1-31 TEMMUZ 1957

 

 OLAYLARIN TAKVİMİ

  

1 Temmuz 1957

 

 Ankara : 

 

Sekizinci Türk Dil Kurultayı, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi konferans salonunda bugün saat 10 da toplanarak çalışmalarına başlamıştır.

 

Adliye Vekili Prof. Hüseyin Avni Gök­türk, profesörler, Maarif Vekâleti ile­ri gelenleri, davetliler ile basın men­suplarının hazır bulunduğu toplantı­ya İstiklâl marşı ile başlanmış, mü­teakiben Türk Dil Kurumu Başkanı Prof. Dr. Macit Gökberk bir açış ko­nuşması yaparak Kurultaya başarılar dilemiştir.

 

Başkanlık divanı seçiminde Prof. Süheyp Derbil başkanlığa, Orhan Hançerlicğlu ile Hasane İlgaz ikinci baş­kanlıklara getirilmişlerdir.

 

Müteakiben Türk Dil Kurumunun Ge­nel Sekreteri Agâh Sırrı Levent ta­rafından yönetim kurulunun faaliyet raporu okunmuş ve rapor alkışlarla karşılanmıştır.

 

Daha sonra sekizinci kurultaya, mem­leket içinden ve hariçten gönderilenelliye yakın basarı telgraf ve mek­tupları okunmuştur.

 

Denetçilerin raporunun okunmasın­dan sonra komisyon seçimleri yapıl­mış ve bu sabahki oturuma son ve­rilmiştir.

 

Kurultay azaları bu sabah saat 9 da Anıt Kabri ziyaret ederek tesisinin 25 nci yıldönümünü idrak eden Dil Kurumunun kurucusu aziz Atatürkün mânevi huzurunda saygı duruşunda bulunmuş ve kabre bir çelenk koy­muşlardır.

 

 Adana :

 

Tarsus bölgesinde hususî bir çiftlik­te yabancı sermayenin de iştirakiyle sulu ziraate fiilen başlanmıştır. Sulu ziraatte âzami 210 kiloya kadar pamuk alınmakta, hattâ yeşim güb­re kullanılarak ziraat tekniğinin bü­tün icapları yerine getirildiği takdir­de bu miktar 300 kiloya yükselmek­tedir.

 

Çukurova pamuk ekicilerine bu hu­susta ilk rehberliği Tarsus Devlet Su­lu Ziraat Deneme İstasyonu yapmış­tır.

 

Adananın Çanakçı köyünde de bu sa­bah müstakil bir teşebbüse girişilmiş­tir. Önümüzdeki senelerde Seyhan barajından verilecek su ile Tarsus ve Adana ovalarında sulu ziraat sahalari bir buçuk milyon dönüme yük­selecek ve istihsal bugünkü rekolte­ye nazaran asgari üç misli artmış olacaktır.

 

Bir buçuk milyon dönüm araziden ilk plânda 250 bin dönümün hemen sulanması için lüzumlu tesislerin in­şası alâkalı Vekaletlerce 22 milyon liraya ihale edilmiştir.

 

 Kırşehir :

 

Kırşehirin vilâyet olmasına dair ka­nunun yürürlüğe girmesi münasebe­tiyle. Kırşehirliler bugün bir bayram havası içinde en mutlu günlerinden birini yaşamışlardır.

 

Bu münasebetle, tertip edilen ve ci­var kaza, nahiye ve köylerden de ge­len on binlerce Kırşehirlinin katıldı­ğı merasimde, Devlet Vekili Celâl Yardımcı, Dahiliye Vekili Dr. Namık Gedik, Maarif Vekili Tevfik İleri ve Sanayi Vekili Samed Ağaoğlu da ha­zır bulunmuşlardır.

 

Vekiller, Kırşehir vilâyet hududun­dan itibaren bütün yol boyunca çok kalabalık halk toplulukları tarafın­dan coşkun tezahüratla karşılanmış ve hazırlanan taklar önünde kurban­lar kesilmiştir.

 

Kırşehirlilerin bu coşkun tezahüratı arasında şehre giren Vekiller, doğru­ca merasimin yapılacağı stadyoma gitmişlerdir.

 

Stadyomu hınca hınç dolduran ve el­lerinde «hoş geldiniz sayın Vekilleri­miz» dövizleri ve bayrakları olduğu halde sevgi gösterilerinde bulunan halka hitaben önce vali vekili Turgut Eğilmez, bir konuşma yapmış, bu mut lu günde dört Vekilin aralarında bu­lunmasından duyduğu sevinci belirt­miş ve «bugünden itibaren derdiniz derdim, sevinciniz sevincimizdir» de­miştir.

 

Vali Vekilinden sonra belediye reisi söz  almış  ve  şehir  adına  hükümete şükranlarını bildirmiş ve Kırşehirlile­rin sevincine tercüman olmuştur.

 

Daha sonra on binlerce Kırşehirlinin muazzam tezahüratı arasında kürsü­ye .gelen Dahiliye Vekili Dr. ' Namık Gedik şu konuşmayı yapmıştır:

 

«Muhterem Kırşehirli vatandaşlarım, aziz kardeşlerim,

 

Bu sabah vilâyetiniz hudutlarına gir­diğimiz andanberi devam eden se­vincinize bütün kalbimizle iştirak et­mekteyiz.

 

Hükümet adına, gösterdiğiniz bu mu­habbet ve saygı karşısında minnet duyguları ile meşbu bulunduğumuzu arzetmek isterim.

 

Biraz evvel genç vali vekilinizi dinle­diniz. Sizlere nasıl hizmet edeceğini anlattı. O, vaadlerini bir hükümet temsilcisi sıfatını taşıdıkça mutlaka yerine getirecektir. Vali vekilinizden sonra konuşan belediye reisiniz, Kırşehiri ve Kırşehirlileri anlattı. Kır­şehir bizim de meçhulümüz olmamak la beraber bir Kırşehirlinin ağzın­dan bunu tekrar işitmekten haz duy­duk, Kırşehire hükümet olarak hiz­met etmek bizce bir şereftir.

 

Kırşehirde son altı sene içinde hü­kümet çalışmalarından kendi hisse ve nasibini almıştır. Fakat bugünden iti­baren ayrıca vilâyet olarak hüküme­timizin bütün memlekete dağıttığı hizmetlerden nasibini behemahal ala­caktır.

 

Şunu iftiharla beyan ederim ki, bu­gün her engeli yenen ve mutlaka yenmek azminde olan kuvvetli bir dev let ve hükümet vardır. Bu hükümet, bu güzel yurt kasabasına bir vilâyet hayatiyeti kazandırmak için gereken hizmeti ifa etmeyi bir vecibe bilmek­tedir. Biz Kırşehirlilere işlerinde mu­vaffakiyet, yuvalarında, yurtlarında saadet ve Kırşehire ebedî bahtiyarlık temenni ederek yeni vilâyetimizi kal­bimizin bütün sıcaklığı ve samimiyeti ile kutluyoruz.»

 

Müteakiben buradan hükümet kona­ğına gidilerek Vekiller ve Vali Vekili tarafından tebrikler kabul edilmiş ve vali vekili Turgut Eğilmez yeni va­zifesine başlamıştır.

 

Merasimin sona ermesini müteakip Devlet Vekili Celâl Yardımcı, Dahiliye Vekili Dr. Namık Gedik, ve Sanayi Vekili Samed Ağaoğlu Ankaraya ha­reket etmişlerdir.

 

 İstanbul :

 

Türk denizcilerinin kabotaj hakkını almalarının 32 inci yıldönümü ve de­nizcilik bayramı bütün sahil şehirle­rimizde olduğu gibi bugün İstanbulda da yapılan merasimle kutlanmakta­dır.

 

Sabah saat 9.30 da Taksim Cumhu­riyet âbidesi önünde yapılan mera­simde Deniz Harb Okulu ve Koleji ile boru takımı ve donanma bandosu, Yüksek Denizcilik Okulu öğrencileri, Deniz Ticaret Zabıtan ve Müretteba­tı Gemi Adamları Federasyonu ile sendika mensupları sivil ve askerî ze­vat hazır bulunmuşlardır.

 

Merasime bandonun çaldığı İstiklâl marşı ile başlanmış ve müteakiben muhtelif yerlerden gönderilen çelenkler âbideye konulmuştur.

 

Münakalât Vekâleti adına bir konuş­ma yapan Marmara Bölgesi Liman ve Denizişleri Müdürü Burhaneddin Kunt, Münakalât Vekili Arif Demirerin Türk denizcilerine selâm ve sevgi­lerini bildirdikten sonra tarihteki de­niz ticaret işlerimizden bahsetmiş, za­manla deniz ticaret mefhumuna gi­ren bütün, işlerin elimizden çıktığını, yabancı bayraklı gemilerin bütün işi ele aldıklarını anlatmış ve Türk de­nizcilerine kabotaj hakkının tanınmasiyle artık Türk bayrağının Türk karasularında vazifesini yaptığını, hattâ yabancı denizlerde bile bayra­ğımızın şerefle dalgalandığını belirt­miştir.

 

Bundan sonra Denizcilik Ticaret Filoşu ve Yüksek Denizcilik Okulu Me­zunları Cemiyeti adına, Yüksek De­nizcilik Okulu Talebe Cemiyeti adına. ve Türkiye Gemi Adamları Federas­yonu adına, günün mâna ve ehemmi­yetini belirten birer konuşma yapıl­mıştır.

 

Türk Deniz Filosu ve Yüksek Deniz­cilik Okulu Mezunları Cemiyeti adına yapılan konuşmada istikbalimiz ka­dar ehemmiyeti bulunan kabotaj hak kının iktisaden kalkınmamızda esas rolü oynadığı, hükümetimizin de de­niz ticaret filomuzun artmasına bü­yük önem verdiği belirtilmiş ve Yük­sek Denizcilik Okuluna temas oluna­rak okulun faaliyette bulunduğu 45 sene zarfında 515'i güverte olmak üzere 848 mezun verdiği bunların tica­ret filomuzda şerefle hizmet ettikleri anlatılmıştır.

 

Konuşmaları müteakip önde donan­ma bandosu, Deniz Harb Okulu ve Li­sesi ile boru takımı olduğu halde Yük­sek Denizcilik Okulu talebeleri ve me­rasime katılan diğer teşekküller Ayazpaşa  Dolmabahçe yolunu takibenBeşiktaştaki Barbaros türbesi önüne gelmişlerdir.

 

Barbaros âbidesine çelenklerin ko­nulmasından sonra bando İstiklâl marşımızı çalmış ve bir manga deniz eri tarafından havaya 3 el atış yapı­larak, ihtiram duruşu yapılmış ve me­rasime son verilmiştir.

 

Bugün Öğleden sonra Modada deniz yarışı ve gösteriler, gece de şenlikler yapılacaktır.

 

2 Temmuz 1957

 

 Ankara :

 

İki gün kalmak üzere Ankaraya gel­miş bulunan Birleşik Amerika Deniz Harekât Başkanı Oramiral Burke, bu­gün saat 14.30 da Amerikan sefareti konferans salonunda bir basın top­lantısı yapmıştır.

 

Toplantıda, gazetecilerin suallerini cevaplandıran misafir amiral, hâlen, kongrede 49 harb gemisini NATO dev­letlerine Ödünç verilmesi hususunun ele alındığını, bu arada Türkiyeye de bir destroyer ve bir denizaltı ile başka gemiler verileceğini söylemiştir. Ami­rale göre, bu gemiler verilirken, gemi­lerin verileceği devletlerin durumları dikkate alınacaktır.

 

Bu arada Rusya tarafıdan Mısıra dev redilecek üç denizaltı hakkındaki su­ali de  cevaplandıran  amiral, bunun,

 

yeni tedbirler almayı icap ettirecek derecede ehemmiyetli olmadığını ifa­de etmiştir. Türkiye ile Yunanistan arasında sık sık basında yer alan de­niz kuvvetleri mukayesesi hususunda da amiral Burke, her memleketin, her zaman daha fazla gemiye ihtiyacı ol­duğunu ileri sürdüğünü beyan ederek, herkesi memnun etmenin' imkânı bu­lunmadığını, buna rağmen Birleşik Amerikanm elinden geleni yapmaya çalıştığını söylemiştir.

 

Türkiyeye gemi verilmesi sebepleri üzerinde duran Amiral, Türkiyenin coğ rafî durumu itibariyle olduğu kadar, iyi harb etmesi ve gemileri iyi muha­faza eylemesi ile de bunu hakketmiş bulunduğunu ifade etmiştir.

 

Amiralin ifadesine göre, şimdiye ka­dar Amerika tarafından Türkiyeye muhtelif tipte 40 gemi ile bazı İiman ve hizmet gemileri verilmiştir. Bu ge­milerin tipleri şöyledir: Sekiz denizaltı, dört destroyer, üç ma­yın dökücü, sekiz açık deniz tarama gemisi, sekiz sahil mayın tarama ge­misi, bir tamir gemisi, bir küçük tan­ker, bir denizaltı kurtarma gemisi, dört devriye gemisi, bir küçük deniz­altı bakım gemisi, bir ağ bakım ge­misi. Oramiral Burke, Amerikan Temsilci­ler Meclisi Dışişleri Komisyonunun, denizaşırı memleketlerde vazifeli as­kerlerin yabancı mahkemelerde yar­gılanmaları aleyhinde bir karar sure­tini kabul ettiğine dair havadisten bahisle bu mevzuda ne düşündüğü su­aline cevaben, bu hususun ilgili mem­leketler arasında yapılacak anlaşma­larla halle çalışıldığını ifade etmiş­tir.

 

 Ankara :

 

1957 yılı Kızılay sağlık kervanları, bu­gün saat 10 da Kızılay Umumî Mer­kezinde yapılan bir merasimle çalış­ma mmtakalai'ina hareket etmişler­dir.

 

Kervanların hareketinden evvel, Kı­zılay Reisi Vekili Afyon mebusu Riza Çerçel, kervanlarda vazife alan dcktor, hemşire, laborant ve tenkisyenlere hitap ederek, kendilerine ba­sarılar ve iyi yolculuklar temenni et­miştir.

 

Bu yıl, on ayrı kervan halinde hare­ket eden ilk kafile, Mardin, Tunceli, Sivas, Fethiye  Marmaris, (Bolu ve Kırklareli vilâyet, kaza ve köylerinde faaliyette bulunacak ve bu bir aylık faaliyeti müteakip on kervandan mü­teşekkil ikinci bir grup başka vilâyet böleglerinde faaliyet göstereceklerdir. Kervanda 32 doktor, 26 hemşire, 10 laborant ve teknisyen bulunmaktadır.

 

Kızılay sağlık kervanları, bir ay sü­recek olan çalışmaları esnasında vi­lâyet kaza ve köylerde vatandaşları­mızı parasız olarak tedavi ve muaye­ne edeeckler, gereken ilâçları verecek­lerdir.

 

3 Temmuz 1957

 

 Ankara :

 

İki Evündrsnberi şehrimizde misafir bulunan Amerika Birleşik Devletleri Deniz Kuvvetleri Kumandanı Amiral Arleigh Burke, eşi ve maiyeti erkânı bu sabah Özel uçakları ile İtalyaya müteveccihen şehrimizden ayrılmış­tır.

 

 

 

 Ankara :

 

Hükümetimizin davetlisi olarak bir müddettenberi memleketimizde bulu­nan tanınmış İspanyol şarkiyatçıla­rından Prof. Garcia Gomez, eşi ile bir­likte bugün uçakla Tahrana mütevec­cihen   şehrimizden   ayrılmıştır.

 

Misafir Profesörün, Nafıa Vekili ve Hariciye Vekâlet Vekili Etem Men­deres adına, Hariciye Vekâleti Matbu­at Bürosu Müdürü İsmail Soysal teş­yi etmiştir.

 

Prof. Gcmez, yurdumuzda bulundu­ğu müddetçe, Hariciye Vekâleti Veki­limiz Etem Menderesin, kendisine ve refikasına gösterdiği yakın alâkadan ve memleketimizin her tarafında gör­düğü hüsnü kabul ve misafirperver­likten dolayı derin memnuniyet ve şükranlarını ifade etmiştir.

 

 Ankara :

 

Büyük şehirlerde yolcu garları ile feriyaj ve marşandiz garlarının ayrı ay­rı yerlerde tesis edilmesi, modern şe­hirciliğin esaslı prensiplerinden sayı­lır. Bu hizmetler Ankarada hâlen Gar sahasında ifa edilmektedir. Ayrıca mo tor atelyesi, motorlu tren deposu ve mağaza teşkilâtına ait binalarla bun­ların "hatlarının aynı sahada bulun­ması sebebiyle., yolcu ve marşandiz katarlarına ait hizmetlerin yapılma­sında daha bugünden büyük müşkü­lâta mâruz kalınmaktadır.

 

Demiryollarının müstakbel inkişafı da gözönüne alındıkta bu müşkülâtın daha da artacağı tabiidir. Bu sebep­lerden dolayı bugünkü Ankara istas­yon sahasının sadece yolcu katarları­na tahsis edilmesi, marşandiz tren­lerinin kabul, manevra ve şevki ile ti­carî eşyanın bütün manüpülâsyonlarınm şehrin insan kesafetinin en az olduğu bir mahalde icrası uygun gö­rülmüş ve bu maksatla Güvercinde ayrı bir gar tesis edilmesi karar altı­na alınmıştır.

 

Bugünkü Ankara gar sahasında de­miryolları umum müdürlüğüne ait takriben 150 bin metrekare genişliğin­de bir saha süratle inkişaf eden şeh­rin imarına hasredilecek ve bu saha­nın satışından elde edilecek gelirle Güvercindeki tesislerin bedelinin tak­riben yüzde ellisi karşılanmış olacak­tır.

 

Mağazalar, motorlu tren atelyesi ve deposu, ambar, antrepolar ve triyaj garından müteşekkil olan bu tesisler, bir milyon metrekareden fazla bir sa­ha üzerinde inşa edilecek olup 60 mil­yon lira değerinde olacak ve iş prog­ramına göre, 1964 senesinde tamamen ikmal edilmiş bulunacaktır.

 

Bunlardan mağazalar ve müştemilâtı­na ait birinci kısım inşaatın proje ve fennî evrakı hazırlanarak ihaleye çı­karılmıştır. İkinci kısım olarak da mo törlü tren deposu 1958 senesinde iha­leye çıkarılacak ve 1959 da işletmeye açılacaktır.

 

Bu işlerle ilgili olarak T. C. D. D. yol­ları aynı sahanın civarında bin lojman bir site kurmak tasavvurunda. dır. Bu proje Ankarada demiryol faal personeline tahsis edilecek ev ihtiya­cını karşılıyacak ve kısmen de me­murların ucuz ve uzun vadeli mes­ken sahibi olmalarına yardım etmiş bulunacaktır.

 

 Ankara :

 

Kızılay Cemiyeti, her yıl olduğu gibi bu yıl da, Hacca gidecek Türk hacıla­rının gidiş ve gelişlerinde sağlık du­rumları ile yakından alâkadar olmak üzere bir sağlık ekipini, Hac müddetince Hicaza göndermeğe karar ver­miştir.

 

Kızılay müşaviri Dr. Gazanfer Bingöl, Dr. Bülent Sevgen ve Dr. Ruhi Tur­nandan müteşekkil sağlık ekipi, bera­berine lüzumlu ilâç ve tıbbî teçhizatı da alarak, bugün uçakla Ciddeye ha­reket etmiştir.

 

 Ankara :

 

Meteoroloji Umum Müdürlüğü tara­fından teşkilâtın muhtelif İstasyonla­rında vazife gören memurların teknik bilgi ve görgülerini artırmak maksadiyle Türk ve Amerikalı mütehassıs­lar tarafından 12 Kasım 1956 tarihin­de açılan üçüncü devre meteorolojik istidlal ve tekâmül kursu 8 aylık bir çalışmadan sonra bugün sona ererek, kursu muvaffakiyetle bitiren 28 mete­oroloji memuruna diplomaları ve de­rece alan talebelere hediyeleri Ziraat Vekâleti müsteşarı İbrahim Sargut tarafından Meteoroloji Umum Müdür­lüğünde yapılan bir merasimle veril­miştir.

 

Bu suretle aynı mütehassıslar tara­fından 1955 ve 1956 senelerinde iki devre halinde İstanbul Üniversitesi Elektrik Fakültesine bağlı olarak açı, lan fcu mealdeki kursları bitiren metecrolojistlerin yekûnu 148'e ulaşmış­tır.

 

4.7.1957  tarihli Ulus gazetesindsn;

 

 Ankara :

 

İl Başkanlığının bildirişi:

 

C.M.P. Ankara İl Başkanlığı, teşkilâ­tına aşağıdaki bildiriyi göndermiştir:

 

«Liderimiz Osman Bölükbaşi dün tev­kif edilmiştir. Teessürümüz büyüktür. Genel Başkanımızın şahsı bahis mev­zuu edilerek Anayasamızda milletve­killerine tanınan teşrii masuniyet mü­essesesine ağır bir darbe indirilmiştir. Bu hatanın Türk adliyesi tarafından tamir edileceğine inanmaktanız. Te­essürümüz vazifelerimizi ifada bize rehber olacaktır. Kuvvetimizi, dâva­mızın müspet yolda olmasına ve aziz milletimizin hürriyet mücadelesinde partimize müzahir bulunmasına borç­luyuz. Hepinize sevgilerimizi sunar, mücadelenizde başarılar dileriz.»

 

 İstanbul :

 

Kardeş ve müttefik Irak Kralı Majes­te İkinci Faysal ile Veliahd Altes Emir Abdülilâh, bugün saat 11.30 da hususî bir Irak uçağı ile İstanbula gelmişler, Yeşilköy hava meydanında Reisicumhur Celâl Bayar ve Başvekil Adnan Menderes tarafından karşılan­mışlardır.

 

Majeste Kral ve Altes Emire bu ziya­retlerinde, Saray Teşrifat Nazın Tah­sin Kadri Paşa ile Bağdat büyük el­çimiz Behçet Türkmen ve maiyetleri erkânı refakat etmekte idiler.

 

Yeşilköy hava meydanındaki karşıla­mada, ayrıca İstanbul Vali ve Beledi­ye Reisi Prof. Gökay, İstanbul Garni­zon ve Merkez Kumandanları ile Irakın Ankara büyük elçisi Necib Eltavi, hâlen îstanbulda bulunan eski Irak Başvekillerinden Hikmet Süleyman Bey ve Erşed El Ömerî Paşa eski Irak Vekillerinden Said Kazaz ve Selâhaddin Cuma, diğer bazı Irak mebusları, ir akın İstanbul başkonsolosu ve Irak kolonisi hazır bulunmuşlardır.

 

Necib misafirlerimiz, Reisicumhururumuz ve Başvekilimizle hava mey­danının şeref salonunda bir müddet çok samimî bir şekilde hasbihal et­tikten sonra birlikte şehre hareket et­mişlerdir.

 

Majeste Irak Kralı ile Veliahd Emir îstanbulda kaldıkları müddetçe emir­lerine tahsis edilen Küçüksu kasrında ikamet edeceklerdir.

 

5 Temmuz 1957

 

 İstanbul :

 

İstanbul Valisi ve Belediye Reisi Prof. Gökay, 3 aylık mezuniyetini kullan­mak ve bazı milletlerarası kongrelere İştirak etmek üzere bugün Ankara vapuru ile Avrupaya hareket etmiş­tir.

 

Prof. Gökay, rıhtımda vali muavinleri, Belediye Reis Muavinleri, Vilâyet ve Belediye Müdürleri, gazeteciler ve dostları tarafından uğurlanmıştır.

 

Vali ve Belediye Reisliğine Vaiinin dönüşüne kadar Vali Muavinlerinden CevacL Çapanoğlu vekâlet edecektir.

 

 Ankara :

 

Maliye Vekâletinin memleket içinde İmal olunacak su boruları ile aksam ve teferruatından ve harb mühimma­tından istihsal vergisi alınmayacağı hususundaki tebliği bugünkü resmî gazetede yayınlanmıştır.

 

Tebliğin metni şudur:

 

«1  Köy, kasaba ve şehirlerde umu­mî ihtiyaca mahsus sular için Nafia Vekâletince veya bu Vekâletin salâhi­yet vereceği mercilerde tasdikli proje­lerine ve ihtiyaç listelerine göre 2268 sayılı kanunun 5365 ve 6665 sayılı ka­nunlarla muaddel   1 nci maddesi ge­reğince gümrük vergisinden muaf olarak hariçten getirtilen madenî veya plâstik boruları ile tazyikli, amyanttı ve aspetsli çimento boruları ve bun­ların eklentilerinde kullanılan kur­şun ve katranlı ip, lâstik ve demir bi­lezik, armatürler ve çeşmeler gibi te­ferruata ait aksam ve malzemenin yurt içinde yapılan eşit ve benzerle­rinin de aynı şartlarla dahilde alman istihsal vergisinden istisna edilmesi 6802 sayılı gider vergileri kanununun 4 üncü maddesinin (j) fıkrasına tev­fikan İktisat ve Ticaret Vekâleti ile müştereken kararlaştırılmıştır.

 

2 5383 sayılı gümrük kanununun 17 inci maddesinin 3 numaralı fıkra­sına göre, «Millî savunma ihtiyacı için hükümet tarafından doğrudan doğru­ya getirilen veya sipariş üzerine getirtilen silâhlar ve bunların parçaları ve teferruatiyle her türlü harb mühim­matı ve harb ganimetleri «gümrük vergisinden muaf bulunduğundan, bu eşyanın dahilde imal olunan eşit ve benzerlerinin de mükelleflerce Millî Müdafaa Vekâletine teslim edildiğini tevsik kaydiyle 6802 sayılı kanunun j fıkrasına istinaden istihsal vergisin­den istisna edilmesi İktisat ve Tica­ret Vekâleti ile müştereken kararlaş­tırılmıştır.

 

Sözü edilen istisna hükümleri 1.3.1957 tarihinden itibaren tatbik edilecek­tir.»

 

 Ankara :

 

Türkiye Cumhuriyeti ile Federal Al­manya Cumhuriyeti arasında hava münakalesinin tanzimi hakkında bir anlaşma akdine matuf müzakereler 27 haziranda Ankarada başlayıp bu­gün nihayete ermiştir.

 

Tesbit edilen anlaşma, bugün saat 16 da hükümetimiz adına Hariciye Vekâleti Umumî Kâtibi büyük elçi Melih Ssenbel ve Federal Almanya Cumhuriyeti hükümeti adına büyük­elçi ekselans Dr. Fritz Oellers tarafın­dan imzalanmıştır.

 

 Ankara :

 

Bir temmuz 1957 tarihinden 31 aralık 1953 tarihine kadar devam edecek olan milletlerarası jeofizik çalışmalarına meteoroloji teşkilâtımız da katılmış bulunmaktadır.

 

 İstanbul :

 

Eski Dahiliye Vekillerinden Cemil Uybadin bugün Kalamıştaki evinde ve­fat etmiştir. Cenazesi yarın öğle na­mazını müteakip Beyazit camiinde kıldırılacaktır.

 

Atatürkün Harbiyede sınıf arkadaşla­rından olan merhum Cemil Uybadm 1881 senesinde İstanbulda doğmuştur. İlk tahsilini İstanbul ve Selânikte yapmış yüksek tahsilini Harbiye ve Erkânı Harbiye mekteplerinde ikmal ederek 1903 senesinde Erkânıharb yüzbaşı rütbesi ile orduya katılmış­tır. Yurdumuzun muhtelif yerlerinde as­kerî kumandanlıklarda bulunmuş ez­cümle Halepte 26 ncı fırka erkânıharbiye reisliği yapmış altıncı kolordu ile Birinci Dünya Harbine iştirak ederek 6 ncı ve 7 nci kolordu erkânıharbiye reisliklerinde ve İstiklâl harbinde Trakyada 60 ncı fırka ve Çatalca mm taka kumandanlıklarında bulunmuş­tur.

 

Büyük zaferi müteakip 1923 te Bü­yük Millet Meclisi ikinci devresinde Tekirdağ mebusu olarak dahil olmuş­tur. Siyasî hayata atıldıktan sonra fırka genel sekreterliği, Dahiliye Ve­killiği ve uzun seneler Büyük Millet Meclisi Dahiliye Encümeni Reisliğini yapmıştır.

 

Bidayetten itibaren Atatürkün yakın arkadaşı olarak memleket hizmetinde bulunmuştur.

 

Merhum Cemil Uybandı 1950 senesin­de siyasî hayattan çekilmiştir.

 

 İstanbul :

 

İstinye tersanesinde şehir hatları iş­letmesi hesabına inşa ediien 750 ki­şilik Ortaköy vapuru bugün saat 16 da merasimle denize indirilmiştir.

 

48,20 metre boyunda 8,60 metre enin­de ve 14 mil süratinde bulunan Orta­köy vapuru, makinelerinin montajını müteakip servise alınacaktır.

 

 İstanbul :

 

UNESCO teşkilâtı tarafından bu yıl Moda Kolejinde tesis edilen milletler­arası gençlik kampı UNESCO Türkiye Millî Komisyonu Reisi Ord. Prof. Tevfik Sağlamın bir konuşması ile açıl­mıştır.

 

Kampa, Afganistan, Avusturya, Sey­lân, İtalya, Finlandiya, Norveç, Yu­goslavya, Lübnan ve Türkiye gençle­ri iştirak etmiştir. Kamp 24 temmuz tarihine kadar devam edecektir.

 

 Ankara :

 

Pakistan ataşemiliteri Albay Münir Ahmet Han, refakatinde ordumuzda polo ekipleri yetiştirmek üzere Pakistandan daha evvel gelmiş polo antre­nörleri olduğu halde, bugün saat 14 te Erkânın arbiyei Umumiye Harekât Başkanı Tümgeneral Cavit Çevik ta­rafından" kabul edilmiş ve kendilerine silâhlı kuvvetler spor rozeti verilmiş­tir.

 

 Ankara :

 

Memleketimizi ziyaret etmekte olan Alman Deniz Kuvvetleri Kumandanı muavini Tümamiral Gerhard Wagner ve maiyeti erkânı bugün saat 18,30 da uçakla şehrimize gelmiş ve Etimesgut hava alanında askerî merasimle kar­şılanmıştır.

 

Karşılamada, Deniz Kuvvetleri Lojis­tik Başkanı, Garnizon Kumandan Mu avini, Merkez Kumandan muavini, M.M. V. Temsil Başkanı, Deniz Kuv­vetleri haber şube müdürü hazır bu­lunmuştur.

 

 Ankara :

 

Öğrenildiğine göre, Türkiye ile Yu­nanistan arasında 21 temmuz 1949 ta­rihinde imzalanıp her sene zımni tem­dit yoluyla bugüne kadar yenilenmiş bulunan, gayri ticarî alacakların tas­fiyesine mütedair protokol, hüküme­timizce yeniden temdidi istenilmediğinden 5 Ağustos 1957 tarihinden son­ra meriyetten kaldırılacaktır .

 

 Ankara :

 

Tokat vilâyetinin Almus kazasına 3.5 Km. mesafede Yeşiîırmak nehri üze­rinde sulama, feyezan kontrolü ve enerji istihsali maksatları ile Almus barajının da ihalesi devlet su işleri umum müdürlüğünce yapılmıştır.

 

79.5 metre İrtitamda kaya ve toprak dolgu bir bent olacak olan Almus ba­rajının tepe uzunluğu 373 metre, bent kütlesi hacmi 2.670.0003, âzami hazine kapasitesi bir milyar metre küptür.

 

Almus barajının inşası ile Kazova, Turhal ve Omala ovalan sulanacak, Turhal ve Kazova feyezanlardan ko­runacaktır.

 

Aynı. zamanda 27.000 Kw. takatinde hidroelektrik tesisleri kurulacaktır.

 

Almus barajı 38.414.788.50 liraya Wühelm Wahmann firmasına ihale edil­miştir.

 

6 Temmuz 1957

 

 İzmit :

 

Reisicumhur Celâl Eayar ile Başvekil Adnan Menderes bugün öğleden son­ra İzmitte 4 üncü kâğıt fabrikasının temelini atmışlar ve kısa bir zaman evvel inşasına başlanarak, ikmal edil­miş olan boru fabrikasını hizmete aç­mışlardır. İzmit kâğıt sanayiini Avrupanın en büyük tesislerinden biri ha­line getirecek olan ve Türkiyede ilk defa olarak çelik boru imal ederek memleket sanayiine yeni bir unsur da­ha katmakta bulunan bu iki mühim eserle alâkalı merasime çok büyük bir halk topluluğu iştirak etmiş ve ha­raretli tezahürat yapılmıştır.

 

Merasimde Devlet Vekili Celâl Yar­dımcı, Dahiliye Vekili Dr. Namık Ge­dik, Maarif Vekili Tevfik İleri, Sana­yi Vekili Samed Ağaoğlu, B.M.M. Re­is vekillerinden İhsan Baç. Kocaeli ve civar vilâyetlerle, diğer vilâyetleri­miz mebusları, Kocaeli ve Sakarya va­lileriyle İstanbul Vali Vekili, Adliye Müsteşarı, Donanma Kumandanı, Gol cük Deniz Üssü Kumandanı, 23 üncü Tümen Kumandanı, Basın Yayın ve Turizm, Devlet Demiryolları, Sümerbank ve Emekli Sandığı Umum Mü­dürleri, diğer sivil ve askerî erkân ile İstanbul gazeteleri sahip ve başmu­harrirleri ve daha birçok davetliler bulunmuşlardır. Federal Almanya bü­yük elçisi ekselans Collers de mera^ simde hazır bulunmakta idi.

 

Reisicumhur Celâl Bayar saat 17.45 te uçakla Ankaradan Köseköy hava meydanına gelmiş ve orada İstanbuldan îzmite kadar yol boyunca halk toplulukları tarafından karşılanan Başvekil Adnan Menderes ile diğer Vekiller, mebuslar, sivil ve askerî er­kân tarafından istikbal olunmuştur.

 

Hava alanından otomobillerle kâğıt fabrikasına hareket edilmiş ve İzmit­lilerin hararetli tezahürleri arasında temel atma töreninin yapılacağı sa

 

haya gelinmiştir. Burada toplanmış olan binlerce İzmitli, Reisicumhur ve Başvekili büyük bir coşkunlukla da­kikalarca alkışlamıştır.

 

İlk sözü İzmit Selüloz Sanayii Umum Müdürü Enver Atafırat almış ve kâğıt fabrikalarımızın yıllık kapasitesini 55 bin tondan 110 bin tona çıkarmak üzere girişilmiş olan muazzam teşebbü­sün mahiyeti hakkında izahat vererek demiştir ki:

 

«Bu fabrikalar 1950 senesine kadar 18 bin tondan fazla istihsal yapama­mışlardı. O tarihte memleketimi bütün kâğıt ihtiyacı sadece 40 bin tondan ibaretti. 1950 yılı bütün Türk mille­tinin olduğu gibi İzmit Kâğıt Fabri­kalarının tenlimde de bir dönüm yılı cldu ve üçüncü kâğıt fabrikamızın te­meli de hemen o yıl atıldı. 1954 nisa­nında normal kapasitemizi 50 bin to­na ulaştıran 3 üncü kâğıt fabrika­mızla buna bağlı oluklu mukavva ve çimento torba kâğıdı tesisleri yine muhterem Reisicumhurumuzun uğur­lu elleriyle işletmeğe açıldı. Böylece 1950 senesinde sadece 18.195 ton olan kâğıt istihsalimiz 1954 yılında 38.300, 1955 yılında 45 bin, 1956 yılında 46 bin tona yükseldi. 1957 yılında âzami ka­pasiteye ulaşmak ve 55 bin ton ima­lât yapmak yolundayız. Ancak hükü­metimizin Türk milletinin kalkınma hayat standardında müşahede edilen görülmemiş yükselme her sahada ol­duğu gibi kâğıt istihlâkinde de Ölçüye sığmaz artışlar kaydedilmesine sebep olmaktadır. Okur yazarlarımızın her yıl biraz daha artması, daha 510 yıl evvel bir hayal sayılırken bir çok gazatelerimizin tirajlarının 100 bini aş­ması, ticarette ambalaj fikrinin sür­atle gelişerek köylerimize kadar ya­yılması kurulan her yeni fabrikanın, açılan her yeni mektebin, banka şutesi veya ticarethanenin yeni yeni bi­rer kâğıt harç mahalli olması kâğıt istihlâkinin artmasına ehemmiyetli derecede müessir olmaktadır. Daha 7 sene evvel memleketin bütün kâğıt istihlâki sadece 40 bin tondan ibaret­ken bugün yalnız İzmit Kâğıt Fabri­kalarının 50 bin ton istihsal yapması­na ve mühim miktarda da ithalât ya­pılmasına rağmen memleketimizde çekilen kâğıt sıkıntısının hakiki sebepleri işte bundan ibarettir. Bugün memleketimizin hakikî kâğıt ihtiyacı 170 bin ton civarındadır. Bu rakam nüfus başına yılda 7 kilo kâğıt istih­lâkini ifade eder. 1950 de bu istihlâk sadece iki kilodan ibaretti. Dünya kâ­ğıt istihlâki vasatisinin nüfus başına yılda 20 kiloyu aşmakta olduğu gözönünde tutulursa Türk milletinin bu­günkü kalkınma temposu içinde kâğıt sanayiimizin de ne muhteşem bir is­tikbale sahip olduğu meydana çıkar.» Selîüloz Sanayii Umum Müdürü daha sonra yeni tesisler hakkında izahat vermiş ve bu arada demifştir ki: «Yeni tesis ve tevsilerle sellüloz fab­rikalarımızın yıllık verimi 12 bin ton­dan 36 bin tona çıkarılacak, bugüne kadar iptidaî bir şekilde yapılmakta olan kabuk soyma işi de makineleştirilmek suretiyle yüzde 10'a yakın bir ham madde tasarrufu temin oluna­caktır. Odun hamuru tesislerimizde de gerekli ilâveler yapılacaktır. Bu suret­le bütün tesislerimiz yepyeni ve mo­dern bir hale getirilerek tek ünite ha­linde Avrupanm en büyük fabrikala­rından biri olacaktır. Bu hususa mü­teallik olarak muhtelif ecnebi firma­larla yapılan müzakeerler bir ay ev­vel tamamlanmış ve bir kısım maki­nelerle tesisler bir Finlandiya firma­sına, ambalaj kâğıdı makinesi bir PoIcnya firmasına ihale edilmiştir. Eski makinelerimizin modernleştirilerek ve rimlerinin 15 bin tona arttırılması işi­ni de bu makineleri vaktiyle kurmuş olan Alman firması yapacaktır. 1824 ay zarfında tahakkuk edecek olan bu tevsi ve İslah neticesinde memleke­timizin, gazetecilerimizin özlediği va­sıfta gazete kâğıdı, her çeşit mektep kitab ve defteri için lüzumlu kâğıtlar, sigara kâğıdı, her türlü karton ihti­yacının tamamı, diğer çeşitlerin de mühim bir kısmı karşılanmış olacak­tır. Bu işlerin tahakkuku için 7.5 mil­yon dolarlık dış tediye yapılacaktır. Buna mukabil elde edilecek fazla is­tihsalin bugünkü dünya piyasa fiatları üzerinden yıllık tutarı takriben 18 milyon dolardır. Bu neticenin döviz tasarrufu bakımından ayrıca arzettiği önem de aşikârdır.»

 

Müteakiben Boru Fabrikası Müdürü Cevat Süberk konuşmuş, Cevat Süberk demiştir ki:

 

«İzmît Boru Fabrikası bir taksim iki ilâ 2 tam bir bolü iki parmak ebadın­da siyah ve galvanizli su, havagazı ve kalorifer tesisatı için lüzumlu borula­rı imal etmek üzere Sümer'oank ile Almsnyada Mannesmann A.G. firma­sının işbirliği neticesinde vücude ge­tirilmiş bir fabrikadır.

 

Şimdilik senede 15 bin ton boru imal edecek olan fabrikanın temeli 1953 yilınm ikinci yarısında muhterem Re­isicumhurumuz ve Başvekilimizin uğurlu elleriyle atılmıştır. Fabrika in­şaatına 1955 yılının ekim ayında baş­lanarak inşaat ve montaj işleri 1956 yılı sonlarında ikmal edilmiş ve halen normal işletme devresine girmiştir. Bu şene içinde bugüne kadar fabri­kada muhtelif kuturda 4 bin tondan fazla boru imal edilmiştir. Fabrikanın binaları ile makine ve tesisleri 3 mil­yon 200 bin Türk lirası yabancı ser­maye olmak üzere 7 milyon 500 bin Türk lirasına mal olmuştur. Bu fabri­kada imal edilen borulara memleketi­mizin şiddetli ihtiyacı gözönünde tu­tularak daha şimdiden kapasitesinin 2530 bin tona çıkarılması için lüzum­lu tertipler alınmış ve 1958 iş progarmımiz bu esasa göre ihzar edilmiş­tir.

