OLAYLARIN TAKVİMİ.
1 Ocak 1952
— İstanbul:
Yılbaşı gecesi şehrimizde pek eğlenceli, fakat hiçbir taşkınlığa sebep olmadan geçmiştir. Muhtelif eğlence yerleri sabaha kadar açık kalmıştır.
İstanbul Emniyet Müdürlüğü her türlü tedbiri almış bulunduğundan yılbaşı gecesi sadece normal zabıta vukuatı cereyan etmiştir. Muhtelif zabıta ekipleri sabaha kadar şehrin bütün semtlerini ve eğlence yerlerini kontrol etmişlerdir. Müdüriyetten yılbaşı gecesi için tanzim edilen misafirhaneye sadece kendini bilmeyecek derecede sarhoş bulunan S misafir kabul edilmiştir.
İstanbul Emniyet Müdürü Kemal Aygün, bu sabah Anadolu Ajansına aşağıdaki malûmatı vermiştir:
Yılbaşı günü ve gecesi şehrin en az vaka olan günlerinden birini geçirdik. Asayişe müessir hiçbir hâdise kaydedilmemiştir. Yalnız günlük âdi zabıta vukuatı cereyan etmiştir. Vatandaşlar sabaha kadar neşe ve vekar içinde eğlenmişlerdir. Bu eğlencelerinin bozulmaması için âmir ve memur bütün arkadaşlarım sabaha kadar vazife başında kalmışlardır. Neticeden çok memnunum. Yılbaşı geceleri başka memleketlerde gerek zabıta, gerek seyrüsefer vakaları yekûnu neşeyi bozacak derecede kabarık olur. Hamdolsun dün gece ne polis, ne de seyrüsefer vakası olarak tek bir ölüm dahi kaydedilmemiştir.
2 Ocak 1952
— Ankara:
Yılbaşı münasebetiyle Kore'deki Türk Silâhlı Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Namık Argüç'ten Millî Savunma Bakanı Hulusi Köymen ile Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut'a gelen tebrik mesajları ile bunlara verilen cevaplar aşağıdadır:
Millî Savunma Bakanlığına
Ankara
Türk Silâhlı Kuvvetleri. Birleşmiş Milletler safında dünya barışını korumak için, yurdun çok uzağında 1952 yılını idrâk ederken yurdumuz, milletimiz ve ordumuz için en iyi temennilerini yüksek şahsiyetinize arz etmekle bahtiyardır. Tuğgeneral Namık Argüç
Türk Silâhlı Kuvvetleri Komutanlığına
Kore
Türk ordusunun her yerde, her zaman ve her türlü şartlar altında, kendisine düşen vazifeleri şerefle başaracağım cihana bir kere daha ispat etmiş olan kahraman Tugayımızın bütün mensuplarına yeni yılın da uğurlu olmasını temenni eder, karşılık olarak, sağlık ve başarılar diler, sevgilerimi sunarım.
Millî Savunma Bakanı H. Köymen
Genelkurmay Başkanlığına
Ankara
Türk Silâhlı Kuvvetleri, Birleşmiş Milletler safında dünya barışını korumak için yurdun çok uzağında, 1952 yılını idrâk ederken, yurdumuz, milletimiz ve ordumuz için en iyi temennilerini yüksek şahsiyetinize arzetmekle bahtiyardır.
Tuğgeneral Namık Argüç
Türk Silâhlı Kuvvetleri Komutanlığına
Kore
İnsanlık hak ve hürriyeti uğrunda. Birleşmiş Milletler safında uhdesine düşen görevini sadakat, feragat ve üstün başarılarla yapan kahraman Tugay mensuplarının yeni yıllarını kutlar, başarı dileklerile sevgilerimi sunarım.
Geneîkurmav Başkanı
Orgeneral Nuri Yamut
— Edirne:
Türk - Bulgar hududunun, malûm sebeplerle, S Kasım'dan itibaren kapatılması ü-zerine 1500 kadar göçmen soydaşımızın Bulgar arazisinde hudut istasyonu Svilengrad'ta kaldıkları anlaşılınca. Hükümetimiz, malını mülkünü bırakıp yola çıkan bu göçmenleri sefil vaziyetten kurtarmak üzere, hududun kapalı olmasına rağmen Türkiye'ye kabul etmeğe hazır olduğunu Bulgar hükümetine bildirmişti. Fakat Bulgarlar göçü keyfî bir surette durduran son kararlarını müteakip bu İnsanî talebimizi de reddetmiş ve bahis konusu Türkleri geri dönmeye icbar eylemişlerdir.
Filhakika, inanılır bir kaynaktan öğrendiğimize göre, Bulgar makamları evvelâ kendi emirlerindeki iki hususî propaganda ajanını Svilengrad'a yollayarak Türkiye'ye gelmek Üzere orada toplanmış olan göçmenlere: «Bakın sizi Türkler kabul etmek istemiyorlar. Eski yerlerinize dönünüz» şeklinde propaganda yaptırmışlar, fakat bu sözleri kimse dinlememiştir. Bunun üzerine, göçmenler «Eğer dönmezlerse açlık ve soğuktan ölecekleri)) yolunda sözlerle tehdit edilmişlerdir. Bu tehditten de bir netice alınamayınca. Bulgar milisi kadın, çocuk bütün bu göçmenleri hazır duran vagonlara, dipçik ve süngü ile zorla doldurup geri nakletmiştîr. Göçmenlerin ellerinden pasaportları da toplattırılmıştır.
— Ankara:
Bütçe Komisyonu bugün öğleden evvel ve öğleden sonra yaptığı iki toplantıda Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin tetkik ve müzakeresine devam etmiştir.
Bundan evvelki celsede Bakana tevcih e-dilen muhtelif sual ve temennilere karşı Bakan ayrı ayrı cevap vermiş ve ezcümle şunları söylemiştir:
Büyük istidatlar olan İdil Biret ve Suna Kan:ın hususî bir ehemmiyetle yetiştirilmesine dair hazırlanan ve hâlen mevcut bulunan kanunun tâdil ve ikmal etmek suretiyle büyük istidat gösterecek bütün çocuklarımıza şamil olacak bir kanun haline getirilmesi üzerinde duracağım.
Öğretmenin azlığı bir realitedir. Fakat bu azlık daha ziyade öğretmen maaş kadrolarının kifayetsizliğinden gelmektedir. Geçen sene iki bin öğretmen vazifeye alınmıştı. Bu sene iki bin yeni mezun öğretmen daha kadroya alınacaktır. Ayrıca bir kadro kanunu hazırladık. Bunu da yakında Meclise getireceğiz. Kadrosuzluk yüzünden terfi edemiyen öğretmenlerin terfii de bu kadro kanunu ile halledilecektir.
Birçok arkadaşlar yabancı lisan meselesine temas ettiler ve okullarımızda gerektiği şekilde lisan öğretilmediğini işaret buyurdular. Bu hususta daha iyi neticeler almak için lisan derslerinin müfredat, kitap, metod ve öğretmen mevzuları üzerinde duruyoruz. Ancak herşeyerağman okullarımızda yabancı dillerin tam surette öğretilmesine imkân görmüyoruz. Bu hususta ayrı ve hususî tedbirler almak, teşebbüsler yapmak lâzım geliyor. Bu kanaatla Anka-rada Türk Eğitim Derneği Lisesini bir Türk Koleji haline getirmek için dört beş senedir devam eden müracaatları müsbet bir şekilde karara bağlıyarak gereken müsaadeyi vermiş bulunuyoruz. Simdi bu lisede tam bir Kolej tedrisatı yapılmaktadır. Bu iyi neticeler verdikçe bu çeşit Türk kolejlerini çoğaltmak düşüncesindeyiz.
Ayrıca lisan derslerinin saatlerini fazlalaştırmak isteyen hususî liseleri de mümkün mertebe teşvik etmeği favdalı buluyoruz.))
Bakan bundan sonra Fullbright hesabına Amerika'ya gidenlerin Vekâlet erkânından olduğu İddiasının doğru olmadığını. Amerika'ya gidenlerin isimlerini birer birer okumak sureliyle göstermiş ve artık daima su başında bulunanların faydalanması zihniyetinin kalktığını belirtmiştir.
Köy okulları inşaatı üzerinde de duran Bakan sözlerine şöyle devam etmiştir: «Bugüne kadar yalnız Ağrı, Urfa ve Mardîndeki bası inşaatta suiistimal olduğu bildirilmiştir. Üzerinde büyük bir hassaayetle durduğumuz bu münferid hâdiselerin dışında okul inşaatımız memnuniyet vericidir.
Terimler bahsine gelince: Bilhassa felsefe terimlerinde sıkıntı çekildiği aşikârdır. Biz bu işi tamamıyla bir ilim meselesi olarak mütalâa ettiğimiz için Üniversitelerimizin salahiyetli şahıslarından mürekkep bir komisyona bıraktık. Komisyonun çalışmaları yakında tamamlanmış olacaktır. Yine salahiyetli kimselerin iştirakiyle 7 Ocakta yapacağımız toplantıda bu çalışmaların neticeleri katî olarak tesbit edilecek ve bu suretle terim meselesi de halledilmiş olacaktır.
Bazı arkadaşlarımız öğretmen okullarına da temas ettiler. Bizce Öğretmen. Millî Eğitim meselelerimizin temeli ve ana davasıdır. Bu bakımdan öğretmen okullarının üzerinde büyük bir hassasiyetle duruyoruz ve seviyelerini gittikçe yükseltmek için çalışıyoruz. Köy Enstitülerini birer öğretmen okulu haline getirmek zihniyetiyle hazırladığımız kanun da pek yakında Meclise sunulacaktır, imtihan bahsinde konuşan arkadaşlarla ayni fikirdeyim. Tatbik edilen sistemin sakat tarafları vardır. Tam bir şekilde objektif değildir. Bunun üzerindeki çalışmalarımız devam ediyor. Şimdiden talebenin mukadderatını çektiği üç suale bağlıyan tarzı kaldırdık. Bir ders yılının üç kanaat yerine iki kanaat dönemine ayrılması üzerinde de duruyoruz.
Umumiyetle müfettişlik mekanizmasının gerek işleyiş, gerek zihniyet bakımından matlûba uygun olmadığını görerek bunu geçen senedenberi ele almış bulunuyoruz. Gerek muhtelif yerlerde öğretmenlerle yaptığımız toplantılarda, gerek müfettiş arkadaşlarla yaptığım konuşmalarda bu mevzu üzerinde hassasiyetle durdum. Bu hususta yaptığımız müteaddit tamimler de vardır. Kısaca şunu söyleyeyim ki, bİ2 müfettişi her şeyden evvel öğretmenin yardımcısı ve yol göstericisi olarak kabul ediyoruz. Müfettiş yıkıcı değil, yapıcı olacaktır. Bu husustaki zihniyet ve anlayışımız yeni teşkilât kanununda da hâkimdir.
Avrupa talebe müfettişliği meselesine gelince: Bakanlık bu müfettişliğin lüzumuna kanidir. Ecnebi memleketlerdeki yüzlerce çocuğumuzu şüphesiz sahipsiz ve kontrolsüz bırakamayız. Yeni tayin ettiğimiz müfettişlerin bu vazifeyi gerektiği şekilde yapacaklarından eminiz.
Leylîlik ve burslu öğrenci meselesine de temas eden Bakan, bu mev2uda da şunları söylemiştir :
«Öğretmen okullarının leylî olması lâzımdır. Çünkü, memleket çocuklarını ellerine teslim edeceğimiz kimselerin büyük bir dikkat ve itina ile yetiştirilmesi zarureti bunların her hareketini de gözönünde bulundurmağı icap etmektedir. Burslu Üniversite öğrencilerinin de içinde bulunduğu öğrenci yurtlan bugün bizi memnun edecek halde değildir. Bunun üzerinde duruyoruz. Ancak mecburî hizmet karşılığı okutmak sisteminden de ayrılmak volunu tercih ediyoruz. Öğrenciyi borçlandırmak suretiyle okutmak için bir fon sermaye kanunu hazırladık. Bu suretle fakir fakat çok müsait memleket çocuklarının okutulması da temin edilmiş olacaktır.
Memlekette okur yazar adedini arttırmak için ilköğretim seferberliği ilk merhaledir. Fakat bu hususta temeli halk eğitimi teşkil edecektir. Bu düşünce ile yeni teşkilât kanununda da tesbit ettiğimiz gibi halk eğitimi üzerinde geniş bir surette duruyoruz.
İktisadî, ziraî kalkınmamız, yol işlerimiz için gerekli teknik elemanları yetiştirmek gayesiyle Bayındırlık ve Tarım Bakanlıkları ile işbirliği yaparak muhtelif kurslar açtık. İlerde bu kursların adedini arttırarak isteklere cevap verecek hale geleceğiz.
Kimsesiz çocukları yetiştirmek için bu yıl bütçeye 1.5 milyon lira konmuştur. Hâlen Yetiştirme Yurtlarında 1540 kimsesiz çocuk okutulmaktadır. 488 tanesi ise sıra beklemektedir. Gelecek yıl ise 2000 çocuk korunabilecektir.
Okul kitapları gittikçe iyiye doğru gitmektedir. Evvelâ tek kitaptan serbest kitaba geçilmesi esas itibarile çok iyi olmuştur. Bunun faydaları aşikârdır. Fakat, şüphesiz bu sistemin ilk yıllarda, kitapçılarda aranan kitabın zor bulunması gibi bazı sıkıntıları olacaktır. Lâkin şunu da söylüyelim ki. yaptığımız tetkiklere göre bu sene okullar açıldıktan hemen on gün sonra öğrencinin yüzde 95 i kitabını almış bulunmaktaydı. Son günlerde kitap tâbüerile yaptığımız bir konuşmada ders yılından evvel Millî Eğitim Bakanlığı yaymevleri-ne külliyetli miktarda kitap teslim etmelerine dair bir anlaşma yaptık.
Talim Terbiye heyeti Bakanlığın en esaslı bir rükündür. Yeni hazırladığımız Teşkilât kanunu tasarısında bu heyetin vazifeleri ve teşkili hakkında sarih maddeler vardır. . Heyet, ilkokuldan başlıyarak muhtelif kademelerdeki öğretmen ve profesörlerden teşekkül edecektir. Talim Terbiye heyeti, ele aldığı meseleleri tetkik edecek ve yerine göre bazen de ilim adamlarına tetkikettirecek ve' ona göre bir neticeve bağlıyacaktır. Heyetin, Bakanların tesirinden uzak kalması için her türlü tedbir yeni tasarıda derpiş edilmiştir.
Ahlâk Kongresi «Türkiye öğretme Dernekleri Millî Birliği» nin tertip ettiği bir kongredir. Bakanlık bunun için herhangi bir kimseyi celbetmemiştir. Bu Kongrede ileri sürülen fikirlerin içinden faydalı bulduklarımızı seçerek tatbikata arzetmekteyîz.
Bİz Bakanlık olarak kız Enstitülerini mümkün olduğu kadar arttırmak kararındayız. Ayrıca, Köy kurslarından da köylümüz çok istifade etmektedir. Bu yıl 95 gezici köy kursu yanında kasaba ve kovlerde 50 gezici kadın kursu açacağız. Bu suretle kız Enstitüleri ve kurslar vasıtasiyle memlekette örnek aile tipi kadını yetiştireceğimize inanıyoruz.
Yeniden okul açma hususunda geçen sene nasıl Doğuyu Ön plânda tuttuksa bu sene de yine ön plânda tutacağız. Ayrıca, bu bölge için Sanat Enstitüleri mevzuunu da ele almış bulunuyoruz.
Doğu Üniversitesi mevzuu Demokrat Parti programında hususî bir yer işgal ettiği gibi hükümet programında da vardır. Bu bir zaruretin ifadesidir. Doğunun maddî kalkınması yanında fikrî kalkınmaya da ihtiyacı vardır. Biz Bakanlık olarak bu mevzuda ilmî olmaya, ilmî düşünmeye ihtimam göstererek mevcut üç Üniversiteden 5 şer Profesör istedik ve bu konuda tetkikler yaparak bize bir rapor vermelerini rica ettik. Heyet Doğunun birkaç Vilâyetinde tetkikler yaptı, Bakanlıklardan istatistikî bilgi aldı ve İstanbul'da muhtelif toplantılar yaparak hususları birleştirmeye çalıktı. Bugün elimizde bu heyetin hazırladığı bir proje vardır. Asıl tafsilâtlı raporu önümüzdeki günlerde verecekler.
Tafsilâtlı rapor gelince hükümet olarak tetkik edip tatbik imkânlarını arıyacağız ve Meclise gerekli kanun tasarısını sevkedeceğiz. O vakit bütçeye de icabeden tahsisatı koyacağız. Ben katî olarak ifade edeyim ki biz bu Üniversite kurulması zaruretine inanıyoruz. Biraz geç kalışımızın sebebi daha mükemmel, daha iyi ve daha sağlam olmasını temin içindir.
Hakikaten bugün okullarımızın öğretim vasıflan çok noksandır. Bu eksikleri birden tamamlamak imkânı ise yoktur. Ancak 3-5 senede tamamlayabileceğiz. Bu malî yıl içinde 100 ortaokulu noksansız olarak teçhiz ettik. Önümüzdeki yıl için de aynı miktar okul teçhizatlandırılacaktır.
Avrıca bu yıl birkaç lisenin de noksanları tamamlanacaktır.
Yüksek Ticaret okulunun teknik tedrisata bağlanmasına kani değiliz. Bu okulu vüksek tedrisat bünyesinde mütalâa etmek lâzımdır. Yalnız memleketimizin ticarî ve iktisadî inkişaflarını gözönünde tutarak daha iyi bir müessese haline getirilmesi zaruretine inanıyoruz.
Geçen seneden beri ilkokulların 4 ve 5 inci sınıflarına din derslerini koymuş bulunuyoruz. Bu işe yeni başladığımız için belki biraz noksanlarımız var. Fakat ileride bunun kendiliğinden kalkacağını tahmin ediyoruz. Liselerde din derslerine yer verilmesine taraftar değiliz. Ortaokulların bir ve İkinci sınıflarında okutturulması için düşünüyoruz. Henüz tam bir kanaate varmış değiliz. İmam - Hatip okullarının açılması zaruretine kaniiz.. Çünkü Türk milletine hitap edecek olgun, kültürlü hatip ve imamların yetişmesini arzu ediyoruz. Bu okullar için hazırladığımıız kadro kanunu meriyete girince daha fazla inkişaf edeceklerini ümit ediyoruz. İlahiyat Fakültesinin Dekan ve Profesörleri ile yaptığımız temas neticesinde birinci sınıfı ihzarı hale getirdik ve programında da gerekli değişiklikleri yaptık.
Konservatuvara rağbet bazılarının söylediği gibi az değil bilâkis fazladır. Bu sene 101 öğrenci var. Ancak, buradaki tedris usulü tek tek çalışmayı İcap ettirdiğinden bina kâfi gelmemektedir. Avnı zamanda müracaat eden Öğrenciler sıkı bir imtihana tâbi tutularak istidatlı olanlar seçiliyor. Bu bakımdan mevcut Öğrenci sayısı az görünüyor. Hattızatmda az değildir.
Ayırdığımız mütevazı tahsisatla eski eserlerden tamire en çok muhtaç olanları ve âcil olanları tamir etmek yolundayız. Ne ] yazık ki daha fazla tahsisat ayırmak şimdilik imkânsızdır. Müzelerimiz için de büyük bir bina yaparak eserleri orada teşhir etmek yerinde olur. Yalnız buna bütçe imkânları müsait değildir. Siyasal Bilgiler Fakültesi gibi bazı Fakülte ve okullara arkeoloji dersleri koymanın faydalı olacağı kanaatindeyiz.
Tercüme Bürosu, çalışmalarına devam etmektedir. Bu yıl 28 eser neşretmiş bulunuyoruz. Biraz az oluşu eserlerin daha hacimli oluşundan da ileri gelmektedir. Dünya klâsikleri yanında Öğretmenlerin bilgilerini arttıracak meslekî vayınlarla gençlerimize ve milletimize kendi eserlerimizi tanıtmak gayesile bir de «Türk kültür eserleri» almış bulunuyoruz. Yeni hazırladığımız Teşkilât Kanununda Tercüme Bürosu müstakil ilmî bir büro, haline girmektedir.
Bu sene bütçeye konan iki buçuk milyon lira ile gerekli yerlerde sanat okulları açacağız. Esasen 75 milyon lira ile on senede tamamlanmak üzere bir sanat okulları inşası programı vardır. Ancak bunu faydalı ve müsmir olacak şekilde tatbik edeceğiz.
Bu konuda Unesko ile mesai birliği yapıyoruz. Hatta bu husus için Viyana'dan bir Profesör geldi. Gerekli incelemelerde bulundu. Mütehassıs elemanlar yetiştirdi. Diğer taraftan bîr öğretici filmler merkezi kurduk ve 16 bin metre film hazırladık. Ayrıca elektriksiz yerlerde petrol lambaları ve lüks lâmbalarla gösterilebilecek filmler de yaptık. Yalnız Sanat Enstitülerinde radyo yapmak büyük bir fayda sağlamaz. Bu iş için ayrıca teşkilât kurmak lâzım ki bu da her şeyden evvel bütçe meselesidir.
Liselerin kimlerin karariyle açılacağına dair Yeni Teşkilât Kanununda maddeler vardır. Liselerin açılması büyük külfetlere mal olmaktadır. Bu itibarla bu sene ancak üç Lisenin birinci sınıfları açılacaktır.
Bakanlık hiç bir zaman tereddüt içinde değildir. Her gün yeni merhaleler katetmekte ve yeni yollar aramaktadır. Yeni yolların aranması bütün dünya milletlerinin müşterek derdidir. Ana mevzularda aldığımız kararlan cesaretle tatbik etmekteyiz. Yeni hazırladığımız Teşkilât Kanunu geldiği zaman hangi mevzularda neler düşündüğümüzü ve ne gibi kararlara vardığımızı daha vazıh bir şekilde göreceksiniz.
Bakan bundan sonra muhtelif konuları ayrı ayrı ele' alarak izah etmiş ve Bakanlığın hiç bir .surette mütereddit olmadığını delillerle ortaya koymuştur.
Bakanın bu beyanatını müteakip. Milletvekilleri konuşmalarına devam etmişlerdir.
Kenan Akmanlar, Üniversiteye giriş imtihanı olduğu veçhile, olgunluk imtihanının lüzumsuzluğu üzerinde durmuş ve din tedrisatının asıl gayesinin ahlâk tedrisatı olması lâzım geldiği fikrini ileri sürmüştür. Feridun Ergin, Avrupa ile temasımızın her gün biraz daha artması dolayısı ile lisan tedrisatına ehemmiyet verilmesi gerektiğine işaret etmiş, liselerde steno gibi pratikte lüzumlu olan derslerin de verilmesini temenni etmiştir.
Fethi Çelikbaş da yabancı dil meselesine temas etmiş ve 59 lisemizden hiç olmazsa üç tanesinde yabancı dil tedrisatına kuvvet verilmesini istemiştir.
Remzi Oğuz Arık da, tasarısı hazırlanmakta olan Teşkilât Kanununun ehemmiyetini belirtmiş ve talebenin tatillerini boş geçirmekte olduğuna tekrar temas etmiştir. Doğu Üniversitesi mevzuunda da. yapılacak ilk' işin. bu Üniversitenin nerede, ne zaman ve nasıl kurulacağının değil, bugünün şartları içinde kurulmasının elzem o-lup olmadığının kararlaştırılması olduğunu ileri sürmüş ve Beden Terbiyesinin mekteplerde ihmal edildiğini ilâve etmiştir..
Behzat Bilgin, bugün ilk öğretim çağındaki çocukların yüzde 51 inin okula gittiğini, geri kalanları da okutacak kadar mektep yapmak lâzım gelirse 20.000 ilk okulun daha inşa edilmesi gerektiğini, her sene 500 okut yapıldığına göre ilk öğretim dâvasının halli için bir asır beklemek icap edeceğini söylemiş ve 650.000.000 liraya ihtiyaç göstererek 20.000 okulun inşasının on senelik bir plân dahiline alınmasını istemiş ve kaldırılan yol vergisi yerine vatandaşın geliri derecesine göre konulacak âdil bir İlk Öğretim vergisi ile senede 65 milyon lira sağlamak suretile bu işin halledileceği fikrini ileri sürmüştür. Bu teklifin vergiler müzakere edilirken nazarı itibare alınmasına karar verilmiştir.
Cemal Köprülü, hususî liselerin artması temennisinde bulunmuştur.
Şefik Bakay; lise ve orta okullarda güzel yazı yazmak için verilen derslerin kifayetsiz olduğunu söylemiş, lisan meselesine de temas ederek Avrupa lise ve üniversitelerinde bu meselenin talebe mübadelesi suretile halledildiğini, bizim de bunu yapıp yapamayacağımızı sormuştur.
Hadi Hüsmen, Operada çalışan sanatkârlarımızı ecnebi memleketler tarafından cel-bedilmelerine mâni olmak için verilen paraların arttırılmasını temenni etmiştir.
Fikret Başaran, öğretmenlerin terfi işleri düzgün gittiği takdirde, millî eğitim sahasında bir ilerlemenin müşahede edileceğine emin olduğunu söylemiştir.
Reşat Şemseddin Sirer de, teknik Öğretimin ehemmiyeti üzerinde durmuş ve evvelce, san'at enstitüleri pahalıya çıktığı için orta mekteplerin yapıldığını, eskiden kalma bir âdet olarak da her okuma yazma bilenin memur olmaya heves ettiğini, memleketin sanatkâra ve müstahsile ihtiyacı olduğu veçhile, sah'at enstitülerine ehemmiyet verilmesi gerektiğini anlatmıştır.
Milletvekillerinin konuşmaların] müteakip. Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri, tekrar söz alarak yeni tatbik edilen bir dersten kalan talebelerin kaldıkları dersten borçlu olarak bir üst sınıfa devamlarının geçen sene yüzde altmış iki netice verdiğini söylemiştir.
Bakan. Millî Eğitim bütçesinin her sene artmasının zarurî olduğunu belirterek demiştir ki:
«Meselâ, bütçemizde 100 küsur milyon lira ilk öğretime aittir. İlk öğretim dâvasının halli için, henüz yolun varışında olduğumuza göre. bu tahsisatın yavaş yavaş artarak nihayet bu günkünün iki misline çıkması zarureti vardır.»
Devlet Tiyatrosu tahsisatına temas eden Bakan, sorulan bazı suallere de cevap olarak artistlerimize verilen paranın, diğer memleketlere nisbetle cok az olduğunu, bu şene ancak kısmen kendilerini tatmin edebilme ve inkişaflarını sağlavabilme bakımından biraz daha imkân bulunduğunu ve bunun bütçede de yer aldığını belirtmiştir.
Bakan. Galatasaray Lisesine dair sorulan suale de cevap vererek bu Lisede tedrisatın eskisi kadar kuvvetli olmadığını, fakat seçen yıl alman tedbirlerle tekrar eski verimli ve feyizli seviyesine ulaşması yolunda çalışıldığını ifade etmiştir.
Sorulan bir çok suallere daha evvelki konuşmalarında cevap verdiği için tekrar kısaca teyid yolunda işaretlerde bulunduktan sonra Tevfik İleri sözlerini bitirmiştir.
Bütçe Komisyonu, yarın sabah saat 10'da toplanarak Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin tümü üzerinde müzakerelere devam edecektir.
3 Ocak 1952
— Ankara:
Libya'nın istiklâli münasebetivle Cumhurbaşkanımız ile Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan tarafından Birleşik Libya Devleti Meliki celâletmeap Muham-med İdris El Mahdi Es Sunusi Hazretlerine, Başbakan Adnan Menderes ve Dışişleri Bakanı Profesör Fuad Köprülü tarafından da Libya Başbakanı Ekselans Mah-mud Muntasere 24 Aralık 1951'de çekilip metinleri o zaman neşredilmiş bulunan tebrik telgraflarına alınan cevapların metni gıdadır:
Türkiye Cumhurbaşkanı
Fahametlû Celâl Bayar Hazretlerine
Ankara
Zatı fahimanelerinin irsal buyurdukları telgrafname. nefsim için en güzel ve müessir iltifat olmuştur. Zatı fahimanelerinin tebrik ve yüksek temennilerine sonsuz şükranlarımı arzetmekle cidden bahtiyarım. Libya'nın müstakil ve hür bir devlet olması ile eskiden beri iki milleti bağlayan dostluk bağlarının şimdi daha ziyade kuvvet bulacağı muhakkaktır. Bizim insanlık ve dünya sulhu için çalışacağımız şüphesizdir. Sözlerime hitap verirken zatı fahi-manelerine ve kardeş Türk milletine daimî saadet bahşetmesini Cenabı Hak'dan niyaz eylerim.
İdris '
Sayın Refik Koraltan
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı
Ankara
Zatı devletlerinin irsal buyurdukları telgrafname beni kalben son derece mütehassis etti. Şahsıma ve Libya milletine karşı gösterilen kardeşçe duygulardan, zati devletlerine. Türkiye Büyük Millet Meclisine ve kardeş Türk milletine sonsuz şükranlarımı arzetmekle bahtiyarım. Necip ve kardeş Türk milletinin refah ve saadeti için ' en iyi dileklerimi ve zatı devletlerine seçkin selâmlarımı takdim eylerim.
İdris
Ekselans Adnan Menderes Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı
Ankara
Memleketimizin istiklâli münasebetiyle vâki nazik tebriklerinize Libya halkı ve Hükümetim namına kalbî teşekkürlerimle birlikte Türk milletinin saadeti ve refahı hakkındaki en iyi temennilerimi arzederim.
Başbakan ve Dışişleri Bakanı Mahmud Muntaser
Ekselans Türkiye Dışişleri Bakanı
Ankara
Memleketimin istiklâlinin ilânı münasebetiyle vaki samimî tebriklerinize millet ve hükümetim namına teşekkür ederim.
Türk ve Libya milletleri arasında Öteden-beri mevcut dostluk bağlarının, memleketlerimizin mütekabil menfaatleri ve cihan-sulhu yolundaki sıkı işbirliği neticesinde, daha da samimîleşeceği hususundaki itimadımı ifade etmek isterim.
Türk halkının refahı ve şahsî saadetiniz hakkındaki en iyi temennilerimi arzede-rim.
Başbakan ve Dışişleri Bakanı Mahmud Muntaser
— Eskişehir:
Cumhurbaşkanı Celâl Bayar refakatinde Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Ko-raltan. Genelkurmay Başkanı Orgeneral . Nuri Yamut ve milletvekilleri olduğu halde saat 20.15'te Eskişehir'e muvasalat etmişlerdir.
Cumhurbaşkanımız ve refakatindekiler garda, Vali, Belediye Başkanı, askerî ve mülkî erkân ve kalabalık bir halk kitlesi tarafından 'tezahüratla karşılanmışlardır.
İstasyon büfesinde kısa bir müddet istira-hatleri sırasında halkla samimî hasbihaller-de bulunan Cumhurbaşkanımız ve refakatindekiler. Konya trenine bağlanan Özel vagonla saat 21'de Mersin'e müteveccihen hareket etmişlerdir.
— Ankara:
Bütçe Komisyonu bugün öğleden sonra yaptığı oturumlarda Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi maddelerini müzakere ve hemen bütün maddeleri kabul etmiştir. Bu arada. Devlet Tiyatrosuna vardım faslındaki 1.250.000 liradan 150.000 lirası indirilmekle beraber bu miktar geçen seneye nazaran 90.000 lira fazlasıyla kabul edilmiştir. Bundan başka kütüphaneler giderlerine 60.000 liralık bir fazla tahsisat ilâve edilmşitir. İl ve İlçe merkezlerinde halk tarafından yaptırılan okul binaları için müteşebbis derneklere yapılan yatırım faslı 300.000 liradan 500.000 liraya çıkarılmıştır. 8.000.000 liralık köy okulları ile öğretmen ve köy sağlık memurlar! evleri yapımı için para ve ayni yardımlar yatırımı da, ileride bütçe tasarruflarından imkân bulunduğu takdirde bir miktar arttırmak üzere, bu bölüm tehir edilmiştir.
Bütçe Komisyonu, yarın saat 10'da toplanarak İstanbul Üniversitesi bütçesini görüşmeye başliyacaktır..
4 Ocak 1952
— Konya:
Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, refakatinde Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut ve milletvekilleri olduğu halde, yolcu katarına bağlı özel bir vagonla bu sabah saat 10.30'da Konya'ya muvasalat etmişlerdir. Konya Valisi ve Ordu Komutanı Cumhurbaşkanımızı Sarayönü'nde karşılamışlardır.
Konya garında kalabalık bir halk kütlesinin içden gelen tezahürleri arasında trenden inen Cumhurbaşkanımız katarın istasyonda yarım saatlik tevakkufu esnasında bekleme salonunda toplanan halkla samimî hasbihallerde bulunmuşlardır.
Cumhurbaşkanı saat 11'de trenle Mersin'e hareket etmişler ve istasyonda toplanan Konyalıların candan saygı ve sevgi teza-hürleriyle uğurlanmışlardır.
— Karaman:
Cumhurbaşkanı Celâl Bayar. ve Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, refakatlerindeki zevatla birlikte bugün Mersin'e gitmek üzere Karaman'dan geçerlerken istasyonu dolduran binlerce vatandaşın samimî ve coşkun gösterilenle karşılanmışlardır. Trenin on dakikalık tevakkufundan faydalanarak halkın arasına karışan Cumhurbaşkanımız kendilerine gösterilen bu sevgi tezahüründen dolayı teşekkür ederek hasbihallerde bulunmuşlar ve dilekleri dini emişlerdir.
— Ereğli (Konya):
Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, beraberlerinde Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nurİ Yamut ve milletvekilleri, Konya Valisi. Üçüncü Ordu Müfettişi olduğu halde saat 15.10'da trenle İlçemize gelmişlerdir.
Yolda Çumra. Karaman ve Ayrancı istasyonlarında halk Devlet Başkanına karşı çok samimî tezahürlerde bulunmuş ve tevakkuf müddetleri esnasında Cumhurbaşkanı kendini karşılayanlarla hasbihallerde bulunmuşlardır.
Trenin Konya Ereğlisi'nde mutad duraklamasından bilistifade Cumhurbaşkanımız, bugün faaliyete açılan İş Bankası Ereğli Şubesinin kurdelâsım kesmek ricasını kabul etmiş ve İş Bankası Ereğli Şubesini Muvaffakiyetler temennisile faaliyete açmıştır.
Bu törende Ankara'dan gelmiş olan İş Bankası Genel Müdürü ve Genel Muhasebe Müdürü, Konya'dan gelen Ticaret Odası Başkanı. İş Bankası Müdürü, siyasî parti temsilcileri ve tüccarlarla çok kalabalık bir halk kütlesi bulunmuştur.
Cumhurbaşkanımız bunu müteakip aynı trenle Mersin'e müteveccihen Ereğli'den ayrılmışlardır.
—Ankara:
Erzurum Milletvekili Bahadır Dülgerin C.H.P. Genel Sekreteri Kasım Gülek'in Londra radyosunda vâki beyanatı hakkında Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bir takrir verdiği haber alınmıştır.
Bu takrir üzerine mütalâasını sorduğumuz sayın Başbakan Adnan Menderes, Ajansımıza aşağıdaki beyanatta bulunmuştur: «C.H.P. Genel Sekreteri Londra radyosunda Türkiye'de hürriyet olmadığından bahsediyor. Bu, gülünç bir iddiadır ve kendisinin kavli mücerredinden ibarettir. Ayrıca, kendi partilerinin tesis ettiği ve uzun zaman devam eden sistemin hürriyet sistemi olmadığını bütün Türkiye ve bütün dünya pekâlâ bildiği halde onun böyle konuşması siyasî ahlâkla da ne dereceye kadar kabili teliftir, vatandaşların takdirine bırakıyorum.
Memleketi temsilen ve vazife ile giden bir heyet azasının memleket dışında ve tekrar ediyorum, vazife esnasında, yabancı bir radyodan memleketini kötülemesi, şimdiye kadar ne bizde, ne başka yerlerde emsaline tesadüf edilmemiş bir hâdisedir. Bu beyanat aynı zamanda memleketin dış itibarına bir tecavüz teşkil ettiği kadar, yüksek menfaatlerine de tamamiyle aykırı bir 1 harekettir.
Bu zat. milletvekili olmadığı halde, partisi arzu ediyor diye ve muhalefete bir cemile olmak maksadiyle memleketi temsil vazifesiyle dışarıya gönderilmiş bulunuyordu. Vazifesinin icaplarını kavramakta bu derece gaflete düşen ve memleket itibar ve menfaatlerine aykırı hareket etmekte beis görmiyen bu zatın tekrar bu gibi vazifelerle memleketçe dışarıya gönderilmesine ve hattâ kendi partisince bile bu hususta tavsiye olunabilmesine imkân tasavvur etmiyorum.»
— Ankara:
Bütçe Komisyonu bu sabahki toplantısında, İstanbul üniversitesi bütçesinin müzakeresine başlamıştır.
Bütçenin tümü üzerinde söz alan milletvekilleri. Üniversitenin bugünkü durumu ve çalışmaları hakkındaki fikir ve mütalâalarını serdederek muhtelif sualler sormuş ve temennilerde bulunmuşlardır.
Bu mevzuda konuşan milletvekilleri umumiyetle. Üniversitelerimizin muhtelif Fakültelerine asistan olarak müracaat' edenlerin sayılarıyla. muvaffakiyet derecelerinin neden ibaret olduğunu, asistanlar ve Üniversitede okuyan öğrenciler arasında ilmî görüşleriyle profesörlerin nazarlarını çekenlerin mevcut olup olmadığını ve bunların ne nisbette bulunduğunu, keza profesörlerimizin ilmî eserleriyle Avrupa'nın nazarını Çekip çekmediğini, son bir yıl zarfında kaç profesörümüzün konferans yermek üzere Avrupa'ya davet edildiğini, Üniversitelerimizin memleketin kalkınmasını sağlıyacak" ilmî ve fennî araştırmalar mevzuundaki çalışmalarının neler olduğunu, on seneden beri devam eden ve şimdiye kadar 20 milyona yakın bir para sarfedîlen Üniversite inşaatının bugünkü durumunu ve ne zaman bitirileceğini sormuş ve Üniversitelere teveccüh eden vazifelerin Fakülteler tarafından değil de Enstitüler tarafından yapılmasının daha faydalı olacağını, aynı zamanda efkârı umumiyeyi tenvir bakımından bu çalışmaların neşrinin zarurî bulunduğunu, bugün Üniversitelerin üzerlerine aldıkları vazifeleri hakkîyle ' yapamadıklarını, halbuki memleketimizin istikbali bakımından gençlerimizin gerek ilmî ve gerekse idarî bakımdan mükemmel yetişmeleri icabettiğini, binaenaleyh gerekiyorsa çok Öğrenci yerine az öğrenci almak suretiyle onları mükemmel bir tarzda yetiştirmek yoluna gitmenin faydalı olacağını, Pedagoji Enstitüsünün kifayetsiz görüldüğünü. Metodoloji ve Türk Devlet İdaresine ve felsefesine dair derslerin her Fakültede okutturulmasının yerinde olacağını ileri sürmüş, giriş imtihanlarında tatbik edilen test usulünün sömestr ve sınıf geçme imtihanlarında da tatbik edilmesi, yabancı dil derslerinin daha verimli bir hale getirilmesi ve lüzum görüldüğü takdirde yabancı memleket Üniversiteleriyle mübadele yoluna gidilerek bu işin halledilmesi temennisinde bulunmuşlardır.
Sorulan suallere, ileri sürülen mütalâa ve temennilere ayrı ayrı cevap veren Rektör Kâzım İsmail Gürkan. muhtelif Fakültelere asistanlık için müracaat edenlerin sayısının yüksek olduğunu, yalnız bazı şubelere daha çok rağbet gösterildiğini söylemiş ve asistanların muvaffakiyet derecelerinin iyi olduğuna işaretle bunların kanunun derpiş ettiği şekilde imtihanlara tâbi tutulduklarını belirtmiştir. Nazarı dikkati çeken öğrenci nisbetinin memnuniyet verici olduğunu beyan eden Rektör, bu gibilerin Üniversitede asistan olarak alıkonduğunu ve hocalarının nezareti altında yetiştirildiğini, ihtisas yapmak üzere de Avrupa'ya gönderildiğini ifade ettikten sonra profesörlerimizin durumuna temasla demiştir ki:
«Profesörlerimizin pek fazla bir unvana sahip, oldukları iddia edilmezse de tatminkâr oldukları muhakkaktır. Bunu, Üniversitelerimizin dünden üstün olan bugünkü durumu vazıh bir şekilde ispat etmektedir. Profesörlerimiz her yıl memleket içindeki ye dışındaki yayın ve konferanslarıyla Üniversitelerimizin ismini duyurmaktadırlar. Bu yıl içinde dört arkadaşımız ecnebi memleketlere davet edilmiş ve konferanslar vermişlerdir. Dört arkadaşımız da Almanya. Fransa. Pakistan ve İran'da konferanslar vermek üzere ismen davet edilmişlerdir.»
Rektör bu izahatını müteakip. Paris'te yayınlanmakta olan meşhur bir mecmuanın İstanbul Tıb Fakültesine dair özel sayısını göstermiş ve mecmuanın ihtiva ettiği yazıların kamilen profesörlerimize ait olduğunu işaret etmiştir.
Profesör Gürkan sözlerine devamla. İstanbul Üniversitesinin, beynelmilel ve memleket içi neşriyat bakımından dünyada en önde gelen Üniversiteler arasında yer aldığını ve bu geniş neşir faaliyetinin devletin verdiği tahsisatla yapıldığını söylemiş ve bundan mütevellit memnuniyetini izhar etmiştir.
Üniversitelerimizdeki ilmî ve fennî araştırmalar mevzuunda Rektör Kâzım İsmail Gürkan şunları söylemiştir:
«Araştırma merkezleri kurmak başlıca e-mellerimizden biridir, Bugün faaliyette o-lan bazı Enstitüler vardır. Balta Limanı'n-da kurduğumuz Hidrobiyoloii Enstitüsü, kurulduğunun hemen senesinde büyük bir ilgi topladı ve ecnebî memleketlerden birçok mütehassıs ve profesör geldi. Uludağ'daki Kozmik Şuaları Araştırma Enstitüsü. Yakın - Şark'ın yegâne enstitüsüdür. Cerrahpaşa hastahanesindeki Trahom Araştırma Enstitüsü, çalışmalarım yurdun Trahomlu bölgelerine de teşmil etmek suretiyle çok faydalı olmuştur. Bunlardan baş-"ka Fen Fakültesinde bir Jeofizik Enstitüsünün kurulması için gereken hazırlıklar ilerlemiş bulunmaktadır. Günümüzün mühim mevzuu olan atom araştırma Enstitüsü ise astronomik rakamlara baliğ olan bir para meselesidir. Bu itibarla buna şimdilik imkân yoktur.»)
Üniversite inşaatının bütün safhalarını birer birer ve rakamlara dayanarak izah eden rektör, s-on ihalenin yapılması İçin az bar paraya ihtiyaç olduğunu söylemiş ve bu hususta ilgili bakanlıklarla yapılan temasları belirtmiştir.
üektor. Üniversitelerin Hükümetle olan münasebetlerini de ele alarak, bu konudaki çalışmaları ayrı ayrı zikretmiş, ayrıca maliye ve İstatistik Enstitülerinin durumlarını da izah ederek yayın ve çalışmaları hakkında malûmat vermiştir.
Yabancı dil mevzuuna temas ederek, bu hususta asıl fonksiyonun lislere teveccüh ettiğini söyliyen rektör, liselerin öğrencileri bu konuda hemen hemen hiç hazırla-madağmı uzun uzun izah ettikten sonra öğretmen ve öğrenci mübadelesi hususunda birçok teklifler alındığını. Balkan devletlerinden. İran, Irak, Suriye. Filistin ve Mısır'dan Fakültelerimize fazla miktarda öğrenci geldiğini, İngiltere, fransa ve Almanya gibi memleketlerden ise gelenlerin sayısının az olduğunu söylemiştir.
Rektör, ileri sürülen daha birçok mütalâa ve temennilere cevaplar verdikten sonra bütçenin maddelerine geçilmesi kabul edilmiştir.
— Ankara :
Bütçe Komisyonu bugün öğleden sonra yaptığı oturumda İstanbul Üniversitesi bütçe kanunu tasarısı maddelerini müzakere ve bazı tadillerle kabul etmiştir.
Tasarının ücretler bölümünde Tıp Fakültesi için istenen tahsisatın bu sene. geçen seneye nazaran 130.780 lira fazla olmasının sebebi sorulduğunda, fazlalığın Tıp Fakültesi hastanelerine önümüzdeki yıl faaliyete geçecek 115 yatak ilâve edilmesinden mütevellit olduğu izah edilmiştir. Ayrıca bu yatak fazlalığından dolayı Tıp Fakültesi hastaneleri giderleri bölümüne de 465.626 lira eklenmiştir.
İzahatı arasında İstanbul Üniversitesi Rektörü, yeni tesisler için personel almak gerektiğini, diğer memleketlerde 10 yatağa bir hademe ve 20 yatağa bir hastabakıcı düştüğü halde, bizde ancak 40 yatağa bir hastabakıcı verilebildiğini ve eldeki personele bütün diğer müesseselerin verdiği kadar para vermek icap ettiğini, ayrıca her Tıp talebesi için muhtelif hastalıklardan rahatsız 7 hastanın bulundurulması lâzım olduğunu söylemiş. Avrupada da bu yolda çalışıldığını ilâve etmiştir. Müzakereler sonunda verilen izahat neticesi zarureti üyelerce kabul edilen hizmetlerin gerektirdiği tahsisat, bölümlere ilâve edilmiştir.
Yönetim giderleri kısmında Üniversitenin Telefon Elektrik ve Sular İdaresine 2S2.OO3 lira. geçen yıllardan müdevver bir borcu olduğu söylenmiş, fakat borcun karşılıksız borçlardan olması ve binnetice ayrı bir kanun mevzuu teşkil etmesi dolayısiyle ve bütçeye 1952 yıhnda zarurî giderler karşılığı olan tahsisat ilâve edilerek bölüm kabul edilmiştir. Bu arada su. elektrik ve telefon bakımından tasarrufa daha ziyade riayet edilmesi temenni olunmuştur.
Taşıt giderleri bölümü müzakere edilirken Tıp Fakültesine bir cenaze arabası alınması için 10.000 lira eklenmiştir.
Tıp Fakültesi hastaneleri giderleri bölümünde malûmatına müracaat edilen İstanbul Üniversitesi rektörü ezcümle şunları söylemiştir :
«Memleketimizde hâlen 7 bin doktor var-1 dır. Bin vatandaşa bir doktor hesabiyle bu adedi 20 bine çıkarmamız lâzım gelmektedir. Elimizde az yatak bulunduğu takdirde talebe adedini de azaltmak icap eder. Halbuki daha 13 bin doktora ihtiyaç olduğuna göre yatak adedini bilâkis arttırmamız 1500 den üç bine çıkarmamız lâzımdır.»
İstanbul Üniversitesi Talebe Birliğine yardım için konulan 2.400 liralık tahsisat münasebetiyle birlik azasının aidat verip vermediği sorulmuş ve bunun takip edilmesi temenni edilmiştir. •
Yatırımlar bölümünde Fen ve Edebiyat Fakülteleri inşaatında müteahhitle olan ihtilaflı vaziyetin sür'atle halli istenmiş, bu hususta gerek Millî Eğitim Bakanı ve gerekse Üniversite Rektörü bu yola gidildiği cevabını vermişlerdir.
Bütçenin tümünün kabulünü müteakip İstanbul Üniversitesi Rektörü gösterilen alâka dolayısiyle Komisyona teşekkür etmiştir.
Bütçe Komisyonu yarın saat 10 den itibaren İstanbul Teknik Üniversitesi Bütçe kanunu tasarısını müzakereye başlıyacaktır.
5 Ocak 1952
— İstanbul :
Birleşik Amerikanın Ankara Büyükelçiliğine tayin edilen Amerika Dışişleri Bakanlığı Yakın ve Orta Doğu ve Afrika işleri eski Bakan Yardımcısı Mr. George Grew Mc Ghee refakatinde eşi ve çocukları olduğu halde bu gece saat 23.30 da Panamerikan uçağı ile New-York'tan şehrimize gelmiştir.
Büyükelçi, Yeşilköy hava alanında Vali ve Belediye Başkanı Prof. GÖkay, Karşılıklı Güvenlik Teşkilâtı Türkiye İcra Komitesi başkanı Ortaelçi Russel Door, Amerikan Askerî Yardım heyeti başkanı General Arnold. Birleşik Amerika Başkonsolosu EI-, hert Methews. Amerikan Haberler Servisi Müdürü James Carter ve Amerikan askerî ve deniz ataşeleri tarafından karşılanmıştır. Mr. Mc Ghee, hava alanında kendisi iîe görüşen Basın mensuplarına gerek şahsının ve gerekse eşinin memleketimize tekrar gelmekten duydukları memnuniyeti ifade etmiş ve Başkan Trumanm kendisini Türkiye Büyükelçiliğine tayin etmesinden dolayı şeref duyduğunu ve bu sayede Türkiyeyi daha yakından tanımak fırsatını bulacağını belirtmiştir.
Büyükelçi Türkiye ile Türk halkını daima takdir ettiğim ve hükümetimizle işbirliği yapmaktan büyük memnunluk duyacağını söylemiş Vali ve Belediye başkanımızın kendisim hava alanında karşılamakla gösterdiği yakın alâkadan çok mütehassis olduğunu ilâve etmiştir.
Mr. Mc Ghee yarın Ankaraya hareket edecektir.
— Mersin :
Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Ulukışla, Pozantı ve bütün tren yolu güzergâhında biriken halk tarafından sürekli alkışlarla ve candan sevgi tezahüratiyle karşılanmış ve akşam geç vakit Yenice istasyonuna muvasalat etmiştir.
Cumhurbaşkanımız burada, Adana, Tarsus ve Mersin'den gelen muazzam bir kalabalık tarafından istikbal edilmiş ve. halk Celâl Bayar'la Refik Koraltan'm bindiği otomobili büyük bir heyecanla iki defa havaya kaldırmıştır.
Cumhurbaşkanımız ve refakatindekiler, bu sürekli sevgi tezahürleri arasında otomobillerle Mersin'e hareket etmişlerdir. Yolda Tarsus'da gene muazzam bir kalabalık, sayın Bayar'a karşı büyük bir sevgi ve saygı tezahüründe bulunmuştur. Cumhurbaşkanımız Beîedive balkonundan halka hitap ederek, gösterilen bu muhabbete karşı teşekkürlerini sunmuş ve bunun Tarsusluların her zaman olduğu gibi demokrasi dâvasına candan bağlı olduklarına bir delil teşkil ettiğini söylemiştir.
Sayın Bayar'm sık sık alkışlarla ve «yaşa varol» sesleriyle kesilen bu nutkundan sonra halkın arzusu üzerine Refik Koraltan balkona, gelmiş ve sürekli alkışlarla karşılanan, gayet veciz ve kısa bir hitabede bulunmuştur. Bunu müteakip gene halkın arzusu üzerine Ankara Milletvekili Mümtaz Faik Fenik ve İçel Milletvekili Hüseyin Fırat sürekli alkışlarla karşılanan birer konuşma yapmışlardır.
Cumhurbaşkanımız geç vakit aynı sevgi tezahüratı arasında Mersin'e muvasalat etmiş ve burada caddelerden sel gibi akan büyük bir kalabalığın heyecanlı gösterileriyle "karşılanmıştır.
Celâl Bayar bu geceyi Mersin'de geçirecek yarın Kurtuluş bayramında
bulunmak üzere Adana'ya gideceklerdir.
— Ankara:
Bütçe Komisyonu bu sabahki toplantısında da Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin müzakeresine devam etmiş ve teknik Üniversite bütçesini incelemeğe başlamıştır.
Bütçenin tümü üzerinde söz alan hatipler, memleketin teknik kalkınması mevzuunda, Teknik Üniversitenin kendine düşen vazifeleri hakkiyle yapıp yapmadığını, eleman ve tesislerinin buna müsait olup olmadığını, geçen seneki tahsisatla yapılan işlerin nelerden ibaret olduğunu, sivil havacılık ve teknik haberleşme Enstitüleri için bütçe tasarısına neden tahsisat konmadığını sormuş ve Üniversiteler kanununa göre. teknik İşlerde Üniversitenin hükümetin dikkatini çekebileceğini ve esasen hükümetle daimî bir işbirliği yapılmasının^ zarurî olduğunu belirtmiş, bir maden Fakültesinin kurulması için hemen harekete geçilmesini ve Bayındırlık Bakanlığı ile geniş ölçüde işbirliği yapılmasını temenni etmişlerdir.
Ayrıca, Sarıyar barajı projelerinin yapılmasında Üniversitenin mütalâasının alınıp alınmadığı da bahis konusu edilmiş ve bunun zaruretine işaret edilmiştir.
Milletvekilleri tarafından tevcih edilen sual ve temennileri cevaplandıran Teknik Üniversite Rektörü Profesör Emin Onat, geçen seneki tahsisatla yapılan işleri belirttikten sonra, Üniversitenin kısa bir tarihçesini yaparak, geçirdiği inkişaf safhalarını izah etmiş ve bugün Üniversitenin muhtelif Fakültelerinde 23 laboratuvarm mevcut olduğunu, bu lâboratuvarlarm tam teç-hizatlı olamamakla beraber öğretime kâfi geldiklerini söylemiş ve daha yeniden sekiz laboratuvarm açılması için hazırlıklara başlandığını sözlerine ilâve etmiştir.
Son yularda teçhizat bakımından büyük ilerlemeler kaydeden Üniversitenin buna muvazi olarak eleman bakımından da inkişaf ettiğim rakamlarla ifade eden Rektör, bugünkü öğrenci sayısının normal olduğunu, çünkü teknik tedrisatta öğrencilerin daima hocalarla birlikte çalışması icabet-tiğine işaret etmiş ve bunun bütün teknik üniversitelerinde de böyle olduğunu beyan etmiştir.
Rektör Emin Onat, Üniversitenin yetiştirdiği eleman sayısına da temasla, bunların yanında teknik okullardan yetişen tekniker ve mühendislerin çok az olduğunu, halbuki daha çok olmaları icabettİğinİ belirtmiş, bu mahzuru önlemek için teknik okulların program bakımından ıslâh edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Millî Eğitim Bakanı da Rektörün bu fikrine iştirak
etmiştir.
Teknik Üniversitedeki akademik çalışmalar hususunda etraflıca izahat veren Rektör, 4 doktora ve 11 doçentlik taravaymm yapıldığını, bu travayların muhtelif mevzuları ihtiva ettiğini, muhtelif Fakültelerde, geçen malî yü zarfında 69 kitap basıldığını belirtmiş, «bu bizim için çok memnuniyet verici bir haldir» dedikten sonra tahsisatın kifayetsizliği yüzünden basıla-mamiş daha 50 kitabın mevcut olduğunu ilâve etmiştir. Arıca, iki kitaplık zaruretine işaretle, Üniversitenin bu bakımdan oldukça geri kaldığını, çünkü mevcut kitapların 50 bin cildinin eskiden kalma kitaplar olduğunu, son terakkilere göre yazılmış kitapların yekûnunun ancak 23 bini bulduğunu söylemiştir.
Avrupa ile sıkı bir şekilde temas imkânlarını sağlamak için programların Avrupa Üniversiteleri programlarına uygun olarak yapıldığını beyan eden Profesör Onat, «hatta bu sebepten dolayı öğrencilerimiz tedrisatlarına Avrupada devam edebilmektedirler» demiş ve memleket içinde ve dışında açılan sergilerin de büvük faydalar sağladığını belirttikten sonra «Avrupa'da yetişen öğrencilerimiz göğsümüzü kabartıyor» demiştir.
Üniversitede kurulmuş ve kurulacak Enstitüler konusuna da temas eden Rektör, şu izahatı vermiştir:
«Yeni enstitüler açmak için faaliyetteyiz. Memleketin teknik kalkınma dâvasında üzerimize düşen vazifeleri yapabilmek için buna ihtiyaç vardır. Takdim ettiğimiz bütçe tasarısında isimleri geçip de karşılıkları olmayan Sivil Havacılık ve Teknik Haberleşme Enstitülerinin hazırlıkları, bütçe yapıldığı zaman ikmal edilemediğinden karşılığını koyamadık. Bununla beraber, çalışmalarımız neticesinde derpiş ettiğimiz Sivil Havacılık Enstitüsü için 80 bin ve Teknik Haberleşme Enstitüsü için de SS bin liralık tahsisat bize verildiği takdirde hemen harekete geçebilmemiz mümkündür. Bunlardan başka bu yü Sismoloji ve HidroJeoloji Enstitüleri kurmak emelindeyiz ve bunun için çalışıyoruz. Bu hususta Bakanlık Unesco'dan uzmanlar da davet etmiştir.»
Rektör, daha sonra, Elektrik, Makine ve İnşaat Fakültelerinin lâboratuvar ihtiyaçlarına da işaret etmiş, Üniversitenin hükûmetle olan münasebetleri hususunda da şunları söylemiştir;
((Muhtelif meseleler üzerinde Üniversiteye müracaatlar oldu. Yalnız büyük projeler dışarıda yatırılıyor. Bu gibi konularda da Üniversitenin mütalâası alınsa yerinde olur.»
Rektörün bu izahatından sonra ilgili teknik zevatın verdiği izahat da dinlenmiş ve müteakiben maddelere geçilmiştir.
Komisyon öğleden sonra maddelerin görüşülmesini takiben Ankara Üniversitesi ile Beden Eğitimi Genel Müdürlüğü bütçelerini müzakere edecektir.»
— Mersin:
Çukurova'nın kurtuluşunun 30'uncu yıldönümü bugün Adana'da, Mersin'de, Tarsus'ta ve Seyhan'da, kuvayi milliye ruhunun millet sinesinde ayni heyecanla yaşamakta olduğunu gösteren coşkun ve samimî tezahürlerle kutlanmıştır. Çukurova'nın her şehrinde yapılan şenliklere ve geçit resimlerine. 30 yıl evvel vatanın bu topraklarmı kalbinde îman. elinde silâh müdafaa etmiş, erkek kadın İstiklâl Mücadelesi gazileri o zamanki kıyafetleriyle iştirak etmiş, kurtuluşun unutulmaz günleri bir kere daha yaşanmış, kahramanlık menkibeleri anılmış, Atatürk'ün hâtırası tebcil olunmuş ve vatan şehitlerinin ruhları taziz edilmiştir.
Her şehir ve kasabada sokakları ve meydanları dolduran halkın coşkun tezahürleri arasında törenlerde birbirini takiben İstiklâl Mücadelesi gazilerinin, onların bugün kahraman ordumuzda vatan müdafaası vazifesini gören yiğit çocuklarının ve Kore'den dönen dünya sulhu mücadelesi öncülerinin ve nihayet mektepliler safında varının sahibi zinde ve gürbüz torunlarının kalplerinde ayni îman. yüzlerinde ayni emniyet ve yürüyüşlerinde ayni azimle geçişi, ayni yoldaki devamlılığın beliğ bir ifadesini vermiştir.
