idaresi ve demokrasi rejimi bakımından bu salâh .ve terakkiyi böylece kaydettikten sonra yeni kabine hakkında efkârı umunıiyede tezahür eden düşünceleri gözden geçirebiliriz.
Muhaliflere göre: ikinci Hasan Saka Kabinesi birincisinin ikinci cildinden başka bir . şej değildir. Daha demokrat ruhlu genç unsurlarla takviye edilmiş olmasına ve demokratik gelişmelere doğru daha gözle görülür bir ilerleme yapacağı ümid edilmesine rağmen, iş sahasında ve memleketin kalkınmasında yeni kabineden de fazla bir şey beklememek lâzımdır.
Nitekim Celâl Bayar, kendisine refakat eden Cumhuriyet muharririne:
Muhalif partiye kabine beğendirmek zor olmakla beraber kanaatim, bu kabinenin de, memleketin günden güne fenalaşan iktisadî durumunu düzeltemiyeceği merkezindedir. «Gelen gideni arattırır» darbımeselinin acı olarak tahakkukundan korkarım.»
Demiştir. Hakikaten muhalefete kabine ve bakan beğendirmek yalnız zor olmakla kalmaz, hattâ mümkün dahi değildir. Çünkü muhalefet, ancak iktidar mevkiine geçtiği zaman kendi kurduğu kabineyi beğenir. Muhalefetin vazifesi, tenkid ede ede, muvafakatin kabinelerini ve aynı zamanda, ekseriyet partisini yıpratarak yeni seçimleri kazanmaktır.
Celâl Bayar'dan daha sert bir muhalif olan Hikmet Bayur da, «ikinci Hasan Saka Kabinesinin birincisini aratacağını» tereddüdsüz söylüyor ve şöyle diyor: «Eğer 10 yıldır her gelen gideni aratmış-sa, buna sebep işbaşına getirilenler seçilirken onlarda devlet adamı vasıflarının tam tersinin aranılmış olmasıdır.»
Hikmet Bayur, daha C. H. Partisi milletvekili adaylarında bile büyüklerin karşısında elpençe divan durmak gibi meziyetler arandığından, böylelerine bakanlığa kadar yükselme yolu açık olduğundan da bahsediyor.
Yeni kabinenin teşekkülünde, umumiyetle tenkid edilen cihet, yeni bakanlar seçilirken ihtisasa kıymet verilmemiş olmasıdır. Filhakika Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığın bir doktor getirilerek ihtisas arandığı halde, eski bir maarifçi Millî Eğitim Bakanlığı yerine Gümrük ve Tekel Bakanlığına, bir hukukçu da bir ihtisas işi olan Ticaret Bakanlığına getirilmiştir. Anlaşılan C. H. Partisi milletvekilleri arasında, Ticaret Bakanı olacak, az çok ihtisas sahibi bir kimse Bulunamamıştır. Partide bir çok emekli general ve asker bulunduğu halde, Tekel Genel Müdürlüğü ve İktisad Vekilliği yapmış Mülkiyeli bir maliyeci ve idarecinin Millî Savunma Bakanlığına geçirilmiş olması da aykırı görünürse de Millî Müdafaamızda mütehassıs müsteşarlardan haşka Genelkurmay teşkilâtı da vardır. Ve bu teşkilât Bakanın ihtisasa müteallik İşlerde daima reyinden faydalanacağı bâr müşavere heyetidir. Öteki bakanlıklar böyle bir genelkurmaydan mahrumdurlar. Bayındırlık Bakanı Kasım Gülek'in Ulaştırma Bakanlığına nakli de onun çekilen kabinedeki vazifesinde elde ettiği bilgiye dayanarak bağladığı işlerin yarım kalması gibi bir netice verebilir. Yeni kabinede Bayındırlık Bakanlığına getirilen Nihad Erim'in neden Ulaştırma Bakanlığına getirilmediğini anlamak mümkün değildir.
Bütün bu düşüncelere rağmen, yeni kabinenin hakikî kıymet ve liyakati, çalışmalarında ve başarılarında görülecektir. Temenni ederiz ki her Bakan kendi isinde ve kabinede umumî mesaisinde muvaffak olsun.
Anayasada tadilât rivayetleri...
Yazan: Asım
14 Haziran 1948 tarihli Yeni Gazete» İstanbul'dan:
Hasan Saka Hükümetinin iş programında anayasada tadilât teklif edeceğinden bahseden bazı rivayetler ortaya çıktı. Bb buna ihtimal vermiyoruz. Zira hükümetin bugünkü vazifesi anayasada tadilât teklifleri düşünmek değil, Cumhuriyet Halk Partisi programını tatbik etmek olduğunu biliyoruz.
Filhakika son zamanlarda gazeteci arkadaşlar arasında anayasanın tâdili ile ikinci bir meclis kurulmasından bahsedenler oldu. Yeni kurulacak partilerin programları içinde bir Ayan Meclisinin kurulmasına ait hükümler konduğunu da öğreniyoruz. Fakat bugünkü haller ve şartlar içinde hükümetin Halk Partisi programında yeri olmıyan bir takım ana dâvaları ele alarak memlekette umumî tartışma havası uyandırması akla yakın-bir ihtimal değildir.
Eğer bir gün bir Ayan Meclisi kurmak ve Devlet Bakanına Meclisi dağıtmak salâhiyetini vermek gibi meseleler bahis mevzuu olursa bu fikirler hükümetten evvel Halk Partisinin kendi bünyesi içinde samimî tartışmalar ile kabul olunması ve kurultayca tasvip olunması, bundan sonra da Mecliste anayasanın tâdiline gidilmezden evvel bir genel seçime gidilmesi icabeder. Halk Partisinin çoğunluğu almadıkça bahis mevzuu olan meseleler ile meşgul olamaz.
İkinci Hasan Saka Hükümetinin bugün önünde bulunduğu mühim mesele Mecliste tâdil edilmekte olan Seçim Kanununu dürüst bir şekilde tatbik ederek ara seçimleri yapmak ve secim emniyeti hakkında halk efkârını tatmin etmektir. Bununla beraber memleketin umumî havasını sıkan iktisadî zorluklara karşı tesirli tedbirler bulmaktır.
Türkiye Cumhuriyeti çok partili demokrasi rejimini kabul ettikten sonra bir gün Batı Avrupa memleketlerinde olduğu gibi faizde de ikinci bir meclis kurulması biı gün ortaya çıkacaktır. Fakat bu mesele ancak Halk Partisinin programında tadilâttan sonra toplanacak bir Mecliste konuşulabilir. Böyle bir istikbale ait bir rejim meselesi nasıl olur da Halk Partisi içinde hiç konuşulmadan ve partinin yetkili organları tarafından benimsenmeden ve nihayet bir genel seçim iie çoğunluğa maledilmeden bîr hükümet programına girebilir?
Millet az söz, çok iş istiyor...
Yazan: Cumhuriyet
16 Haziran 194S Tarihli «Cumhuriyet» istanbul'dan:
Yeni kabinenin hazırladığı program kısa olacakmış. Ankara'dan verilen haberlere göre teşekkül ettiği gündenberi 'sık sık toplantılar yapan ikinci Hasan Saka kabinesi, programında mübalâğalı vaid-lerden kaçınmağa karar vermiş. Bu haberlerin doğru olduğu kabul edilebilir. Çünkü Birinci Hasan Saka kabinesinin programı da, pek uzun ve fazla tafsilâtlı değildi.
Bizim siyasî hayatımızda, yeni kabinelerin uzun ve tafsilâtlı programlar okumaları ve bol bol parlak vaidlerde bulunmaları modadır. Tek partili şef rejiminde, kabineler hayli uzun ömürlü oldukları için, programlarının da uzun vadeli vsıidlorle dolu olması tabiî idi. Gerçi bu vaidleriıı bazılarını gerçekleştirmek için bir neslin hayatı da kâfi değildi ama, bunlar gene programlarda yer alıyor ve belki de şöyle düşünülüyordu: ((Kabineler ve bakanlar değişebilir ama partinin programı değişmez ve bütün vadedilen işleru ((nöbet değiştirme» usuliyle yapılmakta devam eder.Harpden evvel, Başvekil İsmet inönü'nün demiryollar siyaseti ve programı, ve îk-tisad Vekili Celâl Bayar'm beş yıîlık sanayi programı, esas itibariyle değiştirilmeden tatbik edilmişse ele- diğer işlerde, bu devamlılığın sağlandığı iddia olunamaz. 1938 denberi, birbirlerine selef ve halef olan Cumhuriyet Halk Partisi kabinelerinin programlarını devam ettirdikleri, bilhassa ikinci Dünya Harbi, başından beri, işbaşına gelen. kabinelerin ve bakanların nöbet değiştirme prensipi ile İşlere devam usulüne riayet ettikleri kabul edilemez. Hele Ticaret Bakanlığı, her bakan değiştikçe prensip değiştirmekte ve hiç bir dalda durmamakta rekor kır-mışür.
Aynı partiden oldukları halde, kabinelerin ve bakanların birbirlerinin yaptıklarını beğenmediklerine Ve bozduklarına bir kaç misal verebiliriz:
— Mutedil devletçilik, zamanla müfrit devletçilik olmuştur.
— Bazan güdümlü iktisad yoluna girilmiş, hemen arkasından da liberalizme dönülmüş; basan da her ikisi birbirine karıştırılarak acayip bir sistem tatbik edilmiştir.
— 1945 sonlarında
Şükrü Saraçoğlu Kainesi Ulaştırma Bakanının Parti Meclis Grupunea tasvib
edilen deniz ticaret filomuzu
geliştirme programı, 1946
yazında işbaşına gelen
Recep Peker Kabinesi Ulaştırma
Bakanı tarafından değiştirilmiş ve
daha garib olarak
aynı bakan kendi hazırladığı
programı da tatbik etmemiş veya
edememiştir. Bunun böyle
olduğunu anlamak için, Recep Poker kabinesi programının deniz ticaret filomuza
aid kısmını bugün bir daha
okumak ve nelerin yapılıp nelerin. Yapılmadığını karşılaştırmak kifayet eder.
— Ziraat Bakanlığının da, her bakan değiştikçe, program değiştirmiş gibi, tatbikat değişiklikleri yaptığı meydandadır. Bu misalleri her bakanlığın başlanmış ve yaran kalmış işlerini gözden geçirerek çoğaltmak kabildir. İkinci Hasan Saka kabinesinin de, birinci Hasan Saka kabinesinin programında ne gibi değişiklikler yaptığı programım okuduğu zaman göreceğiz Yeni kabinenin programı teferruata girişmekten içtinab etse dahi, tatbikatta tutulacak yolun, istikrarsızlık doğuran değişikliklere gideceğini zaman gösterecektir.
Kabine programları ve bu programlardaki vaidler hakkındaki bu umumî mülâhazalardan sonra, şunu belirtmek isteriz ki meselenin ruhu, bir sürü vaid-ierle dolu çok parlat bir program okumaktan ziyade, az şey vadeden mütevazı, fakat realist bir programı tatbik etmektedir. Daha kısa bir ifade ile program ve vaid değil iş ve başarı istiyoruz. Bu, yalnız bizim isteğimiz değil bütün milletin isteğidir.
İş sahasında ise ne kadar bati, hattâ beceriksiz davrandığımızı göstermek için, evvelki gün Büyük Millet Meclîsinde, bina inşaatını teşvik kanunu tasarısı müzakere edilirken yapılan tenkidlere ve söylenen sözlere bir göz atmak kifayet eder.
Bu kanun tasarısı, Recep Peker ve Hasan Saka kabineleri tarafından iki yıl-danberi hazırlandığı halde, ancak evvelki gün müzakereye başlanmıştır ve mesken buhranı dâvasını halledebilmek bakımından eksik ve hattâ faydasız olduğu muiıalif ve muvafık milletvekilleri tara-. findan iddia edildiği gibi, yeni Bayındırlık Bakanı da <sHükümetimiz bu tasarı ile mesken işini kökünden halletmek iddiasında değildir» demekle bu iddiaları kabul etmiştir. İki yılda hazırlanan bir kanun tasarısı, mesken, dâvasını kökünden halletmezse bu dâvayı esaslı surette halledecek kanun acaba, ne vakit, kaç uzun yıl sonra çıkacaktır?
iktidar Partisi mensubu bir Erzincan Milletvekili 9 senedir bir türlü halledile-miyen Erzincan mesken dâvasının da bir an evveî ele alınmasını istemekle iş görme ve başarma bakımından nasıl acınacak bir hareketsizlik içinde olduğumuzu anlatmıştır. Halbuki Erzincan 27 Aralık 1939 da deprem felâketine uğradığı zaman, «pek yakında» yıkık ve harab Erzincan'ın yanıbagmda yeni ve mamur bir Erzincan'ın yükseleceği, vadedilmiş-ti. Bu «pek yakın» vaidi, 9 yıldanberi ne yazık ki halâ gerçekleşmemiştir.
Millet ve memleket, parlak vaidlerle dolu programlar değil, kesif çalışma ve hızlı başarma hamleleri, kısaca as söz, çok iş istiyor.
GrupuH hükümete güveni,.
17 Haziran 1948 iaiihli «Ulus- Ankara'dan:
C. H. P. Meclis Gmpu Genel Kurulu, altı red ve bir çekinsere karşı iki yüz yetmiş dokuz oyla, yeni kabineye güvenini bildirerek ikinci Hasan Saka Hükümetinin güdeceği iç ve dış politikama ana hatlarını fasvibetmiştir. Hükümet beyannamesinde belirtilen bu esasların, Büyük Millet Meclisinde muhalefet tarafından geniş ölçüde tenkidlere, doîayı-siyle hararetli müzakerelere konu teşkil etmesi tabiî bulunmakla beraber, bu karar, yeni kabinenin Meclisten de, büyük çoğunlukla güvenoyu alacağını göstermektedir.
Beş saatten faala süren grup müzakerelerinin bu neticesi üzerinde birkaç bakımdan dikkatle durulmaya değer; bir kere yeni kabine, ileri sürülen bazı tahmin ve iddialar hilâfına, C. K. P. Meclis Grupunun ittifaka yakın bir çoğunlukla itimadını kazanmıştır. Halbuki yeni Hükümetin kumluşundanberi belli çevreler, kabineye güvenoyu vermiyeceklerîn hayli kabarık bir yekûn tutacağında ısrar ^tmislerdİ. Bu kanaatte olanların iddialarına göre, 35 lerden bir kısmı milletvekilleri bile, bazı arkadaşlarının yeni kabineye, girişlerini iyi' karşılamanuşlardı. Müfrit unsurların ise Hükümete toptan güvensizliklerini belirtmeleri muhakkaktı. C. H. P. Meclis Grupu kararı, hiç foir asıl esasa dayanmıyan bu iddiaları kökünden çürüttü. Gerçekten yeni Hükümetin kuruluşu vesilesiyle bu sütunlarda bir kere daha belirttiğimiz gibi, C. H. P. Meclis Grapunda otuz beşler veya müfritler adı altında sabit kadrolu ayrı prensip ve görüşlere sahip fraksiyonlar)» mevcudiyeti iddiası yanlış teşhisten doğan bir vehmin ifadesidir. Hakikat şudur ki, Halk Partisi milletvekilleri C. H. P. Meclis Grupuna girmekle, fikir ve kanaat hürriyetinden vaz geçmemişlerdir. Bu sebeple partinin ana prensipleri dışında kalan müşahhas siyasî meselelerde düşüncelerini agık ve serbest bir şekilde belirtmeyi, demokrasi zihniyet ve geleneğinin bir icabı sayarlar. Bu şekilde murakabe ve tenkid vazifesini yapanların sayısı da hâdiseden hâdiseye değişir. Nitekim bu sefer, ikinci Hasan Saka kabinesinin beyannamesini, kendi kanaatlerine göre güvene lâyık gormiyenlerin sayısı altıya inmiş bulunuyor.
Vicdani kanaatlerinden, başka hiçbir tesir altında kalmadıkları muhakkak bulunan bu saym milletvekillerinin, Halk Partisi bünyesinde yeni biı- fraksiyon teşkil ettiklerini iddiaya nasıl imkân yoksa; ikinci Hasan Saka kabinesini şu veya bu zümreye maletmeğe kalkmak da o kadar hatalı bir görüştür. Inkılâptanberi iş başına gelen bütün kabineler gibi yeni kebine de sadece bir Halk Partisi hükümetidir ve onun yardım ve güveniyle, devrimizin güçlüklerini yenmek üzere memleket idaresini ele almıştır.
Bugünkü dünya şartları karşısında yeni hükümetin bağan elde edebilmesi için, ne kadar bilgili, hesaplı, ciddî bir gayrete ihtiyaç olduğu kimsenin meçhulü değildir. C. H. P. Meclis Grupunun, kendi içindeki çahşmalsriyle kaabilij'et ve enerjilerini ölçme fırsatına kavuştuğu hamleci ve ülkücü elemanlardan kurulmuş yeni kabmeye ezici bir çoğunlukla güvenini belirtmesi, ikinci Hasan Saka Hükümetinin çizilen hedeflere ulaşma gayretlerini kuvvetle destekliyecektir. Bununla beraber Meclis Grupunun bu güvenoyunu - bazılarının yapmak istiyecekleri gibi - Hükümet için istikbale şâmil, kayıtsız, şartsız bir açık bono olarak yorum-lamıya asla cevaz yoktur.
C. H. P. Meclis Grupunun Hükümete güveni, hiç şüphesiz kabine üyelerinin kendilerine bağlanan ümitlere liyakatleri ile mukayyettir. Grup, güven oyunu vermekle daimî murakabe görevinden feragat etmiş değildir. Aksine C. H. P. Meclis Grupu, - gerek bir bütün halinde Hükümete gerek mesuliyetleri çerçevesinde bakanlara karşı - murakabe vazifesinde daima güveninin kuvveti nispetinde titiz davranacaktır. Böylece bir yandan Hükümet programının gerçekleşmesine diğer yandan millî kalkınmamızla ilgili işlerin düzenlenmesine geniş ölçüde yardım edecektir.
Yeni Hükümetten beklenen işler, ona bağlanan ümitler kadar çok ve çeşitlidir. Bütün işlerde tam başarı sağlanması için yalnız ilgililerin, iyi niyet ve gayretleri de kâfi gelmez. İsabetli kararların verimi, dünya hâdiselerini elverişli seyriyle mütenasip olarak artacaktır. Bununla beraber yeni Hükümetin gerçek başarısını şanstan ziyade program ve işlerindeki isabet derecesinin tayin edeceği muhakkaktır. Biz kendi hesabımıza Hasan Saka kabinesinin icraatını bu bakımdan emniyet ve sükûnetle bekliyoruz. Yeni Hükümetin beyannamesi hakkında düşündüklerimizi başka bir yazıya bırakırken bozguncu niyetlerle tekrarlanan peşin hükümlerin veya âdet olsun diye ileri sürülen ezbere tenkidlerin, memlekette yerleşen istikrar havasını bozmaktan başka bir fayda sağlamıyacağmı da açıklamak isteriz.
Kabineye güven oyu...
S T-.'.
Yazan: Astm üs
tr "
17 Hazıra» 1948 tarihlî «Yeni Gazeten İstanbul'dan
İkinci Hasan Saka Kabinesi Halk Partisi Meclis Grubunda altı muhalif ve bir çekimsere karşı iki yüz yetmiş dokuz oy ile güven kararı aldı. Bu netice ilk tahminleri aşan bir başarıdır ve ikinci Hasan Saka Hükümeti için alacağı radikal tedbirlerde mühim bir kuvvet ve cesaret kaynağı olabilir. Bununla beraber şimdiye kadar parti içinde bîr azlık gibi görünen genç elemanların iltihakı ile genç-leşen hükümetin bu şekilde oy birliğine yakın toplu bir güven kararı alması Halk Partisinin kendi bünyesi içinde derin bir değişiklik olduğunu da göstermiştir.
Halk Partisi içinde göze çarpan bu bünye değişikl iğinin mahiyetini tahlil ederken 12 Temmuz beyannamesini hatırlamak yerinde olur. Filhakika 12 Temmuz beyannamesinin ilânı muhalefet saflarında olduğu gibi hükümet partisi içinde de bu' takım zümre hareketleri uyandırmıştı. Her iki taraftan, müfrit ve mutedil tabirleri ile vasıflandırılan bu hareketlerin, muhalifler cephesinde husule getirdiği ayrılık Kaman üe eksilmemiş, her-gün biraz dalla artmış; en sonra Demokrat Partinin hem merkez idare heyeti, hem de Meclis Grupu ikiye ayrılmıştır; bir kısım üyeleri de istifa ederek bütün bütün Demokrat Parti ile olan ilgüerini kesmişlerdir.
12 Temmuz beyannamesinin Halk Partisi içinde husule getirdiği dalgalanma İlk zamanlarda bir zümre ayrılığı manzarasını göstermişse de bu hal zamanla kuvvetini kaybetmiştir. Demokrat Parti içindeki ayrılık hareketlerinin artması nisbetinde Halk Partisi içinde birbirlerinden ayrılır gibi görünen elemanlar birbirlerine yaklaşmışlardır. İkinci Hasan Saka Kabinesinin yeni çehresi ile Parti Grupundan aldığı kuvvetli güven kararı bu yaklaşmanın bir kaynaşma safhasına girdiğine delil sayılabilir. Hükümetin aldığı bu,güven kararından sonra Halk Partisi içinde artık müfrit ve mutedil gibi tabirler ile ifade edilecek bir hizipden bahsetmek manasız olur. Şimdi mühim olan mesele ikinci Hasan. Saka Hükümetinin sözden işe geçmesidir. Devlet işlerini yeni haller ve şartların gerektirdiği çekilde yeniden organize etmek, memleketin iktisadî ve malî kaynaklarını yeniden kurmak hususunda radikal icraata girişmesidir. Halk Partisi Meclis Grubu güven oyu ile hükümetin millete karşı yaptığı taahhütleri yerine getirmesi için bekliyeceğini anlatmış oluyor.
Büyük Millet Meclisinin yaz tatili zamanı çok yaklaşmıştır. Seçim Kanunu, Belediyeler Gelirleri Kanunu gibi bazı müstacel işler çıktıktan sonra yaz tatili başlıyacak ve gelecek Kasım ayına kadar hükümet iş başında serbestçe^ düşünmek ve çalışmak fırsatını bulacaktır. 1949 bütçe tasarısını meclise getirecektir. O zaman hükümetin porgram olarak ortaya koyduğu prensiplerin tatbikinde kendisinden neler beklenebileceği hakkında bir fikir edinilebilir. Hükümetin asıl. meclisten alacağı güven kararı 1949 bütçenin tasdiki sırasında olacaktır.
Yeni hükümetin beyannamesi.,.
1 Yazan: Selim Ragıp Emei;
17 Haziran 1948 talihli «Son Posta» İstanbul'dan:
Ankara 16 ikinci Hasan Saka Kabinesi parlamanter ve demokratik bir teamül yaratmış olmak için, bu defaki beyannamesini Sah günü geç vakte kadar C. H. P. Grubunda parti arkadaşlarının münakaşasına arzettikten sonra D. P. ye tevdi etmiştir.
Demokrat Parti Merkez İdare Kurulu hu beyanname hakkındaki incelemelerini Perşembe günü akşamına kadar bitirmek vaadiyle hükümetle mutabakate varmış, ve Çarşamba günü (Dün) Büyük Millet Meclisinde okunması gereken beyannamede bu suretle Cuma gününe talüc edilmiştir.
Hükümet beyannamesinin mahiveti ve muhtevası hakkında dünkü Son Posta'da kâfi tafsilât mevcut olduğu için hu bahse avdet etmek lüzumsuz ve boştur. Bu beyannamenin Demokrat Partinin görüş zaviyesinden arzedebileceği hususiyettir ki yeni hükümetle muhalefet partisinin münasebetlerini tayin bakımından ayrı bîr ehemmiyet ifade edebilir. Halbuki muhalefet mevkiinde bulunan Demokratları tatmin hususunda, dün verilen malûmata göre, yeni programda eskiye nazaran esaslı hiç bir değişiklik yoktur. Program kısadır ve umumidir. Hayat pahalılığı ile mücadeleyi taahhüt etmektedir ve 12 Temmuz beyannamesinin derpiş eylediği bütün esaslara sadık kalınarak memleketin demokratlaşması bahsinde gerekli tedbirlerin alınıp elverişli kararlara varılacağı vaa d olunmaktadır Kanaatimce böyle bir program; nasıl aksi bir zaviyeden bir kısım C. H. P. li milletvekilleri tatrnin etmekten uzak bulunuyorsa; bu görüş cephesine tamamen 7.!!, bir istikametten de demokratları tat-. inin edemez. Çünkü ve her şeyden evvel bunların bekledikleri; amelî ve1 yapıcı esaslardır. Bunun için de yapılacak şeyler hakkında belli tarih ve sekil gösterilmesini tercih etmektedirler. Yani tadil merasimi bir hayli ilerlemiş bulunan Seçim Kanunu İçin adlî murakabenin te-tesis edilmemesinde hakikaten temerrüt olunacak mıdır? Memurin Muhakemat Kanununun değiştirilmemesi maksadiyle el'an bir takım muallel manevralara baş vurulmakta ısrar edilecek midir? Vakit geçirmeden bunları öğrenmek istiyeeek-levdir. Bu sebeple de, ikinci Hasan Saka Hükümetinin beyannamesini, üzerinde konuşulur bir metin saymaktan uzak durarak; bunu genişletmek suretiyle, bir nevi istizah mevzuu yapmağa çalışacaklardır. Bu nokta, bütün demokrat sözcülerin konuşmalarından ve bu arada Demokrat Parti Lideri Celâl Bayar'uı yurt içinde yaptığı gezi sırasında ileri sürdüğü fikirlerden vazıh bir surette anlaşılmaktadır. Yeni kabinenin hayat pahalılığı ile mücadele mevzuunda yapabileceği şeylere gelince; bu bahiste yalnız Demokratlar değil, bütün memleket umumî efkârı kötümserdir. Çünkü bir hükümet heyetinin bir mesele üzerinde başarıya ulaşabilmesi için evvelâ o neticenin ulaşılır bir şey olduğuna inanmakla işe başlaması lâzım gelmektedir. Halbuki birinci Hasan Saka kabinesi ve onun başında bulunanlar, böyle bir dâvaya asla inanT raış görünmemiş ve bütün hareket ve tedbirleri, bu menfi inancın tesiri altında kalmıştır.
Filvaki Hasan Saka'nm birinci kabinesi zamanında memleketin bazı köşelerinden sıkı yönetim. idaxeleri kaldırılmıştır. Polis Vazife ve Salâhiyet Kanununun mahut İS inci maddesi değiştirilmiştir. Amma, bunlara mukabil umumî hayat endeksinde aksi istikamette ve tersine bazı ta-havvüller kaydedilmiştir. Bütün bu esbabı muciheyi gozönünde tutan bir hükümet başkanının ilk vazifesi, her şeyden evvel geçim dâvası dediğimiz ekonomik durumumuzun ıslahı çareleri üzerinde durmaya inhisar etmelidir. Bu, bir siyaset bayrağı olmalıdır. Düşünmelidir ki bu sahada elde edilecek yüzde 2 nisbeti bir muvaffakiyet, iç politika bakımından, hayli mesafe de katetmeğe bedeldir ve siyasî muhasımların elinden de büyük kozların alınması demektir. Amma dedim ya! Bir dâvayı benimsemek için evvelâ ona inanmak lâzımdır. Halbuki biz hayat pahalılığım peşinen yenilmez bir dev gibi kabul ediyor ve ismini duyar duymaz; kendimizi' gevşeterek yere koyuveriyoruz. Böyle bir zihniyetle iş yapmak istemenin neticesi elbetteki hüsrandır.
Yeni kabinenin programı
Yazan: Prof. Dr. Yavuz Abadan
19 Haziran 1948 tarihli «Ulus» Ankara'dan:
İkinci Hasan Saka Hükümeti, tutacağı yolu ve siyasî görüşünü ana çizgileriyle belirten programını, Büyük Millet Meclisinde okudu (ve beklendiği gibi, büyük çoğunlukla güvenoyu aldı). Yeni Kabine porgramının, kısalık ve ölçülülüğü en mühim hususiyetini teşkil etmektedir. Hükümet, beyannamesini günlük ve normal idare işlerinin tafsilât ve feferrua-tiyle doldurmaktan titiz bir dikkatle kaçınmıştm Bu suretle de Kabinenin ana dâvalarımız üzerindeki görüşü. daha açık, öalü ve aydın bir şekilde belirtilme imkânına kavuşmuştur.
Yeni Hükümetin dış politikasında, Türkiye Cumhuriyetinin eski yurdda ve dehanda barış ve güvenlik geleneğine bağlı ve sadık kalmaktadır. Bunun için günün. elverişsiz şartlarına rağmen Birleşmiş Milletlfrr Teşkilât ve ülküsüne' inanla bağlanmayı, milletlerarası münasebetlerin bir ahlâk ve adalet nizamı içinde gelişebilmesini sağlıyacak ve insanlığın daha kötü akıbetlere düşmesini önliyecek başlıca çare saymaktadır. Türkiye Cumhuriyetinin, asla değismiyocek olan bu gerçekçi istiklâl ve barış siyasetinde, her şeyden önce kendi millî varlık ve kudretimize daha çok kesindir. Bu sebeple Hükümet, bundan sonra da, ülke bütünlüğümüzün ve bağımsız devlet haysiyetimizin başlıca temeli olan millî savunma ihtiyaçlarını, her ihtiyacın üstünde tutmakta devam ve ısrar edecektir.
Hükümet programında iç politikamızın ağırlık merkezini, girmiş olduğumuz yeni demokratik sistemin temellerini kuvvetlendirme esası teşkil ediyor. Bu maksatla da Türk demokrasisinin tertemiz geleneklerle yerleşmesini, vatandaş hak ve hürriyetlerinin en sağlam teminata kavuşmasını sağlıyacak kanunların titiz bir itina ile hazırlanması ve uygulanması faaliyetine devam edecektir. Vatandaş çokluğunun oylarına dayanan sağlam ve kuvvetli bir iktidarda, siyasî ve tabiî haklarının her zaman ve her yerde masum kalacağından emin bir azlık murakabesini veya muhalefet sistemini yerleştirmeğe çalışmak, yeni hükümetin baş gayesidir. Böylece iktidarın azlığı ezmesi, azlığın meşru ve kanunî haklarının sınır dışına çıkarak tahakküm yoluna sapması ihtimalleri, büsbütün önlenmiş olacaktır.
Programın malî ve iktisadî siyasete ail kısımları realist bir görüşle, bütün imkân ve kaynaklan sıkı sıkı hesap eden bir tasarruf zihniyetinin ifadesidir. Hükümet, karşılaşmakta olduğumuz iktisadî güçlükleri, küçümseme yoluna sapma-mışttr. Ancak - haklı olarak - memleketimizin çekmekte olduğu sıkıntıları, dünyanın politik ve ekonomik durumundan ayırarak mütalea etmenin bizi yanlış yollara götüreceğini belirtmiştir. Memlekette geçim sıkıntısını gidermek, fiyat istikrarını sağlamak elbetteki Hükümetin hayatî Önemde ilk vazifesidir. Yalnız bu -işte başarıya ulaşmak için iç ve dış âmillerin tesirlerini hesaba katmak, menfi faktörleri bertaraf etmek, elverişli olanlardan faydalanmak tek çıkar yoldur. İktisadî ve malî güçlükleri yenme tedbirleri denince, başta hatıra hiç şüphesiz millî kalkınma dâvası gelir. İstihsal ve geliri artıran işlerde masraflardan kısmağa kalkışmak, kültür, ekonomi, sağlık ve bayındırlık alanlarında ihtiyacımız olan kalkınmayı baltalamak olur. Bu sebeple Hükümetin tasarnıf maksadiyle yalnız ekonomik kalkınmamız için doğrudan doğruya verimli ohnıyan ve geciktirilmesi mümkün olan înşaatten vazgeçmesi yerindedir.
Hasan Saka Hükümetinin mali siyasetine hâkim olan düğünce, başta tasarruf, sonra da vergilerde ıslahattır. Gerçi umumî siyasî du*um ve memleketimizin iktisadî kalkınması zarureti, bütçede tasarruf imkânlarını güçleştirmektedir. Ancak hükümetin gene iç ve dış âmillerin elverdiği nisbette tasarruf karan katidir. Bu arada Hükümet beyannamesi' yalnız gene! bütçeye dahil teşkilât kadrolarının gelirin yüzde kırk altısı nisbetine yükseldiğine işaret ederek mühim bir yaraya dokunmuştur. Memur sayısında ve kadrolarında her yıl devam eden artışlardan doğarı bu durumu, kazanılmış haklara dokunmadan bir an önce düzeltmek ve yoluna koymak lâzımdır.
Devlet masraflarında yapılacak kısıntılara karşılık vergi sistemlerindeki yeniliklerin hem adaleti gerçekleştirme hem de gelir kaynaklarını kuvvetlendirme bakımlarından önemi büyüktür. Ekonomik kalkınmamız!. sağlıyacak uzun vadeli tedbirler için dış krediden faydalanma tabiidir. Hükümet beyannamesinden bu yoldaki teşebbüslerin müsbet neticelere ulaşmak üzere olduğunu, sevinçle öğreniyoruz. İkinci Hasan Saka Hükümetine İyi niyet mahsulü, olduğuna şüphe olmı-yan ve ana dâvalarımızı özlü bir şekilde kavrıyan programını gerçekleştirme hususunda başarılar diliyoruz.
Yazan: Asım Us
19 Haziran 1948 tarihli «Yeni Gazete» İstanbul'dan:
İkinci Hasan Saka Hükümetinin programından bahseden bazı gazeteler ikinci Meclis kurulması şeklinde uydurma bir haber ortaya attılar. Bu haberin asıl ve esası olamıyaeağmt bundan evvel bu sütunlarda tetkik etmiştik. Nitekim hükümetin programı Mecliste okundu ve bu haberin uydurma olduğu fiilen sabit oldu. Bununla beraber tahmin şeklinde ortaya atılan haberin uyandırdığı hareket devam etmektedir. Gazeteci arkadaşlarımızdan biri milletvekilleri arasında bir Âyatı Meclisi kurulması ve kuvvetlerin tevazünü nazariyesine göre anayasamızda tadilât yapılması bahsi etrafımda bir anket açmıştır.
Çok partili bir demokrasi rejimine giren Türkiye için anayasada şu veya bu şekilde tadilât yapılması halk efkârım işgal eden mevzulardan biridir. Nazariyat olarak bu mevzu üzerinde bir çok şeyler söylenebilir. Fakat iş tatbikat sahasına intikal ettirilmek istenilirse dünyanın bugünkü halleri ve şartları içinde bu mevzu üzerinde konuşmanın beyhude olduğu da derhal teslim edilir.
Filhakika anayasamıza göre bugünkü Büyük Millet Meclisinin üçte iki çoğunluğu isterse devlet teşkilâtında her türlü esaslı değişiklikler yapmak yetkisini haizdir. Fakat Meclisin bugünkü çoğunluğu Halk Partisi milletvekillerinden teşekkül ettiği ve bu partinin kurultayından ikîn-ci bir meclis kurulmasını istihsal: eden bir karar çıkmamış olduğu için bu yolda bir anayasa değişikliği beklenemez. Şayet meclis içinde, bu istikamette bir fikir cereyanı belirmiş olsa ve bu fikir cereyanı çoğunluk tarafından benimsenmiş bulunsa kurultayın fevkalâde olarak toplanması, bu fikir kurultayca kabul edildiği takdirde de yeni bir seçime gidilmesi lâzımgelir. Zira bugünkü demokratik telâkkilere göre bahis mevzuu olan şekildeki anayasa değişiklikleri ancak bu maksat için toplanan ve vazifesini yaptıktan sonra dağılacak olan. bir anayasa meclisi tarafından yapılabilir.
Şimdi vaziyeti hülâsa edelim: Ayarı Meclisi adı ile ikinci bir meclis kurulmasını istiyenler bir kere bugünkü meclisin dağılmasını, yeni toplanacak meclisin kons-titüant vazifesini görerek anayasayı o şekilde değiştirmesini, ondan sonra mevkiini bu anayasaya göre toplanacak yeni meclislere terketmesini istiyorlar demektir. Türkiye'nin iç ve dış vaziyeti bu şekilde bir kaç sene hükümetsizîik halinde devam edecek bir anayasa buhranı geçirmeğe müsait midir?
Memleketimizin başında Türk camiasını temsil edenler. Atatürk'ümüz başta olmak üzere daima Bulgar'larla iyi geçinmek dostluk değilse bile dırıltıya meydan vermiyen bir politika takibetmişler-dir. Aksine olarak da biz ne kadar iyi niyetle hareket etmişsek Bulgar'lar bizimle olan münasebetlerinde o kadar güçlük çıkarmışlar arada herhangi bir anlaşmanın tesisine mâni olmuşlardır.
Gelen geçen bütün Bulgar hükümetleri, Çiftçi olsun, liberal olsun, Faşist olsun, şimdiki gibi Rus peyki olsun, daima yerlerini terkederken biribirferine Türk düşmanlığını minas olarak bırakmışlardır.
Bizim tükenmez sabrımızı bu haris komşumuz o derece suiistimal etti ki artık onunla efendi gibi, komşu gibi konuşmanın faydasız olduğunu anlıyoruz. Evvelki günkü hudut hâdisesi bir kere daha bu şımarık insanlarla iyi komşuluk münasebetlerini idame etmenin mânâsız ve in:kânsız olduğunu ispat etti.
insan ister istemez düşünüyor: Peki, Bulgar'lar bizden ne istiyorlar? Neden dolayı mütemadiyen hâdise çıkarıp asabımızı bozmak yolunu tutuyorlar? Bulgar 'larm hangi menfaatlerini çiğnedik ve hangi emellerine mani olduk? Bu zavallıların bizi iz'aç etmek için neteden emir aldıklarını bilmeyecek kadar saf değiliz! Efendileri ile birlikte bizim sabrımızı tüketeceklerini zannediyorlarsa aldanıyorlar. Nafile yere zahmet etmesinler, bİ-zim sabrımız başbaşa kalıncaya kadar tükenmiyecektir. Hesaplaşmak için elbet karşı karşıya kalacağımız gün de gelecektir; ve belki de çok uzak değildir.
Bir Bulgar kahpeliği daha».
Yazan: Selim Ragtp Emeç
20 Haziran 1948 Tarihli «Son Posta» İstanbul'dan:
Edirne'ye bağlı Lalapaşa İlçesinin Kaî-jtansöğüt Köyü yeni bir Bulgar teeavü-KÜne uğramıştır. Sabahın ilk saatlerine doğru ve gecenin mehtaplı olmasından istifade eden elli altmış kişilik silâhlı bir Bulgar köyü kafilesi, bu Türk köyünün dört bir tarafını sarıp hariçle muvasala-sen kestikten sonra ev ev araştırmalar yapmış ve bu sırada, ele geçirmeye çalıştıkları bilâhare anlaşılan Mehmet Ağa ismindeki vatandaşımızı bulup öldürmeye muvaffak olmuşlardır. Hâdise mahalline yetişen kuvvetlerimizle bu çapulcular arasında vukua gelen müsademede, bir Bulgar yaralanmış ve arkadaşlariyle birlikte kaçmaya muvaffak olamamıştır. Kafilenin reisi olduğu sanılan bu Bulgar da, bilâhare vefat etmiştir.
Hâdisenin şeklinden de anlaşılabileceği gibi hudut komşusu karşılıklı iki köy halkının bir düşmanlık tezahürü demek olan bu hâdise münasebetiyle memleket umumî efkârında hâsıl olan teessürün derinliğine bilhassa ve ehemmiyetle işa-' ret etmek yerindedir.
Geçenlerde bir tayyaremizi düşüren ve bir pilotumuzu şehit eden; bu sefer de tertipli ve taammütlü bir hudut hâdisesi çıkaran Bulgar'ların; yarın için nasıl bir vaka hazırladıklarını ve bu vakanın bizlere, kaç cana ve nelere mal olabileceğini tayin edebilmek mümkün değildir. Böyle bir meçhul içinde sinirleri gerilen memleket umumî efkârının enerjik bir devlet müdahalesinden beklediği; geçen seferki gibi sembolik olarak karşılıklı nota teatisine inhisar etmekten ziyade bu gibi hâdiselerin tekerrürüne kesin bir surette son verecek tedbirlerin alınması olmak lâzımdır. Bu kabil tedbirlerin nelerden ibaret bulunabileceğinin tayini ise bize düşmez. Bunları, devlet denilen ve memleketlerin bütün vücuhîyle emniyetinden mesul bulunan teşkilât tesbit edebilir.
Sofi derece teessür değen ve fakat mahiyeti itibariyle müşterek bir hududun iki tarafında mevki almış ve birbirinin dostu olnuyan iki köyden birinin taadisi şeklinde mütalâa edilmek lâzım gelen bu hâdisede, yalnız Bulgar'lara hitap etmek bilmem kâfi midir?
Su uyur, düşman uyumaz, derler. Tarih boyunca hiç bir zaman dostumuz olmamış bulunan, idaremiz altında bir 'ıayli insanî füyuzattan faydalanmasına
rağmen ruhunun huşunetinden kopup gelen telkinata mukavemet edemiyerek daima nobran ve daima koyrat davranan komşumuzun zaman zaman kendini açık-iiyan rıshî teessüratiyle her an. bir şeyler; kötü vakalar yaratmaya muktedir olduğu acaba nasıl unutulmuş ve Kalkansöğüt hudut köyü nasıl olup ta gerekli rauha-faza kuvvetinden ve vasıtalarından mahrum bırakılmıştır?
Memleketimizin en hassas bir hudut bölgesinde, elii, altmış kişilik bir silâhlı kafilenin gece yanları, sınırımızı geçerek bir Türk köyünü sbluka etmesi ve bu köy halkına, saatler süren bir dehşet hayat yaşatması; bu teşebbüs ona başvuranların mutlak mahvını mucip olmadan; nasıl tasavvur edilebilir?
