OLAYLARIN TAKVİMİ.


1 Ocak 1952

— İstanbul:

Yılbaşı gecesi şehrimizde pek eğlenceli, fa­kat hiçbir taşkınlığa sebep olmadan geç­miştir. Muhtelif eğlence yerleri sabaha ka­dar açık kalmıştır.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü her türlü tedbiri almış bulunduğundan yılbaşı gece­si sadece normal zabıta vukuatı cereyan etmiştir. Muhtelif zabıta ekipleri sabaha kadar şehrin bütün semtlerini ve eğlence yerlerini kontrol etmişlerdir. Müdüriyetten yılbaşı gecesi için tanzim edilen misafirha­neye sadece kendini bilmeyecek derecede sarhoş bulunan S misafir kabul edilmiştir.

İstanbul Emniyet Müdürü Kemal Aygün, bu sabah Anadolu Ajansına aşağıdaki ma­lûmatı vermiştir:

Yılbaşı günü ve gecesi şehrin en az vaka olan günlerinden birini geçirdik. Asayişe müessir hiçbir hâdise kaydedilmemiştir. Yalnız günlük âdi zabıta vukuatı cereyan etmiştir. Vatandaşlar sabaha kadar neşe ve vekar içinde eğlenmişlerdir. Bu eğlen­celerinin bozulmaması için âmir ve memur bütün arkadaşlarım sabaha kadar vazife başında kalmışlardır. Neticeden çok mem­nunum. Yılbaşı geceleri başka memleket­lerde gerek zabıta, gerek seyrüsefer vaka­ları yekûnu neşeyi bozacak derecede ka­barık olur. Hamdolsun dün gece ne polis, ne de seyrüsefer vakası olarak tek bir ölüm dahi kaydedilmemiştir.

 

2 Ocak 1952

— Ankara:

Yılbaşı münasebetiyle Kore'deki Türk Si­lâhlı Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Na­mık Argüç'ten Millî Savunma Bakanı Hu­lusi Köymen ile Genelkurmay Başkanı Or­general Nuri Yamut'a gelen tebrik mesaj­ları ile bunlara verilen cevaplar aşağıda­dır:

Millî Savunma Bakanlığına

Ankara

Türk Silâhlı Kuvvetleri. Birleşmiş Millet­ler safında dünya barışını korumak için, yurdun çok uzağında 1952 yılını idrâk ederken yurdumuz, milletimiz ve ordumuz için en iyi temennilerini yüksek şahsiyeti­nize arz etmekle bahtiyardır. Tuğgeneral Namık Argüç

Türk Silâhlı Kuvvetleri Komutanlığına

Kore

Türk ordusunun her yerde, her zaman ve her türlü şartlar altında, kendisine düşen vazifeleri şerefle başaracağım cihana bir kere daha ispat etmiş olan kahraman Tugayımızın bütün mensuplarına yeni yılın da uğurlu olmasını temenni eder, karşılık olarak, sağlık ve başarılar diler, sevgilerimi sunarım.

Millî   Savunma   Bakanı H.  Köymen

Genelkurmay  Başkanlığına

Ankara

Türk Silâhlı Kuvvetleri, Birleşmiş Milletler safında dünya barışını korumak için yur­dun çok uzağında, 1952 yılını idrâk eder­ken, yurdumuz, milletimiz ve ordumuz için en iyi temennilerini yüksek şahsiyetinize arzetmekle bahtiyardır.

Tuğgeneral Namık Argüç

Türk Silâhlı Kuvvetleri Komutanlığına

Kore

İnsanlık hak ve hürriyeti uğrunda. Birleş­miş Milletler safında uhdesine düşen göre­vini sadakat, feragat ve üstün başarılarla yapan kahraman Tugay mensuplarının ye­ni yıllarını kutlar, başarı dileklerile sevgi­lerimi sunarım.

Geneîkurmav   Başkanı

Orgeneral Nuri Yamut

— Edirne:

Türk - Bulgar hududunun, malûm sebep­lerle, S Kasım'dan itibaren kapatılması ü-zerine 1500 kadar göçmen soydaşımızın Bulgar arazisinde hudut istasyonu Svilengrad'ta kaldıkları anlaşılınca. Hükümeti­miz, malını mülkünü bırakıp yola çıkan bu göçmenleri sefil vaziyetten kurtarmak üzere, hududun kapalı olmasına rağmen Türkiye'ye kabul etmeğe hazır olduğunu Bulgar hükümetine bildirmişti. Fakat Bulgarlar göçü keyfî bir surette durduran son kararlarını müteakip bu İnsanî talebi­mizi de reddetmiş ve bahis konusu Türkleri geri dönmeye icbar eylemişlerdir.

Filhakika, inanılır bir kaynaktan öğrendi­ğimize göre, Bulgar makamları evvelâ kendi emirlerindeki iki hususî propagan­da ajanını Svilengrad'a yollayarak Türki­ye'ye gelmek Üzere orada toplanmış olan göçmenlere: «Bakın sizi Türkler kabul et­mek istemiyorlar. Eski yerlerinize dönü­nüz» şeklinde propaganda yaptırmışlar, fa­kat bu sözleri kimse dinlememiştir. Bunun üzerine, göçmenler «Eğer dönmezlerse aç­lık ve soğuktan ölecekleri)) yolunda sözlerle tehdit edilmişlerdir. Bu tehditten de bir netice alınamayınca. Bulgar milisi kadın, çocuk bütün bu göçmenleri hazır duran vagonlara, dipçik ve süngü ile zorla dol­durup geri nakletmiştîr. Göçmenlerin elle­rinden pasaportları   da  toplattırılmıştır.

— Ankara:

Bütçe Komisyonu bugün öğleden ev­vel ve öğleden sonra yaptığı iki toplantıda   Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin tetkik ve müzakeresine devam etmiştir.

Bundan evvelki celsede Bakana tevcih e-dilen muhtelif sual ve temennilere karşı Bakan ayrı ayrı cevap vermiş ve ezcümle şunları söylemiştir:

Büyük istidatlar olan İdil Biret ve Suna Kan:ın hususî bir ehemmiyetle yetiştiril­mesine dair hazırlanan ve hâlen mevcut bulunan kanunun tâdil ve ikmal etmek su­retiyle büyük istidat gösterecek bütün ço­cuklarımıza şamil olacak bir kanun haline getirilmesi  üzerinde duracağım.

Öğretmenin azlığı bir realitedir. Fakat bu azlık daha ziyade öğretmen maaş kadroları­nın kifayetsizliğinden gelmektedir. Geçen sene iki bin öğretmen vazifeye alınmıştı. Bu sene iki bin yeni mezun öğretmen da­ha kadroya alınacaktır. Ayrıca bir kadro kanunu hazırladık. Bunu da yakında Mec­lise getireceğiz. Kadrosuzluk yüzünden terfi edemiyen öğretmenlerin terfii de bu kadro kanunu ile halledilecektir.

Birçok arkadaşlar yabancı lisan meselesine temas ettiler ve okullarımızda gerektiği şekilde lisan öğretilmediğini işaret buyur­dular. Bu hususta daha iyi neticeler almak için lisan derslerinin müfredat, kitap, metod ve öğretmen mevzuları üzerinde duru­yoruz. Ancak herşeyerağman okullarımız­da yabancı dillerin tam surette öğretil­mesine imkân görmüyoruz. Bu hususta ayrı ve hususî tedbirler almak, teşebbüsler yapmak lâzım geliyor. Bu kanaatla Anka-rada Türk Eğitim Derneği Lisesini bir Türk Koleji haline getirmek için dört beş senedir devam eden müracaatları müsbet bir şekilde karara bağlıyarak gereken mü­saadeyi vermiş bulunuyoruz. Simdi bu lisede tam bir Kolej tedrisatı yapılmakta­dır. Bu iyi neticeler verdikçe bu çeşit Türk kolejlerini  çoğaltmak düşüncesindeyiz.

Ayrıca lisan derslerinin saatlerini fazlalaştırmak isteyen hususî liseleri de mümkün mertebe teşvik etmeği favdalı buluyoruz.))

Bakan bundan sonra Fullbright hesabına Amerika'ya gidenlerin Vekâlet erkânından olduğu İddiasının doğru olmadığını. Ame­rika'ya gidenlerin isimlerini birer birer okumak sureliyle göstermiş ve artık daima su başında bulunanların faydalanması zihniyetinin kalktığını belirtmiştir.

Köy okulları  inşaatı üzerinde de duran Bakan sözlerine şöyle devam etmiştir: «Bugüne kadar yalnız Ağrı, Urfa ve Mardîndeki    bası  inşaatta suiistimal    olduğu bildirilmiştir.   Üzerinde   büyük   bir   hassaayetle durduğumuz bu münferid hâdise­lerin dışında okul inşaatımız memnuniyet vericidir.

Terimler bahsine gelince: Bilhassa felse­fe terimlerinde sıkıntı çekildiği aşikâr­dır. Biz bu işi tamamıyla bir ilim mesele­si olarak mütalâa ettiğimiz için Üniversi­telerimizin salahiyetli şahıslarından mü­rekkep bir komisyona bıraktık. Komisyo­nun çalışmaları yakında tamamlanmış olacaktır. Yine salahiyetli kimselerin iştira­kiyle 7 Ocakta yapacağımız toplantıda bu çalışmaların neticeleri katî olarak tesbit edilecek ve bu suretle terim meselesi de halledilmiş olacaktır.

Bazı arkadaşlarımız öğretmen okullarına da temas ettiler. Bizce Öğretmen. Millî Eği­tim meselelerimizin temeli ve ana da­vasıdır. Bu bakımdan öğretmen okulları­nın üzerinde büyük bir hassasiyetle duru­yoruz ve seviyelerini gittikçe yükseltmek için çalışıyoruz. Köy Enstitülerini birer öğretmen okulu haline getirmek zihniye­tiyle hazırladığımız kanun da pek yakın­da Meclise sunulacaktır, imtihan bahsinde konuşan arkadaşlarla ayni fikirdeyim. Tatbik edilen sistemin sa­kat tarafları vardır. Tam bir şekilde ob­jektif değildir. Bunun üzerindeki çalışma­larımız devam ediyor. Şimdiden talebenin mukadderatını çektiği üç suale bağlıyan tarzı kaldırdık. Bir ders yılının üç kanaat yerine iki kanaat dönemine ayrılması üze­rinde de duruyoruz.

Umumiyetle müfettişlik mekanizmasının gerek işleyiş, gerek zihniyet bakımından matlûba uygun olmadığını görerek bunu geçen senedenberi ele almış bulunuyoruz. Gerek muhtelif yerlerde öğretmenlerle yaptığımız toplantılarda, gerek müfettiş arkadaşlarla yaptığım konuşmalarda bu mevzu üzerinde hassasiyetle durdum. Bu hususta yaptığımız müteaddit tamimler de vardır. Kısaca şunu söyleyeyim ki, bİ2 müfettişi her şeyden evvel öğretmenin yar­dımcısı ve yol göstericisi olarak kabul edi­yoruz. Müfettiş yıkıcı değil, yapıcı ola­caktır. Bu husustaki zihniyet ve anlayışımız yeni teşkilât kanununda da hâkimdir.

Avrupa talebe müfettişliği meselesine ge­lince: Bakanlık bu müfettişliğin lüzumuna kanidir. Ecnebi memleketlerdeki yüzlerce çocuğumuzu şüphesiz sahipsiz ve kontrol­süz bırakamayız. Yeni tayin ettiğimiz mü­fettişlerin bu vazifeyi gerektiği şekilde ya­pacaklarından eminiz.

Leylîlik ve burslu öğrenci meselesine de temas eden Bakan, bu mev2uda da şunları söylemiştir :


«Öğretmen okullarının leylî olması lâzım­dır. Çünkü, memleket çocuklarını elleri­ne teslim edeceğimiz kimselerin büyük bir dikkat ve itina ile yetiştirilmesi zarureti bunların her hareketini de gözönünde bu­lundurmağı icap etmektedir. Burslu Üni­versite öğrencilerinin de içinde bulunduğu öğrenci yurtlan bugün bizi memnun ede­cek halde değildir. Bunun üzerinde duru­yoruz. Ancak mecburî hizmet karşılığı okutmak sisteminden de ayrılmak volunu tercih ediyoruz. Öğrenciyi borçlandırmak suretiyle okutmak için bir fon sermaye kanunu hazırladık. Bu suretle fakir fakat çok müsait memleket çocuklarının okutul­ması da temin edilmiş olacaktır.

Memlekette okur yazar adedini arttırmak için ilköğretim seferberliği ilk merhaledir. Fakat bu hususta temeli halk eğitimi teş­kil edecektir. Bu düşünce ile yeni teşki­lât kanununda da tesbit ettiğimiz gibi halk eğitimi üzerinde geniş bir surette duruyoruz.

İktisadî, ziraî kalkınmamız, yol işlerimiz için gerekli teknik elemanları yetiştirmek gayesiyle Bayındırlık ve Tarım Bakanlık­ları ile işbirliği yaparak muhtelif kurslar aç­tık. İlerde bu kursların adedini arttırarak isteklere cevap verecek hale geleceğiz.

Kimsesiz çocukları yetiştirmek için bu yıl bütçeye 1.5 milyon lira konmuştur. Hâlen Yetiştirme Yurtlarında 1540 kimsesiz ço­cuk okutulmaktadır. 488 tanesi ise sıra beklemektedir. Gelecek yıl ise 2000 çocuk korunabilecektir.

Okul kitapları gittikçe iyiye doğru gitmek­tedir. Evvelâ tek kitaptan serbest kitaba geçilmesi esas itibarile çok iyi olmuştur. Bunun faydaları aşikârdır. Fakat, şüphesiz bu sistemin ilk yıllarda, kitapçılarda ara­nan kitabın zor bulunması gibi bazı sıkın­tıları olacaktır. Lâkin şunu da söylüyelim ki. yaptığımız tetkiklere göre bu sene okullar açıldıktan hemen on gün sonra öğrencinin yüzde 95 i kitabını almış bu­lunmaktaydı. Son günlerde kitap tâbüerile yaptığımız bir konuşmada ders yılından evvel Millî Eğitim Bakanlığı yaymevleri-ne külliyetli miktarda kitap teslim etme­lerine dair bir anlaşma yaptık.

Talim Terbiye heyeti Bakanlığın en esaslı bir rükündür. Yeni hazırladığımız Teşkilât kanunu tasarısında bu heyetin vazifeleri ve teşkili hakkında sarih maddeler vardır. . Heyet, ilkokuldan başlıyarak muhtelif ka­demelerdeki öğretmen ve profesörlerden teşekkül edecektir. Talim Terbiye heyeti, ele aldığı meseleleri tetkik edecek ve ye­rine göre bazen de ilim adamlarına tetkikettirecek ve' ona göre bir neticeve bağlı­yacaktır. Heyetin, Bakanların tesirinden uzak kalması için her türlü tedbir yeni tasarıda derpiş edilmiştir.

Ahlâk Kongresi «Türkiye öğretme Der­nekleri Millî Birliği» nin tertip ettiği bir kongredir. Bakanlık bunun için herhangi bir kimseyi celbetmemiştir. Bu Kongrede ileri sürülen fikirlerin içinden faydalı bul­duklarımızı seçerek tatbikata arzetmekteyîz.

Bİz Bakanlık olarak kız Enstitülerini müm­kün olduğu kadar arttırmak kararındayız. Ayrıca, Köy kurslarından da köylümüz çok istifade etmektedir. Bu yıl 95 gezici köy kursu yanında kasaba ve kovlerde 50 gezici kadın kursu açacağız. Bu suretle kız Enstitüleri ve kurslar vasıtasiyle mem­lekette örnek aile tipi kadını yetiştirece­ğimize inanıyoruz.

Yeniden okul açma hususunda geçen sene nasıl Doğuyu Ön plânda tuttuksa bu sene de yine ön plânda tutacağız. Ayrıca, bu bölge için Sanat Enstitüleri mevzuunu da ele almış bulunuyoruz.

Doğu Üniversitesi mevzuu Demokrat Par­ti programında hususî bir yer işgal ettiği gibi hükümet programında da vardır. Bu bir zaruretin ifadesidir. Doğunun maddî kalkınması yanında fikrî kalkınmaya da ihtiyacı vardır. Biz Bakanlık olarak bu mevzuda ilmî olmaya, ilmî düşünmeye ih­timam göstererek mevcut üç Üniversiteden 5 şer Profesör istedik ve bu konuda tet­kikler yaparak bize bir rapor vermelerini rica ettik. Heyet Doğunun birkaç Vilâye­tinde tetkikler yaptı, Bakanlıklardan istatistikî bilgi aldı ve İstanbul'da muhtelif toplantılar yaparak hususları birleştir­meye çalıktı. Bugün elimizde bu heyetin hazırladığı bir proje vardır. Asıl tafsilât­lı raporu önümüzdeki günlerde verecekler.

Tafsilâtlı rapor gelince hükümet olarak tetkik edip tatbik imkânlarını arıyacağız ve Meclise gerekli kanun tasarısını sevkedeceğiz. O vakit bütçeye de icabeden tah­sisatı koyacağız. Ben katî olarak ifade edeyim ki biz bu Üniversite kurulması za­ruretine inanıyoruz. Biraz geç kalışımı­zın sebebi daha mükemmel, daha iyi ve daha sağlam olmasını temin içindir.

Hakikaten bugün okullarımızın öğre­tim vasıflan çok noksandır. Bu eksikleri birden tamamlamak imkânı ise yoktur. Ancak 3-5 senede tamamlayabileceğiz. Bu malî yıl içinde 100 ortaokulu noksansız olarak teçhiz ettik. Önümüzdeki yıl için de aynı  miktar  okul   teçhizatlandırılacaktır.

Avrıca bu yıl birkaç lisenin de noksanları tamamlanacaktır.

Yüksek Ticaret okulunun teknik tedrisata bağlanmasına kani değiliz. Bu okulu vüksek tedrisat bünyesinde mütalâa etmek lâzımdır. Yalnız memleketimizin ticarî ve iktisadî inkişaflarını gözönünde tuta­rak daha iyi bir müessese haline getiril­mesi zaruretine inanıyoruz.

Geçen seneden beri ilkokulların 4 ve 5 in­ci sınıflarına din derslerini koymuş bulu­nuyoruz. Bu işe yeni başladığımız için belki biraz noksanlarımız var. Fakat ileri­de bunun kendiliğinden kalkacağını tahmin ediyoruz. Liselerde din derslerine yer verilmesine taraftar değiliz. Ortaokulların bir ve İkinci sınıflarında okutturulması için düşünüyoruz. Henüz tam bir kanaate varmış değiliz. İmam - Hatip okullarının açılması zaruretine kaniiz.. Çünkü Türk milletine hitap edecek olgun, kültürlü ha­tip ve imamların yetişmesini arzu ediyo­ruz. Bu okullar için hazırladığımıız kadro kanunu meriyete girince daha fazla inkişaf edeceklerini ümit ediyoruz. İlahiyat Fa­kültesinin Dekan ve Profesörleri ile yap­tığımız temas neticesinde birinci sınıfı ihzarı hale getirdik ve programında da gerekli değişiklikleri yaptık.

Konservatuvara rağbet bazılarının söyle­diği gibi az değil bilâkis fazladır. Bu sene 101 öğrenci var. Ancak, buradaki tedris usulü tek tek çalışmayı İcap ettirdiğinden bina kâfi gelmemektedir. Avnı zamanda müracaat eden Öğrenciler sıkı bir imtiha­na tâbi tutularak istidatlı olanlar seçili­yor. Bu bakımdan mevcut Öğrenci sayısı az görünüyor. Hattızatmda az değildir.

Ayırdığımız mütevazı tahsisatla eski eserlerden  tamire en  çok muhtaç olanları ve âcil olanları tamir etmek yolundayız. Ne ] yazık ki daha fazla tahsisat ayırmak şimdilik imkânsızdır. Müzelerimiz için de bü­yük bir bina yaparak eserleri orada teşhir etmek  yerinde  olur.    Yalnız buna  bütçe imkânları müsait değildir. Siyasal Bilgiler Fakültesi gibi bazı Fakülte ve okullara arkeoloji  dersleri koymanın faydalı olacağı kanaatindeyiz.

Tercüme Bürosu, çalışmalarına devam et­mektedir. Bu yıl 28 eser neşretmiş bulu­nuyoruz. Biraz az oluşu eserlerin daha ha­cimli oluşundan da ileri gelmektedir. Dün­ya klâsikleri yanında Öğretmenlerin bilgi­lerini arttıracak meslekî vayınlarla genç­lerimize ve milletimize kendi eserlerimizi tanıtmak gayesile bir de «Türk kültür eserleri» almış bulunuyoruz. Yeni hazırladığımız Teşkilât Kanununda Tercüme Bürosu müstakil ilmî bir büro, haline girmektedir.

Bu sene bütçeye konan iki buçuk milyon lira ile gerekli yerlerde sanat okulları aça­cağız. Esasen 75 milyon lira ile on sene­de tamamlanmak üzere bir sanat okulları inşası programı vardır. Ancak bunu fay­dalı ve müsmir olacak şekilde tatbik ede­ceğiz.

Bu konuda Unesko ile mesai birliği yapı­yoruz. Hatta bu husus için Viyana'dan bir Profesör geldi. Gerekli incelemelerde bu­lundu. Mütehassıs elemanlar yetiştirdi. Di­ğer taraftan bîr öğretici filmler merkezi kurduk ve 16 bin metre film hazırladık. Ayrıca elektriksiz yerlerde petrol lamba­ları ve lüks lâmbalarla gösterilebilecek filmler de yaptık. Yalnız Sanat Enstitü­lerinde radyo yapmak büyük bir fayda sağlamaz. Bu iş için ayrıca teşkilât kur­mak lâzım ki bu da her şeyden evvel bütçe meselesidir.

Liselerin kimlerin karariyle açılacağına dair Yeni Teşkilât Kanununda maddeler vardır. Liselerin açılması büyük külfetlere mal olmaktadır. Bu itibarla bu sene ancak üç Lisenin birinci sınıfları açılacaktır.

Bakanlık hiç bir zaman tereddüt içinde de­ğildir. Her gün yeni merhaleler katetmekte ve yeni yollar aramaktadır. Yeni yolların aranması bütün dünya milletlerinin müş­terek derdidir. Ana mevzularda aldığımız kararlan cesaretle tatbik etmekteyiz. Ye­ni hazırladığımız Teşkilât Kanunu geldiği zaman hangi mevzularda neler düşündü­ğümüzü ve ne gibi kararlara vardığımızı daha vazıh bir şekilde göreceksiniz.

Bakan bundan sonra muhtelif konuları ayrı ayrı ele' alarak izah etmiş ve Bakan­lığın hiç bir .surette mütereddit olmadığı­nı  delillerle  ortaya koymuştur.

Bakanın bu beyanatını müteakip. Millet­vekilleri konuşmalarına devam etmişler­dir.

Kenan Akmanlar, Üniversiteye giriş imti­hanı olduğu veçhile, olgunluk imtihanının lüzumsuzluğu üzerinde durmuş ve din ted­risatının asıl gayesinin ahlâk tedrisatı ol­ması lâzım geldiği fikrini ileri sürmüştür. Feridun Ergin, Avrupa ile temasımızın her gün biraz daha artması dolayısı ile lisan tedrisatına ehemmiyet verilmesi gerektiği­ne işaret etmiş, liselerde steno gibi pra­tikte lüzumlu olan derslerin de verilmesini temenni etmiştir.

Fethi Çelikbaş da yabancı dil meselesine temas etmiş ve 59 lisemizden hiç olmazsa üç tanesinde yabancı dil tedrisatına kuv­vet verilmesini istemiştir.

Remzi Oğuz Arık da, tasarısı hazırlanmak­ta olan Teşkilât Kanununun ehemmiyetini belirtmiş ve talebenin tatillerini boş ge­çirmekte olduğuna tekrar temas etmiştir. Doğu Üniversitesi mevzuunda da. yapıla­cak ilk' işin. bu Üniversitenin nerede, ne zaman ve nasıl kurulacağının değil, bugü­nün şartları içinde kurulmasının elzem o-lup olmadığının kararlaştırılması olduğunu ileri sürmüş ve Beden Terbiyesinin mektep­lerde ihmal edildiğini ilâve etmiştir..

Behzat Bilgin, bugün ilk öğretim çağın­daki çocukların yüzde 51 inin okula gitti­ğini, geri kalanları da okutacak kadar mektep yapmak lâzım gelirse 20.000 ilk okulun daha inşa edilmesi gerektiğini, her sene 500 okut yapıldığına göre ilk öğre­tim dâvasının halli için bir asır beklemek icap edeceğini söylemiş ve 650.000.000 liraya ihtiyaç göstererek 20.000 okulun inşasının on senelik bir plân dahiline alın­masını istemiş ve kaldırılan yol vergisi yerine vatandaşın geliri derecesine göre konulacak âdil bir İlk Öğretim vergisi ile senede 65 milyon lira sağlamak suretile bu işin halledileceği fikrini ileri sürmüştür. Bu teklifin vergiler müzakere edilirken na­zarı   itibare   alınmasına  karar  verilmiştir.

Cemal Köprülü, hususî liselerin artması temennisinde bulunmuştur.

Şefik Bakay; lise ve orta okullarda güzel yazı yazmak için verilen derslerin kifayet­siz olduğunu söylemiş, lisan meselesine de temas ederek Avrupa lise ve üniversitele­rinde bu meselenin talebe mübadelesi su­retile halledildiğini, bizim de bunu yapıp yapamayacağımızı  sormuştur.

Hadi Hüsmen, Operada çalışan sanatkârla­rımızı ecnebi memleketler tarafından cel-bedilmelerine mâni olmak için verilen pa­raların arttırılmasını temenni etmiştir.

Fikret Başaran, öğretmenlerin terfi işleri düzgün gittiği takdirde, millî eğitim saha­sında bir ilerlemenin müşahede edileceğine emin olduğunu söylemiştir.

Reşat Şemseddin Sirer de, teknik Öğreti­min ehemmiyeti üzerinde durmuş ve ev­velce, san'at enstitüleri pahalıya çıktığı için orta mekteplerin yapıldığını, eskiden kalma bir âdet olarak da her okuma yaz­ma bilenin memur olmaya heves ettiğini, memleketin sanatkâra ve müstahsile ihti­yacı olduğu veçhile, sah'at enstitülerine ehemmiyet verilmesi gerektiğini anlatmış­tır.

Milletvekillerinin konuşmaların] müteakip. Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri, tekrar söz alarak yeni tatbik edilen bir dersten kalan talebelerin kaldıkları dersten borçlu olarak bir üst sınıfa devamlarının geçen sene yüzde altmış iki netice verdiğini söy­lemiştir.

Bakan. Millî Eğitim bütçesinin her sene artmasının zarurî olduğunu belirterek de­miştir ki:

«Meselâ, bütçemizde 100 küsur milyon lira ilk öğretime aittir. İlk öğretim dâvasının halli için, henüz yolun varışında olduğu­muza göre. bu tahsisatın yavaş yavaş ar­tarak nihayet bu günkünün iki misline çık­ması zarureti vardır.»

Devlet Tiyatrosu tahsisatına temas eden Bakan, sorulan bazı suallere de cevap ola­rak artistlerimize verilen paranın, diğer memleketlere nisbetle cok az olduğunu, bu şene ancak kısmen kendilerini tatmin edebilme ve inkişaflarını sağlavabilme ba­kımından biraz daha imkân bulunduğunu ve bunun bütçede de yer aldığını belirt­miştir.

Bakan. Galatasaray Lisesine dair sorulan suale de cevap vererek bu Lisede tedrisatın eskisi kadar kuvvetli olmadığını, fakat se­çen yıl alman tedbirlerle tekrar eski ve­rimli ve feyizli seviyesine ulaşması yolun­da çalışıldığını ifade etmiştir.

Sorulan bir çok suallere daha evvelki ko­nuşmalarında cevap verdiği için tekrar kı­saca teyid yolunda işaretlerde bulunduktan sonra Tevfik İleri sözlerini bitirmiştir.

Bütçe Komisyonu, yarın sabah saat 10'da toplanarak Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi­nin tümü üzerinde müzakerelere devam edecektir.

3 Ocak 1952

— Ankara:

Libya'nın istiklâli münasebetivle Cumhur­başkanımız ile Büyük Millet Meclisi Baş­kanı Refik Koraltan tarafından Birleşik Libya Devleti Meliki celâletmeap Muham-med İdris El Mahdi Es Sunusi Hazretleri­ne, Başbakan Adnan Menderes ve Dışiş­leri Bakanı Profesör Fuad Köprülü tara­fından da Libya Başbakanı Ekselans Mah-mud Muntasere 24 Aralık 1951'de çekilip metinleri o zaman neşredilmiş bulunan teb­rik telgraflarına alınan cevapların metni gıdadır:

Türkiye Cumhurbaşkanı

Fahametlû Celâl Bayar Hazretlerine

Ankara

Zatı fahimanelerinin irsal buyurdukları telgrafname. nefsim için en güzel ve mü­essir iltifat olmuştur. Zatı fahimanelerinin tebrik ve yüksek temennilerine sonsuz şük­ranlarımı arzetmekle cidden bahtiyarım. Libya'nın müstakil ve hür bir devlet ol­ması ile eskiden beri iki milleti bağlayan dostluk bağlarının şimdi daha ziyade kuv­vet bulacağı muhakkaktır. Bizim insanlık ve dünya sulhu için çalışacağımız şüphe­sizdir. Sözlerime hitap verirken zatı fahi-manelerine ve kardeş Türk milletine daimî saadet bahşetmesini Cenabı Hak'dan niyaz eylerim.

İdris   '

Sayın Refik Koraltan

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

Ankara

Zatı devletlerinin irsal buyurdukları telgrafname beni kalben son derece mütehas­sis etti. Şahsıma ve Libya milletine karşı gösterilen kardeşçe duygulardan, zati dev­letlerine. Türkiye Büyük Millet Meclisine ve kardeş Türk milletine sonsuz şükranla­rımı arzetmekle bahtiyarım. Necip ve kar­deş Türk milletinin refah ve saadeti için ' en iyi dileklerimi ve zatı devletlerine seç­kin selâmlarımı  takdim  eylerim.

İdris

Ekselans Adnan Menderes Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı

Ankara

Memleketimizin istiklâli münasebetiyle vâki nazik tebriklerinize Libya halkı ve Hükümetim namına kalbî teşekkürlerimle birlikte Türk milletinin saadeti ve refahı hakkındaki en iyi temennilerimi arzederim.

Başbakan   ve   Dışişleri   Bakanı Mahmud Muntaser

Ekselans Türkiye Dışişleri Bakanı

Ankara

Memleketimin istiklâlinin ilânı münasebe­tiyle vaki samimî tebriklerinize millet ve hükümetim namına  teşekkür   ederim.

Türk ve Libya milletleri arasında Öteden-beri mevcut dostluk bağlarının, memleket­lerimizin mütekabil menfaatleri ve cihan-sulhu yolundaki sıkı işbirliği neticesinde, daha da samimîleşeceği hususundaki itima­dımı ifade etmek isterim.

Türk halkının refahı ve şahsî saadetiniz hakkındaki en iyi temennilerimi arzede-rim.

Başbakan   ve   Dışişleri   Bakanı Mahmud Muntaser

— Eskişehir:

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar refakatinde Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Ko-raltan. Genelkurmay Başkanı Orgeneral . Nuri Yamut ve milletvekilleri olduğu hal­de saat 20.15'te Eskişehir'e muvasalat et­mişlerdir.

Cumhurbaşkanımız  ve refakatindekiler garda, Vali, Belediye Başkanı, askerî ve mülkî erkân ve kalabalık bir halk kitlesi tarafından  'tezahüratla   karşılanmışlardır.

İstasyon büfesinde kısa bir müddet istira-hatleri sırasında halkla samimî hasbihaller-de bulunan Cumhurbaşkanımız ve refaka­tindekiler. Konya trenine bağlanan Özel va­gonla saat 21'de Mersin'e müteveccihen hareket etmişlerdir.

           Ankara:

Bütçe Komisyonu bugün öğleden sonra yaptığı oturumlarda Millî Eğitim Bakan­lığı bütçesi maddelerini müzakere ve he­men bütün maddeleri kabul etmiştir. Bu arada. Devlet Tiyatrosuna vardım faslındaki 1.250.000 liradan 150.000 lirası in­dirilmekle beraber bu miktar geçen seneye nazaran 90.000 lira fazlasıyla kabul edil­miştir. Bundan başka kütüphaneler gider­lerine 60.000 liralık bir fazla tahsisat ilâve edilmşitir. İl ve İlçe merkezlerinde halk tarafından yaptırılan okul binaları için müteşebbis derneklere yapılan yatırım faslı 300.000 liradan 500.000 liraya çıka­rılmıştır. 8.000.000 liralık köy okulları ile öğretmen ve köy sağlık memurlar! evleri yapımı için para ve ayni yardımlar yatı­rımı da, ileride bütçe tasarruflarından im­kân bulunduğu takdirde bir miktar arttır­mak üzere, bu bölüm tehir edilmiştir.

Bütçe Komisyonu, yarın saat 10'da topla­narak İstanbul Üniversitesi bütçesini gö­rüşmeye başliyacaktır..

4 Ocak 1952

           Konya:

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, refaka­tinde Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut ve milletvekilleri olduğu hal­de, yolcu katarına bağlı özel bir vagonla bu  sabah saat  10.30'da  Konya'ya  muvasalat etmişlerdir. Konya Valisi ve Ordu Komutanı Cumhurbaşkanımızı Sarayönü'nde karşılamışlardır.

Konya garında kalabalık bir halk kütle­sinin içden gelen tezahürleri arasında tren­den inen Cumhurbaşkanımız katarın is­tasyonda yarım saatlik tevakkufu esnasın­da bekleme salonunda toplanan halkla sa­mimî hasbihallerde bulunmuşlardır.

Cumhurbaşkanı saat 11'de trenle Mersin'e hareket etmişler ve istasyonda toplanan Konyalıların candan saygı ve sevgi teza-hürleriyle   uğurlanmışlardır.

           Karaman:

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar. ve Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, refakatlerindeki zevatla birlikte bugün Mersin'e gitmek üzere Karaman'dan ge­çerlerken istasyonu dolduran binlerce va­tandaşın samimî ve coşkun gösterilenle karşılanmışlardır. Trenin on dakikalık te­vakkufundan faydalanarak halkın arasına karışan Cumhurbaşkanımız kendilerine gösterilen bu sevgi tezahüründen dolayı te­şekkür ederek hasbihallerde bulunmuşlar ve dilekleri dini emişlerdir.

           Ereğli (Konya):

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, beraberlerin­de Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nurİ Yamut ve milletvekilleri, Konya Va­lisi. Üçüncü Ordu Müfettişi olduğu halde saat  15.10'da trenle  İlçemize gelmişlerdir.

Yolda Çumra. Karaman ve Ayrancı istas­yonlarında halk Devlet Başkanına karşı çok samimî tezahürlerde bulunmuş ve te­vakkuf müddetleri esnasında Cumhurbaş­kanı kendini karşılayanlarla hasbihallerde bulunmuşlardır.

Trenin Konya Ereğlisi'nde mutad durakla­masından bilistifade Cumhurbaşkanımız, bugün faaliyete açılan İş Bankası Ereğli Şubesinin kurdelâsım kesmek ricasını ka­bul etmiş ve İş Bankası Ereğli Şubesini Muvaffakiyetler temennisile faaliyete aç­mıştır.

Bu törende Ankara'dan gelmiş olan İş Ban­kası Genel Müdürü ve Genel Muhasebe Müdürü, Konya'dan gelen Ticaret Odası Başkanı. İş Bankası Müdürü, siyasî parti temsilcileri ve tüccarlarla çok kalabalık bir halk kütlesi bulunmuştur.

Cumhurbaşkanımız bunu müteakip aynı trenle Mersin'e müteveccihen Ereğli'den ayrılmışlardır.

—Ankara:

Erzurum Milletvekili Bahadır Dülgerin C.H.P. Genel Sekreteri Kasım Gülek'in Londra radyosunda vâki beyanatı hakkın­da Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bir takrir verdiği haber alınmıştır.

Bu takrir üzerine mütalâasını sorduğumuz sayın Başbakan Adnan Menderes, Ajan­sımıza aşağıdaki beyanatta bulunmuştur: «C.H.P. Genel Sekreteri Londra radyo­sunda Türkiye'de hürriyet olmadığından bahsediyor. Bu, gülünç bir iddiadır ve kendisinin kavli mücerredinden ibarettir. Ayrıca, kendi partilerinin tesis ettiği ve uzun zaman devam eden sistemin hürriyet sistemi olmadığını bütün Türkiye ve bü­tün dünya pekâlâ bildiği halde onun böyle konuşması siyasî ahlâkla da ne dereceye kadar kabili teliftir, vatandaşların takdi­rine bırakıyorum.

Memleketi temsilen ve vazife ile giden bir heyet azasının memleket dışında ve tekrar ediyorum, vazife esnasında, yabancı bir radyodan memleketini kötülemesi, şimdiye kadar ne bizde, ne başka yerlerde emsa­line tesadüf edilmemiş bir hâdisedir. Bu beyanat aynı zamanda memleketin dış iti­barına bir tecavüz teşkil ettiği kadar, yük­sek menfaatlerine de tamamiyle aykırı bir 1 harekettir.

Bu zat. milletvekili olmadığı halde, partisi arzu ediyor diye ve muhalefete bir cemile olmak maksadiyle memleketi temsil vazife­siyle dışarıya gönderilmiş bulunuyordu. Vazifesinin icaplarını kavramakta bu de­rece gaflete düşen ve memleket itibar ve menfaatlerine aykırı hareket etmekte beis görmiyen bu zatın tekrar bu gibi vazife­lerle memleketçe dışarıya gönderilmesine ve hattâ kendi partisince bile bu hususta tavsiye olunabilmesine imkân tasavvur et­miyorum.»

— Ankara:

Bütçe Komisyonu bu sabahki toplantısın­da, İstanbul üniversitesi bütçesinin müza­keresine başlamıştır.

Bütçenin tümü üzerinde söz alan milletve­killeri. Üniversitenin bugünkü durumu ve çalışmaları hakkındaki fikir ve mütalâala­rını serdederek muhtelif sualler sormuş ve temennilerde bulunmuşlardır.

Bu mevzuda konuşan milletvekilleri umu­miyetle. Üniversitelerimizin muhtelif Fa­kültelerine asistan olarak müracaat' eden­lerin sayılarıyla. muvaffakiyet derecelerinin neden ibaret olduğunu, asistanlar ve Üni­versitede okuyan öğrenciler arasında ilmî görüşleriyle profesörlerin nazarlarını çeken­lerin mevcut olup olmadığını ve bunların ne nisbette bulunduğunu, keza profesörle­rimizin ilmî eserleriyle Avrupa'nın nazarını Çekip çekmediğini, son bir yıl zarfında kaç profesörümüzün konferans yermek üzere Avrupa'ya davet edildiğini, Üniversiteleri­mizin memleketin kalkınmasını sağlıyacak" ilmî ve fennî araştırmalar mevzuun­daki çalışmalarının neler olduğunu, on se­neden beri devam eden ve şimdiye kadar 20 milyona yakın bir para sarfedîlen Üni­versite inşaatının bugünkü durumunu ve ne zaman bitirileceğini sormuş ve Üniver­sitelere teveccüh eden vazifelerin Fakülte­ler tarafından değil de Enstitüler tarafın­dan yapılmasının daha faydalı olacağını, aynı zamanda efkârı umumiyeyi tenvir ba­kımından bu çalışmaların neşrinin zarurî bulunduğunu, bugün Üniversitelerin üzer­lerine aldıkları vazifeleri hakkîyle ' yapa­madıklarını, halbuki memleketimizin istik­bali bakımından gençlerimizin gerek ilmî ve gerekse idarî bakımdan mükemmel ye­tişmeleri icabettiğini, binaenaleyh gereki­yorsa çok Öğrenci yerine az öğrenci almak suretiyle onları mükemmel bir tarzda ye­tiştirmek yoluna gitmenin faydalı olaca­ğını, Pedagoji Enstitüsünün kifayetsiz gö­rüldüğünü. Metodoloji ve Türk Devlet İda­resine ve felsefesine dair derslerin her Fa­kültede okutturulmasının yerinde olacağı­nı ileri sürmüş, giriş imtihanlarında tatbik edilen test usulünün sömestr ve sınıf geç­me imtihanlarında da tatbik edilmesi, ya­bancı dil derslerinin daha verimli bir hale getirilmesi ve lüzum görüldüğü takdirde yabancı memleket Üniversiteleriyle müba­dele yoluna gidilerek bu işin halledilmesi temennisinde bulunmuşlardır.

Sorulan suallere, ileri sürülen mütalâa ve temennilere ayrı ayrı cevap veren Rektör Kâzım İsmail Gürkan. muhtelif Fakülte­lere asistanlık için müracaat edenlerin sa­yısının yüksek olduğunu, yalnız bazı şu­belere daha çok rağbet gösterildiğini söy­lemiş ve asistanların muvaffakiyet derece­lerinin iyi olduğuna işaretle bunların kanu­nun derpiş ettiği şekilde imtihanlara tâbi tutulduklarını belirtmiştir. Nazarı dikkati çeken öğrenci nisbetinin memnuniyet verici olduğunu beyan eden Rektör, bu gibilerin Üniversitede asistan olarak alıkonduğunu ve hocalarının nezareti altında yetiştirildi­ğini, ihtisas yapmak üzere de Avrupa'ya gönderildiğini ifade ettikten sonra profe­sörlerimizin durumuna temasla demiştir ki:

«Profesörlerimizin pek fazla bir unvana sahip, oldukları iddia edilmezse de tatmin­kâr oldukları muhakkaktır. Bunu, Üniversitelerimizin dünden üstün olan bugünkü durumu vazıh bir şekilde ispat etmektedir. Profesörlerimiz her yıl memleket içindeki ye dışındaki yayın ve konferanslarıyla Üniversitelerimizin ismini duyurmaktadırlar. Bu yıl içinde dört arkadaşımız ecnebi memleketlere davet edilmiş ve konferans­lar vermişlerdir. Dört arkadaşımız da Al­manya. Fransa. Pakistan ve İran'da kon­feranslar vermek üzere ismen davet edil­mişlerdir.»

Rektör bu izahatını müteakip. Paris'te yayınlanmakta olan meşhur bir mecmuanın İstanbul Tıb Fakültesine dair özel sayısını göstermiş ve mecmuanın ihtiva ettiği ya­zıların kamilen profesörlerimize ait oldu­ğunu işaret etmiştir.

Profesör Gürkan sözlerine devamla. İstan­bul Üniversitesinin, beynelmilel ve memle­ket içi neşriyat bakımından dünyada en önde gelen Üniversiteler arasında yer al­dığını ve bu geniş neşir faaliyetinin dev­letin verdiği tahsisatla yapıldığını söyle­miş ve bundan mütevellit memnuniyetini izhar etmiştir.

Üniversitelerimizdeki ilmî ve fennî araş­tırmalar mevzuunda Rektör Kâzım İsmail Gürkan şunları  söylemiştir:

«Araştırma merkezleri kurmak başlıca e-mellerimizden biridir, Bugün faaliyette o-lan bazı Enstitüler vardır. Balta Limanı'n-da kurduğumuz Hidrobiyoloii Enstitüsü, kurulduğunun hemen senesinde büyük bir ilgi topladı ve ecnebî memleketlerden bir­çok mütehassıs ve profesör geldi. Uludağ'­daki Kozmik Şuaları Araştırma Enstitüsü. Yakın - Şark'ın yegâne enstitüsüdür. Cer­rahpaşa hastahanesindeki Trahom Araştır­ma Enstitüsü, çalışmalarım yurdun Tra­homlu bölgelerine de teşmil etmek sure­tiyle çok faydalı olmuştur. Bunlardan baş-"ka Fen Fakültesinde bir Jeofizik Enstitüsü­nün kurulması için gereken hazırlıklar ilerlemiş bulunmaktadır. Günümüzün mü­him mevzuu olan atom araştırma Enstitü­sü ise astronomik rakamlara baliğ olan bir para meselesidir. Bu itibarla buna şim­dilik  imkân  yoktur.»)

Üniversite inşaatının bütün safhalarını bi­rer birer ve rakamlara dayanarak izah eden rektör, s-on ihalenin yapılması İçin az bar paraya ihtiyaç olduğunu söylemiş ve bu hususta ilgili bakanlıklarla yapılan temas­ları  belirtmiştir.

üektor. Üniversitelerin Hükümetle olan münasebetlerini de ele alarak, bu konudaki çalışmaları ayrı ayrı zikretmiş, ayrıca ma­liye ve İstatistik   Enstitülerinin   durumlarını da izah ederek yayın ve çalışmaları hakkında malûmat vermiştir.

Yabancı dil mevzuuna temas ederek, bu hususta asıl fonksiyonun lislere teveccüh ettiğini söyliyen rektör, liselerin öğrenci­leri bu konuda hemen hemen hiç hazırla-madağmı uzun uzun izah ettikten sonra öğretmen ve öğrenci mübadelesi hususun­da birçok teklifler alındığını. Balkan dev­letlerinden. İran, Irak, Suriye. Filistin ve Mısır'dan Fakültelerimize fazla miktarda öğrenci geldiğini, İngiltere, fransa ve Al­manya gibi memleketlerden ise gelenlerin sayısının az olduğunu söylemiştir.

Rektör, ileri sürülen daha birçok mütalâa ve temennilere cevaplar verdikten sonra bütçenin maddelerine geçilmesi kabul edil­miştir.

— Ankara :

Bütçe Komisyonu bugün öğleden sonra yaptığı oturumda İstanbul Üniversitesi bütçe kanunu tasarısı maddelerini müza­kere ve bazı tadillerle kabul etmiştir.

Tasarının ücretler bölümünde Tıp Fakül­tesi için istenen tahsisatın bu sene. geçen seneye nazaran 130.780 lira fazla olması­nın sebebi sorulduğunda, fazlalığın Tıp Fakültesi hastanelerine önümüzdeki yıl faa­liyete geçecek 115 yatak ilâve edilmesin­den mütevellit olduğu izah edilmiştir. Ay­rıca bu yatak fazlalığından dolayı Tıp Fa­kültesi hastaneleri giderleri bölümüne de 465.626 lira eklenmiştir.

İzahatı arasında İstanbul Üniversitesi Rektörü, yeni tesisler için personel almak gerektiğini, diğer memleketlerde 10 yatağa bir hademe ve 20 yatağa bir hastabakıcı düştüğü halde, bizde ancak 40 yatağa bir hastabakıcı verilebildiğini ve eldeki perso­nele bütün diğer müesseselerin verdiği ka­dar para vermek icap ettiğini, ayrıca her Tıp talebesi için muhtelif hastalıklardan rahatsız 7 hastanın bulundurulması lâzım olduğunu söylemiş. Avrupada da bu yolda çalışıldığını ilâve etmiştir. Müzakereler sonunda verilen izahat neticesi zarureti üyelerce kabul edilen hizmetlerin gerektir­diği tahsisat, bölümlere ilâve edilmiştir.

Yönetim giderleri kısmında Üniversitenin Telefon Elektrik ve Sular İdaresine 2S2.OO3 lira. geçen yıllardan müdevver bir borcu olduğu söylenmiş, fakat borcun karşılıksız borçlardan olması ve binnetice ayrı bir kanun mevzuu teşkil etmesi dolayısiyle ve bütçeye 1952 yıhnda zarurî giderler kar­şılığı olan tahsisat ilâve edilerek bölüm kabul edilmiştir. Bu arada su. elektrik ve telefon bakımından tasarrufa daha ziyade riayet edilmesi temenni olunmuştur.

Taşıt giderleri bölümü müzakere edilirken Tıp Fakültesine bir cenaze arabası alınma­sı için 10.000 lira eklenmiştir.

Tıp Fakültesi hastaneleri giderleri bölü­münde malûmatına müracaat edilen İstan­bul Üniversitesi rektörü ezcümle şunları söylemiştir :

«Memleketimizde hâlen 7 bin doktor var-1 dır. Bin vatandaşa bir doktor hesabiyle bu adedi 20 bine çıkarmamız lâzım gel­mektedir. Elimizde az yatak bulunduğu takdirde talebe adedini de azaltmak icap eder. Halbuki daha 13 bin doktora ihtiyaç olduğuna göre yatak adedini bilâkis arttır­mamız 1500 den üç bine çıkarmamız lâ­zımdır.»

İstanbul Üniversitesi Talebe Birliğine yar­dım için konulan 2.400 liralık tahsisat mü­nasebetiyle birlik azasının aidat verip ver­mediği sorulmuş ve bunun takip edilmesi temenni edilmiştir.        

Yatırımlar bölümünde Fen ve Edebiyat Fakülteleri inşaatında müteahhitle olan ih­tilaflı vaziyetin sür'atle halli istenmiş, bu hususta gerek Millî Eğitim Bakanı ve ge­rekse Üniversite Rektörü bu yola gidildiği cevabını vermişlerdir.

Bütçenin tümünün kabulünü müteakip İs­tanbul Üniversitesi Rektörü gösterilen alâ­ka dolayısiyle Komisyona teşekkür etmiş­tir.

Bütçe Komisyonu yarın saat 10 den itibaren İstanbul Teknik Üniversitesi Bütçe kanunu tasarısını müzakereye başlıyacaktır.

5 Ocak 1952

— İstanbul :

Birleşik Amerikanın Ankara Büyükelçili­ğine tayin edilen Amerika Dışişleri Bakan­lığı Yakın ve Orta Doğu ve Afrika işleri eski Bakan Yardımcısı Mr. George Grew Mc Ghee refakatinde eşi ve çocukları ol­duğu halde bu gece saat 23.30 da Panamerikan uçağı ile New-York'tan şehrimize gel­miştir.

Büyükelçi, Yeşilköy hava alanında Vali ve Belediye Başkanı Prof. GÖkay, Karşılıklı Güvenlik Teşkilâtı Türkiye İcra Komitesi başkanı Ortaelçi Russel Door, Amerikan As­kerî Yardım heyeti başkanı General Arnold. Birleşik Amerika Başkonsolosu EI-, hert Methews. Amerikan Haberler Servisi Müdürü James Carter ve Amerikan askerî ve deniz ataşeleri tarafından karşılanmış­tır. Mr. Mc Ghee, hava alanında kendisi iîe görüşen Basın mensuplarına gerek şahsı­nın ve gerekse eşinin memleketimize tek­rar gelmekten duydukları memnuniyeti ifade etmiş ve Başkan Trumanm kendisi­ni Türkiye Büyükelçiliğine tayin etmesin­den dolayı şeref duyduğunu ve bu sayede Türkiyeyi daha yakından tanımak fırsa­tını   bulacağını  belirtmiştir.

Büyükelçi Türkiye ile Türk halkını daima takdir ettiğim ve hükümetimizle işbirliği yapmaktan büyük memnunluk duyacağını söylemiş Vali ve Belediye başkanımızın kendisim hava alanında karşılamakla gös­terdiği yakın alâkadan çok mütehassis ol­duğunu ilâve etmiştir.

Mr. Mc Ghee yarın Ankaraya hareket ede­cektir.

— Mersin :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Ulukışla, Pozantı ve bütün tren yolu güzergâhında bi­riken halk tarafından sürekli alkışlarla ve candan sevgi tezahüratiyle karşılanmış ve akşam geç vakit Yenice istasyonuna mu­vasalat etmiştir.

Cumhurbaşkanımız burada, Adana, Tarsus ve Mersin'den gelen muazzam bir kalaba­lık tarafından istikbal edilmiş ve. halk Ce­lâl Bayar'la Refik Koraltan'm bindiği oto­mobili büyük bir heyecanla iki defa havaya kaldırmıştır.

Cumhurbaşkanımız ve refakatindekiler, bu sürekli sevgi tezahürleri arasında otomo­billerle Mersin'e hareket etmişlerdir. Yol­da Tarsus'da gene muazzam bir kalabalık, sayın Bayar'a karşı büyük bir sevgi ve saygı tezahüründe bulunmuştur. Cumhur­başkanımız Beîedive balkonundan halka hitap ederek, gösterilen bu muhabbete kar­şı teşekkürlerini sunmuş ve bunun Tarsus­luların her zaman olduğu gibi demokrasi dâvasına candan bağlı olduklarına bir delil teşkil ettiğini söylemiştir.

Sayın Bayar'm sık sık alkışlarla ve «yaşa varol» sesleriyle kesilen bu nutkundan son­ra halkın arzusu üzerine Refik Koraltan balkona, gelmiş ve sürekli alkışlarla karşı­lanan, gayet veciz ve kısa bir hitabede bulunmuştur. Bunu müteakip gene halkın arzusu üzerine Ankara Milletvekili Müm­taz Faik Fenik ve İçel Milletvekili Hüseyin Fırat sürekli alkışlarla karşılanan birer konuşma yapmışlardır.

Cumhurbaşkanımız geç vakit aynı sevgi tezahüratı arasında Mersin'e muvasalat etmiş ve burada caddelerden sel gibi akan büyük bir kalabalığın heyecanlı gösterile­riyle "karşılanmıştır.

 

Celâl Bayar bu geceyi Mersin'de geçirecek yarın Kurtuluş bayramında bulunmak üze­re Adana'ya gideceklerdir.

— Ankara:

Bütçe Komisyonu bu sabahki toplantısın­da da Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin müzakeresine devam etmiş ve teknik Üni­versite bütçesini incelemeğe başlamıştır.

Bütçenin tümü üzerinde söz alan hatipler, memleketin teknik kalkınması mevzuunda, Teknik Üniversitenin kendine düşen vazi­feleri hakkiyle yapıp yapmadığını, eleman ve tesislerinin buna müsait olup olmadığı­nı, geçen seneki tahsisatla yapılan işlerin nelerden ibaret olduğunu, sivil havacılık ve teknik haberleşme Enstitüleri için bütçe tasarısına neden tahsisat konmadığını sor­muş ve Üniversiteler kanununa göre. tek­nik İşlerde Üniversitenin hükümetin dikka­tini çekebileceğini ve esasen hükümetle daimî bir işbirliği yapılmasının^ zarurî olduğunu belirtmiş, bir maden Fakültesi­nin kurulması için hemen harekete geçil­mesini ve Bayındırlık Bakanlığı ile geniş ölçüde işbirliği yapılmasını temenni etmiş­lerdir.

Ayrıca, Sarıyar barajı projelerinin yapıl­masında Üniversitenin mütalâasının alınıp alınmadığı da bahis konusu edilmiş ve bu­nun zaruretine işaret edilmiştir.

Milletvekilleri tarafından tevcih edilen su­al ve temennileri cevaplandıran Teknik Üniversite Rektörü Profesör Emin Onat, geçen seneki tahsisatla yapılan işleri belirt­tikten sonra, Üniversitenin kısa bir tarih­çesini yaparak, geçirdiği inkişaf safhalarını izah etmiş ve bugün Üniversitenin muhte­lif Fakültelerinde 23 laboratuvarm mev­cut olduğunu, bu lâboratuvarlarm tam teç-hizatlı olamamakla beraber öğretime kâfi geldiklerini söylemiş ve daha yeniden sekiz laboratuvarm açılması için hazırlıklara başlandığını sözlerine ilâve etmiştir.

Son yularda teçhizat bakımından büyük ilerlemeler kaydeden Üniversitenin buna muvazi olarak eleman bakımından da in­kişaf ettiğim rakamlarla ifade eden Rektör, bugünkü öğrenci sayısının normal olduğu­nu, çünkü teknik tedrisatta öğrencilerin daima hocalarla birlikte çalışması icabet-tiğine işaret etmiş ve bunun bütün teknik üniversitelerinde de böyle olduğunu beyan etmiştir.

Rektör Emin Onat, Üniversitenin yetiştir­diği eleman sayısına da temasla, bunların yanında teknik okullardan yetişen tekni­ker ve mühendislerin çok az olduğunu, halbuki daha çok olmaları icabettİğinİ belirtmiş, bu mahzuru önlemek için teknik okulların program bakımından ıslâh edil­mesi gerektiğini ileri sürmüştür. Millî Eği­tim Bakanı da Rektörün bu fikrine iştirak

etmiştir.

Teknik Üniversitedeki akademik çalışma­lar hususunda etraflıca izahat veren Rek­tör, 4 doktora ve 11 doçentlik taravaymm yapıldığını, bu travayların muhtelif mev­zuları ihtiva ettiğini, muhtelif Fakülteler­de, geçen malî yü zarfında 69 kitap basıl­dığını belirtmiş, «bu bizim için çok mem­nuniyet verici bir haldir» dedikten sonra tahsisatın kifayetsizliği yüzünden basıla-mamiş daha 50 kitabın mevcut olduğunu ilâve etmiştir. Arıca, iki kitaplık zaruretine işaretle, Üniversitenin bu bakımdan olduk­ça geri kaldığını, çünkü mevcut kitapların 50 bin cildinin eskiden kalma kitaplar ol­duğunu, son terakkilere göre yazılmış ki­tapların yekûnunun ancak 23 bini buldu­ğunu söylemiştir.

Avrupa ile sıkı bir şekilde temas imkân­larını sağlamak için programların Avrupa Üniversiteleri programlarına uygun olarak yapıldığını beyan eden Profesör Onat, «hatta bu sebepten dolayı öğrencilerimiz tedrisatlarına Avrupada devam edebilmek­tedirler» demiş ve memleket içinde ve dışında açılan sergilerin de büvük faydalar sağladığını belirttikten sonra «Avrupa'da yetişen öğrencilerimiz göğsümüzü kabar­tıyor» demiştir.

Üniversitede kurulmuş ve kurulacak Ens­titüler konusuna da temas eden Rektör, şu izahatı   vermiştir:

«Yeni enstitüler açmak için faaliyette­yiz. Memleketin teknik kalkınma dâva­sında üzerimize düşen vazifeleri yapabil­mek için buna ihtiyaç vardır. Takdim et­tiğimiz bütçe tasarısında isimleri geçip de karşılıkları olmayan Sivil Havacılık ve Teknik Haberleşme Enstitülerinin hazır­lıkları, bütçe yapıldığı zaman ikmal edi­lemediğinden karşılığını koyamadık. Bu­nunla beraber, çalışmalarımız neticesinde derpiş ettiğimiz Sivil Havacılık Enstitüsü için 80 bin ve Teknik Haberleşme Enstitüsü için de SS bin liralık tahsisat bize veril­diği takdirde hemen harekete geçebilmemiz mümkündür. Bunlardan başka bu yü Sis­moloji ve HidroJeoloji Enstitüleri kur­mak emelindeyiz ve bunun için çalışıyoruz. Bu hususta Bakanlık Unesco'dan uzmanlar da davet etmiştir.»

Rektör, daha sonra, Elektrik, Makine ve İnşaat Fakültelerinin lâboratuvar ihtiyaç­larına da işaret etmiş, Üniversitenin hükûmetle olan münasebetleri hususunda da şunları söylemiştir;

((Muhtelif meseleler üzerinde Üniversiteye müracaatlar oldu. Yalnız büyük projeler dışarıda yatırılıyor. Bu gibi konularda da Üniversitenin mütalâası alınsa yerinde olur.»

Rektörün bu izahatından sonra ilgili tek­nik zevatın verdiği izahat da dinlenmiş ve müteakiben maddelere geçilmiştir.

Komisyon öğleden sonra maddelerin görü­şülmesini takiben Ankara Üniversitesi ile Beden Eğitimi Genel Müdürlüğü bütçele­rini müzakere edecektir.»

— Mersin:

Çukurova'nın kurtuluşunun 30'uncu yıl­dönümü bugün Adana'da, Mersin'de, Tar­sus'ta ve Seyhan'da, kuvayi milliye ruhu­nun millet sinesinde ayni heyecanla yaşa­makta olduğunu gösteren coşkun ve samimî tezahürlerle kutlanmıştır. Çukurova'nın her şehrinde yapılan şenliklere ve geçit re­simlerine. 30 yıl evvel vatanın bu topraklarmı kalbinde îman. elinde silâh müdafaa etmiş, erkek kadın İstiklâl Mücadelesi ga­zileri o zamanki kıyafetleriyle iştirak et­miş, kurtuluşun unutulmaz günleri bir ke­re daha yaşanmış, kahramanlık menkibeleri anılmış, Atatürk'ün hâtırası tebcil olunmuş ve vatan şehitlerinin ruhları taziz edilmiş­tir.

Her şehir ve kasabada sokakları ve mey­danları dolduran halkın coşkun tezahürleri arasında törenlerde birbirini takiben İstik­lâl Mücadelesi gazilerinin, onların bugün kahraman ordumuzda vatan müdafaası va­zifesini gören yiğit çocuklarının ve Kore'­den dönen dünya sulhu mücadelesi öncüle­rinin ve nihayet mektepliler safında varı­nın sahibi zinde ve gürbüz torunlarının kalplerinde ayni îman. yüzlerinde ayni em­niyet ve yürüyüşlerinde ayni azimle geçişi, ayni yoldaki devamlılığın beliğ bir ifade­sini vermiştir.

