* ECEVİT: "AKKUYU İLE
İLGİLİ İHALENİN İPTALİ, NÜKLEER ENERJİDEN
VAZGEÇMEK ANLAMINA GELMİYOR"
ANKARA, 26/07
--- Akkuyu nükleer santral ihalesi iptal edildi. Başbakan Ecevit, Akkuyu ile
ilgili ihalenin iptalinin, nükleer enerjiden vazgeçmek anlamına gelmediğini
vurgularken, "ekonomik programın hedeflerine ulaşmasıyla birlikte, nükleer
santral konusunun yeniden gündeme geleceği, Bakanlar Kurulu toplantısında vurgulanmıştır"
dedi.
Ecevit, bugün
saat 11.00'de başlayan ve halen devam eden Bakanlar Kurulu toplantısı
sırasında, Akkuyu Nükleer Santraline ilişkin bir açıklama yaptı.
Ecevit, nükleer
santrallere ilişkin Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) raporunun Bakanlar
Kurulu toplantısında değerlendirilerek bir açıklama yapılmasının
kararlaştırıldığını bildirdi. Ecevit, şöyle devam etti:
"TAEK
raporuna göre, nükleer santralın güvenlik açısından riski büyük değildir.
Çernobil kazası, reaktörün elektrik üretimi sırasında değil, deney yapılırken
meydana gelmiş. Raporda zamanın Sovyetler Birliği yönetiminin ihmali de
vurgulanıyor. Reaktör için çelik koruma binaları gerekirken, Çernobil'de böyle
binaların bulunmadığı belirtiliyor. Çevremizdeki bazı ülkelerde nükleer
santraller vardır. Üstelik teknolojileri de eskidir. Bu durumda güvenlik riski
bulunsa bile, biz nükleer santral kurmasak da bu riskle karşı karşıyayız demektir."
Başbakan
Ecevit, raporda nükleer santralın turizm açısından da engel oluşturmasının söz
konusu olmadığı görüşünün yer aldığını belirtirken, şöyle devam etti:
"En çok
nükleer santral bulunan ülke Fransa'dır. En çok turist çeken ülkelerden birisi
de yine Fransa'dır. Ancak başka nedenlerle nükleer santral yapımını bir süre
ertelememiz uygun olacaktır. TAEK raporuna göre OECD ülkelerinde yeni enerji
talebi olmadığı için ve doğalgaz santralleri daha ekonomik olduğu için bu
ülkelerden bazılarında nükleer santral yapımları yavaşlatılmaktadır.
Bazılarında durdurulmaktadır. Bazılarında da santraller sökülmektedir."
Başbakan Ecevit,
çok sayıda doğalgaz santralı ve hidrolik santralın yapımını kararlaştırmış bir
ülke olarak, diğer OECD ülkeleri gibi Türkiye'nin de nükleer enerjiye
yönelmesinin şimdilik gereksiz olduğunu, ekonomik açıdan da sakıncalı olduğunu,
bu yüzden de ekonomik istikrar programının ciddi olarak aksayabileceğini
söyledi.
Ecevit, TAEK
raporunda 15-20 yıl sonra doğalgaz kıtlığının ortaya çıkabileceği, o nedenle
doğalgaza aşırı bağımlılığın maliyetinin yükselebileceğinin öne sürüldüğünü
ifade ederek, "o zaman nükleer santrallere yeniden yönelmek
gerekecektir" dedi.
Ecevit, bu
açıdan bakıldığında doğalgaz kıtlığı dönemine şimdiden hazırlanılması gerekirse
bir nükleer santralın yetmeyeceğini, çok sayıda nükleer santralın tasarlanması
gerektiğini vurguladı. Ecevit şunları söyledi:
"Fakat,
şimdilik buna ayırabileceğimiz kaynağımız yoktur. Olanaklarımızı zorlarsak ve
ağır dış borç yükü altına girerek yeterli kaynak sağlayabilirsek, bu kez de
düşürmeye başladığımız enflasyon yeniden yükselir. Nitekim, Hazine Müsteşarlığı
bu uyarıyı yapmıştır.
TAEK raporunda
belirtildiğine göre, yeni reaktör tasarımcıları ve imalatçıları, gelecek nesil
nükleer tesislerin maliyetini yüzde 25'e varan ölçülerde azaltmak için
çalışmalar yapmaktadırlar. Şimdi 30-40 yıl olan nükleer santral ömrünün de 40
ile 50 yıla uzatılması planlanmaktadır."
Doğalgaz ve
hidrolik enerji projelerine yeterli iç ve dış kaynak sağlanabilmesi halinde,
yakın gelecekte, nükleer enerjiye gereksinim olmayacağını anlatan Ecevit,
"bu durumda nükleer santral maliyetlerinin yüzde 25 azaltılması ve reaktör
ömrünün 10-20 yıl uzatılmasını beklememiz uygun olur" dedi.
Başbakan Ecevit
bu süreçte rüzgar ve güneş enerjisinin uygulama alanlarını da
genişletilebileceğine dikkat çekerek, şunları söyledi:
"O arada
belki Türkiye'de bol miktarda bulunan toryum, nükleer enerjinin girdisi olan
uranyumun yerini alabilir. Füzyon (yani çekirdek kaynaşması) da, Fisyonun (yani
çekirdek bölünmesinin) yerini alabilir ve maliyetler, o nedenle de düşebileceği
gibi nükleer santrallerde güvenlik de çok etkili birbiçimde sağlanabilir."
Başbakan
Ecevit, nükleer enerji santralleri yapımından vazgeçilmesinin doğru
olmayacağını, fakat bir süre ertelenmesi ve yeni nesil nükleer santral
teknolojisinin devreye girmesine de fırsat tanınmasının uygun olacağını
belirtti. Ecevit, bu konuda Türkiye'de yapılacak araştırmalarla da katkıda
bulunulmasının gerekli olduğunu söyledi.
Başbakan
Ecevit, aynı zamanda hidrolik ve doğalgaz enerji projelerinin yapımının hiç
aksatmadan hızlandırılması ve rüzgar ile güneş enerjilerinin ivedilikle
değerlendirilmesinin de büyük önem taşıdığını sözlerine ekledi.
Başbakan
Ecevit, Bakanlar Kurulu toplantısı devam ederken, Nükleer santral ihalesine
ilişkin basın mensuplarına yaptığı açıklamanın ardından, gazetecilerin soruları
da yanıtladı.
Ecevit, nükleer
santralların yapımının ertelenme süresiyle ilgili bir soru üzerine, sürenin
15-20 yıl olmayabileceğini söyledi.
Başbakan
Ecevit, bir gazetecinin ANAP'lı bakanların tavrına ilişkin sorusu üzerine,
"nükleer enerjiye geçilmesi konusunda, hiç kimsenin bir kuşkusu yok. Bu
bir zamanlama meselesi. Sayın Mesut Yılmaz'ın konuşması da bu doğrultudaydı.
Yani Bakanlar Kurulu içinde bir ayrılık söz konusu değil" dedi.
Bir başka
gazetecinin, ihaleye katılan firmalardan bazılarının ihalenin ertelenmesi ya da
iptali durumunda bir daha katılmayacaklarına ilişkin açıklamalarını
hatırlatması üzerine, Ecevit "kimse gelecek için kehanette
bulunmasın" dedi.
Teknolojinin
hızla değiştiğini kaydeden Başbakan Ecevit, "biz de o teknolojideki
değişikliklere uyum sağlamak için gereken dikkati gösteriyoruz ve
göstereceğiz" dedi.
Başbakan
Ecevit, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın elektrik kısıtlamalarına
ilişkin raporunun ne zaman genelge haline geleceğine ilişkin bir soru üzerine
de, şöyle konuştu:
"Bu benim,
öteden beri özlemini çektiğim bir duyuru, bir genelge idi. Bunu inceliyoruz.
Gerçekten bir kere elektrik kaçaklarını büyük ölçüde azaltmamız gerekir. Aynı
zamanda elektrik enerjisi israfını mutlaka önlememiz gerekir. Bu konuda Enerji
Bakanlığı'nın görüşlerine katılıyorum."