Ve hele, bir gazetede gözüme iliştiğine göre; bu huduî köyünde, köy halkından bir tanesinin dahi işe yarar bir silâha malik bulunmaması; nasıl aklın alabileceği bir vakıa olarak, düşünülebilirdi? Olan olmuş ve maalesef atı alan da Üa-tüdan geçmiştir. Bu hâdise münasebetiyle şu nokta da sabit olmuştur ki hudutlarda anî baskın hâdiselerinin Önüne geçmek; kararını vermiş azimli bir düşman karşısında, daima uyanık, daima atik ve son derece tetik davranmakla kabil olabilir. Ammenin malûmu olan bir hakikatin ifadesinden başka bir şey olmıyan bu noktayı belirtirken; son hudut hâdisesinde; hudut muhafaza teşkilâtımızın, kendisinden beklediğimiz bu uyanıklık, atiklik ve tetikliği gösterdiğini iddia edebilmemiz mümkün. değildir. Kemali teessürle kaydetmek zorunda bulunduğumuz bu vakıadan sonra, Türk sınırlarının el dokundurulur dokundurulmaz elektrik seyyalesi gibi ona cür'et edeni perişan bir hale koyacak surette teşkilâtlandırılmasını ve cihazlandinlmasıni beklemekte olduğumuzu kaydetmeye lüzum yoktur. Müteessiriz ve bu teessürümüzde de kendimizi çok haklı hissetmekteyiz.
Basın hürriyeti...
Yazan: Prof. Dr. Yavuz Abadan
22 Haziran 1948 tarihli «Ulus» Ankara'dan:
Büyük Millet Meclisinde yeni kabinenin çalışma programı görüşülürken, Demokrat Parti sözcüsü tenkidleri arasında «Matbuat Kanununun halâ korkunç haliyle ayakta durduğundan» da bahsetmiştir. Yürürlükte olan Basın Kanunumuza tevcih edilen bu yersiz ithamın isabetsizliği, ortada ondan korkan hiçbir kimsenin bulun mamasiyle sabittir. Gerçekten bugünkü durumda basınımız, vatandaşların düşüncelerini her türlü renk, şekil, tezat ve tenevvüleriyle pervasızca aksettirmekte, ağır tenkîdler yapmakta, nasihatler vermekte, yollar göstermekte tamamen, serbesttir. Hattâ bazı gazetelerimiz, kendilerine bu serbest çalışma imkânlarını sağlıyan kanuna, ara sıra «faşist» damgasını vurmaktan da çekinmemektedirler. Bütün bunlara rağmen son iki yıl içinde - vatan emniyetini ilgilendiren suçlar dışında - hiçbir gazetenin kapatılmamış ve hiçbir basın mensubunun burnu ka-namamış olması da gösteriyor ki, Türkiye'de basın hürriyeti gerçek mânasiyle yerleşmiştir. Fikir hürriyetinin tabiî bîr neticesi olan basın hürriyeti, artık bu memlekette yalnız Anayasa ve kanunla-rm teminatına kavuşmuş cansız bir kaide, yalnız kâğıda yazılı bir kanun hükmü çerçevesini aşarak fiilî tesir ve neticelerini her gün görüp tattığımız demokratik gelişmemizin temel şartı saydığımız yaşayış tarzımıza kök salmış bir gerçektir. O kadar ki, matbuatın halk efkârını aydınlatma ve devlet işlerini murakabe bakımından mühim rolü dolayısiyle, basın hürriyeti olmaksızın siyasî hayatımızda ciddî gelişme ve terakkiler sağlanamayacağına samimiyetle inanıyoruz.
Ancak bütün bu gerçeklerin açıkça belirtilmesi, bugünkü kanunumuzun eksiksiz ve dolayısiyle her türlü değişikliğe tahammülsüz olduğu mânasına yorumlanmamalıdır. Mütemadi akis halinde olan cemiyet hayatına hiç değişmiyen kati kaidelerle nizam verüemiyeeeği için, mevzuuatı yürüyen ve îlerliyen şartlara uygun tutma lüzumu, her kanunda zamanla değişikliği mukadder kılmaktadır. Bu sebeple yürürlükte olan Basın Kanununun teknik kusurlarını gidererek, bugünün ihtiyaçlarını daha iyi kargılıya-eak bir hale getirmek, basın hürriyeti prensîpinin de zaruri bir neticesidir.
Bu düşünceden mülhem olan yeni Hükümetin, Basın Kanunumuzu, «memleket basınına düşen yüksek görevin değerini takdir ederek bir taraftan Anayasamızın, sağladığı hürriyetlerin sınırı içinde en geniş tenkid hakkını tanıyan, fakat diğer taraftan en medeni memleketlerde olduğu gibi ferdin şeref ve haysiyetini koruyan bir şekle koyma» tasavvurunu beyannamesinden öğreniyoruz. Basın ve Yayın Genel Müdürlüğünün, epeyce zamandan beri Batı devletlerinin demokratik esaslara dayanan basın kanunlarını inceliyerek mukayeseli bir etüd hazırlamakta olduğunu da biliyoruz. Buna göre, gerekli hazırlıkların bitmesinden sonra mevcut kanunda değişiklikler yapmaktansa günün şartlarına uygun yepyeni bir kanun tasarısının vücude getirilmesi ihtimali çok kuvvetlidir.
Bu tasarının gerçek hedefi Hükümet beyannamesinde belirtildiği üzere, yeni demokratik sistemin temellerini kuvvetlendirme, Türk demokrasisinin tertemiz geleneklerle siyasî ve medeni vatandaş haklarını teminat altında tutan mevzuat üzere yükselmesini sağlama olacaktır. Şu halde Basın Kamımımuzdaki değişiklik veya yeniliğe hâkim olacak düşünce, basın hürriyetini daraltma değil genişletme, daha sağlam fiilî ve hukukî teminata kavuşturma gayesidir.
Ancak unutmamalı ki bütün hürriyetler ve nimetler gibi basın hürriyeti de, sı-mrlı ve suiistimale elverişlidir. Basın hürriyetinin kötüye kullanılmasından doğacak zararlar ise, binlere ve milyonlara dağılış derecesiyle mütenasiptir. Bu durum, basın hürriyetinin kanunî sınırlarının çizilmesini gerektirir. Bu sınırlamayı tayin eden prensiplerden biri, şahsa bağlı hakların korunması, diğeri siyasî birliğin yüksek menfaatleridir.
Her hürriyet gibi basın hürriyetinin de sınırı başkalannın hürriyeti sınırıdır. Bu yüzden kanunlar ve onları tatbik eden hâkimler basının, korunmaya değer şahsi haklara tecavüz etmemesine titiz bir dikkat göstermelidirler. Vatandaşın şeref ve haysiyeti korunması gereken hakların başında yer alır. Bu sebeple başka vasıtalarla yapıldığı zaman suç sayılan bir hareketin basın yoliyle tekrarlanması halinde daha ağır bir cezaya hedef olması, hukuki bir zarurettir.
Cemiyetin yüksek menfaatleri, basın hürriyetinin, devletin iç ve dış emniyetini bozacak şekilde kullanılmasına engeldir. Basın, daima kamu menfaatini şahsî ihtiraslardan üstün tutma ödevindedir. Hakikat ve halk sevgisi, yalandan ve yıkıcı propagandadan kaçınmayı gerektirir. İyi bir Basın Kanunu, bu türlü mahzurları önli-yerek matbuat, halk efkârını aydınlatma, devlet işlerinde millî murakabeyi sağlama rolünde desteklemelidir.
Bununla beraber, her alanda olduğu gibi basın hürriyetinin kötüye kullanılması da. kanundan ziyade halkı yetiştirme ve aydınlatma yolunda önlenebilir. Bu bakımdan hürriyettin suiistimalini önliyecek gene basın hürriyetidir. Hükümet Beyannamesinde yeni tasarının «en geniş tenkid hakkını tanıyan» bir kanun olacağı sebepsiz ve boşuna zikredilmiş değildir. Gerçekten bir hürriyet hakkının kötüye kullanılmasına karşı en iyi ve emin garanti, ona sahip olanın mesuliyet hissi ve vatandaşlık faziletidir.
İyi hazmedilmiş bir hürriyet, mesuliyet şuurunun temelidir. Günün kötü tecrübeleri, bizi tereddüde düşürmemeli, hedefimize giden yoldan ayırmamalıdır. Mesuliyet duygusu kâfi derecede gelişmemiş olanlara her yerde ve her zaman rastlanır. Basınımızın büyük fan- kısmı, hürlüğün sorumluluğunu idrak eden bir olgunluğa sahip olduğunu ispat etmiştir. Bundan sonra da büyük çoğunluğun neşir ve tenkid görevinde, hürriyetin telkin ettiği bir nefis murakabesiyle hür vicdanlarının sesinden başka tesire kapılmaksı-zm her konuda topluluğun yüksek menfaatlerini ön plânda koruyacağına şüphemiz yoktur. Yeni Basın Kanununun, demokratik gelişmemizin bütün ihtiyaçlarına lâyikiyle cevap verecek bir mükemmellikte hazırlanmasına elbirliğiyle yardım etmeliyiz. Çünkü bu, parti ayrılıkları dışında mânevi ve millî kıymetlerin korunmasiyle ilgili bir dâvadır.
Trakya hududumuzda yapılan Bulgar -tecavüzü...
Yazanı Aşıra
22 Haziran 1948 tarihli «Yeni Gazete» İstanbul'dan:
Bir Bulgar çetesi tarafından Trakya nutkunuzda Kalkansüğüt Köyüne yapılan ve köylülerden Selimoğlu Mehmet'in ölümüne sebep olan tecavüz hâdisesi henüz tamamiyle aydınlanmamış olmakla bera-beı esasen, nazik bir manzara arzeden Türkiye - Bulgaristan normal münasebetlerini yeniden baltalamıştır. Zira bahis mevzuu ulan tecavüz yedi, sekiz kişİİifc bir çete taralından geldiğine göre hâdise Bulgar memurlarının tertibi değilse de müsamahası neticesi olan bir suiikast hareketi gibi görünmektedir.
Öyle anlaşılıyor ki'Bulgar çetesinin, maksadı hudut bölgesinde bulunan Kalkansö-ğüt Köyünden Selim oğlu Mehmet'i alıp Bulgaristan'a kaçırmakta. Zor altında götürüldükten sonra evvelden tertip edilen vesikalarla Türkiye aleyhinde bir takım tecavüz isnatlara savrulacaktı. Fakat hudut karakolumuzun uyanıklığı sayesinde bu eaniyane sııiiskast muvaffak olamamıştır. Tecavüz eden çetecilerden birinin müsademede ölmesi suiikastçrlann .plânlarını bozmuştur. Çetecinin cesedi Bulgaristan topraklarında aleyhimize hazırlanan suikastın maddî bir delili olarak ortada kalmıştır. Cesedi hudutlarımız içinde kalan Bulgar çetecisi lâyık olduğu cezayı bulmuştur. Fakat Bulgaristan'a kaçan altı çeteci hakkında gerekli olan cezanın verilmesi Bulgar adalet makamlarına düşmektedir. Kalkansöğüt Köyünden öldürülen Selim oğlu Mehmet'in ailesine tazminat vermek Bulgar Hükümetinin borcudur. Bulgar makamları üzerlerine düşen bu vazifeyi yapmalıdır. Hükümetten beklediğimiz Bulgaristan'a vereceği nota ile bunu istemesidir.
Bulgaristan'da bir milyona yakın Türk vardır. Hiçbir devirde rahat yüzü görmi-yen bu zavallı ırkdaşlarımızın ıstırabları Bulgaristan'ın komünist rejimi allında deyanılmaz bir dereceyi bulmuştur. Fırsat ve imkân bulanlar canlarım kurtarmak için ölümü göze alarak bazan hudut hatlarını geçerler ve Türk topraklarına iltica ederler. Kalkansöğüt Köyünden Selim oğlu Mehmet aleyhinde Bulgar çetecilerinin düşmanlıkları belki de bu tarz bazı Türk' mültecilerine yardırn etmiş olmasıdır. Bulgaristan'da gördüğü zulüm ve tecavüzlere dayanamıyarak her şeyden vazgeçerek sadece canını kurtarmak için Türk topraklarına iltica eden bir zavallıyı misafir almış olmak bir suç mudur? Bulgaristan'da hayatından memnun olan bir insan bütün varlıklarını orada bırakarak Türkiye'ye iltica eder mi?
Dışişleri Bakanımız Bulgaristan'da bulunan konsoloslarımızın Bulgar polisi tarafından göz hapsine alındıklarından ve çok sıkıntılı bir hayat geçirmekte olduk*-larmdan zaman zaman şikâyet etmektedir. Eu hal devam ederse Bulgaristan'daki konsolosluk teşkilâtımızın ilga edileceği de resmen bildirilmiştir. Bulgaristan'da Türkiye'yi temsil eden resmî makamların durumları böyle olursa bu memlekette azlık haklarında mahrum olan Türk'lerin başlarına neler gelebilileceği-ni tahmin etmek güç şey değildir. Eğer Kalkansögüt Köyüne yapılan tecavüzün bir iltica meselesi ile ilgisi yok ise bu iş daha ziyade ehemmiyet alır. Zira bu takdirde Burgar'ların Yunanistan'da yaptıkları komünist tahrikçiliğini ve kargaşalık hareketlerini Türkiye topraklan üzerinde tecrübe etmek istediklerine hükmetmek lâzım gelecektir.
İkisi arası olamaz...
Yazan: Nadir Nadi
23 Haziran 1948 tarihli «Cumhuriyet» İstanbul'dan:
Sosyal bünyemizin bir rahatsızlık geçirdiğine şüphe yoktur. Halkta Hükümete karşı güve nduygusu tehlikeli şekilde azalmıştır, idare cihazımıza hükmeden
İdare - î maslahat) zihniyeti memlekette gittikçe artan bir hoşnutsuzluk havası uyandırmıştır. Derdieriınize elbirliği üe teker teker çare aramak hevesi kırılmıştı?'. 21 Temmuzdanberi birbiri ardısıra kurulan hükümetlerin uğradığı başarısızlıklar bile kayidsizlıkla karşılanıyor. Ortalıkta bunun böyle olacağı belli İmiş gibi bir hal var. Kimse şaşmıyor, kimse neden diye araşlırmiyor. Halk bîr yana çekilmiş, Öte yandaki telâşlı çabalamaları küskün bakışlarla seyrediyor.
Emniyetli seçim noksanından doğan bu emniyetsizlik havası o noksan giderilinceye kaeeye kadar böylece devam edip sürecek, eğer birtakım komplikasyonlara yol açmazsa müzmin bir hastalık gibi sosyal bünyemize yapışacak, kalacaktır.
— Sanki 21 Temmuz'dan önce bizde seçimler pek rai demokratik esaslara güre yapılırdı? O zaman neden halkla Hükümet birbirinden bu kadar ayrı değildi? Ün yılda on beş milyon, genç yaratan, yurdu dört. baştan demir ağlarla ören, bütün dünyanın hayran olduğu inkıiâb-lari başaran bizlerden başkaları mı idi? Bir sual hatıra gelebilir. Bunun cevabı basittir: 21 Temmuz'dan Önce seçimlerin demokratik esaslara uygun bir şekilde yapılmadığını herkes biliyordu. Rejimimiz otoriteye dayanan bir devrim rejimi idi. Bu rejimin göze çarpan vasfı samimi olması idi. Ferdî hürriyetleri kısıcı kanunların ne maksatla çıkarıldığını bilen halk, büyük bir çoğunlukla hükümeti yadırgamıyor, onu seviyor, her fırsatta ona yardım ediyordu. İlk adımlar başarı île atıldıktan sonra inkilâblarımızm asıl hedefi olan gerçek demokrasi devrine ulaşacağımıza dair halkta sarsılmaz bir inanç vardı. Nitekim 1945 yılında ileri hürriyet rejimine doğru ilk parola verildiği zaman baştaküer böyle konuşmuşlar «Maksadımız zaten bu idi, işte devrim şartlarını miilet artık benimsedi, bundan böyle tek dereceli seçimlerle yolumuzda serbestçe yürüyeceğiz» demişlerdi.
Kısıntılı ve dar hürriyet devrinde samimî olduğumuz İçin halk idareyi yadırgamıyordu. Şimdi ise geniş hürriyet rejimine doğru harcanan gayretlerin samimiliğine inanmadığından ötürüdür ki aynı halk, iktidar hükümetlerini kendinden uzak ve kendine yabancı görüyor.
Birçok defalar burada açığa vurduğumuz gibi bu acıklı halin Önüne geçebilmek, her şeyden önce baştakilerin samimiyetine bağlıdır. Samimî olarak eski rejime dönmek ve:
— Halk henüz yeter derecede .olgun değil, bir müddet daha tek parti sistenıi içinde yaşıyahm!
Demek mümkün müdür? Pek sanmıyoruz. Türk Milletini yakından tanıması gerekenlerin ağzında böyle bir hüküm samimiyetsizliğin en kuvvetli bir iıadesi olmakla kalmaz, çeyrek yüzyıllık inki-fâblarımiîı da toptan inkâra kadar vara bilir.
Olgunluğuna inandıktan sonra dört başı mamur bir seçim kanunu ile onun iradesine saygı göstermekten başka elden nt gelir? 21 Temmuz seçimlerinde bu basit ve zarurî kaideye, ne yazık, ki acemiliğimiz yüzünden o zaman, vaziyeti İyi kav-rcyamamıştık. Ya iki yıldır sürüp giden ısrarlara ve bocalamalara ne buyurulur? Her ne bahasına 'olursa olsun iktidarı elden, bırakmak İsîemiyenler o sıralarda. Seçim Kanununun pek mükemmel oldu-ijunu, bundan âlâsının bulunamiyacağını iddia etmekten kendilerini alamıyorlar-dı. Fakat hakkını ariyan Türk Milletinin manevî baskısı altmda bunlar yavaş yavaş gevşediler.
— Peki öyle olsun, daha derîi - toplu bir seçim kanunu yapalım!
Demeğe mecbur oldular. Fakat varlığın tek şartını iktidar koltuğunda görmeğe alıştıklarından mıdır, nedir? Vatandaşa emniyet verecek kolay ve basit tedbirleri kabul etmeğe bir türlü yanaşmak İstemiyor gibi bir halleri var. Halâ bir açık kapı bırakmak, seçim neticesini kendi he-sablarına garanti altına almak hevesin-deler. Asıl istedikleri şudur: Hem vatandaşları tereddüdden kurtaracak bir secim kanunu yapılsın, hem de yüzde yüz kendileri kazansınlar!
Temenninin pek ideal bir şey olduğuna biz de kalıbımızı basarız. Oysa ki yeryüzünde bu kadar mükemmel bir seçim mekanizması kurabilmek şimdiye kadar hiçbir demokrasiye nasîb olamamıştır. Ya seçimleri mutlaka kazanma çarelerini Bağlıyacaksınız, o zaman demokrasi ile üigiğiniz kalmıyacak: yahud de vatandaşın, baklan Önünde boyun eğeceksiniz, o zaman da bir gün iktidar koltuğuna veda etmek ihtimalini «samimî olarak» hesaba katacaksınız.
Bir numaralı Saka Hükümetinin bir türlü görmeğe cesaret edemediği §u basit hakikati iki îıumarah Saka Hükümeti temenni edelim ki bir an önce kavrasın ve harekete geçsin. Bu yüzden belki bir-"kag yüz vatandaş rahatsızlık duyacaktır, fakat üzerine titrediğimiz Atatürk İnla-Jâblarmm tam mânasiyle gerçekleşmesi ve milletimizin çetin hayat yolunda cesaretle ilerlemesi için başka bir çıkar yol yoktur.
Yasan: Asım Us
25 Haziran 1948 tarihli «Yeni Gazete" İstanbul'dan:
Van'daki suiistimaller meselesinde dikkate çarpan nokta sekiz dokuz sene evvel haklı veya haksız ortaya atılan bir takım maddî isnatların mahkemeye intikal ettikleri halde nıüsbet veya menfi bir hükme varmamış olmasıdır. Mahkemeye intikal ettirilmig olan bir suiistimal işinden dolayı her hangi bir bakan aleyhimde meclis soruşturması açmak teklifi yersizdir. Fakat bîr mahkemede bir suiistimal işinin öyle senelerce ve senelerce sürüncemede kalması, müsbet veya menfi bir karara bağlanmaması da umumî işlerin selâmeü bakımından üzerinde dikkatle durulmağa değer bir hâdisedir. Mahkemeler müstakildir. Askeri veya mülkî idare âmirleri tarafından yargıçların kararları üzerine tesir yapılamaz. Bîr dâvanın neticesine müessir olacak herhangi bîr müdahale olamaz. Fakat mahkemelerin bu şekilde müstakil olmaları her türlü teftig ve murakabeden azade olmaları demek değildir. Van'daki sunstimal meselesine ait olan dâvanın dosyaları senelerce neticesiz beklerken bu iş ile alâkalı mahkeme bir teftişten geçmiş olsaydı elbette dikkate çarpacaktı ve bu işin bu şekilde sürüncemede kalması sebepleri anlaşılacaktı.
Yargıçlar müstakildirler. Verdikleri hükümlerden dolayı sorumlu değillerdir. Fakat mahkemelere gelen işlerin nıüsbet veya monfi bir karara bağlanması iğin geçecek zamanın bir haddi olmak da lâzımdır. Yargıçlar işlerin makul sebeble-riyle izah edilemiyecek surette sürüncemede kalmasından dolayı sorumlu bulunmaları ve bu sebeple hiç bir şikâyet olmasa da bütün idare şubeleri gibi bütün askeri ve mülki mahkemelerin de îsmaa zaman teftiş süzgecinden geçirilmesi zaruridir. Van'daki suiistimal meselesinin mahkemeye intikal ettiği halde sekiz, dokuz senedenberi müsbet veya menfi bîr hüküm neticesine varmamış olması devlet teşkilâtımız içinde böyle umumî bir teftiş cihazının yokluğunu gösterir.
Başbakanlığa bağh umumî bir teftig ci-hazi kurmadıkça ve bu teftig cihazı hakanlıkların hepsine şamil nâzım bir teşkilât olarak işlemedikçe bu türlü aksaklıkların önüne geçilemez. Filhakika devlet dairelerinin hepsinde bir teftiş heyeti vardır. Fakat o dairelerin içinde nihayet -bir memurdan ibaret olan müfettişler vazifelerini yaparlarken daire âmirlerinin arzularına aykırı bir yolda yürüyemiye-cekleri de açık bir hakikattir. Çünkü verecekleri raporlar daire âmirlerinin arzularına aykırı olduğu takdirde tatbik edilmiyeceğini ve bilâkis bu türlü raporlardan dolayı kendilerine bir gün bir taraftan zarar geleceğini bilirler.
Her bakanlığın emri altında birer teftig heyeti varken başbakanhğa bağh umumî bir teftiş teşkilâtı kurmak bütçe bakımından yeni bir masraf kapısı açmak gibi görülebilir; Fakat hakikat böyle değildir. Muhtelif bakanlıklara ait teftiş heyetleri sadece teknik hususlara hasredilerek küçültülecek olursa bunlardan yapılacak tasarruf ile başbakanhğa bağlı umumi kir teftiş feyetinin Ödeneği fazlasisiyle bulunmuş olur. Böyle olmasa bile başbakanlığa bağlı olarak kurulacak: umumî bir teftiş heyetinin bir vazifesi de az emek ile çok iş çıkarmak, yani devlet kadrolarında devamlı bir tasarruf imkânları aramak ve her türlü suiistimalleri ve israfları önlemek olacağına göre bu yollardan elde edilecek menfaatler bütçeden bu teşkilâta verilecek Ödenekleri karşılıyacaktır.
İmtihan...
Yazatt: Nadir Nadi
27 Haziran 1948 tarihli « yet» İstanbul'dan:
İmtihan saati nihayet işte geldi çattı. Seçim Kanununun Mecliste . görüşülmesi artık bir gün meselesidir. Oradan çıkacak neticeye göre halk efkârı kesin hükmünü verecek, yurdumuzda sahici bir demokrasi rejiminin kurulup fcurulma-masina dair bugünkü iktidarın ne gibi niyetler beslediğini öğrenecektir. .
Bu hususta birçok vatandaşların zaten kötümser bir düşünce taşıdıklarını biliyoruz. Onlara sorarsanız. Cumhuriyet Halk Partisi, içinde yüzdüğü tereddüdlü havadan kendini bir türlü kurtaramıya-cak, neticesinden emin olmadığı seçim usullerine bir türlü başvurmak istemiye-cektir. Çünkü iktidar pek tatlı, pek keyifli bir şeydir; öyle gönül rızasiyle kolayca ondan vazgeçilemez.
Şimdiye kadar tecrübe etmediğimiz için biz şahsen iktidarın tatlı mı, acı mi' olduğuna dair bilgi sahibi değiliz. Bir memleket çocuğu olarak düşündüğümüz zaman, umumi hizmetlerde her şeyden önce vazife duygusunun hüküm sürmesi lüzumuna inanıyoruz. Devlet idaresinin bir mülk, bir çiftlik işletmekle bir sayıldığı devirler yüz yılların gerisinde kalmıştır. Böyle olunca iktidarı elinde tutanların iç ferahlığı ve zevk duyabilmesi ancak halka iyi hizmet etmek ve onu se-yiııdirmekle mümkün olabilecektir. Bununla beraber 21 Temmuzdanberi geçen iki yıl boyunca Halk Partisinin, daha doğrusu Halk Partisini idare edenlerin tuttuğu yola bakacak olursak, kötümser düşünceli vatandaşlara hak vermemek güçtür. Çok kusurlu bir kanunla yapılan o seçimlere yer yer kötü niyetler de ka-rışır.is, halka eziyet edilmiş, şikâyetlere asılmamıştı. Bugün C. H. P. Meclis Gi'upunda hep .hürmet ettiğimiz birçok değerli vatandaşlar bulunduğu halde, sırf 21 Temmuz'a hâkim olan sakat iihniyet yüzünden ne yazık ki halk zamanla bunlardan da soğumaya başlamıştır. Bir rejimi yürütmenin, bir millete kendini sevdirmenin biricik yolu samimiyetten başka yerde aranırsa netice elbette, böyle olur. Kurunun yanında yaş da yanar ve bsştakilerie halk araşma doldurulması imkânsız bir uçurum girer. Eski Seçim Kanununun yeni baştan ele alınmasına ve noksanların giderilmesine Halk Partisi razı olduğu zaman ortalıkta bir sevinç havası esmişti.
— idare mekanizması ile millet arasındaki ayrılığın böylece devam edemiyeciği anlaşıldı. Doğru yol aranıyor!
Deniyordu. Fakat bu sevinç uzun sürmedi. Komisyonlarda aylarca patırdisı yapılan projelerle iktidarın yeni baştan bir oyalama politikasma başvurmak istediğine dair ortada şüpheler uyandı. Teferruat üzerinde her türlü değişikliklere kolayca boyun eğdiği halde, Hükümet Partisinin, esasta hiçbir teminata yanaşmaması bu şüpheleri kuvvetlendirdi.
işte Seçim Kanunu bu şartlar altında Meclise geliyor. Biz fcütiin menfi işaretlere rağmen kurada peşin hükümlere varmaktan çekiniyoruz. Her hareketimizde samimî olmak lüzumunu ta başmdanberi yazıp durduk. Bir halk idaresi kurabilecek miyiz, kuramiyacak mıyız kavgaları ortasında tam iki yılımız boşu boşuna heba edilmiştir. Hükümetler birbiri arkasına gelmiş gitmiş, halka dayanmıyan üstelik sırtında felce uğramış bir partinin yükünü taşıyan bu topluluklar millet hizmetinde bir başarı elde etmek şöyle dursun, vaziyetimizi günden güne berbad etmişlerdir. Malî. iktisadî, ziraî sahalarda korkuna, gerilemelere uğramışızdır. Havp-den perişan çıkmış Avrupa milletleri birer birer kalkınırken, harbe girmiyen Türkiye bugün 1945 yılma kıyasla daha sıkıntılar içindedir.
Seçim Kanunu değişir de tam mânasiyle vatandaşa emniyet verici bir sistem kurulursa bütün eksiklerimizin bir kalemde giderileceğini iddia edecek değiliz. Öyle bîr inanca kapılmak için insan ihtirastan çıldırmak yahud da budala olmalıdır. İyi bir seçim kanunu sadece bir başlan-giçtır. İdare edenlerle idare edilenler arasında namuslu bir kontrol usulü kurulmadıkça bu memlekette hiçbir hükümetin iş başaramıyacağına inanıyoruz. Millet Vız defa kendi seçtiklerini başta, görmeğe alışsın, sırasına göre onları devirip başkalarını denemek imkânına kavuşsun; işte o zaman yürüyüş tempomuz hızlanabilecekt ir.
Önümüzdeki seferki imtihanda bu hakikatin zafer kazanmasını yürekten temenni edelim.
Yazan: Efem. İzzet Benice
27 Haziran 1948 tarihli «Son Telgraf» İstanbul'dan:
Pazartesi günü Büyük Millet Meclisinde Seçim Kanunu tadilât tasarısının görüşüleceği haber veriliyor. Gazetelerde çıkan haberlerin ne dereceye kadar doğru olduğunu bilmeyiz. Fakat, bu doğru veya yanlış haberlere göre, bugün Demokrat Parti umumi idare heyeti bir toplantı yapacak, kanun tasarısı hakkında mecliste nasıl bir hareket tavrı takip eyliye-ceğîni tesbit edecektir. Hattâ, bu maksatla muhalefet lideri Celâl Bayar da bir yıldırım telgrafı ile Ankara'ya davet edilmiştir.
Yine günahı ve vebali haberi veren gazetelerin boynuna, C. H. Partisi erkânı ile Demokrat Parti erkânı arasında Seçim Kanunu tadilâtı üzerinde anlaşmak üzere hususî ve meclis dışı müzakereler cereyan ediyormuş. Sayın Celâl Bayar da:
— Biz noktai nazarimizi açıkladık. Başka bir diyeceğimiz yoktur.» Diyesiymiş!
Bütün bu dedi, demiş'leri bir taraîa bırakarak hakikat üzerinde durmalıyız. Seçim Kanunu (âdil edilecektir. Milletçe ve C. H. Partisince olduğu gibi. Demokrat Partice de esas hedefi tek gaye teşkil etmektedir: Dürüst, sağlam, inandırıcı ve hür secim!
Matlûp olan bu gayeyi selâmetle tayin eylemek ve Türkiye'de seçimin her zaman emniyetli şekilde cereyan edeceğinden milleti ve dünyayı emin kılmaktır. C. H. Partisi bu gayeyi şu ve bu sistemden gidilerek temin etmeyi düşünmüş olabilir. Demokrat Parti de o ve öteki sistemi şayanı tercih görebilir. Bizce her iki kanaat, her iki görüş de muhteremdir, sadece, matlûp gayeyi temin eylemek olduğuna göre: «Nuh deyip Peygamber dememek» maruf tabiriyle doğru değildir. C. H. Partisinin en emin ve en doğru, en salim bulmak hususunda her türlü gayretten geri kalmadığı aşikâr bir hakikattir. Meclise tevdi olunan tasarının meclis komisyonlarında aylardanberi incelene incelene şekilden sekile girmesi bunun en bariz ifadesi ve müeyyidesidir. Demokrat Parti ise, bugüne kadar tam bunun makûsu bir hareket tavrı muhafaza etmiş ve «adlî teminat» istemekte ısrar göstermiştir. Türkiye Büyük Millet Mee-iisinin hangi şeklî kabul edeceğini bugünden kestiremeyiz. Yalnız peşinen inandığımız bir nokta var ki, kanun, herhalde en emin ve en dürüst seçim sistem ve şeklini sağlamış bulunarak meclisten çıkacaktır.
Arzu ve ümidimiz çıkacak nihaî şekil üzerinde bütün millî partilerin anlaşmasıdır. Fakat, bu böyle olmayıp da mutlaka bir partinin noktaî nazarının kabul edilmemiş bulunması seçim emniyetinin sağlanmamış olduğu yolunda telkinat vesilesi ittihaz edilecek olursa böyle bir tutum Türk demokrasisinin temel şartı üzerinde daima bir üzüntü dikeni olmak hususiyetini muhafaza edecektir. Türk Milleti, hattâ en geniş demokrasi sistemini muvaffakiyetle hazmedecek ve üstün bir cehitie ileri götürecek olgunlukta bulunduğuna nazaran bundan öteye demokrasinin temel dâvaları üzerinde millî partiler arasında ihtilâflar kalması ve bu ihtilâfların uzayıp gitmesi memlekete fayda değil, ancak zarar getirecek ve asıl muhtaç olduğumuz iğleri yapma, kalkınmamızı sağlama hareketleri üzerinde daima geriletici ve uyuşturucu bir rol ifa edecektir. Demokrasi hiçbir zaman bir dikta rejimi olmadığına göre, demokratik, esaslarda umumî ve benzeri kaide ve usullerde birleşmekten daha tabiî ne olabilir? Herhangi bir partinin dikta usulünü tercih etmesi ve behemehal dediğini yaptırmaya kalkışması demokratik bir tutumun değil, ancak anti demokratik bir tahakküm idaresinin eseri olabilir. Şekil ve usule değil, gayeye ve neticeye bakmak birinci şarttır. Amerika, ingiltere, Fransa bilfarz «adlî teminat» yoktur., dîye: «Demokrasi ve teminatlı seçim yoktur» mu diyeceğiz?
Maksad: Teminatın adlî veya idarî oluşunda değil, aslında, mevcut oluşunda ve her türlü teminatı telkin edigindedir.
Bu itibarla biz, şahsen partiler arasında iltizam edilen noktai nazarların bur dikts haline sokulmaması ve matlûp olan gayenin tahakkuk ettirilmesi yolunda ne demokratik, hâlis ve geniş iyi niyetin izhar edilmesi tarafhsıyız.
Bundan öteye bu «demokratik», ((antidemokratik» çekişmelerinin topyekûn sona ermesi ve partilerinde, partililerin de asıl memleket ve kalkınma dâvaları üzerinde zihin yormaları, nefes tüketmeleri enerji harcamaları muhakkak ki çok faydalı olacak ve demokrasimiz bu istikamette yeniden büyük bir kuvvet ve istikrar kazanmış bulunacaktır
Özel tertipler mülâhaza. olunmuştur. Batı Avrupa memleketlerinin ve demokratik bir Almanya'nın siyasî istikrarını ve iktisadi refahını sağlamak maksadiyle müşterek İngiliz Amerikan bölgesiyle Fransız bölgesinin, Avrupa iktisadi kalkınma teşkilâtı çerçevesi dahilinde daha sjkı işbirliğini tahakkuk ettirmek ve Buhr'un milletlerarası kontrolü İçin bir teşekkül ihdas etmek hususları kararlaştırılmıştır. Bu kontrole Fransa, İngiltere, Amerika, Benelux memleketleri ve Almanya iştirak edecektir. Kontrol Ruhr topraklarının siyasi bakımdan Almanya'dan ayrılmasını müştekim bulunmayacak, yalnız, kömür ve çelik tevziini, bir yandan bu havzada tekasüf etmiş olan endüstri işletmelerinin tecavüz aleti haline gelmelerini Önleyecek, diğer yandan da tabia-tiyle Almanya'da dahil olmak üzere Avrupa işbirliği programına iştirak eden bütün memleketlere faaliyetlerinden istifade imkânım sağlayacak tarzda tanzim edecektir. ileride daha mufassal bîr anlaşma hazırlanacaktır. Almanya'nın siyasi teşkilâtlanmasına gelince, Alman Milletine, serbest ve demokratik bir hükümet şeklinin, çerçevesi dahilinde, hugün parçalanmış olan birliğine erişmek imkânının verilmesi kararlaştırılmıştır. Almanya'daki Başkumandanlarla ve Batı Almanya bölgeleri Alman Başkanlarının iştirakiyle bir toplantı yapt-lacak ve bu toplantıda Alman Başkanlara bir kurucu meclis toplamak yetkisi verilecektir. Bu Kurucu Meclis, iştirak eden Alman Devi îtlerinin tasvibine sunulmak Üzere bir Anayasa hazırbyacak-tır. Bu Anayasa, Almanlara, merkezleş-tirilmiş bir Eeıch kurulması suretiyle değil, fakat bir yandan kâfi derecede kuvvetli ve ferdin hak ve hürriyetlerini garanti edebilecek bir merkezî otoriteyi ihtiva etmekîe beraber, muhtelif devletlerin, haklarını da tatmin eder bir tarzda koruyan federal hükümet şeklinin kabulü ile bugünkü ayrılığa son verebilmelerine yardım edecek hükümler ihtiva etmelidir. Hazırlanacak olan Anayasa, bu genel prensiplere aykırı olmazsa, başkumandanlar bunun, muhtelif devletlerde halkın tasdikine araedilmesine yetki vereceklerdir. Başbakanlar, başkomutanlarla görüşmeleri sırasında Almanya içindeki muhtelif devletlerin hudutlarını da tetkike yetkili olacaklardır.
Fransız, İngiliz ve Amerikan murahhas heyetleri bahis mevzuu toprakların tamamı için dış ticaret meselesi ve bu husustaki kontrol üzerinde mutabık kal-nuglardir. Bahis mevzuu toprakların, tamamı için. icabeden Alman müesseselerinin vücuda getirilmesi yolunda yeni terakkiler sağlanmadan evvel tam bir iktisadi birliğin amelî bakımdan temin edilemiyeeeği kabul edilmiştir.
Murahhas heyetler Almanya'nın Baü hudutlarını alâkadar eden ehemmiyetsiz muvakkat bazı araai tadilâtına mütaaMik hükümleri kendi hükümetlerine tevdi etmek hususunda mutabık kalmışlardır. Güvenlik meselesi ise, üç bakımdan mü-taîâa edilmiştir: genel hükümler, işgal devletlerinin Almanya'da en yüksek otorite olarak kaldıkları devre sırasında alınması icabeden tedbirler ve bu devreden sonra tatbik edüecek hükümler.
ingiliz, Amerikan ve Fransız murahhas heyetleri Avrupada barış teessüs etmeden evvel ve daha evvelden istişarelerde bulunmaksızın hükümetlerin işgal kuvvetlerini Almanya'dan genel olarak çekmeğe başlamak niyetinde olmadığı yolundaki katî azimelerlni yeniden belirtmişlerdir. Alâkadar hükümetlerden herhaagi birisi Almanya'nın askerî kudretinin canlanmasının veya bu memleket tarafından mütecaviz bir siyasetin kabul edilmesinin bir tehlike arzetmekte olduğu mütalâasında bulunduğu zaman bu hükümetlerin, istişarelerde bulunmaları da tavsiye edilmiştir.
İ5gal devletlerinin Almanya'da en yüksek otorite olarak kaldıkları devre zarfında daha sonra alınacak tedbirler me-yanından olarak Almanya'nın yeniden büyük bir devlet haline gelmek irnkân-ianna malik bulunmaması gerektiği ve İşgal kuvvetlerinin geri çekilmesinden evvel alâkadar hükümetler arasında silâhsızlandırma, gayri askerî bir hale koyma, sanayiin kontrolü ve kilit bölgelerin işgali için icabeden tedbh-lere müteallik bir anlaşmaya varılması da mevcut bulunmaktadır. Almanya'nın silâhsızlandınlması ve gayri askerî bîr hala .Konulması hususlarındaki hükümlerin muhafazasını temin etmeğe matuf bir idare sisteminin vücuda getirilmesi de derpiş edilmektedir.
— Berlin :
Sovyetlerin müsaadesi ile yayınlanmakta olan Nacht Express Gazetesi diğer üç müttefik devletin Berlin'deki temsilcileri vasıtasiyle Mareşal Sokolovski'ye Londra Konferansı tebliğinin tevcih edilmesi keyfiyetini yorumlayarak şunları yazmaktadır:
Moskova Almanya'nın federal bir bünyeye sahip olmasına hiçbir zaman razı olmayacaktır.
Diğer taraftan Ruslar müttefikler tarafından ileri sürülen işgal statüsünü de kabul etmiyeceklerdir.
8 Haziran 1948
— Londra:
Eus kontrolü - altında bulunan Berlin Radyosunun dün akgam bildirdiğine göre Batı Almanya'da bir para ayarlaması kararlaştırılmıştır. Bu karar Cumartesi günü açıklanacaktır.
Radyo bu kararın Kolonya'da, MiUeÜer,-arası banka ile İngiltere bankasından birer temsilcinin iştirak ettikleri bir konferansta alındığını ilâve etmiştir.
— Berlin:
Daimî Sekreterlikteki Sovyet delegesinin bu teşkilatın son iki toplantısında, yakında belki Kontrol Konseyinin toplantıya çağrılmasını talep edeceğini telmih etmiş olduğu belirtilmektedir. Sovyet Delegesi böyle bir halde gündeme alınmasını isteyeceği meseleler hakkında herhangi bir şey söylememiştir.
Bununla beraber, bu ay konseyi toplantıya çağırmakla vazifeli bulunan sekreterlikteki Fransız temsilcisinin Sovyetlerden bu hususta şimdiye kadar herhangi bir teklif almamış olduğu belirtilmektedir.
Yetkili mahfillerde, kontrol konseyinin mutat vecbile bu ayın onunda toplanmasının pek şüpheli olduğu söylenmektedir. Bununla beraber mevcut şartlar sebebiyle, konseyin herhangi bir tarihte çağrılması ihtimali bertaraf edilmemektedir.
9 Haziran 1348
—- Londra :
Bugün bildirildiğine göre, Almanya'nın Batı bölgelerinden tamirat kargılığı olarak Rusya'ya yapılan malzeme sevkîya-tı şimdilik durdurulmuştur.
Amerikan Bölgesi, Aralık ayında bütün sevkıyatı durdurmuştu ve zannedildiğine göre, Amerika Dışişleri Bakanlığı, Be-vin'den ingiliz bölgesinde de buna benzer bir karar alınmasını istemiştir.
Yetkili İngiliz mahfillerinde belirtildiğine göre. Batı Almanya'nın. Avrupa kalkınma programında rol oynamaya davet edildiği böyle bir zamanda bu kararı almak zaruri idî.
11 Haziran 1948
— Berlin:
Buslarm kendi işgal çevrelerinde yolculuk nizamlarını yeni bir tahdide tabi tutmaları yüzünden Sovyet ve müşterek bölge sınırında yüzlerce yolcu dün akşam duraklamak zorunda kalmışlardır. Bölgeler arasında yolcu servislerini sağlayan otobüslerin Rus muhafızları tarafından geri çevrilmesini müteakip Aşağı Saksonya İngiliz makamları Sovyet bölgesine geçiş müsaadesi vermek İşini durdurmuşlardır.
