
İÇİNDEKİLER
Ecevit, Kürtçe sorununa ulusal bütünlüğü zarar vermeyecek bir çözüm bulunmasının gereğine işaret etti.
Başbakan Ecevit, Başbakanlık muhabirlerinin kendisine bazı yazılı sorular yönelttiğini belirterek, şu açıklamaları yaptı:
''Demokratik ülkelerde ve çağdaş iletişim teknolojisinde kolay kolay sır tutulamaz. Bugünkü MİT yönetimi de bu çağdaş gerçeklerin bilinci içinde davranıyor. O nedenle MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun'un son açıklamalarını yadırgamamak ve gözlemlerinden yararlanmak gerekir.
O arada dindar ile din istismarcısı birbirine karıştırılmamalıdır.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da Kürt kökenli kadınlardan çoğunun Türkçe bilmedikleri doğrudur. Bu devletin kusurudur. Kürtçe sorununa ulusal bütünlüğümüze zarar vermeyecek bir çözümün bulunması gerekir. Güneydoğu ve Doğu Anadolu'daki sorunlara da ekonomik ve sosyal ağırlıklı çözümler gereklidir. Bu konuda elden geleni yapıyoruz.
İdam cezası da kaldırılmalıdır.
Bu arada bölücü akımın sona ermediği, sadece nitelik değiştirdiği gözönünde tutulmalıdır. Son HADEP Kongresi bu açıdan uyarıcı bir etkendir'' Türk-Japon İş Konseyi'nin 12. Ortak Toplantısı'nın açılışı, Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Recep Önal'ın da katılımıyla Japon İş Konseyi binasında yapıldı.
Bakan Önal, burada yaptığı konuşmada, Konseyin toplantısına katılmaktan duyduğu memnuniyeti ifade etti.
Dünya ekonomisinin son derece köklü değişimler geçirdiği bir dönemde bulunulduğunu kaydeden Önal, ''Dünya ekonomisine yön veren ülkelerden biri olan Japonya ile ülkemiz özel sektörü arasında, 12. Turk-Japon İş Konseyi'nin böyle bir dönemde gerçekleştirilmesi anlamlıdır'' diye konuştu.
Dünyada artık, ekonomik ilişkiler ve fon akımları yönünden mesafeler ve coğrafi sınırların öneminin kalmadığını vurgulayan Önal, şunları söyledi:
''Bu ortamda, Türkiye ile Japonya arasındaki işbirliğinin daha da çok köklenip güçlü hale geleceğini görebiliyorum. Her iki tarafın, göreceli avantajları ve her iki ülke arasında hala tam anlamıyla kullanılmış ekonomik potansiyeller bulunmaktadır. Bu çerçevede yapılacak ekonomik ve ticari işbirliği, ülkelerimize büyük fırsatlar sunabilecektir. Türkiye'nin önerdiği cazip iş ve yatırım olanakları, Japon firmalarının teknoloji ve bilgi birikimiyle birleştiğinde ortaya önemli bir tablo çıkmaktadır.''
Türk Hükümeti'nin Japonya ile yapılacak işbirliğine, özellikle de bilgi teknolojisi alanında yapılacak işbirliğine büyük önem verdiğini kaydeden Önal, ancak iki ülke arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin henüz istenilen düzeyde olmadığını söyledi.
Türkiye'nin AB adaylığının teyit edilmiş olmasının, bölgesindeki güçlü konumunun daha da pekiştirdiğini kaydeden Önal, şöyle devam etti:
''Türkiye'de uygulanmakta olan ekonomik program, ülkemizi yeni ufuklara taşıyacaktır. Hükümetimizin kararlılığı ve halkımızın özverisi ile Türkiye ekonomisinde önemli bir yapısal dönüşüm gerçekleştirilmektedir. Programın sonunda ekonomimiz, tüm Güneydoğu Avrupa, Kafkasya, Orta Asya ve Orta Doğu ülkelerinin lokomotifi haline gelecektir.''
Başbakan Bülent Ecevit de, toplantının açılışı dolayısıyla gönderdiği mesajda, Japon ve Türk halklarının, Asya'nın en doğu ve en batı noktalarında çok eski iki uygarlığın temsilcileri olduğunu belirtti. Ecevit, ''Bugün, bizler kendi bölgelerimizde, refahın artırılması ve barış ve istikrar için önemli roller oynamaktayız'' dedi.
Türk ve Japon Hükümetlerinin, her iki ülkenin iş camiasının birlikte çalışabilmesi için yasal çerçeveyi oluşturduğunu kaydeden Ecevit, ''Türk Hükümeti, bu ilişkilerin daha da geliştirilmesi için gerekli olan her türlü ileri adıma atmaya hazırdır'' dedi.