Bir
gazetecinin, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun MGK'da sivil
üye sayısının artırılmasına ilişkin sözlerini anımsatması üzerine, Ecevit,
"Bir gerçeği vurguluyor Sayın Genelkurmay Başkanı o açıklamasında. MGK
toplantılarında kararların oybirliği ile çıkması, uzlaşma içinde oluşması bir
olumlu gelenektir" dedi.
Memurların
"kamu kurumlarından atılmasını kolaylaştırıcı bir kararnamenin hazırlanıp
hazırlanmadığına" ilişkin bir başka soruya karşılık da Ecevit, "hayır
benim haberim yok" dedi.
Ecevit,
gazetecilerin soru sormayı sürdürmeleri üzerine ise bugün yaptığı açıklamanın
çok önemli ve dış dünyanın da beklediği bir açıklama olduğunu belirterek,
"isterseniz başka konuları karıştırmayalım" dedi.
* YÜCELEN:
"TEKEL'İN YENİDEN YAPILANDIRILMASIYLA İLGİLİ TASLAĞI 15 GÜN İÇİNDE
BAKANLAR KURULU'NA SEVK EDECEĞİZ"
ANKARA, 26/07
--- Devlet Bakanı Rüştü Kazım Yücelen, Tekel'in yeniden yapılandırılmasına
ilişkin ilgili tüm bakanlıklardan görüşlerin geldiğini belirterek,
"taslağı 15 gün içinde Bakanlar Kurulu'na sevk edeceğiz" dedi.
Yücelen,
Bakanlar Kurulu toplantısından sonra Başbakanlık Merkez Bina'dan ayrılırken,
basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
Bakan Yücelen,
Tekel'in yeniden yapılandırılması konusunun dün yapılan tarımsal KİT'ler toplantısında
ele alınıp alınmadığı sorusuna, "6 aydır yapılan bir çalışma var. Şu anda
çalışmanın bir bölümü Meclis Genel Kurulu'nda. Rakıda devlet tekeli
kaldırıldığı zaman özel sektör rakı konusunda yatırım yapacaktır"
karşılığını verdi.
Yücelen,
Tekel'in dörde bölünmesine ilişkin bir soruyu da, şöyle yanıtladı:
"TEKEL'de
dörde bölünme değil, sektörel bazda bir ayrılık söz konusu. Sigara, içki,
pazarlama zaten var. Tekel'in kalkması hususunda ayrıca iki kanunumuz var.
Birisi 4250 sayılı kanun ve bir de komisyonda tütünle ilgili tasarı... Bunun
üçünü birden mütalaa ettiğinizden özelleştirmeye bir hazırlıktan söz
edilebilir."
* TOSKAY:
"KİT'LERİN DURUMU VE DIŞ TİCARETTE SON 6 AYLIK GELİŞMELER ELE ALINDI"
ANKARA, 26/07
--- Devlet Bakanı Tunca Toskay, Kit'lerin durumu ve dış ticarette son 6 aylık
gelişmelerin ele alındığını belirtirken, "özellikle uygulanan ekonomik
politikanın kur ve parite yönünden ortaya çıkardığı durum, ihracatımızı oldukça
olumsuz etkiliyor ama rakamlar, şu anda bizim korktuğumuz gibi değil, gayet iyi
gidiyor" dedi.
Bu arada,
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan'ın başkanlığında üç
bakanın yer aldığı komite, ihracatın karşılaştığı güçlüklerin çözülmesi ve
ihracatın desteklenmesi konusunda, alınacak tedbirler üzerinde çalışma yapacak.
Toskay,
Bakanlar Kurulu toplantısı sonrasında yaptığı açıklamada, Toplantıda ele alınan
konular hakkında bilgi verdi.
Toskay, KİT'ler
konusunda bilgi verirken, ilk olarak enerji sektöründekilerin ele alındığını,
kurumlar hakkında Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan ile
Hazine Müsteşarı Selçuk Demiralp'in Bakanlar Kurulu'nu bilgilendirdiğini
anlattı.
Bakanlar
Kurulu'nun ilke kararlarına vardığını ifade eden Toskay, ancak bunların ne
olduğuna ilişkin bilgi vermedi. Toskay, alınacak diğer tedbirlerle ilgili
ayrıntılı çalışma yapılmasının da benimsendiğini söyledi. Bu şekilde enerji
sektöründeki KİT'lerin programı olumsuz etkileyebilecek, içinde bulundukları
durumdan kurtulması için önemli bir adım atıldığını ifade eden Toskay,
"Bundan sonra diğer sektörlerde alınacak tedbirlerde hazırlandıkça,
Bakanlar Kurulu'na getirilerek, bunların uygulamaya konması sağlanacak"
dedi.
Bakan Toskay,
toplantıda ele alınan dış ticaret konusuna değinirken de, ekonomik programın da
uygulanması dikkate alınarak, dış ticaretin son 6 ayına ilişkin bir sunuşları
olduğunu belirtti.
Bakan Toskay,
bunda ödemeler bilançosu, dış ticaret, üretim, kapasite kullanım oranları ve
fiyat değişmeleri dahil, ekonominin genel tablosunu ortaya koymaya
çalıştıklarını kaydetti.
Altı aylık
ihracat artışının İhracatçı Birlikleri kayıtlarına göre yüzde 4.9 olduğunu,
ancak ihracatın artış temposunu hızlandırarak sürdürmesi, ihracatın ve
büyümenin ekonomide kaydedebilmesi için alınması gereken tedbirler konusunun
Bakanlar Kuruluna arz ettiklerini anlatan Toskay, şu bilgileri verdi:
"Hemen
bugünlerde, 2001 yılının bütçesi ve programı hazırlıkları başladı. Bunlar daha
başlangıç aşamasında iken, ihracatın şu anda karşılaştığı güçlüklerin
çözülmesi, ihracatın desteklenebilmesi ve güçlendirilebilmesi için, hangi
konularda tedbirler alınması gerektiği hususunda çalışma yapılacak.
Bu çalışmayı
yapmak üzere, benim, Maliye Bakanı ve Hazine'den sorumlu Devlet Bakanı Recep
Önal'ın katılacağı ve Başbakan Yardımcısı Özkan'ın başkanlığında komite
kurulacak. Komite'nin çalışmalarını hızla yaparak, 2001 yılı programı ve
bütçesiyle beraber yürürlüğe konulacak şekilde, tedbirlerin alınması
kararlaştırıldı"
* AYDIN: "HALK,
ARADIĞI İSTİKRARI SEÇİM SONRASI BULDU"
AĞRI, 126/07
--- Bayındırlık ve İskan Bakanı Koray Aydın, Türkiye'deki sorunların
istikrarsızlıktan ortaya çıktığını belirterek, halkın, aradığı istikrarı 18
Nisan seçimleri sonucunda bulduğunu söyledi.
Aydın,
bakanlığına bağlı kurum ve kuruluşlarda inceleme yapmak üzere, MHP Van, Bitlis,
Erzurum milletvekilleri ve Karayolları Genel Müdürü Dinçer Yiğit ile birlikte
Devlet Hava Meydanları'na ait özel bir uçakla Ağrı'ya geldi.
Bakan Aydın,
Ağrı Valisi Cumhur Ersoy'u makamında ziyaret ederek, kendisinden ilin sorunları
hakkında bilgi aldı.
Burada
gazetecilere açıklama yapan Aydın, seçimlerden önce Türkiye'nin bir dış borç ve
yüksek faiz sorunu bulunduğunu hatırlatarak, şöyle devam etti:
"Türkiye,
bir tıkanmışlık noktasındaydı. Ancak şimdi uygulanan istikrarlı çalışmalarla
birlikte terör artık geride kaldı. Ülkenin yükselen ateşi düştü. Türkiye'nin
istikrara kavuşması ile ateşinin düşmesi doğru orantılıdır. Bu durum
problemlerin çözümünü oluşturacak zemini beraberinde getirir. Türkiye'de artık
popülist politikalar bitti."
Aydın, halka
samimi yaklaşılması halinde destek görülebileceğini de belirterek, ülkenin
sorunlarının çözümü için uzlaşmacı zemini iyi kullanmak istediklerini kaydetti.
Bakan Aydın
daha sonra Ağrı Belediyesi'ne geçerek, Başkan Osman Karaca'dan ilin sorunları
hakkında bilgi aldı.
Ağrı'nın bir
sınır ili olduğuna dikkati çeken Aydın, "ancak bu uzaklığı yakın hale
getirip sorunlara daha kısa sürede çözüm bulmak için çaba
sarfedeceklerini" söyledi.