Bütün Çukurova bugün bayraklarla do­nanmıştı. Kurtuluş günü sabah kalelerden atılan toplarla ilân edilmiş, bütün vatandaş kütlelerinin iştirak ettiği toplantılarda gü­nün önemini belirten nutuklar söylenmiş, kadın erkek İstiklâl Mücadelesi gazileri o günleri anan hitabelerde bulunmuş, alkışlar arasında sona eren geçit resimlerinden sonra şehitlerinin hâtırasına bir manga as­ker tarafından havaya üç el silâh atılmış. Atatürk anıtları çiçeklerle donatılmış, şe­hitlikler ziyaret edilmiş, gece fener alayları-tertip olunmuştur.

Mersin'de İstiklâl Mücadelesi gazilerini, sabahleyin Hastahane caddesi voliyle şehre girişlerinde. Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, misafir bulunduğu evin balkonundan selâmlamiştır. Büyük Millet Meclisi Baş­kanı Refik Koraltan, milletvekilleri. Cum­hurbaşkanlığı Başyaveri ve Özel Kalem Müdürü. Atatürk meydanındaki toplantıda hazır bulunmuşlardır. Geçit resmini mü­teakip Cumhurbaşkanı Celâl Bayar. ya­nında Büyük Millet Meclisi Başkanı, Ge­nelkurmay Başkanı ve milletvekilleri ol­duğu halde Atatürk anıtına bîr çelenk ko­yarak 30 sene evvelki bugünün büyük ya­ratıcısının manevî huzurunda eğilmiş. bun­dan sonra şehitliğe giderek Şüheda âbide­sine de bir çelenk koymuş ve vatan için canını feda edenlerin hâtırasını tebcil ey­lemiştir.

Cumhurbaşkanımız daha sonra garnizonu ziyaret etmiş ve öğle yemeğini Tugay ka­rargâhında yemiştir. Tugay karargâhından çıkışlarında erlerle hasbihallerde bulunan Cumhurbaşkanımız daha sonra beraberlerindekilerle birlikte. Mersin'in turistik ma­hallelerinden olan Viranşehir harabelerini gezmişler ve Alata Teknik Bahçıvanlık Okulunu ziyaret etmişlerdir.

Cumhurbaşkanımız dönüşlerinde, birkaç güne kadar inşası bitecek olan Menteş göçmen köyünü gezmişlerdir. Cumhurbaş­kanımız bu arada göçmenlerle konuşmuş­lar ve göçmenler kendisine çok yakında yeni evlerine yerleşmekten duydukları memnuniyeti candan bir şekilde izhar et­mişlerdir.

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar. akşam yemeğini Belediyenin misafiri olarak Tüc­car Kulübünde yemişlerdir.

6 Ocak 1952

— Mersin:

Çukurova kurtuluşunun 30'uncu yıldönü­mü münasebetiyle Mersin Belediyesi tara­fından dün akşam Tüccar Kulübünde ve­rilen ziyafette Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar'la Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Genelkurmay Başkanı Or­general Nuri Yamut ve milletvekilleri de hazır bulunmuşlardır. Mersin Belediye Baş­kanı. Mersin'in bugünkü kurtuluş vıldönümünde burada bulunduklarından ve Be­lediyenin bu akşamki yemeğini şereflendir­diklerinden dolayı bütün Mersinlilerin his­lerine tercüman olarak Cumhurbaşkanına teşekkür etmiştir.

Cumhurbaşkanımız verdiği cevapta Mer­sin'e bu sefer gelişinde müstesna bir   fırsatla karşılaştığını ve Çukurova'nın 30'un-cu kurtuluş bayramında burada bulundu­ğundan dolayı büyük memnunluk duyduğu­nu belirtmiş ve ((İstiklâl Mücadelemizin mücahitlerini bu sabah seyrederken ihtiya­rım dışında gözlerim yaşla doldu» demiştir.

Cumhurbaşkanımız sözlerine şöyle devam etmiştir:

«O senelerde çok karanlık günler yaşadık. Aziz memleketimiz için kurtulması gayri mümkün diyenler dahi vardı; Fakat en ka­ranlık günlerde dahi milletimizin istiklâle olan aşkı ve îmanı bir an için sarsılmadı. İstiklâl aşkında hepimiz birleşiriz. O za­manki çalışmalarımızın mes'ut neticesi olarak bugün hur vatanımızda istikbale emni­yetle bakıyoruz. Yarın için vatanımıza ve milletimize nurlu bir istikbal görmekteyim.. Dün esaretten kurtulduk, şimdi rahat ve huzur içinde memleketin yarınını kuruyo­ruz. Bunu her türlü siyasî mülâhazaların üstünde sırf realitelere bakarak söylüyo­rum. Görüyorum ki Mersin, rahat ve neş'e içindedir. Daha büyük iyiliklerin gelmesini beklemektedir. Bu bekleyişte millet de haklıdır.»

Cumhurbaşkanımız kendisine karşı daima gösterilen ve bugün de tekrar gösterilen muhabbet tezahürlerinden dolayı Mersin­lilere teşekkür ederek sözlerini hazır bu­lunanların alkışları arasında bitirmiştir.

           Ankara:

Adalet Bakanı Rükneddin Nasuhioğlu aşağıdaki beyanatta bulunmuştur:

«C.H.P. Genel Sekreteri Kasım Gülek'in 6.1.1952 tarihli Ulus gazetesindeki uzun be­yanatı arasında bir nokta nazarı dikkatimi celbetti. Hükümetin kendisini askerî mah­kemeye vermiş olduğunu söylüyor. Hal­buki Kasım Gülek ana kanunlarımızdan olan Ceza Kanununun 161'inci maddesi hükmünce takibata uğramıştır. Bu kanun ise Genel Sekreteri bulunduğu partinin ik­tidar zamanına ait bir tesisidir. Bundan başka bütün mahkemelerimiz ve bu arada askerî mahkemelerimiz adaletin tecelli ede­ceği cihazlardır. Askerî mahkemelerin yük­sek şerefine bir nevi tariz ifade eden bu sözlerini adalete inancı sarsan bozguncu bir haleti ruhiyenin ifadesi olarak telâkki etmek doğru olur.»

           Mersin:

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar. bugün Mersin'de öğretmenlerle yaptığı çok sıcak ve samimî hasbihalde, inkılâplarımız mev­zuunda memleketimizin millî mürebbüeri demek olan öğretmenlerin vazifelerinin çok ehemmiyetli ve çok şerefli olduğuna işa­ret etmiş ve «çocuklarımız: seciyeleri ve ahlâkları tekâmül etmiş, fedakâr bir nesil olarak yetiştireceğinize tam bir itimatla sizin büyük mesuliyetti ve kifayetli elleri­nize tevdi ediyoruz» demiştir. Cumhurbaşkanımız, Mersin Öğretmenleri Derneğinin çayında bulunmak üzere saat 17'de Dernek binasına geldiği zaman kadın erkek bütün Öğretmenlerin ve öğrencilerin coşkun tezahürleriyim karşılanmıştır. Bu ziyaretinde Cumhurbaşkanımıza, Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Genelkurmay Başkanı Nuri Yamut, millet­vekilleri ve İçel Valisi refakat etmekte idi. Mersin öğrencilerinin muhtelit korosu. Devlet Başkanımıza İthaf ettiği konserini vermiş ve çok alkışlanmıştır. Bayarın iz­har ettiği arzu üzerine Adnan Saygun'un bestelediği Atatürk marşı tekrarlanmış, he­yecanlı alkışlar toplamıştır.

Konseri müteakip bir edebiyat öğretmem bir şiir okumuş, bundan sonra Cumhur­başkanımızın arzularına uyarak, klâsik di­van şiiri devrinden, tanzimattan Cumhuri­yete kadar olan devirlerden ve Cumhuri­yet devrinden olmak üzere beğendiği üç şairin birer şiirini daha okumuştur. Tanzimattan Cumhuriyete kadar olan devir şa­irleri arasından, öğretmen, Namık Kemal'i  seçmiş ve onun meşhur vatan kasidesini irşat etmiştir.

Bunun üzerine Namık Kemal'in milliyet ve teceddüt hareketindeki mevkii ve ehem­miyeti üzerinde samimî bir münazara açıl­mış ve bu münazaradan sonra. Cumhur­başkanımız Celâl Bayar da fikirlerini söy­lemiştir. Namık Kemal'i, edebiyat tarihi­mizdeki Şinasi gibi, diğer teceddütçülerden ayıran ve kendisine edebiyatımızda olduğu kadar içtimaî ve siyasî hayatımızda bam­başka ve çok daha farklı bir mevki veren fârik vasfın, Namık Kemal'de vatana ve hürriyetçi kalitenin diğer kalitelere tefev­vuku olduğunu ifade eden Bayar, Namık Kemal'in o zamanki inkilâpçı Jön Türk hareketinin ideolojisini yaptığını, vatan, hürriyet ve istiklâl mefhumlarını o zamanki gençliğe ve onu takip eden nesillere aşı­lamış ve millete mal etmiş olduğunu söy­lemiş ve bu bahis üzerinde Atatürk'ün dü­şünceleri hakkında da hatıralar nakletmiş-tir.

Atatürk'ün Namık Kemal'i benimsemiş olan nesilden olduğunu söyleyen Bayar, Birin­ci Büyük Millet Meclisi devresinde me­buslar mekter> sıraları üzerinde toplanır­ken Atatürk'ün ilk defa olarak kendi yanın­da Namık Kemal'in meşhur beytini nasıl değiştirerek :

«Vatanın bağrına düşman dayamış han­çerini

((Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini» tarzında söylediğini anlatmış ve şöyle de­vam etmiştir:'

«İnsan haklarına tecavüzden kurtuluşun mebdei, Tanzimattır. Vatan sevgisini, millet mefhumunu, istiklâl aşkını bugünkü mânalariyle anlamamız Tanzimatla 'baş­lar. İnkilâp mücadelelerimizin _ en az bu kadar uzun bir tarihi vardır. İnkilâplarımiz.bircok merhalelerden geçerek birçok müşküllerle karşılaşarak, birçok engeller aşarak bugünkü şekline gelmiştir. Bunda en kuvvetli âmil muhakkak ki. Atatürk'tür. Eğer Atatürk olmasaydı ve Atatürk bü­tün irfanını ve benliğini Türk milletinden almasaydı bugünkü inkılâplarımızı vapmış olmayabilirdik. Atatürk'le bugünkü mesut neticeyi almış bulunuyoruz.» Cumhurbaşkanımız sözlerini şöyle bitİr-tir :

«İnkilâplarımız tehlikede midir? Bunu hatırıma dahi getirmek istemem. Böyle birşev tasavvur edemem. Yalnız. İnkilâplarımız mevzuunda memleketimizin millî mürebbileri demek olan sizlerin vazifelerini­zin çok şerefli ve çok mühim olduğuna işaret etmek isterim. Mesuliyetiniz de çok ağırdır. Mesuliyetini?: derken manevî me­suliyetten bahsediyorum. Çocuklarımızın yetiştirilmesi vazifesini sizlere veriyoruz. Seciyelerinin ve ahlâklarının tekâmül ede­ceğine tam bir itimatla inanarak ve onları fedakâr bir nesil olarak yetiştireceğinizden emin bulunarak, sizlerin büyük mesuliyetti ve kifayetli ellerinize tevdi ediyoruz.»

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar. bütün öğret­menlerin alkışları arasında kendisine ve arkadaşlarına karşı gösterilen iltifattan dolayı teşekkür etmiş, Mersin Öğretmenler Derneğindeki samimî toplantı bu suretle sona ermiştir.

Cumhurbaşkanımız, Derneğin hatıra def­terine şu satırları yazmıştır:

«Faziletli insanlar arasında bulunmanın manevî zevki hudutsuzdur. Bugün böyle bîr an yaşadım. Teşekkürler ederim.»

Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan da hatıra defterine şöyle yazmıştır:

«Fikir hayatımızın aydın öğretmenleriyle geçen zevkli anlardan en büyük ümit ve memnunluk duydum. Kendilerine sürekli başarılar dilerim."»

Cumhurbaşkanımız. Öğretmenler Derneğin­den ayrılırken bütün Öğretmenler tarafın­dan usun uzun alkışlanmıştır.

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar. daha evvel iki Türk makine mühendisinin meydana getirmiş oldukları Türk tipi pamuk tohu­mu ayırma ve ilaçlama selektörünü gör­müş ve bu selektörün yapıldığı Hana atöl­yesini gezmiş ve oradan da Memleket Has­tanesine giderek bütün pavyonları ve bu arada yeni yapılan ve açılan verem pav­yonunu gezmiştir.

7 Ocak 1952

— Erzurum :

Pasinler bölgesinde vukua gelen ve tesir­lerini geniş bir sahada hissettiren zelzele dolayısıyla son durum hakkında malûmat almak üzere Erzurum Valisi Cemal Göktan ile yaptığım mülakatta mumaileyh aynen şunları   söylemiştir:

«Zelzelenin sabahleyin oluşu Allahın bü­yük bir lûtfudur. Çünkü, İlk sallantıda herkes dışarı fırlamış ve bu suretle insan kaybı nisbeten hafif olmuştur. Yoksa bu­günkü acımız on misli, yirmi misli olabi­lirdi. Zelzelenin vukuundan iki saat sonra ilk imdat ekiplerimiz vak'a mahalline ye­tişebilmiş ve felâketzedelere yardım elini uzatmıştır. Aynı gün içinde açıkta kalan­lara çadır verilerek soğuktan korunmaları sağlanmış, ekmek, çay, şeker, pekmez veri­lerek iaşeleri temin edilmiş, ikinci günden itibaren sıcak yemekler tevziine başlanmış­tır. Su dört gün içinde 1280 çadır, 6089 ekmekten başka 7904 parça giyim eşyası dağıtılmıştır.

Erzurum'un dondurucu soğukları bütün şiddetiyle devam ettiği ve sühunetin sıfırın altında 19. 20. 23. 26 dereceye kadar düş­tüğü halde zelzeleden kurtulanlardan bu­güne kadar kimse hasta olmamıştır.

Sıhhiye, veteriner, bayındırlık, zabıta e-kiplerimiz büyük bir imanla vazifeleri ba­şından ayrılmamaktadırlar. Bu arada şanlı ordumuzun felâketzedelerin imdadına koş­ması, felâketzedeler ve halk üzerinde son­suz bir şükran hissi uyandırmıştır.

Halkı şu bir kaç gün içinde çadırlardan kurtarıp barakalara alabilmek üzere İçiş­leri. Bayındırlık. Tarım, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlıklarının, Kızılayın forma­liteler çemberini kırarak süratle ve geniş ölçüde para ve malzeme yetiştirmiş ol­malarını şükranla belirtirim. Ölüleri için acı göz yaşlan döken mutekit, mütevekkil ve fakat metîn ve asîl ruhlu köylülerimi­zin, hükümetin bu yardımı karşısında se­vinç gözyaşları " döktüğünü kaydederken benim de gözlerim yaşla dolmaktadır.

Tamamen yıkılmış olan 5 köy halkı can kaybından başka hayvanlarını, ev. eşya ve giyeceklerini, tohumluklarını ve nesi varsa lıerşeyini kaybetmiştir. Kısmen harap olmuş 15 köy de, bu beş köye nisbeten hafif ol­makla beraber haddi zatinde büyük za­rarlara maruz kalmış bulunmaktadır.

Baharda bu köyleri yeniden inşa etmek, köylüleri yeniden müstahsil ve müreffeh bir hale getirmek için gerekli tedbirleri al­makta hükümetimizin bir gün bile gecik­meyeceği muhakkaktır.»

           Erzurum :

Erzurum Valisi Cemal Göktan İstanbul halkının taziye ve teessürlerini bildiren Va­li ve Belediye başkanı Ord. Prof. Dr. Fah­rettin Kerim Gökay'a aşağıdaki telgrafı göndermiştir:

Serhat köylerinin kahraman evlâtları Er­zurumlular bu felâketli günlerinde İstan­bul'un hassas, müşfik ve alâkalı sesini rad­yoda İşitmekle derin bir memnunivet duy­muşlardır. Tabiatın sillesi ile sarsıllan, can­larını, mallarını, barınaklarını kaybederek zalim kışın pençesine düşen bölge halkı moralini zerre kadar kaybetmeden hükü­metin kudretli eli ile ayağa kalkıyor.

Güzelliği, zenginliği, ilim ve irfanı ve çeşitli nimetlerin temerküz ettiği yurdumu­zun incisi İstanbul'dan, onun civanmert halkından, münevver gençliğinden, kud­retli basınından Erzurum'un her türlü yar­dımı  beklediğini  saygılarımla  arzederim.

Vali, Çankırı Valisine bir telgraf göndere­rek zelzele felâketiyle yakından ilgilenen Çankırı'ya Erzurumluların şükranlarını bildirmiş, yapılan yardım vatandaşlarımı­zın dağlı yüreklerine bir yudum soğuk su tesiri yapacaktır, demiştir.

           Mersin :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, bugün bera­berinde Büyük Millet Meclisi başkanı Re­fik Koraltan. Milletvekilleri ve Genelkur­may başkanı Orgeneral Nuri Yamut oldu­ğu halde Vilâyeti ve Belediyeyi ziyaret et­miştir.

Cumhurbaşkanı yarın sabah saat 9 da oto­mobille Adana'ya hareket edecektir. Ada-na'da bir gün kaldıktan sonra Hatay'a gi­decek ve Perşembe günü Öğleden sonra trenle   Ankara'ya   dönecektir.

           İstanbul :

Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Samet Agaoğiu bu akşam D.  P.  İstanbul

Teşkilâtının Eminönü bucak kongresine gelerek aşağıdaki konuşmayı yapmıştır:

Sayın arkadaşlar,

Kısa bir zaman için şehrinize geldim. Ge­nel Kurul ve Parti Başkanımız Adnan Menderesin selâm ve sevgilerini size ge­tirdim. İçeriye girdiğim andan itibaren eski hatıralarım süratli bir deniz dalgası gibi kafamdan geçti. Bugüne kadar bir çok hâ­diseler yaşadık beş yıllık uzun bir müca­delenin tükenmez hâdiseleri içerisinde ikti­dara geldik. Bu beş yıllık mücadelenin öy­le müşterek safhaları var ki, bunların temeli samimiyet, doğruluk, hakşinas ol­mak gayretidir. Mütecanis bîr kütle halin­de birbirimize saygı göstererek çalışmak, eski samimî heyecanları yaşatmak, birbiri­mizi severek ve hakka hürmet ederek tenkitler yapmak muvaffakiyetimizin şimdi­ye kadar yegâne sırrı olmuştur. Bundan sonra da tek şartı olarak kalacaktır. Kon­grenizde bu şartlan gördüğüm için sizleri tebrik ederim. Demokrasi hakkın ne ta­rafta olduğunu bilerek karar vermeği icap ettiren bir sistemdir.

Size gittikçe artan dış itibarımız yanında iç kalkınma, ve inkişafımızın bütün dün­yanın dikkatini çekmekte olduğunu arz ve bu mevzulara dair memleketin büyük me­selelerinden bahsedeceğim ve diyeceğim kî iyilikleri de fenalıklar gibi devamlı bahis mevzuu etmek mecburiyetindeyiz. Kötü­lükleri Önlemek için işlenmiş kötülüklerden nasıl zaman zaman bahsetmek lazımsa, iyi­likleri devam ettirmek için de yapılan iyi işleri vatandaşın kulağına sık sık ulaştır­mak zorundayız. Türk vatanı 14 Mayıs­tan sonra yepyeni bir hamle içine girmiş, Karstan Edirneye, Şimalden Cenuba kadar yapıcı bir ruhun tesiri altında kalkınma örnekleri vermeğe başlamıştır Bu başlan­gıç bugün dev adımlarla ilerleyiş arzediyor. Memleket asırlardan beri görülmemiş bir imar hareketi içindedir. Milletimizin yüzyıllardan beri ulaşmak İstediği hürriyet tamamıyla tahakkuk etmiş, şimdi seri bir yürüyüşle mesut -ve müreffeh bir istikbale yönelmiş bulunuyoruz.

Köylü geniş vatan topraklarını tamamıyla benimseyerek bol bol işlemektedir. Geçen sene % 25 fazla mahsul elde eden köylü, idrâk ettiği mahsulünü en yüksek fiyatla satmış, tarihinde ilk defa hububat ihraç edecek duruma girmiş, pamuk memleket­te iktisadî kalkınmanın müessir bir unsuru olmuştur. Yurtta gittikçe artan bir faali­yetle yollar, köprüler, barajlar yapılıyor. Asırlardan beri içme suyu girmemiş köylere ve köşelere su getiriliyor. Köylere  su götürme işi için geçen sene ayrılan 6 milyon lira bu yıl 12 milyona çıkarılmıştır. Geçen yıl 75 milyon lira olan yol tahsisatı bu yıl 150 milyona yükselmiştir. Köy yollan için ayrıca 25 milyon lira veriyoruz. Rakkamların konuşması karşısında demagoji ve yalan susar. Evvelce Türk köylüsüne veri­len 320 milyon liralık ziraî kredi 650 mil­yon liraya çıkmıştır.

Bu miktar gelecek sene belki 1 milyara yükselmiş olacaktır, Kısaca çizdiğim bu tablo sizlere köylerin ve köylünün kalkın­ması hakkında bir fikir vermiş olacaktır. Karadeniz kıyılarında her sene çekilen kıt­lık dâvası katî olarak halledilmiş. Orta Anadolu stepi artık tarihe karışmıştır. En hücra köyleri kucaklayarak uzanan şoseler üzerinde şimdi beş dakikada bir kamyonlar işliyor. 1954 - 1958 ve 1962 yıllan iyi ni­yetle çalışan medenî dünya milletlerinin takdir edecekleri zafer tarihleri olarak 14 Mayıs 1950 zaferi gibi tarihe geçecektir. Millete vâdettiğimiz İşler ve yenilikleri tamamen yerine getireceğiz. Sizler mura­kabede kaldıkça, iyiliği, hakkı rehber ola­rak kullandıkça bu milletin ve memleketin muvaffakiyetten muvaffakiyete ulaşacağı­na emin  olmalısınız.

Büyük vatan kalkınmasının İstanbula dü­şen hissesi de mutlak büyük olacaktır. Bu büyük şehrin maddî ve manevî ihtiyaçla­rını karşılayarak onun lâvık olduğu me­deniyet seviyesine erişmesi için hüküme­timiz elinden gelen her türlü fedakârlığı yapacaktır. İstanbul limanı ve diğer tesis­leri en modern şekline girecektir. Belediye Vilâyetten ayrılacak, şehir, kendi seçtiği müstakil meclisinin idaresi altında lâyık olduğu seviyeye ulaşacaktır.

Politika yapmadan son sözü söyleyeceğim. Asırlar boyunca ihmal edilen bu vatanı imar edeceğiz. Bunun çok mühim semere­lerini bir buçuk yıl gibi kısa bir zamanda bütün millete göstermiş bulunuyoruz. Türk milletinin karşısına samimî olarak çıktık. Millet bize itimat etti. Onun bu itimadına lâyık olduğumuzu ispat ettik, ediyoruz ve edeceğiz. Hepinizi hürmetle selâmlarım.

Büyük tezahüratla karşılanan bu demeçten sonra Başbakan Yardımcısı Kongreye veda ederek ayrılmıştır.

8 Ocak 1952

— Erzurum :

Pasinlerde vukua gelen zelzele dolayısiyle teşekkül eden II yardım komitesine yapı­lan bağışların  listesi  aşağıdadır:

Atpazarı esnafı 1283 lira. Millî Eğitim memurları i7 lira 50 kuruş. Devlet Demir yolları işçileri 2S5 büyük ekmek. Hasan Kulaç 50 Çift kadın lâstiği. Erzurum so­bacılar esnafı 43 soba ve teferruatı. Cum­huriyet bakkaliyesi 200 adet ekmek ve bir teneke peynir. Erzurum Müftülüğü 137 lira 50 kuruş. Kars şehir halkı 4 bin lira, Çıldır şehir halkı 300 lira. Tirebolu Ziraat Bankası memurları  20 lira.

— İzmir :

İzmir şehri imâr plânı beynelmilel proje müsabakasına iştirak eden şehircilik mü­tehassıslarının projelerinin tetkik ve ka­bulü ile vazifeli jüri heyeti bu sabahtan itibaren ihzari mahiyetteki çalışmalarına başlamış bulunmaktadır. Müsabaka için tahsis edilmiş olan Kültürpark'ta Ameri­kan pavyonundaki tadilât henüz ikmal edi­lememiş olduğundan jüri ilk toplantısını Fuar ve Turizm Müdürlüğünde yapmıştır.

Belediye başkanı Rauf OnursaFın riyase­tinde toplanan jüri heyeti İzmir Belediye fen işleri Müdürü Kemal Ardova. İstanbul Teknik Üniversite- Ordinaryüs Profesörü Paul Bonatz, İngiliz Mimarlar Birliği baş­kanı Sir Patrick Abercromby'. İller Bankası Genel Müdür muavini Mithat Yenen, İl­ler Bankası şehircilik işleri Müdürü Cevat Erbel, Bayındırlık Bakanlığı ve imâr işleri Reis muavini Orhan Alsaç. Muammer Tan­su ve Yüksek Mimarlar Birliği İzmir şu­besi başkanı Necmettin Emre'den mürek­kep olup bugünkü ilk toplantıva henüz şeh­rimize gelmemiş bulunan Profesör Paul Bonatz ile Sir Patrick İştirak edememişler­dir. Bu iki zat Perşembe günü şehrimizde beklenmektedir.

Jürinin bugünkü toplantıda kararlaştırmış olduğu üzere bütün projeler yarından itiba­ren Amerikan pavyonunda jüriye mensup iki zat huzurunda açılmağa başlanacaktır. Ancak bundan sonra jüri projeleri tetkik edecektir.

— Adana :

Cumhurbaşkanı Celal Bayar. vanımda Bü­yük Millet Meclisi' başkanı Refik Koral-tan, Genelkurmay başkanı. Nuri Yamut ve Milletvekilleri olduğu halde bu sabah saat 9 da otomobille Mersin'den hareket ederek saat 11 de devamlı tezahürat ara­sında Adana'ya gelmiştir.

Cumhurbaşkanı yol boyunca olduğu gibi Tarsus'da da çok kalabalık bir vatandaş kütlesi tarafından karşılanmış ve sürekli alkışlar arasında Belediye’ve girerek Tar­susluların bir kahvesini içmiştir.

 

Yine alkışlar arasında Tarsus'dan hareket eden Cumhurbaşkanımızı yolda Adana'dan hareket etmiş olan yüzlerce otomobil içe­risinde Adanalılar karşılamıştır.

Cumhurbaşkanının otomobili şose boyunca her köy civarında bayraklarla kendisini karşılamaya çıkan köylüler tarafından durdurulmuş ve vatandaşlar Devlet Baş­kanına coşkun tezahürlerde bulunmuşlar­dır Adana giriş kapısında da binlerce Ada­nalı Cumhurbaşkanını hararetle alkışlamış­tır.

Cumhurbaşkanı selâm resmini ifa eden bir kıtayı teftiş etmiş, okul Öğrencilerini selâm­lamış. Adanalıların bütün caddeler boyunca devam eden tezahürleri arasında otomobili güçlükle ilerliyerek doğruca hükümet kona-Rina gelmiştir. Cumhurbaşkanının Adana'ya gelişi dolayısıyle bütün şehir bayraklarla donatılmış bulunmaktadır.

-              İstanbul :

Erzurum zelzelesi münasebetiyle      İstanbul halkının gösterdiği alâkaya karşı Erzurum Valisi Gökten. İstanbul Vali ve               Belediyesine şu  telgrafı göndermiştir:

Serhat boylarının kahraman evlâtları Er­zurumlular bu felâketli günlerinde İstanbulun hassas ve alâkalı sesini radyoda işit­mekle derin bir memnuniyet duymuşlardır. Tabiatın sillesiyle sarsılan canlarını, malla­rını, barınacaklarım kaybederek zalim kı­şın pençesine düşen bölge halkı moralini zerre kadar kaybetmeden hükümetin ânın­da yetişen kudretli elile ayağa kalkıyor. Gü­zelliğin, zenginliğin, ilim ve irfanın nimet­lerin temerküz ettiği yurdumuzun incisi İstanbul'dan, onun civanmert halkından rnüoevver gençliğinden, kudretli basınından Erzurum'un her türlü yardımı beklediğini . yallarımla arzederim.

           Adana :

mhur başkan imiz Celâl Bayar bu akşam  Adana kulübünde tüccarlarla yaptığı has-

ıalde, Çukurova'nın başlıca davasını teş­kil eden su işinin behemehal hallolunacağını .söylemiş, ayrıca varlıklı   vatandaşlarımızı

hayalına atılmağa ve iktisadî kalkınma yolunda millî teşebbüslere girişmeğe teş­vik etmiştir.

Adana Kulübünde her sınıftan tüccarın iş­tirakiyle yapılan toplantıda. Çukurova'nın iktisadî kalkınmasiyle alâkalı bütün meselelere temas olunmuş, görüşmelerin sonun-Cumhurbaşkanımız bu mevzu üzerinde

ir konuşma yaparak, bugün memleketimi­zin en ehemmiyetli dâvaları olan yol ve su meselelerinin halli için azamî gayret gös­terileceğini belirtmiştir.

 

Cumhurbaşkanımız, sözlerine şöyle devam

etmiştir:

«(Yurdumuzun bu bereketli parçasında su dâvasmı hallettiğimiz takdirde, bugün bu topraklar üzerinde yaşayan bir buçuk mil­yon vatandaş, asgarî 10 milyona yükselmiş olacaktır. Bu derece mühim bir meseleyi ihmal etmek, millet iradesiyle işbaşına gel­miş bir iktidar için mümkün değildir. Siz­lere şunu katiyetle söyleyebilirim ki, Seyhan barajının yapılarak Çukurova su dâvası­nın halline yabancı sermayenin ortak ola­cağı hakkındaki ümitlerimiz zail olmamış bulunmakla beraber, dış yardımlar olma­sa dahi Çukurova'nın kalkınmasiyle ya­kından alâkalı bulunan bu işi millî kud­retimizle başarmak azmindeyiz. Bu dâvanın halli için Hükümetin katî .kararını vermiş bulunduğunu biliyorum. Yalnız katî olarak zaman tayin edemiyorum.

Cumhurbaşkanımız bundan sonra, memle­ketin su dâvasını halletmek yolunda Ame­rikalı uzmanlarla yapılan müzakereler hak­kında izahlarda bulunmuş ve Hükümet programı ile hemâhenk bir surette küçük su projelerine daha çok tahsisat ayırmak bahsinde mutabakata varılmış olduğunu, ancak bu arada memleketin umumî kal­kınmasında çok geniş ölçüde tesir yapacak bulunan Seyhan, Menderes, Gediz, Kızıl­ırmak gibi su dâvalarının hallinin de İhmal edilemiyeceğini kayıtla sözlerine şöyle de­vam etmiştir:

Bugün şahsî servetlerimizi Millî Kalkınma davalarını halletmek gayesi emrine vermek vazifesiyle karşı karşıyavız. Memleketin diğer bölgelerinde de halkla yaptığım te­maslarda daima söylediğim gibi, burada da tekrar edeyim kiv iş hayatına atılmalıyız: İktisadî Kalkınma yolunda mîllî teşebbüs­lere girişmeliyiz, servetlerimizi iş sahaları­na dökmeliyiz. Kendimize itimat etmeli, kendi liyakat ve teşebbüs kudretimize inan­malıyız. Bu yolda yapacağımız teşebbüsler kuvvetle desteklenecektir.

Cumhurbaşkanımız, bu arada memleketi­mizde bankacılığın inkişafını misal olarak göstermiş, millî teşebbüslere karşı duyulan güveni belirtmiş ve geniş bir çalışma ve kazanma muhiti olan Çukurova'nın millî teşebbüsleri genişletmek hususunda Örnek olabileceğini ifade ederek şöyle demiştir:

Diğer İllerimizdeki vatandaşlarımız da ay­nı soydan insanlar olarak aynı teşebbüs kudret ve kabiliyetine sahiptirler. Fakat şettiği bir feyiz de mevcuttur. Bu feyiz ve geniş kazanç imkânları içinde yapılacak her teşebbüs, bizi yanında görecektir. Her nerede olursa olsun, bu teşebbüsleri mu­vaffak kılmak bizim en tabiî vazifemiz­dir.»

Cumhurbaşkanı bu sabah Adâna'ya gelir­ken, yolda kendisine bir fabrika inşaatı gösterildiğini, bundan 20 yıl evvel 20 bin iğlik bir fabrika kurmak için Hükümet kudretinin kâfi gelmediği bu memlekette bir vatandaşın bugün sessizce, kimseden yardım istemeden cesaretle bu takatte bir fabrika kurması vakıasının kendisinde son­suz bir memnunluk uyandırdığını kaydet­miş ve demiştir ki:

«Evvelce Hükümet önden gitsin biz arka­dan gelelim, diyorduk. Bugün şartlar ta­mamen değişmiştir. Düşünüş tam aksine­dir. Sizler ve vatandaşlar Önde yürümek, Hükümet de karıunlariyle, mevzuatiyle, İmkânlariyle ve adamlariyle arkadan siz­leri desteklemek durumundadır.»

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, tüccarla­rın şiddetli ve sürekli alkışlan arasında, bütün memlekete örnek olacak yeni millî, iktisadî teşebbüslerinde Adana'ya muvaffa­kiyet temennileriyle sözlerim bitirmiştir.

Cumhurbaşkanımız ve yanında bulunan Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut. milletvekilleri, akşam yeme­ğinde Adana Ticaret Odasının davetlisi olarak bulunmuşlardır.  

— Adana:

Bu akşam Adana Ticaret Odasının Cum­hurbaşkanımız şerefine verdiği yemek, memleketimizin İktisadiyatı için çok güzel fikirlerin meydana çıkmasına hizmet etmiş­tir.

Yemeğin sonunda söz alan Ticaret Odası Başkanı Fevzi Dural, kısa bir hitabe irad ederek, fazla bir şey söyleyemeyeceğini, sa­yın Cumhurbaşkanının burada bulunması ile bütün Çukurovalıların duvduğu neş'e ve sevincin esasen yüzlerinden okunduğunu ve bu neş'enin Çukurova'da bugün haki­katen mevcut bulunduğunu, söylemiştir.

Fevzi Dural'ın sözlerinden sonra Cumhur­başkanımız ayağa kalkmış ve «ben de muhterem Ticaret Odası Başkanının söz­lerine mukabele ederken, esaslı bir nokta üzerinde durmak isterim» demiş ve konuş­masına şu şekilde devam etmiştir:

«Ben de aynı şekilde yüzlerinizden oku­nan neş'eden bahsedecektim. Hakikaten neşelenmemek  için  hiçbir  sebep  göremiyorum. Hâtıralarımı yokladım: Buralara kaç defa gelmiştim, fakat ben ilk olarak, Çukurova'ya İstiklâl Mücadelemizin muzafferiyetle neticelendiği günü tes'it eder­ken vâsıl olmuş ve Çukurovalılann o za­manlar memleket dâvalarına olan bağlılık­larının ve bu uğurda gösterdikleri hama­setin hayranı kalmıştım.» Celâl Bayar, bu husustaki fikirlerini açık­ladıktan sonra sözlerine şunları ilâve et­miştir :

«Bugün şuna kaniyim: Yaptığımız büyük fedakârlıklarla dün, istiklâlimizi ve şerefi­mizi kurtarmıştık. Nasıl bununla dün istik­lâlimizi fethetmiş isek bugün de iktisadiya­tımızı fethedeceğiz. İktisadiyatımızı fethet­mekten bahsederken tabiî Çukurvayı gözönüne alarak söylüyorum burada dâvaları tanzim etmek durumundan daha ileriye git­miş bulunduğumuzu ifade edebilirim. Çünkü Çukurova'lılar refah istikametinde metin adımlarla ilerlemektedirler. Esasen Çukur-ovalılar bugün bu davayı halletmek usulü­nü bulmuşlardır. İktisadî refahı ölçmek için eğer elimizde miyar 100 ise. Çukurovalılar. bunun 70'ini halletmiş, mütebaki yzde 30'u-nu da halletmek ve tam refah devrine gir­mek yoluna ulaşmış bulunmaktadırlar. Ben refah kelimesini söylerken fertleri kasdetmiyorum. Refahı umumî mânada alıyorum. Kül halinde memleket refahını kastdederek söylüyorum.»

Cumhurbaşkanımız sürekli alkışlarla kar­şılanan bu cümlelerinden sonra. Çukurova’daki nüfus meselesini bahis mevzuu etmiş, burada su dâvası hallolunursa. istihsalât beynelmilel konjonktür dahilinde kıymetlendirilirse. bu bölgenin 10 milyon Türkün refah merkezi olabileceğini söylemiştir. Celâl Bayar müteakiben «bütün bunları nikbinlikle değil, fakat hesaba, rakamlara ve realitelere dayanarak» söylediğini ifade etmiştir.

Cumhurbaşkanımız konuşmasının sonunda Çukurovalılara:

«Bu akşam şahidi olduğum neş'enizin, da­imî olmasını temenni ederim» demiş ve gerek kendisine ve gerekse arkadaşlarına karşı gösterilen muhabbete teşekkürlerini bildirmiştir.  

Cumhurbaşkanımızın bu sözleri, salonu dolduranlar tarafından sevgi tezahürleriyle uzun uzun alkışlanmıştır.

10 Ocak 1952

— Adana:

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar beraber­lerinde Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Genelkurmay Başkanı Orge­neral Nuri Yamut,- Hatay ve diğer İller Milletvekilleri olduğu halde, bu sabah An­takya'dan hareketle Samandağı İlçesini zi­yaret etmiştir. Samandağhlarm coşkun tezahürleriyle karşılanan Cumhurbaşkanımı­zı Belediyede Samandağı Belediye Başkanı Şahap Çilli şehir halkı adına selâmlamış, İlçe halkının bugünkü içten sevincine ter­cüman olmuş ve demiştir ki:

«Yirmi sene esaret altında kalan yeşil Ha­tay'ımızın kurtuluşunda sizlerin de çok büyük yardımınız olmuştur. Esaret altın­da geçen bu seneler içinde memleket hal­kının çektiği ıstıraplar şüphe yok ki sizi de uzun zaman müteessir etmiştir. Fakat bugün Hatay'ı teşrifinizle mazide çekilen ıstırapların tarihe karıştığını görerek her halde bizden ziyade sevinç içindesinizdir. Hatay'ın bir parçası olan Samandağı halkı kurtuluşumuz için çalışanları asla unutmayacaktır.»

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar Hatay'ı vatandaşların kendisine karşı gösterdiği muhabbet tezahürlerinden dolayı teşekkür etmiş. Hatay'a karşı kendisinin de bütün Türk milleti gibi hususî bir sevgi ile bağlı olduğunu belirtmiş. Hatay'ın ıstıraplı gün­lerini hatırladığını kaydettikten sonra sözlerine şöyle devam etmiştir:

<( Böyle günler bir daha tekerrür edemez. Hatay Türk diyarı idi, Türk diyarıdır, yurdumuzun ayrılmaz bîr parçası olarak ebediyyen de Türk kalacaktır ve burada her vatandaş, hiçbir tazyik görmeden, kaf­iyen hiçbir farklı muameleye tâbi olma­dan kendi refahı ve kalkınması için. netice olarak da memleketin refahı ve kalkınması için çalışacaktır. Huzur ve neş'e içinde gördüğüm Hatay'ın bu huzur ve neş'esi git­tikçe artarak devam edecektir. Bütün mem­leketin kalbi Hatay'la beraber çarpar.»

Hataylılara işlerinde başarılar dileyerek sözlerini bitiren Bayar, Samandağhlann alkışları arasında kasabadan ayrılarak İs­kenderun'a gelmiş ve saat 13.55'de İsken­derun - Ankara yolcu katarına bağlanan hususî vagonu ile Ankara'ya doğru hareket etmiştir. Saat 18.20'de Adana'dan geçen Cumhurbaşkanımız, trenin garda tevakkufu sırasında istasyondaki halk topluluğunun hararetli tezahürleriyle selâmlanın ıştır. Cumhurbaşkanımız yarın saat 20.35'de An­kara'da olacaktır.

11 Ocak 1952

— Kayseri:

Güney  İllerinde  yaptığı tetkik  gezisinden dönmekte bulunan Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, beraberinde Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut ve millet­vekilleri olduğu halde Doğu postasına bağ­lanan özel bir vagonla bu sabah şehrimize gelmişlerdir.

Cumhurbaşkanı Vilâyet hududunda Vali, Belediye Başkanı. Kolordu ye askeri bölge Komutanları ile D. P. İl Başkanı ve üyeleri tarafından selâmlanmış ve saat 7.15'de Kayseri İstasyonuna muvasalatla­rında istasyonda toplanan büyük bir halk topluluğu tarafından tezahüratla karşılan­mıştır.

Cumhurbaşkanı istasyondan doğruca Vilâ­yete gitmişler ve Kayseriyi ilgilendiren muhtelif mevzular hakkında Vali ve Beledi­ye Başkanından izahat aldıktan sonra saat S.15'de Ankara'ya müteveccihen hareket etmişlerdir.

Cumhurbaşkanı ve beraberlerindeki zevat istasyonda tezahüratla uğurlanmışlardır.

           Ankara:

Almanya'ya sipariş edilmiş olan 16 motorlu trenden üç tanesi bu ay içinde Tür­kiye'ye sevkedilecek, mütebaki 13 tanesi ise Ağustos ayı sonuna kadar memleketi­mize gelmiş olacaktır. İki tane 550 beygir­lik Dizel motoru ile mücehhez ve 119 yol­cu alabilen üç vagondan müteşekkil olan bu trenler, sür'at denemeleri yapıldıktan sonra Ankara - İstanbul. Ankara - İzmir, Ankara - Zonguldak, Ankara - Adana ve Ankara - Sivas hatlarında çalıştırılacaklar­dır. Seyahat müddetinde mühim bir kısal­ma yapacak olan bu trenlerin işletilmesi ve bakımı için yetiştirilmek üzere teknis­yenlerden mürekkep bir heyet Almanya'ya gönderilmiştir.

           İstanbul:

Basın - Yayın ve Turizm Genel Müdürü Dr. Halim Alyot bugün saat 17'de Gaze­teciler Cemiyetinde bir Basın toplantısı tertip etmiş ve aşağıdaki konuşmayı yap­mıştır:

Arkadaşlar:

Görüşmemize başlamadan önce. Genel Mü­dürlüğümüzün iş ve vazifelerine karşı mat­buatımızın göstermekte olduğu daimî ve yakın alâkadan dolayı sizlere teşekkür etmeği zevkli bir vazife bildiğimi söylemek isterim. En büyük emelim, hiç şüphesiz ki, bu çok kıymetli alâkanızın devamını gör­mektir.

Bundan evvelki konuşmalarımda da arz etmiş   olduğum   veçhile,   Adnan   Menderes hükümeti, turizm davasının ilk gü­nünden itibaren ehemmiyetle üzerinde durmuş ve bu dâvanın tahakkuku için fiilî tedbirler almıştır ?

Turizmin dünya ekonomisinde oynadığı rol malûmdur. Meselâ: 1951 yılında Fransa, Turizmden bir milyar 200 kusur milyon Türk liralık gelir sağlamıştır. Lübnamn turizm geliri de, ayni sene içinde 60 milyon Türk lirasından fazladır.

Millî turizm politikamızın esaslarına uy­gun bîr şekilde memleketimiz turizminin inkişafı için gerekli programı hazırlamış bulunmaktayız. Türkiyenin tarihî mahalle­rini, folklor merkezlerini, tabiî güzellikleri­ni, iklim ve tedavi yerlerini etüd etmiş bu­lunuyoruz. Bu etüdden elde ettiğimiz bilgiye göre, bir ihzarî proje tanzim edildi. Bu projeye nazaran ilk plânda, memleketin muhtelif yerlerinde 40 ve 20 yataklı 60 otel. 30 oberj, büyük ve küçük 40 plaj, kaplıca ve içme istasyonları ile 56 servis istasyonu kurulmasına ihtiyaç olduğu tes-bit edilmiştir.

Büyük turistik merkezlerimizin otel mev­zuu bunların dışındadır. Bildiğiniz . gibi, İstanbul İçin ilk hamle olarak Hilton Otel­cilik Şirketi tarafından 300 odalı bir otel yaptırılmak üzeredir.

Bu müessesenin umumî vekili ile Hiltonun kardeşi Cari Hilton'un riyaseti altında bir heyet memleketimize gelmiş ve otelin sahi­bi olan Emekli Sandığı ile temasta bulun­mak üzere bu sabah Ankaraya varmış bu­lunmaktadır. Ankaradan avdetlerinde Hil­ton Otelinin maketini basın mensuplarına göstereceklerdir. Adnan Menderes hüküme­ti memleketin yol dâvasını iktisadî hamle­lerimizde olduğu gibi turzim faaliyetlerimizdeki rolüne gerekli ehemmiyeti vermiş ve bu yollar, kara yolları çerçevesi dahi­linde bir programa bağlanmıştır.

Hıristiyanların mukaddes bir mahalli ola­rak kabul ettikleri Efes'e yapacakları zi­yaretlerde kolaylık gösterilmesi için gerekli bütün tedbirler alınmıştır. Bu mahallin Türkiye için büyük Turistik bir merkez haline getirilmesine çalışılmaktadır. Bu arada Selçuk - Efes Turistik yolları da ik­mal edilmiş bulunmaktadır.

Bugün devamlı bir surette sarfedilen gay­retler neticesinde memleketimizde turizm dâvası geniş bir alâka göstermeğe başla­mıştır. Hususî sermayenin. Turizm Endustrusinin kurulmasında rol almağa baş­lamış olması bunun delillerinden biri­dir. Adnan Menderes hükümeti esasen millî ve yabancı sermayenin   bilûmum iktisadî sahalarda olduğu gibi Turizm sahasında da rol almasını yalnız arzu etmekle kalma­makta, ayrıca bunun teşvik edici tedbir­leri almak hususunda hassasiyet göster­mektedir. Nitekim bu cümleden olarak. Turizm Endüstrisinin sür'atle kurulmasını sağlamak gayesiyle bir «Turizm Endüstri­sini teşvik kanunu tasarısı» nı hazırlamış bulunmaktadır. Bu tasarı yakında Büyük Millet Meclisine sevkedilecektir.

Turizmin birçok meseleleri vardır. Bun­ların her biri ayrı ayrı ele alınmış, bu hu­sustaki etüdler tamamlanmıştır.

Turizm bilgi ve terbiyesinin okullarda ve halk arasında yayılması tercüman rehber yetiştirilmesi, Turizm İstatistikleri tutul­ması, büyük şehirlerimizde Turizm Büro­ları kurulması. Belediyeler Turizm fonu teşkili. Turizm Derneklerinin arttırılması. Turizm anonim şirketleri kurulması. Tu­rizm polisi ihdası gibi mevzular bunlar arasındadır.

Adanan Menderes hükümeti, bu sahadaki çalışmaları hızlandırmak maksadivle. büt­çeye iki yıldanberi Turizm tahsisatı koy­muş bulunmaktadır.

Paristeki Turizm Büromuzun nüvesini teş­kil etmek ve Avrupa İktisadî İşbirliği nezdinde bir Turizm temsilcimiz bulundurul­mak üzere, mütehassıs bir memur gönderil­miştir. Bu suretle de dıs memleketlerdeki temsilcilerimizin sayısı dörde çıkmış bu­lunmaktadır.

Şimdi propaganda dairemiz ve dış teşkilâ­tımız faaliyetine geçiyorum:

Yurdumuzu hariçte tanıtmak maksadivle. bir buçuk sene zarfında muhtelif dillerde 15 eser bastırılmış ve dağıtılmıştır. Önü­müzdeki Şubat ayı içinde de halen baskı­ları devam etmekte olan 7-8 yeni eser da­ha yayınlanmış olacaktır. Bu arada mem­leketimizin harice tanıtılması ve turizm dâvamızın anlatılmasından büyük .bir ehemmiyeti olan film servisimizi de tak­viye etmekteyiz. Bunun için hariçten bir de mütehassıs getirilmesi kararlaştırılmış bu­lunmaktadır.

Birleşik Amerika. İngiltere ve Fransadaki dış teşkilâtımız son zamanlarda Devletimi­zin dış münasebetleri bakamından itibarı­mızın fevkalâde artması bu teşkilâtımızın faaliyetinin daha esemereli olmasını intaç etmiştir. New-York Haberler Büromuzun evvelki senelere ait mesaisi ile 1951 yılı mesaisi mukayese edildiği vakit, öteden-beri yapılmakta olan mesai hacminin art­masına ilâveten, yeni propaganda usulle­rinden de istifade edilmeye başlandığı görülür. Meselâ 11 aylık bir devre zarfında New-York Haberler bürosu 42 sergi ter­tip etmiş. 7S konferans vermiş. 35 radyo ve televizyon konuşması yapmış. 86 film gösterisi tertip etmiş. 72 basın toplantısı veya teması yapmış, 8 broşür bastırmış 121057 broşür dağıtmış 12 bin kadar ya­zılı ve telefonla yapılan müracaata cevap vermiştir.

Amerikan gazete ve mecmualarında da memleketimiz lehinde fotoğraf ve makale çıkmasını temin etmek, makale yazacaklara gerekli malzemeyi vermek, hakkımızda menfi ve tarafgirane yazılan yazıları tashîh ettirmek. Turizm propagandamız için küçük filmler vücuda getirmek de Büronun mesaisi arasındadır. Diğer taraftan yurdu­muzun sesini harice duyurmak maksadiyle Ankara Radyosu kısa dalga postası ile muhtelif yabancı dillerde yapılmakta olan neşriyat, 10 dilden 14 dile çıkarılmak ve bunların emisyon müddetleri iki - üç mis­line iblâğ edilmek suretiyle bu sahada da bir ilerleme kaydedilmiştir.

Büyük Millet Meclisi ve Hükümetin yakın alâkaları ile dış tanıtma faaliyetimizin da-'ha geniş bir ölçüde yapılmasını teminen Genel Müdürlüğümüzün 1952 yılı bütçesi­ne 300 bin liralık fâzla bir tahsisat konul­muştur.

Radyolarımıza gelince :

Radyolarımızın bilhassa müzik neşriyatın­da, takdir edeceğiniz gibi, esaslı ıslahat yaptık. İstanbul radyosunda mukaveleli bir sanatkâr kadrosu kurduk. Bu kadronun kurulmasından maksat, programlarda de­ğişiklik yapılmak zarureti karşısında kalın­dıkça, bütün vakitlerini radyoya hasret­miş elemanların daimî surette el altında bulundurulmalarını temin etmektir. Hiç şüphesiz ki, İstanbul gibi geniş bir sanat­kâr zümresini sinesinde toplamış bulunan bir şehrin radyosu, mahdut bir kadro ile işleyecek değildir. Mukavele dışında ka­lan sanatkârlardan da istifade edilmeğe devam edilecektir.

Ankara radyosu programlarını zenginleş­tirmek gayesi ile İstanbuldan sanatkârlar getirttik.

İstanbul radyosunun temsil yayıınlarında ıslahat yapılmış, başta §ehir Tiyatrosu sa­natkârları bulunmak üzere, tanınmış ve değerli sanatkârların da temsil yayınlarına iştirakleri temin edilerek muvaffakiyetli neticeler alınmağa başlanmıştır.

Ankara radyosunda bir «köy saati» ihdas edilmiş ve köylüler nezdinde büyük alâka görmüştür. Bu saati Millî Eğitim ve Tarım Bakanlıkları ile birlikte idare etmek­teyiz. Çocuk terbiyesi bakımından büyük bir memleket dâvası teşkil eden «Çocuk saati» nin ıslahı hususunda Millî Eğitim Bakanlığının radyolarımız idaresi ile iş­birliği sağlanmış ve bunun müsbet netice­leri görülmüştür. İstanbul radyosu da «Ço­cuk saatinde ayni ıslahatı yapmak yolun­dadır. Şu anda, Millî Eğitim Müdürünün "başkanlığında toplanmış olan 15 kişilik bir komisyon bu mühim dâvanın gerçekleştiril­mesi ile meşguldür.

Bu arada radyolarımızın neşriyat saatlerine şimdilik birer saatlik bir uzatma yapmak kararını almış bulunuyoruz. Ankara rad­yosu bu ayın 20 sinden itibaren akşam nişriyatına 18.00 yerine 17.00 de başlamak suretiyle bu kararımızı tahakkuk ettirmiş olacaktır.

İstanbul radyosuna gelince, bu radyo tek­nik sebepler dolayısiyle neşriyatım ayni tarihte uzatamıyacak, fakat pek kısa bir zaman zarfında Ankara radyosu gibi saat 17.00 de akşam neşriyatına girmek imkâ­nını bulacaktır.

Diğer taraftan Başbakan Yardımcısı sayın Samet Ağaoğlunun geçenlerde sizlere müj­delediği gibi. Teknik Üniversite tarafından yapılmış olan bir radyo postası Genel Mü­dürlüğümüzün işbirliği ile faaliyete geçe­cektir. Üniversiteleri alâkadar eden mev­zular ile ilmî konular etrafındaki konuş­malar bu radyoda yapılmak suretiyle An­kara ve İstanbul radyolarındaki konuşma saatlerinden elde edilen tasarruflarla rad­yolarımızın daha zengin ve daha çeşitli programlar yaymak imkânı sağlanmış ola­caktır.

Adnan Menderes hükümeti bir çok ileri memleketlerde olduğu gibi, memleketimiz­de de bir televizyon istasyonunun kurul­ması için faaliyete geçmiş bulunmaktadır. Bu istasyonun kurulmasında Amerikan yardımından istifade edeceğimizi kuvvetle ümit etmekteyiz. Ayın 13'ünde Amerikadan hareket edecek olan heyet televizyon istasyonunun kurulması etrafında tetkikler­de bulunmak üzere önümüzdeki hafta için­de memleketimize gelmiş bulunacaktır.

— Ankara :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar. beraberlerin­de Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut, Ankara Milletvekili Mümtaz Faik Fenik. Konya Milletvekili Remzi Birand, İş Bankası İdare Meclisi Baş­kanı ve _ Umum Müdür vekili Mu­vaffak      İsmen      ve      Cumhurbaşkanlığı Başyaveri Kurmay Yarbay Nureddin Alp-kartal ile Özel kalem Müdürü Fikret Bel-bez olduğu halde bu akşam saat 20.35 te posta trenine bağlanan özel bir vagonla Güney İllerindeki tetkik seyahatlerinden dönmüşlerdir.

Cumhurbaşkanı garda Başbakan Adnan Menderes, Bakanlar. Milletvekilleri. Kara. hava ve deniz kuvvetleri komutanları, Baş­bakanlık müsteşarı. Cumhurbaşkanlığı. Büyük Millet Meclisi ve Dışişleri Bakan­lığı Umumî Kâtipleri ile Vali. Emniyet Müdürü. Merkez Komutanı ve diğer mül­kî ve askerî erkân tarafından karşılanmış­lardır.

Garda toplanan halk Cumhurbaşkanına bü­yük bir sevgi tezahüratında bulunmuştur.

12 Ocak 1952

           Ankara :

Türk Tarih Kurumu çalışmalarını daha verimli kılmak için bundan sonra ihtisas kollarına ayrılmayı kararlaştırmıştır.

Eski, Orta ve Yeni Çağ olmak üzere üç ihtisas koluna ayrılan üyeler, kendi saha­larına giren işleri birer programa bağlaya­caklar ve hazırlayacakları yönetmeliklerini önümüzdeki Martta toplanacak olan Genel Kurula  getireceklerdir.

Yayın faaliyetine devam eden basımevin-de, muhtelif serilere ait 16 eser basılmak­tadır.

Bu arada, înb-i-Bibi'nin Selçuk tarihi, Neş-ri'nin Osmanlı tarihi, Ravendî'nin Rahatüs Sudûru, Cevdet Paşa'nın Tezkereleri İkin­ci Murat Devrine ait Arvanit Livası Tah­rir defteri gibi ana eserler ve dünya tarih serisinden de Osmanlı tarihi, Mısır tarihi, Roma tarihi ve Uzak - Doğu tarihi vardır. Bu eserlerden mühim bir kısmının basım işleri sona ermiştir.

Türk tarih kurumu ayrıca bir Ziya Gö-kalp külliyatı hazırlamaktadır. Gökalpın şiirleri diğer eserlerinden ayrı bir cilt ha­linde hazırlanmıştır. Bu eser yakında neş­redilecektir.

           İzmir :

Kore'de insanlık ideali için savaşırken ga­zilik mertebesine ulaşan 53 yaralımız, Ge­neral J. H. Mc. Rae isimli Amerikan ge­misiyle bu sabah saat onda İzmir'e gelmiş ve havanın yağışlı olmasına rağmen saba­hın erken saatlerin denberi Pasaport iskele­sinde beklemekle olan kalabalık bir halk kitlesi tarafından büyük bir heyecan ve tezahüratla karşılanmışlardır.

Limanımızda bulunan vapur vesair tekne­lerle diğer nakil vasıtalarının hep birden uzun uzun çaldıkları selâm düdükleri ara­sında Cumhuriyet alam önündeki Pasa­port iskelesine rampa olan General J. H. Mc. Rae gemisine ilk olarak Vali Vekili, Generaller, Akdeniz üsler komutanı ve diğer baz! teşekküller temsilcilerinden mü­rekkep bir karşılama heyeti girerek kafile komutanı Yzb. Ahmet Çankaya'ya «hoş geldiniz)» demiş ve muhtelif buketler su­nulmuştur.

Müteakiben Vali vekili generaller gemiyi dolaşarak içeride bulunan Türk ve bütün dost memleketler gazilerinin hatırlarını sormuşlardır.

Saat ll'de kafile komutam yüzbaşı Çan­kaya, karaya çıkarak başta bandonun bulunduğu ihtiram kıtasını teftiş etmiş, ko­mutanı müteakip halkımızın coşkun teza­hüratı arasında gazilerimiz sahile çıkma­ya başlamışlardır.

Bu esnada aynı gemi ile memleketlerine dönmekte olan Yunanlı gazilerin kafile komutanı da karaya çıkarak Türk kafile komutanı Çankaya'ya kendi kafilesi adına bir Yunan bayrağı hediye etmiştir. Bu bayrak teatisi esnasında Yüzbaşı Çan­kaya Yunanlı silâh arkadaşına teşekkür­lerini bildirmiş ve Türk - Yunan dostlu­ğunu Övmüştür.

Yunan kafile komutanı da Çankaya'ya şu cevapta bulunmuştur:

«Biz Yunanlılar Türklerin kahramanlıkla­rını dünyada en çok takdir eden insanla­rız. Türkler kadar kahraman, cesur, ci­vanmert bir millet tasavvur edilemez. Bu vesile ile şunu da belirtmek isterim ki Türk - Yunan dostluğunun gün geçtikçe biraz daha kuvvetlenmesini görmekle çok iftihar etmekte ve sevinç duymaktayım.»

Bugün anavatana kavuşan gazilerimizden ağır yaralı 11 er ve ast subay sıhhî ekiplerin nezareti altında derhal İzmir Askerî Hastahanesine kaldırılarak tedavi altına alınmışlardır. Yaraları oldukça hafif veya tamamen iyileşmiş olan diğer gazilerimiz ise başka yerlerde misafir edilmişlerdir.

General Rae gemisiyle gelen askeri kafi­lemiz, bir subay altı astsubay ve 46 erden mürekkeptir.

Bu akşam Pire'ye müteveccihen limanımız­dan ayrılacak olan gemi ile 240 Yunan. 29 Fransız, 15 Belçikalı ve 5 Hollandalı gazi de yurtlarına dönmektedir.

Kahraman kafilemizin komutanı Yüzbaşı Ahmet Çankaya, kendisiyle görüşen Anadolu Ajansı muhabirine yol intibalarını şu şekilde nakletmiştir:

«18 Kasım günü Kore'den ayrıldık. Yol­culuğumuz çok rahat geçti. Gelirken Sey­lan'a da uğrayarak orada hastahanede te­davi edilmekte olan iki kahramanımızı da gemimize alarak beraberimizde getirdik. Seylan'dan sonra Filipin, Süveyş ve Portsaid'e de uğrayarak İ2mir'e geldik.

Yolda Yunanlı dostlarımız ve silâh arka­daşlarımız bize hakikaten çok büyük ya­kınlık gösterdiler. Bu sebeple kendilerine müteşekkiriz. Gemi mürettebatından da büyük alâka gördük.