 

Aynı şekilde fabrikada 4 parmağa ka­dar boru imal etmek üezere gerekli hazırlıklara başlanarak plân ve pro­jeleri ihzar edilmiş ve bunların tat­bikatına geçilmek üzere lüzumlu mu­amelelere de başlanmıştır.

 

Önümüzdeki yıl içinde tahakkuk et­tirilecek elan bu yeni projelerin hiz­meti fabrikanın kapasitesini 60 bin tona' çıkarmaktadır.

 

Karabükte ihalesi yapılmış olan yeni haddehanenin en geç 1959 başlarında işletmeğe açılmasiyle boru fabrikası­nın band ihtiyacı da tamamen mem­leket dahilinde temin edilmiş olacak ve böylece asgari bir hesapla yalnız bu fabrika istihsalâtı memleketimize senede 12 milyon dolarlık bir döviz ta­sarrufu sağlayacaktır.»

 

Müdür bundan sonra ortak Mannes­mann A.G. Alman şirketinden alman mesajı okumuştur. Bu mesajda şöyle denmektedir:

 

«Sayın Reisicumhur, sayın Başvekil ve muhterem baylar, bugün resmi küşadmı tes'id ettiğimiz fabrikanın Türk ve Alman mühendislerinin, memur ve işçilerinin sıkı ve samimî işbirliği sa­yesinde bidayetten, temellerinin atıl­dığı andanberi müsmir ve meşkûr bir gayretle ilk gayeye ulaşmış bulundu­ğunu hepimiz içten gelen bir sevinç ve gururla hissetmekteyiz. Çalışmağa başladığımız bu ilk şene içinde Önem­li miktarda boru imal ederek piyasa­ya arzetmiş ve böylece Türkiyenin dÖviz bilançosunda, Karabük tevsi işle­rinin ikmali ile band imal edildiği za­man daha da müessir bir dereceye ulaşacak olan bir tasarruf sağlanmış bulunuyor.

 

Cümlemizin malûmu olduğu gibi fab­rikamız Türkiyede ilk defa çelik boru imal eden bir sınai teşekküldür. Türk hükümetinin icraatı sayesinde Türki­ye yeni bir sınai sahada da büyük sa­nayi devletleri safında yer almakta­dır. Fabrikamızın imalâtının Türkiye­nin en ücra köşelerine varıncaya ka­dar her şehre, her kasabaya her kö­ye su ve gaz gibi ihtiyaçları sağla­mak yolunda Türk hükümetinin feyiz­li gayretlerinin tahakkukunda mües­sir olacağından şüphe yoktur.

 

Şuna katiyen kaniiz ki, Türkiyenin yüksek tabiî zenginliği her çeşitten muazzam yeraltı servetlerinin mevcu­diyeti muvacehesinde Türk hüküme­tinin smai kalkınmayı hızlandırarak Türk milletinin hayat ve refah sevi­yesini yükseltmek yolundaki karar ve faaliyetleri yegâne isabetli ve fayda­lı yoldur. Türklerle Almanların bu müşterek eseri ile sevgili memleketi­nizin sınai gelişmesinde nâçiz bir hiz­mette bulunabildiğimiz için bahtiya­rız.

 

Müessesenin terakki ve tealisi zımnın­da vaki teşvik için Türk hükümetine gösterdikleri üstün başarıdan dolayı Türk ve Alman personele minnet ve şükranlarımızı ifade ederken, fabrika­ya feyizli gelişmeler dileriz.»

 

Müteakiben İzmit Belediye Reisi Os­man Gençal bu iki yeni eser dolayısiyle İzmitlilerin hissettiği büyük se­vince tercüman olmuş, vatan sathın­da birbiri ardına vücude getirilen bu âbidelerin uzun ihmal yıllarının izle­rini silmekte olduğunu ve Demokrat Partinin yapıcılık ve yaratıcılık kud­retinin bir ifadesini teşkil ettiğini be­lirtmiştir. Belediye reisi bu müsbet ve verimli eserleri inkâra kalkanların en büyük hataya düştüklerini kaydettik­ten sonra şöyle demiştir:

 

«Muhtelif istikametlerden gelen mu­halefet esintilerine rağmen Türk mil­letinin refah ve saadeti uğruna bugün takip etmekte oldukları rotadan zer^rece inhiraf etmeksizin iierliyen bü­yüklerimize belde adına minnet ve şükranlarımızı arzediyorum.»

 

Merasimde son konuşmayı Ssnayi Ve­kili Samed Ağaoğlu yapmıştır. Samed Ağaoğlu bu konuşmasında     demiştir

 

ki: «Son bîr sene içinde İzmite gelişleri­miz sıklaştı, gâh yeni temel atmalar için, gâh atılmış temellerde yükselen eserlerin milletin hizmetine girişini tesid için... Bugün de kısa bir zaman­da ikmal edilen boru fabrikasını hiz­mete açıyoruz ve 4 üncü kâğıt fabri­kamızın temelini atıyoruz. 3u yeni tesislerden bir tanesi madenî bir in­sanın sıhhati bakımından lüzumlu en ehemmiyetli bir unsurun temini de­mektir.. Diğeri ise Türk milletinin fik­ri mesaisinin vasıtası demektir. Bu başarıdan dolayı İzmitliler, sizleri teb­rik ederim.

 

Size şimdi bir liste okuyacağım. Bu liste önümüzdeki şu iki üç ay içinde atılacak temellerin ve yapılacak res­mi küşatlarm ancak bir kısmını ihti­va etmektedir. Bu da gösterir ki Türk milleti artık durdurulması imkânsız bir hızla kendisine lâyık olan mede­niyet seviyesine doğru koşmakta ve ona bir an evvel ulaşmak için her tür lü fedakârlığı göze almış bulunmakta­dır.

 

Bahsettiğim liste şudur:

 

Zonguldakta, bir lavvarla liman tesis­leri tamamlanmıştır, açılışını bekliyo­ruz. Yurdun bir diğer köşesinde, Murgulda bir asit fabrikası keza ikmal edilmiştir, açılısı yapılacaktır. Soma­da büyük bir elektrik santrali faali­yete geçmek üzeredir. Mudanyada bir jüt fabrikasının temeli atılacaktır. Adana, Kastamonu, Çankırı şeker fab­rikaları merasimi bizi bekliyor. Bolu ve Artvin de sunî kereste fabrikaları temel atma merasimi için hazırdır. Bu kadar da değil.. Buluda yeni briket fabrikası, 2onguldakta yüksek fırın, yine Zonguldakta büyük haddehane sıradadır. Antalyada Kebez santrali­nin temel atma merasimi yakında ya­pılacaktır.

 

Bunlardan başka Eskişehirde, Maraşta, Aydında yeni mensucat fabrikaları da bu listede yer almış bulunmakta­dır.

 

Şu kısa blânço da gösteriyor ki Türk milleti büyük bir değişme içindedir ve sınaî bir cemiyet olma yolundadır. Türk milleti kendisine lâyık bir me­deniyet seviyesine ulaşıyor. Ne mutlu Türküm diyen büyük Atatürkün kendi ilhamını kendisinden sonra gelenlerin ve ona lâyık şekilde çalıştığını isbat eden Demokrat Partinin tahakkuk ettirmekte olması, Demokrat Partinin başında ve onun safında bulunanlarm göğüslerini haklı bir iftiharla el­bette kabartacaktır.»

 

Samed Ağaoğlu Türk milletine daha müreffeh daha mesud, daha ileri bir medeniyet seviyesi nasip etmesini ni­yaz ederek sözlerini sürekli alkışlar arasında bitirmiştir.

 

Bundan sonra Reisicumhur Celâl Bayar ve Başvekil Menderes 4 üncü kâ­ğıt fabrikasının temeline ilk harcı sürekli alkışlar arasında koymuşlar, buradan boru fabrikasına gidilerek kordelâ kesilmek suretiyle fabrika iş­letmeğe açılmış ve tesisler gezilmiştir.

 

7 Temmuz 1957

 

 Ankara : Dost ve müttefik İtalyan ordu men­supları ile tanışmak, askerî birlik ve müesseselerini ziyaret etmek maska diyle Korgeneral Cevdet Sunay başkanlığında beş kişilik bir askerî he­yetimiz uçakla İtalyaya hareket et­miştir.

 

 

 

Geçen sene İtalyan E. H. U. Reisi Or­general Mancinelli'nin memleketimizi ve bunu takiben E.H.U. Reisimiz Or­general İ. Hakkı Tunaboylunun da İtalyayı ziyaretleri ile başlayan bu kar­şılıklı nezaket ziyaretlerinin hedefi, iki dest ve müttefik devlet orduları arasında mevcut dostluk bağlarını da­ha da kuvvetlendirmektir.

 

Bunu Türk ve İtalyan kara, hava, de­niz heyetlerinin karşılıklı ziyaretleri takip edecektir.

 

Heyet İtalyada bir hafta kalacaktır,

 

8 Temmuz 1957

 

 Ankara :

 

Meskensiz vatandaşları ucuz menken sahibi etmek ve bir takım zaruretler karşısında hazine arsaları üzerinde kaçak olarak yapılan gecekondu sa­hiplerini sıhhi evlere kavuşturmak ve yaptıkları bu gecekondu arsalarını kendilerine vermek üzere 1953 sene­sinde çıkarılan 6188 sayılı kanun tat­bikatı bir çok vilâyetlerimizde yerine getirilmekte ise de büyük şehirleri­mizde bugüne kadar bu kanun tat­bikatına başlanamamıştır.

 

Ankarada belediye sınırları içerisinde bu gibi yapılmış 70 bin gecekonduda 150 bin nüfusu alâkadar eden bu ka­nun tatbikatına başlanmak üzeredir. Bu hususta kendisi ile görüştüğümüz Ankara Belediye Reisi Orhan Eren aşağıdaki izahatı vermiştir:

 

«Şehrin muhtelif yerlerine dağılmış bulunan gecekonduda oturan vatan­daşları bir an evvel huzura kavuştur­mak ve kendilerine vereceğimiz arsa­larla sıhhi ev sahibi etmek için 6188 sayılı kanun gereğince çalışmalarımı­za başlamış bulunuyoruz. Bu suretle cehrin imar plânını da tam mânasiyle tatbik etmek iskân sahası dışında yapılmış evleri yıkarak buralarını ye­şil sahalara inkılâp etmek imkânı hâ­sıl olacaktır. Yapılan geniş imar ha­reketleri ile her geçen gün güzelleşen Ankaramızı çirkinleştiren bu manzara da ortadan kalkmış olacaktır.

 

İmar ve iskân sahası dışında olan ve yıkılması    icap eden gecekondu    saiplerinin mutazarrır olmaması için Emlâk Kredi Bankası ile müştereken muhtelif semtlerde ucuz faizli ve uzım vadeli sıhhî apartman daireleri inşasına başlanmış bulunmaktadır, Beş bin daireyi havi blok apartmanlar yapılan bir programla kısa zamanda tamamlanmış olacaktır. Ayrıca gene bu sahalarda oturup ' ta kendisi ev yaptırmak isteyenlere bu kanun gere­ğince tahsis edilecek arsalardan veri­lecek ve Emlâk Bankasından uzun va­deli az faizli kredi temin edilecektir. İskân ve imar sahası içinde yapılan gecekondu sahalarında parsellenerek bu saha üzerinde oturan vatandaşlara verilmesi takarrür etmiş bulunmakta­dır.

 

Buna göre, Belediye Meclisimiz hazi­ran dönemi son toplantısında aldığı karar gereğince Altındağ, Telsizler, Aktepe, Toklu, Gümüşdere, Etlik, Yenidoğan ve Aktaşta hazineye ait ar­salar 6188 sayılı kanun gereğince ha­zineden vergi kıymeti üzerinden devir alınacak ve bu mmtakalarm su elek­trik, yol ve kanalizasyonu yapıldıktan sonra çıkan maliyet bedeli üzerinden bu vatandaşlara faizsiz ve 10 senede müsavi taksitlerde ödenmek üzere ve­rilecektir.

 

Gecekonduların kesif bulunduğu bu sahalarda esasen belediye hizmetle­rinin çoğu yerine getirilmiş bulun­maktadır. Parselesyon işlerinin çoğu yapılmıştır. Bu sebeple arsaların ha­zineden devri yapıldıktan hemen son­ra tapularının verilmesine başlana­caktır. Hattâ bunların büyük bir kıs­mının tapuları dahi hazırlanmış bu­lunmaktadır.

 

Tapuları kendilerine veriien arsa sa­hipleri de evlerini yeni parselasyon plânına göre yapmağa başlayacaklar ve kendilerine gerekli yardımlar yapı­lacaktır.

 

Bu şekilde kanunun istihdaf ettiği ga­ye sağlanmış olacağı gibi 70 bin aile­nin ki bu 150 bin nüfusu bulmaktadır. Büyük endişesi ortadan kalkacak ve herkes birer mesken sahibi olacak­tır. Mübarek kurban bayramında bu­nu hemşehrilerime müjdelemekle bü­yük bîr bahtiyarlık duymaktayım.

 

 Ankara :

 

Kahire fuarının açılışı münasebetiyle Mısır Ticaret Nazırı Mahmut Etau Nâsırın resmî daveti üzerine, İktisat ve Ticaret Vekili Abdullah Aker'in baş­kanlığında bir heyetimiz bugün saat 19.15 te Ortaşark hava yollarına men­sup bir uçakla Kahireye müteveccihen Ankaradan hareket etmiştir.

 

İktisat ve Ticaret Vekili Abdullah Aker'in başkanlığındaki heyetimiz, şu zevattan müteşekkildir:

 

Hariciye Vekâleti Ticaret ve Ticarî anlaşmalar Dairesi Umum Müdürü Oğuz Gökmen, İktisat ve Ticaret Ve­kâleti Dış Ticaret Dairesi Reisi Sü­leyman Çeşmebaşı, Ticaret ve Sanayi Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği Başkanı ve İş Bankası Umum Müdü­rü Üzeyir Avunduk ve İktisat ve Ti­caret Vekâleti Hususî Kalem Müdü­rü Hilmi Ertan.

 

 Yalova :

 

Hususî surette memleketimizde ika­met etmekte olan kardeş ve müttefik Irak kralı Majeste İkinci Faysal ile Veliaht Altes Emir Abdülillah, bugün Umur mctörü ile İstanbuldan Yalovaya gelerek Reisicumhurumuz Celâl Bayan ziyaret etmişlerdir.

 

Başvekil Adnan Menderes de berabe­rinde Dahiliye Vekili Dr. Namık Ge­dik, Büyük Millet Meclisi Reis Vekil­lerinden İhsan Baç, Hariciye Vekâleti Umumî Kâtibi Büyük Elçi Melih Esenbel, Adliye Vekâleti Müsteşarı Ha­di Tan, Başvekâlet Hususî Kalem Mü­dürü Muzaffer Ersü olduğu halde iki kardeş ve müttefik devlet reisine mü­lâki olmak üzere Yalovaya gelmiştir.

 

Irak Kralı Majeste Faysal, Reisicum­hur Celâl Bayar, Veliaht Altes Emir Abdülillah ve Başvekil Adnan Mende­res öğle yemeğini birlikte yemişlerdir. Çok samimî bir dostluk havası içinde cereyan eden bu yemekte ayrıca ma­jeste Irak Kralına refakat etmekte olanSaray Nazırı Tahsin Kadri Paşa ile Irakm Anlcara Büyük Elçisi ekselans Necip El Ravî ve Bağdat Büyük Elçimiz Behçet Türkmen ve Riysseticumhur erkânı da hazır bulunmuş­tur.

 

Reisicumhurumuz ve Başvekilimiz sa­at 16 da Irak Kralı Majeste 2 nci Fay­sal ile Veliaht Altes Emir Abdülilâhı Yalova iskelesine kadar teşyi etmiş­lerdir.

 

Gerek kaplıcalarda gerekse Yalova iskelesindeki vatandaş toplulukları iki kardeş müttefik devlet reisini hara­retle alkışlamışlar ve sevgi tezahüra­tında bulunmuşlardır.

 

11 Temmuz 1957   

 

 Erzurum  :

 

Millî Müdafaa Vekâleti Erzurum Tem­sil Bürosundan bildirilmiştir: Birinci Dünya Harbi ve ondan evvelki savaş­larda Sarıkamış ve Kars cephelerinde memleketin istiklâli ve hürriyeti uğ­runda kanlarını dökerek canlarını ve­ren mübarek şehitlerimizin hatıraları­nı ebedileştirmek üzere Sarıkamış'da Şehitler Abidesi dikilmiştir.

 

18'nci Kolordu tarafından yaptırılan bu şehitler âbidesi, aziz şehitlerimizin ulviyetine ve hâtırasına lâyık bir şe­kilde meydana getirilmiştir.

 

Sarıkamış şehitler âbidesinin açılış merasiminde Kars valisi, 18'nci Kolor­du kumandanı, 3'üncü Ordu Kurmay Başkanı, 9'uncu Tümen Kumandanı, Kars ve Sarıkamış belediye reisleri ile kalabalık bir halk topluluğu hazır bu­lunmuştur.

 

 Ankara :

 

Amerika Birleşik Devletlerinin istiklâ­linin yıldönümü münasebetiyle Baş­vekil Adnan Menderes ile Amerika Bir leşik Devletleri Hariciye Nazırı John Foster Dulles arasında aşağıdaki tel­graflar teati edilmiştir:

 

Sayın John Foster Dulles Birleşik Devletler Hariciye Nazırı Washington

 

Birleşik Amerika Devletlerinin istiklâ­linin yıldönümü münasebetiyle, sarsılmaz dostluk ve ittifak rabıtalanyla bağlı bulunduğumuz Amerikan mille­tinin refah ve saadetinin devamı için en iyi temennilerimi zatı devletlerine bildirmekle büyük bir haz duymakta­yım.

 

Bu vesile ile, müştereken tebcil ettiği­miz ulvî ve menfaatten ârî gayelerin tahakkuku uğrunda Türk milletinin Amerika milletiyle elele çalışmak hu­susundaki kat'î azmini bir defa daha teyid etmek isterim. Adnan Menderes Sayın Adnan Menderes Başvekil Ankara

 

Birleşik Devletlerin istiklâlinin yıldö­nümü münasebetiyle göndermiş oldu­ğunuz lütüfkâr mesaj dolayısiyle son derece minnettarım. Zatı devletlerine ve Türk milletine en sıcak dostluk his­lerimi sunmak ve Amerika Birleşik Devletlerinin sulh uğrunda Türkiye ile sıkı işbirliğine devam etmek hususun­daki azmini teyid etmekle büyük bir haz duymaktayım.

 

Birleşik Devletler Hariciye Nazırı John Foster Dulles

 

12 Temmuz 1957

 

 Ankara :

 

İller Bankasından aldığımız malûmata göre, 105 şehir ve kasabamızın haliha­zır haritalarının tanzimi işi cem'an 3.173.610 lira keşif bedeli üzerinden bankaca ihaleye çıkarılmıştır.

 

Bu şehir ve kasabalarımız şunlardır:

 

Ceyhan, Kütahya, Karaman, Mersin, Amasya, Mahremkolu, Yeşildağ, Sür­gü, Erkenek, Tut, Yahşiyan, Sulak­yurt, Delice, Sincanköy, Akçakoca, Yı­ğılca, İsabey, Denizler, Çat, Hunut, İslâmköy, Yenişar, Senir, Çarıksaraylar, Kılınç, Geresin, Mimarsinan, Şefaatli, Boşkırı, Dere, Elmasun, sıra, Almus, Karakaya, Göynücek, Balkanda, Hö­yük, Karasinar, Gafferiyat, Selendi, Menye, Bakır, Başkale, Mus, Halfeti, Kaymaklı, Kızılcaköy, Cepni, Gölköy, îpsile, Çatalzeythv Yapraklı, Armutlu (Bursa), Biga, Bczkurt, Bayır, Çilmi, Çan, Çıtak, Kiralan, Çanakkale, Eş­me, Gediz, Horsunlu, Honas, İnceler, Kurşunlu, Kızılca, Keşan, Kocaeli, Karayakup, Muğla, Akseki, Sanoğlan, Sö­ğütlü, Sungurlu, Üskübü, Yeniceköy, Yatağan (Denizli), Yenice (İsparta), Silivri, Ezine, Bulgaz, Kızılbahçe, Ha­cılar Adana), Ahmetbey, Taraklı, At­ça, Namrunkale, Selçuk ve Meryemana, Çobanlar, Büyükmandirağ, Emet, Erzin, Çankırı, Kızılviran. Yenidoğan, Beylikahır, Derecine, Gemlik, Evciler, Kaman, Demirtaş, Armutova, Bekilli.

 

Ayrıca, Baykan, Beytüşşebap, Derik, Eskil, Hakkâri, Karlıova, Kaş, Pervari, Pertek, Solhan, Sarıhanlı, Şemdinli, Tekman, Ula kasabalarının imar plân­larının yaptırılması işinin eksiltmeye konulmasına da karar verilmiştir.

 

 İstanbul :

 

Maarif Vekili Tevfik İleri, bugün saat 12.30'da İstanbul Maarif Müdürlüğün­de gazetecilerle hasbıhalde bulunmuş ve sorulan muhtelif sualleri cevaplan­dırmıştır.

 

Konuşmasına, Atatürk üniversitesine temasla başlayan Maarif Vekili, de­miştir ki:

 

«Geçen Haziran ayı içinde Atatürk üniversitesine ait kanun Büyük Millet Meclisinden çıkmış bulunuyor. 4 Tem­muzda da 8 milyon liralık ilk kısım inşaatın ihalesi yapıldı. Böylece Ka­nunun kabulü ve inşaatın ihalesi ile Atatürk üniversitesi bütün şümulü ile tahakkuk safhasına girmiş bulunmak­tadır. Memleketimiz için ve bilhassa doğu illerimiz için çok hayırlı olan bu müessesenin temel atma merasimini, Erzurum kongresinin aktediîmiş oldu­ğu 25 Temmuz günü yapmak kararın­dayız. Erzurum'da kurulacak olan Atatürk üniversitesi fikri, bilindiği gi­bi, ilk olarak Atatürk tarafından or­taya atılmıştır. Aradan uzun seneler geçmiş olmasına rağmen 1950 yılına kadar bu mevzu üzerinde durulmamış­tır. 1950'den itibaren bu çok mühim mesele üzerinde duran hükümetimiz, mevcut üniversitelerimizle teşriki me­sai etmek ve Amerika'nın Nebraska üniversitesinin de yardımlarını    sağlamak suretiyle işi bugünkü noktaya getirmiştir. Böylece büyük Atatürk'ün ilk işareti, bir bakıma bir vasiyeti da­ha tahakkuk etmiş bulunmaktadır.

 

23 Temmuz günü atılacak temel, Türk milleti için çok hayırlı olacağı gibi aziz atamızın ruhunu da şad etmiş ola­caktır.»

 

Tevfik iteri müteakiben lise ve orta okullardaki ikmal imtihanları mevzu­una da temas ederek, bu mevzuda alın mış olan yeni ve mühim bir karardan bahsederek şu izahatı vermiştir:

 

«Vekâletimiz bundan evvel lise bitir­me imtihanları hakkında bir karar al­mıştı. Bu kararımızda lise bitirme im­tihanına giren gençler, hangi dersler­den muvaffak olmamışlarsa, sadece o derslerden diğer imtihan dönemlerin­de imtihana girmek hakkını kazan­mışlardı. Bugün ikinci bir problem kar şısmda bulunuyoruz: Ortaokul ve lise­lerin kanaat noktalarıyla geçilen ara sınıflarında. 3 dersten muvaffak olamıyanlar ikmale kalmakta, 3'den fazla dersten muvaffak olamıyanlar ise doğ­rudan doğruya sınıfta dönmektedirler. Bu şekilde doğrudan doğruya sınıfta kalanların sayısı ortalama, talebe sa­yısının 1/4'ü ile 1/3'ü arasındadır. Bu, oldukça büyük bir rakamdır. Bu iti­barla çocuklarımızın yaz aylarında ça­lışmalarını temin etmek suretiyle 3 den fazla dersten muvaffak olamıyanların da bütünleme imtihanı hakkına sahip olmalarını uygun ve faydalı bul­maktayız. Ümit ediyorum ki, bu husu­sa ait kararı da yakında ilân etmek imkânını bulacağız. Bu takdirde bu kararın tatbikine derhal başlanacak­tır.»

 

İstanbul'daki ilkokul binaları ile diğer okul binaları hakkında Maarif Vekili şunları söylemiştir; «İstanbul'da 9 ilk­okul binası 1956 bütçesiyle ihale edil­miştir ve halen inşa halindedir. Önü. müzdeki ders yılı tedrisatına yetiştiri­lecektir. Bunlar onar sınıflı ilkokullar­dır. Ayrıca 1957 yılında 8 ilkokul bina­sı daha ihale edilmiştir. Bunlardan 4'ü onar dershaneli, diğer 4'ü de 15'er ders hanelidir. Bu okulların da tamamlanmasiyle İstanbul'da ilk öğretim sıkın­tısı bir hayli hafiflemiş olacaktır.

 

Bu arada İstanbul vilâyetine ait ilk­okul inşaatına dair bir iki rakam ver­mek yerinde olur. 1923 yılından 1950 yılma kadar İstanbul şehrinde inşa edilmiş olan okul sayısı 40'dır.

 

1950'den içinde bulunduğumuz 1957 yılma kadar inşa edilmekte bulunan okullarla birlikte yapılan okul sayısı 69'dur. Bu iki rakam İstanbul vilâye­tinde ilk öğretim için sarfedilen gay­reti beliğ bir surette ifade eder. Ben bu sözleri söylerken, İstanbul vilâye­tinin göstermiş olduğu büyük gayrete de aynı zamanda teşekkür etmiş bu­lunuyorum. Bu arada, şu rakamları da vermek faydalıdır:

 

325 okulumuzda normal öğretim, 161 okulda çift öğretim yapılmakta ve sa­dece iki okulda 4'Iü Öğretim tatbik edilmektedir. Bu okullardan biri Bakırkoyde, diğeri Fatihtedir. İnşa ha­linde olan okulların hitamında 4'lü öğretim diye bir şey kalmıyacaktır.

 

İmar hareketleri dolayısiyle iki veya üç ilkokulumuzun bertaraf edilmesi bahis mevzuudur. Bunların yerine ye­ni ilkokullar yaptırılması kararlaştı­rılmıştır. Tophane Sanat Enstitüsü­nün yıkılması kat'ileşmiştir. Fakat yı­kılmadan evvel bu müessesemizi yer­leştirecek binayı bulacağız. Araştır­malar yapmaktayız. Bu tedbirlerimiz, muvakkat bir tedbirdir. Asıl tedbir, sa­dece Tophane Sanat Enstitüsünü de­ğil, umumiyetle sanat enstitülerine elan ihtiyaç dolayısiyle, İstanbul'da çok büyük ve modern iki sanat ensti­tüsü binası inşa etmek olacaktır. Bun­lardan birini Yıldız'da Teknik Okul yanında yapmak kararındayız ve hazirlıklariyle meşgulüz. Atatük Kız Li­sesinin tedrisat yapacağı yeni bir lise binası yapmak da kararlarımız ara­sındadır. O tahakkuk edince bu lise­mizin işgal etmekte olduğu bina Güzel Sanatlar Akademisine terkedilecek ve akademinin sıkıntısı bertaraf edilmiş olacaktır.»

 

Maarif Vekili Tevfik İleri, bundan son ra yatılı liselere Anadolu'dan gelen müracaatları karşılamanın iki yolu ol­duğunu, bunlardan birisinin liseleri çoğaltmak ve tevsi etmek, diğerinin ise Anadolu'daki lise sayılarını arttır­mak olacağını söylemiş ve demiştir ki:

 

«Çocuklarımızı kendi memleketlerinde okutmak için İstanbuldaki müessese­lerimizi çoğaltmak ve tevsi etmekle beraber Anadolunun muhtelif yerle­rinde pek çok lise açmış bulunmakta­yız. 1950 yılında 300 kadar olan ortackul ve lise sayısı bugün 60ö'e varmış­tır. Bu da gayretlerimizin bir ifade­sidir. Şunu memnuniyetle kaydedeyim ki, tir çok nahiyelerimiz ortaokul is­temekte ve ortaokula kavuşmaktadır. Bunun gibi büyük kazalarımız lise is­temekte ve imkânlarımız nispetinde bu isteklerine cevap verilmektedir. Halen Bingöl, Hakkari ve Tunceli'den başka bütün vilâyetlerimiz liseye ka­vuşacaktır. Bütün fcu tedbirler şüphe­siz İstanbul'un yükünü hafifletecek tedbirlerdir.»

 

Yatılı ücretleri üzerinde alınmış bir karar olmadığını ücretlerin arttınlmamasmm gaye olduğuna işaret eden Maarif Vekili, ilköğretim okulla­rının çoğaltılmakla olduğunu, her se­ne yenilerinin açıl. lığını ve böylece iıkckul öğretmeni ihtiyacının normal şekilde karşılanmak üzere bulunduğu­nu söylemiş ve devamla demiştir ki:

 

«Bugün asıl müşkülâtı, lise öğretmeni bulma mevzuunda görmekteyiz. Geçen gün Çapa Öğretmen Okulunda da soy lediğim gibi ilk öğretmen okullarından mezun olan gençlerimiz arasında bir seçme yaparak bir kısmına yeni bir hüviyet vermeği düşündüğümüz yük­sek muallim mektebinde tahsil yapma imkânlarını sağlamak suretiyle lisele­rimiz için iyi vasıflı ve çok sayıda öğ­retmen yetiştirmek mevzuu üzerinde çalışmaktayız. Tevîik lieri, Güzel Sanatlar Akademi­sine yeni bir hüviyet verecek olan ta­sarısının hazırlanmış olduğunu, kitap sisteminde hiç bir değişiklik bahis mev zuu olmadığını, deneme okullarından bilhassa Atatürk Kız Lisesindeki tec­rübelerden fevkalâde neticeler alındı­ğını, bu neticelerin bütün okullara teşmil edilecek kemale henüz gelme­miş olduğunu, fakat gayenin buralar­da elde edilen neticeleri zamanla di­ğer müesseselere yaymak olduğunu, çocukları ve gençleri zararlı her nevi neşriyattan korumak üzere yeni bir kanun tasarısı hazırlandığını,   bunun kanuniyet kesbetmesiyle bu mesele­nin esaslı surette ele alınacağını, okul araçları için yakında büyük miktarda döviz tahsisi yapılacağını ve bol mik­tarda okul araçlarının getirileceğini söylemiş ve dinî tedrisat mevzuunda da demiştir ki:

 

«Biliyorsunuz, evvelâ ilkokullarımıza, tilâhare ortaokullarımıza din dersini koyduk. Çocuklarına din dersi veril­mesi istemiyen velilerin çocukları ha­riç, diğerleri için bu ders diğer dersler gici necburî ve nota tâbidir. Şimdiki halde ortaokul!armuzdaki din dersle­rinin \erimli bir şekilde okunulmasına çalışmaktayız. Bu hususta umumi ola­rak söyiiyeb ileceğim şudur : «Müslü­man Türk çocuğuna islâmiyeti bütü­nü ile \ e en doğru şekilde öğretmek vazifemizdir ve faydalıdır.»

 

 Ankara :

 

Her sens olduğu gibi su sene de İtal­ya'da Türkiye, İngiltere, Fransa, İs­panya, Yunanistan ve İtalya hava kuvvetlerine mensup ekiplerin iştiraki ile 411 Temmuz tarihleri akrotimi gos tenleri yapılmış ve bu gösterilerde Türk Hava Kuvvetleri ekibi büyük ba­sarı saklayarak geniş takdir toplamış­tır.

 

Bu gösteride hazır bulunan Hava Kuv­vetleri Kumandanı Orgeneral Fevzi Uçan er ve maiyeti erkânı yurda avdet etmiştir.

 

6 Te nmuz günü yapılan bu büyük gös­teride Türkiye, İtalya, İngiltere, İs­panya, Fransa ve Yunanistan ekipleri akn.tim ve muhtelif akrobasi gösteri­lerinde bulunmuşlar, bu arada Türk Osman Coşkun'un liderliğindeki «Uçan Türk» akrotiminin fevkalâde munta zam ve heyecanlı uçuşları davetliler tarafından büyük tezahürata vesile olmuş ve yüksek rütbeli subayların takdir ve sempatilerini toplıyarak uzun uzun alkışlanmıştır.

 

Şeref tribününde yer almış bulunan Hava Kuvvetleri Kumandanı Fevzi Uçaner'e Türk ekibinin bu başarısın­dan dolayı muhtelif milletlere mensup yüksek rütbeli subaylar takdirlerini ifade etmişlerdir. Aynı günün akşamı Milano Belediye Reisi tarafından misafir heyetler şe­refine verilen kokteyl partide Türk akrotimi lideri yüzbaşı Osman Coş­kun, İtalyan Hava Kuvvetleri Kuman­danı tarafından kucaklanmak suretiy­le tekrar tebrik edilmiş ve pilotlarımız da başarılarından dolayı birer madal­ya ve şiltle taltif olunmuştur.

 

F84 G tipi uçaklarla gösterilere işti­rak eden Türk ekibi' yüzbaşı Osman Coşkun (lider), Yüzb. Şeref Uğur, Yzb. Aydın Kireşçioğlu, Üsteğmen Necdet Tekdemir, üsteğmen Necati Artan ve astsubay Başçavuş İhsan tjzakmandan müteşekkil idi.

 

 Ankara :

 

Beynelmilel «MedikoSosyal Kongresi ile», «Kndüstri Hekimleri kongresi» ne katılmak üzere Finlandiya'ya gitmiş bulunan Çalışma Vekâleti İşçi Sigor­taları Kurumu Umum Müdürü İlhan Altan, Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Cemal Kiper ve delegasyonumuza da­hil diğer zevat yurda avdet etmişler­dir.

 

İşçi Sigortaları Kurumu Umum Mü­dürü İlhan Altan, dünya çapında bir ehemmiyet taşıyan işçi sağlığı ile ilgili bu kongrelerin mahiyeti ve delegasyo­numuzun faaliyet ve tetkikleri hak­kında şu izahatı vermiştir:

 

«Helsinki'de iki kongre arka arkaya toplandı. Bunlardan biri MedikoSos­yal Komitesi kongresi, diğeri de Endüsteri Hekimleri toplantısı idi.

 

Toplantının mevzuunu hastalık sigor­tası teşkil ediyordu. Kongreye iki ra­por sunulmuştu. Evvelâ bu raporlar açıklandı ve münakaşaları yapıldı. Bundan sonra bir çok delegeler bu si­gorta kolunun kendi memleketlerin­deki tatbik şekillerini anlattılar. Has­talık sigortası hemen hemen her mem lekette açık verdiği için bunun sebep­leri ve açıkların kapatılması çareleri üzerinde de duruldu.

 

Delegasyonumuz da, hastalık sigorta­sının memleketimizdeki tatbik şekline ait usulleri ve açığın hangi yollardan ve ne şekilde kapatılması cihetine gi­dildiğini, son defa kanunlarda yapılan değişikliklerle yeniden sağlanan men­faatleri izah «etti. Bu mevzuda yapılan müzakereler bize, hastalık sigortası tatbikatının temin ettiği menfaatler bakımından diğer memleketlerden ge­ri olmadığımızı, bilâkis tıbbî yardım, ilâç temini, sun'î âza ve ödenek gibi hususlarda onlardan daha ileri men­faatler sağladığımızı müşahede etmek fırsatını verdi.

 

Sigortalılara tanınan hakların her memlekette aynı olması, yani hastalık sigortası tatbikatının bir nevi stan­dart hale getirilmesi kongrenin tavsi­yeleri arasında, yer aldı.

 

Ayrıca maluliyet baremlerinin birleş­tirilmesi ve beynelmilel standart bir hale getirilmesi hakkında tâli komite­nin hazırlamış olduğu rapor okundu ve neticenin ilerde İngiltere'de topla­nacak olan kongreye sunulmasına ve o zamana kadar tâli komitenin bu mevzuda yeniden tetkikler yapmasına karar verildi.

 

Beynelmilel endüstri hâkimleri 12'nci kongresi ise 1 Temmuzda başlayıp 7 Temmuza kadar devam etti. Bu kon­greye 50 kadar devlet iştirak etmişti. Delege sayısı 1.200 idi. Ayrıca 300 ka­dar da müşahit ve vazifeli vardı. Böy­lece kongre 1.500 kişinin iştirak ettiği büyük bir toplantı idi. Bu kadar kala­balık bir kongre belki ilk defa yapılı­yordu. Bu sahada isim yapmış ve dün­yaca tanınmış bir çok hekim otoriteler de delegeler arasında idi.

 

Bu da gösteriyordu ki dünya, endüstri hekimliğine çok ehemmiyet veriyor ve bu gibi kongrelerden çok şeyler bekli­yordu.

 

Bu toplantıda 300 kadar hatip konuş­tu ve tabiatiyle bir o kadar tebliğde bulunuldu. Bu telbiğler uzun tecrübe­lerin mahsulü ve laboratuvar çalışma­larının neticeleri idi.

 

Tebliğlerin hepsi de çok istifadeli ol­makla beraber içlerinde enteresan mev zuları ihtiva edenler de vardı. Bunlar­dan birkaç tanesini sayalım: Gürültü­nün çalışma üzerindeki menfî tesirle­ri ve bunu önlemek için alınması ge­reken tedbirler, ışığın renk ve tonu­nun çalışma ve tabiatiyle    randıman almadaki tesirleri, yani gerek kazala­rı önlemek, gerekse azam verim temin etmek için sanayiin hangi kollarında ne gibi ışıklar kullanılmalı ve bunların aydınlık derecesi ne olmalıdır?

 

Hülâsa bu kongre çok faydalı ve ve­rimli olmuştur. Sıhhî ve ekonomik fay daları bir tarafa, sigorta meseleleri yönünden de büyük istifadeler sağla­mıştır. Bilhassa iş kazaları ve meslek hastalıkları bakımından...

 

Kongre münasebetiyle ayrıcabir de sergi açılmıştı. Bu sergide endüstri he­kimliğinde kullanılan bir çok aletler teşhir ediliyordu. Toz sayma ve fab­rika havasından numune alma âletle­ri, ilk yardım tıbbî malzemesi, işçileri kazalardan koruyacak malzeme ve gi­yecek eşyası, rehabilitasyon merkezin­de sakat işçiler tarafından yapılan çe­şitli el işleri, endüstri fizyolojisinde lâboratuvar malzemesi vesaire bunlar meyamndadır.

 

Finlandiya'da ayrıca, plânları ve iç dekorasyonu dünyaca tanınmış Finlandiya'lı bir mimar tarafından yapı­lan medorn bir binaya yerleştirilmiş ihtiyarlık ve maluliyet sigortasını da gezdik, bir de işçi sağlığı enstitüsünü ziyaret ettik. Burada işçilerin fizik ve ruh kapasitelerinin ölçülmesi, işe gir­meden evvel ve işe girdikten sonra tıbbî muayeneler, iş kazaları ve mes­lek hastalıklarından korunulması hu­susunda alınacak tedbirlere ait ilmî araştırmalar, iş kazası veya meslek hastalığı neticesi husule gelen arıza­ların tedavisi yapümaktadıf. Burası aynı zamanda rehabilitasyon merkezi vazifesini de görmektedir.

 

Fabrikalar ve işyerleri buraya müra­caat ederek, fabrikalarında meslek hastalıkları ve iş kazaları hakkında tetkikat yapılmasını talep ediyorlar. Bu incelemeler yapıldıktan sonra iş­yerleri cüz'î bir meblağ Ödüyorlar.

 

Bu enstitü, meslekî tıbbî fondasyonun murakabe ve himayesi altındadır. Bu fondasyonun vazifesi, tıbbî araştır­malar yapmak, işçilerin sağlık eğiti­mini temin etmek, doğrudan doğruya işyerlerinde incelemeler yaparak iş kazalarını ve meslek hastalıklarını ön­leyici tedbirler ittihaz etmek, gençlere seçecekleri iş mesleğinde rehberlik­te bulunmaktadır.

 

Bu teşekkül Rockfeller vesair beynel­milel fondasyonlardan da malî yar­dım görmektedir. İşçi sağlığı bakımın­dan çok faydalı olduğuna kanaat ge­tirdiğimiz böyle bir müessesenin mem lekelimizde de teşekkülünü arzu ve ümit etmekteyiz.

 

1.500 kişinin iştirak ettiği bu kongre iyi organize edilmişti. Burada her iki toplantıyı organize eden işçi sağlığı enstitüsünün direktörlüğünü de yapan Prof. Leo Noro'nun ismini yad etmek yerinde olur. Finliler çok misafirperver insanlar. Bilhassa biz Türklere karşı büyük sempatileri var. Bunda Asyadan gelme kardeşliğin tesiri olduğu mu­hakkaktır. Son zamanlarda giriştiği­miz gelişme ve ilerleme hamlelerimizi de yakından takip ediyorlar ve takdir hislerini de gizlemiyorlar.