MHP İl
Teşkilatı'nı da ziyaret eden Aydın, burada yaptığı konuşmada, Türkiye'de
sorunların çözümünün samimiyete dayandığını belirterek, "Ülkeye nifak
sokmak isteyenlere izin vermemeliyiz" dedi.
İnsanlara
samimi yaklaşılması gerektiğini anlatan Aydın, birlik ve bütünlüğün olduğu
yerde, iş ve aşın çıkacağını söyledi.
Terör
olaylarından büyük ölçüde etkilenmiş olan Doğu Bölgesi'ne de samimi
yaklaşılması gerektiğini belirten Aydın, şunları söyledi:
"Bu ülke
hepimize yeter. Terör olaylarından çok çekmiş olan bölgeye samimimiyetle
yaklaşmamız gerekiyor. Ancak bölge insanı, daha önce politikacılar tarafından
istismar edilmiş, ideolojik çıkarların istismarına uğramış. Bunlar, bu bölge
insanına çok çektirmişler. Kavgadan, didişmeden bir şey çıkmaz. Ülkenin
eksikleri varsa, bunları çözmemiz lazım. Biz bunu çözmeye talibiz ve
kararlıyız."
Ağrı'da
"Deprem Fatihi" pankartlarıyla karşılanan Aydın, Türkiye'nin 30-40
yıl önce yaşadığı felaketlerin yaralarının bile henüz sarılamadığını
hatırlatarak, "Bir yıl önce yaşadığımız deprem felaketinin yaralarını, biz
bu süre içerisinde sardık" dedi.
Türkiye'nin
yaşadığı bu felaketin ardından Bayındırlık ve İskan Bakanlığı olarak bölgeye
yoğunluk verdiklerini kaydeden Aydın, şöyle devam etti:
"Eve gider
gelir gibi deprem bölgesine gittik geldik. Çoluk çocuğumu bile unuttum. Ancak
biz biliyorduk ki, bu sorunun üstesinden günübirlik politikalarla gelinemez. Bu
bilinçle hareket ettiğimiz için başarılı olduk. Çünkü biz, Türkiye'de yaşayan
65 milyonun her ferdine sevdalıyız. Parti olarak bizim farkımız budur.
Ayrılıktan fayda yok, birlikten hayır var. Türkiye'nin dağ gibi problemleri
var. Vidaları sökülmüştür. Bizim gayretimizle iki yakamız bir araya gelecektir.
Şu anda belimiz bükülmüştür. 2001'de doğrulacağız, 2002'de yürüyeceğiz ve 2003
yılında koşacağız."
Bakan Aydın,
partilerinin "Bir şey değişecek, her şey değişecek" sloganıyla yola
çıktığını ve bunu başardıklarını sözlerine ekledi.
* CEM: "GÜRCİSTAN
KAFKASYA POLİTİKAMIZDA KİLİT ÜLKEDİR"
TRABZON, 26/07
--- Dışişleri Bakanı İsmail Cem, Gürcistan'ın, Türkiye'nin Kafkasya
politikasında "kilit ülke" olduğunu söyledi.
Gürcistan
Dışişleri Bakanı Irakli Menagarişvili ile Dışişleri Bakanı İsmail Cem,
Trabzon'daki görüşmelerinde, iki ülkeyi yakından ilgilendiren bölgesel ve
uluslararası gelişmeler hakkında görüş alışverişinde bulundular ve iki ülke
arasındaki işbirliğinin gerek ikili, gerekse uluslararası platformlarda daha da
güçlendirilmesi olanaklarını ele aldılar.
Görüşmelerden
sonra açıklama yapan Cem, "Gürcistan, Kafkasya politikamızda kilit
ülkedir. Gürcistan'ın son dönemdeki bütün gelişmelerine yardımcı olmaya
çalıştık. Toprak bütünlüğüne, güvenliğine katkıda bulunduk. Gürcistan'ın son
dönemde karşı karşıya olduğu bazı siyasi sıkıntılarına, hem ikili
ilşkilerimizde, hem de NATO içinde sahip çıktık. Katkılarımız genişleyerek
devam edecek" dedi.
Cem,
Menagarişvili ile, Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı ve Doğu-Batı enerji
koridorları gibi konularda görüş alışverişinde bulunduklarını ifade ederek,
şöyle konuştu:
"Bakü-Tiflis-Ceyhan,
Gürcistan topraklarından geçecek ortak doğalgaz hatlarının güvenliği konusunda
görüşmelerimiz oldu. Bu hatların güvenliğinde öncelikle o hatların geçtiği
ülkenin görevi çok büyüktür. Ancak, bu güvenlik meselesinin hepimize ait olduğu
görüşüne vardık ve bu alanda neler yapılabileceği hakkında, ilgili bütün ülkelerin
katkısıyla, birlikte bir çalışma yapmayı öngördük."
Gürcistan'daki
Gargabani Elektrik Santralı'nın kullanımını da görüştüklerini bildiren Cem,
"Bu santralı, daha da kullanılabilir hale getirerek, burada üretilecek
elektriğin hem Gürcistan, hem Türkiye tarafından kullanımını mümkün kılmak
konusunda siyasi tarafını konuşarak, görüş birliğine vardık. Bu görüşü, Enerji
bakanlarımıza sunucağız. Teknik açıdan da mümkünse geliştirmelerini
bekleyeceğiz" dedi.
Bakan Cem,
Kafkas İstikrar Paktı konusu üzerinde de durduklarını ifade ederken, şunları
kaydetti:
"Kafkas
İstikrar Paktı, Türkiye olarak bizim ortaya koyduğumuz bir düşüncedir. Bu
düşünce, başka düşüncelerin oluşumunu da bir şekilde teşvik etmiştir. Şimdi,
AB'den de benzer fikir jimnastikleri gelmektedir. İki ülke olarak, bu paktı
daha geliştirmek, ayrıntılarına girmek konusunda çalışmalarımızı sürdürmeyi
kararlaştırdık. Tabii, paktın gerçekleşmesi, olgunlaşmasının, Kafkaslar'da
barışa bağlı olduğunu görüştük. Karabağ sorununun bir an önce çözümü, iki
ülkenin ortak dileğidir. Abhazya sorununun bir uzlaşıya ulaştırılması önemiüzerinde
de durduk."
Dışişleri
Bakanı İsmail Cem, Kars-Tiflis demiryolunun önemine değinirken de, bu yolun
Türkiye'yi Gürcistan'a, Gürcistan'ı da Türkiye'ye bağlamakla kalmayıp, bütün
Kafkasya'yı bir bakıma Batı Avrupa'ya, bir bakıma da Doğu Asya'ya
bağlayabilecek büyük bir projenin parçası olduğunu belirtti. Cem, "Bu
konuda finansman sıkıntısı var. 1 milyar 200 milyon dolar olarak hesap edilen
bir proje. Bunu Türkiye'nin tek başına üstlenmesi gerç ekten çok zor. Ancak,
iki ülke arasında ortak çalışmalar devam ediyor." dedı.
Gürcistan
Dışişleri Bakanı Menagarişvilli ise, Bakan Cem'in tüm görüşmeleri
ayrıntılarıyla aktardığını ve kendisinin görüşlerine katıldığını belirterek,
"Gürcistan'ın tam bağımsızlığa kavuşması ve Avrupa ile entegrasyonu için
Türkiye'nin rolü çok büyüktür. Helkinski Zirvesi'nde AB'nin Türkiye'ye aday
statüsü vermesiyle Kafkasya ülkeleri için Türkiye'nin rolü daha da arttı. Bu
nedenle Gürcistan'ın imkanları daha da artmış oldu" dedi.
* OKUYAN: "UZUN
YILLAR İHMAL EDİLEN SSK, 3.7 KATRİLYON LİRA AÇIK VERMİŞTİR"
ELAZIĞ, 26/07
--- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan, uzun yıllar ihmal edilen
Sosyal Sigortalar Kurumu'nun (SSK), 3.7 katrilyon lira açık verdiğini söyledi.