Bugün yurda dönen arkadaşların arasında yaralılar bulunmakla beraber hepsinin sıh­hî durumu iyidir ve hepimiz anayurda ka­vuşmanın sevinci içindeyiz.»

— İstanbul:

Türkiye Turizm Kurumu Genel Kurulu bugün saat lS'te İstanbul Ticaret ve Sa-~nayi Odasında, Büyük Millet Meclisi Parlamentolararası Turizm Grupu Başkanı Antalya Milletvekili Doktor Burhaneddin Onat ve Grup üyeleri. Basın - Yayın ve Turizm Genel Müdürü Doktor Halim Alyot, İstanbul Vali ve Belediye Başkanı Profesör GÖkay. yurdun muhtelif İllerden gelen Belediye Başkanları veya temsilci­leri, turistik müesseseler mümessilleri, Ku­rum üyeleri ve Basın mensuplarının işti­rakiyle toplanmıştır.

Toplantıyı Başkan vekili Cihat Baban aç­mış ve hazır bulunanlara teşekkür ettik­ten sonra açık oyla Kongre Başkanlığına İstanbul Belediyesi Reis muavini Suat Kutat'ın teklifi ile Ankara Belediye Reisi Atıf Benderlioğlu seçilmiştir. İkinci Baş­kanlıklara Salamon Adato, Doktor Asım Araş, kâtipliklere Adnan Fuat Aral, İhsan Çene, Salâhattin Sonat, Semih Tanca se­çilmişlerdir.

Toplantıya Kurum Hesaplarını Tetkik Ko­misyonunun seçimi ile başlanmış ve mü­teakiben . İdare Heyeti raporu üzerinde müzakerelere geçilmiştir.

İlk sözü Kongrede Hükümet adına hazır bulunan Basın - Yayın ye Turizm Genel Müdürü Doktor Halim Alyot almış ve aşağıdaki konuşmayı yapmıştır;

Türkiye Turizm Kurumu Genel Kongresi­nin sayın üyeleri, hepinizi saygı ile selâm­larım.

Turizm iktisadî bir mesele olduğu kadar, insanların birbirleriyle tanışıp anlaşmala­rı! âmil olan bir harekettir.

Memleketimiz, tabiî güzellikleri, tarihî âbi­deleri, sanat eserleri ve klimatik tedavi yerleri ile turizm hareketleri için lüzumlu olan bütün şartları sinesinde toplamış bu­lunmaktadır. Bu kıymetlerin süratle tu­rizme açılabilmesi için programlı bir ça­lışmaya ve bütün memleketin işbirliğine kat'î bir zaruret vardır.

Bu vazifeyi üzerine almış bulunan Genel Müdürlüğümüz, mesaisini bu noktada tek­sif ederek gerekli programı hazırlamış ve bu program dahilinde malûmunuz olan ça­lışmaları tahakkuk ettirmiş bulunmaktadır. Burada şükranla kaydetmeliyiz ki, turizm dâvasını memleketimizde ele alarak bugüne kadar bu dâvayı geliştirmeğe çalışmış te­şekküllerimiz vardır. Huzurunuzda bu ci­heti tesbit ederken yüksek Kongrenizin elde edeceği başarıdan hepimizle birlikte onların da memnunluk duyacaklarını şüp­hesiz telâkki ederim.

Kısa bir mazisi olmakla beraber, yüksek huzurunuzla Kongresini akdetmekte bulu­nan Türkiye Turizm Kurumunu faal bir teşekkül haline getiren ve memleketin ta­nınmış, tecrübeli şahsiyetlerinden teşekkül eden kurucuları başta olmak üzere bütün Üyelerinin memleketimizin turizm dâvasına büyük hizmetler ifa ve faaliyetlerinin tu­rizm tarihimizde parlak sahifeler işgal ede­ceğine kani bulunmaktayız.

İktisadî, içtimaî ve kültürel hareketleriyle milletlerarası geniş münasebetlere, bir memleketin imar ve kalkınmasına hizmet eden turizmin maddî tarafı hususî teşebbü­sün, millî ve yabancı sermayenin bu endüs­triye para yatırmasıyla büyük Ölçüde in­kişaf edecektir. Turizm faaliyetinin ma­nevî ve hazırlayıcı cephesinin bütün mil­letçe benimsenmesinde ise. turizm kurum­larının birinci plânda rolü olacaktır. Tu­rizmi millî bir dâva olarak ele alan Adnan Menderes Hükümeti, turizm kurumlarının çoğalmasını ve resmî turizm teşekkülü fa­aliyetlerine yardımcı olmasını ehemmiyetle mütalâa edecektir.

Bu sebeple Genel Müdürlüğümüz bu gibi kurumların meydana gelmesi için teşvikler­de bulunmuş ve bir yıl Önce bir kaç ku­rumdan ibaret olan turizm teşekkülleri bugün yirmi beşi bulmuştur. Böylelikle sa­yısı günden güne artmakta bulunan ve memleketin muhtelif köşelerinde teşekkül eden kurumların, faaliyetlerinin daha se­mereli ve şümullü olabilmesi ve milletler­arası turizm federasyonları ile de müna­sebetler tesis edebilmek için bir Federas­yon halinde birleşmeleri ve bu şekilde ge­niş  bir işbirliği içinde  çalışmaları  Genel Müdürlüğümüzce ötedenberi üzerinde du­rulan bir mevzudur. Bu .sebeple, teşekkül etmesini faideli gördüğümüz bu P'ederasyona gelir sağlamak maksadiyle bir Turizm Pulu ihdasını düşünmüş ve bir kanun ta­sarısı hazırlamış bulunuyoruz.

Turizmin millî ve milletlerarası ekonomi sahasında haiz olduğu değer üzerinde ne kadar durulsa azdır. Ancak şu kadarını arzetmek isterim ki büyük sanayi memle­ketleri dahi, turizm endüstrisine geniş bir i'aalivet zemini hazırlamışlar ve bu suretle mîllî gelirlerinin büyük bir kısmını turizm vasıtası ile. temin etmek yolunu tutmuş­lardır. Görülüyor ki turizm endüstrisi bu­gün Batı memleketlerinde bir ana endüstri haline gelmiştir. Bu hususu bir kaç misalle tavzih etmeme müsaadenizi rica edeceğim:

Fransa'da turizm endüstrisinde 750 bin kişi çalışmaktadır. Buna mukabil demircilik sa­nayiinde 500 bin, çelik sanayiinde 280 bin, madenlerde 300 bin işçi çalışmaktadır. İtalya'da ise, turizm endüstrisinde çalışan­ların sayısı 740.998 dir. Halbuki daha ö-nemli sanılan diğer sanayi kollarında ve meselâ kimya sanayiinde çalışanlar ancak 261.695, iaşe maddeleri sanayiinde 349.723, dokuma sanayiinde 559.494 olarak tesbit edilmiştir. İsviçre'de bu endüstride 120.121 kişi iş bulmaktadır. Başka memleketlerin ticaret muvazenelerinde mühim yekûnlar tutan turizm gelirleri şöyledir: İngiltere 1950 senesinde 800 küsur milyon Türk li­rası, İtalya 766 milyon Türk lirası kazanç temin etmiştir. Fransa'ya gelince 1950 yı­lında bir milyar Türk lirası olan turizm gelirini 1951 de 1 milyar 200 küsur mil­yon liraya çıkarmış bulunmaktadır. Bu kadar verimli olan ve memleketimizde ge­lişmesi imkânları bulunan turizm endüstri­mizin kurulmasında, son yıllar içinde biz­de de mühim hareketler başlamış bulundu­ğunu şükranla kaydetmek isterim. Hususî teşebbüs memleketin muhtelif ^erlerinde şirketler kurmakta ve turistik tesislere para yatırmaktadır. Bunu, Adnan Menderes Hü­kümetinin bu endüstriye karsı takip et­mekte olduğu politikasının bir neticesi ola­rak memnuniyetle müşahede etmekteyiz.

Hususî teşebbüsün ve özel sermayenin di­ğer iktisadî sahalarda olduğu gibi, turizm endüstrisine de gösterdiği alâkanın deva­mını temin maksadı ile Hükümet azamî kolaylıkları göstermektedir. Bu cümleden olarak Turizm Endüstrisini Teşvik Kanu­nu tasarısını hazırlamış ve ayrıca yabancı sermayenin memleketimize celbini teşvik eden kanunu çıkarmış bulunmaktadır. Türkiye Turizm  Kurumunca    muvaffakiyetle tahakkuk ettirilen ve memleketimiz turizm hamlelerinde mühim bir yer- işgal edecek olan Kongreyi turizmimizin gele­ceği için bir teminat olarak görmekteyiz. Sayın Başbakan Adnan Menderes'in Kon­greye selâmlarını iblâğ eder ve Kurumun mesaisini desteklemek için imkânlarımızı kullanmak hususunda kendilerinden almış olduğum emri yüksek heyetinize ulaştır­mayı hem bir vazife, hem de şahsım için zir zevk telâkki ettiğimi arzeylerim.»

Bundan sonra, B. M. M. Parlâmentolar-arası Turizm Grubu Başkanı Antalya Mil­letvekili Dr. Burhanettin Onat kürsüye gel­miş. Turizmi Teşvik Kanununun bir an ev­vel Meclise getirilmesi dileğinde bulunduk­tan sonra Antalya'nın turistik zenginlikle­rini tanıtmak hususunda yapılan çalışma­ları izah etmiştir.

Dr. Onat sözlerine devamla yüksek okul­larda öğrencilere, arkeolojik dersler veril­mesi hakkında Hükümet nezdinde teşeb­büse geçildiğini bildirmiş ve İzmir'­den İskenderun'a kadar turistik önemi ha­iz olacak bir korniş yol yapılması teklifi­nin Başbakan Adnan Menderes tarafından müsait karşılandığını sözlerine ilâve et­miştir.

Daha sonra söz alan delegeler, rapor üze­rinde fikirlerini bildirmeye devam etmiş­lerdir.

— Ankara:

Aldığımız telgraflarda. Pasinler ve dolay­larındaki zelzele felâketzedelerine yardım için yurdun hemen birçok yerlerinde yar­dım komiteleri teşekkül ederek faaliyete geçtiği ve muhtelif müessese, dernek, şir­ket ve teşekküllerin İl ve İlçelerin, ha­miyetli vatandaşların nakdî ve-aynî yar­dımlarda bulundukları bildirilmektedir. Bu cümleden olarak en son aldığımız haberlere göre. Rize'de teşekkül eden Yardım Komi­tesi. Kızılay Derneği Rize Şubesi vasıta-siyle ilk yardım olmak üzere bin, Pınarbaşı İlçesi 500, Verto İlçesi 300, Göle İlçesi 617." Tekirdağ Valiliği 200, Tatvan İlçesi 290. Kağızman İlçesi 555,90, Giresun sağ­lık hizmetleri mensupları 145.37 lira ve Koçhisar'dan Bayram Acarbaş 15 çift lâs­tik ayakkabı Erzurum Valiliği emrine gön­dermişlerdir.

Diğer taraftan Erzurum Valiliğinden aldı­ğımız malûmata nazaran. Erzurum'da te­şekkül eden Yardım Komitesi Dördüncü Grupunun topladığı ve memleketimizin muhtelif yerlerinden kabul ettiği yardım miktarı şimdiye kadar 18 bin 387 lira 77 kuruşu bulmuştur. Ayrıca Erzurum İl Genel Meclisi son toplantısında felâketzede­lere 10 bin lira yardımda bulunmayı ka­rarlaştırmış ve bütçenin gider kısmına 10 bin liralık bir tahsisat koymuştur.

           Ankara:

Bugün Bütçe Komisyonunda Bayındırlık Bakanlığı 952 yılı bütçesinin umumî mü­zakeresi yapılmıştır. Sabahtan akşama ka­dar devam eden konuşmalarda 30'u müte­caviz milletvekili söz alarak muvafık - mu­halif hemen hepsi, Hükümetin takip et­mekte bulunduğu bayındırlık politikasının icraatından ve 951 yılının başarılı netice­lerinden sitayişle bahsetmişlerdir.

Yeniden ele alınacak mevzular hakkında çeşitli dileklerde bulunan milletvekilleri, ayni muvaffakiyetin 952 yılı bayındırlık çalışmalarında da devam edeceğinden c-min olduklarını belirtmişlerdir.

Zeytinoğlu, pazartesi günü geniş izahatta bulunacaktır.

           İstanbul:

Türkiye Turizm Kurumu Genel Kurul top­lantısında Hesap Komisyonu raporunun okunmasından sonra İdare Heyeti raporu ittifakla tasvip edilmiştir.

Bundan sonra üyeler ve tüzel kişiler mümessilleri söz alarak yurdun turizm dâva­sında Yönetim Kurulunun çalışmaları .üze­rinde dileklerini bildirmişlerdir. Bu arada Kurumun beynelmilel teşkilâta katılması ve Türkiye Turizm Kurumları Federasyo­nu kurulması temennileri kabul edilmiştir.

Kongrede yapılan seçim sonunda Yönetim Kurulu şöyle teşekkül etmiştir: Başkan: Lûtfi Kirdar,

Üyeler: Ahmet Emin Yalman, Doktor Burhanettin Onat, Cihad Baban, Salamon Adato, Said İbrahim Esi, Nihat hamamcıoğlu, Fahrettin Ulaş, Reşit Egeli. Kâzım Şinasi Dersan, Semih Tanca,

Mürakipler: Sadi Bekter, Sedat Kantoğlu, Niyazi Aleybek..

14 Ocak 1952

           Kütahya:

Şehrimizde yapılan yüz yataklı Verem Has-tahanesi   bugün   törenle   açılmıştır.

Törende,   Vali,   İlimiz   milletvekillerinden bazıları. Veremle  Savaş Derneği  Başkanı. ■ meslek mensupları ve davetliler hazır bu­lunmuştur.

Bu münasebetic söz alan Veremle Savaş Derneği Başkanı Dr. Özgür ve milletvekillerimizden Dr. Ahmet- İhsan Gürsoy. has-tahanenin önemini, yapılması için ihtiyar edilen fedakârlığı belirttikten sonra. Tapu senetleri Dernek Başkanı tarafından, Sağ­lık Bakanına sunulmak üzere Valiye veril­miştir.

Sağlık Bakanı adına kurdelâyı kesen Vali Pepeyi, bir konuşma yaparak, bu tesis için teşebbüsü yapan ve işi takip ve intaca ça­lışan Verem Savaş Derneğinin eski ve yeni İdare heyetlerinin mesaisini, halkın bu hu­sustaki alâka ve fedakârlığını belirtmiş, inşaatın bir an evvel ikmalinde milletvekilerimizin yakın alâkalarını. Cumhurbaş­kanımızla, Başbakanımız ve fahrî hem­şehrimiz Adnan Menderes'in, Sağlık Baka­nının ve Bakanlığının kıymetli himmet ve müzaheretlerini, müesseselerimizin yardım­larını şükranla anmiştır.

Hastahanenin mefruşatı ve tanzimi Sağlık Müdürlüğünce kısa zamanda ikmal edil­miş ve hasta kabulüne başlanmıştır. Kü­tahyalılar bu hayırlı müesseseye kavuştuk­larından dolayı sevinç içindedirler.

 İzmir:

Esre tütün piyasası bu sabah saat 8'de bü-

tün bölgede açılmıştır.

İki günden beri İzmirde bulunan Gümrük ve Tekel Bakanı Sıtkı Yırcah ve Tekel Ge­nel Müdür vekili Kenan Yalter bu sabah Başmüdürlükte piyasaların açıldığı mm-takalardan Tekel mümessillerinin verdik­leri- malûmatla piyasanın seyrini takip et­mişlerdir.

Resmî makamlardan verilen malûmata gö­re, piyasa açılan yerlerde vaziyetin gayet iyi gitmekte olduğu ve geçen seneki fiyat­ların üstünde piyasalar kurulduğu, ilk gün içinde rekoltenin dörtte birinin satıldığı, fiyatların mahsul kalitesine göre 180-285 kuruş arasında değiştiği anlaşılmaktadır.

Diğer taraftan Gümrük ve Tekel Bakanı Sıtkı Yircalı öğleden sonra İlimizin muh­telif tütün mıntakalarmi gezerek müstah­sille temaslarda bulunmuş ve bu arada ken­dilerine, tüccar almak istemediği takdirde mahsullerinin son yaprağına kadar Tekel tarafından mubayaa edileceğini, aceleye mahal olmadığını söylemiş ve hiçbir endiseve kapılmamalarını katı bir lisanla an­latmıştır.

İzmir Milletvekili Mehmet Aldemir ve Sadık Giz, Samsun Milletvekili Hadi Üzer. Vali vekili Hayri Özlü, İl Jandarma Ko­mutanı ve D. P. İl Başkanı İle birlikte gezen Bakan, gece geç vakit şehrimize av­det etmiştir.

Sıtkı Yırcah yarın sabah Ödemiş ve Tire İlçeleri bölgesine giderek buradaki tütün satışlarını kontrol edecek ve müstahsille temaslarda bulunacaktır.

           Ankara:

Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplan­tısında, açık bulunan Danıştay Başkanlığı ile beş üyelik için seçim yapılmış, başkan­lığa 145 oyla Hazım Türegen seçilmiştir. Beş üyelikten yalnız Celâdet Barbarosoğlu 168 oyla seçilmiş, diğerleri nisabı doldura­madıklarından müteakip turlara kalmışlar­dır.

Üçüncü ve Dördüncü Daire Başkanlıkları­na itiraz vâki olduğundan bu oturumda bu Daire Başkanlıkları için seçim yapılama­mıştır.

15 Ocak 1952

           Ankara:

Cumhurbaşkanı bugün saat 15.30'dan iti­baren itimatnamelerini takdime gelen yeni Meksika Elçisi Ekselans General Antonio Sanchez Acevedo'yu. yeni Polonya Büyük­elçisi Ekselans Mösyö Tanusz Zambrowicz'i ve yeni Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçisi Ekselans Mösyö George C. -McGhee'yi, Çankaya'da, mutad merasimle kabul etmişlerdir.

Meksika Elçisinin kabulünde Dışişleri Ba­kanlığı Umumî Kâtip vekili Büyükelçi Cevat Üstün, Polonya ye Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçilerinin kabullerinde de Dışişleri Bakanı Prof. Fuad Köprülü ha­zır bulunmuştur.

           İstanbul:

Ycdikule Verem Hastanesine ilâve edilen 150 yataklı pavyon bugün törenle açılmış­tır.

           İstanbul:

Türkiye Turizm Kurumunun yıllık Kon­gresinde Konya Belediyesi temsilcileri ta­rafından teşhir edilen Konya sanat, tarih ve arkeoloji eserlerinin tabloları ile turis­tik neşriyatın uyandırdığı alâka üzerine serginin bir hafta müddetle Beyoğlu Ol­gunlaşma Enstitüsünde halka gösterilmesi kararlaştırılmıştır.

           İstanbul:

Şehrimizde dört maç yapacak olan Arjantinin Lanus futbol takımı. 26 kişilik bir spercu ve idareci kafilesi halinde bugün saat 16.30'da uçakla şehrimize gelmiş ve Yeşilköy  hava  alanında   Beden  Terbiyesi ve kulüpler temsilcileri tarafından karşı­lanmıştır.

           Konya:

Turistik şehirler arasında yer alan Konya, bilhassa Mevlâna türbesi ile dikkati çek­mekte, tarih ve felsefe yününden tatmin edici bîr manzara arzetmektedir. Bu ba­kımdan. Mevlâna türbesinin etrafı açıla­rak yeniden tanzim edildiği gibi, gelecek turistlerin her türlü istirahatlarını temin edecek tesisler meydana getirmek ve eğ­lence yerleri yapmak için de. tabiatın eş­siz denecek derecede güzellik ve manzara­larını üzerinde toplıyan Beyşehir Gölü ve civarının bu işlere tahsisi düşünülmekte­dir.

Bu maksatla, Beyşehirliler, Kaymakam ve Konya milletvekillerinden Kemal Atama-n'ın da iştirakiyle yaptıkları bir toplantıda, turistik meseleler ve mevzuat üzerinde fi­kir teatisinde bulunmuş ve derhal.müteşebbis bir heyet seçerek faaliyete geçmişlerdir. Bu suretle. Beyşehir Otel ve Plajları Tesis ve İşletme Anonim Ortaklığının nüvesi ku­rulmuş bulunmaktadır. Yeni Ortaklık için İlçe Ziraat Bankasında bir hesap açılmış ve halk şimdiden Şirketin hissedarı olmak gayesiyle bu hesaba para yatırmağa başla­mıştır.

           Ankara:

Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplan­tısında geçen celse seçimi ikmal edileme­miş dört üyelik" için seçim yapıldı, tasnif neticesinde adaylardan Mahmut Celâl 0-fiut, Celâl Önen ve Kâmil Kayani'nin se­çildikleri anlaşıldı. Münhal diğer bir üye­lik için iki namzet nisabı dolduramadı­ğından seçimi gelecek oturuma bırakılmış­tır.

-— Ankara:

Büyük Miliet Meclisinin bugünkü birleşi­minde. Federal Alman Cumhuriyeti Mec­lisi Başkanının. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan'a yazmış olduğu cevabî mesajı alkışlar arasında okundu. Mektubun muhtevası şu idi:

Pek muhterem  Başkan.

Türkiye Büyük Millet Meclîsi heyeti vasıtasiyle bana göndermek lûtfunda bulun­duğunuz nazikâne" mektubunuz dolayısiyle samimî teşekkürlerimi ifadeye müsaadeni­zi rica ederim.

İstanbul'da toplanmış olan Parlâmentolararası Birliğine, katılan Alman Millet Mec­lisi üyeleri gerek devletinizin resmî ma­kamlarından, gerekse milletinizin fertlerinden mazhar oldukları hüsnü kabulden pek mütehassis olmuşlardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisince azala­rından bazılarını Almanya'ya göndermesi hususunda vâki davetimizin kabulünden dolayı bahtiyarız. Türk Milletvekillerinin ziyareti, misafirlerimize Alman siyasî ve iktisadî hayatını göstermek imkânını bize vermiştir. Parlâmentomuz üyelerinin, bu vesileyle. Türkiye ile Almanya arasındaki eski dostluk bağlarını sıkılaştırmaya ve her iki memleket arasındaki iktisadî münase­betleri, her iki memleketin menfaatine ola­rak inkişaf ettirmeğe tarafımızdan elden gelen her şeyin yapılmakta olduğu kanaa-tma vardıklarından eminiz.

Alman Millet Meclisinin selâmlarını ve memleketinizin muvaffakiyetli inkişafı hu­susundaki samimî arzularını Türkiye Bü­yük Millet Meclisine iblâğ buyurmanızı ri­ca ederim.

Bu vesile ile derin hürmetlerimi arzetmeme müsaadenizi  istirham eylerim.

17 Ocak 1952

— Edirne:

Bilindiği gibi. bir müddetten beri, zaman zaman, Bulgar gazetelerinde, göçmen ola­rak Türkiyeye gidip de sonra dönmek mec­buriyetinde kaldığı iddia olunan, bazı kim­seler ağzından memleketimiz aleyhinde son derecede çirkin beyanatlar neşredilmekte ve Bulgar Hükümetince, bu beyanatlar etra­fında azamî alâka toplanılmasına çalışıl­maktadır.

Bu beyanatların bir kısmının sırf memle­ketimiz aleyhinde propaganda maksadiyle mevhum kimselere izafeten neşredildiğinden şüphe olunabilirse de, diğer kısmının Bul­gar makamlarınca göçmen akınından bilis­tifade, göçmen kisvesi altında gizli mak­satlarla memleketimize sokulup bilâhare Bulgaristan'a kaçan kimselere yaptırıldığı hissolunuyordu. Nitekim göçmen diye memleketimize kabul edilmiş ve bilâhare şüpheli durumda oldukları meydana çıkmış tek tuk bazı kimselerin, iskân edildikleri yerlerden kaybolduklarının tesbit edildiği de işitilmekte idi.

Bu kere inanılır bir kaynaktan Öğrenildi­ğine göre. bundan altı ay kadar önce Bul­garistan'a gizlice kaçan ve kendilerine Bulgar gazetelerinde memleketimiz aleyhin­de beyanat yaptırılan 25 kadar sözde göç­men ile 20 gün evvel Türkiye'den döndük­leri Bulgar gazeteleri tarafından bildirilen 18 kişinin, hileli yollarla ye gizli maksatlarla memleketimize sokulmuş çingeneler­den İbaret bulundukları tesbit edilmiştir.

           İstanbul:

Türk Editörler Derneği yıllık toplantısını bugün yapmıştır. Yeni İdare Heyetine Ibrahim Hİlmi Çığıraçan, Aziz Bozkurt. Avni İnsel. Osman Nebioğîu ve Yakup Bayar seçilmişlerdir.

18 Ocak 1952

           Ankara:

İstinaf Mahkemelerinin kurulması husu­sunda Adalet Bakanlığınca hazırlanan ka­nun tasarısı. Bakanlar Kuruluna sevkedilmiştir. Yargıç stajyerlerinin diğer mahke­meler gibi burada da staj yapacakları ba­his mevzuu olmakla beraber, yargıçlık sta­jının azaltılıp veya çoğaltılacağı, yahut ta­mamen kaldırılacağı hususunda Bakanlığın şimdilik tebellür etmiş bir mütalâası yok­tur. Esasen bu konu hazırlanmakta olan Yargıçlar Kanunu tasarısında derpiş, edi­lecektir.

           Ankara:

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar. beraberlerin­de B. M. M. Başkanı Refik Koraltan. Ba­yındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu. Ge­nelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Ya-mut. Erzurum Milletvekili Bahadır Dülger. Ankara Milletvekili Mümtaz Faik Fenik. Cumhurbaşkanlığı Başyaveri Kurmay Yar­bay Nureddin Alpkartal, Ankara Belediye Reis muavinlerinden Nihat Pasinli. Bayın­dırlık Bakanlığından yüksek mühendis Me­sut gün. .M. T. A. dan Mehmet Tokkaya olduğu halde bugün saat 16.05 de kalkan posta trenine bağlanan Özel bir vagonla Erzurum'a müteveccihen şehrimizden ayrıl­mışlardır.

Cumhurbaşkanı garda. Başbakan Adnan Menderes. Bakanlar, milletvekilleri. Baş­bakanlık Müsteşarı. Cumhurbaşkanlığı ve Dışişleri Bakanlığı Umumî Kâtipleri. Ban­kalar Genel Müdürleri. Basın - Yayın ve Turizm Genel Müdürü, Kara. Hava ve De­niz Kuvvetleri Komutanları. Belediye Baş­kanı ve üyeleri, askerî ve mülkî erkân ile kalabalık halk kütlesi tarafından "yolun açık olsun» nidalariyle uğurlanmışlardır.

Erzurum felâketzedelerine Ankara yardm komitesinin toplamış olduğu paranın 100.000 lirası Erzurum Ziraat Bankası şu­besi üzerine keşideli ve Cumhurbaşkanı Celâl Bayar emrine tanzim edilmiş bir çeki muhtevi olarak garda yardım komitesi baş­kanı ve Ankara Belediye Reisi Atıf Benderlioğlu tarafmdan Cumhurbaşkanına ve­rilmiştir. Ayrıca yine yardım komitesi adı­na Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından teberru edilen 25.000 lira kıymetinde si­yim eşyası ve Ankara madenî işler sanat­kârları derneğinin teberruu olarak 234 par­ça soba, boru, mangal, bir sandık çivi ye 255 lira Cumhurbaşkanının emrinde ola­rak katara bağlanan vagonlarla sevkedilmiştir.

Ankara Belediye başkanı çeki Cumhur­başkanına takdim ederken: «Lütfen ka­bul buyurarak Erzurumlu felâkete uğrayan kardeşlerimize götürmek zahmetini ihti­yar buyurduğunuz bu küçük armağan İle birlikte onlara Ankaralı hemşehrilerimizin selâmlarını, sevgilerini lütfen iblâğ buyur­manızı şehir namına sizden rica ederim sayın başkanım» demiş ve 100.000 liralık çeki takdim etmiştir.

Çeki alan Cumhurbaşkanı  Celâl Bayar:

kBu yardımı sağlamak üzere gayret ve faaliyet gösteren size. Bayan ve Bay ar­kadaşlarıma teşekkürlerimi bildiririm. Bu işde çalışanların hizmetlerini takdir etme­mek imkânsızdır. Ayrıca yardımda bulu­nan vatandaşlarıma,. Devlet müesseseleri­ne ayrı ayrı teşekkürlerimi bildirmenizi rica  ederim.

Bu büyük şefkat eserini sevinç ve mem­nuniyetle kabul ederek Erzurum'da kadir­şinas Ankaralıların hissiyatına tercüman olmaya  çalışacağım»  demişlerdir.

— Kırıkkale:

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar'ı Erzurum zelzele mıntakasma götürmekte olan pos­ta treni bu akşam saat 2O'de Kırıkkaleden geçmiştir. Cumhurbaşkanımız pazar günü saat 7.30'da Erzurumda saat 9.30'da .da Hasankale'de olacaktır. Cumhurbaşkanı­mızı Elmadağ istasyonunda kalabalık bir halk kitlesi coşkun tezahüratla karşılamış ve uğurlamışlardır. Kırıkkale istasyonun­da da sayın Bayar'ı İlçe Kaymakamı, Be­lediye başkanı, Demokrat Parti başkanı ile çok kesif bir vatandaş kitlesi karşıla­mıştır. Cumhurbaşkanımız alâkalılardan, Erzurum felâketzedelerine yapılan yardım hakkında izahat almışlar ve memnuniyet­lerini izhar etmişlerdir. Cumhurbaşkanı­mız Celâl Bayar'a Ankara istasyonunda, zelzele felâketine uğrayanlara yardım ol­mak üzere Ankaralılar adına Belediye başkanı tarafından takdim edilen 100 bin liralık çekten başka. Ankara Madenî İşler Sanatkârları Derneği adına 255 lira nakitle 284 parça soba, boru, mangal vesaire verilmiştir. Erzurum'da Vakıflar İdaresin­den de yardım olarak kullanılmak üzere 10 bin lira mahallinde Cumhurbaşkanımıza teslim olunacaktır. Kızılay Genel Merkezi tarafından ek yardım olarak Cumhurbaş­kanımızı zelzele bölgesine götüren posta trenine 26 balya içinde 850 takım muh­telif elbise, 154 palto, 100 kilo safi D.D.T., 20 kilo çay, 200 şişe penisilin ve 2000 kom­prime sulfamid teslim edilmiş bulunmak­ladır.

Kızılay Genel Merkezi tarafından şim­diye kadar felâket bölgesine 423.765 lira­lık yardım yapılmıştır. 14 Ocak tarihine kadar yapüan yardımlar arasında, 35 bin lira kıymetinde 1750 çadır, 52 bin lira kıymetinde 7 bin parça battaniye ve muh­telif giyecek eşyası, 5 ton çivi, 30 kilo çay. 1500 liralık penisilin, sulfamid ve di­ğer   ilâçlar  vardır.

— Ankara :

Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısında. Daniştayda açık bulunan bir üye­lik için seçim yapıldı ve Şükrü Dilhisarlıoğİu Danıştay  üyeliğine seçildi.

           Ankara :

Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplan­tısında, idareci üyeler kurulunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Ödeneği hakkındaki kanun teklifi ile, Zonguldak Milletvekilliğine seçilen Esat Kerimorun seçim tutanağı hakkındaki Yüksek Seçim Kurulunun tezkeresi kabul edildi.

Müteakiben Ankara Milletvekili Talât Yasfi Oz'ün, difteri aşısının mecburî ola­rak tatbik edilmesine dair kanun teklifinin müzakeresine  geçildi.

Meclis pazartesi günü toplanacaktır. 19 Ocak 1952

           Sivas :

Cumhurbaşkanımıza refakat eden arkada­şımız bildiriyor:

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayarla refaka­tindeki Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Bayındırlık Bakam Kema! Zeytinoğlu, Genelkurmay başkanı Or­general Nuri Yamut; Milletvekilleri, Ba­yındırlık ve Jeologi mütehassıslarını Er­zurum zelzele felâketi bölgesine götürmek­te olan posta treni bugün saat 12.10'da Sîvasa varmıştır. Yol boyunca bütün istas­yonlarda olduğu gibi Sivas'ta da Cumhur­başkanı kalabalık bir vatandaş kitlesi ta­rafından hararetle karşılanmıştır.

Cumhurbaşkanı Sivas'ta kaldıkları kısa müddet zarfında Vali Taki Gürkök'ten Vilâyet işleri hakkında bilgi almışlar ve Cer atölyesinde tetkiklerde bulunmuşlar­dır. Celâl Bayar'ı coşkun tezahüratla kar­şılayan işçiler bugünkü istihkakları olan 2500 ekmeği Erzurum felâketzedelerine göndermişler ve ayrıca şimdilik kaydıyla 1500 liralık bir çeki de felâketzedeler ih­tiyacına sarfedilmek üzere Cumhurbaşka­nına sunmuşlardır. Bayar, gelişlerinde ol­duğu gibi coşkun tezahürat arasında Er-zuruma uğurlanmıştır. Trenin her durduğu yerde vatandaşlar Pasinler'de zelzele felâketine uğrayan kar­deşlerimize karşı olan tesanüt hislerini izhar eylemekte ve Cumhurbaşkanımızdan felâket mmtakası halkına selâm ve mu­habbet nişanelerini rica etmektedir.

           İzmir:

Pazartesi günü açılan ve tahminlerin fev­kinde bir geliş kaydeden Ege ekici tütün piyasasının beşinci ve altıncı günü (je [YK günkü hararetini kısmen muhafaza etmiş­tir.

Bütün bölgede dün fasılalarla yağan yağ­mur yüzünden mubayaa işleri biraz inkı­taa uğramışsa da yine bir hayli yeni sa­tışlar kaydedilmiştir. Alâkalı makamların bildirdiklerine göre, dün üç milyon kilo­dan fazla, bugün de öğleye kadar bir bu­çuk milyon kiloya yakın tütün mubayaa edilmiştir. Bu suretle altı gün içerisinde 32 milyon kilodan fazla tütün müstahsilin elinden çıkmış bulunmaktadır. Satışlara hararetle  devam  edilmektedir.

Tekelin müdahalesi ve ticarî alâkası sa­yesinde fiyatlar şimdiye kadar düşürülme­miştir.

           İstanbul:

Misafir Lanus' takımı ilk maçını bugün Mithatpaşa Stadında Fenerbahçe ile yap­mıştır.

Stadda tahminen 15 binden fazla bir se­yirci kitlesi bulunuyordu.

Sahaya evvelâ ellerinde büyük bir Türk bayrağı olduğu halde Lanus'lu futbolcular, arkadan da Arjantin bayrağı ile Fenerbah­çeliler çıktılar. Kısa bir seramoniyi müte­akip iki takım karşılıklı şöyle yer aldılar: Lanus: Alvares - Kalvente, Merkado - Da-ponte, Strembel, Bivas - Garfanioli, Him, Katoira, Martini, Duran. Fenerbahçe: Salâhattin - Müjdat. Orhan -Nedim, Kâmil, Muammer - Fikret, Fahir, Burhan, M. Ali, Abdullah. Hakem: Sıtkı Eryar.

Devrenin ilk dakikaları karşılıklı hücum­larla geçti. Lanusun Fenerbahçe müdafaa­sında kesilen iki hücumundan' sonra, oyun tedricî bir surette zevkli bir cereyana sü­rüklenmeğe başladı. Onuncu ve on ikinci dakikalarda iki Fenerbahçe hücumu Lanus kalesine kadar uzandı. On beşinci dakikada Fahîrin verdiği pası iyi kullanan M. Ali. köşeyi bulan şütiyle Fenerbahçeye bir gol kazandırdı.

Bu gol oyunu biraz daha hızlandırdı. Ar­jantinliler güzel pas yapıyorlardı. Fakat ge­çen sene memleketimizi ziyaret eden Bre­zilyalı Des Portes takımına nazaran her bakımdan zayıf bîr manzara arzediyorlardı. Otuzuncu dakikada ortadan verilen pası iyi takip eden sağiç Him, kısa bir vuruşla ta­kımının beraberlik golünü yaptı. Devrenin bitmesine bir dakika kala da yine ayni oyuncu sönük bir vuruşla ikinci golü yaptı. Devre bu şekilde 2 - 1 Lanus lehine bitti. İkinci devrede Arjantinliler kalecilerini de­ğiştirmişlerdi. Süratli başlıyan devrenin ' ilk on dakikasında Burhan ile Fikret iki güzel fırsat kaçırdılar.

Bu devrede teşebbüs ve baskı hemen ta­mamen Fenerbahçede idi. F'akat Sarı-Lâci-vertli muhacimler netice almakta becerik­sizlik yapıyorlardı.

Yirminci dakikada M. Ali fevkalâde bir fırsattan istifade edemedi, Bu arada Lanusluiar da bir kaç tehlikeli hücum yaptılarsa da gol çıkaramadılar.

Maç, Fenerbahçenin baskılı fakat neticesiz oyunu devam ederken 2 - 1 Lanus'un gali­biyetiyle sona erdi.

Arjantin takımı, yarın ikinci maçını saat 14.45 de Beşiktaşla yapacaktır,

20 Ocak 1952

— Hasankale :

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar zelzele fe­lâketine uğrayan bölgede bugün öğleden evvel, en fazla zarar gören köyleri gezmiş, iskân faaliyetini mahallinde tetkik etmiş ve yıkılmış evlerin yanı başında çadırlara ve zeminlik barakalara yerleştirilmiş felâket­zedelerle konuşarak vaziyetleri ve ihtiyaç-larile yakından alâkadar olmuştur. Zelzele felâketine uğrayarak yuvalarını, yiyecek ve giyeceklerini tamamı ile kaybetmiş olan Serçe Boğazı, Hiniz, Kurmuç ve Kalbulası köyleri halkı Cumhurbaşkanımızı sevinçle karsılıyarak Devletin ve milletin felâketze­de vatandaşlara yaptığı yardımlardan   ve gösterdiği şefkatli alâkadan dolayı şükran­larını saf olduğu kadar heyecanlı ifadelerle bildirmişlerdir.

Cumhurbaşkanımız ayni zamanda, gezilen köylerde çadırlı ordugâh vücude getirerek halkın yardımına koşmuş, enkazı temizle­miş, ve halen tamamlanmakta bulunan ordu istihkâm ve piyade birliklerini de gezmiş ve çok kısa bir zamanda başardıkları bu iş­lerden dolayı kahraman ve insansever er­lerimize ve subaylarımıza takdirlerini bil­dirmiştir. Hükümetin ve başta Erzurum Valisi ile Pasinler Kaymakamı olmak üzere mahallî mülkî İdarenin süratle aldığı ve muvaffakiyetle tatbik ettiği tedbirlerden ve bunun zelzele felâketi bölgesinde elle tutu­lan ve gözle görülen tesirlerinden dolayı da Cumhurbaşkanımız ayrıca takdirlerini ifa­de etmişlerdir.

Felâketzede vatandaşlar bugün gezilen her köyde Cumhurbaşkanımızla görüşürken hü­kümetten mülkî ve askerî makamlarla Kızılaydan ve bütün vatandaşlardan gördük­leri sıcak alâkadan minnetle bahsetmişler ve felâket karşısında her türlü âcil ihtiyaç­larının cevaplandırılmış olduğunu belirt­mişlerdir.

Cumhurbaşkanımız, demokrasi idaresinde Devletin. Hükümetin, ordunun ve bütün iç­timaî muavenet müesseselerde milletin bu tarzda ve şekilde alâkasının ve tesanüdlü olarak çalışmasının pek tabiî olduğunu söy­lemiş ve felâketzede vatandaşlara kendi şahsî yakınlık ve muhabbet hislerile bir­likte bütün Türk milletinin de sevgilerini ve selâmını getirdiğini ilâve etmiştir.

Cumhurbaşkanımız, bugün yanında Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koralian, Bayındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu, Ge­nelkurmay başkanı Orgeneral Nuri Yamut, Milletvekilleri, Erzurum Valisi, Ordu Mü­fettişi, kolordu ve tümen komutanları. Pa­sinler Kaymakamı olduğu halde zelzele böl­gesinde yaptığı tetkiklerinde zelzele felâ­ketine uğrayan bütün bölgenin bugün ta­mamlanacak ihtiyaçlarile istikbale muzaf İhtiyaçlarını da gözden geçirmiştir.

— Hasankale :

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, bu akşam Başbakan Adnan Menderes'e aşağıdaki tel­grafı çekmiştir:

Sayın Adnan Menderes

Başbakan

Ankara

Zelzele bölgesine geldim. Hasankale'de ve en çok tahribat gören köylerde felâketzede vatandaşlarımızla görüştüm. Yer sarsıntı­sının tahribatından başka kışın şiddeti faz­la ıztırap yaratmıştır. Erzurum Valisi maiyetiyle beraber vazifesini intizam dahi­linde yapmıştır. İaşe ve yardım keyfiyeti süratle tanzim edilmiştir. Çadırlara alı­nan vatandaşlarımızın mühim bir kısmı inşa edilmekte olan barakalara yerleştiril­miş ve diğerlerinin de yerleştirilmeleri İçin inşaata  devam  olunmaktadır.

Ordumuzun hizmet ve yardımı çok kıy­metli olmuştur. Halen takdire değer hiz­metlerine ekip halinde devam etmektedir­ler. Ordu müfettişi Orgenerale ve Erzu­rum valisine teşekkür ettim. Bu hususta sarfedilen gayretleri hükümetin takdirle karşılayacağından  eminim.

Felâket görenler milletimizin şefkatinden ve hükümetin yakın alâka ve tedbirinden çok mütehassisdirler. Bu sayede teselli bulduklarını  ifade  etmektedirler.

Oradayken bana bahsettiğiniz tedbir ve kararların tatbiki halinde bu mevziî felâ­ket telâfi edilmiş olacaktır. Muhabbetle güzlerinden Öperim.

Cumhurbaşkanı CELÂL BAYAR

           Hasankale:

Cumhurbaşkanımıza refakat etmekte olan Ankara Belediye başkan muavini Nihat Pasinli. Ankara şehri adına gönderilen yardım eşyasiyle nakdî ianeyi Pasinler yardım komitesine teslim etmiştir.

Tashihler adına Hasankale Belediye baş­kanı Fuad Pasinli Ankara Belediye başka­nı Atıf Benderlioğlu'ya ve Ankara Esnaf Dernekleri Birliği başkanı Abdullah Caner'e teşekkür telgrafları çekmiştir.

Cumhurbaşkanımıza M. T. A. Enstitüsün­den refakat etmekte olan Dr. Jeolog Mehmcı Topkaya da Türkiye Jeoloji Ku­rumunun Hasankale felâketzedelerine gön­derdiği İ00 lirayı Pasinler yardım komite­sine  tevdi  etmiştir.

21 Ocak 1952

           Hasankale :

Bugün mahallinde gördüklerimizden ve salahiyetli kaynaklardan öğrendiklerimiz­den anlaşıldığına göre, 12 bin nüfusu ih­tiva eden 3S köy ve bir de Hasankale ka­sabasından mürekkep Pasinler zelzele fe­lâketi mıntıkasında, felâketin hemen aka­binde muvakkaten yerleştirilmeyerek açık­ta kalmış bir tek vatandaş mevcut değildir. İlk zelzele anında en çok hasara uğ­rayan beş köyde enkaz altında kalarak ölen 94 vatandaştan başka, soğuğun bu­gün dahi öğle üzeri sıfırın altında İS de­rece olmasına rağmen, bir tek insan kaybı kaydolunımamıştır.' Felâketin hemen aka­binde hastahanelere kaldırılan 01 vatan­daştan da 52'si bu ana kadar İyileşerek taburcu olmuş, tedavi altında 39 kişi kal­mıştır. Bunlar da yakın zamanda hastahanelerden çıkacaktır. Felâketi takip eden günlerdeki sıhhî imdat faaliyetinden son­ra şimdi, sıhhat ekipleri İle gereken bütün sıhhî yardımlar mahallinde yapılmaktadır.

Zelzele bölgelerindeki köylere, hasar nisbetinde ve ihtiyaçlara göre 2500 çadır dağı­tılmıştır. Derhal tevzi olunan 400 ton ya­kacakla ısıtılmakta olan bu çadırlardan başka teshin edilmiş 40 vagon da felâket­zedeler emrine tahsis olunmuştur. Zelzele bölgesinde 3 istihkâm taburu ile 4 piyade taburu, bilhassa münakale inşaat ve ye­mek tevzi işinde büyük yardımlar sağla­maktadır. Bin metre küp kereste ile kıs için daha mazbut zeminlik barakalar in­şasına devam edilmekte .ve felâketzedeler peyderpey çadırlardan bu barakalara alın­maktadır. 12 ilâ 2O'şer ailelik 11 baraka­nın en çok hasar gören mıntıkada inşası bitirilmiş ve S45 nüfus bu barakalara yer­leştirilmiştir. Ayni bölgede halen çadırda bulunan 350 nüfusun yerleşeceği diğer 4 barakanın da inşası bitmek üzeridir.

Hasankale kasabasındaki çalışmalara da ekipler halinde devam olunmaktadır.

Çok hasar gören köylerde vilâyetin temin ettiği İaşe maddeleri, o köylerde modern vasıtalarla donmuş topraklan kazarak ba­rakaları kuran askerî birlikler tarafından pişirilip felâketzedelere dağıtılmaktadır. İkinci ve üçüncü derecede hasar gören köylere çadırlar ve yakacakla beraber diğer bazı esaslı yiyecek maddeleri de tevzi olunmuştur. Ayrıca ekmek tevziatı da ya­pılmaktadır. Bu köylerde baraka inşası da peyderpey  ele  alınacaktır.

Zelzele felâketi bölgesinde mülkî makam­larla askerî makamların yardıma koşma bahsindeki işbirliği çok seri ve imtisal nu­munesi teşkil edecek bir mükemmeliyette olmuş ve hükümetin yerinde ve müessir tedbirleri, memnunluk verici ve ıstırap dindirici neticelerini derhal vermiştir. Böylece kışın çok daha büyük felâketli vaziyetleri başlangıçta  Önlenmiştir.

Zelzele mıntıkasında felâketzede vatan­daşlar, felâketin hemen akabinde başlıyan yardımlar ve bu yardımları  derhal takip eden yapıcı çalışmalar karşısında mem­nunluklarını ve şükranlarını her vesile ile izhar etmektedirler.

İnşaat mevsiminin gelmesiyle kat'î yer­leştirme faaliyetine geçilmesine intizaren, bugün en âcil ihtiyaç, bitmekte olan yaka­cak stoklarının yenilenmesidir. Bunun için de yardım komitesine verilen paralarla yakın bölgelerden odun ve bir mikdar "da krible kömür teminine geçilmiştir. Yapı­lan ve yapılmakta olan zeminlik barakalar­da Bayındırlık Bakanlığınca temin edile­cek olan su geçmez bir madde ile kapla-nacaktır. Zeminlik barakaların inşasının bütün felâket bölgesinde, çatlamış olan ve havaların biraz ısmmasiyle inhidam teh­likesi gösterebilecek bulunan evlere de teş­mili düşünülmektedir. Her halde yakın za­manda çadır altında felâketzede bırakılmayacaktır.

Geceyi Haşankale'de geçiren Cumhurbaşka­nımız Celâl Bayar bugün. Hasankale istasyonunda teshin edilmiş vagonlardaki felâ­ketzedeleri ziyaret ederek hatırlarını sor­muştur. Cumhurbaşkanımız refakatindeki zevatla beraber Öğleye doğru Erzurum'a hareket edecektir.

— Ankara :

Başbakan Adnan Menderes, sayın Cum­hurbaşkanı Celâl Bayar'dan dün akşam al­dığı telgrafa cevaben aşağıdaki telgrafı çekmiştir:

Sayın Celâl Bayar.

Cumhurbaşkanı

Erzurum

Haşankale'de zelzele felâketinin tahribatını gerek hükümetçe gerek mahallen alman tedbirleri bizzat müşahede buyurmanız üzerine gönderdiğiniz teli teşekkürle al­dım.

Alınması gerekli tedbirler hakkındaki yüksek işaretleriniz üzerinde ehemmiyet ve dikkatle durulacağını arzdan müstağni addediyorum. Bu cümleden olmak üzere ihtiyaç olarak bildirilen cem'an 700 ton­luk maden kömürünün 200 tonu yüklen­miş ve 500 tonu da bu akşam yüklenecek­tir. Ayrıca 1000 metre mikabı kereste için orman idaresine emir verilmiştir. Bedelinin ödenmesi yarın temin olunarak yola çıka­rılacaktır.

Gerek mahallî Hükümet ve Belediyeye, ge­rek ordu müfettişi Orgeneral'e gösterdikleri alâka ve gayretlerinden dolayı izhar buyrulan yüksek takdir ve teveccüh dolayısiyîle Hükümetimizin de tercüman! olmak lûtfunda bulunmanızdan en derin hürmetlerimle teşekkürlerimi arzederim.

Başbakan

Adnan Menderes

— Erzurum :

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar beraber­lerinde Büyük Millet Meclisi Başkanı Re­fik Koraİtan, Bayındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu, Genelkurmay Başkanı Or­general Nuri Yamut, Milletvekilleri. Er­zurum Valisi, ordu. kolordu ve tümen ko­mutanları olduğu halde saat 13.30'da Erzu-ruma gelmiş sıra ile vilâyeti, orduyu ve Belediyeyi ziyaret ederek mahailî ihtiyaç­lar ve dilekler üzerinde hasbıhallerde bu­lunmuştur.

Cumhurbaşkanımız yann gece posta treni­ne bağlanacak hususî vagonla Çetinkaya'ya gidecek oradan aktarma ile Ergani'ye ha­reket edecektir.

Cumhurbaşkanımız çarşamba sabahı erken saatlerde Ergani'de bulunacak, madeni gez­dikten sonra o geceyarısı posta vagonuna bağlanacak hususî vagonla Çetinkaya-Sivas - Kayseri yolundan cumartesi öğle vak­ti Ankara'ya gelecektir.

M.TA. Enstitüsünden Cumhurbaşkanımız­la birlikte felâket bölgesine gelmiş bulunan Jeolog Doktor Mehmet Tokkaya'dan alı­nan malûmata göre Pasinler zelzelesi mev­ziî bir yer sarsıntısı mahiyetini arzetmek-tedir. Birisi Pasinlerin şimal batısında di­ğeri de Pasinlerin cenubunda Karayızâd ol­mak üzere iki merkezden harekete geçmiş ve şimal cenup istikametinde akmış, Doğu-Batı istikametinde ise 200 kilometre kadar bir sahada, merkezlerden uzaklaştıkça ha-fifleşen bir tarzda hissedilmiştir. Bu yer sarsıntısını hazırlayıcı sebepler de mevzii­dir. Esas hazırlayıcı sebep/arazinin mev­zii surette çatlak ve yarıklı olması ve de­rinlerde alçı ve tuz gibi eriyebilen ve su ile' temasta hacmini büyülten kütleler bulun­masıdır. Sarsıntının harekete geçmesini ise üç dört aydanberi devamlı olarak yağan şiddetli yağmurların yarıklardan işleyerek araziyi bu yarıklar istikametinde derinlere doğru yumuşatması, birbirine tutunmaktr bulunan arazi kütleleri arasındaki delki za­yıflatması ve böylece mevcut muvazenenin kaybolarak yeni bir muvazene tesisine doğ­ru mmtakamn harekete geçmesidir. Bu son sebep yer depremini tacil etmiş bulun­maktadır.

17-18 gündenberi yer sarsıntıları daima hafifleşerek devam ettiğine ve son birkaç gün içinde hemen hiç vukua gelmeyişine bakılırsa yeni kuvvetli sarsıntılar şimdiki müşahedelere göre pek beklenemez.

22 Ocak 1952

           Ankara :

Yunanistan Dışişleri Bakanı Venizelos. bîr nezaket ziyareti yapmak üzere Türkiye'ye gelecektir. Yunan Dışişleri Bakanı ayın 29'unda İstanbul'da ve 30'unda Ankara:da olacak ve Ankara'da üç gün kadar kala­caktır. Dışişleri Bakanlığı protokol umum Müdürlüğünce, bu ziyaret için bir program hazırlanmaktadır.

           İstanbul :

Haber verildiğine göre Türk milletinin ve ordusunun kahramanlık menkıbelerini umu­mî efkâra aksettirmek vak'alan hakikatlara en yakın şekilde canlandırmak gayesile. Mayıs ayında İstanbul Orduevinde açılmak üzere büyük bir hamaset sergisi hazırlan­maktadır.

Bu serginin hazırlıklarını ikmal hususunda Güzel Sanatlar Akademisi Müdürü ve Pro-fesörlerile teşriki mesai edilmektedir. Ça­lışmaları ilerlemekte bulunan serginin mev­zu ve mahiyeti aşağıdaki çerçeve dahilinde olacaktır.

Heykel, tablo ve resimlerden: a— Kore'deki Türk kahramanlıklarını. b—- Türk İstiklâl harbi kahramanhklaıın!. c— Çanakkale harbi kahramanlıklarını, d— Fatih devri ve İstanbulun fethini, e— Türk deniz muharebeleri ve denizcilik menkıbelerini' ihtiva ve tasvir edecek­tir.

           Erzurum :

Cumhurbaşkanımıza refakat eden arkada­şımız bildiriyor:

Pasinler zelzelesi felâketzedelerinin âcil ih­tiyaçlarını tamamen giderecek ve felâket­zedelerin hepsinin derhal zeminlik baraka­lara alınmasını ve ısınmanın kara kış müddetince devamını sğliyacak olan mütem­mim tedbirlerin hükümetçe derhal alındı­ğını müjdeleyen Başbakan Adnan Mende­res'in Cumhurbaşkanımıza cevabî telgrafı. Erzurum'da ve Pasinlerde büyük bir sevinç yaratmış ve derin minnet ve şükran hisleri ile karşılanmıştır. Bilindiği gibi hükümet başkanı Adnan Menderes bu telgrafında 700 ton maden kömürünün ve ayrıca bin metre mikâbı kerestenin gönderilmekte ol­duğunu Cumhurbaşkanımıza bildirmekte idi.

Ayrıca öğrenildiğine göre halen Hasankalede istasyonda muvakkat iskân mahallesi vazifesini gören ısıtılmış vagonlara ilâveten bir lokomotifle ısıtılmış 10 vagon daha fe­lâket bölgesine yola çıkarılmıştır.

Memleketin her tarafından felâketzedelere bağışların devam etmekte olduğu da bura­da memnunlukla haber alınmıştır. Kars Valisi, Karslılarm derhal ve ilk hamlede 30 bin küsur lira ile komşularının yardımı­na koştuklarını bildirmiştir. Felâketin bü­yüklüğünü şimdi öğrenmiş bulunan mem­leketin diğer bölgelerinde de bağışlar için harekete geçilmekte olduğu öğrenilmekte­dir. Bu bağışlarla. Pasinler zelzelesi felâ­ketzedelerinin kat'î iskânları çabuklaştırıl­mış, kolaylaştırılmış ve hükümetin bugün­kü tam ve yerinde süratli muvakkat iskân tedbirlerine inzimam edecek tedbirler ile katı iskân, bu yardımlar sayesinde Pasinlerdcki felâketzede köylü vatandaşlarımı­zın maddî ve malî imkânlarını aşrnıyaca"-: bir ucuzlukta temin edilmiş olacaktır.

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar. bugün öğ­leden evvel Erzurum Kız Enstitüsünü, Ya­pı Enstitüsünü ve Liseyi gezmiştir.

— Erzurum :

Cumhurbaşkanımıza refakat eden arkada­şımız bildiriyor:

Bugün öğleden sonra Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar. Erzurum Numune Hastaha-aesine gitmiş ve Pasinler zelzelesi felâket­zedelerinden halen hastahanede yatan ya­ralı ve hastaları ziyaret ederek hatırlarım sormuştur. Hasta ve yaralılar hükümetten, vilâyet ve ordudan ve doktorlardan gör­dükleri yardım ve şefkatten dolayı Devlet Başkanımıza saf ve candan ifadelerle şük­ranlarını bildirmişlerdir.

Cumhurbaşkanımız akşam yemeğini ordu­nun misafiri olarak   Orduevinde yemiştir.

Cumhurbaşkanımız, yanında Büyük Millet Meclisi başkanı Refik Koraltan, Bayındır­lık Bakanı Kemal Zeytinoğlu. Genelkur­may başkanı Orgeneral Nuri Yamut, An­kara Milletvekili Mümtaz Faik Fenik, Er­zurum Milletvekili Bahadır Dülger, Üçün­cü Ordu Müfettişi Orgeneral Nurettin Baransel. Bayındırlık ve M.T.A. mühendis ve Jeologları, Ankara Belediye başkan mu­avini. Cumhurbaşkanlığı Başyaveri Kur­may Yarbay Nurettin Alpkartal olduğu hal­de, posta trenine bağlanan hususî vagonla Çetinkaya yolu ile Ergani'ye hareket et­miştir. Posta treni teehhürle geldiğinden saat 21.45 yerine 22.40'da hareket edilmiş­tir. Havanın soğukluğuna ve vaktin geçtiğine rağmen kalabalık bir halk kitlesi Cumhur­başkanını selâmlamıştir.

Cumhurbaşkanımızı istasyonda Erzurum valisi Cemal Göktan ile Erzurum Milletve­killeri, Erzurum Belediye başkanı, mülkî erkân, jandarma Genel Komutanı. Kolordu ve tümen komutanları uğurlamışlardir.

23            Ocak 1952

           Malatya :

Erzurum'dan Ergani Maden'e gitmekte ci­lan Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar. Refa­katindeki zevatla beraber bu akşam sasî I9.55'te posta trenine bağlanan hususî va­gonla Malatya'ya gelmiş ve 2O.3O:da da ' ayni trenle Ergani istikametine hareket et­miştir.

Cumhurbaşkanımızı Hekimhan istasyonun­da Vali Şefik San, tümen komutanı, De­mokrat Parti İl idare heyeti ve üyeleri. İlçelerden gelen Demokrat Parti başkanları ile Belediye Reisleri ve bunlara refakat eden gazeteciler karşılamış ve Malatya'ya kadar trende samimî hasbihallerde bulun­muştur.

Cumhurbaşkanımızı Malatya istasyonunda vaktin geç ve havanın Soğuk olmasına rağ­men çok büyük bir kalabalık vatandaş kit­lesi samimî tezahürler içinde karşılamışlar­dır.

Cumhurbaşkanımız Çetinkaya'dan itibaren, yol boyunca bütün istasyonlarda vatandaş­ların samimî tezahürleri ile karşılanmış ve. trenin tevakkufu müddetînce memleket me­seleleri ve mahallî ihtiyaçlar üzerinde has­bıhaller yapmış ve biran evvel halli husu­sunda ilgililere gerekli emirleri vermiştir.

24            Ocak 1952

           Ankara:

Bugün saat I6'da evinde yaptığı basın top­lantısında Birleşim Amerika'nın Ankara Büyükelçisi Mr. George Mc Gee aşağıdaki beyanatı vermiştir:

«Türkiye'ye geldiğimizden beri bana, kan­ma ve ailemize karşı gösterilen hüsnükabulden dolayı samimî teşekkürlerimi bil­dirmek isterim. Türkiye'ye yaptığım ev­velki ziyaretlerimden Türk halkının ne ka­dar misafirperver olduklarını biliyorum, fa­kat gösterilen samimiyet tahminlerimin üs­tünde olmuştur. Tanıştığım herkes, Cum­hurbaşkanı, Büyük Millet Meclisi başkanı, Başbakan, Dışişleri Bakanı, Basın mümessillen ve sair şahıslar bana karşı çok nazik davranmışlardır. Ben bunu memleketleri­miz arasında memnuniyetle müşahede edi­len samimî hislerin bir nişanesi olarak kabul etmekteyim.

Yeni vazifemi, ehemmiyetini idrâk ederek, üzerime alıyor ve gayet muktedir selefle­rim, en son Büyükelçi Wadsworth ve Bü­yükelçi Wilson, tarafından muhafaza edil­miş olan dostluk ve işbirliği an'anesini de­vam ettirmek üzere faaliyetlerime başlı­yorum.

\Yashington'da bu fevkalâde işbirliği, ken­disi ile gayet yakından çalışmak fırsatını bulduğum, muktedir Büyükelçiniz Feridun Erkin tarafından muhafaza edilmektedir. Ailem ve ben burada bulunmaktan mem­nunuz. Lisanınızı ve tarihinizi öğrenmek ve halkınız ve memleketinizi tanımak istiyo­ruz. Ailem ve ben, her sınıfa mensup Türk­lerle tanışmak ve konuşmak ümidinde ol­duğumuz gibi memleketin her tarafını ziya-' ret için hazırlanmaktayız. Bu vesile ile, memleketimde ve dünyanın diğer hür mem­leketlerinde olduğu gibi, memleketinizde demokrasinin faaliyette bulunmasına Türk Basınını yaptığı fevkalâde iştirakte ken­dilerine düşen vazifeyi yapmış olan Anka­ra Basını mümessilleriyle tanışmaktan memnunum.