 

Bu gibi kongrelerin bir çok faydalar sağladığını belirtmek yerinde olur. Biz bilgi ve görgü dağarcığımıza bir çok şeyler daha ilâve etmek imkânını bul­duk. Ayyıldızh bayrağımız da kongre­nin yapıldığı binanın önünde bir çok milletlerin bayrakları arasında dalga­lanıyordu.»

 

 İstanbul :

 

Yılın ilk yarısında Türkiyede 1281 adet fikir ve sanat eserinin basılıp derlen­diği Maarif Vekâleti Basma Yazı ve Fesimleri Derleme Müdürlüğünce tesbit olunmuştur. Bunlardan 839'u ki­tap,  442'si broşürdür. Kitap ve bro­şürlerden 572'si İstanbul'da, 4487'si An kara'da, 161'i yurdun başka yerlerinde basılmıştır. Eserlerin 1.083'ü telif, 198'i tercümedir.

 

Eserlerin konulara göre ayrılışı şöyle­dir:

 

Sosyal bilimler 441, edebiyat 276, tat­biki bilimler 228, tarihcoğrafyabiyografya 105, din ve ilahiyat 83, güzel sanatlar 39, nazarî bilimler 37, dil ve filoloji 34, genel eserler 27, felsefe ve ahlâk 11 tanedir.

 

 Bursa :

 

Orhaneli kazasının iki köyünde mühim miktarda linyit damarı tesbit edil miş ve işletme ruhsatı almak üzere müracaatlar başlamıştır.

 

Durmu ve Karıncalar köyleri sınırları dahilinde bulunan ve ilgililer tarafın­dan miktarı 300 bin ton bulunduğu tahmin edilen linyit madeni damarı­nın kalınlığı 1 ilâ 2 metredir. Azamî 3 bin kalori ihtiva etmektedir. İşletme ruhsatı almak üzere Sanayi Vekâleti Bursa İrtibat Merr?urluğuna 73 kişi ay­nı günde müracaatta bulunduğundan kur'a usulüne başvurmak zarureti hâ­sıl olmuştur. Kur'alar 19 Temmuz Cu­ma günü çekilecek ve kazananlara iş­letme ruhsatı verilecektir.

 

 Bursa :

 

Amerikan üniversitesine mensup 13 kız ve erkek öğrenci beraberlerinde mih­mandarları bulunduğu halde Ankaradan şehrimize gelmişlerdir.

 

Kafile geceyi şehrimizde geçirecek, ya­rın, tarihî eserler, sanayi ve kültür müesseselerini tetkik edeceklerdir.

 

13 Temmuz 1957

 

 İstanbul :

 

Kara, deniz ve hava kuvvetleri tara­fından müştereken Gülhane Parkında hazırlanan Ordu Sergisi bugün saat 16 da merasimle halkın ziyaretine açıl­mıştır.

 

Merasimde, İstanbul Vali ve Belediye Reis Vekili Kemal Hadımli, Birinci Or­du Müfettişi Orgeneral Nazmi Ataç, Boğazlar ve Marmara Deniz Kolordu kumandanı Koramiral Fahri Korutürk, Belediye Ris Muavini Dr. Naili Çolpan ile diğer generaller ve amiral­ler, yüksek rütbeli subaylar, davetliler, basın mensupları ve kalabalık bir halk topluluğu hazır bulunmuştur.

 

Merasime tarihî kıyafetleri labis bu­lunan bir süvari takımı ile bugünkü modern Türk ordusunun bir süvari takımının ve başlarında bandoları ol­duğu halde kara, deniz ve jandarma bölüklerinin yaptığı geçit resmi ile baş lanmış ve her üç bando müştereken İstiklâl Marşımızı çalmışlardır, Bir subay tarafından sergi hakkında yapılan konuşmayı müteakip Ordu Müfettişi Orgeneral Nazmi Ataç, ser­ginin muhterem İstanbul halkına fay­dalı olması, temennisinde bulunmuş ve sergi Vali Vekili Kemal Hadımlı tara­fından halkın ziyaretine açılmış ve gezilmiştir.

 

İkinci Cihan Harbinden sonra ordu sınıfları bünyesindeki değişiklikleri ve verilen yeni silâh ve araçları mem­leket halkına tanıtmak maksadiyle hazırlanmış bulunan sergide modern Türk ordusunun sahip olduğu kara, deniz ve hava sınıflarına ait en mo­dern silâh ve araçlar teşhir edilmekte­dir. 10 Ağustos 1957 gününe kadar de­vam edecek olan sergi her gün saat 13 den saat 22'ye kadar acık bulunacak ve yine her gün saat 19 ilâ 21 arasın­da ordumuza ait muhtelif filmler gös­terilecektir.

 

Serginin muhtelif pavyonlarında teş­hir edilen harp malzemeleri arasında hafif ve ağır makineli tüfekler, hafif ve ağır havanlar, su tasfiye cihazları, ağır ve hafif muhtelif cins toplar, tanklar, tümen sahra hastahanesi, ameliyathane ve portatif röntgen ci­hazı, modern muhabere cihazları, muh telif köprü modelleri, bir jet avcı uça­ğı, mayın ve torpito, uçak modelleri, paraşütler, tahrip malzemesi ve dalgıç takımları bulunmaktadır.

 

 Ankara :

 

Ekselans Dweight D. Eisenholver Birleşik Amerika Devletleri Reisicum­huru

 

Birleşik Amerika istiklâlinin yıldönü­mü münasebetiyle, beynelmilel adale­tin ve sulhun korunması uğrunda ali­cenap gayretlerinden dolayı bütün hür milletlerin müşterek takdirini kaza­nan büyük dost ve müttefik milletin refahı ile zatı devletlerinin şahsi saa­detleri hakkındaki en hararetli te­mennilerimi, en samimi tebriklerimle birlikte ekselanslarına arzetmeği bü­yük bir zevk telâkki ederim.

 

 

 

Birleşik Amerika istiklâlinin   yıldönümü münasebetiyle ekselansları tara­fından gönderilen nazikane mesajdan dolayı en halis teşekküratı takdim hu­susunda Birleşik Amerika milleti bana iltihak eylemektedir.

 

Prons Mulay El Hasan'ın veliahdlığı fiilen deruhte etmesi münasebetiyle Reisicumhurumuz tarafından Fas Sul­tanı Majeste Muhammed'e gönderilen tebrik mesajına verilen cevap

 

 Ankara :

 

 Ekselans Celâl Bayar Türkiye Reisicumhuru Oğlumuz Mulay El Hasan'ın Fas Sul­tanlığı veliahdlığını fiilen deruhte et­mesi münasebetiyle göndermiş oldu­ğunuz hararetli tebrikat ve samimî temenniyattan dolayı ekselansınıza te­şekkür, ile mümtaz şahsiyetinizin saa­deti ve Türk milletinin refah ve teali­si hususundaki temennilerimizi arz edeeriz.

 

14 Temmuz 1957

 

 Ankara :

 

Personel sağlığını da ön plânda tutan Devlet Demiryolları Umum Müdürlü­ğü, personel ile aileleri efradı için prog ramladıığ dinlenme kamplarından bi­rincisini Samsun Sahil demiryolunun 6'ncı kilometresinde açmıştır.

 

Açılış töreninde, tetkik seyahatinden dönmekte olan Münakalât Vekili Arif Demirer, Samsun Valisi, Belediye Rei­si ile kalabalık bir davetli kitlesi hazır bulunmuş, kampı Münakalât Vekili Arif Demirer açmıştır. Ayrıza Hazar gölü, İskenderun ve Marmara kıyıla­rında 100 ilâ 200'er küşlik kamplar da açılacaktır.

 

 

 

 İstanbul :

 

İktisadî ve sinaî kalkınmamızı göste­ren «Türkiye Kalkınma Sergisi» Vali

 


 

 

ve Belediye Reis Vekili Kemal Hadımlı, Basın ve Yayın Umum Müdürü Halini Alyot, Amerikan Başkonsolosu ile diğer alâkalı zevat, basın mensupları ve ka­labalık bir davetli kitlesinin iştirakiy­le, bu akşam Gülhane parkında açıl­mıştır.

 

Büyük bir takdirle karşılanan sergide, ilgililer Türkiye kalkınma hareketleri ve 10 yıllık TürkAmerikan işbirliğinin son. vaziyetini renkli film ve panolarla davetlilere gösterip izah etmişlerdir.

 

15 Temmuz 1957

 

 İstanbul :

 

Çalışma Vekili Mümtaz Tarhan'ın İş­çi Sigortaları Kurumu Süreyya Paşa İşçi Sanatoryomunu açış nutku:

 

«Muhterem arkadaşlar,

 

İnsanlık fikri medeniyetin ışığı içinde gelişmiş, büyümüş, bu suretle birbirle­rini sevmek hassası da çeşitli inkişaf­larla bugünkü ulvî mertebesini bul­muştur.

 

İnsana kıymet veren milletler ayakta, dimdik ve daima şahsiyetli bir hüvi­yet halinde görünmüşlerdir.

 

Biz, Türk olarak ve insan olarak kar­şılıklı yardımı, imdada koşmayı, ken­dimizi beğendirmek için değil, bu has­letleri benliğimizin ayrılmaz bir par­çası telâkki ettiğimiz içindir ki benim­semiş bulunuyoruz.

 

Bu sözlerim, Allah'ın rahmetine ka­vuşmuş bir değerin, bir hamiyet güne­şinin, Süreyya İlmen'in temiz adını ve onun namına dikilen bu muazzam eser dolayısiyle onun, yerinde yapılmış bir bağışını dile getirmek içindir.

 

Süreyya Paşa merhum, elbette bir ser­vete malikti. İdaresinde binlerce îşçi çalıştırıyordu. İşçilerin emeği, onun temiz hüsnüniyetiyle kolkola yürü­mekte idi. Onların dertleri, kederleri, sevinç ve ıstırapları Paşaya maloîmuştur.

 

Sağlıklarını medenî bir düzen altında kontrol ettirmek, tedavilerini asrın icaplarına uyarak   temin edecek   bir

 

sanatcryom vücuda getirmek şartiyle bu geniş ve kıymetli araziyi İşçi Sigor­taları Kurumuna bağışladı. Sebep, en samimî bir arzu ile birleşti ve netice böyle bir eser doğurdu.

 

Süreyya İlmeni yüzbinleri aşan merd ve temiz işçi kitlesinin minnet ve rah­met duygularından örülmüş bir hâle ile burada kalbimizde ve idrakimizde bir kere daha sararken, bu eseri kur­ma hususundaki hizmet sererini ken­disinde toplayan o zamanın Çalışma Vekili ve şimdi Maliye Vekili bulunan kıymetli vatan çocuğu ve mümtaz dev let adamı arkadaşım Hasan Polatkan'ı burada kendi eserleri önünde minnetle ve saygı ile selâmlarım.

 

Muhterem arkadaşlarım, cömertlik bü­tün faziletlerin tohumudur. Cömert adam vazifelerini ihmal etmeden ken­di haklarından bir kısmını kayıtsız ve şartsız bırakır. Böyle bir adam hem hayırhah, hem merhametli ve hem de şefkatlidir.

 

Wolter, cömertliği «insanı kendi men­faatlerini başkalarına feda etmeğe sev keden bir bağdır» diye tarif eder.

 

Cömertlik hiç bir hesap ve kitap tut­madan, hattâ imkânlarımızı bile aşa­cak bir şekilde hareket etmek duygusu ile yaptığımız bağışlarla kendini gös­terir.

 

Bağışlar çınar haşmeti ve vekârı gibi­dir. Gölgesinde barınanların dua ve şükranları, onun dallarında birer hi­dayet nuru halinde kandil kandil ya­nar, bazı kimseler yaradılışta hayran­lığa lâyık bir hassasiyete maliktirler. Bazıları ise iradeli bir terbiye ve ada­let vazifesinin geniş bi şekilde tesiri sayesinde ahlâkın en yüksek mertebe­sine ulaşmışlardır.

 

Büyük Türk topluluğu içinde bu va­sıfta insanlar çok değildir. Süreyya İl­men de bunlardan biridir.

 

Güneş doğunca kış kırağılarının eri­mesi gibi, sevgi, alâka ve yardım his­lerimizin sıcaklığı ile hayatın bir çok insanların üzerlerine binip topladığı hüzünleri dağıtıp gidermek kabil olur.

 

Bu müessesenin bacasından hayat ve sağlık  dumanı  tüttükce  Süreyya  Paşanın bağışı bir menkibe halinde ve yüreklerde ve idrakte bir âyet gibi ter­temiz kalacak ve yaşayacaktır.

 

Payidar olan şey, eserdir ve o eserin harcına sinmiş olan iyi nam'dır.

 

Dedelerimizin psikolojik sezişlerine dik kat edersek, her yerde bir cami, bir imaret, bir çeşme, bir köprü, bir ker­vansaray bakiyelerini görürüz, dilimi­zin ucundan her gün bu yollara zerre zerre dökülen rahmet temennileri bu anlayışın işaretidir. Bu büyük eser muvacehesinde Süreyya Paşa, daima rahmetle yâdedilecektir.

 

Arkadaşlar, biz iktidar olarak işçi me­selelerini türlü yönlerden teşrihin, tet kikin ve tahlilin masasına koyduk. Bu büyük vatansever kütle, bizim medenî hayatımızın, insanlık anlayışımızın, cemiyet ve dayanışma telâkkimizin sembolü ve barometresidir. Birer îerû clarak da, binler, onbinler, yüzbinler halinde sosyal bir topluluk olarak da onların birbirlerinden farklı bütün dert ve isteklerini ezber bilmekteyiz. Biz, bu topluluğa gereken değeri ver­dik. Altı senelik mesai dağarcığımızla 60 seneye sığamıyacak kadar geniş hizmet mevcuttur.

 

Emelimiz, bu topluluğu refahın mesut seviyesine ulaştırmak ve insanlığın çağdaş telâkkisine göre memleket rea­liteleri ve adalet duyguları içinde on­lara bütün hakları tanımak ve hiz­metleri ifa etmektir.

 

Nitekim, hizmetlerimizin onların ruh­larında ve idraklerinde yarattığı neş'e ve sevinci görüyor ve kendilerini daha da çok sevindirmek için çalışıyoruz.

 

Hüsnüniyetimiz süt kadar temiz, mer­mer kadar selâbetlidir. Fit koyarak zi­hinlerde yaratılmak istenen şüphenin en küçük virüs'ü bile işçi ile devletin kuvvetli dayanışması önünde hayati­yetten uzak kuru bir yaprak olarak kalmağa mahkûmdur.

 

Biz anladığımızın, işçi kardeşlerimiz de bizimle anlaştıklarının farkında­dırlar. Mübhemin, meçhulün, yarma talikin, oyalamanın, sınırlarımızın dı­şında kaldığını karşılıklı olarak gayet iyi bilmekteyiz. Zarfla mazruf gibi iş­çi, artık kendisine yâr ve vefakâr bir

 

 

 

 

 

iktidarın daima kendilerini, düşündü­ğüne emindir. Bu anlayışladır ki, Sü­reyya İlmen tarafından kuruma ba­ğışlanan bu arsa ve müştemilâtı üze­rinde 9.000.000 lira sarfederek büyük ve modern verem sanatoryomunu vücude getirdik.

 

Arkadaşlar,

 

Verem, sıhhat ağacımızı bütün dallan ve yapraklariyle istilâ eden bir tırtıl, hayat damarlarımızı kurutan bir ah­tapot, içtimai bünyemizi için için ke­miren bir kurttur.

 

Verem, milletlerin yaşayış seyrini de­ğiştiren eli tırpanlı bir cellât, bir zeba­ni, kafası ezilmesi lâzım gelen kuv­vetli bir düşmandır.

 

Türk milleti yılların yılı bu felâketle göğüs göğüse geldi. Hastahanesiz, dis­pansersiz, alâkasız bir yaşamanın için de yıllar boyunca «Kon» basillerine mağlûp oldu..

 

Verem, evsiz, ocaksız, katıksız, gıdasız, hastahanesiz memleket ve muhitleri seçer.

 

Verem, kolaylıkla girebileceği mandal­sız ve sürgüsüz açık kapı arar. Biz ve­remin panzehirini keşfettik. Bir taraf­tan veremi tevlid eden içtimaî ve ikti­sadî âmilleri bertaraf ederek 25 mil­yon Türkün refah ve saadete kavuş­masının sebeplerini hazırlarken, diğer taraftan hükümet olarak 6 senedir bütün ihtimamızla memleketimizde veremin kökünü kurutmak için müca­dele ve fedakârlık yapmaktayız. 1950 senesinde verem hastahanesi sadece 7 iken bunu 1957 senesinde 89'a çıkar­dık. Verem yatak sayısı 1950'de 12.000 idi. 957'de 33.714 oldu. 1950'de (185.000) tüberkülin denemesi yapılmıştır. Tü­berkülin denemesi bugün 2.528.000 ol­muştur. 1950'de 70.000 B.C.G. aşısı ya­pılabilmişti, Biz bu rakamı 991.352'ye çıkardık.

 

İşçi Sigortalarının hiç bir verem teda­vi müessesesi veya merkezi mevcut de­ğildi. Son beş sene içinde 3 sanatoryom fiilen hizmete idhal edildi. Bun­lardan biri dünyada eşine az rastlanan şimdi hizmete açtığımız «Süreyya İl­men sanatoryomu»'dur.

 

 

 

İnşası ikmal edilmek üzere bulunan İzmir sanatoryomu ve ihaleye çıkarıl­mış bulunan Kastamonu Ballıdağ sa­natoryomu ile bu rakam 1957 senesi nihayetinde 5'e çıkmış olacaktır. Bu rakamların yalnız işçilerimizi değil, işçi aile ve çocuklarını da derpiş ede­cek bir sağlık plânının gerektirdiği se­viyelere yükseltileceğinden şüphe edil­memelidir.

 

İşçilerimiz için bu hastalıkla mücadele bakımından 4 ay evvel yeni bir karar aldık. Maden ocaklarında ve pamuk zerrelerini ihtiva eden mensucat fab­rikalarında ve buna benzer iş yerle­rinde verem, hastalığını meslek hasta­lığı olarak kabul ettik. Dünyanın hiç bir yerinde veremin meslek hastalığı içine alınmasına kadar varan bir fe­dakârlık göze alınmış değildir. Biz hü­kümet olarak, sigorta kurumu olarak maddî portesinin aazmeti ne olursa olsun dedik ve veremi meslek hastalığı tablosuna aldık. İşçilerimiz için hükü­met olarak yaptığımız işleri sayıp dö­kecek değilim, esasen buna değil 510 dakika, 510 saatlik bir zaman dahi kâfi .gelmez.

 

İşçi sayılarını bize nazaran çok fazla, sanayii çok geniş, demokrasi hayatına girişleri çok eski olan memleketlerde daha mevcut olmayan bir çok hakla­rın ( Türk işçisine tanınmış olması, demokrat iktidarın işçilere kendisini ne derecelere kadar yakın hissettiği hakkındaki düşünce ve kanaatlerimi­zin kat'î delilini teşkil etmektedir.

 

Bütün sigorta kollarımızda işçi lehine kabul ve tatbik ettiğimiz hak ve men­faat normları, dünya normlarının üs­tündedir. İşçi Sigortaları sağlık tesis­leri alabildiğine genişletilmekte ve bu müessese işçilerimiz için büyük bir emniyet kaynağı olduğu gibi, onların sağlıklarını tehdit eden bütün tehli­kelere karşı bir paratoner vazifesi gör­mektedir.

 

1950 senesinde bu müessesenin 74 ya­taklı sadece bir hastahanesi ve yatak­sız 3 dispanseri mevcuttu. Bugün tam teşkilâtlı hastahane sayısı 8'e ve dis­panser sayısı da yataklı ve yataksız olmak üzere 26rye çıkarılmış ve ayrıca 19 yerde sağlık istasyonu ihdas edil­miştir. 95O'de 74'den ibaret olan yatak

 

sayısı 956 senesinde 2040 rakamına yükselmiştir. Buralarda bir sene için­de .25.987 işçi yatarak tedavi edilmişş ve 412.803 gün yatak işgal olunmuştur. Ayrıca 1.787.224 işçimiz de poliklinik muayene ve tedavisine tâbi tutulmuş­tur.

 

İsçi Sigortaları Kurumu tarafından ihalesi yapılmış veya inşasına başlan­mış olup da 957 ve 958 seneleri içinde hizmete açılacak olan sağlık tesisleri­miz şunlardır:

 

 400 yataklı Buca hastahanesi ve sanatoryomu, iki ay sonra hizmete gi­
recektir.

 

 400 yataklı Anadolu yakası ve 500 yataklı Beyoğlu hastahanesi, ihaleye
arzedilmek üzeredir.

 

 560 yataklı Samatya İşçi Hasta­hanesi inşaatı tamamlanmak    üzere­ dir.

 

 305 yataklı Ankara İşçi Hasta­hanesi inşaatına başlanmıştır.

 

 Ankara'da işçi eğitimi ve rehabilitasyon merkezi inşaatına başlanmış­
tır.

 

Bunlardan başka 1958 ibtidasmda 200,000 lira portesi olan 11 bölge işçi hastahanesi ile 14'ü yataklı ve 29'u ya­taksız olmak üzere 43 dispanserin in­şası hazırlıkları tamamlanmıştır. Böy­lece 958 senesinden itibaren mevcut yataklarımıza daha 6000 yatak ilâve edilmiş olacaktır. Yalnız işçi sağlığı için her sene 40.000.000 lira para sarfederek İşçi Sigortaları Kurumu sene­de 240 milyondan fazla para harca­mıştır.

 

Muhterem arkadaşlarım,

 

Gücümüze güç katarak aldığımız her yeni tedbiri Türk işçisinin alın teri ile karıştırıyoruz. Hak bellediğimiz bu an­layışın ve hizmet aşkının ibadeti için­de dertlilere şifa verecek, ıstırapları dindirecek olan bu müstesna eserin önünde bütün Türk işçilerini hükümet adına selâmlarım.

 

Bu binayı Türk işçisinin sanma lâyık bir eser diye hizmete açıyoruz. Yalnız görülen ufuklara değil, bütün idrakle­re seslenecek olan bu şifa âbidesi, ben

 

zeri müesseselerin bir nirengi noktası olacaktır.

 

Şayi istilâ kabiliyeti, zalim ve felâket haberciliği, insan kütlelerini yere se­ren kahredici kuvvetiyle korkunç bir afet olan veremi bu müesseseler saye­sinde sınırlarımızın dışına atacağız. Tanrı'dan dileğimiz şudur:

 

Sağlık marazı yensin, vatan zinde in­sanlar kazansın.

 

Şimdi bu eserin Türk işçisi ve Türk milleti için hayırlı ve uğurlu ve hiz­met bakımından randımanlı olması dileğiyle sözüme son veriyor ve biraz evvel bu eserde hizmetini belirttiğim kıymetli Maliye Vekili arkadaşımdan uğurlu elleriyle bu müesseseyi kendi­lerinin açmasını istirha mediyorum.»

 

 İstanbul :

 

İşçi Sigortalan Kurumu Umum Mü­dürü İlhan Altan, İşçi Sigortaları Sü­reyya Paşa Sanatoryumunun açılışı münasebetiyle şu konuşmayı yapmış­tır:

 

«Çok muhterem Reisicumhurum, çok sayın Başvekilim (, muhterem büyük­lerim, kıymetli misafirlerimiz ve de­ğerli arkadaşlarım,

 

Bugün burada yeni,.büyük ve modern bir sağlık tesisini hizmete açmak üze­re toplanmış bulunuyoruz.

 

Bu açılış merasimine katılmak lûtfunda bulunan muyterem büyükleri­mize ve kıymetli misafirlerimize şük­ranlarımızı arzederim.

 

Diğer sigorta şube hizmetlerinin ya­nında hasta sigortalılarımızın bakım ve tedavilerinin en iyi şekilde sağla­nabilmesi için geniş ve şümullü bir program dairesinde aziz yurdumuzun muhtelif bölgelerinde sağlık tesisleri vücuda getirmekte olan kurumumuz, her bakımdan öğünülecek bir eser olan bu sanatoryomu memlekete ka­zandırmakla büyük memnuniyet ve iftihar duymaktadır.

 

Açışını yapmakta olduğumuz bu bü­yük ve modern tesisin kurulduğu geniş arazi, burada kendi adını taşıyan bir işçi sanatoryomu inşa edilmek üzere merhum Süreyya İlmen (Paşa)

 

 

 

 

 

eşi tarafından 1950 yümda İsçi Si­gortaları Kurumuna hibe edilmişti.

 

Kurumumuza bağışlanmış bulunan bu çiftlik, 1484 dönümdür. İçinde büyük küçük binalar, su menbaları, büyük bir havuz, 25 bin adet çam ve diğer ağaçlar bulunan bu çiftliğe zamanın rayicine göre takdir edilen kıymet iki milyonun üstündedir. Bu kıymetli hi­beden en iyi bir şekilde faydalanabil­mek üzere, derhal plânlı bir faaliyete geçilmiştir.

 

Bir taraftan burada büyük ve modern bir sanatoryom inşası için hazırlıklar yapılırken, diğer taraftan da bu bü­yük tesis ikmal olununcaya kada fay­dalanabilmek maksadiyle mevcut bi­nalar tamir ve ıslâh edilmiş, 100 ya­taklı bir pavyon ve personel için loj­manlar inşa olunmuş, kullanma suyu tesisleri yapılmış, 100 yataklı sanator­yom 1951 sonunda hizmete açılmış, yatak sayısı bilâhare 120'ye çıkarılmış­tır.

 

Daha sonra ilâve edilen 46 pravantoryom yatağı ile birlikte yatak sayısı 166'ya yükseltilmiştir. Bu arada, çift­lik arazisinin bir kısmı üzerinde 400 yataklı ve dünyanın en modern sanatoryomları mükemmeliyetinde bir sa­natoryom inşası için bütün teferruatı ayrı ayrı incelenmek suretiyle gerekli projeler hazılanmış ve inşaata geçile­rek memleketçe övünülecek her ba­kımdan mükemmel bir eser meydana getirilmiştir.

 

Bugünden itibaren sigortalılarımızın hizmetine giren bu tesisin hasta oda­ları umumiyetle 1, 2, 4 yataklıdır. Bu odalar hususî banyoları, gizli lavabo­ları ve gardropları havidir. Mutfak, ça maşırhane bütün teknik ilerlemeler­den faydalanılarak otomatik çalışacak şekilde tesis edilmiştir. Hastalara ve­rilecek olan süt ve yoğurt, kendi ci­hazlarımızla en iyi şekilde pastörize edilecek', yemekler buharlı tencere ve kazanlarda pişirilecektir. Sanatoryomun kanalizasyon ve pis sularının ci­var muhitler için arzedeceği mahzur­lar tamamiyle önlenmiş, tekniğin icap ettirdiği tesisler kurulmak suretiyle faydalı hale getirilmiştir.

 

İstirahat ve okuma odaları, konferans ve sinema salonları, dahili   haberleş

 

me, telefon, radyo tesisleri ve aydın­latma sistemlerinin hususiyetleri ile sanatoryom, sigortalılarımızın, biran önce iyileşerek işleri başına dönmeleri için çok mühim olan bütün esbabı is­tirahatı havi bulunmaktadır.

 

Son yıllarda, göğüs hastalıkları teda­visinde yeni bir usul olarak kabul edi­len, göğüs cerrahisi, burada her bakım dan mükemmel bir şekilde hazırlan­mış olan ameliyathanemizde tam ola­rak tatbik edilebilecektir.

 

Ayrıca 75 yataklı kemik ve mafsal tü­berkülozu servisi ile 75 yataklı bir prevantoryom da, 400 yatağa ilâve olarak bu sanatoryom camiasında yer almak­tadır. Bu suretle, muhtelif servisleri ve evvelce mevcut olanlar ile birlik be bir kül teşkil eden bu tesis, 550 yatak ihtiva etmektedir.

 

Pek yakında tüberkülozluları işe alış­tırma tesisleri ile yardımcı hemşire okulu, yine bu tesisin bünyesinde hiz­mete girecektir. Sigortalılarımızın ba­kım ve tedavilerine ve dolayısıyle mem leket sağlığına çok hayırlı hizmetler ifa edecek olan bu müessesenin kıy­meti, inşaat, tamir ve bütün teçhizat ve tefrişatiyle birlikte 9. milyon lirayı bulmaktadır.

 

Bu vesileden faydalanarak, İşçi Sigor­taları Kurumunun sağlık tesisi kurma ve işletme hususundaki faaliyetine toplu bir şekilde temas etmek yerinde olacaktır.

 

İşçi Sigortaları Kurumunun, 1950 se­nesinde 74 yataklı mütevazı bir hastahane ile yataksız 3 dispanserden iba­ret olan sağlık tesislerinin sayısı 1957 yılında, hastahane, sanatoryom, dis­panser ve sağlık istasyonları olmak üaere 60, yataklı sayısı 2O4O'ı bulmuş­tur. Artış nispeti yüzde 2756'dır.

 

Gün geçtikçe sür'ati e gelişen ve geniş­leyen sosyal sigortalarımızın gerektir­diği sağlık yardımlarının lâyıkiyle ifa edilebilmesi için lüzumlu sağlık tesis­leri inşası, geniş bir plâna raptolunmuştur. Bu yoldaki çalışmalarımızın bir meyvası olan Süreyya Paşa İşçi Sa_ natoryomunu hemne yakında diğerleri takip edecektir.

 

Filhakika yedi milyon liraya mal ola­cağı tahmin edilen İzmir Buca Sana

 

toryom ve hastahanesi hemen hemen ikmal edilmiş vaziyettedir.

 

Bunu, İstanbul'da inşa ..ettirilmekte olan 560 yataklı Samatya hastahanesi takip edecektir.

 

Bu hastahanemiz tahminen 11 milyon liraya mal olacaktır. Güzel İstanbulumuzun Anadolu yakasının ihtiyacını temin edecek 400 yataklı hastahanenin de arsası alınmış, plân ve projele­ri ikmal edilmiş ve Beyoğlu hastaha­nesi için hazırlıklar tamamlanmıştır. Bunların yakında ihalesi yapılacak­tır.

 

Tatbikine girişilmiş olan sağlık tesis­leri inşaat plânımız sosyal sigortaları­mızın ileride bir işçi çalıştıran işyerle­rine kadar teşmili ve hastalık sigorta­sı yardımlarından sigortalıların aile­lerinin de faydalandırılacağı hususları gözönünde bulundurularak hazırlan­mıştır.

 

Bu plâna, göre bölge hastahaneleri 250  300 ve daha fazla yatak ihtiva etmek üzere Adana, Ankara, Bursa, Diyarba­kır, Eskişehir, İstanbul, İzmir, Sam­sun, Sivas ve Zonguldak vilâyet mer­kezlerinde kurulacaktır.

 

150200 yataklı kısım hastahanelerinin, Mersin, İskenderun, Gaziantep, Konya, Aydın, Kayseri, Malatya, Trab zon, İzmit, İstanbul, Adapazarı, Erzu­rum ve Elazığ'dfa kurulması düşünül­müştür.

 

Denizli ve İsparta.da da 100 yataklı birer hastahane yapılması kararlaştı­rılmıştır. Yapılacak 29 dispanser de memleketimizin muhtelif merkezle­rinde inşa ettirilecektir. Bu plânın ta­hakkuku için takriben 200 milyon lira sarf edileceği hesaplanmaktadır. Bun­dan başka yurdumuzun kalkınması ve imarı hususunda girişilen muazzam hamlelerde kendisine tereddüp eden vazifeleri ifa etmenin hazzı içindedir.

 

Muhterem büyüklerim ve misafirleri­miz,

 

Konuşmamı bitirmeden önce, sağlık tesisleri plânımızın bir ünitesini teşkil eden bu büyük eserin vücuda getiril­mesinde, irşat ve ilhamlarına mazhar olduğumuzbüyük insan pek   muhterem Devlet Reisimize, teşçilerini ve lütufkâr yardımlarını esirgemiyen bü­yük devlet adamı muhterem ve kıy­metli Başvekilime, Çalışma Vekilliği zamanında bu sanatoryomun inşa edil diği çiftliğin kuruma hibe edilmesinde unutulmaz yardımını gördüğümüz sa­yın Maliye Vekili Hasan Polatkan'a, inşaatın ikmalinde lütuf ve himmetle­rine bizi garkeden kıymetli vekilim sayın Mümtaz Tarhan'a minnet ve şükranlarımızı arzeder, bu tesisin vü­cuda getirilmesinde emekleri sebkeden idare, sağlık, teknik elemanlara ve müteahhide teşekkür etmeyi bir vazi­fe bilirim.

 

Bu çiftliği hibe etmek suretiyle bu te­sisin kurulmasına imkân veren vatan­perver ve hayırsever Süreyya Paşay] rahmetle anar, Süreyya İlmen ailesine şükranlarımızı suna, bu sanatoryomun memleketimiz ve sigotalılarımiz için hayırlı ve uğurlu olmasını diler hepi­nizi hürmetle selâmlarım.»

 

 İstanbul :

 

Son defa İrsnda vukubulan büyük zel­zele dolayısiyle yapılması mümkün olan yardımları mahallinde tesbit et­mek ve alâkalılara memleketimizin te­essürlerini bildirmek üzere İrana git­miş olan Kızılay Reis Vekili Afyon mebusu Rıza Çerçel, uçakla İstanbul'a dönmüştür.

 

Dost ve kardeş İran'ın maruz kaldığı bu zelzelede 1500 kişi ölmüş, 5000'e ya­kın insan yaralanmış ve 500 köy ha­rap olmuştur.

 

Bu kadar büyük bir felâkete uğrayan İran'a Kızılay Reis Vekilinin gönde­rilmesi, dost ve kardeş memlekette bü­yük bir memnuniyet uyandırmıştır.

 

Kızılay İran'a üç askerî uçakla çadır göndermiştir. Ayrıca yeniden bir mik­tar çadır daha göndermek üzere ha­zırlıklar yapılmaktadır.

 

 Gelibolu :

 

Millî Müdafaa Vekâleti Temsil Büro­sundan bildirilmiştir:

 

Devlet Vekili ve Millî Müdafaa Vekili Semi Ergin, bugün Gelibolu'da inşası

 

tamamlanmış olan subay partmanlarmı hizmete açmış, daha sonra da ye­niden inşa edilecek bir apartman ile Korukoy ve Ortaköy garnizonlarında yapılacak lojmanların temel atma me­rasiminde bulunmuştur.

 

Bunu müteakip refakatinde bazı Ça­nakkale mebusları ile Çanakkale vali­si olduğu halde Gelibolu ve havalisin­deki garnizonlarda incelemeler yapan Millî Müdafaa Vekâleti Vekili bir gar­nizonda subaylarla yaptığı konuşma sırasında civardaki birliklere mensup olanların lojman ihtiyacının eldeki bütün imkânlar kullanılarak yakın za­manda halledileceğini,

 

Hükümetin aziz vatan sathının her köşesinde feragatle çalışan ordu men­suplarının mesken ihtiyacını gidermek için almış bulunduğu kararın yıllara bölünmüş bir plân dahilinde tahak­kuk safhasına intikal ettirileceğini açıklıyarak şimdiye kadar yapılan­larla yapılacak olanların miktarını bildirmiştir. Bu açıklamaya göre:

 

19551956 yılında tahsis edilen para ile yurdun muhtelif yerlerinde 342 ailenin lojmanı hizmete girmiş, içinde bulun­duğumuz yıl ile müteakip sene zar­fında 344 ailenin mesken İnşasına baş­lanmış bulunduğunu, bunlardan başka tu yıl iiçnde yurdun muhtelif yerle­rinde vücuda getirilecek 5 yeni garni­zonda subay ve astsubaylarımız için 637 ailelik ikametgâh inşasının plân­lanmış olduuğnu anlatmıştır.

 

Devlet Vekili ve Millî Müdafaa Vekâ­leti Vekili Trakya'daki bazı garnizon­larımızda tetkiklerine devam edecek­tir.

 

 İstanbul :

 

Süreyya İlmen tarafından İşçi Sigor­taları Kurumuna bağışlanan Maltepe Süreyya Paşa çiftliği arazisi üzerinde inşa edilmiş olan modern işçi sanator­yumu bugün saat 18'de Reisicumhur Celâl Bayar, Büyük Millet Meclisi Rei­si Refik Koraltan, Başvekil Adnan Menderes'in hazır bulunduğu büyük bir merasimle ve kordelâsı Reisicum­hurumuz tarafından kesilmek suretiy­le açılmış ve Türk işçisinin hizmetine girmiştir.

 

Bu modern sağlık müessesesinin açılı­şında Devlet Vekili Emin Kalafat, Da­
hiliye Vekili Dr. Namık Gemik, MaliyeVekili Hasan Polatkan, Münakalât Ve­kili Arif Demirer, Çalışma Vekili Mürntaz Tarhan, Büyük Millet Meclisi ReisVekilleri, mebuslar, İstanbul Vali veBelediye Reis Vekili, Hariciye Vekâletiumumî kâtibi, Dahiliye ve Çalışma Ve­kâletleri müsteşarları, umum müdür­ler, Ankara ve İstanbul'dan gelen da­vetlilerle isçi mümessilleri ve kalaba­lık bir işçi ve vatandaş topluluğu ha­zır bulunmuştur. Merhum Süreyya İlmen'in ailesi de merasimi takip et­miştir. __

 

Reisicumhur, Büyük Millet Meclisi Reisi ve Başvekil sanatoryoma gelişle­rinde sanâtoryom bahçesini ve civarı­nı dolduran kalabalık bir vatandaş kitlesi tarafından hararetle alkışlan­mışlardır.

 

İstiklâl Marşını müteakip, önce İşçi Sigortaları Kurumu Umum Müdürü İlhan Altan ve onu takiben Çalışma Vekili Mümtaz Tarhan alkışlarla kar­şılanan birer konuşma yapmışlardır.

 

Çalışma Vekilinin sözlerini bitirirken, Maliye Vekilini kürsüye davet etmesi üzerine Hasan Polatkan alkışlarla kar şılanan şu konuşmayı yapmıştır.

 

«Demokrat Parti iktidarının memle­ketin her tarafına yayılmış bulunan âbidevî eserlerinden birini teşkil eden bu büyük ve güzel sanatoryomu açmak gibi çok şerefli bir vazifeyi bana tevdi buyurduklarından dolayı muhterem Başvekilime şükranlarımı sunarım.

 

Şu anda derin bir haz ve heyecan için­de bulunduğumu ifade etmek isterim.

 

İktidarımızın 1950 Mayısında kurulan ilk hükümetinde aÇlışma Vekili ola­rak vazife almıştım. İstihsal hayatın­da canlarını feda edercesine çalışan Türk işçisinin sağlığını teminat altın­da bulunduracak tesislerden mahrum olduğunu görerek icap eden müessese­leri bir arada kurmak üzere lâzım ge­len çalışmalara başladık. Şimdi açılış merasimini yapmak üzere önünde top landığımız Süreyya Paşa işçi sanator­yomu da iktidara geçtiğimiz günden itibaren her sahada girişilen hamlele­rin sayısız denecek   kadar çok    olan eserleri arasında iktidarımızın içti­maî sahadaki faaliyetlerinin canlı bir misâlini teşkil etmektedir.

 

Bu güzel ve büyük eserin karşısında şimdi 7 sene önce rahmetli Süreyya Paşa ile olan tanışmamızı ve konuş­mamızı hatırlamaktayım ve bu güzel hatırayı burada nakletmeden geçemiyeceğim.

 

İşçi Sigortaları Kurumu için, yurdu­muzdan en büyük sayıda işçi kütlesini sinesinde barındıran İstanbul'da bü­yük bir işçi sanatoryomu yaptırmağa karar vermiştik. Bu sanatoryom için tesbit olunan birkaç saha arasında Su reyya Paşa çiftliğinden satın alınacak bir miktar arazinin de bu işe elverişli olduğu bize bildirilmişti. Bu maksatla çiftliği görmek istediğimizi Süreyya Paşaya bildirdik. Merhum bizi burada karşıladı. Kendisi ile tanıştık. Çiftliği gezdik. Bu saha bir sanatoryom için pek uygun bulundu. Süreyya Paşa ile olan konuşmalarımızda kendisinin pek hayırsever, hamiyetli ve vatanperver bir zat olduğunu, aynı zamanda bu çiftliğe ailevi hatıralarla pek bağlı bulunduğunu gördüm.

 

Rahmetli Süreyya Paşadan üzerinde bir işçi sanatoryomu kurmak üzere bu ifçtliği İşçi Sigortaları Kurumuna ba­ğışlamasını rica ettim. Kurulacak sanatoryoma ismini vereceğimizi ve bir heykelini dikeceğimizi bildirdim. Ce­vaplarını ertesi gün vermelerini rica ettim.