Rus kontrolünden geçemiyen Alman otobüslerinin geri dönmeğe teşebbüs etmeleri Sovyet - Amerikan bölgeleri sınırındaki dar geçit yolunun bkanmasma sebep olmuştur.
Bu tedbirin ani olarak tatbiki, Rus bölgesinden geçerek Münih'le Berlin arasında yolcu servisini sağlıyan otobüslerin seyrüseferinde muvakkat bir duraklama
13 Haziran İ948
— Londra:
Berlin'in İngiliz kesiminde oturan Sovyet memurları bundan böyle bir telefona
sahip olmak hakkını kaydedeceklerdir. Bu emir, İngiliz Askerî Valisi tarafından, Huşların kendi kesimlerinde benzer tedbirleri almalarını müteakip verilmiştir.
— Berlin:
Sovyet Askerî Hükümeti BerlindeTd Alman Demiryolları idaresine emir vererek 15 Hazirandan itibaren Berlin-Kolonya bölgeler arası treninin Batı kesimleri istasyonlarında durmaması ve Sovyet kesimindeki Friedrich Strasse Garından hareket etmesi için gereken tedbirlerin hepsini almasını bildirmiştir. Ay-rica bu tren bundan böyle Brandenbours Hükümetinin merkezi olan Potsdam'da da durmağa mecbur tutulmuştur.
14 Haziran 1948
— Berlin:
İngiliz Askeri Hükümeti tarafından yayınlanan bir tebliğde bildirildiğine nazaran Sovyet askerî idaresi bölgeler arası nehir seyrüseferini muayyen zamanlarda bir nizam altına almak için dörtlü seyrüsefer kontrol servisinin ayda bîr defa toplanmasını ingiliz Askerî Hükümetine teklif etmiştir. İngiliz tebliğinde Sovyet teklifinin kabul edilmesine imkân bulunmadığı ilâve edilmektedir. Zira kontrol konseyi faaliyetini kestiğinden beri dörtlü komite toplanmamakta ve bu komite bölgeler arası seyrüsefer için icap eden müsaade sayısını memnunluk verici bir şekilde tesbit edebilecek bir durumda bulunmamaktadır.
15 Haziran 1948
— Londra:
Hamburg Radyosunun dün akşamki yayımında bildirildiğine güre, Amerikan, işgal bölgesindeki Alman Eyaletleri Konseyi dün ilk defa olarak Alman Ekonomik Konseyi aleyhinde vetosunu kullan-, mıştır.
Eyalet Konseyi, ingiliz - Amerikan bölgesindeki muvakkat ekonomik idareyi yürürlüğe geçirecek olan «intikal Kanununu» hu vetoyu kullanarak reddetmiş bulunmaktadır. Ekonomik Konseyi 15 günlük hir mühlet zarfında bu vetoyu
mutlak çoğunluk sağlamak suretiyle iptal edebilir.
16 Haziran 1948
— Berlin:
Berlin Sovyet bölgesinde yayınlanan bir tebliğe göre, komünistler tarafından teşkil olunan «birliğin» vücüde getirilmesi için verilen istidayı 13 milyon feişi imzalamıştır, istidayı imzahyanlar arasında ekseriyeti 14 ile 21 yaş arasında bulunan kimseler teşkil etmektedir.
B. B. C. nin Berlin muhabiri 14 ile 21 yaş arasındaki gençler hariç tutulduğu takdirde- istidayı imzalıyanların sayısının 8 milyonu bile bulmıyaeağmi bildirmiştir.
Muhabire göre, Ruslar bu istidayı imzalatmak İçin yalnız propagandaya değil ayni zamanda tethiş ve baskı hareketlerine de başvurmuşlardır.
Muhabir, bu usullerin iktidarı ellerinde bulundurdukları zaman naziler tarafından da kullanılmış olduğunu ilâve etmektedir.
— Frankfurt:
Gece yansından itibaren yürürlüğe gireceği söylenmekte olan malî yenilik kararları dolayısiyle paralarının kıymetten düşeceği endişesine kapılan binlerce insan dün Batı Abnanyada büyük ölçüde para sarfına girişmişlerdir.
Dün Frankfurtta bir tarafdan müttefik valilerle Alman memurları mali yenilikle ilgili sanılan toplantılarına devam ederlerken, diğer taraftan halk ya paralarını ellerinden çıkarmağa uğraşıyor veya bu şayiaların teyit yahut tekzip edilmesini bekleyerek alış veriş yapmaktan kaçmıyordu.
Euhr endüstri bölgelerinin harp mahallerinde, kağıt paranın bir kaç saat sonra hiç bk kıymet İfade etmiyeeeği korkusu
ile karaborsa bükuvve durmuş bulunuyordu.
Solingen ve Remschied gibi çelik endüstrisi şehirlerinde umumiyetle bol olan vesikaya tâbi maddeler az zamanda tükenmekte idi. Kolonyadaki garaj sahip-
leri en aşağı hafta sonundan önce tamir işleri kabul etmiyorlardı.
Dün asılan afişlerle, 1500 kadar para değiştirme merkezi açıldığı ilân edilmiştir. Hamburg Senatosu para değiştirme işinin muhtemel olarak önümüzdeki Pazar günlerinden birinde yapılacağını haber vermiştir.
Dün, yeni paralan ihtiva ettikleri sanılan sandıklanıl limandan kuvvetli bir askerî müfreze himayesinde Merkez Bankasına taşınması alışveriş faaliyetinin hızlanmasına sebep olmuştur.
Diğer bazı haberlere göre de yeni paralar dün akşam Hanovre, Kolonya ve Dusseldorf şehirlerine teslim edilmiş bulunmaktadır.
Dusseİdorf resmî kaynakları, yeni malî tedbirlerin tatbikinin bir kaç gönden ziyade geciktirilmesinin pek az muhtemel olduğunu söylemektedirler.
Ruhr ve Renanya Mahallî Komiseri General Bishop'un bu mesele ile devamlı olarak meşgul olduğu haber verilmektedir.
— Berlin:
Dört müttefik kumandanları bu sabahı toplanmışlardır. Gündemin başlıca maddesi Berlin'de işçi ücretlerinin arttırılmasıdır. Bilindiği gibi, Ruslar kendi bölgelerinde bir taraflı olarak ücretlerin arttırıldığını ilân etmişler ve Batı müttefikleri de bunu dörtler idaresi kaidelerinin ihlâli mahiyetinde görerek protesto etmişlerdi.
Bu sabah, Sovyet idaresinin gazetesi olan Taegliehe Kundsehau bu taleplerinin aynen kabulünde Rusların. İsrar etmiye-ceklerini yazmaktadır.
17 Haziran 1948
— Berlin:
BerJin'in yol ve demiryolu nakliyatı dün yeniden inkıtaa uğramıştır. Filhakika Ruslar, Ebe Nehri üzerindeki Dumbaz-lan durdurmağa ve doğuya gönderilen eşya vagonlarile motorlu taşıtları geri göndermeğe devam etmişlerdir.
ingiliz kontrol personelinden alınan malûmata göre Ruslar, İngiliz bölgesinde Helnstedt'ten seukedilen 108 eşya vagonundan 43 ünün Berlin'e gitmesine mani olmak suretiyle şehrin iaşe durumunu tehlikeye düşürmüşlerdir. Amerikalı yolcular dün Elbe Nehrini geçmek için bekleyen otomobillerin iki buçuk kilometre uzunluğunda bir katar teşkil ettiğini söylemişlerdir.
18 Haziran 1948
— Berlin ;
Sovyet Askerî Valisi Mareşal Skolovski, dün akşam bir demeç vererek askerî Sovyet idaresinin. Almanya'da dört devletin kararma dayanan bir para ayarlanması ihdasına matuf her türlü tedbiri desteklemeğe hazır bulunduğunu izah etmiştir.
Sovyet kontrolü alünda bulunan A. D.N. Ajansına göre Mareşal Sokolovski demiştir ki:
Bunun halâ mümkün olduğunu zannediyorum.
A. D. N. Ajansı, bu demecin Birleşik Sosyalist Partisinin Berlin Şehir Meclisindeki zümresi üyelerine yapıldığım ilâve etmektedir.
— Hamburg :
Radyo ile yayınlanan bir tebliğe göre, yeni para talimatnamesini ihlâl edenler beş sene hapis cezasına çarptırılacak veya elli bin mark ödemeye mecbur olacaklardır.
Batı bölgelerle dış bölgeler arasında her nevi döviz hareketi sureti kafiyede men edilmiştir.
19 Haziran 1948
— Berlin :
Sovyet bölgesile diğer bölgeler arasında marşandiz trenlerinin seyrüsefer müsaadesi baki kalmıştır. Fakat trenler hamulesi Sovyet makamlarının şiddetli bir kontrolüne tabi tutulacaktır.
— Berlin:
Rus Askerî Valisi General Sokolowsky, Aiman Milletine hitaben yayınladığı bir beyannamede. Batı devletlerinin kendi bölgelerinde yaptıkları para reformuna şiddetle hücum etmiştir. Bu kararın Almanya'nın ikiye bölünmesini tamamlamış olduğunu söyleyen Sovyet Generali goy-le diyor:
Bu paralar ne Sc>vyet bölgesinde ve ite de Berlin'in Sovyet işgali altında bulunan kesiminde geçmeyecektir.
Esasen Ruslar bu paraların Sovyet işgal bölge ve kesimlerinde geçmelerine mani almak üzere sınırlarını Almanya'nın geri kalan kısımlarına tamamîyle kapa-mışîardır. Sovyet bölgesi ile Berlin ve Batı Almanya arasında işleyen yolcu trenleri durdurulmuş ve Baü bölgelerinden Sovyet bölgesine kara yolu ile gidiş yasak edilmiştir. Nehir yolu He yapılan seyrüsefer de çok sıkı bir kontrol altına konmuştur. Elinde bölgeler arası müsaade kâğıdı olanların dahi Sovyet bölgesini aşmalarına müsaade verilmemektedir. Bu tedbirler Berlin ve Batı bölgeleri arasındaki hava nakliyatına şamil değildir.
Dün Akşam yaptıkları bir demeçte Kuşlar, fazla meşgul oldukları için Koman-datara'nın bugün para reformunu incelemek üzere yapacağı toplantıya iştirak edemiyeceklersni bildirmişlerdir.
— Berlin :
İyi haber alan Berlin mahfillerinden öğrenildiğine göre Dena Ajansı Sovyet bölgesinde pek yalanda bir para reformu yapılacağını ve Rusların bu reformu Berlin'e de teşmil edeceklerini bildirmiştir. Bu ajansa göre Ruslar, Berlin'in idaresini tek başlarına ele almak ve bütün dört taraflı organları ortadan, kaldırmak talebini yeniden İleri sürmekte gecikrniye-ceklerdir. «Ostmark» yani Doğu Markı, söylendiğine göre, tedavülde çıkarılmağa hazır bulunmaktadır. Fakat bu yeni paranın hususiyetleri hakkında henüz hirşey bilinmemektedir.
— Londra :
Berlin'den bildirildiğine göre, Sovyet makamları Sovyet bölgesinde iki yeni siyasî partinin kurulmasına müsaade etmişlerdir. Bu partilerden birinin adı Millî Demokrat Parti, digerİninki de Köylü Partisi olacaktır.
Bu iki partinin kurulmasının sebebi her halde Birleşmiş Sosyalist Partisinin Rus-lann beklediği umumî muvaffakiyeti ka-zanmamasıdır.
Ruslar hiç şüphesiz şimdi Birleşmiş Sosyalist Partisini desteklememiş olan ahalî gruplarının lıer halde bu İki yeni parti tarafından cezbolunaeağını ümit etmektedirler. Bu ili yeni parti Birleşmiş Sosyalist Partisine muhalefet etmİyecek ve onun tamamlayıcısı mahiyetinde olacaktır.
20 Haziran 1948
— Berlin:
Rusların müsaadesiyle faaliyette bulunan A. D. N. Alman Ajansının dün verdiği bir habere göre evvelki gün baü bölgelerinde para reformu tatbik edilmeğe başlandığı zamsndanberi Rus ve Alman hudut polisleri Alman parasını kaçırmak teşebbüsünde bulunan 5000 kişiyi tevkif etmişlerdir. Ajans, kıymetten düşmüş olan eski marklarını Sovyet bölgesinde sürmek üzere nizama aykırı olarak bölge hududunu geçen kaçakçılardan bazılarının üîerinde 400.000 mark kadar bir para bulunduğunu ilâve etmektedir.
21 Haziran 1948
— Londra:
Mark mübadelesi Batı Almanya'nın üç bölgesinde hâdisesiz cereyan etmektedir. Nüfusun çokluğunu gö/önünde tutan Amerikan işgal bölgesi makamları, mübadelenin bir gün içinde yapuamıyacagmt düşünerek mübadele merkezlerine bugün de muamele yapmalar* için yetki vermişlerdir.
Berlin :
Sovyet Bölgesi İktisadi Komisyonu pek yakında Mareşal Sokoio\vski'nin tasdikine sunulmak üzere bir para reformu projesi hazırlamıştır.
iyi haber alan kaynaklardan bildirildiğine göre bu proje Batı projesinden daha fark gözetici bir mahiyet taşımakta ve muhtelif sınıf hâmiller hakkında rüçhan-lı bir muamele derpiş etmektedir.
Bir reformun bütün Almanya'ya şamil olacak yeni bir para çıkarılmak imkânı-nı sağladığı da ilâve olunmaktadır.
22 Haziran 1948
— Berlin :
Dört İîgal Devletinin Maliye Uzmanları para refortnu hakkındaki müzakerelerine başlamışlardır.
B. B. C. muhabirinin bildirdiğine göre, bu müzakerelerde üç imkân görüşülecektir. Bunun birincisi, Berlin'in doğu ile batı arasında bir mübadele kıymetine malik ayrı bir paraya sahip olmasıdır. İkinci, Doğu ve Batı bölgelerine ait paraların. Berlin bölgesinde muteber bulunmasıdır. Üçüncüsü de, Berlin'in Sovyet işgal bölgesinde yapılacak herhangi bir para reformuna dahil edilmesidir. Rusların, bu son günler içinde yapmış oldukları demeçlerden, bu üçüncü imkân, yani Berlin'in Sovyet bölgesinde yapılacak bir para reformuna dahil edilmesi hususunda ısrar etmeleri ihtimallerinin kuv-veîli olduğu anlaşılmaktadır. Bununla beraber ayni muhabir, Sovyetlerin müzakere teklifini kabule hazır olduklarını ifade edebileceğini ilâve etmektedir.
23 Haziran 1948
— Berlin ;
Doğu Almanya'da yapılan para reformu, 24 Haziran Pergembe günü yürürlüğe girecektir.
24 Haziran 1948
— Berlin :
İngiliz kaynaklarından öğrenildiğine göre, General Robertson tarafından Mareşal SokolovsM'ye gönderilen bir raek-tubta ingiliz komutanı müzakerelere tekrar başlamak için bir açık kapı bırakmaktadır.
Bununla beraber Ruslar tarafından bahis konusu edilmiş olan Berlin'deki dörtlü rejim meselesi üzerinde e*ı ufak bir tereddüt dahi mevcut değildir. Batılı müttefikler, komutanlar heyeti kat'î olarak dağıİsa ve birbirine zıt iki idare teşkil edilse dahi Berlin'deki haklarından vaz şjeçmeyeeeklerdir.
Fransız kaynaklarından öğrenildiğine göre, uzmanlar toplantısında Mareşal Soko-lovski'nin talep ettiği gibi Berlin'in coğrafi durumunu gozönünde bulundurmak ve komutanlar heyetinin bir kararı ile olmak şartiyle şehrin doğu bölgesine mahsus bir para kabul etmek meselesini teklif edenler Fransız uzmanları olmuştur.
— Berlin:
Batı müttefikleri bakımından Berlin'de ağır bir durum belirmiştir. Ruslar Berlin'le Batı Almanya arasında deaıiryolu münakalesini durdurmuş ve kendi bölgelerindeki bütün elektrik santrallerine Berlin'in Batı bölgeleri iğin cereyan verilmemesini emretmişlerdir. Bu tedbir bugün Sovyet para reformunu Berlin'de tatbikile birlikte yürürlüğe girecektir. Bu Sovyet karan, Bat! müttefiklerinin cesaretlerini kırmak ve bu müttefiklerin kendi para reformlarını şehrin batı bölgelerinde tatbik etmelerine engel olmak amacını güden Rus iktisadi tedbirlerinin kat'i alanında ilk adım olarak telâkki edilmektedir.
ingiliz makamları, para reformunu yarın tatbik edeceklerini bildirmişlerdir.
Kuşların demiryolu münakalâtını durdurmalarını İzah için ileri sürdükleri sebep Berlin ile Holmstadt arasında Sovyet bölgesinden geçen yolda güya teknik ânzalaı- mevcut olmasıdır. Ruslar yolun mümkün olduğu kadar çabuk tamir edileceğini, fakat bu arada başka muvakkat bir yol açılmıyacağim, Çünkü bunun sov-yet bölgesinde demiryolu sisteminin intizamını bozacağını bildiriyorlar. Şimdi Berlin'le Batı arasında yalnız iki rabıta kalmıştır: hava yolu ve otostrad üzerindeki münakalât da daha önce Magde-burg'da istikamet değiştirmiş bulunmaktadır. Çünkü Ruslar burada yol üzerinde bir köprüyü tamir etmekte olduklarını iddia ediyorlar.
Üç Batı Devleti şimdiye kadar kendi bölgelerinin iaşesi için demiryolunu kullanmışlardır. Bundan dolayı bu yol üzerinde münakalât tekrar açılmadığı takdirde bu bölgelerde sayısı iki milyon kadar olan Almanı beslemek hemen hemen imkânsız hale gelecektir. Batı müttefiklerinin Berlin'deki mevcudiyetleri ise bu neticeden müteessir olacaktır. Berlin'deki ingiliz bölgesinde bugün mevcut hububat stokları üç hafta yetecek kadardır.
Elektrik cereyanının kesilmesi de ciddî tesirler yapacak mahiyettedir. Çünkü. Batı bölgelerindeki elektrik fabrikaları lüzumlu elektrik cereyanının ancak yarısını verebilecek kudrettedir.
Müttefikler, Rusların kendi paralarını Berlin'in bütün bölgelerinde tatbik kararım saymıyacaklarını bildirmiş bulun-maHa beraber, bu paranın Batı bölgelerinde geçmesini yasak etmiyorlar. Berlin'in Batı bölgelerinde tedavül edecek parama üzerinde (b) harfi basılıdır. Bu tedbir. Rusların birgün .şehirde bîr tek parama geçmesini kabul etmeleri ihtimali göîönünde tutularak alınmıştır.
25 Haziran 1948
— Berlin :
Resmî İngiliz tebliğinde bildirildiğine göre dün İngiliz bölümünde bir hadise cereyan etmiştir.
Sovyet bölümündeki Alman demir tacirleri Tnşiliz Tjolümünde bulunan vagonlara demir yüklemek istemişlerdir. İngiliz bölümündeki Alman polislerinin itirazı üzerine tacirler Sovyet makamlarının müdahalesine müracaat etmişlerdir. Sovyet makamları bu hamuleyi yüklemek üzere emir verdiklerini beyan etmişlerdir.
Nakliye servislerindeki yüksek Sovyet subayları vak'a mahaline gitmişler ve İngiliz kıtalarının geri çekilmelerini istemişlerdir.
Sanıldığına göre tacirler İngiliz bölümünde bulunduklarının farkına varmamışlardır. Berlin'deki İngiliz komutanı vak'adan Sovyet komutanım haberdar etmiş ve müdahale etmesini istemiştir, mistir.
26 Haziran 1948
Haziran 1948
— Berlin :
Bir, ingiliz tebliğinde bildirildiğine göre, Berlin'in Batı bölgelerinde Sovyet ma-
kamları tarafından elektriğin kesilmesi üzerine Baü bölümleri komutanları ciddi tehditler vazetmeğe mecbur olmuşlardır.
Kış mevsiminde elektrik dağıtımına dair plânlar her üç bölümde de aynı şekilde tatbik olunmaktadır.
Sovyet kontrolü altında bulunan gazetelerde çıkan Rus bölgesindeki elektrik santrallannda karşılaşılan müşkülâta dair haberlerin doğru olup olmadığı anlaşılamamıştır.
— Berlin :
Bildirildiğine göre Sovyet ve Alman Maliye uzmanları, Doğu bölgesinde ihdas olunan yenî markın tam bir nıuvaffaki-yetsizliğe uğramamasını temin için baş vurulacak çareler hakkında görüşmek üzere dün aksam Sovyet Genel Karargâhı Ravelshorst"da özel bir toplantı yapmışlardır.
Yarından itibaren gerek Sovyet bölgesinde, gerekse Berlin'in Sovyet bölümünde yegâne meşru para doğu markı olacaktır.
Daha şimdiden piyasaya sürülen, çok sayıdaki sahte paralar yüzünden, yeni mark tedavüle çılîanldıktan iki gün sonra hir bozgun tehlikesîle karşılaşmak durumundadır.
Batılı müttefiklerin Maliye uzmanları. Doğu bölgesinde yapılan para reformunun muvaffakıyetsİzliğe uğramasına hiçte esef etmemekle beraber yenî Doğu pa-rasmdaki enflâsyon'un Berlin'in Batı bölümlerinde yapacağı tesiri düşünerek endişe etmektedirler. Doğu parası bu bölümlerde meşru para olarak kabul olunmaktadır.
— Berlin:
Berîin Belediye Meclîsi Başkan yardımcısı Doktor Ferdİnand Fridensburg, dün akşam yaptığı bir demeçte, Berlin'deki Sovyet ablukasına nazarı dikkati çeken ve yiyecek sisteminin tam bir çöküntüye uğramasından evvel Birleşmiş Milletler tarafından yiyecek gönderilmesini
talep eden bir mektup yazılmakta olduğunu söylemiştir.
Albay Tesayev bir mülteci. olmasına rağmen bu suallere cevap vermemiş ve bir müddet sonra tekrar geldiği mahalle iade edilmesini istemiştir. Bu da ispat etmiştir ki; bu adam bazı talimat ile hareket etmekte ve bilhassa müttefiklerin ne gibi meseleler üzerinde durup bunlar hakkında malûmat elde etmeye çalışmış olduklarını, avdetinde, Rus makamlarına bildirmek vazifesiyle mükellef kılındığı kanaatini uyandırmıştır.
Bütün bunlar; Almanya dahil; dünya.-nm her tarafında eski müttefikler arasındaki soğuk mücadelenin bütün şiddetiyle ve arasız olara!: devam ettiğini göstermektedir.
Almanyanın kurulması...
Yazan : A. Şükrü Esmer
15 Hazıra nl948 tarihli «Ulus» Ankara'dan:
Almanya'yı kurmak. Almanya'yı yıkmak kadar güç bir mesele olmuştur. 1945 senesi Mayısında yenilen Üçüncü Reich kayıtsız şartsıa teslim olduktan sonra Alman Devleti tasfiyeye uğramıştır. O gün-denberi bu memleket halkını temsil eden bir otorite mevcut değildir. Yenilgiyi ta-kibeden Ağustos ayı içinde dört galip devlet temsilcileri Potsdam'da toplanarak, «Alman İktisadî hayatının kurulması" için teşebbüse geçeceklerini ve bunu temin için de bütün Almanya'yı bir iktisadî kui halinde idare edeceklerini bildirmişlerdi. Fakat bu anlaşmayı takibeden Doğu - Batı devletleri ihtilâfı Almanya'nın bîr kül halinde idare edilmesine engel teşkil etmiş, nüfus sayısı bakıbmdan üçte ikisi ise üç Batı Devletinin askerî işgali altında kalmış ve her iki taraf da kendi i|gal bölgesinde kendi bildiği gibi hareket etmiştir. Almanya hakkında Rus ve Anglo - Amerikan görüşlerini telif etmek ve bu memleketin birliğini kurmak yolunda son teşebbüs, gegen senenin son ay; zarfında Londra'da yapılmıştı. Aralık 1947 tarihli Londra Konferansı da suya düştükten sonradır ki, Batı Almanya'yı işgalleri altında tutan Aır.erika, ingiltere ve Fransa kendi işgal bölgelerinde Almanya'yı kurmak gayesine matuf bir program çizmek kararını vermişlerdir. Bu karar üzerine Benelus devletlerinin de iştirakiyle Londra'da topianan konferans, iyi ay kadar süren uzun müzakerelerden sonra nihayet müspet bir neticeye varmıştır.
Müzakerelerin ağırlığı, Amerika'nın ve ingiltere'nin, Almanya hakkında bazı Fransız endişelerini gidermek noktasında toplanmıştır. Seksen sene içinde üç defa istilâya uğrayan Fransa Almanya'nın tekrar ihyasından endişe etmekte ve bazı garantiler elde edilır.edikçe, Batıya münhasır bile olsa, bir merkezi Alınan. Devletinin kurulmasına miîvaakat etmemektedir. Fransa'nın üzenine ısrar ettiği noktalar şunlardı:
— Merkezi
Frankfurt'ta ola nbir Ban Almanya yerine, bütün
Almanya'ya şâ
mil bir devletin, kurulmas.r.s çalışmak, Fransız'lar, Rusyadan
korktukları içindirki böyle bir
görüşte ısrar etmişlerdi. Fransız'lara
göre, Merkezi Berlin'de olan
bir Alman birliğinin kurulması Rusya'ya teklif edilmeli ve Rusya böyle
bir teşeb büse katılmak istemediği takdirde Batıya münhasır bir Alman
Devletinin kurulmasına gidilmeliydi.
— Her ne
şekilde olursa olsun kurulacak yeni
Almanya'ya karşı Fransa'yı
koruyacak tedbirlerin alınması.
— Euhr'un ayrı bir r.ıilietlerarasi idareye tâbi tutulması.
Londra'da varılan
anlaşma Anglo - Amerikan görüşleriyle Fransız görüşlerinin telifinden
ibarettir. Bu anlaşmaya göre, yalnız Batı Almanya'ya şâmil bir federasyon
kurulacaktır. Kurulacak olan federasyonun Batı demokrasilerine uygun siyasî
mahiyet taşıyacağı anlaşılıyor. Federasyonun kurulması için- takibed ilecek
yol, esas itibariyle, çizilmiştir. Programa göre, üstün ihtimalle gedecek Sylûl
ayı, içinde, bir Kurucular Meclisi toplanarak, gerek federasyona iştirak edecek
Alman devletlerinin, gerekse devletlerin sınırlan için de yaşıyan halkın
haklarını ve hürriyetlerini emniyet altma alacak bir ana
yasa hazırlıyacaktır. Ruhr bölgesi siya-seten Almanya'dan ayrılmamışsa
da Milletlerarası idareye bırakılmıştır. İdare İngiltere, Amerika ve
Fransa'dan her birinin üçer, Benelux devletleri kombinezonunun üç ve üç Alman
işgali bölgesinden her birinin de birer reyi olacaktır. Böyle bir formül,
İngiltere ve Amerika'ya ekseriyet sağlamaktadır. Çünkü her birinin üçer
reyinden başka, işgal bölgelerinden her birinin birer reyi olacağından , iki
Anglo - Amerikan. Devleti on beş rey arasından sekiz reyi temin etmiş
olacaktır. Fransa ile Benelux Devletleri ve Fransız işgal bölgesine yedi rey
kalacaktır.
Anlaşmanın en ehemmiyetli bir noktası da, yayımlanan tebliğdeki ifadeye göre, «barış kuruluncıya kadar» Amerika'nın, İngiltere'nin ve Fransa'nın askerlerini Almanya'dan geri almıyacakları hakkındaki kayıttır. «Barış kuruneiya kadar» sözlerinin mânası, yalnız kurulacak Batı Almanya île barış demek olmamak gerektir. Bütün Avrupa'da barışın kurulması gibi bir vaziyet demektir ki, buna göre Amerikan askerleri uzun bir zaman Avrupa'da kalacaklardır. Filhakika işgalin devamı demek olan böyîe bir vaziyet, normal bir milletlerarası hayatın kurulmasına engel teşkil etmektedir. Ne çare ki Rus'lar Doğu Avrupa'da kaldıkça, Amerika'hlarm Batı Avrupa'dan çekilmeleri bütün, dünya barışı için. tehlikeli olur.
Almanya'yı yeniden kurmak yolunda girişilen bu teşebbüsün tenkid edilecek tarafları çoktur. Gönül istiyor ki, Alman'-lar istedikleri rejimi kurmakta serbest bırakılmış olsunlar, ve kendilerinden yalnız barışı koruyacaklarına ve yeniden, bîr tecavüz harbine girişmiyeceklerine dair müessir garanti ahnsm. Ne yazık ki «kayıtsız şartsız» teslim ve teslimden sonra Rusya tarafından takip edilen politika böyle bir yolun tutulmasına imkân bırakmamıştır. Bu vaziyete göre, Amerika ve İngiltere, gerek Almanya'nın, gerek bütün Avrupa'nın menfaatlerine en uygun şekilde hareket ederek Almanya'nın yeniden kurulması meselesinde böyle bir yolu takibetmeğe karar vermişlerdir.
Almanya'nın eksikliği bütün Avrupa milletleri İçin derin bir ıstırap mevzu q1-
muştur. Bu eksikliğin giderilmesine doğru atılmış olan ilk adımı bütün banşse-ven milletler sevinçle karşılıyacaklardır.
Doğa ile Batı arasında...
Yazan: Cumhuriyet
25 Haziran 1948 tarihli . yet» İstanbul'dan:
Batı Avrupa devletleri, adım adım toparlanıyor ve her adımda çeşit çeşit ihtilâflarla karşılaşıyorlar. Londra'da toplanan Altılar Konferansının, bir Batı Almanya Devleti kurmak için hazırladığı tekliflerin Fransa tarafından kabulü bir hâdise teşkil etmiş, bu tekliflerin Fransız Meclisinde konuşulması, Fransız Hükümetini buhranlar içinde sarsmış ve nihayet tekliflerle' beraber Fransız Hükümeti de kurtulmugsa da Fransa'nın hognudsuzlu-ğu kendini iyiden iyiye belirtmiştir. Bunun delâlet ettiği bir hakikat. Batı Devletleri arasında tam bir görüş mutabakat! bulunmadığı ve bu yüzden sarsak adımlarla ilerlemek zorunda kaldıklarıdır. Buna rağmea Batı Devlı-fcleri yeni bir Almanya kurmak için bir plân hazırlamışlar ve bu plânı tatbik üzerinde anlaşmış bulunuyorlar. Bu plânın bir takım tadillere uğraması ihtimali, belki de onun tatbî&ina karşı gelmez. Batı Devletlerinin hu işlerle meşgul oldukları sırada Doğu Devletleri boş durmamış bilâkis evvelki gün Varşovada bir konferans toplamakla bütün bu faaliyete mukabele etmek ve kendilerine göre tedbirler almak niyetiyle hareket ettiklerini belirtmişlerdir.Bilindiği gibi bu son buhranın başlangıcı geçen Kasım ayıdır. Gecen Kasım'da toplanan Londra Konferansı, Almanya meselesini dört devlet arasında halletmek için son bir fırsat veriyor ve bu konferansın muvattakıyetsîzliği neticesinde her tarafın kendi başına hareket edeceği göze çarpıyordu. Konferansın muvaffakı-yetsizlikle neticelenmesi üzerine bu yolda atılan adımlar Sovyetler tarafından son derece şiddetli karşılık görmijş, Sovyetlerevvelâ Çekoslovakya darbesini hazırlamışlar, daha soîıra Kontrol Meclisinden çekilmişler. Müttefiklere karşı Berlin yolunu kapamak içro her tüvlü aksiliği göstermişler vo Müttefikleri Berlinken atmak istediklerini açıklamışlardır. Bütün Batı dünyasında çok fena akisler bırakan ve mukavemeti şiddetlendirmek icab ettiğini gerekleştiren bu hamleden sonra bir aralık Sovyetlerin yavaşladıkları göze çarpmış, dört devletin Avusturya sulbünü başarmalarını kolaylaştıracak birtakım kolaylıklar göstermeleri Finlandiya ile hafifçe bir muahede yap-maîan, Finlandiya, Runıanya ve Macaristan'ın borçlan yan yarıya indirmeleri bu yavaşlamanın en belli başlı izleri sayılmıştı.
Fakat bu yavaşlamanın ve nisbî Uslulaş-manın Rusya hesabına yalnız propaganda sağlıyaa bir hareket olduğu göze çarpıyor ve bu yüzden Doğu ile Batı arasında, yeni bir anlaşma zemini hazırlamaktan âciz kalıyordu.
Bunun neticesi olarak her taraf kendi yolunda devam etmiş, cepheler birbirinden daha fazla ayrılmış, her cephenin kendi yolunda yeni tedbirler alması ayrılığı bir hayli keskiıüeştirmiş, nihayet Sovyet Rusya'ma bütün peykleriyle Varşova Konferansını yapması, yeni bir hamlenin mukaddemesi olarak telâkki edilmiştir.
Bu hamlenin ilk eseri, belki de bir Doğu Almanya kurmak olacak ve bu tarzda bir Almanya'nın kurulması müttefiklerin de bir Batı Almanya kurmak yolundaki çalışmalarını hızlandıracak. Belki Sovyet Rusya, bu hamleyi yaptığı sırada Komünizmin her taraftaki beşinci kollarını da yeniden faaliyete geçirecek ve ötede beride yeni sosyal infilâklara sebebiyet verecek belki bu sayede Amerika'ya, bilhassa bu sırada Avrupa'nın buhranlar içinde yüzdüğünü göstererek Marshall Plânının tatbikini geciktiren vaziyetler ihdasına çalışacak. Varşova Konferansının, böyle şeyler doğurması muhtemel olduğu gibi Avrupa'da Doğunun şimdiki durumunu devam ettirmeyi gözetmesi ihtimali de variddir. Çünkü ötedenberi söylendiğine göre, Sovyet'lerin şimdiki hedefi, daha fazla Asya ile meşgul olmak üzere Avrupa'daki durumu, hali üzere bırakmaktır. Fakat hakikati Varşova Konferansının neticesi belirtecek ve ancak ondan sonra Doğu ile Batı arasındaki münasebetlerin yeni safhası göze çarpacaktır.
Avrupada her an bir harp patlayabilir...
Yazan: Asım Vs
27 Haziran 1948 tarihli "Yeni Gazete İstanbul'dan:
Berlhı'de müttefikler arası nüfuz mücadelesi en hâd safhasına girdiği. Rus'lar bir taraftan Almanya'nın birliği nazariyesini müdafaa ediyorlar, fakat diğer taraftan bütün kuvvetleri ile ve imkânları dahilinde bulunan vasıtalariyle Doğu Almanya ile Batı Almanya arasındaki son bağları da koparmağa çalışıyorlar. Bütün gayretleri şimdi Berlin'de bulunan ingiliz, Amerikan ve Fransız işgal kuvvetlerini Alman başkentinden çıkarmak ve bütün şehre kendileri hâkim olmaktır. Bu maksada varmak için Rus'ların elinde tesirli silâhlar da vardır; Berlin şehrinin Rus işgal bölgesi içinde bir ada vaziyetinde olmasından faydalanarak Batı Almanya'dan buraya yiyecek getirilmesine engel-ler çıkarmaktadırlar. Bugünkü vaziyet devam ederse Berlin'de ingiliz, Amerikan ve Fransız işgal bölgeleri altında bulunan iki milyon Alman muhakkak bir açlığa mahkûm olacaktır. Rus'ların bu silâhsız taarruzu karşısında eski müttefikleri ne yapacaklar? Salahiyetli ingiliz ve Amerikan kaynakları Anglosaksonlar için harpten başka vasıta ile Berlin'den çekilmek asla bahis mevzuu olarruyacağmı söylemekte ısrar etmektedirler. Halbuki kendi işgalleri altında olan Alman halkım hava taşıt vasıtaları ile beşlemeğe maddeten imkân yoktur ve şehirde bugün mevcut olan yiyecek stokları da nihayet bir ay sonra tükenmiş olacaktır. Onun için Berlin'in doğusu üe batısı arasındaki bu nüfuz mücadelesi gerçekten çok tehlikeli bir safhaya girmiştir.Hatalı politikasiyle yalnız Avı-upa'da değil; bütün dünyadaki kuvvet muvazenesini yıkan Almanya; bu muvazene tekrar vücut buluncaya kadar birçok ıstıraplara ve fedakârlıklara katlanacaktır; dan ibaretti.
Filvaki ucu bucağı nihayetsiz derecede geniş bir ülkeye yerleşmiş ve en az iki yüz milyonluk bîr kütleye hükümranlık eden medenî anlamı Batı insanlarjrtdan farklı bir cemiyetin Batı ile teması bilvasıta kontrol eden Cermenlerin mağlûp olup bir müddet için ortadan silinmeleridir ki bu muvazenenin son bulmasını intag etmişti. Onun yerinil Avrupa kıta-siyle münasebeti bir başka mahiyette bulunan Birleşik Amerika'nın alması lâzırn gelmişti. Aksi halde; Doğulu kütle, bir hamlede, Batı Avrupa'nın Atlantik sahillerine ulaşabilirdi.
Birleşik Amerika'nın müdahalesi ve İngiltere'nin de onunla birlikte nöbete iştirak etmesiyle Orta Avrupa'nın ortalarında ve Berilin büyük bölgesi etrafında tesbit edilen doğulu kütlelerle şimdi; büyük demokratlar arasında bir çekişmedir; başlamıştır. Haddizatında bugünden yarma bir üçüncü dünya harbinin bu yüzden patlak vermesi bahis mevzuu değilse de; vakit kazanma bakımından dünyaya bir hayli kıymetli zaman kaybettiren fon halin; ayni zamanda Avrupa gibi harap olmuş ve süratle imara muhtaç olan medenî bir kıtanın huzur ve sükûnunu kaçırdıgi da aşikârdır. Sovyetler Birliği idaresinin şimdiye kadar alışa geldiğimiz anlamda bir siyasî hukukun yerleşmesine ye yijrurlüğe girmesine imkân vermemesinden doğan bu durumun fiilî ifadesi
Rus askeri nereye girerse orada kalır ve aldığı yerden, de, her zaman, ileriye gitmek iğin, elinden geleni yapay. İşte böy-le bir zihniyetin meydana getirmiş olduğu Almanya'daki vaziyet; Anglo Sakson demokrasileriyle Rus komünizmi arasında bir kedi - köpek daimî nizaı ihdas etmiştir. Rus'ların; İngiliz'lerle Amerika'-hları rahatsız etmek iğin aldıkları bazı tedbirler; karşılarındakilerin mukabil bir takım hareketlerini davet etmiş ve böy,-lece; işgal altındaki Alman halkı da şaşkına dönmüştür.Siyasî durum; ciddî bir manzara arzetmek-tln çıkmış ve Beıiin büyük ülkesi denilen ve dört büyük devletin müşterek idaresi altında bulunan mmtakanın İdaresi de; âdeta; mahalle gençleri arasında bazan göze çaııan; nümayişkâr kabadayı oyunlarını andırır olmuştur.
Almanya'da meydana gelen bu müessir durumun bir harple son bulmıyacağınm kuvvetle iddia edilmesine rağmen; nihayet bir ateş ve bir su oyunu demek olan bu mütemadi keşmekeşten; bir gün, bir infilâkm meydana gelmesi muhal bir şey değildir. Nitekim her kibrit kutusiyle oynıyan çocuğun bu oyunu bir yangına sebep olmamakla beraber, bazan da, çok müessif neticeler doğurduğu herkesin bildiği bir gerçektir. Bugünkü Almanya'nın vaziyeti, bizde işte böyle bir kanaat uyandırıyor ve ötedenberi iddia edegel-diğimiz veçhile; hâdiseleri olgunlaşüra olgunlaştıra da; bedbaht dünyamızı, mukadder olan akıbetine sürüklüyor.
Berimde barut kokusu...
Yazan: Tasfİr
29 Haziran 1948 tarihli «Tasvir» İstanbul'dan:
Berlin'de, Rus ve Batı müttefiklerine ait işgal kuvvetleri arasında Ötedenberi devam edegelen gerginlik, bir kaç gündenberi vahim bir mahiyet almış bulunuyor. Ruslar Berlin'de, kendi bölgelerinden müttefik hölgelerine gecen bütün yolları kapatmış; hattâ tren hatlarının demirlerini sökmüşlerdir.
Bu vaziyet kaı-şısında müttefikler, şehirde muhasara altına girmiş bulunan askeri kuvvetlerini beslemek için hava yoluyla gıda nakliyatı yapmağa mecbur kalmaktadırlar. Her halde Eus'lar bu hareketleriyle, hasımlarını Berlin'den uzaklaştıracaklarını ummaktadırlar. Diğer taraftan Betili kuvvetler de gehiri ancak silâh zoruyla terkedeceklerini söylüyor ve kendi işgal bölgelerine yeni hava kuvvetleri sevkediyorlar. Bu sinirli hava dünyada hüküm süren harp korkusunun bir kat daha artmasına sebep olmuştur. Şimdiye kadar Rusya, iplerim elinde tuttuğu diğer memleket komünistleri vası-tasiyle, harbin sommdanberi Avrupa ve Asya'da, kısmen sinsi, kısmen açık bîr genişleme taarruzuna girişmiş bulunmakla; Birleşik Amerika ve İngiltere ise, taarruza uğrayan memleketlere, mukavemet edebilmeleri için mümkün olan yardımı esirgcmemekte idiler. Bu maksatla bir taraftan Avrupa memleketleri ne MarshalI Haniyle yardıma koşulurken diğer taraftan komünist isyanlarına sahne olan Yunanistan ve Çin'e gerekli harp malzemeleri yollanmakta idi.
Bütün bunlara rağmen dikkat edilirse Rusya'nın şimdiye kadar ne komşu memleketlere ne de Amerika, İngiltere ve Fransa'dan ibaret olan üç müttefik büyüklere kargı bizzat harekete geçmediği görülür. Rusya bugüne kadar, ya yalnız kendi işgali altında oîan memleketlerde, ve yine o memleketlerin komünİstleriyle njaskelediği - fiilî müdahalelerde bulunmuş, yahut komşu ve uzak memleketlerdeki mahallî komünist partilerini gizli talimatla harekete getirmiştir.