Türkiye'ye geçen Şubatta yaptığım son se-yahatimdenberi Türk Hükümetinin ve hal­kının uzun zamandanberi hararetle istedik­leri ileriye doğru büyük bir adım atılmış olduğunu görmek hakikaten memnuniyet vericidir. Türkiye'nin Kuzey Atlantik Teş­kilâtına beklenen duhulünden, hiçbir şarta bağlı olmadan üye olmasından, bahsediyo­rum. Bildiğiniz gibi Başkan Truman Ayan Meclisimizden bunun derhal tasdikini kuv­vetle istemiştir. Memleketimizde bu me­sele hususunda duyulan yakın alakayı bil­diğimden. Ayan Meclisi dış münasebetler komitesinin bu tasdiki tavsiye için çok süratli hareket ettiği haberlerine şaşma­dım. Hakikat halde, bu komitenin bu ka­dar mühim meselede sadece bir tek müza­kereden sonra muvafakat kararı alması he­men hemen evvelce hiç vuku bulmamıştır.

Hiç kimse bu hareketi Dışişleri Bakanı Dean Acheson, Savunma Bakanı Lovett ve Omar N. Bradley'inki kadar destekliyemezdi. Bunların Ayan Meclisi dış münase­betler komitesine bu hususta verdikleri be­yanat memleketlerimizi birbirine bağlayan dostluk ve karşılıklı alâkanın bir abidesi­dir. Türkiye'yi) çabucak ve hiçbir kayda tâbi  olmadan,   Kuzey  Atlantik   anlaşması camiasına dahil etmek Amerikan halkının arzusu olduğu bellidir.

Türkler Kore'deki kuvvetleri vasıtasiyle müşterek güvenlik suretiyle dünya sulbü­nün muhafazasında üzerlerine düşen vazi­feyi yapmak istediklerini açıkça göstermiş­lerdir. Cesur Türk askerlerinin yanımızda savaşmasından iftihar ediyoruz.

Buradakji vazifelerim arasında Amerikan Yardım Heyeti başkanlığının da bulunma­sından memnunum. 1947 senesinde Türki­ye ve Yunanistan'a yapılan yardım koor­dinatörlüğüne tayinimdenberi, Türkiye'nin, bizim yardım programlarımız müddetince, hem askerî hem de iktisadî sahada yaptığı büyük ilerlemeleri büyük bir alâka ile ta­kip ettim. Amerikan askerî yardım kurulu başkanı General Arnold'un ve karşılıklı güvenlik teşkilâtı başkanı Mr, Dorr'un ka­biliyetli idareleri altında yardım gayretleri­mizin Türk iktisadiyat ve askerî kuvvet­lerine kıymetli hizmetlerde bulunmaya de­vam edeceğine eminim. Mamafih, yapılan ilerlemelerin bütün şerefi, Türkiye'nin is­tiklâlini muhafaza ve bundan memleketin iktisadiyat ve refahını inkişaf ettirmek için cesim gayretler sarfetmiş olan Türk Hükümetine ve halkına aittir.

Mamafih, vazifelerimin, kendilerinden çok bahsedilen, askerî ve iktisadî yardım sa­hasında ileri gittiğini düşünmekle zevk du­yuyorum. Bu yardım mühimdir ve tabia-tiyle devam edecektir. Fakat, benim görü­şüme göre memleketlerimiz arasında bun­dan daha az ehemmiyetli olmayan ve üze­rinde işlenmeye ihtiyaç olan bir müşterek alâka sahası mevcuttur. Müşterek fikir ve ideallerimizin hepsinden bahsediyorum. Bir çok sahalarda birbirimize bir çok yardım­larda bulunabileceğimize eminim.

Türkler muharip olarak memleketimde ve dünyanın diğer yerlerinde gıpta edilecek bir şöhret yapmışlardır. Amerikan halkı­nın bunların sadece muharip olmadıkları siyasî ve tarihî fikirleri ve akıllı devlet idarecilikler ile hükümet idaresine, hepimi­zin istifade edebileceğimiz, hakikî iştirak­lerde bulunduklarını da anlamalarına yar­dım etmeği ümit ediyorum.

Türkiye'de kaldığım müddetçe memleket­lerimiz arasındaki dostluğa daha derin ve daha şümullü temeller hazırlayacağımızı ümit ediyorum. Birbirimizin yaşayış şek­lini daha iyi anlıyacağımızı ümit ediyorum. Bu suretle dünya sulhu menfaatine olarak işbirliğimizin devamı için daha- sağlam ve müstakar esaslar temin edebiliriz.

 

— Maden :

Bugün öğleden sonra Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar Ergani maden işçilerinin dave­tini kabul ederek bir çay içmek özere sine­ma salonuna geldiği zaman gerek bina ci­varını gerek büyük salonun içini dolduran binlerce işçinin heyecanlı tezahürleri ve devamlı alkışlarile karşılanmıştır. Dakika­larca süren alkışlar ancak işçi sendika baş­kanının söz istemesile biraz dinmiş fakat başkan Rıza Bakoğlu'riun işçiler adına Cumhurbaşkanımıza hoş geldiniz demesi üzerine yeniden başlamıştır,

Ergani Bakır İşçi Sendikası başkanı, hükü­metin Türk işçisine vermiş olduğu hakla kurulan İşçi Sendikaları arasında yer al­mış Ergani Bakır Maden İşçileri Sendikası ve Şark Krom İşçileri Sendikası adına Cumhurbaşkanını hürmetle selâmlamış ve Türk İşçisinin toprağın derinliklerinden cevherleri arayıp bunları memleketin ka­zanç hanesine katmağa hazır olduğunu bil­dirdikten sonra Türk işçisinin bugün hakkını istemekteki hürriyetini belirtmiş ve bu hakların kendilerine verilmiş olduğunu da büyük memnunlukla kaydederek teferrua­ta ait bazı dileklerde bulunmuştur.

Cumhurbaşkanımız işçilere hitaben bir ko­nuşma yapmış ve demiştir ki:

«Evvelemirde şahsıma ve bana refakat eden arkadaşlarıma karşı gösterdiğiniz sa­mimî muhabbet ve hüsnü kabulden dola­yı teşekkür ederim.

İşçi mümessili arkadaşım sîzin fikirlerinize tercüman olarak arzularınızı iyi. bir şekil­de ifade etti. Siz de takdir edersiniz ki, bugünkü iktidar, her zaman ifade edildiği gibi işçinin yakın dostudur ve İşçinin ya­kın dostu olduğunu yalnız sözle değil yap­tığı icraatla, çıkardığı kanunlarla ve ba­şardığı işlerle isbat etmiş bulunmaktadır. Burada ifade edilen talepler üzerinde müs-bet veya menfi bir beyanatta bulunacak durumda değilim. Yalnız, esasen sizi çok seven hükümete bu arzularınızı iblâğ ede­ceğim ve öyle ümit ediyorum ki hükümeti­niz bunları lâyık olduğu ehemmiyetle tet­kik edip  size  gereken cevabı verecektir.»

Cumhurbaşkanımız sözlerine şöyle devam etmiştir :

(^Ergani'nin bugün gördüğüm gayet güzel manzarasından fevkalâde mütehassisim. Müesseseyi gördüm, gezdim ve hakkında malûmat aldım. Şimdi de bu müesseseyi bugünkü kemal derecesine çıkaran liya­katli insanlarla karşı karşıya bulunuyorum.

Bugün burada bulunan sizler benim şu an­daki hislerimin derinliğini takdir edemezsi­niz. Çünkü bugün içinde yaşadığınız hayat şartlarının nereden nereye eriştiğini bile­mezsiniz. Buraya ilk geldiğim zaman bura­sı çıplaktı. Asırlardanberi buradaki servete ümit bağlanmış, fakat yalnız bu ümitle ik­tifa edilmişti. Ben Ergani'yi ilk defa işte böyle görmüştüm. O zaman bugün olduğu gibi Türk işçisinin, Türk mühendisinin. Türk iradesinin eşsiz liyakatine dayanarak iş görmekten ziyade, bu sahada tecrübe sahibi başka İnsanların gelip bu işi başar­maları bekleniyordu ve onların alacakları neticeden kendimize bir hisse çıkarırız di­ye ümitleniyorduk. Bu davayı kat'iyetle halletmek zamanının geldiğine hükmolundu ve 1936'da bu yolda kat'î adım atıldı. Er­gani'yi bir kaç defa ziyaret ettim. Son zi­yaretimde Türkün halaskarı ve en büyük evlâdı Atatürk'le beraber burada bulun­dum.

O vakit ümitlerimizin tahakkuk yolunda olduğunu görmekle sevinmiştim. Şimdi mes'ut neticeyi müşahede etmekle sevini­yor ve İftihar ediyorum. Çünkü vücuda ge­len eser doğrudan doğruya Türk iradesinin mahsulüdür. Aynı zamanda liyakatli Türk mühendislerinin ve Türk işçisinin samimî ve azimkar gayretlerinin eseridir. Buna. memleketimizin irade kuvvetinin muhassalasıdır demek tamamen yerinde olur. Böy­le bir eserin karşısında memleketini seven insanların duyacağı his, ancak sevinç ve iftihar hissidir.»

Cumhurbaşkanımız, hemen her cümlesi alkışlarla karşılanan konuşmasını, bütün işçilerin samimî tezahürleri arasında şöyle bitirmiştir:

«Hiç bir tefrik yapmaksızın, hepinize ve bu muazzam eserin vücuda gelmesinde, iş­lemesinde ve bugünkü muvaffakiyetli ne­ticenin elde edilmesinde hizmeti olanlara teşekkür ediyorum ve takdirlerimi bildir­mekle büyük bir zevk duyuyorum.

Cumhurbaşkanımız ve refakatindekiler, iş­çilerin ikram ettiği limonataları içtikten sonra işçiler halk oyunları oynamış ve Bayar salonu terkederken işçilerin ayni sa­mimî tezahürlerile uğurlanmiştir.

Cumhurbaşkanımız yanında Büyük Millet Meclisi Başkanı Bayındırlık Bakanı, Genel­kurmay başkanı, ' Milletvekilleri. Üçüncü Ordu Müfettişi, Yedinci Kolordu Komuta­nı olduğu halde posta trenine bağlı hususî vagonla bu sabah Ergani Madene geldiği zaman istasyonda    Elâzığ Valisi,    Maden

Kaymakamı ve Belediye başkanı, mahallî, mülkî ve askerî erkân. Etibank adına İş­letmeler dairesi başkanı ve müessese Mü­dür, Diyarbakır'dan Belediye başkanı ri­yasetinde gelmiş olan bir heyet, Elâzığ'dan gelen heyetler, İşçi Sendikası îdare Kurulu üyeleri ve kalabalık bir vatandaş kitlesi tarafından karşılanmıştır. Kasabadan hal­kın alkışları arasında geçen Cumhurbaş­kanımız öğleden evvel Bakır Madeni İşlet­melerini gezmiş ve müteakiben madenin faaliyeti hakkında malûmat almıştır. Cum­hurbaşkanımıza verilen izahata göre 1949 da 11320 ton istihsal yapan maden 1950'de 11700 ve 1951'de 14179 ton istihsal yap­mıştır.

Cumhurbakanımız müessesenin hatıra def­terine müesseseyi beklediğinden fazla ve-rjmîi bulduğunu kaydetmiş ve teşekkür ve takdirlerini bu yazısında ayrıca belirt­miştir.

Cumhurbaşkanımız Öğle yemeğinde Ergani Bakır Maden İşletmesi müessesesinin ak­şam yemeğinde de Maden Belediyesinin misafiri olmuştur.

Cumhurbaşkanımız bu gece saat 1 'de Di­yarbakır'dan gelen posta treniyle ve Çetin-kaya-Kayseri yolu ile Ankara'ya hareket edecektir.

Büyük Millet.Meclisi Başkanı Refik Ko-raltan müessesenin hatıra defterine şunları yazmıştır:

«Memleketin tabiî servet kaynağı bakır madeninden kendi evlâtları elile işletilen Ergani Madeni İşletmesini gezerken duy­duğum zevk hudutsuz oldu. Benzerlerinin çoğalmasını candan dilerim.»

25 Ocak 1952

— Sivas:

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar ve refa­katindeki zevat bugün Ergani'den posta katarı ile saat 16.1 S'te Sivas'a teşrif ettiler.

Havanın soğuk olmasına rağmen Cumhur­başkanımızı karşılamak ve teşyi etmek üze­re binlerce Sivaslı garda yer almıştır. Cumhurbaşkanımızı getiren katar gara gir­diği zaman halk büyük tezahüratta bulun­muş «yaşa», «var ol» sesleri arasında tren­den inen Cumhurbaşkanımız aynı tezahü­rat arasında ilerliyerek garda hazırlanan salonda trenin kaldığı kısa müddet zarfın­da istirahat etmişler ve ilgililerle konuş­muşlardır. Cumhurbaşkanımız Cer atölye­si işçilerinin yardımlarını Erzurum felâ­ketzedelerine götürdüklerini ve bu teberru


karşısında Erzurumluların çok mütehassis olduklarını, yurdun her yanından yapılan yardımlar karşısında açılarını unutarak kendilerine gösterilen sıcak şefkatten dolay: müteselli olduklarını felâketzedelerin ifade ettiklerini söylemişler, ve «Sivas'da yapı­lan yardımdan dolayı Cer atölyesi işçi ve personeline teşekkür ederim» demişlerdir.

Sivas'da yapılacak ve kongreyi canlandıra­cak heykel hakkında Vali ve Belediye Baş­kanından gerekli izahatı alan Cumhurbaş­kanımız aynı tezahürat arasında trene bin­mişler ve Sivaslıların «İyi yolculuklar diler gene bekleriz» sözleri arasında Ankara'ya hareket etmişlerdir. Ergani'den itibaren trenin her uğradığı yerde binlerce vatan­daşın samimî tezahüratı arasında uğurla-nan Cumhurbaşkanımız yarın saat 12'de Ankara'ya varmış olacaklardır.

           Ankara :

Hindistan Büyükelçiliğinin himayesi altın­da İstanbul'da Şubat'ın ilk haftasında ve Ankara'da ikinci haftasında bir Hint sanat sergisi açılacaktır.

Türkiye'de ilk defa açılacak bu Hint ser­gisi 275 tablo, 150 fotoğraf ve daha başka sanat eserlerinden müteşekkil olacaktır.. Sergide Hint resim sanatının başlıca ekol­lerini ve stillerini gösteren tablolar teşhir edilecektir.

Modern Hint sanatını hakikî perspektifinde gösterebilmek maksadile sergide ayrıca Hint tarihini ve Hindistan hayatını muhte­lif cephelerile gösteren eski resimlerle mi­mari ve heykeltraşhğa ait sanat eserlerinin fotoğrafları teşhir edilecektir.

           Konya :

Kore savaşları hakkında konferanslar ver­mek üzere bugün şehrimize gelen General Tahsin Yazıcı, mülkî ve askerî erkân ile büyük bir halk topluluğu tarafından teza­hüratla karşılanmıştır.

General, yarın ilk konferansını verecektir.

           Gemerek :

Yurdumuzun doğu bölgesinde vukubulan deprem mıntıkasındaki tetkik gezisinden Ankara'ya dönmekte olan Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, refakatindeki zevatla birlikte bu akşam saat 20 de Gemerek istasyonuna vasıl olmuşlar ve halk tarafından tezahü­ratla karşılanmışlardır.

Katarın kısa tevakkufu esnasında Celâl Bayar hasbıhallerde bulunmuşlar ve va­tandaşların dileklerini dinlemişlerdir.


Cumhurbaşkanı istasyondan ayrılışında coşkun sevgi tezahürleriyle uğurlanmıştır.

26 Ocak 1952

t— Ankara :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, beraberlerin­de Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Bayındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut, Ankara Milletvekili Mümtaz Faik Fenik ve Erzurum Milletvekili Ba­hadır Dülger olduğu halde, Erzurum dep­rem bölgesindeki tetkik gezisinden bugün saat 12'de posta trenine bağlanan hususî vagonla şehrimize dönmüşlerdir.

Cumhurbaşkanı garda Başbakan Adnan Menderes, Bakanlar, Milletvekilleri, Cum­hurbaşkanlığı ve Büyük Millet Meclisi Ge­nel Kâtipleri, Başbakanlık ve Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı müsteşarları, Basın - Ya­yın ve Turizm Genel Müdürü. Dışişleri Bakanlığı Protokol Umum Müdürü ile mülkî ve askerî erkân. Ankara Vali vekili. Belediye Başkanı tarafından karşılanmış­lardır.

Celâl Bayar istasyona muvasalatlarında ol­duğu gibi ayrılışlarında da garda bulunan kalabalık bir halk kitlesi tarafından teza­hüratla selâmlanmıştır.

— Konya :

İki konferans vermek üzere Konya'ya gel­miş olan kahraman Kore tugayımızın eski komutanı General Tahsin Yazıcı, bugün. Şahin sinemasında ilk konferansını, ordu ve müikî erkân ile ordu müfettişliğinin da­vetlilerine vermiştir. Konferans, baştan sona kadar büyük bir alâka ile takip edil­miş, bilhassa Kunuri savaşındaki Türk kahramanlığı coşkun tezahürlere vesile ol­muştur.

General Yazıcı, Kore savaşlarında kazanı­lan başarılarla Türk milleti siyasî ve ikti­sadî sahalarda büyük kazançlar temin et­miştir, diye sözlerini bitirmiş, müteakiben projeksiyonla fotoğraflar gösterilmiştir.

Generalin şerefine bu akşam Orduevinde 2. Ordu Müfettişi Korgeneral Abdülkadir Seven ve refikası tarafından bir kokteyl verilecektir.

Tahsin Yazıcı, pazar günü.son konferansı­nı halka verdikten sonra Ankara'ya döne­cektir.


27 Ocak 1952

— İstanbul :

Lanus takımı, son maçını bugün Fener­bahçe ile yaptı. Arjantin Cumhurbaşkanı­nın eşi Eva Peron, Son maçın galibine ve­rilmek üzere bir kupa koymuştu. Bugün Staddaki seyirci miktarı düne nazaran çok daha kalabalıktı.

Muayyen saatte iki takım şu kadrolarla sahaya çıktılar. Seramoni kısa sürdü ve karşılıklı şöyle yer aldılar :

Larius:

Alvares-Kalvente. Estebe - Gidi. Strembel. Martinez - Garfaniyoli. HU, Katoria. Bi-vas, Duran.

Fenerbahçe :

Salâhattin-Haiûk, Orhan - Nedim. Kâmil, Akgütf-Fik'ret, Fahir. Burhan, M. Ali, Ab­dullah.

Hakem:  Sulhi Garan.

Oyun sur'atli bir tempo ile başladı.^Onun­cu dakikadan sonra hücum teşebbüsünü ele alan Fenerbahçeliler, Canlı ve hareketli bir tempo ile Lanus kalesini bir çenber içine aldılar.

Dakikalar ilerledikçe baskılarını arttıran Sarilâcivertliler, 20'inci dakikada Fikretin çektiği şutu iyi bloke edememesinden fay­dalanan Burhan vasitasiyle ilk gollerini ka­zandılar.

Bu gol, oyunu büsbütün hızlandırmıştı. 30 ve 32'inci dakikalarda Abdullah iki fırsat kaçırdı.

3ö:mcı dakikada Fikretin bir sürüşünü mü­teakip çektiği şutu kaleci yine iyi bloke edemedi. Burhan yetişerek kısa bir vuruş­la Fenerbahçenin ikinci golünü yaptı.

44'üncü dakikada da Fahir, Halûktan al­dığı pası iyi kullanarak sıkı bir şutla gole çevirdi. Devre bu şekilde 3-0 Sona erdi. Fenerbahçeliler, birinci devrede "çok güze! bir oyun çıkarmışlardı.

İkinci devrenin ilk dakikalarından itibaren teşebbüsü arttıran Arjantin Sarılâciverlilerin tehlikeli akınlarına mâni olamıyorlar­dı.

16'ırıcı dakikada Arjantinliler sol içlerinin güzel bir kafa vuruşu ile ilk gollerini ka­zandılar. Bu golden sonra oyun hemen ta­mamen Fenerbahçe kalesi önlerinde cere­yan etmeğe başladı.

38'İnci dakikada Fenerbahçe müdafaası bir  penaltıya  sebebiyet  verdi.  Arjantinliîer bu fırsattan da istifade ederek ikinci gollerini yaptılar.

Oyunun son beş dakikası karşılıklı hü­cumlarla geçti ve maç bu şekilde 3-2 Fenerbahçenin galibiyetiyle sona erdi.

Maçı müteakip Eva Peron kupası törenle maç gaîibi Fenerbahçe takımı kaptanına verildi.

29 Ocak 1952

           Ankara:

Dün şehrimize gelmiş olan Amerikalı ga­zeteciler, bugün sabahtan itibaren temas­larına başlamışlardır. Gazeteciler sabahle­yin Ordonant tamir atölyelerini ve Tank Okulunu gezdikten sonra. Askerî Yardım Kurulu Başkanı General Arnold'u ziyaret etmişlerdir. Öğleden sonra Karşılıklı Gü­venlik Teşkilâtı merkezinde bir toplantı yapılarak gazetecilere Türkiye'ye yapılan Amerikan yardımı hakkında gerekli izahat verilmiş ve Hafif Silâh Fabrikası gezilmiştir.

w

           İstanbul:

Yunan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ekselans Sofokles Venizelos refa­katinde Dışişleri Bakanlığı Siyasî Büro Şefi M. Bazil Mostras, Dışişleri Bakanlığı Özel Kalem Müdürü M. Bamburas, eski Bakanlardan M. Bakkalbaşı ve M. Orfa-nides. Tuğgeneral Russos, Amiral Halkiopulos ve 10 gazeteci olduğu halde bugün saat 16'45'te Tarsus yolcu gemisiyle şeh­rimize gelmiştir.

Dost memleket Dışişleri Bakanı Galata rıhtımında Vali ve Belediye Başkanı Prof. GÖkay, İstanbul Komutanı Korgeneral Nazmi Ataç. Merkez Komutanı Tuğgeneral Reşit Erkmen, Emniyet Müdürü, Yunanis­tan Büyükelçisi ve Elçilik mensupları ta­rafından karşılanmıştır.

Rıhtımda bir ihtiram kıtası Yunan Baş­bakan yardımcısına selâm ressminî ifa et­miş ve kıt'aya refakat eden bando tara­fından Yunan ve Türk Millî marşları çalın­mıştır.

M. Venizelos ihtiram kıtasını teftiş ettik­ten sonra, rıhtımda hazır bulunan halkın samimî alkışlarına selâmla mukabelede bulunmuş ve refakatindeki zevatla birlik­te doğruca Parkotele gitmiştir.

M. Venizelos kendisini karşılayan gazete­cilere aşağıdaki beyanatta bulunmuştur:

«Türk topraklarına ayak bastığım şu an­da   büyük   bir   bahtiyarlık   duymaktayım.


Seyahatimin gayesi pederim tarafından kurulan dostluğu takviye etmektir. Bu bir dostluk ziyaretidir. Bu arada Türk Hükü­meti erkânı ile görüşmek fırsatını bularak her iki memleketi ilgilendiren mevzular üzerinde konuşulacağı tabiîdir.

Görüşülecek mevzular için bir gündem yoktur. Bu seyahatimde Yunan Parlâmen­tosu mebuslarından kendi partime mensup Osman Üstüner ve Nuri Fettalıoğlu da ba­na refakat etmektedirler.»

Ekselans Venizelos, daha sonra muhtelif sorulan cevaplandırarak ezcümle demiştir ki:

«Türkiye ve Yunanistan'ın Atlantik Pak­tına tam üye olarak girmeleri çok yararlı bir hal şeklidir. Çünkü bu, iki memleketin yalnız olmadıkları yolunda ve bilhassa ya­şamasını seven hür milletler camiasına iti­mat telkin etmektedir.

Her iki memleketin Batı Avrupa topluluğu içinde yer almaları bizleri tahsisen mem­nun edecektir. Zira bu iki memleket Ak-denizin bu bölgesini müdafaa hususunda münferit kalacak değil, beraber buluna­caktır,»

M. Venizelos Süveyş Kanalı meselesinin dünya için bir tehlike olmayacağı kanaa­tinde bulunduğunu, Mısır'da Kabinenin değişmesi ile bu meseleye bir. hal çaresi bulunacağını tahmin ettiğini ifade etmiş­tir.

Yunan Başbakan Yardımcısı kendisine Parkotel'e kadar refakat eden Vali ve Be­lediye Başkanı Prof. Gökay'a, İstanbul'a ayak bastığı sırada gördüğü sıcak kabul­den dolayı İstanbul halkına teşekkürlerinin, iblâğına delâlet etmesi ricasında bulunmuş­tur.

Ekselans Venizelos ve refakatindeki zevat bu akşam 20.05 Ekspresine bağlanan Özel. vagonla   Ankara'ya  hareket   edeceklerdir.

           Ankara:

Başbakan Adnan Menderes bugün saat 12'de Başbakanlıkta Amerikan Askerî Yar­dım Kurulu Başkanı General Arnold'u ka­bul ederek kendisi ile iki saat kadar görüş­müştür. Bu görüşmede Dışişleri Bakanı Prof. Fuat Köprülü, Genelkurmay Başka­nı Orgeneral Nuri Yamut ve İkinci Baş­kanı Orgeneral Şahap Gürler de hazır bu­lunmuşlardır.

           İstanbul:

Yunan   Başbakan Yardımcısı ve  Dışişleri. Bakanı   Ekselans   Venizelos'un   refakatin­deki heyet arasında bulunan eski Bakanlar dan Türk - Yunan Dostluk Cemiyeti Baş­kanı Dr. Orfanides bugün Tarsus vapu­runda kendisi ile görüşen gazetecilere aşa­ğıdaki beyanatta bulunmuştur:

»Bu topraklara ayak basmaktan son dere­ce bahtiyarım. Türk - Yunan dostluğu yal­nız siyasî şahsiyetlerin değil, iki milletin de malı olmalıdır. Büyük şeflerimiz Ata­türk ve Venizelos da bu fikirde idiler. 15 seneden beri başkanı bulunduğum bu Ce­miyet, vasıtasiyle de bu gayeyi temine ça­lışıyoruz.

Ben Türk ve Yunan milletleri arasında ilim ve kültür sahalarında yapılacak 'işbir­liğinin büyük faydalar sağlayacağıma emi­nim.

Yunanistan'da. Türk - Yunan dostluğu bü­tün partiler için millî mesele olarak telâk­ki edilmektedir.»

— İstanbul:

Bugün saat 16.45'te Tarsus vapuru ile şeh­rimize gelen Yunan Başbakan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı Ekselans Sofokles Venize­los refakatindeki heyetle birlikte bu ak­şam saat 20,05 ekspresine bağlanan Özel bir vagonla Ankara'ya hareket etmiştir.

Ekselans Venizelos Haydarpaşa garında Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay, İstanbul Komutanı Korgeneral Nazmi Ataç. Merkez Komutanı Tuğgeneral Resid Erkmen ile Emniyet Müdürü tarafından uğurlanmış ve bir polis ihtiram kıtası tara­fından selâmlanmıştır.

Ekselans Venizelos hareketinden önce, şeh­rimizde gördüğü sıcak kabulden dolayı Va­li ve Belediye Başkanına tekrar teşekkür etmiş ve İstanbul Komutanı Korgeneral Nazmi Ataç'a da Türk askerine olan hay­ranlığını ifade etmiştir.

30 Ocak 1952

— Ankara:

Türkiye'nin Atlantik Paktına katılmasını derpiş eden protokolün Amerikan Ayan Meclisince kabulü üzerine Birleşik Ame­rika'nın Ankara Büyük Elçisi Mc Ghee şu beyanatta bulunmuştur:

Birleşik Amerika Ayan Meclisinin Türkiye-nin Kuzey Atlantik anlaşması teşkilâtına tam üye olmasını temin edecek milletler­arası anlaşmayı tasdik ettiğini Öğrenmekle çok memnunum. Anlaşma, diğer üye mem­leketler Parlâmentoları tarafından da tas­dik edildikten sonra Türkiye Paktın üyesi olacaktır. Anlaşmayı tasdik hareketi, Amerikan ve Türk halkları arasındaki dostlu­ğu, ve Türkiye'nin hür dünyanın savunma­sında işbirliği yapmaya hazır olduğunu şaş­maz bir şekilde belirtmektedir.

Birleşik Amerika hükümeti, Truman dok­trini ile Türkiyenin istiklâlini muhafaza ve kuvvetini arttırmasını istediğini gayet açıkca isbat etmiştir. 1950 yazında Türkiye Kore'de Birleşmiş Milletler bayrağı altın­da savaşmak üzere cesur askerlerini yol­lamaya karar verdiği zaman, Türkiye'nin dünya sulh ve hürriyeti gayesinde olan sa­dakati bütün Amerikan halkı üzerinde şa­yet iyi bir intiba bırakmıştır.

Bilindiği gibi Türkiye'nin Pakt'a alınması uzun zamandan beri hükümet liderlerimi­zin — Başkan Truman, Dışişleri Bakanı Acheson. Savunma Bakanı Lovett, Gene­ral Bradley ve diğerleri — arzusu idi. Â-yan Meclisi Dış Münasebetler Komisyo­nu Türkiye'nin Pakta alınmasını kısa bir müzakereden sonra tavsiye etmişti. Ha­ricî münasebetlerimizin idaresinde bunun hemen hemen eşi yoktur.

Bu büyük milletlerarası sulh projesine Türkiye'nin iştirakini hızlandırmak için atılan ilk adımların tamamlanmasını bek­liyoruz. Türkiye'nin Pakta dahil olması­nın herkesin menfaati iktizası olduğuna ve bunun Kuzey Atlantik Teşkilâtının yüksek gayelerinin muvaffak olmasını te­min edeceğine eminiz.

— Ankara:

Bu akşam saat 20.30'da Dışişleri Bakanı Profesör Fuat Köprülü ve eşi Bayan Köp­rülü tarafından Hariciye Köşkünde dost Yunan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ekselans Mösyö Sofokles Venizelos şerafine bir akşam yemeği verilmiştir.

Yemekte Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Korakan, Başbakan Adnan Mende­res, Cumhurbaşkanlığı Umumî Kâtibi Nurullah Tolon, Büyük Millet Meclisi Dışiş­leri Komisyonu Başkanı Samsun Millet­vekili Firuz Kesim, eski Dışişleri Bakan­larından Tevfik Rüştü Araş, Dışişleri Ba­kanlığı Umumî Kâtip vekili Büyükelçi Cevat Üstün. Kâtibi Umumî birinci muavi­ni Elçi Xuri Birsi, Protokol Umum Mü­dürü Tevfik Kâzım Kemahlı, İkinci Daire Umum Müdürü Rıfkı Zorlu ve Dışişleri Bakanlığı Hususî Kalem Müdürü Sadi El-dem ile Yunan Büyükelçisi Ekselans Mös­yö A. Kontumas ve Büyükelçilik erkânı hazır bulunmuşlardır.

Yemekte Yunan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ekselans Mösyö Sofokles Venizelos ile Dışişleri Bakanı Profesör Fuat Köprülü metinlerini ayrıca neşrettiği­miz nutukları irad etmişlerdir.

Yemekten sonra saat 22.30'da Kordiploma­tik ile diğer devlet ricalinin hazır bulun­duğu bir kabul resmi tertip edilmiştir.

— Ankara:

Bu akşam saat 20.30'da Dışişleri Bakanı Profesör Fuat Köprülü ve eşi Bayan Köp­rülü tarafından Hariciye Köşkünde dost Yunan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ekselans Mösyö Sofokles Venizelos şerefine verilen akşam yemeğinde Dışişleri Bakanı Profesör Fuat Köprülü ve Ekselans Mösyö Sofokles Venizelos aşağıdaki nutuktan irad etmişlerdir:

Sayın Dışişleri Bakanımız Profesör Fuat Köprülü'nün nutku:

Bay Başkan,

Komşu ve dost memleketin Ekselansınızın başkanlığı altındaki heyetini burada se­lâmlamak ve sizlere tâ yürekten selen bir sesle «Ankara'ya hoş geldiniz» demek be­nim için müstesna bîr şeref vesilesi ve bü­yük bir zevktir.

Türkiye sizi sevinçle karşılıyor.

Bugün bize şeref bahşeden bu ziyaretiniz, yalnız memleketlerimizi birbirine bağlıyan çözülmez dostluğun tezahürü olmakla kal­mayıp, bize. Türk milletinin yiğit Yunan milletine karşı beslediği bağlılık hislerini bir defa daha izhar imkânını da vermek­tedir.

Birbiri ardınca harbin tahribatını görmüş ve işgal ıstıraplarına katlanmış olan Yu­nanistan, bir milletin, bütün evlâtlarının yılmaz bir mukavemet azmi, hürriyet aşkı ve fedakârlık ruhu ile desteklediği zaman, nelere kadir olabileceğini dünyaya isbat et­miştir. Bütün milletin çalışmadaki sebatı ve kalkınma hususundaki muazzam gay­reti sayesindedir ki, Yunanistan, harabe halindeki memleketi imar etmeğe, sarsılan ekonomisini kalkındırmağa ve bir nizam ve terakki unsuru olarak, hür Avrupa mil­letleri içindeki eski yerini almağa mu­vaffak olmuştur.

Türkiye ile Yunanistan arasındaki sıkı dostluk bağları müşterek ideallere dayan­makta ve ancak âdil ve feyizli bir barışın muhafazası gayesini gütmektedir.

Bay Başkan, bu dostluk münasebetleri ge­çici mülâhazaların neticesi değildir, çünkü, bu münasebetlere coğrafî zaruretler ve bunlara zamimeten, iki memleketin iyi tak­dir edilmiş menfaatleri, hâkim bulunmak­tadır. Komşusu Yunanistan gibi Türkiye de mil­letlerarası sahada, milletlerin hak eşitliği prensibine, milletlerarası ekonomik ve kül­türel işbirliğine ve müşterek güvenlik ile iyi komşuluk münasebetlerine istinad eden bir barış ve işbirliği politikası takip etmek­tedir. Bu sebepledir ki Türkiye, müşterek güvenlik yoluyla barışın muhafazasını kendine başlıca vazife edinmiş olan Bir­leşmiş Milletlere samimî bir bağlılık gös­termektedir.

Bu milletler camiası içinde Türkiye ve Yunanistan. Birleşmiş Milletler Andlaşmasının. asıl gayelerini tahakkuk ettirmek için. açık ve samimî bir işbirliği halinde, bütün gayretlerini sarfetmektedirler. Yazık kî, ne Türkiye, ne de Yunanistan'ın irade­lerine bağlı olmayan bazı sebepler yüzün­den, bu teşkilât, üzerine aldığı vazifeyi şimdilik gereği gibi yerine getirecek du­rumda bulunmamaktadır. Bu eksiklik kar­şısında, milletlerimiz. Birleşmiş Milletle­rin iradesi altında bir gün tesirli bir müş­terek emniyet sisteminin kurulabileceği ümidini asla kaybetmeksizin ve buna intizaren kendi kuvvetlerini, hürriyet ve istik­lâlleri tehdide maruz bulunan diğer hür milletlerin kuvvetlerine . katmak istemiş­lerdir. Birleşmiş Milletler Andlaşmasma uygun olarak esasları hazırlanmış ve teşki­lâtlandırılmış olan ve her türlü tecavüz emellerini kırmak suretiyle, sulhu takviye etmekten gayri bir gaye güttüğünü söyle­meğe lüzum olmayan, Atlantik Paktına on­lar işte bu maksatlarla katılmak istiyorlar.

Bu suretle biz hür milletlerle karşılıklı kaynaklarımızı bir araya getirerek bu Pakt çerçevesi içindeki mütekabil taahhütleri­mizle birleşeceğiz ve hep birlikte umumî refah ve dünya barışı için çalışacağız. Bu ümitledir ki, evlâtlarımız, bizim için aziz olan prensip 've ideallerin müdafaası uğ­runa Kore'de, silâh arkadaşlığı halinde, yanyana çarpışmaktadırlar.

Jefferson «Hürriyetin bedeli daimî bir uyanıklıktır» diyordu. Barış için de hal böyledir. Filhakika barış da her an ihtimam ve uyanıklığı icabettiren harekî bir var­lıktır. Barışı sağlam esaslar üzerine bina etmek için ise hürriyete âşık ve demok­rasiye bağlı milletlerin, her şeyden evvel birbirlerine karşı mesuliyetlerini müdrik olarak, dünyayı harabı ve keşmekeşe at­mağa çalışan yıkıcı kuvvetleri durduracak kabiliyette gediksiz bir savunma cephesi vücude getirmeleri lâzımdır.

Bu fikir çerçevesi içinde, hür dünyayı teh­dit eden tehlikeye karşı sağlam bir kale kurmak hususunda Türk - Yunan İşbirliği, şüphesiz, pek verimli olacaktır.

Halihazırın şüpheli, kararsız ve huzursuz durumuna rağmen, hemcinsine karşı daha büyük bir sevgiden mülhem bir beşeriyet şuurunun, iyi niyet sahibi insanlara daha âdil ve daha güzel bir hayat bahşedeceği bir günün geleceği hususunda bütün ümi­dimi muhafaza ediyorum.

İki memleketin, hür milletlerle samimî ve tam bir işbirliği yapmak suretiyle, yene-miyecekleri hiçbir güçlük mevcut olmadığı inancı ile ve daha iyi günler göreceğimiz ümidi içinde, kadehimi Majeste Yunan Kralı ve Kraliçesinin saadetine kaldırıyor ve Ekselansınızın sıhhatine, asil Yunan milletinin refahına ve Türk - Yunan dost­luğu şerefine içiyorum.

Yunanistan Başbakan Yardımcısı ve Dış­işleri .Bakanı Ekselans Mösyö Sofokles Venizelos'un Dışişleri Bakanımıza cevabî nutku:

Bay Bakan,

"Ekselansınızın hakkımda sarfettiği nazik sözleri derin bir heyecanla dinledim: Size, Kraliyet Hükümetinin ve bütün Elen halkının en kalbî selâmlarını getirmekle bah­tiyarım.

Bay Bakan, Yunanistan'ın sulh eserine ve hürriyetin korunmasına yardımını belirt­mek lûtfunda bulundunuz. Ben de, Türki­ye'nin bu yolda sarfettiği gayretlerin Yu­nanistan'da büyük bir sempati ile takip edildiğini size temin etmek isterim. Millet­lerarası buhranın devam edegelmekte ol­duğumuzun yıllar boyunca kudretli bir or­duyu muhafaza etmenin Türkiye için tazammun ettiği ağır fedakârlıklar memle­ketimde herkesçe iyi bilinmektedir. Türk askerlerinin Kore'deki fevkalâde kahra­manlıkları bütün dünyada akisler yarat­mış ve bilhassa silâh kardeşleri tarafından takdirle karşılanmıştır. Bütün Türk mille­tinin, her ne pahasına olursa olsun, hürri­yetini ve millî bütünlüğünü müdafaa ve muhufaza hususundaki, herkesçe bilinen azimkar kararı, bugün, milletlerarası sul­hun başlıca âmillerinden biridir.

Fakat, Türkiye'nin asıl kuvveti, kaybet­tiği büyük inkılâpçısının çizmiş olduğu yolda durmayıp bilâkis dev adımlariyle ilerlemeye devam etmiş olmasındadır. Manevî olduğu gibi maddî, içtimaî ve si­yasî sahalardaki görülmeğe değer terakki­ler her tarafta zahirdir. Bu terakki ruhu Tle mezcolan bu metin karar dolayısiyle biz, Yunanlılar. Türklerin dostu olmakla iftihar ettiğimizi söyleyebiliriz.

Ekselans, aranızda bulunmamın, mem­leketlerimiz beynindeki sulh ideali, karşı­lıklı anlayış ve menfaat birliğine müste­nit bulunan ve o nisbette sağlara olan dostluğun yeni ve parlak bir tezahürüne meydan verdiğini görmekle bahtiyarım. Bu dostluğun manevî kuvveti, takip et­mekte olduğu sulhperver gayelerde mün­demiçtir ve milletimizin duygularının te­meline dayanmaktadır, iki memleket ara­sındaki münasebetlerde yeni bir devrin açılışından beri bir hakikat olan mevcut işbirliği, Atlantik müdafaası çerçevesi için­de ve yeni bir şekilde Avrupa'da sulhun muhafazasının yakın bir âtide kıymetli ve sağlam teminatlarından birini teşkil ede­cektir. Şayet kıtamıza felâketlerin en kö­tüsünün çökmesi mukadder ise halklarımız memleketlerimizin halkları  kendi kıymetlerini ve feragatlerini son ferde ka­dar isbat edecek ve böylece müşterek dâ­vaya  baha   biçilmez   hizmetlerde  buluna­caklardır. Bu düşünceyi zihnimizden uzaklaştıralım ve bütün kalbimizle temenni edelim ki böyle bir ihtimal asla varit olma­sın. Bütün kuvvetimizle yine temenni edelim  ki  çalışkan milletlerimiz  müteyakkız olarak denizler aşırı dost milletlerden ge­len cömert yardımdan sulh içinde faydalanabilsinler,   ve   nihayet  aralarında  geniş bir iktisadî işbirliği gelişsin ve sayılarını semereleriyle mükâfatlandırsın. Yirmi se­ne evvel hâdiselerin ilçesi  ile ve yüksek kabiliyetteki   devlet   adamları   tarafından tasarlanan bu politika böylece takip edi­lecektir.  Tehlike  karşısında  olsun,  sulhte olsun  birleşmiş bulunarak barışın  sağlam desteği olalım. Bu son sözler Bay Bakan tamamen benim değildir. Bunlar herkesten ziyade hâtırasını sevgi ve saygı ile yâdetmeşini   bildiğim   birisi   tarafından   burada söylenmişti. Bunlar mazide olduğu gibi, is­tikbalde  de müşterek gayretlerimizin ifa­desi olmalıdır.

Kadehimi Türkiye Cumhurbaşkanının ve Bayan Bayar'ın saadetine kaldırıyor. Ek­selansınızın ve Bayan Köprülü'nün sıhha­tine, asîl Türk milletinin refahına ve Türk-Elen dostluğunun şerefine İçiyorum.

31 Ocak 1952

           Ankara-:

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar bugün saat 11.30'da memleketimizde misafir bulunan Yunanistan Başbakan Yardımcısı ve Dış­işleri Bakanı Ekselans Sofokles Venizelos'u kabul etmiştir.

Ekselans  Sofokles Venizelos bu vesile ile Elen Kralı Majeste I. Pol'ün Cumhurbaş kanımıza gönderdikleri bir dostluk mesajını takdim etmiş ve 1930 senesinde An- kara'yı ziyaret eden babası büyük devlet adamı     Elefteros   Vemzelosun   o   tarihte merhum Atatürk'e hitaben Türk - Yunan dostluğu   hakkında   söylemiş   olduğu  nutkun  bazı  parçalarının   mutena  bir  kâğıt üzerine nakledilmiş metinlerim bir -hâtıra olarak  vermiştir.

Bu kabulle Dışişleri Bakanı Profesör Fuat Köprülü ile Yunanistan'ın Ankara Büyükelçisi Ekselans Kontumas da hazır bulunmuşlardır.

 

 

BELGELER.

Dışişleri Bakanımız Prof Fuat Köprülü'nün B. M. Meclisindeki beyanatı.

Ankara : 7. {A. A.) —

Türkiye'nin Atlantik Paktına girdiği _ zaman askerî tertipler bakımından kendisine verilecek mevki hakknda İngiltere hükümetinin ihtiyar ettiği noktai nazarın ifadesi olduğu iddiasiyle Reuter ve France Presse ajans-larmca neşrolunan bazı haberlere dair Büyük Millet Meclisinin 7 Ocak toplantısında Eskişehir Milletvekili Abidin Potuoğlu tarafından bir sözlü soru irat olunmuş ve buna Dışişleri Bakanı Prof. Fuad Köprülü tarafın­dan cevap verilmiştir.

Soru İle Prof. Köprülü'nün cevabının tam metinleri aşağıdadır : Sözlü sorunun metni:

«Atlantik Paktına girmek üzere olduğumuz şu günlerde, Türkiye'nin — Hukuken bu pakta âza olmakla beraber— askerî mevkiinin pakt dışı­na taşıp mutasavver Orta-Doğu Komutanlığı tertibine raptedilmesi lü­zumunun İngiltere Hükümetince iltizam edildiğine dair Reuter ve France Presse ajansları tarafından bazı haberler neşredilmiştir.

Umumî efkârımızı bihakkın alâkadar ve münfail eden bu haberler hak­kında Dışişleri Bakanımızın bizi tenvir eylemesini rica ederiz.»

Prof. Fuad Köprülü'nün cevabının metni:

«Bu mesele hakkındaki noktai nazarımızı her vesile ve vasıta ile öteden-beri izah ve ilân etmiş bulunmaktayız. Durumumuzu kısaca tekrarlaya­yım: Orta-Doğu Komutanlığı tasavvuru ile Atlantik Paktında alacağımız yer yekdiğerinden tamamen ayrı işlerdir. Bizim Atlantik Paktında alaca­ğımız yer, bu pakta diğer üyelerle tam mânasiyle eşit haklara mâlik ola­rak gireceğimiz cihetle, onlarınkine nisbetle bir fark arzedemez. Bu itibarla bu pakta girerken bir ayağımızın paktın hudutları içinde diğeri­nin de Orta - Doğu'da olması neticesini tevlid edecek, nev'i şahsına mah­sus herhangi bir tertibi kabul etmemize imkân olmadığı gibi, bize böyle mantıksız bir teklif yapılması da asla kabili tasavvur değildir.

Bunun birinci sebebi, demin arzettiğim gibi, böyle bir tertibin eşitlik haklarına halel getirmiş olmadığıdır. İkinci sebebi de, vaktiyle izah etmiş olduğum veçhile, şudur: Orta-Doğu Komutanlığı fikri, henüz bir tasav­vurdan ibarettir. Hararetle taraftar olduğumuz bu tasavvurun tahakkuk edebilmesi için, siyasî ve hukukî esaslarının kurulması, yani işbirliğinin nasıl ve hangi şartlar altında ve ne şekilde yapılacağının, herkesin veci­belerinin ve haklarının neler olacağının kâğıt üzerinde sarahatle tesbiti lâzımdır ki, bu, henüz yapılmış değildir. Bu itibarla, şimdilik sadece ta­savvur halinde bulunan bir proje ile, Atlantik Paktı gibi, siyasî, hukukî ve askerî esasları gereği gibi tebellür etmiş, yani resmen bir andlaşma ha­lini almış, bir tertibin, yekdiğeri üe mezcedilmesi mantıkan imkânsızdır.

İşte bütün bunlardan dolayıdır ki gerek «Reuter» in gerek «France Presse»ajansının malûm haberlerini, bu mesele hakkındaki noktai nazarımızı pek iyi bilen dost ve müttefikimiz İngiltere'nin fikirlerine bir tercüman olarak kabul etmeğe mantıkan imkân yoktur.

Sözlerime nihayet verirken şu hususları bir defa daha tekrarlamak is­terim :

Bizim bu meseledeki tezimiz, bir takım hissî veya (opportuniste) mülâha­zaların mahsulü değil, coğrafî, sevkulceyşî ve siyasî, bir kelime ile tama­men mantıkî icabatm en tabiî ve kat'î neticesidir. İcabat dediğim zaman, bununla sadece kendi millî menfaatlerimizin icabâtını değil, bütün hür­riyet cephesinin ve bilhassa Atlantik Paktı camiasının menfaatlerini de kastediyorum.

Son olarak şunu da ilâve edeyim : Atlantik paktı içindeki askerî mevkii-mizin tayini hususunda şimdi Washington'd a hazırlık müzakerelerine baş­lamış bulunuyoruz. Esasen, bizim rızamız olmadan herhangi bir hal çare­sinin bize kabul ettirilmesi ne mümkün, ne de bahis mevzuudur.d

Büyük Millet Meclîsinin 9 Ocak 1952 tarihindeki toplantısı.

Ankara : 9 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısında, sözlü soruların müzake­resi sırasında, Erzurum Milletvekili Bahadır Dülger'in, C.H.P, Genel Sek­reteri Kasım Gülek'in Londra Radyosunda yaptığı konuşma hakkında hükümetin ne düşündüğüne dair Başbakanlıktan sözlü sorusu münasebe­tiyle söz alan Başbakan Adnan Menderes, hükümetin bu suale cevap ver­mek için tetkiklerde bulunduğunu söyleyerek, cevabın gelecek oturumda verileceğini bildirdi ye bu hususta Meclisten mühlet istedi. Başbakanın isteği kabul edildi.

Ankara Milletvekili Fuad Seyhun'un, Makine ve Kimya Endüstrisi Kuru­munda çalışan işçilere verilmeyen fazla mesai ücretleriyle miktarına, mü­terakim ücretlerin defaten ödenmesinin mümkün olup olmadığına ve ne zaman ödeneceğine dair çalışma ve İşletmeler Bakanlıklarından, sözlü so­rusuna Çalışma Bakanı ve İşletmeler Bakan vekili Nuri Özsan cevap ve­rerek, makine ve Kimya Endüstrisi Kurumuna bağlı işyerlerinde çalışan işçilere fazla mesai ücretinin ödendiğini, ancak İş Kanununun 37'inci mad­desinin 3 numaralı bendinde yazılı yüzde elliye kadar olan zamların veril­mediğini, bunun sebebinin ise, kanun maddesine göre, Millî Savunma Ba­kanlığına bağlı olan iş yerlerinde fazla mesai zamlarının ödenmemekte ol­duğunu söyledi.

Giresun Milletvekili Doğan Köymen'in, Doğu Karadeniz bölgesinde bu­lunan İllerdeki topraksız köylü sayısına ve çiftçiliğe elverişli topraklarla mübadil ve mütegayyip eşhastan hazineye intikal etmiş olan gayrimenkullerin miktarına ve bunların teffiz suretiyle yapılan tevzilerinde takip edilen usule, bilfiil çiftçi olmayan şahıslara geçmiş köy, tarla ve meralara ve Köy Enstitüsü mezunlarına tahsis edilen topraklara dair Başbakanlık­tan sözlü sorusu İçişleri Bakanı Fevzi Lûtfi Karaosmanoğlu ile Millî Eği­tim Bakanı Tevfik İleri tarafından cevaplandırıldı.

İçişleri Bakanı, hazine uhdesinde bulunan bu nevi gayri menkullerin mik­tar ve nevilerinin mahallerince malûm bulunduğunu ve teffiz dosyaları­nın tescile mesnet teşkil etmek üzere tapu dairelerine verilmiş olduğundan bu gibi gayrimenkullerin cins, nevi ve miktarları ile kimlere verildi­ğinin bugün için bilinmesinin imkânsız bulunduğunu bildirdi.

Millî Eğitim Bakanı Tevfik ileri de, Köy Enstitüsü mezunlarına tahsis edi­len bu nevi arazilerin, kanun maddelerine göre. tamamiyle tasfiye edilmiş olduğunu ifade eyledi.

Kibritin Tekelden çıkarılmasına ve istihlâk vergisine tâbi tutulmasına dair kanun tasarısının müzakeresinde, tasarının tümü üzerinde konuşan, Güm­rük ve Tekel Bakanı Sıtkı Yırcalı, bu mevzuda ileri sürülen tenkitleri ce­vaplandırarak ezcümle şunları söyledi:

«İlk hamlede, inhisarları mümkün mertebe kaldırarak, hususî teşebbüsün yaşayıp yaş ay amıyac ağını gösterecek bir zemin hazırlayacağız ve bundan sonra muhtar işletme olarak çalıştıracağımız bütün teşebbüsleri teker te­ker ele alacağız. Bu arada, her bir muhtar idarede, maliyet hesaplarını ya­pabilmek, kâr ve zarar hesaplarını elle tutulur şekilde görebilmek ve bu müesseselerin millet önünde tam mânasiyle ve meteliğine kadar muhase­besini yapabilmek imkânlarını hazırlamak yoluna gideceğiz. Bu işe kib­riti Tekelden çıkarmakla başlıyoruz.»   .

Neticede, verilen bir Önergenin kabulü ile, tasarının tümü üzerindeki mü­zakereler sona erdi ve vaktin gecikmesinden dolayı, tasarı hakkındaki konuşmaların gelecek birleşimde devamına karar verildi.

Meclis cuma günü toplanacaktır.

Büyük Millet Meclisinin li Ocak 1952 tarihindeki toplantısı,

Ankara : 11. (A. A.) —

Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısında, Erzurum Milletvekili Bahadır Dülger'in, C.H.P. Genel Sekreteri Kasım Güleğin Londra Radyo­sunda yaptığı konuşma hakkında hükümetin ne düşündüğüne dair Başba­kanlıktan sorduğu sözlü soruyu cevaplandıran Dışişleri Bakanı Fuad Köprülü, mevzu ile alâkalı olarak, Avrupa Konseyi Istişarî Asamblesinin çalışmaları hakkında izahat verdikten sonra, Kasım Güleğin, muhalefet partisi adına, hükümet tarafından Avrupa Konseyine gönderilmiş olduğu­nu bildirdi ve Asamblede bulunan herkesin, şahsı namına konuştuğunu ifade etti. Müteakiben mevzuun adlî cihetinin Adalet Bakanı tarafından cevaplandırılacağını söyliyen Bakan, Devlet Radyosunun, muhalefet ta­rafından iddia edildiği gibi, bir partinin değil, tam mânasiyle Devlet Rad­yosu olduğunu tebarüz ettirdi.

I

Fuad Köprülü'den sonra kürsüye gelen Adalet Bakanı Rükneddin Nasuhioğlu, C.H.P. Genel Sekreteri Kasım Güleğin, gazetelerde intişar eden ecnebi radyodaki konuşması üzerinde Cumhuriyet Savcılığının tetkikler­de bulunduğunu, keza Bakanlığın da resen bu mesele üzerinde durduğunu söyledi.

Soru sahibi Bahadır Dülger de, C.H.P. Genel Sekreterinin, BBC radyosun­da yaptığı konuşma ile, Türk milletini yabancılara jurnal ettiğini ifade ey­ledi ve mezkûr beyanatın, C.H.P. mensupları tarafından da benimsendiğini ileri sürdü.. Bahadır Dülger konuşması sırasında, muhalefet gazeteleri ta­rafından mevzuubahs edilen, Fuad Köprülü'nün 1946 yılında, bir yabancı gazetede çıkmış olan beyanatı üzerinde de tevakkuf ederek, köprülünün, o zaman böyle bir beyanat vermemiş olduğunu, bunun konuşma sırasında söylenen sözlerin yabancı gazetelere beyanat şeklinde aksettirildiğini bil­dirdi.

Dışişleri Bakanı Fuad Köprülü, şahsının mevzuubahs edildiğini söyliye-rek tekrar söz aldı ve 1946 yılında, Demokrat Partinin kuruluşunun hemen ;akabinde, Ankara Palas'ta yerli ve yabancı gazete muhabirleriyle yapılan bir konuşma esnasında, memleketin o zamanki durumu hakkında, ken­disinin bazı şeyler söylemiş olduğunu ve bu sözlerinin tamamen hakikati aksettirmiş olmasına rağmen, bunları bir beyanat şeklinde gazetelere vermediğini belirtti.

Köprülü, yabancı gazetede beyanat halinde çıkan bu sözlerini, derhal tek-zib etmiş bulunduğunu da sözlerine ilâve etti.

Hatip bundan sonra, iktidarın, muhalefetin tenkidlerini daima hoş gör­düğünü, ancak tenkid namı altında yapılan hakaretlere karşı da Demokrat Parti Hükümetinin kendisini müdafaa etmek mecburiyetinde kaldığını te­barüz ettirdi.

C.H.P. Meclis grupu adına söz alan Trabzon Milletvekili Faik Ahmed Ba­rutçu, Fuad Köprülü'ye ve Adalet Bakanına cevap vererek ezcümle şöyle dedi:

Aziz arkadaşlarım,

Biz Avrupa Birliğine dahil medenî âlemin uzvu olmuş bir memleketiz. Biz orada malûm ve muayyen olan prensipleri kabul etmişiz, biz Avrupa Kon­seyinin bütün esaslarını kabul etmişiz, demokrasi kaynağı olan hukukî üstünlüğü kabul etmişiz. Binaenaleyh bu hürriyetlerin istimal edilip edil­mediği veyahut takyid edilip edilmediği kanunu alâkadar eder. Biz bu ba­kımdan umumî efkâra bırakıyoruz, umumî efkâr hükmünü verir (Soldan: Millet Meclisini de alâkadar eder sesleri).

Aziz arkadaşlar, Kasım Gülek radyoda şahsî fikirlerini beyan etmiştir. Esa-,sen arzettiğim gibi Strazbourg'da vazife yaparken, bütün temsilciler vazi­feleri sahasında da şahsî fikirlerini beyan ederler. Vaziyet bundan ibarettir.

Aziz arkadaşlar,

Şunu kabul edeceğiz, Türk demokrasisi gösterişten ibaret değildir. Temel­leri kuvvetli atılmıştır. Tekâmül yolundadır. Bu rejimin ilerisini düşüne­rek, onu tekâmüle görtürmemiz zarurîdir.

Arkadaşlar, onu elbirliği ile ileriye doğru götüreceğiz. Tekâmüle götür-.mek için birbirimizi destekliyeceğiz, bu güzel şeyi beraber kuracağız. Başka çaresi yoktur.

Faik Ahmet Barutçu'nun konuşmasından sonra söz alan Başbakan Adnan Menderes, Manzaraya bakıldığı zaman, muhalefet partisinin Kasım Gü-lekin beyanatını benimsemiş göründüğünü, fakat hakikatte şahsen bunu kabul etmek istemediğini, gerek iktidar ve gerekse muhalefet saflarında bu neviden hareketlere ender tesadüf olunduğunu ifade ederek şöyle dedi:

«Muhterem arkadaşlarım,

Kasım Güleğin hareketi suç mu, değil mi? Onu tetkik ederiz, tetkik et­mekteyiz. Fakat bunun ötesinde acaba bizim topluluk hayatımızı alâka­dar eden taraf yok mudur? Acaba bunun ötesinde Kasım Güleğin vicda­nını, muhalefet saflarında oturan muhterem arkadaşları alâkadar eden ta­rafı yok mudur? Bir cemiyetin hayatında yalnız kanunların emirleri kıs­tas olamaz, onun ötesinde cemiyet idaresinde bir çok kaide ve prensipler mevcuttur. Demokrasi denilen o çok kıymetli mefhum, daima dikkat ve itina ister. Bunun başında bir takım siyasî ahlâk ve memleket menfaat­lerinin reddedeceği, kabul etmiyeceği hususların siyasî an'anelerimize girmemesi icap eder. Bu memlekette bugün, muayyen devirlerde gördü­ğümüz keskin ve hırçın mücadelenin akislerinin mevcudiyetini mubah ve mazur kılacak bir vaziyet mevzuubahs değildir arkadaşlar. Türk milleti işinin başında hakkından emin, partiler içinde yerini bulmuş, reyini kul­lanmakta, hükümet baskısından kendisini kurtarmış, yarma emniyetle bakmaktadır. Muhalefet vazifesini gördükten, iktidar muhalefetin haklı, yerinde ikazlarını en dost tarttan gelmiş surette değerlendirmek yolunda tatbikata koyduktan sonra bu memleketin bu demokratik rejimini be­nimseyip geliştirmekte hiçbir engel kalmaz. Ben Halk Partili Arkadaş­larımın bu noktada benimle beraber düşündüklerine ve Kasım Güleğin beyanatı nevinden beyanatları vicdanlarının tasvip etmediğine eminim. Bu neviden beyanatlar ne bizden ne onlardan çıkmamalıdır. Bizim istik­balimizin nurlu olması ancak, hangi parti safında olursa olsun, kanunun meskût kaldığı yerlerde dahi onun Ötesindeki kaidelere de riayetkar, bu memleketin büyük menfaatlerine sıkı sıkıya bağlı temiz nasiyeli vatan çocuklarının her parti safında yer almış olmasıyla kabildir.»