 

Muhterem Süreyya Paşa bir gün son­ra cevabını verdi ve çiftliğini üzerinde sanatoryom yapılmak üzere İşçi Si­gortaları Kurumuna bağışladığını bil­dirdi. Muhterem refikaları hanımefen­di ve evlâtları da paşanın bu kararma büyük bir sevinçle katıldılar.

 

Şimdi karşısında bulunduğumuz bu muhteşem eserin arazisi böylece bir teberru ve hamiyet eseri olarak kuru­ma intikal etti ve eserin kuruluş baş­langıcı böyle oldu.

 

Bu muhteşem esere rahmetli Süreyya Paşanın ismi verilmiştir. Heykeli de dikilecektir.

 

Kazandıkları servetlerin bir kısmını milletin umumi istifadesine   gelecek nesillerin maddi ve manevî olarak fay dalanacakları mevzulara bağışlaması­nı bilen insanların cemiyeti medenî ve ileri bir cemiyettir. Nitekim hamiyetli varlıklı Türkler, tarihimizin her dev­resinde geniş vakıflar tesis etmişler, büyük bağışlarda bulunmuşlardır. Bu suretle kurulan sayısız camiler, hastahaneler, dispanserler, imarethane­ler, sebiller, çeşmeler, yurtlar, mektep­ler Türk cemiyetinin, Türk varlığının yüzlerce ve yüzlerce yıldanberi temel­lerini teşkil eden müesseseler arasın­da bulunmaktadır.

 

Bu fâni âlemde ve bu gök kubbe al­tında sadece bir hoş seda bırakmakla yetinmiyerek ismini büyük olan ser­veti gibi, zengin olan ruhunu da fay­dalı, bir eserle ebedîleştiren insanlara ne mutlu.

 

İyi iş adamı, iyi insan ve hamiyetli bir vatandaş olan merhum Süreyya Paşanın bağışlamış olduğu bu büyük çiftlik ortasında meydana getirilen bu güzel eserle her zaman iftihar edile­cektir.

 

Hükümetimiz eserin mükemmel bir şe­kilde meydana getirilmesi için pek büyük gayretler sarfetmiştir. Müesse­se Türk işçisine lâyık vasfını taşı­maktadır.   

 

Güzel İstanbulun bu mutena köşesini yeni bir sağlık ve imar âbidesi hâlinde süslenen bu müessesenin işçi vatandaş larımıza ve milletimize hayırlı olma­sını candan temenni ederim.»

 

Müteakiben hazır bulunanların sü­rekli alkışları arasında Reisicumhur Celâl Bayar tarafından sanatoryumun kapısındaki kordelâ kesilerek bina hizmete açılmış ve davetliler tarafın­dan gezilmiştir.

 

16 Temmuz 1957

 

 Adana :

 

Memleketimizde hızla gelişmekte olan yol dâvasında, bir hamle daha göze alınmış ve Toros sıra dağlarında meş­hur Gülek boğazından geçen Adana Ankara şosesinin 40 kilometre kısaltılarak ve güzergâhı değiştirilerek 30 metre genişlikte yeni bir yolun inşası için faaliyete geçilmiştir.

 

Asgarî 80 kilometre sür'atle müsait, daha emniyetli, turistik bakımdan da­ha cazip ve her 50 kilometresinde bir turist oteli bulunacak olan yeni Toros ŞGsesi beheri 15 metre genişlikte geliş gidiş yollarını ihtiva edecek ve Çafcıt vadisine Adana  Mersin asfaltı ile birleşecektir.

 

Bu yeni yolun etüdlerini kolaylaştır­mak için Ulukışlada kurulan şantiye servis yolunun açılmasına başlanmış­tır.

 

Adanada asker hastahanesi yanından ve Seyhan barajının sol sahilinden ge­çerek saha üzerinden Karapmara ya­hut Kapuz'a çıkacak olan yeni yol baştanbaşa Çakıt suyunu takip ederek Ulukışlaya varacak ve böylece' memle­ketimizde en yeni ve tam mânasiyle Avrupai, modern bir dağ yolu açılmış olacaktır. Bu yeni yolun açılmasını müteakip, tarihî Gülek "boğazı ile be­raber şimdiki Toros yolu hizmet süre­sini artık kapamış olacaktır.

 

Yeni Toros yolunun inşasına başlanır­ken şimdiki yol iki sene müddetle tra­fiğe kapatılacak ve Adana  Ankara yolculuğu Adana  Mersin  Silifke Mut üzerinden yapılacaktır.

 

Mersin  Silifke  Mut yolu da en ye­ni şoselerimizden olmakla beraber kısmen sahili takip etmekte ve kıs­men yüksek çam ormanlarından geç­mektedir. Mersinden Silifkeye kadar baştanbaşa asfalt olan bu yeni ve gayet geniş yol bir müddet evvel hiz­mete açılmış bulunmaktadır.

 

Yeni açılacak Toros yolunun en yük­sek noktası 1400 metreyi bulacaktır.

 

 Ankara :

 

Ziraat Vekâletimizin davetlisi olarak memleketimizi ziyaret etmekte olan F.A.O. Umum Müdürü Dr. B.R. Sen, bugün saat 9.30'da Riyaseticumhur defteri mahsusunu imzalamış, mütea­kiben AnıtKabre bir çelenk koyarak saygı duruşunda bulunmuştur.

 

 

 

Öğleden evvel Ziraat Vekili Esat Budakoğlu'nu makamında ziyaret eden Dr. B.R. Sen, müteakiben Hariciye ve Maarif Vekâletlerine giderek temas­larda bulunmuş, öğleden sonra Arke­oloji müzesini gezmiş, daha sonra An­kara Üniversitesi Rektörünü ziyaret etmiş ve bu arada Ziraat ve Veteriner Fakültelerinde incelemeler yapmıştır.

 

 Ankara :

 

Fransaya resmî bir ziyaretten sonra dün gece yurda dönmüş olan Ziraat Vekili Esat Budakoğlu, seyahat inti­baları hakkında şu beyanatta bulun­muştur :

 

«Fransa Ziraat Nezaretinin resmî da­vetlisi olarak Fransa'ya yapmış oldu­ğumuz seyahatten dün gece büyük memnuniyet içinde dönmüş bulunuyo­ruz.

 

Bu seyahatin gayesini "bir cümle ile izah etmek istersek, hükümetimizle Fransa hükümeti arasında ananevi dostluğumuzu ziraî sahada da geliş­tirmek ve teknik yardımlaşma mev­zuunu da verimli ve devamlı bir ne­ticeye ulaştırmak maksadına matuf­tur diyebiliriz.

 

Yaptığımız 15 günlük tetkik ve etüdgezisinde, ziraî tatbikat, entansif hay­vancılık ve bilhassa ziraî müessesele­rin, teşkilâtın ve araştırma merkez­lerinin çalışmaları üzerinde durduk. İncelemelerimizde bu çalışmaların müsbet neticelerinin çiftçiye intikal ettirilme şekillerini hakikaten entere­san bulduk. Örnek çiftçi ve çiftlik ça­lışmaları, ziraat, orman, hayvancılık kolları ilemerkez araştırma enstitü­leri arasındaki ahenkli çalışma ve bü­tün mevzularda tatbikat sahalarında­ki numune mesailer nazarı dikkatimizi çekti. Bu arada Ron nehri üzerinden alınacak sulama kanal inşaat sahala­rını da gezdik. Bu hususta ilgililerin verdikleri geniş ve faydalı izahatı dinledik.

 

Fransa ziraî sahada büyük ilerleme kaydeden memleketlerden birisidir. Son zamanlarda araştırma mevzuunda daha geniş tatbikî çalışmalara başla­mıştır.

 

İklim, halkın hususiyeti ve tatbikat sahalarının özellikleri bakımından memleketimizle birçok müşabehetler arzeden Fransada, ziraat, orman, hayhancıhk, toprak ıslâhı ve sulama ba­kımından bizim için hakikaten örnek olabilecek ve istifade edilebilecek bir çok müterakki çalışmaları mahallen görmek ve faydalanmak imkânını el­de ettik.

 

Bu arada Fransa hükümeti ve teknik yardım teşkilâtının memleketimiz için her türlü yardımı yapmak hususun­daki samimî teklifine de şükranla işa­ret etmek isterim.

 

Sözlerimi bitirirken şunu da belirt­mek isterim ki, temeli çok' eski za­manlarda atılan Türk _ Fransız dost­luğunun icaplarını aşan bir misafir­perverlikle karşılandık. Çok eski ve kıymetli dostluk.izlerinin bugün daha da kuvvetlenmiş bir hale geldiğini görmenin bahtiyarlığını yakinen mü­şahede eyledik.

 

Bizlere gösterilen büyük nezaket, sev­gi ve misafirperverliklerinden dolayı Fransa hükümetine kalbî teşekkürle­rimi ifade etmeyi de zevkli bir vazife telâkki etmekteyim.»

 

17 Temmuz 1957

 

 Ankara :

 

İstanbuldâ münteşir bir yazetenin 12 Temmuz 1957 tarihli sayısında, İngil­tere Hariciye Nezareti sözcüsünün Kıbrıs meselesi hakkında bir beyanat­ta bulunduğu bildirilmiştir.

 

Anadolu Ajansı, İngiltere Hariciye Ne­zareti sözcüsü tarafından böyle bir beyanat yapılmamış olduğunu beyana mezundur.

 

 Ankara :

 

Memlekette girişilen imar hamlelerijain sağladığı yeni imkânlardan faydalanan Devle i Demiryolları İdaresi Ankarada Güvercin mevkiinde büyük işletme tesisleri ile bir demiryolu si­tesi kurmak üzere faaliyete geçmiştir.

 

Büyük şehirlerde yolcu garları ile triyaj ve marşandiz garlarının ayrı ayrı yerlerde tesis edilmesi, modern şehirci­liğin esaslı prensiplerinden sayılır. Bu hizmetler Ankarada hâlen Gar saha­sında ifa edilmektedir. Ayrıca motor ateîyesi, motorlu tren deposu ve ma­ğaza teşkilâtına ait binaların da aynı sahada bulunması sebebiyle, yolcu ve marşandiz katarlarına ait hizmetlerin yapılmasında daha bugünden büyük müşkülât başgöstermektedir. Demir­yollarının müstakbel inkişafı, göz önüne alınırsa müşkülâtın daha da artacağı tabiîdir.

 

Güvercin'de kurulacak yeni gar, bu­harlı lokomotif ve motorlu tren de­poları ile anbar ve antrepolar, yük vagonları tiryaj kısmı dahil büyük bir yük garını, motor atelyesi ile malzeme mağazalarını ihtiva edecek 1 milyon metre kareden fazla bir saha üzerine inşa olunacak ve 60 milyon liraya mal olacaktır.

 

Bu tesislerden mağazalarla müştemi­lâtına ait birinci kısmının hazırlıkları tamamlanmış, bu kısım ihaleye çıka­rılmıştır. Motorlu tren deposunu da ihtiva eden ikinci kısım 1958 de iha­leye çıkarılacak, 1959 da işletmeye açılacaktır. Mütebaki işler, 1964 sene­sine kadar tamamen ikmal edilmiş bu­lunacaktır.

 

Şimdiki yolcu garı hâlen bulunduğu yerde kalacak, fakat münhasıran yolcu trenlerine ve yolcu muamelele­rine tahsis edilecektir.

 

Yeni tesisler hizmete girdikten sonra şehrin merkezinde hâlen 150 bin met­re karelik bir saha kaplayan bugünkü tesisler tamamen kaldırılacak, boşala­cak saha ise sür'atle inkişaf eden baş­şehrimizin imarına tahsis edilecektir.

 

Yeni eşya garı sahasına mücavir ola­rak bir de demiryolu sitesi kurula­caktır.

 

Devlet demiryolları mevzuatına göre, kendilerine hizmet evi tahsis edile­cek personel işin inşa ettirilecek blok lojmanların fazlası, normal banka şartları dahilinde ve anahtar teslimi tarihinden başlıyacak uzun vadeli tak­sitlerle personele devredilecektir.

 

Demiryolu personelini her bakımdan terfih için girişilen faaliyetler arasında yer alan bu sosyal teşebbüs saye­sinde, okulları, pazarları ve sinema­ları ile tamamen modern bir demir­yolu sitesi vücut bulacaktır.

 

Bu siteleri, İstanbul ve İzmir gibi bü­yük şehirlerimizde kurulacak diğer benzerleri takiD edecektir.

 

19 Temmuz 1957

 

 Ankara :

 

Türk ordusunun şerefli saflarında fe­ragat ve fedakârlıkla hizmet ettikten sonra bu yıl emekliye ayrılan general ve subaylar şerefine Kara Harp Oku­lunda bu sabah saat ll'de merasim yapılmıştır.

 

Merasimde mebuslar, Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Orgeneral İsmail Hak­kı Tunaboylu, kuvvet kumandanları, generaller, yüksek rütbeli subaylar ve davetlilerle basın mensupları hazır bulunmuşlardır.

 

Toplantı, mazereti dolayısiyle bu tö­rende hazır bulunamayan Devle i, Veki­li ve Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Se­mi Ergin'in şu mesajı ile açılmıştır.

 

«Cumhuriyet ordusunun, muvazsaf su­baylık devrini 1957 yılında şerefli bir meslek hayatı ile tamamlayarak si­lâhlı kuvvetlerimizin muvazzaf kadro­larından ayrılan değerli general ve subaylarımızı saygı ve muhabbetle se­lâmlarım. Fâni ömürler için hayat mücadelesinde bbyle bir güne sağlık ve vicdan huzuru İle, ak alınla ulaşa­bilmek büyük bir ideale kavuşmaktır. Bu bakımdan vâsıl olduğunuz saadet ve bahtiyarlığınızı tebrik ederim.

 

Çoğunuzun çocuk yaşlarında katıldı­ğınız feyiz ve irfan aldığınız, feyiz ve irfan verdiğiniz Türk ordusu sizlere minnettardır.

 

Türk silâhlı kuvvetlerinde mesleğin çetin şartlarını, bütün bir gençlik ve olgunluk çağlarınızı harcıyarak yendi­niz. Ordu hayatının feragat ve feda­kârlık isteyen çalışmalarında alın teri ve bir çoklarınız kan dökerek, bilgi ve tecrübelerinizi tatbik ve her türlü yeterliklerinizi isbat ederek her defasında hak ettiğiniz müteselsil rütbe­lerinizle çeşitli hizmet ve kumanda mevkilerinde vazife, mes'uliyetler de­ruhte ettiniz. Şimdi artık ordudaki, meslek hayatınızın, idealler dolu ve vazifeyi namus sayan orduya katılır­ken yaptığınız yeminden zerre kadar şaşmayan dürüst ve fedakârlıklarla dolu hummalı faaliyetlerinizin acı ve tatlı hâtıralarını hazinei vicdanınız­da tasarruf hakkına sahip bulunuyor­sunuz.

 

Arkadaşlarım, kendinizi kisve değiş­tirmekle şanlı ordumuzdan ayrı say­mamalısınız. Bildiğiniz gibi memlekete hizmet içi yaş hadleri nihayet bir ka­nun formalitesidir. Türk silâhlı kuv­vetleri barışta esirgemiyeceğiniz ma­nevî faaliyetlerinizle genç nesiller indindeki şeref ve itibarını bekliyebilecek, seferde de lüzumunda üstün va­sıflı varlıklarınızdan bilfiil hizmet is­teyerek istifade edecektir.

 

Buna göre müteakip hayatınızın bir uzlet ve itikâf hayatı olmıyarak yine ordu hayatını ve neşriyatını yakından takip edebilecek bir vüs'atte olmasını temenni ederim.

 

Şereflerle dolu meslek hayatınız, şe­reflerle ve saadetlerle payidar olsun.

 

Hepinize elemsiz, kedersiz uzun ömür­ler diler, hayranlıklarımı tekrarlarken Cumhuriyet ordusu adına şükranları­mı sunarım.»

 

Devlet Vekili ve Millî Müdafaa Vekâ­leti Vekili Semi Erginin mesajı okun­duktan sonra emekli generaller, yük­sek rütbeli subaylar ve davetliler Harp Okulunun şeref salonunda toplanmış­lar, eski hâtıralar canlandırılarak sa­mimî hasbıhallerde bulunmuşlardır.

 

 İstanbul :

 

Mısır sınaî mamulleri ve' ziraî mah­sulleri sergisi dolayısiyle Mısır hükü­metinin daveti üzerine Kahireye git­miş bulunan İktisat ve Ticaret Ve­kili Abdullah Aker ve beraberindeki heyet, bugün saat 12,20'de İstanbula avdet etmiştir.

 

Başvekil Adnan Menderes, Amerikan İstiklâl Bayramımünasebetiyle Başkan Eisenlıower'e şu telgrafı gönder­miştir :

 

«Birleşik Amerikanın istiklâl günü yıl dönümü münasebetiyle zâtı devletini­ze en iyi temennilerimi ve çok samimî tebriklerimi takdim ederim.

 

Bu mes'ut günde, hür dünya camiası­na mensup bütün milletler Amerikan halkının hürriyet ve adalet prensip­lerini müdafaa etmek suretiyle dana iyi bir dünyanın teessüsü için sarfetrnekte olduğu devamlı ve menfaatten âri. gayretleri büyük bir minnettarlık­la yâd etmektedirler.

 

Aynı prensiplerle mütehalli olan Türk milleti büyük dost ve müttefiki Bir­leşik Amerika ile bu asil gayenin ta­hakkuku yolunda işbirliği yapmağa her zaman amadedir.»

 

Birleşik Amerika Reisicumhuru Eisenhower, Başvekil Adnan Menderese şe şu cevabı vermiştir ;

 

«Amerikanın İstiklâl Bayramı müna­sebetiyle göndermiş olduğunuz nâzik mesaja çok teşekkürler ederim. Ame­rikan milleti Türk milletinin izhar etmiş olduğu iyi temenniler karşısın­da büyük bir minnettarlık duymak­tadır.»

 

 İstanbul :

 

Tek basma 5 milyar kilovat saat ener­ji istihsâl edecek olan muazzam Ke­ban barajı ile İstanbul Boğazının iki sahilini birbirine bağlıyacak olan bü­yük asma köprünün inşasına ait iki protokol, bugün Öğleden sonra Vilâ­yette Dahiliye Vekili Dr. Namık Ge­dik ve Nafia Vekili ve Hariciye Ve­kâleti Vekili Ethem Menderes'in huzurlarıyla iki Fransız ve bir Türk şir­ketiyle imzalanmıştır.

 

Bu protokolları hükümetimiz adına Maliye Müsteşarı Said Naci Ergin, Na­fia Müsteşarı Daniş Koper, sanayi Ve­kâleti enerji dairesi reisi Tevfik Fik­ret Süer, Devlet Karayolları Umum Müdürü Orhan Mersinli ve Devlet Su İşleri Umum Müdürü Süleyman De­mire!, Compagnie Française d'En Treprise Baudin  Chateauneuf ve Rar Türk Limited Şirketi adlarına da Başkan L. J. Dubois, Başkan Chadensor, İsmail Ağar ve Ziyaettin Ekeman im­zalamışlardır.

 

Bu protokollar gereğince, hükümetimisçe müşavir firmalarla birlikte ha­zırlanacak olan projeler üzerinden üç ay zarfında mukaveleler imzalanacak ve derhal inşaata başlanacaktır. Proi okulları imzalayacak şirketler hâlen memleketimizde demir köprü ve ke­mer barajlarını inşa etmekte olan fir­ma] ardır.

 

Protokollarm imzasını müteakip Ma­liye Müsteşarı Said Naci Ergin şu ko­nuşmayı yapmıştır

 

«Haleti memleketimizde demir köprü ve kemer barajlarını muvaffakiyetle inşa etmekte olan Compagnie Fran­çaise d'Entreprise, Baudin  Chateau­neuf ve Rar Türk Limited Sosyetesi ile iki protokol imzalamış bulunuyo­ruz.

 

Bu protokollardan birisi Fırat nehri üzerinde Elâzığa takriben 100 kilomet­re mesafedeki Keban Barajının diğeri de İstanbulda Boğaziçinde yapılacak olan büyük, asma köprünün inşasına taalluk etmektedir.

 

Bu iki protokolün mevzuuna giren iş­lere kısa bir göz atılırsa bu işlerin yalnız memleketimiz bakımından de­ğil, dünya çapında ehemmiyeti bu­lunduğunu fark etmem eğe imkân yok­tur.

 

1950 yılında enerji istihsâlimiz 800 mil yon kilovat saat idi. Bugün inşa edil­mekte olan termik ve idrolik santral­lerle bu istihsâl 3,5 milyar kilovat saa­te doğru yükselmektedir.

 

Keban barajı ikmâl edildiği zaman tek başına 5 milyar kilovat saat enerji is­tihsâl edecektir. Bunun ne muazzam bir teşebbüs olduğunu şöylece ifade etmek mümkündür. Fakat işin ehem­miyeti bundan da ibaret değildir, ta­biî şartları bakımından dünyanın pek nâdis bölgelerinde tesadüf edilen bü­yük ve kıymetli vasıfları dolayısiyle Keban barajında istihsâl edilecek elek triğin maliyet fiatı fevkalâde ucuz ola­cak ve memleketimizde yepyeni bir sa­nayiin kurulması imkânını sağlıyacaktır. Böylece tasfiye etmeden satmağa mecbur olduğumuz bir çok ma­denlerimizin en müsait şarjlarla kıy­metlendirilmesi de dahil iktisadî ba­kımdan büyük faideler elde edeceğiz.

 

Avrupa ile Asya kıt'asını yekdiğerine bağlıyacak olan büyük Boğaziçi asma köprüsünün ehemmiyetini izaha bile lüzum görmüyorum. Yalnız, bugün dünya yüzünde iki kıt'ayı yekdiğerine bağlayacak başka bir köprü olmadığı­na işaret etmek isterim.

 

İstanbulun trafiği Anadolu ile Trak­ya yollarının birbirine bağlanması ve benzeri millî ihtiyaçlarıımızı karşıla­ma bakımından köprünün ehemmiyeti yambaşmda bunun beynelmilel Av­rupa yollan şebekesinin ve Bağdat Paktı memleketleri beynelmilel yollar şebekesinin bir cüz'Ü olduğunu ve bu iki fevkalâde ehemmiyetli şebekeyi birbirine bağlayacağını ifade etmek isterim.

 

Hef iki teşebbüsün memleketimiz için çok hayırlı olacağına inanıyoruz.»

 

Maliye Müsteşarının bu konuşmasına cevap veren Fransız firmaları mümes­sili L. J. Dubout, Türkiyenin Fransız dostlarına gösterdiği itimat ve tevec­cühten dolayı Türk hükümetine teşek­kürlerini bildirmiş, son müzakerelerde tam itimat ve iyi niyet havası içinde başarılan işlerden ve varılan müsbet neticelerden dolayı büyük memnunlu­ğunu ifade etmiş, kanunlar ve muka­vele çerçevesi dahilinde gösterilen te­veccüh, alâka ve itimada lâyık olduk­larını isbattan tam bir zevk alacakla­rını kaydeylemiş ve Türk hükümetine firmalar adına şükranlarını arzetmiştir.

 

Protokollarm imzasını ve konuşmala­rı müteakip karşılıklı tebrikler ve muvaffakiyetler temennileri teati olunmuş ve gazetecilerin de iştirak et­tiği imza töreni böylece sona ermiş­tir.

 

 İstanbul :

 

Emlâk ve Kredi Bankası tarafından Baruthanede tesis edilen 10.000 kişilik plaj tesisleri bugün merasimle açıl­mıştır. Vali ve Belediye Reis Vekili Kemal Hadımlı, Ordu Müfettişi Orgeneral Nazmi Ataç, Vilâyet ve Belediye Meclisi azaları, matbuat mümessilleri ve kalabalık bir kitle teşkil eden Ba­kırköy ve civarı halkının hazır bu­lunduğu bu merasimde Banka Umum Müdürü Medenî Berk, aşağıdaki ko­nuşması ile tesisler hakkında izahat vermiştir :

 

«Türkiye Emlâk Kredi Bankası, eski Baruthane mevkiinde inşasına başla­dığı modern şehrin sahil tesislerini bugün birinci plajı ile sayın İstanbul halkının hizmetine arzetmektedir.

 

Eski Baruthane semtinde kurulmasına başlanan bu yeni ve güzel sahil şeh­rimizin imar plânları hazırlanmış ve birinci kısma ait bina projeleri ve he­sapları tamamlanmış olup bir iki ay İçinde inşaata başlanacaktır.

 

Mesken olarak 12.000 lojmanı ihtiva edecek ve hükümet binası, içtimaî ve kültürel tesislerle çarşıları bulunacak bu şehirde 60.000 vatandaşımız yerle­şecektir.

 

Şehrin yalnız mesken binalarının in­şası için 750,000.000 lira sarîedilecek

 

tir.

 

Eski Baruthanede kurulacak şehri, sahil tesislerinden ayıran ve Sirkeci­den Filorya'ya kadar uzanan ve arazimizdeki uzunluğu 2,5 kilometreyi bu­lan 30 metre genişliğinde büyük bir yol ayırmaktadır. Bu yola ait toprak işlerinin yüzde 85'i tamamlanmış olup iş bu sene sonunda bitirilecektir. Yo­lun inşası için takriben 4.793.000 lira sarfedilecektir.

 

Baruthanede kurulan yeni şehrin sa­hil tesislerinin üzerinde bulunacağı sahanın deniz kenarından yola kadar mesafesi 200 metre ve uzunluğu da 2,5 kilometredir. Bu suretle tesislerin bu­lunacağı saha 50 hektardır.

 

Yıllarca İsıanbul halkının İçine gire­mediği ve sokulamadığı bu güzel ve şirin araziden eski fabrika harabeleri kaldırılmış ve şirin bir plaj hâline ge­tirilmiş bulunuyor.

 

Bu güzel eser aziz İstanbulluların em­rine ve hizmetine tamamen serbest olarak açılmış bulunuyor.

 

Bugün hizmete giren plajlarımızın kapasitesi 10.000 kişiliktir. Gelecek sene yapılacak ilâvelerle Baruthanede kurulacak umumî plajlarımızdan 30 bin vatandaşımız istifade edebilecek­tir. Plaj m uzunluğu 300 metredir. 344 mermer kabin ve 1152 dolabı mev­cuttur. Gelecek yıl 50 aile kabini ve iki katlı bir lokanta ilâve edilecek, plaj kısmına da yeni tesisleriyle iki misli büyüklüğünde 600 metrelik yeni bir plaj daha eklenecektir.

 

Bugünkü plajın proje ve detayları Türkiye Emlâk Kredi Bankası Barut­hane mimarî, büro tarafından hazır­lanmış, inşaatı Türkiye Emlâk Kredi Bankasının (Türkiye İnşaat ve Mal­zeme Limited Şirketi) tarafından Türk usta ve işçilerine üç ayda tamamlat­tır ılmıştır.

 

Bugünkü plaj bankaya 2.400.000 liraya mal olnvuştur.

 

İstanbulun en güzel semtlerinden biri olan Marmara kıyısındaki eski Barut­hane harabeleri yerine yükselecek bu güzel şehri mes'ut bir belde olarak memleketimize kazandıran değerli Başvekilimize bu şerefli vazifeyi bize vermiş olduklarından dolayı şükran­larımı arzederim.

 

Türkiye Emlâk Kredi Bankası ileri memleketlerde kurulan modern şehir­lerden aldığı bilgi ve ilhamla genç, değerli Türk mimar ve mühendisleri­ne yepyeni ve mükemmel bir şehir kurma kudretini hazırlamış bulunu­yor. Yıllarca övünülecek, anılacak bu güzel işi değerli arkadaşlarımın ba­şaracağından eminim. Türkiye Emlâk Kredi Bankası bu güzel şehri kurma­ya yetecek malî imkânları ve teknik malzeme ve İhtiyacının büyük bir kıs­mını yurt içinden temin etmek su­retiyle hazırlamış bulunuyor. Şimdi­ye kadar bizlere tevdi edilmiş her işte olduğu gibi temiz ve memnuniyet ve­rici bir netice İle Baruthane işini de tamarnhyacağımıza inanıyorum.

 

Bu güzel sahil tesislerinin aziz İstan­bullulara sağlık, neşe ve hayat kayna­ğı olmasını dileyerek sayın Valimiz­den açmasını rica ediyorum.»

 

Umum Müdürden sonra İstanbul Vali ve Belediye Reis Vekili Kemal Hadmılı bu tesisin inşasına hizmet eden Em­lâk ve Kredi Bankasına İstanbullular namına teşekkür etmiş ve müessese­nin güzel İsbanbula ve onun muhte­rem halkına uğurlu olması temennisi ile tesisi açmıştır.

 

Bunu müteakip bu modern tesis baş­tan aşağı gezilmiş ve halk plajdan is­tifadeye başlamıştır.

 

 İstanbul :

 

Bugün saat 12.20'de uçakla Mısırdan şehrimize dönmüş bulunan. Ticaret Vekili Abdullah Aker, kendisiyle gö­rüşen bir muhabirimize şu beyanatta bulunmuştur :

 

«Heyetimizin Mısırı ziyareti her iki memleket bakımından memnuniyet verici oldu. Mısırda bulunduğumuz müddet zarfında heyetimize tahmin­lerin fevkinde bir hüsnükabul ve alâ­ka gösterildi. Memleketimizle Mısır arasında esasen ticari bir anlaşma mevcut bulunuyordu. Ancak anlaşma­nın 900 bin dolar civarında bir kredi marjı bulunması bazı müşküller mey­dana getirmekteydi. Bu miktar aşıldı­ğı takdirde fazla olan kısmın dolarla tediyesi mecburiyeti vardı. Bu sebep­ten dolayı her iki memleketin bu kre­di marjını aşmamak imkânlarını araması ticari münasebetleri tahdit etmiş bulunuyordu. Yeni yaptığımız anlaşma ile bu kredi marjını 2 mil­yon dolara iblâğ ettik. Bu mikdar aşıldığı takdirde ise fazla olan kısmı malla Ödenecektir.

 

Ayrıca dün Mısır Reisicumhuru Abdünnâsır ile görüştük. Bu memnuni­yet verici karşılaşmanın da iki mem­leket arasındaki dostluk bağlarının inkişafı ve takviyesi bakımından mü­him bir fayda sağlamış olduğuna kani bulunuyoruz.

 

20 Temmuz 1957

 

 Ankara :

 

Memleketimizin son günlerde mâruz kaldığı sel, yangın gibi âfet ve felâ­ketler dolayısiyle Kızılay Cemiyeti Umumî Merkezi tarafından muhtelif mmtakalara âcil yardımlar yapılmış­tır. Bu cümleden, olmak üzere son birhafta zarfında yapılan yardımlar şu­dur :

 

Kayseri'nin merkez ve kazalarında vu­kua gelen sel dolayısı ile 75 aileye 10.500 lira, nakit, 75 çadır, Gümüş­hane vilâyetinin Kale nahiyesinde sel felâketzedelerine 2300 lira nakit, Div­riği'de sel felâketzedelerine yardım için kaymakamlık emrine 10.000 lira, Ayaş kazasının Güdül nahiyesine bağlı Akçakİse köyü sel felâketzedelerine 1.450 lira nakit 500 kilo çivi, Ilgın ka­zasının Balkı köyünde sel felâketzede­si 7 aile için 1050 lira, Alucra kazası­nın Koman ve Arduç köyünde sel fe­lâketzedesi 42 aileye 8400 lira nakit, 53 battaniye ve 50 çadır, Kargı kaza­sının Vahşilli köyünde yangın felâket­zedesi 55 aileye âcil yardım olarak 5500 lira, 55 çadır, 1G0 battaniye, 100 kat çamaşır, İlgaz kazasının Yukarıbozan köyünde evleri yanan 17 aileye âcil yardım olarak 1700 lira, 17 çadır, süttozu ve peynir, Araç kazasının Dobrak köyünde yangın felâketzedesi 16 aileye 3100 lira nakit, 100 battani­ye, 100 kat çamaşır, 50 kilo peynir, 30 adet çadır, Denizli vilâyetinin merkez ve köylerindeki sel felâketzedelerine 2000 lira nakit, Ayaş kazasında sel fe­lâketine mâruz kalan vatandaşlara 4000 lira nakit, 12 teneke peynir, 100 kat çamaşır, 75 yelek ve 50 entari, 75 ceket, Konya Ereğlisi sel felâketzede­lerine de 17.000 lira nakdî yardım ya­pılmıştır.

 

 Bolu :

 

Ankara  İsatnbul devlet yolu üzerin­de, Bolu'nun Ayrılıkçeşme mevkiinde Shell müessesesi ile Bolunun müteşeb­bis adamlarından Mehmet İnalm müş­terek gayretlerile inşa edilen Motel, bugün Bolu mebuslarının, Bolu Vali­sinin, Basın  Yayın ve Turizm Umum Müdür Muavininin Ankara ve İstan­bul Basın Temsilcilerinin hazır bulun­dukları bir merasimle turistlerin hiz­metine açılmıştır.

 

Modern turizmin ve bilhassa otomobil turizminin bugün Avrupa ve Amerikada motorlu vasıtalarla seyahat eden turistler için çok lüzumlu gördüğü motellerin, yalnız memleketimizde de­ğil, bütün Ortadoğuda  ilk  numunesi olarak açılan bu müessese ilk günden itibaren turistlerin büyük rağbetine mazhar olmuştur.

 

 İstanbul :

 

Mısıra yapmış olduğu seyahatten dün avdet etmiş olan Ticaret Vekili Ab­dullah Aker bugün saat 17'de Park Otelinde bir basın toplantısı tertip et­miştir. Hariciye Vekâleti Umumî Kâ­tibi Büyükelçi Melih Esenbelin de bu­lunduğu bu toplantıda Ticaret Veki­limiz Mısıra yapmış olduğu seyahat hakkında şu izahatı vermiştir ;

 

«Malûmunuz olduğu üzere Mısır da kendi istihsallerine ait bir fuar tanzim etmişlerdi. Bu fuara Akdeniz havzası memleketleri ile diğer arzu ettikleri memleketleri de çağırmışlardı. Bu arada Türkiye de davet edilmişti. Bu davete gene malûmunuz olduğu üzere riyasetimdeki bir heyetle icabet ettik. Mısırlılar hususî sektörle temas etmek arzusunu da izhar etmiş oldukların­dan Mısır hükümetinin bu arzusunu yerine getirmek için hususî sektör na­mına Türkiye Ticaret Odaları, Sanayi Odaları ve borsaları birliği Reisi Üzeyir Avunduk, heyetimize dahil olmuş'tu. İşin ehemmiyeti zaviyesinden Ha­riciye Umum Müdürlerinden Oğuz Görkmen ve dış ticaret dairesi Reisi Süleyman Çeşmebaşı da heyete da­hildirler. Ayın onunda hareket ettik. Bir gün Lübnanda kaldık ve Lübnan Başvekili ve Ticaret Vekili ile temas­lar yaptık. Orada da büyük bir alâka gördük. 12 Temmuz sabahı Kahireye vâsıl olduk. Bizleri hava alanında Mı­sır İktisat ve Ticaret Nazırı, Müsteşarı, Müsteşar muavinleri, daire umum mü­dürleri ve kalabalık bir kütle karşıla­dı. Kahireye gelen ilk heyet bizdik. İlk heyet olarak gitmeyi de, zaten ken­dilerinin de arzularına uygun olarak evvelden düşünmüştük. Bizi ayın 12 sinde beklediklerini Ankarada iken ifade etmişlerdi. Mısır İktisat ve Tica­ret Nazırı bizi otelimize kadar getirdi. O akşam için hiç bir program yokken heyetimiz şerefine hususî bir davet yapıldı. Bu davette samimî hasbihalde bulunmak ve karşılıklı ticarî durumu­muzu görüşmek imkânı hâsıl oldu.

 

Mısırla aramızda bildiğiniz gibi bir ti­caret mukavelesi    mevcuttur.    Fakat

 

son zamanlarda karşılıklı ihracat ve ithalâtımız bir mikdar düşüklük arzediyordu. Görüşmemizde istihdaf edi­len gaye, düşmüş olan alış veriş hac­mini yükseltmek ve bilhassa 900 bin dolar civarında bulunan kredi marjı­nı dalıa yüksek seviyeye iblâğ eyle­mekti. Her iki memleket de borçlu va­ziyette kredi marjını aştığı takdirde bunu serbest dolarla ödemek mecbu­riyetinde kalacağı için bu mikdarı aş­mamağa dikkat ediyor ve bu hal iki memleketin ithalât ve ihracatında bir hayli sıkıntı yaratıyordu.

 

Kendilerine teklifimiz şu oldu: Tür­kiye her zaman Mısıra müteveccih ih­racatı dolayısiyle alacaklı vaziyette bulunmakta ve dolayısiyle de hükü­metiniz kredi marjı aşılır endişesi ile Türkiyeden mümkün olduğu kadar az mal mubayaa etmek politikasını takip etmektedir. Kredi marjı yüksel­diği takdirde hem Mısır muhtaç bu­lunduğu ithalâtı geniş mikyasta yap­mak imkânına sahip olacak, hem de biz Mısıra ihraç ettiğimiz malları lü­zumu kadar göndermek imkânlarını elde etmiş olacağız. Sizin bize mal gönderememeniz endişesini bertaraf etmek için iki veya üç milyon dolara çıkarılacak kredi marjından daha üs­tün olacak olan ithalâtımızı isteyece­ğimiz mallarla ödeyiniz, dedik. Hattâ vereceğiniz mallar olmasa büe biz ta­rafların muvafakati ile ve karşılıklı mutabakatla Mısırdan gayri üçüncü bir memleketin mallarını da sizden alır ve bunun için lisans veririz, de­dik.

 

Teklifimiz uzun bir tetkikten sonra hüsnü kabul gördü, kabul edildi. Mutad olan mektuplar da teati edildi.

 

Mısır hükümeti heyetimize diğer he­yetlere yapılabilen hüsnü kabulün çok üstünde bir hüsnükabul göstermiştir. Mısır İktisat ve Ticaret Nazırı Muhammed Ebu Busayir, Fuar dolayı­siyle binbir telâşı ve davetleri arasın­da heyetimizi hergün her an ve her yerde aradı ve bizimle beraber olmak­tan büyük bir zevk duydu. Bütün bu buluşmalarımızda ve karşılıklı temas­larımızda bizi en çok sevindirecek hâ­dise, Mısır idarecilerinin ve bizimle temas eden Mısır halkının cok büyük ve samimî kardeşlik hisleri ile meşbu oluşudur. Bilhassa Mısır matbuatı ay­rıca bir çok heyetlerin bulunmasına rağmen her gün heyetimizin temas­larına geniş sütunlar açmak ve bu haberleri müteaddit resimlerle ver­mek suretiyle bizi cidden bahtiyar et­miştir. Biz de her vesile ile Mısıra bir kardeş ülkeye gelmiş olduğumuzu ih­sas ve ifade ettik.

 

Ayın 14 ünde Mısır masnuatmı gös­teren Fuar açıldı. Diğer davetliler arasında biz de yerimizi almıştık. Fu­arı Reisicumhur Abdünnâsır açtı. Bü­tün Ticaret Vekilleri kendisine tak­dim olundu. Kendileri ile ilk karşılaş­mamız o gün oldu.

 

Mısır fuarı ziraate dayanan bir en­düstrinin fuarı idi. Mısırın çok şayanı dikkat bir kalkınma içinde olduğu müşahede ediliyordu. Aynı gün Mısır İktisat ve Ticaret Nazırına bu fuarda mevcut malzeme ile İzmir Enternas­yonal Fuarına iştirakleri hâlinde Mı­sırın bu kalkınmasını sadece buraya gelmiş olan halkın değil İzmiri ziya­ret edeceklerin de görebilmesi müm­kün olduğunu söyledik. Bu hususta yapacakları isteğin müsbet karşılana­cağını bildirdik. İktisat ve Ticaret Na­zırı bu nazik daveti tetkik edeceğini, imkân olursa İzmir Enternasyonal Fuarına iştirak edileceğini ifade etti.

 

Fuarın açılmasını takip eden gün Mı­sır hakkındaki intibalar imiz ı anlat­mak üzere bir radyo konuşması yap­mam istendi. Bu radyo konuşmamda Mısıra bir kardeş milletin mümessili olarak geldiğimi, Mısırda büyük bir kalkınmaya şahit olduğumu, burada büyük bir hüsnükabul gördüğümüzü, Mısırlılara Türk kardeşlerinin selâm­larını getirdiğimizi, bilmukabele Mısır­lı kardeşlerimizin selâmlarını Türkiyeye avdetimde büyüklerimize ve halkı­mıza iblâğ edeceğimi ifade ettim.