Bütün Çukurova bugün bayraklarla donanmıştı. Kurtuluş günü sabah kalelerden atılan toplarla ilân edilmiş, bütün vatandaş kütlelerinin iştirak ettiği toplantılarda günün önemini belirten nutuklar söylenmiş, kadın erkek İstiklâl Mücadelesi gazileri o günleri anan hitabelerde bulunmuş, alkışlar arasında sona eren geçit resimlerinden sonra şehitlerinin hâtırasına bir manga asker tarafından havaya üç el silâh atılmış. Atatürk anıtları çiçeklerle donatılmış, şehitlikler ziyaret edilmiş, gece fener alayları-tertip olunmuştur.
Mersin'de İstiklâl Mücadelesi gazilerini, sabahleyin Hastahane caddesi voliyle şehre girişlerinde. Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, misafir bulunduğu evin balkonundan selâmlamiştır. Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, milletvekilleri. Cumhurbaşkanlığı Başyaveri ve Özel Kalem Müdürü. Atatürk meydanındaki toplantıda hazır bulunmuşlardır. Geçit resmini müteakip Cumhurbaşkanı Celâl Bayar. yanında Büyük Millet Meclisi Başkanı, Genelkurmay Başkanı ve milletvekilleri olduğu halde Atatürk anıtına bîr çelenk koyarak 30 sene evvelki bugünün büyük yaratıcısının manevî huzurunda eğilmiş. bundan sonra şehitliğe giderek Şüheda âbidesine de bir çelenk koymuş ve vatan için canını feda edenlerin hâtırasını tebcil eylemiştir.
Cumhurbaşkanımız daha sonra garnizonu ziyaret etmiş ve öğle yemeğini Tugay karargâhında yemiştir. Tugay karargâhından çıkışlarında erlerle hasbihallerde bulunan Cumhurbaşkanımız daha sonra beraberlerindekilerle birlikte. Mersin'in turistik mahallelerinden olan Viranşehir harabelerini gezmişler ve Alata Teknik Bahçıvanlık Okulunu ziyaret etmişlerdir.
Cumhurbaşkanımız dönüşlerinde, birkaç güne kadar inşası bitecek olan Menteş göçmen köyünü gezmişlerdir. Cumhurbaşkanımız bu arada göçmenlerle konuşmuşlar ve göçmenler kendisine çok yakında yeni evlerine yerleşmekten duydukları memnuniyeti candan bir şekilde izhar etmişlerdir.
Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar. akşam yemeğini Belediyenin misafiri olarak Tüccar Kulübünde yemişlerdir.
6 Ocak 1952
— Mersin:
Çukurova kurtuluşunun 30'uncu yıldönümü münasebetiyle Mersin Belediyesi tarafından dün akşam Tüccar Kulübünde verilen ziyafette Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar'la Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut ve milletvekilleri de hazır bulunmuşlardır. Mersin Belediye Başkanı. Mersin'in bugünkü kurtuluş vıldönümünde burada bulunduklarından ve Belediyenin bu akşamki yemeğini şereflendirdiklerinden dolayı bütün Mersinlilerin hislerine tercüman olarak Cumhurbaşkanına teşekkür etmiştir.
Cumhurbaşkanımız verdiği cevapta Mersin'e bu sefer gelişinde müstesna bir fırsatla karşılaştığını ve Çukurova'nın 30'un-cu kurtuluş bayramında burada bulunduğundan dolayı büyük memnunluk duyduğunu belirtmiş ve ((İstiklâl Mücadelemizin mücahitlerini bu sabah seyrederken ihtiyarım dışında gözlerim yaşla doldu» demiştir.
Cumhurbaşkanımız sözlerine şöyle devam etmiştir:
«O senelerde çok karanlık günler yaşadık. Aziz memleketimiz için kurtulması gayri mümkün diyenler dahi vardı; Fakat en karanlık günlerde dahi milletimizin istiklâle olan aşkı ve îmanı bir an için sarsılmadı. İstiklâl aşkında hepimiz birleşiriz. O zamanki çalışmalarımızın mes'ut neticesi olarak bugün hur vatanımızda istikbale emniyetle bakıyoruz. Yarın için vatanımıza ve milletimize nurlu bir istikbal görmekteyim.. Dün esaretten kurtulduk, şimdi rahat ve huzur içinde memleketin yarınını kuruyoruz. Bunu her türlü siyasî mülâhazaların üstünde sırf realitelere bakarak söylüyorum. Görüyorum ki Mersin, rahat ve neş'e içindedir. Daha büyük iyiliklerin gelmesini beklemektedir. Bu bekleyişte millet de haklıdır.»
Cumhurbaşkanımız kendisine karşı daima gösterilen ve bugün de tekrar gösterilen muhabbet tezahürlerinden dolayı Mersinlilere teşekkür ederek sözlerini hazır bulunanların alkışları arasında bitirmiştir.
— Ankara:
Adalet Bakanı Rükneddin Nasuhioğlu aşağıdaki beyanatta bulunmuştur:
«C.H.P. Genel Sekreteri Kasım Gülek'in 6.1.1952 tarihli Ulus gazetesindeki uzun beyanatı arasında bir nokta nazarı dikkatimi celbetti. Hükümetin kendisini askerî mahkemeye vermiş olduğunu söylüyor. Halbuki Kasım Gülek ana kanunlarımızdan olan Ceza Kanununun 161'inci maddesi hükmünce takibata uğramıştır. Bu kanun ise Genel Sekreteri bulunduğu partinin iktidar zamanına ait bir tesisidir. Bundan başka bütün mahkemelerimiz ve bu arada askerî mahkemelerimiz adaletin tecelli edeceği cihazlardır. Askerî mahkemelerin yüksek şerefine bir nevi tariz ifade eden bu sözlerini adalete inancı sarsan bozguncu bir haleti ruhiyenin ifadesi olarak telâkki etmek doğru olur.»
— Mersin:
Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar. bugün Mersin'de öğretmenlerle yaptığı çok sıcak ve samimî hasbihalde, inkılâplarımız mevzuunda memleketimizin millî mürebbüeri demek olan öğretmenlerin vazifelerinin çok ehemmiyetli ve çok şerefli olduğuna işaret etmiş ve «çocuklarımız: seciyeleri ve ahlâkları tekâmül etmiş, fedakâr bir nesil olarak yetiştireceğinize tam bir itimatla sizin büyük mesuliyetti ve kifayetli ellerinize tevdi ediyoruz» demiştir. Cumhurbaşkanımız, Mersin Öğretmenleri Derneğinin çayında bulunmak üzere saat 17'de Dernek binasına geldiği zaman kadın erkek bütün Öğretmenlerin ve öğrencilerin coşkun tezahürleriyim karşılanmıştır. Bu ziyaretinde Cumhurbaşkanımıza, Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Genelkurmay Başkanı Nuri Yamut, milletvekilleri ve İçel Valisi refakat etmekte idi. Mersin öğrencilerinin muhtelit korosu. Devlet Başkanımıza İthaf ettiği konserini vermiş ve çok alkışlanmıştır. Bayarın izhar ettiği arzu üzerine Adnan Saygun'un bestelediği Atatürk marşı tekrarlanmış, heyecanlı alkışlar toplamıştır.
Konseri müteakip bir edebiyat öğretmem bir şiir okumuş, bundan sonra Cumhurbaşkanımızın arzularına uyarak, klâsik divan şiiri devrinden, tanzimattan Cumhuriyete kadar olan devirlerden ve Cumhuriyet devrinden olmak üzere beğendiği üç şairin birer şiirini daha okumuştur. Tanzimattan Cumhuriyete kadar olan devir şairleri arasından, öğretmen, Namık Kemal'i seçmiş ve onun meşhur vatan kasidesini irşat etmiştir.
Bunun üzerine Namık Kemal'in milliyet ve teceddüt hareketindeki mevkii ve ehemmiyeti üzerinde samimî bir münazara açılmış ve bu münazaradan sonra. Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar da fikirlerini söylemiştir. Namık Kemal'i, edebiyat tarihimizdeki Şinasi gibi, diğer teceddütçülerden ayıran ve kendisine edebiyatımızda olduğu kadar içtimaî ve siyasî hayatımızda bambaşka ve çok daha farklı bir mevki veren fârik vasfın, Namık Kemal'de vatana ve hürriyetçi kalitenin diğer kalitelere tefevvuku olduğunu ifade eden Bayar, Namık Kemal'in o zamanki inkilâpçı Jön Türk hareketinin ideolojisini yaptığını, vatan, hürriyet ve istiklâl mefhumlarını o zamanki gençliğe ve onu takip eden nesillere aşılamış ve millete mal etmiş olduğunu söylemiş ve bu bahis üzerinde Atatürk'ün düşünceleri hakkında da hatıralar nakletmiş-tir.
Atatürk'ün Namık Kemal'i benimsemiş olan nesilden olduğunu söyleyen Bayar, Birinci Büyük Millet Meclisi devresinde mebuslar mekter> sıraları üzerinde toplanırken Atatürk'ün ilk defa olarak kendi yanında Namık Kemal'in meşhur beytini nasıl değiştirerek :
«Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini
((Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini» tarzında söylediğini anlatmış ve şöyle devam etmiştir:'
«İnsan haklarına tecavüzden kurtuluşun mebdei, Tanzimattır. Vatan sevgisini, millet mefhumunu, istiklâl aşkını bugünkü mânalariyle anlamamız Tanzimatla 'başlar. İnkilâp mücadelelerimizin _ en az bu kadar uzun bir tarihi vardır. İnkilâplarımiz.bircok merhalelerden geçerek birçok müşküllerle karşılaşarak, birçok engeller aşarak bugünkü şekline gelmiştir. Bunda en kuvvetli âmil muhakkak ki. Atatürk'tür. Eğer Atatürk olmasaydı ve Atatürk bütün irfanını ve benliğini Türk milletinden almasaydı bugünkü inkılâplarımızı vapmış olmayabilirdik. Atatürk'le bugünkü mesut neticeyi almış bulunuyoruz.» Cumhurbaşkanımız sözlerini şöyle bitİr-tir :
«İnkilâplarımız tehlikede midir? Bunu hatırıma dahi getirmek istemem. Böyle birşev tasavvur edemem. Yalnız. İnkilâplarımız mevzuunda memleketimizin millî mürebbileri demek olan sizlerin vazifelerinizin çok şerefli ve çok mühim olduğuna işaret etmek isterim. Mesuliyetiniz de çok ağırdır. Mesuliyetini?: derken manevî mesuliyetten bahsediyorum. Çocuklarımızın yetiştirilmesi vazifesini sizlere veriyoruz. Seciyelerinin ve ahlâklarının tekâmül edeceğine tam bir itimatla inanarak ve onları fedakâr bir nesil olarak yetiştireceğinizden emin bulunarak, sizlerin büyük mesuliyetti ve kifayetli ellerinize tevdi ediyoruz.»
Cumhurbaşkanı Celâl Bayar. bütün öğretmenlerin alkışları arasında kendisine ve arkadaşlarına karşı gösterilen iltifattan dolayı teşekkür etmiş, Mersin Öğretmenler Derneğindeki samimî toplantı bu suretle sona ermiştir.
Cumhurbaşkanımız, Derneğin hatıra defterine şu satırları yazmıştır:
«Faziletli insanlar arasında bulunmanın manevî zevki hudutsuzdur. Bugün böyle bîr an yaşadım. Teşekkürler ederim.»
Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan da hatıra defterine şöyle yazmıştır:
«Fikir hayatımızın aydın öğretmenleriyle geçen zevkli anlardan en büyük ümit ve memnunluk duydum. Kendilerine sürekli başarılar dilerim."»
Cumhurbaşkanımız. Öğretmenler Derneğinden ayrılırken bütün Öğretmenler tarafından usun uzun alkışlanmıştır.
Cumhurbaşkanı Celâl Bayar. daha evvel iki Türk makine mühendisinin meydana getirmiş oldukları Türk tipi pamuk tohumu ayırma ve ilaçlama selektörünü görmüş ve bu selektörün yapıldığı Hana atölyesini gezmiş ve oradan da Memleket Hastanesine giderek bütün pavyonları ve bu arada yeni yapılan ve açılan verem pavyonunu gezmiştir.
7 Ocak 1952
— Erzurum :
Pasinler bölgesinde vukua gelen ve tesirlerini geniş bir sahada hissettiren zelzele dolayısıyla son durum hakkında malûmat almak üzere Erzurum Valisi Cemal Göktan ile yaptığım mülakatta mumaileyh aynen şunları söylemiştir:
«Zelzelenin sabahleyin oluşu Allahın büyük bir lûtfudur. Çünkü, İlk sallantıda herkes dışarı fırlamış ve bu suretle insan kaybı nisbeten hafif olmuştur. Yoksa bugünkü acımız on misli, yirmi misli olabilirdi. Zelzelenin vukuundan iki saat sonra ilk imdat ekiplerimiz vak'a mahalline yetişebilmiş ve felâketzedelere yardım elini uzatmıştır. Aynı gün içinde açıkta kalanlara çadır verilerek soğuktan korunmaları sağlanmış, ekmek, çay, şeker, pekmez verilerek iaşeleri temin edilmiş, ikinci günden itibaren sıcak yemekler tevziine başlanmıştır. Su dört gün içinde 1280 çadır, 6089 ekmekten başka 7904 parça giyim eşyası dağıtılmıştır.
Erzurum'un dondurucu soğukları bütün şiddetiyle devam ettiği ve sühunetin sıfırın altında 19. 20. 23. 26 dereceye kadar düştüğü halde zelzeleden kurtulanlardan bugüne kadar kimse hasta olmamıştır.
Sıhhiye, veteriner, bayındırlık, zabıta e-kiplerimiz büyük bir imanla vazifeleri başından ayrılmamaktadırlar. Bu arada şanlı ordumuzun felâketzedelerin imdadına koşması, felâketzedeler ve halk üzerinde sonsuz bir şükran hissi uyandırmıştır.
Halkı şu bir kaç gün içinde çadırlardan kurtarıp barakalara alabilmek üzere İçişleri. Bayındırlık. Tarım, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlıklarının, Kızılayın formaliteler çemberini kırarak süratle ve geniş ölçüde para ve malzeme yetiştirmiş olmalarını şükranla belirtirim. Ölüleri için acı göz yaşlan döken mutekit, mütevekkil ve fakat metîn ve asîl ruhlu köylülerimizin, hükümetin bu yardımı karşısında sevinç gözyaşları " döktüğünü kaydederken benim de gözlerim yaşla dolmaktadır.
Tamamen yıkılmış olan 5 köy halkı can kaybından başka hayvanlarını, ev. eşya ve giyeceklerini, tohumluklarını ve nesi varsa lıerşeyini kaybetmiştir. Kısmen harap olmuş 15 köy de, bu beş köye nisbeten hafif olmakla beraber haddi zatinde büyük zararlara maruz kalmış bulunmaktadır.
Baharda bu köyleri yeniden inşa etmek, köylüleri yeniden müstahsil ve müreffeh bir hale getirmek için gerekli tedbirleri almakta hükümetimizin bir gün bile gecikmeyeceği muhakkaktır.»
— Erzurum :
Erzurum Valisi Cemal Göktan İstanbul halkının taziye ve teessürlerini bildiren Vali ve Belediye başkanı Ord. Prof. Dr. Fahrettin Kerim Gökay'a aşağıdaki telgrafı göndermiştir:
Serhat köylerinin kahraman evlâtları Erzurumlular bu felâketli günlerinde İstanbul'un hassas, müşfik ve alâkalı sesini radyoda İşitmekle derin bir memnunivet duymuşlardır. Tabiatın sillesi ile sarsıllan, canlarını, mallarını, barınaklarını kaybederek zalim kışın pençesine düşen bölge halkı moralini zerre kadar kaybetmeden hükümetin kudretli eli ile ayağa kalkıyor.
Güzelliği, zenginliği, ilim ve irfanı ve çeşitli nimetlerin temerküz ettiği yurdumuzun incisi İstanbul'dan, onun civanmert halkından, münevver gençliğinden, kudretli basınından Erzurum'un her türlü yardımı beklediğini saygılarımla arzederim.
Vali, Çankırı Valisine bir telgraf göndererek zelzele felâketiyle yakından ilgilenen Çankırı'ya Erzurumluların şükranlarını bildirmiş, yapılan yardım vatandaşlarımızın dağlı yüreklerine bir yudum soğuk su tesiri yapacaktır, demiştir.
— Mersin :
Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, bugün beraberinde Büyük Millet Meclisi başkanı Refik Koraltan. Milletvekilleri ve Genelkurmay başkanı Orgeneral Nuri Yamut olduğu halde Vilâyeti ve Belediyeyi ziyaret etmiştir.
Cumhurbaşkanı yarın sabah saat 9 da otomobille Adana'ya hareket edecektir. Ada-na'da bir gün kaldıktan sonra Hatay'a gidecek ve Perşembe günü Öğleden sonra trenle Ankara'ya dönecektir.
— İstanbul :
Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Samet Agaoğiu bu akşam D. P. İstanbul
Teşkilâtının Eminönü bucak kongresine gelerek aşağıdaki konuşmayı yapmıştır:
Sayın arkadaşlar,
Kısa bir zaman için şehrinize geldim. Genel Kurul ve Parti Başkanımız Adnan Menderesin selâm ve sevgilerini size getirdim. İçeriye girdiğim andan itibaren eski hatıralarım süratli bir deniz dalgası gibi kafamdan geçti. Bugüne kadar bir çok hâdiseler yaşadık beş yıllık uzun bir mücadelenin tükenmez hâdiseleri içerisinde iktidara geldik. Bu beş yıllık mücadelenin öyle müşterek safhaları var ki, bunların temeli samimiyet, doğruluk, hakşinas olmak gayretidir. Mütecanis bîr kütle halinde birbirimize saygı göstererek çalışmak, eski samimî heyecanları yaşatmak, birbirimizi severek ve hakka hürmet ederek tenkitler yapmak muvaffakiyetimizin şimdiye kadar yegâne sırrı olmuştur. Bundan sonra da tek şartı olarak kalacaktır. Kongrenizde bu şartlan gördüğüm için sizleri tebrik ederim. Demokrasi hakkın ne tarafta olduğunu bilerek karar vermeği icap ettiren bir sistemdir.
Size gittikçe artan dış itibarımız yanında iç kalkınma, ve inkişafımızın bütün dünyanın dikkatini çekmekte olduğunu arz ve bu mevzulara dair memleketin büyük meselelerinden bahsedeceğim ve diyeceğim kî iyilikleri de fenalıklar gibi devamlı bahis mevzuu etmek mecburiyetindeyiz. Kötülükleri Önlemek için işlenmiş kötülüklerden nasıl zaman zaman bahsetmek lazımsa, iyilikleri devam ettirmek için de yapılan iyi işleri vatandaşın kulağına sık sık ulaştırmak zorundayız. Türk vatanı 14 Mayıstan sonra yepyeni bir hamle içine girmiş, Karstan Edirneye, Şimalden Cenuba kadar yapıcı bir ruhun tesiri altında kalkınma örnekleri vermeğe başlamıştır Bu başlangıç bugün dev adımlarla ilerleyiş arzediyor. Memleket asırlardan beri görülmemiş bir imar hareketi içindedir. Milletimizin yüzyıllardan beri ulaşmak İstediği hürriyet tamamıyla tahakkuk etmiş, şimdi seri bir yürüyüşle mesut -ve müreffeh bir istikbale yönelmiş bulunuyoruz.
Köylü geniş vatan topraklarını tamamıyla benimseyerek bol bol işlemektedir. Geçen sene % 25 fazla mahsul elde eden köylü, idrâk ettiği mahsulünü en yüksek fiyatla satmış, tarihinde ilk defa hububat ihraç edecek duruma girmiş, pamuk memlekette iktisadî kalkınmanın müessir bir unsuru olmuştur. Yurtta gittikçe artan bir faaliyetle yollar, köprüler, barajlar yapılıyor. Asırlardan beri içme suyu girmemiş köylere ve köşelere su getiriliyor. Köylere su götürme işi için geçen sene ayrılan 6 milyon lira bu yıl 12 milyona çıkarılmıştır. Geçen yıl 75 milyon lira olan yol tahsisatı bu yıl 150 milyona yükselmiştir. Köy yollan için ayrıca 25 milyon lira veriyoruz. Rakkamların konuşması karşısında demagoji ve yalan susar. Evvelce Türk köylüsüne verilen 320 milyon liralık ziraî kredi 650 milyon liraya çıkmıştır.
Bu miktar gelecek sene belki 1 milyara yükselmiş olacaktır, Kısaca çizdiğim bu tablo sizlere köylerin ve köylünün kalkınması hakkında bir fikir vermiş olacaktır. Karadeniz kıyılarında her sene çekilen kıtlık dâvası katî olarak halledilmiş. Orta Anadolu stepi artık tarihe karışmıştır. En hücra köyleri kucaklayarak uzanan şoseler üzerinde şimdi beş dakikada bir kamyonlar işliyor. 1954 - 1958 ve 1962 yıllan iyi niyetle çalışan medenî dünya milletlerinin takdir edecekleri zafer tarihleri olarak 14 Mayıs 1950 zaferi gibi tarihe geçecektir. Millete vâdettiğimiz İşler ve yenilikleri tamamen yerine getireceğiz. Sizler murakabede kaldıkça, iyiliği, hakkı rehber olarak kullandıkça bu milletin ve memleketin muvaffakiyetten muvaffakiyete ulaşacağına emin olmalısınız.
Büyük vatan kalkınmasının İstanbula düşen hissesi de mutlak büyük olacaktır. Bu büyük şehrin maddî ve manevî ihtiyaçlarını karşılayarak onun lâvık olduğu medeniyet seviyesine erişmesi için hükümetimiz elinden gelen her türlü fedakârlığı yapacaktır. İstanbul limanı ve diğer tesisleri en modern şekline girecektir. Belediye Vilâyetten ayrılacak, şehir, kendi seçtiği müstakil meclisinin idaresi altında lâyık olduğu seviyeye ulaşacaktır.
Politika yapmadan son sözü söyleyeceğim. Asırlar boyunca ihmal edilen bu vatanı imar edeceğiz. Bunun çok mühim semerelerini bir buçuk yıl gibi kısa bir zamanda bütün millete göstermiş bulunuyoruz. Türk milletinin karşısına samimî olarak çıktık. Millet bize itimat etti. Onun bu itimadına lâyık olduğumuzu ispat ettik, ediyoruz ve edeceğiz. Hepinizi hürmetle selâmlarım.
Büyük tezahüratla karşılanan bu demeçten sonra Başbakan Yardımcısı Kongreye veda ederek ayrılmıştır.
8 Ocak 1952
— Erzurum :
Pasinlerde vukua gelen zelzele dolayısiyle teşekkül eden II yardım komitesine yapılan bağışların listesi aşağıdadır:
Atpazarı esnafı 1283 lira. Millî Eğitim memurları i7 lira 50 kuruş. Devlet Demir yolları işçileri 2S5 büyük ekmek. Hasan Kulaç 50 Çift kadın lâstiği. Erzurum sobacılar esnafı 43 soba ve teferruatı. Cumhuriyet bakkaliyesi 200 adet ekmek ve bir teneke peynir. Erzurum Müftülüğü 137 lira 50 kuruş. Kars şehir halkı 4 bin lira, Çıldır şehir halkı 300 lira. Tirebolu Ziraat Bankası memurları 20 lira.
— İzmir :
İzmir şehri imâr plânı beynelmilel proje müsabakasına iştirak eden şehircilik mütehassıslarının projelerinin tetkik ve kabulü ile vazifeli jüri heyeti bu sabahtan itibaren ihzari mahiyetteki çalışmalarına başlamış bulunmaktadır. Müsabaka için tahsis edilmiş olan Kültürpark'ta Amerikan pavyonundaki tadilât henüz ikmal edilememiş olduğundan jüri ilk toplantısını Fuar ve Turizm Müdürlüğünde yapmıştır.
Belediye başkanı Rauf OnursaFın riyasetinde toplanan jüri heyeti İzmir Belediye fen işleri Müdürü Kemal Ardova. İstanbul Teknik Üniversite- Ordinaryüs Profesörü Paul Bonatz, İngiliz Mimarlar Birliği başkanı Sir Patrick Abercromby'. İller Bankası Genel Müdür muavini Mithat Yenen, İller Bankası şehircilik işleri Müdürü Cevat Erbel, Bayındırlık Bakanlığı ve imâr işleri Reis muavini Orhan Alsaç. Muammer Tansu ve Yüksek Mimarlar Birliği İzmir şubesi başkanı Necmettin Emre'den mürekkep olup bugünkü ilk toplantıva henüz şehrimize gelmemiş bulunan Profesör Paul Bonatz ile Sir Patrick İştirak edememişlerdir. Bu iki zat Perşembe günü şehrimizde beklenmektedir.
Jürinin bugünkü toplantıda kararlaştırmış olduğu üzere bütün projeler yarından itibaren Amerikan pavyonunda jüriye mensup iki zat huzurunda açılmağa başlanacaktır. Ancak bundan sonra jüri projeleri tetkik edecektir.
— Adana :
Cumhurbaşkanı Celal Bayar. vanımda Büyük Millet Meclisi' başkanı Refik Koral-tan, Genelkurmay başkanı. Nuri Yamut ve Milletvekilleri olduğu halde bu sabah saat 9 da otomobille Mersin'den hareket ederek saat 11 de devamlı tezahürat arasında Adana'ya gelmiştir.
Cumhurbaşkanı yol boyunca olduğu gibi Tarsus'da da çok kalabalık bir vatandaş kütlesi tarafından karşılanmış ve sürekli alkışlar arasında Belediye’ve girerek Tarsusluların bir kahvesini içmiştir.
Yine alkışlar arasında Tarsus'dan hareket eden Cumhurbaşkanımızı yolda Adana'dan hareket etmiş olan yüzlerce otomobil içerisinde Adanalılar karşılamıştır.
Cumhurbaşkanının otomobili şose boyunca her köy civarında bayraklarla kendisini karşılamaya çıkan köylüler tarafından durdurulmuş ve vatandaşlar Devlet Başkanına coşkun tezahürlerde bulunmuşlardır Adana giriş kapısında da binlerce Adanalı Cumhurbaşkanını hararetle alkışlamıştır.
Cumhurbaşkanı selâm resmini ifa eden bir kıtayı teftiş etmiş, okul Öğrencilerini selâmlamış. Adanalıların bütün caddeler boyunca devam eden tezahürleri arasında otomobili güçlükle ilerliyerek doğruca hükümet kona-Rina gelmiştir. Cumhurbaşkanının Adana'ya gelişi dolayısıyle bütün şehir bayraklarla donatılmış bulunmaktadır.
- İstanbul :
Erzurum zelzelesi münasebetiyle İstanbul halkının gösterdiği alâkaya karşı Erzurum Valisi Gökten. İstanbul Vali ve Belediyesine şu telgrafı göndermiştir:
Serhat boylarının kahraman evlâtları Erzurumlular bu felâketli günlerinde İstanbulun hassas ve alâkalı sesini radyoda işitmekle derin bir memnuniyet duymuşlardır. Tabiatın sillesiyle sarsılan canlarını, mallarını, barınacaklarım kaybederek zalim kışın pençesine düşen bölge halkı moralini zerre kadar kaybetmeden hükümetin ânında yetişen kudretli elile ayağa kalkıyor. Güzelliğin, zenginliğin, ilim ve irfanın nimetlerin temerküz ettiği yurdumuzun incisi İstanbul'dan, onun civanmert halkından rnüoevver gençliğinden, kudretli basınından Erzurum'un her türlü yardımı beklediğini . yallarımla arzederim.
— Adana :
mhur başkan imiz Celâl Bayar bu akşam Adana kulübünde tüccarlarla yaptığı has-
ıalde, Çukurova'nın başlıca davasını teşkil eden su işinin behemehal hallolunacağını .söylemiş, ayrıca varlıklı vatandaşlarımızı
hayalına atılmağa ve iktisadî kalkınma yolunda millî teşebbüslere girişmeğe teşvik etmiştir.
Adana Kulübünde her sınıftan tüccarın iştirakiyle yapılan toplantıda. Çukurova'nın iktisadî kalkınmasiyle alâkalı bütün meselelere temas olunmuş, görüşmelerin sonun-Cumhurbaşkanımız bu mevzu üzerinde
ir konuşma yaparak, bugün memleketimizin en ehemmiyetli dâvaları olan yol ve su meselelerinin halli için azamî gayret gösterileceğini belirtmiştir.
Cumhurbaşkanımız, sözlerine şöyle devam
etmiştir:
«(Yurdumuzun bu bereketli parçasında su dâvasmı hallettiğimiz takdirde, bugün bu topraklar üzerinde yaşayan bir buçuk milyon vatandaş, asgarî 10 milyona yükselmiş olacaktır. Bu derece mühim bir meseleyi ihmal etmek, millet iradesiyle işbaşına gelmiş bir iktidar için mümkün değildir. Sizlere şunu katiyetle söyleyebilirim ki, Seyhan barajının yapılarak Çukurova su dâvasının halline yabancı sermayenin ortak olacağı hakkındaki ümitlerimiz zail olmamış bulunmakla beraber, dış yardımlar olmasa dahi Çukurova'nın kalkınmasiyle yakından alâkalı bulunan bu işi millî kudretimizle başarmak azmindeyiz. Bu dâvanın halli için Hükümetin katî .kararını vermiş bulunduğunu biliyorum. Yalnız katî olarak zaman tayin edemiyorum.
Cumhurbaşkanımız bundan sonra, memleketin su dâvasını halletmek yolunda Amerikalı uzmanlarla yapılan müzakereler hakkında izahlarda bulunmuş ve Hükümet programı ile hemâhenk bir surette küçük su projelerine daha çok tahsisat ayırmak bahsinde mutabakata varılmış olduğunu, ancak bu arada memleketin umumî kalkınmasında çok geniş ölçüde tesir yapacak bulunan Seyhan, Menderes, Gediz, Kızılırmak gibi su dâvalarının hallinin de İhmal edilemiyeceğini kayıtla sözlerine şöyle devam etmiştir:
Bugün şahsî servetlerimizi Millî Kalkınma davalarını halletmek gayesi emrine vermek vazifesiyle karşı karşıyavız. Memleketin diğer bölgelerinde de halkla yaptığım temaslarda daima söylediğim gibi, burada da tekrar edeyim kiv iş hayatına atılmalıyız: İktisadî Kalkınma yolunda mîllî teşebbüslere girişmeliyiz, servetlerimizi iş sahalarına dökmeliyiz. Kendimize itimat etmeli, kendi liyakat ve teşebbüs kudretimize inanmalıyız. Bu yolda yapacağımız teşebbüsler kuvvetle desteklenecektir.
Cumhurbaşkanımız, bu arada memleketimizde bankacılığın inkişafını misal olarak göstermiş, millî teşebbüslere karşı duyulan güveni belirtmiş ve geniş bir çalışma ve kazanma muhiti olan Çukurova'nın millî teşebbüsleri genişletmek hususunda Örnek olabileceğini ifade ederek şöyle demiştir:
Diğer İllerimizdeki vatandaşlarımız da aynı soydan insanlar olarak aynı teşebbüs kudret ve kabiliyetine sahiptirler. Fakat şettiği bir feyiz de mevcuttur. Bu feyiz ve geniş kazanç imkânları içinde yapılacak her teşebbüs, bizi yanında görecektir. Her nerede olursa olsun, bu teşebbüsleri muvaffak kılmak bizim en tabiî vazifemizdir.»
Cumhurbaşkanı bu sabah Adâna'ya gelirken, yolda kendisine bir fabrika inşaatı gösterildiğini, bundan 20 yıl evvel 20 bin iğlik bir fabrika kurmak için Hükümet kudretinin kâfi gelmediği bu memlekette bir vatandaşın bugün sessizce, kimseden yardım istemeden cesaretle bu takatte bir fabrika kurması vakıasının kendisinde sonsuz bir memnunluk uyandırdığını kaydetmiş ve demiştir ki:
«Evvelce Hükümet önden gitsin biz arkadan gelelim, diyorduk. Bugün şartlar tamamen değişmiştir. Düşünüş tam aksinedir. Sizler ve vatandaşlar Önde yürümek, Hükümet de karıunlariyle, mevzuatiyle, İmkânlariyle ve adamlariyle arkadan sizleri desteklemek durumundadır.»
Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, tüccarların şiddetli ve sürekli alkışlan arasında, bütün memlekete örnek olacak yeni millî, iktisadî teşebbüslerinde Adana'ya muvaffakiyet temennileriyle sözlerim bitirmiştir.
Cumhurbaşkanımız ve yanında bulunan Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut. milletvekilleri, akşam yemeğinde Adana Ticaret Odasının davetlisi olarak bulunmuşlardır. ■
— Adana:
Bu akşam Adana Ticaret Odasının Cumhurbaşkanımız şerefine verdiği yemek, memleketimizin İktisadiyatı için çok güzel fikirlerin meydana çıkmasına hizmet etmiştir.
Yemeğin sonunda söz alan Ticaret Odası Başkanı Fevzi Dural, kısa bir hitabe irad ederek, fazla bir şey söyleyemeyeceğini, sayın Cumhurbaşkanının burada bulunması ile bütün Çukurovalıların duvduğu neş'e ve sevincin esasen yüzlerinden okunduğunu ve bu neş'enin Çukurova'da bugün hakikaten mevcut bulunduğunu, söylemiştir.
Fevzi Dural'ın sözlerinden sonra Cumhurbaşkanımız ayağa kalkmış ve «ben de muhterem Ticaret Odası Başkanının sözlerine mukabele ederken, esaslı bir nokta üzerinde durmak isterim» demiş ve konuşmasına şu şekilde devam etmiştir:
«Ben de aynı şekilde yüzlerinizden okunan neş'eden bahsedecektim. Hakikaten neşelenmemek için hiçbir sebep göremiyorum. Hâtıralarımı yokladım: Buralara kaç defa gelmiştim, fakat ben ilk olarak, Çukurova'ya İstiklâl Mücadelemizin muzafferiyetle neticelendiği günü tes'it ederken vâsıl olmuş ve Çukurovalılann o zamanlar memleket dâvalarına olan bağlılıklarının ve bu uğurda gösterdikleri hamasetin hayranı kalmıştım.» Celâl Bayar, bu husustaki fikirlerini açıkladıktan sonra sözlerine şunları ilâve etmiştir :
«Bugün şuna kaniyim: Yaptığımız büyük fedakârlıklarla dün, istiklâlimizi ve şerefimizi kurtarmıştık. Nasıl bununla dün istiklâlimizi fethetmiş isek bugün de iktisadiyatımızı fethedeceğiz. İktisadiyatımızı fethetmekten bahsederken tabiî Çukurvayı gözönüne alarak söylüyorum burada dâvaları tanzim etmek durumundan daha ileriye gitmiş bulunduğumuzu ifade edebilirim. Çünkü Çukurova'lılar refah istikametinde metin adımlarla ilerlemektedirler. Esasen Çukur-ovalılar bugün bu davayı halletmek usulünü bulmuşlardır. İktisadî refahı ölçmek için eğer elimizde miyar 100 ise. Çukurovalılar. bunun 70'ini halletmiş, mütebaki yzde 30'u-nu da halletmek ve tam refah devrine girmek yoluna ulaşmış bulunmaktadırlar. Ben refah kelimesini söylerken fertleri kasdetmiyorum. Refahı umumî mânada alıyorum. Kül halinde memleket refahını kastdederek söylüyorum.»
Cumhurbaşkanımız sürekli alkışlarla karşılanan bu cümlelerinden sonra. Çukurova’daki nüfus meselesini bahis mevzuu etmiş, burada su dâvası hallolunursa. istihsalât beynelmilel konjonktür dahilinde kıymetlendirilirse. bu bölgenin 10 milyon Türkün refah merkezi olabileceğini söylemiştir. Celâl Bayar müteakiben «bütün bunları nikbinlikle değil, fakat hesaba, rakamlara ve realitelere dayanarak» söylediğini ifade etmiştir.
Cumhurbaşkanımız konuşmasının sonunda Çukurovalılara:
«Bu akşam şahidi olduğum neş'enizin, daimî olmasını temenni ederim» demiş ve gerek kendisine ve gerekse arkadaşlarına karşı gösterilen muhabbete teşekkürlerini bildirmiştir.
Cumhurbaşkanımızın bu sözleri, salonu dolduranlar tarafından sevgi tezahürleriyle uzun uzun alkışlanmıştır.
10 Ocak 1952
— Adana:
Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar beraberlerinde Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut,- Hatay ve diğer İller Milletvekilleri olduğu halde, bu sabah Antakya'dan hareketle Samandağı İlçesini ziyaret etmiştir. Samandağhlarm coşkun tezahürleriyle karşılanan Cumhurbaşkanımızı Belediyede Samandağı Belediye Başkanı Şahap Çilli şehir halkı adına selâmlamış, İlçe halkının bugünkü içten sevincine tercüman olmuş ve demiştir ki:
«Yirmi sene esaret altında kalan yeşil Hatay'ımızın kurtuluşunda sizlerin de çok büyük yardımınız olmuştur. Esaret altında geçen bu seneler içinde memleket halkının çektiği ıstıraplar şüphe yok ki sizi de uzun zaman müteessir etmiştir. Fakat bugün Hatay'ı teşrifinizle mazide çekilen ıstırapların tarihe karıştığını görerek her halde bizden ziyade sevinç içindesinizdir. Hatay'ın bir parçası olan Samandağı halkı kurtuluşumuz için çalışanları asla unutmayacaktır.»
Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar Hatay'ı vatandaşların kendisine karşı gösterdiği muhabbet tezahürlerinden dolayı teşekkür etmiş. Hatay'a karşı kendisinin de bütün Türk milleti gibi hususî bir sevgi ile bağlı olduğunu belirtmiş. Hatay'ın ıstıraplı günlerini hatırladığını kaydettikten sonra sözlerine şöyle devam etmiştir:
<( Böyle günler bir daha tekerrür edemez. Hatay Türk diyarı idi, Türk diyarıdır, yurdumuzun ayrılmaz bîr parçası olarak ebediyyen de Türk kalacaktır ve burada her vatandaş, hiçbir tazyik görmeden, kafiyen hiçbir farklı muameleye tâbi olmadan kendi refahı ve kalkınması için. netice olarak da memleketin refahı ve kalkınması için çalışacaktır. Huzur ve neş'e içinde gördüğüm Hatay'ın bu huzur ve neş'esi gittikçe artarak devam edecektir. Bütün memleketin kalbi Hatay'la beraber çarpar.»
Hataylılara işlerinde başarılar dileyerek sözlerini bitiren Bayar, Samandağhlann alkışları arasında kasabadan ayrılarak İskenderun'a gelmiş ve saat 13.55'de İskenderun - Ankara yolcu katarına bağlanan hususî vagonu ile Ankara'ya doğru hareket etmiştir. Saat 18.20'de Adana'dan geçen Cumhurbaşkanımız, trenin garda tevakkufu sırasında istasyondaki halk topluluğunun hararetli tezahürleriyle selâmlanın ıştır. Cumhurbaşkanımız yarın saat 20.35'de Ankara'da olacaktır.
11 Ocak 1952
— Kayseri:
Güney İllerinde yaptığı tetkik gezisinden dönmekte bulunan Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, beraberinde Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut ve milletvekilleri olduğu halde Doğu postasına bağlanan özel bir vagonla bu sabah şehrimize gelmişlerdir.
Cumhurbaşkanı Vilâyet hududunda Vali, Belediye Başkanı. Kolordu ye askeri bölge Komutanları ile D. P. İl Başkanı ve üyeleri tarafından selâmlanmış ve saat 7.15'de Kayseri İstasyonuna muvasalatlarında istasyonda toplanan büyük bir halk topluluğu tarafından tezahüratla karşılanmıştır.
Cumhurbaşkanı istasyondan doğruca Vilâyete gitmişler ve Kayseriyi ilgilendiren muhtelif mevzular hakkında Vali ve Belediye Başkanından izahat aldıktan sonra saat S.15'de Ankara'ya müteveccihen hareket etmişlerdir.
Cumhurbaşkanı ve beraberlerindeki zevat istasyonda tezahüratla uğurlanmışlardır.
— Ankara:
Almanya'ya sipariş edilmiş olan 16 motorlu trenden üç tanesi bu ay içinde Türkiye'ye sevkedilecek, mütebaki 13 tanesi ise Ağustos ayı sonuna kadar memleketimize gelmiş olacaktır. İki tane 550 beygirlik Dizel motoru ile mücehhez ve 119 yolcu alabilen üç vagondan müteşekkil olan bu trenler, sür'at denemeleri yapıldıktan sonra Ankara - İstanbul. Ankara - İzmir, Ankara - Zonguldak, Ankara - Adana ve Ankara - Sivas hatlarında çalıştırılacaklardır. Seyahat müddetinde mühim bir kısalma yapacak olan bu trenlerin işletilmesi ve bakımı için yetiştirilmek üzere teknisyenlerden mürekkep bir heyet Almanya'ya gönderilmiştir.
— İstanbul:
Basın - Yayın ve Turizm Genel Müdürü Dr. Halim Alyot bugün saat 17'de Gazeteciler Cemiyetinde bir Basın toplantısı tertip etmiş ve aşağıdaki konuşmayı yapmıştır:
Arkadaşlar:
Görüşmemize başlamadan önce. Genel Müdürlüğümüzün iş ve vazifelerine karşı matbuatımızın göstermekte olduğu daimî ve yakın alâkadan dolayı sizlere teşekkür etmeği zevkli bir vazife bildiğimi söylemek isterim. En büyük emelim, hiç şüphesiz ki, bu çok kıymetli alâkanızın devamını görmektir.
Bundan evvelki konuşmalarımda da arz etmiş olduğum veçhile, Adnan Menderes hükümeti, turizm davasının ilk gününden itibaren ehemmiyetle üzerinde durmuş ve bu dâvanın tahakkuku için fiilî tedbirler almıştır ?
Turizmin dünya ekonomisinde oynadığı rol malûmdur. Meselâ: 1951 yılında Fransa, Turizmden bir milyar 200 kusur milyon Türk liralık gelir sağlamıştır. Lübnamn turizm geliri de, ayni sene içinde 60 milyon Türk lirasından fazladır.
Millî turizm politikamızın esaslarına uygun bîr şekilde memleketimiz turizminin inkişafı için gerekli programı hazırlamış bulunmaktayız. Türkiyenin tarihî mahallerini, folklor merkezlerini, tabiî güzelliklerini, iklim ve tedavi yerlerini etüd etmiş bulunuyoruz. Bu etüdden elde ettiğimiz bilgiye göre, bir ihzarî proje tanzim edildi. Bu projeye nazaran ilk plânda, memleketin muhtelif yerlerinde 40 ve 20 yataklı 60 otel. 30 oberj, büyük ve küçük 40 plaj, kaplıca ve içme istasyonları ile 56 servis istasyonu kurulmasına ihtiyaç olduğu tes-bit edilmiştir.
Büyük turistik merkezlerimizin otel mevzuu bunların dışındadır. Bildiğiniz . gibi, İstanbul İçin ilk hamle olarak Hilton Otelcilik Şirketi tarafından 300 odalı bir otel yaptırılmak üzeredir.
Bu müessesenin umumî vekili ile Hiltonun kardeşi Cari Hilton'un riyaseti altında bir heyet memleketimize gelmiş ve otelin sahibi olan Emekli Sandığı ile temasta bulunmak üzere bu sabah Ankaraya varmış bulunmaktadır. Ankaradan avdetlerinde Hilton Otelinin maketini basın mensuplarına göstereceklerdir. Adnan Menderes hükümeti memleketin yol dâvasını iktisadî hamlelerimizde olduğu gibi turzim faaliyetlerimizdeki rolüne gerekli ehemmiyeti vermiş ve bu yollar, kara yolları çerçevesi dahilinde bir programa bağlanmıştır.
Hıristiyanların mukaddes bir mahalli olarak kabul ettikleri Efes'e yapacakları ziyaretlerde kolaylık gösterilmesi için gerekli bütün tedbirler alınmıştır. Bu mahallin Türkiye için büyük Turistik bir merkez haline getirilmesine çalışılmaktadır. Bu arada Selçuk - Efes Turistik yolları da ikmal edilmiş bulunmaktadır.
Bugün devamlı bir surette sarfedilen gayretler neticesinde memleketimizde turizm dâvası geniş bir alâka göstermeğe başlamıştır. Hususî sermayenin. Turizm Endustrusinin kurulmasında rol almağa başlamış olması bunun delillerinden biridir. Adnan Menderes hükümeti esasen millî ve yabancı sermayenin bilûmum iktisadî sahalarda olduğu gibi Turizm sahasında da rol almasını yalnız arzu etmekle kalmamakta, ayrıca bunun teşvik edici tedbirleri almak hususunda hassasiyet göstermektedir. Nitekim bu cümleden olarak. Turizm Endüstrisinin sür'atle kurulmasını sağlamak gayesiyle bir «Turizm Endüstrisini teşvik kanunu tasarısı» nı hazırlamış bulunmaktadır. Bu tasarı yakında Büyük Millet Meclisine sevkedilecektir.
Turizmin birçok meseleleri vardır. Bunların her biri ayrı ayrı ele alınmış, bu husustaki etüdler tamamlanmıştır.
Turizm bilgi ve terbiyesinin okullarda ve halk arasında yayılması tercüman rehber yetiştirilmesi, Turizm İstatistikleri tutulması, büyük şehirlerimizde Turizm Büroları kurulması. Belediyeler Turizm fonu teşkili. Turizm Derneklerinin arttırılması. Turizm anonim şirketleri kurulması. Turizm polisi ihdası gibi mevzular bunlar arasındadır.
Adanan Menderes hükümeti, bu sahadaki çalışmaları hızlandırmak maksadivle. bütçeye iki yıldanberi Turizm tahsisatı koymuş bulunmaktadır.
Paristeki Turizm Büromuzun nüvesini teşkil etmek ve Avrupa İktisadî İşbirliği nezdinde bir Turizm temsilcimiz bulundurulmak üzere, mütehassıs bir memur gönderilmiştir. Bu suretle de dıs memleketlerdeki temsilcilerimizin sayısı dörde çıkmış bulunmaktadır.
Şimdi propaganda dairemiz ve dış teşkilâtımız faaliyetine geçiyorum:
Yurdumuzu hariçte tanıtmak maksadivle. bir buçuk sene zarfında muhtelif dillerde 15 eser bastırılmış ve dağıtılmıştır. Önümüzdeki Şubat ayı içinde de halen baskıları devam etmekte olan 7-8 yeni eser daha yayınlanmış olacaktır. Bu arada memleketimizin harice tanıtılması ve turizm dâvamızın anlatılmasından büyük .bir ehemmiyeti olan film servisimizi de takviye etmekteyiz. Bunun için hariçten bir de mütehassıs getirilmesi kararlaştırılmış bulunmaktadır.
Birleşik Amerika. İngiltere ve Fransadaki dış teşkilâtımız son zamanlarda Devletimizin dış münasebetleri bakamından itibarımızın fevkalâde artması bu teşkilâtımızın faaliyetinin daha esemereli olmasını intaç etmiştir. New-York Haberler Büromuzun evvelki senelere ait mesaisi ile 1951 yılı mesaisi mukayese edildiği vakit, öteden-beri yapılmakta olan mesai hacminin artmasına ilâveten, yeni propaganda usullerinden de istifade edilmeye başlandığı görülür. Meselâ 11 aylık bir devre zarfında New-York Haberler bürosu 42 sergi tertip etmiş. 7S konferans vermiş. 35 radyo ve televizyon konuşması yapmış. 86 film gösterisi tertip etmiş. 72 basın toplantısı veya teması yapmış, 8 broşür bastırmış 121057 broşür dağıtmış 12 bin kadar yazılı ve telefonla yapılan müracaata cevap vermiştir.
Amerikan gazete ve mecmualarında da memleketimiz lehinde fotoğraf ve makale çıkmasını temin etmek, makale yazacaklara gerekli malzemeyi vermek, hakkımızda menfi ve tarafgirane yazılan yazıları tashîh ettirmek. Turizm propagandamız için küçük filmler vücuda getirmek de Büronun mesaisi arasındadır. Diğer taraftan yurdumuzun sesini harice duyurmak maksadiyle Ankara Radyosu kısa dalga postası ile muhtelif yabancı dillerde yapılmakta olan neşriyat, 10 dilden 14 dile çıkarılmak ve bunların emisyon müddetleri iki - üç misline iblâğ edilmek suretiyle bu sahada da bir ilerleme kaydedilmiştir.
Büyük Millet Meclisi ve Hükümetin yakın alâkaları ile dış tanıtma faaliyetimizin da-'ha geniş bir ölçüde yapılmasını teminen Genel Müdürlüğümüzün 1952 yılı bütçesine 300 bin liralık fâzla bir tahsisat konulmuştur.
Radyolarımıza gelince :
Radyolarımızın bilhassa müzik neşriyatında, takdir edeceğiniz gibi, esaslı ıslahat yaptık. İstanbul radyosunda mukaveleli bir sanatkâr kadrosu kurduk. Bu kadronun kurulmasından maksat, programlarda değişiklik yapılmak zarureti karşısında kalındıkça, bütün vakitlerini radyoya hasretmiş elemanların daimî surette el altında bulundurulmalarını temin etmektir. Hiç şüphesiz ki, İstanbul gibi geniş bir sanatkâr zümresini sinesinde toplamış bulunan bir şehrin radyosu, mahdut bir kadro ile işleyecek değildir. Mukavele dışında kalan sanatkârlardan da istifade edilmeğe devam edilecektir.
Ankara radyosu programlarını zenginleştirmek gayesi ile İstanbuldan sanatkârlar getirttik.
İstanbul radyosunun temsil yayıınlarında ıslahat yapılmış, başta §ehir Tiyatrosu sanatkârları bulunmak üzere, tanınmış ve değerli sanatkârların da temsil yayınlarına iştirakleri temin edilerek muvaffakiyetli neticeler alınmağa başlanmıştır.
Ankara radyosunda bir «köy saati» ihdas edilmiş ve köylüler nezdinde büyük alâka görmüştür. Bu saati Millî Eğitim ve Tarım Bakanlıkları ile birlikte idare etmekteyiz. Çocuk terbiyesi bakımından büyük bir memleket dâvası teşkil eden «Çocuk saati» nin ıslahı hususunda Millî Eğitim Bakanlığının radyolarımız idaresi ile işbirliği sağlanmış ve bunun müsbet neticeleri görülmüştür. İstanbul radyosu da «Çocuk saatinde ayni ıslahatı yapmak yolundadır. Şu anda, Millî Eğitim Müdürünün "başkanlığında toplanmış olan 15 kişilik bir komisyon bu mühim dâvanın gerçekleştirilmesi ile meşguldür.
Bu arada radyolarımızın neşriyat saatlerine şimdilik birer saatlik bir uzatma yapmak kararını almış bulunuyoruz. Ankara radyosu bu ayın 20 sinden itibaren akşam nişriyatına 18.00 yerine 17.00 de başlamak suretiyle bu kararımızı tahakkuk ettirmiş olacaktır.
İstanbul radyosuna gelince, bu radyo teknik sebepler dolayısiyle neşriyatım ayni tarihte uzatamıyacak, fakat pek kısa bir zaman zarfında Ankara radyosu gibi saat 17.00 de akşam neşriyatına girmek imkânını bulacaktır.
Diğer taraftan Başbakan Yardımcısı sayın Samet Ağaoğlunun geçenlerde sizlere müjdelediği gibi. Teknik Üniversite tarafından yapılmış olan bir radyo postası Genel Müdürlüğümüzün işbirliği ile faaliyete geçecektir. Üniversiteleri alâkadar eden mevzular ile ilmî konular etrafındaki konuşmalar bu radyoda yapılmak suretiyle Ankara ve İstanbul radyolarındaki konuşma saatlerinden elde edilen tasarruflarla radyolarımızın daha zengin ve daha çeşitli programlar yaymak imkânı sağlanmış olacaktır.
Adnan Menderes hükümeti bir çok ileri memleketlerde olduğu gibi, memleketimizde de bir televizyon istasyonunun kurulması için faaliyete geçmiş bulunmaktadır. Bu istasyonun kurulmasında Amerikan yardımından istifade edeceğimizi kuvvetle ümit etmekteyiz. Ayın 13'ünde Amerikadan hareket edecek olan heyet televizyon istasyonunun kurulması etrafında tetkiklerde bulunmak üzere önümüzdeki hafta içinde memleketimize gelmiş bulunacaktır.
— Ankara :
Cumhurbaşkanı Celâl
Bayar. beraberlerinde Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan. Genelkurmay
Başkanı Orgeneral Nuri Yamut, Ankara Milletvekili Mümtaz Faik Fenik. Konya
Milletvekili Remzi Birand, İş Bankası İdare Meclisi Başkanı ve _ Umum Müdür
vekili Muvaffak İsmen ve
Cumhurbaşkanlığı
Başyaveri Kurmay Yarbay Nureddin Alp-kartal ile Özel kalem Müdürü
Fikret Bel-bez olduğu halde bu akşam saat 20.35 te posta trenine bağlanan özel
bir vagonla Güney İllerindeki tetkik seyahatlerinden dönmüşlerdir.
Cumhurbaşkanı garda Başbakan Adnan Menderes, Bakanlar. Milletvekilleri. Kara. hava ve deniz kuvvetleri komutanları, Başbakanlık müsteşarı. Cumhurbaşkanlığı. Büyük Millet Meclisi ve Dışişleri Bakanlığı Umumî Kâtipleri ile Vali. Emniyet Müdürü. Merkez Komutanı ve diğer mülkî ve askerî erkân tarafından karşılanmışlardır.
Garda toplanan halk Cumhurbaşkanına büyük bir sevgi tezahüratında bulunmuştur.
12 Ocak 1952
— Ankara :
Türk Tarih Kurumu çalışmalarını daha verimli kılmak için bundan sonra ihtisas kollarına ayrılmayı kararlaştırmıştır.
Eski, Orta ve Yeni Çağ olmak üzere üç ihtisas koluna ayrılan üyeler, kendi sahalarına giren işleri birer programa bağlayacaklar ve hazırlayacakları yönetmeliklerini önümüzdeki Martta toplanacak olan Genel Kurula getireceklerdir.
Yayın faaliyetine devam eden basımevin-de, muhtelif serilere ait 16 eser basılmaktadır.
Bu arada, înb-i-Bibi'nin Selçuk tarihi, Neş-ri'nin Osmanlı tarihi, Ravendî'nin Rahatüs Sudûru, Cevdet Paşa'nın Tezkereleri İkinci Murat Devrine ait Arvanit Livası Tahrir defteri gibi ana eserler ve dünya tarih serisinden de Osmanlı tarihi, Mısır tarihi, Roma tarihi ve Uzak - Doğu tarihi vardır. Bu eserlerden mühim bir kısmının basım işleri sona ermiştir.
Türk tarih kurumu ayrıca bir Ziya Gö-kalp külliyatı hazırlamaktadır. Gökalpın şiirleri diğer eserlerinden ayrı bir cilt halinde hazırlanmıştır. Bu eser yakında neşredilecektir.
— İzmir :
Kore'de insanlık ideali için savaşırken gazilik mertebesine ulaşan 53 yaralımız, General J. H. Mc. Rae isimli Amerikan gemisiyle bu sabah saat onda İzmir'e gelmiş ve havanın yağışlı olmasına rağmen sabahın erken saatlerin denberi Pasaport iskelesinde beklemekle olan kalabalık bir halk kitlesi tarafından büyük bir heyecan ve tezahüratla karşılanmışlardır.
Limanımızda bulunan vapur vesair teknelerle diğer nakil vasıtalarının hep birden uzun uzun çaldıkları selâm düdükleri arasında Cumhuriyet alam önündeki Pasaport iskelesine rampa olan General J. H. Mc. Rae gemisine ilk olarak Vali Vekili, Generaller, Akdeniz üsler komutanı ve diğer baz! teşekküller temsilcilerinden mürekkep bir karşılama heyeti girerek kafile komutanı Yzb. Ahmet Çankaya'ya «hoş geldiniz)» demiş ve muhtelif buketler sunulmuştur.
Müteakiben Vali vekili generaller gemiyi dolaşarak içeride bulunan Türk ve bütün dost memleketler gazilerinin hatırlarını sormuşlardır.
Saat ll'de kafile komutam yüzbaşı Çankaya, karaya çıkarak başta bandonun bulunduğu ihtiram kıtasını teftiş etmiş, komutanı müteakip halkımızın coşkun tezahüratı arasında gazilerimiz sahile çıkmaya başlamışlardır.
Bu esnada aynı gemi ile memleketlerine dönmekte olan Yunanlı gazilerin kafile komutanı da karaya çıkarak Türk kafile komutanı Çankaya'ya kendi kafilesi adına bir Yunan bayrağı hediye etmiştir. Bu bayrak teatisi esnasında Yüzbaşı Çankaya Yunanlı silâh arkadaşına teşekkürlerini bildirmiş ve Türk - Yunan dostluğunu Övmüştür.
Yunan kafile komutanı da Çankaya'ya şu cevapta bulunmuştur:
«Biz Yunanlılar Türklerin kahramanlıklarını dünyada en çok takdir eden insanlarız. Türkler kadar kahraman, cesur, civanmert bir millet tasavvur edilemez. Bu vesile ile şunu da belirtmek isterim ki Türk - Yunan dostluğunun gün geçtikçe biraz daha kuvvetlenmesini görmekle çok iftihar etmekte ve sevinç duymaktayım.»
Bugün anavatana kavuşan gazilerimizden ağır yaralı 11 er ve ast subay sıhhî ekiplerin nezareti altında derhal İzmir Askerî Hastahanesine kaldırılarak tedavi altına alınmışlardır. Yaraları oldukça hafif veya tamamen iyileşmiş olan diğer gazilerimiz ise başka yerlerde misafir edilmişlerdir.
General Rae gemisiyle gelen askeri kafilemiz, bir subay altı astsubay ve 46 erden mürekkeptir.
Bu akşam Pire'ye müteveccihen limanımızdan ayrılacak olan gemi ile 240 Yunan. 29 Fransız, 15 Belçikalı ve 5 Hollandalı gazi de yurtlarına dönmektedir.
Kahraman kafilemizin komutanı Yüzbaşı Ahmet Çankaya, kendisiyle görüşen Anadolu Ajansı muhabirine yol intibalarını şu şekilde nakletmiştir:
«18 Kasım günü Kore'den ayrıldık. Yolculuğumuz çok rahat geçti. Gelirken Seylan'a da uğrayarak orada hastahanede tedavi edilmekte olan iki kahramanımızı da gemimize alarak beraberimizde getirdik. Seylan'dan sonra Filipin, Süveyş ve Portsaid'e de uğrayarak İ2mir'e geldik.