Başbakanın konuşmasından sonra ikinci defa söz alan C.H.P. Meclis Gru-pu başkanvekillerinden Faik Ahmet Barutçu, ezcümle şöyle dedi:

Arkadaşlar,

Kasım Güleğin mevzuubahis ettiği meseleler esas itibariyle memlekette münakaşa konumuz olan meselelerdir. Biz burada konuşuyoruz. Memle­kette konuşuyoruz. Memleket Matbuatında görüşüyoruz. Muhalefetin mü­dafaa ettiği fikirler ve radyo meselesi, 161 inci madde meselesi, askerî mahkemeler meselesi.. Bütün bunlar aktüel konulardır. Bunlar memleke­timizde bugün mevzuubahs olan hâdiselerdir. Kasım Güleğin radyo me­selesi bir şekildir.

Arkadaşlar, zaman öyle getirecek ki bugün bizim bu konuşmalarımızı biz­den sonra gelecek olanlar fikir hürriyeti, demokratik düşünceler bakımın­dan çok geri bulacaklardır. Benim söyleyecek olduğum son söz şudur: Kuvvetli hükümetler, kuvvetli muhalefetlere âşık olur. Kuvvetli muha­lefet, sözünü söyliyen muhalefettir, fikir üzerindeki muhalefettir, müca­deleci muhalefettir elbette. Amma elbette ona da şüphe yok ki ulu orta bir muhalefet değildir. Muhalefet fikirlerini beyan eder, iktidar cevabını verir, vermezse haksız olur, haksız demektir. Eğer düzeltilmesi lâzım olan şeyler varsa, düzeltilmesi için muhalefetin vazifesinin o şekilde ye­rine getirilmesi lâzım gelir. Bu, demokratik nizamın icabıdır ve demokra­tik hizmetin icabıdır.

Faik Ahmet Barutçu'nun sözlerini müteakip tekrar konuşan Başbakan Adnan Menderes, iktidar tarafından sevk ve idare edilen bir muhalefeti asla istemediklerini, ancak iktidarın, muhalefetin hücumlarına karşı ken­disini müdafaa etmek vaziyetinde kaldığını tebarüz ettirdikten sonra, şu­rasını açık olarak söyliyeyim : Bir memlekette iktidar, serbest reylerle takarrür ettikten sonra, bir memlekette mahalle muhtarı seçimlerinden bütün seçimlere serbest seçim hâkim olduktan sonra, Matbuat istediğini yazdıktan sonra, muhalefet partisi izzü ikbal ile mevkiinde, hattâ mazinin hatalarını dahi kendilerine bir meziyet edinip o hatalardan tamamıyla münezzeh olan iktidara istediği şekilde savlet edebildikten sonra memle­kette radyo kendi partilerinin elinde değildir diye o memlekette demok­rasi yok, hürriyet yok, demokrasi böyle olmaz, hürriyet böyle olmaz de­mek, hakikaten insafsızlık olur, dedi ve bu arada Faik Ahmet Barutçu'nun sorduğu suale de cevap vererek muhalefetin, Demokrat Parti Hükümeti­ni, iktidarı tesadüfen ve bir darbe ile eline geçirmiş gibi gördüğünü söy­ledi, Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekilleri, sıralarından (asla, asla) ses­leri işitildi.

Adnan Menderes bunun üzerine memnuniyetini belirterek sözlerini şövîe bitirdi:

«Çok memnun oldum. Meseleler teşrih edilmedikçe, dertler ortaya kon­madıkça devasının bulunması müşkül olur. C.H.P. nin kaderini ellerinde tutan insanların bu mevzuda mesaî sarf etmeleri icap eder.» Bundan sonra, Meclisin çalışmalarına onbeş dakikalık bir ara verildi. Meclisin ikinci oturumunda, Başbakan ve Bakan ödenekleri hakkındaki kanun tasarısı, usul bakımından incelenmek üzere maliye komisyonuna gönderildi.

Devlet memurları aylıklarının tevhit ve teadülüne dair olan 3656 sayılı kanuna bağlı (1) sayılı cetvel ile tadil ve eklerinin Adalet Bakanlığı mer­kez ve iller kısımlarında değişiklik yapılması hakkındaki kanun tasarı­larının tümü üzerinde müzakerelere başlandı ise de vaktin geç olması se­bebiyle gelecek oturumda devam edilmek üzere görüşmelere son verildi.

Meclis pazartesi günü toplanacaktır.

Büyük Millet Meclisinin 14 Ocak 1952 tarihindeki toplantısı.

Ankara : 14. (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'te Başkanvekillerinden Ağrı Milletve­kili Celâl Yardımcı'nın başkanlığında toplanmıştır.

Oturum açıldığı zaman, başkanlık divanı, deprem vesüesüe Erzuruma ya­zılan telgrafa gelen cevabı okutmuş ve müteakiben gündeme geçilmiştir. Seyhan Milletvekili Cezmi Türk'ün Devlet Radyosu ile yayımlanan Mec­lis müzakereleri hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanlığından sözlü sorusuna Büyük Millet Meclisi Başkanlığı adına Başkanvekillerinden Fikri Apaydın cevap vererek, Meclis müzakerelerinin taze havadis olarak efkârı umumiyeye intikalini temin maksadiyle her birleşimde tutulan za­bıtlardan bir nüshasının ajansa verildiğini ve ajansın da bitaraf bir şekilde bunları havadis olarak neşrettiğini, tek taraflı, iltizamkâr yahut hilafı ha­kikat bir neşriyat yapmadığını belirtmiş ve bugüne kadar muhalif, muva­fık herhangi bir Milletvekili tarafından bu hususta en küçük bir itirazın vâki olmadığını söylemiştir. Bu bakımdan ajansın bu haber verme işine müdahale edilmediğini de sözlerine ilâve eden Fikri Apaydın, esasen, tü­zük gereğince bu işlerin Başkanlık divanının vazifeleri arasında olmadığı­nı ve bu işle ilgili bir memur da bulunmadığını beyan etmiştir.

Fikri Apaydın'dan sonra söz alan Seyhan Milletvekili Cezmi Türk (bağım­sız), Meclis zabıtlarının, iç tüzük gereğince, murakabeden geçmedikçe neş-redilemiyeceğini belirttikten sonra radyoda yayınlanan Meclis müzakere­lerinin tek taraflı olduğunu, Başbakanlığın dilediği gibi yayım yaptırdığı­nı iddia etmiş ve birçok kanun tasarı ve tekliflerinin müzakerelerinin neş­rinde garibelerle karşılaşıldığını ve hattâ Başbakanlık ekibi ile diğer Ba­kanlar arasında dahi fark gözetildiğini söylemiştir.

Cezmi Türk'ün bu konuşmasını müteakip Dışişleri Bakanı Profesör Fuad Köprülü söz alarak, «radyo Meclis müzakerelerini nasıl neşrettiği veya nasil neşretmesi lâzımgeldiği hakkındaki meselelere temas edecek değilim» dedikten sonra, Cezmi Türkün "Başkanlık ekibi, bunun haricinde kalan Bakanlar» gibi sözlerine temasla şunları söylemiştir :

«Ben Meclisin bir ferdi olarak bunu asla kabul etmiyorum. Kendilerine hatırlatmak isterim: Radyoda Hükümetin şu veya bu tarzda neşriyat yap­tırarak, istedikleri sözleri kısaltıp, istediklerini uzatarak, buradaki müza­kereler üzerinde, yani Meclis efkârı umumiyesi üzerinde tesir yapmağa kalkması hakkındaki sözlerini şiddetle reddederim. Bu Meclisin âzasından hiç kimse radyonun neşriyatından müteessir olup fikirlerini değiştirecek değildir.»

Fuad Köprülü'den sonra tekrar söz alan Fikri Apaydın, ilk konuşmasında, sualin Başkanlık Divanına tevcih edilmesi cihetiyle içtüzük gereğince Başkanlık Divanının görevlerini nazarı dikkate alarak cevap verdiğini be-litmiş ve Cezmi Türk'ün konuşmasiyİe sözlü soruyu vermekteki maksadını açıkladığını ve bunun «hükümete çatmaktan başka bir hedef gütmediğini söylemiş ve bu yoldaki suallere Başkanlık Divanının muhatap olamıyacağını ilâve etmiştir.

Cezmi Türk'ün tekrar kürsüye gelerek serdettiği iddiaların doğru olduğu­nu ve bunun radyoda yayınlanan Meclis müzakerelerini takip etmekle ko­layca anlaşılacağını söylemesi üzerine, söz alan Başbakan Adnan Menderes şu konuşmayı yapmıştır :

«Muhterem   arkadaşlar,

Soru, Meclis riyaset divanından vâki olmuştur. Fakat biraz evvel Fikri Apaydın arkadaşımızın açıkça belirttiği veçhile, bu arada yine hükümete sataşmak hususu asla ihmal edilmemiş, hatta sorunun asıl gayesini bu teş­kil etmiş olduğu açıkça yüksek heyetinizce anlaşılmış bulunuyor.-

Muhterem arkadaşlar, eski diktatörlüğü bırakalım, yeni diktatörlüğü şöyle yapalım falan... gibi sözlerini şiddetle kendisine reddediyorum. Bu sö2İer efkârı teşviş etmek için her gün etek dolusu sarfolunan isnatlardan başka bir şey değildir. Geçen gün ben burada konuşurken sözlerimin anayasaya muhalif olduğunu iddia ederek ve Demokrat ruhunun tahammül edemedi­ğini söyliyerek salonu terkedip gittiler. Bu jesti yapmak ve isminin gaze­telerde neşrini sağlamak ve tesirlerini yaymağı temin etmek maksadiyle yaptığına şüphe yoktur. Hareketleriyle nereye götürmek istiyorlar bu ce­miyeti, bilmiyorum.

Meselenin esası şudur: Yüksek heyetiniz burada saat 15'te toplanıyor. Se­kize, dokuza kadar müzakereler cereyan ediyor. Yarım saat konuşan ha­tip var, bir saat konuşan hatip var, çeyrek saat konuşan hatip var. Sekiz­de iş bitiyor. Radyo memuru gelecek, bütün bu konuşanların hepsinin ifa­delerini zabıtlardan çözecek, hülâsa yapacak, şunu mu yazayım, bunu mu yazayım. Şunu söyledi bunu söyledi, bunları tağyir edeceğim diyecek, bir iki saat içinde beş saatlik müzakerenin zabıtlarına bu suretle tasarruf ede­cek, bu neticeleri elde edecek. Buna maddeten imkân olmadığı meydanda. Bu şekilde hareket edilmesi için emir verdiğime gelince, hayır arkadaşlar, sureti kafiyede Başbakanlık, böyle bir emir vermemiştir. Bunlar sizlerin efkârını tağşiş etmek için vehlei ulâda hakikat gibi görünen sözler söy­leyip, muayyen neticeler istihsal etmek için sistemli olarak takip edilen bir tertibin tatbikatından başka bir şey değildir.

Faik Ahmet Barutçu arkadaşımın konuşmalarından kaç satır çıktı, benim konuşmalarımdan kaç satır çıktı, bunları bilemem. Eğer neşriyat ile hâdisatın başka türlü olduğuna   milletimizi   inandırmak   mümkün   olsaydı Halk Partisinin 20 sene mütemadiyen yaptığı dağlar gibi neşriyatın yekû­nu bu milletin ruhunda tesirler yaratır ve Halk Partisi bu memleketin başından uzaklaştırılmazdı. Hattâ biz sözde aleyhimizde söylenen bir çok sözlerin efkârı umumiyece aynen malûm olmasını bile çok arzu ederiz. Bunların partimiz ve hükümetimiz lehine olacağında hiç şüphemiz yok­tur». (Şiddetli alkışlar).

Başbakanın izahatından sonra Cezmi Türk tekrar söz alarak, Başbakanın geçen oturumdaki konuşmalarının ve ileri sürdükleri fikirlerin anayasaya tamamen muhalif olduğunu, bunların neşredilmesini müteakip bir sual mevzuu halinde Yüksek Meclise arzedeceğine işaret-etmiş ve Meclis mü­zakerelerinin radyodaki yayımı münasebetiyle hükümete sataşmadığını, sadece murakabe vazifesini yaptığını kaydettikten sonra, şayet hükümetin icraatı hakkında soru getirmek lâzım gelse kucak kucak sözlü soru getir­mesi icap edeceğini belirtmiştir.

Cezmi Türk'ün bu konuşması üzerine ikinci defa söz alan Başbakan Ad­nan Menderes şunları söylemiştir :

«Muhterem arkadaşlar,

Tezadın açıkça farkına varıyorsunuz. Hem hükümeti murakabe etmek isteseymiş sual takriri ile gelirmiş, hem hükümet icraatını murakabe et­mek lâzımgelse her gün kucak kucak takrirlerle huzurunuza çıkarmış, böyle diyorlar.

Hemen arzedeyim ki bu iki şeyi telif etmek imkânı yoktur ve derhal söy-liyeyim ki, hükümet, icraatının bütün safhalarında hesap vermeğe ama­dedir. Dilerlerse lütfen ihsanı mahsusla suallerini tekrar etmekten içti­nap etmesinler, kucak kucak takrirle gelsinler, fakat, hüsranla karşılaşa­caklardır. Bunu ehemmiyetle söyleyebilirim. Diktatörlükten bahsettiler, 1948 tarihine kadar diktatörlüğün müdafii olarak kalem kullanmış bir in­sandır (soldan bravo sesleri). Hükümete sataşmadım diyor. Sataşmayı sis­tem ve itiyat haline getirmiş olduğunu bir defa daha tekrar etmeğe lüzum görmüyorum. Arzettiğim gibi radyoyu murakabe etmek istiyorlarsa han­gi neşriyatta, ne zaman, ne bozukluk gördülerse haber versin, haber ve­riniz, düzeltmeye amadeyiz. Biz radyoyu kullanarak iktidarda kalmayı kararlaştırmış veya böyle zayıf bir dala tutunarak hükümet icra etmekte olan insanlar değiliz (soldan şiddetli alkışlar). Müsbet icraatımızla isba-şmdayız arkadaşlar.»

Müteakiben gündemde mevcut Devlet memurları aylıklarının tevhit ve teadülüne dair olan 3656 sayılı kanuna bağlı (1) sayılı cetvel ile tadil ve eklerinin Adalet Bakanlığı merkez ve iller kısımlarında değişiklik yapıl­ması hakkında kanun tasarıları ile Temyiz Mahkemesi Teşkilâtına dair 1221 sayılı kanunun 2020 sayılı kanunla değişen 1 ve 5 inci ve 5453 sayılı kanunla değişen 3 üncü maddelerinin değiştirilmesi ve 4 üncü maddesine bir fıkra eklenmesi hakkında kanun tasarısı ivedilikle müzakere edilerek birinci görüşmeleri yapılmıştır.

Bundan sonra Çorum Milletvekilleri Ahmet Başıbüyük ve Hüseyin Ortak-çıoğlunun, emirber ve seyis erleri hakkındaki 203 sayılı kanununun birin­ci ve üçüncü maddelerinin değiştirilmesine dair olan 1600 sayılı kanunda değişiklik yapılması hakkında kanun tekliflerinin müzakeresine geçil­miştir.

Bu hususta soz alan Milletvekillerinden bazıları bu kanun teklifinin akçeli işlerden olması hasebiyle Maliye ve Bütçe Komisyonlarından geçmesi gerektiğini, bu itibarla adı geçen komisyonların tetkikinden de geçtikten sonra umumî heyete getirilmesi fikrini, diğer bir kısım Milletvekilleri ise bu hususta hükümet tarafından da hazırlanmış bir kanun tasarısı bu­lunduğunu, binaenaleyh tasarının Millî Savunma Komisyonuna iade edilmesini ve her iki tasarının yeniden tetkik edilmek suretiyle mezcedilerek yeni bir teklif halinde umumî heyete sunulmasını istemişlerdir.

Neticede, tasarının Millî Savunma Komisyonuna iade edilmesi kabul edil­miştir.

Meclis çarşamba günü toplanacaktır.

Büyük Millet Meclisinin 16 Ocak 1952 tarihindeki toplantısı.

Ankara : 16. (A. A.) —

Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısında Meclis hesaplarını ince­leme komisyonu raporunun Anayasa komisyonuna tevdii kabul edilerek, teklif ve-tasarılarının müzakeresine geçildi.

Devlet memurları aylıklarının tevhit ve teadülü hakkındaki 3656 sayılı kanuna bağlı cetvellerde değişiklik yapılmasına dair olan kanun tasarısı­nın konuşulmasında söz alan İçişleri Bakanı Fevzi Lûtfi Karaosmanoğlu, bu mevzuda ileriye sürülen tenkidlere cevap vererek, hükümetin tapu­lamayı tesri etmek için hazırlandığı gibi, toprak tevziini hızlandırmak için de hazırlanmış bulunduğunu, ancak bu işlerin sıra ile görülmesinde, anlaşmazlıkların ortadan kalkacağını, bundan dolayı Önce arazi üzerinde tapulamanın yapılması gerektiğini söyledi.

Neticede kanun tasarısı kabul olundu.

Kibritin Tekelden çıkarılmasına ve istihlâk vergisine tâbi tutulmasına dair olan kanun tasarısının konuşulmasına bu birleşimde de devam edildi. Ancak, ilgili Bakanın bulunmamasından dolayı, bu mevzudaki müzakere­ler gelecek toplantıya bırakıldı.

Keza, Adliye harç tarifesi kanununa ek Noter harç tarifesi kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesi ve 19 uncu maddesinin son fıkrasının kaldı­rılması hakkındaki kanun tasarısının da birinci görüşülmesi yapıldı.

Milletlerarası iktisadî işbirliği teşkilâtının Dışişleri Bakanlığına bağlan­ması hakkındaki kanun tasarısının müzakeresinde söz alan Milletvekil­leri, bu münasebetle iktisadî işbirliğinden Türkiye ye yapılan yardımın azlığı üzerinde durarak Türkiyeye yapılmış yardımların bütün dünyaya yapılmış olan yardım mecmuunun ancak yüzde ikisine tekabül ettiğini belirttiler, diğer taraftan kendi kanaatlerini savunarak, mezkûr teşkilâtın. Dışişleri Bakanlığına bağlanmayıp, Başbakanlığın elinde kalmasının da­ha doğru olacağını ve böylece iktisadî işbirliği teşkilâtından daha fazla randıman elde edileceğini ileri sürdüler. Bu münasebetle söz alan Dışiş­leri Bakanı Profesör Fuad Köprülü ezcümle şöyle dedi:

«Ortada yeni bir teşkilât kurulması şimdilik mevzuubahis değildir. Yalnız eski teşkilâtın hariciyeye bağlanması mevzuubahistir. Hariciye Vekâ­leti, artık eski zamanlardaki gibi yalnız siyasî meselelerle meşgul olmamak­tadır. İktisadî mevzular da onun çalışma sahası içerisine girmiştir. Sonra, Devlet teşkilâtı dediğimiz zaman, her vekâleti birbirinden duvarlarla ay­rılmış kompartımanlar şeklinde telâkki etmemek lâzımdır. Devlet ve Dev­let teşkilâtı bir küldür. Hariciye Vekâleti, kendine "ait olan bir kanunun kendine verdiği salâhiyetleri kullanırken, bütün alâkalı devlet daireleriy­le de temas halindedir.»

Köprülü, yardımın azlığı mevzuunda da şunları söyledi:

«Hükümet bu yardımdan azamî surette faydalanmak için elinden gelen gayreti göstermektedir. Gerek iktisadî ve gerekse askerî bakımdan yapıl­mış olan yardımlarla bu teşkilâtın Başbakanlıkta kalması veya Dışişlerine bağlanması takdirinde de Türkiye'nin bu yardımlardan azamî miktar .elde edebilmesi için çalışmalarımıza devam edeceğimiz tabiîdir. Bu noktanın bugün Meclise gelmiş olan tasarı ile alâkası yoktur.))

Kürsüye gelen Milletvekilleri, kanun tasarısının, bu işle ilgili komisyon­larda da görüşülmesi ve ondan sonra heyeti umumiyeye getirilmesi husu­su üzerinde fikirlerini serdettiler. Müteakiben Başbakan Adnan Menderes, kendisinin de, kanun tasarısının komisyonlarda incelenmesi fikrinde bu­lunduğunu beyan etti. neticede tasarının bir de ekonomi ve ticaret komis­yonu ile maliye komisyonlarında incelenmesi kabul edildi.

Meclis cuma günü toplanacaktır.

Büyük Millet Meclisinin 30 Ocak 1952 tarihindeki toplantısı.

Ankara : 30. (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'de başkanvekillerinden Ağrı Milletve­kili Celâl Yardımcı'nm başkanlığında toplandı.

İlk olarak İstanbul Milletvekili Ahmet Hamdi Başar ve üç arkadaşının, bir İskân Bankası kurulmasına dair kanun teklifini inceleyen geçici komisyo­nun tezkeresi okundu. Bunda, bahis mevzuu kanun teklifinin, hükümetçe bu mevzuda yapılmakta olan etütle beraber incelenmesi için, bir ay sonra müzakeresine başlanacağı bildirilmekte idi.

Bilecik Milletvekili Talât Oran'ın bir kanun teklifinin bazı tadilât için geri verilmesini isteyen önergesi okunarak bu kanun teklifi iade edildikten son­ra, Zonguldak Milletvekili Abdurrahman Boyacıgillerin, Millî Müdafaa ih­tiyaçları için yapılacak istimlâklar hakkındaki 3887 sayılı kanunun değiş­tirilmesine dair kanun teklifinin gündeme alınmasını isteyen önergesi okundu oya sunulan bu Önerge kabul edilmedi.

Zonguldak Milletvekili Abdurrahman Boyacıgiller, diğer bir önergesinde. Zonguldak ve Ereğli kömür havzasında mevcut kömür tozlarının, amele menafii umumiyesine satılmasına dair olan 114 sayılı kanunun iki mad­desinin değiştirilmesi hakkındaki kanun teklifinin gündeme alınmasını is­temekte idi.

Bu hususta söz alanlardan Zonguldak Milletvekilleri Muammer Alakant ve Cemal Kıpçak önerge lehinde konuştular ve teklifin mühim bir mevzua temas ettiğini ileri sürdüler. Zonguldak Milletvekili Rifat Sivişoğlu ise önerge aleyhinde bulunarak, teklifin gündeme alınmasından bir fayda melhuz olmadığı mütalâasını beyan etti.

Bütçe komisyonu adına konuşan İzmir Milletvekili Tank Gürerk, komis­yonun bugünlerdeki fazla çalışma mecburiyeti dolayısile bahis konusu kanun teklifini henüz tetkik edememiş olduğunu bildirdi.

Çalışma Bakanı ve İşletmeler Bakan Vekili Nuri Özsan. teklifin ihtisas komisyonlarında iyice incelenmesinde fayda- ve zaruret gördüğünü belirttikten sonra biran evvel umumî heyete getirilmesi temennisine kendisi­nin de iştirak ettiğini söyledi.

Hatiplerin bu konuşmalarından sonra kanun teklifinin gündeme alınma­sını isteyen önerge oya konuldu, kabul edilmedi.

Başkan, dört önerge olduğunu bildirdi. Gündemdeki kanun tasarı ve tek­liflerinin sözlü sorulardan Önce görüşülmesine dair olan bu önergeler ka­bul edildi.

Memurların suçlarından dolayı haklarında yapılacak soruşturma ve ko­vuşturmaya dair kanun tasarısı ile Tokat Milletvekili Halûk Ökerenin memurların muhakeme usulleri hakkındaki kanun teklifi, İçişleri Bakanı Fevzi Lûtfi Karaosmanoğlu ve teklif sahibi Tokat Milletvekili Halûk Ökeren tarafın, bazı tadiller yapılmak üzere geri istendi. Bu talep kabul edilerek, kanun tasarısı ile kanun teklifi geri verildikten sonra, kibritin Tekelden çıkarılmasına ve istihlâk vergisine tâbi tutulmasına dair kanun tasarısının ikinci müzakeresine geçildi.

Bu tasarının müzakeresi de tamamlanarak açık oya konuldu ve kabul edi­lerek kanunlaştı.

Gümrük tarifesi kanununa bağlı giriş genel tarifesinin 647'inci numarası­nın değiştirilmesine dair kanun tasarısı ile Muamele Vergisi Kanununun 9'uncu ve 89'uncu maddelerine birer fıkra eklenmesi hakkındaki kanun tasarısının da ikinci müzakereleri tamamlandı ve kibrit hakkında olan bu tasarılar da açık oyla kabul edilip kanunlaştı.

İhtiyarlık Sigortası kanununun bazı maddelerinde değişiklik yapılması hak­kında kanun tasarısı ile Erzurum Milletvekili Sait Başak'ın aynı kanunun ikinci maddesinin değiştirilmesine ve bu kanuna geçici bir madde eklen­mesine dair kanun teklifinin müzakeresinde, mevzuun esası ve usul üze­rinde, Siirt Milletvekili Mehmet Daim Sualp, İstanbul Milletvekili Bedri Nedim GÖknil, Ankara Milletvekili Cevdet Soydan, Zonguldak Milletve­kili Suad Başol, Manisa Milletvekili Nafiz Körez, Giresun Milletvekili Doğan KÖymen, Adalet Komisyonu sözcüsü Manisa Milletvekili Şem'i Er­gin, Balıkesir Milletvekili Enver Güreli, Ordu Milletvekili Refet Aksoy, Seyhan Milletvekili Reşat Güçlü ve Çalışma Bakanı Nuri Özsan konuştular.

Neticede Erzurum Milletvekili Sait Başak tarafından hazırlanmış olan kanun teklifinin hükümet tasarısından tefrik edilerek Adalet komisyonu­na iadesine, komisyonun da isteği üzerine karar verildi.

Müteakip bir kararla, mevzu ile alâkası olması dolayısiyle hükümet tasa­rısının Ticaret Komisyonunda da tetkik edilmesi yolundaki bir önerge kabul edildi.

İstanbul Milletvekili Ahmet Topçu'nun, İş Kanununun 5518 sayılı kanun­la değiştirilen 13'üncü maddesi « ç » bendi dördüncü fıkrasının tadili hak­kındaki kanun teklifinin müzakeresine geçildi. Bu mevzuda söz alan Ay-dm Milletvekili Nail Geveci, kanun teklifinin 13 üncü maddesinin, kanun tekniğine uygun olarak yazılmadığını ileri sürerek, bu hususta bir tadil teklifi yaptı, Çalışma Komisyonu başkanı Nafiz KÖrez ed, komisyon ola­rak bu değiştirgeye iştirak ettiklerini söyledi ve böylece kanun teklifinin birinci müzakeresi tamamlanmış oldu.

Müteakiben, Turistik otel için İstanbul Belediyesi tarafından Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığına devredilecek arsa hakkındaki kanun ta­sarısının konuşulmasına başlandı.

Kanun tasarısının tümü üzerinde söz alan Malatya Milletvekili Hikmet Firat, Diyarbakır Milletvekili Mustafa Ekinci, Ankara Milletvekili Hamit Şev­ket İnce, Çorum Milletvekili Hüseyin Ortakçıoğlu, hukukî bakımdan itiraz ettiler. Mezkûr arsanın yeşil saha olarak kullanılmak üzere alındığına göre, yeşil saha olarak kullanılması lâzımgeldiğıni söylediler ve tasarının birinci maddesinin müzakeresinde de ayni fikirleri ileri sürdüler.

Tasarının lehinde konuşan, İzmir Milletvekili Pertev Arat, Bolu Millet­vekili Mahmut Güçbilmez, Zonguldak Milletvekili Muammer Alakant, Konya Milletvekili Hidayet Aydmer, istirdat hakkını nez'eden bu kanun maddelerinin anayasaya münafi olmadığını, Emekli Sandığının, bu arsa­lar üzerinde bir otel yapmasının şahsî tasarrufa gitmiş sayılmıyacağmı, esas gaye âmme hizmeti olduğunu belirttiler. Bu mevzuda Bütçe Komis­yonu adına fikirlerini serdeden Giresun Milletvekili Hayrettin Erkmen de Bütçe Komisyonunun bu mevzu üzerinde hazırlamış bulunduğu raporun vazıh olduğunu ve hukukî bakımdan bir veçhi tahsisi tebdil münakaşası olsa bile, meselede bugün vatandaşın herhangi bir hak dermeyanma im­kân görülemeyeceğini söyledi. İzmir Milletvekili Osman Kapanı de bu hususta şöyle dedi:

Muhterem arkadaşlar.

Bugün kabulü için huzurunuza getirilmiş olan kanun, memleketimizde Tu­ristik bakımından bize büyük inkişaflar sağlıyacak olan İstanbulda 300 odalı otel yapılmasını temin etmek zımnında hazırlanmış bir kanundur.

Bunun bir hukukî tarafı ve bir de Turistik cephesi vardır.

Bu kanunla herhangi bir vatandaşın elinden yeniden herhangi bir arazisi alınacak değildir. Esasen vaktiyle İstimlâk edilmiş olan ve park olarak tahsis edilmiş bulunan bu arazi parçası üzerine bir otel inşası mukarrerdi. Bü otel inşasında ayrıca bir ecnebi şirketle işbirliği yapılacağından, ec-nebî şirketin buraya yatıracağı sermaye için bir garanti göstermek bakı­mından böyle bir kanun çıkarmak zarureti hasıl olmaktadır. Fakat böyle bir kanun çıkmazsa ecnebi şirketi sermaye vazında tereddüde sevketmiş olacağız. Vaktiyle bu memlekette ecnebi sermayenin nasıl küstürüldüğü­nü bizzat müşahede etmiş kimseler olarak, böyle fiilî bir garantiye ihtiyaç ve lüzum hissedilmiştir. .Meselâ yarın bu arsa üzerinde yapılacak otelin in­şası sırasında eski sahipleri «tahsis cihetleri değiştiği için biz de iptal dâ­vası açıyoruz» deseler ve böylece inşaatın yarıda kalması takdirinde bu­raya milyonlarca lira sermaye vazetmiş olan ecnebi şirket muvacehesinde memlekete getirmek istediğimiz dış sermaye için durumumuz ne olacaktır1?

İzmir Milletvekili Osman Kapanı daha sonra dedi ki: Turistik bakımdan gayet mühim olan bir vaziyet vardır. Geçen sene biliyorsunuz, ki İstan­bulda Parlâmentolararası bir konferans toplandı, buraya 350 ye yakın murahhas geldiği gibi bunların eşleri ve bir çok gazeteciler güzel îstanbula şeref verdiler.

Fakat arkadaşlar, bu konferanslarda vazife almış olanların gelen misa­firleri otellere yerleştirmek üzere çektikleri ıstırabı bir Allah bilir bir de kendileri bilir.

Sorarım sizlere arkadaşlar, İstanbul'da içinde banyosu olan kaç otel vardır ?

Arkadaşlarım,

Bilhassa İstanbul gibi beynelmilel konferanslara cok müsait olan bir şeh­rimizde böyle bir otel inşasına muhakkak zaruret vardır. Paris'te, her ay­da veya her 15 günde bir sergi yapılır, bir teşhir yapılır. Bu suretle Parise bir çok ecnebi turist celbetmek imkânı bulunur. Istanbulun tabiî gü­zelliklerini takdir etmiyecek kimse yoktur. Fakat İstanbula Turist cel­betmek için her şeyden evvel gelecek turistin istirahatım temin etmek bir zarurettir arkadaşlar.

Bu otel mevzuu, İstanbul'da ecnebi turistleri barındıracak kâfi otel bu­lunmaması bize bir çok fırsatlar kaçırtmaktadır. Meselâ beynelmilel avu­katlar kongresinin ecnebiler tarafından bize İstanbul'da yapılması teklif edildiği halde oradaki delege arkadaşlarımız üzüntüyle böyle bir şeyin im­kânsız olduğunu ifade etmek zorunda kalmıştır. Sebep olarak da otelsizli&i ileri sürmüştür.

Arkadaşlar, yeni inkişaflar karşısında beynelmilel siyasî konferansların eşiğinde bulunmaktayız. Yarın tam olarak müsavi haklara sahip olarak Atlantik Paktına girdiğimiz anda gönül arzu eder ki 16 Şubattan sonra toplanacak olan Atlantik Paktı konseyinin güzel İstanbulumuzda toplan­sın, bu suretle beynelmilel siyasî şahsiyetleri Istanbulun bağrına çekmiş olalım. Ancak belki otelin kısa zamanda bitmemesi münasebetiyle yakın bir zamanda böyle bir arzuyu yerine getiremiyeceğiz. Fakat ilerisi için böyle bir imkâna yer vermiş olacağız. Binaenaleyh benim istediğim, bu kanunun kabul edilmesiyle Turistik hayatımızın mesut inkişafım görmek­tir arkadaşlar.»

Osman Kapanî'den sonra söz alan İstanbul Milletvekili Firuzan Tekil ise, düşüncelerini hulasaten şu şekilde anlattı:

«Arkadaşlar,

Mesele sanırım ki gayet basittir. Bir 3710 sayılı kanun vardır. Bu kanun Belediyeye bazı salâhiyetler tanımaktadır. Bu salâhiyetlerin mesnedi, Be­lediyenin takdiridir. Belediye takdir etmiştir, İstanbula yeşil saha lâzım­dır, demiştir. Orayı bu kanuna göre istimlâk etmiştir. Bugün aynı Bele­diye bambaşka, daha ileri ve İstanbula yeşil sahadan daha büyük fayda sağlayacak ve güzelliğini bozmadan sağlıyacak imkânlar karşısında bulun­duğu için geliyor, elindeki bu yerleri bu imkânları tahakkuk ettirmek için kulanmak istiyor. Bu arada düşünülüyor ki bir takım nazariyelerle işi medreseye düşürmek mümkündür, bir takım mülâhazaların dehlizleri içinde 3710 sayılı kanunun istihdaf ettiği gayeden uzak kalmak, işi uzatmak, hattâ akamete uğratmak için engeller çıkarmak mümkündür. Buna binaen Belediye ve Hükümet geliyor, aynı Meclisten 3710 sayılı ka­nunun istihdaf ettiği gayeyi teyid edici kanun istiyor. Mesele bundan iba­rettir.»

İçişleri Bakanı Fevzi Lûtfi Karaosmanoğlu Hilton Şirketi tarafından in­şa edilecek olan bu otelin inşasının bizde hayli geciktiğini söyliyerek, bu işte daha çabuk karara varılmak icap ettiğini belirtti ve Meclise getirilen bu tasarı ile, sırf nizamî ve hukukî bir işin görülmüş olduğunu, Emekli Sandığının bu otel inşasına 10 milyon lira koymakla, 14 milyonluk bir mülke sahip bulunacağını ilâve etti.

Maliye Bakanı Hasan Polatkan da, Emekli Sandığının ileride bu oteli ve arsayı satmasının mümkün olamıyacağını zaten mezkûr sandığın Hilton Şirketine bu otel işinde yirmi sene müddetle kira ile bağlandığını beyan eyledi.

Neticede, tasarının maddeleri kabul olunarak birinci müzakeresi sona erdi. Bundan sonra kanunların müzakeresini takiben ve sözlü sorulardan evvel, yeğlikle görüşülmesi icap eden yorumların öne alınmasına dair Cihat Ba­banın önergesi kabul olunarak, Seyhan Milletvekili Reşat Güçlünün, Basın Kanununun 36 ıncı maddesindeki (Basın yoluyla işlenmiş bulunan suç­lar) tâbirinin yorumlanması hakkındaki önergesi ve Adalet, İçişleri Komis­yonlarından kurulan karma komisyonun raporu okundu ve Başkan vaktin geciktiğini söyliyerek saat 18.45 te birleşime son verdi.

Büyük Millet-Meclisi cuma günü saat 15 te toplanacaktır.

 

Yeni yıla girerken..,

1  Ocak   1952  tarihli  Cumhuriyet'ten

Yeni yıla girerken ne yazık ki dünya huzur, sükûn ve barış içinde olmadığı gibi yeni senenin dünyaya huzur ve sükûn, barış getireceğini de kimse id­dia edemez; çünkü ne 1950, ne 1951 se­neleri 1952 yi iyimserlikle karşılayacak iyi bir miras bırakmamışlardır. 20 nci asrın ikinci yarısı Kore Harbi ile baş­lamıştı. 1950 haziranında patlayan bu harb, bir kanser halinde devam etmek­tedir. O kadar ki aylardanberi sürüp giden mütareke görüşmeleri bile bir ne­ticeye ulaşmamıştır. Mütareke barış demek olduğuna göre, henüz gerçek­leşmeyen mütarekesine bakarak Kore Harbinin, tarihteki 30 sene harbine benzemesi ihtimali hatıra gelebilir. Uzakdoğudaki Kore kanserinin 1952 de müzmin bir şekilde devam edip giderek üçüncü Dünya Harbine sebeb olmıyacağını kabul etsek bile Avrupa'da, Yakın ve Ortadoğuda huzursuzluğun, ihtilâf­ların ve bu asrın icadlarından olan, so­ğuk harbin sona ereceğine dair, hiç bir ürnid ışığı yoktur. Bilâkis giren yılda da, soğuk harbin kızgın harb halini al­ması endişesi mevcuttur. Nitekim Ame­rikan Dışişleri Bakanı, Amerikalılara hâs iyimserliğine rağmen, 1952 nin buh­ranlı bir yıl olacağım ve Avrupa için son derece mühim tarihî bir sene olabi­leceğini söylemekten kendini alama­mıştır. Filvaki 1951 de Japonya ile ba­rış andlaşmasmm imzalanmış olmasına rağmen, Avrupa'da Almanya ile, hattâ küçük Avusturya ile henüz sulh akde-dilmemiştir. Bugünkü barış ile harb arası meşkûk ve tehlikeli vaziyetin ida­mesinde, kendi ihtirasları bakımından menfaat gören Kızıl Çarlığın tuttuğu yol, Avrupa sulhunu yakınlaştırmak şöyle dursun, yıllar geçtikçe uzaklaştır­maktadır. İkinci Dünya Harbi Avrupa'­da 1945 mayısının ilk haftasında, Uzakdoğuda da aynı yılın eylülü başında bitmişti. 1945 te, dünyanın yakında ba­rışa kavuşacağı yolundaki ümitler, arada geçen yedi yıla yakın zaman içinde, gerçekleşmemiştir ve ne zaman gerçek­leşeceğini de kimse tayin edememekte­dir.

Avrupa ve onunla beraber dünya, barı­şa ve huzura kavuşacak yerde, yeni bir silâhlanma yarışı yani harb hazırlığı devresi içindedir. Her silâhlanma yarı­şının sonu harb olduğuna göre, bugün­kü harb hazırlıklarının nihayet aynı neticeyi verebileceğini söylemek bir ke­hanet olmaz. Batı Avrupa devletlerinin aralarındaki müdafaa paktına rağmen, bir türlü tam bir ittifak ve işbirliği ya­pamamaları, kızılların cesaretini arttır­makta ve barış ümidlerini azaltarak harb ihtimallerini çoğaltmaktadır. İngilterenin Mısır ve İranla olan ih­tilâfları, İranın ve Arap milletle­rinin kendilerini ve dünyayı teh­dit eden büyük tehlikeyi göremiyerek bazı millî emellerinin gerçekleştir­mek hulyasile Sovyet Rusyanın entri­kalarına âlet .olmaları da, iyimser ol­mağa imkân bırakmıyor.

Batı Avrupa Devletlerinin, Amerikanın ikazlarına, iktisadî, malî ve askerî yar­dımlarına rağmen, sanki hiç bir tehlike yokmuş gibi, hususî düşüncelere ve menfaatlere kapılmaları, nihayet bir felâkete sebep olabilir. Sovyet Rusya, kendi kuvvetine güvenerek Batılıların ağır giden silâhlanmalarına ve Alman­ya ile anlaşmalarına meydan vermeden harekete geçebilir. Moskovadaki vazife­sinden yeni dönen bir İngiliz diplomatı İngiltereyi ziyarete giden Türk basın heyeti üyeleri ile görüşürken Rusyanın Üçüncü Dünya Harbini göze aldırıp al­dırmayacağı hakkındaki suale şu ceva­bı vermiştir:

«— Stalin'in ve Politbüro'nün ne dü­şündüklerini bilmeğe imkân yoktur. Fakat onların bugünkü vaziyeti devam ettirmek istedikleri muhakkaktır. Çünkü Avrupanm yarısını, Asyada ise ko­ca Çini Demir Perde arkasına almışlar­dır. Onun için kendi lehlerine olan bu vaziyetin sürüp gitmesi işlerine gelir. Bu itibarla bir harbe girişerek elde ettikleri- kazançları tehlikeye düşürmek istememeleri icap eder. Yalnız şu cihet var ki Kremlindekilerin, demokrasi cephesinin kuvvetlenmesinden ve bir gün harekete geçmesinden korkarak daha evvel davranmak istemeleri ihti­mali daima mevcuttur. Sovyet Rusyayı idare edenler, kapalı bir kutu içinde yaşadıkları için, demokrasi milletleri­nin zihinlerini pek bilmezler; bu millet­lerin kararsızlığını, onların za'fma at­federek harbetmek istemiyeceklerini sanabilirler ve fırsattan faydalanmak hatasına düşebilirler. Politbüro erkânı­nın vehimleri ve korkuları bir harbe sebebiyet verebilecek en büyük tehli­kedir. "

Moskovadan yeni dönmüş olan İngiliz hariciyecisinin gördüğü bu tehlike, ha­kikaten vardır. Böylece demokrasilerin silâhlanması, harbi Önliyebileceği gibi harbe sebebiyet de verebilir. 1952 yılı siyasî ufukların karanlığı içinde gir­mektedir ve yeni senenin buhranlı ve tehlikeli bir yıl olacağı muhakaktır. Atatürk'ün «Yurdda sulh, Cihands sulh« prensipinden ilham alan Türk milleti, 1952 nin kanlı bir yıl olmama­sını temenni etmekle beraber, her ihti­male karşı kararlı ve azimlidir. Harb olmayacakmış gibi memleketin kalkın­ma ve yükselme yolundaki çalışmaları­mıza devam ederken harb olacakmış gi­bi de uyanık, basiretli Ve hazırlıklı bu­lunacağız.

Yeni yıla girerken...

Yazan:  Ahmet Şükrü Esmer

1 Ocak 1952 iarihli Ulus'dan

Çıkan yılın sonuncu günü ile giren, yüm birinci günü arasında bir fark yoktur. Fakat dünya bir yıl daha yaşlanır. San­ki bütün bir yıl o gün geçmiş gibidir. Bu sebeple eski yıl çıkarken durup onun ne getirdiğini sormak, onun muha­sebesini yapmak teamül olmuştur. İkin­ci Dünya Harbinin sonundan beri in­sanlığı meşgul eden en ehemmiyetli mesele Üçüncü Dünya Harbi korkusu­dur. Geçmiş yıllar içinde dünyanın böyle bir harp karşısında bulunduğu zamanlar olmuştur. Acaba 1951 yılı harp ihtimalini azalttı mı? Artırdı mı? Geçen yıl içindeki gelişmeler dünyayı harbe daha yakın mı getirdi? Yoksa harbi uzaklaştırdı im? İkinci Dünya Harbinden sonra yeni bir harp tehlikesinin belirmesi, askerî kuv­vetler arasındaki muvazenesizlikten ileri gelmişti. Almanya ve Japonya yok edilmişler. Amerika ve İngiltere kollektif barışa güvenerek silâhsızlanmış­lar. Muvazene Rusya lehine ağırlaşmış­tı. Bunu fırsat bilen Rusya, 1946 yılın­dan bağlıyarak bir tecavüz siyasetine başladı. Doğu Avrupa'yı hâkimiyeti al­tına aldı. Çin de komünistleri destekle­di. Çekoslovakya'da nüfuz kurdu. İran'dan çekilmek istemedi. Yunanis­tan'ın işlerine karıştı. Türkiye'den top­rak istedi.

Bu tecavüz siyaseti Amerikayı harekete getirdi. 1947 yılında Amerika Truman doktrinini kabul etti. Ertesi yıl Marshall Yardımı. Sonra Atlantik Paktı. Amerika hür dünyayı teşkilâtlandırıyor­du. 1950 yılında Kore Harbi gelince başta Amerika olmak üzere demokra­siler silahlanmaya hız verdiler. 1950, İkinci Dünya Harbinden sonra barış ba­kımından en tehlikeli bir yıl olarak gel­di, geçti. 1951 geldiği zaman Çin'in Ko­re Harbine karışmasından doğan buh­ran henüz geçmemişti. Fakat 1951 yılı ilerledikçe tehlike de azaldı. Bu geçen yıl içindeki gelişmeler arasında demok­rasilere de, Sovyetlere de elverişli olan vaziyetler vardır. Demokrasilere elve­rişli olan gelişmeler şunlardır: 1 — Amerikanm silâhları artmıştır. 1950 yı­lında Amerika'nın 9 zayıf tümeni var­ken, 1951 sonunda 24 kuvvetli tümeni vardır. 2 — Atlantik Paktı kombinezo­nu kuvvetlenmiştir. 1950 de bu kombi­nezonun emrindeki askerî kuvvetler bir buçuk milyondan daha azken, şimdi üç milyonu geçmiştir. 3 — Eisenhower Başkomutanlığa getirilmiştir. 4 — Amerika atom bombası yapımım hızlan­dırmış ve atomlu yeni silâhlar yapmış­tır. 5 — Yugoslavya Sovyetlerden daha Çok uzaklaşarak demokrasilerle işbirli­ğine yanaşmıştır. Çıkacak bir harpte, artık Yugoslavya'nın demokrasiler cep­hesinde savaşacağı muhakkaktır. 8 — Türkiye daha çok kuvvetlenmiştir. Kuvvetli bir Türkiye, Yakındoğu böl­gesinde başlı başına bir barış unsuru­dur. 7 — Japonya ile barışa varılmış ve Japon askerî kuvvetinin ihyası için adım atılmıştır. Kuvvetli bir Ja­ponya da Uzakdoğu'da başlı başına bir barış unsuru olacaktır.

Bunun yanında Sovyetlere elverişli olan gelişmeler de şöyle hülâsa edilebi­lir:

1 — Alman teknisyenlerinin de yardımı ile Sovyet silâhları tekemmül etmiştir. Bu silâhlardan bazıları Kore harbinde kullanılmış ve mükemmel oldukları gö­rülmüştür. Rus orduları sayı 'itibariyle artmamıştır. Fakat sayıları 175 ile 215 arasında bulunan tümenler daha iyi teşkilâtlanmıştır. 2 — Sovyetlere tâbi olan peyk memleketler daha iyi silâh­lanmışlardır. Söylendiğine göre peykle­rin şimdi 60 tümen askerleri vardır ve bunlar Atlantik Paktına benzer teşki­lâtla Sovyet ordularına bağlanmıştır. 3 — Ağır kayıplarına rağmen Çin or­duları kuvvetlenmiştir. 4 — Ortadoğu milletleriyle Batı Devletlerinin araları açılmıştır. İran ve Mısır İngiltere ile mücadele halindedir. Fas'ta ve Tu­nus'ta Fransa'nın vaziyeti zayıfla­maktadır. İngiltere Malezya'da, Fran­sa da Hindiçini'de boğuşuyorlar. Batı­lılar bu dâvaları hallederek, Doğu mil­letleriyle anlaşmak ve aralarındaki kar­şılıklı münasebetlere zamanın icapları­na daha uygun şekiller veremedikleri için, Sovyetler bu vaziyetleri kendi namlarına istismar etmektedirler. 1951 yılında bu vaziyet çok ağırlaşmıştır.

İşte 1951 yılı içindeki gelişmelerin hü­lâsası budur. Bu görüşmelerde demok­rasilerin kazançları Sovyetlerin ka­zançlarından fazladır. Yani 1951 kuv­vetler muvazenesinde Rusya'dan ziyade demokrasilere yardım etmiş bir yıldır. Rusya lehine olan kuvvet muvazenesi­nin demokrasilerin lehine tamamiyle çevrilmiş olduğu söylenemez. Bu sebep­ledir ki 1952 ve 1953 çok nazik yıllar olacaktır. Eğer 1951 deki çığır 1952 ve 1953 yıllarında da devam ederse, mu­vazene büsbütün Sovyetlerin aleyhine dönecek ve barış sağlamlaşacaktır. Ya­ni Sovyetler tecavüzü göze alamayacaklardır. Fakat barış bakımından bel­ki de 1951 den daha tehlikeli bir yıla giriyoruz.

Yeni yıl...

Yazan: Sedat Simav'ı

1 Ocak 1952 tarihli Hürriyet'ten

1951  Senesi bitti. Bugün,   1952 nin ilk günüdür. Yeni yıl, aziz vatanımız için pek ümitli ve güzel şartlar çerçevesi içinde görü­nüyor. Vakıa Kore Harbi sona ermiş değildir ve kahraman çocuklarımıza henüz kavuşamadık. Fakat iç ve dış politikada mes'ut inkişaflar görünüyor. Evvelâ korkunç harp ihtimalini uzak­laşmış buluyoruz. Taraflar birbirleriy­le anlaşmak için uzanacak eli bekliyor­lar ve eski haşin tavırlarını unutmuşa benziyorlar. Gelecekde beklediğimiz harp, bu suretle uzaklaşmış bulunu­yor.

Dahili siyasetimizdeki yumuşaklık da yeni seneye girerken kendini hissettiri­yor. Demokratlarla C.H.P. bu millete mensup olduklarını hatırladılar ve li­sanlarım değiştirdiler. Bu hareket biz­ce, Türk milleti lehine kaydedilecek en büyük bir inkişaftır. Düne kadar bir­birlerine düşman gibi bakan iki büyük partimizin böyle uzlaşması ancak bu memleketi sevenleri sevindirebilir. Bu akıllıca inkişafı, hiç şüphe yok' ki, bu iki partinin liderleri olan iki mühim şahsiyete, yani İsmet İnönü ve Celâl Bayar'a borçluyuz.

Yeni seneye iyi bir hava içinde giriyo­ruz.  Şeytan kulağına kurşun, inşallah Türk milleti, bundan böyle saadet ,yolunu bulmuş olsun!

İç politikamızdaki gerginlik­ler...

Yazan: M. Nermi

5 Ocak 1952 tarihli Yeni İstanbul'­dan

1951 Yılının sonlarına doğru iç - politi­kamızda gerginlik yaratan tartışmalar birer birer yumuşamaya, tavsamaya başlamış ve Türk gönüllerinde yeni ümitler uyandırmıştı. Aradan geçen haf­talar bize ne kadar yanıldığımızı gös­teriyor şimdi. Ufak bir kıvılcım, heye­canlarımızı alevlendirmeye yetiyor. Dünya politikasının çok düşündürücü gelişmeler gösterdiği bir zamanda yaşa­dığımızı hemen unutuyor ve nasıl bir yemiş vereceği hiç belli olmayan tartış­malara kendimizi kaptırıyoruz.

Biz burada kimin haklı, kimin haksız olduğunu araştıracak değiliz. Zaten bir dalda durmayan, konusunu parti ihti­yaçlarına göre sık sık değiştiren tartışmaları, tenkitleri, belli başlı ölçülere göre değerlendirmeye de imkân yoktur. Taraflar, haklı olduklarına ayrı ayrı  inanmışlardır. İş bu duruma geldikten sonra söylenecek söz kalmamıştır. Bir tarafın bıkarak veya yorularak kenara çekilmesini beklemek lâzımdır. Bizde­ki tartışmalar, tenkitler, öteden beri, böyle bir gelenek çerçevesi içinde ya­pılır, ve yorulan da, dâvayı kaybetmiş sayılır. Çünkü: Tartışma ve tenkid, biz­de, güreş gibi bir şeydir ve bundan de­rin bir heyecan duyan seyirciler de var­dır.

Halbuki: Partiler arasında başlayan söz güreşinin hemen dinivereceğini sanan kuruntulara kapılmak, her zaman için, o kadar doğru değildir. Biz, bunu, 195 sonlarında beliren yatışmaların verdiği sonuçlardan da anlıyabiliriz..Biz iktidar mücadelesini, parti mücadelesini, pro­pagandayı böyle anlıyoruz. Büsbütün haksız mıyız? Demokrasi; fikir hürri­yeti, tartışma hürriyeti, tenkid hürriye­ti değil midir? Fakat asıl dâva fi­kirde, tartışmada, tenkidde değil, hür­riyetin kullanılış şeklindedir.

Bir fikrin fikir olabilmesi için, bilgi di­siplinlerinin, hiç olmazsa, birkaç süzge­cinden geçmesi lâzımdır. Her gelişi gü­zel iddia fikir sayılamaz. Hürriyet ko­nusunda da, asıl ölçülerimizi henüz bulamamışızdır. Şimdi, biz, yanlış anlaşı­lan fikirle, yine o kadar yanlış düşü­nülen hürriyeti yanyana oturttuk mu, sosyal huzurumuzun ne olabileceğini kestirebiliriz artık. Açıkça söylemeliyiz ki: Demokrasinin gerçekleştirmek iste­diği şey bu değildir. Biz, çok kısır ve verimsiz bir yolda yürüyoruz.

Yapıcı tartışmalar, tenkidler; fikir di­siplinlerine, programlara dayanma­dıkça, ister istemez dedikodulaşır. Hiç bir topluluk, pürüzsüz bir dedikodu cenneti yaratmak için devrim yapma­mıştır. Bir sosyal düzeni değiştirmek, ancak, neticeleri iyi düşünülmüş bir dâ­va sistemine yürekten bağlanmakla mümkündür. Asıl şaştığımız şey, tar­tışmalarımızda, tenkidlerimizde, dâva­lardan daha çok, duygularımıza, sinir­lerimize gerçekten bağlı kalışımızdır. Bir konuyu incelemek başka, bir ko­nuyu bahane sayarak alevlenmek ve meydan okumak da elbette yine başka­dır. Bu bakımdan tartışma ve tenkid mantığı ile meydan okuma mantığı birbirine karışmakta ve bizi;  üstünde ısrarla durulması gereken gayelerimiz­den uzaklaştırmaktadır.

Türk topluluğu, çok yakınlarda, yeni­den kurduğu devleti kontrol eden bir millet haline gelmiştir. Daha önceleri ise milletle devlet arasında ne büyük bir gerginlik olduğunu hepimiz biliyo­ruz. Şimdi bizim en kutsal yurddaşlık ödevimiz, bu yeni doğan yapıcı sosyal sezgiyi bütün duruluğu ile korumak, geliştirmek ve serpilişini kolaylaştır­maktır. Demek oluyor ki: Türk aydın­larına olduğu gibi, Türk politikacıları­na da düşen roller vardır.. Biz bunu ge­niş ölçüde bir politika eğitimi gibi dü­şünüyoruz. Dirlik düzeni bozuk bir a-na-baba ocağında çocukların henüz ge­lişen benliği ne kadar tesir altında ise. eski bir yaşayış düzenini silkerek at­mış genç sosyal topluluklar da, politi­ka geçimsizliklerinin o kadar tesiri al­tında kalabilirler. Görülüyor ki: Çok bü­yük bir dâva karşısındayız. Sinirlerimi­zi, tartışmalarımızı, tenkidlerimizi tam bir kontrol altına alırsak, yurt için, gerçekten temel veren bir iş görmüş oluruz.

Demokrasi, topluluk haklarına kavuş­muş yeni Türk vatandaşının yaşayış düzeni, daha doğrusu, gerçekleştirilecek ideallerinin ülkesidir. Bu ülkede en bü­yük huzursuzluk yaratan şey, Atina şe­hir devletinin kuruluşundan bugüne değin, yalnız, ölçüsünü kaybeden, sinir­le beslenen tenkid, açık konuşalım, de­magoji olmuştur. Anafikirlerden uzaklaşarak güdülen politika akınları, de­mokrasinin deği], demagojinin yolunu hazırlar. Biz, onun için, iç-politikamızda zaman zaman beliren ve programlar­la hiç bir ilgisi olmayan gerginliklerin dinmesini yürekten istiyoruz. Hepimiz bu hür ülkenin çocuklarıyız. Sevinci­miz birdir, üzüntümüz birdir. Aynı ulu baht ırmağının damlalarıyız biz.

Bir siyasî şantajın teşhisi...

Yazan: M.   Faik  Fenik

6 Ocak 1952 tarihli Zafer'den

Yeni iktidarın muvaffakiyetleri karşı­sında ne yaptığını bilmez hale gelen Halk Partisi muhalefeti şimdi şaşkın bir halde baş vurduğu yıpratma politi­kasının içinde bocalamağa ve bocala­dıkça daha da çok çukura batmağa başlamıştır.

Hâdiselerin seyrini şöyle bir gözden ge­çirelim: Hatırlarda olduğu üzere Kore'­ye asker gönderilmesi hakkında karar alındığı zaman evvelâ baltalamağa çalıştılar: Kore neresi, Türkiye neresi? Dediler; vatan evlâtları 10 binlerce ki­lometre ötede nahak yere kan dökecek­ler diye ağlaşmağa, dövünmeğe başla­dılar. Halbuki vatan evlâtları filân umurlarında değildi. Dâvanın esası yeni iktidarın muvaffakiyetle ve cesaret aldığı bir kararı kötülemekti. Bundan sonra Kore'de ölenler şehit değildir di­ye meşum bir propagandaya giriştiler. Köylere kadar tahrikçi ajanlar gönder­diler, sahte fetvalar çıkarttılar. Fakat bundan istedikleri neticeyi alamadılar. Onlar ne kadar Kore aleyhinde çalışır­larsa vaziyet o kadar kendilerinin za­rarına oluyordu. Çünkü Türk milleti Kore'deki savaşların mânasını, mahiye­tini ve bize neler sağladığını onlardan çok daha iyi takdir ediyordu. Derken tezvir ibresini Atlantik Paktına çevir­diler, bu iktidar bunu başaramaz dedi­ler ve işler, formalite icabı biraz sürüncemede kalınca düğün bayram yap­tılar. Öbür taraftan Genel Başkanları İnönü, yeni iktidar memleketi karanlık âkibetlere sürüklüyor diye korkunç bir propagandaya girişti. Sanki ortada mil­letin reyi ile iş başına gelmiş bir ikti­dar değil de kendi zamanlarında oldu­ğu gibi bir müstebitler idaresi vardı. Sanki bu memleketin selâmetini onlar­dan başkası düşünemezdi. Derken buna iç tahrikler de karıştı. Vatandaşların huzur ve emniyet içinde olmadıkları şeklinde etrafa bir takım lâkırdılar yay­mağa başladılar. Bir tarafta kendi a-jansları yalan haberleri uyduruyor, öbür taraftan kendi gazeteleri o haber­ler üzerine dayanan sakat tefsirlerle soğuk harbi geliştirmeye yelteniyordu.

Türkiye'nin Atlantik Paktına kabulü tekarrür edince, bu defa yine kendi ga­zetelerinde bu paktın Türkiye'nin em­niyetini garanti etmekten daha ziyade memleketimizi tehlikeye soktuğunu, ve ilk hamlede İstanbul'un bombardı­man edileceğini ilâna ve akılları sıra etrafa dehşet salmağa kalktılar. Hulâsa mezbuhane bir gayretle h-er mevzua bol bol tezvir, iftira ve gammazlık kat­maktan çekinmediler. Geçen yıl bütçe açığının 700 milyon lirayı bulacağını iddia ettikleri halde bu açık kapanma­ğa doğru yol alınca afalladılar. Memle­kette 2iraî kalkınma başlayınca şaşırdılar. Türkiye'ye daha fazla döviz ve al­tın girince sersemlediler. Köylünün ve çiftçinin memnuniyetini görünce sinir­lendiler. Sinirlendikçe bocaladılar. Bo­caladıkça kendi kazdıkları çukurun içi­ne yuvarlandılar. İşte Kasım Gülek'in Londra radyosunda komünistlere hak veren konuşması bunun en son ve en canlı misalidir.

Fakat, bu dakâr etmedi; bundan son­ra artık gazetelerinde en aşağı ve en bayağı şekilde şahsiyat yapmağa baş­ladılar. Çünkü yeni iktidarı kötülemek için müspet hiç bir tenkid vesilesi bula­mıyorlardı, înöno'nün şevki idaresi al­tındaki kötü propaganda taktiği hare­kete geçirildi. Müstehcen, âdaba aykırı neşriyattan tutunuz da kaba telmihlere ve bayağı cinaslara varıncaya kadar her şeyi kendilerine mubah gördüler. Ma­zilerine, yaşlarına, başlarına ve şöhret­lerine acımadılar. Güya bu gammaz­lıklarla yeni iktidarı yıpratacaklardı. Güya her gün aynı yere iftira zehirleri­ni damlata damlata Çin işkencesi sis­temi ile şahsiyetleri aşındıracaklardı. Tezvirde en mahir ustalarını bu işe memur ettiler. Fakat bunu da söktüre-mediler. Bu defa kelimelerin altında bir takım irrtalar gizleyerek başka bir hücum taktiği kullanmağa geçtiler.