 

İki gün sonra, ilk geldiğimizde bildi­rilmiş olduğu gibi, Reisicumhur Ab­dünnâsır tarafından kabul edildik. Reisicumhur Abdünnâsır bizleri iki saat kadar yanında alakoydu. Türk heyetinin çok iyi bir hâtıra olarak saklayacağı bir görüşme yapıldı. Rei­sicumhur Abdünnâsır, birisi siyasî di

 

geri, iktisadî istiklâl olmak üzere iki gaye için mücadele ettiklerini ifade ettiler ve iktidara geldiklerinden bu yana ne düşündüklerini ve ne yaptık­larını telhis eylediler. Görüşme, bü­yük bir samimiyet havası içinde geç­ti, kendileri bizimle çok açık kalble konuştu. Türk heyetinin Mısırı ziya­retinden çok memnun olduğunu ifade etti. Ben de gerek Mısır halkının ve gerek hükümetinin ve bilhassa İktisat ve Ticaret Nazırının bizlere karşı gös­terdiği yakın alâkayı tebarüz ettire­rek bundan dolayı müteşekkir oldu­ğumu ifade eyledim. Reisicumhur Abdünnâsırm bütün suitefehlıümlerin zail olduğunu ve fuarın iyi bir baş­langıca vesile verdiğini ifade eylemiş olduğunu bilhassa zikre şayan bulu­rum. Bizi büyük bir nezaketle kapıya kadar teşyi etti. Münasebetlerimizin daha genişlemesine sağlam ve geniş esaslara istinat etmesine işaret olun­du, böylece Mısır Reisicumhurunun yanından ayrıldık.

 

Kahirede bir de matbuat toplantısı yaptık. Çok samimî surette görüştük. Mısır gazetecileri bizim bu vadide ne gibi bir hizmetimiz olabilir, diye sor­dular. Matbuat zemini hazırlayacaktır, siyaset adamlarının ayaklarına çarp­ması mümkün taşları ortadan kaldı­racaktır, dedim. Bu hususta Vekâleti­nizi almamış olmakla beraber, hisle­rinize tercüman olduğumdan emin bir halde, bizim matbuatımız daima üunu yapmıya hazırdır, diye ilâve ettim.»

 

Ticaret Vekili Abdullah Aker, daha sonra gazetecilerin sordukları sualleri cevaplandırmış ve bu arada iktisadî münasebetlerin iyileşmesinin siyasî münasebetler üzerinde müsbet tesir icra edip etmiyeceği hakkındaki bir suale cevap olarak şöyle demiştir :

 

«İktisadî münasebetleri elbette siyasî münasebetler takip eder. Benim sa­ham ticaret sahasıdır. Fakat siyasî münasebetlerin de şayanı memnuniyet bir şekilde ilerliyeceğine kanaat veren müşahedelerim olmuş bulunduğunu söyliyebilirim.»

 

 İstanbul :

 

Dün açılan büyük ve modern Barut­hane plajından sonra bugün de Floryada eski Haylâyf plajının yerine ye­niden ve modern şekilde inşa edilmiş olan plaj tesisleri, halkımızın hizme­tine açılmıştır.

 

Floryada hâlen mevcut eski Belediye plajı ile 230 kabinli ve 2500 dolaplı gazino plaj ilâve edilen bu yeni plaj­da 600 kabin ve 2000 dolap vardır. Ayrıca bütün modern istirahat, yıkan­ma, soyunma, ve giyinme, büfe, lokanta gibi tesisleri de tamamdır.

 

İstanbul halkının ve yazın İstanbula gelen vatandaşlarımızın denizden en rahat bir şekilde istifadelerini sağla­mak gayesini güden bu yeni Florya plaj tesisleri işlemekte olan diğer ikisi gibi bu sabahtan itibaren dolmuş ve böylece halkımızın büyük bir sıhhat ve istirahat ihtiyacı karşılanmıştır.

 

Bu hafta tatili başlangıcı öğleden sonra, bu sabahtan itibaren açılan 12.800 metre kare kum sahalı yeni plaj da dahil olmak üzere Turizm Bankası tarafından kurulan modern tesislerde 15000 kadar vatandaş ra­hatça denize girmiş, kum ve güneş banyosu almış, istirahat ve sıhhat kazanmıştır. Bu miktara Baruthane­deki modern plajdan istifade edenler dahil değildir. Baruthane tesisleri vasıtasiyle de bugün öğleden sonra 5000 den fazla vtaandaş denizden istifade etmiştir.

 

Floryadaki diğer plaj tesislerinin yi­ne Turizm Bankası tarafından inşası da büyük bir hızla devam etmekte­dir. Önümüzdeki ayın ilk haftasında 30 odalı gazinolu, kantinli hususî plajIı çarşılı ve hususî plâjlı kamp tesis­leri vatandaşlarımızın hizmetine açı­lacaktır.

 

Eski küçük aile plajı yerine yapılmak­ta olan 512 kabineli plaj da ağustos ayının sonlarına doğru vatandaşları­mızın istifadesine açılacaktır. «Flor­ya lüks oteli ile» «Küçük otel» gele­cek yaz başında hizmete girmiş ola­caktır.

 

 İzmir :

 

Millî Müdafaa Vekâleti İzmir Temsil Müdürlüğünden bildirilmiştir:

 

Türk askerî heyetinin İtalyaya yap­mış olduğu dostluk ziyaretini iade maksadiyle memleketimizde bulunan Korgeneral Matucci başkanlığındaki beş kişilik İtalyan askerî heyeti, bu­gün saat 11.45 te bir Türk askerî uça­ğı ile Erzurumdan İzmire gelmiştir. Misafir heyet, Cumaovası hava ala­nında ikinci yurt içi bölge kumanda­nı, İstihkâm Er Eğitim Tugayı Ku­mandanı, İtalyan konsolosluğu mü­messili, NATO nezdindeki İtalyan su­bayları ile yüksek rütbeli subaylar ta­rafından askerî merasimle karşılan­mıştır.

 

Saat 15 te Yurtiçi Bölge Kumandanını makamında ziyaret eden misafirler, akşam 20.30 da İkinci Yurtiçi bölge kumandanı tarafından şereflerine ve­rilen ziyafette hazır bulunmuşlardır.

 

 İstanbul :

 

Ankarada vazifesi başında ebediyete intikal eden değerli tıp üstadlarınıızdan Ankara Üniversitesi Tıp Fakülte­si Birinci Dahiliye Kliniği Profesörü Doktor Kâmil Sokullunun bu sabah Ankaradan getirilen nâşi Şişli cami­inde ikindi namazını müteakip ebedî istirahatgâhma tevdi edilmiştir.

 

Merhumun tabutu Şişli camii musal­la taşma konulduktan sonra iki aske­rî tıp talebesi, iki emniyet memuru ve iki inzibat eri tazim duruşunda bu­lunmuşlardır.

 

Gönderilen yüzü mütecaviz çelenk arasmda bilhassa Başvekil Adnan Men­deres, Devlet Vekili Emin Kalafat, Da­hiliye Vekili Dr. Namık Gedik, Nafia Vekili ve Hariciye Vekâleti Vekili Ethem Menderes, Sanayi Vekili Samet Ağaoğlununkiler göze çarpmakta idi. İkindi namazını müteakip, kıymetli ilim adamımızın naaşı kendisini se­venlerin elleri üstünde cenaze araba­sına taşınmış ve ZIncirlikuyu kabris­tanına götürülerek göz yaşlan ara­sında ebedî istirahatgâhma tevdi edil­miştir.

 

Cenazede Devlet Vekili Emin Kalafat, Üniversiteler profesörleri, mülki ve askerî erkân, meslek arkadaşları, muh telif daire ve teşekküller temsilcileri, Askerî Tıbbiye Okulu ve Tıp Fakültesi talebeleri, bir polis müfrezesi ile bir piyade bölüğü bulunmuştur.

 

 İstanbul :

 

Dünya Kiliseler Birliği Türkiye mü­messili iken Eskişehir ve Gerze felâ­ketzedelerine temin ettiği büyük yar­dımlar dolayısiyle Kızılay Genel Mer­kezince Miss Joane Artunakal'a bu­gün saat 18 de altın bir madalya ve­rilmiştir.

 

Bu münasebetle Kızılay İstanbul Mü­dürlüğünce yapılan toplantıda seçkin bir davetli kitlesi hazır bulunmuştur.

 

Kızılay Reis Vekili Afyon Mebusu Riza Çerçel çok veciz bir konuşma ya­parak Miss Joane Artunkal'a altın madalya ve beratını vermiştir.

 

Miss Joane Artunkal teşekkür etmiş memlekete kendisi gibi hayır işlerinde çalışacak evlâtlar yetiştireceğini ve Kızılaym madalyası ile hizmetlerine bir mukabelede bulunduğundan büyük zevk duyduğunu ifade etmiştir.

 

21 Temmuz 1957

 

 İskenderun :

 

Kara kuvvetlerimize bağlı garnizon­larda incelemeler yapmak, ordumuzun iskân durumu ile meşgul olmak ve kış­la ve ordugâhları yerlerinde görmek gayesiyle bir tetkik gezisine çıkmış olan Devlet Vekili ve Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Semi Ergin ve Adliye Vekili Prof. Hüseyin Avni Göktürk, beraberlerinde Erkânıharhiyei Umu­miye Reisi Orgeneral İsmail Hakkı Tunaboylu ile diğer Vekâlet mensup­ları olduğu halde bugün zırhlı tuga­yın Arsuz civarında tertiplediği atış tatbikatında hazır bulunmuşlardır.

 

Generallerin, yüksek rütbeli subayla­rın ve mülkî erkân ile binlerce Hatay­lının da hazır bulunduğu atış tatbika­tı başarılı geçmiş ve tatbikatı, tuga­yın sulardan geçiş talimleri takip et­miştir.

 

 İstanbul :

 

Sanayi Vekili Samed Ağaoğlu, sanayi İstanbulda imar hareketlerine mu­vazi olarak devam eden âbidelerimi­zin geniş çapta tamir ve restorasyo­nu faaliyeti cümlesinden olarak büyük Mimar Sinanın muhteşem eseri Süleymaniye Camii ve iki türbe, yedi medrese, Mektebi Sübyan, Darülşifa, İmaret, Taphane, Hamam ve 94 dük­kândan mürekkep iki çarşıdan müte­şekkil külliyesinin tamir ve tanzim işi­ne evvelâ camiden olmak üzere 15 ha­zirandan itibaren başlanmış bulun­maktadır.

 

Türk mimarisinin en büyük eserlerin­den biri ve belki de birincisi olan Süleymaniye külliyesi, 15501557 yılları arasında inşa edilmiştir. Bilhassa ca­mi içindeki tezyinat, Türk mimarisin­deki sadeliğin bir örneği iken, 1869 yı­lında ecnebi bir mimar nezaretinde yaptırılan tamir esnasında kesme taş lara sürülen koyu renk yağlı boyalar ve barok üslûptaki tezyinatla bu gü­zel mabet loş ve çirkin bir hale gir­mişti. Başlanılmış bulunan restoras­yon ameliyesinde evvelâ bu yanlış ve kusurlu tamirlerin, izalesine çalışıl­maktadır. Evvelce sürülmüş olan bo­yalar ve badanalar temizlendikçe bi­na eski hüviyetini kazanmakta ve loş­luğu kaybolarak ferah bir hale gel­mektedir. Muhtelif yerlerde yapılan sıva sondajları ile Sinan devrinden kalma tarihî tezyinatın izleri de bu­lunmuştur. Bu orijinal desenler kısa zamanda tekrar ihya edilecektir bu arada camiin ve müştemilâtının her köşesinde rastlanan harap kısımlar tamir edilmekte ve eksikler tamam­lanmaktadır. Avlu da yapıldığı devir­deki  şekilde   tanzim   edilecektir.

 

Camideki faaliyeti hitam bulduğu va­kit Sinan devrinin, yâni 16. yüz yılın asil ve sade Türk mimarî anlayışının mahsulü olan Süleymaniye eski hü­viyeti ile tekrar hayata kavuşacak­tır.

 

Külliyenin diğer eüzülerinin de pey­derpey tamirlerine başlanmaktadır. Restorasyondan sonra medreseler, ta­lebe yurdu, hâlen Askerî Matbaa iş­galinde bulunan Darülşifa da Vakıf dispanseri olarak kullanılacaktır.

 

Takriben beş milyon lira sarfı ile iki yıl büyük bir hızla devam edecek olan bu faaliyet sonunda, Süleymaniye mi­mari manzumesi yalnız İstanbula ve memleketimize değil, Türk sanatının büyük eseri olarak dünya sanat tari­hine de kazandırılmış olacaktır.

 

 İstanbul :

 

Hükümetimizin davetlisi olarak 15 temmuzdanberi memleketimizi ziya­ret etmekte bulunan Birleşmiş Millet­lere bağlı gıda ve tarım teşkilâtı (F.A.O.) umum müdürü B. R. Sen, bu sabah kalmakta olduğu otelde bir basın toplantısı yapmıştır.

 

Bir Sen'in verdiği izahata göre, 1943 senesinde teşekkül eden ve Turkiyeye de direkt yardım olarak senede 170.000 dolarlık yardımlarda bulunan F.A.O. nun gayesi, âzası olan 74 devletin gıda ve ziraat problemlerini daha süratli ve daha iyi bir şekilde halledilmesi­ne yardım  etmektedir.

 

F.A.O. Umum Müdürü bu arada teşki­lâtın halihazır bütçesinin kifayetsiz olduğuna işaret etmiş ve bunun ge­nişletilmesi yoluna gidileceğini ve bu meyanda Turkiyeye yapılmakta olan yardımın arttırılmasını teklif edeceği­ni bildirmiştir.

 

Umum Müdür memleketimizde yaptığı tetkikler neticesinde gıda ve ziraat sahasında başlıca problemlerimizi şu şekilde sıralamıştır:

 

Türkiyede istihsalin arttırılması .lâ­zımdır ve toprak buna müsaittir. Mem leketinizde istihsal yağmura bağlı ol­duğundan sulama problemlerinin hal­ledilmesi icap etmektedir. Haşaratla ve bilhassa süne ile mücadele elzem­dir.

 

F.A.O. Umum Müdürü süne ile müca­dele yolunu araştırmak için F.A.O. nun pek yakında Turkiyeye bir müte­hassıs göndereceğini sözlerine ilâve etmiş ve gazetecilerin muhtelif sual­lerini cevaplandırmıştır.

 

F.A.O. Umum Müdürü B.R. Sen, bu­gün saat 13 te uçakla Romaya müte­veccihen memleketimizden ayrılmış ve Yeşilköy hava meydanında ilgililer tarafından uğurlanmıştır.

 

 Erzurum:

 

Reisicumhur Celâl Bayar ve Başvekil Adnan Menderes bugün Öğleden sonra 100 bin vatandaşın iştirak ettiği mu­azzam bir merasimle Atatürk. Üniver­sitesinin temeline İlk harcı koymuşlar­dır.

 

İstiklâl mücadelesi tarihimizin çok büyük bir günü olan Erzurum kongre­sinin aziz Atatürkün riyasetinde bun­dan 38 sene evvel toplandığı mutlu günün bu yıldönümünde yapılan bu temel atma merasiminde denebilir ki, kadın  erkek bütün Erzurum halkı, civar vilâyet ve kazalardan gelen bü­yük vatandaş toplulukları hazır bu­lunmuş, büyük bir heyecanla devlet ve hükümet reislerimizi hararetle alkış îamış, bu bayram gününün sevinci içinde sürekli tezahürlerde bulunmuş­tur.

 

Bu mesut günü kutlamağa ne zaman­dır hazırlanan Erzurum, bu sabahtanberi tam bir "bayram manzarası almış­tı. Şehir baştanbaşa donanmış, halk öğleden itibaren Atatürk Üniversite­sinin kurulacağı sahaya akmaya baş­lamıştı. Daha dünden oraya gidip yer­lerini hazırlayanlar ve geceyi orada kurulan çadırlarda geçirenler vardı. Törenin yapılacağı mahal saat 14 te tamamiyle dolmuş, yüz bin kişilik halk etrafa yayılmıştı.

 

Reisicumhur Celâl Bayar ve Başvekil Adnan Menderes, İstanbuldan uçakla saat 16 da Erzurum hava alanına gel­miş, hava alanında binlerce vatandaş tarafından hararetle istikbal edilmiş Maarif Vekili, Erzurum mebusları, Er­zurum valisi Nurettin Aynuksa ile ordu ve kolordu kumandanları ve di­ğer erkân tarafından selâmlanmıştır.

 

Devlet ve hükümet reislerimiz, hava alanında tezahürler arasında hareket­le gene tezahürler arasında Üniversi­te sahasına gelmiş, yüz bin kişinin hararetli tezahürleriyle karşılanmış­lardır. Saha methalinde askeri mera­sim yapılmış ve 21 pare top atılmış­tır.

 

Merasimde Devlet Vekili Celâl Yar­dımcı, Maarif Vekili Tevfik İleri, Büyük Millet Meclisinden bir heyet ile diğer mebuslar, Amerikan büyük elçisi ekselans Warren, Şurayı Devlet, Temyiz ve Divanı Muhasebattan birer heyet, Maarif Müsteşarı ve bütün Ma­arif erkânı, İstanbul, Ankara ve Ege Üniversiteleri ile İstanbul Teknik Üni­versitesi Ortadoğu Üniversiteleri rek­tör ve dekanları, Atatürk Üniversitesi hazırlık bürosu profesörleri, Amerika Nebraska Üniversitesinin memleketi­mizde vazifeli profesörleri, Türkiyedeki Amerikan Yardım heyetleri ileri ge­lenleri ile Amerikan Kültür Ataşesi, Umum Müdürler, Ankara Valisi ile ci­var vilâyetler vali, belediye reisi ve maarif müdürleriyle diğer heyet aza­ları, Yüksek Tahsil Talebe Temsilci­leri ve daha birçok zevat ile Ankara ve İstanbuldan gelen gazeteciler ha­zır bulunmuşlardır.

 

Büyük bir azamet ve ihtişam arzeden törene İstiklâl marşı ile başlan­mıştır. İlk sözü alan Erzurum Belediye Reisi Edip Somunoğlu, misafirleri selâmlıyarak konuşmasına başlamış, Atatürkün vasiyeti olan bu üniversite­nin Brzurumda kurulması dolayısiyle şehir adına şükranlarını bildirmiştir. Edip Somunoğlu, bu üniversitenin Do_ ğunun istikbalinde açacağı engin ufuk lara işaret ederek, Atatürk Üniversi­tesini aynı zamanda hükümetin aydın insan yetiştirme heyecanının bir ifa­desi olarak tavsif etmiştir.

 

Daha sonra Erzurum Lisesinin bu seneki mezunlarından Tuncay Kocasoy ve Mete Kızıloğlu birer konuşma ya­parak Atatürk Üniversitesinin kurulu­şu karşısında gençliğin hissettiği bü­yük sürura tercüman olmuşlardır. Tuncay Kocasoy konuşmasını «Bize bu üniversiteyi bağışlayan büyükleri­mize minnet ve şükranlarımızı, ebedi bağlılığımızı ifade edebilecek kelime bulamamanın aczi içindeyiz» diye bi­tirmiştir.

 

Müteakiben Erzurum mebusu Rıfkı Salim Burçak söz almış, çevresine nur saçacak olan bu üniversitenin sadece doğu illeri için değil fakat büyük Türk vatanı için ne büyük bir mâna ve kıymet taşıdığına işaretle demiştir ki:

 

«Bu üniversite, bugün Türkiyede mev­cut eşlerine bir yenisini daha ilâve et

 

mek gibi bir fikirle değil, doğunun içtimaî ve iktisadî kalkınmasına doğ­rudan doğruya tesir icra edecek ve kalkınma üzerinde bizzat âmil olacak bir ilim merkezi kurmak gibi bir dü­şünce ile inşa ediliyor. Atatürk Üni­versitesinin Doğu Anadolunun hayat şartlarını, sosyal çehresini temelinden değiştireceğine ve bu bölgenin iktisa­dî imkânlarını süratle değerlendirece­ğine inanıyoruz.»

 

Rıfkı Salim Burçak konuşmasına şöy­le dev^m etmiştir:

 

«Atatürk Üniversitesi, Türk milletinin istikbalini onun irfan seviyesinde ara­yan bir zihniyetin, .eseri memleketin müstakbel kaderini en muhkem bir te minata "bağlamak için didinen vatan­perver insanların büyük kararlarının bir mahsulüdür. Atatürk Üniversitesi bilhassa Doğunun hayat şartları üze­rinde işleyecektir. Bu ilim merkezi, her şeyden evvel, bu bölgenin insanını, toprağını, onun canlı ve cansız bütün servetlerini ilim gözü ile tetkik, millî istidat ve kabiliyeti âzami derecede değerlendirme gibi bir fensiyon ifa edecek, bir rehber rolü görecektir.»

 

Rıfkı Salim Burçak daha sonra vata­nı bir ucundan öbür ucuna süsleyen medeniyet âbiüeleriyle dünyanın hay­ret ve takdir nazarları önünde yepye­ni bir Türkiye ortaya çıkmakta oldu­ğunu ifade ederek şöyle demiştir;

 

«Sadece kendi çevremden misal ver­mek için söylüyorum: Erzurum köy­lüsüne daha şimdiden müreffeh bir hayatın yollarını açmış olan şeker fabrikasının küşadını geçen yıl yap­mıştık. Pek yakında Tortum elektriği­ni halkımızın hizmetine arzedeceğiz. Şu dakikada, köylüsü ve şehirlisi ile bütün bir milletin maddî ve ruhî kalkınmasını temin edecek olan bü­yük bir müessesenin temellerini atıyo­ruz. Bütün bunlar Anadolu halkının asırlar boyunca hasretini çektiği ve fakat bir türlü elde edemediği büyük eserlerdir. Atatürk Üniversitesinin yedi yüdanberi iş başında bulunan Demok­rat Parti iktidarının en büyük, aza­metli icraatından biri olduğunda asla şüphemiz yoktur. Yarm burada yük­selecek olan kültür ve irfan merkezi Anadolunun artık hakikî bir inkılâba kavuştuğunu, onun yepyeni bir mede­niyet çağma girmiş bulunduğunu biz­lere müjdeliyor. Kadirşinas hemşehri­lerimle birlikte bizi bu bahtiyarlığa kavuşturanlara karşı sonsuz saygı, minnet ve şükran duyguları içindeyiz. Atatürk Üniversitesinin Erzurum için yurdumuz için uğurlu ve hayırlı ol­masını dilerim.»

 

Bunu müteakip Türkiye Talebe Fede­rasyonu adına Celâl Hordan konuş­muştur. Celâl Hordan kahraman Er­zurumluların bu büyük zaferini Tür­kiye Millî Talebe Federasyonunun tem sil etmekte olduğu yüksek tahsil genç­liği adına heyecanla tebrik etmiş, memleketin huzur dolu geleceğine yüksek tahsil gençliğinin güvenle bak­makta olduğunu söylemiş, «Atatürk Üniversitesinin kuruluşunu mutlu ge­leceğimizin müjdecisi olarak kabul et­mekteyiz» demiştir.

 

Erzurum yüksek tahsil gençliği adına Ünal Özgödek'in konuşmasından son­ra Maarif Vekili Tevfik İleri kürsüye gelmiş ve Atatürk Üniversitesinin ku­ruluşu hakkında mühim bir konuşma yapmıştır.

 

(Maarif Vekilinin bu konuşmasını bültenimizde ayrıca bulacaksınız).

 

Hararetli tezahürler ve alkışlarla kar­şılanan bu konuşmaları takiben Reisi­cumhur Celâl Bayar ve Başvekil Ad,nan Menderes halkın coşkun gösteri­leri arasında Erzurum Kuyumcular Ce miyeti tarafından hazırlanan sapı Ol­tu taşından mamul gümüş bir mala ile temele ilk harcı koymuşlardır.

 

 Ankara :

 

Memleketimizi ziyaret etmekte bulu­nan tanınmış Amerikan iş adamların­dan müteşekkil 4 kişilik Amerikan ti­caret heyeti bugün saat 17 de Ankara Tüccar ve Sanayiciler Kulübünde bir basın toplantısı yapmıştır.

 

Heyet başkanı M. James W. Mcnally, memleketimizi ziyaretlerinden gayesi hakkında şu iaahatı vermiştir:

 

«Biz burada sadece hükümetimizi de­ğil bir çok ticarî firmaları da temsil ediyoruz. Memleketinizi ziyaret etmek

 

ten,büyük bir memnunluk duymakta­yız. Amerika Birleşik Devletleri Baş­kanı ve Ticaret Vekâleti yabancı mem leketlere ticaret heyetleri göndermeyi desteklemektedir. Hükümetler, diplo­matik misyonları vasıtasiyle biribirleriyle yakından temasta bulunurlar. Tüccarlar arasında ise temaslar gayet azdır. Biz buraya bir şeyler almak ve­ya bir şeyler satmak maksadiyle gel­medik. Dost iki memleket tüccarları arasındaki temasları temin etmek ga­yesiyle memleketinizde bulunmakta­yız. Bu ziyaretleri bilhassa tüccarla­rımız arzu etmektedirler. İş adamla­rının şahsen tanışmalarının faydala­rına inanıyoruz. Burada kaabil oldu­ğu kadar iş adamlarınızla şahsen gö­rüşmek istiyoruz. Sizin iş adamlarınız­la yapacağımız müzakereler sırasında hangi sahalarda, ne gibi yardımlarda bulunacağımıza dair notlar alacağız.

 

Heyetimiz, Birleşik Amerikadan mal almak veya Birleşik Amerikaya satış yapmak isteyenlere kolayca ithalât ve­ya ihracatta bulunabilme imkânları hakkında lüzumlu bütün malûmatı verecektir.»

 

Daha sonra ticaret heyetinden maden sahasında milletlerarası bir .şöhrete sahip olan maden mühendisi Arthur P. Cortelyou, madencilik mevzuunda Kroger şirketi imalât umum müdürü Lindquist de gıda maddeleri ambalâj­cısı olarak iş adamlarımızla konuşa­caklarını belirtmişlerdir. Einüquist, memleketimizde meyvelerin değerlen­dirilmesi için konserveciliğin yeni baş­ladığına ve bir hayli ilerlemiş oldu­ğuna işaret etmiştir.

 

Florida eyaleti üniversitesinde otel ve lokanta dairesi şefi olan E. Lundeberg, turizm mevzuuna temas ederek turiz­mi tek taraflı, bir şey vermeden para alabilmek sanayii olarak tavsif etmiş ve turizmin Floridaya senede 1 milyar dolar getirdiğine işaret etmiştir.

 

Memleketimizde turist celbedecek yer­lerin pek fazla olduğuna işaret eden E. Lundebrg, turizmin inkişafı için turist celbinde mühim bir rol oyna­yan iaşe ve ibate imkânlarının hazır­lanmasının lüzumuna işaret etmiştir. Turist, kendi alıştığından daha iyi bir şekilde iaşe ve ibate edilmek    ister, bu imkânlar hazırlanınca fazla para bırakır demiştir.

 

Ticaret heyeti üyeleri daha sonra ba­sın mensupları tarafından sorulan su­alleri cevaplandırmışlardır. Bu arada bir gazeteci tarafından turizmle ilgili bir suali cevaplandıran M. E. Lundberg, turizmi geliştirmek Amerikada muazzam bir program olarak ele alın­maktadır. Turizmi teşvik için ne gibi tedbirler alınacağını memnuniyetle soyliyebilirim. Bu mevzuda muvaffak olmuş bütün yerlerde resmî ve^hususî sektör birlikte çalışmış v« bütün güç­lerini sarfetmişlerdir. Her yerde ilk zamanlarda hususî sektörün yatırımı az olmuşsa da hükümetin yardımt şart tır»  demiştir.  '

 

Türkiyede turizmin inkişafına temas ederek Basın Yayın Umum Müdürlü­ğü teşkilâtının bastırmış olduğu ve Amerikadaki Türk Haberler Bürola­rının dağıttığı broşürlerin mükemmel olduklarına  işaret etmiştir.

 

24 Temmuz 1957

 

 Ankara :

 

Bugün Münakalât Vekâleti toplantı salonunda Türk Hava Yolları ile B. O. A. C. İngiliz Denizaşırı Hava Yol­ları Şirketi arasında bir ortaklık mu­kavelesi imza edilmiştir. Münakalât Vekili Arif Demirer'in hazır bulundu­ğu imza merasiminde Türk Hava Yol­larını, idare meclisi reisi Firuz Kesim Ue Umum Müdür Ulvi Yenal ve Boac Şirketini de Umum Müdür Sir Georgecribbett temsil etmişlerdir.

 

Bu mukavele mucibince Boac 500.000 İngiliz lirasına tekabül eden 3.920.000 liralık Türk Hava Yolları hisse sene­dini satın" almış ve ayrıca 10 sene vadeli 11.760.000 Türk lirasına tekabül eden bir bucuk milyon İngiliz liralık bir kredi açmıştır. İştirak hissesi ile kredi yekûnunu teşkil eden «2» mil­yon İngiliz lirası 5 adet Viscount uça­ğının ve yedeklerinin mubayaasına. tahsis edilmiştir.BOAC'yi Türk Hava Yolları İdare Mec lisinde Sir George Cribbett temsil ede­cektir.

 

İmza merasimini müteakip Münakalât Vekili Arif Demirer her iki tarafa mu­vaffakiyetler temenni etmiş, Sir Ge­orge Cribett ile Türk Hava Yolları İdare Meclisi Reisi Firuz Kesim bu ortaklığın her iki şirket için hayırlı olmasını dilemişlerdir. Firuz Kesim, ezcümle Türkiyenin sivil havacılık sa­hasında da diğer bütün sahalarda ol­duğu gibi süratli bir inkişaf ve kal­kınma devresinde olduğunu belirtmiş, BOAC ile yapılan teşriki mesainin Bü­yük Britanya ve Türkiye arasındaki dostluğun bir neticesi olduğunu be­yan etmiş ve ileride daha büyük inki­şaflar sağlamasını temenni ederek Sir George Cribbette'e teşekkür etmiştir.

 

Bu merasimden bir müddet sonra, Türk Hava Yolları ile Vickers Arms­trong şirketi arasında 5 adet Viscount uçağının sipariş mukavelesi imza edil­miştir. Vickers şirketini Umum Mü­dürlerden Mr. Cooper temsil etmiştir. Yeniden imal edilecek 5 adet Viscount uçağından birincisi aralık 1957 ayın­da teslim edilecektir. Diğerlerinin tes­limi bir sene içinde tamamlanacaktır. Viscount uçakları 4 motorlu, türbin pervaneli, saatte 525 kilometre sürati olan en modern uçaklardır.

 

Türk Hava Yollarının B.O.A.C. ile ve müteakiben Vickers Armstrong şirketi ile imza ettiği anlaşmaları müteakip B.O.A.C. şirketi umum müdürü Sir George Cribbett bir basın toplantısı yaparak ezcümle şunları söylemiştir:

 

«Bugünün, memleketlerimiz arasında­ki münasebetlerde çok mühim bir mev ki işgal edeceğine eminim. İmzaladı­ğımız anlaşma sivil havacılık sahasın­da yeni ve sağlam bir ortaklık mey­dana getirmiştir. Türk Hava Yolları­nın B.O.A.C. ile yakından teşriki me­saiye karar vermesi her iki taraf için de büyük menfaatler sağlıyacaktir. Herhangi bir işbirliğinin ciddî bir şe­kilde yaşayabilmesi için hâsıl olacak menfaatlerin eşit ve karşılıklı olması lâzım gelir. Bizi B.O.A.C. olarak bu işbirliğine sevkeden en bâyük âmil, Türk ekonomisinin istikbal ve potan­siyelinin, bazı münekkitlerin bize söy­lediklerinin aksine olarak, sağlam ve kuvvetli olduğuna iman etmemizdir. Sağlam bir ekonominin, asrımızın icaplarma uyabilmesi için, münakalât sis­temi içinde sivil havacılık unsurunun da mühim bir mevki işgal etmesi lâ­zım gelmektedir. Biz Türk hava yolla­rının emrine dünyanın her tarafına sefer yaparak uzun senelerde elde et­tiğimiz bilgi ve tecrübeyi memnuni­yetle amade tutacağız. Memleketleri­miz arasındaki uzun ve dostane mü­nasebetler, şirketlerimiz arasındaki bu anlaşmanın verimli olması için kâfi sebeptir. Şahsen B.O.A.C. yi temsilen Türk Hava Yolları İdare Meclisinde vazife göreceğimden memnun ve müftehirim. 5 Viscount uçağının en kısa zamanda teslimini derpiş eden muka­veleyi Türk Hava Yollarının biraz ev­vel Vickers ile imzaladığını memnu­niyetle öğrenmiş bulunuyorum. Böyle mütekâmil ve kuvvetli uçaklarla Türk Hava Yollarının teçhiz edilmesi şir­ketin istikbalde daha büyük başarılar sağlayacağına delildir.»

 

 İstanbul :

 

Donanmamızın Savarona okul gemisi deniz kurmay yarbayı Necati Pınar kumandasında, Edinburg festivaline iştirak edecek olan 60 kişilik tarihî mehter takımı ile 66 kişilik Kara Harb Okulu boru  trampet takımı ve silâhendazlarını hamilen ve mutat de­niz eğitim tatbikatını yapacak olan 79 Deniz Harb Okulu birinci sınıf öğ­rencileriyle birlikte bugün saat 17 de İstanbul limanından İngiitereye mü­teveccihen hareket etmiş, mehter ta­kımı ile Kara ve Deniz Harb Okulu öğrencileri İstanbul halkının büyük tezahüratı ile uğurlanmışlardır.

 

Uğurlamada İstanbul Garnizon Ku­mandanı Korgeneral Ekrem Akalin, hazır bulunmuş, gemi kumandanına ve Edinburg festivaline iştirak edecek kafile başkanına iyi yolculuklar dile­miş başta bando bulunan bir merasim bölüğü selâm resmini ifa etmiştir.

 

Savarona okul gemisinin Galata rıh­tımından hareketinden daha bir saat kadar evvel binlerce İstanbullu mehter takımı, Kara ve Deniz Harb Okulu öğ­rencilerini uğurlamak üzere rıhtımı ve Denizcilik Bankası önündeki mey­danı doldurmuş bulunuyordu. Geminin hareket saatinde bu kalabalık   daha da artmış gemide mehter takımı ta­rihî elbiselerini labis olarak, Kara Harb Okulu boru ve trampet takımı ile silâhendazları Deniz Harb Okulu öğrencileri ve silâhendazları ve gemi mürettebatı çimariva yerlerinde mev­ki almışlar, tarihî mehter takımı nev_ bet vurarak Kara Harb Okulu boru trampet takımı boru çalarak ve de­nizciler kasketlerini sallıyarak kendi­lerini uğurlamaya gelen İstanbul hal­kını selamlamışlardır.

 

Halkın şiddetli alkışları ve denizcile­rimize ve karacılarımıza karşı yaptık­ları sevgi tezahüratı arasında liman­dan çıkan Savarona okul gemisi Sarayburnu önünden geçerken burada da toplanmış olan İstanbul halkını selâmlamıştır. Savarona okul gemisinin hareketinden evvel gemiye çıkan İngi­liz Büyük Elciliği Ataşenevali gemi ku mandanma ve kafile başkanına iyi yolculuklar temenni etmiştir.

 

Savarona okul gemimiz Edinburg'da mehter takımı ile Kara Harb Okulu boru  trampet takımını ve silâhendazlannı festivale iştirakleri için bı­raktıktan sonra tatbikat gezisine başlıyacak ve sırasiyle Oslo, Kopenhag, Stokholm, Flensburg, Kiel, Hamburg, Amsterdam limanlarına uğramak su­retiyle Londraya gelecektir. Londrada mehter takımı ile Kara Harb Okulu mensuplarını alacak olan Savarona okul gemimiz 17 Eylülde yurda avdet etmek üzere İngiltereden hareket ede­cektir.

 

Mehter takımı Edinturg festivalinde dağıtmak üzere Erkânı Harbiye! Umu miye Başkanlığı Moral Şubesi tara­fından hazırlanan ve renkli tarihî re­simleri ihtiva eden tarih boyunca Türk ordusu ve yüz yıllar boyunca mehterhane ve Türk müzik kalkmışı isimli Türkçe ve İngilizce olarak ha­zırlanmış olan iki broşürden bir mik­tar beraberinde götürmüştür.

 

25 Temmuz 1957

 

 Ankara :

 

Başvekil Adnan Menderes, Erzurumda Atatürk Üniversitesinin temeli atılması ünasebetiyle Türk Basın Birliği Başkanı «Hergün» başyazarı Faruk Gürtuncadan şu telgrafı almıştır:

 

«Mazide Hatuniye ve Yakutiye med­reselerinin ilim meşalesini yaktığı Er­zurumda bir kültür ocağının temelle­rinin atılması yüksek kalkınmaları­mızdan sonra en büyük kültür kal­kınması olarak mesainizi ebedî kıla­caktır. Kutlama merasiminde bizzat hazır bulunduğunuz bu büyük hâdise karşısında gerek şahsî, gerek Türk Ba­sın Birliği adına en derin tebrikleri­mi sunar, bu nur müessesesinin mem­lekete doğuya hayırlı olması temen­nisiyle saygılarımı arzederim.

 

Türk Basın Birliği Bşk. Hergün Başyazarı F. Gürtunca

 

 Ankara :

 

Başvekil Adnan Menderes, Adanada Narenciye Meyve ve Sebze Tarım Ko­operatifinin kurulması münasebetiyle kooperatif müteşebbis heyeti adına Hakkı Somaydan şu telgrafı almıştır:

 

«Çukurovaya kazandırdığınız Seyhan barajının bölge ziraî karakterinde hu­sule getirdiği inkılâbın mesut netice­lerinden biri olarak, bugün Çukobirlik Umum Müdürlüğü binasında top­lanan bölgemiz narenciye meyve ve sebze müstahsilleri, Çukobirliğe bağlı olarak Adana narenciye meyve ve sebze tarım satış kooperatifini kurarak statüsünü ilgili makamlara sunmuş­lardır. Kurucu heyet bu hayırlı neti­ceyi yüksek şahsınıza iblâğa karar vermiştir. Bunu içten bağlılığımız ve derin saygılarımızla arzederim.

 

Müteşebbis heyet adına Hakkı Somay

 

     Ankara :

 

Fransanın millî bayramı münasebe­tiyle Reisicumhurumuz Celâl Bayar ile Fransa Reisicumhuru ekselans Rene Coty arasında tebrik ve teşekkür tel­grafları teati edilmiştir.

 

Konya :

 

Amerikada başka bir vazifeye tâyin edilmiş olması dolayısiyle bugünlerde

 

memleketimizden ayrılacak olan NA­TO Güney Doğu Avrupa Kara Kuv­vetleri Kumandanı Korgeneral Read Anadolu Ajansı muhabirine bir beya­nat vererek şunları söylemiştir:

 

«İki senedenberi ifa etmekte olduğum NATO Güney Doğu Avrupa Kara Kuv­vetleri Kumandanlığından ve dolayısiyle memleektinizden ayrılıyorum. Bu iki sene içinde Türkiyede uzun seya­hatler yaptım. Bu seyahatlerimin çoğu küçük kasabalar ve köylere olmuştur. Bu seyahatlerimde büyük kalkınma­lara ve halkm samimî ve içten dost­luk tezahürüne şahit oldum. Türkler namuslu, çalışkan, samimî ve cana ya­kın insanlardır. Türk ve Amerikan halkının pek çok müşterek tarafları vardır. Bunun en başta geleni her iki milletin de hürriyetlerine olan aşk­larıdır.

 

Ordunuza gelince, genel olarak Türk ordusunun askerlik bakımından mü­kemmeliyeti beni çok mütehassis et­miştir. Bilhassa son bir kaç sene için­de gösterdiği terakkiler fevkalâdedir. Üzerimde en derin intiba bırakan ci­het, bir Türk kıtasını teftiş ettiğim zaman bütün subay ve erlerin gözü­mün içine erkekçe bakmaları olmuş­tur ki, bu, dünyada pek az orduda mevcuttur. NATO, doğu kanadını Türk ordusuna dayamakla emniyetini sağ­lamıştır. Benim orduda kırk senelik askerî hayatım vardır. Bu müddet içinde Türk ordusu kadar mükemmel askerle tanışmış ve çalışmış değilim.

 

General Read Türkiyede bulunduğu iki sene içinde büyük kalkınma ham­lelerine şahit olduğunu, bunu Konyaa da yakinen müşahede ettiğini söy­lemiş, gerek Türk halkına, gerekse Türk ordusuna karşı duyduğu sempa­tiyi belirtmiş ve Türk milletine en iyi dileklerinin ulaştırılmasını rica et­miştir.

 

 İstanbul :

 

Maarif Vekâletinin himayesinde ola­rak UNESCO Türkiye Millî Komisyo­nu tarafından Kadıköy Kollejinde 5 temmuzda açılmış olan milletlerarası gençlik kampı bugün yapılan bir me­rasimle kapanmıştır.