Halbuki Berlin'de bugün vaziyet tama-miyle aksidir. Bir defa orada, müttefiklerin himaye etmek istediği bir memleket değil, bizzat mütefikler bulunmaktadır; sonra Rusya, müttefiklere karşı hareket silâhı olarak bir başka memleketin komünistlerini değil, bizzat kendi askerî kuvvetlerini kullanmaktadır. Halen Berlin'in Amerikan, ingiliz ve Fransız işgal bölgelerindeki müttefik kuvvetleri, ayni şehirdeki Rus işgal kuvvetleri tarafından muhasara altına alınmış vaziyettedir. Böylece yumruklar doğrudan doğruya temas haline gelmiş bulunuyor..
Bugüne kadar müttefikler, Üçüncü bir harbin bütün insanlık için, altından kalkılmaz bir felâket olacağın! ve neticede mağlûplar kadar, galiplerin de felâkette hisseleri bulunacağım söylemekten çekinmemişlerdir. Buna rağmen onların bu Ilus hareketi yüzünden gerileyeceklerine ihtimal verilemez. Onlar, şimdiye kaday bütün dünyaya. Rus ve komünist tehdidine mukavemet etmeyi tavsiye edegel-diler; doğrudan doğruya bu tehdid altında bulunan milletlere yeri gelince fiilî yardımda bulunacaklarını vadetmekteıı çekinmediler; ve bu vaadlarının doğruluğunu, geniş yardımlarla teyid ettiler. Hat böyle iken, bugün Rus'ların karşısında bizzat ricat edecek olurlarsa dünya'da uyandırdıkları geniş mukavemet ruhu felce uğramaz mı? Bizce uğrar; ve o kadar uğrar ki, müttefiklerin Berlin'deki gerilemesi, bütün dünyanın Rusya'ya boyun eğmesine bir işaret sayılabilir. Böyle bir ricattan sonra, yıkılan itimadı, kınlan ümitleri yeniden canlandırmak İçin, bu anda, yine orduların hareketinden başka hiç bir kuvvet tasavvur edemiyoruz.
İşte bundan dolayı müttefiklerin Berlin'de ricallerine şahit olmıyacağımıza kaniiz.
O halde hsrp olacak mıdır? Diyeceksiniz. Buna cevap vermek Rus'ların takip edecekleri hattı hareketi tayinle mümkündür.
Şimdilik tehlikelim ciddiyetini, Rusya'nın bir an evvel kavramasını ve iş işten geçmeden rotayı değiştirmesini temenni edelim.
M. Gromyko'nun yukarıda bahsi geçen mesele hususunda bir karara varmak için beklemeye muvafakat ettiğinden konsey, mühim hadiseler vukua geldiği taktirde Perşembe'den önce toplanabilmek ihtiraz kayciiyle, Perşembe günü öğleden sonra toplanmak üzere oturumuna nihayet vermiştir.
8 Haziran 194S
— Lake Success :
Birleşmiş Milletler Teşkilâtı İnsan Hakları Komisyonu basına hükümet tarafından yardımda bulunulması yolundaki Rus takririni 4 oja karşı 13 oyla reddetmiştir. Bu takririn aleyhinde oy vermiş olan memleketler, Rus teklifinin faşizmi ve tecavüzü yaymak, milletlerarasında kine yol açmak ve söz ve basın hürriyetini baltalamak gayesine matuf bulunduğunu açıklamışlardır.
9 Haziran 1948
— Lake Success:
Birleşmiş Milletler İnsan Kakları Komisyonu, Sovyet Delegesinin muhalefetine rağmen, söz ve haberleşme hürriyeti üe ilgili maddelere insan Hakları. Beyannamesinin ithali hakkındaki bir değişiklik teklifini tasvip etmiştir. Komisyon, Cenevre'de toplanan Haberleşme Hürriyeti Konferansında kabul olunan maddelerin şümulünün tahdidi hakkkmda Sovyetler tarafından ileri sürülen iki teklifi dört oya karşı 12 oyla reddetmiştir.
10 Haziran 1948
— Lake Success :
Birleşmiş Milletler Kurulu Genel Sekreterliği, 11 Haziran Cuma sabahı Grenviç arariyle saat 6 da yürürlüğe geçecek olan. i haftalık mütarekenin Arap'lar ve Yahudi'ler tarafından kabul edilmiş bulunduğunu dün akşam resmen teyid eylemiştir.
Kont Bernadotte'un dün öğleden sonra Birleşmiş Milletler Kurulu Merkezinde Genel Sekreter Trygve Lie'ye gönderdiği mesaj ateş kes emrinin ügiîi taraflarca
kayıtsız şartsız kabul olunduğunu bildirmektedir.
Birleşmiş Milletler Kurulu aracısı mesajında İlgili taraflar hükümetlerinin derpiş olunan tarih ve saatte muhasemata kayıtsız ve şartsız son vermek huşunda kendilerine yapilan teklifi kabul eylemiş olduklarını haber vermektedir.
11 Haziran 1948
— Lake Success :
Güvenlik Konseyinin dünkü toplantısında, Sovyet Murahhası Gromiko, Filistin'de mütareke tatbikatının nezaretine iştirak etmek üzere Rusya'nın askerî müşahitlerden müteşekkil küçük bir grup göndermesine müsaade olunmasını tekrar talep etmiştir.
Gromiko, Amerikan, Fransız ve Belçika 'subaylarıum gönderümesJne karşı hiç bir itirazda bulunulmadığına göre, Güven i ik Konseyinin, Sovyet Rusya'ya da, mutlaka Amerikan Müşahit Heyeti kadar kalabalık olmasına lüzum görülmeyen bir müşahit grupu göndermesine müsaade edeceğini ümid eylediğini bildirmiştir.
Amerikan Murahhası, Gromİko'nun talebine muhalefet etmemekle beraber, bu mesele üzerinde Kont Bernadotte'un amelî bii hal tar-ii bulmuş olduğunu ve buna riayet edilmesi lâzımgeldiğmİ belirtmiştir.
Gromiko bu tedbirlerin ancak, Filistin'e Rus'lar hariç olmak üzere, müşahit göndermek yolunda Amerika tarafından izhar edilen arzuyu tatmin edecek istikamette tatbik edildiği cevabmı vermiştir. Nihayet, bir karar alınmadan, meselenin müzakeresi sonraya bırakılmıştır. Konsey Sah günü Grenvig ayarîyle 19 da toplanacaktır.
Diğer taraftan, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Trygve Lie, Kont Bernadotte-un bugün mahdut bir gaye için yapmakta olduğunu ileride genel sekreterin de daha umumî bir maksatla yapabilmesini, yani Güvenlik Konseyinin emrine küçük bîr kuvvet toplayabilnıesini istemiştir.
3 Haziran 1948
— Londra:
Lordlar Kamarası, daha önce Avam Ka-marasınea kabul edilmiş ve İngiltere'de beş yıl müddetle idam cezasını kaldıran kamum ve dün akşam 28 e karşı 181 oyla Avam Kamarası bu mesele üzerindeki görüşünde muhtemel olarak İsrar edeceğine göre saylavlarla lordlar arasında bir anlaşmazlık başlamış gibidir.
Esasen, Avam Kamarasının bu tasarıyı kabul etmesi üzerine halen idama mahkûm bulunan mahsuplar kendiliğinden affedilmiş olmaktadırlar.
4 Haziran I94S
— Londra :
Avam Kamarası 139 a karşı 271 oyla sermayeden vergi alma prensibini kabul etmiştir.
7 Haziran 1948
— Londra :
Öğrenildiğine göre, İngiliz kabinesi bugün toplanacak ve İngiltere'de ölüm cezasının beş sene müddetle kaldırılmasını ta-zammun eden tasarısının Avam Kama-rasınea kabul edildiği halde Lordlar Kamarası tarafından reddedilmesi üzerine yapılması gereken muameleyi tetkik edecektir.
Avam Kamarası bu meseleyi iki hafta sonra yeniden inceliyecektir.
İşçi Partisi Meclis Grupu da meseleyi incelemek üzere Çarşamba günü bir toplantı yapacaktır. Ayni gün Lordlar Kamarasında diğer mühim bir mesele^ Lordlar Kamarasının bir kanunu şimdiye kadar olduğu gibi iki sene müddetle değil ancak bir sene tehir edebilmesi suretiyle bu yoldaki yetkisinin tahdidi meselesi müzakere edilecektir.
8 Hazira nl948
— Londra :
Verem tedavisi iğin aspirin nevinden yeni bir ilâç keşfedilmiştir. Acide Para--Aminosalieyliq!ies adın! taşımakta olan bu İlâç hap şekiinde istimal edilmektedir. Bu ilâç şimdiye kadar bir çok İngiliz has-tahanelerinde Kullanılmış olup elde edilen neticeler son derece memnuniyet vericidir.
10 Haziran 194S
— Londra:
Lordlar Kamarası kamarada İslahat yapılması hakkında hükümet tarafından sunulan tasarıyı ikinci okunuşunda 81 muhalife karşı 177 oyla reddetmiştir. Tasarı, kanunların yürürlüğe girmesini geri bıraktırmak bahsinde Lordlar Kamarasının . iki yıllık yetki müddetini bir yıla indirmekte bulunuyordu, işçi Hükümetini Lordlar Kamarasında destekleyen üyelerin 30 kadar olduğu bilinmesine rağmen oy sırasında bu sayının 81 e çıktığının görülmesi umumî hayreti uyandırmıştır. Bundan da anlaşılıyor ki Hükümet, Lordlar Kamarasındaki işçi - liberal işbirliğini takviyeye muvafiak olmuş ve bu birlik, şartlar lüzumlu kıldığı takdirde siyasî salıaya ssmil olabilecek bir mahiyet taşımağa namzet bulunmuştur.
Hükümet tasarısına taraftar olduklarını müzakere sırasında gösterenler arasında Canterboury Baş Piskoposu Fisher ile ingiltere Bankası Gouverneur'ü Lord
Catto ve Hindistan oski Kıral Vekili Marki Reading'in isimleri zikredilmektedir.
12 Haziran 1948
— Londra :
Cburchül bugün, söylediği nutkunda, ingiltere'nin hangi şekil altında olursa olsun" istibdada ve yabancı memleketlerden" İngiltere'ye menfurca beşinci kolun gitmesine karşı hürriyet meşalesini yeniden yükseltmek ihtiyacında olduğunu belirtmiş ve şunları ilâve etmişür.
Vazifenin şu .üç remzine ihtiyacımız vardır: İstibdada kargı savaş, vatanseverlik ve aklıselim.
ingiltere milletlerarasında hakkı olan almak ve sadece kendisine kargı değil fakat diğer milletlere karşı vazifesini yapmak istemektedir.»
Bandan sonra M. Churchİl!, hükümetin iç siyasetini şiddetle tenkid etmiştir.
13 Haziran 1948
— Londra:
Londı'a'lı bir İngiliz operatörü, kalbin iç kısmını ameliyat etmek imkânını bulmuştur. Bu, tıp tarihinde bu neviden ilk ameliyattır. Birinci ameliyat kalbinden rahatsız bulunan ve parmak uçları tama-miyle mavi bulunan on bîr yaşında bir çocuğa yapılmıştır. Şimdiye kadar kalbin yalnız dış kısmı ameliyat edilmekteydi.
17 Haziran 1948
— Londra :
Avam Kamarası dün akşam havagazı endüstrisinin, millileştirilmesine dair hükümetçe sunulan bir kanun tasarısının reddi hakkındaki muhalefetin takririni lâO oya karşı 340 oyla reddetmiştir. Birkaçı belediyelere aid olan memleketin bütün havagazı müesseseleri âmme malları arasına girecek ve bir merkez havagazı konaeyine bağlı bulunacak olan mahallî meclisler tarafından idare edilecektir.
Avam Kamarasında üçüncü defa okunmuş olan bu kanun tasarısı şimdi Lonra Kamarasına sunulacaktır.
20 Haziran 1948
— Londra:
Londra Liman İşçieri Sendikası, uzun müzakereler neticesinde grevcileri .yarın sabah işlevinin başına dönmeğe davet etmiştir.
Altı gün evvel başlayan Londra liman işçilerinin grevine 15.00 liman amelesinin katıldığı ve yüz kadar geminin yüklerini boşaltmadan beklediği hatırlardadır.
Diğer taraftan çalışma bakanı, çürüyecek maddelerin boşaltılması için Londra limanına askerî birlikler gönderileceği yolunda ban gazetelerde çıkan yazılan yala nlaınışhr.
— Londra ;
ingiliz Komünist Partisi, Hükümetin memurlar arasında yapacağı temizlemeye karşı mücadele etmek tasavvurundaehr. İyi bîr kaynaklan Öğrenildiğine göre, komünist plânının başlı ta üç gayesi vardır: Heııüa şüphe altında bulunmayan komünistler fikirlerini alenen söylemekten çekinecekler ve sosyalist, liberal ve hatta muhafazakâr partilerine resmen kaydedilebileceklerdir. Bu gizli komünistler faaliyete hiç bîr suretle iştirâJc etmiyeeekler ve partinin "tanınmış azala-riyle görüşmeyeceklerdir. Kendilerine verilecek talimat ve raporlar gizli yollardan gönderilecektir.
21 Haziran 1948
— Londra :
Bugün öğleden sonra Avam Kamarasında yaptığı bir demeçte Devlet Bakanı Hector Mc Neil, altı devlet tarafından Almanya hakkında yapılan tavsiyelerin Fransızların ileri sürdükleri ihtiraz kaydını incelemek için bir kere daha altı devlet delegelerini toplamanın bahis mevzuu olmadığını söylemiştir. Bakan, Londra Konferansı neticesi yapılan tavsiyelerin 12 inci maddesi gereğince Ruhr'un teşkil âtlandırılması için ilgili devletler arasında görüşmeler yapılacağını ilâve etmiştir.
Cenubî Afrikada da, memleketin öz fvlâtları tarafından müdahalesiz ve bağımsız olarak idare edilmesi hususunda net bir cereyan vardır.
Bu hal Hindistan'da kendini göstermekte olduğu gibi Kanada- Avusturalya, Yeni Zelanda'da da vâkidir. Maamafih bu dominyonların ana vatanla olan bağlılıkları halâ da çok kuvvetlidir. Fakat bu bağlılığın, yavaş yavaş gevşediği de inkar edilemez.
ingiltere'nin, bazı sahalarda, esaslı bir politika taahhüdü altına girememesini, imparatorluk binasının yukarıda izah ettiğimiz zaafında görenler az değildir ve bütün bunlardan, bu binada, bir çöküntü değilse bile bir çatlaklık müşahede etmek istiyenîerin iddiasını kat'î olarak reddetmek te mümkün olmamaktadır.
Demek ki İngiltere, ikinci Cihan Harbinin karşısına çıkardığı bir seri muadeleyi henüz halletmiş olmaktan uzaktır ve ae zaman bunları tesviye edeceği de pek sarih olarak görünmemektedir amma er geç yenmesi muhakkak sayılabilir.
Avrupayi İngiltere de mi hayal sukutuna uğratacak?..
Yazan: Selim, Sabit
10 Haziran 1948 tarihli «Tasvir» İstanbul'dan:
ingiltere kendi siyasetini geri kalan dünya kısmının tekamülüne uydurmak endişesiyle müteaddit defalar «A"A"upa'eıİEr ve emperyalistlere diye iki cepheye ayrılmıştı. Şimdiye kadar imparatorluk taraftarları büyük bir ekseriyet teşkil ede-geldiği, Avrupa kıiasiyle sıkı bir iş birliği tesisine taraftar olanlar ise daima ekalliyette kaldıkları için cepheler arasında bir muvazene teessüs edememiştir. Fakat bugün Avrupa'cıhk taraftarları, siyasî partilerin ve büyük iktisadî kartellerin hepsinde bir hayli çoğalmışlardır. Bunlar; ingiltere'nin büyük bir rol oynayacağı tahmin edilen «Avrupa Birleşik Devletlerim dâvasında Churchül tarafından açılan mücadeleye katılmış bulunmaktadırlar.
İngiltere'nin bu Avrupalılaşması kolayca izah olunabilir. Her şeyden önce Büyük Biritanya imparatorluğunun öldüğü iddiasına iştirak edilmese dahi, bu imparatorluktaki kudret ve tecanüsün, harp ve harbin doğurduğu neticelerle bîr hayli hırpalandığı da inkşir edilemez. Bu da bâr hakikattir ki, sanayileşerek iktisadî bakımdan olgun bir hale geimiş olan dominyonlardan bazıları artık İngiltere'nin ne şeriki ne de mügterisi olmayıp, sadece onun rakibidirler. Diğer bazı dominyonlar coğrafi vaziyetleri dolayısiyle başka büyük devletlerin cazibesine kapılmış, nüfuz çevrfcsine girmiş bulunmaktadırlar. Meselâ günün birinde Birleşik Amerika'nın 49 uncu devleti olacağından bahsedilmeğe başlanan Kanada bu durumdadır. Nihayet bir de Sovyet Rusya'nın tehdidi mevzuu bahistir: Eğer ingiltere Avrupa'yı terk ederse, o zaman Rusya bu ülkeye yerleşecektir. Ve dost sı-fatiyle değil, efendi sıfatiyle yerleşecektir.
Bu takdirde Büyük Britanya Adaları her an yeni bir istÜâ tehlikesiyle karşı karşıya kalmış olacaktır.
Bu itibarla «Avrupa'cıİar cephesi» ninyavaş
yavaş bütün İngiliz siyaset adam
larını kendi dâvasına mal
edeceği sanılmakta idî.
Halbuki bir müddettenberi imparatoreu-lar cephesinin faal bir karsı taarruzuna şahit olmaktayız. Bu taarruz M. Dalton'-un kabineye ilhakı ile başlamıştır.
M. Dalton geçenlerde Scarborough'deki işçiler konferansında şöyle dedi:
«Eğer bana Doğu Avrupa İle imparatorluk camiası arasında bir secim yapılması teklif edilse camiayı seçerim»
Diğer taraftan M.
Dalton'un Sovyetler Birliği île Büyük Britanya arasında ticari mübadelelerin
genişletilmesine taraftar olduğunu da unutmayalım. Nihayet o, Maliye Nazırı
bulunduğu zaman Fransa - Büyük Britanya iktisadî işbirliğini kasten sekteye
uğratmıştı. Bütün bunlar, Avrupa, için endişe uyandırıcı mahiyette oîup. eski kıt'a
ile Bü
yük Britanya arasında tahakkuku o kadar arzu ediîen işbirliği
zihinlerde şüpheler uyandıracak mahiyettedir.
Şurası muhakkak ki, tuhaf bazı Amerikan aksülamelleriyle endişeye düşen zavallı Avrupalılar, ingiltere tarafından dahyyal sükûtuna uğratılmak maruz bulunmaktadırla.
Acaba bu vaziyei onları kendi aralarında biı anlaşmaya götürmeyecek midir? Her halde böyle bir şey onlar için takip edilecek yolların en hayırlısı olurdu.
— Paris :
Bourboıı Sarayına giden yollar bugün ehemmiyetli polis kuvvetleri tarafından tutulmuştur. Millî Meclise gitmek isteyenlerin hüviyetlerinin tesbiti için k&tî talimat verilmiştir. Diğer taraftan çalışma genel konfederasyonu ve Paris ban-lîyösündeki otomobil ve demir fabrikalarını temsil eden «işçi kuvvetlerine mensup heyetler Bourbon Sarayına gitmiş ve halka tahsis olunan salonlara kabul edilmişlerdir.
Heyetler, Clermont Ferrand'da bulunan Bergougnon Fabrikalarında polis bulundurulmasını protesto maksadiyle saraya gitmişlerdir.
18 Haziran 1948
— Clermont Ferrand:
Bölgenin muhtelif haüarı üzerinde dün demiryolu nakliyatı tedricen inkıtaa uğramıştır. Diğer taraftarı Genel İş Konfederasyonunun daveti üzerine Fransız Hıristiyan İşçiler Konfederasyonundan bir heyet, akşama doğru Genel İş Konfederasyonunun Bölge Birliği İle temasa geçmiştir. Bu görüşmeden sonra her iki heyet te bugün OUier ve Bergounon müesseselerinin müdürlükleri üe müzakerelere devam edilmek üzere teşebbüse geçilmesi hususunda mutabık kalmışlardır.
— Clermont ITerrand :
Maljlceme geçen Çarşamba ve Perşembe günleri nümayişlerde bulunanlar hakkında 45 günden 3 aya kadar değişen hapis cezalan vermiş ve iki kişiyi de 4 ay hapse mahkûm etmiştir. Bu cezalar tecil edilmiştir. Halen hapiste bulunan 33 kişinin serbest bırakılması da kararlaştırılmıştır.
— Paris:
Fransız Komünist Partisinin Siyasî Bürosu bir tebliğ yayınlayarak İçişleri Bakanı Jules Moch'u Clermont Ferrand'daîci kanh hadiselerden sorumlu olmakla itti-ham etmig ve İçişleri Bakanının yargılanmasını talep etmiştir.
Komünist Partisinin Siyasî Bürosu bu tebliğinde grevlerde ordu ve polis kuvvetlerinin kullanılmasının Cumhuriyet Anayasası ile teminat altına alınmış olan grev hakkına ve sendika hürriyetlerine aykırı bulunduğunu kaydetmektedir.
— Paris:
Fransız: kabinesi yeniden tehlikeye maruz bulunmaktadn'. Almanya'nın istikbâli hakkında Londra Konferansı sırasında kabul edilen tavsiyelerin husule getirdiği buhranın yerini Clermont Ferrand karışıklıklarından doğan dahili buhran almıştır. .
Fiyatlara nazaran işçi ücretlerini ayarlamak bahsinde Sosyalistlerin tek çare olarak gördükleri §eye karşı muhalefeti do-layısîle M. Mayer'in sosyalistlerin hücumuna manız kalması muhtemeldir.
Bundan başka Dışişleri Bakanı Bidault'-nun dün sabah Londra Konferansı hakkında Millî Mecliste alınan karar- sırasında çok zayjf bir çoğunluk sağlayabilmiş obuası dolayısiyle çok kötü bir durumda bulunduğu söylenmektedir. Bu çoğunluk başlangıçta bildirildiği gibi 8 değil 14 dür.
Clermont Ferand'da polisle grevciler arasında temin edilmiş olan yarı resmî mütarekeye halen riayet edilmektedir. Fakat duruma göre her an bir ciddî kan-şık'ık çıkması beklenmektedir.
— Paris:
İçişleri Bakanı Jules Mocb. bugün öğleden sonra Mecliste gürültülü bir hava içinde Clermont Ferrand olayları hakkındaki görüşünü açıklamıştır. İçişleri Bakanı şunları söylemiştir:
Acı bir meseleyi hakiki nisbetlerine icra etmek lâzımdır. Bergougnon fabrikaia-randa çabşan bir kaç bin işçiden yalnız 200'ü el kaldırmak suretiyle grev l&hinde oy vermiştir. Genel iş Konfederasyonu işçi kuvveti ile Hıristiyan İşçileri Konfederasyonu gizli oya müracaat edilmesini istemişlerdir. Şimdiye kadar Bergougnan Fabrikasında gizli oya müracaat olunmamış diğer müesseselerde çoğunlukla işe devanı edilmesi lehinde oy verilmiştir.
19 Haziran 1948
— Paris:
Hükümet makamları, komünistler tarafından ilân edilen ve bütün Fransa'da işçilerin bir saat işlerini terketmeîerini İsteyen sembolik grevin geniş, ve umumî bir kargaşalığa inkılâp etmesinden korkmaktadırlar.
Bugün başlaması icap eden bu sembolik greve bazı başlıca sanayi merkezlerinde dün akşamdan başlanmıştır. Kimya ve demir fabrikalarında, bakır imalâthane-eri, sigorta şirketleri, bankalar ve giyecek sanayiinde çalışan işçiler ve müstah-lemİn mutad zamandan bir saat evvel vazifelerini terketmişlerdir.
Serbolik komünist grevine bütün mem-Leket işçileri katılacaklardır. Verilen talimata riayet edildiği takdirde radyo inerkezleri, kömür işletmeleri bir saat evvel çalışmayı tatil edecek ve yiyecek mutad zamandan daha geç dağıtılacaktır. ÎUıdikal sosyalist olan Maliye Bakanı Mayer ile Sosyalistlerin malî ve iktisadi siyasetteki anlaşmazlıkları kabinede tehlikeye ayrılık baş göstermesine sebep olmuştur. Mîllî Mecliste hakim olan kanaat Başbakan Schuman'ın Reynaud'yu da kabinesine almak suretiyle Bakanlar Kurulunu, takviye edeceği merkezindedir.
— Paris: ..
Fransız Hükümeti, İngiliz ve Amerikan hükümetlerine bir nota vererek Almanya'nın geleceği ve Fransa'nın güvenliği Hakkında Millî Meclis tarafından yapılan tavsiyeleri bildirmişin-. Bu notada Millî Meclis tarafından yapılan t&vsiyelerin Londra görüşmeleri sırasında Fransız Heyeti tarafından devamlı surette ileri sürülen ihtiraz kayıtlarına uygun bulunduğu belirtilmektedir.
Fransız Hükümeti bu notasında. Millî Meclisin bu tavsiyelerinin Fransız Hükümetinin ilerde takibe devam etmek niyetinde olduğu siyaseti belirttiğini açtk-a1 maktadır.
Bundan başka Fransız notasında Alman-ya'daki Fransız işgal Bölgesi Komutanı General Koenîg'in Almanya meselesi hakkında altı devlet tarafından ileri sürülmüş olan tavsiyelerin tatbiki için, İngiliz ve Amerikan İşgal Bölgeleri Komutanları ile işbirliği yaparak kap eden butun tedbirleri alması için talimat verilmiş bulunduğu ilâve edilmektedir.
2Ü Haziran 1948
— Paris:
Umumî grev kararına uyan grevci komünistlerin mîllî muhafızlara karşı koymaları üzerine Paris Belediye Binast önünde karışıklıklar çıkmıştır. Bir taraftan yüzlerce grevci belediye meydanında toplanırken, diğer taraftan otobüslere ve kamyonlara binen başka grevci grupları da meydanı eeııber altına alarak, biri müstesna bütün geçitleri kapatmışlardır. Seyrüseferi sağlamağa memur edilen muhafızlar grevcilerin teneke kutu ve çürümüş sebze bombardımanına tutulmuşlardır. 4 kişi yaralanmış, müteaddit kimseler de tevkif edilmiştir. Yeni bir işçi dalgasının belediye istikametinde ilerlemesi üzerine muhafızlar barikatları yıkarak meydanı temizlemişlerdir.
21 Haziran 1948
— Paris
Komünistlerin kontrolü altında bulunmakta olan Genel Ig Konfederasyonunun Clermont Ferı-and'da Bergougnan otomobil Lâstiği Fabrikasını işgal etmekte olan işçilerin çıkarılmasına karşı protesto mahiyetinde olmak üzere Cumartesi günü bir saatlik bir genel grev yapılması yolundaki emrinin neticeleri konfederasyonun nüfuz ve itibarını son derece sarsmıştır.
Fsansız sendikalarına mensup altı milyon işçinin sadece üçte biri bu emre itaat etmiştir. Zayıf bir azınlığın işlerini bı-ıakması dolayisiyle maddî olarak çalış-maîffla imkânsız bir hale girmemiş bulunsaydı bu işçiler de çalışmalarına devam edeceklerdi. Paris yeraltı trenlerinde yapılmakta olan grev İse, grevciler elektriği keserek bütün memurları grev emrine itaate mecbur etmişlerdir.
Fransız vatanseverliğinin kalkınmasına, ve komünizmi ezmek üzere faaliyete geçmesine sebep olmuş, Schumann bu sayede Fransanın tanı manasüe felce uğramasına karşı gelmiş ve Avrupa mukadderatının. Doğuya yönelmesine mâni olarak asıl mihverinde inkişaf etmesine söbep olmuştu.
Schumann Hükümetinin daha sonra Fransanın maliyesini kurtarmak, iktisadiyatını canlandırmak için aldığı tedbirler de lıâlâ hatırlardadır. Fakat bütün bu hizmetler ve şerefli başarılar, Schumann'ın Batı Almanyaya ait altılar anlaşması do-îayısiyle yeni bir imtihanla karşılaşmasına mâni olmamıştır. Alö devlet konferansının Batı Almanya hakkındaki teklifleri Fransa için. tam manasile hayatî mahiyette olduğundan bu tavsiyelerin kılı kırk yararcasına incelenmesini gayet tabiî görmek icap eder,
Alü devlet konferansının, teklifleri, ingiltere ile Amerikanın Alman iktisadiyatını yaşatmak ve Almanyayı kalkındırmak programile alâkalandırmak yolundaki arzusile Fransanın Alman kalkınmasından ve Rusyanın mukabelesinden korkusunu ulaştıran bir teşebbüsü, tavsiyelere göre alü devlet ile Almanya Euhr Havzasının kömür ve çelik istihsalini kontrol edecek ve bu suretle Fransanın korkularını bertaraf etmeğe bakacaktır.
Fransanın yeni bir Alman kalkınmasından korkmasında hayret edilecek bir şey yoktur. Onun kısa fasılalarla Almanya tarafından uğradığı taarruzlar ve bu taarruzların sebep olduğu yıkıntılar kolay kolay unutulur şeyler değildir. Buna kargı ek devlet Euhr havzasını sıkı bir kontrol altına alıyor. Fakat Fransa bu sefer de Sovyet Doğu Almanyasımn ortaya yıkmasından ve Almanyayı kaphyarak ideolojik bîr harp açmasından korkmakladır. Bu korkuyu tatmin etmekse kimsenin elinde değildir. Çünkü böyle bir vak'a karşısında yalnız Fransa değil, fakat bütün Batı Avrupa tehlike ile karşılaşır ve tedbir almak zorunda kalır. Fransız Meclisinin bu meseleyi ve Fran-sanm karşılaşacağı bütün ihtimalleri düşündüğü ve konuştuğu sırada Fransada bir komünist taarruzunun başlamak üzere olduğunu ihsas eden grevlerin ve nümayişlerin vukuu, Fransız Milletini uyandırmış ve onu karar vermeğe sevketmiş-tır. Bunun neticesi olarak Schumanrı kabinesi bir buhran daha atlatmış ve yeni tehlikelerle karşılaşmak için imkân bulmuştur.
Buhrandan buhrana yuvarlanmak devrimizin en bellibaşlı hususiyetlerindendir. Hüner her buhranı atlatmak ve her yeni buhranı cesaret ve ciddiyetle karşılamaktır.
Fransa şimdiye kadar bu hüneri göstermiş bulunuyor.
— Barselon:
Barselon'daki Bilanço Bankasiyle ispanyol Kredi Bankası ve keza Bieaye Bankasına silâhla taarruz ettiklerinden dolayı dün Harp Divanı huzurunda yargılanan 25 suçludan 9 unun idama mahkûm edilmeleri istenmiştir.
idama mahkûmiyetleri istenen 9 suçhi-ııun arasında iki de kadın bulunmaktadır. Talep edilen diğer cezalar 1 yıldan 14 yıla kadar ağır.hapis cezalandır.
Ocana askerî mahkemesi, gayri kanunî olarak bir komünist partisi kurmaktan sanık eski cumhuriyetçi vali Jean Mon-zon Reparoz hakkındaki hükmünü bildirmiştir. Diğer 12 sanık da Jean Reparoz ile birlikte mahkeme edilmekte idi.
Mahkeme Reparoz'u 30 sene hapse mahkûm etmiş diğer sanıklara da 6 ile 20 sene arasında hapis cezaları vermiştir. Hüküm ancak Bölge Genel Komutanı tarafından
tasdik edildikten sonra katiyet kesbede^ cektir.
Rus Yüksek Komiser muavini Shel-tor nezdinde teşebbüste bulunmuştur. General Marek'in Rus. İşgal birlikleri aleyhine casuslukta bulunmaktan sanık olarak tevkif edildiğini ve bu hususta tîerde mütemmim malûmat verileceğini Figl'e söylemiştir.
2(1 Haziran 1948
— Viyana :
İçişleri Bakanlığı bir tebliğ neşrederek Baş Müfettiş Marek'in mevkiinden istifade ederek Sovyetler Birliği aleyhine casuslukta bulunduğuna dair ileri sürülen ittihamîarı reddetmiştir. İçişleri Bakanlığı, bakanlığın diğer yüksek memurları hakkında izhar edilen şüpheleri de katiyetle reddetmekte ve bu hususta müs-bet deliller gösterilmesini istemektedir.
21 Haziran 1948
— Viyana :
Avusturya İçişleri Bakanı M. Oscar Helmer Rus makamlarının Avusturyada girişmiş oldukları kaçırma hareketlerini ve Avusturya Hükümetine karşı yapılan tehditleri protesto etmek için dün Rus bölgesine gitmiştir.
Viyana'nın 30 kilometre batısında toplanan sosyalist kongresinde söz alan M. Helmer Kuşların Avusturyalılara kargı takınmış oldukları durumun müsamaha kabul edemiyeceğini ve bu kabil bir durumu Avusturyanin. haklarının ihlâli mahiyetinde telâkki ettiğini belirtmiştir. Bakan ayni zamanda Avusturyalıların casusluk hareketlerine girişmiş oldukları yolundaki Rus ittihamlarım reddetmiştir.
22 Haziran İ948
— Viyana :
Başbakan Figl'in başkanlığında toplanan halkçı parthün siyasî bürosu, polis müfettişi Marek'in Ruslar tarafından tevfci-îîne itiraz ederek memlekette tatbik edilen yabancı kanunların kaldırılmasını isteyen bir karar sureti kabul etmiştir. Bu karar suretinde bilhassa şöyle denilmektedir:
«Bu istisnai rejim artık bizi usandırma-mistir. Her Avusturyalıma emniyet için-
de yaşamağa ve herhangi ithama cevap vermeğe hakkı vardır. Yabancı kanunlar gereğince tevkif ve mahkûm edilenler bize iade oluomah ve bunlar Avusturyal» hâkimler tarafından yargılanmalıdır.
— Viyana :
Sosyalistlerle birlikte hükümeti teşkil eden Halk Partisinin bugün meclisi hususi bir toplantıya davet ederek Emniyet Bakanlığı Baş Müfettişi Anton Marek'in Sovyet makamları tarafından tevkif edilmesinden doğan meseleleri münakaşa etmesi ihtimali vardır. Halk Partisi dün akşam yaptığı bir toplantıda cyerıi bir tecavüz» ve «Avusturya'nın haklarına gayri meşru bir müdahale» diye vasıflandırdığı bu hareketi Lakbih etmiştir.
Sovyet makamları geçen Cumartesi günü Marek'in uRus işgal kuvvetlerine karşı casusluk yapmak» suçu ile tevkif edildiğini bildirmişlerdir.
2?, Haziran 1948
— Viyana :
40 Viyanalı kadından mürekkep bir heyet dün. akşam Avusturya Başbakanı Dr. Leopold Figl'e dilekçe sunarak Ruslar tarafından tevkif edilmiş, olan İçişleri Bakanlığı Emniyet Baş Müfettişi Anton Marek'in serbest bırakılması için Sovyet makamları nezdinde teşebbüste bulunulmasını istemiştir. Heyet ayrıca Müttefik Kontrol Konseyinden «dört hürriyetin sağlanmasını» da istemiştir. Heyet, bütün serbest memleketlerin kadınlarını hakikaten «serbest bir Avusturya» kurulması yolunda kendisi tarafından açılan mücadeleye yardım etmeğe davet etmiştir.
ingiliz Yüksek Komiserinin muavini General Wmterton, Avusturya kabinesinin bu husustaki protestosu hakkında Dr. Figl'i ve Amerikan Yüksek Komiser muavini General Wesond palmer'İ ziyaret etmiştir.
24 Haziran 1948
— Viyana:
Avusturya Hükümeti dün akşam Mütte-ük Kontrol Konseyine bir nota vererek
Ruslar tarafından Avusturyalı Polis Baş Müfettişi Marek'in tevkif edilmiş olmasını protesto etmiştir.
Notada, bu tevkifin yürürlükte olan anlaşmalara aykırı olduğu bildirilmekte ve müfettişin derhal serbest bırakılması ve kendisi aleyhinde Ruslar tarafmdan ileri
sürülen ittOıamlann bir Avusturya mahkemesine havalesi istenmektedir. Ruslar, Marek'i casuslukla ittiham etaıekte ise de, Avusturya Hükümeti bu notasında bir Avusturyalının Avusturya topraklarında casusluk yapmasına imkân olanu-yaeağmı tebarüz ettirmektedir.
10 Haziran
— Varşova :
Polonya Hükümeti, Amerika ve Benelux memleketlerindeki temsilcilerini görevlerini ifa etmekte olduklar» memleketlerdeki hükümetlere Almanya meselesi hakkındaki altılı konferansta karşılaştırılan tavsiyelere kargı bir protesto notası tevdi etmekle görevlendirilmiştir.
Fransız ve İngiliz hükümetlerine de bu kabil bir nota .sunulmuş bulunmaktadır.
23 Haziran 1948
— Varşova :
Rusya ve bütün «halk demokrasilerinni temsil eden Hükümet Heyetleri bugün Varşova'ya gelmişlerdir. Bu heyetlerin kimlerden müteşekkil olduğu hususunda resmî mahfil i erin herhangi bn- açıklamada bulunmayı reddetmelerine rağmen bu heyetlerin kendi Dişişleri Bakanlarının
başkanlığında olmak üzere Rusya, Çekoslovakya, Macaristan, Yugoslavya, Ko-manya ve Bulgaristan Dışişleri Bakanlıkları temsilcilerinden müteşekkil oldukları bildirilmektedir. Heyetlere iştirak eden şahısların yekûnu 80 i asmakta olup Hükümet bu heyetler için 70 oto-
mobil tahsis etmiştir. Bu sabahtan itibaren garların ve Varşova hava alanının civarında önemli asayiş tedbirleri alınmıştır. Şehrin bellibaşh caddelerinde seyrüsefer durdurulmuştur.
24 Haziran 1948
— Varşova :
Sesmî Polonya Basın Ajansı tarafından bu akşam iki kısa tebliğ yayınlanmıştır. Bunlardan birinde Molotof un bugün Varşova'yı gezmiş olduğu, diğerinde de Cumhurbaşkanı tarafından kabul edildiği bildirilmektedir.
Tebliğde, Molotof'a Husya'mn Varşova Büyük Elçisinin refakat ettiği ilâve edilmektedir. Mareşal Sokolovski'nin Varşova'da bulunduğu bazı ajanslar tarafından bildirilmişse de bu haber henüz teyit edilmemiştir ve Maragaldan tebliğde hiç bahsedümemektedir. Bugün Berlin-den Varşova'ya hiç bir Sovyet uçağı gelmemiştir. Bundan başka Sovyet Büyük Elçiliği mahfillerinde bugün yeni bir şahsiyetin gelmesinin beklenmediği beyan edilmektedir. Söylendiğine göre Aîman-ya'daki Sovyet İşgal bölgesi Başkomutanı Varşova Konferansında ismi açıklanmayan bir ekonomi müşaviri tarafından temsil edilmektedir.
Müzakereler sırasında tasarının «Çekoslovak Cumhuriyetinin, sosyalian sahasında refahlı geleceği sağlamakta bulunduğu » kanaati izhar olunmuştur.
- Prag:
Çekoslovak Millî Meclisi Başkanlığına 293 oyla Aldrich John seçilmiştir.
11 Haziran 1948
— Prag:
C. T. K. Ajansının bugün verdiği bir. habere göre, Çekoslovak Millî Meclisi Dr. Edouard Beneş'e bir mesaj göndererek, istifasının mecliste husule getirdiği teessürü ve bütün Ömrünü Çekoslovak Cumhuriyetinin refahını temine tahsis ettiği için milletin şükranını ifade etmiştir.
12 Haziran 1948
— Prag:
Cumhurbaşkanlığı için bu sabah Milli Mecliste kabul edilen tasanda eskisine r.isoetle görülen fark yalnız bir noktaya inhisar etmektedir. Filhakika yeni metin 100 saylav bir aday teklif ettiği ve başka aday bulunmadığı takdirde seçimin el kaldırmak suretiyle (işarî oyla) yapılabileceği hükmünü ihtiva etmektedir. Pazartesi yapılacak seçimde Gottwald'm bu suretle Cumhurbaşkanlığına getirilmesi pek muhtemeldir.
14 Haziran
— Prag:
Millî Meclis, işarî oyla Gottwald'ı Çekoslovak Cumhurbaşkanlığına seçmiştir. Mecliste bulunan 300 saylavdan 296 sı lehte oy vermiştir.
Bunu müteakip Gottwaİd mutad veçhile yemin etmiştir.
-Prag:
Başbakan Muavini Zapotocky Cumhur-başkam Gottwald'a bakinenin istifasını sunmuştur. Yeni kabineyi kurmaya Za-poiocky memur edilmiştir.
İS Haziran 1948
— Prag:
Kordiplomatiğin kıdemlisi sıfatiyle dün Prag Şatosunda öğleden sonra Ktement Gottwald'ı tebrik eden Amerika Büyükelçisi Steinhart şöyle demiştj-: Memleketiniz halkının selâmeti adına, iki büyük selefinizin an'aneleri olan müsamaha, âlicenaplık, adalet ve azimle vazifenizi başaracağınıza burada hazır bulunan bizler tamMniyle kanaat ediyoruz. Gothvald şöyle cevap vermiştir:
Thomas Mazarik ve Aziz Selefim Edouard Beneg'in şahsiyetleriyle temsil olunan kısa devreli fakat çok özlü an'ane icabı olan ve bana tahmil edilmiş bulunan vazifelerimin nelerden ibaret olduğunu biliyorum, Çekoslovak Cumhurbaşkanlığı an'anesi, kendisine bu yüksek paye tevcih olunan şahsiyetin, bu yüksek vazifeyi, her iktidarın kaynağı olan milletten almış olduğunu daima hatırlamasını âmirdir. Milletimiz, iyi niyetli insanlar tarafından sarfedilen barışçı gayretlere kayıtsız şartsız iştirak eder. Yeryüzünde hüküm süren siyasî ve içtimaî idrak tai'zarmm çok çeşitli olmasına rağmen, milletlerarası barışçı bir işbirliğinin mümkün ve zarurî olduğuna kaniim.
— Prag:
Cumhurbaşkanı Gottv/ald bugün öğleden sonra Başbakan Zapotoeky'yi kabul etmiştir. Cumhurbaşkanı Zapotocky'nin sunmuş olduğu yeni kabineyi tasvip etmiştir.