Şimdi, araz bu şekilde anlatıldıktan sonra teşhisi koymak kabildir: Bütün sinirliliğin sebebi «biz neden muvaffak olamadık da bunlar milletin sevgilerini kazandı» istifhamından gelmektedir. Buhranın iç yüzü budur ve Allah sak­lasın bununla oynatacaklar. Fakat ken­dilerine ihtar ederiz: Bu zevatın millî meseleleri bu şekilde, kendi ihtirasları­na âlet etmeğe hakları yoktur. Millet bu siyasî şantajın mahiyetini çok iyi anlamaktadır. Ve elbette bir gün bunun hesabını  kendilerinden soracaktır.

Bir işçiyi dinledim.-.

Yazan: Selim Ragıp Emeç

6 Ocak  İ952 tarihi! Son Posia'dan

Son zamanda D.P. iktidarının işçi lehi­ne güzel kararlar aldığını herkes görü­yor.

İhtiyarlık Sigortası; meslekî sahada kal­mak ve işçinin maddî durumu ile alâka­dar olmak şar'tile kurulan ve sayısı git­tikçe artan sendikalar, işçi hastahaneleri, sanatoryumlar ve hastalık halin­de işçi yevmiyesinin kesilmemesi gibi tedbirler, hep, bu zamana rastlıyor. Bunlarla ne derece övünsek yeridir.

Şimdiye kadar güzel vatanımızda standard bir iş hayatının meydana gelme­mesinin başlıca sebebi bu gibi müesse­selerin yokluğu ve işçiye karşı tanın­ması zarurî olan bu gibi hakların ih­mal olunması idi. Şimdi, alındığım gör­düğümüz bu ve buna benzer tedbirler­le, eski aksaklıkların ortadan kalkaca­ğı şüphe götürmez..

Alman esaslı tedbirlere rağmen daha da alınabilecek kararların bulunabildi­ğini günlük hayatımızn seyri, birçok misallerle,  bizlere  gösteriyor.

Meselâ bu ayın beşinci Cumartesi günü-saat on sularında bir tramvay arabasın­da karşılaştığım bir hâdise, bana, işçi lehine ihdas olunan vaziyette bir takım ayarlamalar daha yapmak lâzımgeldi-ğini fiilen gösterdi.

Filvaki bir Bahçekapı-Topkapı tram­vay .katarının Bahçekapıdan hareket eder etmez, ikinci mevki motris araba­sında müşahede ettiğim vaziyet şu ol­du:

Yakasında (2488) numara yazılı genç bir biletçi kapıcı, sararmış rengile ayakta duramıyacak bir halde vazife gö­rüyor; halkın arabaya giriş, çıkışı mü­saade ettikçe de, başını bir kenara da-yıyarak sahanlıkta dinlenmiye koyulu­yordu. Kendisinden öğrendiğime göre. ismi «Ahmet Erkan» mış ve Aksaray deposuna bağlı bulunuyormuş.

Avurtları çökmüş, omuz kemikleri aba paltosunun kalınlığına rağmen dışarıya fırlamış bir vaziyette bulunan gencin anlattığına göre sabah iyi kalkmış ve vazife almış. Sonra, birdenbire ateş bas­mış.

Depoya dönünce doktora müracaat et­mesinin mümkün olup olmadığını sor­duğum zaman verdiği cevap şu oldu:

— Çoluk, çocuk sahibiyim.. Yevmiyem­den olurum. Hattâ hastalık halinde ço­cuk zammı da kesiliyor, onun için dok­tora çıkmayı düşünmüyorum.

Tramvay İşletmesinin iç hizmet Tali­matnamesinin ne olduğunu bilmiyorum. Fakat bu İşçinin ifadesi anlatıyor ki, iş başında birdenbire hastalanan bir işçinin İdare doktorunu görebilmesi için aşması icap eden zorluklar bertaraf; İstirahate ve tedaviye şevki halinde yevmiyesinin ve aile zammının elden gitmesi, o işçiyi, sonuna kadar dişini sıkmaya sevk-ediyor demektir ki. böyle bir halin, cevaz verilebilir bir şey ol­madığı meydandadır.

Filvaki, tramvaydan indikten sonra en kısa zamanda bu işçinin vaziyetini telefonla Tramvay İdaresine bildirip hal ve vaziyeti ile alâkadar olunmasını rica etmedim değil, fakat umumiyetle hizmet erbabının durumunu bir takım tesadüf ve iyi niyet sahiplerinin istek ve alâka derecelerine bağlamanın doğ­ru olamayacağı bedahetini gözönöne alarak, bu gibi ahvalde, işçi vaziyetinin, daha müspet esaslara dayanılarak hal­ledilmesine işaret etmek zaruretini du­yuyorum.

Türkiye - Amerika...

Yazan: Ahmet Şükrü Esmer

7 Ocak 1952 tarihli Ulus'dan

Üç yıldan beri Amerika'yı memleketi­mizde temsil etmekte olan Mr. George Wadswrth çekilmiş ve yerine tâyin edilen yeni Büyükelçi Mr. George Mc Ghee Ankara'ya gelerek vazifesine baş­lamıştır. Ayrılan Mr. Wadsworth'u uğurlar ve gelen Mr. Mc. Ghee'yi karşı­larken, Türk — Amerikan dostluğunun ve işbirliğinin kurucusu olan eski Bü­yükelçi Mr. Edwin Wilson'u da anmayı bir borç biliriz. Türkiye ile Amerika arasındaki münasebetlerin uzun bir ta­rihi vardır. Fakat yeni dostluk ve iş­birliği, kendisini daima hatırlayacağımız ve hayırla anacağımız Edwin Wilson zamanında kurulmuştur. Bu itibar­la Türk — Amerikan münasebetlerinin tarihinde Mr. Wilson'un müstesna bir yeri vardır.

Wilson zamanında başlamış olan bu dostluk Mr. Wadsworth'un Ankara'da vazife gördüğü yıllar zarfında derinleş­miştir. Aramızdan birkaç gün önce ay­rılmış olan sayın Büyükelçi Wadsworth da, unutulmaz intibalar bırakmıştır. Türkiye'ye ayak basarak Mr. Mc Ghee, tanımadığı bir memlekete gelmiyor. Kendisi Büyükelçiliğe tâyin edilmezden önce Amerikan Dışişleri Bakanlığının Yakın ve Ortadoğu ve Afrika İşleri Şubesini idare eden Bakan Yardımcısı idi. Vazifesinin şümul dairesi içinde bulun­ması itibariyle, Mr. Mc. Ghee, Türkiye'­yi yakından tanıdığı gibi, geçen şubat ayında Ortadoğu'daki Amerikan diplo­matlarının toplantısına başkanlık et­mek üzere Türkiye'yi ziyaret etmişti. O ziyareti esnasında kendisiyle temas etmiş olanlar, memleketimiz hakkında­ki bilgisinin derinliğini görüp hayran kalmışlardır.

Bir diplomat için dost bir memleket nezdine gönderilmek bir mazhariyettir; o memlekette vazife görmek de bir zevktir. Mr. Mc Ghee bütün mânasiyle dost olan bir memlekete gelmiştir. Bu dostluğun samimî tezahürlerini her a-dımda görecektir. Ve dostlar arasında çalışmanın zevkini tadacaktır. Türkiye ile Amerika arasındaki işbirliğinin çok uzun bir tarihi olmıyabilir. Fakat Türk­ler Amerika ve Amerikalılar hakkın­da ötedenberi hayranlık duyguları bes­lemişlerdir. Uzaktan da olsa, Amerika'­yı bir hârikalar memleketi. Amerikalı­ları da iyi niyetli, iyi yürekli insanlar olarak tanımışlardır. Amerikalıların da kendilerini tanımalarını dilemişlerdir.

Bu maksatladır ki 1947 yılında Cumhu­riyet Hükümeti New-York'ta bir Ha­berler Bürosu kurmaya karar vermişti. Türk — Amerikan dostluğuna yıllardan beri inanmış ve bu gaye uğrunda çok çalışmış olduğum içindir ki bu büro­nun teşkilâtlandırılması vazifesi bana verilmişti. New-York'ta vazifeye baş­lamazdan önce resmî çevrelerle temas etmek üzere Washington'a gittiğim za­man, o sıralarda Mr. Mc Ghee'nin va­zifesini gören zat bana demişti ki:

           Sizin göreceğiniz vazife, aynı zaman­da bizim de görmek istediğimiz vazife­dir. Türkiye'yi Amerikan halkına tanıt­mak Vagington'da bir hizmettir. Çünkü böyle karşılıklı tanışma   iledir ki Türk —          Amerikan  dostluğu' kurulabilir  ve biz de bu dostluk politikasını yürüte­biliriz.

Aradan geçen beş yıl zarfında Türk ve Amerikan milletlerinin karşılıklı te­masları çok pek çok artmıştır. Karşı­lıklı tanışma da artmış ve ondan doğan dostluk kuvvetlenmiştir. Siyasî dostlu­ğun en sağlam temeli de bu tanışmadır. Türk — Amerikan dostluğu geçici bir politika kombinezonu değil, milletlera­rası münasebetlerin devamlı bir reali­tesi halini almıştır.Mr. Mc Ghee Amerika'dan ayrılırken verdiği beyanatta demiştir ki:

— Türkiye ile aramızdaki münasebet­ler o kadar iyi ve gayelerimiz o kadar açıktır ki karşılaşmam ihtimali olan hususî bir mesele olamaz.

Bu sözler Türk — Amerikan münase­betleri hakkında derin bir anlayışın ifadesidir. Hakikaten Türkiye ile Ame­rika arasında hiçbir mesele yoktur ve olamaz. Ancak Türkiye ile Amerika'­nın birlikte karşılaştıkları meseleler vardır ki bularda Ortadoğu milletleriy­le Batı devletleri karşısındaki münase­betlerin düzenlenmesine elbirliğiyle ça­lışmaktır. Ortadoğu milletleri ile müna­sebetleri bakımından dört devlet iki sı­nıfa ayrılabilir: 1 — İngiltere, Fransa, 2 — Türkiye, Amerika, İngiltere ve Fransa'nın Ortadoğu milletleriyle mü­nasebetleri 19 uncu asır telâkkilerine dayanmaktadır. Bu münasebetleri yeni zamanların ruhuna daha uygun temel­lere dayayarak, Batı ile Ortadoğu mil­letleri arasında işbirliği kurulmasına, Türkiye ile Amerika birlikte çalışmalı­dırlar. Gerek Türkiye ve gerek »Ameri­ka için bugün en acele olan iş budur.

Atatürk'ün kurduğu parti imiş!...

Yazan: M.   Faik   Fenik

13 Ocak 1952 tarihli Zafer'den

Muhalefet Partisinin ileri gelenleri bi­raz sıkıştılar mı hemen Atatürk'ün is­minden istianeye kalkıyorlar! Biz, di­yorlar, Atatürk'ün kurduğu Partiyiz: bu memleketi kurtaran Partiyiz, Millî Mücadeleyi yapan, istiklâl temin eden Partiyiz!

Halk Partisinden kim. ağzını açsa, hemen hemen bunu söylemeden yapamı­yor. Nitekim geçen gün Genel Sekre­terleri de Seyhan'da böyle konuşmuş­tur.

Bu zevatın dillerini çevirip çevirip ar­kasından çıkarmak istedikleri bakla şu­dur: Madem ki, biz bu memleketi kur­taran Partiyiz, o halde, bu Partiden başkası iktidara lâyık olamaz!.. Demok­ratlar arızî bir şekilde iş başına gelmiş­lerdir. Eninde sonunda bu iktidar haki­kî sahibine rücu. edecektir!

Evvelki gün Büyük Millet Meclisinde Başbakanımız sayın Adnan Menderes'­in cok sarih bir surette ifade ettiği gibi bunlar, hattâ bugünkü iktidarın meşru olduğuna dahi kani değildirler. Onun içindir ki hâlâ bir nevi «zilyetlik» hak­kı iddiasındadırlar. Ve böylece meşruu gayri meşru, ve gayri meşruu da meş­ru göstermek gibi korkunç bir tezadı düşmüşlerdir! Ne gariptir ki bunun için de, Atatürk'ün yüce adını sömür­meğe kalkmaktan çekinmemektedirler.

Fakat artık herkes gayet açıkça görü­yor ki, Cumhuriyet Halk Partisinin bu­gün Atatürk zamanında kurulan Parti­ye benzer tarafı kalmamıştır. Şekil-iti­bariyle kalmamıştır; mahiyet itibariy kalmamıştır; maksat itibariyle kalma­mıştır.

O zamanları bir hatırlıyalım; Atatürk devrinde Parti Devlet ve Millet hepsi-birbirine karışmıştı; bir Millî Mücadele yapılıyordu; vatanın hudutları tesbi1 ediliyordu; muazzam bir inkılâp hare­ketinin içinde idik; mağlûp Osmanlı imparatorluğunun , bekayesi üstünde Cumhuriyet kuruluyordu. Gerçi ortada Parti diye bir isim vardı; fakat Parti mefhumu yoktu. Nasıl olsun ki, karşı­da başka hiç bir Parti mevcut değildi. Bütün Millet beraberdi. O. halde o ku­ruluş devri ile, bugünkü durumu nasıl mukayese etmek, ve ondan Halk Par­tisinin lehine bir .netice çıkarmak ka­bildir? Eğer Partinin programını alır­sanız, programa benzemez. Tüzüğünü alırsanız tüzüğe benzemez. Şayet kıyı­da köşede sureta benzer tarafları kal­mışsa onların da tatbik şekli birbirine benzemez!.. '

İdare şekli benzemez, adamları benze­mez!.. Nasıl benzesin ki, o devirde Ata­türk'e C.H.P. ye karşı cephe alan .meselâ bir Hüseyin Cahit Yalçın, bugün C.H.P. nin bir numaralı müdafii kesil­miştir! Ve dün Atatürk'le beraber bu memlekete hizmet etmiş insanlardan çoğu, Demokrat Partinin en yüksek ka­demelerinde vazife almışlardır. Öbür taraftan da Atatürk'ün şahsına, idealine ve onun bu asil Türk milletine olan gü­venine karşı kalemle, kuvvetle ve zor­balıkla vaziyet alanlar ve hattâ ihanet edenler muhtelif menafatlerle Halk Partisinin içine sokulmuşlardır. Bunlar arasında bugün hizmeti bir tarafa bı­rakarak sadece kendi ihtiraslarının peşinde koşanlar, yalnız ve yanlız nefisle­rini düşünenler pek çoktur.

Sorarız: Kendisinde bir yabancı radyo­sundan, Türkiye aleyhinde konuşmak cesaretini bulan bir Halk Partisi Ge­nel Sekreteri, bizzat kendi mevcudiye­ti ile bugünkü duruma düşen bu Halk Partisini hangi hakla Atatürk'ün yüco ismine izafe edebiliyor?

Vatandaşlara reyleri için zulüm eden, işkence yapan bir devrin insanları, ve hele iktidarı sahtecilikle, hokkabazlık­la ve haydutlukla ellerine geçirip se­nelerce üzerine çullananlar, mensup ol­dukları Partinin ismini kötüye çıkaran­lar, nasıl oluyor da, Atatürk'ün adını ağızlarma alabiliyorlar?

Görülüyor ki, bugünkü Halk Partisinin Atatürk'le uzaktan ve yakından hiç bir alâkası kalmamıştır. Aksi olsaydı, Halk Partisinin milletle alâkası kalmış olur­du!

müslüman memle­ketidir...

Yasan:  Asım Us

15 Ocak 1952 tarihli Vakıt'ian

Türkiye Müslüman mıdır, değil midir? <> Bu yolda bir sual birdenbire insana gü­lünç görünür. Memleketin yirmi mil­yon nüfusundan en aşağı on dokuz bu­çuk milyonu Müslüman iken bu tarzda bir sual iradına lüzum görüşümüz «France - Univers» adındaki Fransızca derginin Birleşmiş Milletlerde cereyan 'eden bir müzakerede Türkiye'nin Fas meselesindeki durumunu izah ederken «La Turquie non Müslüman - Müslü­man olmayan Türkiye» tâbirini kullan­mış olmasıdır.

Hâdise şudur: Arap memleketleri Fran­sa'nın Fas'taki idaresini Birleşmiş Mil­letlerde protesto -etmiştir ve bu mesele­nin Birleşmiş Milletler Anayasası esas­ları dairesinde müzakeresini istemiş­lerdir. Fransız Dışişleri Bakanı Robert Schuman meselenin müzakeresini ka­bul etmemiş, teklifin red edilmesini is­temiş, teklif 23 e karşı 28 oyla reddedil­miştir. Türkiye'de teklifi reddeden dev­letler arasındadır. Bu sırada Türkiye Arap memleketlerinden ayrılmıştır. Halbuki Birmanya, Hindistan, Filipin­ler gibi memleketler de Arap .memleketlerini desteklemişlerdir. Böylece üç yüz milyon Müslüman nüfusu olan memleketler bu meselede Fransaya muhalif bir vaziyet almıştır.

İşte France - Univers bu hâdisede Türkiyenin üç yüz milyon nüfusu olan di-, ğer Müslüman memleketlerden ayrıl­mış olmasının sebebini izah ederken lâyik Türkiye diyecek yerde «Müslü­man olmayan Türkiye» gibi garip ve mânâsız bir ifade şekli kullanıyor.

Birleşmiş Milletlerdeki Türk delegesi böyle üç yüz milyon Müslüman mem­leketlerini bir araya toplayan bir mese­lede Fransanın tarafında kalması hiç şüphesiz Faştaki Fransız idaresini tas­vip etmekte bulunmasından değildir. Ancak dünya hâdiselerinin bu günkü durumunda Fas idaresinin Birleşmiş Milletlerde bir mesele haline getirilme­sini doğru bulmamasındandır. Nitekim Amerika da Fransayı desteklemiştir. Fakat bizim burada asıl dikkati çekmek istediğimiz nokta Fransız dergisinin Birleşmiş Milletlerde Fransa tarafını tutan Türkiyeyi Fransız halk efkârına karşı medhetmek isterken kullandığı  non Müslüman tâbiri ile bilâkis Müs­lümanlık dünyasına karşı Türkiye aleyhinde bir propaganda yapmış bulun­duğuna işaret etmektir. Türkiye Müs­lüman bir memlekettir; fakat din ile dünya işlerini ayıran ve umumî siyase­tinde vicdan hürriyeti prensibine daya­nan bir devlettir. (Laicisme) prensibi­ni pek iyi bilen ve memleketlerinde tat­bik eden Fransız dostlarımızın Türkiyeden bahsederken daha anlayışlı ol­malarını isteriz.

Amerika'nın emniyeti ve Tür­kiye...

Yazan: M.   Fa'tk   Fenik

17 Ocak 1952 iarihli Zafer'dan

Birleşik Amerika Devletleri Ayan Mec­lisi Dışişleri Komisyonu, Türkiye ve Yunanistan'ın Atlantik Paktına alınma­sını, ittifakla kabul etmiştir. Bu kara­rın son zamanlarda iki devlet arasında inkişaf eden dostluk münasebetleri üze­rinde daha çok hayırlı bir tesir yapaca­ğı muhakkaktır.

Amerikan Dışişleri Bakanı Acheson ve Amerikan Kurmay Heyetleri   Başkanı Bradley, Komisyonda Türkiye ve Yu­nanistan'ın Atlantik Paktına alınması­nı müdafaa ederlerken bunun strate­jik ehemmiyeti üzerinde bilhassa dur­muşlardır. Hattâ Acheson ayrıca, bu kararın Birleşik" Amerika'nın emniye­tini de takviye edeceğini söyleyerek ha­kikate tercüman olmuştur.

Amerikan Dışişleri Bakanının bu söz­leri, şimdiye kadar bizim tuttuğumuz ve üzerinde ısrarla durduğumuz tezin de bir ifadesidir. Türkiye Atlantik Paktına girmeyi istemekle hiç bir za­man karşılıksız ve tek taraflı bir taviz talebinde bulunmamıştır. Vecibeler el­bette mütekabil olacaktır; ve bundan münhasıran bir devlet veya bir kaç devlet değil, belki müşterek barış cep­hesi faydalanacaktır. Bizim anlatmak istediğimiz, üzerinde ısrarla durduğu­muz nokta da esasen budur:. Türkiye Atlantik Paktına girmekle kendi emni­yetini garanti ettiği kadar, diğer Atlan­tik Paktı devletleri için de bir kuvvet­tir; ve Türkiye ile gerçekten bütün Pakt üyeleri devletlerinin emniyetleri tak­viye edilmiş olacaktır. İşte Birleşik Amerika Dışişleri Bakanı Acheson şim­di bu hakikati hemen ilk defa olarak, bütün mâna ve şümulü ile ifade etmiş ve vaziyeti Amerikan emniyeti çerçeve­sinde mühimsediğini göstermiştir.

Meselenin dikkate değer tarafı şudur: Dünya hâdiselerini yakından takip edenler hatırlarlar! Birleşik Amerika'nın müdafaasını dünya stratejisi bakımın­dan mütalâa eden bazı kimseler Türki­ye'den bahsederken, memleketimizi za­man zaman, Amerika için çok ileri bir karakol olarak vasıflandırmalardır. Hattâ içerisinde bu ileri karakolu ih­mal etmenin mümkün olduğunu söyleyenler dahi bulunmuştur. Onların ileri sürdükleri mütalâa şudur: Amerika ne­resi, Türkiye neresi? Bunun için Birle­şik Amerika doğrudan doğruya, kendi­sine en yakın görünen tehlikelere karşı tedbirlerini almalı, ve taahhütlerini bu. bölgelerde bulunan devletlere tevcih etmelidir.

Gariptir ki bu hem çok hodbin, hem de yanlış ve sakat düşünce, Amerika kıtasından daha çok bazı Avrupa muhit­lerinde revaç bulmuştur. Ama herkes pekâlâ bilir ki, böyle bir iddia bugü­nün ne stratejik ve ne de politik şartlarıyla asla telif edilmez. Bismarck'm sözü hâlâ kıymetini    kaybetmemiştir:

Bir harbin nerede başladığı bilinir; fa­kat nerede ve ne zaman biteceği asla malûm değildir.

Türkiye'nin Batı Avrupa müdafaasının sağ kanadını teşkil ettiği muhakkaktır. Maazallah bu kanadın bir tehlikeye uğ­raması, doğrudan doğruya, Akdeniz müdafasını çökertebilir. Bir taraftan Arap devletlerini tecavüzün kucağına atarken Öbür taraftan da İtalya ve Fransa'nın cenuptan sarılmasını ve şi­mal Afrikanm tehlikeye düşmesini in­taç edebilir. Bu takdirde, Avrupa'ya yapılan Amerikan yardımlarının heba olması, ve o âna kadar yapılan bütün gayretlerin boşa gitmesi işten bile de­ğildir. Avrupa'nın, Afrika'nın ve Asya'­nın kilit noktasında bulunan Türkiye'­nin bu tehlikeleri önlemek bakımından, büyük ehemmiyeti olduğu aşikârdır. Aksi takdirde, düşman Dakar'da ve Amerika kıt'asının tâ karşısında olacak­tır.

Acheson'un Dışişleri Komisyonunda çok güzel ifade ettiği gibi, bu vaziyeti görüp anlamak için haritaya bakmak kâfidir. Ama bazı yabancı siyasiler, her nedense bu külfete dahi katlanmamış­lar, ve hem ters hem tehlikeli bir tez tutmuşlardır. Bereket versin ki, bunla­rın noktai nazarı yürümemiş ve Truman ve Acheson gibi basiretli devlet a-damlarının. gösterdikleri ışık altında müşterek barışı korumak için geçilecek yol bulunmuştur.

Biz şimdi Birleşik Amerika'yı Türkiyenin müttefiki görmekle hem Türkiye emniyetinin daha sağlamlaştığını hisse­diyor, hem de müşterek barış ülküsü­nün salâbetle yürüdüğüne inanıyoruz; öbür taraftan Türkiye ile hem bu cep­he kuvvetlenmiş, hem de diğer mütte­fiklerimiz kendilerini daha çok emniyet altında bulmak fırsatını elde etmişler­dir.

Meclisdeki hadîse...

Yazan; Ali Naci Karacan

18 Ocak 1252 tarihli MilUvei'ien

Büyük Millet Meclisinin evvelki günkü toplantısında cereyan eden bir hâdise demokratik bîr idarede gerçekten hür bir Meclise başkanlık etmenin ne ka­dar ağır, zor ve mesuliyetli bir iş oldu­ğunu göstermek bakımından dikkate alınacak ve üzerinde durulacak bir ma­hiyet göstermektedir. Milletlerarası İk­tisadî İşbirliği Teşkilâtının Devlet Ba­kanlığından alınarak Dışişleri Bakanlı­ğına bağlanması hakkındaki tasarının müzakeresi sırasında söz alan Demok­rat Partili bazı milletvekilleri hükümet teklifinin aleyhinde bulunmuşlar ve tasarının reddini istemişlerdir. Hükü­met noktayı nazarını müdafaa eden Dı­şişleri Bakanının devlet teşkilâtının ar­tık birbirinden duvarlarla ayrılmış kompartımanlar şeklinde olmadığını, bu işin her memlekette Dışişleri Bakan­larınca, görüldüğünü izah etmesine karşılık bazı milletvekilleri başka tür­lü düşünmüşler ve bunlardan bir kıs­mı Milletlerarası İktisadî İşbirliği Teş­kilâtından daha iyi randıman almak için. onun Ekonomi Bakanlığına, diğer bir kısmı ise Başbakanlığa bağlanması­nı muvafık görmüşlerdir. Bir hayli uzun süren ve hararetli geçen tartışma sonunda toplantıya başkanlık eden Ce­lâl Yardımcı hükümet tasarısının reddi­ni isteyen takriri reye koymuş ve «red­dedenler ellerini kaldırsın! , "Etme­yenler ellerini kaldırsın!  diyerek aldı­ğı neticeyi "tereddüt var...» şeklinde ifade edince kalkan ve kalkmayan el­lerin gözle tâyin edilen miktarı bakı­mından takririn reddi taraftarı olanlar­la başkanlık divânı arasında gürültülü bir ihtilâf çıkmıştır. Demokrat Partili milletvekillerinden biri:

«Reis bey, bizimle alay mı ediyorsun?,.

Diye bağırmış, diğer bir kaç mebus ma­sa kapaklarını vurmuş, bir kişi de, yine reise hitaben:

«— Bize hakaret etmeğe hakkın yok­tur!"

Diye salonu terketmiş ve bulanık suda balık avlamak isteyen bir iki Halk Partili de o zatın arkasından bağırarak salonu terketmek fırsatını kaçırmak is­tememiştir.

Bu vaziyet üzerinedir ki Meclise ge­len Başbakan Menderes başkanlığın doğru veya yanlış takdirine karşı hak­lı veya haksız gürültü eden bir Meclis atmosferi içinde kürsüye gelerek ha­vayı güçlükle yumuşatmaya muvaffak olmuştur. Neticede Meclis, Başbakanın teklif ettiği gibi tasarının komisyona iadesini kabul etmiş, fakat hâdise, Mec­lis umumî heyetine başkanlık etmek vazifesinin ehemmiyet ve mesuliyetini

ve bu vazifenin iyi veya fena ifası key­fiyetinden doğabilecek neticeler üzeri­ne dikkati celbetmek bakımından da denebilir ki hattâ faydalı bir ders teş­kil eylemiştir.

Eskiden, yani milletvekillerini millet değil, Halk Partisi divânı seçtiği tarih­lerde Büyük Millet Meclisine riyaset etmek zevkli, eğlenceli, gösterişli, tatlı bir teşrifat işiydi. Tayin edilen ve ken­disini seçen fırka divânı ile onun hükü­metinin emir kulu vazifesini gören bir Meclisin içinde hükümet kararlarına itiraz veya herhangi bir murakabe bahis mevzuu olmadığından milletvekilleri için hemen hemen hiç bir tartışma ko­nusu mevcut değildi ve binaenaleyh böyle bir Mecliste başkanlık etmekle sütlimanda kaptanlık etmek arasında bir fark da yok gibiydi. Halbuki 14 Ma­yısta millet seçimlere topyekûn hâkim olarak Meclise ehlileştirilmiş mebusla­rın, koyunların yerine doğrudan doğru­ya seçtiği kendi vekillerini, bozkurtlan gönderdi. Binaenaleyh bu Meclise başkanlık etmek, böyle Meclisin müza­kerelerini idare etmek, meşrutiyet v salâhiyeti bu çapta bir Mecliste hükü­metle Meclis arasında, hükümetle mu­halif partiler arasında, hattâ Meclisteki muhtelif siyasî partiler arasında cere­yan edebilecek görüşme ve tartışmaları idare etmek, ayarlamak, konuşmaları salim ve memlekete hayırlı bir mecrada yürütmek, hulâsa netice itibariyle Mec­lisi memlekete faydalı kılmağa çalış­mak, eski Meclisleri idareden çok fark­lı, çok güç bir iştir. Onun içindir ki başkanlık divânını teşkil edenler ayrı ayrı büyük mesuliyetler altında olduk­ları gibi divânın terkibinde manevî ve siyasî vasıfların değeri bakımından da, Meclisin, seçimlerde çok titiz davran­ması birinci derecede mühim bir mese­ledir. Meclis başkanlık divânı seçimle­rinin alelade bir teşrifat işi olması to­taliter rejimin birçok bid'atleri gibi, ar­tık tarihe karışmış olmak gerekir.

Adnan Menderes'in ve onun başkanlık ettiği hükümetin en büyük kuvveti, muvaffakiyetinin başlıca sır ve hikme­ti, bazı ahmak gazetecilerin tahakküm iddialarına rağmen onun Demokrat Parti iktidarını herşeyden evvel Mec­lis çoğunluğuna istinad ettirmeğe bil­hassa dikkat etmesindedir. Hükümet başkanının herhangi bir münasebetle söylediği bütün nutuklarda hükümet otoritesinin başlıca mesnedi olarak Mec­lisin irşadına, müzaheretine, murakabe­sine birinci plânda ehemmiyet verildi­ği müşahede edilir. Bir demokraside ik­tidarda bulunan hükümeti yalnız mu­haliflerin murakabe edebileceğini, ~ mu­halifler olmazsa iktidarın murakabesi z kalacağını sanmak ancak Halk Partili bazı politikacıların ileri sürdükleri bir mugalâta, bir safsatadan ibarettir. Za­man zaman geçer akçe olduğu ümidiy­le piyasaya sürülen bu parolaya mille* ara seçimlerinde kullandığı reylerle «hayır!» cevabını vermiştir. Bugün Menderes hükümetinin en iyi muraka­becileri onun kendi partisi efradı, mil­letin büyük çoğunluğu, Meclisin ezici çoğunluğu, herşeyden evvel Meclisteki Demokrat Partili milletvekilleridir. Hükümeti murakabe, Halk Partisine mahsus bir inhisar değildir.

Halk Partililer olmasaydı, evvelki gün­kü Meclis toplantısında, İktisadî İşbirli­ği Teşkilâtına ait tartışmalar cereyan etmiyecek miydi? Halk Partililer olma­sa, Demokratlar, kendi hükümetlerinin getirdikleri tasarıdaki teklif yerine İk­tisadî İşbirliğinin o makama değil de bu makama, bu makama değil de o ma­kama bağlanmasının daha hayırlı oldu­ğuna inandıkları herhangi bir fikri ile­ri sürmiyecekler miydi? Samimî kana­atlerine bağlı olan milletvekillerinin velev kendi partilerinden olsun müza­kereye başkanlık eden bir zatı hatalı saydıkları hareketinden dolayı bu de­rece asabiyetle muahaze etmeleri dahi bu Meclisin kanaatlerine ne kadar sami­miyetle, heyecanla bağlı olduğunu gös­termeğe kâfi değil midir?

Kanaatimiz şudur ki eğer bugün ikti­dardaki hükümet dış ve iç politikasın­da, ziraî ve malî tutumunda hu derece muvaffak oluyorsa, bütün bu neticeler Menderes ve arkadaşlarının ilham kay­naklarını bilhassa Mecliste arayıp bul­mağa çalışmalarında, icraatlarını Halk Partisinden evvel Meclisteki Demokrat Partili milletvekillerinin murakabesine tâbi bulundurmalarında ve arkalarını böyle bir Meclise dayamaları sebeple­rinden ileri gelmektedir. Kendisini bu derece şiddetle murakabe etmek sure­tiyle self-controlun en mükemmeline sahip olan böyle bir teşriî müesseseden şimdiye kadar olduğu gibi bu mem­lekete ancak iyilik gelebilir. Böyle bir ufuktan memleket için, velev en çetin, en hararetli, en sert tartışmalar arasında, fakat ve ancak ikbal güneşi doğa­bilir.      .

Maksut bir amma..-

Yazan: Selim. Ragıp Emeç

20 Ocak 1952 iarihli Son Posta'dan

İlamaşallah hepimizin müşterek bir ka­rarı ve bir dileği var.

Memleketimizi hayra, selâmete götü­recek bir demokrasiye ulaşmaktır bu karar.

1946 dan evvel verilmiş olan bu kara­rın hâlâ iptidaî tatbik safhasında bu­lunduğunu gözönüne getirecek olursak, hedefte müşterek ve fakat bu hedefe ulaşmak bahsinde kullanılması lâzım gelen usullerin seçiminde ayrılmakta olduğumuzu kabul etmemiz icap eder. Diyorlar ki Demokrasi bir kitaptır. Onu, biz nasıl yazarsak kitap öyle yazı­lacaktır.

Meclis, hükümet, Devlet Başkanı, her­kes Anayasa ile teyid edilmiş olan va­zife ve rollerini ifa eylemelidirler. Bir kuvvetin diğerine tecavüzü veya tahak­kümü, asla bahis mevzuu olmamalıdır. İşte ciddî ve hakikî Demokrasi yoluî

Bedahet.

Fakat bir müessese Anayasanın kendi­sine ayırıp gösterdiği esas dahilinde va­zifesini yapar ve tauna rağmen, sadece ihtiras yüzünden ve kin ve garaz sebebile, o müessesenin doğru hareket et­mediği, Anayasa hükümleri dışına çık­tığı iddia edilirse, o zaman, nasü de­mokrasi kitabı doğru, dürüst yazılabi­lir?

Meseleâ, bugün, Anayasa hükümlerinin ihlâl edildiğini ve memlekette vatan­daş hak ve hürriyetlerinin tehlikede bulunduğunu iddia edenlerin 1946 se­çimlerinde oynadıkları rolü gözönü­ne getirerek, dün olduğu gibi bugün de, bunların, nasıl doğru konuştukları­nı ve samimî hareket ettiklerini kabul eyliyebiliriz?

1946 Umumî seçimleri, güya, bu mem­lekette demokrasinin tahakkuku uğ­runda atılmış ilk adım değil mi idi?

1946 seçimlerini Halk Partisi mi kazan­mıştı? Buna rağmen bu Parti, onu ka­zanmış gibi, Devlet başkanından tutunuz da partinin dümen neferine kadar, cümlesi, bu «gayri meşru kazançlın cümlesi, bu «gayri meşru kazanım (!) bir demokrasi anlayışı göstermemiş­ler mi idi?

Yine bugün, memlekete dün bu meşruiyetsizlik örneğini vermiş olan adam­lar değil midir ki, milletin hakikî reyile vazife ve mesuliyet kabul etmiş olan bir çoğunluğa karşı kazan kaldırmış va­ziyettedirler?

Yine ayni kimseler, her ne bahasına olursa olsun göze aldıkları bu, utanç ve­rici siyasî şekavetten bahsedilmemesi için, 1946 - 1950 devresini yaşayan seki­zinci Büyük Millet Meclisinin meşrui-yetsizliği hakkında dudak oynatılmamasını ağır baskılarla temin ve teyid etmemişler mi idi?

Ayni zamanda, şu sırada, müdafaa şam­piyonu kesildikleri matbuat hürriyeti adına, meselâ Celâl Bayarm, meselâ Adnan Menderesin, o devreye ait -nu­tuklarında bu taahse ait açık, kapalı te­maslarının gazetelere geçmemesi için ellerinden geleni yapmamışlar mı idî? Bunu, matbuatın taaşında daimî bir Demokles kılıcı gibi tutmamışlar mı idi?

Memleketin demokrasi hayatında (!) böyle bir gelenek yaratan insanların, bugün kalkıp, bir dâva olmaktan uzak ve sadece belli bir fikir bulantısı ya­ratmak için ortaya attıkları iddiaları nasıl iyi telâkki etmek mümkün olur? Bu kabil şartlar içinde ve böyle bir ha­va esintisine tâbi olan bir muhitte, Ana­yasa hükümleri yalnız bir taraf için mi muteber olmak gerekir.?

Yukarıdan aşağıya sıraladığım mahdut şu birkaç sualin mukadder olan cevap­ları müspet olarak verildiği zaman, ha­kikatin çehresi bir parça daha aydın­lanmış olur ve o vakit daha iyi anlaşılır ki, bu memlekette de bir gün özlendiği şekilde bir demokrasi eserinin vü­cuda getirilmesinin her şeyden evvel tek şartının, bir siyasî mevta olan Halk. Partisinin dairei akıl ve insafa gelme­sinden ibarettir.

Halbuki böyle tair netice' elde etmek muhal olduğuna göre, bu memleket ufuklarında demokrasi güneşinin açabil­mesi bir başka şarta bağlı kalıyor:

Önümüzde uzanıp yatan siyasî mevta­nın zaman zaman hortlamasını önleyecek tedbiri almak Çünkü eski köy kahvelerinde, zama,ne ihtiyarlarının anlattıkları masalların ■çocukluk hafızalarımızda bıraktığı te­sirlerle içimiz nasıl vaktile tirtir titremişse, bugün de, bu hortlağın çeşitli tezahürleri milletin huzurunu bozmak­ta ve kendine seçtiği hürriyet yolunda rahatça yürümesine mâni olmaktadır. Kördüğüm işte buradadır. Ve bunun bir çaresi bulunmak icap eder.

Radyoda tarafsızlık...

Yazan: M.   Faik   Fenik

24 Ocak 1952 iarihli Zafer'den

Epey zaman'dan beri, radyo neşriyatı muhalefet çevrelerinde Demokrat Par­tiye sataşmak için bir dedikodu mev­zuu olarak ele alınmış bulunmakta ve mütemadiyen didiklenmektedir. Radyo bitaraf değil, Radyo iktidardaki parti­nin çığırtkanlığını yapıyor! Radyo, muhalefet milletvekillerinin Büyük Millet Meclisinde söyledikleri sözleri aksettir­miyor! Muhalif gazetelerin tenkidlerini halka bildirmiyor!  İlâh...

Bir Devlet radyosunun hükümet icraatı hakkında zaman zaman vatandaşlara, bekledikleri malûmatı vermesi, onları hükümetin icraatından haberdar etme­si kadar tabiî bir şey olamaz. Bu pro­paganda değil, bilâkis günlük hâdise­lerin zarurî bir icabıdır.

Biz radyonun tek taraflı bir propagan­da vasıtası olarak kullanıldığına asıl Halk Partisi zamanında şahit olduk. Onlar, radyoyu istedikleri gibi istismar ediyorlardı. Demokrat Partiye karşı yapılmak istenen bütün hücumları rad­yo vasıtasiyle en ücra köylere kadar yaymağa çalışıyorlardı. Demokrat Par­tinin değil sesini ismini bile kimseye duyurmamak için azamî derecede itina gösteriyorlardı. Hattâ seçim zamanları dahi türlü türlü bahanelerle ve partili­lere ayrılan saatler dışında mütemadi­yen Halk Partisi propagandası yapılı­yordu. Nitekim o zamanki Başbakan Şemsettin Günaltay, her türlü taraf­sızlık endişelerini bir yana bırakarak radyonun mikrofonunu yetmiş iki. da­kika siyasî işgal altına almaktan çekin­memişti!

Bütün bu hareketlerin elbette bir tep­kisi olacaktı. Nitekim Demokrat Parti ilk  iktidara geçtiği  sıralarda  radyoda konuşan bazı kimseler, zahir usul böy­le imiş, yoksa Halk Partisi bu şekilde hareket etmezdi diye düşünmüş ve o şekilde konuşmuş olabilirler. Fakat kı­sa bir zamanda yeni iktidar radyoda yi­ne Halk Partisi zamanından kalma ge­leneği ıslah etmek yoluna girdi. Ve rad­yo konuşmaları demokratik esaslara ir­ca olundu. Fakat muhalefet, bir defa radyo diye tutturmuştu; bunun üzerine her türlü spekülâsyonu yapmakta ken­disini serbest telâkki ediyordu. Demok­rat Parti iktidarı radyoda ne kadar ta­rafsız davranmağa kalkışırsa, onlar kendilerinden kalma itiyadın beheme­hal devam etmesi lazımmış gibi bir na­zarî sebebe dayanarak hükümete hü­cum ediyorlardı. İşte son günlere ka­dar devam edip gelen tenkid namı al­tındaki dedikoduların içyüzü budur.

Kendilerine bu vesile ile şunu hatırlat­mak isteriz: Radyo gerçi mühim bir tel­kin vasıtasıdır. Fakat Türk milleti bir defa hangi yolda yürüyeceğine karar verdikten sonra radyonun o kanaatleri değiştirmek hususunda esaslı bir rol oynamayacağı muhakkaktır. Sayın Adnan Menderes'in geçenlerde pek güzel ifade ettiği gibi 1950 seçimleri radyo sayesin­de kazanılmamıştır; ve hattâ radyoya rağmen kazanılmıştır. Çünkü radyo, en son dakikaya kadar Halk Partisinin propagandasını yapmıştır. Demokrat Parti bu hakikate pekâlâ vakıftır. Hat­tâ yine Başbakanımızın söylediği gibi, bazı Halk Partili hatiplerin sözlerini radyo vasıtasiyle yaymakta bunların ne şekilde konuştuklarının halk tara­fından bilinmesi bakımından fayda bi­le vardır. Bütün bunlar göz önüne alı­nacak olursa, radyoda tarafsızlığın Demokrat Parti iktidarının aleyhine değil, belki çok lehine olduğu kendiliğinden meydana çıkar. Fakat yeni iktidar ken­di lehinde olduğu için değil, prensip! bu olduğu için, radyoda tarafsızlığı te­min için bilhassa son aylar zarfında azamî dikkat sarfetmektedir.

Bütün bunların muhalefetin gözünden de kaçmadığı muhakkaktır. Fakat usulen bir defa radyo diye tutturmuşlar­dır; onda devam edeceklerdir.

Bu hal dahi muhalefetin memlekete tenkidedilecek başka mevzu bulamadı­ğına delâlet eder sanırız.

Vergi politikası ve vatandaş­lar...

Yazan: M. Nermi

24 Ocak 1952 tarihli Yeni İstanbul'­dan

1950 seçimlerinin nasıl yapıldığını bi­liyoruz. Halk yığınları, eski iktidar par­tisinin, müspet yemişler vermeyen eko­nomik denemelerinden bezmiş bir hal­dedir. Sınırlarını genişlettikçe, Devlet­çilik, vatandaş hürriyetlerini konusuz bırakacak gelişmeler göstermiştir. Bü­tün iş kaynakları ya Devletin eline geç­miş veya kontrolü altına girmiştir. Böy­le bir durumda, vatandaşların yeni bir kurtuluş yolu aramaları anlaşılır bir şeydir. Millet benliğinde uyanan bu sezgi, hiç şüphesiz, büyük bir olgunluk belirtisidir. Çünkü; Türk Milleti, seçim propagandası yapılırken, çözülmesini istediği dâvanın, tam mânasiyle ekono­mik bir dâva olduğunu anlamıştır. Yeni iktidar partisi böyle bir dâvayı benim­sediği için kazanmıştır. Demek oluyor ki; Demokrat Partiye düşen vazife, ko­nuya sımsıkı bağlı kalmak, konu dışına çıkmamak ve seçimlerde verdiği sözle­ri, elinden geldiği ölçüde, yerine getir­mektir.

Biz, yeni iktidar partisini, henüz hiçbir şey becerememiş bir parti olarak dü­şünmüyoruz. Sayısı çok olmasa bile ya­pılmış müspet işler vardır. İki yıla yak­laşan faaliyet zamanında, bizim için, gerçekten önemli olmayan konulara da­lındığını ve bu yüzden verimsiz tartış­malara girişildiğini söylemeliyiz. İdeal­lerine yürekten bağlı Demokrat Parti aydınlarının da bundan azçok huzur­suzluk duyduklarını tahmin ediyoruz. Halk yığınlarına karşı benimsenen ko­nuların dışına çıkmak, yalnız Demok­rat Parti için değil, genel olarak, her parti için türlü türlü zorluklar yarata­bilir. Partililer asıl bunlardan kaçın­malıdır la. Biz, seçmen çoğunluğunda Demokrat Partiye karşı uyanan ümit­lerin gerçekleşmesini isteriz. Fakat bu­nun da asıl dâvalarımıza bağlılıkla el­de edileceğini biliriz. Bizi ilgilendiren konuların dışına çıkıldı mı, telâşımız, ister istemez, artar.

Demokrat Partiyi iş başına getiren se­çim propagandasının başlıca konuları açıksız bütçe, hayat ucuzluğu ve vergi politikasıdır. Hayat ucuzluğu noktasında fazla duracak değiliz. Çünkü; yeni iktidar partisi, dünyada fiyatlar yükse­lirken mucizeler yaratamazdı. Fakat başvurulması gereken birtakım tedbir­lerin de nedense düşünülmediğini söy­lemek lâzımdır. Açıksız bütçe de, hükü­met idaresi hünerinin mucizeleri ara­sında sayılabilir. Zamanımızın açıksız bütçeleri seyrek istisnalardandır. Hattâ bu istisnalardan bir çoğu bile, deftere göre bir istisnadır. Biz, onun için, muci­ze gösteremiyor diye, kültür hayatında mucizelere yer veren Demokrat Partiyi sorumlu tutmayı hiç düşünmüyoruz. Her parti gibi, Demokrat Parti de, yal­nız zamanın imkânları çerçevesi içinde çalışabilir.

Fakat vergi politikası böyle değildir. Demokrat Parti, köklü araştırmalara giriştikten sonra, bu alanda müspet iş­ler görebilir. Vergi sistemimiz, gerçek­ten, baştanbaşa yeniden ele alınması gereken bir durumdadır. Devlet ve ce­miyet hayatında, zamanımızın en başta gelen, en çetin dâvası da budur. Hattâ her demokraside, iç politikanın ağırlık noktası gene budur. Biz, burada, vergi politikasının tarihinden bahsetmek fik­rinde değiliz. Yalnız şunu söylemeli­yiz ki; vergi politikası, millet ve ekono­mik kudret oluşun bir ölçüsüdür. On üçüncü yüzyıldan beri, bu konuda beli­ren gelişmelerden bunu anlıyoruz biz.

Zamanımızın vergi politikası, düne gö­re, çok daha karışık konulara yayıl­maktadır. Bu bakımdan, vergi işlerin­de atılan her adımın çok ince hesaplara dayanması lâzımdır. Vergi Öyle dağıtıl­malıdır ki; iç ve dış pazar kımıldanış­larımız beklenilmeyen güçlüklerle kar­şılaşmış olmasın. Biz, bundan da vergi politikasının yurt kalkınmasındaki bü­yük önemini anlayabiliriz. Halbuki, ge­nel olarak, vergi anlayışımız, dün oldu­ğu gibi, bugün de değişmemiş gibidir. Bu ' vergiyi, yalnız bütçe deliğini kapayan bir gelir şeklinde düşü­nüyoruz. Yol vergisinin kaldırıla­rak, yerine başka vergilerin kon­ması -bunu gösterir. Eski bir vergi ekonomik tepkilerini yaptıktan sonra fiyat ayarlamaları şeklinde yatışarak maliyet hesaplarına temel saydığımız neticeleri vermiştir. Düşünülmeden ha zırlanmış vergilerde olduğu gibi, yol vergisinde de aksak yerler olabilir. Bunları yeni duruma göre düzeltmek mümkündür. Fakat fiyat dâvalarımızı çok yakından ilgilendiren yeni bir vergi sistemine geçilirken tekrar belirecek dalgalanmaları düşünmeli lâzımdır. Es­ki verginin aksaklıkları yeni fiyat sar-süişlariyle karşılaştırılırsa nasıl bir yol tutulması gerektiğini daha kolay anla­yabiliriz. Her iktidar, ne kadar kuvvet­li olursa olsun, yeni fiyat çalkanışları­nın yaratacağı ruh durumunu hesaba katmak zorundadır. Hele yeni Gelir Vergisinin tesirlerini denerken, alışıl­mış bir vergiyi kaldırarak yenilerine geçmek, gerçekten anlaşılmaz bir şey­dir.İktidar partisindeki son geliş­meler.».

Yazan: Hikmet Bayur

28 Ocak 1952 tarihlî Kudrei'den

Demokrat Parti Meclis Grupunun geçen Salı toplantısı hakkında gazetelerde bir takım haberler çıktı. Bunların hep­si partinin ve genel olarak iktidarın yüksek menfaatleri' bakımından çok faydalı, grup için de övünülecek şey­lerdi.

Parti üst kademelerinin bunlarla iftihar edecekleri yerde yalanlama yoluna sapmaları partide «büyüklerin» itibarı­nın parti ve yurt genel menfaatlerin­den önce geldiğini bir kere daha göster­miştir.

Grupta ileri sürülen veya sürüldüğü iddia edilen düşünce ve isteklerin başlıcalarını ele alalım.

Sözü geçen toplantıda en çok üzerinde durulan konu hükümetin programsız çalışması olmuştur. Bazı demokrat mil­letvekilleri çalışmaların programlaştı-rılmasmı istemişler, hükümet adına ko­nuşan B. Ağaoğlu ise buna lüzum ol­madığını, hattâ bunun millet parasını heba edeceğini söylemiştir.

Garip olan şudur ki dünkü Zafer ga­zetesinde bu esaslı sorum üzerinde durulmayıp B. Ağaoğlunun toplantı ye­rinde kalıp kalmaması ve görüşmelerde gergin bir hava olup olmaması gibi önemsiz yönlere yapışılmıştır.

İşin başka bir acaip tarafı da şudur. An­kara ajansınca adları anılan tenkitçi D.P. li milletvekillerinden yalnız biri, B. Hamdi Başar kendisine atfedilen sözleri Zafer gazatesinde yalanlamıştır. Buna göre halk efkârımız öbür Demok­rat milletvekillerine atfedilen ve ayrıca yalanlanmayan sözlerin doğruluğuna haklı olarak hükmedecektir.

Esasen daha önce dediğimiz gibi, yalan­lanmış olsun olmasın Salı günü konu­şan milletvekillerine atfedilen sözlerin hepsinin yurdumuz için çok faydalı dü­şüncelerle dolu olduğu apaçıktı.

Meselâ plânlı çalışmaların daha çok ve­rimli olduğu şüphe götürmez bîr ger­çektir. Hükümet sözcüsünün iddiasının tam tersine olarak plânlaşmak israfı değil, aynı miktar para ve emekle daha büyük ve Önemli sonuçlar elde edilme­sini muciptir. Bugün Amerika dahil bir çok ülkeler plânla çalışmaktadırlar.

Ancak şunu da gözden kaçırmamalıyız ki devlet çapında bir plân yapmak ve onu başarı ile yürütmek için büyük bir kabiliyet ister. Buna malik olmayanla­rın plânlı iş görme aleyhinde bulunma­ları tilkinin erişemediği asma üzüme acı demesine benzer.

B. Ağaoğlunun 1954 de gelecek olan Kamutayın plan değiştirmesi ihtimalini Öne sürmesi de son derece acaiptir. Dört yılda bir yapılacak değişiklik­ler mi daha zararlıdır, yoksa her an Ba­kanların dama taşı gibi yerlerinden oy­naması yüzünden işlerde yapılan deği­şiklikler mi? Hükümet üyeleri arasında mantığı bu kadar zayıf kimselerin bu­lunması şaşılacak yönlerdendir.

Başbakan Yardımcısının 1954 seçimle­rine ait sözleri D.P. nin bu tarihte ikti­dardan düşmesi ihtimaline ait ise şunu diyelim ki plansızlık bu düşüşü ancak kolaylaştırır.

Sözü geçen grup toplantısında üzerinde durulduğu söylenilen, fakat Zafer gaze­tesince -yalanlanan ikinci önemli sorum bu gazetenin Ankara Birinci Ağır Ceza mahkemesine ve onun başkanına yaptı­ğı saldırıların tel'İn veya tenkit edilmiş olduğudur.

Bu iş kadar mugalataya getirilmiş yön pek. azdır. Ağır Ceza kararındaki fıkra­ların bazıları doğru veya yanlış olabi­lir, onları beğenip beğenmemek herke­sin hakkıdır. Ancak kanun, bunları ilk olarak tenkit, tasvip veya red etmek yetkisini Yargıtaya vermiştir. Bu yapı­lıncaya kadar da herkesin bundan sa­kınmasını emretmiştir. Amaç Yargıtay Yargıçlarının vicdanı üzerinde herhangi bir baskının yapılmamasıdır. İktida­rı temsil eden bir gazete ile onun baş yazarının kanunun bu hükmünü açıkça çiğnemesi çok çirkin ve ayıp olmuştur ve herkese şunu göstermiştir: D.P. bü­yükleri nezdinde kanun hiçtir, kendi, kin, hırs, istek ve saireleri uğrunda her şey mubahtır.

Yazdıklarımızdan şu sonucu çıkarıyo­ruz: Eğer geçen Salı D.P. Meclis Grubunda genel olarak Anadolu ajansının verdiği haberlere uygun konuşma ve tartışmalar olmuşsa bu olay grupta yurtsever bir takım milletvekillerinin iktidarın yanlış ve zararlı gidişini dü­zeltmek için cesaretle ortaya atıldıkla­rına delildir. Bundan, D.P. li kütleler başta olmak üzere, herkes ve bu arada işbaşmdakiler sevinmelidir, çünkü doğ­ru yol ancak bu gibi tenkitler sayesin­de bulunabilir. Bizce en büyük mevkide bulunanlar, tenkitçileri adeta velinimet saymalıdırlar. Bunun aksini görerek müteessir olmamak elden gelmiyor.

Bu konuyu kapatırken D.P. Grup top­lantılarının gizli yapılmasına ve bunun ifade ettiği geri anlayışa esef etmeği de gerekli buluyoruz.

Yazımızı bitirmeden Önce önemli gör­düğümüz bir yöne daha işaret edeceğiz ve şuna eminiz ki pek çok D.P. li yurtdaşlarımız dahi bu işte bizim gibi dü­şünmektedir.

Kamutay başkanı B. R. Koraltan Ha­tay'da C.H.P. devrindeki Türk jandar­masının işgalci Fransız ve Ermeni jan­darmasından kötü olduğuna dair söyle­diği sözler yurtda en hafif tabiriyle de­rin bir teessür uyandırmış ve düşman­larımıza kendi aleyhimize silâh ver­miştir.

Zafer gazetesi ile onun başyazarının henüz kesinleşmemiş bir mahkeme hük­müne saldırmaları da açıkça kanuna tecavüzdür. Bu gazete Yazı İşleri Mü­dürünün Savcılığa çağrılması ise bu gerçeğin geç de olsa Adalet makamla­rınca takdir edildiğini gösterir.

Durum böyle iken Cumhurbaşkanının yurt içinde yaptığı resmî gezilerinde bu kimseleri birlikte götürmesi her bakım­dan yanlıştır ve onun buna hakkı yok­tur.

Devlet başkanına karşı yazılacak ve söylenecekleri Ağır Ceza müeyyideleri altında tutan kanunî hükümler onun günlük siyasal tartışmalar üstünde kalmasını ve taraf tutuyor duygusunu ver­mekten sakınmasını gerektirir. Halbuki o böyle yapmamıştır.

Hükümet olur mu?..

Yazan: Necmeddin Sadak

30 Ocak 1352 larihli Akşam'dan

Hükümetlerin bir iş plânı olur mu, ol­maz mı? Fikirler henüz bu noktada bi­le birleşmiş değildir. Geçenlerde De­mokrat Parti Meclis Grupunda bu me­sele konuşulurken, memleketin kalkın­ması için bir çalışma plânına ihtiyaç olduğunu ileri süren bazı milletvekille­rine karşı hükümet sözcüsü (galiba Devlet Başkam) böyle bir plânın lü­zumsuzluğundan, hattâ zararlı olaca­ğından bahsetmiş, hükümetin, önceden hazırlanmış, değişmez bir plâna bağla­narak hareket serbestliğini kaybedecek yerde, ahval ve şartlara göre kararlar alıp tatbik etmesinin daha elverişli olacağını söylemiş. Bazı hükûmeti gaze­te yazarları da bu görüşü müdafaa edi­yorlar. Hattâ, bunlar arasında, kalkın­ma plânlarının otoriter rejimlerin, dev­letçi sistemlerin çalışma tarzı olduğunu ve serbest rekabete dayanan liberal ik­tisat usullerinde plânlı çalışmanın yeri olamıyacağım iddia edenler de var.

Plân ne demektir?

Bazıları Devlet plânı ile Hükümet prog­ramını karıştırıyorlar. Bunlara göre, hükümetin ve Partinin bir programı ol­duğu için ayrıca İş plânına ihtiyaç yok­tur. Halbuki parti veya hükümet programlariyle İş plânları ayrı ayrı şeyler­dir. Program, sadece esasları, varılacak hedefleri kısaca ortaya koyar. Prog­ramdaki bu prensiplerin nasıl ve ne ka­dar zamanda gerçekleşeceği, bu hedef­lere ne şekilde varılacağı bir plânla tesbit edilir.

Otoriter rejimler plânlı çalışmaya çok ehemmiyet verirler. Fakat bundan do­layı «Plân» denilen çalışma tarzını a-foroz etmek çocukça bir hareket olur. Her türlü hükümet şeklinde istifadeli taraflar vardır. Kaldı ki iktisadî, malî kalkınma plânları Amerika, İngiltere, Fransa gibi memleketlerde da görülü­yor.

Plânların uzun vadeli olduğu, bir hükü­met ve bir parti tarafından hazırlana.rak tatbikma başlanan bir kalkınma plânının, sonradan iş başına geçen baş­ka bir hükümet, başka bir parti tarafın­dan yarıda bırakılarak yenisinin tasar­landığı söyleniyor. Doğrudur. Fakat memleketin büyük işlerine ait çalışma plânları Millî değerde olmak gerektir. Bunlar hakkında az çok görüş birliği elde edilmelidir. Meselâ C. Halk Parti­si iktidarı zamanında hazırlanıp başlan­mış olan yol inşası plânı, bugün devam etmektedir. Bu plânı yanda bırakmak Demokrat Parti iktidarının da aklından geçmiyor. Çünkü yol dâvası, memleke­tin can damarıdır ve bu mesele, dış yar­dım bakımından da partilerüstü bir ehemmiyet kazanmıştır. Limanların in­şası, yahut ziraat bahsinde memlekete getirilen traktör meselesi gene eski ik­tidarın başladığı işlerdir ki şimdi de pek güzel devam etmektedir. Yollar vesaire üzerinde partilerin, hükümetle­rin, Bakanların günlük politika menfa­atlerine, yahut sonradan daha iyi görü­lüp anlaşılmış ciddî memleket kaygı­larına göre ufak tefek değişiklikler ya­pılabilir. Bu da tabiîdir. Hiç bir plânda taş katılığı olamaz. Her plân, gün geç­tikçe, yeni şartlara ve daha iyi meyda­na çıkan ihtiyaçlara göre düzelir. Şu halde, masa başında hazırlanmış nazarî plânların, hükümetin elini kolunu bağ­ladığı iddiası tamamiyle yersizdir. Plânların, uzun incelemelere, deneme­lere, hesaplara dayanmaları, yani hem amelî tatbik kabiliyeti, hem ilmî değeri, hem de gerektiği zaman bazı değişik­liklere uğrama imkânları taşımaları lâ­zımdır. Bundan başka hiçbir plân üç, dört yıldan uzun vadeli olamaz. En güç ve en uzun inşa ve kalkınma plânları kısa ve tedrici merhalelere ayrılır. Bu merhaleler bizde dört yıl üzerine ayrı­labilir.

Memleketin bu derece geri kalması şimdiye kadar hiçbir işte sürekli bir plân tatbik edilmediği içindir. Cumhu­riyet devrinin büyük başarısı bir plâ­nın eseridir. Eğer yıllardır. bir plân tatbik edilseydi İstanbul bugünkü çir­kin, her bakımdan sıkıntı çeken bit şe­hir haline düşer miydi? Bu asırda plân­sız bir şehir kurulamıyor, plânsız bir apartman bile yapılamıyor da plânsız bir Devlet, plânsız bir kalkınma nasıl tasavvur edilebiliyor? C. Halk Partisi hükümetlerinin yirmi yedi yıllık hatası iktisadî bir plâna sahip olmamalarıdır.