Yolda Yunanlı dostlarımız ve silâh arkadaşlarımız bize hakikaten çok büyük yakınlık gösterdiler. Bu sebeple kendilerine müteşekkiriz. Gemi mürettebatından da büyük alâka gördük.
Bugün yurda dönen arkadaşların arasında yaralılar bulunmakla beraber hepsinin sıhhî durumu iyidir ve hepimiz anayurda kavuşmanın sevinci içindeyiz.»
— İstanbul:
Türkiye Turizm Kurumu Genel Kurulu bugün saat lS'te İstanbul Ticaret ve Sa-~nayi Odasında, Büyük Millet Meclisi Parlamentolararası Turizm Grupu Başkanı Antalya Milletvekili Doktor Burhaneddin Onat ve Grup üyeleri. Basın - Yayın ve Turizm Genel Müdürü Doktor Halim Alyot, İstanbul Vali ve Belediye Başkanı Profesör GÖkay. yurdun muhtelif İllerden gelen Belediye Başkanları veya temsilcileri, turistik müesseseler mümessilleri, Kurum üyeleri ve Basın mensuplarının iştirakiyle toplanmıştır.
Toplantıyı Başkan vekili Cihat Baban açmış ve hazır bulunanlara teşekkür ettikten sonra açık oyla Kongre Başkanlığına İstanbul Belediyesi Reis muavini Suat Kutat'ın teklifi ile Ankara Belediye Reisi Atıf Benderlioğlu seçilmiştir. İkinci Başkanlıklara Salamon Adato, Doktor Asım Araş, kâtipliklere Adnan Fuat Aral, İhsan Çene, Salâhattin Sonat, Semih Tanca seçilmişlerdir.
Toplantıya Kurum Hesaplarını Tetkik Komisyonunun seçimi ile başlanmış ve müteakiben . İdare Heyeti raporu üzerinde müzakerelere geçilmiştir.
İlk sözü Kongrede Hükümet adına hazır bulunan Basın - Yayın ye Turizm Genel Müdürü Doktor Halim Alyot almış ve aşağıdaki konuşmayı yapmıştır;
Türkiye Turizm Kurumu Genel Kongresinin sayın üyeleri, hepinizi saygı ile selâmlarım.
Turizm iktisadî bir mesele olduğu kadar, insanların birbirleriyle tanışıp anlaşmaları! âmil olan bir harekettir.
Memleketimiz, tabiî güzellikleri, tarihî âbideleri, sanat eserleri ve klimatik tedavi yerleri ile turizm hareketleri için lüzumlu olan bütün şartları sinesinde toplamış bulunmaktadır. Bu kıymetlerin süratle turizme açılabilmesi için programlı bir çalışmaya ve bütün memleketin işbirliğine kat'î bir zaruret vardır.
Bu vazifeyi üzerine almış bulunan Genel Müdürlüğümüz, mesaisini bu noktada teksif ederek gerekli programı hazırlamış ve bu program dahilinde malûmunuz olan çalışmaları tahakkuk ettirmiş bulunmaktadır. Burada şükranla kaydetmeliyiz ki, turizm dâvasını memleketimizde ele alarak bugüne kadar bu dâvayı geliştirmeğe çalışmış teşekküllerimiz vardır. Huzurunuzda bu ciheti tesbit ederken yüksek Kongrenizin elde edeceği başarıdan hepimizle birlikte onların da memnunluk duyacaklarını şüphesiz telâkki ederim.
Kısa bir mazisi olmakla beraber, yüksek huzurunuzla Kongresini akdetmekte bulunan Türkiye Turizm Kurumunu faal bir teşekkül haline getiren ve memleketin tanınmış, tecrübeli şahsiyetlerinden teşekkül eden kurucuları başta olmak üzere bütün Üyelerinin memleketimizin turizm dâvasına büyük hizmetler ifa ve faaliyetlerinin turizm tarihimizde parlak sahifeler işgal edeceğine kani bulunmaktayız.
İktisadî, içtimaî ve kültürel hareketleriyle milletlerarası geniş münasebetlere, bir memleketin imar ve kalkınmasına hizmet eden turizmin maddî tarafı hususî teşebbüsün, millî ve yabancı sermayenin bu endüstriye para yatırmasıyla büyük Ölçüde inkişaf edecektir. Turizm faaliyetinin manevî ve hazırlayıcı cephesinin bütün milletçe benimsenmesinde ise. turizm kurumlarının birinci plânda rolü olacaktır. Turizmi millî bir dâva olarak ele alan Adnan Menderes Hükümeti, turizm kurumlarının çoğalmasını ve resmî turizm teşekkülü faaliyetlerine yardımcı olmasını ehemmiyetle mütalâa edecektir.
Bu sebeple Genel Müdürlüğümüz bu gibi kurumların meydana gelmesi için teşviklerde bulunmuş ve bir yıl Önce bir kaç kurumdan ibaret olan turizm teşekkülleri bugün yirmi beşi bulmuştur. Böylelikle sayısı günden güne artmakta bulunan ve memleketin muhtelif köşelerinde teşekkül eden kurumların, faaliyetlerinin daha semereli ve şümullü olabilmesi ve milletlerarası turizm federasyonları ile de münasebetler tesis edebilmek için bir Federasyon halinde birleşmeleri ve bu şekilde geniş bir işbirliği içinde çalışmaları Genel Müdürlüğümüzce ötedenberi üzerinde durulan bir mevzudur. Bu .sebeple, teşekkül etmesini faideli gördüğümüz bu P'ederasyona gelir sağlamak maksadiyle bir Turizm Pulu ihdasını düşünmüş ve bir kanun tasarısı hazırlamış bulunuyoruz.
Turizmin millî ve milletlerarası ekonomi sahasında haiz olduğu değer üzerinde ne kadar durulsa azdır. Ancak şu kadarını arzetmek isterim ki büyük sanayi memleketleri dahi, turizm endüstrisine geniş bir i'aalivet zemini hazırlamışlar ve bu suretle mîllî gelirlerinin büyük bir kısmını turizm vasıtası ile. temin etmek yolunu tutmuşlardır. Görülüyor ki turizm endüstrisi bugün Batı memleketlerinde bir ana endüstri haline gelmiştir. Bu hususu bir kaç misalle tavzih etmeme müsaadenizi rica edeceğim:
Fransa'da turizm endüstrisinde 750 bin kişi çalışmaktadır. Buna mukabil demircilik sanayiinde 500 bin, çelik sanayiinde 280 bin, madenlerde 300 bin işçi çalışmaktadır. İtalya'da ise, turizm endüstrisinde çalışanların sayısı 740.998 dir. Halbuki daha ö-nemli sanılan diğer sanayi kollarında ve meselâ kimya sanayiinde çalışanlar ancak 261.695, iaşe maddeleri sanayiinde 349.723, dokuma sanayiinde 559.494 olarak tesbit edilmiştir. İsviçre'de bu endüstride 120.121 kişi iş bulmaktadır. Başka memleketlerin ticaret muvazenelerinde mühim yekûnlar tutan turizm gelirleri şöyledir: İngiltere 1950 senesinde 800 küsur milyon Türk lirası, İtalya 766 milyon Türk lirası kazanç temin etmiştir. Fransa'ya gelince 1950 yılında bir milyar Türk lirası olan turizm gelirini 1951 de 1 milyar 200 küsur milyon liraya çıkarmış bulunmaktadır. Bu kadar verimli olan ve memleketimizde gelişmesi imkânları bulunan turizm endüstrimizin kurulmasında, son yıllar içinde bizde de mühim hareketler başlamış bulunduğunu şükranla kaydetmek isterim. Hususî teşebbüs memleketin muhtelif ^erlerinde şirketler kurmakta ve turistik tesislere para yatırmaktadır. Bunu, Adnan Menderes Hükümetinin bu endüstriye karsı takip etmekte olduğu politikasının bir neticesi olarak memnuniyetle müşahede etmekteyiz.
Hususî teşebbüsün ve özel sermayenin diğer iktisadî sahalarda olduğu gibi, turizm endüstrisine de gösterdiği alâkanın devamını temin maksadı ile Hükümet azamî kolaylıkları göstermektedir. Bu cümleden olarak Turizm Endüstrisini Teşvik Kanunu tasarısını hazırlamış ve ayrıca yabancı sermayenin memleketimize celbini teşvik eden kanunu çıkarmış bulunmaktadır. Türkiye Turizm Kurumunca muvaffakiyetle tahakkuk ettirilen ve memleketimiz turizm hamlelerinde mühim bir yer- işgal edecek olan Kongreyi turizmimizin geleceği için bir teminat olarak görmekteyiz. Sayın Başbakan Adnan Menderes'in Kongreye selâmlarını iblâğ eder ve Kurumun mesaisini desteklemek için imkânlarımızı kullanmak hususunda kendilerinden almış olduğum emri yüksek heyetinize ulaştırmayı hem bir vazife, hem de şahsım için zir zevk telâkki ettiğimi arzeylerim.»
Bundan sonra, B. M. M. Parlâmentolar-arası Turizm Grubu Başkanı Antalya Milletvekili Dr. Burhanettin Onat kürsüye gelmiş. Turizmi Teşvik Kanununun bir an evvel Meclise getirilmesi dileğinde bulunduktan sonra Antalya'nın turistik zenginliklerini tanıtmak hususunda yapılan çalışmaları izah etmiştir.
Dr. Onat sözlerine devamla yüksek okullarda öğrencilere, arkeolojik dersler verilmesi hakkında Hükümet nezdinde teşebbüse geçildiğini bildirmiş ve İzmir'den İskenderun'a kadar turistik önemi haiz olacak bir korniş yol yapılması teklifinin Başbakan Adnan Menderes tarafından müsait karşılandığını sözlerine ilâve etmiştir.
Daha sonra söz alan delegeler, rapor üzerinde fikirlerini bildirmeye devam etmişlerdir.
— Ankara:
Aldığımız telgraflarda. Pasinler ve dolaylarındaki zelzele felâketzedelerine yardım için yurdun hemen birçok yerlerinde yardım komiteleri teşekkül ederek faaliyete geçtiği ve muhtelif müessese, dernek, şirket ve teşekküllerin İl ve İlçelerin, hamiyetli vatandaşların nakdî ve-aynî yardımlarda bulundukları bildirilmektedir. Bu cümleden olarak en son aldığımız haberlere göre. Rize'de teşekkül eden Yardım Komitesi. Kızılay Derneği Rize Şubesi vasıta-siyle ilk yardım olmak üzere bin, Pınarbaşı İlçesi 500, Verto İlçesi 300, Göle İlçesi 617." Tekirdağ Valiliği 200, Tatvan İlçesi 290. Kağızman İlçesi 555,90, Giresun sağlık hizmetleri mensupları 145.37 lira ve Koçhisar'dan Bayram Acarbaş 15 çift lâstik ayakkabı Erzurum Valiliği emrine göndermişlerdir.
Diğer taraftan Erzurum Valiliğinden aldığımız malûmata nazaran. Erzurum'da teşekkül eden Yardım Komitesi Dördüncü Grupunun topladığı ve memleketimizin muhtelif yerlerinden kabul ettiği yardım miktarı şimdiye kadar 18 bin 387 lira 77 kuruşu bulmuştur. Ayrıca Erzurum İl Genel Meclisi son toplantısında felâketzedelere 10 bin lira yardımda bulunmayı kararlaştırmış ve bütçenin gider kısmına 10 bin liralık bir tahsisat koymuştur.
— Ankara:
Bugün Bütçe Komisyonunda Bayındırlık Bakanlığı 952 yılı bütçesinin umumî müzakeresi yapılmıştır. Sabahtan akşama kadar devam eden konuşmalarda 30'u mütecaviz milletvekili söz alarak muvafık - muhalif hemen hepsi, Hükümetin takip etmekte bulunduğu bayındırlık politikasının icraatından ve 951 yılının başarılı neticelerinden sitayişle bahsetmişlerdir.
Yeniden ele alınacak mevzular hakkında çeşitli dileklerde bulunan milletvekilleri, ayni muvaffakiyetin 952 yılı bayındırlık çalışmalarında da devam edeceğinden c-min olduklarını belirtmişlerdir.
Zeytinoğlu, pazartesi günü geniş izahatta bulunacaktır.
— İstanbul:
Türkiye Turizm Kurumu Genel Kurul toplantısında Hesap Komisyonu raporunun okunmasından sonra İdare Heyeti raporu ittifakla tasvip edilmiştir.
Bundan sonra üyeler ve tüzel kişiler mümessilleri söz alarak yurdun turizm dâvasında Yönetim Kurulunun çalışmaları .üzerinde dileklerini bildirmişlerdir. Bu arada Kurumun beynelmilel teşkilâta katılması ve Türkiye Turizm Kurumları Federasyonu kurulması temennileri kabul edilmiştir.
Kongrede yapılan seçim sonunda Yönetim Kurulu şöyle teşekkül etmiştir: Başkan: Lûtfi Kirdar,
Üyeler: Ahmet Emin Yalman, Doktor Burhanettin Onat, Cihad Baban, Salamon Adato, Said İbrahim Esi, Nihat hamamcıoğlu, Fahrettin Ulaş, Reşit Egeli. Kâzım Şinasi Dersan, Semih Tanca,
Mürakipler: Sadi Bekter, Sedat Kantoğlu, Niyazi Aleybek..
14 Ocak 1952
— Kütahya:
Şehrimizde yapılan yüz yataklı Verem Has-tahanesi bugün törenle açılmıştır.
Törende, Vali, İlimiz milletvekillerinden bazıları. Veremle Savaş Derneği Başkanı. ■ meslek mensupları ve davetliler hazır bulunmuştur.
Bu münasebetic söz alan Veremle Savaş Derneği Başkanı Dr. Özgür ve milletvekillerimizden Dr. Ahmet- İhsan Gürsoy. has-tahanenin önemini, yapılması için ihtiyar edilen fedakârlığı belirttikten sonra. Tapu senetleri Dernek Başkanı tarafından, Sağlık Bakanına sunulmak üzere Valiye verilmiştir.
Sağlık Bakanı adına kurdelâyı kesen Vali Pepeyi, bir konuşma yaparak, bu tesis için teşebbüsü yapan ve işi takip ve intaca çalışan Verem Savaş Derneğinin eski ve yeni İdare heyetlerinin mesaisini, halkın bu husustaki alâka ve fedakârlığını belirtmiş, inşaatın bir an evvel ikmalinde milletvekilerimizin yakın alâkalarını. Cumhurbaşkanımızla, Başbakanımız ve fahrî hemşehrimiz Adnan Menderes'in, Sağlık Bakanının ve Bakanlığının kıymetli himmet ve müzaheretlerini, müesseselerimizin yardımlarını şükranla anmiştır.
Hastahanenin mefruşatı ve tanzimi Sağlık Müdürlüğünce kısa zamanda ikmal edilmiş ve hasta kabulüne başlanmıştır. Kütahyalılar bu hayırlı müesseseye kavuştuklarından dolayı sevinç içindedirler.
İzmir:
Esre tütün piyasası bu sabah saat 8'de bü-
tün bölgede açılmıştır.
İki günden beri İzmirde bulunan Gümrük ve Tekel Bakanı Sıtkı Yırcah ve Tekel Genel Müdür vekili Kenan Yalter bu sabah Başmüdürlükte piyasaların açıldığı mm-takalardan Tekel mümessillerinin verdikleri- malûmatla piyasanın seyrini takip etmişlerdir.
Resmî makamlardan verilen malûmata göre, piyasa açılan yerlerde vaziyetin gayet iyi gitmekte olduğu ve geçen seneki fiyatların üstünde piyasalar kurulduğu, ilk gün içinde rekoltenin dörtte birinin satıldığı, fiyatların mahsul kalitesine göre 180-285 kuruş arasında değiştiği anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan Gümrük ve Tekel Bakanı Sıtkı Yircalı öğleden sonra İlimizin muhtelif tütün mıntakalarmi gezerek müstahsille temaslarda bulunmuş ve bu arada kendilerine, tüccar almak istemediği takdirde mahsullerinin son yaprağına kadar Tekel tarafından mubayaa edileceğini, aceleye mahal olmadığını söylemiş ve hiçbir endiseve kapılmamalarını katı bir lisanla anlatmıştır.
İzmir Milletvekili Mehmet Aldemir ve Sadık Giz, Samsun Milletvekili Hadi Üzer. Vali vekili Hayri Özlü, İl Jandarma Komutanı ve D. P. İl Başkanı İle birlikte gezen Bakan, gece geç vakit şehrimize avdet etmiştir.
Sıtkı Yırcah yarın sabah Ödemiş ve Tire İlçeleri bölgesine giderek buradaki tütün satışlarını kontrol edecek ve müstahsille temaslarda bulunacaktır.
— Ankara:
Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısında, açık bulunan Danıştay Başkanlığı ile beş üyelik için seçim yapılmış, başkanlığa 145 oyla Hazım Türegen seçilmiştir. Beş üyelikten yalnız Celâdet Barbarosoğlu 168 oyla seçilmiş, diğerleri nisabı dolduramadıklarından müteakip turlara kalmışlardır.
Üçüncü ve Dördüncü Daire Başkanlıklarına itiraz vâki olduğundan bu oturumda bu Daire Başkanlıkları için seçim yapılamamıştır.
15 Ocak 1952
— Ankara:
Cumhurbaşkanı bugün saat 15.30'dan itibaren itimatnamelerini takdime gelen yeni Meksika Elçisi Ekselans General Antonio Sanchez Acevedo'yu. yeni Polonya Büyükelçisi Ekselans Mösyö Tanusz Zambrowicz'i ve yeni Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçisi Ekselans Mösyö George C. -McGhee'yi, Çankaya'da, mutad merasimle kabul etmişlerdir.
Meksika Elçisinin kabulünde Dışişleri Bakanlığı Umumî Kâtip vekili Büyükelçi Cevat Üstün, Polonya ye Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçilerinin kabullerinde de Dışişleri Bakanı Prof. Fuad Köprülü hazır bulunmuştur.
— İstanbul:
Ycdikule Verem Hastanesine ilâve edilen 150 yataklı pavyon bugün törenle açılmıştır.
— İstanbul:
Türkiye Turizm Kurumunun yıllık Kongresinde Konya Belediyesi temsilcileri tarafından teşhir edilen Konya sanat, tarih ve arkeoloji eserlerinin tabloları ile turistik neşriyatın uyandırdığı alâka üzerine serginin bir hafta müddetle Beyoğlu Olgunlaşma Enstitüsünde halka gösterilmesi kararlaştırılmıştır.
— İstanbul:
Şehrimizde dört maç yapacak olan Arjantinin Lanus futbol takımı. 26 kişilik bir spercu ve idareci kafilesi halinde bugün saat 16.30'da uçakla şehrimize gelmiş ve Yeşilköy hava alanında Beden Terbiyesi ve kulüpler temsilcileri tarafından karşılanmıştır.
— Konya:
Turistik şehirler arasında yer alan Konya, bilhassa Mevlâna türbesi ile dikkati çekmekte, tarih ve felsefe yününden tatmin edici bîr manzara arzetmektedir. Bu bakımdan. Mevlâna türbesinin etrafı açılarak yeniden tanzim edildiği gibi, gelecek turistlerin her türlü istirahatlarını temin edecek tesisler meydana getirmek ve eğlence yerleri yapmak için de. tabiatın eşsiz denecek derecede güzellik ve manzaralarını üzerinde toplıyan Beyşehir Gölü ve civarının bu işlere tahsisi düşünülmektedir.
Bu maksatla, Beyşehirliler, Kaymakam ve Konya milletvekillerinden Kemal Atama-n'ın da iştirakiyle yaptıkları bir toplantıda, turistik meseleler ve mevzuat üzerinde fikir teatisinde bulunmuş ve derhal.müteşebbis bir heyet seçerek faaliyete geçmişlerdir. Bu suretle. Beyşehir Otel ve Plajları Tesis ve İşletme Anonim Ortaklığının nüvesi kurulmuş bulunmaktadır. Yeni Ortaklık için İlçe Ziraat Bankasında bir hesap açılmış ve halk şimdiden Şirketin hissedarı olmak gayesiyle bu hesaba para yatırmağa başlamıştır.
— Ankara:
Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısında geçen celse seçimi ikmal edilememiş dört üyelik" için seçim yapıldı, tasnif neticesinde adaylardan Mahmut Celâl 0-fiut, Celâl Önen ve Kâmil Kayani'nin seçildikleri anlaşıldı. Münhal diğer bir üyelik için iki namzet nisabı dolduramadığından seçimi gelecek oturuma bırakılmıştır.
-— Ankara:
Büyük Miliet Meclisinin bugünkü birleşiminde. Federal Alman Cumhuriyeti Meclisi Başkanının. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan'a yazmış olduğu cevabî mesajı alkışlar arasında okundu. Mektubun muhtevası şu idi:
Pek muhterem Başkan.
Türkiye Büyük Millet Meclîsi heyeti vasıtasiyle bana göndermek lûtfunda bulunduğunuz nazikâne" mektubunuz dolayısiyle samimî teşekkürlerimi ifadeye müsaadenizi rica ederim.
İstanbul'da toplanmış olan Parlâmentolararası Birliğine, katılan Alman Millet Meclisi üyeleri gerek devletinizin resmî makamlarından, gerekse milletinizin fertlerinden mazhar oldukları hüsnü kabulden pek mütehassis olmuşlardır.
Türkiye Büyük Millet Meclisince azalarından bazılarını Almanya'ya göndermesi hususunda vâki davetimizin kabulünden dolayı bahtiyarız. Türk Milletvekillerinin ziyareti, misafirlerimize Alman siyasî ve iktisadî hayatını göstermek imkânını bize vermiştir. Parlâmentomuz üyelerinin, bu vesileyle. Türkiye ile Almanya arasındaki eski dostluk bağlarını sıkılaştırmaya ve her iki memleket arasındaki iktisadî münasebetleri, her iki memleketin menfaatine olarak inkişaf ettirmeğe tarafımızdan elden gelen her şeyin yapılmakta olduğu kanaa-tma vardıklarından eminiz.
Alman Millet Meclisinin selâmlarını ve memleketinizin muvaffakiyetli inkişafı hususundaki samimî arzularını Türkiye Büyük Millet Meclisine iblâğ buyurmanızı rica ederim.
Bu vesile ile derin hürmetlerimi arzetmeme müsaadenizi istirham eylerim.
17 Ocak 1952
— Edirne:
Bilindiği gibi. bir müddetten beri, zaman zaman, Bulgar gazetelerinde, göçmen olarak Türkiyeye gidip de sonra dönmek mecburiyetinde kaldığı iddia olunan, bazı kimseler ağzından memleketimiz aleyhinde son derecede çirkin beyanatlar neşredilmekte ve Bulgar Hükümetince, bu beyanatlar etrafında azamî alâka toplanılmasına çalışılmaktadır.
Bu beyanatların bir kısmının sırf memleketimiz aleyhinde propaganda maksadiyle mevhum kimselere izafeten neşredildiğinden şüphe olunabilirse de, diğer kısmının Bulgar makamlarınca göçmen akınından bilistifade, göçmen kisvesi altında gizli maksatlarla memleketimize sokulup bilâhare Bulgaristan'a kaçan kimselere yaptırıldığı hissolunuyordu. Nitekim göçmen diye memleketimize kabul edilmiş ve bilâhare şüpheli durumda oldukları meydana çıkmış tek tuk bazı kimselerin, iskân edildikleri yerlerden kaybolduklarının tesbit edildiği de işitilmekte idi.
Bu kere inanılır bir kaynaktan Öğrenildiğine göre. bundan altı ay kadar önce Bulgaristan'a gizlice kaçan ve kendilerine Bulgar gazetelerinde memleketimiz aleyhinde beyanat yaptırılan 25 kadar sözde göçmen ile 20 gün evvel Türkiye'den döndükleri Bulgar gazeteleri tarafından bildirilen 18 kişinin, hileli yollarla ye gizli maksatlarla memleketimize sokulmuş çingenelerden İbaret bulundukları tesbit edilmiştir.
— İstanbul:
Türk Editörler Derneği yıllık toplantısını bugün yapmıştır. Yeni İdare Heyetine Ibrahim Hİlmi Çığıraçan, Aziz Bozkurt. Avni İnsel. Osman Nebioğîu ve Yakup Bayar seçilmişlerdir.
18 Ocak 1952
— Ankara:
İstinaf Mahkemelerinin kurulması hususunda Adalet Bakanlığınca hazırlanan kanun tasarısı. Bakanlar Kuruluna sevkedilmiştir. Yargıç stajyerlerinin diğer mahkemeler gibi burada da staj yapacakları bahis mevzuu olmakla beraber, yargıçlık stajının azaltılıp veya çoğaltılacağı, yahut tamamen kaldırılacağı hususunda Bakanlığın şimdilik tebellür etmiş bir mütalâası yoktur. Esasen bu konu hazırlanmakta olan Yargıçlar Kanunu tasarısında derpiş, edilecektir.
— Ankara:
Cumhurbaşkanı Celâl Bayar. beraberlerinde B. M. M. Başkanı Refik Koraltan. Bayındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Ya-mut. Erzurum Milletvekili Bahadır Dülger. Ankara Milletvekili Mümtaz Faik Fenik. Cumhurbaşkanlığı Başyaveri Kurmay Yarbay Nureddin Alpkartal, Ankara Belediye Reis muavinlerinden Nihat Pasinli. Bayındırlık Bakanlığından yüksek mühendis Mesut gün. .M. T. A. dan Mehmet Tokkaya olduğu halde bugün saat 16.05 de kalkan posta trenine bağlanan Özel bir vagonla Erzurum'a müteveccihen şehrimizden ayrılmışlardır.
Cumhurbaşkanı garda. Başbakan Adnan Menderes. Bakanlar, milletvekilleri. Başbakanlık Müsteşarı. Cumhurbaşkanlığı ve Dışişleri Bakanlığı Umumî Kâtipleri. Bankalar Genel Müdürleri. Basın - Yayın ve Turizm Genel Müdürü, Kara. Hava ve Deniz Kuvvetleri Komutanları. Belediye Başkanı ve üyeleri, askerî ve mülkî erkân ile kalabalık halk kütlesi tarafından "yolun açık olsun» nidalariyle uğurlanmışlardır.
Erzurum felâketzedelerine Ankara yardm komitesinin toplamış olduğu paranın 100.000 lirası Erzurum Ziraat Bankası şubesi üzerine keşideli ve Cumhurbaşkanı Celâl Bayar emrine tanzim edilmiş bir çeki muhtevi olarak garda yardım komitesi başkanı ve Ankara Belediye Reisi Atıf Benderlioğlu tarafmdan Cumhurbaşkanına verilmiştir. Ayrıca yine yardım komitesi adına Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından teberru edilen 25.000 lira kıymetinde siyim eşyası ve Ankara madenî işler sanatkârları derneğinin teberruu olarak 234 parça soba, boru, mangal, bir sandık çivi ye 255 lira Cumhurbaşkanının emrinde olarak katara bağlanan vagonlarla sevkedilmiştir.
Ankara Belediye başkanı çeki Cumhurbaşkanına takdim ederken: «Lütfen kabul buyurarak Erzurumlu felâkete uğrayan kardeşlerimize götürmek zahmetini ihtiyar buyurduğunuz bu küçük armağan İle birlikte onlara Ankaralı hemşehrilerimizin selâmlarını, sevgilerini lütfen iblâğ buyurmanızı şehir namına sizden rica ederim sayın başkanım» demiş ve 100.000 liralık çeki takdim etmiştir.
Çeki alan Cumhurbaşkanı Celâl Bayar:
kBu yardımı sağlamak üzere gayret ve faaliyet gösteren size. Bayan ve Bay arkadaşlarıma teşekkürlerimi bildiririm. Bu işde çalışanların hizmetlerini takdir etmemek imkânsızdır. Ayrıca yardımda bulunan vatandaşlarıma,. Devlet müesseselerine ayrı ayrı teşekkürlerimi bildirmenizi rica ederim.
Bu büyük şefkat eserini sevinç ve memnuniyetle kabul ederek Erzurum'da kadirşinas Ankaralıların hissiyatına tercüman olmaya çalışacağım» demişlerdir.
— Kırıkkale:
Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar'ı Erzurum zelzele mıntakasma götürmekte olan posta treni bu akşam saat 2O'de Kırıkkaleden geçmiştir. Cumhurbaşkanımız pazar günü saat 7.30'da Erzurumda saat 9.30'da .da Hasankale'de olacaktır. Cumhurbaşkanımızı Elmadağ istasyonunda kalabalık bir halk kitlesi coşkun tezahüratla karşılamış ve uğurlamışlardır. Kırıkkale istasyonunda da sayın Bayar'ı İlçe Kaymakamı, Belediye başkanı, Demokrat Parti başkanı ile çok kesif bir vatandaş kitlesi karşılamıştır. Cumhurbaşkanımız alâkalılardan, Erzurum felâketzedelerine yapılan yardım hakkında izahat almışlar ve memnuniyetlerini izhar etmişlerdir. Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar'a Ankara istasyonunda, zelzele felâketine uğrayanlara yardım olmak üzere Ankaralılar adına Belediye başkanı tarafından takdim edilen 100 bin liralık çekten başka. Ankara Madenî İşler Sanatkârları Derneği adına 255 lira nakitle 284 parça soba, boru, mangal vesaire verilmiştir. Erzurum'da Vakıflar İdaresinden de yardım olarak kullanılmak üzere 10 bin lira mahallinde Cumhurbaşkanımıza teslim olunacaktır. Kızılay Genel Merkezi tarafından ek yardım olarak Cumhurbaşkanımızı zelzele bölgesine götüren posta trenine 26 balya içinde 850 takım muhtelif elbise, 154 palto, 100 kilo safi D.D.T., 20 kilo çay, 200 şişe penisilin ve 2000 komprime sulfamid teslim edilmiş bulunmakladır.
Kızılay Genel Merkezi tarafından şimdiye kadar felâket bölgesine 423.765 liralık yardım yapılmıştır. 14 Ocak tarihine kadar yapüan yardımlar arasında, 35 bin lira kıymetinde 1750 çadır, 52 bin lira kıymetinde 7 bin parça battaniye ve muhtelif giyecek eşyası, 5 ton çivi, 30 kilo çay. 1500 liralık penisilin, sulfamid ve diğer ilâçlar vardır.
— Ankara :
Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısında. Daniştayda açık bulunan bir üyelik için seçim yapıldı ve Şükrü Dilhisarlıoğİu Danıştay üyeliğine seçildi.
— Ankara :
Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısında, idareci üyeler kurulunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Ödeneği hakkındaki kanun teklifi ile, Zonguldak Milletvekilliğine seçilen Esat Kerimorun seçim tutanağı hakkındaki Yüksek Seçim Kurulunun tezkeresi kabul edildi.
Müteakiben Ankara Milletvekili Talât Yasfi Oz'ün, difteri aşısının mecburî olarak tatbik edilmesine dair kanun teklifinin müzakeresine geçildi.
Meclis pazartesi günü toplanacaktır. 19 Ocak 1952
— Sivas :
Cumhurbaşkanımıza refakat eden arkadaşımız bildiriyor:
Cumhurbaşkanımız Celâl Bayarla refakatindeki Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Bayındırlık Bakam Kema! Zeytinoğlu, Genelkurmay başkanı Orgeneral Nuri Yamut; Milletvekilleri, Bayındırlık ve Jeologi mütehassıslarını Erzurum zelzele felâketi bölgesine götürmekte olan posta treni bugün saat 12.10'da Sîvasa varmıştır. Yol boyunca bütün istasyonlarda olduğu gibi Sivas'ta da Cumhurbaşkanı kalabalık bir vatandaş kitlesi tarafından hararetle karşılanmıştır.
Cumhurbaşkanı Sivas'ta kaldıkları kısa müddet zarfında Vali Taki Gürkök'ten Vilâyet işleri hakkında bilgi almışlar ve Cer atölyesinde tetkiklerde bulunmuşlardır. Celâl Bayar'ı coşkun tezahüratla karşılayan işçiler bugünkü istihkakları olan 2500 ekmeği Erzurum felâketzedelerine göndermişler ve ayrıca şimdilik kaydıyla 1500 liralık bir çeki de felâketzedeler ihtiyacına sarfedilmek üzere Cumhurbaşkanına sunmuşlardır. Bayar, gelişlerinde olduğu gibi coşkun tezahürat arasında Er-zuruma uğurlanmıştır. Trenin her durduğu yerde vatandaşlar Pasinler'de zelzele felâketine uğrayan kardeşlerimize karşı olan tesanüt hislerini izhar eylemekte ve Cumhurbaşkanımızdan felâket mmtakası halkına selâm ve muhabbet nişanelerini rica etmektedir.
— İzmir:
Pazartesi günü açılan ve tahminlerin fevkinde bir geliş kaydeden Ege ekici tütün piyasasının beşinci ve altıncı günü (je [YK günkü hararetini kısmen muhafaza etmiştir.
Bütün bölgede dün fasılalarla yağan yağmur yüzünden mubayaa işleri biraz inkıtaa uğramışsa da yine bir hayli yeni satışlar kaydedilmiştir. Alâkalı makamların bildirdiklerine göre, dün üç milyon kilodan fazla, bugün de öğleye kadar bir buçuk milyon kiloya yakın tütün mubayaa edilmiştir. Bu suretle altı gün içerisinde 32 milyon kilodan fazla tütün müstahsilin elinden çıkmış bulunmaktadır. Satışlara hararetle devam edilmektedir.
Tekelin müdahalesi ve ticarî alâkası sayesinde fiyatlar şimdiye kadar düşürülmemiştir.
— İstanbul:
Misafir Lanus' takımı ilk maçını bugün Mithatpaşa Stadında Fenerbahçe ile yapmıştır.
Stadda tahminen 15 binden fazla bir seyirci kitlesi bulunuyordu.
Sahaya evvelâ ellerinde büyük bir Türk bayrağı olduğu halde Lanus'lu futbolcular, arkadan da Arjantin bayrağı ile Fenerbahçeliler çıktılar. Kısa bir seramoniyi müteakip iki takım karşılıklı şöyle yer aldılar: Lanus: Alvares - Kalvente, Merkado - Da-ponte, Strembel, Bivas - Garfanioli, Him, Katoira, Martini, Duran. Fenerbahçe: Salâhattin - Müjdat. Orhan -Nedim, Kâmil, Muammer - Fikret, Fahir, Burhan, M. Ali, Abdullah. Hakem: Sıtkı Eryar.
Devrenin ilk dakikaları karşılıklı hücumlarla geçti. Lanusun Fenerbahçe müdafaasında kesilen iki hücumundan' sonra, oyun tedricî bir surette zevkli bir cereyana sürüklenmeğe başladı. Onuncu ve on ikinci dakikalarda iki Fenerbahçe hücumu Lanus kalesine kadar uzandı. On beşinci dakikada Fahîrin verdiği pası iyi kullanan M. Ali. köşeyi bulan şütiyle Fenerbahçeye bir gol kazandırdı.
Bu gol oyunu biraz daha hızlandırdı. Arjantinliler güzel pas yapıyorlardı. Fakat geçen sene memleketimizi ziyaret eden Brezilyalı Des Portes takımına nazaran her bakımdan zayıf bîr manzara arzediyorlardı. Otuzuncu dakikada ortadan verilen pası iyi takip eden sağiç Him, kısa bir vuruşla takımının beraberlik golünü yaptı. Devrenin bitmesine bir dakika kala da yine ayni oyuncu sönük bir vuruşla ikinci golü yaptı. Devre bu şekilde 2 - 1 Lanus lehine bitti. İkinci devrede Arjantinliler kalecilerini değiştirmişlerdi. Süratli başlıyan devrenin ' ilk on dakikasında Burhan ile Fikret iki güzel fırsat kaçırdılar.
Bu devrede teşebbüs ve baskı hemen tamamen Fenerbahçede idi. F'akat Sarı-Lâci-vertli muhacimler netice almakta beceriksizlik yapıyorlardı.
Yirminci dakikada M. Ali fevkalâde bir fırsattan istifade edemedi, Bu arada Lanusluiar da bir kaç tehlikeli hücum yaptılarsa da gol çıkaramadılar.
Maç, Fenerbahçenin baskılı fakat neticesiz oyunu devam ederken 2 - 1 Lanus'un galibiyetiyle sona erdi.
Arjantin takımı, yarın ikinci maçını saat 14.45 de Beşiktaşla yapacaktır,
20 Ocak 1952
— Hasankale :
Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar zelzele felâketine uğrayan bölgede bugün öğleden evvel, en fazla zarar gören köyleri gezmiş, iskân faaliyetini mahallinde tetkik etmiş ve yıkılmış evlerin yanı başında çadırlara ve zeminlik barakalara yerleştirilmiş felâketzedelerle konuşarak vaziyetleri ve ihtiyaç-larile yakından alâkadar olmuştur. Zelzele felâketine uğrayarak yuvalarını, yiyecek ve giyeceklerini tamamı ile kaybetmiş olan Serçe Boğazı, Hiniz, Kurmuç ve Kalbulası köyleri halkı Cumhurbaşkanımızı sevinçle karsılıyarak Devletin ve milletin felâketzede vatandaşlara yaptığı yardımlardan ve gösterdiği şefkatli alâkadan dolayı şükranlarını saf olduğu kadar heyecanlı ifadelerle bildirmişlerdir.
Cumhurbaşkanımız ayni zamanda, gezilen köylerde çadırlı ordugâh vücude getirerek halkın yardımına koşmuş, enkazı temizlemiş, ve halen tamamlanmakta bulunan ordu istihkâm ve piyade birliklerini de gezmiş ve çok kısa bir zamanda başardıkları bu işlerden dolayı kahraman ve insansever erlerimize ve subaylarımıza takdirlerini bildirmiştir. Hükümetin ve başta Erzurum Valisi ile Pasinler Kaymakamı olmak üzere mahallî mülkî İdarenin süratle aldığı ve muvaffakiyetle tatbik ettiği tedbirlerden ve bunun zelzele felâketi bölgesinde elle tutulan ve gözle görülen tesirlerinden dolayı da Cumhurbaşkanımız ayrıca takdirlerini ifade etmişlerdir.
Felâketzede vatandaşlar bugün gezilen her köyde Cumhurbaşkanımızla görüşürken hükümetten mülkî ve askerî makamlarla Kızılaydan ve bütün vatandaşlardan gördükleri sıcak alâkadan minnetle bahsetmişler ve felâket karşısında her türlü âcil ihtiyaçlarının cevaplandırılmış olduğunu belirtmişlerdir.
Cumhurbaşkanımız, demokrasi idaresinde Devletin. Hükümetin, ordunun ve bütün içtimaî muavenet müesseselerde milletin bu tarzda ve şekilde alâkasının ve tesanüdlü olarak çalışmasının pek tabiî olduğunu söylemiş ve felâketzede vatandaşlara kendi şahsî yakınlık ve muhabbet hislerile birlikte bütün Türk milletinin de sevgilerini ve selâmını getirdiğini ilâve etmiştir.
Cumhurbaşkanımız, bugün yanında Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koralian, Bayındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu, Genelkurmay başkanı Orgeneral Nuri Yamut, Milletvekilleri, Erzurum Valisi, Ordu Müfettişi, kolordu ve tümen komutanları. Pasinler Kaymakamı olduğu halde zelzele bölgesinde yaptığı tetkiklerinde zelzele felâketine uğrayan bütün bölgenin bugün tamamlanacak ihtiyaçlarile istikbale muzaf İhtiyaçlarını da gözden geçirmiştir.
— Hasankale :
Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, bu akşam Başbakan Adnan Menderes'e aşağıdaki telgrafı çekmiştir:
Sayın Adnan Menderes
Başbakan
Ankara
Zelzele bölgesine geldim. Hasankale'de ve en çok tahribat gören köylerde felâketzede vatandaşlarımızla görüştüm. Yer sarsıntısının tahribatından başka kışın şiddeti fazla ıztırap yaratmıştır. Erzurum Valisi maiyetiyle beraber vazifesini intizam dahilinde yapmıştır. İaşe ve yardım keyfiyeti süratle tanzim edilmiştir. Çadırlara alınan vatandaşlarımızın mühim bir kısmı inşa edilmekte olan barakalara yerleştirilmiş ve diğerlerinin de yerleştirilmeleri İçin inşaata devam olunmaktadır.
Ordumuzun hizmet ve yardımı çok kıymetli olmuştur. Halen takdire değer hizmetlerine ekip halinde devam etmektedirler. Ordu müfettişi Orgenerale ve Erzurum valisine teşekkür ettim. Bu hususta sarfedilen gayretleri hükümetin takdirle karşılayacağından eminim.
Felâket görenler milletimizin şefkatinden ve hükümetin yakın alâka ve tedbirinden çok mütehassisdirler. Bu sayede teselli bulduklarını ifade etmektedirler.
Oradayken bana bahsettiğiniz tedbir ve kararların tatbiki halinde bu mevziî felâket telâfi edilmiş olacaktır. Muhabbetle güzlerinden Öperim.
Cumhurbaşkanı CELÂL BAYAR
— Hasankale:
Cumhurbaşkanımıza refakat etmekte olan Ankara Belediye başkan muavini Nihat Pasinli. Ankara şehri adına gönderilen yardım eşyasiyle nakdî ianeyi Pasinler yardım komitesine teslim etmiştir.
Tashihler adına Hasankale Belediye başkanı Fuad Pasinli Ankara Belediye başkanı Atıf Benderlioğlu'ya ve Ankara Esnaf Dernekleri Birliği başkanı Abdullah Caner'e teşekkür telgrafları çekmiştir.
Cumhurbaşkanımıza M. T. A. Enstitüsünden refakat etmekte olan Dr. Jeolog Mehmcı Topkaya da Türkiye Jeoloji Kurumunun Hasankale felâketzedelerine gönderdiği İ00 lirayı Pasinler yardım komitesine tevdi etmiştir.
21 Ocak 1952
— Hasankale :
Bugün mahallinde gördüklerimizden ve salahiyetli kaynaklardan öğrendiklerimizden anlaşıldığına göre, 12 bin nüfusu ihtiva eden 3S köy ve bir de Hasankale kasabasından mürekkep Pasinler zelzele felâketi mıntıkasında, felâketin hemen akabinde muvakkaten yerleştirilmeyerek açıkta kalmış bir tek vatandaş mevcut değildir. İlk zelzele anında en çok hasara uğrayan beş köyde enkaz altında kalarak ölen 94 vatandaştan başka, soğuğun bugün dahi öğle üzeri sıfırın altında İS derece olmasına rağmen, bir tek insan kaybı kaydolunımamıştır.' Felâketin hemen akabinde hastahanelere kaldırılan 01 vatandaştan da 52'si bu ana kadar İyileşerek taburcu olmuş, tedavi altında 39 kişi kalmıştır. Bunlar da yakın zamanda hastahanelerden çıkacaktır. Felâketi takip eden günlerdeki sıhhî imdat faaliyetinden sonra şimdi, sıhhat ekipleri İle gereken bütün sıhhî yardımlar mahallinde yapılmaktadır.
Zelzele bölgelerindeki köylere, hasar nisbetinde ve ihtiyaçlara göre 2500 çadır dağıtılmıştır. Derhal tevzi olunan 400 ton yakacakla ısıtılmakta olan bu çadırlardan başka teshin edilmiş 40 vagon da felâketzedeler emrine tahsis olunmuştur. Zelzele bölgesinde 3 istihkâm taburu ile 4 piyade taburu, bilhassa münakale inşaat ve yemek tevzi işinde büyük yardımlar sağlamaktadır. Bin metre küp kereste ile kıs için daha mazbut zeminlik barakalar inşasına devam edilmekte .ve felâketzedeler peyderpey çadırlardan bu barakalara alınmaktadır. 12 ilâ 2O'şer ailelik 11 barakanın en çok hasar gören mıntıkada inşası bitirilmiş ve S45 nüfus bu barakalara yerleştirilmiştir. Ayni bölgede halen çadırda bulunan 350 nüfusun yerleşeceği diğer 4 barakanın da inşası bitmek üzeridir.
Hasankale kasabasındaki çalışmalara da ekipler halinde devam olunmaktadır.
Çok hasar gören köylerde vilâyetin temin ettiği İaşe maddeleri, o köylerde modern vasıtalarla donmuş topraklan kazarak barakaları kuran askerî birlikler tarafından pişirilip felâketzedelere dağıtılmaktadır. İkinci ve üçüncü derecede hasar gören köylere çadırlar ve yakacakla beraber diğer bazı esaslı yiyecek maddeleri de tevzi olunmuştur. Ayrıca ekmek tevziatı da yapılmaktadır. Bu köylerde baraka inşası da peyderpey ele alınacaktır.
Zelzele felâketi bölgesinde mülkî makamlarla askerî makamların yardıma koşma bahsindeki işbirliği çok seri ve imtisal numunesi teşkil edecek bir mükemmeliyette olmuş ve hükümetin yerinde ve müessir tedbirleri, memnunluk verici ve ıstırap dindirici neticelerini derhal vermiştir. Böylece kışın çok daha büyük felâketli vaziyetleri başlangıçta Önlenmiştir.
Zelzele mıntıkasında felâketzede vatandaşlar, felâketin hemen akabinde başlıyan yardımlar ve bu yardımları derhal takip eden yapıcı çalışmalar karşısında memnunluklarını ve şükranlarını her vesile ile izhar etmektedirler.
İnşaat mevsiminin gelmesiyle kat'î yerleştirme faaliyetine geçilmesine intizaren, bugün en âcil ihtiyaç, bitmekte olan yakacak stoklarının yenilenmesidir. Bunun için de yardım komitesine verilen paralarla yakın bölgelerden odun ve bir mikdar "da krible kömür teminine geçilmiştir. Yapılan ve yapılmakta olan zeminlik barakalarda Bayındırlık Bakanlığınca temin edilecek olan su geçmez bir madde ile kapla-nacaktır. Zeminlik barakaların inşasının bütün felâket bölgesinde, çatlamış olan ve havaların biraz ısmmasiyle inhidam tehlikesi gösterebilecek bulunan evlere de teşmili düşünülmektedir. Her halde yakın zamanda çadır altında felâketzede bırakılmayacaktır.
Geceyi Haşankale'de geçiren Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar bugün. Hasankale istasyonunda teshin edilmiş vagonlardaki felâketzedeleri ziyaret ederek hatırlarını sormuştur. Cumhurbaşkanımız refakatindeki zevatla beraber Öğleye doğru Erzurum'a hareket edecektir.
— Ankara :
Başbakan Adnan Menderes, sayın Cumhurbaşkanı Celâl Bayar'dan dün akşam aldığı telgrafa cevaben aşağıdaki telgrafı çekmiştir:
Sayın Celâl Bayar.
Cumhurbaşkanı
Erzurum
Haşankale'de zelzele felâketinin tahribatını gerek hükümetçe gerek mahallen alman tedbirleri bizzat müşahede buyurmanız üzerine gönderdiğiniz teli teşekkürle aldım.
Alınması gerekli tedbirler hakkındaki yüksek işaretleriniz üzerinde ehemmiyet ve dikkatle durulacağını arzdan müstağni addediyorum. Bu cümleden olmak üzere ihtiyaç olarak bildirilen cem'an 700 tonluk maden kömürünün 200 tonu yüklenmiş ve 500 tonu da bu akşam yüklenecektir. Ayrıca 1000 metre mikabı kereste için orman idaresine emir verilmiştir. Bedelinin ödenmesi yarın temin olunarak yola çıkarılacaktır.
Gerek mahallî Hükümet ve Belediyeye, gerek ordu müfettişi Orgeneral'e gösterdikleri alâka ve gayretlerinden dolayı izhar buyrulan yüksek takdir ve teveccüh dolayısiyîle Hükümetimizin de tercüman! olmak lûtfunda bulunmanızdan en derin hürmetlerimle teşekkürlerimi arzederim.
Başbakan
Adnan Menderes
— Erzurum :
Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar beraberlerinde Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraİtan, Bayındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut, Milletvekilleri. Erzurum Valisi, ordu. kolordu ve tümen komutanları olduğu halde saat 13.30'da Erzu-ruma gelmiş sıra ile vilâyeti, orduyu ve Belediyeyi ziyaret ederek mahailî ihtiyaçlar ve dilekler üzerinde hasbıhallerde bulunmuştur.
Cumhurbaşkanımız yann gece posta trenine bağlanacak hususî vagonla Çetinkaya'ya gidecek oradan aktarma ile Ergani'ye hareket edecektir.
Cumhurbaşkanımız çarşamba sabahı erken saatlerde Ergani'de bulunacak, madeni gezdikten sonra o geceyarısı posta vagonuna bağlanacak hususî vagonla Çetinkaya-Sivas - Kayseri yolundan cumartesi öğle vakti Ankara'ya gelecektir.
M.TA. Enstitüsünden Cumhurbaşkanımızla birlikte felâket bölgesine gelmiş bulunan Jeolog Doktor Mehmet Tokkaya'dan alınan malûmata göre Pasinler zelzelesi mevziî bir yer sarsıntısı mahiyetini arzetmek-tedir. Birisi Pasinlerin şimal batısında diğeri de Pasinlerin cenubunda Karayızâd olmak üzere iki merkezden harekete geçmiş ve şimal cenup istikametinde akmış, Doğu-Batı istikametinde ise 200 kilometre kadar bir sahada, merkezlerden uzaklaştıkça ha-fifleşen bir tarzda hissedilmiştir. Bu yer sarsıntısını hazırlayıcı sebepler de mevziidir. Esas hazırlayıcı sebep/arazinin mevzii surette çatlak ve yarıklı olması ve derinlerde alçı ve tuz gibi eriyebilen ve su ile' temasta hacmini büyülten kütleler bulunmasıdır. Sarsıntının harekete geçmesini ise üç dört aydanberi devamlı olarak yağan şiddetli yağmurların yarıklardan işleyerek araziyi bu yarıklar istikametinde derinlere doğru yumuşatması, birbirine tutunmaktr bulunan arazi kütleleri arasındaki delki zayıflatması ve böylece mevcut muvazenenin kaybolarak yeni bir muvazene tesisine doğru mmtakamn harekete geçmesidir. Bu son sebep yer depremini tacil etmiş bulunmaktadır.
17-18 gündenberi yer sarsıntıları daima hafifleşerek devam ettiğine ve son birkaç gün içinde hemen hiç vukua gelmeyişine bakılırsa yeni kuvvetli sarsıntılar şimdiki müşahedelere göre pek beklenemez.
22 Ocak 1952
— Ankara :
Yunanistan Dışişleri Bakanı Venizelos. bîr nezaket ziyareti yapmak üzere Türkiye'ye gelecektir. Yunan Dışişleri Bakanı ayın 29'unda İstanbul'da ve 30'unda Ankara:da olacak ve Ankara'da üç gün kadar kalacaktır. Dışişleri Bakanlığı protokol umum Müdürlüğünce, bu ziyaret için bir program hazırlanmaktadır.
— İstanbul :
Haber verildiğine göre Türk milletinin ve ordusunun kahramanlık menkıbelerini umumî efkâra aksettirmek vak'alan hakikatlara en yakın şekilde canlandırmak gayesile. Mayıs ayında İstanbul Orduevinde açılmak üzere büyük bir hamaset sergisi hazırlanmaktadır.
Bu serginin hazırlıklarını ikmal hususunda Güzel Sanatlar Akademisi Müdürü ve Pro-fesörlerile teşriki mesai edilmektedir. Çalışmaları ilerlemekte bulunan serginin mevzu ve mahiyeti aşağıdaki çerçeve dahilinde olacaktır.
Heykel, tablo ve resimlerden: a— Kore'deki Türk kahramanlıklarını. b—- Türk İstiklâl harbi kahramanhklaıın!. c— Çanakkale harbi kahramanlıklarını, d— Fatih devri ve İstanbulun fethini, e— Türk deniz muharebeleri ve denizcilik menkıbelerini' ihtiva ve tasvir edecektir.
— Erzurum :
Cumhurbaşkanımıza refakat eden arkadaşımız bildiriyor:
Pasinler zelzelesi felâketzedelerinin âcil ihtiyaçlarını tamamen giderecek ve felâketzedelerin hepsinin derhal zeminlik barakalara alınmasını ve ısınmanın kara kış müddetince devamını sğliyacak olan mütemmim tedbirlerin hükümetçe derhal alındığını müjdeleyen Başbakan Adnan Menderes'in Cumhurbaşkanımıza cevabî telgrafı. Erzurum'da ve Pasinlerde büyük bir sevinç yaratmış ve derin minnet ve şükran hisleri ile karşılanmıştır. Bilindiği gibi hükümet başkanı Adnan Menderes bu telgrafında 700 ton maden kömürünün ve ayrıca bin metre mikâbı kerestenin gönderilmekte olduğunu Cumhurbaşkanımıza bildirmekte idi.
Ayrıca öğrenildiğine göre halen Hasankalede istasyonda muvakkat iskân mahallesi vazifesini gören ısıtılmış vagonlara ilâveten bir lokomotifle ısıtılmış 10 vagon daha felâket bölgesine yola çıkarılmıştır.
Memleketin her tarafından felâketzedelere bağışların devam etmekte olduğu da burada memnunlukla haber alınmıştır. Kars Valisi, Karslılarm derhal ve ilk hamlede 30 bin küsur lira ile komşularının yardımına koştuklarını bildirmiştir. Felâketin büyüklüğünü şimdi öğrenmiş bulunan memleketin diğer bölgelerinde de bağışlar için harekete geçilmekte olduğu öğrenilmektedir. Bu bağışlarla. Pasinler zelzelesi felâketzedelerinin kat'î iskânları çabuklaştırılmış, kolaylaştırılmış ve hükümetin bugünkü tam ve yerinde süratli muvakkat iskân tedbirlerine inzimam edecek tedbirler ile katı iskân, bu yardımlar sayesinde Pasinlerdcki felâketzede köylü vatandaşlarımızın maddî ve malî imkânlarını aşrnıyaca"-: bir ucuzlukta temin edilmiş olacaktır.
Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar. bugün öğleden evvel Erzurum Kız Enstitüsünü, Yapı Enstitüsünü ve Liseyi gezmiştir.
— Erzurum :
Cumhurbaşkanımıza refakat eden arkadaşımız bildiriyor:
Bugün öğleden sonra Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar. Erzurum Numune Hastaha-aesine gitmiş ve Pasinler zelzelesi felâketzedelerinden halen hastahanede yatan yaralı ve hastaları ziyaret ederek hatırlarım sormuştur. Hasta ve yaralılar hükümetten, vilâyet ve ordudan ve doktorlardan gördükleri yardım ve şefkatten dolayı Devlet Başkanımıza saf ve candan ifadelerle şükranlarını bildirmişlerdir.
Cumhurbaşkanımız akşam yemeğini ordunun misafiri olarak Orduevinde yemiştir.
Cumhurbaşkanımız, yanında Büyük Millet Meclisi başkanı Refik Koraltan, Bayındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu. Genelkurmay başkanı Orgeneral Nuri Yamut, Ankara Milletvekili Mümtaz Faik Fenik, Erzurum Milletvekili Bahadır Dülger, Üçüncü Ordu Müfettişi Orgeneral Nurettin Baransel. Bayındırlık ve M.T.A. mühendis ve Jeologları, Ankara Belediye başkan muavini. Cumhurbaşkanlığı Başyaveri Kurmay Yarbay Nurettin Alpkartal olduğu halde, posta trenine bağlanan hususî vagonla Çetinkaya yolu ile Ergani'ye hareket etmiştir. Posta treni teehhürle geldiğinden saat 21.45 yerine 22.40'da hareket edilmiştir. Havanın soğukluğuna ve vaktin geçtiğine rağmen kalabalık bir halk kitlesi Cumhurbaşkanını selâmlamıştir.
Cumhurbaşkanımızı istasyonda Erzurum valisi Cemal Göktan ile Erzurum Milletvekilleri, Erzurum Belediye başkanı, mülkî erkân, jandarma Genel Komutanı. Kolordu ve tümen komutanları uğurlamışlardir.
23 Ocak 1952
— Malatya :
Erzurum'dan Ergani Maden'e gitmekte cilan Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar. Refakatindeki zevatla beraber bu akşam sasî I9.55'te posta trenine bağlanan hususî vagonla Malatya'ya gelmiş ve 2O.3O:da da ' ayni trenle Ergani istikametine hareket etmiştir.
Cumhurbaşkanımızı Hekimhan istasyonunda Vali Şefik San, tümen komutanı, Demokrat Parti İl idare heyeti ve üyeleri. İlçelerden gelen Demokrat Parti başkanları ile Belediye Reisleri ve bunlara refakat eden gazeteciler karşılamış ve Malatya'ya kadar trende samimî hasbihallerde bulunmuştur.
Cumhurbaşkanımızı Malatya istasyonunda vaktin geç ve havanın Soğuk olmasına rağmen çok büyük bir kalabalık vatandaş kitlesi samimî tezahürler içinde karşılamışlardır.
Cumhurbaşkanımız Çetinkaya'dan itibaren, yol boyunca bütün istasyonlarda vatandaşların samimî tezahürleri ile karşılanmış ve. trenin tevakkufu müddetînce memleket meseleleri ve mahallî ihtiyaçlar üzerinde hasbıhaller yapmış ve biran evvel halli hususunda ilgililere gerekli emirleri vermiştir.
24 Ocak 1952
— Ankara:
Bugün saat I6'da evinde yaptığı basın toplantısında Birleşim Amerika'nın Ankara Büyükelçisi Mr. George Mc Gee aşağıdaki beyanatı vermiştir:
«Türkiye'ye geldiğimizden beri bana, kanma ve ailemize karşı gösterilen hüsnükabulden dolayı samimî teşekkürlerimi bildirmek isterim. Türkiye'ye yaptığım evvelki ziyaretlerimden Türk halkının ne kadar misafirperver olduklarını biliyorum, fakat gösterilen samimiyet tahminlerimin üstünde olmuştur. Tanıştığım herkes, Cumhurbaşkanı, Büyük Millet Meclisi başkanı, Başbakan, Dışişleri Bakanı, Basın mümessillen ve sair şahıslar bana karşı çok nazik davranmışlardır. Ben bunu memleketlerimiz arasında memnuniyetle müşahede edilen samimî hislerin bir nişanesi olarak kabul etmekteyim.
Yeni vazifemi, ehemmiyetini idrâk ederek, üzerime alıyor ve gayet muktedir seleflerim, en son Büyükelçi Wadsworth ve Büyükelçi Wilson, tarafından muhafaza edilmiş olan dostluk ve işbirliği an'anesini devam ettirmek üzere faaliyetlerime başlıyorum.