Pierlinger ve Seviek, Zapotocky ile La-usman'm yerine Başbakan Yardımcılığına tayin edilmişlerdir.
İS Haziran 1948
— Prag:
Prag Başpiskoposu Beran'm başkanlığındaki Çekoslovak Ruhanî Heyeti dün Prag Şatosuna gelmiş ve yeni Cumhurbaşkanı Gottwald'ı tebrik eylemiştir.
19 Haziran 1948
— Prag:
Birkaç hafta evvel Çekoslovakya'dan kaçmak teşebbüsünde bulunan General Ja-
nusek, Prag Askerî Mahkemesi tarafından asılmak suretiyle idama mahkûm edilmiş ve askerlikten fcardolunmuştur. Cezası derhal İS sene ağır hapse indirilmiştir. General, yabancı bir memlekete kaçmağa teşebbüs etmek, devlete karşı hasmane hareketlerde ve askerî ihanette bulunmak suclariyle îttiham edilmekte idi. Bundan başka generalin yabancı bir devlet temsilcisinin, teşviki île kaçmak için hazırlıklarda bulunduğu ileri sürülmekte idi.
Hükümet komiserinin iddiasına göre bu temsilci, Generali Çekoslovakya'da kanuna aykırı olarak teşekkür eden bir grupla temasa geçirmiştir. Bu grubun başında bir kadın, bulunduğu söylenmekte ise de hüviyeti açığa vurulmamakta, yabancı bir casusluk teşkilâtının hizmetindi; bulunduğu söylenmekle iktifa olunmaktadır. Gerek General Ja nusek, gerek hü-kümei komiseri mahkemenin bu kararına itiraz etmişlerdir.
— Prag :
Çeteka Ajansının bildirdiğine göre, Mo-ravya'nın merkezi olan Brno şehri polisi Alman tebaları tarafından kurulmuş olan geniş bir baltalama teşkilâtı meydana çıkarmış ve 24 kişiyi tevkif etmiştir.
Bu teşkilât üyeleri el bombaları yapmakta, silâh temin etmekte ve teşkilât şefleri «bazı yabancı devletlerle doğrudan doğruya temasta bulunup bunlara Çekoslovakya hakkında malûmat vermekteydi.»
Buna dair Prag'da yayınlanan bir tebliğde, teşkilât üyelerinin ekserisinin Mart 1945 te Brno!da «genç hitlereilerin» komutanından baltalama faaliyetlerinde bulunmak için emir aldıkları ve verilen vazifeleri yapmak. Sovyet Rusya'ya karşı mücadeleye girişmek için yemin, etmiş oldukları bildirilmektedir.
20 Haziran 1948
— Prag:
Yeni Çekoslovak Cumhurbaşkanı Gott-wald dün akşam, bîr seneyi geçmiyen âdi suç mahkûmlar! için bir af kararnamesi imza etmiştir.
22 Haziran 1948
— Prag:
Af Kanununun yürürlüğe girmesi üzerine dün Prag'daki «Pancrac» Hapishanesinden 500 kişi serbest bırakılmıştır.
1 Haziran 1948
— Atina :
General Markos'un Radyosu bugün Yunan çetecilerinin kardeş kanı dökülmesini durdurmak maksadiyle yapılacak her türlü teklifi tetkike hazır olduklarını bildirmiştir.
Radyo, Faşist Kıraleilarm hu müracaatı bir zaaf eseri olarak kabul etmemeleri lâzmıffeldiğini ilâve etmekte ve şöyle demektedir:
Atina'daki Kıralcı faşistler Yunan İstan'm saadeti namına ileride kan dökülmesine mani olmak istemedikleri takdirde bizim, mücadeleye devam edecek kadar kuvvetimiz vardır.
— Atina :
Çetecilerin kardeş kanı dökülmesine son vermek için ileri sürülecek her teklifi müzakere etmeye hazır bulundukları yolunda asi kuvvetler tarafından vaoılan bir radyo vay mini yorumlayan Dışişleri Bakam Caldaris çetecilerin ya kayıtsız şartsız teslim olmaları veya tamamen imha edilmeleri lâzım geldiğini belirtmiştir.
Başbakan Sofulis. bu rsdvo yavmınm zaman kazanmak ipin yapılan ^bîr tlofv ve bir saaf alametinden başka bir şey ol-mad'ğru söylemiştir. Başbakan şunları söylemiştir: Çe'eeiler samimî iseler, hükümet tarafından kendilerine teinin edilen iki aylık mütarekeyi neden kabul etmediler?
2 Haziran 1948
— Atina :
Resmen bildirildiğine göre, Atina polisi, Komünist Partisi ouyanık kol» teşkilâtına mensup 44 üyeyi tevkif etmiştir.
Bu şahısların parti gizli polis şefleri olduğu sîiylenilmektedir. Yakında bir askorî mahkeme tarafından yargılanacaklardır.
3 Haziran 1948
— Atina :
Üçüncü Kolordu tebliğ ediyor: Üçüncü Kolordu bölgesinde sene başından 31 Mayıs tarihine kadar çeteciler 2408 öîü, 1243 yaralı ve 3788 esir vermişlerdir.
Basm muhabirlerine göre ordu Kuzey Yunanistanda çetecilere katî bir darbe indirmeğe hazırlanmaktadır. Bu taarruzun Grammos Dağı bölgesine yöneltileceği anlaş:lmaktadır. Çetecilerin bulvar ismini verdikleri bu bölgede asilerin genel karargâhı bulunmaktadır.
Bölge dağlık ve çeteciler tarafından hükümetlilerin taarruzuna karsı tahkim edilmiş olduğundan mücadelenin uzun ve çetin safhalar göstereceği anlaşılmaktadır.
— Atina :
Yunan Hükümeti, Balkan ve Orta Avrupa memleketlerinden âsiler tarafından kaçırılan çocukların Yunanistan'a İadeleri için âcil tedbirler alınması talebinde bulunmuştur.
Yunan Hükümeti bu talebi ihtiva eden notayı Polonya, Çekoslovakya, Bulgaristan, Macaristan, Yugoslavya, Eomanya ve Arnavutluk'a göndermiştir.
— Atina :
Nafen Ajansı muhabirinin bildirdiğine göre, Yunan komünisterinin efendilerinden daha büyük bir ölçüde yardım görmedikleri takdirde dahilî harbi kazan-
maktan ümidi kesmiş olduklarına dair deliller gittikçe çoğalmaktadır. Çetecilerin Radyo ile geçen Pazartesi günü barış yolunda yapmış oldukları tekliflerden sonra Markos tarafından Komünist Partisi Genel Sekreteri Zaharya-dis'e Şubat aymda yazılmış olan bir mektup neşredilmiştir. Bu mektubunda Markos, toplayabildiği 50.000 kişilik bir kuvvetle hükümet kuvvetlerine karşı bir cephe taarruzu yapanuyacağını ve sivil halk arasından toplanan askerlerin beklenen neticeyi vermemiş olduğunu bildirmektedir.
Markos mektubunda, herkesin kaçmak ve hükümet kuvvetlerine iltihak etmek üzere ilk fırsatı kollanmakta olduğunu belirtmektedir.
1944 Aralık ayında Staİin tarafından gönderilmiş olan mesaj ile ilham edilen isyan hareketini nasıl tertip etmiş olduğunu anlatan Markos, ilk Yunan çeteci gruplarının, Aralık 1945 deki tarihî Fetrih toplantısından sonra, Sırbistan, Arnavutluk ve Bulgaristan'a iltica etmiş bu^ lunan Yunanlılar arasından teşkil edilmiş ve bunların Genel karargâhlarının da Sırbistan'da Bülkes'te kurulmuş olduğunu açıklamaktadır.
Markos'un ilâve ettiğine göre, Yugoslavya, Arnavutluk ve Bulgaristan ile imzalanan anlaşmalar üzerine tâli merkezleri temin etmiş ve silâh ve cephane yardımları görmüştür.
Yİne aynı mektupta bildirildiğine göre, ilk hizmetlerden sonra, savaşa sabırla devam edilmesi yolunda ajanları vasıta-siyle tavsiyelerde bulunan Sovyet Rusya olmuş ve Yunanistan'daki Dağ Hükümeti de yine bu tavsiyeler üzerine kurulmuştur.
4, Haziran 1948
— Atina:
Selanik emniyet teşkilâtı çetecilere yar-dundan suçlu 39 komünist yakalamıştır. Suglular askerî mahkemeye verilmişlerdir.
5 Haziran 1948
— Paris :
Markos Hükümeti üyelerinden Yunan Komünist Partisi Genel Sekreteri zahariadis hür Yunan Radyosunda geçici hükümetinin barış teklifleri yapmasının sebebini izah ederek şöyle demiştir:
Eğer barış teklif ediyorsak, bunu halkın menfaati için yapmaktayız. Bu partizanların ne bir manevrası ve ne de zayıflığına alamet değildir.
Geçici hür Yunan Hükümeti, iç durumu tetkik ettikten ve durumdaki son "gelişmeleri dikkat nazara aldıktan sonra, milletlerarası bansın kuvvetlendirilmesine imkânları nisbeünde iştirak etmenin vazifesi olduğu kanaatine varmıştır. Geçici hür Yunan Hükümeti, milletin derin emeline karşılık vermek içindir ki, barısı ve demokrat nizamı tesis etmek gayesini güden herhangi teşebbüsü kabul edeceğini açıkça ve şüphe götürmez bir şekilde bildirmektedir.
Haziran 1948
— Atina :
Çetecilere yardan ettiklerinden dolayı askerî mahkemece ölüme mahkûm edilen ikisi kadm olmak üzere beş komünist dün Girid'de idam edilmiştir.
Heraklion askerî mahkemesi de dört asker kaçağına ölüm cezası vermiştir. Te-salya'daki Lorisso Askerî Mahkemesi çetecilere yardım suçundan 12 kişiyi idama mahkûm etmiştir.
— Atina:
Çocukların kaçırılması hakkında hazırladığı raporunu bitirmiş olan Birleşmiş Milletler Balkan Komisyonu, velilerinin rızası alınmaksızın Yunanlı çocukların Arnavutluk, Bulgaristan ve Yugoslavya-ya götürülmelerinin devletler hukuku meselesi teşkil ettiğini ve Yunanistan'ın hükümranlığı meselesini ortaya attığım bildirmektedir.
Komisyonun serdettiği kanaate göre, Arnavutluk, Bulgaristan, ve Yugoslavya Hükümetleri bundan böyle Yunan çocuklarını kabul etmemesi ve halâ topraklarında bulunan bu gibi çocukların
vatanlarına iade olunmalarına yardım etmelidirler.
17 Haziran 1948
— Atina :
Yunan Başbakanı Temistokles Sofulis, Cumartesi günü uçakla Larisa'ya giderek Arnavutluk hududu civarında Gram-mos dağı bölgesinde bulunan komünist çetelerine karşı harekete geçecek olan ikinci kolordu kıtalarına hitaben bir nutuk söyliyecektir. Henüz teeyyüd etmeyen bazı haberlere göre Yunan ordusunun Kuzey Yunanistan'da Florina ve Yanya bölgelerinde hükümet aleyhtarı kuvvetlere karşı son bir taarruza geçmesi beklenmektedir.
— Atina :
Başbakan muavini Çaldaris halkçı partinin organı olan nAcropolis» gazetesinde yayınlanan bir demecinde Yunan Hü-kümetinin halen hudutlarının müdafaa edilmeyen kısımlarının himayesini temin için Amerikan Hükümetinden asker göndermesini talep etmiş olduğu yolundaki şayiaları tçyit etmektedir. Çaldaris bu beyanatında Yunanistanda dahilî harbe son vermek için Yunanistanm Kuzey hudutlarında Birleşmiş Milletlere mensup kıtalardan bir perde tesis edilmesi yolunda geçen ay General Van Fleet tavafından verilen raporla ilgili bu Yunan talebinin halen Amerikan Dışişleri Bakanlığı tarafından incelenmekte olduğunu ilâve etmektedir.
— Atina :
Yunan ordusu uçakları bugün General Markos'un genel karargâhına ve lata topluluklarına bin libreden fazla bomba atmışlardır.
Yanya'dan gelen haberlere göre, Yunan Topçusu Graınmos dağlan bölgesinde çete mevzilerine karşı harekete geçmiştir. Bu hareketlerin hedefi, Arnavutluk hududu yakınında Pindus dağlık kesiminde girişilecek kuvvetli bir taarruzun başlangıcını sağlayabilmektedir. Markos kuvvetleri hükümet kıtalarının ilerleme tehdidi karşısında şimdiye kadar iki tarzda mukabil harekete başvurmuştur. Bunlardan biri Yanya - Kalpaki yoluna hakim asprangelos köyüne gece baskınları yapmak ve diğeri Yunan ordusunun ileri hareketini geciktirmek İçin Konice güney batısında bulunan iki köprüyü tahrip suretiyle baltalama hareketlerine girişmektir.
19 Haziran 1948
— Atina :
Basın muhabirlerinin bildirdiklerine göre Epir'in kuzeyinde hükümet ordusu Yanyanın kuzeyinde Kalpaci yolu üzerinde bulunan Asprangloy köyündeki partizanları geri püskürtmüştür. Bu yolun kenarında bulunan Mitsikeli sıra dağları da hükümet kuvvetleri tarafından İş-, gal edilmiştir. Bu kuvvetler partizanlar tarafından döşenmiş olan manileri temizlemişlerdir. Ayni kaynaklara göre partizanların kayıpları 12 ölü, yaralü ve esir-dü\ Hükiimetçilerin kayıpları ise 3 ölü, 10 yaralı ve 35 kayıptır.
Gramraos dağında yapılan hazırlık taarruzu hergün şiddetini arttırmaktadır.
Hava kuvvetlerinin faaliyeti partizanların ağır kayıplara uğramasına ve istihkâmlarının harap olmasına sebep olmaktadır.
20 Haziran 1948
— Atina :
Yunan hükümet kuvvetleri bu sabah Batı Makedonya dağlarında âsilerin en kuvvetli incvkilerinden birine karşı taarruza geçmiştir. Arnavutluk hududu yakınında olan bu bölge iki senedenberi âsilerin elinde bulunmaktadır.
— Atina :
Grammas dağı bölgesinde muharebe şiddetini arttırmaktadır. Dün hükümet kuvvetleri Mestorion şehrinin batısında partizanların müdafaa hattına dahil bulunan Bufos ve Nicleri isimlerinde iki müstahkem mevkü zaptetmişlerdir. Partizanların mukavemeti gittikçe hissedilir bir hal almaktadır. Nİcoleri mevziini geri almak maksadiyle partizanların yaptıkları bir taarruz muvaffakiyetle geri atılmıştır.
— Atina :
Atina Ajansı birdiriyor:
Bu sabah Konice ve Batı Makedonya bölegelerini ziyaret eden Başbakan Muavini Çaldaris, hararetli gösterilerle karşılanmıştır. Koniea hava üssündeki birlikleri teftiş ettikten sonra Çaldaris, ileri bir gözetleme postasına kadar giderek harekâtı bizzat takip etmiştir.
Çaldaris komutana, harekâtın memnuniyet verici gelişmesinden ve bütün erlerin gösterdiği parlak kahramanlıktan duyduğu hayranlığı bildirmiştir.
— Atina :
Hükümet kaynaklarından verilen haberlere göre, hava kuvvetleri Grammos Dağı üzerinde partizanların mevzEerine ara vermeden taarruz etmekte ve topçu kuvvetleri tarafından desteklenen piyade birlikleri ağır bir şekilde ilerlemekte ve partizanların hatlarına sızmaktadır. Grammos Dağının doğusunda Langa kasabasının ve Megali Ondria Tepesinin işgal edilmiş olduğu bildirilmektedir.
Hükümet kuvvetlerinin gayesi Grammos Dağı bölgesini Prespa Gölü hudut hattından ayırmak iğin Amuda ve Sta müstah-hem mevkilerini ele geğirmektir.
Graramos'ıın Güney Batısında Konice-'-uin Kuzeyinde savaş gittikçe şiddetli bîr hal almaktadır. Partizanlara son ferde kadar savaşmak için emir verilmiş olduğu teyid edilmektedir. Hükümet kuvvetleri dün Amarandos ve Stratsiani kasabalarını eie geçirerek partizanların ilk müdafaa hattını yardıktan sonra Pyrsonganni ve Kievti istikametinde ilerleyerek ikinci müdafaa hattını da yarmaya çalışmakladırlar. Henüz teyid edilmeyen bir habere göre, Pyrsonganni İşgal edilmiştir. Su kesimde dün hükümet kuvvetlerine Arnavutluk topraklarından ateş açılmıştır. Birleşmiş Milletler Teşkilâtına mensup iki müşahit heyeti bu meydan okumayı tesbit etmiştir.
— Atina :
Atina Ajansının verdiği habere göre, Kırat Paul yarın harekât sahasına gitmek üzere bugün Kozana'da bulunan ikinci Yunan ordusu karargâhına gelmiştir. Bundan başka Başbakan Yardımcısı Çal-daris de çarpışmaların şiddetle cereyan etmekte olduğu Konice bölgesinin ileri mevzilerine gitmek üzere Kozana'dan uçakla yola çıkmıştır.
24 Haziran 1948
— Atina :
Yunan ordusunun tebliğinde, hükümet kuvvetlerinin Arnavutluk'la Yunanistan arasındaki hudut bölgesinde âsilere karşı hücumlarının memnunluk verici bir şekilde devam ettiğini bildirilmektedir.
Asilerin hükümet kuvvetlerine hücum ;çin Arnavutluk topraklarından faydalandıkları hakkında Yunan Hükümeti tarafından ileri sürülen ittihamları tahkik etmek üzere Birleşmiş Milletler müşahitlerinin bu bölgeye gelmesi beklenmektedir.
— Atina :
Anadolu Ajansının özel muhabiri bildiriyor:
Üç ijTÜndenberi çetelerle yapılan ve deniz bölgesinde bütün şiddetiyle hüküm süren "Yunanistan muharebesi» hakkında alman ilk haberler çok memnunluk verici mahiyettedir ve Markos'un komünist çetelerinin bu yılkİ sefer neticesinde esas inlerinden nihayet dışarı atılacağını göstermektedir.
Temizlenmesi gereken Yunan arazisi, Yanya, Meçovo, Grebena ve Kesriye'nin cenup batısında Nestorion şehir ve kasabaları ile hudutlanmış bulunmaktadır. Bu arazi içinde 70 kadar köy ve topluluk ve ayrıca Grammos, Zanoria, Miekel, Voi-os, Vasilitra ve saire dağlan vardır. Dağları saymakhğımın sebebi, harekâtın ne kadar güç olduğunu göstermek içindir. Bilhassa şurasını da gözönünde tutmalıdır id, hücum eden kıtalar, karsüarınd» Metaksas hattı tarzmda kuvvetli müstahkem mevkilefa bulmaktadırlar. Muharebeye 40 bin kadar asker iştirak etmekte ve hücumlar, ezcümle Nestorion, Grebena, Meçevo, Yanya ve Konice istikametlerinden, mütemerkiz bir şekilde ve muhtelif yollardan yapılmaktadır. Bilhassa Torba'nsn Arnavutluk Hududuna yakın iki şimal köşesindn yapılan hücumlar üzerinde İsrar edilmektedir. Bunun sebebi, muharebe kat'î safhasına girmeden evvel çetecilerin Arnavutiuk'a iltica etmesini, imkân nisbetinde önlemek ve çeteleri imha için îorba'nm ortasında toplıyabil inektir. Bu sene harekâtın mu-vaffakiyetîndeki esaslı âmil. Amerikan yardımı sayesinde hava kuvvetlerinin ve topçunun tpsirli faaliyetidir.
— Atina:
Grammos Dağında girişilen taarruzun ücüneii gününde her iki tarafa bütün cephe üzerindeki çarpışmalan şiddetlendirdikleri göse çarpmaktadır. Grammos'-m doğusunda bu bölgenin anahtarı mevkiinde olan Amuda isimli müstahkem mevkii efe geçirmek isteyen hükümet kuvvetleri tssia başla dövüşmektedirler.. Bu mevkii hükümet kuvvetlerinin baskısından kurtarmak üzere çeteciler tarafından yapılan mukabil hücumlar püs-kürtülmüştür.
Basın muhabirlerinin verdikleri haberlere göre Grammos Dağında âsilerin uğradıkları kayıblar 180 öiü ve 284 esirden ibarettir.
300 yaralının Arnavutluğa götürüldüğü söylenmek fediv.
— Atina :
Sağcı bağırışız «Katimerini» gazetesi, Spir'in kuzeyinde bulunan topraklar hakkındaki Yunan talepleri ile alâkalı olarak dün Başbakan Muavini Çaldaris tarafından Yanya'da yapılan aşağıdaki demeci yayınlamaktadır:
Arnavutlukla halen muharip vaziyetin-deyiz. Yunanistan'la Arnavutluk arasında yapılacak olan müzakereler otomatik olarak Kuzey Epir meselesini ortaya çıkaracaktır.
M. Çaldaris meselenin sür'atle halledileceği ümidinde olduğunu üâve etmiştir.
25 Haziran 1948
— Atina :
Adalet Bakanı Zadas'jn katli hadisesinden dolayı idama mahkûm edilen 8 kişiden altısı şafakla beraber Atina'daki eGoudİ!> Poligonunda kurşuna dizilmiştir. Diğer taraftan «deniz kuvvetlerinde yapılan sabotajeıliku davasında idama mahkûm olunan 21 kişi de bu sabah idam edilmigdir. Mahkûmların hepsi idam seh-pasmm önünde millî marşlarını söylemişlerdir.
— Atina:
Meclis kumarı meneden kanana aykırı hareket ettiğinden dolayı Saylav Papa-kin'in ve düşmanla İşbirliği yapmaktan sanık Nikolaidis'in teşriî dokunulmazlıklarının kaldırılmasına karar vermiştir.
— Atina:
Gazeteler âsilerin Şefi General Markos'-un karargâhını Yunan topraklarından, Arnavutluk topraklarına naklettiğini yazmaktadırlar.
Komünistlerin yakında yunanistan'da ellerinde tuttukları son toprak parçasını da terkedeceklerine bu hareketin bir delil teşkil ettiğine işaret olunmaktadır.
— Atina :
Bugün bildirildiğine göre Yunan Hükümet kuvvetleri. General Markos ve Kurmay Heyetini dağlarda bulunan genel karargâhından atarak Arnavutluk hududu civarında kuvvetle tahkim edilmiş olan sırtları işgal etmişlerdir.
General Markos ile maiyetindeki kuvvetlerin Etomelica Kalesini terkettiklerine dair Larisa'dan ahnan haberlerde Mar-kos'un maiyetindeki kuvvetlerle Arnavutluk hududuna doğru çekildiği ilâve edilmektedir.
Arnavut Telgraf Ajansının Belgrad'a gelen haberine göre Koniea muharebesinden sonra hududu geçen «serbest Yunan kuvvetlerine nıensub müfrezelerin silâhları alınmış ve enterne edilmiştir.
28 Haziran 1948
— Londra :
Koma Radyosunun bildirdiğine göre, ((komünistlerin tehdidi altındaki bölgelerde bulunan Yunan çocuklarının tahliyelerine yardım için Papa 120 milyon Drahmi vermiştir.
— Atina :
Atina basınının aldığı haberlere göre Grammos cephesinde harekât yavaş ge-. üşmektedir. Güney kesiminde kâin Orliaka dağlarında hükümet kuvvetleri Kroniag Mikro-mivado, Tokerasis ve Spilson kasabalarım ele geçirmişlerdir. Güney Batı kesiminde harp ayni şiddetle devam etmektedir. Âsiler Arnavutluk topraklarını hareket noktası gibi kullanarak buraya topçu, kuvvetlerini yerleştirmektedirler. Kurmay Şefi General Giantds beyanatta bulunarak demiştir ki:
«Hedeflere evvelce tesbit edilen program gereğince varılmaktadır. Oldukça ağır olan âsilerin kayıbları bilhassa yangın bombası istimalinden ileri gelmektedir.» Bazı basın muhabirlerine göre hükümet kuvvetleri harp meydanında 100 kadar kömür haline gelmiş çetecinin cesedleri-ni bulmuşlardır. Âsilerden mürekkep bir birlik Makedonya'da Kâin Edesa şehrine taarruz ederek muvakkaten buraya girmişler fakat derhal geri püskürtülmüş -lerdir.
27 Haziran 1948
— Atina:
26 Haziran sabahı 1400 kadar çeteci Epir'-de Aratos Irmağını geçmişler ve Preveze'-yi Yanya'ya bağlayan yolu işgal için Aetorachi tepelerinde mevzi almış bulunan Yunan muntazam kuvvetlerine taarruz etmişlerdir. Üç saat süren çarpılmalardan sonra çeteciler savag yerinde 40 ölü bırakarak püskürtülmüşlerdir.
— Atina:
Atina Ajansı bildiriyor: Genelkurmayın 26 Haziran tebliğidir: Batı Makedonya'da, Nestoryon'un kuzey' batı ve güney batısında ve Kastano-horya ve Monatikaranya bölgelerinde savaşlar devam etmektedir. Hava kuvvetleri bütün gün, çetecileri özel bir başarı ile hırpalamıştır. Kaybımız, biri subay olmak üzere 6 Ölü, oniki yaralıdır. Çeteciler ise 31 ölü, 9 esir vermişlerdir. Çetecüerdeo 12 kişi de teslim olmuştur. Epir'de Sarandapora Vadisinde çarpışmalar devam etmiştir. Çetecilerin mukavemeti kırılmıştır.
Profeteli bölgesinde çetecilerin iki karşı hücumu geri püskürtülmüştür. Kuvvetlerimiz üç ölü ve bîri subay olmak üzere 3 yaralı vermişlerdir. Çetecilerin kayıpları belli değildir.
Diğer bölgelerde keşif hareketleri kaydedilmiş, çeteciler hırpalanmışlardır,
Orta Makedonya'da Bel Duran bölgesinde topçu düellosu cereyan etmiştir. Kus-ya Dağlarında yapılan istikşaflarda yeni bir cephane deposu meydana çıkarılmıştır.
24 Haziran gecesi çeteciler Edesa'nın Kuzey yamacı arma sokularak şehrin dışındaki üç evi tahrip etmişlerdir. Çeteciler, şehre Havan Topu ateşi de açmışlarsa da bir zarar yapmağa muvaffak olamamışlardır. Tesalya'da, Elason'un kuzey bölgesine çeteci grupları sızmıştır. Birliklerimiz üç köyde hücuma uğramı;, diğer iki köy yağma edilmiş, Elasona'yı Koza-ni'ye bağlıyan bir yol parçası tahrip edilmiştir. Birliklerimiz, 11 ölü, 14 yaralı ve sekiz kayıp vermişlerdir. Çetecilerden 16 sı ölmüş. 3 ü yaralanmış ve yedisi teslim olmuştur.
Peloponez'de Taygete bölgesinde savaşlar devam etmektedir. Eti savaglardaki kaybımız bir yaralıdır. Çeteciler, 9 ölü ve 11 esir vermiştir.
— Atina:
Anadolu Ajansmın özel muhabiri bildiriyor :
Markos'un Grammos bölgesinde Aeto-militas Köyünde bulunan genel karargâhını Arnavutluk topraklarında huduttan yedi kilometre içeriye nakletmiş olduğu hakkında bazı haberler çıkmıştı, bununla beraber ilgili olarak iyi haber alan bîr kaynaktan öğrenildiğine göre, Markos'un genel karargâhı kat'iyen Aetomilitas Köyünde bulunmamıştır. Ayni kaynaktan üâve edildiğine göre, General Markos bazı nadir haller hariç daima Yunan topraklarına gelmekten kaçınmıştır. Markos çetecileri, yabancı teknik müşavirlerinin kendilerini daha emniyetli hissettikleri ve muhtemel milletlerarası ihtilatlar husule getirmesi mümkün bütün sürprizlerden uzak bulunduklar! hududun, öbür tarafında çeteleri idare etmeyi tercih etmiştir.
— Atina :
Atina Ajansı bildiriyor : Yugoslav Hükümeti, Yunan Hükümetine verdiği cevapta, Markos çeteleri tarafından zorla kaçırılıp Yugoslav topraklarına götürülen çocukları geri vermiyeeeği-ni bildirmiştir. Yugoslav Hükümeti cevabında, bu çocukların Yunanistan'daki «Anarşi» yüzünden çıküklarını ve Yugoslavya'nın bunları insanî sebeplerle kabul etmiş olduğunu iddia etmektedir. Yugoslav Hükümetinin cevabına göre, bu çocukların iadesi ancak Yunanistan'daki karışıklıkların sona ermesinden sonra düşünülecektir.
— Atina:
Atina Ajansı bildiriyor : Arnavutluk Hükümeti Tiran Radyosunda yayınladığı bir tebliğde, Grammos Dağındaki harekât esnasında geri çekilen Markos kuvvetlerinden Arnavutluk toprağına giren 17 çetecinin silâhları alındığı bildirilmiştir.
Bu tebliği yorumhyan Yunan siyasî müşahitleri, suyu bulandırma siyasetinin Arnavutluk propagandasının mûtad bir usulü olduğunu bildirmekte, ve şöyle demektedirler :
Bu tebliğ, Arnavutluk Hükümetinin Milletlerarası taahhütlerine kargı dürüst hareket ettiğini göstermek gayesiyle yapılmış ve çok geç kalın iş bir dostluğun tezahürüdür:. Bu, evvelâ, Arnavutluğun, Markos çetecilerini çeşitli ve sistemli bir şekilde desteklemiş olmasından ileri gelen intibaı biraz uyandırmak ve sonra
ta, Arnavutluk Hükümetinin, çetecilerin kendi topraklarında serbestçe dolaşmalarına bugün bile müsamaha ettiğini gizlemek yolunda yapılan bir propaganda gayretidir. Bilindiği gibi Arnavutluk Hükümeti bu suretle çetecilerin kendi top-raklarında serbestçe dolaşmalarına bugün büe müsamaha ettiğini gizlemek yolunda yapılan bir propaganda gayretidir. Bilindiği gibi Arnavutluk Hükümeti bu suretle çetecilerin Arnavutluk sınırında savaşan Hükümet kuvvetlerine yandan hücum etmek imkânını vermektedir.
28 Haziran 1948
— Atina:
Atina Ajansı bildiriyor : Ordu Genelkurmayının 27 Haziran tebliği: Orta Makedonya'da, TJrerya Dağı, Pay-yon ve Vermion bölgelerinde hafif çarpışmalar olmuştur. Dün, Selanik'te saat 17 de hususî bir Jeep otomobiline yerleştirilen bir bomba patlamış, bir kişi
Ölmüş, İki kî§İ yaralanmıştır
Batı Makedonya'da hava kuvvetlerinin de iştirakiyle muhtelif çarpışmalar cereyan etmiştir. Kaybımız, biri subay olmak üzere 4 kişidir. Çeteciler 35 Ölü vermişlerdir.
Bpir'de, Sarantaporos Vadisi dolaylarında çarpışmalar devam etmektedir. Çetecilerin hücumların geri püskürtülmüştür. Birliklerimiz iki ölü, dokuz yaralı vermişlerdir. 27 çeteci öldürülmüştür. Araktos bölgesinde çarpışmalar olmuştur. Takviye latalarının müdahalesiyle çeteciler geri atılmıştır. Kaybımız 6 ölü, 24 yaralıdır. 32 çeteci öldürülmüş, 5 i kadın olmak üzere 22 çeteci esir edilmiştir. Çetecilerin ölüleri arasında üç komutan vardır.
Peloponez'de, Taigetos bölgesinde çarpışmalar olmuştur. Çetecilere aît tesisler ve depolar tahrip edilmiştir. Bu çarpışmalar sırasında hiç kaybımız olmamıştır. Çeteciler 4 ölü ve 27 yaralı vermişlerdir.
29 Haziran 1948
— Atina :
Başbakan muavini Çaldaris Başbakan Sofulis'e bir mektup göndererek askerî harekâtı Milletlerarası siyasî durumla ve memleketin dış siyasetiyle koordone etmek için Yüksek Savunma Konseyinin derhal toplantıya çağrılmasını istemiştir. Başbakan Sofulİs konseyi yarın için toplantıya çağırmıştır. Bu, konseye deniz, kara ve hava bakanları ile Genel Asayiş Bakam iştirak edecek ve Millî Savunma Konseyinin inceleyeceği meselelerin gündemini hazırlıyacaklardır.
Markos Hükümetinin iflâs borusu».
Yazan: Mehmet Faruk Gürtunca
2 Haziran 1948 tarihli «Her Gün» İstanbulMam
Geçen hafta. Yunan millî kuvvetleri komünist çetecilere Epir bölgesinde, Meço-va'da vesair bölgelerde büyük darbeler indirdi. Markos kuvvetlerinin zayiatı 7000 i bulmuştur. Bu, 20 - 25 bini geçmi-yen çeteciler için yabana altialack bir rakam değildir. Geçen hafta içinde kuzey bölgesinde yakalanan ve Yugoslavlarla İrtibatı temin eden bir çetecinin ifadesine göre Markos kuvvetleri, Millî Yunan kuvvetlerinden çok yılmağa başlamıştır. Amerikan, silâhlı yardımının kesin bir surette vuzuh buluşu ve bu silâhların çetecilere kargı kullanılması bugünkü muvaffakiyeti sağamışör.
Birkaç gün önce Makedonyada Kılkış'ta Markos lehine çalışan casusların meydana çıkarılması da Yunan hudutları içinde artık millî hükümet aleyhine çalışılamı-yacağmın bir ispatı olmuştur. Tutulan casuslar, akıbetlerinin ne netice vereceğini daha önceden kestirerek intihara bile teşebbüs etmişlerdir. Hastaneye götürülen casus teşkilâtı reisi bu suretle kendisine kıymıştır.
Batı Trakyada da temizleme hareketi, geçen hafta büyük bir başarı ve millî kuv.-veüerin üstünlüğü ile neticelenmiştir. Yalnız bu bölgedeki çeteciler, sıkıyı görünce Arda nehrini aşarak Bulgar topraklarına sığınma çaresini' bulmuşlar ve fırsat bulunca tekrar hücuma geçmişlerdir. Arada sırada Gümülcüne ve Dede-ağaç arasında işleyen trenlere hücumları bu sebepten ileri gelmektedir.
Batı Trakyada çetecilere karşı hareketlerde Yunan millî kuvvetlerinin çok enerjik hareketinin çok elzem olduğunda Atina basını da ittifak etmiş bulunuyordu. Türk hükümetinin Batı Trakya Türklerinin, komünist çeteciler zulmünden kurtulmak için Türkiyeye hicretini düşünmesi Atinada büyük bir endişeyi mucip olmuştu. Zİra, Gümülcüne. İskeçe ve havalisi Türklerinin buralardan göç etmesini hudutlar Ötesi sebeplerde aranması lâzımgeldiği kanaatinde olan Yunan basını bundan Yunan hükümetinin, veay Yunan milletinin mes'ul olmadığını Ueri sürmektedirler. İşte bundan do-layîdır- ki, Batı Trakya harekâtı dinamik bir şekil almış bu bölgelerde Yunan çetecilerinden eser kalmamıştır. Eğer böyle olmamış olsaydı. Türk ırkından olanların Batı Traktadan göçetmeleri belki ileride halli müskil ihtilâflara yol açmış oîacak-ti.
Mamafih, GümülcÜneden gelen bazı Türk kardeşlerimizin; «Türkiyeye hicret» meselesinden dolayı her an bir (bekleyiş) durumunda olduklarını ve iş tutmadıklarını öğrenmiş bulunuyoruz. Buradaki kardeşlerimizi bu durumdan kurtaracak vaziyet ancak, komünist çetecilere karşı üstünlük olabilirdi. Yoksa, insanın malından, canından emin olmaması ve bilhassa çetecilerin Türk azınlığa kargı gösterdiği vahşİyane işkenceler, genç çocukları dağa kaldırmış, kadınlara tasallut ninelerin saçından sürüklenmesi hiç şüphesiz ki Batı Trakyada Türkler için hicretten başka bir kurtuluş yolu bırakmıyordu.
Amerikan silâhlı yardımının fazlalığından doğan üstünlük nihayet kendisini göstermiş ve Markos çetecilerini günden güne kahkari bir mağlûbiyete sevketmîs-tir.
Düzme general Markos'un iflâs borusu, artık kendi (Hür Yunanistan radyosunun antenlerinde ötmeğe başlamıştır. Markos, kurduğu dağ. ve çete hükümetinin Rus Balkan peyki devletler tarafından bile resmen tanınmamış olmasından
büyük bir hayal sukutuna uğramıştır. Şimdi güya kan dökülmesine mâni olmak için Atina Hükümeti tarafından yapılacak herhangi teklifi incelemeğe hazır olduğunu bildirmektedir. Yiğitliğe ieke sürmemek için de: (Atinadaki Kralcı faşistler, YunanJstamn saadeti namına ileride kan dökülmesine mâni olmak istedikleri takdirde bizim mücadeleye devam edecek kadar kuvvetimiz vardır.) demektedirler.
Fakat, uzlaşma teklifi Markosun tamamen büyük bir za'fıdır. Bu za'fm arkasında Kremlinin mağlûbiyetini görmemek imkânı yoktur- Balkanlarda şaşkınlık başlamıştır. Zaten gerek Sovyet işgali altındaki yerlerde, gerek peyk devletler halkında bir iç mukavemet başlamış bulunmaktadır. Çekoslovakyada bütün baskıya ve Jandarma kudretine ölüm tehdidine rağmen halkın komünist aleyhtarı bir durum olması, bazı bölgelerde yüzde elli nisbetinde beyaz oy pusulası verecek kadar cesaret göstermesi bunun başlıca
Acaba, Markos kan dökülmemesi için konuşma ve anlaşma teklifini yaparken neyi düşünmüştür? Bu hareketinde samimî midir? Yoksa, Kremlin emirleriyle yapılan bir manevra mıdır? Ne olursa olsun Markos kukla hükümeti şaşkınlığa uğramıştır. Taraftarlarının üçte birini kaybetmesi ve yeni taraftar bulamaması Markos'u kukla iplerini artık serbest oynatamamağa mecbur etmiştir. Bu durum karşısında hiçbir teklifi kabul etmiyen Atina Hükümetinin kesin karan şudur: ya kayıtsız şartsız teslim. Veya çetecileri tamamen Yunan topraklarında yok etmek.
Haydi hayırlısı.
Yanamstanda komünist isyana nın son gönleri».
Yazan: Asım. US
Vitrian komünistlerinin Bagkaptanı Markosun bir anlaşmaya varmak ve iç har-
be son vermek İçin Atina Hükümeti tarafından yapılacak her teklifi tetkike ha-sar olduğunu radyo ile ilân etmesi Balkanları karıştıran komünistlik tahrikçiliğinde geriye doğru mühim bir dönüm noktasıdır. Hatırlardadır ki Yunan Markoscuları bir seneye yakın bir zaman evvel Atina hükümetini düşürmek için büyük ümitlere kapılmışlardı. Yunanistanın kuzey hududunda bir komünist hükümet ilân etmek teşebbüsünde bulunmuşlardı. Bu komünist hükümet ilân edilince Sovyet Rusya ile peykleri Yunan milletini temsil eden hükümet olmak üzere onu tanıyacaklardı. Komünüstler bu teşebbüslerini gerçekleştirmek için çok uğraştılar. Muvaffak olamadılar. Bu muvaffakiyet-sizlik komünistler için beklenen mağlubiyetin başlangıcı idi. Şimdi kaptan Markosun Atina Hükümeti tarafından gelecek her türlü anlaşma teklifini tetkike hazır olduğunu ilân edişi artık kesin mağlubiyet deminin yaklaşmış olduğunu göstermektedir.
Vakıa kaptan Markos Atina hükümetine bu şekilde müracaat ederken bunun bir zaaf eseri diye telâkki edilmemesi lâzım geldiğini ilâve etmiştir. Eğer bu şekildeki müracaatı bir zaaf değilse ne eseri olduğunu kendisi söyleyebilirdi. Kardeş kanı dökülmemesini istiyen bir adam için Yunanistanın can düşmanı olan Slavla-rile birleşerek memlekette bir iç harbi uyandırmak imkânı tasavvttır olunabilir mi? Kaldı ki Yunan Hükümeti şimdiye kadar bir çok defalar komünist çeteleri-ri anlaşmaya çağırmıştır. Muhtelif zamanlarda genel aflar da ilân olunmuştur. fakat kaptan Markos Atina Hükümetinin bütün bu tekliflerini ve teşebbüslerini zaaf alâmeti telâkki ederek anlaşmaya yanaşmamıştır. Onun için şimdi Yunan Hükümeti de kayıtsız şartsız teslim olmaktan başka kendileri için çıkar vol kalmamış olduğunu ilân ediyor.
Yunan komünistleri istediklerini Atmaya İcabul ettirmek için hatırı'hayale gelmi-yen her çareye bag vurdular. -İş ve güçleri ile meşgul olan halkı ayaklandırmak için büyük yaşlaki çocukljaı tophyarak Yugoslavyaya kaçırdılar Batı Trakya Türklerden silâh kollanabilecek yaşta olanlan bile bu arada dağlara kal-gençlerden bin beş yüz kadarı kaçarak dirdılar. Bu şekilde ellerine silâh verilen köylerine dönmüşlerdir. Bu hâdiseler Yunan komünist çeteleri denilen insanların ne gibi insafsızca tazyikler ile kullanılan zavallılar olduğunu İsbat ediyordu.
Anlaşılan kaptan Markos artık Atina Hükümetini devirmek için kullanılacak hiçbir vasıta kalmadığına inanmıştır. İç harbi durdurmak için yapılacak her tek-
etmesi
lifi tetkike hazır olduğunu ilân ancak bu suretle tefsir olunabilir.
Kaptan Markostan kayıtsız şartsız teslim olmak beklenemez. Onun yapacağı Sovyet Rusya ile peykleri tarafından yardım gördükçe tahrikçiliğine devam etmek ve hiç bir iş yapamaz hale gelince Yunanistan hudutlarından çıkıp gitmektir ve şimdiye kadar zor altında çeteci diye kullanılan zavallıları felâketleri içinde bırakmaktır. Kaptan Markosun teklifi bugünün uîakiarda olmadığını anlatıyor.