Çeşitli temas
ve incelemelerde bulunmak üzere Elazığ'a gelen Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanı Okuyan'ı havaalanında, Vali Lütfullah Bilgin, Belediye Başkan Vekili
Burhan Sadak ve öteki yetkililer karşıladı. Vali Bilgin'i ziyaret eden Okuyan,
burada yaptığı açıklamada, SSK'nın yıllardır yanlış yönetilmenin sonucu zarar eden
bir kurum olduğunu belirtti. SSK'da "Güvenlik reformu" uygulamasına
başlanması sonucu, bu kurumun ilk kez kendi yağıyla kavrulur duruma geçtiğini
de ifade eden Okuyan, şöyle dedi:
"Uzun
yıllar ihmal edilen SSK, 3.7 katrilyon lira açık vermiştir. Türkiye genelinde
yatırım payı 2.7 katrilyon liradır. Bu rakamlar, bu kurumun içine düştüğü
durumu göstermektedir. İlk kez Temmuz ayında hazineden destek alınmadan
emeklilerin parası ödenebilmiştir. Daha önce her ay hazineden 100 ile 400
milyon dolar arasında SSK'ya yardım aktarılmaktaydı. Bu durumdan SSK'nın kurtarılmış
olması, olumlu bir gelişmedir. Bakanlığımızın sosyal güvenlik alanında almış
olduğu ve uygulamaya koyduğu tedbirlerle SSK'nın açığı, 2050 yılında tamamiyle
kapatılmış olacaktır. Tüm Türkiye'de SSK hastaları, 1,5 yıl sonra arzu
ettiğimiz seviyede sağlık hizmeti almaya başlayacaklardır. Bu (Tam Otomasyon
Sisteminin) bilinci merhalesini, uygulamaya almamızla mümkün olacaktır. Sistem,
3 özelliği beraberinde getirmektedir. Bunlar; vatandaşını kendini denetleyebilmesi,
işsizlik sigortası ve sağlık dosyasını içermektedir."
Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan, vatandaşlara verilecek sosyal güvenlik
kartıyla 32 milyon SSK'lı ve 14 milyon Bağkur'lunun her türlü kağıttan kurtulacaklarını
da belirterek, şöyle devam etti:
"Bu
uygulamayla sigortalı vatandaşlarımız hiçbir kağıt kullanmadan istedikleri
sağlık kurumunda tedavilerini yaptırılabilecekler. Bu yıl içerisinde 32 SSK
hastanemizde IS0 9002 kalite belgesi almak için çalışmaları mızı başlattık. Bu çalışmalarımız
da 1,5 yıl içerisinde tamamlanacaktır. Ülke genelinde tam teşekküllü 100 sağlık
kurumumuz, belirlenecek merkezlerde hizmete alınacak ve yılbaşından itibaren 18
bin sağlık personelinin ataması yapılarak SSK'ya rahatlama getirilecektir. Bu
güne kadar Türkiye'de 71 ili ziyaret ettim. Elazığ'da 72. il oldu. Kalan illeri
de 1 ay içerisinde ziyaret edip 81 ili gezmiş olacağım. Elazığ, Tunceli ve Malatya'da
bugün yapacağım incelemelerde, problemleri yerinde tespit edip gerekli
çözümleri getirmenin gayreti içerisinde olacağım."
* OKUYAN: "YAPMAK
İSTEDİĞİMİZ, 30 YILA YAKIN ZAMANDIR İHMAL EDİLMİŞ SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİNİ,
AKILCI HESABA DAYALI BİR SİSTEME OTURTMAKTIR"
ELAZIĞ, 26/07
--- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan, bakanlık olarak yapmak
istediklerinin, 30 yıla yakın zamandır ihmal edilmiş sosyal güvenlik sistemini,
akılcı hesaba dayalı bir sisteme oturtmak olduğunu söyledi.
Fırat
Üniversitesi'nin 25. yıldönümü kutlamaları çerçevesinde Atatürk Konferans
Salonu'nda düzenlenen törende, Bakan Okuyan'a Türkiye'ye hizmetlerinden dolayı
"Fahri Doktora Payesi" verildi.
Okuyan, törenin
açılışında, kendisine de "Fahri Doktora Payesi"nin verilecek
olmasından ötürü mutlu olduğunu, bu paye ve cüppeyi ömrünün sonuna kadar
saklayacağını belirtti.
Yapılan işlerin
takdir edilmesinin çok önemli olduğunu ve insanlara büyük bir manevi güç
verdiğini kaydeden Okuyan, şöyle devam etti:
"Arada bir
buraya gelip bir öğretim üyesi olarak öğrencilere ders vereceğim. Bizim
bakanlık olarak yapmaya çalıştığımız, 30 yıla yakın zamandır ihmal edilmiş ve
geçmişte de birazcık siyasi popülizm nedeniyle iyice işin içinden çıkılmaz
boyutlara dönüştürülmüş olan sosyal güvenlik sistemini, akılcı hesaba dayalı
bir çizgiye oturtmaktır."
Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanı Okuyan, çıkardıları sosyal güvenlik reformunun aslında
çok gecikmiş bir reform olduğuna belirterek, şöyle konuştu:
"Bu
reformun ikinci kademesinde TBMM'ye sunduğumuz 5 yasa tasarısı da
kanunlaştığında, daha kaliteli sigorta ve sağlık hizmeti sunulmasının yanı sıra
giderek kapanması mümkün olmayan boyutlara ulaşan sosyal güvenlik sistemindeki
açıklar da bir daha patlamama noktasına gelecektir.
57'nci Hükümet
olarak, göreve geldiğimizde öncelikli olarak ele aldığımız ve birçok çevrenin
acımasızca eleştirdiği sosyal güvenlik reformunu gerçekleştirdik.
Parlamento'daki görüşmelerde muhalefete ait miletvekillleri hatta partili
arkadaşlarım siyasi hayatımın bitebileceğini belirttiler. Ben bu eleştirilere
(İnsanların siyasi hayatı toplumun ve milletin, geleceği için çalışma
yapmasıdır. Bu riski göze alamayanların miletin geleceğinden emin olmaları
zordur. Siyasi hayat zaten bir gün bitecektir) şeklinde cevap verdim. Doğru bildiğimiz
ve milletin menfaatine olan çalışmaları yapmaya devam edeceğiz."
Bakan Yaşar
Okuyan, SSK'nın 1991 yılında 128 milyar lira fazlalığı olduğunu da kaydederek,
"38 yaş emeklilik uygulamasının başlamasıyla 1992 yılında 2,5 trilyon lira
açık verildi. Bu açık giderek büyüdü. Türkiye'nin ihtiyacı para değildir.
Türkiye'nin ihtiyacı akıl, yürek ve cesarettir" dedi.
Fırat
Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Eyüp İsbir de senatolarının aldığı karar
doğrultusunda Türkiye'ye hizmet eden devlet adamı, sanatçı, bürokrat ve iş
adamlarına "Fahri Doktora Payesi" verilmesinin kararlaştırıldığını
belirtti.
Daha sonra
Okuyan ile birlikte şair Bekir Sıtkı Erdoğan, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü
emekli müsteşarı Orhan Bilgin ve işadamı Hacı Ali Akın'a "Fahri Doktora
Payesi" verilirken, mal varlığını üniversiteye bağışlayan görme özürlü
Naime İnci Deren'e de teşekkür plaketi sunuldu.
* TANKIKULU:
"ORGANİZE SANAYİ BÖLGELERİ VE KÜÇÜK SANAYİ SİTELERİNİN TEMERRÜT FAİZLERİNDEN DOĞAN BORÇLARI 31
ARALIK 2000 TARİHİNE KADAR
DURDURULDU"
ANKARA, 26/07
--- Sanayi ve Ticaret Bakanı Kenan Tanrıkulu, Organize Sanayi Bölgeleri (OSB)
ile Küçük Sanayi Siteleri'nin (KSS) temerrüt faizinden doğan borçlarının 31
Aralık 2000 tarihine kadar durdurulduğunu bildirdi. Tanrıkulu yaptığı yazılı
açıklamada, uzakdoğu ülkeleri ve Rusya'da başlayan ve Türkiye'yi de önemli
ölçüde etkileyen ekonomik kriz nedeniyle, sanayici ve küçük esnafın ciddi mali
sıkıntı içine düştüğünü belirterek, zor günler geçiren sanayi kesimine yönelik rahatlatıcı
önlemler almanın içinde bulunulan süreçte heyeti önem arzettiğini kaydetti.