 

Merasimde genç delegelerle toplu ola­rak son görüşmesini yapan kamp mü­dürü Maarif Vekâleti Beden Terbiye­si ve İzcilik Müdürü Mehmet Erkan, kampta 20 gün içerisinde muhtelif memleketlere mensup gençler arasın­da teessüs etmiş olan samimî ve kar­şılıklı anlayış ve işbirliği havasını öv­müş ve kendi memleketlerinin gençli­ği nezdinde kampın havasına ve Türk gençliğinin en iyi hislerine ter­cüman olmalarını delegelerden rica etmiştir.

 

Müteakiben misafir delegeler adına söz alan Afganistan temsilcisi, kendi­lerine Türkiyeyi ve Türk gençliğini en yakından tanımak fırsatını veren bu kampta edindikleri en iyi intibalara temas etmiş ve kendilerine bu imkânı bahşeden başta Maarif Vekili olmak üzere UNESCO Türkiye Millî Komis­yonuna ve kamp idaresine teşekkür etmiştir.

 

Bayrakların indirilmesi çok heyecanlı bir sahne yaratmış ve öğrenciler veda şarkısını söylerken gençler göz yaşla­rını tutamamışlardır.

 

14 memleketin gençliğini temsilen bu kampa katılmış bulunan 23 kız ve 37 erkek delege bugünden itibaren Türk arkadaşları tarafından muhtelif vası­talarla memleketlerine grup grup uğurlanmaktadırlar.

 

 Bursa :

 

Bugün saat 12.20 de Merinos fabrika­sı üzerinde bir uçak kazası vukua gel­miştir. Balıkesir üssüne mensup pilot Teğmen Ayhan Baysal idaresinde bir jet uçağı fabrika üzerinden geçtiği sırada henüz mahiyeti tesbit edilemiyen bir arıza yüzünden havada infi­lâk ederek meskûn bir mahallin üze­rine düşmüştür.

 

Pilot kaza sırasında düğmeye basarak otomatik iskemle ile birlikte kendisini dışarı atmış ise de irtifam az olma­sından dolayı paraşütü açmaya vakit bulamadan âni bir şekilde Merinos fabrikaları bahçesine düşerek şehit olmuştur.

 

Pilot kendisini uçaktan attıktan sonra uçak  uçuş  süratini     kaybetmeksizin

 

göçmenlerin meskûn bulunduğu ma­halle düşmüştür. Bu düşüş o kadar şiddetli olmuştur ki, civardaki bütün evler sarsılmış, duvarlar yıkılmış, camlar kırılmış ve korkudan bayılanlar ol­muştur.

 

Uçağın düştüğü yerde fceş ev ile 13 dükkân yıkılmış ve infilâk neticesin­de büyük bir yangın çıkmıştır. Bu fe­ci kazada ölenler ve yaralananlar ol­muştur.

 

Sükutun akabinde yetişen itfaiye bir taraftan yangını söndürmeye çalışır­ken diğer taraftan da ölü ve yaralı­ları enkaz altından çıkarmaya başla­mıştır. Altısı ağır 13'ü hafif olmak üzere 19 kişi yaralanmıştır. Dokuz kişi de Ölmüştür. İtfaiye enkaz altından cesedleri aramaya devam etmektedir. Yaralılar derhal hastaha'neye sevkedilerek tedavilerine başlanılmıştır.

 

Başvekil Adnan Menderes, kazayı ha­ber alır almaz Bursa Valisini telefonla arıyarak kazadan duyduğu büyük te­essürü bildirmiş, hükümetin kazazede­lerin acılarını gidermek için bütün im­kânları süratle kullanacağının kaza­zedelere İblâğına valiyi memur etmiş­tir. Vali bu vazifeyi kazazedelere ve aileleri nezdinde yerine getirmiştir.

 

 Ankara :

 

Adliye Vekili Hüseyin Avni Göktürk'e müracaat eden muhabirimiz şu suali sormuştur;

 

«Büyük Millet Meclisine alenen ve huzurunda küfür etmekten maznun Kırşehir mebusu Osman BÖlükbaşı hakkında açılmış olan ilk tahkikat sı­rasında vâki reddi hâkim talebini tet­kik eden Keskin ağır ceza mahkemesi reisinin 1950 seçimlerinde C.H.P. den namzetliğini koymuş olduğu ve sert hücum ve mücadeleleriyle Demokrat Partiye şiddetle aleyhtar bir zat bu­lunduğu ve bu sebeple böyle bir siyasi dâvada tarafsız kalamıyacağı iddia edilmektedir. Ne buyurursunuz?»

 

Adliye Vekili Hüseyin Avni Göktürk muhabirimizin bu sualini aşağıdaki şekilde cevaplandırmıştır:

 

«Hâkimlerimizin ve mahkemelerimizin karar ve    muamelelerine    doğrudan doğruya taallûk eden hususlarda söz söylemeyi caiz görmem. Şimdi de bir şey söylemeyi istemezdim. Ancak, ma­alesef, mesele Öyle bir hale getirilmiş­tir ki, sualinizi kısaca dahi olsa ce­vaplandırmamak elden gelemez.

 

Çünkü, bir taraftan şu ana kadar ya­pılan neşriyatın mahiyeti, sanki tevkif kararını veren sorgu hâkimi ve bu ka­rarı tasdik eden asliye ceza hâkimi ve itirazen tetkik ederek keza tasdik eden Ankara Birinci Ağır Ceza Reisi töhmet altında bulundurulmağa çalı­şılırken diğer taraftan da ifade etti­ğiniz gibi, Keskin Ağır Ceza Reisinin faal politikaya karışmış ve 1950 sene­si seçimlerinde C.H.P. namzeti olarak bugünkü iktidar aleyhinde sert ve aşı­rı mücadeleler yapmış olduğu ileri sürülerek böyle bir siyasî dâvada ta­rafsız olamıyacağı iddiası da ortaya atılmış bulunmaktadır.

 

Sualinizi cevapsız bırakmış olmamak için soyliyeyim ki Keskin Ağır Ceza Reisinin 1950 seçimlerinde iddia olun­duğu gibi Cumhuriyet Halk Partisin­den namzetlik koymuş bulunduğu kay den sabit bir vakıadır. Mamafih me­selenin üzerinde durmaktayız,

 

26 Temmuz 1957

 

 Bursa :

 

Reisicumhur Celâl Bayar, dün vukua gelen feci uçak kazası üzerine, bera­berinde hususî kalem müdürü Faruk Berkol, Kara Yaveri Mustafa Tayyar, Hava Yaveri Ertuğrul Çokdeğer oldu­ğu halde bugün saat 12.30 da hususî bir uçakla Ankaradan Bursaya gelmiş­tir.

 

Reisicumhur Celâl Bayar, hava mey­danında kendisini karşılayan Hava Kuvvetleri Kumandanı Orgeneral Fevzi Uçaner, Birinci Hava Tümeni Kumandanı Tümgeneral Enver Akol, ve Vali Muavini ile birlikte doğruca kaza mahalline gelerek, kaza hakkın­da ilgililerden geniş izahat almış, ma­halle halkı ile ölenlerin ailelerine taziyette bulunmuştur.

 

Reisicumhur Celâl Bayar, bilâhare be­lediyede kısa bir istirahattan    sonra

 

maiyetiyle birlikle uçakla İstanbula hareket etmiş ve hava meydanında uğurlanmıştır.

 

 Ankara :

 

Türk  Sovyet  İran hudut hatlarının iltisak bölgesi üzerindeki hudut taşla­rının yerine konulması hakkında 15 ekim 1958 tarihinde hudut civarında­ki Demkışlak köyünde imzalanan bir protokol ahiren gerek hükümetimiz, gerek Sovyet hükümetince tasdik edil­miş ve keyfiyet notalarla mütekabilen bildirilmiştir.

 

21 Temmuz 1957

 

 Ankara :

 

Başvekil Adnan Menderes, Ankara Umum Otomobilciler, Şoför ve İşçile­ri Cemiyeti Reisi Hanıit Kurtoğludan şu telgrafı almıştır:

 

Sayın Adnan Menderes Başvekil

 

Ankara

 

21 Temmuz 1957 günü aktedilen kon­gremizde çekilmekte olan lâstik ve ye­dek parça darlığına katlanmak, ya­pılmakta olan emsali görülmemiş kal­kınma hamlesinde Ankara şoförünün hissesine düşen pek ufak bir vatan vazifesi olarak telâkki edilmiştir. Bu hususa müteallik raporumuzdaki pa­ragraf iki bin kişilik bir kongre tara­fından ittifakla ve alkışlar arasında kabul edilmiştir. Büyük cesaretle giriş­tiğiniz ve kısmı âzami ile şoför ve oto­mobilciye refah ve saadet getirecek olan faaliyetlerinizde topluca emriniz­de bulunduğumuzu arzederek, Allahtan zâtıâlinize ihsan eylediği kuvveti arttırmasına dua ederiz. Saygılarımla.

 

Ankara Umum Otomobilciler Şoför ve İşçileri Cemiyeti Reisi Hamit Kurtoğlu

 

Başvkil Adnan Menderes, bu telgrafa şu cevabı göndermiştir.

 

Sayın Hamit Kurtoğlu Ankara Umum Otomobilciler Şoför ve İşçileri Cemiyet Reisi

 

İki bin şoför arkadaşımızın mutabık kaldığı bir kararı bana bildiren telgrafınız, emin olunuz ki vicdanımda hiçbir hitabın yaratamıyacagı tir rik­kat ve heyecan yaratmıştır. Türk va­tanperverliğinin en güzel örnek ve ifadelerinden birini teşkil eden bu telgrafınızı şükran nişlerimle ve en derin sevgilerimle karşılamaktayım. Bu asil hisleri vicdanlarında "besliyen ve kongreyi teşkil eden o büyük he­yete teşekkür ve muhabbet duygula­rımı bizzat ifade edebilmek fırsatını bana vermek üzere telgrafta olduğu gibi yine onları temsilen gelip beni görmenizi bilhassa rica ederim. Şunu da kaydedeyim ki lâstik ve parça gibi daha bir takım maddelerin geçici ek­sikliği ve bunun sıkıntısı ile zaman zaman haklı veya haksız sebeplerle karşılaşmış olduğumuz bir vakıadır. Fakat bunlar artık maziye mal olmak­tadır. Düne nazaran bugün nasıl da­ha ferahta isek en yakın bir gelecek­te bunun hepsi hatıralarda ancak bü­yük iktisadî kalkınmamızın birer men kibesi olarak kalacaktır.

 

Yine bu vesile ile haber vereyim    ki şoför   arkadaşlarımı   daha   da  refaha kavuşturacak lâstik siparişlerimiz yol.  lardadır.

 

Bütün şoför arkadaşlarımı muhabbetle deraguş ettiği ilâve etmenizi rica ede­rim.

 

Başvekil Adnan Menderes

 

 İstanbul :

 

Bir müddet evvel İzmir önünde batan İzmir vapurunun kurtarılması işi 580.000 dolar mukabilinde Denizcilik Bankası tarafından İtalyadaki Safta Maria  firmasına  ihale  edilmiştir.

 

Yapılan anlaşma gereğince bu para­nın ödenmesi geminin kurtarılmasına bağlıdır. Gemi kurtarılamadiğı takdir­de İtalyan firmasına masraf veya za­rar mukabilinde hiçbir tediyede bulunulmıyacaktır.

 

Maliye Vekâletince de bu iş için ge­rekli dövizin tahsisi muamelesine te­vessül edilmiştir.

 

28 Temmuz 1957

 

     Çanakkale :

 

Başvekil Adnan Menderes, bugün öğ

 

leden sonra Çanakkaleye gelmiş, üçü şehrin yakınında, biri Çan kazasında olmak üzere dört yeni fabrikanın te­mellerini atmış ve Demokrat Parti il kongresinde müzakereleri takip ettik­ten sonra delegelerin muazzam teza­hürat ve alkışları arasmda bir konuş­ma yapmıştır.

 

Şehrin dışında ve birbirine uzak ma­hallerde yapılmasına rağmen bu tö­renlerin her birinde büyük vatandaş toplulukları hazır bulunmuş ve Baş­vekil Adnan Menderese büyük teza­hürat yapılmıştır.

 

Devlet Vekili Emin Kalafat, Devlet Ve­kili Fatin Rüştü Zorlu, Gümrük ve İn­hisarlar Vekili Hadi Hüsmen, Sanayi Vekili Samet Ağaoğlu, ile Demokrat Parti Meclis grupu başkanı Hayrettin Erkmen, Çanakkale ve diğer vilâyetler mebusları, Hariciye Vekâleti Umumî Kâtibi, Umum Müdürler, mülki ve as­kerî erkân, Çanakkale kazalarından gelen heyetlerle davetliler, basın tem­silcileri ve diğer zevat bu merasimde hazır bulunmuştur.

 

Başvkil Adnan Menderes, beraberinde Irak sabık Başvekillerinden Fazıl Ce­mali ile diğer zevat olduğu halde sa­at 14.30 da uçakla Ankaradan Çanak­kale valisi, mülkî ve askerî erkân ile kalabalık bir vatandaş topluluğu tara­fından tezahüratla karşılanmıştır. Bu­ra dan otomobillerle doğruca şarap fabrikasının inşa edildiği sahaya gidil­miştir. Merasimde, Gümrük ve İnhi­sarlar Vekili Hadi Hüsmen bir konuş­ma yapmıştır. Hadi Hüsmen, Türkiyenin bağcılıkta işgal ettiği mühim mev­kie işaretle bağ sahalarımızın 600 bin hektara yakın genişlikte bir sahaya yayıldığını, senelik yaş üzüm rekolte­mizin 2 milyar kiloya yaklaştığını ha­tırlatmış, memleketimizde fennî şa­rapçılığın temellerinin atılmış olduğu­nu, üzümlerimiizn şarapçılık yoliyle değerlendirilmesine ayrıca ehemmiyet verildiğini söylemiştir. Çanakkale da­hil Marmara bölgesinin üzüm cinsi ve miktarı bakımından ayrı bir hususi­yet arzettiğine dikkati çeken Vekil, bölgenin bilhassa Karasakız denilen üzümlerinin ayrıca Türk kanyağına bir hususiyet verdiğini ve hu içki için pek kıymetli bir ilk madde teşkil ettiğini kaydetmiş, bu mahsulün bağ bölgelerine yakın bir yerde kıymetlen­dirilmesi maksadiyle bu fabrikanın kurulmakta olduğunu söylemiştir. Ça­na kkale şarap fabrikasının işletme kapasitesi ilk tesis ânında 2 milyon kilo üaüm üzerinden hesaplanmıştır.

 

Mevcut bağların müstakbel inkişafı da dikkate alınarak ilerde beş milyon kilo üzüm işliyebilecek şekilde genişle­tilmesi mümkün olabilecektir. Şehre 6 kilometre mesafede ve şose kenarın­da kurulmakta olan bu fabrika, ta­mamen modern tesisleri ihtiva edecek­tir. Hadi Hüsmen, arsa, tesisat ve inşa bedeli ile birlikte fabrikanın binasının bir buçuk milyon liraya çıkacağını soy lemis ve «Bütün vatan hudutları için­de eşsiz tarihî bir kıymet taşıyan Çanakkalemizdeki kalkınma hareketleri arasında bu fabrikanın da ayrı bir sos yal ve ekonomik ehemmiyet arzedeceği muhakkaktır» demiştir.

 

Gümrük ve İnhisarlar Vekili şarap ve kanyak satışlarımızda görülen büyük artışın karşılanabilmesi bakımından fabrikanın büyük bir rol ifa edeceği­ni ve birçok Avrupa memleketleri ta­rafından aranmakta olan şaraplarımı­zın ihracı suretiyle ayrıca memlekete döviz sağlanmış olacağını sözlerine ilâve etmiş, bu eserin Çanakkaleli bağ­cılara uğurlu olması dileğiyle konuş­masını bitirmiştir.

 

Başvekil Adnan Menderes, sürekli al­kışlar arasında temele ilk harcı koy­muştur.

 

Müteakiben, bir kaç kilometre ileride diğer bir fabrikanın temel atrna me­rasimi yapılmıştır. Bu, meyva konser­vesi fabrikasıdır. Bölge meyveciliğini kıymetlendirmek noktasından Çanak­kale için hususî bir ehemmiyet arzeden bu fabrikanın temeli de vatandaş­ların coşkun tezahüratı arasında atıl­dıktan sonra, Valeks fabrikasının inşa edileceği sahaya gidilmiştir. Buradaki merasimde Sümerbank Umum Müdü­rü Mehmet Akın bir konuşma yaparak bu teşebbüs hakkında izahat vermiş­tir. Bu izahata göre, Çanakkale Va­leks fabrikası, sermayesinin yüzde 75'i hususî teşebbüse ait olan bir şirketin malı olarak bulunmaktadır. Fabrika­nın dört milyon liraya malolacağı hesaplanmaktadır. Bir Alman firmasına sipariş edilen makineleri, 12 ay sonra teslim olunacak ve bu tesis bir bucuk senede işletmeye açılacaktır. Önümüz­deki sene Çanakkaleliler, palamutları­nı bu fabrikaya satmak imkânını bu­lacaklardır. Burada 10 bin ton pala­mut işlenecek, bundan palamut hülâ­sası istihsal olunacaktır. Fabrika, takriben iki milyon liralık döviz tasar­rufuna imkân verecektir.

 

Sümerbank Umum Müdürünün bu ko­nuşmasından sonra alkışlar arasında fabrikanın temeli atılmış ve Çan'a ha­reket edilmiştir.

 

Başvekil, kaza merkezine 6 kilometre mesafede bir mahalde kurulacak olan Seramik fabrikasının inşaat sahasına geldiği zaman, burada da vatandaş­ların büyük tezahüratı ile karşılan­mıştır. Hususî teşebbüse ait olan Se­ramik fabrikasının temel atma mera­siminde Çekoslovak sefiri de hazır bu­lunmuştur. Şirketin müteşebbislerin­den İbrahim Bodur bir konuşma ya_parak bu eserin, dünya seramik sana­yiinin son teknik imkânlarına göre ku­rulacağını haber vermiş ve yıllık is­tihsal kapasitesi 3500 ton olan fabri­kanın bu imalât sayesinde memleke­timizin karofayans ihtiyacının yüzde ellisini, izolatör ihtiyacının yüzde otu­zunu, elektrik malzemesi ihtiyacının yüzde yetmişini ve ateş tuğlası ihti­yacının bir kısmını karşılıyacağmı söy lemistir. Gelecek sene sonunda tesisler işletmeye açılmış olacaktır. İbrahim Bodur, bu teşebbüsün tahakkukunda büyük müzaheret göstermiş olan Baş­vekil Adnan Menderese teşekkür ede­rek sözlerini bitirmiştir.

 

Seramik fabrikasının temeli de halkın coşkun gösterileri arasında atıldıktan sonra, Başvekil Adnan Menderes ve beraberindeki zevat Çanakkaleye dön­müşlerdir.

 

Başvekil doğruca Demokrat Parti il kongresinin toplantı halinde bulun­duğu binaya gitmiş, delegelerin sü­rekli tezahürleriyîe karşılanmış ve kongre çalışmalarını bir müddet ta­kip etmiştir. Bu müzakereler sırasın­da delegelerden sonra Çanakkale me­busu Servet Sezgin söz almış, çevrede şimdiye kadar ve bundan sonra yapılacak eserlere dair izahat vererek hü­kümetçe gösterilen alâkaya Çanakka­leliler adına şükranlarını ifade etmiş­tir.

 

Daha sonra Devlet Vekili ve Çanak­kale mebusu .Emin Kalafat, kürsüye gelmiştir. Emin Kalafat, dört beş fab­rikanın birden temeli atıldığı bugünün Çanakkalenin tarihinde hususî bir bay ram günü olarak yer alacağını belirt­miştir. D.P. iktidarının daha 9 ay ev­vel Başvekil tarafından Çanakkalelîlere bildirilen vaadlerinin bu kadar kısa bir zamanda tahakkuk safhasına girdiğini hatırlatmış, Başvekil Adnan Menderese bir Çanakkaleli olarak şük­ranlarımızı arzetmek benim için büyük bir zevktir demiştir,

 

Emin Kalafat, vatandaşların hüküme­te karşı gösterdiği kadirşinaslığın, ik­tidarı yapılanı az görerek daima daha fazlasını yapmağa teşvik etmekte ol­duğunu, bu itibarla, bugünkü hamle­leri daima daha yeni daha büyük te­şebbüslerin takip edeceğini sözlerine ilâve etmiştir. Emin Kalafat demiştir ki:

 

«Bu kadar kısa zamanda bu derece büyük başarılar elde etmek hiç bir milletin tarihinde görülmedik dere­cede velut bir gelişmenin müşahhas vesikalarıdır. Bu itibarla Demokrat Partiyi iktidara getirmiş olan sizleri tebrik etmemek elden gelmez.

 

Muhalefetin gazetelerde revaç bulma­ğa başlayan çalışma şekilleri, uluorta, isnat ve ithamları fevkalâde yaklaşmış bulunan bir seçimin kendilerinde bu­günden yarattığı telâşın ifadesidir. Fakat bu seçimlerin neticesinin haz­zını daha bugünden duymak ve sizle­ri şimdiden tebrik etmek benim için mümkündür.»

 

Alkışlarla karşılanan bu konuşmayı müteakip Sanayi Vekili Samet Ağaoğlu söz almış, kongredeki samimiyet havasını överek Demokrat Partideki samimiyet, vuzuh ve berraklık karak­terinin zamanla değişmediğini, hattâ bilâkis çok daha arttığım belirtmiştir. Sanayi Vekili, Türk vatanının diğer köşeleri gibi Çanakkalenin de büyük bir gelişmeğe namzet olduğunu, bu bölgenin Türk medeniyetinin    sanayi merkezlerinden biri haline geleceğini Çanakkale kömür madenlerinin en modern bir tarzda işletilmesi için ge­reken bütün tedbirlerin alınacağını söylemiştir. Samet Ağaoğlu demiştir ki:

 

«Yapılan ve yapılmakta olan işler, namütenahidir. Memleketimizin her köşesi büyük medeniyet hamleleri içindedir. Eğer imkân olsa her gün bir temel atma veya bir açılış merasimi tertip etmek kabildir. Nitekim, inşası fiilen tamamlanan pek çok eserler şu anda işletmeye girmiş, fakat açılış merasimi henüz yapılamamıştır. Mu­halefetin bugünkü gayretleri kıskanç­lık ve haset dedikodularından ibaret­tir.

 

Bunlar ergeç dağılıp gidecek, yerinde köprüler, yollar, limanlar, fabrikalar, barajlar, hülâsa büyük Türk milletinin muazzam medeniyeti kalacaktır. Türk milletini ve milletin bu muazzam kal­kınma hamlesine rehberlik eden De­mokrat Partiyi hiç bir kuvvet, bu yol­dan asla alakoyamaz ve alakoyamıyacaktır.»

 

Samet Ağaoğlunun alkışlarla karşıla­nan bu sözlerini takiben Başvekilimiz, coşkun gösteriler arasında kürsüye ge­lerek metni ayrıca bültenimize alman konuşmasını yapmış ve bu konuşması sürekli alkışlarla karşılanmıştır.

 

Başvekil Adnan Menderes, Demokrat Parti il kongresinden ayrıldıktan son­ra beraberindeki zevatla birlikte gece uçakla İstanbula hareket etmiştir.

 

     Ankara :

 

Devlet Vekili Semi Erginin asaleten Millî Müdafaa Vekâletine ve Çanak­kale mebusu Fatin Rüştü Zorlunun bu suretle açılan Devlet Vekâletine tâ­yinleri Riyaseticumhur yüksek tasdi­kine arzolunmuştur.

 

     Ankara :

 

İstanbulda (Sirkeci  Haydarpaşa ara­sında ekspres trenleri ile lokomotif ve yük vagonlarını taşımak üzere Devlet Demiryollarının Denizcilik Bankasına sipariş  ettiği  feribotu  Haliç   tersanesinde 9 Ocak 1957 tarihinde inşasına başlanılmıştı.

 

Türkiyede ilk defa işletilecek bu feri­botun hacmi «demiryolu» uzunluğu 73.15 metre, genişliği 15 metre, yük­sekliği 4.80 metre, Debweight 575 ton, sürati 11 mil (Sirkeci  Haydarpaşa arasını 18 dakikada katedecektir). Ma­kinesi 2x600 triplekapenşin, kazanı mazotla çalışır, uskur adedi 2 olup, güvertesinde yekûnu 410 metre uzun­luğunda olan 3 demiryolu hattı var­dır. Geminin yük kapasitesi 360 ton olup, radarla mücehhezdir. Gemi mü­rettebatı süvari ve zabitan dahil 15 ki­şidir.

 

2.850.000 liraya sipariş edilen ve Tür­kiyede ilk defa inşa edilen feribot ağustos başında hizmete konulacak­tır.

 

 Ayancık  :

 

Ayancık Orman İşletmesi Kereste Fab­rikası İşçi Sendikası kongresi bugün saat 10.30 da Çalışma Vekili Mümtaz Tarhan, bazı Sinop mebusları, Vali, Orman Umum Müdürü ve diğer zevat ile bine yakın işçinin iştirakiyle ya­pılmıştır.

 

Çok hararetli, samimî bir hava içinde geçen kongrede İlk konuşmayı yapan sendika başkanı, kongrede hazır bu­lunan Çalışma Vekili ile diğer misa­firlere üyeler adına teşekkür etmiştir. Aziz Atatürkün ruhunu taziz için ya­pılan ihtiram duruşundan sonra çalış­masına başlayan kongrede kabul edi­len murakabe heyeti raporundan ve idare kurulu seçimini müteakip dilek ve temennilere geçilmiştir. Bu bahiste söz alan muhtelif hatipler bilhassa Ücretli izin, kıdem zammı ile çocuk zammı mevzuları üzerinde durmuşlar­dır.

 

Son olarak kürsüye gelen Çalışma Ve­kili Mümtaz Tarhan Türk işçilerini bugünkü hayatlarından daha müref­feh bir hayat seviyesine ulaştırmak için neler yaptıklarını ve neler yap­mak kararında olduklarını açıkladık­tan sonra demiştir ki:

 

«Sevgili işçiler, Ayancığa geldiğim an­dan itibaren  sizden  gördüğüm  sıcak

 

karşılanışı ölünceye kadar muhafaza edeceğim. Memleket iktisadiyatında en mühim rolü oynayan, siz işçileri­miz üzerine bütün dikkatimizi topla­mış bulunuyoruz. Devlet, iş veren ve işçi üç ayaklı bir sacayağı gibidir. Bunların üçünün ahenkli bir şekilde çalışması mümkün olursa, bu sacayağı üzerine konulan tencerede iyi bir aş pişer, aksi olursa, yâni, ahenk olmaz­sa koordine bir çalışma, düzenli bir çalışma olmazsa, yükselme, kalkınma mümkün olamaz. Türk devleti birinin menfaatini diğerinin zararında ara­yan yerine, her ikisinin ahenkli olarak çalışmasını temin etmeye çalışan ve bunu gaye edinen bir devlettir. Bütün memleketimizi diğer ileri memleketler seviyesine ulaştırmaya, hattâ onları geçmeğe savaşan bir azimle memleke­tin her tarafında yeni yeni imar fa­aliyetlerine girişmiş bulunuyoruz. Te­mennilerinizden biri, hastalık sigorta­sının Ayancıkta da tatbikini istemenizdir. Peki, Ankaraya gidince bir haf­ta içinde bunu neticelendireceğim. Bir diğer temenniniz çocuk zammıdır. Bu mevzu da incelenmiş ve devlet sektö­ründe çalışan bütün işçilere çocuk zammı verilecektir. Size müjdelerim.» Öğle yemeğini müteakip işletmenin dekovili ile Çançala müteveccihen ha­reket eden Çalışma Vekili ve berabe­rindekiler yarın. Gökçeağaç yolu ile Kastamonuya gideceklerdir.

 

29 Temmuz 1957

 

 İstanbul :

 

Arapça ve İran dilleri profesörü ve aynı zamanda Arap ve Yunan tıp sistemleri üzerinde geniş ve ehemmi­yetli çalışmaları olan Prof. Hakim Nayyar Wasti, İstanbula muvasalat et­miştir.

 

Birçok mühim kitapların yazarı olan Prof. Wasti, İstanbulda kalacağı dört gün zarfında çalışma sahası ile ilgili şahsiyetlerle görüşmelerde bulunacak ve bu'arada kütüphane ve müzeleri ziyaret edecektir.   

 

Prof. Wasti 2 ağustosta diğer' Avru­pa memleketlerini ziyaret etmek Üze­re İstanbuldan ayrılacaktır.

 

 İstanbul :

 

Basın Yayın ve Turizm Umum Mü­dürlüğünün bir taraftan büyük bir inkişaf gösteren iç ve dış turizm icap­larına uygun olarak turistik kıymet­lerimizi, yurt güzelliklerini, kitaplar, broşürler, haritalar fotoğraflar ve si­nema gibi çeşitli tanıtışı vasıtalarla dünyaya göstermek için geniş ölçü­lerdeki çalışmalarına devam ederken, bir yandan da memlekette gitgide gelişen büyük kalkınma hamlelerini gerek yurdun içerlerinden İstanbula gelen vatandaşlara gerek memleket dışından gelen yabancılara göstermek gayesiyle Hilton otelinin dış girişin­de hazırladığı yeni tanıtma ve turizm bürosu bugün saat 17.30'da hizmete girmiştir.

 

Eski Türk motiflerinden ilham alına­rak modern bir tarzda her türlü ma­lûmatı verecektir. Büronun alt katın­da tanzim olunan 20 kişilik bir sa­londa turist gruplarına Türkiyenin muhtelif bölgesini tanıtan muhtelif filmler gösterilecek, konferanslar ve­rilecek, vitrinlerinde her akşam renk­li Türkiye manzaraları teşhir oluna­caktır.

 

İngilizce Fransızca ve Almanca lisan­larını bilen vazifeliler turistlere gere­ken malûmatı verecek, gezi program­larını hazuiıyacak, Devlet Demiryol­larının bir memuru da demiryollarına ait haber ve yer ayırma işlerinde ya­bancı turistlere yardım edeceklerdir.

 

Her bakımdan mükemmel bir man­zara arzeden büroda aynı zamanda Basın, Yayın ve Turizm Umum Mü­dürlüğünün merkezde ve yabancı memleketlerde hazırlattığı albüm ki­tap ve broşürler dağıtılacaktır. Basın Yayın ve Turizm Müdürlüğü, ile Be­yoğlu Kız Olgunlaşma Enstitüsü ara­sında yapılan işbirliği sayesinde ens­titünün elişleri, yine aynı büroda hu­susî vitrinlerde teşhir olunacaktır. Bu suretle yabancılar, Türk hatıra eşya­larının en güzel örneklerini de bura­da görmek fırsatını elde edeceklerdir. Bu maksatla enstitü, büroya bir de lisan bilen bir memur vermiştir.

 

Büronun açılışında şehrimiade bulu­nan  Konsoloslar,  yabancı  hava  sir

 

ketleri mümessilleri, yerli ve yabancı basın ve ajans mensupları, turist acenteleri ile güzide bir davetli kitle­si hazır bulunmuştur.

 

Mimar Sedat Arkan tarafından hazır­lanan Tanıtma ve Turizm bürosunun bilhassa yerli motiflerden mülhem mobilya kompozisyonları ziyaretçiler tarafından takdir ve alâka ile karşı­lanmıştır.

 

Açılışı Basın Yaym ve Turizm Umum Müdürü Dr. Halim Alyot tarafından Kervansarayda verilen bir kokteyl parti takip etmiştir.

 

 Erzurum :

 

İngiltere Büyükelçiliği basın bürosu­nun İzmir sekreteri bugün saat 17.30 da Erzurum Lisesi konferans salonun­da Türk İngiliz dostluk ve kültür münasebetlerini tersin eder mahiyet­te bir fotoğraf sergisi açmıştır.

 

Bazı Erzurum Mebusları, Vali, 3 üncü Ordu Müfettişi, Generaller, Maarif Müdürü ve basın mensupları ile diğer zevatın hazır bulunduğu açılış mera­simine saat 10.15 te İngiliz basın bü­rosu İzmir sekreterinin ise bahçesin­deki Atatürk büstüne bir çelenk koy­masını müteakip askerî bandonun çal­dığı İstiklâl Marşı ile başlanmıştır.

 

İngiliz Basın Bürosu İzmir sekreteri ile Erzurum Valisinin yaptıkları ko­nuşmalardan sonra açılan sergi davet­liler tarafından gezilmiştir. Sergide Türk  İngiliz kültür münasebetlerine dair filmler gösterilmiştir.

 

30 Temmuz 1957

 

 Erzurum :

 

Millî Müdafaa Vekâleti Erzurum Tem­sil Bürosundan bildirilmiştir:

 

Dost ve kardeş Irakm Erkânı Harbiyeî Umumiye Reisi Korgeneral Meh­met Refik Arif, beraberinde maiyeti erkânı olduğu halde, Üçüncü Ordu bölgesini ziyaret etmek maksadiyle bugün Erzuruma gelmiştir.

 

Misafir General Erzurumda, Üçüncü Ordu Müfettişi Orgeneral Necati Tacan, Korgeneral Cevdet Sunay ve di­ğer yüksek rütbeli subaylar tarafın­dan karşılanmıştır.

 

Dost ve kardeş devletin Erkânı Harbiyeî Umumiye Reisi, huduttan itiba­ren ziyaret ettiği her garnizonda as­kerî merasimle karşılanmış ve uğurlanmıştır.

 

 İstanbul :

 

Vergi tahsilatı ile Temmuz ayı zar­fındaki döviz transferleri hakkında bilgi isteyen bir muhabirimize Mali­ye Vekili Hasan Polatkan aşağıdaki beyanatta bulunmuştur:

 

«1957 yılının Haziran ayında devlet varidatında yapılan tahsilat 290 mil­yon liraya baliğ olmuştur.

 

yılının Haziran ayında 213 mil­yon  liralık   tahsilat yapıldığını  gozönüne  alacak  olursak, bu yıl Haziran ayında geçen senenin Haziran ayma nazaran 77 milyon lira, yani yüzde 36 nisbetinde daha fazla tahsilat yapıl­dığını tesbit etmiş oluruz.

 

malî yılının Mart, Nisan, Mayıs ve Haziran aylarını ihtiva eden4 ay­lık devresi içinde yapılan fiilî tahsi­lat yekûnu ise, bir milyar 304 milyonliradır.

 

1956 malî yılın aynı devresinde bir milyar 58 milyon lira tahsil olunmuş­tu. Buna göre, 1957 senesinin dört ay­lık devresinde geçen senenin aynı devresine nazaran 346 milyon lira faz. la   tahsilat  yapılmış  bulunmaktadır.

 

İktidara geldiğimiz mazan, 1950 mali yılının ilk dört aylık devresindeki tahsilat miktarının 465 milyon liradan ibaret bulunduğu nazara alınacak olursa, 1957 malî yılının ilk dört ay­lık devresindeki tahsilat yekûnunun 1950 devresine nazaran yüzde 180 nis­betinde bir artışla 840 milyon lira faz­la bulunduğu görülür.

 

Devlet varidatında memnuniyetle mü­şahede edilen bu şür'atli ve devamlı inkişaf milletçe giriştiğimiz geniş ik­tisadî kalkınma hareketlerinin istih­sal ve ferdî gelir üzerinde yarattığı müsbet tesirin ve vatandaşların dev­let masraflarına iştirak paylarını ifa

 

de eden vergi borçlarını ödemekte gösterdikleri anlayış ve tehalükün bir neticesi olduğunda şüphe yoktur.

 

Ziraat, madencilik, sanayi, ulaştırma ve enerji gibi istihsal kollarında, sağ­lık, Maarif ve idare cihazı mevzula­rında iktidara geldiğimiz tarihten iti­baren yapmaya başladığımız ve her sene bir evvelkinden daha yüksek miktarlara çıkardığımız yatırımlar semerelerini vermeye başlamıştır. Bu suretle de memleketimize ve milleti­mize çok daha geniş imkânlarla hiz­met etmek bahtiyarlığına bizi eriştir mistir.

 

Filhakika, 1957'de yalnız devlet bütçe­si ile yatırımlar için bir milyar 225 milyon liralık tahsisat verilmiştir. Aynı maksat için 1950 bütçesiyle ka­bul edilmiş bulunan tahsisat sadece 26İ milyon liradan ibaret bulunuyor­du. 1957 malî yılının henüz beşinci ayı dolmadan, 1950'deki miktarın iki misline yakın bir paranın fiilen sarf edilmiş olduğunu ifade edebiliriz. Va­sıl olduğumuz bu yatırım seviyelerini ve bu büyük yekûnları bundan yedi, sekiz yıl önce eski iktidarın tahayyül dahi etmesi mümkün değildi.

 

Hâdiseleri bütün cepheleri ile görmek imkânından mahrum bazı kimseler tarafından dış tediye güçlüklerimizin mübalâğalı bir tenkit mevzuu yapıl­dığı da görülmektedir.

 

Halbuki sadece Temmuz ayı içinde serbest dolar ve E.P.U doları olarak yaptığımız transferlerin yekûnu 77 milyon lirayı tecavüz etmiştir. Bunun dışında yine yalnız Temmuz ayı için­de anlaşmalı memleketlere de 27 mil­yon liralık .transfer yapılmış bulun­maktadır. Bu suretle bu son bir ay içinde yapılan transferlerin yekûnu 104 milyon lirayı tecavüz etmiştir.

 

Bu vesile ile son defa beynelmilel pa­ra fonundan 38 milyon liralık yeni bir imkân sağlanmış bulunduğuna da işaret etmek isterim.

 

Şimdi yukarıda bahsettiğim 104 mil­yon liralık transferlerin bir listesini veriyorum:

 

1  Hirfanlı, Demirköprü, Kemer ba­rajları, Karayolları, Demiryolları    ve su işleri tesisleri azot fabrikası, Çatalağzı enerji tesisleri, silolar, Mer­sin liman inşaatı ve traktör kredileri taksitlerine ve yarayolları kamyon it­halâtına 31,2 milyon lira,

 

 Şehir ve kasabalarımızın elektri­ fikasyon  tesisleri ile  köylerimizin  iç­ me suyu ihtiyaçlarına mahsuben  (te­sisler;   göksu Eğirdir, Kovada,    Emet, Sızar, Siirt, Maraş, Tortum, hidroelektrik santralleridir)  5,5 milyon lira,

 

 Ankara, İstanbul, İzmir şehirle­rinin elektrik, otobüs ve su tesisleri­
ne 4,5 milyon lira, Denizcilik Bankasının bir kısım
ihtiyaçlarına, 2,8 milyon lira,Çay, petrol ithalâtına,  12,7 mil­
yon lira,

 

 Röntgen filmi, lâstik gibi ihtiyaçmaddelerine, 2,8 milyon lira,

 

 Dış sulara sefer yapan gemileri­mizin ihra.ciye ve liman masraflarına,hariçteki   siyasitemsilciliklerimizin umumî  giderlerine,  yeni  fabrika     vetesislerimizin   montajmasraflarına, hülâsa:   Mukabili ithalât olmayan veteknikte  «görünmez giderler»  denilenhususlara, 18 milyon lira,  Japonya,  Finlandiya,     Çekoslo­vakya,  Doğu  Almanya,  İsrail,  Polon­ya, Yugoslavya gibi E.P.U dışı memle­ketlerden yapılan kurşun kalem, kau­çuk,  akümülâtör,  ilâç,     yedek parça,plâstik  madde,  banyo  ve  küvet,  hır­davatçılık  eşyası,  boyalar,  el  aletleri,tıbbî ve kimyevi maddeler, karpit, ka­lorifer tesisatı, yazı makineleri, elek­trik âletleri, mutfak ve yemek takım­ ları, ölçü âletleri, gibi maddeler itha­
lâtı için de, 27 milyon lira, 104,4 mil­yon Türk lirası...

 

Şunu da hemen ilâve edelim ki, pi­yasaya temin edilmiş olan imkânlar yalnız yukardaki listede de gösteri­len  transferlerden  ibaret  değildir.

 

İ.C.A. yardımları, diğer çeşit krediler, mal mukabili ithalât yolları ile sağla­nan mallar bu listeye dahil bulun­mamaktadır.

 

 Eskişehir :

 

Hayır seven hemserilerimizden olup, şimdiye kadar Eskişehir ve İstanbul

 

daki birçok sağlık teşekküllerine yap­tığı yardımları ile tanınmış olan Sü­leyman Çakır, bu defa da sahibi bu­lunduğu yedi milyon değerindeki İs­tanbul Liman hanını Eskişehirde yar­dım ve bakıma muhtaç kimseler için kurulacak olan düşkünler evine vak­fetmiştir. Üç milyon civarındaki di­ğer gayri menkullerini de bu mües­sesenin inşaatı için bağışlamış ve bu­na ait muamele bugün Eskişehir No­terliğinde ikmâl edilerek evrak Vali­liğe, tevdi edilmiştir.