Fakat gazetelerde    okuduğumuza göre hükümetçe, bölgeler üzerine tertiplen­miş bir kalkınma plânı hazırlamak için heyetler kurulmuştur. Böyle bir kal­kınma plânı hazırlamakta başarı göste­rirse hükümeti tebrik edeceğiz. Haber doğru ise, Parti Grupunda plân aley­hinde bulunan Devlet Bakam hüküme­tin bu kararını bilmiyordu demektir. Plansızlığa bundan acı örnek olur mu?

Yunan Dışişleri Bakanının zi­yareti dolay isiyle...

Yazan: Hikmet Bayur

30 Ocak 1952 tarihli Kudret'den

Türkiye ile Yunanistan barışsever kal­dıkça dost olmaya ve birbirine dayan­maya mecbur iki ülkedir. Bu dostluk ve dayanışma dün Faşist İtalya ile onun peyki olan Bulgaristana bugün ise Rusyanm önderliğini yaptığı komünist emperyalizmine karşı bir ölüm kalım sorumu olmuştur ve olmaktadır.

Esasen bu dostluk ve dayanışma son­suz Bulgar ihtirasları karşısında daha pek öncelerden, en az altmış yıldan beri zarurî idi, ancak takdir edilemedi veya onu yürütecek anlayışta kimseler aynı zamanda her iki ülkenin başında bulun­madılar..

Ancak en kanlı ve yıkıcı bir boğuşma­dan sonradır ki bundan yirmi yıl kadar önce Atatürkle birinci Venizelos geç­mişin yanlışlıklarını düzeltmek ve iki devleti birbirine yaklaştırmak zaruret: üzerinde düşünce birliği yapmışlar, dostluk ve dayanışma çığırını açmışlar­dır. Aynı izler üzerinde yürüyerek ül­kemize gelen Yunan Dışişleri Bakanını her Türk gibi biz de başarı dilekleri ile selâmlarız.

Birinci Venizelosun Türkiyeyi ziyareti sırasında Cumhurbaşkanlığı Umumî kâtibi bulunuyorduk. Görüşmemizde kendisi en çok Bulgar ihtirasları ve Sofya Hükümetinin Doğu ve Batı Trak­ya hakkındaki amaçları üzerinde dur­muş. Bulgar çalışma ve propagandalarını belirten bazı dikkat çekici örnekler vermişti.

Bu gün de başlıca müşterek dâva Bul­garistan'dan gelecek tehlikeleri önle­mek olacaktır. Şu farkla ki o-vakit Bul­garların destekleyici ve   kışkırtıcı   Faşist İtalya idi, şimdi ise komünist Rus­ya'dır.

Dün olduğu gibi bu gün de her iki mil­let aradaki dostluk ve dayanışmanın yaşatılması ve elden geldiği kadar ge­liştirilmesi lüzumuna inanmaktadır. Bazı sinirli hareketler ve Öfkeler bu za­ruretin takdir edilmediğine işaret sayı­lamaz ve sayılmamalıdır. Bütün yurt­sever Türkler iki hükümetçe girişilecek görüşmelerden daha da büyük bir ya­kınlık ve işbirliği doğmasını candan alkışlayacaklardır.

Bu yönleri belirttikten sonra Yunan Dı­şişleri Bakanının ziyareti dolayısiyle Assosiyated Press ajansının verdiği tel­de Kıbrıs iğinin de görüşüleceğinin bil­dirilmiş olmasından faydalanarak bu konu ve aynı zamanda Yunanistandaki Türkler konusu üzerinde bir kaç söz söyliyeceğiz.

Eğer Yunan Hükümeti aradaki dostlu­ğun hükümetler arası münasebetlere hasredilmesini ve dolayısiyle temelinin nisbeten dar olmasını yeter bulmuyor­sa ve bu temelin genişliğine önem veri­yorsa yukarda andığımız konulara çok dikkat etmelidir. Şu yon de unutulma­malıdır ki hep aynı tarafın fedakârlık etmesini veya gördüğü zararlara göz yummasını istemek yanlış bir siyasadır ve günün birinde ulaşılması düşünülen amaçtan uzaklaştırabilir.

Hükümet unsurlarıncaa el altından ol­sun desteklenen ekonomik baskı Yuna­nistan'da kalmış olan Türkleri gitgide yoksullaştırıp en zenginlerinden bir çoklarını bil-e ellerinde hemen bir şey bırakılmamış olarak Türkiyeye göçme­ğe mecbur etmektedir.

Bunlar ister Yunanistanda, ister Türkiyede olsunlar sıkı bir ekonomik ve si­yasal dayanışma halindedirler. İş alan­larında da kendi Bankalarından gördük­leri borçlanma kolaylıkları sayesinde meselâ Batı Trakya'da aynı derecede kolaylıklara malik olmayan Türklerin durumunu boyuna güçleştirmekte, hat­tâ eritmektedirler.

Bizce Türk bankaları da Batı Trakyada gerektiği ölçüde çalışmalıdırlar ve Yu­nan Hükümeti bunu teşvik bile etme­lidir, çünkü ora Türklerinin hoşnutluk ve refahının Türk — Yunan dostluğu üzerinde sanıldığından fazla tesiri var­dır. Keza aynı hükümet oradaki soy­daşlarımıza hiç bir bakımdan üvey evlât muamelesi yapmamalıdır. Geçmişte bazan karşılıklı yanlış hareketlerde bu­lunulmuş olduğu unutularak samimî surette yeni bir devre açılmalıdır.

Kıbrıs sorumu da Türk - Yunan dost­luğu bakımından çok önemlidir. Türk gençliği ve halkı bu işte ne derece duy­gulu olduğunu bir kaç kere göstermiş­tir.

Bizce yapılacak esaslı iş herkesin Kıb­rıs sorumunu kurcalamaktan sakınma-sidir.

Adayı Yunanistana katmak lehindeki kurcalamalar iki yoldan yapılıyor. Bi­rincisi doğrudan doğruya Yunanistan'­ın eseridir ve Birleşmiş Milletlerdeki resmî Yunan murahhasının Kıbrıslı Rumların isteklerini ele alıp destekle­miş olması bunun açığa vurulan örnek­lerinden ancak biridir.

İkinci kurcalayış ameliyesi adadaki ki­lisenin ve yerli halkın eseridir. Fakat Yunan hükümeti ile Ruhanî makamla­rı bu işte k-esin olarak çekimser dav­ransalardı iş bugünkü gelişmeyi göre­mezdi ve bundan sonra da göremez.

Bütün bunları coğrafî ve siyasal duru­mun zarurî kıldığı Türk — Yunan dost­luk ve dayanışmasının içten gelen kar­şılıklı anlayış ve sevgi ile kuvvetleşmesini .sağlamak düşüncesi ile yazdığı­mıza inanılmasını isteriz.

Türk işçileri ve dâvaları...

Yazan: M. Nermi

30 Ocak 1952 tarihli Yeni İstanbul'­dan

İzmir muhabirimiz hepimizi sevindire­cek bir haber veriyor: İzmirde, işçileri­miz için 300 yataklı bir hastahane kurulacakmış. Biz, verilen kararın kısa bir zamanda gerçekleşmesini yürekten dileriz. İş hayatımız, bir çok işlerimiz gibi, iyice araştırılmamış ve incelenme­miştir. Hastahanelere, her şeye büyük ihtiyacımız vardır. Vatandaşlarımızı, ağır ve sıkıntılı günlerinde, kendi hal­lerine bırakamayız. Hepimiz, böyle dü­şünüyoruz. Fakat aklımıza, ilkönce, ge­len şey paradır. Bu olmazsa hiçbir şey yapılamaz. Halbuki; istihsalimiz dar­dır. Gelirimizin ne kadar az olduğunu bundan anlayabiliriz. Elimizden ne gelirse, ancak, o kadarım yapacağız. Bu fikirler öteden beri, bildiğimiz fikirler­dir.

İstihsalimizi, hemen yoluna koyabilece­ğimizi iddia edemeyiz. Sanıldığı gibi kolay bir iş değildir bu.. İstihsalimizin artmasiyle türlü ihtiyaçlarımız artmış olacaktır. Onları da karşılamak zorun­dayız. Gelirimiz, gene, ihtiyaçlarımıza göre, önemli olmayacaktır. Yeni sıkın­tılar karşısında ne yapacağız? Gene paramız yok mu diyeceğiz? Bizim du­rumumuz, öteden beri bu.. Bir yandan haklıyız, Öte yandan da haksız.. Elimiz­deki para ile niçin verimli çalışmadığı­mızı öğrenmek zamanı gelmiştir artık. Gelirimizin ne kadar ufak olduğunu bi­liyoruz. Fakat biz bu paranın ne kadar plânsız harcandığını, şimdiye değin, henüz düşünmemişizdir. Gelirimizi ye­rinde kullanmak, başhbaşma bir hüner­dir. Henüz öğrenemediğimiz şey de bu­dur.

Az gelirli milletler, çok daha tutumlu yaşamak, parayı tam yerinde kullan­mak ve verimli çalışmak zorundadır­lar. Biz, yabancı devletlerden borç pa­ra aldığımız zamanlarda bile bunu yap­mamışızdır. Cumhuriyet kurulduktan sonra ise, millet gelirinin verimli kulla­nılması gerektiğini büsbütün unutmuş görünüyoruz. Bütçemizde yapılan mü­nakaleler, gelirin ne kadar plânsız kul­lanıldığını anlatır. Münakalenin Türkçesi, kasandaki parayı ver de, başka yerde kullanalım, bizim işimiz, daha önemlidir, ilerde bir kolayını buluruz, dernektir. Bellibaşlı bir yerde kullana­cağımız parayı başka yere harcarsak gelirimizi plânsız kullanmış oluruz. Bu yüzden bir çok teşebbüslerimiz yüzüs­tü kalmıştır. Gelirimizi nasıl kullana­cağımızı bilmiyoruz doğrusu.

Her millet, sosyal teşkilâtını hemen bol para ile kurmamıştır. Yabancı millet­lerde hayranlıkla gördüğümüz şeyler, bal petekleri gibi, sabırlı ve uzun ça­lışmaların minimini damlalariyle mey­dana gelmiştir. Biz, ilkönce, ne yap­mak istediğimizi iyice bilmeliyiz. On­dan sonra da, gelirin nasıl kullanılaca­ğını anlamaya çalışmalıyız. Bizi, hasre­tini çektiğimiz kalkınmaya ulaştıracak yol budur. Türk yurdunun nasıl, yük­sek politika amaçlarına göre, ayarlan­mış bir bütçesi varsa, her girişilecek işin de öyle bir bütçesi ve politikası ol­malıdır. İş dâvasını da başka türlü dü­şünemeyiz biz.

İstihsal hayatının belli başlı iki temeli vardır: 1. Mülkiyet (edinim) düzeni. 2. İş düzeni. Çağdaş anlamda bir istihsal yapabilmek için her iki konunun ihti­yaçlar çerçevesinde ve objektif bir su­rette ele alınması lâzımdır. Halbuki: e-dinim ve iş düzenlerimiz, eski cemiyet anlayışımızın tesirlerinden, henüz kur­tulamamış bir durumdadır. İlkönce bu durumu tasfiye etmek zorundayız. İş; hayatını yoluna koymak fikriyle birta­kım tedbirlere başvurmuş olduğumuzu söylemeliyiz. Yaptıklarımız, belki de ö-nemsiz sayılamaz. Fakat, işçi dâvası karşısındaki görüşümüz henüz çok bulanıktır. İşçi dâvası, işçi sınıfı dâvası değil, çalışan vatandaşlar da­vasıdır. Türk cemiyeti, işçinin du­rumunu, ancak böyle düşünebilir. Ne biz işçiden ayrı bir zümreyiz, ne de işçi bizden. Seçim zamanında aynı sandık başına gidiyoruz, aynı Millet Meclisinin yetkisini tanıyoruz ve tarihin karanlık günlerinde de, aynı yurt toprakları için kan döküyoruz. Sevincimiz birdir, ke­derimiz bir. Haklarımız da elbette ayrı ayrı olamaz.

Eski cemiyet, her şeyi olduğu gibi, iş hayatını da karanlık kısmetlerin eline bırakmıştı. Sıkıntıya düşen insanın beklediği şey sadaka idi. Yeni cemiye­tin vatandaşı, sadaka üzerine kurul­muş bir hayat düzeninin çerçevesi içi­ne giremez. Onun bir çalışmak ve ya­şamak hakkı vardır. İş davasını çözmek, vatandaşlara türlü türlü grev hak­ları dağıtmakla değil, sadaka zihniyeti­ni kaldırmakla olur. Sosyal ölçülerimi­zi geniş tutmak ve vatandaşların sıkın­tılarını azaltmak zorundayız. Bunlar, bir hamlede yapılacak işler değildir. Fakat iyi düşünülmüş ve sağlam bir Maliye tekniğine göre ayarlanmış bir plânla hemen işe başlanırsa büyük ba­şarılar elde edilebilir. Bunun ilk şartı da yepyeni bir cemiyette yaşadığımızı ve her vatandaşı yurt kalkınmasında olduğu gibi, yurt savunmasında da baş­h başına bir varlık olarak tanıdığımızı kabul etmektir. Demokrasimizin bu yolda önemli adımlar attığını görüyo­ruz. Plânlı çalıştıktan sonra güçlükleri­mizi yenmemek imkânsızdır.

Yeni ufuklara doğru...

Yazan: Ahmet Emin Yalman

30 Ocak 1952 tarihli Vatan'dan

Son yirmi yıl içinde, bir milyar lirayı çok aşan bir millî servet, devlet eliyle bir takım sınaî teşebbüslere yatırılmış­tır. Bu iş isabetle mi yapıldı, yoksa mahdut maddî imkânlarımız bir takım sabit fikirlerle ve yanlış ölçülerle don­duruldu mu? Devletin işletmeciliğe gi­rişmesi nazarî bakımdan doğru mu, de­ğil mi? Bütün bunlar ayrı dâvalar... Devlet İktisadî işletmeleri bir defa mevcut olduğuna göre bunların memle­ketin hayrına en uygun bir şekilde iş­lemesi ve âzami verimle çalışabilmesi lâzım...

Bu da nasıl olacak? İktisadî Devlet Te­şekküllerinin umumî heyeti dün Anka­ra'da toplanmış ve hükümet tarafından işte buna dair hazırlanan bir raporu tetkike koyulmuştur.

İleri sürülen teliflere bakılırsa, Demir­yolları ve P . T . T . İktisadî Devlet Te­şekkülleri haline getirilecek, bütün te­şekküllerin ticarî zihniyetle idare ve murakabeleri için yeni yollar arana­cak, bazıları hususî sermayenin iştira­kiyle Anonim Şirket şekline girecek, maaş ve ücret sistemi de ticarî esasla­ra göre ayarlanacak, İnhisarlar da zih­niyet ve sistem değişikliğinin şümulü içine girecek...

Bütün bunların söylemesi kolay.... Fa­kat tatbik safhasına geçilince, idarî ha­yatta çok esaslı bir zihniyet ve usul de­ğişikliğini göze almak icap edecektir. Bundan başka sırf İktisadî Devlet Te­şekküllerine mahsus bir maaş ve ücret sistemi kabul edilirse, bir ikilik yara­tılmış olur ve en kıymetli unsurların Devlet Dairelerinden İktisadî Teşek­küllere akmasına yol açılır. Bir defa i-şe başlanınca, doğrudan doğruya Dev­let hizmetindeki memurların geçim im­kânlarım da ayarlamak ve yol harçlığı sistemi gibi bugünkü şartlarla alâkası kalmayan usul ve kaideleri baştan aşa­ğı elden geçirmek lâzım gelecektir. Za­ten hükümet de raporunda işin buraya varacağını takdir ediyor ve bunu göze almağa hazır görünüyor.

Hükümet, bu muazzam dâvaya kapalı gözle, hazırlıksız bir halde atılmıyor. İşler, zaten münakaşalardan geçmiş, teşhis ve tetkik mevzuu olmuş, son yıllarda takım "takım ecnebî ihtisas adam­ları halimizi gözden geçirmişler, müsbet tavsiyelerde bulunmuşlardır. Şim­di mesele; haricî siyasette, askerî ısla­hatta, ziraat dâvasını yürütmekte gös­terilen cesaret ve geniş görüş, iktisadî ve idarî ıslahata temelli bir şekilde tat­bik etmektedir.

Demek ki ister istemez yeni ufuklara doğru umumî bir yürüyüşe geçilecek ve yeni vaziyetin icapları birer birer yerine getirilecektir. Dâva muazzam­dır, fakat hareket noktalarımızı ve he­deflerimizi iyi seçersek yolumuzu kay­betmeyiz.

Nereden nereye mi gideceğiz? Dört du­varı olmayan binaların kapısına binbir kilit vurup usul ve şekillere körükörüne uyarlık arayan dar bir vehim ve em­niyetsizlik sisteminden geniş bir emni­yet sistemine... Hatırlı tufeyliler besle­yen bir gidişten meziyet ve hizmete gö­re istifaya, değerlinin, çalışkanın, fera­gatlinin aranacağı ve el üstünde taşı­nacağı bir gidişe... Kısır bir merkezi­yetten mes'uliyet nisbetinde salâhiyet ve teşebbüs temin eden bir ademi mer­keziyete... Namuslu teşebbüs sahibinin emniyet duyabileceği, vurguncunun ve emek sahibini ezenin karşısında içtimaî hakkaniyetin temsilcisi sıfatıyle devleti bulacağı bir devre....

Güzide bir misafir: S. Veni-zelos...

Yazan: M.   Faik  Fenik

30 Ocak 1952 tarihli Zafer'den

Yunan Başabakn Yardımcısı ve Dışiş­leri Bakanı sayın Sofokles Venizelos Türk hükümetinin misafiri olarak bu­gün Ankara'ya gelmektedir. Dost Yu­nanistan'ın değerli devlet adamını ha­raretle selâmlarız.

Hiç şüphe etmiyoruz ki, bu ziyaret iki devlet arasında Atatürk devrinde, bu­günkü Başbakan Yardımcısının muhte­rem pederi Venizelos'la birlikte kurul­muş olan samimî ve yakın dostulğu bir kat daha takviye edecek, ve ona daha yeni inkişaf imkânları sağlayacaktır. Biz Yunanistan'ın İkinci Cihan Harbin­de ne büyük ıstıraplar çektiğini, ve on­dan sonra memlekette komünist saldı­rışını önlemek için nasıl canla başla çalıştığmı çok yakından biliyoruz. Şimdi o karanlık devreler geçmiş ve bu kom­şu devlet mes'ut günlere kavuşmuştur. Yunanlıların kendi hudutları içinde, ik-tisaden yükselmesini ve kalkınmasını görmek bize ancak sevinç vermektedir.

Şimdi Türkiye ve Yunanistan, Atlan­tik Paktı camiasının barış cephesi için­de lâyık oldukları mevkii almaktadır­lar. Yunanlılarla birlikte, Atlantik Pak­tı Konseyinin şubatın on altısında Liz­bon'da yapacağı toplantıya iştirakimiz hemerr- yüzde yüz tahakkuk etmiş de­mektir. Akdeniz'in bu bölgesinde çok iyi komşuluk münasebetleri idame et­miş olan bu iki memleketin salahiyetli devlet adamları elbette kendilerini alâ­kadar eden meseleler üzerinde esaslı görüş teatilerinde bulunacaklar ve bun­dan muhakkak surette dünya barışı da faydalanacaktır.

Hep biliyoruz ki, Akdenizde durumun bazı fesatçı unsurların tahrikleri yü­zünden normal denecek vaziyetten, uzaklaşır gibi olduğu zamanlara rastlan­mıştır. Türkçede bir darbı mesel var­dır: Su uyur, düşman uyumaz, derler. Akdeniz'in suyu belki uyumakta, fakat düşman daima fırsat kollamaktadır. Bu­na karşı müteyakkız olmak, ve kuv­vetlerimizi birleştirmek ve eğer ara­mızda pürüzlü noktalar varsa onların izalesine çalışmak, hepimiz için bir in­sanlık borcudur. Biz Yunanistan'ı en i-yi komşularımızdan biri olarak tanıyo­ruz. Yunanistan'ın da bizden daima dostluk göreceğini kaydetmekten mem­nunluk duyuyoruz.

Şimdi Atlantik Paktına dahil olurken, barışın korunması için müşterek vazi­felerimiz olduğu asla unutulmamalıdır. Çünkü Akdeniz'in bu bölgesinde her hangi bir tecavüzden dolayı silâhlı bir ihtilâf patlak verecek olursa, en evvel Türkiye ve.Yunanistan'a terettüp eden bir çok vazifeler vardır.

Sayın Sofokles Venizelos'un Ankara zi­yaretinde bütün bunların etraflı bir su­rette gözden geçirileceği muhakkaktır.

Zaman zaman, iki devlet arasındaki . dostluğu çekemiyen bazı unsurların bir takım meseleler ortaya atıp bilvasıta ortalığı karıştırmağa yeltendiklerini bilmiyor değiliz. Fakat milletlerin sağ­duyusu daima galip gelmiş, kışkırtıcı­ların yüzünden maskelerini çıkarmış, ve daima iki devlet arasındaki dostlu­ğu en temiz kaynağına iysal etmiştir.

İşte sayın Sofokles Venizelos'u bugün bu hakikatleri anlıyan ve Türk - Yunan dostluğunun güzide devlet adamların­dan biri olarak selâmlamaktayız.

Bu bakımdan Ankara temaslarının müşterek barış cephesine büyük hiz­metler ifa edeceğini ve çok iyi netice­ler vereceğini şimdiden söyliyebiliriz.

Sayın misafirimize tekrar hoş geldiniz, deriz.

Türk - Yunan münasebetleri...

Yazan: Cavit Örtü

30 Ocak 1952 tarihli Hü-ses'len

Komşumuz ve dostumuz Yunanistan'ın Dışişleri Bakanı M. Venizelos dünden-beri topraklarımızdadır ve bugün de Ankara'da olacaktır. Türkiye ve Yuna­nistan gibi kader birliği yapmış iki memleketin devlet adamlarının bu su­retle yan yana gelmeleri, iki milleti alâkadar eden meseleleri konuşmaları ve dünya siyasetinin gidişatı ve man­zarası hakkında fikir müdavelesinde bulunmaları elbette memnun olacak bir olaydır. Gerçi, konuşmaların mevzuu hakkında bir malûmatımız yoktur ve olamaz da. Ancak, şarkî Akdenizde müşterek bir tehlikeye karşı müşterek menfaatleri olan bu iki milletin mes'uliyetli şahsiyetlerinin görüşücekleri bir çok meseleler vardır ve bunlardan biri­si de Atlantik Paktıdır.

Türkiye ve Yunanistan'ın dostluk mü­nasebetlerinden evvelki devreyi hatır­lamak istemiyoruz. Kaderin acı cilvele­ri daima dost geçinmeleri icap eden bu iki milleti bir aralık karşılaştırmıştır. Fakat, tecrübeler ve hadiseler bütün bu hazin hatıraları unutturmuş ve rea­lite karşısında anlaşmak ve birleşmek zaruretini duyurmuştur. Lozan'dan son­ra başlayan bu dostluk zamanımıza kadar devam etmiş gelmiştir. Bundan sonrası için devam etmemsine bir sebep yoktur, bilâkis millî menfaatlarımız iki milletin daha sıkı, daha samimî ve daha mütesanid hareket etmelerini icap ettirir. Çünkü, komünist tahriklerinin ve komünizm afetinin ne demek oldu­ğunu ve bunların arkasında fırsat kol­layan Sovyet tehlikesinin ifade ettiği mânanın ne olabileceğini Yunanistanın geçirdiği kanlı tecrübelerle daha  iyi takdir etmesi lâzımgelir.  Bu sebeple Türk - Yunan dostluğu tarihî ve coğrafî bir realitenin tabiî mahsulü olarak ortaya çıkmış ve iki milletin kaderini birleştirmiştir. Ümit ederiz ki M. Venizelos'un bu ziya reti bu dostluğu daha çok kuvvetlendir meye yarayacak ve böylelikle bulanık suda balık avlamak isteyen Moskovanın  Akdeniz'deki bu  siyasî  tesanüd ve kuvvet karşısında bütün tarih boyunca olduğu gibi hayalleri yine boşa çıkacaktır.

4 Ocak 1952

— Londra:

Bugün Londra hava alanından geçen Bir­leşik Amerikanın Türkiye Büyükelçisi George McGhee gazetecilere verdiği beya­natta Türkiye'nin Orta-doğu müdafaasının .kilid taşı olduğunu söylemiş ve şunları İlâve etmiştir:

«Türkler daima bir işbirliği ruhuna sahip olduklarını göstermişlerdir ve Orta-doğu Komutanlığı mevzuunda da tam bir işbir­liği yapacaklarını ümit etmekteyim.»

Evvelce Dışişleri Bakanlığı Orta-doğu ve Afrika İşleri Yardımcısı olan McGhee de­vamla demiştir ki:

«Tayinim Birleşik Amerikanın Türkiye'­nin Batı devletleriyle işbirliğine nekadar ehemmiyet verdiğini göstermektedir.»

Çarşamba günü Beyaz Sarayda Başkan Truman'a veda ettikten sonra gazetecilere verdiği demeçte McGhee her zaman oldu­ğu gibi şimdi de Başkan Truman'm Tür­kiye'nin müşterek emniyete yaptığı büyük yardımdan dolayı bu memlekete büyük bir alâka beslemekte olduğunu söylemiştir.

Büyükelçi Türkiye ile hususî hiçbir mese­lenin mevcut olmadığını ve iki memleket arasındaki münasebetlerin her zaman iyi ve gayesinin de bunları ayni şekilde muha­faza etmek olduğunu ilâve etmiştir.

15 Ocak 1952

—■ Washington:

Türkiye Büyükelçisi Feridun Cemal Erkin şunları  söylemiştir:

Amerikan hariciyesi. Türkiye'nin Atlantik Paktına kabulünü bir an evvel tasdik et­mesini Kongreden taleb etmekle. Türki­ye'ye bir kere daha dostluğunu göstermiş­tir.

Feridun Cemal, Dışişleri Bakanlığı Orta-Doğu Yardımcısı Burton Berrv ile yaptığı .son mülakatta.  ((Tasdik muamelesinin biran evvel ikmal edileceği» teminatını aldı­ğını gazetecilere beyan etmiştir.

19 Ocak 1952

           Washington:

Türkiye Maliye Bakanlığı memurlarından Sabahattin Alpat. Milletlerarası Para Fonu çalışmaları üzerinde eğitim görmek üze­re seçilen 10 genç arasındadır.     ,

Alpat ve diğer genç maliyeciler. Maliye Bakanlıkları ve Para Fon'un üye memle­ketlerin Merkez Bankaları tarafından su­nulmuş bir tavsiye listesinden seçilmişler­dir.

15 Ocak tarihinde başlıyan eğitim progra­mında konferanslar, seminerler ve Ame­rikanın malî teşekküllerinde bir inceleme gezisi vardır. Eğitim gören her maliyeci kendi memleketlerinin ihtiyaç ve menfaat­lerine uygun şekilde çalışmalarda buluna­caktır.

25 Ocak 1952

           La Haye:

Türk Hükümetini ve çiftçileri temsil eden 7 kişilik hayvan yetiştirme heyeti hâlen Hollanda'da bulunmaktadır.

Karşılıklı Güvenlik Bürosu Çiftlik Hay­vanları Müşaviri Mr. Burl Winchester'İn refakatinde Avrupa'da bir tetkik gezisine çıkmış olan heyet, sah günü Karşılıklı Güvenlik Bürosu Gıda ve Tarım mümes­sili Charles Fossum tarafından verilen zi­yafette hazır bulunduktan sonra Hollan­da Tarım. Balıkçılık ve Gıda Bakanlığına giderek temaslarda bulunmuştur.

Çarşamba günü Friesland'ı ziyaretle ora­daki Mandıra ve çiftliklerde tetkiklerde bulunan heyet dün Hooen'daki Tarım Araştırma istasyonunu ve Kuzey Hollan­dalı hayvan yetiştiricilerine ait çiftlikleri ziyaret etmiştir.

Heyet bu akşam Londra'ya hareket ede­cektir.

— New-York:

New-York Valisi Thomas Dewey, dün ge­ce bir ziyafette yaptığı konuşmada bir Pa­sifik Savunma Paktının derhal ihdasını ta­lep ederek sözlerine şöyle devam etmiş­tir:

«Pasifik hür kalmalıdır ve kanaatimce biz bu bölgenin hürriyetini sağlayacak tedbir­leri almadıkça, hür Pasifik kaybolacak ve Sovyet Rusya'nın hâkimiyeti altına gire­cektir.

Pasifikteki hür devletlerin bir Savunma-Paktı kurmaları için nasıl Çinlilerin Çin Hindin'e hücum etmelerini ve bilâhare me­seleyi Birleşmiş Milletlere aksettirmeyi beklersek bundan istifade edecek olan Rus­ya'dır. »

Dewey bu Pakta iştirak edecek olan hür Pasifik devletlerinin isimlerini zikretmemiştir.

Pasifik Savunma Paktının. Birleşik Ameri­ka, Batı Avrupa, Türkiye ve Yunanistan'ı birbirine bağlayan Pakt kadar mühim ol­duğuna işaret eden Dewey, gerekli tedbir­ler alınmazsa, Pasifik kaybolacaktır, de­miştir.

Uzak-Doğu'da sekiz haftalık bir seyahat yapmış olan New-York Valisi, Kızıl Çin­lilerin Güney-Doğu Asya'yı istilâ edebile­ceklerinden bahisle. «Şayet böyle bir te­cavüzü önlemek için hür dünya harekete geçmezse .dünya büyük bir felâket ile kar­şılaşacaktır» demiştir.

30 Ocak 1952

— Stockholm:

Türk güreşçileri dün akşam burada İsveç'in en seçme güreşçileriyle yaptıkları serbest stildeki karşılaşmalarının hepsini kazana­rak İsveç takımını 8—0 mağlûp etmişler­dir.

Salonu tıka basa dolduran 4000 kişiden fazla bir meraklı kütlesinin önünde yapılan açılış merasimini müteakip gecenin ilk mü­sabakası başladı. 52 kiloda Ali Yücel daha ilk dakikalarda üstünlüğü ele alarak has­mı Malte Moeller'i ezmeğe başlamıştır. Evvelâ burma ile hasmını çevirmeğe te­şebbüs eden Yücel, sonra taktığı boyun­duruk ile rakibini 2 dakika 53 saniyede tuşa getirerek gecenin ilk galibiyetini ka­zanmıştır.

67 kiloda güreşecek olan Nureddin Zaferin biraz rahatsız olması sebebiyle bu sıklet yerine 57 kiloda iki karşılaşma yapılmış­tır.  İlk  karşılaşmada Halil  Kaya  İsveçli Edwin Westeb'i ittifakla yendi. Halil Ka­ya güreşin başından sonuna kadar bariz bir üstünlük gösterdi ve bilhassa yerde İsveçli hasmını iyice ezdi.

62 kiloda Servet Meriç ekseriyetle kazan­dığı karşılaşmanın ilk dakikalarında. Henry Holmberg'in daha üstün güreştiği görülmekte idi. fakat Servet Meric'in ha­talı bir kafa-koîu dolayısiyle hakemin ken­disine ihtarda bulunması üzerine, Meriç daha dikkatli ve atak güreşmeye başladı ve puan durumunu lehine çevirmeğe mu­vaffak oldu. Meric'in daha ziyade minder­de İsveçliye faik olduğu Görülmekte idi.

Nureddin Zafer'in rahatsızlığı sebebiyle 57 kiloda yapılan İkinci karşılaşmada Ke­mal Demirsüren çok çekişmeli geçen ilk dakikalardan sonra İsveçli hasmını köprü­ye düşürerek basara bastıra köprüsünü kırmağa mecbur etti ve böylece Kurt Pettersen'i 3 dakika 41  saniyede tuşa getirdi.

73 kiloda Avrupa minderlerinde ilk defa görülen Necati Morjjül ile İsveç'i Goesta Fraendfors arasındaki güreş gecenin en güzel müsabakası olmuştur. Fraendfors ilk devrenin ilk 3 dakikasında atak oyunu ve hafif üstünlüğü sayesinde puan toplamağa muvaffak oldu, fakat derhal kendisini toparlayan Necati Morgül. İsveçli "hasmına müşkül anlar yaşatmağa başladı. Ayakta geçen devrede vaziyeti lehine çeviren Mor­gül yerde İsveçliye fazla bir sey vapamadı. Bunun üzerine hakem müsabıklara gü­reşe ayakta devam etmelerini söyledi. Fraendfors kaybettiği puanları telâfi etmek için son devrede şiddetli ataklarda bulun­masına rağmen Morgül. bu teşebbüsleri daima akamete uğratmasını bildi ve ek­seriyetle galip ilân edildi.

79 kiloda Haydar Zafer. Carlsson Halfnelson'u biraz denedikten sonra, derhal hücuma geçti ve bir burgu almasına rağ­men, bunu neticelendirmeğe muvaffak olamadı. Zafer biraz sonra gene avm oyuna girdi, fakat İsveçli bundan da kurtulma­sını bildi. Haydar Zafer'in bariz üstün­lüğü ile geçen ilk devreyi müteakip yerde her iki güreşçi de fazla bir şev vapamadılar. Ayakta gecen son devrenin son daki­kalarında Haydar Zafer, Halfnelson'u alta almağa muvaffak olarak 14 dakika 10 saniyede tuşa getirdi ve böylece gece­nin üçüncü tuşla galibiyetini takımına ka­zandırdı.

S7 kiloda Bektaş Can meşhur İsveçli Vicking Palm'ı. daha ziyade çekingen bir güreş sonunda ittifakla yendi. Bektaş, bil­hassa yerde Palm'dan üstün güreşmiş ve bu arada sayı kazanmasını bilmiştir.

Ağırda İrfan Atan ve Bengt Fahlguiste arasındaki güreş karşılıklı hücumlarla baş­ladı, fakat İrfan hasmının, teşebbüslerini ustaca savuşturarak bilhassa yerde geçen devrede daha müessir güreşti ve puan top­ladı. İrfan Atan son devrede ihtiyatlı gü­reşmeyi tercih etti ve daha önceki faikı­yeti sayesinde kazandığı puanlarla ittifak­la salip ilân edildi.

Dün gece kıymetli İsveçli rakipleri karşı­sında serbest stilde 8-0 gibi mutlak bir üstünlük kazanan Türk takım  bu gece de grekoromen tarzda müsabakalar yapacak­tır.

— Stockholm:

Dün İsveç güreş takımını serbest güreşte 8-0 mağlûp eden İstanbul Güreş Kulübü takımı, bu akşam-hıncahınç dolu Erikdols Hâilen kapalı salonunda İsveçli güreşçiler­le grekoromen stilinde karşılaşmıştır.

Müsabakalar başlamadan evvel Türkiye'nin Stockholm Elçisi Emin Ali Sipahi her iki lakıma birer buket vermiştir.

İlk karşılaşma 52 kiloda son dünya şam­piyonası birinci ve ikincisi İsveçli Johanson ve Ali Yücel arasında yapıldı. Güreş Şçayet cansız ve hareketsiz başladı. Ve her iki güreşçi de pasif çalışmalarından dolayı birer ihtar aldılar ve ilk  devre berabere neticelendi. Yerde cereyan eden güreşe da­ha hâkim olan Johanson neticede maçı 2/1 ekseriyetle kazandı.

İkinci karşılaşma 57 kiloda ve Halil Kaya ile Kurt Petterson arasında oldu. İlk dev­rede Halil Kaya daima hücumda ve hâkim -bulunmasına rağmen -hakemler devre "ne­ticesini berabere ilân ettiler. Yerde 'cere­yan'ederi güreşde Halil Kaya kurayı kay­bettiğinden alta düştü. İsveçli Halili bur­gu ile çevirmeğe çalıştı ise de muvaffak olamadı. Hali! Kaya ise mukabil oyunlarında daha ziyade serbest güreşe kaçmak­taydı. Neticede yerde ve son devre daha hâkim .güreşen Petterson hakemler tarafın­dan ittifakla galip ilân edildi.

62. kiloda Kemal Demirsüren Kurt Carlsson'u İttifakla ve sayı hesabile mağlûp et­miştir. Güreşin başlangıcında İsveçli daha iyi güreşmesine rağmen sonlara doğru açı­lan Kemal İsveçliyi bir kaç kere altına alarak-sayı toplamış-ve müsabakayı itti­fakla kazanmıştır.

Bundan sonra yapılan, müsabakalarda grekoromen. stilde daha iyi güreşen İsveçliler 4 galibiyet daha başlamışlardır.

Stockholm'de yapılan iki günlük müsaba­kalar sonunda Türk güreşçileri 10. İsveç­liler ise 6 galibiyet kazanmışlardır.


1 Ocak 1952

— Paris:

Noel tatilinden sonra Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun yarın müşterek güven­lik meselesi müzakerelerine tekrar başla­ması sırasında Sovyet Rusya'nın şiddetli bir muhalefet göstereceğine muhakkak na­zariyle bakılmaktadır.

Yarın müzakere edilecek gündemin ilk maddesi 14 memleketten müteşekkil müş­terek tedbirler komitesinin hazırlamış ol­duğu rapordur. Komite bütün haftayı, Ko­re'de tecrübe edildiği veçhile ilerde vuku-bulacak bir tecavüze karşı takip edilecek hareket hakkında bir tasarı hazırlamakla geçirmiştir.

Tasanda şu hususlar ileri sürülmektedir:

1.— Bir tecavüz halinde bir Birleşmiş Mil­letler Başkomutanının komutası al­tında harekete geçmek üzere muhte­lif memleketlerin birliklerinden müte­şekkil bir milletlerarası ordunun ku­rulması ,

2.— Mütecaviz memleketin ve müttefik­lerinin etrafında müessir bir abluka­nın teşkilini mümkün kılacak iktisadî tedbirler sisteminin ihdası,

3.— Mütecavizin, diğer bütün devletler­den tamamen tecridini sağlayacak diplomatik ve siyasî müeyyidelerin tesbiti.

4 Ocak 1952

— Paris:

Birleşmiş Milletler Siyasî Komisyonundaki Birleşik Amerika temsilcisi Benjamin Cohen, bugün yaptığı bir basın toplantısında ezcümle şöyle demiştir:

«Kore mütarekesinin Güvenlik Konseyin­de müzakere edilmesini isteyen Sovyet teklifi kabul edilecek olursa, bu hal sadece Kore'de devam etmekte bulunan görüşme­leri engelleyecektir.

Kore'deki askerî müzakerelerle, Paris'te 'cereyan eden yan askerî görüşmeleri dur­durmakta hiçbir sebep göremiyorum. Böyle çifte bir tertip ancak mütarekenin akdini geciktirir.

Sovyetlerin hakikaten gerginliğin azalması­nı halisane istediklerine dair ortada bir alâmet görününceye kadar. Birleşik Ame­rika, Sovyet Dışişleri Bakanı Vişinski'nin ileri sürdüğü şekilde, herhangi bir belirli toplantıya muarızdır.

Fikrimce. Vişinski'nin teklifi bu genel Asamblenin kollektif bir güvenlik teşkilâtı kurmak yolundaki gayretlerini Önlemeğe ve boğmaya matuf bir tedbirdir.

— Paris:

Bugün Siyasî Komisyonda söz alan Fransanın Birleşmiş Milletler nezdindeki daimî delegesi Jean Chanvel, Sovyet delegesinin sunmuş olduğu karar suretine şiddetle mu­halefet ederek ezcümle şöyle demiştir:

Vişinski Güvenlik Konseyinin toplanması-m teklif ediyor, bu böyle bir toplantıya, Güvenlik Konseyindeki daimî temsilcisinin bizi alıştırdığı anlayıştan başka, yeni bir anlayışla girecek mi demektir? Evvelki gün söylediği nutuk bizde ne bu intibaı ne de bu ümidi bıraktı.

Her şeyden önce Kore meselesi bahis mev­zuu ise. bize ümit vermekte olan Panmunjom müzakereleri, onların başka bir plâna alınmalarını icap ettirecek kadar Mosko­va'da çok fena durumda mı telâkki edili­yor, yoksa deva Panmunjom müzakereci­lerinin yetkilerini kaldırmak mıdır? Gü­venlik Konseyi onların islerini kolaylaştır­mak için halen devam eden müzakere sona erer ermez Kore meselesini ele alacak olan Komisyonumuzun yapacağından daha baş­ka ne yapabilir?

5 Ocak 1952

-— Paris:

Birleşmiş Milletler Vesayet Komisyonu, vesayet  altındaki   memleketler  yerlilerinin Vesayet Konseyi çalışmalarına, bilhassa senelik raporların incelenmesi işlerine işti­rak ettirilmelerim isteyen Hindistan, Mı­sır, Küba ve Ekuator'un verdikleri karar suretini kabul etmiştir.

7 Ocak 1952

— Paris:

Türkiye başdelegesİ ve( Özel Siyasî Komis­yon Başkanı Selim Sarper. gündemin Bir­leşmiş Milletler Filistin Uzlaştırma Ko­misyonunun raporu ve Filistin mültecileri­ne yardım meselelerine mütedair 5'inci maddesinin müzakeresine bu sabah başla­mıştır.

Fransız delegesi ve Uzlaştırma Komisyonu Başkanı Leon Marchal. rapotunu Komis­yona arzetmek üzere ilk olarak söz almış­tır.

Fransız delegesi. Komisyon çalışmalarının başarısızlığını belirterek Uzlaştırma Ko­misyonunun New-York'a nakledilmesini is­temiş ve bu suretle İcab ettiği zaman Ko­misyonun üyelerinden biri veya bir kaçını oradan Orta-Doğu'daki ilgili bölgelere gön­derebileceğini söylemiştir. İsrail ile Arap devletleri arasındaki rekabetten dolayı bu bölgede mevcud durumun «Birleşmiş Mil­letlere bir meydan okuma» mahiyetinde ol­duğunu belirttikten sonra Marchal. bu va­him meseleye Birleşmiş Milletlerin niha­yet bir hal çaresi bulacağı ümidini izhar etmiştir.

Müteakiben Uzlaştırma Komisyonuna üye üç memleket olan Türkiye. Fransa ve Bir­leşik Amerika temsilcileri İngiltere ile bir­likte hazırlamış oldukları bir karar sureti tasarısını tevdi etmek üzere söz almışlar­dır. Tasarı, «Aralarında ihtilâf mevzuu olan meselelerin halli için hemen bir an­laşma zemini aramak üzere ilgili hükümet­leri ısrarla davet etmekte» ve «Uzlaştır­ma Komisyonunun uhdesine tevdi edilen vazifeyi verine getirmek imkânını bula­mamış olmasından dolayı eseflerini bil­dirmektedir.)) Tasanda, tarafların askıda kalan meseleler üzerinde bir anlaşmaya varmalarına yardım için Uzlaştırma Ko­misyonunun herhalde bunların emrinde kalması gerektiği kanaati ifade edilmekte­dir.

listın Uzlaştırma Komisyonu merkezinin Birleşmiş Milletler merkezine, yani New-York'a nakli ve bir temsilcinin Kudüs'te kalması teklif olunmaktadır. Tasarıda ni­hayet Komisyonun uhdesine verilmiş bu­lunan vazifeyi    yapabilmek  için    yardım maksadiyle dilediği şekilde bir veya bir­kaç temsilci tayin salâhiyeti de kendisine verilmektedir.

Daha sonra Lübnan temsilcisi, Lübnan Dışişleri Bakanı Charles Hellou. Filistin Uzlaştırma Komisyonunun raporuna itiraz etmiş ve İsrail'i. Birleşmiş Milletler tara­fından kabul edilen karar suretlerini, ez­cümle Arap mültecilerinin durumu hakkın­daki karar suretini dikkat nazarına alma­makla itham etmiştir.

Çin delegesinin kısa bir hitabesinden sonra, Fransız temsilcisi Pİerre Abelin. karşılıklı tâvizler ve Birleşmiş Milletlerce alınan prensip kararlarının tatbikine müstenİd bir uzlaşma yolu bulunmasının zarureti Üze­rinde ısrar etmiş ve demiştir ki:

«Taraflarca kabul edilecek tâvizler olma­dıkça Filistin meselesinin halline imkân yoktur.»

Fransız temsilcisi. Birleşmiş Milletler Fi­listin Uzlaştırma Komisyonunun kendile­rine yardımlarını arzetmek üzere daima ilgili tarafların emrinde bulunacağını, fa­kat buna karşılık barışın teessüsüne bir başlangıç olmak üzere anlaşma çaresini temin hususunda her iki taraftan yapıcı bir gayret sarfetmelerini taleb hakkını haiz bulunacağını söyleyerek sözlerine son vermiştir.

Müzakerelere yarın sabah devam edilecek­tir.

— Paris:

Sovyet Rusya, bugün Genel Kurul Hukuk Komisyonuna verdiği bir karar sureti tasa­rısında Birleşmiş Milletlere kendi görü­şüne göre tecavüzün tarifini yapmaktadır

Rusya tecavüzü şu şekilde tarif etmekte­dir:

«Mütecaviz devlet, diğer bir devlete harb ilân eden veya bu devletin topraklarını silâhlı kuvvetlerle istilâ eyliyendir. Bu is­tilâ, harb ilân etmeden de olabilir."

Rusya, tecavüz unsuru olarak şunları gös­termektedir :

I.— Diğer bir devletin topraklarını bom­bardıman etmek veya bu devlete ait gemi ve uçaklara taarruzda bulun­mak,

2.— Bir devletin topraklarına müsaade al­madan girmek ve müsaade verilmiş ise bunun hitamında adı geçen top­rakları terk etmemek,

3.— Liman ve sahilleri denizden abluka etmek.

4.-^ Bir memlekete hücum eden çeteleri desteklemek ve bu çetelere yardım­dan vazgeçilmesinin talebine /rağmen buna devam etmek.

Rusların Birleşmiş Milletlere tevdi ettiği bu vesikada hiçbir devletin siyasî, strate­jik ve iktisadî sebeplerle bir diğerine tecavüz etmeye hakkı olmadığı belirtil­mektedir. Bir memleketin geri kalmış ol­ması,, fena bir şekilde idare, edilmesi, ve ihtilâllere sahne olması bu memlekete te­cavüz için bir sebeb teşkil edemez.

Rusya'ya göre Milletlerarası andlaşmaların, ticaret andlaşmalarının ve iktisadî im­tiyazların ihlâli, tecavüz için kâfi sebeb sayılamaz. Diplomatik ve iktisadî müna­sebetlerin kesilmesi, muhaceretin tahdidi, diplomatlara tanınan hakların ihlâli, bir memleketin herhangi  bir devlet silâhlı kuvvetlerini bir üçüncü memlekete hücum için topraklarından geçirmeye müsaade et­memesi, dinî veya din aleyhtarı tedbirler alınması, hudud hâdiseleri tecavüze maze­ret teşkil edemez. Komşu memleketlerin hudutlara büyük .sayıda silâhlı kuvvetler yığmasına mukabil askerî -tedbirler alına­bilir, fakat hudud geçilemez.

— Paris:

Siyasî Komisyonun Öğleden sonraki top­lantısında müdahalede bulunarak söz alan Sovyet Dışişleri Bakanı Vişinski ezcümle şöyle demiştir:

«Batı Güvenlik Paktı tasarısı hakkında uzun beyanatta bulunmak zorundayım.

Sön dakikalarda ortaya çıkan " karar su­reti, hakikati halde, Atlantik blokunun ele­başılığını kabullenmiş olan Birleşik Ame­rika tarafından teklif edilmiştir. İngiltere ile Fransa ise talî mevkilerde kalmışlardır. Tâdile uğrayan tasarı bize şunu göstermiş­tir ki esas teklifin en mühim kısmı orta­dan sır olmuştur.

Bu teklife önayak olanlar, Arap - Asya, Lâtin Amerika muhalefetinin karşısında cephe değiştirmiş ve alınacak tedbirlerin zorla kabul ettirilmesi veya hattâ tasvib edilmeleri  taleplerinden vazgeçmişlerdir.

Bu karar sureti sadece milletlerarası ger­ginliği vahimleştirebilir. ve önayak olanlar­da dünya hâkimiyetini tesise çalışmakta­dırlar.

Mısır ve Kore'de olup bitenler, karar su­retine önayak olanların diğer memleket­leri yiyip yutmak'' istediklerini göstermiş­tir. Kollektif Tedbirler Komitesi. Napolyonun   Rusya'ya   karşı   kullanmış   olduğu gibi engelleri, tavsiye- etmekle tamamiyle saldırıcı düşünceleri  desteklemektedir.

İleriye sürülen Orta-Doğu Komutanlığıma Orta-Doğu memleketlerinin silâhlı kuv­vetlerini, Kuzey Atlantik Paktı -Teşkilâtı ile sıkı bir şekilde münasebette olarak Müttefik Komutanlığı emrine vermesi, millî istiklâl mefhumu ile telif edilebilir mi. sorarım. Bu teklif sadece Arap dev­letlerinin Kuzey Atlantik Paktı Teşkilâtı içine almak üzere girişilen bir teşebbüsün ifadesidir ve buraların İşgali ile müsavidir. Bahane de hazırdır. Orta-Doğu'yu Sovyet Rusya'nın tehdidinden korumak.

Türkiye hiç kimse için bir tehlike teşkil etmemektedir, fakat başlıca Batılı devlet­ler muhakkak ki böyle bir tehlike arzederler.    "

8 Ocak 1952

           Birleşmiş Milletler (Paris):

Siyasî "Komisyonun gündeminde «KoTe'nin istiklâli meselesi ve Kore'nin birleştiril­mesi ve kalkındırılması» başlığını taşıyan gelecek madde Birleşik Amerika delegesi Ernest Gross ile Sovyet delegesi Jacob Malik arasında Birleşmiş Milletler koridor­larında yapılan kısa bîr görüşmenin mev­zuunu teşkil etmiştir.

Gross, muhatabına Amerikan heyetinin Kore'deki mütareke müzakereleri bir ne­ticeye bağlanmaya kadar bu meselenin tedkikinin geri bırakılmasına taraftar ol­duğunu bildirmiştir. Amerikalılara' göre Panmunjonrda Kore meselesinin askerî veçheleri halledilmedikçe siyasî veçheleri müzakere etmek mevsimsiz olacaktır.

           Paris:

Filistin'de İsrail ile Arap devletleri ara­sında anlaşmazlığın halli için Birleşmiş Milletlerin gayretlerine . devam edilmesi hususunda bir teklif sunmuş olan dört dev­let  arasında Türkiye  de vardır:

Türkiye, İngiltere, Fransa ve Birleşik Amerika bu konuda dün Genel Kurulun özel Siyasî Komisyonuna bir karar sureti ta­sarısı sunmuşlardır. Özel Siyasî Komis­yon Filistin uzlaştırma Komisyonu tara­fından sunulan raporu müzakereye başla­mıştır.

Dörtlü tasarı Araplarla Yahudilere, arala­rındaki anlaşmazlıkları «Adalet ve rea­lizm havası içinde ve mütekabil bir fera­gat esası üzerinde)) halletmelerini tavsiye etmektedir.

 

Bu gayelerine erişmek için Birleşmiş Mil­letlerin sağladığı bütün kolaylıklardan İsti­fade etmeleri talep edilmektedir. Tasarı ay­ni zamanda Uzlaştırma Komisyonunun ça­lışmalarına devam etmesini İstemekte, fa­kat merkezinin Kulüs'den New-York'daki Birleşmiş Milletler Genel Merkezine nakli­ni tavsiye etmektedir. Maamafih Komis­yona, Kudüs'de temsiciler bulundurma yet­kisi de verilecektir.

Söz alan Türk delegesi İlhan Savut, bu bölgedeki istikrarsızlığın bir huzursuzluk doğurduğunu belirtmiş ve sulhun menfaati "bakımından anlaşmazlıkların halli yolunda bir gayretin gösterilmesi lâzım geldiğini söylemiştir.

Lübnan delegesi bu dörtlü tasarıya muha­lefet etmiş, memleketinin hiçbir tecavüz-kâr niyeti olmadığını söyleyerek daha son­ra kendi tasarısını sunacağını bildirmiştir.

Birleşmiş Milletler üyesi olmayan Ürdün de bu görüşmelerde müşahit sıfatiyle ha­zır bulunmuştur.

— Paris:

Dünden itibaren Birleşmiş Milletler Filistin Uzlaştırma Komisyonunun raporunu tetkike başhyan Özel Siyasî Komisyon müzakerelerinde Türkiye önemli bir rol oynamağa namzet bulunmaktadır. Filhaki­ka Birleşik Amerika. Fransa ve İngiltere  Türkiye de bu Komisyonun üyelerin­den biri olup Birleşmiş Milletler Genel Ku­ruluna sunulmuş olan raporu, adı geçen devletlerle birlikte kaleme almıştır.

23 Ocak - 1Q Kasım 1951 devresine ait olan bu raporda Uzlaştırma Komİsvonu. Birleşmiş Milletler tarafından kendisine tevdi edilen ve Araplarla Yahudilere, ara­larındaki ihtilaflı bütün meseleleri halle­decek nihaî bir anlaşmaya varmaya yar­dım etmekten ibaret olan vazifede mem­nunluk verici bîr başarı elde edemediğini kaydetmektedir.

Fransa. Birleşik Amerika ve İngiltere temsilcilerile müştereken kaleme aldığı karar sureti tasarısını tevdi ederek Birleşik Amerika temsilcisi Tessup'tan sonra söz alan Türkiye temsilcisi İlhan Sayut demiştir "ki:

Her şeyden evvel şurası muhakkaktır ki, Orta-Doğu memleketleri, dünyanın bu böl­gesinde devamlı barış şartları kurulma­dıkça buranın iktisadî ve içtimaî kalkın­masına bütün gayret ve enerjilerini hassedemiyeceklerdir.

Bundan sonra Birleşmiş Milletler Filistin Uzlaştırma   Komisyonunun   çalışmalarına temas eden Türkiye delegesi şöyle demiş­tir:

«Bu Komisyon, Birleşmiş Milletler tara­fından- kendisine tevdi olunan vazifeyi, mümkün olan bütün metod ve usulleri kul­lanarak ifa etmeye çalışmıştır. Ancak şu­nu esefle kaydetmek isterim ki müsait ol­mayan siyasî "şartlar dolayisiyle Komisyo­nun gayretleri akim kalmıştır.»

Müteakiben Özel Siyasî Komisyona sunul­muş olan karar sureti tasarısı mevzuuna geçen İlhan Savut demiştir ki:

((Türk heyeti. Fransa, İngiltere ve Birle­şik Amerika ile müştereken, Filistin me­selesinin âdilâne bir şekilde halli için Bir­leşmiş Milletlerce şimdiye kadar sarfedilen gayretlere devam edilmesi gayesini is­tihdaf eden kısa ve aynı zamanda basit bir karar sureti tasarısı sunmuş bulunmak­tadır.»

Filistin meselesinin halli yolunda halen tat­bik edilen metodların tasarıda bâzı tâdil­lere uğradığını kaydeden Türkiye delegesi ((Karar sureti tasarısında bilhassa Filistin meselesinin memnunluk verici ve âdilâne bir şekilde halli yolunda Genel Kurul tarafından evvelce vazedilen prensiplerin tek­rar teyidine çalışılmıştır» demiş ve şim­diye kadar yapılan çalışmaların bu hedefin tahakkukuna yardım edeceği ümidini izhar ederek sözlerine son vermiştir.

           Birleşmiş Milletler (Paris):

Siyasî Komisyon, U devlet tarafından su­nulan karar suretinin Müşterek Tedbirler Komisyonunun hizmet müddetini bir sene uzatan maddesini 1 müstenkif ve 5 muha­life karşı 53 reyle kabul etmiştir. Siyasî Komisyon bundan başka aynı takririn di­ğer bir maddesini de 8 muhalif ve" 2 müs­tenkife karşı 49 reyle kabul etmiştir. Bu maddede, ayni zamanda, diğer siyasî te­şekküllere mensur) olan Birleşmiş Milletler üyesi devletlere mütecavize karşı Birleş­miş Milletler tarafından alınabilecek olan müşterek tedbirler lehinde mensup olduk­ları teşekküllerin mümkün olan her türlü müzaheretini temine gayret etmeleri tav­siye olunmaktadır.

11 Ocak 1952

           Paris:

Birleşmiş Milletler Özel Siyasî Komisyo­nunda dün Filistin hakkında müzakereler cereyan ederken Yunan delegesi, Türk-Yunan münasebetlerinden sitayişle bahset­miştir:Yunanistan'ın Birleşmiş Milletler nezdindeki daimî delegesi şunları söylemiştir:

«Arap devletleriyle İsrail arasındaki an­laşmazlığa sebebiyet veren âmillerin bir gün izale edileceği ve bu günün yakın ola­cağı ümidini beslemekteyiz. Bu husustaki ümitlerim Türk - Yunan münasebetlerinin hayırlı gelişmesinden mülhemdir. Filhaki­ka mazide Türkiye ile Yunanistan arasın­da çıkan ve birçok kanlı çatışmalara sebe­biyet veren ihtilâflara rağmen bu iki mem­leket münasebetlerinin bugün arzettiği manzaradan ibret almak gerektir.

Türk milletiyle Yunan milleti tarih ve ırk bakımından birbirlerinden tamamiyle ayrı olmalarına rağmen, bugün elele vererek aynı idealler uğruna aynı yolda yürümek­tedirler. Ankara'da ve Atina'da sırf göste­riş saikasiyle bu münasebetlere (dostane münasebetler) dönüşmemektedir.

Türk - Yunan münasebetlerinin bugünkü durumu milletlerarası teşekküllerde alınan kararların mahsulü olmadığı gibi millet­lerarası komisyonların da mahsulü değil­dir. Bu münasebetler, uzun senelerin ve çalışmaların muhassalasidır. Türkiye ile Yunanistan geçici anlaşmazlık sebepleri­nin tesiri altında kalmaksızın aralarında devamlı ve ahenkli münasebetler kurmağa ve bunları geliştirmeğe gayret edegelmişlerdir.»

12 Ocak  1952

— Paris:

Sovyet Rusya Birleşmiş Milletler Siyasî Komisyonuna altı maddelik yeni bir sulh plânı vermiştir. Bu plânda Kore harbine derhal son verilmesi, atom bombasının kayıtsız şartsız kanun dışı edilmesi ve bir Dünya Silâhsızlanma Konferansının top­lanması istenmektedir.

Sovyet Dışişleri Bakanı Yişinski'nin bir karar sureti şeklinde verdiği bu plân «yeni bir dünya harbi tehdidile mücadele» baş­lığını taşımaktadır. Müşahitlerin belirttik­lerine göre, bu plân Komisyonda Sovyet Rusya'nın sulh taarruzunun bütün unsur­larını ortaya koyacaktır. Yine işaret edil­diği veçhile atom bombasının kanun dışı edilmesi başlığı altında, evvelce uzun boy­lu müzakere ve büyük bir çoğunluk tara­fından reddedilmiş bulunan Sovyet Silâh­sızlanma Programı tekrar ortaya atılacak­tır.

 

14 Ocak 1952

           Paris:

Birleşmiş Milletler özel Siyasî Komitesi Filistin Arabulma Komisyonunun duru­munu kararlaştırmak maksadiyle bugün, toplanacaktır.

Siyasî Komitenin bu hususta görüşeceği teklifler arasında Amerika. İngiltere, Fran­sa ve Türkiye tarafından yapılan bir tek­lif de vardır. Bu teklifte, dört devlet. Fi­listin Arabulma Komisyonunun devamım ve Komisyonun Filistin'den New-York"taki Birleşmiş Milletler merkezine naklini istemektedirler. Adı geçen Hükümetler bundan başka Kanada tarafından teklif edilen bazı açıklama ve tadilâtı da kabul etmişlerdir.

Tadil edilmiş bu. teklif Filistin Arabulma Komisyonunun vazifelerini başarmaya mu­vaffak olamadığını teessürle belirtmekte ve bir anlaşmaya varılmamış olmasında en büyük mesuliyeti alâkalı hükümetlere yük­lemektedir.

           Birleşmiş Milletler (Paris):

ingiliz - Mısır ihtilâfında Suudî Arabistanın Arabuluculuk teklifi resmî olmamakla beraber güvenilir bir Arap kaynağından öğrenildiğine göre. bu teklifte şunlar ileri sürülmektedir:

1.— İngiltere'nin prensip itibariyle Süveyş1 Kanalı bölgesindeki kuvvetlerinin tahliyesini kabul etmesi. Bu tahliye derhal olmayacak, fakat iki sene için­de kademe kademe yapılacaktır.

2.— İngiliz ve Amerikalıların Arap Bir­liği çerçevesi dahilinde tesis edilmiş olan Müdafaa Paktını. Orta - Doğu"nun müdafaa teşekkülü olarak tanı­maları.