\Yashington'da bu fevkalâde işbirliği, kendisi ile gayet yakından çalışmak fırsatını bulduğum, muktedir Büyükelçiniz Feridun Erkin tarafından muhafaza edilmektedir. Ailem ve ben burada bulunmaktan memnunuz. Lisanınızı ve tarihinizi öğrenmek ve halkınız ve memleketinizi tanımak istiyoruz. Ailem ve ben, her sınıfa mensup Türklerle tanışmak ve konuşmak ümidinde olduğumuz gibi memleketin her tarafını ziya-' ret için hazırlanmaktayız. Bu vesile ile, memleketimde ve dünyanın diğer hür memleketlerinde olduğu gibi, memleketinizde demokrasinin faaliyette bulunmasına Türk Basınını yaptığı fevkalâde iştirakte kendilerine düşen vazifeyi yapmış olan Ankara Basını mümessilleriyle tanışmaktan memnunum.
Türkiye'ye geçen Şubatta yaptığım son se-yahatimdenberi Türk Hükümetinin ve halkının uzun zamandanberi hararetle istedikleri ileriye doğru büyük bir adım atılmış olduğunu görmek hakikaten memnuniyet vericidir. Türkiye'nin Kuzey Atlantik Teşkilâtına beklenen duhulünden, hiçbir şarta bağlı olmadan üye olmasından, bahsediyorum. Bildiğiniz gibi Başkan Truman Ayan Meclisimizden bunun derhal tasdikini kuvvetle istemiştir. Memleketimizde bu mesele hususunda duyulan yakın alakayı bildiğimden. Ayan Meclisi dış münasebetler komitesinin bu tasdiki tavsiye için çok süratli hareket ettiği haberlerine şaşmadım. Hakikat halde, bu komitenin bu kadar mühim meselede sadece bir tek müzakereden sonra muvafakat kararı alması hemen hemen evvelce hiç vuku bulmamıştır.
Hiç kimse bu hareketi Dışişleri Bakanı Dean Acheson, Savunma Bakanı Lovett ve Omar N. Bradley'inki kadar destekliyemezdi. Bunların Ayan Meclisi dış münasebetler komitesine bu hususta verdikleri beyanat memleketlerimizi birbirine bağlayan dostluk ve karşılıklı alâkanın bir abidesidir. Türkiye'yi) çabucak ve hiçbir kayda tâbi olmadan, Kuzey Atlantik anlaşması camiasına dahil etmek Amerikan halkının arzusu olduğu bellidir.
Türkler Kore'deki kuvvetleri vasıtasiyle müşterek güvenlik suretiyle dünya sulbünün muhafazasında üzerlerine düşen vazifeyi yapmak istediklerini açıkça göstermişlerdir. Cesur Türk askerlerinin yanımızda savaşmasından iftihar ediyoruz.
Buradakji vazifelerim arasında Amerikan Yardım Heyeti başkanlığının da bulunmasından memnunum. 1947 senesinde Türkiye ve Yunanistan'a yapılan yardım koordinatörlüğüne tayinimdenberi, Türkiye'nin, bizim yardım programlarımız müddetince, hem askerî hem de iktisadî sahada yaptığı büyük ilerlemeleri büyük bir alâka ile takip ettim. Amerikan askerî yardım kurulu başkanı General Arnold'un ve karşılıklı güvenlik teşkilâtı başkanı Mr, Dorr'un kabiliyetli idareleri altında yardım gayretlerimizin Türk iktisadiyat ve askerî kuvvetlerine kıymetli hizmetlerde bulunmaya devam edeceğine eminim. Mamafih, yapılan ilerlemelerin bütün şerefi, Türkiye'nin istiklâlini muhafaza ve bundan memleketin iktisadiyat ve refahını inkişaf ettirmek için cesim gayretler sarfetmiş olan Türk Hükümetine ve halkına aittir.
Mamafih, vazifelerimin, kendilerinden çok bahsedilen, askerî ve iktisadî yardım sahasında ileri gittiğini düşünmekle zevk duyuyorum. Bu yardım mühimdir ve tabia-tiyle devam edecektir. Fakat, benim görüşüme göre memleketlerimiz arasında bundan daha az ehemmiyetli olmayan ve üzerinde işlenmeye ihtiyaç olan bir müşterek alâka sahası mevcuttur. Müşterek fikir ve ideallerimizin hepsinden bahsediyorum. Bir çok sahalarda birbirimize bir çok yardımlarda bulunabileceğimize eminim.
Türkler muharip olarak memleketimde ve dünyanın diğer yerlerinde gıpta edilecek bir şöhret yapmışlardır. Amerikan halkının bunların sadece muharip olmadıkları siyasî ve tarihî fikirleri ve akıllı devlet idarecilikler ile hükümet idaresine, hepimizin istifade edebileceğimiz, hakikî iştiraklerde bulunduklarını da anlamalarına yardım etmeği ümit ediyorum.
Türkiye'de kaldığım müddetçe memleketlerimiz arasındaki dostluğa daha derin ve daha şümullü temeller hazırlayacağımızı ümit ediyorum. Birbirimizin yaşayış şeklini daha iyi anlıyacağımızı ümit ediyorum. Bu suretle dünya sulhu menfaatine olarak işbirliğimizin devamı için daha- sağlam ve müstakar esaslar temin edebiliriz.
— Maden :
Bugün öğleden sonra Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar Ergani maden işçilerinin davetini kabul ederek bir çay içmek özere sinema salonuna geldiği zaman gerek bina civarını gerek büyük salonun içini dolduran binlerce işçinin heyecanlı tezahürleri ve devamlı alkışlarile karşılanmıştır. Dakikalarca süren alkışlar ancak işçi sendika başkanının söz istemesile biraz dinmiş fakat başkan Rıza Bakoğlu'riun işçiler adına Cumhurbaşkanımıza hoş geldiniz demesi üzerine yeniden başlamıştır,
Ergani Bakır İşçi Sendikası başkanı, hükümetin Türk işçisine vermiş olduğu hakla kurulan İşçi Sendikaları arasında yer almış Ergani Bakır Maden İşçileri Sendikası ve Şark Krom İşçileri Sendikası adına Cumhurbaşkanını hürmetle selâmlamış ve Türk İşçisinin toprağın derinliklerinden cevherleri arayıp bunları memleketin kazanç hanesine katmağa hazır olduğunu bildirdikten sonra Türk işçisinin bugün hakkını istemekteki hürriyetini belirtmiş ve bu hakların kendilerine verilmiş olduğunu da büyük memnunlukla kaydederek teferruata ait bazı dileklerde bulunmuştur.
Cumhurbaşkanımız işçilere hitaben bir konuşma yapmış ve demiştir ki:
«Evvelemirde şahsıma ve bana refakat eden arkadaşlarıma karşı gösterdiğiniz samimî muhabbet ve hüsnü kabulden dolayı teşekkür ederim.
İşçi mümessili arkadaşım sîzin fikirlerinize tercüman olarak arzularınızı iyi. bir şekilde ifade etti. Siz de takdir edersiniz ki, bugünkü iktidar, her zaman ifade edildiği gibi işçinin yakın dostudur ve İşçinin yakın dostu olduğunu yalnız sözle değil yaptığı icraatla, çıkardığı kanunlarla ve başardığı işlerle isbat etmiş bulunmaktadır. Burada ifade edilen talepler üzerinde müs-bet veya menfi bir beyanatta bulunacak durumda değilim. Yalnız, esasen sizi çok seven hükümete bu arzularınızı iblâğ edeceğim ve öyle ümit ediyorum ki hükümetiniz bunları lâyık olduğu ehemmiyetle tetkik edip size gereken cevabı verecektir.»
Cumhurbaşkanımız sözlerine şöyle devam etmiştir :
(^Ergani'nin bugün gördüğüm gayet güzel manzarasından fevkalâde mütehassisim. Müesseseyi gördüm, gezdim ve hakkında malûmat aldım. Şimdi de bu müesseseyi bugünkü kemal derecesine çıkaran liyakatli insanlarla karşı karşıya bulunuyorum.
Bugün burada bulunan sizler benim şu andaki hislerimin derinliğini takdir edemezsiniz. Çünkü bugün içinde yaşadığınız hayat şartlarının nereden nereye eriştiğini bilemezsiniz. Buraya ilk geldiğim zaman burası çıplaktı. Asırlardanberi buradaki servete ümit bağlanmış, fakat yalnız bu ümitle iktifa edilmişti. Ben Ergani'yi ilk defa işte böyle görmüştüm. O zaman bugün olduğu gibi Türk işçisinin, Türk mühendisinin. Türk iradesinin eşsiz liyakatine dayanarak iş görmekten ziyade, bu sahada tecrübe sahibi başka İnsanların gelip bu işi başarmaları bekleniyordu ve onların alacakları neticeden kendimize bir hisse çıkarırız diye ümitleniyorduk. Bu davayı kat'iyetle halletmek zamanının geldiğine hükmolundu ve 1936'da bu yolda kat'î adım atıldı. Ergani'yi bir kaç defa ziyaret ettim. Son ziyaretimde Türkün halaskarı ve en büyük evlâdı Atatürk'le beraber burada bulundum.
O vakit ümitlerimizin tahakkuk yolunda olduğunu görmekle sevinmiştim. Şimdi mes'ut neticeyi müşahede etmekle seviniyor ve İftihar ediyorum. Çünkü vücuda gelen eser doğrudan doğruya Türk iradesinin mahsulüdür. Aynı zamanda liyakatli Türk mühendislerinin ve Türk işçisinin samimî ve azimkar gayretlerinin eseridir. Buna. memleketimizin irade kuvvetinin muhassalasıdır demek tamamen yerinde olur. Böyle bir eserin karşısında memleketini seven insanların duyacağı his, ancak sevinç ve iftihar hissidir.»
Cumhurbaşkanımız, hemen her cümlesi alkışlarla karşılanan konuşmasını, bütün işçilerin samimî tezahürleri arasında şöyle bitirmiştir:
«Hiç bir tefrik yapmaksızın, hepinize ve bu muazzam eserin vücuda gelmesinde, işlemesinde ve bugünkü muvaffakiyetli neticenin elde edilmesinde hizmeti olanlara teşekkür ediyorum ve takdirlerimi bildirmekle büyük bir zevk duyuyorum.
Cumhurbaşkanımız ve refakatindekiler, işçilerin ikram ettiği limonataları içtikten sonra işçiler halk oyunları oynamış ve Bayar salonu terkederken işçilerin ayni samimî tezahürlerile uğurlanmiştir.
Cumhurbaşkanımız yanında Büyük Millet Meclisi Başkanı Bayındırlık Bakanı, Genelkurmay başkanı, ' Milletvekilleri. Üçüncü Ordu Müfettişi, Yedinci Kolordu Komutanı olduğu halde posta trenine bağlı hususî vagonla bu sabah Ergani Madene geldiği zaman istasyonda Elâzığ Valisi, Maden
Kaymakamı ve Belediye başkanı, mahallî, mülkî ve askerî erkân. Etibank adına İşletmeler dairesi başkanı ve müessese Müdür, Diyarbakır'dan Belediye başkanı riyasetinde gelmiş olan bir heyet, Elâzığ'dan gelen heyetler, İşçi Sendikası îdare Kurulu üyeleri ve kalabalık bir vatandaş kitlesi tarafından karşılanmıştır. Kasabadan halkın alkışları arasında geçen Cumhurbaşkanımız öğleden evvel Bakır Madeni İşletmelerini gezmiş ve müteakiben madenin faaliyeti hakkında malûmat almıştır. Cumhurbaşkanımıza verilen izahata göre 1949 da 11320 ton istihsal yapan maden 1950'de 11700 ve 1951'de 14179 ton istihsal yapmıştır.
Cumhurbakanımız müessesenin hatıra defterine müesseseyi beklediğinden fazla ve-rjmîi bulduğunu kaydetmiş ve teşekkür ve takdirlerini bu yazısında ayrıca belirtmiştir.
Cumhurbaşkanımız Öğle yemeğinde Ergani Bakır Maden İşletmesi müessesesinin akşam yemeğinde de Maden Belediyesinin misafiri olmuştur.
Cumhurbaşkanımız bu gece saat 1 'de Diyarbakır'dan gelen posta treniyle ve Çetin-kaya-Kayseri yolu ile Ankara'ya hareket edecektir.
Büyük Millet.Meclisi Başkanı Refik Ko-raltan müessesenin hatıra defterine şunları yazmıştır:
«Memleketin tabiî servet kaynağı bakır madeninden kendi evlâtları elile işletilen Ergani Madeni İşletmesini gezerken duyduğum zevk hudutsuz oldu. Benzerlerinin çoğalmasını candan dilerim.»
25 Ocak 1952
— Sivas:
Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar ve refakatindeki zevat bugün Ergani'den posta katarı ile saat 16.1 S'te Sivas'a teşrif ettiler.
Havanın soğuk olmasına rağmen Cumhurbaşkanımızı karşılamak ve teşyi etmek üzere binlerce Sivaslı garda yer almıştır. Cumhurbaşkanımızı getiren katar gara girdiği zaman halk büyük tezahüratta bulunmuş «yaşa», «var ol» sesleri arasında trenden inen Cumhurbaşkanımız aynı tezahürat arasında ilerliyerek garda hazırlanan salonda trenin kaldığı kısa müddet zarfında istirahat etmişler ve ilgililerle konuşmuşlardır. Cumhurbaşkanımız Cer atölyesi işçilerinin yardımlarını Erzurum felâketzedelerine götürdüklerini ve bu teberru
karşısında Erzurumluların çok mütehassis olduklarını, yurdun her yanından yapılan yardımlar karşısında açılarını unutarak kendilerine gösterilen sıcak şefkatten dolay: müteselli olduklarını felâketzedelerin ifade ettiklerini söylemişler, ve «Sivas'da yapılan yardımdan dolayı Cer atölyesi işçi ve personeline teşekkür ederim» demişlerdir.
Sivas'da yapılacak ve kongreyi canlandıracak heykel hakkında Vali ve Belediye Başkanından gerekli izahatı alan Cumhurbaşkanımız aynı tezahürat arasında trene binmişler ve Sivaslıların «İyi yolculuklar diler gene bekleriz» sözleri arasında Ankara'ya hareket etmişlerdir. Ergani'den itibaren trenin her uğradığı yerde binlerce vatandaşın samimî tezahüratı arasında uğurla-nan Cumhurbaşkanımız yarın saat 12'de Ankara'ya varmış olacaklardır.
— Ankara :
Hindistan Büyükelçiliğinin himayesi altında İstanbul'da Şubat'ın ilk haftasında ve Ankara'da ikinci haftasında bir Hint sanat sergisi açılacaktır.
Türkiye'de ilk defa açılacak bu Hint sergisi 275 tablo, 150 fotoğraf ve daha başka sanat eserlerinden müteşekkil olacaktır.. Sergide Hint resim sanatının başlıca ekollerini ve stillerini gösteren tablolar teşhir edilecektir.
Modern Hint sanatını hakikî perspektifinde gösterebilmek maksadile sergide ayrıca Hint tarihini ve Hindistan hayatını muhtelif cephelerile gösteren eski resimlerle mimari ve heykeltraşhğa ait sanat eserlerinin fotoğrafları teşhir edilecektir.
— Konya :
Kore savaşları hakkında konferanslar vermek üzere bugün şehrimize gelen General Tahsin Yazıcı, mülkî ve askerî erkân ile büyük bir halk topluluğu tarafından tezahüratla karşılanmıştır.
General, yarın ilk konferansını verecektir.
— Gemerek :
Yurdumuzun doğu bölgesinde vukubulan deprem mıntıkasındaki tetkik gezisinden Ankara'ya dönmekte olan Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, refakatindeki zevatla birlikte bu akşam saat 20 de Gemerek istasyonuna vasıl olmuşlar ve halk tarafından tezahüratla karşılanmışlardır.
Katarın kısa tevakkufu esnasında Celâl Bayar hasbıhallerde bulunmuşlar ve vatandaşların dileklerini dinlemişlerdir.
Cumhurbaşkanı istasyondan ayrılışında coşkun sevgi tezahürleriyle uğurlanmıştır.
26 Ocak 1952
t— Ankara :
Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, beraberlerinde Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Bayındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut, Ankara Milletvekili Mümtaz Faik Fenik ve Erzurum Milletvekili Bahadır Dülger olduğu halde, Erzurum deprem bölgesindeki tetkik gezisinden bugün saat 12'de posta trenine bağlanan hususî vagonla şehrimize dönmüşlerdir.
Cumhurbaşkanı garda Başbakan Adnan Menderes, Bakanlar, Milletvekilleri, Cumhurbaşkanlığı ve Büyük Millet Meclisi Genel Kâtipleri, Başbakanlık ve Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı müsteşarları, Basın - Yayın ve Turizm Genel Müdürü. Dışişleri Bakanlığı Protokol Umum Müdürü ile mülkî ve askerî erkân. Ankara Vali vekili. Belediye Başkanı tarafından karşılanmışlardır.
Celâl Bayar istasyona muvasalatlarında olduğu gibi ayrılışlarında da garda bulunan kalabalık bir halk kitlesi tarafından tezahüratla selâmlanmıştır.
— Konya :
İki konferans vermek üzere Konya'ya gelmiş olan kahraman Kore tugayımızın eski komutanı General Tahsin Yazıcı, bugün. Şahin sinemasında ilk konferansını, ordu ve müikî erkân ile ordu müfettişliğinin davetlilerine vermiştir. Konferans, baştan sona kadar büyük bir alâka ile takip edilmiş, bilhassa Kunuri savaşındaki Türk kahramanlığı coşkun tezahürlere vesile olmuştur.
General Yazıcı, Kore savaşlarında kazanılan başarılarla Türk milleti siyasî ve iktisadî sahalarda büyük kazançlar temin etmiştir, diye sözlerini bitirmiş, müteakiben projeksiyonla fotoğraflar gösterilmiştir.
Generalin şerefine bu akşam Orduevinde 2. Ordu Müfettişi Korgeneral Abdülkadir Seven ve refikası tarafından bir kokteyl verilecektir.
Tahsin Yazıcı, pazar günü.son konferansını halka verdikten sonra Ankara'ya dönecektir.
27 Ocak 1952
— İstanbul :
Lanus takımı, son maçını bugün Fenerbahçe ile yaptı. Arjantin Cumhurbaşkanının eşi Eva Peron, Son maçın galibine verilmek üzere bir kupa koymuştu. Bugün Staddaki seyirci miktarı düne nazaran çok daha kalabalıktı.
Muayyen saatte iki takım şu kadrolarla sahaya çıktılar. Seramoni kısa sürdü ve karşılıklı şöyle yer aldılar :
Larius:
Alvares-Kalvente. Estebe - Gidi. Strembel. Martinez - Garfaniyoli. HU, Katoria. Bi-vas, Duran.
Fenerbahçe :
Salâhattin-Haiûk, Orhan - Nedim. Kâmil, Akgütf-Fik'ret, Fahir. Burhan, M. Ali, Abdullah.
Hakem: Sulhi Garan.
Oyun sur'atli bir tempo ile başladı.^Onuncu dakikadan sonra hücum teşebbüsünü ele alan Fenerbahçeliler, Canlı ve hareketli bir tempo ile Lanus kalesini bir çenber içine aldılar.
Dakikalar ilerledikçe baskılarını arttıran Sarilâcivertliler, 20'inci dakikada Fikretin çektiği şutu iyi bloke edememesinden faydalanan Burhan vasitasiyle ilk gollerini kazandılar.
Bu gol, oyunu büsbütün hızlandırmıştı. 30 ve 32'inci dakikalarda Abdullah iki fırsat kaçırdı.
3ö:mcı dakikada Fikretin bir sürüşünü müteakip çektiği şutu kaleci yine iyi bloke edemedi. Burhan yetişerek kısa bir vuruşla Fenerbahçenin ikinci golünü yaptı.
44'üncü dakikada da Fahir, Halûktan aldığı pası iyi kullanarak sıkı bir şutla gole çevirdi. Devre bu şekilde 3-0 Sona erdi. Fenerbahçeliler, birinci devrede "çok güze! bir oyun çıkarmışlardı.
İkinci devrenin ilk dakikalarından itibaren teşebbüsü arttıran Arjantin Sarılâciverlilerin tehlikeli akınlarına mâni olamıyorlardı.
16'ırıcı dakikada Arjantinliler sol içlerinin güzel bir kafa vuruşu ile ilk gollerini kazandılar. Bu golden sonra oyun hemen tamamen Fenerbahçe kalesi önlerinde cereyan etmeğe başladı.
38'İnci dakikada Fenerbahçe müdafaası bir penaltıya sebebiyet verdi. Arjantinliîer bu fırsattan da istifade ederek ikinci gollerini yaptılar.
Oyunun son beş dakikası karşılıklı hücumlarla geçti ve maç bu şekilde 3-2 Fenerbahçenin galibiyetiyle sona erdi.
Maçı müteakip Eva Peron kupası törenle maç gaîibi Fenerbahçe takımı kaptanına verildi.
29 Ocak 1952
— Ankara:
Dün şehrimize gelmiş olan Amerikalı gazeteciler, bugün sabahtan itibaren temaslarına başlamışlardır. Gazeteciler sabahleyin Ordonant tamir atölyelerini ve Tank Okulunu gezdikten sonra. Askerî Yardım Kurulu Başkanı General Arnold'u ziyaret etmişlerdir. Öğleden sonra Karşılıklı Güvenlik Teşkilâtı merkezinde bir toplantı yapılarak gazetecilere Türkiye'ye yapılan Amerikan yardımı hakkında gerekli izahat verilmiş ve Hafif Silâh Fabrikası gezilmiştir.
w
— İstanbul:
Yunan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ekselans Sofokles Venizelos refakatinde Dışişleri Bakanlığı Siyasî Büro Şefi M. Bazil Mostras, Dışişleri Bakanlığı Özel Kalem Müdürü M. Bamburas, eski Bakanlardan M. Bakkalbaşı ve M. Orfa-nides. Tuğgeneral Russos, Amiral Halkiopulos ve 10 gazeteci olduğu halde bugün saat 16'45'te Tarsus yolcu gemisiyle şehrimize gelmiştir.
Dost memleket Dışişleri Bakanı Galata rıhtımında Vali ve Belediye Başkanı Prof. GÖkay, İstanbul Komutanı Korgeneral Nazmi Ataç. Merkez Komutanı Tuğgeneral Reşit Erkmen, Emniyet Müdürü, Yunanistan Büyükelçisi ve Elçilik mensupları tarafından karşılanmıştır.
Rıhtımda bir ihtiram kıtası Yunan Başbakan yardımcısına selâm ressminî ifa etmiş ve kıt'aya refakat eden bando tarafından Yunan ve Türk Millî marşları çalınmıştır.
M. Venizelos ihtiram kıtasını teftiş ettikten sonra, rıhtımda hazır bulunan halkın samimî alkışlarına selâmla mukabelede bulunmuş ve refakatindeki zevatla birlikte doğruca Parkotele gitmiştir.
M. Venizelos kendisini karşılayan gazetecilere aşağıdaki beyanatta bulunmuştur:
«Türk topraklarına ayak bastığım şu anda büyük bir bahtiyarlık duymaktayım.
Seyahatimin gayesi pederim tarafından kurulan dostluğu takviye etmektir. Bu bir dostluk ziyaretidir. Bu arada Türk Hükümeti erkânı ile görüşmek fırsatını bularak her iki memleketi ilgilendiren mevzular üzerinde konuşulacağı tabiîdir.
Görüşülecek mevzular için bir gündem yoktur. Bu seyahatimde Yunan Parlâmentosu mebuslarından kendi partime mensup Osman Üstüner ve Nuri Fettalıoğlu da bana refakat etmektedirler.»
Ekselans Venizelos, daha sonra muhtelif sorulan cevaplandırarak ezcümle demiştir ki:
«Türkiye ve Yunanistan'ın Atlantik Paktına tam üye olarak girmeleri çok yararlı bir hal şeklidir. Çünkü bu, iki memleketin yalnız olmadıkları yolunda ve bilhassa yaşamasını seven hür milletler camiasına itimat telkin etmektedir.
Her iki memleketin Batı Avrupa topluluğu içinde yer almaları bizleri tahsisen memnun edecektir. Zira bu iki memleket Ak-denizin bu bölgesini müdafaa hususunda münferit kalacak değil, beraber bulunacaktır,»
M. Venizelos Süveyş Kanalı meselesinin dünya için bir tehlike olmayacağı kanaatinde bulunduğunu, Mısır'da Kabinenin değişmesi ile bu meseleye bir. hal çaresi bulunacağını tahmin ettiğini ifade etmiştir.
Yunan Başbakan Yardımcısı kendisine Parkotel'e kadar refakat eden Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay'a, İstanbul'a ayak bastığı sırada gördüğü sıcak kabulden dolayı İstanbul halkına teşekkürlerinin, iblâğına delâlet etmesi ricasında bulunmuştur.
Ekselans Venizelos ve refakatindeki zevat bu akşam 20.05 Ekspresine bağlanan Özel. vagonla Ankara'ya hareket edeceklerdir.
— Ankara:
Başbakan Adnan Menderes bugün saat 12'de Başbakanlıkta Amerikan Askerî Yardım Kurulu Başkanı General Arnold'u kabul ederek kendisi ile iki saat kadar görüşmüştür. Bu görüşmede Dışişleri Bakanı Prof. Fuat Köprülü, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut ve İkinci Başkanı Orgeneral Şahap Gürler de hazır bulunmuşlardır.
— İstanbul:
Yunan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri. Bakanı Ekselans Venizelos'un refakatindeki heyet arasında bulunan eski Bakanlar dan Türk - Yunan Dostluk Cemiyeti Başkanı Dr. Orfanides bugün Tarsus vapurunda kendisi ile görüşen gazetecilere aşağıdaki beyanatta bulunmuştur:
»Bu topraklara ayak basmaktan son derece bahtiyarım. Türk - Yunan dostluğu yalnız siyasî şahsiyetlerin değil, iki milletin de malı olmalıdır. Büyük şeflerimiz Atatürk ve Venizelos da bu fikirde idiler. 15 seneden beri başkanı bulunduğum bu Cemiyet, vasıtasiyle de bu gayeyi temine çalışıyoruz.
Ben Türk ve Yunan milletleri arasında ilim ve kültür sahalarında yapılacak 'işbirliğinin büyük faydalar sağlayacağıma eminim.
Yunanistan'da. Türk - Yunan dostluğu bütün partiler için millî mesele olarak telâkki edilmektedir.»
— İstanbul:
Bugün saat 16.45'te Tarsus vapuru ile şehrimize gelen Yunan Başbakan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı Ekselans Sofokles Venizelos refakatindeki heyetle birlikte bu akşam saat 20,05 ekspresine bağlanan Özel bir vagonla Ankara'ya hareket etmiştir.
Ekselans Venizelos Haydarpaşa garında Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay, İstanbul Komutanı Korgeneral Nazmi Ataç. Merkez Komutanı Tuğgeneral Resid Erkmen ile Emniyet Müdürü tarafından uğurlanmış ve bir polis ihtiram kıtası tarafından selâmlanmıştır.
Ekselans Venizelos hareketinden önce, şehrimizde gördüğü sıcak kabulden dolayı Vali ve Belediye Başkanına tekrar teşekkür etmiş ve İstanbul Komutanı Korgeneral Nazmi Ataç'a da Türk askerine olan hayranlığını ifade etmiştir.
30 Ocak 1952
— Ankara:
Türkiye'nin Atlantik Paktına katılmasını derpiş eden protokolün Amerikan Ayan Meclisince kabulü üzerine Birleşik Amerika'nın Ankara Büyük Elçisi Mc Ghee şu beyanatta bulunmuştur:
Birleşik Amerika Ayan Meclisinin Türkiye-nin Kuzey Atlantik anlaşması teşkilâtına tam üye olmasını temin edecek milletlerarası anlaşmayı tasdik ettiğini Öğrenmekle çok memnunum. Anlaşma, diğer üye memleketler Parlâmentoları tarafından da tasdik edildikten sonra Türkiye Paktın üyesi olacaktır. Anlaşmayı tasdik hareketi, Amerikan ve Türk halkları arasındaki dostluğu, ve Türkiye'nin hür dünyanın savunmasında işbirliği yapmaya hazır olduğunu şaşmaz bir şekilde belirtmektedir.
Birleşik Amerika hükümeti, Truman doktrini ile Türkiyenin istiklâlini muhafaza ve kuvvetini arttırmasını istediğini gayet açıkca isbat etmiştir. 1950 yazında Türkiye Kore'de Birleşmiş Milletler bayrağı altında savaşmak üzere cesur askerlerini yollamaya karar verdiği zaman, Türkiye'nin dünya sulh ve hürriyeti gayesinde olan sadakati bütün Amerikan halkı üzerinde şayet iyi bir intiba bırakmıştır.
Bilindiği gibi Türkiye'nin Pakt'a alınması uzun zamandan beri hükümet liderlerimizin — Başkan Truman, Dışişleri Bakanı Acheson. Savunma Bakanı Lovett, General Bradley ve diğerleri — arzusu idi. Â-yan Meclisi Dış Münasebetler Komisyonu Türkiye'nin Pakta alınmasını kısa bir müzakereden sonra tavsiye etmişti. Haricî münasebetlerimizin idaresinde bunun hemen hemen eşi yoktur.
Bu büyük milletlerarası sulh projesine Türkiye'nin iştirakini hızlandırmak için atılan ilk adımların tamamlanmasını bekliyoruz. Türkiye'nin Pakta dahil olmasının herkesin menfaati iktizası olduğuna ve bunun Kuzey Atlantik Teşkilâtının yüksek gayelerinin muvaffak olmasını temin edeceğine eminiz.
— Ankara:
Bu akşam saat 20.30'da Dışişleri Bakanı Profesör Fuat Köprülü ve eşi Bayan Köprülü tarafından Hariciye Köşkünde dost Yunan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ekselans Mösyö Sofokles Venizelos şerafine bir akşam yemeği verilmiştir.
Yemekte Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Korakan, Başbakan Adnan Menderes, Cumhurbaşkanlığı Umumî Kâtibi Nurullah Tolon, Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı Samsun Milletvekili Firuz Kesim, eski Dışişleri Bakanlarından Tevfik Rüştü Araş, Dışişleri Bakanlığı Umumî Kâtip vekili Büyükelçi Cevat Üstün. Kâtibi Umumî birinci muavini Elçi Xuri Birsi, Protokol Umum Müdürü Tevfik Kâzım Kemahlı, İkinci Daire Umum Müdürü Rıfkı Zorlu ve Dışişleri Bakanlığı Hususî Kalem Müdürü Sadi El-dem ile Yunan Büyükelçisi Ekselans Mösyö A. Kontumas ve Büyükelçilik erkânı hazır bulunmuşlardır.
Yemekte Yunan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ekselans Mösyö Sofokles Venizelos ile Dışişleri Bakanı Profesör Fuat Köprülü metinlerini ayrıca neşrettiğimiz nutukları irad etmişlerdir.
Yemekten sonra saat 22.30'da Kordiplomatik ile diğer devlet ricalinin hazır bulunduğu bir kabul resmi tertip edilmiştir.
— Ankara:
Bu akşam saat 20.30'da Dışişleri Bakanı Profesör Fuat Köprülü ve eşi Bayan Köprülü tarafından Hariciye Köşkünde dost Yunan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ekselans Mösyö Sofokles Venizelos şerefine verilen akşam yemeğinde Dışişleri Bakanı Profesör Fuat Köprülü ve Ekselans Mösyö Sofokles Venizelos aşağıdaki nutuktan irad etmişlerdir:
Sayın Dışişleri Bakanımız Profesör Fuat Köprülü'nün nutku:
Bay Başkan,
Komşu ve dost memleketin Ekselansınızın başkanlığı altındaki heyetini burada selâmlamak ve sizlere tâ yürekten selen bir sesle «Ankara'ya hoş geldiniz» demek benim için müstesna bîr şeref vesilesi ve büyük bir zevktir.
Türkiye sizi sevinçle karşılıyor.
Bugün bize şeref bahşeden bu ziyaretiniz, yalnız memleketlerimizi birbirine bağlıyan çözülmez dostluğun tezahürü olmakla kalmayıp, bize. Türk milletinin yiğit Yunan milletine karşı beslediği bağlılık hislerini bir defa daha izhar imkânını da vermektedir.
Birbiri ardınca harbin tahribatını görmüş ve işgal ıstıraplarına katlanmış olan Yunanistan, bir milletin, bütün evlâtlarının yılmaz bir mukavemet azmi, hürriyet aşkı ve fedakârlık ruhu ile desteklediği zaman, nelere kadir olabileceğini dünyaya isbat etmiştir. Bütün milletin çalışmadaki sebatı ve kalkınma hususundaki muazzam gayreti sayesindedir ki, Yunanistan, harabe halindeki memleketi imar etmeğe, sarsılan ekonomisini kalkındırmağa ve bir nizam ve terakki unsuru olarak, hür Avrupa milletleri içindeki eski yerini almağa muvaffak olmuştur.
Türkiye ile Yunanistan arasındaki sıkı dostluk bağları müşterek ideallere dayanmakta ve ancak âdil ve feyizli bir barışın muhafazası gayesini gütmektedir.
Bay Başkan, bu dostluk münasebetleri geçici mülâhazaların neticesi değildir, çünkü, bu münasebetlere coğrafî zaruretler ve bunlara zamimeten, iki memleketin iyi takdir edilmiş menfaatleri, hâkim bulunmaktadır. Komşusu Yunanistan gibi Türkiye de milletlerarası sahada, milletlerin hak eşitliği prensibine, milletlerarası ekonomik ve kültürel işbirliğine ve müşterek güvenlik ile iyi komşuluk münasebetlerine istinad eden bir barış ve işbirliği politikası takip etmektedir. Bu sebepledir ki Türkiye, müşterek güvenlik yoluyla barışın muhafazasını kendine başlıca vazife edinmiş olan Birleşmiş Milletlere samimî bir bağlılık göstermektedir.
Bu milletler camiası içinde Türkiye ve Yunanistan. Birleşmiş Milletler Andlaşmasının. asıl gayelerini tahakkuk ettirmek için. açık ve samimî bir işbirliği halinde, bütün gayretlerini sarfetmektedirler. Yazık kî, ne Türkiye, ne de Yunanistan'ın iradelerine bağlı olmayan bazı sebepler yüzünden, bu teşkilât, üzerine aldığı vazifeyi şimdilik gereği gibi yerine getirecek durumda bulunmamaktadır. Bu eksiklik karşısında, milletlerimiz. Birleşmiş Milletlerin iradesi altında bir gün tesirli bir müşterek emniyet sisteminin kurulabileceği ümidini asla kaybetmeksizin ve buna intizaren kendi kuvvetlerini, hürriyet ve istiklâlleri tehdide maruz bulunan diğer hür milletlerin kuvvetlerine . katmak istemişlerdir. Birleşmiş Milletler Andlaşmasma uygun olarak esasları hazırlanmış ve teşkilâtlandırılmış olan ve her türlü tecavüz emellerini kırmak suretiyle, sulhu takviye etmekten gayri bir gaye güttüğünü söylemeğe lüzum olmayan, Atlantik Paktına onlar işte bu maksatlarla katılmak istiyorlar.
Bu suretle biz hür milletlerle karşılıklı kaynaklarımızı bir araya getirerek bu Pakt çerçevesi içindeki mütekabil taahhütlerimizle birleşeceğiz ve hep birlikte umumî refah ve dünya barışı için çalışacağız. Bu ümitledir ki, evlâtlarımız, bizim için aziz olan prensip 've ideallerin müdafaası uğruna Kore'de, silâh arkadaşlığı halinde, yanyana çarpışmaktadırlar.
Jefferson «Hürriyetin bedeli daimî bir uyanıklıktır» diyordu. Barış için de hal böyledir. Filhakika barış da her an ihtimam ve uyanıklığı icabettiren harekî bir varlıktır. Barışı sağlam esaslar üzerine bina etmek için ise hürriyete âşık ve demokrasiye bağlı milletlerin, her şeyden evvel birbirlerine karşı mesuliyetlerini müdrik olarak, dünyayı harabı ve keşmekeşe atmağa çalışan yıkıcı kuvvetleri durduracak kabiliyette gediksiz bir savunma cephesi vücude getirmeleri lâzımdır.
Bu fikir çerçevesi içinde, hür dünyayı tehdit eden tehlikeye karşı sağlam bir kale kurmak hususunda Türk - Yunan İşbirliği, şüphesiz, pek verimli olacaktır.
Halihazırın şüpheli, kararsız ve huzursuz durumuna rağmen, hemcinsine karşı daha büyük bir sevgiden mülhem bir beşeriyet şuurunun, iyi niyet sahibi insanlara daha âdil ve daha güzel bir hayat bahşedeceği bir günün geleceği hususunda bütün ümidimi muhafaza ediyorum.
İki memleketin, hür milletlerle samimî ve tam bir işbirliği yapmak suretiyle, yene-miyecekleri hiçbir güçlük mevcut olmadığı inancı ile ve daha iyi günler göreceğimiz ümidi içinde, kadehimi Majeste Yunan Kralı ve Kraliçesinin saadetine kaldırıyor ve Ekselansınızın sıhhatine, asil Yunan milletinin refahına ve Türk - Yunan dostluğu şerefine içiyorum.
Yunanistan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri .Bakanı Ekselans Mösyö Sofokles Venizelos'un Dışişleri Bakanımıza cevabî nutku:
Bay Bakan,
"Ekselansınızın hakkımda sarfettiği nazik sözleri derin bir heyecanla dinledim: Size, Kraliyet Hükümetinin ve bütün Elen halkının en kalbî selâmlarını getirmekle bahtiyarım.
Bay Bakan, Yunanistan'ın sulh eserine ve hürriyetin korunmasına yardımını belirtmek lûtfunda bulundunuz. Ben de, Türkiye'nin bu yolda sarfettiği gayretlerin Yunanistan'da büyük bir sempati ile takip edildiğini size temin etmek isterim. Milletlerarası buhranın devam edegelmekte olduğumuzun yıllar boyunca kudretli bir orduyu muhafaza etmenin Türkiye için tazammun ettiği ağır fedakârlıklar memleketimde herkesçe iyi bilinmektedir. Türk askerlerinin Kore'deki fevkalâde kahramanlıkları bütün dünyada akisler yaratmış ve bilhassa silâh kardeşleri tarafından takdirle karşılanmıştır. Bütün Türk milletinin, her ne pahasına olursa olsun, hürriyetini ve millî bütünlüğünü müdafaa ve muhufaza hususundaki, herkesçe bilinen azimkar kararı, bugün, milletlerarası sulhun başlıca âmillerinden biridir.
Fakat, Türkiye'nin asıl kuvveti, kaybettiği büyük inkılâpçısının çizmiş olduğu yolda durmayıp bilâkis dev adımlariyle ilerlemeye devam etmiş olmasındadır. Manevî olduğu gibi maddî, içtimaî ve siyasî sahalardaki görülmeğe değer terakkiler her tarafta zahirdir. Bu terakki ruhu Tle mezcolan bu metin karar dolayısiyle biz, Yunanlılar. Türklerin dostu olmakla iftihar ettiğimizi söyleyebiliriz.
Ekselans, aranızda bulunmamın, memleketlerimiz beynindeki sulh ideali, karşılıklı anlayış ve menfaat birliğine müstenit bulunan ve o nisbette sağlara olan dostluğun yeni ve parlak bir tezahürüne meydan verdiğini görmekle bahtiyarım. Bu dostluğun manevî kuvveti, takip etmekte olduğu sulhperver gayelerde mündemiçtir ve milletimizin duygularının temeline dayanmaktadır, iki memleket arasındaki münasebetlerde yeni bir devrin açılışından beri bir hakikat olan mevcut işbirliği, Atlantik müdafaası çerçevesi içinde ve yeni bir şekilde Avrupa'da sulhun muhafazasının yakın bir âtide kıymetli ve sağlam teminatlarından birini teşkil edecektir. Şayet kıtamıza felâketlerin en kötüsünün çökmesi mukadder ise halklarımız memleketlerimizin halkları kendi kıymetlerini ve feragatlerini son ferde kadar isbat edecek ve böylece müşterek dâvaya baha biçilmez hizmetlerde bulunacaklardır. Bu düşünceyi zihnimizden uzaklaştıralım ve bütün kalbimizle temenni edelim ki böyle bir ihtimal asla varit olmasın. Bütün kuvvetimizle yine temenni edelim ki çalışkan milletlerimiz müteyakkız olarak denizler aşırı dost milletlerden gelen cömert yardımdan sulh içinde faydalanabilsinler, ve nihayet aralarında geniş bir iktisadî işbirliği gelişsin ve sayılarını semereleriyle mükâfatlandırsın. Yirmi sene evvel hâdiselerin ilçesi ile ve yüksek kabiliyetteki devlet adamları tarafından tasarlanan bu politika böylece takip edilecektir. Tehlike karşısında olsun, sulhte olsun birleşmiş bulunarak barışın sağlam desteği olalım. Bu son sözler Bay Bakan tamamen benim değildir. Bunlar herkesten ziyade hâtırasını sevgi ve saygı ile yâdetmeşini bildiğim birisi tarafından burada söylenmişti. Bunlar mazide olduğu gibi, istikbalde de müşterek gayretlerimizin ifadesi olmalıdır.
Kadehimi Türkiye Cumhurbaşkanının ve Bayan Bayar'ın saadetine kaldırıyor. Ekselansınızın ve Bayan Köprülü'nün sıhhatine, asîl Türk milletinin refahına ve Türk-Elen dostluğunun şerefine İçiyorum.
31 Ocak 1952
— Ankara-:
Cumhurbaşkanı Celâl Bayar bugün saat 11.30'da memleketimizde misafir bulunan Yunanistan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ekselans Sofokles Venizelos'u kabul etmiştir.
Ekselans Sofokles Venizelos bu vesile ile Elen Kralı Majeste I. Pol'ün Cumhurbaş kanımıza gönderdikleri bir dostluk mesajını takdim etmiş ve 1930 senesinde An- kara'yı ziyaret eden babası büyük devlet adamı Elefteros Vemzelosun o tarihte merhum Atatürk'e hitaben Türk - Yunan dostluğu hakkında söylemiş olduğu nutkun bazı parçalarının mutena bir kâğıt üzerine nakledilmiş metinlerim bir -hâtıra olarak vermiştir.
Bu kabulle Dışişleri Bakanı Profesör Fuat Köprülü ile Yunanistan'ın Ankara Büyükelçisi Ekselans Kontumas da hazır bulunmuşlardır.
BELGELER.
Dışişleri Bakanımız Prof Fuat Köprülü'nün B. M. Meclisindeki beyanatı.
Ankara : 7. {A. A.) —
Türkiye'nin Atlantik Paktına girdiği _ zaman askerî tertipler bakımından kendisine verilecek mevki hakknda İngiltere hükümetinin ihtiyar ettiği noktai nazarın ifadesi olduğu iddiasiyle Reuter ve France Presse ajans-larmca neşrolunan bazı haberlere dair Büyük Millet Meclisinin 7 Ocak toplantısında Eskişehir Milletvekili Abidin Potuoğlu tarafından bir sözlü soru irat olunmuş ve buna Dışişleri Bakanı Prof. Fuad Köprülü tarafından cevap verilmiştir.
Soru İle Prof. Köprülü'nün cevabının tam metinleri aşağıdadır : Sözlü sorunun metni:
«Atlantik Paktına girmek üzere olduğumuz şu günlerde, Türkiye'nin — Hukuken bu pakta âza olmakla beraber— askerî mevkiinin pakt dışına taşıp mutasavver Orta-Doğu Komutanlığı tertibine raptedilmesi lüzumunun İngiltere Hükümetince iltizam edildiğine dair Reuter ve France Presse ajansları tarafından bazı haberler neşredilmiştir.
Umumî efkârımızı bihakkın alâkadar ve münfail eden bu haberler hakkında Dışişleri Bakanımızın bizi tenvir eylemesini rica ederiz.»
Prof. Fuad Köprülü'nün cevabının metni:
«Bu mesele hakkındaki noktai nazarımızı her vesile ve vasıta ile öteden-beri izah ve ilân etmiş bulunmaktayız. Durumumuzu kısaca tekrarlayayım: Orta-Doğu Komutanlığı tasavvuru ile Atlantik Paktında alacağımız yer yekdiğerinden tamamen ayrı işlerdir. Bizim Atlantik Paktında alacağımız yer, bu pakta diğer üyelerle tam mânasiyle eşit haklara mâlik olarak gireceğimiz cihetle, onlarınkine nisbetle bir fark arzedemez. Bu itibarla bu pakta girerken bir ayağımızın paktın hudutları içinde diğerinin de Orta - Doğu'da olması neticesini tevlid edecek, nev'i şahsına mahsus herhangi bir tertibi kabul etmemize imkân olmadığı gibi, bize böyle mantıksız bir teklif yapılması da asla kabili tasavvur değildir.
Bunun birinci sebebi, demin arzettiğim gibi, böyle bir tertibin eşitlik haklarına halel getirmiş olmadığıdır. İkinci sebebi de, vaktiyle izah etmiş olduğum veçhile, şudur: Orta-Doğu Komutanlığı fikri, henüz bir tasavvurdan ibarettir. Hararetle taraftar olduğumuz bu tasavvurun tahakkuk edebilmesi için, siyasî ve hukukî esaslarının kurulması, yani işbirliğinin nasıl ve hangi şartlar altında ve ne şekilde yapılacağının, herkesin vecibelerinin ve haklarının neler olacağının kâğıt üzerinde sarahatle tesbiti lâzımdır ki, bu, henüz yapılmış değildir. Bu itibarla, şimdilik sadece tasavvur halinde bulunan bir proje ile, Atlantik Paktı gibi, siyasî, hukukî ve askerî esasları gereği gibi tebellür etmiş, yani resmen bir andlaşma halini almış, bir tertibin, yekdiğeri üe mezcedilmesi mantıkan imkânsızdır.
İşte bütün bunlardan dolayıdır ki gerek «Reuter» in gerek «France Presse»ajansının malûm haberlerini, bu mesele hakkındaki noktai nazarımızı pek iyi bilen dost ve müttefikimiz İngiltere'nin fikirlerine bir tercüman olarak kabul etmeğe mantıkan imkân yoktur.
Sözlerime nihayet verirken şu hususları bir defa daha tekrarlamak isterim :
Bizim bu meseledeki tezimiz, bir takım hissî veya (opportuniste) mülâhazaların mahsulü değil, coğrafî, sevkulceyşî ve siyasî, bir kelime ile tamamen mantıkî icabatm en tabiî ve kat'î neticesidir. İcabat dediğim zaman, bununla sadece kendi millî menfaatlerimizin icabâtını değil, bütün hürriyet cephesinin ve bilhassa Atlantik Paktı camiasının menfaatlerini de kastediyorum.
Son olarak şunu da ilâve edeyim : Atlantik paktı içindeki askerî mevkii-mizin tayini hususunda şimdi Washington'd a hazırlık müzakerelerine başlamış bulunuyoruz. Esasen, bizim rızamız olmadan herhangi bir hal çaresinin bize kabul ettirilmesi ne mümkün, ne de bahis mevzuudur.d
Büyük Millet Meclîsinin 9 Ocak 1952 tarihindeki toplantısı.
Ankara : 9 (A. A.) —
Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısında, sözlü soruların müzakeresi sırasında, Erzurum Milletvekili Bahadır Dülger'in, C.H.P, Genel Sekreteri Kasım Gülek'in Londra Radyosunda yaptığı konuşma hakkında hükümetin ne düşündüğüne dair Başbakanlıktan sözlü sorusu münasebetiyle söz alan Başbakan Adnan Menderes, hükümetin bu suale cevap vermek için tetkiklerde bulunduğunu söyleyerek, cevabın gelecek oturumda verileceğini bildirdi ye bu hususta Meclisten mühlet istedi. Başbakanın isteği kabul edildi.
Ankara Milletvekili Fuad Seyhun'un, Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumunda çalışan işçilere verilmeyen fazla mesai ücretleriyle miktarına, müterakim ücretlerin defaten ödenmesinin mümkün olup olmadığına ve ne zaman ödeneceğine dair çalışma ve İşletmeler Bakanlıklarından, sözlü sorusuna Çalışma Bakanı ve İşletmeler Bakan vekili Nuri Özsan cevap vererek, makine ve Kimya Endüstrisi Kurumuna bağlı işyerlerinde çalışan işçilere fazla mesai ücretinin ödendiğini, ancak İş Kanununun 37'inci maddesinin 3 numaralı bendinde yazılı yüzde elliye kadar olan zamların verilmediğini, bunun sebebinin ise, kanun maddesine göre, Millî Savunma Bakanlığına bağlı olan iş yerlerinde fazla mesai zamlarının ödenmemekte olduğunu söyledi.
Giresun Milletvekili Doğan Köymen'in, Doğu Karadeniz bölgesinde bulunan İllerdeki topraksız köylü sayısına ve çiftçiliğe elverişli topraklarla mübadil ve mütegayyip eşhastan hazineye intikal etmiş olan gayrimenkullerin miktarına ve bunların teffiz suretiyle yapılan tevzilerinde takip edilen usule, bilfiil çiftçi olmayan şahıslara geçmiş köy, tarla ve meralara ve Köy Enstitüsü mezunlarına tahsis edilen topraklara dair Başbakanlıktan sözlü sorusu İçişleri Bakanı Fevzi Lûtfi Karaosmanoğlu ile Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri tarafından cevaplandırıldı.
İçişleri Bakanı, hazine uhdesinde bulunan bu nevi gayri menkullerin miktar ve nevilerinin mahallerince malûm bulunduğunu ve teffiz dosyalarının tescile mesnet teşkil etmek üzere tapu dairelerine verilmiş olduğundan bu gibi gayrimenkullerin cins, nevi ve miktarları ile kimlere verildiğinin bugün için bilinmesinin imkânsız bulunduğunu bildirdi.
Millî Eğitim Bakanı Tevfik ileri de, Köy Enstitüsü mezunlarına tahsis edilen bu nevi arazilerin, kanun maddelerine göre. tamamiyle tasfiye edilmiş olduğunu ifade eyledi.
Kibritin Tekelden çıkarılmasına ve istihlâk vergisine tâbi tutulmasına dair kanun tasarısının müzakeresinde, tasarının tümü üzerinde konuşan, Gümrük ve Tekel Bakanı Sıtkı Yırcalı, bu mevzuda ileri sürülen tenkitleri cevaplandırarak ezcümle şunları söyledi:
«İlk hamlede, inhisarları mümkün mertebe kaldırarak, hususî teşebbüsün yaşayıp yaş ay amıyac ağını gösterecek bir zemin hazırlayacağız ve bundan sonra muhtar işletme olarak çalıştıracağımız bütün teşebbüsleri teker teker ele alacağız. Bu arada, her bir muhtar idarede, maliyet hesaplarını yapabilmek, kâr ve zarar hesaplarını elle tutulur şekilde görebilmek ve bu müesseselerin millet önünde tam mânasiyle ve meteliğine kadar muhasebesini yapabilmek imkânlarını hazırlamak yoluna gideceğiz. Bu işe kibriti Tekelden çıkarmakla başlıyoruz.» .
Neticede, verilen bir Önergenin kabulü ile, tasarının tümü üzerindeki müzakereler sona erdi ve vaktin gecikmesinden dolayı, tasarı hakkındaki konuşmaların gelecek birleşimde devamına karar verildi.
Meclis cuma günü toplanacaktır.
Büyük Millet Meclisinin li Ocak 1952 tarihindeki toplantısı,
Ankara : 11. (A. A.) —
Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısında, Erzurum Milletvekili Bahadır Dülger'in, C.H.P. Genel Sekreteri Kasım Güleğin Londra Radyosunda yaptığı konuşma hakkında hükümetin ne düşündüğüne dair Başbakanlıktan sorduğu sözlü soruyu cevaplandıran Dışişleri Bakanı Fuad Köprülü, mevzu ile alâkalı olarak, Avrupa Konseyi Istişarî Asamblesinin çalışmaları hakkında izahat verdikten sonra, Kasım Güleğin, muhalefet partisi adına, hükümet tarafından Avrupa Konseyine gönderilmiş olduğunu bildirdi ve Asamblede bulunan herkesin, şahsı namına konuştuğunu ifade etti. Müteakiben mevzuun adlî cihetinin Adalet Bakanı tarafından cevaplandırılacağını söyliyen Bakan, Devlet Radyosunun, muhalefet tarafından iddia edildiği gibi, bir partinin değil, tam mânasiyle Devlet Radyosu olduğunu tebarüz ettirdi.
I
Fuad Köprülü'den sonra kürsüye gelen Adalet Bakanı Rükneddin Nasuhioğlu, C.H.P. Genel Sekreteri Kasım Güleğin, gazetelerde intişar eden ecnebi radyodaki konuşması üzerinde Cumhuriyet Savcılığının tetkiklerde bulunduğunu, keza Bakanlığın da resen bu mesele üzerinde durduğunu söyledi.
Soru sahibi Bahadır Dülger de, C.H.P. Genel Sekreterinin, BBC radyosunda yaptığı konuşma ile, Türk milletini yabancılara jurnal ettiğini ifade eyledi ve mezkûr beyanatın, C.H.P. mensupları tarafından da benimsendiğini ileri sürdü.. Bahadır Dülger konuşması sırasında, muhalefet gazeteleri tarafından mevzuubahs edilen, Fuad Köprülü'nün 1946 yılında, bir yabancı gazetede çıkmış olan beyanatı üzerinde de tevakkuf ederek, köprülünün, o zaman böyle bir beyanat vermemiş olduğunu, bunun konuşma sırasında söylenen sözlerin yabancı gazetelere beyanat şeklinde aksettirildiğini bildirdi.
Dışişleri Bakanı Fuad Köprülü, şahsının mevzuubahs edildiğini söyliye-rek tekrar söz aldı ve 1946 yılında, Demokrat Partinin kuruluşunun hemen ;akabinde, Ankara Palas'ta yerli ve yabancı gazete muhabirleriyle yapılan bir konuşma esnasında, memleketin o zamanki durumu hakkında, kendisinin bazı şeyler söylemiş olduğunu ve bu sözlerinin tamamen hakikati aksettirmiş olmasına rağmen, bunları bir beyanat şeklinde gazetelere vermediğini belirtti.
Köprülü, yabancı gazetede beyanat halinde çıkan bu sözlerini, derhal tek-zib etmiş bulunduğunu da sözlerine ilâve etti.
Hatip bundan sonra, iktidarın, muhalefetin tenkidlerini daima hoş gördüğünü, ancak tenkid namı altında yapılan hakaretlere karşı da Demokrat Parti Hükümetinin kendisini müdafaa etmek mecburiyetinde kaldığını tebarüz ettirdi.
C.H.P. Meclis grupu adına söz alan Trabzon Milletvekili Faik Ahmed Barutçu, Fuad Köprülü'ye ve Adalet Bakanına cevap vererek ezcümle şöyle dedi:
Aziz arkadaşlarım,
Biz Avrupa Birliğine dahil medenî âlemin uzvu olmuş bir memleketiz. Biz orada malûm ve muayyen olan prensipleri kabul etmişiz, biz Avrupa Konseyinin bütün esaslarını kabul etmişiz, demokrasi kaynağı olan hukukî üstünlüğü kabul etmişiz. Binaenaleyh bu hürriyetlerin istimal edilip edilmediği veyahut takyid edilip edilmediği kanunu alâkadar eder. Biz bu bakımdan umumî efkâra bırakıyoruz, umumî efkâr hükmünü verir (Soldan: Millet Meclisini de alâkadar eder sesleri).
Aziz arkadaşlar, Kasım Gülek radyoda şahsî fikirlerini beyan etmiştir. Esa-,sen arzettiğim gibi Strazbourg'da vazife yaparken, bütün temsilciler vazifeleri sahasında da şahsî fikirlerini beyan ederler. Vaziyet bundan ibarettir.
Aziz arkadaşlar,
Şunu kabul edeceğiz, Türk demokrasisi gösterişten ibaret değildir. Temelleri kuvvetli atılmıştır. Tekâmül yolundadır. Bu rejimin ilerisini düşünerek, onu tekâmüle görtürmemiz zarurîdir.
Arkadaşlar, onu elbirliği ile ileriye doğru götüreceğiz. Tekâmüle götür-.mek için birbirimizi destekliyeceğiz, bu güzel şeyi beraber kuracağız. Başka çaresi yoktur.
Faik Ahmet Barutçu'nun konuşmasından sonra söz alan Başbakan Adnan Menderes, Manzaraya bakıldığı zaman, muhalefet partisinin Kasım Gü-lekin beyanatını benimsemiş göründüğünü, fakat hakikatte şahsen bunu kabul etmek istemediğini, gerek iktidar ve gerekse muhalefet saflarında bu neviden hareketlere ender tesadüf olunduğunu ifade ederek şöyle dedi:
«Muhterem arkadaşlarım,
Kasım Güleğin hareketi suç mu, değil mi? Onu tetkik ederiz, tetkik etmekteyiz. Fakat bunun ötesinde acaba bizim topluluk hayatımızı alâkadar eden taraf yok mudur? Acaba bunun ötesinde Kasım Güleğin vicdanını, muhalefet saflarında oturan muhterem arkadaşları alâkadar eden tarafı yok mudur? Bir cemiyetin hayatında yalnız kanunların emirleri kıstas olamaz, onun ötesinde cemiyet idaresinde bir çok kaide ve prensipler mevcuttur. Demokrasi denilen o çok kıymetli mefhum, daima dikkat ve itina ister. Bunun başında bir takım siyasî ahlâk ve memleket menfaatlerinin reddedeceği, kabul etmiyeceği hususların siyasî an'anelerimize girmemesi icap eder. Bu memlekette bugün, muayyen devirlerde gördüğümüz keskin ve hırçın mücadelenin akislerinin mevcudiyetini mubah ve mazur kılacak bir vaziyet mevzuubahs değildir arkadaşlar. Türk milleti işinin başında hakkından emin, partiler içinde yerini bulmuş, reyini kullanmakta, hükümet baskısından kendisini kurtarmış, yarma emniyetle bakmaktadır. Muhalefet vazifesini gördükten, iktidar muhalefetin haklı, yerinde ikazlarını en dost tarttan gelmiş surette değerlendirmek yolunda tatbikata koyduktan sonra bu memleketin bu demokratik rejimini benimseyip geliştirmekte hiçbir engel kalmaz. Ben Halk Partili Arkadaşlarımın bu noktada benimle beraber düşündüklerine ve Kasım Güleğin beyanatı nevinden beyanatları vicdanlarının tasvip etmediğine eminim. Bu neviden beyanatlar ne bizden ne onlardan çıkmamalıdır. Bizim istikbalimizin nurlu olması ancak, hangi parti safında olursa olsun, kanunun meskût kaldığı yerlerde dahi onun Ötesindeki kaidelere de riayetkar, bu memleketin büyük menfaatlerine sıkı sıkıya bağlı temiz nasiyeli vatan çocuklarının her parti safında yer almış olmasıyla kabildir.»