OSB ve
KSS'lerin kullandırdıkları kredilerin anapara taksitleri ve faizlerini vaktinde
ödeyemediklerini belirten Tanrıkulu, OSB ve KSS'lere yüzde 90 seviyesinde
temerrüt faizinin uygulanması sonucu bu kuruluşların ödeme konusunda tamamen
bir çıkmaza girdiğini söyledi. Tanrıkulu şöyle dedi:
"Bakanlığımıza
yapılan borç ertelemesine ilişkin yoğun müracaatlar göz önüne alınarak,
sanayileşme ve kalkınmada büyük önemi olan OSB ve KSS'lerin belirlenen hedef ve
program çerçevesinde temerrüt faizinden doğan borçları 31 Aralık 2000 tarihine
kadar durdurulmuştur. Söz konusu uygulamadan ödeme güçlüğü içinde bulunan OSB
ve KSS'lerin tamamı yararlanabileceklerdir.
Böylece yeni
yeni toparlanmaya başlayan sanayicilerimiz ve küçük esnafımızın Bakanlığımıza
olan borçlarını uygun şartlarda ödeme imkanına kavuşturulmaları sağlanmıştır.
Uygulamayla OSB ve KSS'ler, toplam 9 trilyon 400 milyar lira tutarında temerrüt
faizi borcundan kurtulmuş olacaklardır.
Bakan
Tanrıkulu, OSB ve KSS'lere Sanayi Bakanlığı tarafından kullandırılan kredilerin
yıllık faiz oranlarının da ekonomik istikrar programı doğrultusunda daha önce
düşürüldüğünü hatırlatarak, söz konusu kredilerle ilgili olarak yürütülen
çalışmalar sonucunda 1 Ocak 2000 tarihinden önce normal illerde yüzde 40 olarak
uygulanan faiz oranlarının yüzde 15'e, 1. Derecede Kalkınmada Öncelikli
Yörelerde (KÖY) yüzde 25'den yüzde 10'a, gelişmiş illerde de yüzde 50'den yüzde
20'ye indirildiğini kaydetti.
Tanrıkulu,
böylece OSB'lerde yatırım yapan sanayicilere ve KSS'lerde faaliyet gösteren
esnafa büyük kolaylık sağlandığını bildirdi. Faiz oranlarında yapılan
indirimlerle sanayi yatırımlarının büyük ölçüde teşvik edilmiş olacağını
belirten Tanrıkulu, diğer taraftan, Anadolu'da sanayi hamlesi içinde olan
girişimcilerin bu uygulama ile daha fazla yatırım yapma imkanına kavuşacağını
ve finansman yönünden rahatlayacağını söyledi. Tanrıkulu, sanayicilere daha
küçük maliyetlerle kredi kullandırılarak, reel ekonominin gelişmesi yönündeki
çabaların süreceğini de kaydetti.
* BAL: "TÜRK-YUNAN
YEREL YÖNETİCİLERİ ARASINDA BAŞLATILAN YAKINLAŞMA SÜRECİNİN GELİŞTİRİLMESİ, İKİ
ÜLKE DOSTLUĞUNA KATKIDA BULUNUR"
GÜMÜLCİNE,
26/07 --- Devlet Bakanı Faruk Bal, Trakya bölgesindeki Türk ve Yunan yerel
yöneticileri arasında başlatılan yakınlaşma sürecinin desteklenerek geliştirilmesinin,
iki ülke arasındaki dostluğa önemli katkısı olacağını belirtti.
Batı Trakya'da
Dostluk Eşitlik ve Barış Partisi (DEB) kurucusu merhum Dr. Sadık Ahmet'in
5.ölüm yıldönümü münasebetiyle düzenlenen törenlere katılmak üzere dün
Gümülcine'ye gelen Bal, temaslarını tamamlayarak, Türkiye'ye gitmek üzere
bölgeden ayrıldı.
Bal, Batı
Trakya'dan ayrılmadan önce, Rodop Valisi Stergios Stavropulos'u ziyaret etti.
Vali
Stavropulos'un talebi üzerine yapılan görüşmeden sonra gazetecilere açıklama
yapan Bal, Türkiye ile Yunanistan arasında süratle gelişen dostluk sürecine
katkıda bulunabilmek amacıyla, Vali Stavropulos ile fikir alışverişinde
bulunduklarını belirtti.
Açıklamasında
iki ülkenin yerel yönetimleri arasında başlatılan yakınlaşma sürecinin önemine
değinen Bal, bu sürecin geliştirilerek başka alanlara da yayılmasının, Türkiye
ile Yunanistan arasındaki dostluğa önemli katkıları olacağını söyledi.
Bakan Bal, Türk
azınlıkla ilgili bir soru üzerine de, devletlerin, bünyelerinde barındırdıkları
azınlıkların ana dillerinin yanı sıra içinde bulundukları ülkenin de dilini
öğrenebilmeleri için vatandaşlarına yardımcı olmaları gerektiğini söyledi.
Bunun her
şeyden önce o ülkenin menfaatine olacağını belirten Bal, "Her alanda
geliştirilmesi gereken işbirliğinin, bu şekilde de geliştirilmesi gerektiğini
düşünüyorum" diye konuştu.
Vali
Stavropulos da açıklamasında, Türk bakanın ziyaretinin resmi bir ziyaret
olmamasına karşın, iki ülke dostluğu açısından son derece olumlu ve yararlı
geçtiğini vurgulayarak, ''Bugün burada dostluk, barış ve yakınlaşma ifade eden
bir imza daha atıldı'' dedi. Stavropulos, Bakan Bal ile görüşmelerinde ayrıca,
iki ülke arasında başta turizm, ortak yatırım ve tarım olmak üzere, birçok
alanda işbirliği yapabilme olanakları tespit ettiklerini de belirtti.
Bakan Bal,
beraberindeki Türk parlamenterlerle birlikte sabah saatlerinde de Gümülcine
Türk Gençler Birliği'ni ziyaret etti.
Burada
Gümülcineli Türkler tarafından sevgi gösterileriyle karşılanan Bal ve Türk
parlamenterler, daha sonra Gümülcine çarşısını gezdiler. Öğle saatlerinde
İskeçe bölgesine geçen Bal ve Türk parlamenterler, burada da İskeçe Türk
Birliği'ni ve İskeçeli Türk işadamı Ali Müminoğlu'na ait "ALSAMAR"
isimli mermer fabrikasını ziyaret etiler.
* BUDAK: "12 EYLÜL
REJİMİNİN KALINTISI KONUMUNDAKİ YASALAR GEREĞİ HAKSIZ VE YANLIŞ BİR
UYGULAMAYLA, 100 BİNİ AŞAN İŞÇİ SENDİKASIZ KALABİLECEK"
İSTANBUL, 26/07
--- Eski Deri-İş Sendikası Genel Başkanı Kenan Budak, ölümünün 19. yılında
Silivrikapı Mezarlığı'ndaki kabri başında törenle anıldı.
Kenan Budak'ın
amcasının oğlu ve DSP İstanbul Milletvekili Rıdvan Budak, törende yaptığı
konuşmada, Türkiye'de 10 yılda bir yaşanan olağanüstü rejimlerin birçok insanı
aramızdan ayırdığını kaydederek, şöyle dedi:
"Maalesef
özellikle de devlet karşıtı olarak tanımlanan ve dünyaya soldan bakan
insanların katillerinin bulunması bir şekilde engellendi.
Kenan'ı öldüren
ve devlet elbisesine sığınmış kişi de, 12 Eylül'ün karanlığında kayboldu. Bu
bir hukuk devleti için yakışık alabilecek bir durum değil"
Konuşmasında,
Türkiye'nin tüm sıkıntılara rağmen büyük bir dönemeci yaşadığını vurgulayan
Rıdvan Budak, şunları söyledi:
"Türkiye
ya insan haklarına, özgürlüğe, eşitliğe, hukukun egemenliğine uygun bir devlet
haline gelecek, yahut da mevcut çelişkilerini sürdürerek çağdaş dünyanın içinde
yerini almaktan alıkonacaktır. Artık Türkiye'de hukuk egemen olmalıdır, suçu işleyenden
hesap sorulmalıdır. Çünkü devletler kurallı yaşamak için milletler tarafından
oluşturulan kurumlardır. Devletin egemenliği hukukun üstünlüğüne dayandığı
zaman, yurttaş devlete saygı duyacaktır. Devlet (benim için suç işledi) deme
şansına sahip olmayan bir organdır."