 

Vali, bu hayırlı iş için on milyon li­ralık bağışta bulunan Süleyman Ça­kıra, bu asil hareketinden dolayı vi­lâyet adına teşekkür ve tebriklerini bildirmiştir.

 

Süleyman Çakırın bu büyük bağışı muhitte takdirle karşılanmıştır.

 

 İstanbul :

 

28 Temmuz Pazar günü yapılan Hür­riyet Partisi Üsküdar üçe kongresin­de vâki beyanatlar arasında, T.C. Emekli Sandığına memurların aylık­larından Ödemekte oldukları % 5 ai­datların, İstanbul'da girişilen imar faaliyetlerinde, Belediyeden fahiş be­dellerle arsalar mubayaa olunarak faydasız surette yatırıldığı zikroltmmasmm gazetelerde yayınlanması üze rine, kendisi ile temas ettiğimiz Emek li Sandığı Umum Müdürü aşağıdaki izahatı vermiştir:

 

«T.C Emekli Sandığı 5434 sayılı ka­nunla kurulmuş bulunan ve hareket hattını bu kanunun hüküm ve icap­ları dairesinde tayin etmekle mükel­lef kılman bir müessese bulunduğu­na göre sandık faaliyetlerinin ilçe kongresine yanlış intikal ettirildiği anlaşılmaktadır. Emekli Sandığının, gelirinin istismarında gösterdiği has­sasiyet, memur aidatını sandığa en çok gelir sağlıyacak sahalarda ne malarıdırmaya matuf faaliyetlerine mesnet bulunmakta ve aşağıda zikrolunan faaliyetlerde görüldüğü üzere, sandıkla alâkalı memur, emekli, dul ve yetimlerin menfaatlerini çok ya­kından tarsin eder mahiyet ve şümu­lü taşımaktadır.

 

 

 

Nitekim Sandık Kanununun muad­del 22 nci maddesi sandık mevcudu­nun yüzde 40 mm gayri menkullere yatırılmasını tecviz etmekle beraber, bu yatırımlarda gösterdiği titizlik ve durendiş hareket sebebiyle, kuruluşu­nun üzerinden 7 yıl geçmiş bulunma­sına rağmen gayrimenkul plasmanı henüz % 10'nu bulmıyan bir hadde varmıştır. Filhakika sandık, resmi ve hususî sektörden satın aldığı gayrimenkulleri müteaddit ekspertiz mua­melelerine tâbi tutmakta ve rantabilite hesapları müsbet netice verdiği taktirde mubayaayı kararlaştırmakta­dır. Bununla beraber, daima rayicin fevkinde satmak temayülleri karşı­sında, hususî sektörden mubayaa yo­lunu mümkün mertebe terkederek, daha ziyade hazine, belediye, hususî muhasebe gibi, gerek kanunen takdiri kıymet suretiyle fiyat tesbitine imkân veren gerekse elinde en iyi inşaatına elverişli arsaları bulunan resmî idare­lerin gayrimenkullerinî satın almayı tercih etmektedir. Şöyleki, 30/6/1957 tarihi itibariyle 110.300.000 liradan ibaret bulunan sandık gayrimenkullerinin hususî sektörden satın alman kısmı ancak 2.130.000 lirayı bulmak­tadır.

 

Emekli Sandığınca bu gibi resmî dai­relerden arsa satın alınmasına baş­lama tarihi İstanbul vilâyetinin ima­rına başlanma tarihinden çok daha evveldir. Ezcümle:

 

Ankara'da Ulus meydanında yaptır­makta olduğumuz Ulus iş hanı arsası 4/8/1952 tarihinde vilâyet hususî ida­resinden, bir iki hafta içinde inşaatı­na başlıyacağımız İzmir oteli arsası 20/5/1953 tarihinde İzmir Belediye­sinden, Eskişehirde inşaatı bitmek üzere olan otel ve iş hanı arsası 18/ 9/1953 tarihinde Eskişehir hususî mu­hasebesinden ve Bursada yapılmak­ta olan büyük Santral garajının sa­hası da yine ayni mahal belediyesin­den 5/5/1954 tarihinde ya satın alın­mış, veya hisseî iştirak olarak ortak­lığa karşılık tutulmuştur. Keza, An­kara Kızılay meydanında içinde bir­çok tesisleri ihtiva edecek ve 22 kat olarak inşa edilecek binamız için bu yerde mevcut arsamızın böyle bir in­şaata elverişli bulunmaması muvace

 

nesinde Belediyeden bir miktar arsa­nın satın alınması, bu tarz bir tesis vücude getirmek maksadiyle, temin edeceği faideler bakımından zarurî görülmüştür.

 

Sandık, bu noktadaki dikkat ve teyak­kuzlarının yanı başında, plasmanlar­dan sağlanacak rantabilite ve emni­yet kadar, yaptıracağı binaların, Hilton otelinde olduğu gibi, inşaat bakı­mından da mevkiinin hususiyetine intibak etmesine ehemmiyet vermek­tedir. Nitekim, birçok neşriyatla as­garî 25.000.000 lira edeceği bildirilen ve sandıkça yaptırılan ekspertiz neti­cesinde 16,5 milyon lira bedel tahmin edilen ve bu miktar üzerinden satın alman Sorkldoryan blokunun bulun­duğu müstesna mevkide ve Beyoğlu gibi gerek iş ve gerekse eğlence bakı­mından çok mütekâsif bir yer olan bu semtte mevcut bina yıkılarak ayni yer üzerinde, fikir ve proje müsaba­kaları ile her ihtiyaca cevap verecek bir bina inşa edilecektir. Bu arada, yine Belediyeden satın alınmış bulu­nan Unkapanı ve Eminönündeki sa­halar üzerinde keza ayni metot ve mülâhazalarla muhtelif tesisler vücu­da getirilecektir.

 

Şurasını da zikretmek yerinde olur ki, Eminönünde Belediyeden mubayaa olunan saha bedelinin rayicin hiç bir suretle üstünde bulunmadığını anla­mak, keyfiyetin ayni mahallerde izalei şüyu yolu ile satışa çıkarılan di­ğer arsa fiyatlariyle mukayese edil­mesiyle kabil olacaktır. Nitekim, bu sahada sandıkça mubayaa edilen gayrimenkullerin bedeli bu ölçünün bir iki puan altında bulunmaktadır.

 

Sandık Kanununun gayrimenkul ikti­sabı hususunda kendisine verdiği selâhiyet cümlesinden olarak, İzmirde inşasına geçeceğini belirttiğimiz bir otel ve Ankarada bir İsviçre firması­nın işleteceği ve 1958 sonunda inşa­sına girişileceğini tahmin ettiğimiz oteller dışında müessesemizin Pan Amerikan ve Hotel İnter Continantal firmaları ile İstanbul ve Ankarada ye­niden birer otel inşası hususunda bir seneye yakın zamandan beri yaptığı temas ve tetkikler neticesinde halen tahakkuk safhasına  getirdiği iki inşaat için de lüzum hasıl olduğu ve ön­ceden tahmin edilen bedellerle muba­yaasına imkân bulunduğu taktirde yi­ne resmi idarelerden arsa mubayaası cihetine gidileceği tabiidir. Yine be­lediyeden satın alman arsa üzerinde yapılan İstanbul Hilton otelinin in­şası sırasında, sandık paralarının avantür bir mevzua tahsis edildiği ve bu yatırımın hiç bir suretle mukabili­nin almamıyacağı hususlarında vâki insafsız tenkitleri hâdiseler, bu otel işletmeye açıldıktan sonra fiilen tek­zip etmiş olduğunu ve bugün büyük bir ihtiyaç gösteren otel sahasında senelerce evvel başlamış olan bu faa­liyetin ne derece isabetli bulunduğu son 5 sene zarfında İstanbul ve An­karada otel inşaatı mevzuunda giri­şilen faaliyet veciz bir şekilde izah etmektedir.

 

Bu itibarla, gerek otel gerekse iş hanı mevzularının tahakkuku için resmi idarelerden satın aldığımız arsalara yatırılan paraların da ileride sandı­ğa sağlam ve emniyetli gelir getirece­ği hususundaki itimadımızı bir defa daha tekrar etmekte fayda görmek­teyiz.»

 

31 Temmuz 1951

 

 İstanbul :

 

İncir, üzüm, fındık ve pamuk fiyatla­rının tesbit ve ilânı münasebetiyle Başvekil Adnan Menderese memleke­tin muhtelif yerlerinden teşekkür telg rafları  gelmektedir.

 

Bu teşekkür telgraflarından bir kaçı­nı aşağıda veriyoruz:

 

«Takip edegeldiğîniz dahilî fiyat politikasile yüksek himayeniz altına gi­ren Türk köylüsü, 1957 mahsulü fın­dık alım fiyatının 210 kuruş olarak tesbit edümesile yeni bir himayenize mazhar olmuş bulunmaktadır.

 

B ukararımzı radyoda dinleyen, ga­zetelerde okuyan Karadeniz bölgesi fındık müstahsilleri sevinç ve neş'e içindedirler.

 

60 bin ortağı temsil eden birliğimiz, bölgenin bu hissiyatına tercüman ola

 

rak yeni kararınızdan dolayı size te­şekkür ve minnetlerini saygılarile arzeder.»

 

Fındık Tarım Satış Kooperatifleri

 

Birliği idare heyeti adına Umum Müdür Zeki Davutoğlu

 

«27 Temmuz günü incir mahsulleri hakkındaki isabetli kararınızdan dolayı Ege mıntıkası müstahsilleri na­mına şükranlarımı sunar, saygılarımı arz ey ler im.»

 

Nazmi Ökten Ortaklar

 

«İktidara geldiğiniz günden bu yana umumi refahı bu memlekette yerleş­tirmeyi ideal olarak kabul eden hü­kümetimize, çok muhterem şahsiyeti­nize Allah yardımcı olsun.

 

Toprak mahsullerinin değerini takdir eden çok kıymetli görüşlerinizle biz­lere müstahsil olmanın gururunu tattıran çok muhterem şahsiyetinize ortaklar incir müstahsilleri hemşeh­rilerim adına en derin hürmet hisle­rimi takdim ederim.»

 

İbrahim Özkan

 

«Hükümetimizin, köylülerimizin mal­larını koruyan ve güvenini sağlayan azminizin tezahürü olan son müsbet kararınızın sevinci içinde bayram ya­pan biz çiftçiler size en derin şükran­larımızı sunarız.»

 

Uzun Kumdan Rahman Ediz

 

 Ankara :

 

Arkadaşımız Mümtaz Faik Fenik, son radyo konuşmasında Boğazda yapıla­cak köprü hakkında dikkate değer izahat vermiştir. Bir defa, bilindiği üzere, Boğaz köprüsü sadece İstanbulun meselesi değildir. Bugün bütün memlekette karayolları muazzam bir inkişaf halinde bulunuyor. Yurdun dört bir tarafı karayolları ile birbirine bağlanmıştır. Fakat, Gaziantepten, Maraştan, Erzurumdan gelen kamyon, otobüs ve otomobiller İstanbulda Bo­ğazda dayanır, ileri geçemez. Keza, Kırklareli, Edirne, Çorlu plâkalı vası­talar İstanfeula gelir, ileri    geçemez.

 


 

 

Nakil vasıtası kesafeti o kadar fazla­dır ki araba vapurunu saatlerce bek­lemek lâzımgelir. Otomobil güya en süratli vasıtadır, ama tabiatın mani­ası, Boğaz sahilinde onu kaplumbağa­ya çevirir. İstanbulun nüfusu birkaç sene içinde daha da artacağına, karayollarımız çok daha fazla inkişaf ede­ceğine göre, Boğazı geçiş, zamanla büsbütün müşkülât arzedeeektir. Ha­va muhalefeti ve sis yüzünden Boğaz­da sefer yapılamaması da, zaman za­man şehrin normal hayatını ayrıca felce uğratmaktadır.

 

Mümtaz Faik Fenik, Boğaz köprüsü­nün ne muazzam bir teşebbüs oldu­ğunu belirtirken demiştir ki:

 

«Bugün ilk defa olarak Avrupa kıtası Boğaz köprüsü ile Asya kıtasına bağ­lanacaktır ve bu yol, belki bütün As­ya'nın da Avrupaya açılan yolu ola­caktır.

 

Şimdi bir mesele var: Köprü nerede kurulacak? Boğazın en dar yerinde mi, yoksa, Trakya yakası ile Anadolu yakası arasında trafik bakımından en müsait yerinde mi? Şüphesiz trafik bakımından en müsait yerinde... O halde köprünün Arnavutköy ve Be­bekten ilerde olmaması, yani Bebek­le Kabataş arasında, bir yerde bulun­ması zaruridir. Alâkalılar bu iş için en münasip yeri tesbit etmişlerdir. Ancak, arsa spekülâsyonlarına mey­dan vermemek İçin, bunun neresi ol­duğu zamanı gelmeden ifşa olunmıyacaktır.

 

Boğaz köprüsü için bir Fransız şirketi ile geçenlerde imzalanan protokole gö re, şirket gereken hazırlıkları yapacak ve üç ay zarfında bu işin tam İhale­sine gidilecektir. Köprünün maliyeti 30 milyon dolar karşılığı tahmin edil­mektedir. Bunun 20 milyonu dış tedi­ye, 10 milyonu iç tediyelerdir. Köp­rünün uzunluğu 1340 metre, orta açık­lığı, 675 metredir. Bu bakımdan da dünyanın en büyük köprüleri katego­risine dahildir. Bir gazete, Boğaz köp­rüsünün dünyanın en büyük köprüsü olacağını yazmışsa da bu doğru değil­dir. Dünyanın en büyük köprüsü, San Francisco'daki Golden Gate köprüsü­dür. Bunun boyu 2770 metre, orta açıklığı 1270 metredir, Yani orta açık

 

lık, Boğaz köprüsünün orta açıklığı­nın aşağı yukarı iki mislidir. Golden Gate'in denizden yüksekliği 60 met­redir. Bizim köprünün denizden yük­sekliği 50 metre olacaktır. Mühendis­lerin ifadesine göre, 50 metre yüksek­lik, 17 katlı bir apartmanın yüksekli­ği demektir. Bu 50 metre yükseklikte­ki açıklıktan transatlantikler, harp gemileri, ticaret gemileri, hülâsa bü­tün gemiler dumanlarını savurarak rahatça geçebileceklerdir. Amerikan donanmasında mevcut ve irtifaı 50 metreden yüksek 3 gemi üç istisnayı teşkil edecektir ve bu üç geminin Bo­ğaz köprüsünden geçmesi mümkün olamiyacaktır.

 

Boğaz köprüsünü, orta açıklık itiba­riyle gene San Franciscodaki Okland Bay Bridge köprüsü ile mukayese et­mek mümkündür. Çünkü bu köprüde orta açıklık 678 metre, bizim köprü­müzde ise 675 metredir. Boğaz köprü­sü, her halde çok narin, çok zarif ve çok güzel bir köprü olacak, Boğazın o tabiî güzelliğine bir de medenî gü­zellik ilâve edecektir.»

 

Mümtaz Faik Fenik, bu köprünün gü­zel, sağlam olması, aynı zamanda bü­tün trafik ihtiyacını temin etmesi için Karayolları Umum Müdürü Or­han Mersinli ile köprüler dairesi reisi Nadir Uluç ve diğer birçok mühendis­lerimizin canla başla çalıştıklarını be­lirttikten sonra şunları ilâve etmiştir:

 

«Köprüyü askıya alacak direklerin, yani pilon'larm veya kabloların de­nizden yüksekliği 132 metredir. 132 metre yükseklik belki İlk hamlede gözlerinizin önünde tecessüm etmez. Ama şunu söyliyeyim ki, 132 metre yükseklik  47  katlı  bir     apartmanın

 


 

 

yüksekliği demektir. Amerikadaki böyle büyük köprülerde bu pilonlarm, bu direklerin içinde asansörler vardır. Şüphesiz, İstanbul köprüsündeki di­reklerin içinde de asansörler olacak ve bu asansörler, Boğazın manzarası­nı daha iyi görmek isteyenler için, tu­ristik bir kıymet ifade edecektir.

 

Köprünün genişliği 19,5 metredir. Bu, direkler arasındaki genişliktir. Bir ta­rafta iki metre yaya kaldırımı, diğer tarafta her birisi iki şeritli 7 metre­lik gidiş geliş yolları vardır. Bir oto­mobilin 3,5 metrelik bir genişlikte sey­redeceği hesap edilerek bu yollar öyle ayrılmıştır. Yani vasıtalar, iki dizi ha­linde yanyana bir taraftan gidecek­ler, iki dizi yanyana bir taraftan ge­leceklerdir.

 

Köprünün inşası için 23 bin ton muh­telif cins demir ve çelik harcanacak­tır. Bu miktar demir, Karabük fabri­kasının aşağı yukarı 2 aylık istihsali demektir. Gene bu iş için 14 bin. ton çimento " harcanacaktır. Bu da orta bey bir çimento fabrikasının iki aylık istihsali demektir.»

 

Mümtaz Faik Fenik, Boğaz köprüsü­nün ihale tarihinden itibaren 4 sene­de biteceğini, bu hesaba göre 1961 se­nesinde Boğaz köprüsünden geçmek mümkün olabileceğini söylemiş ve ko­nuşmasını şöyle bitirmiştir: «Otuz, kırk metre denizin dibine inen, 130 küsur metre denizin üstünde yükse­len direklere tutturulmuş bu köprü, başlı başına muazzam bir eser olacak ve daima kalkman, müreffeh ve zenzin Türkiyede Türk medeniyetinin muhteşem bir âbidesi halinde yükse­lecektir.»

 

C.H.P., İstanbul il kongresinde İnönü'nün konuşmacı: 22/7/1957 tarihli Ulus gazetesinden:

 

Seçime bitişik devir

 

«Sayın delegeler, pek sayın misafirlerimiz, sizleri saygı ile selâmlıyarak söze başlıyorum. Artık seçime resmen girmeden önceki bitişik devirde bulunduğumuz zannı umumîdir. Sözlerim ister istemez bugün vatan­daşın zihnini işgal eden seçim meselelerine temas edecektir. Seçim be­yannamesi gibi resmî vesikalar henüz tesbit edilmediği için söyliyecekİerim tabiatiyle şahsî görüşlerimdir. Ancak şahsî görüşlerimi bir resmî kongre huzurunda söylerken partinin geçmişte verilmiş kararlarını, parti politikasının temel istikametini ve istidatlarını her bakımdan isa­betle takdir etmeye çalışacağım.

 

Seçimde mücadele konulan

 

Öyle görülüyor ki, seçim esnasında C.H.P. nin mücadele konularını iç politika, ekonomik ve siyasal sahaları verecektir. İç politika konulan başlıca rejim meseleleridir.

 

C.H.P. 1954 seçimlerinin çok evvelinden beri rejim meselelerini ve adlî siyaseti tetkik altına almıştır. Esefle söyliyelim ki, zaman bizim endi­şelerimizi haklı çıkarmış ve tedricen bütün memlsket rejim dâvasının konularını ve özelliklerini kavramıştır. Her vesile ile her yerde izah etti­ğimiz bu mevzuları seçim sevrinde ve seçim beyannamesinde de tafsilâtiyle anlatacağız.

 

Ekonomik ve adlî sahada iktidara karşı şikâyetlerimiz de eskidir. 1952 denberi muvazene bozulmuş ve bugünkü iktisadî dertlerin ilk ciddî alâ­metleri kendisini göstermiştir. Memleketimiz o zamandanberi mütema­diyen artan sıkıntıları yenmeye çalışıyor.

 

Takdire şayan bir iktisadî kalkınma arzusunun hamleleri mahdut neti­celer veriyor! Artık imkânları hesap ile ve tasarrufla kullanmak iktisa­dî hayatı niyetli ve istikrarlı gelişme şartları içinde tutmak ihtiyacını herkes anlıyor. Para değerinin tesirleri ve hayat pahalılığının her konu­ya ve her köşeye yayılması bugün cemiyetimiz için büyük meseledir. Millî korunma neticeleri tenkid edilecek haldedir. İmar hareketleri ihti­yaçlar içinde kalkınma gayretleri sarfeden memleketimizin iktisadî ha­yatındaki tazyikleri daha da arttırılabilecek bir istikamet ve şekil almış­tır. Yerinde ve hesaplı sarfolunan iyi niyetli arzulara geniş müsbet kar­şılıklar getirebilecek maddî ve manevî enerjilerin heder olması ihtima­linden canımız yanarak endişe ediyoruz. Bu ekonomik ve malî politika­nın sarsıntılarından memleket hakikaten secimle kurtulmalıdır.

 

İÇERDE   . 59

 

İşçi konuları

 

Sosyal yardım vecibelerini siyasî hayatın ön safhasında takip etmeye kesin ihtiyaç vardır. İşçi meselelerinin son devirde mütemadi ve haklı zir şikâyet zeminine girmesi esef edilecek bir siyasettir. Çalışma Bakan­lığının ihdasını takip eden zamandanberi her iki iktidarın çalışma ve işçi sahalarındaki ilerlemeleri birden aksi istikametlere meyletmiştir. Sendikaların gördüğü muamelelerin izahı yoktur... Hür sendika ihtiya­cı münakaşa götürmez. Grev hakkı üzerindeki tereddütlerin devamı yersizdir. İşçi Sigortalarının işçiye daha faydalı hale sokulması lâzımdır. İşçinin geçim güçlüğünü hafifletmek vazifesi elbette cemiyetin başlıca işlerindendir.

 

İşçi mevzularını işçilerle bir mücadele sahası addetmekten kesin olarak çekinmek lâzımdır.

 

İşçinin geçimde, fikrî ve içtimaî olgunlukta hür ve müstakil teşkilâtın­da bu teşkilâtın diğer millî vasıflar gibi içerde ve milletler arasında iti­barlı bir mevki kazanmasında çalışma, siyasetimiz yardımcı, yetiştirici ve kolaylaştırıcı bir rol oynamağa mecburdur.

 

Yeni seçim mücadelesinin temelini teşkil edecek olan bu mevzular üze­rinde çok konuşacağım. Bugün daha ziyade seçim öncesinin günlük dertleri üzerinde duracağız.

 

Seçimde işbirliği

 

Seçimde muhalefet partileri arasında işbirliği yapılırsa bu halin muha­lefet lehine kesin yahut çok ehemmiyetli bir tesiri olacağı kanaati yay­gındır. Bu sebeple iktidarın değişmesini arzu eden partili veya partisiz vatandaşlar muhalefet partilerinin aralarında işbirliği yapıp yapmıyacaklarını merak ile takip ediyorlar.

 

İşbirliğinin mevzuları üzerinde beraberlik şeklinde bir fikir cephesi bir de seçim oylariyle birbirine yardım suretinde amelî cephesi vardır. İk­tidara karşı bu mevzular üzerinde muhalefet partilerinin bir fikir be­raberliği umumî hatlariyie çoktanberi mevcuttur. Bu mevzuları rejim meseleleri adı altında hülâsa edebiliriz. Biz Halk Partililer rejim mese­lelerinin Anayasa değişmesiyle temelinden halledilmesi fikrindeyiz.

 

Partimizin programında 1954 seçim beyannamemizde Parti Meclisimi­zin muhtelif tebliğlerinde rejim meselelerinin halli için sarih esaslar gösterilmiştir. Bu konularda bilhassa komisyonlarımızın hazırladıkları etraflı rapor ve incelemeler vardır. Öteki muhalefet partilerinin de esas­larda bizimle birleştiklerini görüyoruz.

 

Dikkate şayandır ki, iktidar partisi de bir Anayasa değişmesinden bir kaç defa resmen bahsetmiştir. Belki o da bir değişme yapacaktır. Ana­yasa tatbikatı insan haklan ve rejim meseleleri anlayış tarzı üzerindeki tartışmalarda iktidar partisi ile çok defa ciddî ihtilâflar içinde kaldığı­mıza göre Anayasa metni üzerinde iktidar ile muhalefetin mutabakata varması ihtimali zayıf görünüyor. Meğer ki bugünkü iktidar partisi de­ğişip muhalefete geçsin. O zaman onun da Anayasa felsefesinin esasın­dan değişmesi beklenebilir.

 

Evet bugün insan hakları anlayışında ve bu hakların Anayasa temina­tına bağlanması her işin başı olduğunda muhalefet aynı anlayışta gö­rünüyor. Bunlarda fikir beraberliği halinde işbirliği vardır. Genişletilip düzenlenebilir.

 

Parti programlarının diğer fasıllarını teşkil eden devlet ve millet işlerin­de tabiidir ki, fikir beraberliği aranamaz.

 

Muhalefet partileri iktidara gelirse ilk önce Anayasayı koalisyon halin­de ve kurucu Meclis gibi değiştirmelidir ve sonra yeni Seçim Kanuniyle seçime gitmeleri arzusu da vardır. Bizde ve öteki partilerde bazı siyaset adamları bu noktaya birinci derecede ehemmiyet verirler.

 

Anayasa değiştirilebilmek için ehemmiyetli çokluk ister. Gaip ve meç­hul üzerinde şimdiden fazla durmayı çok erken buluyorum. Amma açık­ça söylerim ki, lâzım olan çokluk temin edilirse elbette ilk iş Anayasa ve rejim meselesi olacaktır.

 

Muhalefette işbirliğinin asıl mühim olan tarafı amel' cephesi yani se­çimde işbirliğidir. Seçimde işbirliği için muhalefet partileri öteden beri br anlaşma zemini bulamamışlardır. Cumhuriyetçi Millet Partisi bugü­ne kadar kendi kurultaylarının idarecilerine selâhiyet vermemiş oldu­ğunu söylemiştir. Bugün işbirliğine kararlı ve selâhiyetli olduğunu da henüz bilmiyoruz. Bütün 1956 ve 1957 de bilhassa C.H.P. ne itimatsız ve tarizci olmuştur. Hâdiselerin mütemadiyen tekâmül içinde yürüyerek hepimize dersler verdiğine şüphe edilemez. Ancak vaziyetleri hayalsiz, olduğu gibi tesbit etmenin dürüst ve doğru muhakeme için faydalı ola­cağını düşünüyorum.

 

Hürriyet Partisi hatipleri de uzun zamandan beri işbirliği konusunda bize tarizcidirler. Şartlarını söylememişlerdir. Bizim taraftan müzakere edelim cevabının verilmiş olmasını dahi red telâkki etmişlerdir. Bazı sözcüleri ise aleyhimize geniş kampanya açmaya kadar gitmişlerdir.

 

Siyasî hayatın çekişmelerinde bu gibi tarizler üzerinde fazla durmak istemem. Bizce mühim olan sağduyunun bizi itham etmemesi ve taraf­sız vatandaşa kendimizi anlatabilmemizdir. C.M.P. ile Hür. Partisinden bazı sözcülerin bizi müşterek itham tehdidi altında tutmak ister .gö­rünmeleri yersiz olduğu kadar haksız bir siyasettir. C.H.P. nin yalnız başına iktidara gelmesini istemiyorlar. Yani işbirliği yaparak muhale­fet iktidarı elde edebilirse bir muhalefet koalisyonu içinde Halk Partisi çoklukta olmasın diyorlar. Güzel... Bir ihtimal olarak bugünkü iktida­rın seçimi büyük farkla kaybettiğini farzedersek yeni Mecliste çokluğun C.M.P. ile Hür. P. topluluğunda bulunmasını faydalı görüyorlar. Ve bu neticeyi temin için hizmet etmeyi bizden istiyorlar demektir. Muhale­fet arkadaşlarımızın kendi topluluklanndaki yüksek kıymeti takdir edi­yoruz. Ancak böyle bir arzunun tahakkukuna hizmette kusur ediyoruz diye bizi itham etmelerinin insafa sığacağında tereddüdümüz vardır.

 

Muhalefet içinde partimizin gördüğü muameleyi kısaca ve tarizlerin en hazmoîunur kisvesini bulmaya çalışarak anlattıktan sonra işbirliğinin amelî cephesinde vaziyetimizi söyleyeceğim. Seçimde muhalefet partile­rinin reji mdâvalarmı halletmek için işbirliği yapmalarım samimi ola­rak arzu ederiz. Bu bahiste yenilmesi güç olan maniler kanun yolunda­ki imkânsızlıklar ve partiler bünyesindeki tabii güçlüklerdir. Vilâyeti

 

mizdeki partiler teşkilâtlan ile merkez sevk ve idarecinin dirayetleri başarılı olmasını temenni ederiz.

 

Sayın delegeler,

 

İşbirliği hususunda söylediklerimi müsbet bir arzunun samimi gayreti telâkki etmenizi rica ederim. Tekrar edeyim ki kimse işbirliğini amelî ve kanunî güçlüğünü bilmek istemiyor. Birçok politikacı da işbirliği meselesini C.H.P. aleyhinde bir tazyik ve propaganda vasıtası olarak kullanmak istiyor. Ben vaziyeti her cephesinden hakiki çehresiyle gös­termeye çalıştım. Hâdiselerin imkânları ne kadar hazırlıyacağım şimdi­den tahmin edemem.

 

Kanunlarda düzeltmeler

 

Seçime girmeden önce kanunlarda düzeltmeler yapılmasını Ötedenberi zarurî görüyoruz. Seçim Kanununun 1950 veya 1954 seçimleri şekline getirileceğine bağladığım ümitleri saflığıma veya bir bildiğim bulundu­ğuna hamledenleri de işitiyorum.

 

1954 seçimlerinden hemen sonra konmuş olan şu hükümlere bakınız: Vatandaşın listede silmiş olduğu isimler silinmemiş sayılacaktır. Siya­sî partiler radyodan istifade etmiyeceklerdir. Devlet ve hükümet vazi­felerinde bulunanların vazifeye müteallik beyanları propaganda mahi­yetinde sayılacaktır. Seçim zamanı resmî dairelerin basılmış vazife ev­rakı yasak değildir.

 

1954 seçimlerini idare eden kanun bu hallere müsaade etmiyordu. Yeni hükümler kanun yoliyle radyodan yalnız devlet ve hükümet erkânının istifade edeceğini ilân ediyor. Seçim propagandası bakımından bu hak­sız imtiyazların ne kadar fayda sağlıyacağmı bilemem. Fakat vatandaş hakkına ve medenî bir memleket haysiyetine tecavüz mânasını taşıyan bir usulün devamını düşünmeyi Cumhuriyet hükümetine samimi ola­rak yakıştıramıyorum.

 

Seçim emniyetinin adlî murakabeye dayanması da kökünden sarsılmış­tır. Emekli Kanununun 1954 den sonra değiştirilen meşhur 39 uncu maddesile seçimi idare eden hâkimlerin ve itiraz hallerinde seçimleri ka­ti hükme bağlamak mevkiinde bulunan yüksek seçim kurulu üyelerinin müstakil olmaya çalışmaları güçleşmiştir. Onlar Adalet Bakanının der­hal emekliye ayrılabilmesi keyfiyeti altındadırlar. Geçen 1954 seçimle­rinde arzu edilmeyen hükümler vermiş olan yüksek hâkimlerden kimse kalmamış, hemen hepsi mesleklerinden ve maişetlerinden mahrum edil­mişlerdir. Vatandaşın gözönünde ve vicdanında hâkimin müstakil ol­madığı endişesini kanun müeyyidesi ile uyandırmayı Cumhuriyet hü­kümetinin derhal sona erdirmesini beklemek pek tabii bir dilektir.

 

Şimdi hülâsa edeyim: Seçim Kanununun eski haline getirilmesi için Sayın Başbakanın hükümet teşekkülünde resmen söylediği sözleri şöy­le hatırlıyoruz. (Seçim Kanununda intizamı temin ve vatandaş rey ve arzusunu daha iyi tahakkuk ettirmek mülâhazasiie yapılmış olan son tadilâtın lüzumsuzluğu yanında türlü menfi tefsirlere yol açmış bulun­duğu görüldüğünden bu mahzurun da ortadan kaldırılmasına teşebbüs edeceğiz.) demişlerdi. Yeni seçimlerden önce bu teşebbüsün neticelen­mesi lâzımdır.

 

Sağ duyunun ve resmî taahhüdün bize telkin ettiği muhakeme tarzı budur. Bu yolda beslenen ümitler boşa çıkarsa bu da ciddî surette tet­kik edilecek yeni bir ağır vaziyet meydana getirmiş olacaktır.

 

Siyasî emniyet

 

Siyasî emniyet bahsini bugün için huzurun mesnedi olarak tekrar kı­saca hatırlatmak isterim. C.H.P. hal ve ati için iktidar ve muhalefet farkı olmaksızın siyasî partilerin emniyeti konusunda ciddî ve samimî olarak hassastır. Son zamanlarda hükümet Kırşehir vilâyetinin ihyası gibi vatandaş huzur ve emniyetini hakikaten takviye edecek bir mane­vî tamir yapmıştır. Pek sevindiğimiz bu güzel eserin B. M. Meclisindeki müzakeresinin nihayet C.M.P. liderinin mesuliyetsizliğinin kaldırılma­sına müncer olması siyasî hayatımız için hakikî bir talihsizliktir.

 

Adalet Bakanı'mn yanlış telâkkilerde belki soğukkanlı muhakemenin seyri bir dereceye kadar bozulmuştur. Ama tekrar tekrar düşündükçe cemiyetimize daimî bir üzüntü verecek olan hâdisenin makul bir tasfi­yesinin nasıl mümkün olacağını kestiremiyoruz. Bütün ümitler ada­letin huzur verecek surette işlemesine bağlanmıştır. Bir defa daha müs­takil mahkeme ve teminatlı hâkimin demokrasinin temeli olduğunu görüyoruz. Adalet istiklâlini bizde biran önce temin etmedikçe huzura kavuşanlayız.

 

Hiçbir Cumhuriyet hükümeti, müstakil mahkemeye karşı âmme itima­dı gibi ordulardan çok kuvvetli bir mesnede dayanmadıkça, memleketi siyasî huzura kavuşturamaz. Türkiye gibi milletler arası vazifesi ve iti­barı yüksek olan memleketimizin, adalet müessesesini istiklâl ve temi­nat konularında sağlam bir bünyeye eriştirmek her hükümet ve her parti için büyük bir şeref olacaktır.

 

Muhterem delegeler,

 

Günün meselesi olarak Kıbrıs dâvasında da düşüncemizi söyliyeceğim. Kibrisin kaderi yeniden nazik bir safhaya girmiştir. Türkiyenin hakkı ve ihtiyacı büyük müttefikler tarafından îâyıkiyle takdir edilmiyor endişesindeyiz.

 

Dış âlemin ve hususiyle müttefiklerin Kıbrıs dâvasını, bütün Türkiye halkının yakın bir alâka ve saygı ile takip ettiğinden şüphe etmemele­rini isteriz. Sizleri sevgiler ve derin saygılarla selâmlarım.»

 

Atatürk Üniversitesinin temel atma töreninde Maarif Vekilinin nutku ; 23 Temmuz 1957

 

 Erzurum :

 

Maarif Vekili Tevfik İleri Atatürk Üniversitesinin temel atma merasi­minde şu nutku söylemiştir:

 

«Bugün size iktidarımızın yepyeni, en güzel, en muhteşem ve ebedî ol­maya namzet eserlerinden birisini daha kazandırmış olmaktan dolayı büyük bahtiyarlıklar içindeyiz.

 

Bahtiyarlığımızın sebebini iki noktada toplıyabiliriz. Birisi, yurdumu­zun bu mübarek köşesinde, daha ziyade Doğu illerimizin gençlerini memleketimiz için en faydalı şekilde yetiştirecek, bir ilim ve irfan mü­essesesinin, büyük Atamızın adına bir Üniversitenin ilk temel taşını at­mak üzere oluşumuzdur. Bunun için bahtiyarız.

 

Milletçe bahtiyar olmamızı icabettiren ikinci husus: Aziz Atatürkün yirmi yıl önce Türk milletine işaret ettiği bir hedef noktaya varmış ol­mamız ve onun vasiyetlerinden birisini daha tahakkuk ettirmiş bulunmamızdır. Bunun bahtiyarlığını yaşıyoruz.

 

Filhakika: Doğu illerimizde bütün şubeleriyle bir Üniversitenin kurul­ması zarureti, ilk olarak 1937 Büyük Millet Meclisi açılış nutkunda Ata­türk tarafından ortaya atılmıştır. 1950 Büyük Millet Meclisi açış nut­kunda aziz Cumhurreisimiz Celâl Bayar bu mevzua, şu şekilde temas etmi şbulunmaktadır:

 

«Üniversitelerimiz hakkında söyleyeceklerimi, hürmet ve tazimle birinci Cumhurbaşkanının 1937 senesinde komutayı açış nutuklarından alı­yorum.

 

Atatürk şöyle demişlerdi: «Büyük dâvamız en medenî ve en müreffeh millet olarak varlığımızı yükseltmektir.

 

Bu yalnız kurumlarında değil, düşüncelerinde temelli bir inkılâp yap­mış olan büyük Türk milletinin dinamik, idealidir. Bu ideali, en kısa bir zamanda başarmak için fikir ve hareketi beraber yürütmek mecbu­riyetindeyiz. Bu teşebbüste, başarı, ancak törenli bir plânla ve rasyonel tarzda çalışmakla mümkün olabilir.

 

İşaret ettiğim umdeleri Türk gençliğinin dimağında ve Türk milletinin şuurunda daima canlı bir halde tutmak Üniversitelerimize ve yüksek okullarımıza düşen başlıca vazifedir.

 

Bunun için memleketi şimdilik üç büyük kültür bölgesi halinde müta­lâa ederek Garp bölgesi İstanbul Üniversitesinde başlanmış olan İslâhat programını daha radikal bir tarzda tatbik ederek Cumhuriyete cidden modern bir Üniversite kazandırmak.

 

Merkez bölgesi için, Ankara Üniversitesini az zamanda kurmak lâzım­dır. Ve Doğu bölgesi için Van golü sahillerinin en güzel bir yerinde her şubeden ilk okullarıyla ve nihayet Üniversitesiyle modern bir kültür şehri yaratmak yolunda şimdiden faaliyete geçmelidir. Bu hayırlı te­şebbüsün, Doğu vilâyetlerimiz gençliğine bahşedeceği feyiz, Cumhuriyet hükümeti için ne mutlu bir eser olacaktır.»

 

Cumhurbaşkanımız sayın Celâl Bayar Atamızın hitabesini böylece nak­lettikten sonra devamla:

 

Bugünkü iktidarın da, programına alarak kendisine malettiği bu görüş bir mütalâa ilâvesine lüzum göstermiyecek kadar vazıhtır.

 

Vaktiyle, bu nutku müteakip Millî Eğitim Bakanı tarafından Van ha­valisinde tetkikata da girişilmişti.

 

Eğitim işlerinde diğer mahallere nisbetle daha geri kalmış olan Doğu bölgemizde böyle bir irfan müessesesinin kurulması için bütün müskü

 

lât iktiham olunmalı ve önümüzdeki bütçe yılında işe başlanmalıdır bu­yurmuşlardı.

 

Aziz Atamızın bu mühim işareti üzerine o günün Maarif Vekili rahmet­li Saffet Arıkan, Van golü civarında bazı tetkikler yapmış ve yaptırmış ise de bu tetkiklere ait hiç bir rapora rastlanüamaüığı gibi 1950 yılına kadar bu mevzu üzerinde hiç bir faaliyete de geçilmemiştir.

 

Muhterem Reisicumhurumuzun gösterdikleri çok yakın alâkanın ve Menderes hükümetleri programlarının bir icabı olarak 1950 yılından itibaren vekâletimiz bu mevzu üzerinde çok hassasiyetle durmuş ve bu güne kadar çalışmalarını fasılasız devam ettirerek bugünkü netice, şü­kür olsun istihsâl edilmiştir.

 

1951 yılında mevcut üç Üniversitemizin seçtiği beşer kişiden müteşek­kil 15 kişilik bir ilim heyeti başlangıçta sayın Reisicumhurumuzun re­fakatlerinde ve ondan sonra müteaddit defalar bu bölge üzerinde tet­kikler yaparak bu mevzuda çok kıymetli bir rapor hazırlamıştır. Bu rapora müsteniden Üniversitenin hazırlıklarını yapabilme imkânlarını sağlayacak kanunlar Büyük Millet Meclisinden çıkarılmış ve kurulacak Üniversitenin bu muhitin topyekûn kalkınmasına yapacağı tesir de dik­kate alınarak Amerika hükümetinin yardımı ve bunun neticesinde kur­makta olduğumuz Üniversitenin Amerikadaki benzerlerinden Nebraske Üniversitesi ile sıkı bir işbirliği sağlanmıştır.