3.— İngiliz ve Amerikalıların, bu teşek­kül ordularına, bu kesimin müdafaa­sını üzerine alacak bir kuvvetin mü­essir bir şekilde hazır bulundurulması için. lüzumlu silâh ve teçhizatı ver­meleri.

Ayni kaynağa göre. Suudî Arabistan tek­lifi Arap memleketleri .paktının Orta - Do­ğu Komutanlığına veya Atlantik Paktına bağlanmasından bahsetmemektedir.

           Paris:

özel Siyası Komisyonun bugünkü oturu­munda ilk olarak söz ajan Suriye delegesi Ahmet Sükeyri. Arap milletlerinin İsrail devleti   ve   Birleşmiş   Milletlerin     verdiği direktifleri ihlâl etmiş olan Uzlaştırma Komisyonu aleyhindeki iddia ve isnatları­nı bir saat süren beyanatında izah etmiş­tir.

uzlaştırma Komisyonunun lağvını isteyen bir karar sureti tasarısın] Özel Siyasî Ko­misyona tevdi etmiş bulunan Sovyet tem­silcisi Tserapkine müteakiben söz almış ve Uzlaştırma Komisyonunun istikbaline mütedair olarak Komisyona sunulmuş olan bütün karar sureti tasarılarını reddetmiş­tir.

Sovyet temsilcisi aynı zamanda Uzlaştırma Komisyonu yerine merkezi New-York'ta olacak ve aynı üyelerden mürekkep bulu­nacak bir Müşavere Komisyonunun ika­mesini derpiş eden İsrail karar sureti ta­sarısını da kabul etmemiştir.

Daha sonra kürsüye gelen İsrail delegesi Abbe Avan. İsrail heyetinin noktainazarını yeniden izah etmiş ve Arap mültecileri yü­zünden ortaya çıkan mesele üzerinde İs­rarla durmuştur.

Müteakiben Irak temsilcisi Fadıl Jamali söz almış ve İsrail delegesinin, daha top­lanmadan önce müzakere kapılarını kapa­mış bulunduğunu söyleyerek bir anlaşma zeminine ihtiyaç olduğunu beyan etmiştir.

— Paris   (Birleşmiş  Milletler):

Siyasî Komisyon, bugün öğleden sonra müzakerelerine devam etmiş ve Silâhsız­lanma meselesi hakkında Sovyet Rusya adına cumartesi günü Vişinskv tarafından sunulan yeni teklifleri ele almıştır.

Birleşik Amerika. İngiltere ve Fransa tem­silcileri, Siyasî Komisyon Bürosuna tevdi ettikleri bir karar projesinde, yeni Sovyet tekliflerinin, Genel Kurul tarafından yeni ihdas edilen Silâhsızlanma Komisyonuna geri gönderilmesini istemişlerdir.

Proje Fransız murahhası Jean Chauvel ta­rafından   verilmiştir.

Fransız murahhası, pek uzun müddetten-beri münakaşa mevzuu olan iki nokta üze­rinde hissedilir bir yakınlık belirdiğini bil­dirdikten sonra, atom silâhının men'inin kontrolü lehinde olduğunu, daimî kontrol hakkının tasvibinin kâfi olmadığını, bu teftişlerin şekil ve suretlerinin tasrih edil­mesi lazım geldiğini söylemiştir.

Fransız murahhası, silâhsızlanma bahsin­den mâda. diğer Sovyet tekliflerini red­detmiş ve demiştir kî:

«Büyük devletler arasındaki barış paktı, anlaşma azmi olmadığı takdirde çekmekte olduğumuz dertleri iyileştirecek çare gibî görünmemektedir.»

Demecine devam eden Jean Chauvel, ya­pılmakta olan mütareke görüşmelerinin sonunu beklemeden Kore meselesinin Bir­leşmiş Milletlere şevki hakkındaki Sovyet arzusunun, bu görüşmeleri sekteye uğrata­cağını -söylemiştir.

Fransız murahhas!. Atlantik Paktı ve ec-nebî memleketlerde Batılıların askeri üs­lerinin Sovyet Rusya tarafından takbihi meselesine temas ederek Paktın tedafüi mahiyetini belirtmiş ve Sovyet Rusya'nın kendi komşusu olan memleketlerde sahip bulunduğu kolaylıkları hatırlatmıştır.

Hollanda, Haiti ve Brezilya temsilcileri de Batılı  karar suretini  desteklemişlerdir.

Müzakerelere yarın sabah devam edilecek­tir.

16 Ocak 1952

— Paris;

Türkiye delegesi Adnan Kural bugün Si­yasî Komisyonda, «yeni bir dünya harbi tehlikesini önlemek için tedbirler» hak­kındaki Sovyet teklifi mevzuunda söz alarak bir konuşma yapmıştır.

Fransızca konuşan Türkiye temsilcisi Sov­yet tasarısını şiddetle tenkid ederek de­miştir ki:

Böyle bir teklifi kabul etmek tamamiyle imkânsızdır.

Kural, bundan sonra Vişinski'nin Atlantik Paktı hakkındaki tenkitlerini cevaplandı­rarak şöyle konuşmuştur:

Gayesi sadece muhtemel bir tecavüzü ten­kil ve herhangi bir memlekete muhtemel bir mütecaviz tarafından yapılacak taar­ruzu önlemek olan Atlantik Paktından bir tecavüz vasıtası olarak bahsedilmesi kabul edilemez.  

Türkiye delegesi bundan sonra Sovyet tek­lifinin üç esaslı noktası üzerinde durarak cevaplar vermiştir. Sovyet teklifi evvelâ bir tecavüz bloku teşkil edecek olan At­lantik Paktına dahil devletlerin takbihini istemektedir.

Kural bu noktaya şöyle cevap vermiştir: Halbuki Atlantik Paktının tedafüi bir ma­hiyet arzettiği gayet iyi bilinmektedir ve bundan başka Pakt Birleşmiş Milletler Anayasasına tamamiyle uygundur. Bu ci­hetle Türk heyeti Sovyet teklifinin bu maddesi aleyhinde rey verecektir.

Sovyet teklifinin ikinci esaslı noktası Ko­re'ye taallûk etmektedir."

Adnan Kural bir numaralı komisyonun Kore'deki mütareke müzakerelerinin sey­rini- bozmamak için bu meselenin tetkiki­nin müddetsiz olarak talike karar vermiş bulunduğunu hatırlatmıştır. Son olarak Sovyet teklifinin üçüncüden yedinciye kadar olan maddelerinin Silâh­sızlanma Komisyonu tarafından tetkik edilmesi gerektiğini, belirten Türk delegesi 3 devlet tarafından sunulan karar sureti tasarısını desteklemiştir.

17 Ocak 1952

— Paris:

Yichinsky, silâhsızlanma meselesi üzerinde Siyasî Komisyonda perşembe günü yeni bir demeç vereceğini vâdetmiştir. Bilindiği gibi, Sovyet Dışişleri Bakanı, mahiyeti hakkında hâlâ münakaşa edilen yeni tek­liflerde bulunmuştu. Sovyet Bakanı, Bir­leşmiş Milletler koridorlarında, demecinde Kore meselesine de temastan geri kalmaya­cağını, zira münakaşa mevzuu olan ve di­ğer .noktaları da silâhsızlanma meselesini alâkadar eden Sovyet karar suretinin Kore meselelerini de ihtiva ettiğini hatırlatmış­tır. Sovyet murahhas heyetine yakın çev­relerden alman malûmat. Vichinsky'nin. Kore meselesi üzerinde, şimdiye kadar kendisine reddedilen müzakereleri tekrar açmak isteyeceği yolundadır. Vichinsky, Kore hakkındaki müzakereleri tekrar aç­mak isterse, yabancı kuvvetlerin mütare­kenin imzasından kısa bir müddet sonra geri çekilmesini talep eden karar suretin­den başka bir noktainazarı müdafaa etme­lidir. Zira bu takdirde, Siyasî Komisyon çoğunluğu kendisine bu meselelerin Panmunjörn'da müzakerelerde bulunan askerî heyetlerin salâhiyeti dahilinde olduğu ve­ya. Komisyonun bunları murahhaslar mü­tarekeye vardıkları zaman müzakere edile­bileceği yolunda cevap verebilir. Binaen­aleyh Kore hakkında müzakerelere başla­mak İçin Vichinsky'nin, Rusların arzu eder göründükleri ve Amerikalıların da isteme­dikleri meselelerin müzakeresini zarurî kı­lacak yeni bir teklifte bulunması müm­kündür. Bu hususta hatırlatıldığına göre, müşterek güvenlik tedbirleri üzerinde ce­reyan eden müzakerelerde Vichinsky, Güvenlik Konseyinin muayyen tarihlerde top­lanması fikrini ileri sürmüştü ve daha sonra da, yeni bir harp tehdidini bertaraf etmek gayesi ile alınacak tedbirlerin mü­zakeresi sırasında müdahale ederek, bu Genel Kurul  toplantısında   artık   müzakere edileceği tahmin olunmayan müzakere­lere mevzu teşkil eden silâhsızlanma tekli­finde bulunmuştu. Birleşmiş Milletlerdeki müşahitlerin tahminlerine göre, Vichins­ky'nin bugün aynı tabiyeyi takip etmesi ve Kore meselesi üzerinde, çoğunluğun şimdilik arzu etmediği müzakereleri açma­ğa çalışması mümkündür.

Sovyet heyeti son haftalar zarfında. Ge­nel Kurulun Kore meselesini müzakere et­meden sona ermemesi keyfiyeti üzerinde o derece ısrar etmiştir ki, Rusların sadece askerlerin elinde bırakmamak azminde gö­ründükleri Kore müzakereleri meselesini Asamblenin arzusu hilâfına müzakereye mecbur etmek teşebbüsü için eline geçen son fırsatları kaçırmak istemeyeceği Bir­leşmiş.  Milletlerde  tahmin edilmektedir.

Vichinsky, muayyen tarihlerde toplanacak olan Güvenlik Konseyinin Kore meselele­rini müzakere etmesi yolundaki gayretleri­nin semeresiz kaldığını, bundan başka, gündemde mevcut olduğu zaman da Kore meselelerinin müzakeresinin reddedildiğini görmüştür.' Bugünkü müzakereler, bu işi tekrar  ele alması   fırsatını   verecektir. .

17 Ocak 1952

— New-York:

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilâtı (Unesco) nun nezareti altında hazırlanacak olan 3.000.000 kelimelik in­sanlık tarihinin yazılmasına her kıtadan âlimler iştirak edecektir.

Bildirildiğine göre, tek bir devlet veya İnsanın başaramayacağı kadar geniş olan bu proje, tarihten önceki zamanlardan bu­güne kadar insanlığın geçirmiş olduğu te­kâmülü  kaydedecektir.

Bu yeni tarih kitabının 1957 yılında ta­mamlanacağı ümid edilmektedir. Bunu müteakip okul ve evlerde kullanılmak üze­re bu kitabın muhtasar nüshaları basıla­caktır.

Bu vazifeyi üzerlerine ajan tarihçiler bu hususta Sovyetler Birliği veya Demirper­de memleketlerinden işbirliği beklenemeyeceğini bildirdikleri için, komünist mem­leketlerin siyasetleri, hükümetleri ve hal­kı ile âşinâ âlimlerden bu tarih kitabının yazılmasında yardım istenecektir.

Bu işi idare etmek üzere Milletlerarası bir bilim, kültürel ve tarihî komisyon kurul­muştur. Bu komisyona (Unesco) daimî de­legesi Brezilyalı Paulo B Carnerie baş­kanlık etmektedir.

Vale Üniversitesi tarih Profesörü Dr. Ralph E. Turner, üç kişiden mürekkep bir Yazı İşleri Müdürleri Komitesine baş­kanlık edecektir.

Bu tarihin yazılmasına 1.000 den fazla meşhur tarihçi, ekonomist, antropolojisi filo­zof ve diğer sahalarda çalışan âlimler iş­tirak edecektir..

Tahrir heyetine Türkiye Dışişleri Bakanı Fuad Köprülü de dahildir.

           Paris (Birleşmiş Milletler):

Siyasî Komisyonun bugün öğleden sonraki toplantısında, Birleşik Amerika murahhası .söz alarak, silâhsızlanma hakkındaki Sov­yet teklifinin Silâhsızlanma Komisyonuna gönderilmesi hakkındaki tahririn tercih hakkı gözetilerek oya konulmasını teklif etmiştir.

Bunun üzerine teklif oya konulmuş ve 10 müstenkif, 5 muhalife (Sovyet grupu) kar­şı 45 oyla kabul edilmiştir.

           Birleşmiş Milletler (Paris):

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi bu sabah Fransa temsilcisi Jean Chauvel'in başkanlığında toplanmıştır. Yalnız Keşmir meselesini ihtiva eden gündem müzakeresiz kabul edilmiştir.'

Hindistan ve Pakistandaki Birleşmiş Mil­letler temsilcisi Frank Grahan, Jamnu ve Keşmir eyaletlerinin askerlikten tecrit edilmelerini temin için Hindistarda Pakis­tan arasında cereyan eden müzakerelerde elde edilen bazı terakkileri bildirmek için Konseye tevdi etmiş olduğu ikinci raporu izah etmiştir. Bu memleketlerin askerlik­ten tecrit edilmeleri, Keşmir'in Hindis­tan'a mı yoksa Pakistana mı bağlanacağını gösterecek olan plebisitin yapılması için mutlak şartlardan biridir.

Zafirullah Han, Hindistan'ın yerine Gü­venlik Konseyine üye seçilmiş olan Pakis­tan'ı  temsil etmekte idi.

Yeni üyelerden Yunanistan Alexis Kyrou ve Sili de fiernan Santa Cruz tarafından temsil edilmekte idiler. Yugoslavya ve Ekvator artık Konseyde üye bulunmamak­tadırlar.

Olurumun açılışında Başkan. 1052 senesi İçin Konseye seçilmiş olan yeni üye memle­ketlerin temsilcilerini selâmlamış ve bun­lar da teşekkür ederek vecibelerini en mü­kemmel bir şekilde yerine getireceklerini söylemişlerdir.

'Sovyet delegesi. İngiltere İle Birleşik Ame­rikanın     İngiliz -  Amerikan kuvvetlerini Keşmir'e sokmak ve Rus hudutları ya­kınlarında stratejik üsler tesis imkânını elde etmek için bu bölge halkının Birleşmiş Milletler Anayasası prensiplerine uygun olarak kendi kaderlerini tayine mâni ol­duklarını söylemiştir.

Malik, .sözlerine, son verirken, Birleşmiş Milletler kontrolü altında yapılacak olan plebisitin hakikatte İngilizler .ve Amerika­lılar tarafından kontrol edileceğini ve bu meselenin halledilmesi için yegâne hal ça­resinin İngilizlerin ve Amerikalıların mü­dahaleden vazgeçerek Keşmir halkına, meselâ demokratik prensiplere uygun ola­rak seçilecek bir meclis vasıtasiyle kendi kaderini tayine bırakmaları olduğunu söy­lemiştir.

İngiltere temsilcisi Sir Gladwyn Jebb, Sov­yet delegesinin hayalî ithamlarına itiraz etmiş ve bunların Sovyet Rusya'nın ken­disine karşı her yerde sinsi tertiplere ha­zırlandığını görmek âdetinin bir misali ol­duğunu söylemiştir.

İngiltere ve Birleşik Amerika delegeleri Graham'ın raporunu dikkatle tetkik edecek îerîni ilâve etmişlerdir.

Başkan oturumu tatil etmiş ve herhangi bir heyetin Keşmir meselesi hakkında ileri süreceği teklifler olduğu zaman Konseyi toplantıya çağırmağa karar vermiştir.

19 Ocak 1952

—- Paris;

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun bu­günkü toplantısında, Sovyet Rusya'nın en son yaptığı atom bombasını kontrol tek­lifinde samimî olup olmadığını tahkik et­mek hususunda yeni kurulan 12 millet Si­lâhsızlanma Komisyonuna talimat verilme­sine beş muhalif, üç çekimsere karşı kırk oyla karâr verilmiştir.

— Paris:

Birleşmiş Milletler Genel Asamblesinin bu­günkü toplantısında Sovyet Rusya'nın ('Atlantik Paktının» mütecaviz olarak tak­bih edilmesi talebi, 5 muhalif. 6 müsten­kife, karşı 45 oyla reddedilmiştir.

Bunu müteakip Genel Asamble, yine Sov­yet Rusya'nın ileri sürdüğü ve on gün zarfında 38'inci arz dairesinden çekilmek şartıyla Kore'de derhal mütareke yapıl­ması teklifi de 5 muhalif, 10 çekimsere karşı 35 oyla kabul etmemiştir.

Bundan başka gönüllüler de dahil bütün ecnebi kıtalarının 90 gün zarfında Kore yarımadasını   tahliye   etmelerine   dair ek Sovyet teklifi de 7 muhalif, 11 müstenkife karşı 31 oyla reddedilmiştir.

20            Ocak 1952

           Paris:

Libya Başbakanı Mahmud Mun,taser Bir­leşmiş Milletlere bir mektup göndererek Afrika savaşları sırasında vukua gelen ha­sar, hakkında yapılacak müzakerelere Lib­ya'nın da iştirakine müsaade edilmesini istemiştir.

Harbin sonundan beri müzakere edilmesi beklenen bu meselenin yarın Birleşmiş Milletler İktisadî Komisyonu tarafından ele alınması beklenmektedir.

21            Ocak 1952

           Paris:

Birleşmiş Milletler hususî toplantısında Türkiye murahhası İlhan Savut yeni bir karar sureti tasarısı sunmuş ve şunları söylemiştir:

«Bu tasarı hassaten Orta-Doğu'da yüz bin­lerce mülteciyi ayakta tutmağa matuftur. Birleşik Amerika, Fransa ve İngiltere'nin desteklediği bu yeni tasarı siyasî mülâha­zalardan âridir».

Arap devletleri, geçen hafta teklif edilen esas tasarıya hükümranlık haklarını ihlâl ettiği iddiasiyîe itiraz etmişlerdi.

Yeni tasanda, üç yıllık, 250 milyon dolar­lık yardım ve iskân programı muhafaza edilmektedir, fakat bu bölgedeki hükümet­lerden, programın tatbiki yolunda yardım­larını isteyen paragrafa «bu devletlerin Anayasa usulleri gözönüne alınarak» cüm­lesi ilâve edilmiş bulunmaktadır.

Eski tasanda, yardım idaresinin, 1 Tem­muz 1952'den geç olmamak şartiyle, mül­tecilerin yaşamakta oldukları memleket hükümetlerine nakil ve devri lüzumu kay­dedilmiştir. Yeni tasarıda ise, sadece mümkün olduğu kadar yakın bir tarihte mesuliyetlerin devri talep edilmektedir.

Yeni tasarı. Birleşmiş Milletler. YakınDoğu memleketleri Kalkındırma ve İş bulma Şubesince yapılacak yardıma ait bütün tavsiyeleri İptal etmekte ve me­selenin sadece Birleşmiş Milletlerle mülte­cileri alâkadar ettiğini açıkça belirtmek­tedir.

Önayak olan dört devletle Arap temsilci­leri arasında yapılan müteaddit toplantı­lardan sonra meydana getirilen bu tasarıyı


teklif ederken Türkiye, murahhası İlhan. Savut şu ciheti de belirtmiştir:

«Birleşmiş Milletler,, bir müddet daha yi­yecek, barınak, sıhhî bakım ve buna ben­zer yollarda mültecilere doğrudan doğruya yardımda bulunmaya devam zorunda ka­lacaktır. Fakat nihayet bu mültecilere, ar­tık doğrudan doğruya yardıma muhtaç ol­mayacakları bir geçim yolu bulmak iktiza, etmektedir.»

           Paris  (Birleşmiş  Milletler):

Siyasî Komisyon bugün öğleden sonra,. Birleşmiş Milletlere yeni üyelerin kaydı meselesi hakkındaki müzakeresine devam etmiştir.

Peru murahhas heyeti, tevdi ettiği karar projesinde aday bulunan devletlerin Gü­venlik Konseyi ve Genel Kurula, Milletler­arası Teşkilâta üye olmak sıfatını haiz bu­lunduklarına dair deliller ibraz etmelerini ileri sürmüştür.

İtalya ve Libya dahil olmak üzere aday bulunan 14 memleketin toptan kabulleri hakkında Arjantin ve Suriye tarafından diğer bir proje tevdi edileceği sanılmak­tadır.

İlk olarak söz alan Sovyet Rusya murah­hası Jakob Malik. Peru teklifinin kanun­suz olduğunu söylemiş ve bu hususda id­dialar ileri sürmüştür.

Küba, Milliyetçi Çin, Belçika ve Mısır murahasları. Birleşmiş Milletlere dahil olmak arzusunda bulunan barışsever dev­letlere bu hususda bir kaç seneden beri red cevabı verilmiş olduğunu' esefle kar­şıladıklarını  bildirmişlerdir.

Küba ve Belçika bilhassa İtalya'nın teş­kilât sinesinde oynayabileceği faydalı rolü belirtmişlerdir.

Mısır murahhası, Libya'nın lehinde bulun­muştur.

Müzakerelere yarın devam edilecektir. 22 Ocak 1952

           Paris:

Arap mültecileri hakkında Türkiye'nin' batılı devletlerle müştereken sunduğu ta­sarı hakkında konuşan Türk delegesi İl­han Savut, tasarı metninin Arap heyetiyle tasarı sahibi murahhaslar arasında cere­yan eden samimî ve devamlı müzakerelerin, bir neticesi olduğunu belirterek şunları söylemiştir:

«Tasan sahipleri tasarının kabul edilece­ğini ümit etmektedirler. Bu hususta sami­mî gayretler sarfetmişlerdir. Tasarının metni Arapların itirazlarına cevap ver­mektedir.»

İlhan Savut, Arap mültecilerine Birleşmiş. Milletler Yardım Programının hiçbir si­yasî mahiyet taşımadığını ve bilhassa va­tana iade ve tazminat bahsinde mültecilerin menfaatlerim haleldar edecek vasıfta ol­madığını tebarüz ettirdikten sonra, mülte­cilere yardım programının finansmanına yardım etmiş olan heyetlerden sitayişle bahsetmiş ve demiştir kî:

«Türkiye'ye gelince, biz mültecilerin ıstı­raplarını hafifletmek arzusunda olduğu­muzu gösterdik. Yardımımız mütevazı ol­muştur. Zira imkânlarımız son derece mahduttur ve memleketimiz mülteciler meselesinin ne kadar vahim bir mesele olduğunu bilmektedir. 1950 senesinden-beri 155,000 mülteci Türkiyeye gelmeğe çalışmıştır. Bunların 152.000 den fazlası Bulgaristan'dan gelen Türk asıllı Bul­gar mültecileri ve 2.500 kadarı da Milletlerarası Mülteci Teşkilâtı ile varı­lan anlaşmalar gereğince kabul edilmiş kimselerdir. Türkiye bunların İhtiyaçlarını karşı Uyabilmek için diğer milletlerden yar­dım talep etmek zorunda kalmıştır. Bun­dan başka, Türkiye. Arap mültecileri me­selesini çok müsait bir zaviyeden gör­mekle beraber, memleketimizin, bahis mevzuu tasarının sahibi olması keyfiyeti onun istikbaldeki yardımlara dair bir ta­ahhüde girdiği yolunda telâkki edilmeme­lidir.»

Türk delegesi, Arap mültecileri meselesi­nin müstaceliyeti üzerinde ısrar ettikten sonra alınması lâzım gelen şu iki tedbiri zikretmiştir:

1.— Birleşmiş Milletler, gıda, mesken ve ilâç bakımından doğrudan doğruva yardımda bulunmalıdır, fakat bu yardım geçicidir ve ilânihaye devam edemez,

2.— Birleşmiş Milletler. Arap mültecile­rine, kendi ihtiyaçlarını kendileri kar­şılamak imkânını sağlayacak şartlar yaratmalıdır.

Türk delegesi kavda değer nutkunu Bir­leşmiş Milletler Yardım Komitesinin ve diğer teşekküllerin Filistin'de yaptıkları işlerden sitayişle bahsederek bitirmiştir.

— Paris:

Birleşmiş Milletlerdeki Türkive daimî de­legesi Selim Sarper bu sabah, başkanı olduğu, Siyasi Komisyon toplantısında ha­raretli ve kuvvetli bir konuşma yapmış­tır.

İsrail delegesi Eban, Bağdat'ta iki Yahudinin asılmasına karşı protestoda bulun­mak üzere Komisyon toplantısını terketmek kararında olduğunu bildirince, Selim Sarper İsrail delegesinin sözünü keserek demiştir ki:

«Bîr insan hayatını kaybettiği zaman ben de herkes kadar ıstırap duyarım. Bununla beraber 1949 senesinde yine bu Komisyon­da buna benzer bir hâdise cereyan etmiş­tir. O tarihteki toplantıda İsrail delegesinin bugün yaptığı konuşmaya müşabih bir be­yanatın iki sebepten Ötürü kabulüne im­kân olmadığı kararlaştırılmıştı:

1.— Bîr kere böyle bir konuşma müzake­re mevzuuna girmez.

2.— Bundan başka bu gibi hâdiseler tamamıyla üye devletin iç adalet ciha­zına bağlıdır.

Bu itibarla, şahsî hislerini ne olursa ol­sun. İsrail delegesi Eban'ın beyanatının kabulüne imkân olmadığına karar vermek zorundayım.»»

Selim Sarper, bundan sonra hâdisenin ka­panmış olduğunu bildirmiştir.

Bunu müteakip söz alan Irak delegesi, hü­kümetinin adı geçen iki Yahudinin idamı hakkındaki kararını müdafaa etmeğe baş­layınca. Selim Sarper, Komisyondaki de­legeler bu mesele üzerinde söz almak için ısrar etmedikleri takdirde kendilerine son derece müteşekkir olacağını söylemiştir.

Toplantıdan sonra Birleşmiş Milletler Teş­kilâtı koridorlarında Selim Sarper'in bu azimkar hareketi övülmüş ve takdirle kar­şılanmıştır.

Bugünkü toplantının sonunda Birleşmiş Milletlerin Filistin Arap mültecilerine ya­pacağı yardım üzerinde müzakereler ya­pılmış ve üç Batılı devletle Türkiye'nin sunduğu ve Arap mültecilerine 250 milyon dolar tahsisini derpiş eden karar sureti 7 müstenkife karşı 44 oyla kabul edilmiş­tir.

25 Ocak 1952

— Paris:

Birleşmiş Milletlerdeki Türk delegesi İlhan Savut. dün Hususî Komisyonda Libya me­selesi hakkında tekrar söz almıştır. Türk temsilcisi demiştir ki:

«Birleşmiş Milletler Umumî Asamblesi iki sene evvel Libya'nın bağımsız ve hüküm­ran bir memleket olmasına karar vermişti. Bugün gayemize varmış olduğumuz için Türk heyeti memnundur.»

İlhan Savut, Birleşmiş Milletlerin Libya hadiseleriyle yakından alâkadar olduğunu ve bu devletin kuruluşuna yardım ettiğini hatırlattıktan sonra bu şerefin esas itiba­riyle Libya halkına ait olduğunu beyan etmiş ve demiştir ki:

«Libya'nın bağımsızlığı için çalışan Libya halkını. Kralını ve onlarla işbirliği yapa­rak yardım eden Birleşmiş Milletler Lib­ya komiseri ve Fransa, İngiltere temsilci­leriyle eski idare makamını tebrik ede­rim.»

Birleşmiş Milletlerin Libya'ya teknik ve ekonomik yardımını hatırlatan ve bunun her zaman kolay olmadığına işaret eden Savut. Libya'nın güvenliğine müteallik halledilmesi icap eden meselelerle ekono­mik ve malî müşkülâtla karşılaşacağını belirtmiş ve sözlerine şu mühim beyanatla son vermiştir:

«Libya bu meseleleri halletmeğe mukte­dirdir. Tabiatiyle Birleşmiş Milletler müm­kün olan her yardımı vapmalıdır. fakat Libyalılar gemilerini kendileri idare etme­lidir. Libya artık bağımsız ve hükümran bir devlettir, istikbali ve takip edeceği yol hakkında karar vermeğe muktedir olup si­yasî mevzuda nasihate ihtiyacı yoktur.

Türk heyeti Libya'nın Birleşmiş Milletlere üye olmasını teklif eden «Onikiler» in ka­rar sureti tasarısı lehinde oy verecektir.»

— Paris (Birleşmiş Milletler):

Libya hakkında verilen iki karar suretinin oya konulmasından evvel 13 hatip özel Siyasî Komisyonda söz alacaktır.

İlk defa Mısır delegesi Abdülmümin Mus­tafa Bey söz alarak Libva'nın her türlü fena yabancı tesirden uzak kalması ümi­dini izhar etmiş. Batılı devletlerin askeri kıtalar tutmak ve üsler inşa etmekle Libva'da yeni bir vesayet şekli ihdas etmiş olduklarını bildirmiştir.

Libya milletinin hür seçimlerle nabzı yoklanmamış olması keyfivetini teessürle kar­şılayan Mısır delegesi. Libya'nın iktisadî sistemini tenkid etmiş. 12 devlet karar su­retine tadil teklifinde bulunarak, hür ve demokratik olması lâzım sreldiğini tasrih etmiş. Limyava yapılacak her türlü ikti­sadî ve malî yardımın milletlerarası bir temele istinad etmesi ve bazı devletlerin müdahalesini bertaraf edecek şekilde Birleşmiş Milletler Teşkilâtı tarafından ya­pılması lüzumunu belirtmiştir.

Ukrayna delegesi yabancı kuvvetlerin çe­kilmesini ve yabancı üslerin tasfiyesini is­temiş, daha sonra söz alan Suriye murah­hası Ahmed Şükrü Bey, Fizan üzerindeki hükümranlığını terketmesinden dolayı Fransa'yı tebrik etmiş ve demiştir ki:

«Tunus. Cezayir ve Fas'ın istiklâlini iste­yen karar suretini sunduğu gün. Fransayı çok yakında tekrar tebrik etmek ümidin­deyim.)»

Arnavutluk. Moğolistan. Bulgaristan. Ru-manya. Macaristan, Finlandiya, İtalya, Portekiz. İrlanda, Ürdün, Avusturya, Sey­lân, Nepal ve Libya'dan mürekkep 14 üye­nin taleplerinin hep birden kabul veya hep birden reddedilmesine dair Sovyet Rusya'­nın ileri sürdüğü tez, Sovyet karar sure­tinde sarahaten mevcut değilse de. Sovyet murahhasının bu noktayı teyid etmesi ü-zerine Birleşik Amerika yemde itirazlar ileri sürmüştür.

Bu teklifin Güvenlik Konseyi askıda ka­lan kabul taleplerini inceleyeceği vakit mütalâası mümkündür. Binalenaevh hu sa­bah kaydedilen oyların, yeni üyeler kabu­lü meselesine derhal bir hal çaresi bula­mayacağına şimdiden hüküm verilebilir. Bu meselede vetonun kıymeti hakkında Milletlerarası Adalet Divanının fikrinin sorulmasını isteyen Orta Amerika memle­ketlerinin talebi bilâhare Siyasî Komisyon tarafından mütalâa edilecektir.

Komisyon varın. Rusya'nın Cin kıtasının toprak bütünlüğünü ve sivasî hükümran­lığını ihlâl ettiği hususundaki milliyetçi Çin'in  şikâyetini inceleyecektir.

27 Ocak 1952

— Paris:

Birleşmiş Milletlerdeki Mısır heveti söz­cüsü Dr. Azmi Bey. bugün yaptığı basın toplantısında demeçte bulunarak üç hâdi­senin Mısır'ın pazar günü yahut pazartesi günü İngiltere ile sivasî münasebetlerini kesme kararını alacağını gösterdiğini bildirmiştir. Dr. Azmi Bey demiştir ki:

1.— Dün Bakanlar iîe görüşen Başbakan hu gibi tedbirlerin gözönünde bulun­durulmalarını  istemiştir.

2.— Nahas Paşa'nın başkanlığı altında bulunan ve Dışişleri Bakan vekili. İçişleri ve Savunma Bakanları, bu kararı bildiren metni hazırlamakla vazifelendirilmişlerdir.

 

,— Birleşik Amerika Büyükelçiliği münasebatın kesilmesi kararının 48 saat geri bırakılmasını cuma günü iste­mişti.

28 Ocak

— Paris:

Güvenlik Konseyi Keşmir meselesinin mü­zakeresine devam etmek üzere çarşamba günü toplanacaktır. Konsey ayni oturumda, kendi kadrosu içinde kurulmuş olup. va­zifeleri yeni bir Silâhsızlanma Komisyonu­na devredilmiş olan Klâsik Silâhlar ve Atom Enerjisi Komisyonlarını resmen feshedecektir.

29            Ocak i 952

           Paris:

Dün Libya meselesini incelemekte olan Özel Siyasî Komisyonda başkanla Sovyet ve Yugoslav delegeleri arasında küçük bir hâdise cereyan etmiştir.

Yugoslav murahhası Kreşto Bulajic, Sov­yet Rusya'nın, peykleri toprakları üzerin­de mühim silâhlı kuvvetler tahşid ettiğini, binaenaleyh. Batılı devletlerin de Libya'da üsler kurmasına muhalefete manen hakkı olmadığını söylemesi üzerine Komisyon başkam Selim Sarper. hatibin sözünü kesmişse de murahhas, başkanın ve Sovyet murahhası Soldatov'un kürsüye vurduk­ları darbelere rağmen demecine devam et­miştir.

Başkan o zaman tercümanlara tercümeyi kesmelerini emretmiştir. Bulaüc sözlerine devam eylemiştir. Sovyet murahhası Solda­tov'un talebi üzerine Başkan Selim Sarper. Yugoslav temsilcisinin sözlerinin kesildiği andan İtibaren oturum zabtına geçmeyece­ğini bildirmiştir. Bunun üzerine bu sefer de Yugoslav murahhası kürsüsünün kapağını şiddetle vurarak demecinin tam metninin . zabta geçirilmesi yolundaki talebinin reye konmasını istemiştir.

Talep bire karşı 40 oyla reddedilmiştir. Beş çekimser oy verilmiştir.

30            Ocak 1952

           Paris  (Birleşmiş   Milletler):

Pakistan Dışişleri Bakanı Sir Zafirullah Han, Keşmir meselesi hakkında Güvenlik Konseyinde cereyan eden müzakereler sı­rasında söz alarak, Pakistan'ın Amerika­lılara askerî üsler verdiği hakkında, Keşmir ihtilâfı  mevzuunda  Konseyin bundan evvelki celsesinde Jacob Malik tarafından ileri sürülmüş olan iddiaları kesin olarak reddetmiş ve demiştir ki:

Pakistan Birleşik Amerika'ya üs terketmediği gibi. böyle bir teklifte de bulun­mamış ve kimse de kendisinden böyle bir şey istememiştir.

31 Ocak 1952

— Paris:

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Trygve Lie ilk defa olarak 1950 Temmuzunda sun­duğu 20 .yıl süreli sulh tasarısının tefer­ruatı hakkında bugün Genel Asamble'ye arzettiği raporu münasebetiyle beyanatta bulunarak ezcümle şöyle demiştir:

«Dünya Teşkilâtı, dünyanın maruz kaldığı zarurî ihtiyaçları karşılamak üzere gere­ken müsbet hareketler için gitgide Mil­letlerarası bir vasıta veçhesi takınmakta­dır.

Üye   devletlerin,   Birleşmiş   Milletler  kaynaklarını kullanmak üzere yeni yeni gay­retler harcayacakları üç mesele vardır: 1.— Büyük devletler ihtilâfı.

2.— Eski menfaatlarla. Asya, Afrika ve bilhassa Orta-Doğu'da kabarmakta olan milliyetçi cereyanlar arasında sulhçu bir ayarlama.

3.— İktisadî gelişmeyi genişletmek yolun­da, saha müessir ve uzun vadeli bir planlama ve harekete geçme ihtiyacı.»

Büyük devletler ihtilâfına temas eden Lie. «Doğu ile Batı arasında ciddî müzakere­lere yol açacak yeni fırsat ve imkânlar sağlayan bir istikamette yürümekte oldu­ğumuz ihtimali vardır» demiş ve Genel Asamblenin, ne zaman olursa, faydalı gö­rüldüğü takdirde Güvenlik Konseyinin yüksek şahsiyetleri arasında toplantı ya­pılmasını tavsiye etmesine işarette bulu­narak sözlerine şunları ilâve etmiştir:

«Bu gibi toplantılar, anlaşma bölgelerini genişletebilirle imkânlarını araştırmak üzere hassaten gizli yapılmalıdır.

Şuna da inanıyorum ki. Güvenlik Konseyi camiası içinde ve dışındaki büyük devlet­lerle zamanında istişarelerde bulunmak esas bir şarttır. Yeni Silâhsızlanma Komis­yonu, manzara ne kadar ümitsiz görünürse görünsün, nihayette semereli olacaktır.

Bu Asamble Birleşmiş Milletler üyeliğinin cihanşümul bir mahiyet almasını gittikçe artan bir kuvvetle desteklediğini göster­miştir. Gelecek Asamblenin bu araya katılmak için müracaat eden memleketlerin hepsini de yeni âzası olarak selâmla yapabilmesini temenni ederim.

Orta-Doğu. Asya ve Afrika'nın diğer böl­gelerindeki siyasî güvenlik meseleleri de ancak sakin ve makul bir ruh ve hava için­de mütalâa edilmedikçe hiçbir hal çaresi bulunamaz.

Meşru millî emel ve arzualı tanımak, mil­letlerarası hukuk icaplarına hürmet, zor ve şiddet kullanılmasını red, mevcut hat ve şartları değiştirmeğe matuf sulhçu bir ayar­lama yolu bulmak hususunda karşılıklı tas-mim. dünyanın bu tarafında patlamaya müheyya tehlikeleri azaltmak için zarurî­dir.

— Paris (Birleşmiş Milletler):

Türk murahhas heyeti üyelerinden Adnan Kural, Keşmir meselesi hakkında bugün Güvenlik Konseyindeki müzakereler sıra­sında söz almış ve Birleşmiş Milletlerin Hindistan ve Pakistan arabulucusu Frank Graham'm bu memleketler nezdindekî ara­bulucu vazifesine devam etmesi ve 31 Marttan evvel Konseye rapor vermesi esa­sım gözönüne alan İngiliz teklifini hara­retle desteklemiştir.

Türk murahhası ezcümle şunları söylemiş­tir:

«Hindistan ve Pakistan arasındaki anlaş­mazlık çok uzun müddetten beri devam etmiştir. Bir anlaşma zemini bulmak için Graham'ın gayretleri teşci edici bir hare­kettir. Bu gayretler sayesinde iki taraf gö­rüşleri arasında bir yakınlık olmuştur. Graham iyi bir yoldadır. Bundan dolayı, ese­rini devam ettirmesi lâzım gelmektedir.»

Birleşmiş Milletler ve savun­ma politikası...

Yazan: M. .Nermİ

4 Ocak 1952 tarihlî Yeni İstanbul'­dan

Birleşmiş Milletler Kurultayının Pariste toplandığını biliyoruz. Bayram ve dinlenme günlerinin araya girmesiyle, bir müddet için, dinen çalışmalara ge­ne başlamıştır. Paristen gelen ha­berler bunu bildiriyor bize. Bir­leşmiş Milletler Kurultayının niçin top­landığını elbette hatırlarsınız. Kore ihtilâfına bir çıkar yol arayıp buluna­caktı. Ondan sonra da Demokrasilerle Sovyetler arasındaki geçimsizliğin pü­rüzleri birer birer giderilerek uzlaşma imkânları hazırlanmış olacaktı. Dâva­ların sıralanışından da bunu anlamak mümkündür.

Demokrasili diplomatların anlayışlarına göre, Kore ihtilâfı, bir sonuca bağlan­madan Batı ile Doğu arasında uzlaşma yolları bulunamazdı; biz, şimdi, eski yı­lın sonlarına doğru Birleşmiş Milletler Kurultayında yapılan tartışmalardan hiçbir şey çıkmadığını görüyoruz. Kore ihtilâfı bütün ağırlığı ile, olduğu gibi, durmaktadır. Batı ile Doğu arasındaki gerginlik tavsamamış ve uçurum, belki, biraz daha derinleşmiştir. Öyle anlaşı­lıyor ki: Birleşmiş Milletler, neticesizliklerin hangi kaynaklardan geldiğini henüz, gerektiği gibi, anlayamamışlar­dır. Sebepler iyice kavranılmadıktan sonra da, bütün tartışmaların tam mânasıyla konusuz kalacağına hükmet­mek lâzımdır. Bu yüzden, Birleşmiş Milletler, hem çok kısır bir yolda yü­rümektedir, hem de üstelik, boşyere, emek ve zaman harcamaktadır. Sovyet­ler dâvası, politika bakımından, yeşilmasa dâvası olmaktan çıkmıştır artık.

Birleşmiş Milletlerde görüşülen konu­lardan hiç bir şey çıkmaması, barışa ve hürriyete bağlı milletlerin güvenini arttıran bir belirti sayılamaz. Ya konu­lar bile bile yersiz seçiliyor, ya görüşme usulleri yanlıştır, ya teşkilâtın ak­sak tarafları vardır, veya üye milletle­rin politikaları, yüksek ideallere. göre henüz âyarlanamamıştır. Bu ihtimaller üst den bir tanasi bile bütün çalışma­ları altüst etmeye yeter.

Hele bu ihtimallerin hepsi de bir araya gelmişse, çarkın ne kadar boşuna döndüğünü düşünebilirsiniz. Milletler böyle karanlık bir gelişme karşısında sinirlenir ve telâşlanırlarsa haklıdırlar. Halbuki; ne yapılacağını bilmek, tedbirsiz bırakılmadığına inan­mak, milletler için, silâhlanmak kadar ehemmiyetlidir.

Birleşmiş Milletler kurulurken, politi­ka ölçüleri, aşırı derecede iyimser tu­tulmuş ve bu yüzden, verimli çalışma imkânları hemen hemen ortadan kalk­mıştır. Durumun inceliğini çoktan kav­rayan yüksek kaliteli politikacılar, Bir­leşmiş Milletlere yeni bir çalışma dü­zeni vermeye çalışıyorlar. Bu arada Türk Milletinin yapıcı hamlelerini, ay­rıca, belirtmek isteriz. Çünkü; Birleş­miş Milletler kurulurken, memleketi­miz, teşkilâtın aksaklıklarını, eksik­lerini çok iyi anlamış ve fikrini açıkça söylemekten çekinmemiştir. Pariste toplanan Kurultay, şimdi güçlüklerden sıyrılmak için, yeni bir yol arıyor ve bizim bir zamanlar, yürekten savundu­ğumuz görüşleri benimsemeye, daha doğrusu, benimsetmeye çalışıyor.

Açıkça söylemeliyiz ki: Birleşmiş Mil­letlerin politika Komisyonunda, birta­kım devletler tarafından öne sürülen SALDIRGANLIK ve VETO dâvası, ge­niş bir gerçeklik anlayışiyîe ele alınır ve çözülürse, yıllardan beri içinden çı­kamadığımız güçlükleri birer birer or­tadan kaldırmak imkânlarına, nihayet, erişmiş oluruz. Birleşmiş Milletler de; bu suretle, insanlık için, gerçekten, gü­venilir bir kudret haline gelebilir. Her teşkilâtın, mutlaka, bir kuruluş gayesi ve bu gayeyle ilgili sorumlulukları, va­zifeleri vardır. Teşkilât da bunlara bağ­lı kaldıkça yaşayabilir. Tarih: millet iradelerinîn hikâyesidir. Dünya mukadderatını eline alan Birleşmiş Milletler Kurulu gibi bir teşkilât, nasıl olur da, bir veto karşısında iradesizlenebilir? Formalitelerle, Şimdiye değin, hiçbir iş başarılamamıştır. Ortada bir veto var­sa, milletlere karşı girişilen taahhütler de vardır. Biz, bu taahhüt sezgisinin, Birleşmiş Milletler Kurultayında du­yulmuş olmasını, insanlık için, yapıcı bir kudret sayıyoruz. Ele 'alman konu­nun geniş tartışmalara yol açacak bir konu olduğunu biliyoruz. Fakat, ideal birliği olduktan sonra, güçlükleri yen­mek kolaydır. Başarılacak iş; aşılması gereken güçlüklerin en son tasfiyesidir. Ancak bu yapıldıktan sonra, gerçekliğe dayanan bir milletler arası savunma politikasından bahsedebiliriz. Birleşmiş Milletler, şimdi, büyük ölçüde sonuçlar müjdeleyen konuları ele almış bulunu­yor. İnsanlığın bahtı, Kurultayda kaza­nılacak çoğunluğa bağlıdır. Üyeler, dar görüş çerçevelerinden kurtularak, tam yerinde bir karar vermek sorumlulu­ğunu duyarlarsa, devamlı bir barış ça­ğı başlamış olabilir.

Vişinski'nin istediği...

Yazan: Mücahit Topalak  

5 Ocak 1952 tarihli Zafer'den

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun Paris toplantısı, Noel ve Yılbaşı tatilin­den sonra çalışmalarının ikinci kısmı­na, Vişinski'nin ağır hücumları ve aşın istekleriyle girmiştir. Dün, siyasî ko­misyonda iki saat kadar süren itham ve iddialarla dolu nutkundan sonra. Sovyet Dışişleri Bakanı, komisyona sunduğu karar suretinde, ezcümle müş­terek tedbirler komisyonunun lağvını ve milletlerarası gerginliği izale etmek üzere alınacak tedbirleri gözden geçir­mek üzere Genel Kurulun Güvenlik Konseyini derhal toplantıya çağırması­nı istemektedir.

Sovyet Dışişleri Bakanının Kore ihti­lâfına hal çareleri ve Asya'da yeni.bir komünist teşebbüsünün başlayacağını düşündüren bir takım garip ithamlarla süslediği fikrin, esas itibariyle 950 yılı Kasım ayından beri Birleşmiş Milletler Teşkilâtı içinde beliren müşterek gü­venlik hareketine karşı yöneltilmiş ol­duğu aşikârdır. .

Hatırlarda olduğu gibi, Kore ihtilâfı ve bu ihtilâfa komünist Çin'in müdahalesi . üzerine, sulhun tesis ve idamesi ile va­zifeli başlıca organ olan Güvenlik Kon­seyinde Sovyet notası yüzünden esaslı bir karar alınamaması tehlikesi karşı­sında, Genel Kurul 1 Kasım 1950 tari­hinde, siyasî komisyonun sunmuş oldu­ğu «Sulh için birlik ve müşterek gü­venlik» adlı tasarı üzerinde üç gün sü­ren müzakereden sonra bu. tasarıyı Sov­yet blokunun. aleyhte oyu ve iki müs­tenkife karşı 52 oyla kabul etmişti.. Bu karara göre sulhu tehlikeye düşü­ren her hangi bir tehlikeli hal veya te­cavüz karşısında, Güvenlik Konseyi Ve­to hakkının istimali yüzünden vazife­sini yapamadığı takdirde, Genel Kurul 24 saat zarfında toplanarak üye devlet­lere, alınması gereken müşterek tedbirler hakkında tavsiyelerde bulunabile­cektir. Bu tedbirler, sulhun ihlâli veya bir tecavüz halinde, silâh istimali sure­tinde de tecelli edebilecektir.

Genel Kurul bu karar suretile beraber, dünya sulbünü tarsin ve idame etmek, için baş vurulacak tedbirleri tetkikle vazifeli ve 14 memleket mümessilinden müteşekkil bir «müşterek tedbirler» ko­misyonu ihdasını da kabul etmiştir ki, dün Vişinski'nin lağvını istediği ko­misyon bu komisyondur. Müşterek güvenlik esası ve bu esas da­hilinde alınacak tedbîrleri incelemekle vazifeli komisyonun ihdasına ait karar, bir kül halinde, Güvenlik Konseyinin daimî üyelerini teşkil eden büyük dev­letlere tanınmış olan Veto hakkının kö­tü tesirlerini tahfife ve sulhun tehlike­ye düşmesi halinde alınması gereken kararları Veto hakkının carî bulundu­ğu Güvenlik Konseyinden, çoğunlukla karar alman Genel Kurula nakletmeğe matuf demokratik ve realist bir teşeb­büstür. Ancak bu sayededir ki, Birleş­miş Milletler, tecavüzler ve ihlâller karşısında eli kolu bağlı kalmaktan kurtulacaktır.

Dün Vişinski,  müşterek tedbirler ko­misyonunun lağvını ve gerginliği izale için alınacak tedbirleri görüşmek üze­re Güvenlik Konseyinin toplantıya da­vet edilmesini istemekle, bu hareketi Önlemenin ve meseleleri yeniden, Veto hakkiyle malûl Güvenlik Konseyine ia­de etmenin çarelerini araştırmağa- ça­lışmıştır.

Filhakika, Genel Kurul, 3 Kasım 1950 tarihli kararında, aynı zamanda Güvenik Konseyinin daimî üyelerine de, top­lanarak, sulhu tehdid edebilecek mese­leler üzerinde görüşmeyi tavsiye etmiş bulunmaktadır; fakat bunun, Genel Kurula kabul edilen tedbir alma hak­kının ilgası mânasına gelemiyeceği gibi, müşterek tedbirler» Komisyonunun lağvını müstelzim bir tavsiye de olma­dığı aşikârdır.

Vişinski'nin dünkü taleplerine karşı ilk reaksiyonlar hemen tamamen men­fi olmuştur. Bu menfi reaksiyonun de­vam etmesi ve Birleşmiş - Milletler teşkilâtının yaşayabilmesi için hemen tek ümid yolu olan bu demokratik ham­lenin geleceği üzerinde asla pazarlık kabul edilmemesi lâzımdır.

Azınlık çoğunluk..

Yazan:  Mücahit ToPalak

6 Ocak 1952 tarihli Zafer'den

Sovyet Dışişleri Bakanı Vişinski, Bir­leşmiş - Milletler Genel Kurulunun Si­yasî Komisyonunda, «Sulh için birlik ve müşterek tedbirler» esasına karşı hücuma geçerken iddia ve ithamlarını başlıca şu noktaya istinat ettirmiştir: «Sulhu koruma ve idame ettirme va­zifesini yüklenmiş olan Güvenlik Kon­seyinin bu vazifesinin herhangi bir se­bep ve- bahane ile Genel Kurula devir ve havale edilmesi, tamamen siyasi mülâhazalarla başvurulmuş ve Birleş­miş - Milletler Anayasasına aykırı bir harekettir.»

Vişinski'nin bahsettiği ihlâl hareketi, sulhu koruma ve idame sadedinde Gü­venlik Konseyinin Veto hakkı yüzünden muattal kalması halinde Genel Kurula karar alma ve tavsiyede bulunma salâ­hiyetinin verilmesini derpiş eden ka­rardır. Vişinski, dünya umumî efkârına karşı, bu kararı, Amerika'nın maddî kuvvet ve nüfuzunun etrafında birle­şen ve Sovyet Rusya'ya karşı mütecaviz bir cephe tesis etmeye çalışan devletle­rin kötü niyetli bir kararı olarak ele almaktadır.

Sovyet Dışişleri Bakanının iddialarına esas teşkil eden siyasî mülâhazalar bir an için bertaraf edilerek düşünülecek olursa, Birleşmiş - Milletler Teşkilâtı Genel Kurulunun, sadece bir «mandat»île sulhu koruma ve idame vazifesini tahmil etmiş olduğu Güvenlik Konseyi­ni bu vazifeden affetmesi veya onun yerine geçerek, bazı muamelâtı ifa et­mesi, modern hukuk ve müessese anla-miyle asla gayri kabil telif değildir. Bir anayasa çerçevesi içinde, bu anayasayı vücude getirmiş ve onun icaplarına — hâdisede olduğu gibi, hükümranlıkla­rından az çok fedakârlık ederek — mu­tavaat etmiş olan devletlerin çoğunlu­ğu mevcut hukukî nizamın kaynağını teşkil ettiğine göre, bu çoğunluğun, gü­nün icap ve şartlarına uyarak, tevkil etmiş olduğu organın vaziyet ve salâhi­yetinin de ikinci derecede ve daima ka­bili iptal veya kabili tashih olacağı şüp­hesizdir.

Şu kadar var ki, Birleşmiş Milletlerin bu hukukî bünyesine, bidayette siyasî mülâhazalar karışmış bulunmaktadır. İkinci Dünya Harbinin zafer sarhoşluğu veya mağlûbiyet bitkinliği ile malûl bulunan devletler, gelecekteki sulhun korunma ve idame işini, sillesini yemiş veya himayesine mazhar olmuş bulun­dukları "Büyük» devletlerin himmetine terketmek, yani, sulhun idame ve mu­hafazası bahsinde alınacak kararların büyük devletlerin ittifakına iktiran et­mesine, diğer bir tâbirle Veto hakkının tesessüsüne müsarrat veya müsamaha etmekle bugünkü durumu yaratmışlar­dır.

Bugünkü durum, bir deyimle, vaktiyle birbirine karıştırılmış olan bu hukukî ve siyasî mülâhazaların çıkmazından başka bir şey değildir.

Bu. çıkmazın bu derece sıkıntıya sebep olmasının en mühim sebeplerinden bi­ri de, bugünkü çok mühim siyasî po­tansiyel farklarına rağmen, hakikî bir üstünlük sağlayacağı zannedilen tek­nik imkân ve vasıtaların, ilânihaye te­rakki ve inkişafından zaif bir siyasî üstünlüğün hiç bir zaman doğurmayacağı kanaatinin yavaş yavaş yerleşmekte olmasıdır.

Birleşmiş - Milletler, Vişinski'nin tale­bini reddetmek ve çoğunluğa meylet­mek suretiyle eski bir zihniyeti yık­mak ve hakikî selâmet yolunu aramak durumundadırlar.

Hür milletlerin güvenlik poli­tikası.»

10 Gcak 1952 tarifli Yeni İstanbul'­dan

PARİSTE tartışmalarına devam eden Birleşmiş Milletler Politika Komisyonu, savunma konusunda Önemli "bir adım atmış ve milletlerarası bir ordu kurul­masını kabul etmiştir. Gelen haberler­den, Sovyetlerin,, her zaman olduğu gi­bi, bu defa da, menfi davrandıklarını öğreniyoruz. Bunda hayret edilecek bir şey yoktur. Hür milletler yapıcı bir işe giriştiler mi, Sovyetler, hemen işkillen­mekte ve bunu kendi barışlarına karşı bir hareket saymaktadırlar. Sov­yetlerin katıldığı her toplantıda aynı politika oyunu tekrarlanır. Birleşmiş Milletlerin güvenlik dâvası konuşulur­ken Sovyet delegelerinden elbette baş­ka bir şey beklenemezdi.

Sovyetlerin dış politikası güvenlik fikri ve maksadı Üzerine kurulmamıştır. Bu hakikatin tam mânasiyle anlaşılması lâzımdır. Güvenlik dâvasının çözülü­şü, insanlık için, yeni bir barış çağı açabilir, Milletler arasındaki anlaşmaz­lıklar durulur, ekonomik güçlükler kal­dırılır ve her millet ne yapacağını an­layarak faaliyetlerini plânlaştırabilir. Böyle bir durumun, Sovyet politikası için,ne demek olduğunu bilmeden hü­küm vermek güçtür. Biz, kısaca, bu nokta üzerinde durmak isteriz.

Biliyoruz ki; her devlet gibi Sovyet Devletinin de bağlandığı bir fikir sis­temi vardır ve. bütün teşkilâtı ona göre ayarlanmıştır. Demokrasiler insanlar ve' milletler arasındaki hak eşiltiğini tanırlar ve şimdiki cemiyet düzenimizi yaratan fikirlere, değerlere, ideallere bağlıdırlar. Sovyet Devleti, burada de­mokrasilerden ayrılıyor. Bu son derece­de geniş fikir ayrılığı olmasaydı, zaten, Sovyet Devletinin kurulması imkânsız­dı. Demek oluyor ki; bütün görüş ayrı­lıkları, her iki devletçe cemiyet kurul­sunun zaruretlerinden ileri gelmekte­dir, Sovyetler demokrasileri ortadan kaldırmak fikrinden doğmuştur. De­mokrasi devlet tipini, ortadan kaldîrabilmek için de, şimdiki sosyal düdeni temelinden yıkmak şarttır. Yıkıcı bir ideali kılavuz edinen bir devlet şeklin­den yapıcı faaliyetler beklenemez.  Onun için barış ve savunma politikası Sovyet ideallerinin ölümü demektir.Bunu bildikten sonra kızıl delegelerin niçin yırtındıklarını anlamak kolaylaş­mış olur.

Komünist ideolojisine göre, şimdiki ka­pitalist Cemiyet, ergeç kendiliğinden çökecektir!  Fakat bu çöküş ne kadar hîzlandırılırsa o kadar iyi olur . Nasıl Dünya milletleri iki büyük savaş yüzünden yıpranmışlardır.Onlara bellerini doğrultmak imkânları    verilmelidir. Buhranlar dinerse kapitalist cemiyet, bir müddet için, derlenebilir.  Halbuki; yer yüzünde devamlı bir hu­zursuzluk yaratılır ve milletler  silâh­lanmak için gelirlerinin büyük bir kısmini harcarlarsa içlerinden erirler. Ko­münistliğin aradığı ideal durum da bu  suretle başgöstermiş olur! Sovyet Dev­letinin faaliyet programı, en geniş çiz­gileriyle budur ve bundan en ufak bir fedakârlıkta bulunamaz.

Pariste hür milletlerin güvenliğini sağ­lamak maksadiyle verilen karar,Sovyet dış politikasını, hiç şüphesiz telâş­landırmıştır. Fakat,hangi konuları içine aldığını henüz etraflıca bilmediğimiz bu karar, nihayet, bir komisyon kararıdır ve yürürlüğe girebilmesi için, Birleşmiş Milletlerce, genel toplantıda, uygun görülmesi lâzımdır.    Komisyon kararının eşsiz önemi gozönünde tutulursa, Birleşik Amerika ile İngilterenin Washingtonda giriştiği konuşmalarda da yer alması ve bu yüzden birtakım hazırlıklar yapılması lâzımdır.Biz,onun için, Washington görüşmelerinin aynı zamana düşmesini hayırlı bir belirti sayabiliriz.

Zamanımızın en büyük zorlukları,dün­ya güvenliğini ihmal edercesine, Sovyetlerle uzlaşmaya aşırı ölçülerde önem verilmiş olmasından ileri gelmektedir. Milletler, ekonomik kalkınmalarını imkânsızlaştıran durumun, çok sağlam ve sarsılmaz bir güvenlik düzeni yarat­makla tasfiye edebilirler. Bu yapıldıktan sonra da Sovyetlerle her zaman temaslara girişmek imkânı yardır. Fakat şimdi, her şeyden önce, üstünde durulacak dâva, milletlerarası güvenliğin, sağlan­masıdır.Paristeki politika komisyonu, güvenlik dâvasının saldırganlık konusuna sımsıkı bağlı olduğunu belirtmek­le çok müspet bir adım atmıştır. Fakat saldırganlık tezinin çok aydın bir çerçeve içine alınması ve ilerde ihtilâflar yaratacak sisli sözlerden kurtarılması lâzımdır. Böyle bir aydınlığa erişilirse hür milletler, çok kısa bir zamanda ara­dıkları güvene kavuşmuş olabilirler. Milletleri, ekonomik buhranlar yarata­rak içinden yıkmak fikrine göre ayar­lanan Sovyet politikası da böylece teh­likesiz ;bir hale "getirilmiş olur.".

Güvenlik sağlanır sağlanmaz, hür mil­letlerde çok verimli bir kalkınma faa­liyeti başlayabilir. Çünkü istihsal ve geniş ekonomik kımıldanışlar, sağlam bir güvenlik düzeni ister. Sovyetlerin şimdiki sosyal düzeni ortadan kaldır­maya göre ayarlanmış bir politikası varsa, demokrasilerin de kendi düzen­lerini sağlamlaştıracak bir politikası ol­malıdır. Birleşmiş Milletlerin politika komisyonu, gerçekliği kavrayarak, çok iyi bir karar vermiştir. Bu kararı, bü­tün aydınlığı ile sonuçlandırmak ve yürürlüğe koymak, her milletin en baş­ta gelen bir dâvası sayılmalıdır.

Rusya'nın eli...

Yazan:  Ömer Sami Coşar

13 Ocak. 1352 iarihli Yeni Sabah'-

tan

Birleşmiş Milletler hafta sonunda iki mühim hâdiseye sahne olmuştur. Genel Kurul, bundan evvel siyasî komsiyon tarafından tasdik edimiş olan Batılıla­rın silâhsızlanma plânı iîe kollektif em­niyet komisyonunun tasarısını geniş bir ekseriyetle kabul etmiştir. Böylelikle bir taraftan silâhsızlanma mevzuunda S