Türkiye'nin bir
barış ve kardeşlik ortamı yakaladığını dile getiren Budak, "Bu yönde hızla
adım atmalıdır, hepimiz buna katkı vermeliyiz. Ama bu gidişi elbetteki birtakım
yerler provoke edeceklerdir. Bunu da dikkatle izleyip, sesimizi
yükseltmeliyiz" dedi.
DSP İstanbul
Milletvekili Budak, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nca yayımlanan Temmuz
2000 işkolu istatistiğinde 10 sendikanın yetkisinin düşürülmesi nedeniyle, DİSK
yöneticilerinin Ankara'da haklarıını aradıklarını da hatırlattı.
"12 Eylül
rejiminin kalıntısı konumundaki yasalar gereği haksız ve yanlış bir
uygulamayla, 100 bini aşan işçi sendikasız kalabilecek" diyen Budak,
konuyla ilgili olarak Başbakan Bülent Ecevit'le bir görüşme yapacağını
kaydetti.
DİSK
yöneticilerinin Ankara'da bulunmaları nedeniyle katılmadıkları anma töreninde,
DİSK eski genel başkanlarından Kemal Nebioğlu, sendika yöneticilerini
vefasızlıkla suçladı. Nebioğlu, "Biz gelecek kuşakların hem mücadeleye
zaman ayırmalarını, hem de vefalı olmalarını istiyoruz" dedi.
* ANAP, YÖK KANUNU'NUN
DEĞİŞTİRİLMESİ HAKKINDA KANUN TEKLİFİ HAZIRLADI... YILDIRIM: "TASARIYLA
BUGÜN YAŞANAN OLAYLARIN, SORUNLARIN BÜYÜK KISMI GİDERİLECEK"
ANKARA, 26/07
--- ANAP Genel Başkan Yardımcısı Salih Yıldırım, YÖK Kanunu'nun Değiştirilmesi
Hakkında Kanun Teklifi hazırladıklarını bildirdi. Yıldırım, bununla YÖK'ün
yürütme ile ilgili yetkilerinin çok önemli bir kısmının üniversite kurullarına
devrinin öngörüldüğünü belirterek, "Tasarı ile bugün yaş anan olayların,
sorunların büyük kısmı giderilecek" dedi.
Yıldırım, ANAP
Genel Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında, yüksek öğrenim ile ilgili
çeşitli konulara değindi. Yıldırım, bugün çağdaşlık ölçütü bazı parametreler
bulunduğunu ve bunlardan birinin de yetişmiş, eğitilmiş insan gücü olduğunu
ifade etti. Yükseköğrenimin bazı sorunları bulunduğunu, bu sorunlar arasında YÖK'ün
de yer aldığını kaydeden Yıldırım, YÖK'ün sıradışı bir kurum olmadığını,
geleceğinin devletin geleceği ile eşdeğer olduğunu söyledi. Yıldırım,
"Bunu kimsenin insafına, inisiyatifine bırakma lüksümüz yoktur" diye
konuştu.
Bu hafta içinde
açıklanacak üniversite seçme sınavı sonucunda 295 bin kişinin çeşitli yükseköğrenim
kurumlarına yerleştirileceğini, 1 milyon 100 bin kişinin ise açıkta kalacağını
belirten Yıldırım, bu kurumların tam kapasiteli ile çalıştırılması gerektiğini
söyledi. Yıldırım, yüksek öğrenimde eğitimin 8 saat yerine 16 saate çıkarılması,
tam yıl öğrenim yapılması zorunluluğunun bulunduğunu kaydetti. Seçme sınavının
adil ve objektif olduğunu söylemenin mümkün olmadığını vurgulayan Yıldırım,
şöyle konuştu:
"Yapılan
sınavlar adaletten uzak. Sınav sonucu ilk 20'ye giren il içinde doğu ve
güneydoğu illeri yok. Başarısız olan son 20 ilin 17'si ise bu iller. Bu,
eğitimin adaletsiz yapıldığının göstergesidir.
Ayrıca sınavda
başarılı olanlar da istedikleri okullara girememektedir. Bugün üniversiteye
girmek, mezun olmak da yetmiyor. Mezun olanların yüzde 75'i işsiz, iş
bulanların yüzde 63'ü ise kendi branşları dışında işlerde çalışıyor."
Yıldırım, vakıf
üniversitelerinin desteklenmesini, özel kuruluşların da yüksek öğrenim kurumu
açmaları için imkanlar sağlanması gerektiğini söyledi.
1981 yılında
çıkarılan YÖK Yasası'nın değişimi yakalayamadığını ifade eden Yıldırım, bu
yasada üniversitelerin kendi yöneticilerini belirlemekten aciz bir kurum olarak
gösterildiğini ifade etti. Yasa'nın Anayasa ve kendisiyle çelişkili olduğunu
anlatan Yıldırım, bunun son örneğinin de rektör seçimlerinde yaşandığını, 9
Eylül Üniversitesi rektör seçimlerinde en çok oyu alan kişilerin YÖK tarafından
rektör adayı olarak gösterilmediğini söyledi.
ANAP olarak YÖK
yasasında değişiklik yapan bir kanun teklifi hazırladı klarını ve bunu ilgili
kuruluşlara gönderdiklerini vurgulayan Yıldırım, şöyle devam etti:
"Tasarı 32
geçici madde (32 değişiklik maddesi) ve 2 geçici ek maddeyi içeriyor. Bu tasarı
ile bugün yaşanan olayların, sorunların büyük kısmı giderilecek. Tasarı ile
YÖK'ün yürütme ile ilgili yetkilerinin çok önemli kısmı, üniversite kurullarına
devredildi. Tasarı ile üniversiteler, demokrat, çağdaş üniversite olma yolunda önlerindeki
bürokratik engellerin kaldırıldığını görecekler ve bunu yaşama geçirme imkanı
bulacaklar.
Biz, bize düşen
görevi yaptık. TBMM'nin çok kısa süre içinde bu tasarıyı yasalaştırarak,
sorumluluğunu yerine getireceğini ümit ediyoruz. YÖK'ün esas amacı,
koordinasyon, kalite kontrolü ile bilimsel denetim yapmaktır. Ancak bugünkü
yapısıyla bu fonksiyonunun gereğini yapmak değil, sadece üniversiteleri nasıl
kontrol altında tutarımın uğraşını sergilemektedir. Bu bakımdan YÖK yasası,
mantığı, yükümlülükleri yeniden değiştirilmelidir. Bizim tasarımız da bunları içermektedir.
Hazırladığımız
tasarıda yürütme ile ilgili tüm yetkiler üniversite kurullarına bırakılmıştır.
Yönetim ile alakalı konularda da YÖK takdir hakkını kullanmayacak duruma
getirilmiştir. Bu YÖK'ün yetkilerinin elinden alınması anlamında değil, YÖK'ün
kullanmaması gerekli olan yetkilerin, ilgililere teslimi niteliğindedir.
Örneğin üniversitelerden gelen listelerde en fazla oy alan 2 kişinin Cumhurbaşkanı'na
sunumu şeklinde değiştirilmiştir. Bu hem üniversiteleri, hem de
Cumhurbaşkanı'nı rahatlatacak bir uygulamadır."
Yıldırım,
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in rektör tespiti konusundaki davranışını da
"sorumlu, hukuka saygılı bir devlet adamı davranışı" olarak
değerlendirdiklerini söyledi.
Yıldırım,
toplantıdan sonra gazetecilerin sorularını da yanıtladı. Milli Güvenlik
Kurulu'nun (MGK) yapısında daha fazla sivil bulundurulmasına ilişkin bir soruyu
yanıtlayan Yıldırım, MGK'nın dayatmacı olmayan bir kurul olduğunu, askeri ve
sivil üye konusunda değişikliğe gidilebileceğini ve bunda bir sıkıntı
olmayacağını kaydetti.