 

Üniversitemizde çalışacak genç elemanların Amerika'da yetiştirilmeleri hususları temin edilmiş ve en nihayet Atatürk Üniversitesi hazırlık komitesindeki Türk ilim adamları ile Nebraska Üniversitesinin bu iş için vazifelendirdiği Amerikalı ilim adamlarının beraberce hazırladıkları plân ve programlara uygun olarak vücuda getirilen kanun tasarısı, 31 Mayıs 1957 tarihinde Büyük Millet Meclisinde kanunlaşmış ve böylece Üniversitenin birinci kuruluş safhası sona ermiştir. Şimdi, geçen yıllar zarfında altı milyon lira sarfı ile istimlâk muameleleri tamamlanmış olan 41 bin dönümlük Üniversite sahası içinde bütün projeleri hazırlan­mış bulunan Üniversite sitesinin sekiz milyon liraya ihale edilen ilk kısmının temelini atmak üzere bulunuyoruz:

 

Sevgili Erzurumlular,

 

Burada, münteha noktalarından birisi Üniversite olan maarif müesse­selerimizin, bu Üniversiteden istifade edecek vilâyetlerdeki durumuna umumî surette temas etmeyi faydalı buluyorum.

 

Biraz evvel bahsettiğim ilim heyeti raporunda bilhassa ortaokul ve lise bakımından Doğu illerimizin diğer vilâyetlerimize nazaran geri bir se­viyede olduğu ve en az on veya onbeş yıl zarfında bu mıntıkadaki orta öğretim seviyesinin diğer bölgelerimizin o günkü seviyesine ulaşabilece­ğinin tahmin edildiği kaydedilmektedir.

 

Filhakika bu Üniversiteden, kurulmakta olan Atatürk Üniversitesin­den istifade edeceği düşünülen 18 vilâyetimizde 1949  1950 öğretim yılında köy ve şehir ilkokul sayısı 3038, vilâyet ve kazalardaki ortaokul sayısı 47, İise sayısı 8 ve her türlü meslekî ve teknik öğretim müessese­leri 38 idi. Bu illerde ilkokullara 211892, ortaokul ve liselere 7738, mes­lekî ve teknik öğretim müesseselerine 4776 öğrenci devam etmekteydi.

 

Büyük bir iftiharla ifade etmek isterim ki geçen yedi yıl zarfında bu 18 ildeki ilkokullar 3543'e ve öğrenci sayısı 284126'ya baliğ olmuş ve bil­hassa orta öğretim mevzuunda ancak 1015 sene zarfında varılabileceği tahmin edilen noktaya bu müddet zarfında hemen hemen varılmış ve 47 olan ortaokul 84'e, 8 lise, Diyarbakırda açılan kolej ile birlikte 16'ya çıkmış, orta öğretim müesseselerinde okuyan çocuklarımızın sayısı ya­ni kurulmakta olan Atatürk Üniversitesinden istifade edecekler 7738 den 20739'a yükselmiştir. Keza bu 18 vilâyette teknik öğretim mües­seselerinde okuyan çocuklarımızın sayısı 19491950 ders yılında 4776 iken geçirdiğimiz ders yılında bu rakam hemen iki misline, 8295'e ulaş­mıştır.

 

Hâlen bütün Anadolumuzda henüz liseye kavuşmamış üç vilâyetimizin Bingöl, Hakkâri ve Tunceli vilâyetlerimizin de bu bölgeye dahil oldu­ğunu ve bu ders yılında bu vilâyetlerimizin de liseye kavuşacaklarını, Atatürk Üniversitesini kurduğumuz bu bölgede 1949 1950 yılında mevcud1 8 lisenin böylece 19'a varmış ve lisesi bulunmayan hiç bir vilâyet merkezimizin kalmamış olacağını ve henüz ortaokula kavuşmamış mahdut sayıdaki kaza merkezlerimizin binalarının süratle ikmâl edil­mekte olduğunu ve en yakın zamanda bu mıntıkada da ortaokulsuz hiç bir kaza kalmayacağını ifade edersem, düne nazaran bugün, böyle bir Üniversiteye ne derece ihtiyaç hissedildiğini ve kurulacak bu Üniver­siteyi besleyebilmek için bu mıntıkada bütün cepheleriyle geniş bir kültür zemininin hazırlanmış bulunduğunu arzetmiş olurum.

 

Aziz Erzurumlular,

 

Bugünkü mutlu vesileden istifade ederek bütün Türkiyemize şâmil ol­mak üzere Maarif meselelerimizden ve çalışmalarımızdan da kısa hat­larla bahsetmek isterim. İlk, orta ,teknik, yüksek öğretim ve güzel sa­natlar alanlarında kemiyet ve keyfiyet bakımından ahenkli bir inki­şafa, memleket ihtiyaçlarının gözönünde bulundurulmasına ehemmi­yet verilmiştir.

 

Şimdiki beş sınıflı ilk öğretimin bütün memlekette tahakkuk etmesi için ciddî tedbirler alınmış, bir yandan köy okullarının sağlam ve ihti­yaca cevap verecek şekilde yapılmaları için devlet bütçesinden yedi se­ne zarfında vilâyetlere 135 milyon liralık yardım yapılmış, öte yandan da öğretmen yetiştirilmesi meselesine lâyık olduğu şekilde önem verile­rek öğretmen okulları sayısı 43'e çıkarılmıştır. Bu ders yılında da yeni öğretmen okulları açılacaktır. Bu çalışmaların feyizli neticesi olarak hiç okulu bulunmayan 3048 köyde yeniden okul yaptırılmış. Ayrıca 740 harap okul binası da yeniden inşa ettirilmiştir. Bu yıl 1000'e yakın yeni okul binası inşa edilmektedir. İlkokullara devam eden çocuk sayısı bir milyon 577 binden iki milyon 130 bine çıkarılmıştır. Bu sayı, gerek al­dığımız esaslı tedbirler, gerek Türk milletinin, çocuğunu okula gönderebilme imkânlarına biraz daha sahip olması yüzünden Önümüzdeki yıl­larda daha da süratle artacaktır.

 

Orta öğretim sahasına gelince, 1949 1950 ders yılında mevcut 307 or­taokul, geçirdiğimiz ders yılında 464 olmuş ve 59 lise, büyük bir ihti­yaca cevap vermek üzere açılmış olan 6 kolejle birlikte İOO'e varmış­tır. Bu sahada da imkânlarımızı arttırarak, büyük kaza merkezlerimiz­de açılmış mahdut sayıda liseye yenilerini katmak ve böylece Türk mil

 

284  5

 

letinin tahsile ve ilme karşı olan büyük iştiyakını en kısa zamanda tat­min etmek kararındayız.

 

Milletçe gurur duyduğumuz umumî ve bu arada sınaî kalkınmamızda, üzerlerine çok büyük vazifeler düşen sanat enstitülerimizin ve teknik okullarımızın gerek sayılarının çoğalması, gerek bugünün ihtiyaçları­na cevap verecek kalitede elemanlar yetiştirilmesi hususunda da has­sasiyetle durmaktayız.

 

Bu cümleden olma küzere 1949 1950 yılında bütün bu müesseseleri­mizin sayısı 159 ve öğrenci sayısı 33.359 iken, bugün okul sayısı 191'e ve öğrenci sayısı 20000 fazlasıyla 53.561'e vasıl olmuştur.

 

Bütün milletçe büyük bir arzu ile istenen köy gezici kadın ve erkek kurslarının sayılarını her sene biraz daha arttırma yolundayız.

 

Yüksek okul ve Üniversiteler sahasında da aynı verimli çalışmaya de­vam olunmaktadır. 1950 yılında mevcut üç Üniversitemizin bütçeleri yekûnu 25 milyon 642 bin 446 iken bu üç Üniversitemizin 1957 yılı büt­çesi 72 milyon 317 bin 471 liraya çıkarılmıştır. Bunlardan başka, mer­kezi îzmirde olmak üzere Ege Üniversitesi, Ankarada Ortadoğu Teknik Üniversitesi ile mevcut Üniversitelerimizin sayısı altıya çıkmıştır. Trab­zon'da bir Teknik Üniversitenin kurulması kanunlaşmış, arazisinin is­timlâkine başlanmıştır. Bunların dışında önümüzdeki 25 yıl içinde Üni­versitelerimizin sayılarının 15'e çıkarılması tesbit edilmiş ve icabeden ilmî çalışmalara başlanmıştır. Şüphesiz yeni kurulacak Üniversiteler­den birkaçı vatanımızın doğu bölgesine isabet edecektir.

 

Aziz Erzurumlular,

 

Bu mutlu günümüzün saiki Atatürk Üniversitesine dönüyorum. Bugün için Ağrı, Bingöl, Bitlis, Çoruh, Diyarbakır, Elâzığ, Erzincan, Erzurum, Gümüşhane, Hakkâri, Kars, Malatya, Mardin, Siirt, Tunceli, Urfa, Van vilâyetlerinin teşkil ettiği bölge ihtiyaçlarına cevap vermek üzere ku­rulmakta olan bu Üniversite, mevcut Üniversitelerimize nazaran bazı hususiyetler taşımaktadır. Bu Üniversite bütün Fakülteleriyle gençle­rimize yüksek tahsille beraber Üniversite ne dereceler de verecek, fakat faaliyetini bilhassa çevresine faydalı olmak, çevre meselelerine ait araş­tırmalara birinci derecede yer vermek gibi esaslar üzerinde toplıyacaktır. Atatürk Üniversitemiz bu bölgenin hayatına ve çalışmalarına yar­dımcı ilim unsurlarını hazırlamakla vazifeli bulunmaktadır. 1958 1959 ders yılında Edebiyat, Fen ve Ziraat Fakülteleri ile tedrisata başlaması kararlaştırılmış olan Üniversitemizin bütün Fakülteleri zamanla ta­mamlanacaktır. Türk kö.ylüsü toprağının ve mahsulünün kalitelendirilmesini bu ilim ocağından istiyecek, şehirler ve köyler, sağlığa, kültü­re, tekniğe, bütün sosyal çalışmalara ait problemlerini bu "üniversiteye getireceklerdir. Kurulmakta olan Üniversitenin gerçek vazifesi sınıfla­rında ve laboratuarlarında olduğu kadar bunların dışında tabiat ve ce­miyet üzerinde ve içinde çalışmaktır.

 

Bu hizmetleri lâyıkiyle yapabilmek için Üniversite bünyesinde, mevcut Üniversitelerde görmediğimiz yeni bir takım uzuvlar mevcuttur. Bun­lardan birisi ve en mühimi, bölge ihtiyaçlarını halk ve halkın mümes­sili olarak Üniversiteye getirecek, ihtiyaçları için Üniversiteyi çare bul­maya sevkedecek, müessesenin inkişafı için imkânlar ve kaynaklar aramakta, Üniversiteye yardımcı, Üniversite ile cemiyetin sıkı alâkasını temine vasıta olacak «Atatürk Üniversitesi istişare heyeti» dir. Bu he­yet bölgenin kültürel, iktisadî ve meslekî hayat ve faaliyet sahalarını temsil eden kimseler arasından seçilecektir.

 

Sözlerimi bitirmeden evvel Atatürk Üniversitesinin bu safhasına gel­mesinde bize en değerli telkin, irşad ve ikazlarda bulunan sayın Reisi­cumhurumuza ve her hususta olduğu gibi bu dâvada da yardımlarını bezleden ve kuvvet kaynağımız olan dinamik Başvekilimize şükranları­mı sunarım. Bu işde büyük emekleri geçmiş olan muhterem seleflerim Rıfkı Salim Burçak, Celâl Yardımcı ve Ahmet Özel arkadaşlarımı yâd etmek isterim. Üniversite istişare heyetinde ve icra komitesinde gay­retle çalışan Türk ilim adamı arkadaşlarıma ve idare âmirlerimize te­şekkür etmeyi borç bilirim. Amerikan hükümetinin yardımını, bu yar­dımı temsil eden Nebraska Üniversitesini, bu Üniversitenin Türkiyeye gelerek bizimle işbirliği yapan bütün profesörlerini ve bu arada şimdi memleketine dönmüş bulunan grup başkanı Mr. Baker'i derin teşek­kürlerle anarım.

 

Aziz Erzurumlular,

 

Sayın Reisicumhurumuzun 1953 yılı Büyük Millet Meclisi açış nutuklarındaki işaretleri üzerine Atatürkün büyük adıyla isimlendirilen Üni­versitemizin temelini bugün, yani Erzurum kongresinin Mustafa Ke­mal Paşanın başkanlığında aktedildiği günün 38 inci yıldönümünde atıyoruz. Erzurum kongresi Türk milletinin istiklâle kavuşmasında, yepyeni bir Cumhuriyetin kurulmasında, övündüğümüz inkılâplarımı­zın başarılmasında ve bugünkü hamleler ve kalkınmalar Türkiye'sinin vücuda gelmesinde nasıl temel unsurlardan biri olmuşsa Atatürk Üni­versitesi de Türkiyemize, hattâ sade Türkiyemize değil Atatürkü bizim gibi seven, sayan memleketlere ilmî ve hakikatin ışığını getirecek ve yayacak bir nur kaynağı, bir meşale olacaktır.

 

Çok sevgili Erzurumlular,

 

Şu tarihî Erzurum şehrinin yanıbaşmda, şu göz alabildiğine uzanan 40.000 dönümlük arazi üzerinde Üniversitemizin bütün fakülte binala­rı, rektörlük ve idare binaları, 500 profesör için yapılacak lojmanlar, binlerce talebenin yatakhaneleri, stadyum, muhtelif spor sahaları, ta­lebe lokalleri, revirleri, kütüphane toplantı salonları, hususî çarşı tesis­leri ve diğer binalar ve bütün bu binaların tek bir merkezden ısıtılması için ayrı bir teshin merkezi önümüzdeki seneler içinde ihale ve inşa edilecektir.

 

Bütün bu tesislerin ikmâl edildiğini ve bu yepyeni kültür ve üniversite şehrinde binlerce Türk gencinin yüksek tahsil yapma imkânına sahip olduğunu düşünmek ve bunun doğu illerimize kazandıracağı maddî ve manevî değerleri tahayyül etmek dahi insanı şimdiden bahtiyar ediyor.

 

Bahtiyar Erzurumlular,

 

Erzurumun ve bu üniversitede tahsillerini yapacak vilâyetlerimizin sev­gili gençleri, sizi tebrik ediyor, sizlere şimdiden muvaffakiyetler temen­ni ediyor ve kurmakta olduğumuz Atatürk Üniversitesinin tamamlan­dığı ve kemale erdiği günü hepimize göstermesini Cenabı Haktan niyaz ediyorum. Atatürk Üniversitesinin Türk milletine, Türk gençliğine hayırlı olma­sını dilerken temele ilk harcı uğurlu elleriyle koymalarını aziz Atamı­zın en yakın arkadaşı ve Atatürk sevgisinin sembolü muhterem Reisi­cumhurumuz Celâl Bayar'dan istirham ediyorum.»

 

Başvekil Adnan Menderes'in Çanakkale konuşması: 28 Temmuz 1957

 

 Çanakkale :

 

Başvekil Adnan Menderes, bu akşam Demokrat Parti Çanakkale il kon­gresinin kapanışında muazzam tezahürler ve sürekli alkışlar arasında söz almıştır.

 

Başvekil, şimdiye kadar yapılan bu kadar büyük işlerden sonra kazala­rının artık büyük ihtiyaçları kalmadığını belirten delegelerin, yapılan hizmetleri tebarüz ettirmek maksadiyle lûtufkâr konuşmuş olduklarını ifade etmiş ve devamla demiştir ki: «Çanakkalede olsun memleketin bütün diğer taraflarında olsun, mille­timizin lâyık olduğu medeniyet seviyesine yükselmesi için daha çok şeyler yapmamız lâzımdır. Şimdiye kadar yapılanlar ancak, birer baş­langıçtan ibarettir. Biz, asırların ihmalini, çok kısa bir zamanda âdeta, bir hamlede telâfi etmek mecburiyetindeyiz. Aksi takdirde bu güzel va­tanın hakiki sahipleri olarak, alnımız yükseklerde yaşamamıza imkân yoktur. Yine onun içindir ki, ileri sürülmek istenen bütün tenkidlere rağmen ihmalleri en kısa zamanda telâfi etmek yolunda yürümeğe de­vam edeceğiz.»

 

Başvekil Adnan Menderes, ileri sürülmek istenen bu tenkidlere kısaca temas etmiş, yapılanların az olduğunu, çok daha fazlasının yapılma­sının lâzım geldiğinin söylenmesi bekleneceğini, halbuki teessüfe şa­yan olan şudur ki «çok şeyler yapıyor ve memleketi böylece müşküllerle karşı karşıya bırakıyorsunuz» gibi sözler söylendiğini kaydetmiş, bizler hepimiz, demiştir, Demokrat Partinin mensubu olarak iktidarımızın yedi senesini çok iyi kullandığımızın, muayyen tarihî devre içinde vazi­felerimizi hakkiyle yapmış olduğumuzun verdiği huzur içinde bulun­maktayız. Bizden evvelki idarelerin bilhassa iktisadî sahada ne kadar kısır kalmış, ne kadar az şeyler yapmış olduğu aşikârdır. Bunun karşı­sında Demokrat Partinin şimdiye kadar neler yapabildiğini ve en mü­himi, daha neler yapmak kudretinde olduğunu takdir etmemeğe imkân yoktur. Bugüne kadar yapılanlar bize bundan sonraki işlerin imkânları­nı yaratmış bulunmaktadır.»

 

Başvekil, 1950'de Demokrat Parti iş başına geldiği zaman derhal temel hareketlere geçebilmek için lüzumlu olan hazırlıkları bulamadığını, çünkü o zamana kadar imkânların hazırlanmış olmadığını kaydetmiş, iktisadî kalkınmamızın bü sebeple ancak 1952 de başladığını 1953 ve 1954 de devam ettiğini ve bilhassa 1955 ve 1956'da, ne gariptir ki en zi­yade iktisadî sıkıntıya ve buhrana maruz bulunulduğu iddia edildiği se­nelerde, inkişaflar gösterdiğini, şimdi ise mütezait bir şekilde ilerlemek­te olduğunu söylemiş» 1958, 1957'yi iktisadî inkişafta gölgede bırakacaktır. 1959 ise çok yakın nurlu bir istikbal gibi karşımızda durmaktadır» demiştir.

 

Başvekil, sözlerine şöyle devam etmiştir :

 

«1955'de birçok maddelerin geçici sıkıntısı karşısında kaldık. En kötüsü, şu veya bu maddenin bulunmayışı, geçici bir sıkıntının tezahürü olarak değil, fakat bütün bir iktisadî politikanın iflâsı neticesi gibi gösterilmek isteniyordu.

 

Başka türlü olduğunu gösterebilmek de o gün için güçtü. O günkü sıkıntıların ekserisi yapılan tahriklerin bir neticesi idi. Bir kısmı da hızla devam eden yatırım politikasının ve iktisadî kalkınmanın tabiî bir neticesini teşkil ediyordu. Bugün 1955 senesini geride bırakmış bulunu­yoruz. Eğer Demokrat Partili olarak sizler ve bütün vatandaşlar, o za­man iktidarı tutmamış olsaydınız, o buhranı geçirmeğe imkân yoktu. Bütün bir iktisadî politika, iflâs etti diye, orada bırakılacaktı. Ve bizden evvelki kısırlaştıncı, memleketi sanki imkânsızlıklar diyarı imiş gibi bir mahrumiyet bölgesi halinde tutan ve orada çivileyen eski politikaya dö­nülecekti. O zaman buna mâna olduğunuz için sizlere ve bütün vatan­daşlara şükranlarımı nasıl ifade edeceğimi bilemiyorum. Sizler, hakikati izanınızla vicdanınızın içinde keşfetmekte gecikmediniz. Elbette bazı sıkıntılar çekilecektir, vaziyeti bu derece kötü göstermek isteyenlerin her halde bir maksadı olsa gerektir. Biraz bekliyelim, dediniz. Onlar, Türk milletinin manevî yüksekliğini bilmiyorlardı. Bir kahve, bir çay, bir lâstik için Türk milletinin, refaha ve parlak bir istikbale olan hasretini çevireceğini sanıyorlardı. Onlar, Türk milletinin Çanakkale destanları yaratmış olduğunu, yok olmak tehlikesine dahi pervasızca göğüs ger­miş bulunduğunu unutuyorlardı. Bunun içindir ki hesapları yanlış çıktı. Başvekil, bu hücumların en büyük şiddetini aldığı bir zamanda Adapazarına ve İzmite yapmış olduğu ziyareti ve oralarda onbinlerce halktan görülen heyecanlı hüsnükabulü hatırlatmış, vatandaş topluluklariyle karşı karşıya gelindiği zaman bütün bu hücumların yarattığı aksülâmelin pek güzel anlaşılmış olduğunu bildirmiş ve şöyle devam etmiştir:

 

«Sanki o ağır ve tahrikâmiz propagandalar, o vatandaşlara gitmemişti. Sanki kahveyi, çay ve lâstiği bulamıyanlar değildiler. Hükümet Reisini bağırlarına bastılar, çünkü Türk milleti, yarınını yapmak ,âtisini ma­mur kılmak için fedakârlıklara katlanmasını bilen milletlerin başında gelir.

 

Propagandalara, tahrik ve iftiralara cevap vermek, eğer bir millet bun­dan müteessir olursa bir zaruret olur. Halbuki Türk milletinin irfan ve iz'anı öylesinedir ki bütün bu yapılan propagandaların onun üzerinde hiç bir tesiri yoktur. Bunun içindir ki muhalifler bunu demiş, şunu söy­lemiş, bunları bahis mevzuu edecek değilim.»

 

Başvekil Adnan Menderes, gördüğü millî tesanüt tezahüründen duydu­ğu derin sevinç ve bahtiyarlığı belirtmiş, iktidarı kötüleyerek yıkmak için girişilen gayretlere rağmen sekiz senedir bir taraftan demokrasiyi kurmak diğer taraftan da asırlı kihmalleri ortadan kaldırmak yolunda aşılan büyük merhaleleri hatırlatmış, daha sonra sözlerine şöyle devam etmiştir :

 

«Bizden her sahada sizlerin millet olarak istiyeceğiniz daha pek çok şeyler vardır. Daha yüksek bir hayat seviyesine erişmek için bunları is­temek elbette hakkınızdır. İyi rehberlik edildiği takdirde, Türk milleti için bütün bunların tahakkuk etmemesine hiç bir mâni yoktur. Nitekim bu hedefe varmak için bugün de yeniden fabrikalar açıyor, yeni fabrika­ların temellerini atıyoruz. Bunları yapmıyahm mı, söyleyiniz.

 

İki yoldan birini seçmek lâzımdır. Ya mamur ve müreffeh bir yarını ihmal edeceksiniz, yahut da milletin refahından kesmek pahasına şu veya bu maddeyi milletçe almamıyacak bir şekilde vitrinlerde bulun­durmak suretiyie sahte ve yalancı bir bolluk manzarası yaratacaksınız. Biz, bu ikinci şıkkın taraftarı değiliz. Öyle memleketler vardır ki para­ları sağlamdır, mağazaların vitrinleri yerli ve yabancı her türlü eşya ile doludur, fakat vatandaşlar derin bir mahrumiyet içinde bu mallara yalnız uzaktan bakmakla iktifa ederler, işte biz bunu istemiyoruz.

 

Eğer bugün bizde nisbî ve mevziî bazı darlıklar varsa, bu, ölçülerimizi 34 misli arttırmış olmamızdan dolayıdır. Türk milleti, bugün buğdayı dahi, 1950 senesine nazaran iki misli fazla yemektedir. Gene meselâ 1950'de benzin ve petrol istihlâkimiz, 10 15 milyon civarında idi. Şimdi 100 milyona çıkmış bulunmaktadır. Çünkü evvelce mevcut 25 bin motürlü vasıta yerine bugün memlekette 100 bini aşan motorlu vasıta ça­lışmaktadır. Eğer biraz geride kalsa idik, bolluk olurdu. Bütün bunlar, esasında şikâyet mevzuu olacak şeylerden değildir. Çünkü bunlar, daha iyi bir medenî seviyeye ve bir iktisadî duruma sür'atle varmakta oldu­ğumuzun en sıhhatli delilleridir.»

 

Başvekil Adnan Menderes, heyecanlı alkışlar arasında sözlerini şöyle bitirmiştir :

 

«İşte bugün dahi yeni yeni fabrikaların temellerini atmakla meşgulüz. Bir taraftan da bitirilen ve çalışmaya başlamış olanların nimetlerine kavuşmaktayız. Fakat duralım demiyoruz. Çünkü Türk milletinin lâyık olduğu yüksek medeni seviyelere ulaşmasını, eğer hükümetler arzu et­meseler dahi, sizler, öylesine hükümetleri arzularınızla, nihayet reyleri­nizle bu istikamete sevkedecek durumda ve kudrettesiniz. »

 

C. H. P. Meclisinin İstanbul Tebliği:

 

30/7/1957 tarihli  (Ulus)  gazetesinden:

 

«C. H. P. Genel Başkanlığından :

 

C. H. P. Meclisi 27 Temmuz 1957 günü Genel Başkan İnönü'nün baş­kanlığında toplanmıştır. Parti Meclisi bu toplantısında yakında yapılması muhtemel genel seçi­me ait meselelerle meşgul olmuştur.

 

1  Seçim Kanunununda 1954 den sonra yapılan değişikliklerin kaldı­rılması, lüzumu üzerinde Parti Meclisi temas etmektedir.

 

Bilindiği gibi 1950 ve 1954 seçim öncesinin emniyet ve eşitlik şartları ortadan kaldırılmıştır. Bu değişikliklerin mahzurları bugünkü hüküme­tin programında kabul edilmiş ve izalesi taahhüt olunmuştu.

 

Bizden her sahada sizlerin millet olarak istiyeceğiniz daha pek çok şeyler vardır. Daha yüksek bir hayat seviyesine erişmek için bunları is­temek elbette hakkınızdır. İyi rehberlik edildiği takdirde, Türk milleti için bütün bunların tahakkuk etmemesine hiç bir mâni yoktur. Nitekim bu hedefe varmak için bugün de yeniden fabrikalar açıyor, yeni fabrika­ların temellerini atıyoruz. Bunları yapmıyalım mı, söyleyiniz.

 

İki yoldan birini seçmek lâzımdır. Ya mamur ve müreffeh bir yarını ihmal edeceksiniz, yahut da milletin refahından kesmek pahasına şu veya bu maddeyi milletçe alınamıyacak bir şekilde vitrinlerde bulun­durmak suretiyle sahte ve yalancı bir bolluk manzarası yaratacaksınız. Biz, bu ikinci şıkkın taraftarı değiliz. Öyle memleketler vardır ki para­ları sağlamdır, mağazaların vitrinleri yerli ve yabancı her türlü eşya ile doludur, fakat vatandaşlar derin bir mahrumiyet içinde bu mallara yalnız uzaktan bakmakla iktifa ederler, işte biz bunu istemiyoruz.

 

Eğer bugün bizde nisbî ve mevziî bazı darlıklar varsa, bu, ölçülerimizi 34 misli arttırmış olmamızdan dolayıdır. Türk milleti, bugün buğdayı dahi, 1950 senesine nazaran iki misii fazla yemektedir. Gene meselâ 1950'de benzin ve petrol istihlâkimiz, 10 15 milyon civarında idi. Şimdi 100 milyona çıkmış bulunmaktadır. Çünkü evvelce mevcut 25 bin motürlü vasıta yerine bugün memlekette 100 bini aşan motorlu vasıta ça­lışmaktadır. Eğer biraz geride kalsa idik, bolluk olurdu. Bütün bunlar, esasında şikâyet mevzuu olacak şeylerden değildir. Çünkü bunlar, daha iyi bir medenî seviyeye ve bir iktisadî duruma sür'atle varmakta oldu­ğumuzun en sıhhatli delilleridir.» Başvekil Adnan Menderes, heyecanlı alkışlar arasında sözlerini şöyle bitirmiştir :

 

«İşte bugün dahi yeni yeni fabrikaların temellerini atmakla meşgulüz. Bir taraftan da bitirilen ve çalışmaya başlamış olanların nimetlerine kavuşmaktayız. Fakat duralım demiyoruz. Çünkü Türk milletinin lâyık olduğu yüksek medeni seviyelere ulaşmasını, eğer hükümetler arzu et­meseler dahi, sizler, öylesine hükümetleri arzularınızla, nihayet reyleri­nizle bu istikamete sevkedecek durumda ve kudrettesiniz. »

 

C. H. P. Meclisinin İstanbul Tebliği:

 

30/7/1957 tarihli  (Ulus)   gazetesinden:

 

«C. H. P. Genel Başkanlığından :

 

C. H. P. Meclisi 27 Temmuz 1957 günü Genel Başkan İnönü'nün baş­kanlığında toplanmıştır.

 

Parti Meclisi bu toplantısında yakında yapılması muhtemel genel seçi­me ait meselelerle meşgul olmuştur.

 

1  Seçim Kanunununda 1954 den sonra yapılan değişikliklerin kaldı­rılması, lüzumu üzerinde Parti Meclisi temas etmektedir.

 

Bilindiği gibi 1950 ve 1954 seçim öncesinin emniyet ve eşitlik şartlan ortadan kaldırılmıştır. Bu değişikliklerin mahzurları bugünkü hüküme­tin programında kabul edilmiş ve izalesi taahhüt olunmuştu.

 

C. H. P. bu alandaki her türlü yolsuzlukları ve mesuliyetleri sonuna kadar ısrarla takip etmek kararındadır.

 

 Muhalefet partileri arasında rejim dâvalarında işbirliği mevzuunu Parti Meclisi hem fikir cephesinden, hem amelî cihetlerden etraflı ola­rak tetkik etmiştir. Parti Meclisi muhalefet partileri arasında işbirliği­ni samimî olarak arzu eylediğini beyan ve teyid eder. C. H. P. si kanun­ların verdiği imkânlardan faydalanarak ve partiler bünyesindeki tabiî güçlükleri yenmek için elinden geleni yapacaktır.

 

 Parti Meclisi Kurultayı 9/9/1957 tarihinde Ankarada toplantıya
daveti kararlaştırmıştır.

 

 Parti Meclisi 6/9 1957 de Ankarada toplanacaktır. Rejim meselesi

 

Yazan :  Havadis

 

1/7/1957  tarihli  (Havadis)   den:

 

Cumhuriyetçi Millet Partisi, Büyük Millet Meclisine sövmüş olan Osman Bölükbaşmm teşriî masuniyetinin kal­dırılarak mahkemeye verilmesi hâdi­sesi münasebetiyle yayınladığı bir teb­liğde, hâdisenin doğrudan doğruya bir rejim meselesi olarak ele alınması icabettiğini ifade etmektedir. Onların kanaatlerine bakılırsa, Osman Bölük­başmm Büyük Millet Meclisine söv­mesine müsaade edilmemiş olması millî hâkimiyet, müessesesinin ve re­jimin kaderi dâvası ile alâkalı imiş.

 

Rejim dâvasında böyle bir görüşü, hâ­diseler akıl ve mantık çerçeveleri için­de kalarak mütalâa etmesini bilen kimselerin kabule şayan görmeleri ha­kikaten mümkün değildir. Bir rejim tasavvur edilsin ki, o rejim, rejimle­rin içinde, en mütekâmili olsun, in­sanların kudsî saydıkları inanışlara, ve insanın yaradılışına en uygun düş­müş olsun, sonra böyle bir rejim, şe­refleri, haysiyetleri himaye etmesin. Onları demagojinin, kör ihtirasın, ki­nin ve gayzın hoyrat ellerine birer oyuncak olarak bıraksın... Öyle bir ni­zam kurulsun ki, her kalemi eline alan, fikrini ifade etmek hürriyeti adına, hiçbir hudut, hiçbir engel ta­nımadan, başkalarının mâsun tutmak hakkına mâlik oldukları herşeyi, şe­ref ve haysiyetten, namusa kadar, bir şahsiyeti mergup ve muteber kılan bütün varlıklar: ayaklar altına alabil­sin.

 

Öyle bir nizam kurulsun ki, mebusa vazifesini ifa etmek için tanınan teş­riî masuniyet, millet kürsüsündeki beyan, mütalâa ve rey hürriyeti, Bü­yük Millet Meclisini âdi küfürler ve ölçüsüz hakaretlerle telin etmek için birer kalkan vazifesi görsün. Öyle bir nizam kurulsun ki, hürriyet adına bütün hürriyetler çiğnensin,

 

Öyle "bir nizam kurulsun ki, bütün bunların demokrasi oldu, demagojinin gürültülü davulu çalınarak, sahtekâr münadilerin diliyle bütün bir millete ilân edilebilsin. Haksızları hak yolu­na, küfürbazları terbiye dairesine, ya­lancıları ve demagogları hakikate, edebsizleri edebe irca etmeye kalkıl­dığı ise, bunlarla rejimin tehlikeye düştüğü iddia edilebilsin... Dünyanın hiçbir yerinde insanın aklı bunu ka­bul etmez..

 

Millet Partisi, nasıl bir tebliğ neşre­derse etsin, bu tebliğde nasıl bir mu­hakeme tarzı' ve nasıl bir dil kullan­mış olursa olsun, maksat ve müşteri­leri malûm birkaç gazete bu tebliğe sahifelerinde nasıl bir yer vermiş olurlarsa olsunlar, bütün mesele, Bö­lükbaşmm bu küfürbaz olup olmadığı noktasında temerküz etmektedir. De­mokraside, Türk Milletinin yegâne ve hakikî mümessili olan Büyük Millet Meclisine en ağır kelimelerle sövmek hürriyetinin de mündemiç olduğu hu­susuna bizi kimse inandıramıyacaktır. Bu hâdise bir rejim meselesiyle belki alâkalıdır. Fakat bu rejim demokrasi rejimi değildir. Siyasî mücadele saha­sını küfürbazlann ve demagogların hâkimiyeti altına almak istiyen, hür­riyet adına hürriyetlerin çiğnenmesi­ne müsaade eden, namusları, şerefleri, en mukaddes varlıkları dahi taarruz­dan masun görmek istemiyen bir te­cavüz ve taaddî ejimidir. Türkiyede böyle bir rejimin teessüsüne müsaade olunmayacaktır.

 

Halk Partisine girenler

 

Yazan:  Hüseyin Cahit Çalçm 1/7/1957 tarihli (Ulus) dan : Son zamanlarda fikir, karakter ve bil­gi itibariyle temeyyüz etmiş bazı simaların Halk Partisine girmeleri dik­kati çekmeğe başladı. Demokrat Parti başlangıçta kazandığı muhabbet ve itimadı kaybediyor buna mukabil mu­halefet partileri ve bilhassa Halk Par­tisi maddî ve manevî surette kuvvet­leniyor. Bu hâdise içinde bulunduğu­muz günlerin en göze çarpacak, en dikkat çeken siyasî ve içtimai bir hâ­disesi telâkki edilebilir. Muhalefet partilerinin taraftarlarına nimet, servet ve mevki bahşedebile­cek bir durumları yoktur. Muhalefete geçmek bir vatandaşı ancak baş ağ­rılarına maruz bırakabilir. Bu İtibar­la, hâdisenin üzerinde durulmaya de­ğer bir mânası olmak icabeder. Ka­naatimizce bu mâna açıktır. İktidar Partisi olan Demokratlar Türk mille­tini memnun ve tatmin edememişler­dir. On sene evvelki Demokrat Parti ile bugünkü Demokrat Parti arasın­da isim benzerliğinden başka bir mü­nasebet kalmamıştır. Bir hayat ve ümit kırıklığı fırtınası ruhları sarsı­yor ve vatandaşları muhalefet parti­leri tarafına atıyor. Bu cereyandan en çok istifade eden parti de Halk Partisi oluyor. Bu, diğer muhalefet partilerinin kusurundan ileri gelme bir istidat değil, Halk Par­tisinin kuruluşunun ve tarihinin te­min ettiği bir üstünlüktür. Halk Par­tisi, Atatürk devrinde milletimizin kurtarıcılarına ve onların izleri üze­rinde yürüyen vatanseverlere toplan­ma bayrağı hizmetini görmüş tarihî bir âbidedir. Bütün vatandaşlara açık olan Halk Partisi millî istiklâl ve hay­siyet namına dalgalanan bir bayrak­tır.

 

Atatürkün vefatı üzerine bütün mille­tin kalbden gelen bir samimiyet ve ittifakı ile İsmet İnönü Cumhurbaş­kanlığına geçince, İnönünün. yüksek zekâsı ve tecrübesi durumu kurtardı. Türk milleti millî hâkimiyet rejimini tatbik etmek suretiyle Atatürkün aç­tığı yolda siyasî gelişmelerinin seme­relerini artık toplıyabilirdi. İnönü ci­han harbinin kasırgaları geçer geç­mez demokratik hayatın icaplarını ye­rine getirmeye kalktı. Bu hareket 1946 daki ilk kusurlu gejıel seçimlerden başlıyarak 1950 nin örnek ve demok­ratik seçimlerine erişti. Seçimleri Halk Partisi kaybetti. Bu, uzun sürmüş şiddetli iç ve dış müca­deleleri içinde çarpışmış ve yıpranmış bir iktidar için içtinabı imkânsız ve mukadder bir netice idi. Halk Parti­sine yapılmadık iftira ve hücum kal­madı. Eğer Halk Partisi kendisi hak­kında insafsızca ileri sürülen kusur­lara malik olsaydı bugün yıkılıp git­miş olmak lâzımdı. Halbuki Türk va­tanının ümidi, dayanağı halinde bu­gün rağbet ve muhabbet buluyor. Halk Partisi dağılmadı, safra ve dara çı­kardı. Özü, ideali ve hayatiyeti ile ge­lişti, tekâmül etti ve tam demokratik bir ruh içinde yeni unsurlarla müca­deleye atılmaya hazır bir hale geldi. Bugünkü dar, ıstırablı ve zor safhada gözlerin Halk Partisine çevrilmesi ve idealist, temiz ve fedakâr unsurların Halk Partisine girmeleri ancak bu su­retle izah edilebilir.

 

Türk milleti bugün hakkını, hürriye­tini, şeref ve itibarını ancak muhalefet partilerinin koruyup kurtarabileceğine iman getirmiştir. Yeni seçimler, ister evvel yapılsın, ister vaktinde yapılsın vatanımızı mukadder kurtuluşa götü­recektir. Demokrat Partinin tuttuğu yol hakkında artık kimsede şüphe kal­mamıştır. Demokrat Parti içindeki ay­dın, değerli vatansever unsurlar bile partiye hâkim kesilenlerin karşısına dikilecek bir ruhî halet içinde du­rumdan şikâyetçidirler.

 

Korku hastalığı

 

Yazan: Hüseyin Cahit Yalçın

 

2/7/1957 tarihli (Ulus) dan :

 

Demokrat Parti garip bir hastalığa tu­tulmuş gibi görünüyor. Genel seçimler yaklaştıkça bu mânâsız hastalık bü­tün bütün arttı. Korku mesuliyetten değil, mesuliyet korkusu hür rejim­lerde daima hayırlı bir tesir icra eder ve bir çok manasız ve kanunsuz ha­reketleri önler. Bizim demokratlar ise hesap vermek, suallere ve tenkidlere cevap bulmak korkusu içinde kendi­lerini ve memleketi bir memnuniyet­sizlik ve ıztırap durumunda bırakı­yorlar, Millet Meclisinde istizah onlar için bir umacıdır. Yedi senedenberi bir kere bile Millet Meclisinde muhalefetin he­sap sormasına tahammül edemediler. Hattâ, alelade sual takrirlerini bile cevaplandırmamak yolunu tuttular. Muhalefete mensup milletvekilleri aylardanberi sual takrirlerine cevap bek liyorlar. Bakanların Meclisi teşrif et­memeleri sual takrirlerini eshabı kehf uykusuna mahkûm bırakıyor.

 

Ara seçimlerini ise yedi senede bir kerelik yapabildiler. Aldıkları neti­ceden o kadar ürktüler ki Anayasa­mızda böyle bir mecburiyet bulunma­dığı bahanesiyle artık ara seçimleri­nin adını anmaz oldular. Halbuki de­mokratik rejimlerde ara seçimleri umumî efkârın nabzını yoklamak gibi lüzumlu ve manalı bir harekettir. Ara seçimleri için Anayasamızda bir mec­buriyet bulunmadığı bahanesiyle tek­lifleri reddederken bu işde mütalâa beyanına en salahiyetli organ olan Anayasa Komisyonunun mütalâasını almağı bile kabul edemiyorlar. İnönünün bu talebi Mecliste reddolunuyor. Sayın Başbakanımız işine gelmiyen bazı teklifleri zarif bir mantık ile reddetmek için hangi demokrasi­lerde böyle bir şey var demekten hoş­lanıyor. Şimdi kendilerinin hiç taklit kabul etmiyen konuşma tarzlarına na­zire yaparak; hangi demo