Başbakanın konuşmasından sonra ikinci defa söz alan C.H.P. Meclis Gru-pu başkanvekillerinden Faik Ahmet Barutçu, ezcümle şöyle dedi:
Arkadaşlar,
Kasım Güleğin mevzuubahis ettiği meseleler esas itibariyle memlekette münakaşa konumuz olan meselelerdir. Biz burada konuşuyoruz. Memlekette konuşuyoruz. Memleket Matbuatında görüşüyoruz. Muhalefetin müdafaa ettiği fikirler ve radyo meselesi, 161 inci madde meselesi, askerî mahkemeler meselesi.. Bütün bunlar aktüel konulardır. Bunlar memleketimizde bugün mevzuubahs olan hâdiselerdir. Kasım Güleğin radyo meselesi bir şekildir.
Arkadaşlar, zaman öyle getirecek ki bugün bizim bu konuşmalarımızı bizden sonra gelecek olanlar fikir hürriyeti, demokratik düşünceler bakımından çok geri bulacaklardır. Benim söyleyecek olduğum son söz şudur: Kuvvetli hükümetler, kuvvetli muhalefetlere âşık olur. Kuvvetli muhalefet, sözünü söyliyen muhalefettir, fikir üzerindeki muhalefettir, mücadeleci muhalefettir elbette. Amma elbette ona da şüphe yok ki ulu orta bir muhalefet değildir. Muhalefet fikirlerini beyan eder, iktidar cevabını verir, vermezse haksız olur, haksız demektir. Eğer düzeltilmesi lâzım olan şeyler varsa, düzeltilmesi için muhalefetin vazifesinin o şekilde yerine getirilmesi lâzım gelir. Bu, demokratik nizamın icabıdır ve demokratik hizmetin icabıdır.
Faik Ahmet Barutçu'nun sözlerini müteakip tekrar konuşan Başbakan Adnan Menderes, iktidar tarafından sevk ve idare edilen bir muhalefeti asla istemediklerini, ancak iktidarın, muhalefetin hücumlarına karşı kendisini müdafaa etmek vaziyetinde kaldığını tebarüz ettirdikten sonra, şurasını açık olarak söyliyeyim : Bir memlekette iktidar, serbest reylerle takarrür ettikten sonra, bir memlekette mahalle muhtarı seçimlerinden bütün seçimlere serbest seçim hâkim olduktan sonra, Matbuat istediğini yazdıktan sonra, muhalefet partisi izzü ikbal ile mevkiinde, hattâ mazinin hatalarını dahi kendilerine bir meziyet edinip o hatalardan tamamıyla münezzeh olan iktidara istediği şekilde savlet edebildikten sonra memlekette radyo kendi partilerinin elinde değildir diye o memlekette demokrasi yok, hürriyet yok, demokrasi böyle olmaz, hürriyet böyle olmaz demek, hakikaten insafsızlık olur, dedi ve bu arada Faik Ahmet Barutçu'nun sorduğu suale de cevap vererek muhalefetin, Demokrat Parti Hükümetini, iktidarı tesadüfen ve bir darbe ile eline geçirmiş gibi gördüğünü söyledi, Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekilleri, sıralarından (asla, asla) sesleri işitildi.
Adnan Menderes bunun üzerine memnuniyetini belirterek sözlerini şövîe bitirdi:
«Çok memnun oldum. Meseleler teşrih edilmedikçe, dertler ortaya konmadıkça devasının bulunması müşkül olur. C.H.P. nin kaderini ellerinde tutan insanların bu mevzuda mesaî sarf etmeleri icap eder.» Bundan sonra, Meclisin çalışmalarına onbeş dakikalık bir ara verildi. Meclisin ikinci oturumunda, Başbakan ve Bakan ödenekleri hakkındaki kanun tasarısı, usul bakımından incelenmek üzere maliye komisyonuna gönderildi.
Devlet memurları aylıklarının tevhit ve teadülüne dair olan 3656 sayılı kanuna bağlı (1) sayılı cetvel ile tadil ve eklerinin Adalet Bakanlığı merkez ve iller kısımlarında değişiklik yapılması hakkındaki kanun tasarılarının tümü üzerinde müzakerelere başlandı ise de vaktin geç olması sebebiyle gelecek oturumda devam edilmek üzere görüşmelere son verildi.
Meclis pazartesi günü toplanacaktır.
Büyük Millet Meclisinin 14 Ocak 1952 tarihindeki toplantısı.
Ankara : 14. (A. A.) —
Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'te Başkanvekillerinden Ağrı Milletvekili Celâl Yardımcı'nın başkanlığında toplanmıştır.
Oturum açıldığı zaman, başkanlık divanı, deprem vesüesüe Erzuruma yazılan telgrafa gelen cevabı okutmuş ve müteakiben gündeme geçilmiştir. Seyhan Milletvekili Cezmi Türk'ün Devlet Radyosu ile yayımlanan Meclis müzakereleri hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanlığından sözlü sorusuna Büyük Millet Meclisi Başkanlığı adına Başkanvekillerinden Fikri Apaydın cevap vererek, Meclis müzakerelerinin taze havadis olarak efkârı umumiyeye intikalini temin maksadiyle her birleşimde tutulan zabıtlardan bir nüshasının ajansa verildiğini ve ajansın da bitaraf bir şekilde bunları havadis olarak neşrettiğini, tek taraflı, iltizamkâr yahut hilafı hakikat bir neşriyat yapmadığını belirtmiş ve bugüne kadar muhalif, muvafık herhangi bir Milletvekili tarafından bu hususta en küçük bir itirazın vâki olmadığını söylemiştir. Bu bakımdan ajansın bu haber verme işine müdahale edilmediğini de sözlerine ilâve eden Fikri Apaydın, esasen, tüzük gereğince bu işlerin Başkanlık divanının vazifeleri arasında olmadığını ve bu işle ilgili bir memur da bulunmadığını beyan etmiştir.
Fikri Apaydın'dan sonra söz alan Seyhan Milletvekili Cezmi Türk (bağımsız), Meclis zabıtlarının, iç tüzük gereğince, murakabeden geçmedikçe neş-redilemiyeceğini belirttikten sonra radyoda yayınlanan Meclis müzakerelerinin tek taraflı olduğunu, Başbakanlığın dilediği gibi yayım yaptırdığını iddia etmiş ve birçok kanun tasarı ve tekliflerinin müzakerelerinin neşrinde garibelerle karşılaşıldığını ve hattâ Başbakanlık ekibi ile diğer Bakanlar arasında dahi fark gözetildiğini söylemiştir.
Cezmi Türk'ün bu konuşmasını müteakip Dışişleri Bakanı Profesör Fuad Köprülü söz alarak, «radyo Meclis müzakerelerini nasıl neşrettiği veya nasil neşretmesi lâzımgeldiği hakkındaki meselelere temas edecek değilim» dedikten sonra, Cezmi Türkün "Başkanlık ekibi, bunun haricinde kalan Bakanlar» gibi sözlerine temasla şunları söylemiştir :
«Ben Meclisin bir ferdi olarak bunu asla kabul etmiyorum. Kendilerine hatırlatmak isterim: Radyoda Hükümetin şu veya bu tarzda neşriyat yaptırarak, istedikleri sözleri kısaltıp, istediklerini uzatarak, buradaki müzakereler üzerinde, yani Meclis efkârı umumiyesi üzerinde tesir yapmağa kalkması hakkındaki sözlerini şiddetle reddederim. Bu Meclisin âzasından hiç kimse radyonun neşriyatından müteessir olup fikirlerini değiştirecek değildir.»
Fuad Köprülü'den sonra tekrar söz alan Fikri Apaydın, ilk konuşmasında, sualin Başkanlık Divanına tevcih edilmesi cihetiyle içtüzük gereğince Başkanlık Divanının görevlerini nazarı dikkate alarak cevap verdiğini be-litmiş ve Cezmi Türk'ün konuşmasiyİe sözlü soruyu vermekteki maksadını açıkladığını ve bunun «hükümete çatmaktan başka bir hedef gütmediğini söylemiş ve bu yoldaki suallere Başkanlık Divanının muhatap olamıyacağını ilâve etmiştir.
Cezmi Türk'ün tekrar kürsüye gelerek serdettiği iddiaların doğru olduğunu ve bunun radyoda yayınlanan Meclis müzakerelerini takip etmekle kolayca anlaşılacağını söylemesi üzerine, söz alan Başbakan Adnan Menderes şu konuşmayı yapmıştır :
«Muhterem arkadaşlar,
Soru, Meclis riyaset divanından vâki olmuştur. Fakat biraz evvel Fikri Apaydın arkadaşımızın açıkça belirttiği veçhile, bu arada yine hükümete sataşmak hususu asla ihmal edilmemiş, hatta sorunun asıl gayesini bu teşkil etmiş olduğu açıkça yüksek heyetinizce anlaşılmış bulunuyor.-
Muhterem arkadaşlar, eski diktatörlüğü bırakalım, yeni diktatörlüğü şöyle yapalım falan... gibi sözlerini şiddetle kendisine reddediyorum. Bu sö2İer efkârı teşviş etmek için her gün etek dolusu sarfolunan isnatlardan başka bir şey değildir. Geçen gün ben burada konuşurken sözlerimin anayasaya muhalif olduğunu iddia ederek ve Demokrat ruhunun tahammül edemediğini söyliyerek salonu terkedip gittiler. Bu jesti yapmak ve isminin gazetelerde neşrini sağlamak ve tesirlerini yaymağı temin etmek maksadiyle yaptığına şüphe yoktur. Hareketleriyle nereye götürmek istiyorlar bu cemiyeti, bilmiyorum.
Meselenin esası şudur: Yüksek heyetiniz burada saat 15'te toplanıyor. Sekize, dokuza kadar müzakereler cereyan ediyor. Yarım saat konuşan hatip var, bir saat konuşan hatip var, çeyrek saat konuşan hatip var. Sekizde iş bitiyor. Radyo memuru gelecek, bütün bu konuşanların hepsinin ifadelerini zabıtlardan çözecek, hülâsa yapacak, şunu mu yazayım, bunu mu yazayım. Şunu söyledi bunu söyledi, bunları tağyir edeceğim diyecek, bir iki saat içinde beş saatlik müzakerenin zabıtlarına bu suretle tasarruf edecek, bu neticeleri elde edecek. Buna maddeten imkân olmadığı meydanda. Bu şekilde hareket edilmesi için emir verdiğime gelince, hayır arkadaşlar, sureti kafiyede Başbakanlık, böyle bir emir vermemiştir. Bunlar sizlerin efkârını tağşiş etmek için vehlei ulâda hakikat gibi görünen sözler söyleyip, muayyen neticeler istihsal etmek için sistemli olarak takip edilen bir tertibin tatbikatından başka bir şey değildir.
Faik Ahmet Barutçu arkadaşımın konuşmalarından kaç satır çıktı, benim konuşmalarımdan kaç satır çıktı, bunları bilemem. Eğer neşriyat ile hâdisatın başka türlü olduğuna milletimizi inandırmak mümkün olsaydı Halk Partisinin 20 sene mütemadiyen yaptığı dağlar gibi neşriyatın yekûnu bu milletin ruhunda tesirler yaratır ve Halk Partisi bu memleketin başından uzaklaştırılmazdı. Hattâ biz sözde aleyhimizde söylenen bir çok sözlerin efkârı umumiyece aynen malûm olmasını bile çok arzu ederiz. Bunların partimiz ve hükümetimiz lehine olacağında hiç şüphemiz yoktur». (Şiddetli alkışlar).
Başbakanın izahatından sonra Cezmi Türk tekrar söz alarak, Başbakanın geçen oturumdaki konuşmalarının ve ileri sürdükleri fikirlerin anayasaya tamamen muhalif olduğunu, bunların neşredilmesini müteakip bir sual mevzuu halinde Yüksek Meclise arzedeceğine işaret-etmiş ve Meclis müzakerelerinin radyodaki yayımı münasebetiyle hükümete sataşmadığını, sadece murakabe vazifesini yaptığını kaydettikten sonra, şayet hükümetin icraatı hakkında soru getirmek lâzım gelse kucak kucak sözlü soru getirmesi icap edeceğini belirtmiştir.
Cezmi Türk'ün bu konuşması üzerine ikinci defa söz alan Başbakan Adnan Menderes şunları söylemiştir :
«Muhterem arkadaşlar,
Tezadın açıkça farkına varıyorsunuz. Hem hükümeti murakabe etmek isteseymiş sual takriri ile gelirmiş, hem hükümet icraatını murakabe etmek lâzımgelse her gün kucak kucak takrirlerle huzurunuza çıkarmış, böyle diyorlar.
Hemen arzedeyim ki bu iki şeyi telif etmek imkânı yoktur ve derhal söy-liyeyim ki, hükümet, icraatının bütün safhalarında hesap vermeğe amadedir. Dilerlerse lütfen ihsanı mahsusla suallerini tekrar etmekten içtinap etmesinler, kucak kucak takrirle gelsinler, fakat, hüsranla karşılaşacaklardır. Bunu ehemmiyetle söyleyebilirim. Diktatörlükten bahsettiler, 1948 tarihine kadar diktatörlüğün müdafii olarak kalem kullanmış bir insandır (soldan bravo sesleri). Hükümete sataşmadım diyor. Sataşmayı sistem ve itiyat haline getirmiş olduğunu bir defa daha tekrar etmeğe lüzum görmüyorum. Arzettiğim gibi radyoyu murakabe etmek istiyorlarsa hangi neşriyatta, ne zaman, ne bozukluk gördülerse haber versin, haber veriniz, düzeltmeye amadeyiz. Biz radyoyu kullanarak iktidarda kalmayı kararlaştırmış veya böyle zayıf bir dala tutunarak hükümet icra etmekte olan insanlar değiliz (soldan şiddetli alkışlar). Müsbet icraatımızla isba-şmdayız arkadaşlar.»
Müteakiben gündemde mevcut Devlet memurları aylıklarının tevhit ve teadülüne dair olan 3656 sayılı kanuna bağlı (1) sayılı cetvel ile tadil ve eklerinin Adalet Bakanlığı merkez ve iller kısımlarında değişiklik yapılması hakkında kanun tasarıları ile Temyiz Mahkemesi Teşkilâtına dair 1221 sayılı kanunun 2020 sayılı kanunla değişen 1 ve 5 inci ve 5453 sayılı kanunla değişen 3 üncü maddelerinin değiştirilmesi ve 4 üncü maddesine bir fıkra eklenmesi hakkında kanun tasarısı ivedilikle müzakere edilerek birinci görüşmeleri yapılmıştır.
Bundan sonra Çorum Milletvekilleri Ahmet Başıbüyük ve Hüseyin Ortak-çıoğlunun, emirber ve seyis erleri hakkındaki 203 sayılı kanununun birinci ve üçüncü maddelerinin değiştirilmesine dair olan 1600 sayılı kanunda değişiklik yapılması hakkında kanun tekliflerinin müzakeresine geçilmiştir.
Bu hususta soz alan Milletvekillerinden bazıları bu kanun teklifinin akçeli işlerden olması hasebiyle Maliye ve Bütçe Komisyonlarından geçmesi gerektiğini, bu itibarla adı geçen komisyonların tetkikinden de geçtikten sonra umumî heyete getirilmesi fikrini, diğer bir kısım Milletvekilleri ise bu hususta hükümet tarafından da hazırlanmış bir kanun tasarısı bulunduğunu, binaenaleyh tasarının Millî Savunma Komisyonuna iade edilmesini ve her iki tasarının yeniden tetkik edilmek suretiyle mezcedilerek yeni bir teklif halinde umumî heyete sunulmasını istemişlerdir.
Neticede, tasarının Millî Savunma Komisyonuna iade edilmesi kabul edilmiştir.
Meclis çarşamba günü toplanacaktır.
Büyük Millet Meclisinin 16 Ocak 1952 tarihindeki toplantısı.
Ankara : 16. (A. A.) —
Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısında Meclis hesaplarını inceleme komisyonu raporunun Anayasa komisyonuna tevdii kabul edilerek, teklif ve-tasarılarının müzakeresine geçildi.
Devlet memurları aylıklarının tevhit ve teadülü hakkındaki 3656 sayılı kanuna bağlı cetvellerde değişiklik yapılmasına dair olan kanun tasarısının konuşulmasında söz alan İçişleri Bakanı Fevzi Lûtfi Karaosmanoğlu, bu mevzuda ileriye sürülen tenkidlere cevap vererek, hükümetin tapulamayı tesri etmek için hazırlandığı gibi, toprak tevziini hızlandırmak için de hazırlanmış bulunduğunu, ancak bu işlerin sıra ile görülmesinde, anlaşmazlıkların ortadan kalkacağını, bundan dolayı Önce arazi üzerinde tapulamanın yapılması gerektiğini söyledi.
Neticede kanun tasarısı kabul olundu.
Kibritin Tekelden çıkarılmasına ve istihlâk vergisine tâbi tutulmasına dair olan kanun tasarısının konuşulmasına bu birleşimde de devam edildi. Ancak, ilgili Bakanın bulunmamasından dolayı, bu mevzudaki müzakereler gelecek toplantıya bırakıldı.
Keza, Adliye harç tarifesi kanununa ek Noter harç tarifesi kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesi ve 19 uncu maddesinin son fıkrasının kaldırılması hakkındaki kanun tasarısının da birinci görüşülmesi yapıldı.
Milletlerarası iktisadî işbirliği teşkilâtının Dışişleri Bakanlığına bağlanması hakkındaki kanun tasarısının müzakeresinde söz alan Milletvekilleri, bu münasebetle iktisadî işbirliğinden Türkiye ye yapılan yardımın azlığı üzerinde durarak Türkiyeye yapılmış yardımların bütün dünyaya yapılmış olan yardım mecmuunun ancak yüzde ikisine tekabül ettiğini belirttiler, diğer taraftan kendi kanaatlerini savunarak, mezkûr teşkilâtın. Dışişleri Bakanlığına bağlanmayıp, Başbakanlığın elinde kalmasının daha doğru olacağını ve böylece iktisadî işbirliği teşkilâtından daha fazla randıman elde edileceğini ileri sürdüler. Bu münasebetle söz alan Dışişleri Bakanı Profesör Fuad Köprülü ezcümle şöyle dedi:
«Ortada yeni bir teşkilât kurulması şimdilik mevzuubahis değildir. Yalnız eski teşkilâtın hariciyeye bağlanması mevzuubahistir. Hariciye Vekâleti, artık eski zamanlardaki gibi yalnız siyasî meselelerle meşgul olmamaktadır. İktisadî mevzular da onun çalışma sahası içerisine girmiştir. Sonra, Devlet teşkilâtı dediğimiz zaman, her vekâleti birbirinden duvarlarla ayrılmış kompartımanlar şeklinde telâkki etmemek lâzımdır. Devlet ve Devlet teşkilâtı bir küldür. Hariciye Vekâleti, kendine "ait olan bir kanunun kendine verdiği salâhiyetleri kullanırken, bütün alâkalı devlet daireleriyle de temas halindedir.»
Köprülü, yardımın azlığı mevzuunda da şunları söyledi:
«Hükümet bu yardımdan azamî surette faydalanmak için elinden gelen gayreti göstermektedir. Gerek iktisadî ve gerekse askerî bakımdan yapılmış olan yardımlarla bu teşkilâtın Başbakanlıkta kalması veya Dışişlerine bağlanması takdirinde de Türkiye'nin bu yardımlardan azamî miktar .elde edebilmesi için çalışmalarımıza devam edeceğimiz tabiîdir. Bu noktanın bugün Meclise gelmiş olan tasarı ile alâkası yoktur.))
Kürsüye gelen Milletvekilleri, kanun tasarısının, bu işle ilgili komisyonlarda da görüşülmesi ve ondan sonra heyeti umumiyeye getirilmesi hususu üzerinde fikirlerini serdettiler. Müteakiben Başbakan Adnan Menderes, kendisinin de, kanun tasarısının komisyonlarda incelenmesi fikrinde bulunduğunu beyan etti. neticede tasarının bir de ekonomi ve ticaret komisyonu ile maliye komisyonlarında incelenmesi kabul edildi.
Meclis cuma günü toplanacaktır.
Büyük Millet Meclisinin 30 Ocak 1952 tarihindeki toplantısı.
Ankara : 30. (A. A.) —
Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'de başkanvekillerinden Ağrı Milletvekili Celâl Yardımcı'nm başkanlığında toplandı.
İlk olarak İstanbul Milletvekili Ahmet Hamdi Başar ve üç arkadaşının, bir İskân Bankası kurulmasına dair kanun teklifini inceleyen geçici komisyonun tezkeresi okundu. Bunda, bahis mevzuu kanun teklifinin, hükümetçe bu mevzuda yapılmakta olan etütle beraber incelenmesi için, bir ay sonra müzakeresine başlanacağı bildirilmekte idi.
Bilecik Milletvekili Talât Oran'ın bir kanun teklifinin bazı tadilât için geri verilmesini isteyen önergesi okunarak bu kanun teklifi iade edildikten sonra, Zonguldak Milletvekili Abdurrahman Boyacıgillerin, Millî Müdafaa ihtiyaçları için yapılacak istimlâklar hakkındaki 3887 sayılı kanunun değiştirilmesine dair kanun teklifinin gündeme alınmasını isteyen önergesi okundu oya sunulan bu Önerge kabul edilmedi.
Zonguldak Milletvekili Abdurrahman Boyacıgiller, diğer bir önergesinde. Zonguldak ve Ereğli kömür havzasında mevcut kömür tozlarının, amele menafii umumiyesine satılmasına dair olan 114 sayılı kanunun iki maddesinin değiştirilmesi hakkındaki kanun teklifinin gündeme alınmasını istemekte idi.
Bu hususta söz alanlardan Zonguldak Milletvekilleri Muammer Alakant ve Cemal Kıpçak önerge lehinde konuştular ve teklifin mühim bir mevzua temas ettiğini ileri sürdüler. Zonguldak Milletvekili Rifat Sivişoğlu ise önerge aleyhinde bulunarak, teklifin gündeme alınmasından bir fayda melhuz olmadığı mütalâasını beyan etti.
Bütçe komisyonu adına konuşan İzmir Milletvekili Tank Gürerk, komisyonun bugünlerdeki fazla çalışma mecburiyeti dolayısile bahis konusu kanun teklifini henüz tetkik edememiş olduğunu bildirdi.
Çalışma Bakanı ve İşletmeler Bakan Vekili Nuri Özsan. teklifin ihtisas komisyonlarında iyice incelenmesinde fayda- ve zaruret gördüğünü belirttikten sonra biran evvel umumî heyete getirilmesi temennisine kendisinin de iştirak ettiğini söyledi.
Hatiplerin bu konuşmalarından sonra kanun teklifinin gündeme alınmasını isteyen önerge oya konuldu, kabul edilmedi.
Başkan, dört önerge olduğunu bildirdi. Gündemdeki kanun tasarı ve tekliflerinin sözlü sorulardan Önce görüşülmesine dair olan bu önergeler kabul edildi.
Memurların suçlarından dolayı haklarında yapılacak soruşturma ve kovuşturmaya dair kanun tasarısı ile Tokat Milletvekili Halûk Ökerenin memurların muhakeme usulleri hakkındaki kanun teklifi, İçişleri Bakanı Fevzi Lûtfi Karaosmanoğlu ve teklif sahibi Tokat Milletvekili Halûk Ökeren tarafın, bazı tadiller yapılmak üzere geri istendi. Bu talep kabul edilerek, kanun tasarısı ile kanun teklifi geri verildikten sonra, kibritin Tekelden çıkarılmasına ve istihlâk vergisine tâbi tutulmasına dair kanun tasarısının ikinci müzakeresine geçildi.
Bu tasarının müzakeresi de tamamlanarak açık oya konuldu ve kabul edilerek kanunlaştı.
Gümrük tarifesi kanununa bağlı giriş genel tarifesinin 647'inci numarasının değiştirilmesine dair kanun tasarısı ile Muamele Vergisi Kanununun 9'uncu ve 89'uncu maddelerine birer fıkra eklenmesi hakkındaki kanun tasarısının da ikinci müzakereleri tamamlandı ve kibrit hakkında olan bu tasarılar da açık oyla kabul edilip kanunlaştı.
İhtiyarlık Sigortası kanununun bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında kanun tasarısı ile Erzurum Milletvekili Sait Başak'ın aynı kanunun ikinci maddesinin değiştirilmesine ve bu kanuna geçici bir madde eklenmesine dair kanun teklifinin müzakeresinde, mevzuun esası ve usul üzerinde, Siirt Milletvekili Mehmet Daim Sualp, İstanbul Milletvekili Bedri Nedim GÖknil, Ankara Milletvekili Cevdet Soydan, Zonguldak Milletvekili Suad Başol, Manisa Milletvekili Nafiz Körez, Giresun Milletvekili Doğan KÖymen, Adalet Komisyonu sözcüsü Manisa Milletvekili Şem'i Ergin, Balıkesir Milletvekili Enver Güreli, Ordu Milletvekili Refet Aksoy, Seyhan Milletvekili Reşat Güçlü ve Çalışma Bakanı Nuri Özsan konuştular.
Neticede Erzurum Milletvekili Sait Başak tarafından hazırlanmış olan kanun teklifinin hükümet tasarısından tefrik edilerek Adalet komisyonuna iadesine, komisyonun da isteği üzerine karar verildi.
Müteakip bir kararla, mevzu ile alâkası olması dolayısiyle hükümet tasarısının Ticaret Komisyonunda da tetkik edilmesi yolundaki bir önerge kabul edildi.
İstanbul Milletvekili Ahmet Topçu'nun, İş Kanununun 5518 sayılı kanunla değiştirilen 13'üncü maddesi « ç » bendi dördüncü fıkrasının tadili hakkındaki kanun teklifinin müzakeresine geçildi. Bu mevzuda söz alan Ay-dm Milletvekili Nail Geveci, kanun teklifinin 13 üncü maddesinin, kanun tekniğine uygun olarak yazılmadığını ileri sürerek, bu hususta bir tadil teklifi yaptı, Çalışma Komisyonu başkanı Nafiz KÖrez ed, komisyon olarak bu değiştirgeye iştirak ettiklerini söyledi ve böylece kanun teklifinin birinci müzakeresi tamamlanmış oldu.
Müteakiben, Turistik otel için İstanbul Belediyesi tarafından Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığına devredilecek arsa hakkındaki kanun tasarısının konuşulmasına başlandı.
Kanun tasarısının tümü üzerinde söz alan Malatya Milletvekili Hikmet Firat, Diyarbakır Milletvekili Mustafa Ekinci, Ankara Milletvekili Hamit Şevket İnce, Çorum Milletvekili Hüseyin Ortakçıoğlu, hukukî bakımdan itiraz ettiler. Mezkûr arsanın yeşil saha olarak kullanılmak üzere alındığına göre, yeşil saha olarak kullanılması lâzımgeldiğıni söylediler ve tasarının birinci maddesinin müzakeresinde de ayni fikirleri ileri sürdüler.
Tasarının lehinde konuşan, İzmir Milletvekili Pertev Arat, Bolu Milletvekili Mahmut Güçbilmez, Zonguldak Milletvekili Muammer Alakant, Konya Milletvekili Hidayet Aydmer, istirdat hakkını nez'eden bu kanun maddelerinin anayasaya münafi olmadığını, Emekli Sandığının, bu arsalar üzerinde bir otel yapmasının şahsî tasarrufa gitmiş sayılmıyacağmı, esas gaye âmme hizmeti olduğunu belirttiler. Bu mevzuda Bütçe Komisyonu adına fikirlerini serdeden Giresun Milletvekili Hayrettin Erkmen de Bütçe Komisyonunun bu mevzu üzerinde hazırlamış bulunduğu raporun vazıh olduğunu ve hukukî bakımdan bir veçhi tahsisi tebdil münakaşası olsa bile, meselede bugün vatandaşın herhangi bir hak dermeyanma imkân görülemeyeceğini söyledi. İzmir Milletvekili Osman Kapanı de bu hususta şöyle dedi:
Muhterem arkadaşlar.
Bugün kabulü için huzurunuza getirilmiş olan kanun, memleketimizde Turistik bakımından bize büyük inkişaflar sağlıyacak olan İstanbulda 300 odalı otel yapılmasını temin etmek zımnında hazırlanmış bir kanundur.
Bunun bir hukukî tarafı ve bir de Turistik cephesi vardır.
Bu kanunla herhangi bir vatandaşın elinden yeniden herhangi bir arazisi alınacak değildir. Esasen vaktiyle İstimlâk edilmiş olan ve park olarak tahsis edilmiş bulunan bu arazi parçası üzerine bir otel inşası mukarrerdi. Bü otel inşasında ayrıca bir ecnebi şirketle işbirliği yapılacağından, ec-nebî şirketin buraya yatıracağı sermaye için bir garanti göstermek bakımından böyle bir kanun çıkarmak zarureti hasıl olmaktadır. Fakat böyle bir kanun çıkmazsa ecnebi şirketi sermaye vazında tereddüde sevketmiş olacağız. Vaktiyle bu memlekette ecnebi sermayenin nasıl küstürüldüğünü bizzat müşahede etmiş kimseler olarak, böyle fiilî bir garantiye ihtiyaç ve lüzum hissedilmiştir. .Meselâ yarın bu arsa üzerinde yapılacak otelin inşası sırasında eski sahipleri «tahsis cihetleri değiştiği için biz de iptal dâvası açıyoruz» deseler ve böylece inşaatın yarıda kalması takdirinde buraya milyonlarca lira sermaye vazetmiş olan ecnebi şirket muvacehesinde memlekete getirmek istediğimiz dış sermaye için durumumuz ne olacaktır1?
İzmir Milletvekili Osman Kapanı daha sonra dedi ki: Turistik bakımdan gayet mühim olan bir vaziyet vardır. Geçen sene biliyorsunuz, ki İstanbulda Parlâmentolararası bir konferans toplandı, buraya 350 ye yakın murahhas geldiği gibi bunların eşleri ve bir çok gazeteciler güzel îstanbula şeref verdiler.
Fakat arkadaşlar, bu konferanslarda vazife almış olanların gelen misafirleri otellere yerleştirmek üzere çektikleri ıstırabı bir Allah bilir bir de kendileri bilir.
Sorarım sizlere arkadaşlar, İstanbul'da içinde banyosu olan kaç otel vardır ?
Arkadaşlarım,
Bilhassa İstanbul gibi beynelmilel konferanslara cok müsait olan bir şehrimizde böyle bir otel inşasına muhakkak zaruret vardır. Paris'te, her ayda veya her 15 günde bir sergi yapılır, bir teşhir yapılır. Bu suretle Parise bir çok ecnebi turist celbetmek imkânı bulunur. Istanbulun tabiî güzelliklerini takdir etmiyecek kimse yoktur. Fakat İstanbula Turist celbetmek için her şeyden evvel gelecek turistin istirahatım temin etmek bir zarurettir arkadaşlar.
Bu otel mevzuu, İstanbul'da ecnebi turistleri barındıracak kâfi otel bulunmaması bize bir çok fırsatlar kaçırtmaktadır. Meselâ beynelmilel avukatlar kongresinin ecnebiler tarafından bize İstanbul'da yapılması teklif edildiği halde oradaki delege arkadaşlarımız üzüntüyle böyle bir şeyin imkânsız olduğunu ifade etmek zorunda kalmıştır. Sebep olarak da otelsizli&i ileri sürmüştür.
Arkadaşlar, yeni inkişaflar karşısında beynelmilel siyasî konferansların eşiğinde bulunmaktayız. Yarın tam olarak müsavi haklara sahip olarak Atlantik Paktına girdiğimiz anda gönül arzu eder ki 16 Şubattan sonra toplanacak olan Atlantik Paktı konseyinin güzel İstanbulumuzda toplansın, bu suretle beynelmilel siyasî şahsiyetleri Istanbulun bağrına çekmiş olalım. Ancak belki otelin kısa zamanda bitmemesi münasebetiyle yakın bir zamanda böyle bir arzuyu yerine getiremiyeceğiz. Fakat ilerisi için böyle bir imkâna yer vermiş olacağız. Binaenaleyh benim istediğim, bu kanunun kabul edilmesiyle Turistik hayatımızın mesut inkişafım görmektir arkadaşlar.»
Osman Kapanî'den sonra söz alan İstanbul Milletvekili Firuzan Tekil ise, düşüncelerini hulasaten şu şekilde anlattı:
«Arkadaşlar,
Mesele sanırım ki gayet basittir. Bir 3710 sayılı kanun vardır. Bu kanun Belediyeye bazı salâhiyetler tanımaktadır. Bu salâhiyetlerin mesnedi, Belediyenin takdiridir. Belediye takdir etmiştir, İstanbula yeşil saha lâzımdır, demiştir. Orayı bu kanuna göre istimlâk etmiştir. Bugün aynı Belediye bambaşka, daha ileri ve İstanbula yeşil sahadan daha büyük fayda sağlayacak ve güzelliğini bozmadan sağlıyacak imkânlar karşısında bulunduğu için geliyor, elindeki bu yerleri bu imkânları tahakkuk ettirmek için kulanmak istiyor. Bu arada düşünülüyor ki bir takım nazariyelerle işi medreseye düşürmek mümkündür, bir takım mülâhazaların dehlizleri içinde 3710 sayılı kanunun istihdaf ettiği gayeden uzak kalmak, işi uzatmak, hattâ akamete uğratmak için engeller çıkarmak mümkündür. Buna binaen Belediye ve Hükümet geliyor, aynı Meclisten 3710 sayılı kanunun istihdaf ettiği gayeyi teyid edici kanun istiyor. Mesele bundan ibarettir.»
İçişleri Bakanı Fevzi Lûtfi Karaosmanoğlu Hilton Şirketi tarafından inşa edilecek olan bu otelin inşasının bizde hayli geciktiğini söyliyerek, bu işte daha çabuk karara varılmak icap ettiğini belirtti ve Meclise getirilen bu tasarı ile, sırf nizamî ve hukukî bir işin görülmüş olduğunu, Emekli Sandığının bu otel inşasına 10 milyon lira koymakla, 14 milyonluk bir mülke sahip bulunacağını ilâve etti.
Maliye Bakanı Hasan Polatkan da, Emekli Sandığının ileride bu oteli ve arsayı satmasının mümkün olamıyacağını zaten mezkûr sandığın Hilton Şirketine bu otel işinde yirmi sene müddetle kira ile bağlandığını beyan eyledi.
Neticede, tasarının maddeleri kabul olunarak birinci müzakeresi sona erdi. Bundan sonra kanunların müzakeresini takiben ve sözlü sorulardan evvel, yeğlikle görüşülmesi icap eden yorumların öne alınmasına dair Cihat Babanın önergesi kabul olunarak, Seyhan Milletvekili Reşat Güçlünün, Basın Kanununun 36 ıncı maddesindeki (Basın yoluyla işlenmiş bulunan suçlar) tâbirinin yorumlanması hakkındaki önergesi ve Adalet, İçişleri Komisyonlarından kurulan karma komisyonun raporu okundu ve Başkan vaktin geciktiğini söyliyerek saat 18.45 te birleşime son verdi.
Büyük Millet-Meclisi cuma günü saat 15 te toplanacaktır.
Yeni yıla girerken..,
1 Ocak 1952 tarihli Cumhuriyet'ten
Yeni yıla girerken ne yazık ki dünya huzur, sükûn ve barış içinde olmadığı gibi yeni senenin dünyaya huzur ve sükûn, barış getireceğini de kimse iddia edemez; çünkü ne 1950, ne 1951 seneleri 1952 yi iyimserlikle karşılayacak iyi bir miras bırakmamışlardır. 20 nci asrın ikinci yarısı Kore Harbi ile başlamıştı. 1950 haziranında patlayan bu harb, bir kanser halinde devam etmektedir. O kadar ki aylardanberi sürüp giden mütareke görüşmeleri bile bir neticeye ulaşmamıştır. Mütareke barış demek olduğuna göre, henüz gerçekleşmeyen mütarekesine bakarak Kore Harbinin, tarihteki 30 sene harbine benzemesi ihtimali hatıra gelebilir. Uzakdoğudaki Kore kanserinin 1952 de müzmin bir şekilde devam edip giderek üçüncü Dünya Harbine sebeb olmıyacağını kabul etsek bile Avrupa'da, Yakın ve Ortadoğuda huzursuzluğun, ihtilâfların ve bu asrın icadlarından olan, soğuk harbin sona ereceğine dair, hiç bir ürnid ışığı yoktur. Bilâkis giren yılda da, soğuk harbin kızgın harb halini alması endişesi mevcuttur. Nitekim Amerikan Dışişleri Bakanı, Amerikalılara hâs iyimserliğine rağmen, 1952 nin buhranlı bir yıl olacağım ve Avrupa için son derece mühim tarihî bir sene olabileceğini söylemekten kendini alamamıştır. Filvaki 1951 de Japonya ile barış andlaşmasmm imzalanmış olmasına rağmen, Avrupa'da Almanya ile, hattâ küçük Avusturya ile henüz sulh akde-dilmemiştir. Bugünkü barış ile harb arası meşkûk ve tehlikeli vaziyetin idamesinde, kendi ihtirasları bakımından menfaat gören Kızıl Çarlığın tuttuğu yol, Avrupa sulhunu yakınlaştırmak şöyle dursun, yıllar geçtikçe uzaklaştırmaktadır. İkinci Dünya Harbi Avrupa'da 1945 mayısının ilk haftasında, Uzakdoğuda da aynı yılın eylülü başında bitmişti. 1945 te, dünyanın yakında barışa kavuşacağı yolundaki ümitler, arada geçen yedi yıla yakın zaman içinde, gerçekleşmemiştir ve ne zaman gerçekleşeceğini de kimse tayin edememektedir.
Avrupa ve onunla beraber dünya, barışa ve huzura kavuşacak yerde, yeni bir silâhlanma yarışı yani harb hazırlığı devresi içindedir. Her silâhlanma yarışının sonu harb olduğuna göre, bugünkü harb hazırlıklarının nihayet aynı neticeyi verebileceğini söylemek bir kehanet olmaz. Batı Avrupa devletlerinin aralarındaki müdafaa paktına rağmen, bir türlü tam bir ittifak ve işbirliği yapamamaları, kızılların cesaretini arttırmakta ve barış ümidlerini azaltarak harb ihtimallerini çoğaltmaktadır. İngilterenin Mısır ve İranla olan ihtilâfları, İranın ve Arap milletlerinin kendilerini ve dünyayı tehdit eden büyük tehlikeyi göremiyerek bazı millî emellerinin gerçekleştirmek hulyasile Sovyet Rusyanın entrikalarına âlet .olmaları da, iyimser olmağa imkân bırakmıyor.
Batı Avrupa Devletlerinin, Amerikanın ikazlarına, iktisadî, malî ve askerî yardımlarına rağmen, sanki hiç bir tehlike yokmuş gibi, hususî düşüncelere ve menfaatlere kapılmaları, nihayet bir felâkete sebep olabilir. Sovyet Rusya, kendi kuvvetine güvenerek Batılıların ağır giden silâhlanmalarına ve Almanya ile anlaşmalarına meydan vermeden harekete geçebilir. Moskovadaki vazifesinden yeni dönen bir İngiliz diplomatı İngiltereyi ziyarete giden Türk basın heyeti üyeleri ile görüşürken Rusyanın Üçüncü Dünya Harbini göze aldırıp aldırmayacağı hakkındaki suale şu cevabı vermiştir:
«— Stalin'in ve Politbüro'nün ne düşündüklerini bilmeğe imkân yoktur. Fakat onların bugünkü vaziyeti devam ettirmek istedikleri muhakkaktır. Çünkü Avrupanm yarısını, Asyada ise koca Çini Demir Perde arkasına almışlardır. Onun için kendi lehlerine olan bu vaziyetin sürüp gitmesi işlerine gelir. Bu itibarla bir harbe girişerek elde ettikleri- kazançları tehlikeye düşürmek istememeleri icap eder. Yalnız şu cihet var ki Kremlindekilerin, demokrasi cephesinin kuvvetlenmesinden ve bir gün harekete geçmesinden korkarak daha evvel davranmak istemeleri ihtimali daima mevcuttur. Sovyet Rusyayı idare edenler, kapalı bir kutu içinde yaşadıkları için, demokrasi milletlerinin zihinlerini pek bilmezler; bu milletlerin kararsızlığını, onların za'fma atfederek harbetmek istemiyeceklerini sanabilirler ve fırsattan faydalanmak hatasına düşebilirler. Politbüro erkânının vehimleri ve korkuları bir harbe sebebiyet verebilecek en büyük tehlikedir. "
Moskovadan yeni dönmüş olan İngiliz hariciyecisinin gördüğü bu tehlike, hakikaten vardır. Böylece demokrasilerin silâhlanması, harbi Önliyebileceği gibi harbe sebebiyet de verebilir. 1952 yılı siyasî ufukların karanlığı içinde girmektedir ve yeni senenin buhranlı ve tehlikeli bir yıl olacağı muhakaktır. Atatürk'ün «Yurdda sulh, Cihands sulh« prensipinden ilham alan Türk milleti, 1952 nin kanlı bir yıl olmamasını temenni etmekle beraber, her ihtimale karşı kararlı ve azimlidir. Harb olmayacakmış gibi memleketin kalkınma ve yükselme yolundaki çalışmalarımıza devam ederken harb olacakmış gibi de uyanık, basiretli Ve hazırlıklı bulunacağız.
Yeni yıla girerken...
Yazan: Ahmet Şükrü Esmer
1 Ocak 1952 iarihli Ulus'dan
Çıkan yılın sonuncu günü ile giren, yüm birinci günü arasında bir fark yoktur. Fakat dünya bir yıl daha yaşlanır. Sanki bütün bir yıl o gün geçmiş gibidir. Bu sebeple eski yıl çıkarken durup onun ne getirdiğini sormak, onun muhasebesini yapmak teamül olmuştur. İkinci Dünya Harbinin sonundan beri insanlığı meşgul eden en ehemmiyetli mesele Üçüncü Dünya Harbi korkusudur. Geçmiş yıllar içinde dünyanın böyle bir harp karşısında bulunduğu zamanlar olmuştur. Acaba 1951 yılı harp ihtimalini azalttı mı? Artırdı mı? Geçen yıl içindeki gelişmeler dünyayı harbe daha yakın mı getirdi? Yoksa harbi uzaklaştırdı im? İkinci Dünya Harbinden sonra yeni bir harp tehlikesinin belirmesi, askerî kuvvetler arasındaki muvazenesizlikten ileri gelmişti. Almanya ve Japonya yok edilmişler. Amerika ve İngiltere kollektif barışa güvenerek silâhsızlanmışlar. Muvazene Rusya lehine ağırlaşmıştı. Bunu fırsat bilen Rusya, 1946 yılından bağlıyarak bir tecavüz siyasetine başladı. Doğu Avrupa'yı hâkimiyeti altına aldı. Çin de komünistleri destekledi. Çekoslovakya'da nüfuz kurdu. İran'dan çekilmek istemedi. Yunanistan'ın işlerine karıştı. Türkiye'den toprak istedi.
Bu tecavüz siyaseti Amerikayı harekete getirdi. 1947 yılında Amerika Truman doktrinini kabul etti. Ertesi yıl Marshall Yardımı. Sonra Atlantik Paktı. Amerika hür dünyayı teşkilâtlandırıyordu. 1950 yılında Kore Harbi gelince başta Amerika olmak üzere demokrasiler silahlanmaya hız verdiler. 1950, İkinci Dünya Harbinden sonra barış bakımından en tehlikeli bir yıl olarak geldi, geçti. 1951 geldiği zaman Çin'in Kore Harbine karışmasından doğan buhran henüz geçmemişti. Fakat 1951 yılı ilerledikçe tehlike de azaldı. Bu geçen yıl içindeki gelişmeler arasında demokrasilere de, Sovyetlere de elverişli olan vaziyetler vardır. Demokrasilere elverişli olan gelişmeler şunlardır: 1 — Amerikanm silâhları artmıştır. 1950 yılında Amerika'nın 9 zayıf tümeni varken, 1951 sonunda 24 kuvvetli tümeni vardır. 2 — Atlantik Paktı kombinezonu kuvvetlenmiştir. 1950 de bu kombinezonun emrindeki askerî kuvvetler bir buçuk milyondan daha azken, şimdi üç milyonu geçmiştir. 3 — Eisenhower Başkomutanlığa getirilmiştir. 4 — Amerika atom bombası yapımım hızlandırmış ve atomlu yeni silâhlar yapmıştır. 5 — Yugoslavya Sovyetlerden daha Çok uzaklaşarak demokrasilerle işbirliğine yanaşmıştır. Çıkacak bir harpte, artık Yugoslavya'nın demokrasiler cephesinde savaşacağı muhakkaktır. 8 — Türkiye daha çok kuvvetlenmiştir. Kuvvetli bir Türkiye, Yakındoğu bölgesinde başlı başına bir barış unsurudur. 7 — Japonya ile barışa varılmış ve Japon askerî kuvvetinin ihyası için adım atılmıştır. Kuvvetli bir Japonya da Uzakdoğu'da başlı başına bir barış unsuru olacaktır.
Bunun yanında Sovyetlere elverişli olan gelişmeler de şöyle hülâsa edilebilir:
1 — Alman teknisyenlerinin de yardımı ile Sovyet silâhları tekemmül etmiştir. Bu silâhlardan bazıları Kore harbinde kullanılmış ve mükemmel oldukları görülmüştür. Rus orduları sayı 'itibariyle artmamıştır. Fakat sayıları 175 ile 215 arasında bulunan tümenler daha iyi teşkilâtlanmıştır. 2 — Sovyetlere tâbi olan peyk memleketler daha iyi silâhlanmışlardır. Söylendiğine göre peyklerin şimdi 60 tümen askerleri vardır ve bunlar Atlantik Paktına benzer teşkilâtla Sovyet ordularına bağlanmıştır. 3 — Ağır kayıplarına rağmen Çin orduları kuvvetlenmiştir. 4 — Ortadoğu milletleriyle Batı Devletlerinin araları açılmıştır. İran ve Mısır İngiltere ile mücadele halindedir. Fas'ta ve Tunus'ta Fransa'nın vaziyeti zayıflamaktadır. İngiltere Malezya'da, Fransa da Hindiçini'de boğuşuyorlar. Batılılar bu dâvaları hallederek, Doğu milletleriyle anlaşmak ve aralarındaki karşılıklı münasebetlere zamanın icaplarına daha uygun şekiller veremedikleri için, Sovyetler bu vaziyetleri kendi namlarına istismar etmektedirler. 1951 yılında bu vaziyet çok ağırlaşmıştır.
İşte 1951 yılı içindeki gelişmelerin hülâsası budur. Bu görüşmelerde demokrasilerin kazançları Sovyetlerin kazançlarından fazladır. Yani 1951 kuvvetler muvazenesinde Rusya'dan ziyade demokrasilere yardım etmiş bir yıldır. Rusya lehine olan kuvvet muvazenesinin demokrasilerin lehine tamamiyle çevrilmiş olduğu söylenemez. Bu sebepledir ki 1952 ve 1953 çok nazik yıllar olacaktır. Eğer 1951 deki çığır 1952 ve 1953 yıllarında da devam ederse, muvazene büsbütün Sovyetlerin aleyhine dönecek ve barış sağlamlaşacaktır. Yani Sovyetler tecavüzü göze alamayacaklardır. Fakat barış bakımından belki de 1951 den daha tehlikeli bir yıla giriyoruz.
Yeni yıl...
Yazan: Sedat Simav'ı
1 Ocak 1952 tarihli Hürriyet'ten
1951 Senesi bitti. Bugün, 1952 nin ilk günüdür. Yeni yıl, aziz vatanımız için pek ümitli ve güzel şartlar çerçevesi içinde görünüyor. Vakıa Kore Harbi sona ermiş değildir ve kahraman çocuklarımıza henüz kavuşamadık. Fakat iç ve dış politikada mes'ut inkişaflar görünüyor. Evvelâ korkunç harp ihtimalini uzaklaşmış buluyoruz. Taraflar birbirleriyle anlaşmak için uzanacak eli bekliyorlar ve eski haşin tavırlarını unutmuşa benziyorlar. Gelecekde beklediğimiz harp, bu suretle uzaklaşmış bulunuyor.
Dahili siyasetimizdeki yumuşaklık da yeni seneye girerken kendini hissettiriyor. Demokratlarla C.H.P. bu millete mensup olduklarını hatırladılar ve lisanlarım değiştirdiler. Bu hareket bizce, Türk milleti lehine kaydedilecek en büyük bir inkişaftır. Düne kadar birbirlerine düşman gibi bakan iki büyük partimizin böyle uzlaşması ancak bu memleketi sevenleri sevindirebilir. Bu akıllıca inkişafı, hiç şüphe yok' ki, bu iki partinin liderleri olan iki mühim şahsiyete, yani İsmet İnönü ve Celâl Bayar'a borçluyuz.
Yeni seneye iyi bir hava içinde giriyoruz. Şeytan kulağına kurşun, inşallah Türk milleti, bundan böyle saadet ,yolunu bulmuş olsun!
İç politikamızdaki gerginlikler...
Yazan: M. Nermi
5 Ocak 1952 tarihli Yeni İstanbul'dan
1951 Yılının sonlarına doğru iç - politikamızda gerginlik yaratan tartışmalar birer birer yumuşamaya, tavsamaya başlamış ve Türk gönüllerinde yeni ümitler uyandırmıştı. Aradan geçen haftalar bize ne kadar yanıldığımızı gösteriyor şimdi. Ufak bir kıvılcım, heyecanlarımızı alevlendirmeye yetiyor. Dünya politikasının çok düşündürücü gelişmeler gösterdiği bir zamanda yaşadığımızı hemen unutuyor ve nasıl bir yemiş vereceği hiç belli olmayan tartışmalara kendimizi kaptırıyoruz.
Biz burada kimin haklı, kimin haksız olduğunu araştıracak değiliz. Zaten bir dalda durmayan, konusunu parti ihtiyaçlarına göre sık sık değiştiren tartışmaları, tenkitleri, belli başlı ölçülere göre değerlendirmeye de imkân yoktur. Taraflar, haklı olduklarına ayrı ayrı inanmışlardır. İş bu duruma geldikten sonra söylenecek söz kalmamıştır. Bir tarafın bıkarak veya yorularak kenara çekilmesini beklemek lâzımdır. Bizdeki tartışmalar, tenkitler, öteden beri, böyle bir gelenek çerçevesi içinde yapılır, ve yorulan da, dâvayı kaybetmiş sayılır. Çünkü: Tartışma ve tenkid, bizde, güreş gibi bir şeydir ve bundan derin bir heyecan duyan seyirciler de vardır.
Halbuki: Partiler arasında başlayan söz güreşinin hemen dinivereceğini sanan kuruntulara kapılmak, her zaman için, o kadar doğru değildir. Biz, bunu, 195 sonlarında beliren yatışmaların verdiği sonuçlardan da anlıyabiliriz..Biz iktidar mücadelesini, parti mücadelesini, propagandayı böyle anlıyoruz. Büsbütün haksız mıyız? Demokrasi; fikir hürriyeti, tartışma hürriyeti, tenkid hürriyeti değil midir? Fakat asıl dâva fikirde, tartışmada, tenkidde değil, hürriyetin kullanılış şeklindedir.
Bir fikrin fikir olabilmesi için, bilgi disiplinlerinin, hiç olmazsa, birkaç süzgecinden geçmesi lâzımdır. Her gelişi güzel iddia fikir sayılamaz. Hürriyet konusunda da, asıl ölçülerimizi henüz bulamamışızdır. Şimdi, biz, yanlış anlaşılan fikirle, yine o kadar yanlış düşünülen hürriyeti yanyana oturttuk mu, sosyal huzurumuzun ne olabileceğini kestirebiliriz artık. Açıkça söylemeliyiz ki: Demokrasinin gerçekleştirmek istediği şey bu değildir. Biz, çok kısır ve verimsiz bir yolda yürüyoruz.
Yapıcı tartışmalar, tenkidler; fikir disiplinlerine, programlara dayanmadıkça, ister istemez dedikodulaşır. Hiç bir topluluk, pürüzsüz bir dedikodu cenneti yaratmak için devrim yapmamıştır. Bir sosyal düzeni değiştirmek, ancak, neticeleri iyi düşünülmüş bir dâva sistemine yürekten bağlanmakla mümkündür. Asıl şaştığımız şey, tartışmalarımızda, tenkidlerimizde, dâvalardan daha çok, duygularımıza, sinirlerimize gerçekten bağlı kalışımızdır. Bir konuyu incelemek başka, bir konuyu bahane sayarak alevlenmek ve meydan okumak da elbette yine başkadır. Bu bakımdan tartışma ve tenkid mantığı ile meydan okuma mantığı birbirine karışmakta ve bizi; üstünde ısrarla durulması gereken gayelerimizden uzaklaştırmaktadır.
Türk topluluğu, çok yakınlarda, yeniden kurduğu devleti kontrol eden bir millet haline gelmiştir. Daha önceleri ise milletle devlet arasında ne büyük bir gerginlik olduğunu hepimiz biliyoruz. Şimdi bizim en kutsal yurddaşlık ödevimiz, bu yeni doğan yapıcı sosyal sezgiyi bütün duruluğu ile korumak, geliştirmek ve serpilişini kolaylaştırmaktır. Demek oluyor ki: Türk aydınlarına olduğu gibi, Türk politikacılarına da düşen roller vardır.. Biz bunu geniş ölçüde bir politika eğitimi gibi düşünüyoruz. Dirlik düzeni bozuk bir a-na-baba ocağında çocukların henüz gelişen benliği ne kadar tesir altında ise. eski bir yaşayış düzenini silkerek atmış genç sosyal topluluklar da, politika geçimsizliklerinin o kadar tesiri altında kalabilirler. Görülüyor ki: Çok büyük bir dâva karşısındayız. Sinirlerimizi, tartışmalarımızı, tenkidlerimizi tam bir kontrol altına alırsak, yurt için, gerçekten temel veren bir iş görmüş oluruz.
Demokrasi, topluluk haklarına kavuşmuş yeni Türk vatandaşının yaşayış düzeni, daha doğrusu, gerçekleştirilecek ideallerinin ülkesidir. Bu ülkede en büyük huzursuzluk yaratan şey, Atina şehir devletinin kuruluşundan bugüne değin, yalnız, ölçüsünü kaybeden, sinirle beslenen tenkid, açık konuşalım, demagoji olmuştur. Anafikirlerden uzaklaşarak güdülen politika akınları, demokrasinin deği], demagojinin yolunu hazırlar. Biz, onun için, iç-politikamızda zaman zaman beliren ve programlarla hiç bir ilgisi olmayan gerginliklerin dinmesini yürekten istiyoruz. Hepimiz bu hür ülkenin çocuklarıyız. Sevincimiz birdir, üzüntümüz birdir. Aynı ulu baht ırmağının damlalarıyız biz.
Bir siyasî şantajın teşhisi...
Yazan: M. Faik Fenik
6 Ocak 1952 tarihli Zafer'den
Yeni iktidarın muvaffakiyetleri karşısında ne yaptığını bilmez hale gelen Halk Partisi muhalefeti şimdi şaşkın bir halde baş vurduğu yıpratma politikasının içinde bocalamağa ve bocaladıkça daha da çok çukura batmağa başlamıştır.
Hâdiselerin seyrini şöyle bir gözden geçirelim: Hatırlarda olduğu üzere Kore'ye asker gönderilmesi hakkında karar alındığı zaman evvelâ baltalamağa çalıştılar: Kore neresi, Türkiye neresi? Dediler; vatan evlâtları 10 binlerce kilometre ötede nahak yere kan dökecekler diye ağlaşmağa, dövünmeğe başladılar. Halbuki vatan evlâtları filân umurlarında değildi. Dâvanın esası yeni iktidarın muvaffakiyetle ve cesaret aldığı bir kararı kötülemekti. Bundan sonra Kore'de ölenler şehit değildir diye meşum bir propagandaya giriştiler. Köylere kadar tahrikçi ajanlar gönderdiler, sahte fetvalar çıkarttılar. Fakat bundan istedikleri neticeyi alamadılar. Onlar ne kadar Kore aleyhinde çalışırlarsa vaziyet o kadar kendilerinin zararına oluyordu. Çünkü Türk milleti Kore'deki savaşların mânasını, mahiyetini ve bize neler sağladığını onlardan çok daha iyi takdir ediyordu. Derken tezvir ibresini Atlantik Paktına çevirdiler, bu iktidar bunu başaramaz dediler ve işler, formalite icabı biraz sürüncemede kalınca düğün bayram yaptılar. Öbür taraftan Genel Başkanları İnönü, yeni iktidar memleketi karanlık âkibetlere sürüklüyor diye korkunç bir propagandaya girişti. Sanki ortada milletin reyi ile iş başına gelmiş bir iktidar değil de kendi zamanlarında olduğu gibi bir müstebitler idaresi vardı. Sanki bu memleketin selâmetini onlardan başkası düşünemezdi. Derken buna iç tahrikler de karıştı. Vatandaşların huzur ve emniyet içinde olmadıkları şeklinde etrafa bir takım lâkırdılar yaymağa başladılar. Bir tarafta kendi a-jansları yalan haberleri uyduruyor, öbür taraftan kendi gazeteleri o haberler üzerine dayanan sakat tefsirlerle soğuk harbi geliştirmeye yelteniyordu.
Türkiye'nin Atlantik Paktına kabulü tekarrür edince, bu defa yine kendi gazetelerinde bu paktın Türkiye'nin emniyetini garanti etmekten daha ziyade memleketimizi tehlikeye soktuğunu, ve ilk hamlede İstanbul'un bombardıman edileceğini ilâna ve akılları sıra etrafa dehşet salmağa kalktılar. Hulâsa mezbuhane bir gayretle h-er mevzua bol bol tezvir, iftira ve gammazlık katmaktan çekinmediler. Geçen yıl bütçe açığının 700 milyon lirayı bulacağını iddia ettikleri halde bu açık kapanmağa doğru yol alınca afalladılar. Memlekette 2iraî kalkınma başlayınca şaşırdılar. Türkiye'ye daha fazla döviz ve altın girince sersemlediler. Köylünün ve çiftçinin memnuniyetini görünce sinirlendiler. Sinirlendikçe bocaladılar. Bocaladıkça kendi kazdıkları çukurun içine yuvarlandılar. İşte Kasım Gülek'in Londra radyosunda komünistlere hak veren konuşması bunun en son ve en canlı misalidir.
Fakat, bu dakâr etmedi; bundan sonra artık gazetelerinde en aşağı ve en bayağı şekilde şahsiyat yapmağa başladılar. Çünkü yeni iktidarı kötülemek için müspet hiç bir tenkid vesilesi bulamıyorlardı, înöno'nün şevki idaresi altındaki kötü propaganda taktiği harekete geçirildi. Müstehcen, âdaba aykırı neşriyattan tutunuz da kaba telmihlere ve bayağı cinaslara varıncaya kadar her şeyi kendilerine mubah gördüler. Mazilerine, yaşlarına, başlarına ve şöhretlerine acımadılar. Güya bu gammazlıklarla yeni iktidarı yıpratacaklardı. Güya her gün aynı yere iftira zehirlerini damlata damlata Çin işkencesi sistemi ile şahsiyetleri aşındıracaklardı. Tezvirde en mahir ustalarını bu işe memur ettiler. Fakat bunu da söktüre-mediler. Bu defa kelimelerin altında bir takım irrtalar gizleyerek başka bir hücum taktiği kullanmağa geçtiler.