Her zamanki jeehresiyle görünmekte olan Belgrat'da halk kominform'ın
kararım yabancı memleket radyoları vasıta-siyle öğrenmiştir.
Başşehrin yabancı çevrelerinde gerek iç politika gerekse dış siyaset alanındaki neticeleri itibarüe kominform'ın kararından doğan durum yakından takip edilmektedir.
— Budapeşte :
Mareşal Tilo'nun kominform tarafından itham edilmesi Budapeşte'de büyük bir heyecan yaratmakla beraber bazı siyasî çevreleri fazla hayrete düşürmemiştir.
Tito'nun gözden düştüğüne dair söylentiler, sırf bir protokol meselesinden dolayı Başbakan Denyeş'in Tito'ya doğum yıl dönümü münasebetiyle tebrik teglrafı çekmekten imtina ettiğinden beri dolaşmakta idi.
Belgrat:
n fnrm'ın periiyi tenkit için Prag'da neşrettiği tebliğ üzerine Yugoslav Komünist Partisinin kominform'dan ihracına dün akşam burada intizar edilmemekte idi.
Yugoslavya'yı Sovyet birliğine ve parti'ye karşı hareket etmekle itham eden beyanname burada tam bir süpriz yaratmışta. En mühim ithamlardan bîri, Yugoslavya'nın iç siyasetinin bahis mevzuu olacağı kominform'un bîr toplantısına iştirak etmemiş olmasıdır.
Dün gece bu hususta hiçbir resmî tepki kaydedilmemiştir. Hele kominform'ın
tebliği Çek Komünist Partisi organı olan Rude Prav o tarafından neşredildikten sonra şimdilik herhangi bîr tepkiye intizar etmek mümkün değildir.
Yugoslavya'nın son siyasî hareketi neden ibaret olacağı belli değilse de, milletlerarası siyasetini herhangi bîr şekilde değiştirebileceğine ve Rtts Kokundan ayrılacağına ihtimal verilemez. Dün akşam BelgralMa sükûnet hüküm sürmekte idi. Prag'da cereyan eden hadiselerden pek az kimselerin haberdar olduğu anlaşılıyordu.
'— Belgrat:
Belgrat gazeteleri bugün her zamanki
şekillerüe çıkmış ve kominform'ın aforozuna hig bîr imada bulunmayarak Sovyet menbamdan aldıkları makaleleri neşre devam etmişlerdir.
Sokaklarda ve dairelerde herkes kulaktan kulağa yorumlar yapmakta fakat buralarda günün mevzuunu hatırlatan hig bir işarete rastlanmamaktadır.
— Londra :
Yugoslav Komünist Partisinin kominEorm-dan çıkarılması Fransa, İtalya ve Bulgar Komünist Partileri tarafından müştereken tasvip edilmektedir.
Bulgaralr tarafından yayınlanan bir tebliğde Yııgoslavyada Marksizme ve Le~ ııinizme sadık kalacak olan ve Marksizm ve Sovyet aleyhtarı temayülleri yenecek yeter derecede unsurlar bulunacağı ümidi İzhar edilmektedir.
29 Haziran 1948
— Atina:
Anadolu Ajansının özel muhabiri bildiriyor :
Yugoslav Komünist Partisinin ve Mareşal Tito'nun kominformdan çıkarılmaları Atina'da çetecilerin harekâtını ikinci plâna düşürecek derecede büyük bir heyecan uyandırmıştır. Doğu blokunda açılan bu ilk büyük gedik bizzat hadiselerin alacağı cereyanla ve buhranın hal şekli ile Yunan dahilî harbine son derece tesir edecek mahiyette addedilmektedir.
Bu meselede ve bilhassa Markos meselesinde Stalin'le Tito'dan ve Rusya ile Yur goslavyadan hangisinin daha ağır basacağı düşünülmektedir.
Bu ayarhk burada bilhassa Tito île Dİ-mitrof arasındaki eski rekabet ve make-donya meselesinde Sırbistan ile Bulga-istan arasında mevcut ihtilâfla alâka'' görülmektedir.
30 Haziran 1948
— Paris ;
Fransız Humanite Komünist gazetesi, Ya-goslavlann kominforma verdikleri cevabm büyük bîr yalan olduğunu yazmaktadır.
Bununla beraber B. B. C. nin Paris muhabiri, Fransız komünidüerinden çoğunun Kremlin'in diğer memleketlerin komünistlerinden istediği itaat derecesinin şimdi farkına vardıklarını, bildirmektedir.
Muhabir, Fransa'nın komünist olmayan çevrelerinde, Yugoslavya'deki Sovyet teb'alanmn Yugoslav dabilî emniyet memurları tarafından nezaret alünda bulundurulduğu, yolunda kominform tarafından ileri sürülen ittihamm pek eğlenceli bulunduğunu ilâve' etmektedir. Filhakika bu iddia bizzat bugünkü, casusluk. ve polis baskısı sisteminin önderleri onlar tarafından ileri sürülmektedir.
Yugoslavya ilk komünist çözülmesi».
Yazan: Mehmet Faruk Gürtanca
29 Haziran 1948 tarihli «Her Gün» İstanbu'dan:
Kominform'un merkezi olan Belgrad'da kızıl tacdar Tito ve arkadaşları komin-form'dan çikarılmjşlardir. Bu haber Balkanlarda ve dünyada bir top gibi patlamıştır. Haziranın 15 inde Bükreş'te toplantı yapan (Kominform), Varşova görüşmelerinden de sonra, Yugoslav Komünistlerini îhraea kadar vermişlerdir ve Bükreş toplantısına Yugoslav temsilcileri iştirak etmemiştir.
Bu, şunu anlatıyor id. Bolşeviklerin ipliği, artık Peyk, Komünist memleketlerde pazara çıkmış bulunuyor.
Komünizm'in yedi başından biri, Balkan ejderhasının dişlerinde yenecek gibi. İhrag sebebine gelince:
Tito'nun ve arkadaşının hareketi Moskova nezdinde artık beğenilmiyordu. Zaten, Kremlin hiç bir zaman re'sen hareketi sevmez.. Bundan dolayıdır ki, Sup Tito'da, Bulgar Dimitrof da, Arnavut Enver Hoca da, Macar Rakosy de, Çek Cottward*-da hattâ Madam Anna Paoker de birer kukladan başka hîrşey olamaz ve Stalin zaten buna tahammül edemez Tito ise, Kremlİne karşı bir parça şahsî ihtiras göstermeğe kalkmıştır.
Meselâ, «Markos» hükümetini tanımakta kafa tutmuştur. Yunan iç savaşında bugünkü Elen orduları zaferinin elde edilmesine Tito'nun sebep olduğu ileri sürülmektedir. Zira Yugoslav tacdan MarkosNı tanımış olsaydı ona maddî yardunda bulunması lâzımdı. Tito ise, Triyeste mes'-elesinden dolayı Müttefiklere kargı güç bir duruma düşmek istemiyordu.İşte Tito'nun bu hareketi İmperyaüst olarak adlarından Anglo - Amerikanlardan bazı faydalar temin etmek ve enternasyona-list gelenekleri hiçe saymış suçlu halinde görülmüştür.
Kominform'a, daha doğrusu, Kremlİne göre Tito, bu suretle iç ve dış siyasette yanlış bir yola sapmıştır.
Bu iddia doğru olabilir. Zira, Tito memleketine ve balkına karşı günden güne küçük düşmeğe başlamıştı.. Yugoslavya-da açlık alıp yürümüştür. Mahsul, vagon vagon, siğırlar sürü sürü, Rusyaya götürülmektedir. Sonra bunlardan bir kısmı Eus yardımı olarak Yugoslavyaya sokulmakta ve Sırp halkı aldatılmaktadır. Tito, Kremlinin enternasyonalist gelenekler adı altındaki tahakkümüne artık dayanamamıştır.
Acaba, Tito, bugün iş basında mı?. Yoksa, kızıl cellâdlar, yazlık sayfiyesinde onu kıskıvrak yakalayarak öbür dünyaya gönderdiler mi?
Vaziyet ne olursa olsun, Yugoslav halkı üzerinde bu ihraç karan ve bu ölüm hiç bir zaman iyi bir tesir bırak-mıyacaktır. Başka peyk devlet başkanlarında ise ümitsizlik ve korku yaratacaktır.
Bu da, (Doğu Bloku) nun kansız olarak kendi kendine parçalandığının bir örneğidir.
Neticeyi görebilmek için bir kaç gün beklemek lâzımdır. Zira Tito'yu bertaraf etmekle Yugoslavyada işin ne durum alacağı hakkında Kremlin istikbal hesaplarını binbir türlü ince eleyip sık dokumuştur.
Fakat, hiç şüphe yok ki, karar, Yugoslavya'da bir şimşek, bîr bomba tesiri yapmıştır. Bu şimşeğin paratoneri iyi hesap edilmemişse, demir perdede ilk gedik gerçekten Yugoslav Balkanlarında açılmış bulunacaktıir.
— Arap
memleketlerine silâh sevkıyatına
konulmuş olan Ambargo'mm Arap
devletleri arazisinde bulunmakla beraber
yabancı devletlere ait olan veya kontrol-
ları altında bulunan
silâh stoklarına da şamil olduğu,
— Mütarake esnasında
muh asımlardan hiç birinin halen
işgal etmekte olduğu
mevkilerden ileriye geçmiye
çalışmıyacağı Yahudi'er. .tebliğlerinde .Kudüs'ün iaşesinin .serbestçe temin
edileceğini ve sisvillerin şehre normal olarak girip çıkabileceklerin: ümid. ettiklerini bildirmektedirler.
Yahudi'ler bundan başka eşya nakliyatını durdurmak veya Yahudi bölgesinin iaşesine .engel olmak için yapılacak her teşebbüsün silâhlı bir müdahale seklinde telâkki edilmesini istemektedirler.
2 Haziran 1948
— Kahire :
Mısır Millî Savunma Bakanlığı tarafından Salı Akşamı neşredilen tebliğ:
— Bütün gün
faaliyette bulunan kara kuvvetlerimiz cebhe boyunda keşif uçuş
ları yapmışlardır.
— Düşman İsdut
bölgesinde ileri pos talarımıza karşı
bir karşı taarruz yapmış
tır. Kuvvetlerimiz bu
taarruzu durdurmuşlar. Düşmanı
İnsan ve malzemene
ağır kayıplara uğratmışlardır.
— Uçaklarımız Kastanya'mn
kuzeyinde zırhlı kollar keşfederek
bunlara taarruz
etmişlerdir. Birkç taşıt
tahrıb edilmiş,
düşman paniğe uğratılmıştır.
i — Mısır uçakları Tel - Aviv'e birkaç kere akın etmişlerdir. Ağır ve hafif bomba uçaknirrmız şehrin üstüne infilak ve yangın bombaları yağdırmışlardır. Ben-halet Çelik fabrikaları kesiminde birkaç infilak olmug, başlıca binalar yıkılmıştır. 5 — Bomba uçaklarımızz Kalde'de düş-
man topluluklarına taarruz etmişler ve-bunları ağır kayıplara uğratmışlardır.
— Uçaklarımız bu
sabah Birituvia Yahudi Kolonisine karşı
taarruzlarına de
vanı ederek istihkâmlara tanı
isabetlerkaydetmişlerdir. Kalın duman
sütunlarının yükseldiği
görülmüştür.
■— Bu harekât
esnasında pilotlarımız Elakir" Hava "Meydanında .bir-gün evvel
çıkan yangınların devam,
ettiğini görmüşlerdir.
— Bütün uçaklarımız üslerine dönmüştür.
— Bağdad:
Dün akşam neşredilen Irak tebliğinde, Irak birliklerinin 'dün yeni işgal edilen mevzileri tahkim etmek ve düşman cephelerini temizlemekle, meşgul oldukları kaydedilmektedir.
Motorlu birlikler ve zırhlı taşıtlar keşif" faaliyetinde bulunmuşlardır. Irak hava kuvvetleri, yakında yapılacak genel bir taaruza hazırlık ohnak iizere-
keşif "uçuşları yapmışlardır.
— Amman :
Filistin'de ateşin kesilmesi hakkında. Güvenlik Konseyi tarafindan verilen emre cevap olarak çekilen telgraf yedi Arap Devleti tarafından imzalanmıştır. Bu telgraf dün akşam Lake Sueeess'e gönderilmiştir. .
Bu hususta Amman'da yapılan müzakerelere isimleri aşağıda yazılı Arap Devlet adamları iştirak etmişlerdir :
Ürdün Başbakanı Tevfik Paşa, Ebülcüda, Ürdün Dışişleri Bakanı Fevzi Paşa Et Müaki, Suriye Dışişleri Bakanı Cemil Mardam Bey Lübnan Başbakanı Riyat El Solh, Mısır Dışişleri Bakanı Kabaşa Paşa-, Irak Dışişleri Bakanı Nasret El Farisi, Yemen İmamının kardeşi Prens Seyfü-lislSm, Hicaz Kiralının Müşaviri Hanız» Fuat Bey.
El Musavver Gazetesinin bu sabahki başyazısında de belirtildiği gibi Bernadotte'un başlıca vazifesi Arap'larla Yahudi'lerarasında Filistin hakkında bir anlaşmayaratmaktadır. Kont için en mühim mesele, Arap'larla Yahudi'ler arasındaki çarpışmaya müdahale bahanesiyle, üç büyük devleti birbirine çatıştıracak, İspanya içsavaşma benzer1 bsr.~durum.iui gelişmesine mani olmaktır.
— Londra :
Dışişleri Bakanlığı .sözcülerinden birininbugün açıklandığına göre, siiâh tagıyabileoek yaşda bulunan. Yahudi'lerden hiç'kimsenin Filistin'deki mütarekenin devamıııca harekâta iştirak etmemesi İçinhalen bulunduğu kamptan ayrılmamasıhususunda Kıbrıs Valisine talimat verilmistir. Bu tedbirin 13 ilâ 45 yaşlar " arasındaki1 : erkeklere şamil bulunduğu muhtemeldir. Bununla beraber, yaş meselesi henüz kesin olarak tesbit edilmemiştir.
Kadınlar, çocuklar, vücud arızaları olan erkeklerle yaşlılar Filistin'e gitmek müsaadesini alabileceklerdir. Sözcü, halen Kıbrıs'da bulunan 24 bin.. Yahudi'nin askerî talira ve terbiye görmüş bulundukları hakkında müsbet edüler elde edilmiş olduğunu ilâve eylemiştir.
Filistin'de muhtelif cephelerdeki durum şöyledir :
Güney cephesinde :
Neeefde Arap'ların işgali altında bulunan Negbah Yahudi Kolonisi bölgesinde kara savaşları cereyan etmiş ve Mısır havakuv-vetleri taarruzlarda bulunmuştur.-Mısırlılar Tel - Avİv'e 32 kilometre mesafeye yaklaşmışlardır. Irafi; hava kuvvetleri Tel - Aviv'e 8 kilometre mesafede Petah
— Tigva'daki Askerî Fabrikalara hücumetmişlerdir. İrak ordusuna mensup motorlu birlikler, .Tel - Aviv'in 20 kilometre kuzeyinde bulunan Natharıya'ya taarruz etmişlerdir.
Merkez cephesinde :
Kudüs'ü Teî - Aviv'e bağhyah ikmal yolu üzerindeki Laturn'u ele geçirmek İçin yapılan'savaşlar katî bir-netice vermemiştir. Yahudi'ler eski Kudüs şehrine karşı taarruzlarda .bulunmuşlardır.
Kuzey cephesinde :
Bu bölgede Yahudi'ler bazı ilerlemeler kaydoetmişler ve Nathanya ve Tulkarem Yolu üzerindeki bir köyü işg3! etmişlerdir. Yahudi'ler bütün batı Celile'yi işgal etmiş olduklarım bildirmektedirler.
5 Haziran 1948
— Kahire :
4 Haziran gününe ait Mısır tebliği kara ordusunun faaliyeti hakkında sadece bazı keşif ve temizleme hareketleri olduğunu bildirmektedir. Haziran'da Mısır donanmasının başladığı deniz ,harekâtının devam ettiği de tebliğde bildirilmektedir, Bu harekât esnasında Mısjr donanmasına mensup gemiler üç Messechimitt Uçağının taarruzu-" na karşı koymak mecburiyetinde kalmışlar, bMftlardan .biri donanmanın yardımına gelmiş olan .av, uçakları tarafından, düşürülmüştür.
Tebliğde şunlar ilâve olunmaktadır; «Fena hava şartları yükünden Mısır hava
kuvvetlerinin faaliyeti çok mahdut olmuştur. 4 Haziran günü kaybolduğu bildirilen uçağın motorunda sıkan bir arıza neticesinde ileri Mısır hatlarında yere indiği öğrenilmiştir.
— Şam :
Dün akşam yayınlanan Suriye tebliği bir Suriye uçağının Hayfa'nın takriben 20 mü Güney - Doğu istikametinde kâin Afıbe'yi bombardıman ederek Yahudi tahkimatını ve bir kafilenin birçok taşıtın tahrip ettiğini bidirmektedir.
Tebliğ şöyle devam ediyor:
Güney bölgede havan topu ve makineli tüfeklerle takviye edilmiş kuvvetli düşman devriyeleri mevzilerini izden bazılarına hücum etmeğe kalkışmış, fakat g;u--nizonumuz bunları ağır kayıplar verdirerek püskürtmüş tür.
Topçumuz Enkiei Kolonisi ile bu Koloninin güneyindeki tahkimatı tahrip etnlej-tir. Kuzey bölgede havan topu ve makineli tüfeklerle mücehhez düşman devriyeleri bize hücum etmiş fakat kuvveterimb. bunlara ağır kayıplar verdirerek geri atmışlardır.
6 Haziran 1948
— Tel - Aviv:
Irgun Radyosunun bu akşam bildirdiğine göre İrgun komandolarından bir grup güney bölgesinde Mısır hatlarının gerisine sarkmağa muvaffak olarak bir petrol deposunu havaya uçurmağa ve zırhlı arabalarla kamyonları tahrib etmeğe muvaffak olmuştur.
Stern Grupu Radyosu da yayınında şun-İari bildirmiştir:
Bütün dünya yüzündeki İngilizlere kargı mücadelemize devam ediyoruz. Ingi-liz'er hiçbir memlekette kendilerini güvenlikte hissetmeyeceklerdir. Radyo Entelİjens Servis Ajanları diye tavsif ettiği ingiliz gazetecilerini israil Devleti topraklarını terke davet etmektedir.
— Amman :
Dışişleri Bakanlığından çıktığı sırada gazetecilerle görüşen Kont Eernadotte, GÜ-
venîik Konseyince kendisine verilen tamamlayıcı izahatın vazifesine bir engel teşkil etmediğini söylemiştir.
Kont Bernadotte şimdilik bir netice elde etmeğe muvaffak olduğunu ilâve etmiş fakat bu netice ve ateş kes tarihi hakkında herhangi bir açıklamada bulunmayı red etmiştir.'
Kont Bernadotte bu akşam yalımda Kudüs Belediye Komiseri Evans ve 16 - 12 uzmanla müşavir olduğu halde Lübnan Hükümeti tarafından şerefine verilen xi-~ yafette hazır bulunacaktır. Kont yarm Amman'a dönecektir.
— Kahire :
Mısır Savunma Bakanlığının tebliğinde söyfe deniliyor :
— Hafif
kuvvetlerimiz büyük derinliklere nüfuz eden devriye keşifleri yapmış
lar ve
tayin ettikleri hedeflere ulasmıslardir.
— Hava
kuvvetlerimiz büyük mikyasta keşif hareketleri yaparak düşman toplu
luklarının hareketleri hakkında
mühim bilgiler temin etmişlerdir.
___ Kara
kuvvetlerimiz muhtelif dalgalar hainde ileri rnevz ilerimizin kuzeyinde
bulunan Kolonilere karşı
hücuma geçmişler ve düşmanın
yaptığı tahkimatla
kuvvetlerini sarsmışlardır.
4 — Uçaklarımız iki Koloniye akınlar yaparak patlayıcı ve yangın çıkaran bombalar atmışlardır. Kolonilerde halâ devam eden yangınlar çıkmıştır.
5 —Bİr taşıt koluna makinah tüfekle hücum edilmiş birçok araba tahrib edilmiştir.
Bütün bu hareketlere iştirak eden uçaklarımız Salimen üslerine dönmüşlerdir.
— Şam-:
Dün akşamki Suriye tebliğinde belirtildiğine göre topçu kuvvetleri tarafından desteklenen Suriye birlikleri Filistin'in kuzeyinde kâin Yahudi Kolonilerine hücumla buradaki tahkimatı tahrib ve birçok Yahudi'yi öldürmüş ve yaralamışlardır.
— Kahire:
Dört Hafta devam edecek olan mütareke yarın yürürlüğe girer girmez Kont Ber-tıadotte, Arap ve Yahudi'leri bir Barış Konferansına davet edecektir.
Kont Bernadotte, basın ! muhabirlerine yaptığı bir demeçte ateş kesilmesinin bîr ilk tedbirden -ibaret olduğunu söylemiş ve şunları ilâve etmiştir. îesbit etmiş olduğumuz büyük gayeye yani Filistin'de daimî bir sulh tesisine ttaşmak için ayni enerji iSe çalışmaktayız.
— Kahire:
Anadolu Ajansının Özel muhabiri bildiriyor :
Dun akşam başın toplantısında bir demeçte bulunan. Kont Bernadotte demiştir ki:
Barış uğrundaki ilk savaşımız sona ermiş bulunuyor.
Birleşmiş Milletler Aracısı, Arap'larla Yahudi'lerin tekliflerini kayıtsız ve şartsız kabul' ettiklerini söylemiş ve ateş kes emrini nyarın saat 6 da yürürlüğe gireceğini ilâve etmişjir.. ->i
60 kadar Fransız, Amerikan v« Belçika'lı müşahit yakında İsveçli müşahitlere iltihak ederek Güvenlik Konseyi kararının tatbik seklini murakabe edeceklerdir.
— Kudüs:
îrgun Zvai Leumi adındaki Tethişçi Teş-fcilâtı bugün bir beyanname yayınlayarak, Yahudi makamlarını, Kont Bernadotte'un aracılığını kayıtsız şartsız kabul ederek vahim bir hata işlemiş olmaklî* ittiham etmiştir.
Bu beyanpamede Yahudi makamlarının bütün "Arap kuvvetlerinin Filistin'den çekilmelerini talep' etmeleri^ gerektiği belir-;
tilmektedir.
— Amman :
Ürdün Millî Savunma Bakanlığı aşağıdaki tebiği yayınlamıştır:
Dün geee bin kişiden müteşekkil bir Yahudi Bidiâi Bebelveyd'e .ani bir hücumda
bulunmuştur. Arap Lejyonu 4 saat devam eden çarpışmaardan sonra hakimiyeti ele amaya muvaffak olmuştur. Kic'at eden Yahudiler savaş sahasında 56 ölü ve önemli miktarda silah ve mühimmat bırakmışlardır.
Yahudileri takip eden lejyon bir zırhli otomobili eîe geçirmiştir.
11 Haziran 1948
— Kahire:
Dün akşam yayınlanan Mısır Askerî Tebliği:
Isdoud bölgesinde Yahudi'ler tarafından, girişilen bir taarruz sırasında Yahudi birlikleri savaş yerinde büyük sayıda ölü ve yaralı bırakmak suretiyle çekilmek zorunda kalmışlardır.
Bundan başka K«düs yakınında ; .Ein Guinon ve Halilülrahman mevkilerine .b^şarıîi:-bir çete Kaskıhı yapılmış ve buralardaki mühimmat ve akaryakıt depoları tahrip _edimi§tir. Uçaklarımız Tel - Aviv liman tesislerini Yasour, Al-kibbab ve Gatt Yahudi kolonilerini bombalamışlar ve Siyonist topluluklarını makineli tüfenk yaylımına tutmuşlardır.
— Kudüs :''
Filistin'de 4 haftalık mütareke bu sabah mahallî saatle 6 da başlamış bulunmaktadır.
Kont Bernadotte'un mütarekenin yürürlüğe girmesini takiben hemen Kudüs'e gemesi bekenmektedir.
— Kahire :
Kont Bernadotte, Kudüs'e yapacağı ziyareti, mütarekenin yürürlüğe girişinden 24 saat sonra Cumartesi'ye bırakmak kararını vermiştir.
Kont müteakiben çalışma merkezini kurmak üzere Adasına gidecek ve burada iki gün"'kalarak Kahirc'ye dönecektir.
Mısır başkentinde iki gün geçirecek olan Bernadotte daha sonra Tel - Aviv'i ziyaret eylİyecektir.
Lübnan Savunma Baianlığı .bildiriyor: Topçularımız Hamouta ve civarındaki tahkimli düşman mevzilerini Basset yüne kadar ateş altına almışlardır. Kesif müfrezelerimiz de Kflnouta'daki ileri karakola kadar ilerlemişlerdir.
Kadas - Malkie kesiminde Lübnan. - Suriye kurtuluş, kuvvetlerine mensup bölükler 25 kilometre derinliğine Filistin topraklarına girmişlerdir.
Topçularımız bundan başka, Alharroui Yahudi Kolonisini şiddetle dövmüşlerdir.
— Şam:
Suriye Başkenti bu sabah saat 1, i 15 geçe ilk defa olarak hava akınına uğramıştır. Çok yükseklerden uçan iki düşman uçağı şehre yangın ve infilâk bombaları atmışlardır. Suriye uçaksavar topları derhal faaliyete geçmişlerdir.
Bombalar açık ve boş yerere düştüğünden insanca kayıp ve hasar oniadığı bildirilmektedir.
— Washington:
Yahudi Devletinin Muvakkat Hükümeti Amerikan ithalât ve İhracat Bankasından 18.750.000 ile 25.000.000 İngiliz lirası arasında bir ikraz yapmasını talep etmiştir.
Amerikan İthalât .ve İhracat Bankasının Amerikan Hükümetinin talimatına kat'-iyyetı tabî olmayan bağımsız bir teşkilât olduğu hususuna işaret edilmektedir. Banka hiç bir genel ikrazda bulunmamakla fakat Amerikan ticaretinin gelişmesine yardım eden belli gayeler için ikrazda bulunmaktadır.
— Amman :
Bu akşam resmen bildirildiğine göre Yahudiler, bugün, Lydda Hsva Alanına saat 11 de hücumda bulunmakla mütareke hükümlerini ihlâl etmişlerdir. Wa-diü - E! - Hiyar'a Yahudi'ler aynı zamanda mitralyöz ve hafif silâhlarla hücum etmişlerdir.
18 Haziran 1948
— Moskova :
Sovyet Ajansının Helsinki'den aldığı ha-berere atfen büdirdiğine göre,, Finlandiya Hükümeti dün İsrail Devletini . tanımıştır.
— Kahire:
Arap Birliği Genel Sekreteri Azzam Paşa ile Kahire'deki Arap -temsilcileri, Yahudi kuvvetlerinin mütarekeyi ihlâl edici mahiyetteki hareketleri üzerine tatfeî-kine girişilen mütarekeyi muteber addet-miyecekîermİ ileri sürerek vaziyeti Kont Bernadotte nezdinde protesto etmişlerdir,
— Londra :
Birleşmiş Milletler Fil istin Aracısı Kont Bernadotte'un Arap'larla Yahudi'ler arasında barışı feminen bir konferans tertip etmek üzere bugün uçakla Rodos'3 gideceği haber veriîmektedir.
Kont Bemadotte, Birleşmiş Milletlere mensup müşahitlerden tahkikatı mümkün olduğu kadar kısa bir zamanda sonuçlandırmalarını ve neticeyi kendisine bildirmelerini istemiştir.
— Şam:
Yahudiler Cuma günü saat 12 de Suriye mevzilerine havan ateşi açmak suretiyle mütareke hükümlerini tekrar bozmuşlardır. Suriye Hükümetinin talebi üzerine hududa giden Birleşik Amerika ata-gemUiteri Albay Mac Grath saat 17.30 da mütarekenin bozulmuş olduğunu şahsen müsahade etmiştir. Bundan başka bir Yahudi uçağı da saat 20.30 da Cisir Ba~ nat Yakupdaki posta merkezini bombalamağa teşebbüs etmiştir.
13 Haziran 1948
— Bükreş :
Dün akşam bildirildiğine göre, Rumen Hükümeti İsrail Devletini resmen tanımış ve keyfiyeti geçici Yahudi Hükümetine bildirmiştir.
— Amman :
Kıral Abdullah bugün beyanatta bulunarak, Filistin hakkında diğer Arap devletlerinin tamamen tasvip etmeyeceklerilıerhangi bir karar almayacağını söylemiştir.
Kırül sözlerine şunları ilâve etmiştir: Gaye, Siyonizm ile mücadele etmek ve Filistin'i birleştirmektir.
14 Haziran 1948
— Lake Success :
İsrail Hükümeti, Irak'tan petrol getiren borunun Hayfa'dan Arap memleketlerine nakli, hakkındaki ingiliz plânına karşı protestoda bulunmuştur. .
İsrail Hükümeti, ingiliz plânını Yahudi Devletine karşı iktisadî bir boykot teşebbüsü ve Arap ordularının petrol ihtiyacını temin etmek gayesine matuf bir tedbir şeklinde tefsir ettiğini açıklamıştır. Lake Success'te bulunan Yahudi Hükümeti temsilcileri. Hayfa'daki ingiliz petrol tasfiyehanelerinin yarından itibaren faaliyetlerini tatil edeceklerini söylemişler ve bu tedbirin bahis mevzuu plânın latbikinde ilk devreyi teşkil etmekte olduğunu belirtmişlerdir. Petrol şimdilik Musul yakınlarında bulunan ufak bir tasfiyehanede tasfiye edilecektir. Bundan sonra Hayfa yolu ile hem petrol sevkıyatı <îa durdurulacaktır.
15 Haziran 1948
— Hayfa :
Hayfa çevresindeki İngiliz makamları li-roanın boşaltılması işini azâmi derecede hızlandırmışlardır.
Halen 14 ingiliz gemisi malzeme ve asker yüklemektedir. Filistin'deki sivil halk için mal taşımakta olan bütün diğer, gemiler Hayfa'ya dönmektedirler.
— Londra :
Anadolu Ajansının özel muhabiri bildiriyor;.
Arap'larla Yamıdi'ler arasında mütarekeden sonra"Londra Mahfilleri' Filistin durumundan biraz daha ürMtli görünmeğe başlamışlardır. Mütareke devam ettiği ve gerek Arap'lar gerek Yahudi'ler bugünkü anlayış ve aklıselim zihniyetinden ay-rılıriadıkları takdirde .Kont' Bernadotte misyonunun muvaffakiyetler netice' vereceğini resmî mahfiller bile tasdik etmektedirler.
Bu konuda bundan on "beş gün evvel Amerika ile ingiltere arasında' kendini göstermiş olan ihtilâf OTİ1 olmuştur. İki memleket devlet adamları arasında Fiiis- " tin meselesini biran evvel halletmek için geceli gündüzlü temaslar devam ettiği açıklanmaktadır. Bu temaslar neticesinde iki memleketin menfaatlerinin müşterek olduğunun tebeyyün etmiş olduğu resmî makamlarca teyid olunmaktadır.
Dünkü parlâmento toplantısında birçok saylavlar bu konuda açıklamalarda bulunması için Dışişleri Bakanını sıkışör-jnışlarsa da bakan müzakeratı ihlâl et-. mesi ihtimaline binaen herhangi bir demeçte bulunmaktan imtina etmiştir. Bu da müzakerelerin intacına doğru gidildiğinin bir delili addedilmektedir.
— Kahire :
Bugün Rodos'tan Kahire'ye gelgn Kont Bernadotte, Arap'ların noktainazarlarını Öğrenmek için bu akşam ve yarın Arap liderleriyle görüşeceğini bildirmiştir.
Filistin'in siyasî istikbali hakkında Yahudi'lerin düşüncelerini öğrenmek için Koni sonradan Tel - Aviv'e gİde.cektir.
Bu arada Kont Bernadotte şunları söylemiştir:
Arap'lar ile Yahudi'leri " bir konferans masası etrafında toplamaya muvaffak olup olamıyaeağımı bilmiyorum! Bunun-ta beraber, her iki tarafa sunulmak üzere sulh müzakerelerinin programım çizmiş bulunuyoruz.
16 Haziran 1948
— Tel - Aviv : ..
İsrail Hükümetince "dün yayınlanan birkararnamo ile, askerlik çağındaki erkekve kadınların yerine çalışmak üzere 55yaşma kadar olan r erkekleri 50 yaşmakadar kadınlar mecburî iş. mükellefiyetine tâbi tutulmuşlardır. Bunlar, bilhassa tarım ve sanayi gibi başlıca çalışma- sahalarında -kullanılacaklardır.
— Rodos ;
İont Bernadotte, Arap ve Yahudi, eks-perlrle yaptığı görüşmeleri bitirmiştir.
Kont Bernadotte, birkaç güne kadar Filistin'deki urumun halli için hazırlamakta olduğu tasarıyı btireeeğini. ümitetmektedir. :
26 Haziran 1948
— Paris
Moskova Radyosunun bildirdiğine göre Sovyet D ışisieı-i' Bak anı Molötof "ve İsrail Başbakanı Sertok arasında "teati edilen telgraflar üzerine Gorşof Sovyet Rusya'nın İsrail Elçiliğine tayin edilmiştir.
Madam Meyersıın da İsrail Devletinin1 Moskova Elciliğine tâyin edilmiştir. '
— Kahire ;
Kont Bernadotte tarafından Kahire'ye delege, olarak gönderilen Azcaratı Mısır Başbakanı ile .bir mülakatta bulunmuştur.
Azcaratı, Kont Bernadotte tarafından Mısır Hükümetine yapılan mühim bir teklif hakkında cevabım almak üzere Mjsır. Başbakanı ile bu akşam yeniden görüşeceğini söylemiştir.
Bu görüşmelerin Filistin'deki Mısır cephesinde vukua gelen ve Birleşmiş Milletler Aracısı tarafından dün Birleşmiş Milletlere bildirilen hadiselerle ilgili olduğu tahmin olunmaktadır.
27 Haziran 1948
Şam:
Başbakan Cemil Mardam Bey, Birleşik Amerika ve Sovyet Rusya ile İsrail Hükümeti arasında diplomatik heyetler teati edileceği hakkmdaki haberin Arap'larca, mütarekeyi ihlâl ve Kont Bernadotte'ın barışçı bir anlaşmaya varmak yolunda sarf ettiği gayretleri baltalamak telâkki edileceğini söylemiştir.
Başbakan Anglo - Sakson Hükümetlerince Abloka'nm mevcudiyetinin kabul edilmemesine rağmen mütareke devanı ettikçe Filistin kıyılarının Mısır ;ve Suriyetarafından Ablokası meselesinin ilerisürülemiyeceğini ve mütareke müddetibitince Siyonist'lerin Abloka hattınıyarma teşebbüsleri karşısında .hu. tedbirin Suriye tarafından idame olunacağınıilâve eylemiştir.
Hayfa..I,iraammn, tebİt edilen tarihten .Sri-' . ce ingiliz'lere* tahliyesi_işine, temas eden..; Cemil.1 Mardam Bey bu hareketin : Arap : görüş iargı ^bakımından mütarekenin ihJâ-li gibi sayıjapağını ve Birleşmiş Milletler Kurulu Aracısıoın uğraştığı güçlükleri arttiracak mahiyette' olduğunu- bildirmiştir.
Suriye Başbakanıj bu görüş" tarzının İngiliz Hükümetine anlatılması raaksadiylegerekli teşebbüslere giriş ildiğini açıklamıştır.
28 Haziran 1948
— Kahire :
Başbakan" Kokrasi Paraşa Kont Bevnadot-tc'ın temsilcisi Azcarate'deıı "Yahudi bölgelerinin iaşesi hakkında "bir muhtıra aldığını bildirmiştir. Bu bölgeler arasında Kont Bernadotte'ın mütareke gereğince iaşe maddesi verilecek belediye sınırlarına dahil addettiği tecrid edilmiş Koloniler de vardır.
Filistin'in güneyinde Mısır hatları gerisinde bulunan bu Yahudi bölgelerinden bazılarının iaşesi yüzünden Mısır ordusu ile hadiseler çıktığı hatırlardadır.Nokrası Paşa, Mısır Hükümetince" bu notaya verilecek cevabın bugün Kont Berna-dotte'a gönderileceğini ilâve etmiştir.
— Rotlos :
Kont Bernadotte Arap ve Yahudi'lere yaptığı teklifleri büyük bir titizlikle gizli tutmakla beraber gazetecilere dün yaptığı beyanatta, bu tekliflerin ateş kes emrine ait tekliflerden farklı olduğunu ve Arap ve Yahudi'lerin bunları kabul veya ı-ette scerbest bulunduklarını söylemiştir. Kont her iki tarafın da arzu ettiği takdirde mukabil tekliflerde bulunabileceğini ilâve etmiştir. Bernadotte, Arap ve Yahudi cevaplarım alıncıya kadar Rodos'ta kalacaktır.
Araplarla Yahudiler arasında mütareke...
yazan: Asım Us
3 Haziran 1948 tarihli «Yeni Gazete» İstanbul'dan
Filistinde Araplar ve Yahudiler Güvenlik Konseyinin dört haftalık mütareke teklifini kabul ettiler. Yahudilerin cevabında bazı ihtirazı kayıtlar bulunmakla beraber yine kayıtsız şartsız Güvenlik Konseyinin kararma muvafakat sayılabilir. Esasen mütareke işinde mühim olan Yahudilerin değil, Arapların kayıtsız şartsız muvafakat etmiş olmalarıdır. Yahudilerin kuvveti dev-Jetl erden gördükleri himayededir. Silâh, sevkiyatma konmuş olan ambargoyu kaldı rmamak suretiyle devletler Yahudiler üzerine müessir olabilirler; halbuki Arap devletlerine silâh vermemek suretiyle Filistin meselesinde her kararı kabul ettirmek mümkün değildir. Araplar Filistinde Yahudilerin çoğunluk teşkil ettikleri bölgelerde muhtar bir idareye sahip olmalarını kabul ediyorlar; onların istemedikleri Filistinin kayıtsız şartsız dünya yahudiîerine bir muhaceret bölgesi yapılmasıdır. Zira böyle bil' karar Filistinden Arapların famamiyle ellerini çekmesi ve istikbalde diğer Arap memleketlerinin de tehlikeye girmesi demektir. Arap devletlerinin İsrail devleti ilân edilir edilmez hep birlikte orduları harekete geçmiş olmalarının sebebi hikmeti budur.
Yahudiler İsrail devletini ilân ederken kargılarında Arap gönüllülerinden mürekkep bir başıbozuk ordusu bulunduğunu sanıyorlardı. Arap devletlerinin orduları ile Filistin işine müdahale edebileceklerini sanmıyorlardı. Onun İçin dâvalarım silâhla müdafaa edebileceklerine güveniyorlardı. Fakat Yahudilerin ha tahminleri doğru çıkmamıştır, İsra-
il devleti ilân edilince Arap kurtuluş ordusu ortadan çekilmiş, onun yerine Arap devletlerinin orduları geçmiştir. Bugüne kadar Filistinde cereyan eden muharebeler ise Arap devletleri karşısında Yahudi kuvvetlerinin zayjf olduğunu göstermiştir. Bu itibarla Güvenlik Konseyinin mütareke teklifi Araplardan ziyade Yahudilerin lehine bir mübadele olmuştur. Eğer Güvenlik Konseyinin mütareke teklifi olmasaydı hiç şüphesiz birkaç hafta içinde Arap orduları bütün Filistmi işgal altına alacaktı ve ondan sonra Yahudiler için Filistinde bir muhtar idareden bahsetmek imkânsız hale gelecekti. Dört haftalık mütareke esnasında Yahudiler ile Araplar arasında bîr anlaşmaya varılabilecek midir? Arap orduları ile Yahudi kuvvetleri arasında bugünkü askerî vaziyete bakılırsa buna ihtimal verilebilir. Zira bu askeri vaziyet Yahudilerin kurmak istedikleri İsrail devleti için. bir hayat kabiliyeti vaade tmez. Filistinin sahil bölgesinde küçük bir müstakil Yahudi devleti yaşayabilmek için mahdut sahada olsa bİ-le yine bir hinterlanda malik olması îcabeder, Arap ordularının bugünkü askerî vaziyeti ise böyle bîr talebi ileriye sürmeğe imkân vermez. Zarurî olarak İsrail devleti sahneden çekilecektir. Nihayet Yahudiler için çoğunlukta bulundukları yerlere mahsus olmak Üzere muhtar bir İdare bahis mevzuu olabilir. Filhakika Amerika İsrail devletini tanımıştır. Fakat bu tarzı hareket mutlaka bir müstakil yahudi devleti kurulmasını istemekten ziyade Sovyet Rus-yanın bu işe müdahalesini önlemek maksadiyle alınmış bir karar olduğuna göre Amerikanın ayni noktai nazarda bundan sonra ısrar edeceğini isbat etmez. Bundan başka Güvenlik Konseyinde alınacak kararlarda hâkim olan çoğunluğun oylarıdır. Amerika ve Sovyet Rusya İsrail devletini tanımakta ısrar ederler de çoğunluk buna muhalif kalırsa yahudilerin dâvası yine yürüyemez.
Hülâsa Güvenlik Konseyinin elinde Yahudileri tazyik için vasıta vardır: Silâh ambargosunu kaldırmamak. Fakat bu vasıta Araplar için kâfi derecede müessir değildir. Doğrudan doğruya Filisti'e Birleşmiş Milletler ordusu göndermek ise Filistin meselesini halletmez. Bilâkis daha ziyade Orta Dofitı islerini karıştırır. §u halde yapılacak şey Yahudileri muhaceret meselesinden vazgeçirmek suretiyle bir anlaşmaya sevk etmektir. Yahudiler Güvenlik Konseyinden yardım yapıİmıyacağma kanaat getirdikleri takdirde sulh yoluna gireceklerdir.
Mütareke...