Yıldırım,
Akkuyu santralı ile ilgili Bakanlar Kurulu'nda iptal kararı çıkıpçıkmayacağına
ilişkin bir başka soruya ise "Ülkede her yıl yüzde 8-10 oranında enerji
açığı çıkar ve her yıl 3-5 milyar dolar yatırım yapılması gerekir. Çevreyle
alakalı konuların, dünya gündeminde çok önemli yer aldığı bir ortamda, bu
konuyla ilgili politikaların gözden geçirilmesi doğaldır ancak, bizim enerji konusunda
büyük projeleri erteleme lüksümüzün olmadığının altını çizmek istiyorum"
karşılığını verdi.
Yıldırım,
TCK'nın 312. maddesi konusunda ANAP'ın bir çalışma yapıp yapmadığı konusundaki
bir soruyu da, "21. yüzyılda çağdaşlaşmanın herkesin hedefi olduğu bir
ortamda, duygu ve düşüncelerin önüne engel koymanın, bu mantıkla
bağdaşmadığının altını çizmek istiyorum. Ancak bu laik cumhuriyeti ve ülke
bütünlüğünü sıkıntıya sokacak bir tasarıma dönüşmemesi koşuluyla. İşte biz bu savla,
312'nin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini, eyleme dönüşmemiş duygu ve
düşüncelerin suç kapsamı dışına taşınılmasının tartışılmasını istiyoruz"
diye yanıtladı.
* KUTAN: "ET VE
BALIK KURUMLARININ ÖZELLEŞTİRİLMESİ DOĞU VE GÜNEYDOĞU BÖLGELERİNE YAPILACAK EN
BÜYÜK KÖTÜLÜKTÜ"
KARS, 26/07 ---
Fazilet Partisi (FP) Genel Başkanı Recai Kutan, Et ve Balık Kurumlarının (EBK)
özelleştirilmesinin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerine yapılacak en büyük
kötülük olduğunu savundu.
Kutan, Kars'ta
Vali Nevzat Turhan, Belediye Başkan Vekili Mahmut Tanyüksel, Kafkas
Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Fahri Batu'yu makamlarında ziyaret etti.
Daha sonra Kars Ticaret ve Sanayi Odası'na geç en Kutan, işadamlarıyla bir süre
sohbet etti.
Kutan, burada
yaptığı konuşmada, Doğu illerindeki sorunların aynı olduğunu belirterek,
bunların derhal çözülmesi gerektiğine inandıklarını kaydetti. Tarım ürünlerine
uygulanan kotaları anlamsız bulduklarını ifade eden Kutan, şunları söyledi:
"Türkiye'de
şeker üretimi 2 milyon ton, Fransa'da ise 6 milyon ton. Her iki ülkenin bir
milyon 700 bin ton iç tüketimi oluyor. Her iki ülkenin de tüketimi aynı
olmasına rağmen üretimde 3 kat fazlalık var. Fransa, ürettiği şekerleri bizim
güney komşularımız olan İran ve Suriye'ye pazarlıyor. Bunu biz de yapabiliriz.
Tarım sektörü milli gelirden yüzde 13 pay alıyor. Ancak halkın yüzde 40'ı
tarımla geçimini sağlıyor. Tarım sektörü hak ettiğini alamıyor."
ABD'de aile
başına 5 bin dolar, Türkiye'de ise yılda 200 dolar tarım teşviki verildiğini
kaydeden Kutan, şöyle devam etti:
"Milli
Selamet Partisi döneminde temelini atığımız ve bazılarını faaliyete
geçirdiğimiz süt fabrikaları ve et kombinaları özelleştirilmiş. Özellikle Et ve
Balık Kurumlarının özelleştirilmesi Doğu ve Güneydoğu bölgelerine yapılacak en
büyük kötülüktü. Tarım sektörüne dayalı olan illerde Et ve Balık Kurumlarının özelleştirilmesi
hiç de mantıklı değil. Şimdi, çiftçiler pazarlama sorunu yaşıyor. Ancak hükümet
bu mantıksız özelleştirmeyi yapmasaydı, hayvancılığa vereceği teşviki Et ve
Balık Kurumları aracılığı ile yapardı. Elde stok olan etlerin tüketiminde ise
Et ve Balık Kurumlarından etlerin alınması yönünde Türk Silahlı Kuvvetleri'ne talimat
verilerek pazarlanabilirdi. Şimdi, bu tür pazarlama şansımız kalmadı."
Kutan, sınır
illerindeki kalkınmaya da değinerek, Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğu illerinden
komşu ülkelere sınırı olan illerin sınır ticareti ile kalkınabileceğini
söyledi.
Kutan, siyasi
şartların yerine getirilmesi halinde Kars'taki Doğu Kapısı'nın açılmasıyla da
Türkiye'nin ve Ermenistan'ın menfaati olacağını sözlerine ekledi.
* BEDÜK:
"MEMURLARIN, İKİ MÜFETTİŞİN RAPORLARIYLA MEMURİYETTEN İHRACININ, KANUN
HÜKMÜNDE KARARNAME İLE YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİNE İLİŞKİN HABERLERİ ENDİŞE İLE TAKİP
EDİYORUZ"
ANKARA, 26/07
--- DYP Grup Başkanvekili Saffet Arıkan Bedük, memurların, iki müfettişin
raporlarıyla memuriyetten ihracının, kanun hükmünde kararname ile yürürlüğe
gireceğine ilişkin haberleri endişe ile takip ettiklerini belirterek, "Bu
Anayasa'ya, Anayasa Mahkemesi kararlarına, demokrasiye ve insan haklarına
aykırıdır" dedi.
Bedük, DYP
Genel Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında, hükümetin, milletin
ihtiyaçlarına cevap verecek yasaların çıkarılmasına yönelik çalışmalarda geç
kaldığını savundu.
Demokratik
hukuk devletinde, iş ve hizmetlerin süratli, verimli ve etkili bir şekilde
yürütülebilmesi kadar, bireyin, diğer bireylere veya kamu idaresinin haksız
tasarruflarına karşı korunmasının önemli olduğuna işaret eden Bedük, "Kamu
idaresinde iş verimini düşüren, haksızlıklara, adaletsizliklere neden olan
temel yasalarımızdan biri de personel rejimi ve ücret politikalarıdır"
dedi.
Bedük,
hükümetin, halen, iş verimini artıracak ve personeli teşvik edecek temel
yasalarda değişiklik yapamadığını, bu konuda bir çalışma ve gayretin içinde
olmadığını ileri sürdü. Bedük, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Buna
karşılık, personele, kolaylıkla ceza verilmesini öngören yasaların çıkarılacağına
dair bilgiler alınmaktadır. Yıllarca kamuda çalışanların, asılsız iddia ve
ithamlarla bir kişinin iki dudağı arasındaki bir sözle, iradeyle memuriyetten
çıkarılma cezasının, kanun hükmünde kararname ile yürürlüğe konulacağına dair
haberleri endişe ile takip ediyoruz. Bu Anayasa'ya, Anayasa Mahkemesi
kararlarına, demokrasiye, insan haklarına aykırıdır. Bir memurun, istikbalini karartmadır,
cezadır. Ceza, kanun hükmünde kararname ile değil, ancak yasa ile getirilir.
Memurların, iki müfettişin raporlarıyla memuriyetten ihracını öngören kanun
hükmünde kararnamede, Sayın Cumhurbaşkanımız'ın YÖK'teki tavrını yeniden görmek
istiyoruz."
Bedük,
"Anasol-D ve Anasol-M hükümetleri" döneminde memurlara verilen maaş
artışlarının enflasyon karşısında yetersiz kaldığını ileri sürerek, "DYP
iktidarının, 1994'te memura verdiği yüzde 18 zammı yetersiz bulan, bu nedenle
1995 seçimleri öncesinde, hükümete güvenoyu vermeyen Sayın Ecevit ile, yine bu
zammı yetersiz bulan ve (İsyan etmeyen memurdan şüphe duyarım) diye memurları
isyana çağıran Sayın Yılmaz'a sesleniyorum: Eğer o günkü söyledikleriniz
doğruysa, bugün gereğini yapın. Eğer bugünkü icraatınız doğru ise, o günkü
iktidardan özür dileyin. Ya olduğunuz gibi görünün ya da göründüğünüz gibi
olun" diye konuştu.