Şimdi, araz bu şekilde anlatıldıktan sonra teşhisi koymak kabildir: Bütün sinirliliğin sebebi «biz neden muvaffak olamadık da bunlar milletin sevgilerini kazandı» istifhamından gelmektedir. Buhranın iç yüzü budur ve Allah saklasın bununla oynatacaklar. Fakat kendilerine ihtar ederiz: Bu zevatın millî meseleleri bu şekilde, kendi ihtiraslarına âlet etmeğe hakları yoktur. Millet bu siyasî şantajın mahiyetini çok iyi anlamaktadır. Ve elbette bir gün bunun hesabını kendilerinden soracaktır.
Bir işçiyi dinledim.-.
Yazan: Selim Ragıp Emeç
6 Ocak İ952 tarihi! Son Posia'dan
Son zamanda D.P. iktidarının işçi lehine güzel kararlar aldığını herkes görüyor.
İhtiyarlık Sigortası; meslekî sahada kalmak ve işçinin maddî durumu ile alâkadar olmak şar'tile kurulan ve sayısı gittikçe artan sendikalar, işçi hastahaneleri, sanatoryumlar ve hastalık halinde işçi yevmiyesinin kesilmemesi gibi tedbirler, hep, bu zamana rastlıyor. Bunlarla ne derece övünsek yeridir.
Şimdiye kadar güzel vatanımızda standard bir iş hayatının meydana gelmemesinin başlıca sebebi bu gibi müesseselerin yokluğu ve işçiye karşı tanınması zarurî olan bu gibi hakların ihmal olunması idi. Şimdi, alındığım gördüğümüz bu ve buna benzer tedbirlerle, eski aksaklıkların ortadan kalkacağı şüphe götürmez..
Alman esaslı tedbirlere rağmen daha da alınabilecek kararların bulunabildiğini günlük hayatımızn seyri, birçok misallerle, bizlere gösteriyor.
Meselâ bu ayın beşinci Cumartesi günü-saat on sularında bir tramvay arabasında karşılaştığım bir hâdise, bana, işçi lehine ihdas olunan vaziyette bir takım ayarlamalar daha yapmak lâzımgeldi-ğini fiilen gösterdi.
Filvaki bir Bahçekapı-Topkapı tramvay .katarının Bahçekapıdan hareket eder etmez, ikinci mevki motris arabasında müşahede ettiğim vaziyet şu oldu:
Yakasında (2488) numara yazılı genç bir biletçi kapıcı, sararmış rengile ayakta duramıyacak bir halde vazife görüyor; halkın arabaya giriş, çıkışı müsaade ettikçe de, başını bir kenara da-yıyarak sahanlıkta dinlenmiye koyuluyordu. Kendisinden öğrendiğime göre. ismi «Ahmet Erkan» mış ve Aksaray deposuna bağlı bulunuyormuş.
Avurtları çökmüş, omuz kemikleri aba paltosunun kalınlığına rağmen dışarıya fırlamış bir vaziyette bulunan gencin anlattığına göre sabah iyi kalkmış ve vazife almış. Sonra, birdenbire ateş basmış.
Depoya dönünce doktora müracaat etmesinin mümkün olup olmadığını sorduğum zaman verdiği cevap şu oldu:
— Çoluk, çocuk sahibiyim.. Yevmiyemden olurum. Hattâ hastalık halinde çocuk zammı da kesiliyor, onun için doktora çıkmayı düşünmüyorum.
Tramvay İşletmesinin iç hizmet Talimatnamesinin ne olduğunu bilmiyorum. Fakat bu İşçinin ifadesi anlatıyor ki, iş başında birdenbire hastalanan bir işçinin İdare doktorunu görebilmesi için aşması icap eden zorluklar bertaraf; İstirahate ve tedaviye şevki halinde yevmiyesinin ve aile zammının elden gitmesi, o işçiyi, sonuna kadar dişini sıkmaya sevk-ediyor demektir ki. böyle bir halin, cevaz verilebilir bir şey olmadığı meydandadır.
Filvaki, tramvaydan indikten sonra en kısa zamanda bu işçinin vaziyetini telefonla Tramvay İdaresine bildirip hal ve vaziyeti ile alâkadar olunmasını rica etmedim değil, fakat umumiyetle hizmet erbabının durumunu bir takım tesadüf ve iyi niyet sahiplerinin istek ve alâka derecelerine bağlamanın doğru olamayacağı bedahetini gözönöne alarak, bu gibi ahvalde, işçi vaziyetinin, daha müspet esaslara dayanılarak halledilmesine işaret etmek zaruretini duyuyorum.
Türkiye - Amerika...
Yazan: Ahmet Şükrü Esmer
7 Ocak 1952 tarihli Ulus'dan
Üç yıldan beri Amerika'yı memleketimizde temsil etmekte olan Mr. George Wadswrth çekilmiş ve yerine tâyin edilen yeni Büyükelçi Mr. George Mc Ghee Ankara'ya gelerek vazifesine başlamıştır. Ayrılan Mr. Wadsworth'u uğurlar ve gelen Mr. Mc. Ghee'yi karşılarken, Türk — Amerikan dostluğunun ve işbirliğinin kurucusu olan eski Büyükelçi Mr. Edwin Wilson'u da anmayı bir borç biliriz. Türkiye ile Amerika arasındaki münasebetlerin uzun bir tarihi vardır. Fakat yeni dostluk ve işbirliği, kendisini daima hatırlayacağımız ve hayırla anacağımız Edwin Wilson zamanında kurulmuştur. Bu itibarla Türk — Amerikan münasebetlerinin tarihinde Mr. Wilson'un müstesna bir yeri vardır.
Wilson zamanında başlamış olan bu dostluk Mr. Wadsworth'un Ankara'da vazife gördüğü yıllar zarfında derinleşmiştir. Aramızdan birkaç gün önce ayrılmış olan sayın Büyükelçi Wadsworth da, unutulmaz intibalar bırakmıştır. Türkiye'ye ayak basarak Mr. Mc Ghee, tanımadığı bir memlekete gelmiyor. Kendisi Büyükelçiliğe tâyin edilmezden önce Amerikan Dışişleri Bakanlığının Yakın ve Ortadoğu ve Afrika İşleri Şubesini idare eden Bakan Yardımcısı idi. Vazifesinin şümul dairesi içinde bulunması itibariyle, Mr. Mc. Ghee, Türkiye'yi yakından tanıdığı gibi, geçen şubat ayında Ortadoğu'daki Amerikan diplomatlarının toplantısına başkanlık etmek üzere Türkiye'yi ziyaret etmişti. O ziyareti esnasında kendisiyle temas etmiş olanlar, memleketimiz hakkındaki bilgisinin derinliğini görüp hayran kalmışlardır.
Bir diplomat için dost bir memleket nezdine gönderilmek bir mazhariyettir; o memlekette vazife görmek de bir zevktir. Mr. Mc Ghee bütün mânasiyle dost olan bir memlekete gelmiştir. Bu dostluğun samimî tezahürlerini her a-dımda görecektir. Ve dostlar arasında çalışmanın zevkini tadacaktır. Türkiye ile Amerika arasındaki işbirliğinin çok uzun bir tarihi olmıyabilir. Fakat Türkler Amerika ve Amerikalılar hakkında ötedenberi hayranlık duyguları beslemişlerdir. Uzaktan da olsa, Amerika'yı bir hârikalar memleketi. Amerikalıları da iyi niyetli, iyi yürekli insanlar olarak tanımışlardır. Amerikalıların da kendilerini tanımalarını dilemişlerdir.
Bu maksatladır ki 1947 yılında Cumhuriyet Hükümeti New-York'ta bir Haberler Bürosu kurmaya karar vermişti. Türk — Amerikan dostluğuna yıllardan beri inanmış ve bu gaye uğrunda çok çalışmış olduğum içindir ki bu büronun teşkilâtlandırılması vazifesi bana verilmişti. New-York'ta vazifeye başlamazdan önce resmî çevrelerle temas etmek üzere Washington'a gittiğim zaman, o sıralarda Mr. Mc Ghee'nin vazifesini gören zat bana demişti ki:
— Sizin göreceğiniz vazife, aynı zamanda bizim de görmek istediğimiz vazifedir. Türkiye'yi Amerikan halkına tanıtmak Vagington'da bir hizmettir. Çünkü böyle karşılıklı tanışma iledir ki Türk — Amerikan dostluğu' kurulabilir ve biz de bu dostluk politikasını yürütebiliriz.
Aradan geçen beş yıl zarfında Türk ve Amerikan milletlerinin karşılıklı temasları çok pek çok artmıştır. Karşılıklı tanışma da artmış ve ondan doğan dostluk kuvvetlenmiştir. Siyasî dostluğun en sağlam temeli de bu tanışmadır. Türk — Amerikan dostluğu geçici bir politika kombinezonu değil, milletlerarası münasebetlerin devamlı bir realitesi halini almıştır.Mr. Mc Ghee Amerika'dan ayrılırken verdiği beyanatta demiştir ki:
— Türkiye ile aramızdaki münasebetler o kadar iyi ve gayelerimiz o kadar açıktır ki karşılaşmam ihtimali olan hususî bir mesele olamaz.
Bu sözler Türk — Amerikan münasebetleri hakkında derin bir anlayışın ifadesidir. Hakikaten Türkiye ile Amerika arasında hiçbir mesele yoktur ve olamaz. Ancak Türkiye ile Amerika'nın birlikte karşılaştıkları meseleler vardır ki bularda Ortadoğu milletleriyle Batı devletleri karşısındaki münasebetlerin düzenlenmesine elbirliğiyle çalışmaktır. Ortadoğu milletleri ile münasebetleri bakımından dört devlet iki sınıfa ayrılabilir: 1 — İngiltere, Fransa, 2 — Türkiye, Amerika, İngiltere ve Fransa'nın Ortadoğu milletleriyle münasebetleri 19 uncu asır telâkkilerine dayanmaktadır. Bu münasebetleri yeni zamanların ruhuna daha uygun temellere dayayarak, Batı ile Ortadoğu milletleri arasında işbirliği kurulmasına, Türkiye ile Amerika birlikte çalışmalıdırlar. Gerek Türkiye ve gerek »Amerika için bugün en acele olan iş budur.
Atatürk'ün kurduğu parti imiş!...
Yazan: M. Faik Fenik
13 Ocak 1952 tarihli Zafer'den
Muhalefet Partisinin ileri gelenleri biraz sıkıştılar mı hemen Atatürk'ün isminden istianeye kalkıyorlar! Biz, diyorlar, Atatürk'ün kurduğu Partiyiz: bu memleketi kurtaran Partiyiz, Millî Mücadeleyi yapan, istiklâl temin eden Partiyiz!
Halk Partisinden kim. ağzını açsa, hemen hemen bunu söylemeden yapamıyor. Nitekim geçen gün Genel Sekreterleri de Seyhan'da böyle konuşmuştur.
Bu zevatın dillerini çevirip çevirip arkasından çıkarmak istedikleri bakla şudur: Madem ki, biz bu memleketi kurtaran Partiyiz, o halde, bu Partiden başkası iktidara lâyık olamaz!.. Demokratlar arızî bir şekilde iş başına gelmişlerdir. Eninde sonunda bu iktidar hakikî sahibine rücu. edecektir!
Evvelki gün Büyük Millet Meclisinde Başbakanımız sayın Adnan Menderes'in cok sarih bir surette ifade ettiği gibi bunlar, hattâ bugünkü iktidarın meşru olduğuna dahi kani değildirler. Onun içindir ki hâlâ bir nevi «zilyetlik» hakkı iddiasındadırlar. Ve böylece meşruu gayri meşru, ve gayri meşruu da meşru göstermek gibi korkunç bir tezadı düşmüşlerdir! Ne gariptir ki bunun için de, Atatürk'ün yüce adını sömürmeğe kalkmaktan çekinmemektedirler.
Fakat artık herkes gayet açıkça görüyor ki, Cumhuriyet Halk Partisinin bugün Atatürk zamanında kurulan Partiye benzer tarafı kalmamıştır. Şekil-itibariyle kalmamıştır; mahiyet itibariy kalmamıştır; maksat itibariyle kalmamıştır.
O zamanları bir hatırlıyalım; Atatürk devrinde Parti Devlet ve Millet hepsi-birbirine karışmıştı; bir Millî Mücadele yapılıyordu; vatanın hudutları tesbi1 ediliyordu; muazzam bir inkılâp hareketinin içinde idik; mağlûp Osmanlı imparatorluğunun , bekayesi üstünde Cumhuriyet kuruluyordu. Gerçi ortada Parti diye bir isim vardı; fakat Parti mefhumu yoktu. Nasıl olsun ki, karşıda başka hiç bir Parti mevcut değildi. Bütün Millet beraberdi. O. halde o kuruluş devri ile, bugünkü durumu nasıl mukayese etmek, ve ondan Halk Partisinin lehine bir .netice çıkarmak kabildir? Eğer Partinin programını alırsanız, programa benzemez. Tüzüğünü alırsanız tüzüğe benzemez. Şayet kıyıda köşede sureta benzer tarafları kalmışsa onların da tatbik şekli birbirine benzemez!.. '
İdare şekli benzemez, adamları benzemez!.. Nasıl benzesin ki, o devirde Atatürk'e C.H.P. ye karşı cephe alan .meselâ bir Hüseyin Cahit Yalçın, bugün C.H.P. nin bir numaralı müdafii kesilmiştir! Ve dün Atatürk'le beraber bu memlekete hizmet etmiş insanlardan çoğu, Demokrat Partinin en yüksek kademelerinde vazife almışlardır. Öbür taraftan da Atatürk'ün şahsına, idealine ve onun bu asil Türk milletine olan güvenine karşı kalemle, kuvvetle ve zorbalıkla vaziyet alanlar ve hattâ ihanet edenler muhtelif menafatlerle Halk Partisinin içine sokulmuşlardır. Bunlar arasında bugün hizmeti bir tarafa bırakarak sadece kendi ihtiraslarının peşinde koşanlar, yalnız ve yanlız nefislerini düşünenler pek çoktur.
Sorarız: Kendisinde bir yabancı radyosundan, Türkiye aleyhinde konuşmak cesaretini bulan bir Halk Partisi Genel Sekreteri, bizzat kendi mevcudiyeti ile bugünkü duruma düşen bu Halk Partisini hangi hakla Atatürk'ün yüco ismine izafe edebiliyor?
Vatandaşlara reyleri için zulüm eden, işkence yapan bir devrin insanları, ve hele iktidarı sahtecilikle, hokkabazlıkla ve haydutlukla ellerine geçirip senelerce üzerine çullananlar, mensup oldukları Partinin ismini kötüye çıkaranlar, nasıl oluyor da, Atatürk'ün adını ağızlarma alabiliyorlar?
Görülüyor ki, bugünkü Halk Partisinin Atatürk'le uzaktan ve yakından hiç bir alâkası kalmamıştır. Aksi olsaydı, Halk Partisinin milletle alâkası kalmış olurdu!
müslüman memleketidir...
Yasan: Asım Us
15 Ocak 1952 tarihli Vakıt'ian
Türkiye Müslüman mıdır, değil midir? <> Bu yolda bir sual birdenbire insana gülünç görünür. Memleketin yirmi milyon nüfusundan en aşağı on dokuz buçuk milyonu Müslüman iken bu tarzda bir sual iradına lüzum görüşümüz «France - Univers» adındaki Fransızca derginin Birleşmiş Milletlerde cereyan 'eden bir müzakerede Türkiye'nin Fas meselesindeki durumunu izah ederken «La Turquie non Müslüman - Müslüman olmayan Türkiye» tâbirini kullanmış olmasıdır.
Hâdise şudur: Arap memleketleri Fransa'nın Fas'taki idaresini Birleşmiş Milletlerde protesto -etmiştir ve bu meselenin Birleşmiş Milletler Anayasası esasları dairesinde müzakeresini istemişlerdir. Fransız Dışişleri Bakanı Robert Schuman meselenin müzakeresini kabul etmemiş, teklifin red edilmesini istemiş, teklif 23 e karşı 28 oyla reddedilmiştir. Türkiye'de teklifi reddeden devletler arasındadır. Bu sırada Türkiye Arap memleketlerinden ayrılmıştır. Halbuki Birmanya, Hindistan, Filipinler gibi memleketler de Arap .memleketlerini desteklemişlerdir. Böylece üç yüz milyon Müslüman nüfusu olan memleketler bu meselede Fransaya muhalif bir vaziyet almıştır.
İşte France - Univers bu hâdisede Türkiyenin üç yüz milyon nüfusu olan di-, ğer Müslüman memleketlerden ayrılmış olmasının sebebini izah ederken lâyik Türkiye diyecek yerde «Müslüman olmayan Türkiye» gibi garip ve mânâsız bir ifade şekli kullanıyor.
Birleşmiş Milletlerdeki Türk delegesi böyle üç yüz milyon Müslüman memleketlerini bir araya toplayan bir meselede Fransanın tarafında kalması hiç şüphesiz Faştaki Fransız idaresini tasvip etmekte bulunmasından değildir. Ancak dünya hâdiselerinin bu günkü durumunda Fas idaresinin Birleşmiş Milletlerde bir mesele haline getirilmesini doğru bulmamasındandır. Nitekim Amerika da Fransayı desteklemiştir. Fakat bizim burada asıl dikkati çekmek istediğimiz nokta Fransız dergisinin Birleşmiş Milletlerde Fransa tarafını tutan Türkiyeyi Fransız halk efkârına karşı medhetmek isterken kullandığı non Müslüman tâbiri ile bilâkis Müslümanlık dünyasına karşı Türkiye aleyhinde bir propaganda yapmış bulunduğuna işaret etmektir. Türkiye Müslüman bir memlekettir; fakat din ile dünya işlerini ayıran ve umumî siyasetinde vicdan hürriyeti prensibine dayanan bir devlettir. (Laicisme) prensibini pek iyi bilen ve memleketlerinde tatbik eden Fransız dostlarımızın Türkiyeden bahsederken daha anlayışlı olmalarını isteriz.
Amerika'nın emniyeti ve Türkiye...
Yazan: M. Fa'tk Fenik
17 Ocak 1952 iarihli Zafer'dan
Birleşik Amerika Devletleri Ayan Meclisi Dışişleri Komisyonu, Türkiye ve Yunanistan'ın Atlantik Paktına alınmasını, ittifakla kabul etmiştir. Bu kararın son zamanlarda iki devlet arasında inkişaf eden dostluk münasebetleri üzerinde daha çok hayırlı bir tesir yapacağı muhakkaktır.
Amerikan Dışişleri Bakanı Acheson ve Amerikan Kurmay Heyetleri Başkanı Bradley, Komisyonda Türkiye ve Yunanistan'ın Atlantik Paktına alınmasını müdafaa ederlerken bunun stratejik ehemmiyeti üzerinde bilhassa durmuşlardır. Hattâ Acheson ayrıca, bu kararın Birleşik" Amerika'nın emniyetini de takviye edeceğini söyleyerek hakikate tercüman olmuştur.
Amerikan Dışişleri Bakanının bu sözleri, şimdiye kadar bizim tuttuğumuz ve üzerinde ısrarla durduğumuz tezin de bir ifadesidir. Türkiye Atlantik Paktına girmeyi istemekle hiç bir zaman karşılıksız ve tek taraflı bir taviz talebinde bulunmamıştır. Vecibeler elbette mütekabil olacaktır; ve bundan münhasıran bir devlet veya bir kaç devlet değil, belki müşterek barış cephesi faydalanacaktır. Bizim anlatmak istediğimiz, üzerinde ısrarla durduğumuz nokta da esasen budur:. Türkiye Atlantik Paktına girmekle kendi emniyetini garanti ettiği kadar, diğer Atlantik Paktı devletleri için de bir kuvvettir; ve Türkiye ile gerçekten bütün Pakt üyeleri devletlerinin emniyetleri takviye edilmiş olacaktır. İşte Birleşik Amerika Dışişleri Bakanı Acheson şimdi bu hakikati hemen ilk defa olarak, bütün mâna ve şümulü ile ifade etmiş ve vaziyeti Amerikan emniyeti çerçevesinde mühimsediğini göstermiştir.
Meselenin dikkate değer tarafı şudur: Dünya hâdiselerini yakından takip edenler hatırlarlar! Birleşik Amerika'nın müdafaasını dünya stratejisi bakımından mütalâa eden bazı kimseler Türkiye'den bahsederken, memleketimizi zaman zaman, Amerika için çok ileri bir karakol olarak vasıflandırmalardır. Hattâ içerisinde bu ileri karakolu ihmal etmenin mümkün olduğunu söyleyenler dahi bulunmuştur. Onların ileri sürdükleri mütalâa şudur: Amerika neresi, Türkiye neresi? Bunun için Birleşik Amerika doğrudan doğruya, kendisine en yakın görünen tehlikelere karşı tedbirlerini almalı, ve taahhütlerini bu. bölgelerde bulunan devletlere tevcih etmelidir.
Gariptir ki bu hem çok hodbin, hem de yanlış ve sakat düşünce, Amerika kıtasından daha çok bazı Avrupa muhitlerinde revaç bulmuştur. Ama herkes pekâlâ bilir ki, böyle bir iddia bugünün ne stratejik ve ne de politik şartlarıyla asla telif edilmez. Bismarck'm sözü hâlâ kıymetini kaybetmemiştir:
Bir harbin nerede başladığı bilinir; fakat nerede ve ne zaman biteceği asla malûm değildir.
Türkiye'nin Batı Avrupa müdafaasının sağ kanadını teşkil ettiği muhakkaktır. Maazallah bu kanadın bir tehlikeye uğraması, doğrudan doğruya, Akdeniz müdafasını çökertebilir. Bir taraftan Arap devletlerini tecavüzün kucağına atarken Öbür taraftan da İtalya ve Fransa'nın cenuptan sarılmasını ve şimal Afrikanm tehlikeye düşmesini intaç edebilir. Bu takdirde, Avrupa'ya yapılan Amerikan yardımlarının heba olması, ve o âna kadar yapılan bütün gayretlerin boşa gitmesi işten bile değildir. Avrupa'nın, Afrika'nın ve Asya'nın kilit noktasında bulunan Türkiye'nin bu tehlikeleri önlemek bakımından, büyük ehemmiyeti olduğu aşikârdır. Aksi takdirde, düşman Dakar'da ve Amerika kıt'asının tâ karşısında olacaktır.
Acheson'un Dışişleri Komisyonunda çok güzel ifade ettiği gibi, bu vaziyeti görüp anlamak için haritaya bakmak kâfidir. Ama bazı yabancı siyasiler, her nedense bu külfete dahi katlanmamışlar, ve hem ters hem tehlikeli bir tez tutmuşlardır. Bereket versin ki, bunların noktai nazarı yürümemiş ve Truman ve Acheson gibi basiretli devlet a-damlarının. gösterdikleri ışık altında müşterek barışı korumak için geçilecek yol bulunmuştur.
Biz şimdi Birleşik Amerika'yı Türkiyenin müttefiki görmekle hem Türkiye emniyetinin daha sağlamlaştığını hissediyor, hem de müşterek barış ülküsünün salâbetle yürüdüğüne inanıyoruz; öbür taraftan Türkiye ile hem bu cephe kuvvetlenmiş, hem de diğer müttefiklerimiz kendilerini daha çok emniyet altında bulmak fırsatını elde etmişlerdir.
Meclisdeki hadîse...
Yazan; Ali Naci Karacan
18 Ocak 1252 tarihli MilUvei'ien
Büyük Millet Meclisinin evvelki günkü toplantısında cereyan eden bir hâdise demokratik bîr idarede gerçekten hür bir Meclise başkanlık etmenin ne kadar ağır, zor ve mesuliyetli bir iş olduğunu göstermek bakımından dikkate alınacak ve üzerinde durulacak bir mahiyet göstermektedir. Milletlerarası İktisadî İşbirliği Teşkilâtının Devlet Bakanlığından alınarak Dışişleri Bakanlığına bağlanması hakkındaki tasarının müzakeresi sırasında söz alan Demokrat Partili bazı milletvekilleri hükümet teklifinin aleyhinde bulunmuşlar ve tasarının reddini istemişlerdir. Hükümet noktayı nazarını müdafaa eden Dışişleri Bakanının devlet teşkilâtının artık birbirinden duvarlarla ayrılmış kompartımanlar şeklinde olmadığını, bu işin her memlekette Dışişleri Bakanlarınca, görüldüğünü izah etmesine karşılık bazı milletvekilleri başka türlü düşünmüşler ve bunlardan bir kısmı Milletlerarası İktisadî İşbirliği Teşkilâtından daha iyi randıman almak için. onun Ekonomi Bakanlığına, diğer bir kısmı ise Başbakanlığa bağlanmasını muvafık görmüşlerdir. Bir hayli uzun süren ve hararetli geçen tartışma sonunda toplantıya başkanlık eden Celâl Yardımcı hükümet tasarısının reddini isteyen takriri reye koymuş ve «reddedenler ellerini kaldırsın! , "Etmeyenler ellerini kaldırsın! diyerek aldığı neticeyi "tereddüt var...» şeklinde ifade edince kalkan ve kalkmayan ellerin gözle tâyin edilen miktarı bakımından takririn reddi taraftarı olanlarla başkanlık divânı arasında gürültülü bir ihtilâf çıkmıştır. Demokrat Partili milletvekillerinden biri:
«Reis bey, bizimle alay mı ediyorsun?,.
Diye bağırmış, diğer bir kaç mebus masa kapaklarını vurmuş, bir kişi de, yine reise hitaben:
«— Bize hakaret etmeğe hakkın yoktur!"
Diye salonu terketmiş ve bulanık suda balık avlamak isteyen bir iki Halk Partili de o zatın arkasından bağırarak salonu terketmek fırsatını kaçırmak istememiştir.
Bu vaziyet üzerinedir ki Meclise gelen Başbakan Menderes başkanlığın doğru veya yanlış takdirine karşı haklı veya haksız gürültü eden bir Meclis atmosferi içinde kürsüye gelerek havayı güçlükle yumuşatmaya muvaffak olmuştur. Neticede Meclis, Başbakanın teklif ettiği gibi tasarının komisyona iadesini kabul etmiş, fakat hâdise, Meclis umumî heyetine başkanlık etmek vazifesinin ehemmiyet ve mesuliyetini
ve bu vazifenin iyi veya fena ifası keyfiyetinden doğabilecek neticeler üzerine dikkati celbetmek bakımından da denebilir ki hattâ faydalı bir ders teşkil eylemiştir.
Eskiden, yani milletvekillerini millet değil, Halk Partisi divânı seçtiği tarihlerde Büyük Millet Meclisine riyaset etmek zevkli, eğlenceli, gösterişli, tatlı bir teşrifat işiydi. Tayin edilen ve kendisini seçen fırka divânı ile onun hükümetinin emir kulu vazifesini gören bir Meclisin içinde hükümet kararlarına itiraz veya herhangi bir murakabe bahis mevzuu olmadığından milletvekilleri için hemen hemen hiç bir tartışma konusu mevcut değildi ve binaenaleyh böyle bir Mecliste başkanlık etmekle sütlimanda kaptanlık etmek arasında bir fark da yok gibiydi. Halbuki 14 Mayısta millet seçimlere topyekûn hâkim olarak Meclise ehlileştirilmiş mebusların, koyunların yerine doğrudan doğruya seçtiği kendi vekillerini, bozkurtlan gönderdi. Binaenaleyh bu Meclise başkanlık etmek, böyle Meclisin müzakerelerini idare etmek, meşrutiyet v salâhiyeti bu çapta bir Mecliste hükümetle Meclis arasında, hükümetle muhalif partiler arasında, hattâ Meclisteki muhtelif siyasî partiler arasında cereyan edebilecek görüşme ve tartışmaları idare etmek, ayarlamak, konuşmaları salim ve memlekete hayırlı bir mecrada yürütmek, hulâsa netice itibariyle Meclisi memlekete faydalı kılmağa çalışmak, eski Meclisleri idareden çok farklı, çok güç bir iştir. Onun içindir ki başkanlık divânını teşkil edenler ayrı ayrı büyük mesuliyetler altında oldukları gibi divânın terkibinde manevî ve siyasî vasıfların değeri bakımından da, Meclisin, seçimlerde çok titiz davranması birinci derecede mühim bir meseledir. Meclis başkanlık divânı seçimlerinin alelade bir teşrifat işi olması totaliter rejimin birçok bid'atleri gibi, artık tarihe karışmış olmak gerekir.
Adnan Menderes'in ve onun başkanlık ettiği hükümetin en büyük kuvveti, muvaffakiyetinin başlıca sır ve hikmeti, bazı ahmak gazetecilerin tahakküm iddialarına rağmen onun Demokrat Parti iktidarını herşeyden evvel Meclis çoğunluğuna istinad ettirmeğe bilhassa dikkat etmesindedir. Hükümet başkanının herhangi bir münasebetle söylediği bütün nutuklarda hükümet otoritesinin başlıca mesnedi olarak Meclisin irşadına, müzaheretine, murakabesine birinci plânda ehemmiyet verildiği müşahede edilir. Bir demokraside iktidarda bulunan hükümeti yalnız muhaliflerin murakabe edebileceğini, ~ muhalifler olmazsa iktidarın murakabesi z kalacağını sanmak ancak Halk Partili bazı politikacıların ileri sürdükleri bir mugalâta, bir safsatadan ibarettir. Zaman zaman geçer akçe olduğu ümidiyle piyasaya sürülen bu parolaya mille* ara seçimlerinde kullandığı reylerle «hayır!» cevabını vermiştir. Bugün Menderes hükümetinin en iyi murakabecileri onun kendi partisi efradı, milletin büyük çoğunluğu, Meclisin ezici çoğunluğu, herşeyden evvel Meclisteki Demokrat Partili milletvekilleridir. Hükümeti murakabe, Halk Partisine mahsus bir inhisar değildir.
Halk Partililer olmasaydı, evvelki günkü Meclis toplantısında, İktisadî İşbirliği Teşkilâtına ait tartışmalar cereyan etmiyecek miydi? Halk Partililer olmasa, Demokratlar, kendi hükümetlerinin getirdikleri tasarıdaki teklif yerine İktisadî İşbirliğinin o makama değil de bu makama, bu makama değil de o makama bağlanmasının daha hayırlı olduğuna inandıkları herhangi bir fikri ileri sürmiyecekler miydi? Samimî kanaatlerine bağlı olan milletvekillerinin velev kendi partilerinden olsun müzakereye başkanlık eden bir zatı hatalı saydıkları hareketinden dolayı bu derece asabiyetle muahaze etmeleri dahi bu Meclisin kanaatlerine ne kadar samimiyetle, heyecanla bağlı olduğunu göstermeğe kâfi değil midir?
Kanaatimiz şudur ki eğer bugün iktidardaki hükümet dış ve iç politikasında, ziraî ve malî tutumunda hu derece muvaffak oluyorsa, bütün bu neticeler Menderes ve arkadaşlarının ilham kaynaklarını bilhassa Mecliste arayıp bulmağa çalışmalarında, icraatlarını Halk Partisinden evvel Meclisteki Demokrat Partili milletvekillerinin murakabesine tâbi bulundurmalarında ve arkalarını böyle bir Meclise dayamaları sebeplerinden ileri gelmektedir. Kendisini bu derece şiddetle murakabe etmek suretiyle self-controlun en mükemmeline sahip olan böyle bir teşriî müesseseden şimdiye kadar olduğu gibi bu memlekete ancak iyilik gelebilir. Böyle bir ufuktan memleket için, velev en çetin, en hararetli, en sert tartışmalar arasında, fakat ve ancak ikbal güneşi doğabilir. .
Maksut bir amma..-
Yazan: Selim. Ragıp Emeç
20 Ocak 1952 iarihli Son Posta'dan
İlamaşallah hepimizin müşterek bir kararı ve bir dileği var.
Memleketimizi hayra, selâmete götürecek bir demokrasiye ulaşmaktır bu karar.
1946 dan evvel verilmiş olan bu kararın hâlâ iptidaî tatbik safhasında bulunduğunu gözönüne getirecek olursak, hedefte müşterek ve fakat bu hedefe ulaşmak bahsinde kullanılması lâzım gelen usullerin seçiminde ayrılmakta olduğumuzu kabul etmemiz icap eder. Diyorlar ki Demokrasi bir kitaptır. Onu, biz nasıl yazarsak kitap öyle yazılacaktır.
Meclis, hükümet, Devlet Başkanı, herkes Anayasa ile teyid edilmiş olan vazife ve rollerini ifa eylemelidirler. Bir kuvvetin diğerine tecavüzü veya tahakkümü, asla bahis mevzuu olmamalıdır. İşte ciddî ve hakikî Demokrasi yoluî
Bedahet.
Fakat bir müessese Anayasanın kendisine ayırıp gösterdiği esas dahilinde vazifesini yapar ve tauna rağmen, sadece ihtiras yüzünden ve kin ve garaz sebebile, o müessesenin doğru hareket etmediği, Anayasa hükümleri dışına çıktığı iddia edilirse, o zaman, nasü demokrasi kitabı doğru, dürüst yazılabilir?
Meseleâ, bugün, Anayasa hükümlerinin ihlâl edildiğini ve memlekette vatandaş hak ve hürriyetlerinin tehlikede bulunduğunu iddia edenlerin 1946 seçimlerinde oynadıkları rolü gözönüne getirerek, dün olduğu gibi bugün de, bunların, nasıl doğru konuştuklarını ve samimî hareket ettiklerini kabul eyliyebiliriz?
1946 Umumî seçimleri, güya, bu memlekette demokrasinin tahakkuku uğrunda atılmış ilk adım değil mi idi?
1946 seçimlerini Halk Partisi mi kazanmıştı? Buna rağmen bu Parti, onu kazanmış gibi, Devlet başkanından tutunuz da partinin dümen neferine kadar, cümlesi, bu «gayri meşru kazançlın cümlesi, bu «gayri meşru kazanım (!) bir demokrasi anlayışı göstermemişler mi idi?
Yine bugün, memlekete dün bu meşruiyetsizlik örneğini vermiş olan adamlar değil midir ki, milletin hakikî reyile vazife ve mesuliyet kabul etmiş olan bir çoğunluğa karşı kazan kaldırmış vaziyettedirler?
Yine ayni kimseler, her ne bahasına olursa olsun göze aldıkları bu, utanç verici siyasî şekavetten bahsedilmemesi için, 1946 - 1950 devresini yaşayan sekizinci Büyük Millet Meclisinin meşrui-yetsizliği hakkında dudak oynatılmamasını ağır baskılarla temin ve teyid etmemişler mi idi?
Ayni zamanda, şu sırada, müdafaa şampiyonu kesildikleri matbuat hürriyeti adına, meselâ Celâl Bayarm, meselâ Adnan Menderesin, o devreye ait -nutuklarında bu taahse ait açık, kapalı temaslarının gazetelere geçmemesi için ellerinden geleni yapmamışlar mı idî? Bunu, matbuatın taaşında daimî bir Demokles kılıcı gibi tutmamışlar mı idi?
Memleketin demokrasi hayatında (!) böyle bir gelenek yaratan insanların, bugün kalkıp, bir dâva olmaktan uzak ve sadece belli bir fikir bulantısı yaratmak için ortaya attıkları iddiaları nasıl iyi telâkki etmek mümkün olur? Bu kabil şartlar içinde ve böyle bir hava esintisine tâbi olan bir muhitte, Anayasa hükümleri yalnız bir taraf için mi muteber olmak gerekir.?
Yukarıdan aşağıya sıraladığım mahdut şu birkaç sualin mukadder olan cevapları müspet olarak verildiği zaman, hakikatin çehresi bir parça daha aydınlanmış olur ve o vakit daha iyi anlaşılır ki, bu memlekette de bir gün özlendiği şekilde bir demokrasi eserinin vücuda getirilmesinin her şeyden evvel tek şartının, bir siyasî mevta olan Halk. Partisinin dairei akıl ve insafa gelmesinden ibarettir.
Halbuki böyle tair netice' elde etmek muhal olduğuna göre, bu memleket ufuklarında demokrasi güneşinin açabilmesi bir başka şarta bağlı kalıyor:
Önümüzde uzanıp yatan siyasî mevtanın zaman zaman hortlamasını önleyecek tedbiri almak Çünkü eski köy kahvelerinde, zama,ne ihtiyarlarının anlattıkları masalların ■çocukluk hafızalarımızda bıraktığı tesirlerle içimiz nasıl vaktile tirtir titremişse, bugün de, bu hortlağın çeşitli tezahürleri milletin huzurunu bozmakta ve kendine seçtiği hürriyet yolunda rahatça yürümesine mâni olmaktadır. Kördüğüm işte buradadır. Ve bunun bir çaresi bulunmak icap eder.
Radyoda tarafsızlık...
Yazan: M. Faik Fenik
24 Ocak 1952 iarihli Zafer'den
Epey zaman'dan beri, radyo neşriyatı muhalefet çevrelerinde Demokrat Partiye sataşmak için bir dedikodu mevzuu olarak ele alınmış bulunmakta ve mütemadiyen didiklenmektedir. Radyo bitaraf değil, Radyo iktidardaki partinin çığırtkanlığını yapıyor! Radyo, muhalefet milletvekillerinin Büyük Millet Meclisinde söyledikleri sözleri aksettirmiyor! Muhalif gazetelerin tenkidlerini halka bildirmiyor! İlâh...
Bir Devlet radyosunun hükümet icraatı hakkında zaman zaman vatandaşlara, bekledikleri malûmatı vermesi, onları hükümetin icraatından haberdar etmesi kadar tabiî bir şey olamaz. Bu propaganda değil, bilâkis günlük hâdiselerin zarurî bir icabıdır.
Biz radyonun tek taraflı bir propaganda vasıtası olarak kullanıldığına asıl Halk Partisi zamanında şahit olduk. Onlar, radyoyu istedikleri gibi istismar ediyorlardı. Demokrat Partiye karşı yapılmak istenen bütün hücumları radyo vasıtasiyle en ücra köylere kadar yaymağa çalışıyorlardı. Demokrat Partinin değil sesini ismini bile kimseye duyurmamak için azamî derecede itina gösteriyorlardı. Hattâ seçim zamanları dahi türlü türlü bahanelerle ve partililere ayrılan saatler dışında mütemadiyen Halk Partisi propagandası yapılıyordu. Nitekim o zamanki Başbakan Şemsettin Günaltay, her türlü tarafsızlık endişelerini bir yana bırakarak radyonun mikrofonunu yetmiş iki. dakika siyasî işgal altına almaktan çekinmemişti!
Bütün bu hareketlerin elbette bir tepkisi olacaktı. Nitekim Demokrat Parti ilk iktidara geçtiği sıralarda radyoda konuşan bazı kimseler, zahir usul böyle imiş, yoksa Halk Partisi bu şekilde hareket etmezdi diye düşünmüş ve o şekilde konuşmuş olabilirler. Fakat kısa bir zamanda yeni iktidar radyoda yine Halk Partisi zamanından kalma geleneği ıslah etmek yoluna girdi. Ve radyo konuşmaları demokratik esaslara irca olundu. Fakat muhalefet, bir defa radyo diye tutturmuştu; bunun üzerine her türlü spekülâsyonu yapmakta kendisini serbest telâkki ediyordu. Demokrat Parti iktidarı radyoda ne kadar tarafsız davranmağa kalkışırsa, onlar kendilerinden kalma itiyadın behemehal devam etmesi lazımmış gibi bir nazarî sebebe dayanarak hükümete hücum ediyorlardı. İşte son günlere kadar devam edip gelen tenkid namı altındaki dedikoduların içyüzü budur.
Kendilerine bu vesile ile şunu hatırlatmak isteriz: Radyo gerçi mühim bir telkin vasıtasıdır. Fakat Türk milleti bir defa hangi yolda yürüyeceğine karar verdikten sonra radyonun o kanaatleri değiştirmek hususunda esaslı bir rol oynamayacağı muhakkaktır. Sayın Adnan Menderes'in geçenlerde pek güzel ifade ettiği gibi 1950 seçimleri radyo sayesinde kazanılmamıştır; ve hattâ radyoya rağmen kazanılmıştır. Çünkü radyo, en son dakikaya kadar Halk Partisinin propagandasını yapmıştır. Demokrat Parti bu hakikate pekâlâ vakıftır. Hattâ yine Başbakanımızın söylediği gibi, bazı Halk Partili hatiplerin sözlerini radyo vasıtasiyle yaymakta bunların ne şekilde konuştuklarının halk tarafından bilinmesi bakımından fayda bile vardır. Bütün bunlar göz önüne alınacak olursa, radyoda tarafsızlığın Demokrat Parti iktidarının aleyhine değil, belki çok lehine olduğu kendiliğinden meydana çıkar. Fakat yeni iktidar kendi lehinde olduğu için değil, prensip! bu olduğu için, radyoda tarafsızlığı temin için bilhassa son aylar zarfında azamî dikkat sarfetmektedir.
Bütün bunların muhalefetin gözünden de kaçmadığı muhakkaktır. Fakat usulen bir defa radyo diye tutturmuşlardır; onda devam edeceklerdir.
Bu hal dahi muhalefetin memlekete tenkidedilecek başka mevzu bulamadığına delâlet eder sanırız.
Vergi politikası ve vatandaşlar...
Yazan: M. Nermi
24 Ocak 1952 tarihli Yeni İstanbul'dan
1950 seçimlerinin nasıl yapıldığını biliyoruz. Halk yığınları, eski iktidar partisinin, müspet yemişler vermeyen ekonomik denemelerinden bezmiş bir haldedir. Sınırlarını genişlettikçe, Devletçilik, vatandaş hürriyetlerini konusuz bırakacak gelişmeler göstermiştir. Bütün iş kaynakları ya Devletin eline geçmiş veya kontrolü altına girmiştir. Böyle bir durumda, vatandaşların yeni bir kurtuluş yolu aramaları anlaşılır bir şeydir. Millet benliğinde uyanan bu sezgi, hiç şüphesiz, büyük bir olgunluk belirtisidir. Çünkü; Türk Milleti, seçim propagandası yapılırken, çözülmesini istediği dâvanın, tam mânasiyle ekonomik bir dâva olduğunu anlamıştır. Yeni iktidar partisi böyle bir dâvayı benimsediği için kazanmıştır. Demek oluyor ki; Demokrat Partiye düşen vazife, konuya sımsıkı bağlı kalmak, konu dışına çıkmamak ve seçimlerde verdiği sözleri, elinden geldiği ölçüde, yerine getirmektir.
Biz, yeni iktidar partisini, henüz hiçbir şey becerememiş bir parti olarak düşünmüyoruz. Sayısı çok olmasa bile yapılmış müspet işler vardır. İki yıla yaklaşan faaliyet zamanında, bizim için, gerçekten önemli olmayan konulara dalındığını ve bu yüzden verimsiz tartışmalara girişildiğini söylemeliyiz. İdeallerine yürekten bağlı Demokrat Parti aydınlarının da bundan azçok huzursuzluk duyduklarını tahmin ediyoruz. Halk yığınlarına karşı benimsenen konuların dışına çıkmak, yalnız Demokrat Parti için değil, genel olarak, her parti için türlü türlü zorluklar yaratabilir. Partililer asıl bunlardan kaçınmalıdır la. Biz, seçmen çoğunluğunda Demokrat Partiye karşı uyanan ümitlerin gerçekleşmesini isteriz. Fakat bunun da asıl dâvalarımıza bağlılıkla elde edileceğini biliriz. Bizi ilgilendiren konuların dışına çıkıldı mı, telâşımız, ister istemez, artar.
Demokrat Partiyi iş başına getiren seçim propagandasının başlıca konuları açıksız bütçe, hayat ucuzluğu ve vergi politikasıdır. Hayat ucuzluğu noktasında fazla duracak değiliz. Çünkü; yeni iktidar partisi, dünyada fiyatlar yükselirken mucizeler yaratamazdı. Fakat başvurulması gereken birtakım tedbirlerin de nedense düşünülmediğini söylemek lâzımdır. Açıksız bütçe de, hükümet idaresi hünerinin mucizeleri arasında sayılabilir. Zamanımızın açıksız bütçeleri seyrek istisnalardandır. Hattâ bu istisnalardan bir çoğu bile, deftere göre bir istisnadır. Biz, onun için, mucize gösteremiyor diye, kültür hayatında mucizelere yer veren Demokrat Partiyi sorumlu tutmayı hiç düşünmüyoruz. Her parti gibi, Demokrat Parti de, yalnız zamanın imkânları çerçevesi içinde çalışabilir.
Fakat vergi politikası böyle değildir. Demokrat Parti, köklü araştırmalara giriştikten sonra, bu alanda müspet işler görebilir. Vergi sistemimiz, gerçekten, baştanbaşa yeniden ele alınması gereken bir durumdadır. Devlet ve cemiyet hayatında, zamanımızın en başta gelen, en çetin dâvası da budur. Hattâ her demokraside, iç politikanın ağırlık noktası gene budur. Biz, burada, vergi politikasının tarihinden bahsetmek fikrinde değiliz. Yalnız şunu söylemeliyiz ki; vergi politikası, millet ve ekonomik kudret oluşun bir ölçüsüdür. On üçüncü yüzyıldan beri, bu konuda beliren gelişmelerden bunu anlıyoruz biz.
Zamanımızın vergi politikası, düne göre, çok daha karışık konulara yayılmaktadır. Bu bakımdan, vergi işlerinde atılan her adımın çok ince hesaplara dayanması lâzımdır. Vergi Öyle dağıtılmalıdır ki; iç ve dış pazar kımıldanışlarımız beklenilmeyen güçlüklerle karşılaşmış olmasın. Biz, bundan da vergi politikasının yurt kalkınmasındaki büyük önemini anlayabiliriz. Halbuki, genel olarak, vergi anlayışımız, dün olduğu gibi, bugün de değişmemiş gibidir. Bu ' vergiyi, yalnız bütçe deliğini kapayan bir gelir şeklinde düşünüyoruz. Yol vergisinin kaldırılarak, yerine başka vergilerin konması -bunu gösterir. Eski bir vergi ekonomik tepkilerini yaptıktan sonra fiyat ayarlamaları şeklinde yatışarak maliyet hesaplarına temel saydığımız neticeleri vermiştir. Düşünülmeden ha zırlanmış vergilerde olduğu gibi, yol vergisinde de aksak yerler olabilir. Bunları yeni duruma göre düzeltmek mümkündür. Fakat fiyat dâvalarımızı çok yakından ilgilendiren yeni bir vergi sistemine geçilirken tekrar belirecek dalgalanmaları düşünmeli lâzımdır. Eski verginin aksaklıkları yeni fiyat sar-süişlariyle karşılaştırılırsa nasıl bir yol tutulması gerektiğini daha kolay anlayabiliriz. Her iktidar, ne kadar kuvvetli olursa olsun, yeni fiyat çalkanışlarının yaratacağı ruh durumunu hesaba katmak zorundadır. Hele yeni Gelir Vergisinin tesirlerini denerken, alışılmış bir vergiyi kaldırarak yenilerine geçmek, gerçekten anlaşılmaz bir şeydir.İktidar partisindeki son gelişmeler.».
Yazan: Hikmet Bayur
28 Ocak 1952 tarihlî Kudrei'den
Demokrat Parti Meclis Grupunun geçen Salı toplantısı hakkında gazetelerde bir takım haberler çıktı. Bunların hepsi partinin ve genel olarak iktidarın yüksek menfaatleri' bakımından çok faydalı, grup için de övünülecek şeylerdi.
Parti üst kademelerinin bunlarla iftihar edecekleri yerde yalanlama yoluna sapmaları partide «büyüklerin» itibarının parti ve yurt genel menfaatlerinden önce geldiğini bir kere daha göstermiştir.
Grupta ileri sürülen veya sürüldüğü iddia edilen düşünce ve isteklerin başlıcalarını ele alalım.
Sözü geçen toplantıda en çok üzerinde durulan konu hükümetin programsız çalışması olmuştur. Bazı demokrat milletvekilleri çalışmaların programlaştı-rılmasmı istemişler, hükümet adına konuşan B. Ağaoğlu ise buna lüzum olmadığını, hattâ bunun millet parasını heba edeceğini söylemiştir.
Garip olan şudur ki dünkü Zafer gazetesinde bu esaslı sorum üzerinde durulmayıp B. Ağaoğlunun toplantı yerinde kalıp kalmaması ve görüşmelerde gergin bir hava olup olmaması gibi önemsiz yönlere yapışılmıştır.
İşin başka bir acaip tarafı da şudur. Ankara ajansınca adları anılan tenkitçi D.P. li milletvekillerinden yalnız biri, B. Hamdi Başar kendisine atfedilen sözleri Zafer gazatesinde yalanlamıştır. Buna göre halk efkârımız öbür Demokrat milletvekillerine atfedilen ve ayrıca yalanlanmayan sözlerin doğruluğuna haklı olarak hükmedecektir.
Esasen daha önce dediğimiz gibi, yalanlanmış olsun olmasın Salı günü konuşan milletvekillerine atfedilen sözlerin hepsinin yurdumuz için çok faydalı düşüncelerle dolu olduğu apaçıktı.
Meselâ plânlı çalışmaların daha çok verimli olduğu şüphe götürmez bîr gerçektir. Hükümet sözcüsünün iddiasının tam tersine olarak plânlaşmak israfı değil, aynı miktar para ve emekle daha büyük ve Önemli sonuçlar elde edilmesini muciptir. Bugün Amerika dahil bir çok ülkeler plânla çalışmaktadırlar.
Ancak şunu da gözden kaçırmamalıyız ki devlet çapında bir plân yapmak ve onu başarı ile yürütmek için büyük bir kabiliyet ister. Buna malik olmayanların plânlı iş görme aleyhinde bulunmaları tilkinin erişemediği asma üzüme acı demesine benzer.
B. Ağaoğlunun 1954 de gelecek olan Kamutayın plan değiştirmesi ihtimalini Öne sürmesi de son derece acaiptir. Dört yılda bir yapılacak değişiklikler mi daha zararlıdır, yoksa her an Bakanların dama taşı gibi yerlerinden oynaması yüzünden işlerde yapılan değişiklikler mi? Hükümet üyeleri arasında mantığı bu kadar zayıf kimselerin bulunması şaşılacak yönlerdendir.
Başbakan Yardımcısının 1954 seçimlerine ait sözleri D.P. nin bu tarihte iktidardan düşmesi ihtimaline ait ise şunu diyelim ki plansızlık bu düşüşü ancak kolaylaştırır.
Sözü geçen grup toplantısında üzerinde durulduğu söylenilen, fakat Zafer gazetesince -yalanlanan ikinci önemli sorum bu gazetenin Ankara Birinci Ağır Ceza mahkemesine ve onun başkanına yaptığı saldırıların tel'İn veya tenkit edilmiş olduğudur.
Bu iş kadar mugalataya getirilmiş yön pek. azdır. Ağır Ceza kararındaki fıkraların bazıları doğru veya yanlış olabilir, onları beğenip beğenmemek herkesin hakkıdır. Ancak kanun, bunları ilk olarak tenkit, tasvip veya red etmek yetkisini Yargıtaya vermiştir. Bu yapılıncaya kadar da herkesin bundan sakınmasını emretmiştir. Amaç Yargıtay Yargıçlarının vicdanı üzerinde herhangi bir baskının yapılmamasıdır. İktidarı temsil eden bir gazete ile onun baş yazarının kanunun bu hükmünü açıkça çiğnemesi çok çirkin ve ayıp olmuştur ve herkese şunu göstermiştir: D.P. büyükleri nezdinde kanun hiçtir, kendi, kin, hırs, istek ve saireleri uğrunda her şey mubahtır.
Yazdıklarımızdan şu sonucu çıkarıyoruz: Eğer geçen Salı D.P. Meclis Grubunda genel olarak Anadolu ajansının verdiği haberlere uygun konuşma ve tartışmalar olmuşsa bu olay grupta yurtsever bir takım milletvekillerinin iktidarın yanlış ve zararlı gidişini düzeltmek için cesaretle ortaya atıldıklarına delildir. Bundan, D.P. li kütleler başta olmak üzere, herkes ve bu arada işbaşmdakiler sevinmelidir, çünkü doğru yol ancak bu gibi tenkitler sayesinde bulunabilir. Bizce en büyük mevkide bulunanlar, tenkitçileri adeta velinimet saymalıdırlar. Bunun aksini görerek müteessir olmamak elden gelmiyor.
Bu konuyu kapatırken D.P. Grup toplantılarının gizli yapılmasına ve bunun ifade ettiği geri anlayışa esef etmeği de gerekli buluyoruz.
Yazımızı bitirmeden Önce önemli gördüğümüz bir yöne daha işaret edeceğiz ve şuna eminiz ki pek çok D.P. li yurtdaşlarımız dahi bu işte bizim gibi düşünmektedir.
Kamutay başkanı B. R. Koraltan Hatay'da C.H.P. devrindeki Türk jandarmasının işgalci Fransız ve Ermeni jandarmasından kötü olduğuna dair söylediği sözler yurtda en hafif tabiriyle derin bir teessür uyandırmış ve düşmanlarımıza kendi aleyhimize silâh vermiştir.
Zafer gazetesi ile onun başyazarının henüz kesinleşmemiş bir mahkeme hükmüne saldırmaları da açıkça kanuna tecavüzdür. Bu gazete Yazı İşleri Müdürünün Savcılığa çağrılması ise bu gerçeğin geç de olsa Adalet makamlarınca takdir edildiğini gösterir.
Durum böyle iken Cumhurbaşkanının yurt içinde yaptığı resmî gezilerinde bu kimseleri birlikte götürmesi her bakımdan yanlıştır ve onun buna hakkı yoktur.
Devlet başkanına karşı yazılacak ve söylenecekleri Ağır Ceza müeyyideleri altında tutan kanunî hükümler onun günlük siyasal tartışmalar üstünde kalmasını ve taraf tutuyor duygusunu vermekten sakınmasını gerektirir. Halbuki o böyle yapmamıştır.
Hükümet olur mu?..
Yazan: Necmeddin Sadak
30 Ocak 1352 larihli Akşam'dan
Hükümetlerin bir iş plânı olur mu, olmaz mı? Fikirler henüz bu noktada bile birleşmiş değildir. Geçenlerde Demokrat Parti Meclis Grupunda bu mesele konuşulurken, memleketin kalkınması için bir çalışma plânına ihtiyaç olduğunu ileri süren bazı milletvekillerine karşı hükümet sözcüsü (galiba Devlet Başkam) böyle bir plânın lüzumsuzluğundan, hattâ zararlı olacağından bahsetmiş, hükümetin, önceden hazırlanmış, değişmez bir plâna bağlanarak hareket serbestliğini kaybedecek yerde, ahval ve şartlara göre kararlar alıp tatbik etmesinin daha elverişli olacağını söylemiş. Bazı hükûmeti gazete yazarları da bu görüşü müdafaa ediyorlar. Hattâ, bunlar arasında, kalkınma plânlarının otoriter rejimlerin, devletçi sistemlerin çalışma tarzı olduğunu ve serbest rekabete dayanan liberal iktisat usullerinde plânlı çalışmanın yeri olamıyacağım iddia edenler de var.
Plân ne demektir?
Bazıları Devlet plânı ile Hükümet programını karıştırıyorlar. Bunlara göre, hükümetin ve Partinin bir programı olduğu için ayrıca İş plânına ihtiyaç yoktur. Halbuki parti veya hükümet programlariyle İş plânları ayrı ayrı şeylerdir. Program, sadece esasları, varılacak hedefleri kısaca ortaya koyar. Programdaki bu prensiplerin nasıl ve ne kadar zamanda gerçekleşeceği, bu hedeflere ne şekilde varılacağı bir plânla tesbit edilir.
Otoriter rejimler plânlı çalışmaya çok ehemmiyet verirler. Fakat bundan dolayı «Plân» denilen çalışma tarzını a-foroz etmek çocukça bir hareket olur. Her türlü hükümet şeklinde istifadeli taraflar vardır. Kaldı ki iktisadî, malî kalkınma plânları Amerika, İngiltere, Fransa gibi memleketlerde da görülüyor.
Plânların uzun vadeli olduğu, bir hükümet ve bir parti tarafından hazırlana.rak tatbikma başlanan bir kalkınma plânının, sonradan iş başına geçen başka bir hükümet, başka bir parti tarafından yarıda bırakılarak yenisinin tasarlandığı söyleniyor. Doğrudur. Fakat memleketin büyük işlerine ait çalışma plânları Millî değerde olmak gerektir. Bunlar hakkında az çok görüş birliği elde edilmelidir. Meselâ C. Halk Partisi iktidarı zamanında hazırlanıp başlanmış olan yol inşası plânı, bugün devam etmektedir. Bu plânı yanda bırakmak Demokrat Parti iktidarının da aklından geçmiyor. Çünkü yol dâvası, memleketin can damarıdır ve bu mesele, dış yardım bakımından da partilerüstü bir ehemmiyet kazanmıştır. Limanların inşası, yahut ziraat bahsinde memlekete getirilen traktör meselesi gene eski iktidarın başladığı işlerdir ki şimdi de pek güzel devam etmektedir. Yollar vesaire üzerinde partilerin, hükümetlerin, Bakanların günlük politika menfaatlerine, yahut sonradan daha iyi görülüp anlaşılmış ciddî memleket kaygılarına göre ufak tefek değişiklikler yapılabilir. Bu da tabiîdir. Hiç bir plânda taş katılığı olamaz. Her plân, gün geçtikçe, yeni şartlara ve daha iyi meydana çıkan ihtiyaçlara göre düzelir. Şu halde, masa başında hazırlanmış nazarî plânların, hükümetin elini kolunu bağladığı iddiası tamamiyle yersizdir. Plânların, uzun incelemelere, denemelere, hesaplara dayanmaları, yani hem amelî tatbik kabiliyeti, hem ilmî değeri, hem de gerektiği zaman bazı değişikliklere uğrama imkânları taşımaları lâzımdır. Bundan başka hiçbir plân üç, dört yıldan uzun vadeli olamaz. En güç ve en uzun inşa ve kalkınma plânları kısa ve tedrici merhalelere ayrılır. Bu merhaleler bizde dört yıl üzerine ayrılabilir.
Memleketin bu derece geri kalması şimdiye kadar hiçbir işte sürekli bir plân tatbik edilmediği içindir. Cumhuriyet devrinin büyük başarısı bir plânın eseridir. Eğer yıllardır. bir plân tatbik edilseydi İstanbul bugünkü çirkin, her bakımdan sıkıntı çeken bit şehir haline düşer miydi? Bu asırda plânsız bir şehir kurulamıyor, plânsız bir apartman bile yapılamıyor da plânsız bir Devlet, plânsız bir kalkınma nasıl tasavvur edilebiliyor? C. Halk Partisi hükümetlerinin yirmi yedi yıllık hatası iktisadî bir plâna sahip olmamalarıdır.