Yazan : Ömer Rıza Doğrul
11 Haziran 1948 tarihli «Cumhuriyet» İstanbul'dan:
İngilterenin geçen 15 Mayısta son vermiş olduğu Filistin mandasının bu memlekette bıraktığı en fena miras Si-yanistlerin tethiş hareketi idi. İngiliz kuvvetleri bu tethiş hareketile uzunu-zadıya savağın s, bu hareketin ecşid çeşid zorbalıklarına kargı gelmek zorunda kalmış, nihayet bu tethiş hareketi İngilterenin Filistin mandasından vazgeçeceğine karar vermesine, Filisti-nin mukadderatın^ Birleşmiş Milletler
Kuruluna arzetmesine .sebep olmuştu. Birleşmiş Milletler Kurulunun Filistin meselesile meşgul olduğu ve Filistini taksim lehinde vaziyet aldığı sırada hayat ve istikballerini tehlikede gören Araplar kalkınmışlar ve bu defa siyo-ııist tethişçileri onlarla uğraşmağa başlamışlardı. Öyle ki İngilterenin 15 Mayısta Mukaddes Arza veda ettiği, sırada Siyonist tethisçiier bütün Filistin'e hâkim olmak sevdasiyle hareket ediyor ve Arap milletleri Filistin Arapların: korumak için tethiş ve fesada karşı tedib tenkil hareketleri hazırlamaktan başka çare göremiyor! ardı. Arap milletlerinin müdahalesi üzerine",
Siyonistler hiç olmazsa Arap bölgelerini bırakarak çoğunluk teşkil ettikleri bölgelere çekileceklerine Arap devletlerinin kuvvetlerine karşı koymuşlar ve bunları kendilerîle dövüşmeğe mecbur etmişlerdir.
Halbuki Arap müdahalesinin hedefi, Filistiode asayişi korumak ve emniyeti sağlamaktı. Siyonistlerin kökünü kırmak, yahut denize dökmek kimsenin aklından geçmiş bir şey değildi. Ortadan kalkması istenen şey, yalnız tethiş ve fesaddı. Daha sonra yapılacak iş de siyonistierle anlaşmak ve Flistin-de Araplarla yanyana yasamalarının şartlarını kararlaştırkamtı. Araplar o derece sulh taraftan idiler ki tethişin azamî şiddete vardığı sıralarda dahi, Siyonistlerin çoğunluk teşkil ettikieri yerlerde muhtariyet sahibi olmalarım kabul ediyorlardı. Fakat Siyonistler bunu kabul efmiyerek bütün Filistine hâkim olmak sevdasından vazgeçmedikleri için iki taraf arasında savaşlar vuku bulmuş ve şüphe yok ki bu savaşlar iki tarafı da mühim zararlara uğramıştır.
Birleşmiş Milletler Kurulunun Güvenlik Konseyi buna lâk ay d kalmak istemediği için savaşı kesmek üzere iki teklifte buulnmuş, Araplar birinci teklifin yalnız siyonistieri faydalandırdığını görerek bu teklifi reddetmişler, fakat ikinci teklifin iki tarafı da gazet-tiğini. birincisine nazaran daha elverişli olduğunu görmüşler ve bu teklifi kabul etmişlerdir.
Bunun neticesi olarak yapılan müzakereler, mütareke şartlarının kararlaştırılmasını kolaylaştırmış ve bugünden başlıyarak «ateş kes» emri verilmiştir. Fakat bu mütarekenin müddeti dört haftadır ve ancak bu dört hafta içinde yapılacak konuşmalar Filistinin ilerisini tayin edecektir.
Acaba savaş tekrar başlayacak mı? Savaşın tekrar başlamasına sebep olacak âmil. Taksim plânı üzerinde ısrar ederek Filistinin Arabhğmı tehdit etmektir. Bundan vazgeçildiği takdirde Araplar da Siyonistlerin çoğunluk teşkil ettikleri yerlerde'muhtariyet sahibi olmalarını kabul edecekleri için Filis-thıde sulhu korumak mümkün olur.
Vaktiyle tngilterenin müdafaa ederek bugün terkettiği tezine nv-det ettiler. Yani, Filistinde bir Yahudi devleti kurulması esasını müdafaaya başladılar. Arap birliğini parçalamak istidadını gösterdiği için Arap âleminin nefretini davet eden Filistindeki Yahudi Devletinin âkibeti bu bakımdan bize hiç ve ümidi görünmemektedir.
Filistin mütarekesi...
Yazan: Mümtaz Faik Fenik
16 Haziran 1948 tarihli "Vatan» İstanbul'dan:
Filistin hâdiseleri dış görünüş bakımından oldukça durdun bir safhaya girmiş ür. Mütarekenin ilânındanberi ilk defa olarak evvelki gün hiç bir hâdise olmamış, ve dün de aşağı yukarı sükûn içinde seçmiştir. Gerek Araplar, ve gerek Yahudiler, bu suretle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin tavsiyelerine tamamiyle uyduklarını göstermekte dirler. Fakat bu mütareke acaba, milletlerarası kaidelere tamamiyle inkıyat etmekten mi doğmaktadır; yoksa zaruretler mi bunu böyle icap ei tir in iştir? Daha açık bir tâbirle, acaba, Araplar, 15 Mayısta giriştikleri a^erî hareketlerin muvaffak olmadığını ve kuvvet kullanarak netice aiamıyacaklannı gördükleri igîn mi mütareke şartlarım kabul etmişlerdir? fîâdiseleri yakından takip edenlerin, ve hele Arap devletleri ara-smdaki anlaşmazlıkları bılmiyenlerin buııuii böyle olduğunu teslim etmemeleri iyin hij- bir sebep yoktur. Eğer Araplar, Telâvive girmiş olsalardı, ve Yahudilere aynhnı,ş olan yerler tama-miyetl; kendi ellerine geçmiş bulunsa idi, şüphesiz o zaman variyet başka türlü inkişaf edecekti. Halbuki böyle olmamış., bilâkis araplaı-, Hayfayı, ve Akkâyı bile kaybetmişler, buna karşılık sadece koca bir Necİf Çölünü ellerine geçirmişlerdir. Arapların vaziyeti : ■
Askerî hareketlerin muvaffakiyetsizliğin-den sonra Araplar arasında da hafif bir yumuşama başlamıştır. Esasen mü-
tarekeyi kabul etmeğe Yahudilerin kayıtsız ve şartsız teslim olmaları hakkındaki eski iddialarından vazgeçmişlerdir. Haitâ Kral Abdullah, Yahudilere bir nevi muhtariyet tanınmasını bile ileriye atmıştır. Bundan maksat herhalde şu olmak lâzımdır: Yahudiler, İç İdarelerinde tamamiyle müstakil olacaklar, ve belki dış temsil bakımından Arap idaresi altında kalacaklardır. Bu. görüş ekalliyet hukukunun da ilerisinde bîr vaziyettir. Halbuki Arap harekâtı başlarken hiç böyle bir şey asla bahis mevzuu olmamıştır. Ve Arap liderleri Yahudilere sadece bir ekalliyet muamelesi yapacaklarını ve onları Arap camiası içinde bir topluluk şeklinde telâkki edeceklerini büdirmiş lerdir. Şimdi bu nok-tai nazarda hafif bir değişiklik emareleri sezilmektedir. Belki Araplar, yine haklarından vazgeçmiyeeekler, fakat mütareke şartlarının yürümesi İein, gİmdi-lik jnuhasematı keserek hâdiseyi olduğu gibi bırakmak sıkkını tercih edeceklerdir.
Netice :
Kont Bcmadotte'm ürerine aldığı vazifenin çok zor olduğunu söylemeğe hiç lüzum yoktur. Bu .fcadai" zıt menfaatleri bağdaştırmak hiç te kolay bir İş değildir. Bu mütarekenin muvaffak olabilmesi İçin iki taraftan birinin aşağı yukarı mağlûp vaziyette olması lâzımdır. Halbuki, bugün için böyle bir vaziyet yoktur. Üstelik İngiltere, Yakmşark menfaatlerini gö-zönüne alarak Arapların, tarafını tutmuş. Birleşik Amerika Yahudi Devletini tanımıştır. Rusyaya gelince, o iki taralın üzerinde de işlemeği kendi işine daha uygun bulmaktadır. Araplara gelince, onların hakkı yok değildir. Çünkü bugün kendilerini tutan İngilizler, vaktiyle Yahudilerin kendi toprakları üzerinde yerleşmesinde başlıca âmil olmuşlardır. Diğer taraftan Yahudileri de haksız telâkki etmek imkâ»-s!zd;ı\ Çünkü mademki kendilerine burası 20GÜ senelik bir vatanı diye gösterilmiş, ve bu topraklara muhaceretleri kolay laştirmişür; o halde burada kalmak istemelerini tabiî görmek gerektir. Kaldı ki, Yahudiler, buraya, büyük eserlerle, binalarla, yerleşmişlerdir. Görülüyor ki, hâdise hangi tarafından bakılırsa
bakılsın karışık ve çapraşıktır. Bu itibarla Kont Bernadot.te'im şahsî otoritesini kullanarak bulacağı tedbir de muvakkat olmağa mahkûmdur.
Arap - Yaudi kuvvet eşitliği...
Yazan-: xxx
19 Haziran 1948 tarihli «Son Posta« İstanbul'dan:
Bu ayın on birinde başlıyan Filistin mütarekesi, aradan tam yedi gün geçmiş olmasına rağmen devam ettirilebilmiştir. Bu muvaffakiyetin sırrı, mütareke şartlarına riayet murakabesini üzerine almış olan beynelmilel heyetin ciddî herhangi bir ih ti lata meydan vermiyecek bir bitaraflık gösterebilmiş olmasında aranmalıdır. Muta "eke şartlar mm bir icabı olarak tarafların; işgal ettikleri mevzilerde herhangi bir değişiklik yapılmasına müsaade edilmemesi; Kudüsün iaşe maddelerinin, mütareke sonunda; ateş kes emri verildiği zamanki miktara indirileceğinin emniyet altına alınması; velhasıl, bu heyetin, vazifesini ifada gösterdiği tam .dürüstlük; mütarekenin bozulmamışında başlıca âmil olmuştur. Vaziyetin bundan sonra arze-dceeği inkişaf ise, iki hasım tarafın, geçirdikleri k?.nlı denemeden sonra; kendilerinde hissedecekleri kudret ve kuvvete; bu arada da milletlerarası teşkilâtın ve ingilizlerin muhasınılara süz dinletebilmekteki muvaffakiyetlerine bağlı bulunacaktır. Bu bakımdan; İngilizlerin Kral Abdullah; beynelmilel teşkilâtın da. bir taraftan Araplar ve diğer taraftan Yahudiler üzerinde müessir olmaya çalıştıkları bariz bir surette görülmektedir. Fakat daha şimdiden sabit olmuş bir hakikat vardır.ki, o da, Aı-ap-larla Filistin Yahudilerinin; şu geçen birkaç haftalık savag tecrübesi neticesinde; kesin bir üstünlük tesis edemiyerek denk birer kuvvet halinde ellerindeki mevzileri muhafazaya muvaffak olmuş
bulunmalarından ibarettir. Arapların üstünlüğü daha ziyade bazı cenup ve şimal Yahudi kolonilerini ele geçirmekte kendisini göstermiş; buna mukabil
Yahudiler de Yafayı işgale muvaffak olmuşlardır. Beynelmilel bir idareye tâbi tutulması Ötedenberi düşünülen nefsi Kudüs kasabası için de, Kral Abdul-laha bazı teminat verilmesi ve tâvizlerde bulunulması daha şimdiden karara bağlanmış gibidir.
Filistin mütarekesi bir ay müddetle aktedümiş olduğu için; yapılan görüşmeleri olgunlaştırmak bahsinde, daha, önümüzde oldukça vakit var, demektir, yani bu mütareke, ancak Temmuzun on birinde hitama erecektir ve o vakte kadar; mücadele, muallak bir halde bırakılacaktır. Bu arada hâsıl olan umumî efkâr; Arapların olsun; Yahudilerin olsun; savaştan evvelki anlaşmazlık zihniyetini kısmen bîr tarafa bırakarak; daha anlayışlı bir hava içinde hâdiseleri mütalâa meylinde olduklarım sezmiş gibidir. Bu haleti ruh iyeyi izah edebilmek zor bir şey değildir.
Mücadele başlamadan evvel, Arap Birliği; Filistin Yahudiler ini, bir hamlede ortadan kaldırabileceğine inanıy ordu. Buna mukabil Filistin Yahudileri de Arap birliklerini kısa zamanda yüa geri getireceğine inanmıştı. Harp vakı-alariyle her iki tarafın umdukları neticeyi elde etmekten kudretçe uzak bu-1 lundukları sabit oluncn; tarafların zihniyetlerinde de belli bir değişiklik hâsıl olmaya başladı. Bugünkü durumun nisbi olar. yumuşaklığı bundan ileri gelmektedir. Milletlerarası teşkilâtın istifade etmeyi umduğu da. iste bu bava yumuşaklığıdır.
Fakat Yahudilere bir devlet kurma hakkını ianımıyan bir Arap iddiası; öyle görünüyor ki; Birleşmiş Milletler Teşkilâtım kendisine müzahir görmiyecek-tir. Buna mukabil israil Devleti hudutlarının makul bir şekle sokulmasında ısrar edecek olan bir Arap birliğine; akıl ve mantık yolu, daimî surette kapalı tutulmıyacağa benzer.
Bütün bu intihaların ianesiyle meydana çıkan müsbet fikir; hâdiselere, bir defa daha emri vakilerin hâkim olacağı kaidesini teyit etmekte bulunmaktadır. Demek ki Arap birliği Filistin Yahudi-lerini fiilen tasfiye edebilseydi; dâvasının müdafaasını en parlalc bir hukulr Buna muvaffak olamayınca; hayatiyetini mukavemetiyle ispat etmiş olan bir Filistin Yahudiliğini fiilen tanımak mecburiyeti ile karşı karşıya gelmiş bulunmaktadır ki; bunun icaplarından kurtulması imkânsız değilse bile son derece müşküldür ve bugünkü şartlar içinde de, âdeta kaçınılma? bir âkibet olarak görünmektedir.
Filistin meselesi...
Yazan: Tasvir
28 Haziran 1948 tarihli «Tasvir» İstanbul'dan:
Filistin meselesi yine kötü bir duruma girdi. Mevcut ihtilâfın halli için yeni bir şekil bulunmadığı takdirde, «Arzı Mevudu da mütareke sona erince savasın yeniden bağlıyacağım kabul etmek lâzımdır. Hattâ savaşın başlaması için tarafların mütareke hükümlerine uyarak muayyen müddetin geçmesini bekliyecekleri de muhakkak değildir. Kaldı ki daha şimdiden «cephen nin muhtelif bölümlerinde Araplarla Yahudiler arasında çarpışmalar olduğu İşaret edilmektedir. Bütün bu cesaret kırıcı emarelere rağmen, vazifesinin bir hayli nazik ve müşkül olduğu görülen Kont Bcmadott'mı iki tarafı uzlaştıra-bilmesini temenni edelim.
Fakat maalesef böyle bir anlaşmanın mümkün olup olmadığını tetkik edince, tahminimizin gerçekleşmesinin ne kadar güç olduğu kendiliğinden meydana çıkmaktadır:
Son günlerin belli başlı hâdiselerinden biri Arap hükümdarları arasındaki münasebetlerin daha fada sıklasmasıdır. Haklı veya haksız, Filistin işine karışmak isüyenlerin çoğu, bu meseleyi faita.-raf Ve objektif bir gözle mütalâa etmek ve ona göre karar vermek dirayetini gösteremediler. «Şu hal şekli doğru olur mu, olmazmı?» endişesiyle hareket edeceklerine aşu hal şekli muvafık olur mu, olmaz mı?ı> diye kendi kendilerine sormakla iktifa ettiler ve tabiî bü-
tün hesap ve tahminlerine hukukla uzaktan yakından hiç bir alâkası olmı-ystı bir takım düşünceler hâkim oldu.
Bu işe müdahale edenlerin çoğu hedefi malûm ve muayyen olan propagandalara kıymet vererek, Arap memleketlerinin hükümdarları arasında mevcut olduğu söylenen ihtilâfları istismar etmeğe kalkıştılar.
Mülâhazalarını şu esasa istinat ettiriyorlardı:
«Arap hükümdarları hiç bir zaman aralarında tam mânasiyle anlaşmağa muvaffak olamıyacaklardır. Bunlar birbirlerinin uzlaşmaz rkipleridir. Arap devletlerinin müşterek bir cephe teşkil etmelerine asiâ muvafakat etmiyecekler-dir. Bu itibarla Filistin hakkındaki teşebbüsleri zamanla tavsayacak ve so^ nunda mju^affakıyetsizlikle neticelenecektir. »
Birleşmiş Milletler Kurulunun bir çok üyesi Filİstinin taksimi lehinde oy verirken Kontre etmeden İnandıkları bu söylentilerin' tesiri altında kaldıklarına şüphe yoktur.
Halbuki hâdisat bu söylentileri yalanlamakta gecikmemiştir. Arap hükümdarları eski rekabeti ortadan kaldırmak azimlerini ve tesanütlerini parlak bir şekilde isbat etmişlerdir.
Ürdün kralı Abdullah Mısır Kralı Faruk tarafından bir kardeş samimiyetiy-ig karşılanmış ve Ibni Suud'la aralarında mevcut ihtilâfları unutarak anlaşma yoluna girmiştir.
Ayni zamanda üç Arap hükümdarının resmî sözcüleri Filistindeki Yahudi devleti ortadan kalkıp ta emniyetleri sağlanıncaya kadar döğüşmek azminde olduklarını beyan etmişlerdir. Diğer taraftan, «emin kaynaklar» mah-reciyle gelen bir habere inanmak lâzım gelirse Kont Bernadotte İsrail Devletinin sınırlarını ve haklarını tahdit edici bir hal şekli teklif etmeğe hazırlanmakta-dır. Halbuki Yahudiler daha şimdiden
bu teklifi reddedeceklerini bildiriyorlar. Arapların durumu ise herhangi bir pazarlığa imkân vermîyecek kadar Bert ve «arîhtir.
İşte bütün bu olaylar karşısında bitaraf " müşahitlerin vardıkları tabiî netice şu olmuştur:
Bir kaç gün İçinde bir mucize olmadığı takdirde Filistinde harp yeniden bağlıyacaktır.
Ayni gaiete, bir Sovyet askerî uçağınm Ha zer Denizi kıyılarında bulunan Ben-derguz'a İndiğini bildirmekte ve uçağın, pilotu ile yolcularının tevkif edilerek sorguya çekildiklerini tasrih eylemekte ise de uçağın niçin yere indiği şimdiye kadar anlaşılamamıştır.
21 Haziran 1948
— Tahran :
Yeni İran Başbakanı Hagir bu sabah yaptığı Güney petrolleri imtiyazının yeniden gözdeo geçirilmesi ve Bahrein Adasında İran Hükümeti otoritesinin kurulması meseleHnin yer almış bulunduğunu söylemiştir.
Hagir, İran'ın iktisadî inkişafı plânını müdafaa elmiş ve İşçi sınıfının hayat şartlarmın başlıca meşgalelerinden birici teşkil ettiğini söylemiştir.
Başbakan son olarak basm hürriyeti lehinde bulunmuş ve son günlerde cereyan öden kargaşalıklar münasebetiyle sükûnetle hareket edilmesini halka tavsiye - etmiştir.
29 Haziran 1948
— Tahran :
Yeni Başbakan Hagir'in bu sabah parlâmentoya sunmuş odluğu on iki maddelik programda 22" Ekim 1947 tarihli kanunun tatbiki de derpiş edilmektedir. Kivamussaltana ile Sadçikof arasında. Kuzey petrolleri hakkında yapılan anlaşmayı ilga eden bu kanun Rusya'ya satılması mümkün petrollerin araştırılması için Kuzey iran'da beş senelik bir mühlet içinde petrol aramasına müsaade etmektedir. Bu kanunda bundan başka «Anglo Iranİan Oil Company» nin
imtiyazının bazı hükümlerinin yeniden gözden geçirilmesi derpiş edilmektedir. Yeni Hükümetin programında Birleşmiş Milletler Anayasasının hükümlerine riayet, dahilî güvenliğin kuvvetlendirilmesine ve işçilerle köylülerin hayat şartlarının iyileştirilmesine bilhassa işaret edilmektedir.
— Tahran :
Yan resmî Etaaîât gazetesi, Azerbaycan'daki muhabirinden aldığı bir habere atfen Sovyet unsurlarının İran topraklarına sızmakta olduklarını bildirmekte ve silâh ve İran paraları île dolu kauççuk bir sandala binmiş olarak iki memleketi ayıran Araş Nehrini geçmekte olan bir şahsın yakalanmış olduğunu ilâve etmektedir.
Başka bir noktada da İran garnizonu İram topraklarına girmeğe çalışan bazı şahısları ateş açarak püskürtlîıüştür.
,10 Haziran 1948
— Tahran :
Bilindiği gibi İran'ın Yeni Başbakanı Ab-dül Hüseyin Hızır dün meclisten söven oyu almıştır.
Güven oyunun verilmesinden önce söy-söylediği nutukta Başbakan İngiliz .-Iran petrol şirketinden İran'a daha fazi.-ı menfaatler sağlayacağını Bahreyyn adalarının geri alınacağını ve Sovyetlerle ticaret münasebetleri tesis olunacağını vadet-miştir.
— Tahran :
Resmen bildirildiğine göre, Dışişleri Bakanı, Rusların İran - Sovyet hududundan silâhlı mülteciler geçirmeğe teşebbüs ettikleri haberine Sovyetler Birliğinin dikkatini çekmiştir.
Ayni tebliğde, ilâve edildiğine göre. Genelkurmay üyelerinden biri tarafından verilen raporda, iki mülteci çetenin geçenlerde hudut karakoüarına hücum ettiği bildirilmektedir.
16 Haziran 1948
Başbakan Cemil Mardam bey, idaresinde bulunan, kabinede değişiklikler yapılması etrafında parlâmentonun çoğunluk grupu şefleriyle dün uzun bir görüşmede bulunmuştur.
Parlâmento Başkanı görüşmeye iştirak etmiştir. Mardam bey dün basına yaptığı demeçte, Kodosda yapılacağı söylenen barış müzakerelerine iştirak için Birleşmiş Milletler Kurulu aracısı Kont Bemadotte'dan davetiye almamış olduğunu söylemiştir.
Avrupa'nın kalkınması programında ileri sürülmüş olan kredileri indirmek yolunda Temsilciler Meclisinde yapılmış olan tekliflerin iptali lehinde oy vereceğini bildirmiştir.
Taft, Ayan Meclisinin Maliye Komisyonu tarafından yapılan tavsiyelere uygun hareket edeceğini ilâve etmiştir.
Ayan üyesi Taft'ın kongre üyeleri üzerindeki büyük nüfuzunu bahis mevzuu eden Manchester Guardian gazetesi şunları yazmaktadır: Taft tarafından söylenecek tek bir kelime, Temsilciler Meclisinin Avrupa'nın kalkınması programında tasarruf yapılması gayesine matuf bulunan ma-nevralarma son verecektir.
11 Haziran 1948
— WEShington :
Bir hafta süren müzakerelerden sonra dün Ayan Meclisince kabul edilen ve 19 ilâ 25 yalındaki gençlerin kur'a ile iki yıl askerlik hizmeti yapmalarını he-de£ tutan tasarı Amerika ordusu mevcudunu bir milyon 400 binden takriben bir milyon 700 bin. kişiye çıkaracaktır. Başkan Truman 17 Mart tarihinde kongreye gönderdiği mesajın aksine olarak, Ayarı Meclisi Silâhlı Kuvvetler Komisyonu dünkü karariyle, Amerikan kara. hava ve deniz orduları ilk ihtiyatlarını takviyeye matuf askerî talim ve terbiye mükelefiyetini tesis etmemiş bulunmaktadır.
Tasvip olunan metin bundan başka, 25 bin yabancı gönüllünün Amerikan ordusunda hikmet görmeleri imkânını da derpiş eylemektedir. Bu yabancıların Amerikan toprakları dışında konaklamakta bulunan birliklerde hizmet görecekleri söylenmektedir.
13 Haziran 1948
— Boston :
Madam Roosevelt Üçüncü Partinin Cumhurbaşkanlığı adayı Henry Wallace'ın
Rus - Amerikan münasebetlerinde «aldatılmış» olduğunu söylemiştir.
Madam Roosevelt Chrİstian Kegister Dergisinde bu konuda şunları yazmaktadır.
Henry hakkında her zaman dostluk hisleri besledim. Ancak şurasını belirtmek isterim ki kendisi benim gibi Ruslarla çalışmak Korunda kalmamıştır. Madam Roosevelt Amerikalıların Kuşlarla olan münasebetlerinde bazen «çok basiretsizce» hareket ettiklerine işaretle şöyle devam etmektedir: Ekseriya ve bir çok küçük noktalarda Rusların bize inanmadıklarım anhya-madığımızrîan hoşa gitmez neticeler veren şeyler yapıyoruz. Küçük şeyler çok defa ehemmiyetli görünmemekle beraber ehemmiyetli neticeler verirler. Madam Roosevelt Amerikalıların kuvvetli bulunmaları ve aldanmamalan icap ettiğini ilâve ederek yazışma son vermektedir.
15 Haziran 1948
— "Washington ;
Kongre dün aksam Başkan Truroan'ın vetosuna karşı ve üçte iki nisbetinden fazla bir çoğunlukla Amerika'nın içtimai güvenlik sistemini değiştiren kanun tasarısını kabul etmiştir. Yeni kanun yaşlı kimselere, körlere ve «ocuklara yardım edilmesi için teberruda bulunulmasını desteklemekte ve-750 bin kişiyi tekaütlük hakkından di-şarda bırakmaktadır.
Başkan bu yardımın genişletilmesini talep etmiş bulunmakta idi.
İS Haziran 1948
— Washington;
Dün burada yayınlanan istatistiklere göre Ekonomik İşbirliği idaresinin elinde bulunan dolarlar, Marshall plânına da-hll Avrupa memleketleriyle Çinin ihtiyaç gösterdikleri buğday, kömür ve pamuk gibi zaruri kalkınma maddeleri için sıkı bir kontrole başa baş gelmek üzere sarfedilmiştir.
Sarfiyat işinin, başladığı geçen Nisan ayından bu haftaya kadar buğday içim fil milyon, pamuk için 55 milyon. 140 bin ve kömür için 55 milyon 200 bin dolar sarfedilm iştir.
Taber Cosa, tahsisatın flâtbik müddetinin 15 aydan 12 aya indirilmesine eskisi kadar itiraz etmemektedir.
— Washington :
Ayandan Taylor fasılasız sekizbuguk saat koııuşdukdan sonra kürsüden sabaha karşı saat birde inmiştir. Fakat Taylor tekrar söz istemek hakkım muhafaza ettiğini bildirmiştir.
Taylor'dan sonra Cumhuriyetçi Ayandan WiUîam Langer. mecburî askerlik hizmeti hakkındaki müzakerelerin devamına mâni olmak için saat 1.46 da kürsüye gelmiştir.
— Washington :
Başkan Truman kongreye gönderdiği üçüncü üç aylık raporunda, Yunanistan'daki askerî durumda büyük bir salah hıtsule gelmiş olmakla beraber jnali durumun nezaketini muhafaza ettiğini belirtmekte ve 517.000 mültecinin ihtiyaçla rmı karşılamak lüzumunun memleketi sarstığını ilâve etmektedir.
Başkan Truman, Amerika'nın Ytınanis-tan'a yardımı hakkında izahat vererek, Mart ayı nihayetine kadar Birleşik -Amerikanın 71.000.000 dolar kıymetinde askerî malzeme ve levazım teslim etmiş olduğunu bildirmektedir. Raporda bu malzeme arasında çok sayıda uçağın, 2.800 taşıt vasıtasının ve her neviden 75 bin silâhla 7.000 fon cephane bulunduğu bildirilmektedir. Bundan başka raporda Yunanistan'ın, emrine veril-ıoiş olan 256 subaydan bîr kısmı araşma harekâtta bulunan Yunan birliklerine kanlıyorlarsa da bunların çarpışmalara girmedikleri ve Yunan kuvvetlerine komuta etmedikleri belirtilmektedir. Gene aynı raporda, Amerikan yardımının Yunan ordusunun âsiler üzerinde büyük bir üstünlük teinin etmesine yardımı olduğu kaydedilmektedir.
21 Haziran 194S
— FiladeUia :
Cumhuriyetçiler Kongresinin hazırlık komitesi çalışmalarım tamamlamış ve partinin prensipleri ile dış siyasetini
izah eden 24 bin kelimelik raporunu kaleme almıştır. Haricî siyaset hakkında komitenin bugünkü toplantısında karar verilecektir.
İyi haber alan kaynaklardan bildirildiğine göre, yapılan müzakereler, Amerikanın tekrar infiratçılık siyasetine dönmesi ihtimallerini tamamiyle ortadan kaldırmıştır. Bugünkü durum geniş bir dünya siyaseti takip edilmesini isteyen Vandenberg'in başkan namzetliğine seçilmesi ihtimallerini arttırmaktadır.
— Filadelfia :
Cumhuriyetçi Partinin Cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili özel toplantısında ilk defa söz alan Illinois Valisi Ehvigt H. Green, önümüzdeki seçimlerde seçilecek olan Başkanın Dışişleri Bakanlığına getirileceği kimselerin diploması prensiplerine dünyanın her tarafında saygı gösterilmesini temin edeceklerini söylemiş ve şöyle demiştir:
Cumhuriyetçi Partinin gelenekleri şunlardır: oAmerika tesir ve nüfuzunun kendini hissettirdiği her yerde Amerika kendine düşen vazifeyi yapmalıdır Harbi tahrik için dışarıda hiç bir hareket yapmıyacağız ve barışa götüren yolların hepsini takip edeceğiz. Cumhuriyetçi Parti geçmişe göz atroıyacak ve dönmiyecektir. Geçmiş günler partimize istikbal için başanlacak vazifeleri olduğunu öğretmiştir. Amerika Mars-haU plânı yardım yoliyle barışa kavuşmak ümidindedir. Marshall palanının Ödünç Verme ve Kiralama Kanununun devamı olduğu sanılmamalıdır. Kongre Avrupaya yardım programını, dünya hür milletlerinin kendi kendilerini takviye ve yine kendi kendilerine yetmek suretiyle müdafaa edebilmeleri için bir vasıta olarak telakki ettiğinden tatbike muvafakat etmiştir. Ancak dünyaya ilarûhaye yardıma devam etmiyeceği-miz tabiidir. Vazifemiz dünyayı amuz-larımızda taşımak değü ayağa kaldırmaktır.»
22 Haziran 1948
— Filadelfia :
Cumhuriyetçi partinin idarecileri şimdi programlarını tesbit etmişlerdir. İdareciler, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, infiratçılık aleyhtarı bir vasfı bulunan programı müdafaa edeceklerdir. Filadel-fiya Kongresinin Tahrip Konusunu bu programı bu sabah tasvip etmiştir.
Cumhuriyetçi Parti Avrupa'nın kalkındırılması programını ve Birleşmiş Milletler Teşkilâtını desteklemeyi taahhüt etmektedir. Cumhuriyetçi partinin programında Birleşmiş Milletler Teşkilatındaki veto haklanın kaldırılması, Birleşmiş Milletlerin bir Devletler Hukuku Kanunu tesbit etmesi ve Atom Enerjisinin kontrolünün teşkilâtlandırılması gerekliği ileri sürülmektedir. Bundan başka bu teşkilâtın silâhlı kuvvetlere sahip olması istenmektedir.
Cumhuriyetçi Parti dahilde komünizmle savaşmayı, eşit şartlar içinde işçi kullanılmasını temin etmeyi, bir çok devletlerde zencilerin oy vermelerine engel olan kanunların kaldırılmasını sağlamayı taahhüt etmektedir.
Muhabirlerin bildirdiklerine göre Millî Kongre her halde bu projeyi herhangi bir değişiklik yapmadan kabul edecektir.
23 Haziran 1948
— Washington :
Başbakan Truman, dün akşam Amerika ile muvakkat İsrail Hükümeti arasında diplomatik heyetler teati edileceğini bildirmiştir.
Başbakan Truman, Amerika'nın Özel Temsilcisi ve İsrail Hükümeti nezdindeki Heyetin Başkanı sıfatiyîe James Grover Mc. Donald'ı tayin ettiğini söylemiştir. Bey azsa raydan verilen haberde ilâve olunduğuna göre muvakkat İsrail Hükümeti, Eirleşik Amerika nezdinde özel temsilci olarak Eliah Epsteine'i tayin etmiştir.
Başkan Truman'ın demecinde tasrih olunduğuna göre her iki memleket arasındaki anlaşma bir heyet ve özel temsilciler teatisini derpiş eylemektedir.
— Filadelfiya :
Birleşik Devletlerin Eski Bask anlarından Her bert Hoover. Cumhuriyetçi Partinin
Milli kongresinde söz alarak, partinin tarihî vazifesini, tasvip ettiği şeylerden ziyade takbih ettiği şeyler üzerinde durmak suretiyle yapacağını bildirmiştir.
Koover, hürriyet mücadelesinin yalnız Amerikan hudutları dışında olmadığını hatırlatmış, dışarıda yabancı memleketlere yardımın, içerde de silâhlanmanın yükünü taşımak için, Amerika'nın arasız istihsâlde bulunması ve kalkınma programına iştirak eden ve iktisadî hürriyetlerini sağlamaya çalışan bütün milletler arasında uygun bir dağıtms yapması gerektiğini söylemiştir. Kremlin şefleri şimdi sağ ellerinde bütün medeniyete karşı yöneltilmiş askeri bir saldırma tehdidini sunarken, sol el-lerile de bu medeniyeti içerden sarsmak suretiyle zayıflatmağa çalışıyorlar.
24 Haziran 1948
— Filadelfia :
Ayan üyelerinden Ar (hur Vandenberg Birleşik Amerika Devletleri Cumhurbaşkanlığına aday olarak Cumhuriyetçiler' Milli Kongresine teklif edilmiştir.
25 Haziran 1948
— Filadelfia :
Üçüncü segirnde Dewey mevcud 1094 oyun hepsini kazanmıştır. Bu neticenin bildirilmesi birkaç dakika süren büyük bir tezahürata sebep olmuştur. Bir mil mesafede bulunan evinde haberi öğrenen Nev/york Valisi, bu münasebetle bir demeç vermek üzere derhal eyalet merkezine gitmiştir.
Başkan Truman'ın Pemokrat Partisindeki zaaf gözönünde tutulacak olursa, Cumhuriyetçilerin adayı Dewey'nin müstakbel Amerika Cumhur Başkanı olması hemen kat'iyet kesbetmiştir.
26 Haziran 1948
— Filadelfia :
Cumhurbaşkanı yardımcılığına Cumhuriyetçiler tarafından aday olarak gösterilen Kalifornia Valisi Earl Warren, Amerika'nın Batı bölgelerinde «terakkiperver bir cumhuriyetçi» olarak tanınmaktadır.
Komünistler akkında tedbirler...
Yazan : A. Şükril Esmer
Haziran 1948 tarihli «TJlus» Ankara'dan:
Amerika'da komünistler hakkında tedbirler alınması bahis mevzuu okluğu zaman iki fikir İleri sürülmüştü:
1 — Komünist Partisiyle bu partiye bağlı olan komünist teşkilâtlarını büsbütün
fesih ve ilga etmek.
2 — Komünist Partisiyle bu mahiyetteki teşekkülleri sıkı kayıt altına almak.
Tanınmış politika adamlar: arasında Cumhuriyet Par Us i adaylığını elde etmeğe çflhgan Mr. Stassen birinci fikre taraftar olmuş ve nutuklarında bu kanaati kuvvetle belirtmiştir. Mr. Stassen'e göre, Komünist Partisi, bir siyasi parti değil, yabancı hükümetin idare ve murakabesi altında bir teşekkülden ibarettir. Ve hedefi de Amerikan siyasî rejimini kuvvet kullanarak yıkmıştır.
İkinci görüşü kanunlaştırmak maksadiyle hazırlanmış olan bir lâyıka geçen hafta Temsilciler Meclisi israfından 58 reye karşı 319 reyle kabul edilmiştir. Mund-Nikson adiyle anılan bu kanunun hükümleri şöyle hülâsa edilebilir:
— Kontrol veya idaresi
dışarıda olan Totaliter
Diktatörlüğün Amerika'da ku
rulmasına nıâni olmak.
— Komünist
oldukları anlaşılan teşekküllerle geçmişteki ve bugünkü memur
larının tescil edilmesi.
— Komünist
kimselerin memurluktan
mahrum edilmeleri ve
kendilerine seya
hat için pasaport verilmemesi.
Metne güre, kanun yalnız komünistliğe değil, Nazilik gibi sağcı diktatörlüğe de
şâmildir. Çünkü Nazilik de komünistlik gibi, kökü dışarıda olan ve dışarıdan kontrol ve murakabe edilen bir milletlerarası teşkilâttır- Fakat kanunun yapılmasını gerçekleştiren düşünce, Nazi veya Faşist tehlikesi değil, komünist tehlikesidir. Amerika'da Komünist Partisi resmen 1919 senesinde kurulmuştur. Komünistlerin, kendileri tarafmdan bildirildiğine göre, bugün Birleşik Amerika'da bu Partinin yetmiş altı bin üyesi vardır. Nüfusu yüz kırk milyonu bulan bir memlekette bu, büyük bir ı'akam sayılamaz. Fakat komünistler, sayılarının çok üstünde kuvvet ifade etmektedirler. «Amerika'hlara Yakişnuyan Hareketleri Araştıran Kongre Komisyonun komünistlerin çeşitli adlar altında faajiyet sarfetmekte olduklarını meydana çıkarmıştır. Meselâ «Faşistliğe karşı Amerikalıları Koruma Kanunu». «Demokrat Gençler Birliği", «Jjin-eorn'u Sevenler Cemiyeti», ı-Thomas Jef-ferson Mektebi» gibi adiar altında faaliyette bulunan teşkilâtın komünist olduğu anlaşılmıştır. Birkaç ay önce Adalet Bakanlığı komünist mahiyetlerini gizlemek maksadiyle su veya bu isim altında çalışan elli kadar teşkilâtın adlarım yayınlamıştı.
Öte yandan birçok kimseler de komünist olduklarını gizlemekte ve bunun meydana çıkmasından korkmaktadırlar. Bunlar arasında bilhassa yazarlar, sinema hazır-lıyanlar ve gazeteciler vardır. Birkaç ay önce, «Amerikalılara Yakışmıyan Hareketleri Araştırma Komisyonun, Holivut Stüdyolarında çalışan birtakım yazarları Vaşington'a çağırarak, kendilerinden komünist olup olmadıklarını sormuştu. Bunlar, böyle bir suale cevap vermeyi Amerikan vatandaşlarına anayasa ile sağlanan haklara aykırı bulduklrını söylemişlerdir. Bunun üzerine hklarında, kongre komisyonuna karşı hakaret suçundan dolayı kanunî takibat açılmış ve şimdiye kadar bunların ikisi birer sene hapis ve on biner dolar para cezasına mahkûm edilmiştir.
Yeni kanunun gayesi, Komünist Partisi liderlerini, memurlarım ve mensuplarını meydana çıkarmak ve faaliyetlerini daimî murakabe altında tutmaktır. Temsilciler Meclisindeki görüşmelerde belirtildiğine göre, Komünist Prtisinin faaliyetini tehlikeli olmaktan çıkarmanın en iyi çaresi, bu faaliyet üzerine projektör çevirmektir. Amerikan halkı, kimin ve hangi feş-kilâtın komünist olduğunu bilmelidir. Amerikan demokrasisinin en büyük banisi olan Thomas Jefferson'un adı, komünist faaliyetini gizlemek için bir vasıta olarak kullanılmamalıdır. Kanuna göre, bu teşkilâtın komünist olduğu damgalı mektup kâğıtlarının üzerinde tasrih edilecektir. Komünist Partisi mensuplarının İlimler olduğu da herkesçe bilinecektir. Komünistliğe Kars: Tedbir Kanunu Temsilciler Meclisinden, büyük çoğunlukla geçmişse de Amerikan teşri mekanizmasına göre bunun yürürlüğe girmesi için Ayan Meclisinden de geçmesi ve Cumhur Başkanı taraf nidan da tasdik edilmesi lâzımdır. Tasarı şimdi Ayan Meclisine gelecekse de bunun herhalde bu devrede çıkarılacağı şüphelidir. Malûm olduğu üzere, Amerika seçim arifesindedir. Gerek Temsilciler ve gerek Ayan Meclislerinin, toplantı devreleri birkaç hatta son-ra nihayetlenecek ve her iki Meclis üyeleri seçim mücadelesi için dairelerine gideceklerdir. Ayan üyeleri seçim arifesinde bu derece münakaşalı bir meseleyi ele almaktansa, onu gelecek devreye bırakmayı tercih etmektedirler. Binaenaleyh komünistliğe, daha doğrusu Totaliter Diktatörlüğüne karşı Amerika'yı Koruma Kanununun mukadderatı gelecek seçimden sonra belli olacaktır.
Amerikan seçimleri...
Yazan : A. Şiifrrü Esmer
4 Haziran 1948 tarihli «Ulus- Ankara'dan: Milletlerarası hayatta oynamakta olduğu ehemmiyetli rol itibariyle Amerika'da gelecek sonbaharda yapılacak seçimler bu memleketin sınırlarını aşan bir ehemmiyet taşımaktadır. Gelecek sonbahar seçimlerinin neticesinde Cumhurbaşkanı değişecek mi? Yoksa Truman ikinci bir devre için tekrar seçilecek mi? İşte herkesin sorduğu sual budur.
Bu suali cevaplandırmağa çalışmak için önce, iki parti tarafından Cumhuriyet ve Demokrat partileri - gösterilecek adayların kimler olacağını bilmek lâzımdır. Amerika'ciaki seçim mücadelesi henüz adayların seçilmesi safhasındadır. Malûm olduğu üzere seçimlerin iki safhası vardır:
1 — Önce aday tesbiti için partilerin, kendi içinde seçim mücadelesi.
2 — Adaylar tesbit edildikten sonra partiler ardsında seçim mücadelesi. Mücadelenin birinci safhası Haziranda Filadelüya şehrinde arkası sıra toplanacak olan İki partinin kurultayından sonra kapanacaktır.
Demokrat Parti içirı Başkan Truman'dan başka'aday bulunamamıştır. Bu vaziyete göre Mr. Truman'ın Filadclfİada'ki Demokrat Parü kurultayında bu partinin 1948 seçimi için adayı seçilmelidir. Mr. Truman'ın vaziyeti son aylar içinde başlıca şu iki âmilin tesiri altında zayıflamıştı:
— Wallace'in
üçüncü parti hareketi, büyük bir
zümre solcuları Demokrat
Partiden ayırmıştı.