AB'ye girme
gayretleri içinde olan Türkiye'nin, TCK'nın 312. maddesinin kaldırılıp
kaldırılmayacağına yönelik tartışmaları geride bırakması gerektiğini ifade eden
Bedük, iktidarın, bu konuda, "ne tavrı, ne görüşü, ne de belli bir programının"
bulunduğunu söyledi. Bedük, "İktidarın bir ortağı ise acaba hem hükümette
kalıp, hem muhalefetle bu yasaları çıkartarak, nasıl bir siyasi çıkar sağlayabilirimin
içinde" diye konuştu.
KKTC'de dün
yaşanan olayların hiçbir haklı gerekçesinin bulunmadığını da kaydeden Bedük,
Meclis'i basan bir topluluğun, ne o topluma, ne insanlara, ne de Kıbrıs'a bir
yararının olamayacağını söyledi.
Bedük, hiçbir
gerekçenin, anarşi ve terörü haklı kılamayacağını kaydederek, "O sebeple,
Meclis'e yönelik, oradaki topluluğun tepkisini kesinlikle kabul etmemiz mümkün
değildir" dedi.
* ÖYMEN: "DENİZ
BAYKAL'IN NABIZ YOKLAMA TURLARI BENİ RAHATSIZ ETMEZ"
BOLU, 26/07 ---
CHP Genel Başkanı Altan Öymen, Deniz Baykal'ın partinin eski genel başkanı
olduğunu belirterek, "Baykal'ın nabız yoklama turları beni rahatsız
etmez" dedi.
Öymen,
"Genç Çizgi Ötesi" adlı yerel dergi tarafından düzenlenen "Yılın
En İyileri" ödül törenine katılmak üzere Bolu'ya geldi.
Tören
öncesinde, İzzet Baysal Caddesi'nde gezen Öymen, vatandaşlarla sohbet etti,
kent merkezindeki Köroğlu heykelinin altında hatıra fotoğrafı çektirdi.
Öymen, bir
gazetecinin "Deniz Baykal'ın nabız yoklama turları hakkında ne
düşünüyorsunuz?" sorusu üzerine, Baykal'ın siyasetin içinde olduğunu
belirterek, "Sayın Baykal, partimizin eski genel başkanı, yani hala
birlikteyiz. Siyasete girildiği zaman çıkılmaz, Sayın Baykal'ın nabız yoklama
turları beni rahatsız etmez" dedi.
Öymen, Belediye
Nikah Salonu'ndaki törende de, Türk basının hala sansür sıkıntısı çektiğini
söyledi. Dergilerde sürekliliği yakalamanın azim istediğini belirten Öymen,
şunları kaydetti:
"50 yıllık
deneyimli bir gazeteci olarak Türk basının en büyük eksikliğini yerel haber
noksanlığında görüyorum. İstanbul'da çıkan gazetelerde Anadolu'dan haber bulmak
çok zordur. Yerel basının kuvvetli olması demokrasinin şartıdır. Olan bitenden,
yöneten insanlardan ne kadar çok bilgi alırsanız, sandıkta da o denli doğru seçim
yapabilirsiniz. O nedenle Türkiye'de demokrasinin gelişebilmesi için yerel
basının kuvvetlendirilmesi lazımdır."
Basın
özgürlüğünün önemine dikkati çeken Öymen, "Türkiye'deki kanunlar
düşünceleri açıklamada bazı yasaklamalar getiriyor. Basına özelikle
siyasetçiler ve bürokratlar kızar. Ben, gazeteciyken siyasilere, siyasiyken de
gazetecilere kızgınlığım oldu. Basın yanlışlık yapmadan ilkeli yayın görevini
sürdürmelidir" diye konuştu.
Depremin bir
doğa olayı olduğunu anlatan Öymen, partisi tarafından bastırılan ve dağıtılan,
"Şimdi dayanışma zamanı, yapacağınız her yardım onları yaşama
döndürücektir. Sarsılmayınca uyanmıyoruz" yazılı afişi salonda bulunanlara
göstererek, şöyle konuştu:
"Deprem
bir doğa olayıdır. Ancak, bu doğa olayını bir afet haline getirilmemesi için
parti olarak önerilerimizi bir rapor halinde hükümete sunduk. Biz, prefabrik
konutlara ağırlık vermek yerine doğrudan doğruya kalıcı konutların yapımına
gidilmesinden yanaydık. Bu fikrimizin ne denli doğru olduğu anlaşılmış durumda.
Deprem sonrası
vatandaşa sorulan, "Kalıcı konut mu, 6 milyar lira mı istersiniz?"
sorusuna sağlıklı bir yanıt alınamadığı kanısındayız. 6 milyar liranın
cazibesine kapılan vatandaşlar, günümüzde bu parayla ev yaptıramamanın
sıkıntısı yaşıyor. Bu durumda vatandaşa yeniden seçim yapma şansı verilmesi
gerekiyor. Japonlar gibi depremle birlikte yaşamak durumdayız."
Konuşmaların
ardından, ödül törenine geçildi. Törende, yılın en iyi bürokratı ödülünü Bolu
Emniyet Müdürü Uğur Gür, deprem bölgesini en fazla ziyaret eden siyasi parti
genel başkanı ödülünü CHP Genel Başkanı Altan Öymen, yılın en iyi sivil toplum
örgütü ödülünü Bolu Muhtarlar Derneği Genel Başkanı Cemalettin Danışman ve
bölgeye en fazla katkıda bulunan kurum ödülünü ise Halk Bankası aldı. Törene, Bolu
Valisi Nusret Miroğlu, Belediye Başkanı Yüksel Ceylan ve Abant İzzet Baysal
Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nihat Bilgen de katıldı.
* GÜNDEM:
* Milli Güvenlik Kurulu (MGK), Cumhurbaşkanı Sezer'in başkanlığında
Harp Akademileri Komutanlığı'nda toplanacak. MGK toplantısının ardından,
Cumhurbaşkanı Sezer'in de katılımıyla, Harp Akademileri Komutanlığı 1999-2000
eğitim-öğretim yılı diploma töreni yapılacak. Törene Başbakan Ecevit de
katılacak.
* Gölcük'te bulunan Donanma Komutanlığı'nda 17 Ağustos
depreminde yaşamını yitiren personelin adlarını yaşatmak için yaptırılan iki anıt,
törenle açılacak. Törene, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kıvrıkoğlu ve kuvvet
komutanları ile depremde yaşamını yitiren 441 kişinin yakınları katılacak.
* Devlet Bakanı Toskay ve Dış Ticaret Müsteşarı Kürşad Tüzmen,
"Dış Ticaretin Genel Değerlendirmesi"ne ilişkin Ankara'da basın
toplantısı yapacaklar.
* Devlet Bakanı Yücelen, Ulaştırma Bakanı Öksüz ve Kültür Bakanı
Talay, İçel'in Tarsus ilçesinde
"22. Geleneksel Üzüm Bayramı ve Kültür
Şenliği"ne katılacak.
* Devlet Bakanı Gemici, Fırat Üniversitesi'nin 25. yıl
kutlamaları nedeniyle kendisine
verilecek "Fahri Doktora Payesi" törenine katılacak.
* Milli Savunma Bakanı Çakmakoğlu, Farnborough Havacılık
Fuarı'na katılmak üzere İstanbul'dan
İngiltere'ye gidecek.
* Maliye Bakanı Oral, İzmir Ticaret Odası'nın aylık meclis toplantısına
ve ANAP İzmir İl Yönetim Kurulu toplantısına katılacak.
* Bayındırlık ve İskan Bakanı Aydın, Diyadin Ayrım-Doğubayazıt yolunun Ağrı'nın Diyadin ilçesi kesimindeki
yapım çalışmalarını başlatacak.
* Sağlık Bakanı Durmuş, Ankara'da Hekimevi'nde basın toplantısı düzenleyecek.
* Tarım ve Köyişleri Bakanı Gökalp, Mardin ve Batman'da incelemelerde bulunacak.
* FP Genel Başkanı Kutan, Kağızman, Iğdır, Doğubayazıt, Ağrı ve Eleşkirt'te incelemelerde bulunacak.
* DYP Genel Başkanı Çiller, genel merkezde basın toplantısı yapacak, ardından partisinin Başkanlık
Divanı'nı toplayacak.
* FP Grup Başkan Vekili Bülent Arınç, Manisa'da basın toplantısı
düzenleyecek.
NOT: Bu bülten
Anadolu Ajansı'nın dünkü haberlerinden derlenerek hazırlanmaktadır.