Fakat gazetelerde okuduğumuza göre hükümetçe, bölgeler üzerine tertiplenmiş bir kalkınma plânı hazırlamak için heyetler kurulmuştur. Böyle bir kalkınma plânı hazırlamakta başarı gösterirse hükümeti tebrik edeceğiz. Haber doğru ise, Parti Grupunda plân aleyhinde bulunan Devlet Bakam hükümetin bu kararını bilmiyordu demektir. Plansızlığa bundan acı örnek olur mu?
Yunan Dışişleri Bakanının ziyareti dolay isiyle...
Yazan: Hikmet Bayur
30 Ocak 1952 tarihli Kudret'den
Türkiye ile Yunanistan barışsever kaldıkça dost olmaya ve birbirine dayanmaya mecbur iki ülkedir. Bu dostluk ve dayanışma dün Faşist İtalya ile onun peyki olan Bulgaristana bugün ise Rusyanm önderliğini yaptığı komünist emperyalizmine karşı bir ölüm kalım sorumu olmuştur ve olmaktadır.
Esasen bu dostluk ve dayanışma sonsuz Bulgar ihtirasları karşısında daha pek öncelerden, en az altmış yıldan beri zarurî idi, ancak takdir edilemedi veya onu yürütecek anlayışta kimseler aynı zamanda her iki ülkenin başında bulunmadılar..
Ancak en kanlı ve yıkıcı bir boğuşmadan sonradır ki bundan yirmi yıl kadar önce Atatürkle birinci Venizelos geçmişin yanlışlıklarını düzeltmek ve iki devleti birbirine yaklaştırmak zaruret: üzerinde düşünce birliği yapmışlar, dostluk ve dayanışma çığırını açmışlardır. Aynı izler üzerinde yürüyerek ülkemize gelen Yunan Dışişleri Bakanını her Türk gibi biz de başarı dilekleri ile selâmlarız.
Birinci Venizelosun Türkiyeyi ziyareti sırasında Cumhurbaşkanlığı Umumî kâtibi bulunuyorduk. Görüşmemizde kendisi en çok Bulgar ihtirasları ve Sofya Hükümetinin Doğu ve Batı Trakya hakkındaki amaçları üzerinde durmuş. Bulgar çalışma ve propagandalarını belirten bazı dikkat çekici örnekler vermişti.
Bu gün de başlıca müşterek dâva Bulgaristan'dan gelecek tehlikeleri önlemek olacaktır. Şu farkla ki o-vakit Bulgarların destekleyici ve kışkırtıcı Faşist İtalya idi, şimdi ise komünist Rusya'dır.
Dün olduğu gibi bu gün de her iki millet aradaki dostluk ve dayanışmanın yaşatılması ve elden geldiği kadar geliştirilmesi lüzumuna inanmaktadır. Bazı sinirli hareketler ve Öfkeler bu zaruretin takdir edilmediğine işaret sayılamaz ve sayılmamalıdır. Bütün yurtsever Türkler iki hükümetçe girişilecek görüşmelerden daha da büyük bir yakınlık ve işbirliği doğmasını candan alkışlayacaklardır.
Bu yönleri belirttikten sonra Yunan Dışişleri Bakanının ziyareti dolayısiyle Assosiyated Press ajansının verdiği telde Kıbrıs iğinin de görüşüleceğinin bildirilmiş olmasından faydalanarak bu konu ve aynı zamanda Yunanistandaki Türkler konusu üzerinde bir kaç söz söyliyeceğiz.
Eğer Yunan Hükümeti aradaki dostluğun hükümetler arası münasebetlere hasredilmesini ve dolayısiyle temelinin nisbeten dar olmasını yeter bulmuyorsa ve bu temelin genişliğine önem veriyorsa yukarda andığımız konulara çok dikkat etmelidir. Şu yon de unutulmamalıdır ki hep aynı tarafın fedakârlık etmesini veya gördüğü zararlara göz yummasını istemek yanlış bir siyasadır ve günün birinde ulaşılması düşünülen amaçtan uzaklaştırabilir.
Hükümet unsurlarıncaa el altından olsun desteklenen ekonomik baskı Yunanistan'da kalmış olan Türkleri gitgide yoksullaştırıp en zenginlerinden bir çoklarını bil-e ellerinde hemen bir şey bırakılmamış olarak Türkiyeye göçmeğe mecbur etmektedir.
Bunlar ister Yunanistanda, ister Türkiyede olsunlar sıkı bir ekonomik ve siyasal dayanışma halindedirler. İş alanlarında da kendi Bankalarından gördükleri borçlanma kolaylıkları sayesinde meselâ Batı Trakya'da aynı derecede kolaylıklara malik olmayan Türklerin durumunu boyuna güçleştirmekte, hattâ eritmektedirler.
Bizce Türk bankaları da Batı Trakyada gerektiği ölçüde çalışmalıdırlar ve Yunan Hükümeti bunu teşvik bile etmelidir, çünkü ora Türklerinin hoşnutluk ve refahının Türk — Yunan dostluğu üzerinde sanıldığından fazla tesiri vardır. Keza aynı hükümet oradaki soydaşlarımıza hiç bir bakımdan üvey evlât muamelesi yapmamalıdır. Geçmişte bazan karşılıklı yanlış hareketlerde bulunulmuş olduğu unutularak samimî surette yeni bir devre açılmalıdır.
Kıbrıs sorumu da Türk - Yunan dostluğu bakımından çok önemlidir. Türk gençliği ve halkı bu işte ne derece duygulu olduğunu bir kaç kere göstermiştir.
Bizce yapılacak esaslı iş herkesin Kıbrıs sorumunu kurcalamaktan sakınma-sidir.
Adayı Yunanistana katmak lehindeki kurcalamalar iki yoldan yapılıyor. Birincisi doğrudan doğruya Yunanistan'ın eseridir ve Birleşmiş Milletlerdeki resmî Yunan murahhasının Kıbrıslı Rumların isteklerini ele alıp desteklemiş olması bunun açığa vurulan örneklerinden ancak biridir.
İkinci kurcalayış ameliyesi adadaki kilisenin ve yerli halkın eseridir. Fakat Yunan hükümeti ile Ruhanî makamları bu işte k-esin olarak çekimser davransalardı iş bugünkü gelişmeyi göremezdi ve bundan sonra da göremez.
Bütün bunları coğrafî ve siyasal durumun zarurî kıldığı Türk — Yunan dostluk ve dayanışmasının içten gelen karşılıklı anlayış ve sevgi ile kuvvetleşmesini .sağlamak düşüncesi ile yazdığımıza inanılmasını isteriz.
Türk işçileri ve dâvaları...
Yazan: M. Nermi
30 Ocak 1952 tarihli Yeni İstanbul'dan
İzmir muhabirimiz hepimizi sevindirecek bir haber veriyor: İzmirde, işçilerimiz için 300 yataklı bir hastahane kurulacakmış. Biz, verilen kararın kısa bir zamanda gerçekleşmesini yürekten dileriz. İş hayatımız, bir çok işlerimiz gibi, iyice araştırılmamış ve incelenmemiştir. Hastahanelere, her şeye büyük ihtiyacımız vardır. Vatandaşlarımızı, ağır ve sıkıntılı günlerinde, kendi hallerine bırakamayız. Hepimiz, böyle düşünüyoruz. Fakat aklımıza, ilkönce, gelen şey paradır. Bu olmazsa hiçbir şey yapılamaz. Halbuki; istihsalimiz dardır. Gelirimizin ne kadar az olduğunu bundan anlayabiliriz. Elimizden ne gelirse, ancak, o kadarım yapacağız. Bu fikirler öteden beri, bildiğimiz fikirlerdir.
İstihsalimizi, hemen yoluna koyabileceğimizi iddia edemeyiz. Sanıldığı gibi kolay bir iş değildir bu.. İstihsalimizin artmasiyle türlü ihtiyaçlarımız artmış olacaktır. Onları da karşılamak zorundayız. Gelirimiz, gene, ihtiyaçlarımıza göre, önemli olmayacaktır. Yeni sıkıntılar karşısında ne yapacağız? Gene paramız yok mu diyeceğiz? Bizim durumumuz, öteden beri bu.. Bir yandan haklıyız, Öte yandan da haksız.. Elimizdeki para ile niçin verimli çalışmadığımızı öğrenmek zamanı gelmiştir artık. Gelirimizin ne kadar ufak olduğunu biliyoruz. Fakat biz bu paranın ne kadar plânsız harcandığını, şimdiye değin, henüz düşünmemişizdir. Gelirimizi yerinde kullanmak, başhbaşma bir hünerdir. Henüz öğrenemediğimiz şey de budur.
Az gelirli milletler, çok daha tutumlu yaşamak, parayı tam yerinde kullanmak ve verimli çalışmak zorundadırlar. Biz, yabancı devletlerden borç para aldığımız zamanlarda bile bunu yapmamışızdır. Cumhuriyet kurulduktan sonra ise, millet gelirinin verimli kullanılması gerektiğini büsbütün unutmuş görünüyoruz. Bütçemizde yapılan münakaleler, gelirin ne kadar plânsız kullanıldığını anlatır. Münakalenin Türkçesi, kasandaki parayı ver de, başka yerde kullanalım, bizim işimiz, daha önemlidir, ilerde bir kolayını buluruz, dernektir. Bellibaşlı bir yerde kullanacağımız parayı başka yere harcarsak gelirimizi plânsız kullanmış oluruz. Bu yüzden bir çok teşebbüslerimiz yüzüstü kalmıştır. Gelirimizi nasıl kullanacağımızı bilmiyoruz doğrusu.
Her millet, sosyal teşkilâtını hemen bol para ile kurmamıştır. Yabancı milletlerde hayranlıkla gördüğümüz şeyler, bal petekleri gibi, sabırlı ve uzun çalışmaların minimini damlalariyle meydana gelmiştir. Biz, ilkönce, ne yapmak istediğimizi iyice bilmeliyiz. Ondan sonra da, gelirin nasıl kullanılacağını anlamaya çalışmalıyız. Bizi, hasretini çektiğimiz kalkınmaya ulaştıracak yol budur. Türk yurdunun nasıl, yüksek politika amaçlarına göre, ayarlanmış bir bütçesi varsa, her girişilecek işin de öyle bir bütçesi ve politikası olmalıdır. İş dâvasını da başka türlü düşünemeyiz biz.
İstihsal hayatının belli başlı iki temeli vardır: 1. Mülkiyet (edinim) düzeni. 2. İş düzeni. Çağdaş anlamda bir istihsal yapabilmek için her iki konunun ihtiyaçlar çerçevesinde ve objektif bir surette ele alınması lâzımdır. Halbuki: e-dinim ve iş düzenlerimiz, eski cemiyet anlayışımızın tesirlerinden, henüz kurtulamamış bir durumdadır. İlkönce bu durumu tasfiye etmek zorundayız. İş; hayatını yoluna koymak fikriyle birtakım tedbirlere başvurmuş olduğumuzu söylemeliyiz. Yaptıklarımız, belki de ö-nemsiz sayılamaz. Fakat, işçi dâvası karşısındaki görüşümüz henüz çok bulanıktır. İşçi dâvası, işçi sınıfı dâvası değil, çalışan vatandaşlar davasıdır. Türk cemiyeti, işçinin durumunu, ancak böyle düşünebilir. Ne biz işçiden ayrı bir zümreyiz, ne de işçi bizden. Seçim zamanında aynı sandık başına gidiyoruz, aynı Millet Meclisinin yetkisini tanıyoruz ve tarihin karanlık günlerinde de, aynı yurt toprakları için kan döküyoruz. Sevincimiz birdir, kederimiz bir. Haklarımız da elbette ayrı ayrı olamaz.
Eski cemiyet, her şeyi olduğu gibi, iş hayatını da karanlık kısmetlerin eline bırakmıştı. Sıkıntıya düşen insanın beklediği şey sadaka idi. Yeni cemiyetin vatandaşı, sadaka üzerine kurulmuş bir hayat düzeninin çerçevesi içine giremez. Onun bir çalışmak ve yaşamak hakkı vardır. İş davasını çözmek, vatandaşlara türlü türlü grev hakları dağıtmakla değil, sadaka zihniyetini kaldırmakla olur. Sosyal ölçülerimizi geniş tutmak ve vatandaşların sıkıntılarını azaltmak zorundayız. Bunlar, bir hamlede yapılacak işler değildir. Fakat iyi düşünülmüş ve sağlam bir Maliye tekniğine göre ayarlanmış bir plânla hemen işe başlanırsa büyük başarılar elde edilebilir. Bunun ilk şartı da yepyeni bir cemiyette yaşadığımızı ve her vatandaşı yurt kalkınmasında olduğu gibi, yurt savunmasında da başh başına bir varlık olarak tanıdığımızı kabul etmektir. Demokrasimizin bu yolda önemli adımlar attığını görüyoruz. Plânlı çalıştıktan sonra güçlüklerimizi yenmemek imkânsızdır.
Yeni ufuklara doğru...
Yazan: Ahmet Emin Yalman
30 Ocak 1952 tarihli Vatan'dan
Son yirmi yıl içinde, bir milyar lirayı çok aşan bir millî servet, devlet eliyle bir takım sınaî teşebbüslere yatırılmıştır. Bu iş isabetle mi yapıldı, yoksa mahdut maddî imkânlarımız bir takım sabit fikirlerle ve yanlış ölçülerle donduruldu mu? Devletin işletmeciliğe girişmesi nazarî bakımdan doğru mu, değil mi? Bütün bunlar ayrı dâvalar... Devlet İktisadî işletmeleri bir defa mevcut olduğuna göre bunların memleketin hayrına en uygun bir şekilde işlemesi ve âzami verimle çalışabilmesi lâzım...
Bu da nasıl olacak? İktisadî Devlet Teşekküllerinin umumî heyeti dün Ankara'da toplanmış ve hükümet tarafından işte buna dair hazırlanan bir raporu tetkike koyulmuştur.
İleri sürülen teliflere bakılırsa, Demiryolları ve P . T . T . İktisadî Devlet Teşekkülleri haline getirilecek, bütün teşekküllerin ticarî zihniyetle idare ve murakabeleri için yeni yollar aranacak, bazıları hususî sermayenin iştirakiyle Anonim Şirket şekline girecek, maaş ve ücret sistemi de ticarî esaslara göre ayarlanacak, İnhisarlar da zihniyet ve sistem değişikliğinin şümulü içine girecek...
Bütün bunların söylemesi kolay.... Fakat tatbik safhasına geçilince, idarî hayatta çok esaslı bir zihniyet ve usul değişikliğini göze almak icap edecektir. Bundan başka sırf İktisadî Devlet Teşekküllerine mahsus bir maaş ve ücret sistemi kabul edilirse, bir ikilik yaratılmış olur ve en kıymetli unsurların Devlet Dairelerinden İktisadî Teşekküllere akmasına yol açılır. Bir defa i-şe başlanınca, doğrudan doğruya Devlet hizmetindeki memurların geçim imkânlarım da ayarlamak ve yol harçlığı sistemi gibi bugünkü şartlarla alâkası kalmayan usul ve kaideleri baştan aşağı elden geçirmek lâzım gelecektir. Zaten hükümet de raporunda işin buraya varacağını takdir ediyor ve bunu göze almağa hazır görünüyor.
Hükümet, bu muazzam dâvaya kapalı gözle, hazırlıksız bir halde atılmıyor. İşler, zaten münakaşalardan geçmiş, teşhis ve tetkik mevzuu olmuş, son yıllarda takım "takım ecnebî ihtisas adamları halimizi gözden geçirmişler, müsbet tavsiyelerde bulunmuşlardır. Şimdi mesele; haricî siyasette, askerî ıslahatta, ziraat dâvasını yürütmekte gösterilen cesaret ve geniş görüş, iktisadî ve idarî ıslahata temelli bir şekilde tatbik etmektedir.
Demek ki ister istemez yeni ufuklara doğru umumî bir yürüyüşe geçilecek ve yeni vaziyetin icapları birer birer yerine getirilecektir. Dâva muazzamdır, fakat hareket noktalarımızı ve hedeflerimizi iyi seçersek yolumuzu kaybetmeyiz.
Nereden nereye mi gideceğiz? Dört duvarı olmayan binaların kapısına binbir kilit vurup usul ve şekillere körükörüne uyarlık arayan dar bir vehim ve emniyetsizlik sisteminden geniş bir emniyet sistemine... Hatırlı tufeyliler besleyen bir gidişten meziyet ve hizmete göre istifaya, değerlinin, çalışkanın, feragatlinin aranacağı ve el üstünde taşınacağı bir gidişe... Kısır bir merkeziyetten mes'uliyet nisbetinde salâhiyet ve teşebbüs temin eden bir ademi merkeziyete... Namuslu teşebbüs sahibinin emniyet duyabileceği, vurguncunun ve emek sahibini ezenin karşısında içtimaî hakkaniyetin temsilcisi sıfatıyle devleti bulacağı bir devre....
Güzide bir misafir: S. Veni-zelos...
Yazan: M. Faik Fenik
30 Ocak 1952 tarihli Zafer'den
Yunan Başabakn Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı sayın Sofokles Venizelos Türk hükümetinin misafiri olarak bugün Ankara'ya gelmektedir. Dost Yunanistan'ın değerli devlet adamını hararetle selâmlarız.
Hiç şüphe etmiyoruz ki, bu ziyaret iki devlet arasında Atatürk devrinde, bugünkü Başbakan Yardımcısının muhterem pederi Venizelos'la birlikte kurulmuş olan samimî ve yakın dostulğu bir kat daha takviye edecek, ve ona daha yeni inkişaf imkânları sağlayacaktır. Biz Yunanistan'ın İkinci Cihan Harbinde ne büyük ıstıraplar çektiğini, ve ondan sonra memlekette komünist saldırışını önlemek için nasıl canla başla çalıştığmı çok yakından biliyoruz. Şimdi o karanlık devreler geçmiş ve bu komşu devlet mes'ut günlere kavuşmuştur. Yunanlıların kendi hudutları içinde, ik-tisaden yükselmesini ve kalkınmasını görmek bize ancak sevinç vermektedir.
Şimdi Türkiye ve Yunanistan, Atlantik Paktı camiasının barış cephesi içinde lâyık oldukları mevkii almaktadırlar. Yunanlılarla birlikte, Atlantik Paktı Konseyinin şubatın on altısında Lizbon'da yapacağı toplantıya iştirakimiz hemerr- yüzde yüz tahakkuk etmiş demektir. Akdeniz'in bu bölgesinde çok iyi komşuluk münasebetleri idame etmiş olan bu iki memleketin salahiyetli devlet adamları elbette kendilerini alâkadar eden meseleler üzerinde esaslı görüş teatilerinde bulunacaklar ve bundan muhakkak surette dünya barışı da faydalanacaktır.
Hep biliyoruz ki, Akdenizde durumun bazı fesatçı unsurların tahrikleri yüzünden normal denecek vaziyetten, uzaklaşır gibi olduğu zamanlara rastlanmıştır. Türkçede bir darbı mesel vardır: Su uyur, düşman uyumaz, derler. Akdeniz'in suyu belki uyumakta, fakat düşman daima fırsat kollamaktadır. Buna karşı müteyakkız olmak, ve kuvvetlerimizi birleştirmek ve eğer aramızda pürüzlü noktalar varsa onların izalesine çalışmak, hepimiz için bir insanlık borcudur. Biz Yunanistan'ı en i-yi komşularımızdan biri olarak tanıyoruz. Yunanistan'ın da bizden daima dostluk göreceğini kaydetmekten memnunluk duyuyoruz.
Şimdi Atlantik Paktına dahil olurken, barışın korunması için müşterek vazifelerimiz olduğu asla unutulmamalıdır. Çünkü Akdeniz'in bu bölgesinde her hangi bir tecavüzden dolayı silâhlı bir ihtilâf patlak verecek olursa, en evvel Türkiye ve.Yunanistan'a terettüp eden bir çok vazifeler vardır.
Sayın Sofokles Venizelos'un Ankara ziyaretinde bütün bunların etraflı bir surette gözden geçirileceği muhakkaktır.
Zaman zaman, iki devlet arasındaki . dostluğu çekemiyen bazı unsurların bir takım meseleler ortaya atıp bilvasıta ortalığı karıştırmağa yeltendiklerini bilmiyor değiliz. Fakat milletlerin sağduyusu daima galip gelmiş, kışkırtıcıların yüzünden maskelerini çıkarmış, ve daima iki devlet arasındaki dostluğu en temiz kaynağına iysal etmiştir.
İşte sayın Sofokles Venizelos'u bugün bu hakikatleri anlıyan ve Türk - Yunan dostluğunun güzide devlet adamlarından biri olarak selâmlamaktayız.
Bu bakımdan Ankara temaslarının müşterek barış cephesine büyük hizmetler ifa edeceğini ve çok iyi neticeler vereceğini şimdiden söyliyebiliriz.
Sayın misafirimize tekrar hoş geldiniz, deriz.
Türk - Yunan münasebetleri...
Yazan: Cavit Örtü
30 Ocak 1952 tarihli Hü-ses'len
Komşumuz ve dostumuz Yunanistan'ın Dışişleri Bakanı M. Venizelos dünden-beri topraklarımızdadır ve bugün de Ankara'da olacaktır. Türkiye ve Yunanistan gibi kader birliği yapmış iki memleketin devlet adamlarının bu suretle yan yana gelmeleri, iki milleti alâkadar eden meseleleri konuşmaları ve dünya siyasetinin gidişatı ve manzarası hakkında fikir müdavelesinde bulunmaları elbette memnun olacak bir olaydır. Gerçi, konuşmaların mevzuu hakkında bir malûmatımız yoktur ve olamaz da. Ancak, şarkî Akdenizde müşterek bir tehlikeye karşı müşterek menfaatleri olan bu iki milletin mes'uliyetli şahsiyetlerinin görüşücekleri bir çok meseleler vardır ve bunlardan birisi de Atlantik Paktıdır.
Türkiye ve Yunanistan'ın dostluk münasebetlerinden evvelki devreyi hatırlamak istemiyoruz. Kaderin acı cilveleri daima dost geçinmeleri icap eden bu iki milleti bir aralık karşılaştırmıştır. Fakat, tecrübeler ve hadiseler bütün bu hazin hatıraları unutturmuş ve realite karşısında anlaşmak ve birleşmek zaruretini duyurmuştur. Lozan'dan sonra başlayan bu dostluk zamanımıza kadar devam etmiş gelmiştir. Bundan sonrası için devam etmemsine bir sebep yoktur, bilâkis millî menfaatlarımız iki milletin daha sıkı, daha samimî ve daha mütesanid hareket etmelerini icap ettirir. Çünkü, komünist tahriklerinin ve komünizm afetinin ne demek olduğunu ve bunların arkasında fırsat kollayan Sovyet tehlikesinin ifade ettiği mânanın ne olabileceğini Yunanistanın geçirdiği kanlı tecrübelerle daha iyi takdir etmesi lâzımgelir. Bu sebeple Türk - Yunan dostluğu tarihî ve coğrafî bir realitenin tabiî mahsulü olarak ortaya çıkmış ve iki milletin kaderini birleştirmiştir. Ümit ederiz ki M. Venizelos'un bu ziya reti bu dostluğu daha çok kuvvetlendir meye yarayacak ve böylelikle bulanık suda balık avlamak isteyen Moskovanın Akdeniz'deki bu siyasî tesanüd ve kuvvet karşısında bütün tarih boyunca olduğu gibi hayalleri yine boşa çıkacaktır.
4 Ocak 1952
— Londra:
Bugün Londra hava alanından geçen Birleşik Amerikanın Türkiye Büyükelçisi George McGhee gazetecilere verdiği beyanatta Türkiye'nin Orta-doğu müdafaasının .kilid taşı olduğunu söylemiş ve şunları İlâve etmiştir:
«Türkler daima bir işbirliği ruhuna sahip olduklarını göstermişlerdir ve Orta-doğu Komutanlığı mevzuunda da tam bir işbirliği yapacaklarını ümit etmekteyim.»
Evvelce Dışişleri Bakanlığı Orta-doğu ve Afrika İşleri Yardımcısı olan McGhee devamla demiştir ki:
«Tayinim Birleşik Amerikanın Türkiye'nin Batı devletleriyle işbirliğine nekadar ehemmiyet verdiğini göstermektedir.»
Çarşamba günü Beyaz Sarayda Başkan Truman'a veda ettikten sonra gazetecilere verdiği demeçte McGhee her zaman olduğu gibi şimdi de Başkan Truman'm Türkiye'nin müşterek emniyete yaptığı büyük yardımdan dolayı bu memlekete büyük bir alâka beslemekte olduğunu söylemiştir.
Büyükelçi Türkiye ile hususî hiçbir meselenin mevcut olmadığını ve iki memleket arasındaki münasebetlerin her zaman iyi ve gayesinin de bunları ayni şekilde muhafaza etmek olduğunu ilâve etmiştir.
15 Ocak 1952
—■ Washington:
Türkiye Büyükelçisi Feridun Cemal Erkin şunları söylemiştir:
Amerikan hariciyesi. Türkiye'nin Atlantik Paktına kabulünü bir an evvel tasdik etmesini Kongreden taleb etmekle. Türkiye'ye bir kere daha dostluğunu göstermiştir.
Feridun Cemal, Dışişleri Bakanlığı Orta-Doğu Yardımcısı Burton Berrv ile yaptığı .son mülakatta. ((Tasdik muamelesinin biran evvel ikmal edileceği» teminatını aldığını gazetecilere beyan etmiştir.
19 Ocak 1952
— Washington:
Türkiye Maliye Bakanlığı memurlarından Sabahattin Alpat. Milletlerarası Para Fonu çalışmaları üzerinde eğitim görmek üzere seçilen 10 genç arasındadır. ,
Alpat ve diğer genç maliyeciler. Maliye Bakanlıkları ve Para Fon'un üye memleketlerin Merkez Bankaları tarafından sunulmuş bir tavsiye listesinden seçilmişlerdir.
15 Ocak tarihinde başlıyan eğitim programında konferanslar, seminerler ve Amerikanın malî teşekküllerinde bir inceleme gezisi vardır. Eğitim gören her maliyeci kendi memleketlerinin ihtiyaç ve menfaatlerine uygun şekilde çalışmalarda bulunacaktır.
25 Ocak 1952
— La Haye:
Türk Hükümetini ve çiftçileri temsil eden 7 kişilik hayvan yetiştirme heyeti hâlen Hollanda'da bulunmaktadır.
Karşılıklı Güvenlik Bürosu Çiftlik Hayvanları Müşaviri Mr. Burl Winchester'İn refakatinde Avrupa'da bir tetkik gezisine çıkmış olan heyet, sah günü Karşılıklı Güvenlik Bürosu Gıda ve Tarım mümessili Charles Fossum tarafından verilen ziyafette hazır bulunduktan sonra Hollanda Tarım. Balıkçılık ve Gıda Bakanlığına giderek temaslarda bulunmuştur.
Çarşamba günü Friesland'ı ziyaretle oradaki Mandıra ve çiftliklerde tetkiklerde bulunan heyet dün Hooen'daki Tarım Araştırma istasyonunu ve Kuzey Hollandalı hayvan yetiştiricilerine ait çiftlikleri ziyaret etmiştir.
Heyet bu akşam Londra'ya hareket edecektir.
— New-York:
New-York Valisi Thomas Dewey, dün gece bir ziyafette yaptığı konuşmada bir Pasifik Savunma Paktının derhal ihdasını talep ederek sözlerine şöyle devam etmiştir:
«Pasifik hür kalmalıdır ve kanaatimce biz bu bölgenin hürriyetini sağlayacak tedbirleri almadıkça, hür Pasifik kaybolacak ve Sovyet Rusya'nın hâkimiyeti altına girecektir.
Pasifikteki hür devletlerin bir Savunma-Paktı kurmaları için nasıl Çinlilerin Çin Hindin'e hücum etmelerini ve bilâhare meseleyi Birleşmiş Milletlere aksettirmeyi beklersek bundan istifade edecek olan Rusya'dır. »
Dewey bu Pakta iştirak edecek olan hür Pasifik devletlerinin isimlerini zikretmemiştir.
Pasifik Savunma Paktının. Birleşik Amerika, Batı Avrupa, Türkiye ve Yunanistan'ı birbirine bağlayan Pakt kadar mühim olduğuna işaret eden Dewey, gerekli tedbirler alınmazsa, Pasifik kaybolacaktır, demiştir.
Uzak-Doğu'da sekiz haftalık bir seyahat yapmış olan New-York Valisi, Kızıl Çinlilerin Güney-Doğu Asya'yı istilâ edebileceklerinden bahisle. «Şayet böyle bir tecavüzü önlemek için hür dünya harekete geçmezse .dünya büyük bir felâket ile karşılaşacaktır» demiştir.
30 Ocak 1952
— Stockholm:
Türk güreşçileri dün akşam burada İsveç'in en seçme güreşçileriyle yaptıkları serbest stildeki karşılaşmalarının hepsini kazanarak İsveç takımını 8—0 mağlûp etmişlerdir.
Salonu tıka basa dolduran 4000 kişiden fazla bir meraklı kütlesinin önünde yapılan açılış merasimini müteakip gecenin ilk müsabakası başladı. 52 kiloda Ali Yücel daha ilk dakikalarda üstünlüğü ele alarak hasmı Malte Moeller'i ezmeğe başlamıştır. Evvelâ burma ile hasmını çevirmeğe teşebbüs eden Yücel, sonra taktığı boyunduruk ile rakibini 2 dakika 53 saniyede tuşa getirerek gecenin ilk galibiyetini kazanmıştır.
67 kiloda güreşecek olan Nureddin Zaferin biraz rahatsız olması sebebiyle bu sıklet yerine 57 kiloda iki karşılaşma yapılmıştır. İlk karşılaşmada Halil Kaya İsveçli Edwin Westeb'i ittifakla yendi. Halil Kaya güreşin başından sonuna kadar bariz bir üstünlük gösterdi ve bilhassa yerde İsveçli hasmını iyice ezdi.
62 kiloda Servet Meriç ekseriyetle kazandığı karşılaşmanın ilk dakikalarında. Henry Holmberg'in daha üstün güreştiği görülmekte idi. fakat Servet Meric'in hatalı bir kafa-koîu dolayısiyle hakemin kendisine ihtarda bulunması üzerine, Meriç daha dikkatli ve atak güreşmeye başladı ve puan durumunu lehine çevirmeğe muvaffak oldu. Meric'in daha ziyade minderde İsveçliye faik olduğu Görülmekte idi.
Nureddin Zafer'in rahatsızlığı sebebiyle 57 kiloda yapılan İkinci karşılaşmada Kemal Demirsüren çok çekişmeli geçen ilk dakikalardan sonra İsveçli hasmını köprüye düşürerek basara bastıra köprüsünü kırmağa mecbur etti ve böylece Kurt Pettersen'i 3 dakika 41 saniyede tuşa getirdi.
73 kiloda Avrupa minderlerinde ilk defa görülen Necati Morjjül ile İsveç'i Goesta Fraendfors arasındaki güreş gecenin en güzel müsabakası olmuştur. Fraendfors ilk devrenin ilk 3 dakikasında atak oyunu ve hafif üstünlüğü sayesinde puan toplamağa muvaffak oldu, fakat derhal kendisini toparlayan Necati Morgül. İsveçli "hasmına müşkül anlar yaşatmağa başladı. Ayakta geçen devrede vaziyeti lehine çeviren Morgül yerde İsveçliye fazla bir sey vapamadı. Bunun üzerine hakem müsabıklara güreşe ayakta devam etmelerini söyledi. Fraendfors kaybettiği puanları telâfi etmek için son devrede şiddetli ataklarda bulunmasına rağmen Morgül. bu teşebbüsleri daima akamete uğratmasını bildi ve ekseriyetle galip ilân edildi.
79 kiloda Haydar Zafer. Carlsson Halfnelson'u biraz denedikten sonra, derhal hücuma geçti ve bir burgu almasına rağmen, bunu neticelendirmeğe muvaffak olamadı. Zafer biraz sonra gene avm oyuna girdi, fakat İsveçli bundan da kurtulmasını bildi. Haydar Zafer'in bariz üstünlüğü ile geçen ilk devreyi müteakip yerde her iki güreşçi de fazla bir şev vapamadılar. Ayakta gecen son devrenin son dakikalarında Haydar Zafer, Halfnelson'u alta almağa muvaffak olarak 14 dakika 10 saniyede tuşa getirdi ve böylece gecenin üçüncü tuşla galibiyetini takımına kazandırdı.
S7 kiloda Bektaş Can meşhur İsveçli Vicking Palm'ı. daha ziyade çekingen bir güreş sonunda ittifakla yendi. Bektaş, bilhassa yerde Palm'dan üstün güreşmiş ve bu arada sayı kazanmasını bilmiştir.
Ağırda İrfan Atan ve Bengt Fahlguiste arasındaki güreş karşılıklı hücumlarla başladı, fakat İrfan hasmının, teşebbüslerini ustaca savuşturarak bilhassa yerde geçen devrede daha müessir güreşti ve puan topladı. İrfan Atan son devrede ihtiyatlı güreşmeyi tercih etti ve daha önceki faikıyeti sayesinde kazandığı puanlarla ittifakla salip ilân edildi.
Dün gece kıymetli İsveçli rakipleri karşısında serbest stilde 8-0 gibi mutlak bir üstünlük kazanan Türk takım bu gece de grekoromen tarzda müsabakalar yapacaktır.
— Stockholm:
Dün İsveç güreş takımını serbest güreşte 8-0 mağlûp eden İstanbul Güreş Kulübü takımı, bu akşam-hıncahınç dolu Erikdols Hâilen kapalı salonunda İsveçli güreşçilerle grekoromen stilinde karşılaşmıştır.
Müsabakalar başlamadan evvel Türkiye'nin Stockholm Elçisi Emin Ali Sipahi her iki lakıma birer buket vermiştir.
İlk karşılaşma 52 kiloda son dünya şampiyonası birinci ve ikincisi İsveçli Johanson ve Ali Yücel arasında yapıldı. Güreş Şçayet cansız ve hareketsiz başladı. Ve her iki güreşçi de pasif çalışmalarından dolayı birer ihtar aldılar ve ilk devre berabere neticelendi. Yerde cereyan eden güreşe daha hâkim olan Johanson neticede maçı 2/1 ekseriyetle kazandı.
İkinci karşılaşma 57 kiloda ve Halil Kaya ile Kurt Petterson arasında oldu. İlk devrede Halil Kaya daima hücumda ve hâkim -bulunmasına rağmen -hakemler devre "neticesini berabere ilân ettiler. Yerde 'cereyan'ederi güreşde Halil Kaya kurayı kaybettiğinden alta düştü. İsveçli Halili burgu ile çevirmeğe çalıştı ise de muvaffak olamadı. Hali! Kaya ise mukabil oyunlarında daha ziyade serbest güreşe kaçmaktaydı. Neticede yerde ve son devre daha hâkim .güreşen Petterson hakemler tarafından ittifakla galip ilân edildi.
62. kiloda Kemal Demirsüren Kurt Carlsson'u İttifakla ve sayı hesabile mağlûp etmiştir. Güreşin başlangıcında İsveçli daha iyi güreşmesine rağmen sonlara doğru açılan Kemal İsveçliyi bir kaç kere altına alarak-sayı toplamış-ve müsabakayı ittifakla kazanmıştır.
Bundan sonra yapılan, müsabakalarda grekoromen. stilde daha iyi güreşen İsveçliler 4 galibiyet daha başlamışlardır.
Stockholm'de yapılan iki günlük müsabakalar sonunda Türk güreşçileri 10. İsveçliler ise 6 galibiyet kazanmışlardır.
1 Ocak 1952
— Paris:
Noel tatilinden sonra Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun yarın müşterek güvenlik meselesi müzakerelerine tekrar başlaması sırasında Sovyet Rusya'nın şiddetli bir muhalefet göstereceğine muhakkak nazariyle bakılmaktadır.
Yarın müzakere edilecek gündemin ilk maddesi 14 memleketten müteşekkil müşterek tedbirler komitesinin hazırlamış olduğu rapordur. Komite bütün haftayı, Kore'de tecrübe edildiği veçhile ilerde vuku-bulacak bir tecavüze karşı takip edilecek hareket hakkında bir tasarı hazırlamakla geçirmiştir.
Tasanda şu hususlar ileri sürülmektedir:
1.— Bir tecavüz halinde bir Birleşmiş Milletler Başkomutanının komutası altında harekete geçmek üzere muhtelif memleketlerin birliklerinden müteşekkil bir milletlerarası ordunun kurulması ,
2.— Mütecaviz memleketin ve müttefiklerinin etrafında müessir bir ablukanın teşkilini mümkün kılacak iktisadî tedbirler sisteminin ihdası,
3.— Mütecavizin, diğer bütün devletlerden tamamen tecridini sağlayacak diplomatik ve siyasî müeyyidelerin tesbiti.
4 Ocak 1952
— Paris:
Birleşmiş Milletler Siyasî Komisyonundaki Birleşik Amerika temsilcisi Benjamin Cohen, bugün yaptığı bir basın toplantısında ezcümle şöyle demiştir:
«Kore mütarekesinin Güvenlik Konseyinde müzakere edilmesini isteyen Sovyet teklifi kabul edilecek olursa, bu hal sadece Kore'de devam etmekte bulunan görüşmeleri engelleyecektir.
Kore'deki askerî müzakerelerle, Paris'te 'cereyan eden yan askerî görüşmeleri durdurmakta hiçbir sebep göremiyorum. Böyle çifte bir tertip ancak mütarekenin akdini geciktirir.
Sovyetlerin hakikaten gerginliğin azalmasını halisane istediklerine dair ortada bir alâmet görününceye kadar. Birleşik Amerika, Sovyet Dışişleri Bakanı Vişinski'nin ileri sürdüğü şekilde, herhangi bir belirli toplantıya muarızdır.
Fikrimce. Vişinski'nin teklifi bu genel Asamblenin kollektif bir güvenlik teşkilâtı kurmak yolundaki gayretlerini Önlemeğe ve boğmaya matuf bir tedbirdir.
— Paris:
Bugün Siyasî Komisyonda söz alan Fransanın Birleşmiş Milletler nezdindeki daimî delegesi Jean Chanvel, Sovyet delegesinin sunmuş olduğu karar suretine şiddetle muhalefet ederek ezcümle şöyle demiştir:
Vişinski Güvenlik Konseyinin toplanması-m teklif ediyor, bu böyle bir toplantıya, Güvenlik Konseyindeki daimî temsilcisinin bizi alıştırdığı anlayıştan başka, yeni bir anlayışla girecek mi demektir? Evvelki gün söylediği nutuk bizde ne bu intibaı ne de bu ümidi bıraktı.
Her şeyden önce Kore meselesi bahis mevzuu ise. bize ümit vermekte olan Panmunjom müzakereleri, onların başka bir plâna alınmalarını icap ettirecek kadar Moskova'da çok fena durumda mı telâkki ediliyor, yoksa deva Panmunjom müzakerecilerinin yetkilerini kaldırmak mıdır? Güvenlik Konseyi onların islerini kolaylaştırmak için halen devam eden müzakere sona erer ermez Kore meselesini ele alacak olan Komisyonumuzun yapacağından daha başka ne yapabilir?
5 Ocak 1952
-— Paris:
Birleşmiş Milletler Vesayet Komisyonu, vesayet altındaki memleketler yerlilerinin Vesayet Konseyi çalışmalarına, bilhassa senelik raporların incelenmesi işlerine iştirak ettirilmelerim isteyen Hindistan, Mısır, Küba ve Ekuator'un verdikleri karar suretini kabul etmiştir.
7 Ocak 1952
— Paris:
Türkiye başdelegesİ ve( Özel Siyasî Komisyon Başkanı Selim Sarper. gündemin Birleşmiş Milletler Filistin Uzlaştırma Komisyonunun raporu ve Filistin mültecilerine yardım meselelerine mütedair 5'inci maddesinin müzakeresine bu sabah başlamıştır.
Fransız delegesi ve Uzlaştırma Komisyonu Başkanı Leon Marchal. rapotunu Komisyona arzetmek üzere ilk olarak söz almıştır.
Fransız delegesi. Komisyon çalışmalarının başarısızlığını belirterek Uzlaştırma Komisyonunun New-York'a nakledilmesini istemiş ve bu suretle İcab ettiği zaman Komisyonun üyelerinden biri veya bir kaçını oradan Orta-Doğu'daki ilgili bölgelere gönderebileceğini söylemiştir. İsrail ile Arap devletleri arasındaki rekabetten dolayı bu bölgede mevcud durumun «Birleşmiş Milletlere bir meydan okuma» mahiyetinde olduğunu belirttikten sonra Marchal. bu vahim meseleye Birleşmiş Milletlerin nihayet bir hal çaresi bulacağı ümidini izhar etmiştir.
Müteakiben Uzlaştırma Komisyonuna üye üç memleket olan Türkiye. Fransa ve Birleşik Amerika temsilcileri İngiltere ile birlikte hazırlamış oldukları bir karar sureti tasarısını tevdi etmek üzere söz almışlardır. Tasarı, «Aralarında ihtilâf mevzuu olan meselelerin halli için hemen bir anlaşma zemini aramak üzere ilgili hükümetleri ısrarla davet etmekte» ve «Uzlaştırma Komisyonunun uhdesine tevdi edilen vazifeyi verine getirmek imkânını bulamamış olmasından dolayı eseflerini bildirmektedir.)) Tasanda, tarafların askıda kalan meseleler üzerinde bir anlaşmaya varmalarına yardım için Uzlaştırma Komisyonunun herhalde bunların emrinde kalması gerektiği kanaati ifade edilmektedir.
listın Uzlaştırma Komisyonu merkezinin Birleşmiş Milletler merkezine, yani New-York'a nakli ve bir temsilcinin Kudüs'te kalması teklif olunmaktadır. Tasarıda nihayet Komisyonun uhdesine verilmiş bulunan vazifeyi yapabilmek için yardım maksadiyle dilediği şekilde bir veya birkaç temsilci tayin salâhiyeti de kendisine verilmektedir.
Daha sonra Lübnan temsilcisi, Lübnan Dışişleri Bakanı Charles Hellou. Filistin Uzlaştırma Komisyonunun raporuna itiraz etmiş ve İsrail'i. Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen karar suretlerini, ezcümle Arap mültecilerinin durumu hakkındaki karar suretini dikkat nazarına almamakla itham etmiştir.
Çin delegesinin kısa bir hitabesinden sonra, Fransız temsilcisi Pİerre Abelin. karşılıklı tâvizler ve Birleşmiş Milletlerce alınan prensip kararlarının tatbikine müstenİd bir uzlaşma yolu bulunmasının zarureti Üzerinde ısrar etmiş ve demiştir ki:
«Taraflarca kabul edilecek tâvizler olmadıkça Filistin meselesinin halline imkân yoktur.»
Fransız temsilcisi. Birleşmiş Milletler Filistin Uzlaştırma Komisyonunun kendilerine yardımlarını arzetmek üzere daima ilgili tarafların emrinde bulunacağını, fakat buna karşılık barışın teessüsüne bir başlangıç olmak üzere anlaşma çaresini temin hususunda her iki taraftan yapıcı bir gayret sarfetmelerini taleb hakkını haiz bulunacağını söyleyerek sözlerine son vermiştir.
Müzakerelere yarın sabah devam edilecektir.
— Paris:
Sovyet Rusya, bugün Genel Kurul Hukuk Komisyonuna verdiği bir karar sureti tasarısında Birleşmiş Milletlere kendi görüşüne göre tecavüzün tarifini yapmaktadır
Rusya tecavüzü şu şekilde tarif etmektedir:
«Mütecaviz devlet, diğer bir devlete harb ilân eden veya bu devletin topraklarını silâhlı kuvvetlerle istilâ eyliyendir. Bu istilâ, harb ilân etmeden de olabilir."
Rusya, tecavüz unsuru olarak şunları göstermektedir :
I.— Diğer bir devletin topraklarını bombardıman etmek veya bu devlete ait gemi ve uçaklara taarruzda bulunmak,
2.— Bir devletin topraklarına müsaade almadan girmek ve müsaade verilmiş ise bunun hitamında adı geçen toprakları terk etmemek,
3.— Liman ve sahilleri denizden abluka etmek.
4.-^ Bir memlekete hücum eden çeteleri desteklemek ve bu çetelere yardımdan vazgeçilmesinin talebine /rağmen buna devam etmek.
Rusların Birleşmiş Milletlere tevdi ettiği bu vesikada hiçbir devletin siyasî, stratejik ve iktisadî sebeplerle bir diğerine tecavüz etmeye hakkı olmadığı belirtilmektedir. Bir memleketin geri kalmış olması,, fena bir şekilde idare, edilmesi, ve ihtilâllere sahne olması bu memlekete tecavüz için bir sebeb teşkil edemez.
Rusya'ya göre Milletlerarası andlaşmaların, ticaret andlaşmalarının ve iktisadî imtiyazların ihlâli, tecavüz için kâfi sebeb sayılamaz. Diplomatik ve iktisadî münasebetlerin kesilmesi, muhaceretin tahdidi, diplomatlara tanınan hakların ihlâli, bir memleketin herhangi bir devlet silâhlı kuvvetlerini bir üçüncü memlekete hücum için topraklarından geçirmeye müsaade etmemesi, dinî veya din aleyhtarı tedbirler alınması, hudud hâdiseleri tecavüze mazeret teşkil edemez. Komşu memleketlerin hudutlara büyük .sayıda silâhlı kuvvetler yığmasına mukabil askerî -tedbirler alınabilir, fakat hudud geçilemez.
— Paris:
Siyasî Komisyonun Öğleden sonraki toplantısında müdahalede bulunarak söz alan Sovyet Dışişleri Bakanı Vişinski ezcümle şöyle demiştir:
«Batı Güvenlik Paktı tasarısı hakkında uzun beyanatta bulunmak zorundayım.
Sön dakikalarda ortaya çıkan " karar sureti, hakikati halde, Atlantik blokunun elebaşılığını kabullenmiş olan Birleşik Amerika tarafından teklif edilmiştir. İngiltere ile Fransa ise talî mevkilerde kalmışlardır. Tâdile uğrayan tasarı bize şunu göstermiştir ki esas teklifin en mühim kısmı ortadan sır olmuştur.
Bu teklife önayak olanlar, Arap - Asya, Lâtin Amerika muhalefetinin karşısında cephe değiştirmiş ve alınacak tedbirlerin zorla kabul ettirilmesi veya hattâ tasvib edilmeleri taleplerinden vazgeçmişlerdir.
Bu karar sureti sadece milletlerarası gerginliği vahimleştirebilir. ve önayak olanlarda dünya hâkimiyetini tesise çalışmaktadırlar.
Mısır ve Kore'de olup bitenler, karar suretine önayak olanların diğer memleketleri yiyip yutmak'' istediklerini göstermiştir. Kollektif Tedbirler Komitesi. Napolyonun Rusya'ya karşı kullanmış olduğu gibi engelleri, tavsiye- etmekle tamamiyle saldırıcı düşünceleri desteklemektedir.
İleriye sürülen Orta-Doğu Komutanlığıma Orta-Doğu memleketlerinin silâhlı kuvvetlerini, Kuzey Atlantik Paktı -Teşkilâtı ile sıkı bir şekilde münasebette olarak Müttefik Komutanlığı emrine vermesi, millî istiklâl mefhumu ile telif edilebilir mi. sorarım. Bu teklif sadece Arap devletlerinin Kuzey Atlantik Paktı Teşkilâtı içine almak üzere girişilen bir teşebbüsün ifadesidir ve buraların İşgali ile müsavidir. Bahane de hazırdır. Orta-Doğu'yu Sovyet Rusya'nın tehdidinden korumak.
Türkiye hiç kimse için bir tehlike teşkil etmemektedir, fakat başlıca Batılı devletler muhakkak ki böyle bir tehlike arzederler. "
8 Ocak 1952
— Birleşmiş Milletler (Paris):
Siyasî "Komisyonun gündeminde «KoTe'nin istiklâli meselesi ve Kore'nin birleştirilmesi ve kalkındırılması» başlığını taşıyan gelecek madde Birleşik Amerika delegesi Ernest Gross ile Sovyet delegesi Jacob Malik arasında Birleşmiş Milletler koridorlarında yapılan kısa bîr görüşmenin mevzuunu teşkil etmiştir.
Gross, muhatabına Amerikan heyetinin Kore'deki mütareke müzakereleri bir neticeye bağlanmaya kadar bu meselenin tedkikinin geri bırakılmasına taraftar olduğunu bildirmiştir. Amerikalılara' göre Panmunjonrda Kore meselesinin askerî veçheleri halledilmedikçe siyasî veçheleri müzakere etmek mevsimsiz olacaktır.
— Paris:
Filistin'de İsrail ile Arap devletleri arasında anlaşmazlığın halli için Birleşmiş Milletlerin gayretlerine . devam edilmesi hususunda bir teklif sunmuş olan dört devlet arasında Türkiye de vardır:
Türkiye, İngiltere, Fransa ve Birleşik Amerika bu konuda dün Genel Kurulun özel Siyasî Komisyonuna bir karar sureti tasarısı sunmuşlardır. Özel Siyasî Komisyon Filistin uzlaştırma Komisyonu tarafından sunulan raporu müzakereye başlamıştır.
Dörtlü tasarı Araplarla Yahudilere, aralarındaki anlaşmazlıkları «Adalet ve realizm havası içinde ve mütekabil bir feragat esası üzerinde)) halletmelerini tavsiye etmektedir.
Bu gayelerine erişmek için Birleşmiş Milletlerin sağladığı bütün kolaylıklardan İstifade etmeleri talep edilmektedir. Tasarı ayni zamanda Uzlaştırma Komisyonunun çalışmalarına devam etmesini İstemekte, fakat merkezinin Kulüs'den New-York'daki Birleşmiş Milletler Genel Merkezine naklini tavsiye etmektedir. Maamafih Komisyona, Kudüs'de temsiciler bulundurma yetkisi de verilecektir.
Söz alan Türk delegesi İlhan Savut, bu bölgedeki istikrarsızlığın bir huzursuzluk doğurduğunu belirtmiş ve sulhun menfaati "bakımından anlaşmazlıkların halli yolunda bir gayretin gösterilmesi lâzım geldiğini söylemiştir.
Lübnan delegesi bu dörtlü tasarıya muhalefet etmiş, memleketinin hiçbir tecavüz-kâr niyeti olmadığını söyleyerek daha sonra kendi tasarısını sunacağını bildirmiştir.
Birleşmiş Milletler üyesi olmayan Ürdün de bu görüşmelerde müşahit sıfatiyle hazır bulunmuştur.
— Paris:
Dünden itibaren Birleşmiş Milletler Filistin Uzlaştırma Komisyonunun raporunu tetkike başhyan Özel Siyasî Komisyon müzakerelerinde Türkiye önemli bir rol oynamağa namzet bulunmaktadır. Filhakika Birleşik Amerika. Fransa ve İngiltere Türkiye de bu Komisyonun üyelerinden biri olup Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna sunulmuş olan raporu, adı geçen devletlerle birlikte kaleme almıştır.
23 Ocak - 1Q Kasım 1951 devresine ait olan bu raporda Uzlaştırma Komİsvonu. Birleşmiş Milletler tarafından kendisine tevdi edilen ve Araplarla Yahudilere, aralarındaki ihtilaflı bütün meseleleri halledecek nihaî bir anlaşmaya varmaya yardım etmekten ibaret olan vazifede memnunluk verici bîr başarı elde edemediğini kaydetmektedir.
Fransa. Birleşik Amerika ve İngiltere temsilcilerile müştereken kaleme aldığı karar sureti tasarısını tevdi ederek Birleşik Amerika temsilcisi Tessup'tan sonra söz alan Türkiye temsilcisi İlhan Sayut demiştir "ki:
Her şeyden evvel şurası muhakkaktır ki, Orta-Doğu memleketleri, dünyanın bu bölgesinde devamlı barış şartları kurulmadıkça buranın iktisadî ve içtimaî kalkınmasına bütün gayret ve enerjilerini hassedemiyeceklerdir.
Bundan sonra Birleşmiş Milletler Filistin Uzlaştırma Komisyonunun çalışmalarına temas eden Türkiye delegesi şöyle demiştir:
«Bu Komisyon, Birleşmiş Milletler tarafından- kendisine tevdi olunan vazifeyi, mümkün olan bütün metod ve usulleri kullanarak ifa etmeye çalışmıştır. Ancak şunu esefle kaydetmek isterim ki müsait olmayan siyasî "şartlar dolayisiyle Komisyonun gayretleri akim kalmıştır.»
Müteakiben Özel Siyasî Komisyona sunulmuş olan karar sureti tasarısı mevzuuna geçen İlhan Savut demiştir ki:
((Türk heyeti. Fransa, İngiltere ve Birleşik Amerika ile müştereken, Filistin meselesinin âdilâne bir şekilde halli için Birleşmiş Milletlerce şimdiye kadar sarfedilen gayretlere devam edilmesi gayesini istihdaf eden kısa ve aynı zamanda basit bir karar sureti tasarısı sunmuş bulunmaktadır.»
Filistin meselesinin halli yolunda halen tatbik edilen metodların tasarıda bâzı tâdillere uğradığını kaydeden Türkiye delegesi ((Karar sureti tasarısında bilhassa Filistin meselesinin memnunluk verici ve âdilâne bir şekilde halli yolunda Genel Kurul tarafından evvelce vazedilen prensiplerin tekrar teyidine çalışılmıştır» demiş ve şimdiye kadar yapılan çalışmaların bu hedefin tahakkukuna yardım edeceği ümidini izhar ederek sözlerine son vermiştir.
— Birleşmiş Milletler (Paris):
Siyasî Komisyon, U devlet tarafından sunulan karar suretinin Müşterek Tedbirler Komisyonunun hizmet müddetini bir sene uzatan maddesini 1 müstenkif ve 5 muhalife karşı 53 reyle kabul etmiştir. Siyasî Komisyon bundan başka aynı takririn diğer bir maddesini de 8 muhalif ve" 2 müstenkife karşı 49 reyle kabul etmiştir. Bu maddede, ayni zamanda, diğer siyasî teşekküllere mensur) olan Birleşmiş Milletler üyesi devletlere mütecavize karşı Birleşmiş Milletler tarafından alınabilecek olan müşterek tedbirler lehinde mensup oldukları teşekküllerin mümkün olan her türlü müzaheretini temine gayret etmeleri tavsiye olunmaktadır.
11 Ocak 1952
— Paris:
Birleşmiş Milletler Özel Siyasî Komisyonunda dün Filistin hakkında müzakereler cereyan ederken Yunan delegesi, Türk-Yunan münasebetlerinden sitayişle bahsetmiştir:Yunanistan'ın Birleşmiş Milletler nezdindeki daimî delegesi şunları söylemiştir:
«Arap devletleriyle İsrail arasındaki anlaşmazlığa sebebiyet veren âmillerin bir gün izale edileceği ve bu günün yakın olacağı ümidini beslemekteyiz. Bu husustaki ümitlerim Türk - Yunan münasebetlerinin hayırlı gelişmesinden mülhemdir. Filhakika mazide Türkiye ile Yunanistan arasında çıkan ve birçok kanlı çatışmalara sebebiyet veren ihtilâflara rağmen bu iki memleket münasebetlerinin bugün arzettiği manzaradan ibret almak gerektir.
Türk milletiyle Yunan milleti tarih ve ırk bakımından birbirlerinden tamamiyle ayrı olmalarına rağmen, bugün elele vererek aynı idealler uğruna aynı yolda yürümektedirler. Ankara'da ve Atina'da sırf gösteriş saikasiyle bu münasebetlere (dostane münasebetler) dönüşmemektedir.
Türk - Yunan münasebetlerinin bugünkü durumu milletlerarası teşekküllerde alınan kararların mahsulü olmadığı gibi milletlerarası komisyonların da mahsulü değildir. Bu münasebetler, uzun senelerin ve çalışmaların muhassalasidır. Türkiye ile Yunanistan geçici anlaşmazlık sebeplerinin tesiri altında kalmaksızın aralarında devamlı ve ahenkli münasebetler kurmağa ve bunları geliştirmeğe gayret edegelmişlerdir.»
12 Ocak 1952
— Paris:
Sovyet Rusya Birleşmiş Milletler Siyasî Komisyonuna altı maddelik yeni bir sulh plânı vermiştir. Bu plânda Kore harbine derhal son verilmesi, atom bombasının kayıtsız şartsız kanun dışı edilmesi ve bir Dünya Silâhsızlanma Konferansının toplanması istenmektedir.
Sovyet Dışişleri Bakanı Yişinski'nin bir karar sureti şeklinde verdiği bu plân «yeni bir dünya harbi tehdidile mücadele» başlığını taşımaktadır. Müşahitlerin belirttiklerine göre, bu plân Komisyonda Sovyet Rusya'nın sulh taarruzunun bütün unsurlarını ortaya koyacaktır. Yine işaret edildiği veçhile atom bombasının kanun dışı edilmesi başlığı altında, evvelce uzun boylu müzakere ve büyük bir çoğunluk tarafından reddedilmiş bulunan Sovyet Silâhsızlanma Programı tekrar ortaya atılacaktır.
14 Ocak 1952
— Paris:
Birleşmiş Milletler özel Siyasî Komitesi Filistin Arabulma Komisyonunun durumunu kararlaştırmak maksadiyle bugün, toplanacaktır.
Siyasî Komitenin bu hususta görüşeceği teklifler arasında Amerika. İngiltere, Fransa ve Türkiye tarafından yapılan bir teklif de vardır. Bu teklifte, dört devlet. Filistin Arabulma Komisyonunun devamım ve Komisyonun Filistin'den New-York"taki Birleşmiş Milletler merkezine naklini istemektedirler. Adı geçen Hükümetler bundan başka Kanada tarafından teklif edilen bazı açıklama ve tadilâtı da kabul etmişlerdir.
Tadil edilmiş bu. teklif Filistin Arabulma Komisyonunun vazifelerini başarmaya muvaffak olamadığını teessürle belirtmekte ve bir anlaşmaya varılmamış olmasında en büyük mesuliyeti alâkalı hükümetlere yüklemektedir.
— Birleşmiş Milletler (Paris):
ingiliz - Mısır ihtilâfında Suudî Arabistanın Arabuluculuk teklifi resmî olmamakla beraber güvenilir bir Arap kaynağından öğrenildiğine göre. bu teklifte şunlar ileri sürülmektedir:
1.— İngiltere'nin prensip itibariyle Süveyş1 Kanalı bölgesindeki kuvvetlerinin tahliyesini kabul etmesi. Bu tahliye derhal olmayacak, fakat iki sene içinde kademe kademe yapılacaktır.
2.— İngiliz ve Amerikalıların Arap Birliği çerçevesi dahilinde tesis edilmiş olan Müdafaa Paktını. Orta - Doğu"nun müdafaa teşekkülü olarak tanımaları.