— Beyazlarla zenciler
arasında eşitlik sağlamaya matuf
kanun lâyihalarım Baş
kanın desteklemesi de Cenup eyaletlerini gücendirmişti.Başkan vaziyetini tamir
için son haftalar içinde büyük gayretler sarfetmiştir. israil Hükümetinin
acele tanıması Yahudileri ve bu arada onlarla birlikte yürüyen solcuları
tatmin etmek maksadına matuftur. Beyazlarla zenciler arasında eşitlik temini
gayesiyle hazırlanan lâyihalar da şimdOik rafa konmuştur. Truman'ın adaylığa
seçilmesi bugün en kuvvetli ihtimal olarak kabul edilmektedir.
Cumhuriyet Partisi içinde adaylık için çetin mücadeleler olmuştur. Bu mücadeleye faal olarak iştirak eden üç aday arasında - Deroey, Stassen ve Taft - bazan birisinin bazan da diğerinin seçilmesi ihtimali daha kuvvetli görünmüşse de Filâdefİya Kurultayında hangisinin seçileceği ve hattâ banlardan başka dördüncü bir şahsın mı kazanacağı belli değildir.
Beş, altı ay önce Nevyork Valisi ve 1944 seçiminde Cumhuriyet Partisinin adayı Mr. Dewey en kuvvetli aday gibi görünüyordu. Fakat Wisk tinsin ve Nchraska eyaletlerin kongre üyeliği için yapılan seçimlerde Stassen büyük zafer kazanmış ve Dewey arka plâna atılmıştı. Neb-raska seçimi Stassen'in adaylığa seçilmesi ihtimalini en ileri hadde götürmüştür. Bundan sonra Ohio eyaletinde yapılan seçimde Taft kazanmış ve onu taki-bedeh Oregon seçiminde de Dewey, Stas-sen'i ağır bir yenilgiye uğratmıştır.
Stassen tarafından gerek Dewey gerek Taft'a karsı girişilen mücadelenin sertliği bu iki adayı - Dewey ve Taft - kendisine karşı birleştirmiştir. Kurultaylarda bir aday için en tehlikeli vaziyet, böyle bir kaç adayın kendisi aleyhinde bir-leşmeliridii". Stassen, seçim mücadelesinde takip ettiği birtakım yanlış manevralar yüzünden bi>yîe bir vaziyete düşmüş gibi görünmektedir.
Bugün için cıı kuvvetli aday şüphesiz Dewey'dir. Fakat bu zatın da Filâdeifiya'-da seçileceği söylenemez. Faal adayların mücadelesinde ekseriya faal olmıyan politikalar ön plânna geçmekte ve bunlar adaylığa seçilmektedir. Bu defa Filâdel-fiya'da toplanacak Cumhuriyet Partisi Kuru itayı nda böye bir vaziyetin meydana gemesi kuvvetli bir ihtimal olarak belirmektedir. Stassen'in Dewey ve Taft ile. Taft'ın Dewey ve Stassen ile ve De-wey'nin de Stassen ve Taft ile mücadelesinde her üç faal adayın yerine başka birinin, Amerikan politika lügatindeki tâhir üzere «yağız at« vaziyetinde öne atılarak adaylığa seçilmesi mümkündür. Bu «yağız at» kim olacaktır? General Mac Arthw'u ileri sürenler vardır. Fakat Wiskonsin eyaletindeki seçimden sonra Generalin yıldızı sönmüştür. Meclis Başkam Martin'den ve Kaliforniya Valisi Warren'dan bahsediliyorsa da bugün için en kuvvetli «yağız at» şüphesiz Ayan Meclisinin Dışişleri Komisyonu Başkanı Vandenberg'dir. Son günler içinde Vandenberg'in uyağız at» vaziyetinde adaylığa seçilmesi ihtimalleri çok kuvvetlenmiş gibi görünmektedir. Hattâ Mr. Dewey'nin, Cumhurbaşkanlığı için Vandenberg'e yardım ederek kendisinin de Başkan Yardımcılığına razı olacağından bahsediliyor. Filhakika boy-lc Vandenberg - Dewey anlaşması Cumhuriyet Partisinin çıkaracağı en kuvvetli kombinezon olur.
Her iki partinin adayları tesbit odildik-ten sonradır ki partiler arasındaki seçim mücadelesi bütün hararetiyle başlıyacak ve yaz ayları zarfında devam edecektir.
Amerikanın yeni bîr yanlış adımı...
Yazan: Selim Sabit
8 Haziran 1948 tarihli «Tasvir» İstanbul'dan:
Amerika'nın siyasetini orta derecede bir müşahidin anlaması bazan güçtür. Mayıs ayı bsşmda Bedeli Smith'in Molotof'Ia yaptığı konuşmalar birçokları için endişe uyandıran bîr sürpriz olmuştu. Bunlar, ııAcaba, diyorlardı; Birleşik Amerika çirkin bir anlaşma siyasetine doğru mu gidiyor?.» Hattâ bazı hükümetler bu konuda o kadar açık bir korku izhar etmeğe başladılar ki..
General Marshall onları teskin etmek için gereken bütün teminatı bizzat vermek lüzumunu duymuştu. Bütün ümid-lerini Vaşington'daki siyaset adamlarına bağlamış olanlar, o zaman rahat bir nefes alabilirler. Maarnafib. huzursuzlukları ta-marniyle ortadan kalkmış değildi ve tam bir rahata kavuşmak için Amerikan Hükümetinin Trumaıı doktrinine olan bağlılığını daha müsbet hareketlerle izhar etmesini pek arzu ediyorlardı. Fakat beklenen tamamiylc aksi bir olayla karşılaşmış bulunuyoruz: Terrjsilciler Meclisi, Avrupa'nın kalkınmasını hedef tutan Marshall plânından yüzde 25 bir eksiltme yapılması teklifini bîr anda kabul edivermiştir. Bu işde son sözü söy-liyecek olan Amerikan Ayan Meclisinin plânı ilk şekliyle alıkoyacağı iddia edilebilir; filhakika Temsilciler Meclisinin kararı nihaî bir karar olmaktan uzaktır. Fakat ne de olsa hâdise, Amerikan umumî efkârında bir dalgalanmanın mevcut olduğunu sarahatle göstermekledir. Halbuki çoğu Avrupa'hlar, bu Atlantik ötesi büyük demokrasi dünyasının, Sovyet emperyalizmi tarafından doğrudan doğruya tehdide maruz kalan demokrat Avrupa İle, prensiplerinde değişmiyen devamlı bir tesanüd siyaseti yapması zaruretine kani bulunuyorlardı. Son olaylar, bü kanaate bağlananlar İçin ne büyük bîr hayal sukutudur!
Bundan böyle meşum düşüncelerin birçok dimağlara yeniden musallat olması karsısında nasıl hayret edebiliriz. Daha şimdiden bazı kimseler Bedeli Smith'in hareketi ile Temsilciler Meclisinin kararı arasında yakınlaştırmalar ve mukayeseler yapmaktadırlar: Acaba, Temsilciler Meclisi Marshall Plânında yüzde 25 gibi bir eksiltme yaparken, Sovyetler'e karsı niyi niyetlerini» isbat etmek mi istemişlerdir.?
Resmî sözcülerin böyle bir tefsiri protesto edeceklerini düşünebiliriz. Fakat yapılacak her türlü tekzipler bu işde hiçbir değişiklik yapamıyacaktır. Endişelerin Milletlerarası umumi efkâra nüfuz etmeğe başladığı bir Kirada itimadı iade etmek için söz kâfi gelmez. Bilhassa karşı ta-rafm en küçük bir huzursuzluğu istismar etmek hususunda tetik davrandığı bir sırada, herkes için müsbet sayılacak, açık ve manalı hareketlere başvurmak icap ettiğini bir daha kaydedelim. Nihayet bu sıralarda Sovyet propagandasının ne dereceye kadar faaliyet göstermekte olduğunu Allah bilir.
Truman'ın kızıl çarlara sert bir ihtarı daha...
Yazan: Abidin Dav'er
14 Haziran 1948 tarihli «Cumhuriyet» İstanbul'dan:
Kaliforniya Üniversitesinin diploma tevzii töreninde bir nutuk söyliyen Mr. Tru-raan Bu fırsattan faydalanarak dünya yüzünde barış, emniyet ve huzurun doğ-ulaşma rasr.i olan Sovyet siyasetini şiddetle tenki,! etmiştir.
Amerikan Cumhurbaşkanının son nutku, Sovyet Rusya aleyhinde bir ithamna-rnedir. Mr. Trumao, dünya milletleri umumî efkârının mahkemesi önünde bir savcı gibi konuşarak Kızıl Carların dünya barış ve etnniyetine, Milletlerarası suİ-kasdleri birer birer teşrih ve tahlil etmiştir.
İkinci Dünya Harbinin son aylarında, Müttefiklerin zaferi elle tutulur hale geldiği ziımtıı kendini göstermeğe başlı-yan Bolşeviklerin ihtiras ve tecavüz politikası, harb bittikten sonra, büsbütün azıtmış, demokrat müttefik devletlerin dünyada barış ve emniyet tesisine matuf her hareketlerini baltalamağa çalışmış ve bu sabotaj gayretlerinde muvaffak da olmuştur.
Avrupa'da harb biteli üç yıl oleluğu halde. Almanya ve Avusturya ile banş halâ askıda ve karanlıktadır. Bu iki memleketi karanlıktan kurtaracak barış güneşinin doğacağını gösteren en küçük biı fecir ışığı bile görünmüyor. Bilâkis Amerikan Cumhurbaşkanının Sovyet Rusya aleyhindeki ithamlarını ortaya attığı gün neşredilen bir rapora göre, Kızılordu'nun halâ silâh altında bulundurduğu, bütün Avrupa'yı Orta Doğuyu ve Akdenizi tehdid ettiği üç milyonluk mevcudun yarısı Avrupa'nın doğusunda, yığmaklar yapmakta ve fırsat kollamaktadır.
Uzak Doğu'da da vaziyet aynıdır. Orada da Japonya'nın teslim olduğu 2 Eylül 1945 tenberi 2 yıl 9 buçuk ay geçtiği halde, henüz barışın lâkısdisı bile yoktur.
Moskova'dan emir olan Çin komünistleri Çin Devletine karşı harbeetmekte ve bir elçabukluğiyle Kora'nm yarısını işgal etmiş olan Kızılordu da fırsat kollamaktadır.
Moskova, hâla Kızılordunun çizmesi altında tuttuğu Doğu Almanya'yı, Doğu Avrupa'yı ve Balkan memleketlerini kı-zıüaştırdfğı gibi, Çekoslovakya'yı da, beşinci kolu yani kendi emrindeki komünist ordusu vasıtasiyle merkezi Avrupa nin kalbgâhına saplanmış bir kızıl hançer halinde elindee tutmaktadır.
Çarlık Rusyasi, Balkanlardaki Slav milletlerini Osmanlı ve Avusturya - Macar İmparatorluklarına kargı, kışkırtmak ve bunları bir ihtilâl ve isyan unsuru olarak kullanmak siyasetini tâkib ederdi. Sovyet Rusya da, aynı politika oyunlarını çarlardan daha büyük bir sıkılmazlıkla tekrarlamaktadır. Yugoslavya'yı İtalya'ya karşı bir silâh olarak kullandığı gibi, Tito'nun kızillaştırdığı bu memleketle beraber Bulgaristan'ı ve Arnavutluğu da, Yunan komünist çetelerinin bir taarruz üssü haline getirmiştir. Sovyetler Birliği, Filistin'e gönderdiği komünist Yahudi'lerle bu küçük memleketi de, Arap milletlerine karşı bir suikasd yatağı haline sokmağa çalışmakta ve burada bir peyk devlet yaratarak hem Doğu Akdenize, hem Orta Doğuya karşı bîr taarruz üssü ele geçirmeğe uğraşmaktadır.
Bolşevik'ler, bütün dünyanın bir barış ve emvıiyût nâzımı olacağına büyük ümid-ler bağladığı Birleşmiş Milletler Derneğini de, 25 defadır kullandıkları vetoları ve diğer sonsuz baltalamalariyle mütemadiyen akamete sürüklemektedirler.
Mr. Truman, Avrupa'nın iktisadî kalkınması yolundaki Amerikan gayretlerine çelme takan Sovyet Rusya'nın bütün bu tecavüz siyasetini ve entrika politikasını, son nutkunda, şimdiye kadar içtinab ettiği bir şiddet ve açıklıkla ortaya koymuş; «dünyada yeniden bir emniyet hissi doğabilmesi için Sovyet Rusya'nın tecavüz ve obstrüksiyon siyasetinin durması lâzımdır» demiştir.
Amerika Cumhurbaşkanı başka memleketleri ilgilendiren meseleler hakkında Sovyet Rusya ile iki tarai'h bir konferans girişmeği kesin olarak reddederken «anlaşmazlıkların halli bahsinde nıevcud ayrılık, Amerika ile Rusya arasında değil, Sovyetler Birliğiyle dünyamn hür devletleri arasındadır" demiştir ki bu, hakikatin tam ifadesidir.
Amerika'nın «Milletlerarası kaideleri nazarı itibara almıyan ve ekseriyetle milletlerarası işlerde tazyik veya dobra dobra tecavüz siyaseti takib eden bir devlet») olduğunu söylediği, Sovyetler Birliğiyleiki taraflı müzakerelere girişmesi hem. kendisini, hem Birleşmiş Milletler Derneğini intihara sevketmekten başka bir mana ifade etmez. «Namuslu» müzakerelere hazır olan Amerika, Sovyet Rusya ile yalnız başına anlaşmanın «namussuzcao görüşmelerle elde edilmiş bir suikasd olacağını ve bunun dünyayı bir Slav -Bolşevik tahakküm ve tazyikma maruz bırakacağını anlamıştır. Böyle bir anlaşma, Amerika'yı kısa bîr zaman için, yeni bir harbe girişmekten korursa da, meydanı boş bulacak olan Bolşevikleri büsbütün azdıracağı için çok geçmeden Amerikan Milleti gene yüz binlerce evladının kanını dökmek ve milyarlarca dolarını harcamak zorunda kalacaktır.
Mr. Trumanin bu nutku, Bolşevik'lere eskilerinden daha sert, yeni bir ihtardır; fakat kanaatimizce gemi azıya almış olan Kızıl çarları gene yola getirenıiyecektir.
Truman'm nutkundaki noksanlar...
Yazan: Anadolu
14 Haziran ÎS48 tarihlî «Anadolu» İzmir'den:
Başkan Truman, yeni ve çok mühim bir nutuk daha verdi. Dün gazetemizin tes-bile muvaffak olduğu bu nutuk, zamanımızın çok ciddî bir açıklaması ve aynî zamanda Rusya'ya yöneltilmiş bîr suçlandırma vesikasıdır.
Truman'm sözlerinin ana hatlarını şu suretle toplıyabiliriz:
— Birleşik
Amerika, hiç bir
kimseye karşı tecavüz! bir emel
beslemiyor, ihti
lafların, müzakere yoliyle
halline katiyetle taraftardır.
(Yani, Rusya'nın bazan
kelime oyunlariyle Amerika'yı harpei olmak ve harp hazırlamakla itham etmesi,
düpedüz, Rusya'nın marifetlerini
maskelemek istiyen bir boş iddiadan
başka bir
şey değildir.)
— Amerika,
Birleşmiş Milletler'le beraberdir
ve onun ekseriyetle vereceği
kararlara razıdır, Amerika'nın bu suretle
açıklamak İstediği cihet
şudur:(Rusya'nın siyasî manevralarına alet olmak ve Rusya'yı tatmin
için dünya milletlerinin ekseriyetinin iradesine karşı gelmek gibi bir
şey beklenmemelidir.)
— Birleşik Amerika münakaşa
mevzuu olan meselelerin kendisi
ile Rusya
arasında karşılıklı olarak müzakeresine asla yanaşmıyacaktır ve bu kapı daîma
Jtpalı kalacaktır. Her mesele, alâkalı milletlerin de
huzuriyle ve ekseriyetin
ve
receği kararlara göre
tetkik ve halledilecektir.
(Amerika demek istiyor ki, başkalarının hak ve menfaatlerini, âdeta gizli bîr pazarlık ve anlaşmayı istihdaf edercesine, kendi aramızda konuşmayız, çünkü buna hakkımız .yoktur.)
4 — Bugüne kadar barışın
gerçekleşeme mesinin tek ve
yegâne müsebbibi ve
âmili Rusya'dır. Hâdiseler, bir seri halinde meydanda duruyor ve cihan umumî
efkârı bunları pek alâ görüyor. (Truman,bu suretle, acı ve elemli bir hal içinde
yaşadığımız şu sözde
harpsiz senelerin en büyük
hakikatini de tekrar ilân ede
rek hem kendi siyasetini her hangi bir
yanlış telâkkiden kurtarmak,
hem de
bütün milletlere Amerikan ve Rus siya setleri arağında ki büyük farkı bir hada
hatırlatmak istiyor.)
Amerika'nın maddî, siyasî ve manevî sahada hürriyet ve barış uğruna yaptığı büyük fedakârlıkları, gösterdiği gayretleri de ihtiva eden bu nutkun her tarafta büyük akisler yapacağından asla şüphe edilemez. Amerika, dünyamızın mukadderatı ve milletlerin istikbali bahsinde kendisine düşen vazifenin ağırlık ve ciddiyetini idrâk etmiş görünmektedir. Bugünkü perişan, karanlık ve tehlikeli şartlar içinde insanlığın en büyük teselli ve ümit kaynaklarından biri de budur.
Ancak Amerika, hâdiseleri yarım tedbirlerle karşılamağa kalkar, meselâ yardım programı üzerindeki son azaltmalar gibi hatalara düşer ve bu hareketiyle bir nevi malûm infiratçılık cereyanın uyandığı kaaaati uyandırırsa, bu ümit ve teselli de kaybolup gidecektir. O takdirde ise, yalnız Avrupa ve Asya milletleri değil, bizzat Amerika da dâvayı kökünden
ve ebediyen kaybetmiş olacaktır, en büyük tehlikelerden de biri budur.
Bizim görüşümüzle dünya, iki yol üzerindedir:
— Komünist ihtilâli.
— Katî bir barış ve güvenlik.
Rusya, konuşmadan çalışmayı tercih etmiş gibidir. Ve hiç durmadan saha, imkân ve fırsat kazanan bir siyaset takip etmektedir. Rusya'nın kendi hesabına mü-kemnıelen idare edilen bu metod, Sovyet nüfuz ve mücadele cephesini, kendi memleketinin hudutlarından çok, pek çok ötelere kadar açmıştır. Bunun da sebebi aşikârdır:
Başta Amerika olduğu halde bütün demokrasiler ve milletler ayni irade kudretiyle ayni çapta bir cesaretle ve yani zamanda harekete geçememişlerdir.
Birleşik Amerika, vasiyetin aldığı şekil üzerine evvelâ Truman Doktrinini, sonra da Marshali Plânını kabul suretiyle mukabil adımlarım atmıştır. Fakat ne çare-ki, yardım programının tatbikatına geçerken Temsilciler Meclisi, programının ihtiva ettiği meblâğın % 26 sini azaltmak gibi akla sığmaz muazzam bir hataya düşmüştür. Bir taraftan Avrupa'nın kal-kinms(smı geciktirecek veya tamamen aksatacak, bir taraftan Avrupa'da demokrasiler cephesinde yer almış kitlelerin nyanevî kudretini ve cesaretini parça parça edecek, bunlara ilâveten de komünist propagandasına geniş ve muvaffakiyet vaitlerİyle dolu bir saha açacak olan bu korkunç ve tehlikeli karar, Amerika'nın harp sonrası politikasında görülen en ağır falsolardan biridir.
Nutuk vesilesiyle bunu tebarüz ettirdikten sonra Truman'm yaptığı konuşmanın mühim bir noktasını da bilhassa işaret etmekten kendimizi alamıyacağız: Rusya, bugünkü tuttuğu yolu terketme-diği, diğer milletlerle işbirliği için elİoi uzatmadığı takdirde ne olacaktır, ne yapılacaktır ve Amerika ne yapılması lâzım geldiği düşüncesindedir? işte bu cihet, nutukta maalesef ne açıklanmış ne de ihsas edilmiştr.
Halbuki bugünkü halin, aynen devamının imkânsız olduğu meydandadır. Milletlerin sabır ve takaü, milletlerin devamlı bir tahribe maruz kalan sinirleri o hale gelmiştir ki, harp kararım da, sulh. kararını da ayni ruh şartlan içinde kargılıya caklard ir. Harp, istenmiyen ve umumiyetle nefret edilen bir hâdisedir şüphesiz, fakat hiç olmazsa, Rusyasız bir dünya sulhuna gitmek imkânı da buhı-namıyacak mıdır? Siyaseten, iktisaden, maddeten, manen tamamen ayrı bir dünya kurmak ve Rusya'yı kendi peykleri ve dâvalariyle basbaşa bırakmak acaba tahakkuku büsbütün muhal bir şey midir?.
Truman'm eöafc itibariyle çok mühim olan nutku, maalesef istikbali görüş bakımından, İşte bu gibi noksanları taşımaktadır.
Seçim arefesinde Amerika...
Yazan: A. Şükrü Esmer
16 Haziran 1948 tarihli «Ulus» Ankara'dan:
Seçim yaklaştıkça Amerikan iç politikasında beliren kararsızlık da ağırlaşmaktadır. Geçmiş iki sene itinde Amerikan Devlet mekanisması çok zor şartlar altında çalışmıştır. Bunun sebebini, Amerikan rejiminin hususiliğinden aramak gerektir, ingiltere'de, Fransa'da ve bizde kabul edilen devlet rejimlerinde icra organı, itimadını haiz oldukça iktidarı muhafaza ederken, Amerika'da Hükümet Meclisin itimadını haiz olmasa, yani Mecliste eka-liyette kalsa bile, iktidardan düşmez. 1946 seçimleri Amerika'da böyle bir vaziyet doğurmuştur: Demokratlar 1932 senesin-denberi her iki mecliste de ellerinde tuttukları ekseriyeti kaybetmişler gerek Temsilciler Meclisinde ve gerek Ayanda ekaliliyette kalmışlardır. Avrupa'da ka-bui edilen usule göre, böyle bir vaiyette Hükümet derhal iktidardan çekilmeli ve yerine Meclisteki yeni vaiyete uygun bir kabine geçmeli idi. Halbuki Amerikan sistemi teşri ve icra organları arasında tam bir ayrılığı kabul ettiğinden, Mecliste Demokrat Partinin ekalliyette kalmış olmasına rağmen, Trumân ve hükümeti işbaşında kalmıştır.
Demokrat Truman, Cumhuriyetçi Kongre ile işbirliği yapmağa çalışmış ve dış politikada Roosevelt zamanında kurulan birlik devam etmişse de iç politikada hükümetle Kongre arasında çatışmalar olmuştur. Kongre Başkanın itirazlarına rağmen, egya fiyatlarının kontrolünü kaldırmak, vergileri indirmek, işçi ile işverenler arasmdaki münasebetleri nizamlamak gibi bir takım kanun lâyikaları kabul etmiş, Truman bunların çoğunu veto etmiş, bu veto neticesinde bazılarının yürürlüğe girmesine mâni olmuşsa da diğerleri vetoya rağmen ikinci defa Meclisten üçte iki ekseriyetle geçmiş ve kanun halini almıştır. Bu vaiyetlerde Hükümet Başkan tarafından Veto edilen kanunların tatbiki gibi ağır bir mesuliyet altına girmektedir.
iki sene içinde dış politika partiler arasındaki mücadelelerin dışından bırakılmıştı. Bu sayede Truman Doktrini, Mars-hall Plânı ve buna benzer birçok tedbirler Kongreden geçmiştir. Dış politikada bu birlik Roosevelt zamanında kurulmuştur. Cumhuriyetçi Parti namına bunu büyük başarı ile yürüten de Ayanın Dışişleri Komisyonu Başkan ı Vandenberg olmuştur.
Fakat seçim yaklaştıkça, iç politikadaki mücadelenin dış politikaya da intikal etmek istidadında olduğu görülmektedir. Seçim arifesinde iç politika mücadelesi son derece sertleşmiştir. Başkan Truman Temsilciler ve Ayan Meclislerini halkın nazarında itibardan düşürmek ve iki sene içinde yapılan yanlışlıkların ve ya-pilmıyan işlerin mesuliyetini bu iki Meclise yükletmek için uzun bir sehay3t yapmıştır. Başkan bu seyehati sırasında bu günkü kongrenin Amerikan tarihinde en kötü bir Kongre olduğunu söylemiştir. Öte yandan Cumhuriyetçi Parti liderleri de Truman'a mukabelede bulunmakta gecikmemişler, bütün suçları Başkanın ve Hükümetin omuzlarına yükletmek istemişlerdir. Hükümetin ve Meclisin, olup biten veya yapılmıyan işlerden dolayı mesuliyeti birbirinin omuzlarına atması, ancak Amerikan devlet sisteminin hususiliği içinde mümkündür.
Dış politikadaki bocalamaların bir sebebi partiler arasındaki mücadele olduğu gi-
bi, bir sebebi de kendi içinde ve hele Cumhuriyetçi parti arasında beliren anlaşmazlıklardır. Cumhuriyetçi Parti ara--sıpda ötedenberl oldukça kuvvetli bir inzivaeılar grupu vardır. Çoğu Orta Amerika'yı temsil eden bu inzivaeılar, Roose-velt'e de zorluklar çıkarmağa çahşmiş-larsa da eski Başkan çok usta bir politikacı olduğundan bunların mukavemetini kırmıştı. Pearl Harbor hâdisesinden sonra büsbütün arka plâna çekilen inziva-cılar zaman zaman mevcudiyetlerini hissettirmeğe çalışmışlar ve seçim yaklaştıkça ağır basmağa başlamışlardır. Inzivacı-1 arııı harp içindeki dostları ve müttefikleri Nazi Almanya iken, tahmin edildiği üzere, şimdi Komünist Rusya'dır. Gariptir M inzivacılar Amerikan halkı arasında en kuvvetli komünist aleyhtarıdırlar. Fakat Amerika'yı Avı-upa işleriyle alâkasız bırakmak yolundaki politikaları, harp içinde Almanya'nın işine elverdiği gibi. bugün de, Rusya'nın işine elvermektedir. Çünkü dün Nazi Al manyasının Avrupa hakkındaki hedef ve gayeleri neyse, bugün komünist Rusya'nın hedefleri de odur. Acaba Amerika yavaş yavaş tekrar inzivaya dönecek mi? Böyle bir sualin cevabı şüphesiz menfidir. Amerikan halkının büyük ekseriyeti, dünya ile işbirliği politikasını benimsemiştir. Ve hole İkinci Dünya Harbinin yarattığı şartlar allında Amerika İçin inzivaya dönmenin gerek kendi memleketleri ve gerek bütün dünya için felâketi davet etmekten başka bir netice vermiyeeeğini Amerika'-Iıların çoğu anlamıştır. Fakat Orta Amerika'nın inzivacı meylini ve ruhunu temsil eden bir ekalliyetin fırsat kolhyarak Milletlerarası işbirliği politikasını baltalamağa çalışması beklenmelidir. Bu çeşit faaliyetin belirtileri bilhassa seçim arifesinde daha sık görülüyor. Çünkü her Kongre azasının ve hattâ Cumhurbaşkanının hor hareketi, bunun seçmenler arasında bırakacağı tesire göre ayarlanmıştır. Seçim arifesinde meydana gelen kararsızlığın hakiki sebebi de budur. Sözün kısası Amearikan iç ve dış politikası seçimin gittikçe ağırlaşan baskısı altına girmektedir.
Amerikada seçim savaşı...
Yazan: Oıner Rıza Doğru!
22 Haziran 1948 tarihli «Cumhuri-yet» İstanbul'dan:
Amerika'nın bu yılına seçim yıh deniliyor. Çünkü Amerika için bu yüm en mühim hâdisesi, gelecek Kasım'da yapılacak olan Cumhurbaşkanı Seçİmidü". Amerika için bilhassa barış yıllarında bu hâdiseden başka bir hâdiseye değer vermek ihtimali son derece uzaktır. Bu yüzden Amerika, bu hâdise ile meşguldür ve Amerikan partilerinin dün akşamdan haşlıyarak namzedlerinİ tayin işine girişmeleri seçim savaşına bambaşka bir önem vermiştir. Dün gece toplanan Cumhuriyet Parti delegeleri seçimleri gerekleşen namzedlerde aranacak vasıflar ve meziyetler üzerinde konuşuyor ve parti delegeleri dünyayı yola getirmek için maddî liderliğe kalmıyarak manevî ve ruhanî İiderliğe de ehemmiyet vermek icab ettiğini söylüyorlardı. Yani Amerika'lılaı-bu sırada Cumhurbaşkanı namzedi iğ İne lâyık olan zatları seçmekle meşgul oluyorlar. Cumhuriyet'te çıkan yazılar ve makaleler de bu bahsi bir hayli aydınlatmış bulunuyor. Fakat bizim burada bahis mevzuu etmek işlediğimiz mesele bambaşkadır.
Bilindiği gibi Amerikan Cumhurbaşkanlığı seçimi, yalnız millî değil, beynelmilel bir chemmiyeLİ de haizdir ve beynelmilel âlem, bu seçimlerin kendi siyasetine ve kendi özleyişine uygun bir şekilde ce-veya netmesini arzu eder. Fakat beynelmilel âlemin siyaseti de karmakarışıktır. Meselâ, Batı Avrupa devletlerinin bu bakımdan arzuları Doğu Avrupa devletlerinin arzularına zıddır. Batı Avrupa, Marsh ali yardım plânını destekliyecck, bu plânın tatbikim kolaylaştıracak ve muvaffakı yetini sağlayacak bir Cumhur-, başkanının seçilmesini ister. Buna mukabil Doğu Avrupa, bu plânı yıkacak, hattâ ortadan kaldıracak bir Cumhurbaşkanının seçilmesini tercih eder. Bu, böyle olduğu için bir Amerikalı mü-şahid son günlerde gayet garib bir mü~ şahedoyi kaydetmiştir. Amerika'lı müşahide göre Sovyet Rusya'da ve ona bağlı olan peyk devletlerde hüküm süren kanaat, Amerika Başkanlık Seçimini Mister Henry Wallace'ın kazanacağıdır. Sovyet-ler'ie Peyk'leri, Wallace'ın seçileceğine o'derece kailidirler ki bu neticeyi emniyet içinde bekliyor ve bu netice sayesinde Batı Avrupa tarafından beslenen bütün iinıidlerin yıkılmasını umuyordu. Halbuki umumiyetle bilindiği gibi Amerika Cumhurbaşkanlığına seçilmesi en az muhtemel olan kimse WaUaee'dir. O halde Sovyet'lerin en zayıf ihtimale bel bağlamalarının sebebi ne olabilir? Gene bir Amerikan gazetesi bunu şu şekilde izah ediyor:
Şayed Amerika seçimlerinde Wallace yenilecek olursa, Rusya, Amerikan seçimlerine hile karıştığını iddia edecek ve mürtecilerin her çareye başvurarak ileri fikirli hakikî demokrat namzedi yenmeğe uğraştığını söyliyerek Amerika'nın müfrit sollarını mahmuzlamak imkânını bulacak.
Tabiîdir ki Amerikalılar bu Sovyet kuruntularına gülüyorlar. Fakat hakikat şu merkezdedir ki Amerika'da seçim faaliyeti canlanmıştır ve dünyanın bütün merakını üzerine çekmiştir.
Amerikada seçim mücadelesi...
Yazan: Prof. Dr. Yavuz Abadan
24 Haziran 1948 tarihli «Ulus» Ankara'dan;
Birleşik Amerika'da Cumhurbaşkanlığı için seçim mücadelesi, Cumhuriyetçi Parti Kongresinin kendi adayını tesbit etmek üzere Philarîelp'hia'da toplanmasiyle en hararetli ve meraklı bir safhaya girmiş bulunuyor. Denebilir ki dünya tarihinde herhangi bir Amerikan Partisi Kongresinin, bunun kadar milletlerarası bii-yük bir önem kazandığı görülmemiştir. Bu geniş ilginin sebebi ise açıktır; Harp sonu dünyasının kaderi ^her zamandan ziyade bugün, Amerikan politikasının alacağı istikamete bağlı bulunmaktadır. Cumhurbaşkanı seçilecek zatın şahsiyeti de,' bu politikanın önümüzdeki dört yıllık seyir ihtimalleri hakkında bir fikir verecektir.
Kasmı ayında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminde, bu defa Cumhuriyetçi Partinin kazanma şansı, bazı bakımlardan daha kuvvetli görünüyor. Esasen Cumhuriyetçi Parti, iki yıl önceki seçimler neticesinde, gerek Ayan, gerek Temsilciler Meclisinde çoğunluğu elde etmiş bulunmaktadır. Ortada bu çoğunluğun yeni seçimlerde değişmesini gerektirecek ciddî sebepler yoktur. Aksine, Demokrat Partinin, onaltı yıldanberi Cumhurbaşkanlığı makamını elinde tutması, halk kütlelerinde bir yenilik iştiyakını kuvvetlendirmiştir. Harp boyunca Sovyetlere mütemadi tavizler yapıldığına dair ısrarla ileri sürülen iddialar, iktidarda vukubu-lacak bir değişikliğe bağlanan ümitleri artırmıştır. Eu yüzden Cumhuriyetçi Parti adayının, müstakbel Cumhurbaşkanı ol-masJ ihtimali oldukça kuvvetlidir.
Philadelphia'da toplanmış olan 1094 delege, bu elverişli durumu fırsat bilerek, adayı, Perşembe akşamına kadar tesbit edeceklerdir. Nevyork Valisi Dewey İle Ayandan Robert Taft arasında çetin ve kuvvetli bir mücadelenin cereyan ettiği anlaşılıyor. Bu iki adaydan hiçbiri gerekli 548 oyu toplayamadığı takdirde Wandenberg ile Stassen'in kazanmaları ihtimali kuvvetlenecektir. Ayan Dışişleri Komisyonu Amerikan dış politikasında gittikçe hakim bir mevki kazanan rolü, son günlerde onun Cumhurbaşkanlığı için aday seçilme ihtimalini kuvvetlendirmiştir. Netice bu gece belli olacaktır. Demokratların kongrelerini 12 Temmuza bırakmış olmaları, Eisenhover gibi halk arasındaki engin şöhretiyle Cumhuriyetçi rakibe karşı koyabilecek bir aday seçme düşüncesinden ileri gelmiş olsa gerektir. Bütün dünya için hayatî önemi haiz olan nokta, Cumhurbaşkanlığına kim vo han-1 gi partinin adayı seçilirse seçilsin, Amerikan dış siyasetinde bir değişiklik olmi-yacağının şimdiden belirmiş olmasıdır. Son olaylar, Henri Wallace'm şansını büsbütün zayıflatmıştır. Bunun dışında, iki ana partinin müşterek müzakeretine dayanan Truman Dokfrinfnin ruh ve esası değişmeden mahfuz kalacaktır. Yeni Cumhurbaşkanının şahsiyeti, nihayet iç politika meseleleriyle dış siyaset usul ve taktiğinde müessir bir rol oynıyacaktır.
Avrupa'y1 ve Uzak Şarkı kalkındırma programını ciddiyetle tatbik lehinde olduğu söylemiş olduğu sözlerden anlaşılmıştır. Adalete dayanan bir barış» dünyaya teşmil etmek; dünyayı yan hür yarı esir milletlerden değil, fakat hepsi de hür ve eşit olan milletlerden kurmak, onun en bellibaşli hedeflerindendir.
Bütün bunlarsa dünyaya ümid ve teselli verecek şeylerdir. Fakat Amerika Cumhuriyetçiler adayının Başkanlığa kolay kolay erişeceğini sanmak, yanhş olur. Çünkü Demokrat Parti de bütün kuvvetiyle çalışacak ve seçimi kazanmak için uğraşacaktır.
Demokrat Parti, Amerika'nın hayatında bir devir açmış, dünya sulhunu kurtarmak için çarelere başvurmuş ve Amerika'ya dünya siyasetinde litlerlik etmek imkânlarını sağlamıştır. Onun da başladığı eseri tamamlamak için Amerika genel oyundan, bir fırsat istiyaceği şüphe götürmez.
Muhakkak olan nokta, Amerika'nın var kuvvetiyle seçim savaşına girmiş olduğudur. Neticeyi şimdiden keşfetmekse kimsenin elinde değildir.
Her ne olursa olsun Amerika'nın artık geri dönmesine ve infirad siyasetini, beynelmilel mes'uliyet yüklenmeğe tercih, etmesine imkân, kalmadığını söylemek mümkündür.
9 Haziran 1948
— Tokyo:
Resmî bir sÜKuün&n bugün bildirdiğine göre idari makamlar komünist yuvaları olmasından şüphe edilen kültür teşkilâtlarına karşı tedbirler almışlardır.
18 Haziran 1948
— Tokyo :
Yetkili Japon çevrelerinden alman ma-10mata nazaran imparator Hiro Hito önümüzdeki Sonbaharda Prens;ıkİ Hito lehine Tahtan feragat edecektir.
İmpartor'uun tahtından feragatinde kâ-kim olan sebeplerin şahsî, manevî ve siyasî mahiyette olduğu zannedilmektedir. Şahsî sebepler Imparotr'un uzun zaman-danberi "inzivaya çekilmeyi» tercih etmekte olmasından manevî sebepler, Japon'ların gözünde harp devresinin timsali olan İmparator'un bu hareketiyle yeni bir barış devresinin başlangıcına İşaret edeceği tarih olarak Mac Arthur'un Japonya'dan hareket edeceği tarihi seçecektir.
21 Haziran 194S
— Tokyo:
Mevsimin ilk şiddetli yağmurları yüzünden bugün Tokyo civarında binlerce hektarlık ekili arazîyi su basmış ve bin kişi evsiz barksız kalmıştır.
— Tokyo:
Yağan şiddetli yağmurlar su taşmalarına sebep olmuştur. Ölenlerin çoğu su altında kalmıştır. Damlara çıkan halk yardım beklemektedir.
28 Haziran 1948
Tokyo:
Öğleden sonra Orta Japonya'da vuku bulan şiddetli yer sarsıntısı yüzlerce insanın ölümüne ve binlerce evin yıkılmasına sebep olmuştur.
Sarsıntılardan sonra husule gelen muazzam deniz dalgalan Orta Japonya'da bulunan şehirlerden çoğunu silip süpürmüştür.
İlk tahminlere göre bin kişi ölmüş ve yüz bin kişi de açıkla kalmıştır. Tokyo'ya gülen diğer haberlere göre içinde yolcu bulunan en az iki tren çok ağır hasara uğramış t.-r. Sarsıiııtınm merkez Üssü Nagoya'nm tahminen 110 kilometre Kuzey Batısında bulunmaktadır. Kuzey - Batıda Kukui'deki Hükümet makamlarından alınan haberlere göre deprem bölgesinde şiddetli yangınlar çıkmıştır.
Japonya bütün tarihi boyunca büyük felâketlere sebep olan yer sarsıntılarına uğramıştır, 1946 da vukua gelen son büyük deprem 1026 kişinin ölümüne, 1030 İnsanın yaralanmasına ve yüz bin kişinin açıkta kalmasına sebep olmuştu. Shi-kofcu Adasında bulunan Nakamura şehrî ati e ta tamamen harap olmuştur. 1923 de Japonya'da vukua gelen en şiddetli yer-sarsıntısında 143 bin kişinin öldüğü ha-1 ırlardadır,
29 Haziran 1948
— Tokyo:
Buraya gelen son haberlerden öğrenildiğine göre, Orta Japonya'daki son depremde 5.000 kişi Ölmüş ve yaralanmıştır. En büyük hasara uğrıyan ve halâ yarımakta olan Fukui gelirine Amerikan yardım ekipleri gönderilmiştir.
—Tokyo:
Bugün ingiliz, Amerikan ve Japon kurtarma ekipleri Fukui şehrinde faaliyetle çalıştıkları sırada Japonya'nın Kıtsey Bat» kıyıları yeniden on iki depremle sarsılmıştı]-.
Fukui şehri Emniyet İdaresi ölü ssyısının iki bin 860 ve yaralıların yedi bin
113 kişi olduğunu bildirmiştir. Yıkılan evlerin sayısı 30 bin 450 dir.
Güneye Doğru ilerlemekte ve merkezî Çin'deki kuvvetleri ile birleşmeye çalışmaktadırlar.
Hükümet sözeÜİtriııden birisi, her iki tarafın da üstün çıkmak için muazzam kuvvetler toplamış oldukları bugünkü harekâtın Çin'in, kuzey doğusunda bulunan geniş bir bölgenin mukadderatını tayin ' edeceğini söylemiştir.
15 Haziran 1948
— Malikin :
Bugün Yunan Parlâmentosunda demeçte bulunan Çin Başbakanı Won-wen-hag Çin'in Sovyet Rusya ile olan münasefeı-finin gergin olduğunu, bu gerginliğin 1.945 senesi Ağustosunda aktedilen muahedenin dört esaslı maddesine Sovyet Rusya tarafından riayet edilmemesini!en İleri geldiğini bildirmiştir.
Demecinde devam eden Başbakan, Sovyet Hükümeti nebinde yapılan mükerrer protestoların cevapsız kaldığını belirttikten sonra Sovyet Rusya ile Dostane münasebetlerin yeniden tesis edilebileceği hakkındaki ümitlerini belirtmiştir. 1945 senesi Ağustos ayında aktedilen muahedenin dört esaslı maddesi şunlardır:
1 — Maneurl'de bulunan bütün Sovyet kıtalarının geri çekilmesi.
2 — Sovyet Rusya'nın Sinkiang İlinde müdahele-lerde bulunmaması.
3 — Dij Moğolistan'a lam bir bağımsızlık babsi.
4 — Çin Hükümetine karşı gelen kuvvetlere herhangi bir yardımda bulunulmaması.
17 Haziran 1948
— Nankin :
Cin Hükümet kıt'alsrı dün Hu-Pei eyaletinde giriştikleri bir karşı taarruzla komünistlerin Hang - Tan bölgesindeki ünemli kömür madenlerini hedef tutmakta olan büyük taarruzlarım durdurmuşlardır.