3.— İngiliz ve Amerikalıların, bu teşekkül ordularına, bu kesimin müdafaasını üzerine alacak bir kuvvetin müessir bir şekilde hazır bulundurulması için. lüzumlu silâh ve teçhizatı vermeleri.
Ayni kaynağa göre. Suudî Arabistan teklifi Arap memleketleri .paktının Orta - Doğu Komutanlığına veya Atlantik Paktına bağlanmasından bahsetmemektedir.
— Paris:
özel Siyası Komisyonun bugünkü oturumunda ilk olarak söz ajan Suriye delegesi Ahmet Sükeyri. Arap milletlerinin İsrail devleti ve Birleşmiş Milletlerin verdiği direktifleri ihlâl etmiş olan Uzlaştırma Komisyonu aleyhindeki iddia ve isnatlarını bir saat süren beyanatında izah etmiştir.
uzlaştırma Komisyonunun lağvını isteyen bir karar sureti tasarısın] Özel Siyasî Komisyona tevdi etmiş bulunan Sovyet temsilcisi Tserapkine müteakiben söz almış ve Uzlaştırma Komisyonunun istikbaline mütedair olarak Komisyona sunulmuş olan bütün karar sureti tasarılarını reddetmiştir.
Sovyet temsilcisi aynı zamanda Uzlaştırma Komisyonu yerine merkezi New-York'ta olacak ve aynı üyelerden mürekkep bulunacak bir Müşavere Komisyonunun ikamesini derpiş eden İsrail karar sureti tasarısını da kabul etmemiştir.
Daha sonra kürsüye gelen İsrail delegesi Abbe Avan. İsrail heyetinin noktainazarını yeniden izah etmiş ve Arap mültecileri yüzünden ortaya çıkan mesele üzerinde İsrarla durmuştur.
Müteakiben Irak temsilcisi Fadıl Jamali söz almış ve İsrail delegesinin, daha toplanmadan önce müzakere kapılarını kapamış bulunduğunu söyleyerek bir anlaşma zeminine ihtiyaç olduğunu beyan etmiştir.
— Paris (Birleşmiş Milletler):
Siyasî Komisyon, bugün öğleden sonra müzakerelerine devam etmiş ve Silâhsızlanma meselesi hakkında Sovyet Rusya adına cumartesi günü Vişinskv tarafından sunulan yeni teklifleri ele almıştır.
Birleşik Amerika. İngiltere ve Fransa temsilcileri, Siyasî Komisyon Bürosuna tevdi ettikleri bir karar projesinde, yeni Sovyet tekliflerinin, Genel Kurul tarafından yeni ihdas edilen Silâhsızlanma Komisyonuna geri gönderilmesini istemişlerdir.
Proje Fransız murahhası Jean Chauvel tarafından verilmiştir.
Fransız murahhası, pek uzun müddetten-beri münakaşa mevzuu olan iki nokta üzerinde hissedilir bir yakınlık belirdiğini bildirdikten sonra, atom silâhının men'inin kontrolü lehinde olduğunu, daimî kontrol hakkının tasvibinin kâfi olmadığını, bu teftişlerin şekil ve suretlerinin tasrih edilmesi lazım geldiğini söylemiştir.
Fransız murahhası, silâhsızlanma bahsinden mâda. diğer Sovyet tekliflerini reddetmiş ve demiştir kî:
«Büyük devletler arasındaki barış paktı, anlaşma azmi olmadığı takdirde çekmekte olduğumuz dertleri iyileştirecek çare gibî görünmemektedir.»
Demecine devam eden Jean Chauvel, yapılmakta olan mütareke görüşmelerinin sonunu beklemeden Kore meselesinin Birleşmiş Milletlere şevki hakkındaki Sovyet arzusunun, bu görüşmeleri sekteye uğratacağını -söylemiştir.
Fransız murahhas!. Atlantik Paktı ve ec-nebî memleketlerde Batılıların askeri üslerinin Sovyet Rusya tarafından takbihi meselesine temas ederek Paktın tedafüi mahiyetini belirtmiş ve Sovyet Rusya'nın kendi komşusu olan memleketlerde sahip bulunduğu kolaylıkları hatırlatmıştır.
Hollanda, Haiti ve Brezilya temsilcileri de Batılı karar suretini desteklemişlerdir.
Müzakerelere yarın sabah devam edilecektir.
16 Ocak 1952
— Paris;
Türkiye delegesi Adnan Kural bugün Siyasî Komisyonda, «yeni bir dünya harbi tehlikesini önlemek için tedbirler» hakkındaki Sovyet teklifi mevzuunda söz alarak bir konuşma yapmıştır.
Fransızca konuşan Türkiye temsilcisi Sovyet tasarısını şiddetle tenkid ederek demiştir ki:
Böyle bir teklifi kabul etmek tamamiyle imkânsızdır.
Kural, bundan sonra Vişinski'nin Atlantik Paktı hakkındaki tenkitlerini cevaplandırarak şöyle konuşmuştur:
Gayesi sadece muhtemel bir tecavüzü tenkil ve herhangi bir memlekete muhtemel bir mütecaviz tarafından yapılacak taarruzu önlemek olan Atlantik Paktından bir tecavüz vasıtası olarak bahsedilmesi kabul edilemez.
Türkiye delegesi bundan sonra Sovyet teklifinin üç esaslı noktası üzerinde durarak cevaplar vermiştir. Sovyet teklifi evvelâ bir tecavüz bloku teşkil edecek olan Atlantik Paktına dahil devletlerin takbihini istemektedir.
Kural bu noktaya şöyle cevap vermiştir: Halbuki Atlantik Paktının tedafüi bir mahiyet arzettiği gayet iyi bilinmektedir ve bundan başka Pakt Birleşmiş Milletler Anayasasına tamamiyle uygundur. Bu cihetle Türk heyeti Sovyet teklifinin bu maddesi aleyhinde rey verecektir.
Sovyet teklifinin ikinci esaslı noktası Kore'ye taallûk etmektedir."
Adnan Kural bir numaralı komisyonun Kore'deki mütareke müzakerelerinin seyrini- bozmamak için bu meselenin tetkikinin müddetsiz olarak talike karar vermiş bulunduğunu hatırlatmıştır. Son olarak Sovyet teklifinin üçüncüden yedinciye kadar olan maddelerinin Silâhsızlanma Komisyonu tarafından tetkik edilmesi gerektiğini, belirten Türk delegesi 3 devlet tarafından sunulan karar sureti tasarısını desteklemiştir.
17 Ocak 1952
— Paris:
Yichinsky, silâhsızlanma meselesi üzerinde Siyasî Komisyonda perşembe günü yeni bir demeç vereceğini vâdetmiştir. Bilindiği gibi, Sovyet Dışişleri Bakanı, mahiyeti hakkında hâlâ münakaşa edilen yeni tekliflerde bulunmuştu. Sovyet Bakanı, Birleşmiş Milletler koridorlarında, demecinde Kore meselesine de temastan geri kalmayacağını, zira münakaşa mevzuu olan ve diğer .noktaları da silâhsızlanma meselesini alâkadar eden Sovyet karar suretinin Kore meselelerini de ihtiva ettiğini hatırlatmıştır. Sovyet murahhas heyetine yakın çevrelerden alman malûmat. Vichinsky'nin. Kore meselesi üzerinde, şimdiye kadar kendisine reddedilen müzakereleri tekrar açmak isteyeceği yolundadır. Vichinsky, Kore hakkındaki müzakereleri tekrar açmak isterse, yabancı kuvvetlerin mütarekenin imzasından kısa bir müddet sonra geri çekilmesini talep eden karar suretinden başka bir noktainazarı müdafaa etmelidir. Zira bu takdirde, Siyasî Komisyon çoğunluğu kendisine bu meselelerin Panmunjörn'da müzakerelerde bulunan askerî heyetlerin salâhiyeti dahilinde olduğu veya. Komisyonun bunları murahhaslar mütarekeye vardıkları zaman müzakere edilebileceği yolunda cevap verebilir. Binaenaleyh Kore hakkında müzakerelere başlamak İçin Vichinsky'nin, Rusların arzu eder göründükleri ve Amerikalıların da istemedikleri meselelerin müzakeresini zarurî kılacak yeni bir teklifte bulunması mümkündür. Bu hususta hatırlatıldığına göre, müşterek güvenlik tedbirleri üzerinde cereyan eden müzakerelerde Vichinsky, Güvenlik Konseyinin muayyen tarihlerde toplanması fikrini ileri sürmüştü ve daha sonra da, yeni bir harp tehdidini bertaraf etmek gayesi ile alınacak tedbirlerin müzakeresi sırasında müdahale ederek, bu Genel Kurul toplantısında artık müzakere edileceği tahmin olunmayan müzakerelere mevzu teşkil eden silâhsızlanma teklifinde bulunmuştu. Birleşmiş Milletlerdeki müşahitlerin tahminlerine göre, Vichinsky'nin bugün aynı tabiyeyi takip etmesi ve Kore meselesi üzerinde, çoğunluğun şimdilik arzu etmediği müzakereleri açmağa çalışması mümkündür.
Sovyet heyeti son haftalar zarfında. Genel Kurulun Kore meselesini müzakere etmeden sona ermemesi keyfiyeti üzerinde o derece ısrar etmiştir ki, Rusların sadece askerlerin elinde bırakmamak azminde göründükleri Kore müzakereleri meselesini Asamblenin arzusu hilâfına müzakereye mecbur etmek teşebbüsü için eline geçen son fırsatları kaçırmak istemeyeceği Birleşmiş. Milletlerde tahmin edilmektedir.
Vichinsky, muayyen tarihlerde toplanacak olan Güvenlik Konseyinin Kore meselelerini müzakere etmesi yolundaki gayretlerinin semeresiz kaldığını, bundan başka, gündemde mevcut olduğu zaman da Kore meselelerinin müzakeresinin reddedildiğini görmüştür.' Bugünkü müzakereler, bu işi tekrar ele alması fırsatını verecektir. .
17 Ocak 1952
— New-York:
Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilâtı (Unesco) nun nezareti altında hazırlanacak olan 3.000.000 kelimelik insanlık tarihinin yazılmasına her kıtadan âlimler iştirak edecektir.
Bildirildiğine göre, tek bir devlet veya İnsanın başaramayacağı kadar geniş olan bu proje, tarihten önceki zamanlardan bugüne kadar insanlığın geçirmiş olduğu tekâmülü kaydedecektir.
Bu yeni tarih kitabının 1957 yılında tamamlanacağı ümid edilmektedir. Bunu müteakip okul ve evlerde kullanılmak üzere bu kitabın muhtasar nüshaları basılacaktır.
Bu vazifeyi üzerlerine ajan tarihçiler bu hususta Sovyetler Birliği veya Demirperde memleketlerinden işbirliği beklenemeyeceğini bildirdikleri için, komünist memleketlerin siyasetleri, hükümetleri ve halkı ile âşinâ âlimlerden bu tarih kitabının yazılmasında yardım istenecektir.
Bu işi idare etmek üzere Milletlerarası bir bilim, kültürel ve tarihî komisyon kurulmuştur. Bu komisyona (Unesco) daimî delegesi Brezilyalı Paulo B Carnerie başkanlık etmektedir.
Vale Üniversitesi tarih Profesörü Dr. Ralph E. Turner, üç kişiden mürekkep bir Yazı İşleri Müdürleri Komitesine başkanlık edecektir.
Bu tarihin yazılmasına 1.000 den fazla meşhur tarihçi, ekonomist, antropolojisi filozof ve diğer sahalarda çalışan âlimler iştirak edecektir..
Tahrir heyetine Türkiye Dışişleri Bakanı Fuad Köprülü de dahildir.
— Paris (Birleşmiş Milletler):
Siyasî Komisyonun bugün öğleden sonraki toplantısında, Birleşik Amerika murahhası .söz alarak, silâhsızlanma hakkındaki Sovyet teklifinin Silâhsızlanma Komisyonuna gönderilmesi hakkındaki tahririn tercih hakkı gözetilerek oya konulmasını teklif etmiştir.
Bunun üzerine teklif oya konulmuş ve 10 müstenkif, 5 muhalife (Sovyet grupu) karşı 45 oyla kabul edilmiştir.
— Birleşmiş Milletler (Paris):
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi bu sabah Fransa temsilcisi Jean Chauvel'in başkanlığında toplanmıştır. Yalnız Keşmir meselesini ihtiva eden gündem müzakeresiz kabul edilmiştir.'
Hindistan ve Pakistandaki Birleşmiş Milletler temsilcisi Frank Grahan, Jamnu ve Keşmir eyaletlerinin askerlikten tecrit edilmelerini temin için Hindistarda Pakistan arasında cereyan eden müzakerelerde elde edilen bazı terakkileri bildirmek için Konseye tevdi etmiş olduğu ikinci raporu izah etmiştir. Bu memleketlerin askerlikten tecrit edilmeleri, Keşmir'in Hindistan'a mı yoksa Pakistana mı bağlanacağını gösterecek olan plebisitin yapılması için mutlak şartlardan biridir.
Zafirullah Han, Hindistan'ın yerine Güvenlik Konseyine üye seçilmiş olan Pakistan'ı temsil etmekte idi.
Yeni üyelerden Yunanistan Alexis Kyrou ve Sili de fiernan Santa Cruz tarafından temsil edilmekte idiler. Yugoslavya ve Ekvator artık Konseyde üye bulunmamaktadırlar.
Olurumun açılışında Başkan. 1052 senesi İçin Konseye seçilmiş olan yeni üye memleketlerin temsilcilerini selâmlamış ve bunlar da teşekkür ederek vecibelerini en mükemmel bir şekilde yerine getireceklerini söylemişlerdir.
'Sovyet delegesi. İngiltere İle Birleşik Amerikanın İngiliz - Amerikan kuvvetlerini Keşmir'e sokmak ve Rus hudutları yakınlarında stratejik üsler tesis imkânını elde etmek için bu bölge halkının Birleşmiş Milletler Anayasası prensiplerine uygun olarak kendi kaderlerini tayine mâni olduklarını söylemiştir.
Malik, .sözlerine, son verirken, Birleşmiş Milletler kontrolü altında yapılacak olan plebisitin hakikatte İngilizler .ve Amerikalılar tarafından kontrol edileceğini ve bu meselenin halledilmesi için yegâne hal çaresinin İngilizlerin ve Amerikalıların müdahaleden vazgeçerek Keşmir halkına, meselâ demokratik prensiplere uygun olarak seçilecek bir meclis vasıtasiyle kendi kaderini tayine bırakmaları olduğunu söylemiştir.
İngiltere temsilcisi Sir Gladwyn Jebb, Sovyet delegesinin hayalî ithamlarına itiraz etmiş ve bunların Sovyet Rusya'nın kendisine karşı her yerde sinsi tertiplere hazırlandığını görmek âdetinin bir misali olduğunu söylemiştir.
İngiltere ve Birleşik Amerika delegeleri Graham'ın raporunu dikkatle tetkik edecek îerîni ilâve etmişlerdir.
Başkan oturumu tatil etmiş ve herhangi bir heyetin Keşmir meselesi hakkında ileri süreceği teklifler olduğu zaman Konseyi toplantıya çağırmağa karar vermiştir.
19 Ocak 1952
—- Paris;
Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun bugünkü toplantısında, Sovyet Rusya'nın en son yaptığı atom bombasını kontrol teklifinde samimî olup olmadığını tahkik etmek hususunda yeni kurulan 12 millet Silâhsızlanma Komisyonuna talimat verilmesine beş muhalif, üç çekimsere karşı kırk oyla karâr verilmiştir.
— Paris:
Birleşmiş Milletler Genel Asamblesinin bugünkü toplantısında Sovyet Rusya'nın ('Atlantik Paktının» mütecaviz olarak takbih edilmesi talebi, 5 muhalif. 6 müstenkife, karşı 45 oyla reddedilmiştir.
Bunu müteakip Genel Asamble, yine Sovyet Rusya'nın ileri sürdüğü ve on gün zarfında 38'inci arz dairesinden çekilmek şartıyla Kore'de derhal mütareke yapılması teklifi de 5 muhalif, 10 çekimsere karşı 35 oyla kabul etmemiştir.
Bundan başka gönüllüler de dahil bütün ecnebi kıtalarının 90 gün zarfında Kore yarımadasını tahliye etmelerine dair ek Sovyet teklifi de 7 muhalif, 11 müstenkife karşı 31 oyla reddedilmiştir.
20 Ocak 1952
— Paris:
Libya Başbakanı Mahmud Mun,taser Birleşmiş Milletlere bir mektup göndererek Afrika savaşları sırasında vukua gelen hasar, hakkında yapılacak müzakerelere Libya'nın da iştirakine müsaade edilmesini istemiştir.
Harbin sonundan beri müzakere edilmesi beklenen bu meselenin yarın Birleşmiş Milletler İktisadî Komisyonu tarafından ele alınması beklenmektedir.
21 Ocak 1952
— Paris:
Birleşmiş Milletler hususî toplantısında Türkiye murahhası İlhan Savut yeni bir karar sureti tasarısı sunmuş ve şunları söylemiştir:
«Bu tasarı hassaten Orta-Doğu'da yüz binlerce mülteciyi ayakta tutmağa matuftur. Birleşik Amerika, Fransa ve İngiltere'nin desteklediği bu yeni tasarı siyasî mülâhazalardan âridir».
Arap devletleri, geçen hafta teklif edilen esas tasarıya hükümranlık haklarını ihlâl ettiği iddiasiyîe itiraz etmişlerdi.
Yeni tasanda, üç yıllık, 250 milyon dolarlık yardım ve iskân programı muhafaza edilmektedir, fakat bu bölgedeki hükümetlerden, programın tatbiki yolunda yardımlarını isteyen paragrafa «bu devletlerin Anayasa usulleri gözönüne alınarak» cümlesi ilâve edilmiş bulunmaktadır.
Eski tasanda, yardım idaresinin, 1 Temmuz 1952'den geç olmamak şartiyle, mültecilerin yaşamakta oldukları memleket hükümetlerine nakil ve devri lüzumu kaydedilmiştir. Yeni tasarıda ise, sadece mümkün olduğu kadar yakın bir tarihte mesuliyetlerin devri talep edilmektedir.
Yeni tasarı. Birleşmiş Milletler. YakınDoğu memleketleri Kalkındırma ve İş bulma Şubesince yapılacak yardıma ait bütün tavsiyeleri İptal etmekte ve meselenin sadece Birleşmiş Milletlerle mültecileri alâkadar ettiğini açıkça belirtmektedir.
Önayak olan dört devletle Arap temsilcileri arasında yapılan müteaddit toplantılardan sonra meydana getirilen bu tasarıyı
teklif ederken Türkiye, murahhası İlhan. Savut şu ciheti de belirtmiştir:
«Birleşmiş Milletler,, bir müddet daha yiyecek, barınak, sıhhî bakım ve buna benzer yollarda mültecilere doğrudan doğruya yardımda bulunmaya devam zorunda kalacaktır. Fakat nihayet bu mültecilere, artık doğrudan doğruya yardıma muhtaç olmayacakları bir geçim yolu bulmak iktiza, etmektedir.»
— Paris (Birleşmiş Milletler):
Siyasî Komisyon bugün öğleden sonra,. Birleşmiş Milletlere yeni üyelerin kaydı meselesi hakkındaki müzakeresine devam etmiştir.
Peru murahhas heyeti, tevdi ettiği karar projesinde aday bulunan devletlerin Güvenlik Konseyi ve Genel Kurula, Milletlerarası Teşkilâta üye olmak sıfatını haiz bulunduklarına dair deliller ibraz etmelerini ileri sürmüştür.
İtalya ve Libya dahil olmak üzere aday bulunan 14 memleketin toptan kabulleri hakkında Arjantin ve Suriye tarafından diğer bir proje tevdi edileceği sanılmaktadır.
İlk olarak söz alan Sovyet Rusya murahhası Jakob Malik. Peru teklifinin kanunsuz olduğunu söylemiş ve bu hususda iddialar ileri sürmüştür.
Küba, Milliyetçi Çin, Belçika ve Mısır murahasları. Birleşmiş Milletlere dahil olmak arzusunda bulunan barışsever devletlere bu hususda bir kaç seneden beri red cevabı verilmiş olduğunu' esefle karşıladıklarını bildirmişlerdir.
Küba ve Belçika bilhassa İtalya'nın teşkilât sinesinde oynayabileceği faydalı rolü belirtmişlerdir.
Mısır murahhası, Libya'nın lehinde bulunmuştur.
Müzakerelere yarın devam edilecektir. 22 Ocak 1952
— Paris:
Arap mültecileri hakkında Türkiye'nin' batılı devletlerle müştereken sunduğu tasarı hakkında konuşan Türk delegesi İlhan Savut, tasarı metninin Arap heyetiyle tasarı sahibi murahhaslar arasında cereyan eden samimî ve devamlı müzakerelerin, bir neticesi olduğunu belirterek şunları söylemiştir:
«Tasan sahipleri tasarının kabul edileceğini ümit etmektedirler. Bu hususta samimî gayretler sarfetmişlerdir. Tasarının metni Arapların itirazlarına cevap vermektedir.»
İlhan Savut, Arap mültecilerine Birleşmiş. Milletler Yardım Programının hiçbir siyasî mahiyet taşımadığını ve bilhassa vatana iade ve tazminat bahsinde mültecilerin menfaatlerim haleldar edecek vasıfta olmadığını tebarüz ettirdikten sonra, mültecilere yardım programının finansmanına yardım etmiş olan heyetlerden sitayişle bahsetmiş ve demiştir kî:
«Türkiye'ye gelince, biz mültecilerin ıstıraplarını hafifletmek arzusunda olduğumuzu gösterdik. Yardımımız mütevazı olmuştur. Zira imkânlarımız son derece mahduttur ve memleketimiz mülteciler meselesinin ne kadar vahim bir mesele olduğunu bilmektedir. 1950 senesinden-beri 155,000 mülteci Türkiyeye gelmeğe çalışmıştır. Bunların 152.000 den fazlası Bulgaristan'dan gelen Türk asıllı Bulgar mültecileri ve 2.500 kadarı da Milletlerarası Mülteci Teşkilâtı ile varılan anlaşmalar gereğince kabul edilmiş kimselerdir. Türkiye bunların İhtiyaçlarını karşı Uyabilmek için diğer milletlerden yardım talep etmek zorunda kalmıştır. Bundan başka, Türkiye. Arap mültecileri meselesini çok müsait bir zaviyeden görmekle beraber, memleketimizin, bahis mevzuu tasarının sahibi olması keyfiyeti onun istikbaldeki yardımlara dair bir taahhüde girdiği yolunda telâkki edilmemelidir.»
Türk delegesi, Arap mültecileri meselesinin müstaceliyeti üzerinde ısrar ettikten sonra alınması lâzım gelen şu iki tedbiri zikretmiştir:
1.— Birleşmiş Milletler, gıda, mesken ve ilâç bakımından doğrudan doğruva yardımda bulunmalıdır, fakat bu yardım geçicidir ve ilânihaye devam edemez,
2.— Birleşmiş Milletler. Arap mültecilerine, kendi ihtiyaçlarını kendileri karşılamak imkânını sağlayacak şartlar yaratmalıdır.
Türk delegesi kavda değer nutkunu Birleşmiş Milletler Yardım Komitesinin ve diğer teşekküllerin Filistin'de yaptıkları işlerden sitayişle bahsederek bitirmiştir.
— Paris:
Birleşmiş Milletlerdeki Türkive daimî delegesi Selim Sarper bu sabah, başkanı olduğu, Siyasi Komisyon toplantısında hararetli ve kuvvetli bir konuşma yapmıştır.
İsrail delegesi Eban, Bağdat'ta iki Yahudinin asılmasına karşı protestoda bulunmak üzere Komisyon toplantısını terketmek kararında olduğunu bildirince, Selim Sarper İsrail delegesinin sözünü keserek demiştir ki:
«Bîr insan hayatını kaybettiği zaman ben de herkes kadar ıstırap duyarım. Bununla beraber 1949 senesinde yine bu Komisyonda buna benzer bir hâdise cereyan etmiştir. O tarihteki toplantıda İsrail delegesinin bugün yaptığı konuşmaya müşabih bir beyanatın iki sebepten Ötürü kabulüne imkân olmadığı kararlaştırılmıştı:
1.— Bîr kere böyle bir konuşma müzakere mevzuuna girmez.
2.— Bundan başka bu gibi hâdiseler tamamıyla üye devletin iç adalet cihazına bağlıdır.
Bu itibarla, şahsî hislerini ne olursa olsun. İsrail delegesi Eban'ın beyanatının kabulüne imkân olmadığına karar vermek zorundayım.»»
Selim Sarper, bundan sonra hâdisenin kapanmış olduğunu bildirmiştir.
Bunu müteakip söz alan Irak delegesi, hükümetinin adı geçen iki Yahudinin idamı hakkındaki kararını müdafaa etmeğe başlayınca. Selim Sarper, Komisyondaki delegeler bu mesele üzerinde söz almak için ısrar etmedikleri takdirde kendilerine son derece müteşekkir olacağını söylemiştir.
Toplantıdan sonra Birleşmiş Milletler Teşkilâtı koridorlarında Selim Sarper'in bu azimkar hareketi övülmüş ve takdirle karşılanmıştır.
Bugünkü toplantının sonunda Birleşmiş Milletlerin Filistin Arap mültecilerine yapacağı yardım üzerinde müzakereler yapılmış ve üç Batılı devletle Türkiye'nin sunduğu ve Arap mültecilerine 250 milyon dolar tahsisini derpiş eden karar sureti 7 müstenkife karşı 44 oyla kabul edilmiştir.
25 Ocak 1952
— Paris:
Birleşmiş Milletlerdeki Türk delegesi İlhan Savut. dün Hususî Komisyonda Libya meselesi hakkında tekrar söz almıştır. Türk temsilcisi demiştir ki:
«Birleşmiş Milletler Umumî Asamblesi iki sene evvel Libya'nın bağımsız ve hükümran bir memleket olmasına karar vermişti. Bugün gayemize varmış olduğumuz için Türk heyeti memnundur.»
İlhan Savut, Birleşmiş Milletlerin Libya hadiseleriyle yakından alâkadar olduğunu ve bu devletin kuruluşuna yardım ettiğini hatırlattıktan sonra bu şerefin esas itibariyle Libya halkına ait olduğunu beyan etmiş ve demiştir ki:
«Libya'nın bağımsızlığı için çalışan Libya halkını. Kralını ve onlarla işbirliği yaparak yardım eden Birleşmiş Milletler Libya komiseri ve Fransa, İngiltere temsilcileriyle eski idare makamını tebrik ederim.»
Birleşmiş Milletlerin Libya'ya teknik ve ekonomik yardımını hatırlatan ve bunun her zaman kolay olmadığına işaret eden Savut. Libya'nın güvenliğine müteallik halledilmesi icap eden meselelerle ekonomik ve malî müşkülâtla karşılaşacağını belirtmiş ve sözlerine şu mühim beyanatla son vermiştir:
«Libya bu meseleleri halletmeğe muktedirdir. Tabiatiyle Birleşmiş Milletler mümkün olan her yardımı vapmalıdır. fakat Libyalılar gemilerini kendileri idare etmelidir. Libya artık bağımsız ve hükümran bir devlettir, istikbali ve takip edeceği yol hakkında karar vermeğe muktedir olup siyasî mevzuda nasihate ihtiyacı yoktur.
Türk heyeti Libya'nın Birleşmiş Milletlere üye olmasını teklif eden «Onikiler» in karar sureti tasarısı lehinde oy verecektir.»
— Paris (Birleşmiş Milletler):
Libya hakkında verilen iki karar suretinin oya konulmasından evvel 13 hatip özel Siyasî Komisyonda söz alacaktır.
İlk defa Mısır delegesi Abdülmümin Mustafa Bey söz alarak Libva'nın her türlü fena yabancı tesirden uzak kalması ümidini izhar etmiş. Batılı devletlerin askeri kıtalar tutmak ve üsler inşa etmekle Libva'da yeni bir vesayet şekli ihdas etmiş olduklarını bildirmiştir.
Libya milletinin hür seçimlerle nabzı yoklanmamış olması keyfivetini teessürle karşılayan Mısır delegesi. Libya'nın iktisadî sistemini tenkid etmiş. 12 devlet karar suretine tadil teklifinde bulunarak, hür ve demokratik olması lâzım sreldiğini tasrih etmiş. Limyava yapılacak her türlü iktisadî ve malî yardımın milletlerarası bir temele istinad etmesi ve bazı devletlerin müdahalesini bertaraf edecek şekilde Birleşmiş Milletler Teşkilâtı tarafından yapılması lüzumunu belirtmiştir.
Ukrayna delegesi yabancı kuvvetlerin çekilmesini ve yabancı üslerin tasfiyesini istemiş, daha sonra söz alan Suriye murahhası Ahmed Şükrü Bey, Fizan üzerindeki hükümranlığını terketmesinden dolayı Fransa'yı tebrik etmiş ve demiştir ki:
«Tunus. Cezayir ve Fas'ın istiklâlini isteyen karar suretini sunduğu gün. Fransayı çok yakında tekrar tebrik etmek ümidindeyim.)»
Arnavutluk. Moğolistan. Bulgaristan. Ru-manya. Macaristan, Finlandiya, İtalya, Portekiz. İrlanda, Ürdün, Avusturya, Seylân, Nepal ve Libya'dan mürekkep 14 üyenin taleplerinin hep birden kabul veya hep birden reddedilmesine dair Sovyet Rusya'nın ileri sürdüğü tez, Sovyet karar suretinde sarahaten mevcut değilse de. Sovyet murahhasının bu noktayı teyid etmesi ü-zerine Birleşik Amerika yemde itirazlar ileri sürmüştür.
Bu teklifin Güvenlik Konseyi askıda kalan kabul taleplerini inceleyeceği vakit mütalâası mümkündür. Binalenaevh hu sabah kaydedilen oyların, yeni üyeler kabulü meselesine derhal bir hal çaresi bulamayacağına şimdiden hüküm verilebilir. Bu meselede vetonun kıymeti hakkında Milletlerarası Adalet Divanının fikrinin sorulmasını isteyen Orta Amerika memleketlerinin talebi bilâhare Siyasî Komisyon tarafından mütalâa edilecektir.
Komisyon varın. Rusya'nın Cin kıtasının toprak bütünlüğünü ve sivasî hükümranlığını ihlâl ettiği hususundaki milliyetçi Çin'in şikâyetini inceleyecektir.
27 Ocak 1952
— Paris:
Birleşmiş Milletlerdeki Mısır heveti sözcüsü Dr. Azmi Bey. bugün yaptığı basın toplantısında demeçte bulunarak üç hâdisenin Mısır'ın pazar günü yahut pazartesi günü İngiltere ile sivasî münasebetlerini kesme kararını alacağını gösterdiğini bildirmiştir. Dr. Azmi Bey demiştir ki:
1.— Dün Bakanlar iîe görüşen Başbakan hu gibi tedbirlerin gözönünde bulundurulmalarını istemiştir.
2.— Nahas Paşa'nın başkanlığı altında bulunan ve Dışişleri Bakan vekili. İçişleri ve Savunma Bakanları, bu kararı bildiren metni hazırlamakla vazifelendirilmişlerdir.
,— Birleşik Amerika Büyükelçiliği münasebatın kesilmesi kararının 48 saat geri bırakılmasını cuma günü istemişti.
28 Ocak
— Paris:
Güvenlik Konseyi Keşmir meselesinin müzakeresine devam etmek üzere çarşamba günü toplanacaktır. Konsey ayni oturumda, kendi kadrosu içinde kurulmuş olup. vazifeleri yeni bir Silâhsızlanma Komisyonuna devredilmiş olan Klâsik Silâhlar ve Atom Enerjisi Komisyonlarını resmen feshedecektir.
29 Ocak i 952
— Paris:
Dün Libya meselesini incelemekte olan Özel Siyasî Komisyonda başkanla Sovyet ve Yugoslav delegeleri arasında küçük bir hâdise cereyan etmiştir.
Yugoslav murahhası Kreşto Bulajic, Sovyet Rusya'nın, peykleri toprakları üzerinde mühim silâhlı kuvvetler tahşid ettiğini, binaenaleyh. Batılı devletlerin de Libya'da üsler kurmasına muhalefete manen hakkı olmadığını söylemesi üzerine Komisyon başkam Selim Sarper. hatibin sözünü kesmişse de murahhas, başkanın ve Sovyet murahhası Soldatov'un kürsüye vurdukları darbelere rağmen demecine devam etmiştir.
Başkan o zaman tercümanlara tercümeyi kesmelerini emretmiştir. Bulaüc sözlerine devam eylemiştir. Sovyet murahhası Soldatov'un talebi üzerine Başkan Selim Sarper. Yugoslav temsilcisinin sözlerinin kesildiği andan İtibaren oturum zabtına geçmeyeceğini bildirmiştir. Bunun üzerine bu sefer de Yugoslav murahhası kürsüsünün kapağını şiddetle vurarak demecinin tam metninin . zabta geçirilmesi yolundaki talebinin reye konmasını istemiştir.
Talep bire karşı 40 oyla reddedilmiştir. Beş çekimser oy verilmiştir.
30 Ocak 1952
— Paris (Birleşmiş Milletler):
Pakistan Dışişleri Bakanı Sir Zafirullah Han, Keşmir meselesi hakkında Güvenlik Konseyinde cereyan eden müzakereler sırasında söz alarak, Pakistan'ın Amerikalılara askerî üsler verdiği hakkında, Keşmir ihtilâfı mevzuunda Konseyin bundan evvelki celsesinde Jacob Malik tarafından ileri sürülmüş olan iddiaları kesin olarak reddetmiş ve demiştir ki:
Pakistan Birleşik Amerika'ya üs terketmediği gibi. böyle bir teklifte de bulunmamış ve kimse de kendisinden böyle bir şey istememiştir.
31 Ocak 1952
— Paris:
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Trygve Lie ilk defa olarak 1950 Temmuzunda sunduğu 20 .yıl süreli sulh tasarısının teferruatı hakkında bugün Genel Asamble'ye arzettiği raporu münasebetiyle beyanatta bulunarak ezcümle şöyle demiştir:
«Dünya Teşkilâtı, dünyanın maruz kaldığı zarurî ihtiyaçları karşılamak üzere gereken müsbet hareketler için gitgide Milletlerarası bir vasıta veçhesi takınmaktadır.
Üye devletlerin, Birleşmiş Milletler kaynaklarını kullanmak üzere yeni yeni gayretler harcayacakları üç mesele vardır: 1.— Büyük devletler ihtilâfı.
2.— Eski menfaatlarla. Asya, Afrika ve bilhassa Orta-Doğu'da kabarmakta olan milliyetçi cereyanlar arasında sulhçu bir ayarlama.
3.— İktisadî gelişmeyi genişletmek yolunda, saha müessir ve uzun vadeli bir planlama ve harekete geçme ihtiyacı.»
Büyük devletler ihtilâfına temas eden Lie. «Doğu ile Batı arasında ciddî müzakerelere yol açacak yeni fırsat ve imkânlar sağlayan bir istikamette yürümekte olduğumuz ihtimali vardır» demiş ve Genel Asamblenin, ne zaman olursa, faydalı görüldüğü takdirde Güvenlik Konseyinin yüksek şahsiyetleri arasında toplantı yapılmasını tavsiye etmesine işarette bulunarak sözlerine şunları ilâve etmiştir:
«Bu gibi toplantılar, anlaşma bölgelerini genişletebilirle imkânlarını araştırmak üzere hassaten gizli yapılmalıdır.
Şuna da inanıyorum ki. Güvenlik Konseyi camiası içinde ve dışındaki büyük devletlerle zamanında istişarelerde bulunmak esas bir şarttır. Yeni Silâhsızlanma Komisyonu, manzara ne kadar ümitsiz görünürse görünsün, nihayette semereli olacaktır.
Bu Asamble Birleşmiş Milletler üyeliğinin cihanşümul bir mahiyet almasını gittikçe artan bir kuvvetle desteklediğini göstermiştir. Gelecek Asamblenin bu araya katılmak için müracaat eden memleketlerin hepsini de yeni âzası olarak selâmla yapabilmesini temenni ederim.
Orta-Doğu. Asya ve Afrika'nın diğer bölgelerindeki siyasî güvenlik meseleleri de ancak sakin ve makul bir ruh ve hava içinde mütalâa edilmedikçe hiçbir hal çaresi bulunamaz.
Meşru millî emel ve arzualı tanımak, milletlerarası hukuk icaplarına hürmet, zor ve şiddet kullanılmasını red, mevcut hat ve şartları değiştirmeğe matuf sulhçu bir ayarlama yolu bulmak hususunda karşılıklı tas-mim. dünyanın bu tarafında patlamaya müheyya tehlikeleri azaltmak için zarurîdir.
— Paris (Birleşmiş Milletler):
Türk murahhas heyeti üyelerinden Adnan Kural, Keşmir meselesi hakkında bugün Güvenlik Konseyindeki müzakereler sırasında söz almış ve Birleşmiş Milletlerin Hindistan ve Pakistan arabulucusu Frank Graham'm bu memleketler nezdindekî arabulucu vazifesine devam etmesi ve 31 Marttan evvel Konseye rapor vermesi esasım gözönüne alan İngiliz teklifini hararetle desteklemiştir.
Türk murahhası ezcümle şunları söylemiştir:
«Hindistan ve Pakistan arasındaki anlaşmazlık çok uzun müddetten beri devam etmiştir. Bir anlaşma zemini bulmak için Graham'ın gayretleri teşci edici bir harekettir. Bu gayretler sayesinde iki taraf görüşleri arasında bir yakınlık olmuştur. Graham iyi bir yoldadır. Bundan dolayı, eserini devam ettirmesi lâzım gelmektedir.»
Birleşmiş Milletler ve savunma politikası...
Yazan: M. .Nermİ
4 Ocak 1952 tarihlî Yeni İstanbul'dan
Birleşmiş Milletler Kurultayının Pariste toplandığını biliyoruz. Bayram ve dinlenme günlerinin araya girmesiyle, bir müddet için, dinen çalışmalara gene başlamıştır. Paristen gelen haberler bunu bildiriyor bize. Birleşmiş Milletler Kurultayının niçin toplandığını elbette hatırlarsınız. Kore ihtilâfına bir çıkar yol arayıp bulunacaktı. Ondan sonra da Demokrasilerle Sovyetler arasındaki geçimsizliğin pürüzleri birer birer giderilerek uzlaşma imkânları hazırlanmış olacaktı. Dâvaların sıralanışından da bunu anlamak mümkündür.
Demokrasili diplomatların anlayışlarına göre, Kore ihtilâfı, bir sonuca bağlanmadan Batı ile Doğu arasında uzlaşma yolları bulunamazdı; biz, şimdi, eski yılın sonlarına doğru Birleşmiş Milletler Kurultayında yapılan tartışmalardan hiçbir şey çıkmadığını görüyoruz. Kore ihtilâfı bütün ağırlığı ile, olduğu gibi, durmaktadır. Batı ile Doğu arasındaki gerginlik tavsamamış ve uçurum, belki, biraz daha derinleşmiştir. Öyle anlaşılıyor ki: Birleşmiş Milletler, neticesizliklerin hangi kaynaklardan geldiğini henüz, gerektiği gibi, anlayamamışlardır. Sebepler iyice kavranılmadıktan sonra da, bütün tartışmaların tam mânasıyla konusuz kalacağına hükmetmek lâzımdır. Bu yüzden, Birleşmiş Milletler, hem çok kısır bir yolda yürümektedir, hem de üstelik, boşyere, emek ve zaman harcamaktadır. Sovyetler dâvası, politika bakımından, yeşilmasa dâvası olmaktan çıkmıştır artık.
Birleşmiş Milletlerde görüşülen konulardan hiç bir şey çıkmaması, barışa ve hürriyete bağlı milletlerin güvenini arttıran bir belirti sayılamaz. Ya konular bile bile yersiz seçiliyor, ya görüşme usulleri yanlıştır, ya teşkilâtın aksak tarafları vardır, veya üye milletlerin politikaları, yüksek ideallere. göre henüz âyarlanamamıştır. Bu ihtimaller üst den bir tanasi bile bütün çalışmaları altüst etmeye yeter.
Hele bu ihtimallerin hepsi de bir araya gelmişse, çarkın ne kadar boşuna döndüğünü düşünebilirsiniz. Milletler böyle karanlık bir gelişme karşısında sinirlenir ve telâşlanırlarsa haklıdırlar. Halbuki; ne yapılacağını bilmek, tedbirsiz bırakılmadığına inanmak, milletler için, silâhlanmak kadar ehemmiyetlidir.
Birleşmiş Milletler kurulurken, politika ölçüleri, aşırı derecede iyimser tutulmuş ve bu yüzden, verimli çalışma imkânları hemen hemen ortadan kalkmıştır. Durumun inceliğini çoktan kavrayan yüksek kaliteli politikacılar, Birleşmiş Milletlere yeni bir çalışma düzeni vermeye çalışıyorlar. Bu arada Türk Milletinin yapıcı hamlelerini, ayrıca, belirtmek isteriz. Çünkü; Birleşmiş Milletler kurulurken, memleketimiz, teşkilâtın aksaklıklarını, eksiklerini çok iyi anlamış ve fikrini açıkça söylemekten çekinmemiştir. Pariste toplanan Kurultay, şimdi güçlüklerden sıyrılmak için, yeni bir yol arıyor ve bizim bir zamanlar, yürekten savunduğumuz görüşleri benimsemeye, daha doğrusu, benimsetmeye çalışıyor.
Açıkça söylemeliyiz ki: Birleşmiş Milletlerin politika Komisyonunda, birtakım devletler tarafından öne sürülen SALDIRGANLIK ve VETO dâvası, geniş bir gerçeklik anlayışiyîe ele alınır ve çözülürse, yıllardan beri içinden çıkamadığımız güçlükleri birer birer ortadan kaldırmak imkânlarına, nihayet, erişmiş oluruz. Birleşmiş Milletler de; bu suretle, insanlık için, gerçekten, güvenilir bir kudret haline gelebilir. Her teşkilâtın, mutlaka, bir kuruluş gayesi ve bu gayeyle ilgili sorumlulukları, vazifeleri vardır. Teşkilât da bunlara bağlı kaldıkça yaşayabilir. Tarih: millet iradelerinîn hikâyesidir. Dünya mukadderatını eline alan Birleşmiş Milletler Kurulu gibi bir teşkilât, nasıl olur da, bir veto karşısında iradesizlenebilir? Formalitelerle, Şimdiye değin, hiçbir iş başarılamamıştır. Ortada bir veto varsa, milletlere karşı girişilen taahhütler de vardır. Biz, bu taahhüt sezgisinin, Birleşmiş Milletler Kurultayında duyulmuş olmasını, insanlık için, yapıcı bir kudret sayıyoruz. Ele 'alman konunun geniş tartışmalara yol açacak bir konu olduğunu biliyoruz. Fakat, ideal birliği olduktan sonra, güçlükleri yenmek kolaydır. Başarılacak iş; aşılması gereken güçlüklerin en son tasfiyesidir. Ancak bu yapıldıktan sonra, gerçekliğe dayanan bir milletler arası savunma politikasından bahsedebiliriz. Birleşmiş Milletler, şimdi, büyük ölçüde sonuçlar müjdeleyen konuları ele almış bulunuyor. İnsanlığın bahtı, Kurultayda kazanılacak çoğunluğa bağlıdır. Üyeler, dar görüş çerçevelerinden kurtularak, tam yerinde bir karar vermek sorumluluğunu duyarlarsa, devamlı bir barış çağı başlamış olabilir.
Vişinski'nin istediği...
Yazan: Mücahit Topalak
5 Ocak 1952 tarihli Zafer'den
Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun Paris toplantısı, Noel ve Yılbaşı tatilinden sonra çalışmalarının ikinci kısmına, Vişinski'nin ağır hücumları ve aşın istekleriyle girmiştir. Dün, siyasî komisyonda iki saat kadar süren itham ve iddialarla dolu nutkundan sonra. Sovyet Dışişleri Bakanı, komisyona sunduğu karar suretinde, ezcümle müşterek tedbirler komisyonunun lağvını ve milletlerarası gerginliği izale etmek üzere alınacak tedbirleri gözden geçirmek üzere Genel Kurulun Güvenlik Konseyini derhal toplantıya çağırmasını istemektedir.
Sovyet Dışişleri Bakanının Kore ihtilâfına hal çareleri ve Asya'da yeni.bir komünist teşebbüsünün başlayacağını düşündüren bir takım garip ithamlarla süslediği fikrin, esas itibariyle 950 yılı Kasım ayından beri Birleşmiş Milletler Teşkilâtı içinde beliren müşterek güvenlik hareketine karşı yöneltilmiş olduğu aşikârdır. .
Hatırlarda olduğu gibi, Kore ihtilâfı ve bu ihtilâfa komünist Çin'in müdahalesi . üzerine, sulhun tesis ve idamesi ile vazifeli başlıca organ olan Güvenlik Konseyinde Sovyet notası yüzünden esaslı bir karar alınamaması tehlikesi karşısında, Genel Kurul 1 Kasım 1950 tarihinde, siyasî komisyonun sunmuş olduğu «Sulh için birlik ve müşterek güvenlik» adlı tasarı üzerinde üç gün süren müzakereden sonra bu. tasarıyı Sovyet blokunun. aleyhte oyu ve iki müstenkife karşı 52 oyla kabul etmişti.. Bu karara göre sulhu tehlikeye düşüren her hangi bir tehlikeli hal veya tecavüz karşısında, Güvenlik Konseyi Veto hakkının istimali yüzünden vazifesini yapamadığı takdirde, Genel Kurul 24 saat zarfında toplanarak üye devletlere, alınması gereken müşterek tedbirler hakkında tavsiyelerde bulunabilecektir. Bu tedbirler, sulhun ihlâli veya bir tecavüz halinde, silâh istimali suretinde de tecelli edebilecektir.
Genel Kurul bu karar suretile beraber, dünya sulbünü tarsin ve idame etmek, için baş vurulacak tedbirleri tetkikle vazifeli ve 14 memleket mümessilinden müteşekkil bir «müşterek tedbirler» komisyonu ihdasını da kabul etmiştir ki, dün Vişinski'nin lağvını istediği komisyon bu komisyondur. Müşterek güvenlik esası ve bu esas dahilinde alınacak tedbîrleri incelemekle vazifeli komisyonun ihdasına ait karar, bir kül halinde, Güvenlik Konseyinin daimî üyelerini teşkil eden büyük devletlere tanınmış olan Veto hakkının kötü tesirlerini tahfife ve sulhun tehlikeye düşmesi halinde alınması gereken kararları Veto hakkının carî bulunduğu Güvenlik Konseyinden, çoğunlukla karar alman Genel Kurula nakletmeğe matuf demokratik ve realist bir teşebbüstür. Ancak bu sayededir ki, Birleşmiş Milletler, tecavüzler ve ihlâller karşısında eli kolu bağlı kalmaktan kurtulacaktır.
Dün Vişinski, müşterek tedbirler komisyonunun lağvını ve gerginliği izale için alınacak tedbirleri görüşmek üzere Güvenlik Konseyinin toplantıya davet edilmesini istemekle, bu hareketi Önlemenin ve meseleleri yeniden, Veto hakkiyle malûl Güvenlik Konseyine iade etmenin çarelerini araştırmağa- çalışmıştır.
Filhakika, Genel Kurul, 3 Kasım 1950 tarihli kararında, aynı zamanda Güvenik Konseyinin daimî üyelerine de, toplanarak, sulhu tehdid edebilecek meseleler üzerinde görüşmeyi tavsiye etmiş bulunmaktadır; fakat bunun, Genel Kurula kabul edilen tedbir alma hakkının ilgası mânasına gelemiyeceği gibi, müşterek tedbirler» Komisyonunun lağvını müstelzim bir tavsiye de olmadığı aşikârdır.
Vişinski'nin dünkü taleplerine karşı ilk reaksiyonlar hemen tamamen menfi olmuştur. Bu menfi reaksiyonun devam etmesi ve Birleşmiş - Milletler teşkilâtının yaşayabilmesi için hemen tek ümid yolu olan bu demokratik hamlenin geleceği üzerinde asla pazarlık kabul edilmemesi lâzımdır.
Azınlık çoğunluk..
Yazan: Mücahit ToPalak
6 Ocak 1952 tarihli Zafer'den
Sovyet Dışişleri Bakanı Vişinski, Birleşmiş - Milletler Genel Kurulunun Siyasî Komisyonunda, «Sulh için birlik ve müşterek tedbirler» esasına karşı hücuma geçerken iddia ve ithamlarını başlıca şu noktaya istinat ettirmiştir: «Sulhu koruma ve idame ettirme vazifesini yüklenmiş olan Güvenlik Konseyinin bu vazifesinin herhangi bir sebep ve- bahane ile Genel Kurula devir ve havale edilmesi, tamamen siyasi mülâhazalarla başvurulmuş ve Birleşmiş - Milletler Anayasasına aykırı bir harekettir.»
Vişinski'nin bahsettiği ihlâl hareketi, sulhu koruma ve idame sadedinde Güvenlik Konseyinin Veto hakkı yüzünden muattal kalması halinde Genel Kurula karar alma ve tavsiyede bulunma salâhiyetinin verilmesini derpiş eden karardır. Vişinski, dünya umumî efkârına karşı, bu kararı, Amerika'nın maddî kuvvet ve nüfuzunun etrafında birleşen ve Sovyet Rusya'ya karşı mütecaviz bir cephe tesis etmeye çalışan devletlerin kötü niyetli bir kararı olarak ele almaktadır.
Sovyet Dışişleri Bakanının iddialarına esas teşkil eden siyasî mülâhazalar bir an için bertaraf edilerek düşünülecek olursa, Birleşmiş - Milletler Teşkilâtı Genel Kurulunun, sadece bir «mandat»île sulhu koruma ve idame vazifesini tahmil etmiş olduğu Güvenlik Konseyini bu vazifeden affetmesi veya onun yerine geçerek, bazı muamelâtı ifa etmesi, modern hukuk ve müessese anla-miyle asla gayri kabil telif değildir. Bir anayasa çerçevesi içinde, bu anayasayı vücude getirmiş ve onun icaplarına — hâdisede olduğu gibi, hükümranlıklarından az çok fedakârlık ederek — mutavaat etmiş olan devletlerin çoğunluğu mevcut hukukî nizamın kaynağını teşkil ettiğine göre, bu çoğunluğun, günün icap ve şartlarına uyarak, tevkil etmiş olduğu organın vaziyet ve salâhiyetinin de ikinci derecede ve daima kabili iptal veya kabili tashih olacağı şüphesizdir.
Şu kadar var ki, Birleşmiş Milletlerin bu hukukî bünyesine, bidayette siyasî mülâhazalar karışmış bulunmaktadır. İkinci Dünya Harbinin zafer sarhoşluğu veya mağlûbiyet bitkinliği ile malûl bulunan devletler, gelecekteki sulhun korunma ve idame işini, sillesini yemiş veya himayesine mazhar olmuş bulundukları "Büyük» devletlerin himmetine terketmek, yani, sulhun idame ve muhafazası bahsinde alınacak kararların büyük devletlerin ittifakına iktiran etmesine, diğer bir tâbirle Veto hakkının tesessüsüne müsarrat veya müsamaha etmekle bugünkü durumu yaratmışlardır.
Bugünkü durum, bir deyimle, vaktiyle birbirine karıştırılmış olan bu hukukî ve siyasî mülâhazaların çıkmazından başka bir şey değildir.
Bu. çıkmazın bu derece sıkıntıya sebep olmasının en mühim sebeplerinden biri de, bugünkü çok mühim siyasî potansiyel farklarına rağmen, hakikî bir üstünlük sağlayacağı zannedilen teknik imkân ve vasıtaların, ilânihaye terakki ve inkişafından zaif bir siyasî üstünlüğün hiç bir zaman doğurmayacağı kanaatinin yavaş yavaş yerleşmekte olmasıdır.
Birleşmiş - Milletler, Vişinski'nin talebini reddetmek ve çoğunluğa meyletmek suretiyle eski bir zihniyeti yıkmak ve hakikî selâmet yolunu aramak durumundadırlar.
Hür milletlerin güvenlik politikası.»
10 Gcak 1952 tarifli Yeni İstanbul'dan
PARİSTE tartışmalarına devam eden Birleşmiş Milletler Politika Komisyonu, savunma konusunda Önemli "bir adım atmış ve milletlerarası bir ordu kurulmasını kabul etmiştir. Gelen haberlerden, Sovyetlerin,, her zaman olduğu gibi, bu defa da, menfi davrandıklarını öğreniyoruz. Bunda hayret edilecek bir şey yoktur. Hür milletler yapıcı bir işe giriştiler mi, Sovyetler, hemen işkillenmekte ve bunu kendi barışlarına karşı bir hareket saymaktadırlar. Sovyetlerin katıldığı her toplantıda aynı politika oyunu tekrarlanır. Birleşmiş Milletlerin güvenlik dâvası konuşulurken Sovyet delegelerinden elbette başka bir şey beklenemezdi.
Sovyetlerin dış politikası güvenlik fikri ve maksadı Üzerine kurulmamıştır. Bu hakikatin tam mânasiyle anlaşılması lâzımdır. Güvenlik dâvasının çözülüşü, insanlık için, yeni bir barış çağı açabilir, Milletler arasındaki anlaşmazlıklar durulur, ekonomik güçlükler kaldırılır ve her millet ne yapacağını anlayarak faaliyetlerini plânlaştırabilir. Böyle bir durumun, Sovyet politikası için,ne demek olduğunu bilmeden hüküm vermek güçtür. Biz, kısaca, bu nokta üzerinde durmak isteriz.
Biliyoruz ki; her devlet gibi Sovyet Devletinin de bağlandığı bir fikir sistemi vardır ve. bütün teşkilâtı ona göre ayarlanmıştır. Demokrasiler insanlar ve' milletler arasındaki hak eşiltiğini tanırlar ve şimdiki cemiyet düzenimizi yaratan fikirlere, değerlere, ideallere bağlıdırlar. Sovyet Devleti, burada demokrasilerden ayrılıyor. Bu son derecede geniş fikir ayrılığı olmasaydı, zaten, Sovyet Devletinin kurulması imkânsızdı. Demek oluyor ki; bütün görüş ayrılıkları, her iki devletçe cemiyet kurulsunun zaruretlerinden ileri gelmektedir, Sovyetler demokrasileri ortadan kaldırmak fikrinden doğmuştur. Demokrasi devlet tipini, ortadan kaldîrabilmek için de, şimdiki sosyal düdeni temelinden yıkmak şarttır. Yıkıcı bir ideali kılavuz edinen bir devlet şeklinden yapıcı faaliyetler beklenemez. Onun için barış ve savunma politikası Sovyet ideallerinin ölümü demektir.Bunu bildikten sonra kızıl delegelerin niçin yırtındıklarını anlamak kolaylaşmış olur.
Komünist ideolojisine göre, şimdiki kapitalist Cemiyet, ergeç kendiliğinden çökecektir! Fakat bu çöküş ne kadar hîzlandırılırsa o kadar iyi olur . Nasıl Dünya milletleri iki büyük savaş yüzünden yıpranmışlardır.Onlara bellerini doğrultmak imkânları verilmelidir. Buhranlar dinerse kapitalist cemiyet, bir müddet için, derlenebilir. Halbuki; yer yüzünde devamlı bir huzursuzluk yaratılır ve milletler silâhlanmak için gelirlerinin büyük bir kısmini harcarlarsa içlerinden erirler. Komünistliğin aradığı ideal durum da bu suretle başgöstermiş olur! Sovyet Devletinin faaliyet programı, en geniş çizgileriyle budur ve bundan en ufak bir fedakârlıkta bulunamaz.
Pariste hür milletlerin güvenliğini sağlamak maksadiyle verilen karar,Sovyet dış politikasını, hiç şüphesiz telâşlandırmıştır. Fakat,hangi konuları içine aldığını henüz etraflıca bilmediğimiz bu karar, nihayet, bir komisyon kararıdır ve yürürlüğe girebilmesi için, Birleşmiş Milletlerce, genel toplantıda, uygun görülmesi lâzımdır. Komisyon kararının eşsiz önemi gozönünde tutulursa, Birleşik Amerika ile İngilterenin Washingtonda giriştiği konuşmalarda da yer alması ve bu yüzden birtakım hazırlıklar yapılması lâzımdır.Biz,onun için, Washington görüşmelerinin aynı zamana düşmesini hayırlı bir belirti sayabiliriz.
Zamanımızın en büyük zorlukları,dünya güvenliğini ihmal edercesine, Sovyetlerle uzlaşmaya aşırı ölçülerde önem verilmiş olmasından ileri gelmektedir. Milletler, ekonomik kalkınmalarını imkânsızlaştıran durumun, çok sağlam ve sarsılmaz bir güvenlik düzeni yaratmakla tasfiye edebilirler. Bu yapıldıktan sonra da Sovyetlerle her zaman temaslara girişmek imkânı yardır. Fakat şimdi, her şeyden önce, üstünde durulacak dâva, milletlerarası güvenliğin, sağlanmasıdır.Paristeki politika komisyonu, güvenlik dâvasının saldırganlık konusuna sımsıkı bağlı olduğunu belirtmekle çok müspet bir adım atmıştır. Fakat saldırganlık tezinin çok aydın bir çerçeve içine alınması ve ilerde ihtilâflar yaratacak sisli sözlerden kurtarılması lâzımdır. Böyle bir aydınlığa erişilirse hür milletler, çok kısa bir zamanda aradıkları güvene kavuşmuş olabilirler. Milletleri, ekonomik buhranlar yaratarak içinden yıkmak fikrine göre ayarlanan Sovyet politikası da böylece tehlikesiz ;bir hale "getirilmiş olur.".
Güvenlik sağlanır sağlanmaz, hür milletlerde çok verimli bir kalkınma faaliyeti başlayabilir. Çünkü istihsal ve geniş ekonomik kımıldanışlar, sağlam bir güvenlik düzeni ister. Sovyetlerin şimdiki sosyal düzeni ortadan kaldırmaya göre ayarlanmış bir politikası varsa, demokrasilerin de kendi düzenlerini sağlamlaştıracak bir politikası olmalıdır. Birleşmiş Milletlerin politika komisyonu, gerçekliği kavrayarak, çok iyi bir karar vermiştir. Bu kararı, bütün aydınlığı ile sonuçlandırmak ve yürürlüğe koymak, her milletin en başta gelen bir dâvası sayılmalıdır.
Rusya'nın eli...
Yazan: Ömer Sami Coşar
13 Ocak. 1352 iarihli Yeni Sabah'-
tan
Birleşmiş Milletler hafta sonunda iki mühim hâdiseye sahne olmuştur. Genel Kurul, bundan evvel siyasî komsiyon tarafından tasdik edimiş olan Batılıların silâhsızlanma plânı iîe kollektif emniyet komisyonunun tasarısını geniş bir ekseriyetle kabul etmiştir. Böylelikle bir taraftan silâhsızlanma mevzuunda S