Toplantının açılışında konuşan Türk-Japon İş Konseyi Esbaşkanı Toshifumi Takei de, Türk Hükümeti'nin ekonomik reformlar konusunda yoğun çalışmalar yaptığını ve enflasyonla mücadelede başarılı tedbirler alındığını belirterek, ''Türkiye, yabancı yatırımcı için daha da cazip bir hale gelecek'' dedi.
Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye'yi faize dayalı rant ekonomisinden üretim ekonomisine dönüştürmenin yolunun enflasyonu yenmekten geçtiğini belirterek, son 20 yılda yaşanan olaylardan ''ders almamakta ısrar edenler'' olduğunu kaydetti.
Enflasyonist politikaların neden olduğu çıkmazlardan birinin gelir dağılımındaki adaletsizlik olduğunu anlatan Bahçeli, ''Bankalar operasyonunda ortaya çıktığı gibi bu çarpık yapıda para-faiz ilişkileri ile devletin ve toplumu yoksullaştıranlar bununla yetinmemişlerdir. Ele geçirdikleri bankaları kullanarak, kamu kaynaklarını yağmalamak yoluna gitmişlerdir. Yıllardır süregelen bu ilişkilere artık (dur) denilmiştir'' dedi.
Bahçeli, hükümetin bankacılık ve mali piyasaları rehabilite etmesinin ''bazı çevrelerde rahatsızlıkları yol açtığını'' dile getirerek, şöyle konuştu:
''Bunların ortaya çıkarttığı dedikodular ve spekülasyonlar, başka bazı faktörlerle birleşerek, gerçekleştirilmeye çalışılan düzenlemeleri engelleyecek girişimlere dönüşmüş, bu ise piyasalarda kısa süreli dalgalanmalara yolaçmıştır.
Burada açıkça ifade etmek istiyorum ki, istikrar politikalarından hiçbir taviz verilmeyecektir. Faiz ve banka spekülasyonlarıyla vurgun vurma dönemi, enflasyon yoluyla toplumu soyma ve kamu kaynaklarını yağmalama dönemi artık kapanmıştır.'' Devlet Bahçeli, sürdürülen istikrar politikalarında bir yılda gelinen noktanın ''yetersiz olmakla birlikte, Türkiye'nin doğru yolda olduğunu gösterir nitelik'' taşıdığını söyledi. Bahçeli, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Önümüzdeki hedef belli olmuştur: Türk toplumu enflasyonla mücadeleyi kazanarak, kalkınmayı ve gelir dağılımını düzeltmeye yönelecektir. Bütün bunları başarmanın ilk şartı ise yolsuzluklarla mücadeleden geçmektedir.
Hükümetimiz, bütün kararlılığıyla ekonomik programı sürdürürken, kısa vadeli çıkışlar veya spekülatif girişimlerle fırsat kollayanlara karşı da tavizsiz bir mücadele içerisindedir. Mali piyasalarda yapılan düzenlemeler, para ve kredi politikaları bütünüyle anti enflasyonist makro ekonomik politikalarla tutarlılık içinde uygulanarak, piyasa mekanizmasını bozucu davranışları fırsat verilmeyecektir.''
Bahçeli, ekonominin sahip olduğu araçlar ile ortaya konulan performansın ekonomik göstergelerinin güveni ve istikrarı sağlayacak, ülkeyi başarıyı götürecek nitelikte olduğunu kaydetti. Devlet Bahçeli, şöyle konuştu:
''Bunun için kısa vadeli çıkar hesapları yapanları en etkili cevap verilerek, istikrar politikası önümüzdeki yıl da kararlılıkla uygulanacaktır. Türkiye ekonomisi, bugün zoru başarıp, enflasyonu yenebileceğini ortaya koymuştur. Önümüzde daha katedilecek önemli bir yol vardır. Bu yol bizi büyümeye ve gelir dağılımını düzeltecek politikalara götürecektir. Hükümeti oluşturan partilerin sağladığı uzlaşmanın piyasaları sunduğu güveni devam ettirme kararlılığı, istikrar programını başarıya götürecek en önemli teminattır.''
MHP Lideri Bahçeli, kamu kaynaklarının kullanımından, yatırım ve maliye politikaları ile özelleştirme politikalarına kadar birçok alanda ''köklü değişikliğe gitme mecburiyeti'' olduğunu söyledi. Kamu kaynaklarının piyasa duyarlılığından yoksun kullanımını engellemek için özelleştirme politikalarına önemli bir görev düştüğünü anlatan Bahçeli, şunları kaydetti:
''Özelleştirmeye gidilirken kamu kaynaklarının yağmalanmasını izin verilmemesi mecburiyeti vardır. Kamu fonlarından borçlanma yoluyla özelleştirilen bankaların şu anki durumu yeterli uyarıcı örnekler olarak önümüzde durmaktadır. Bu bakımdan, özelleştirmeyi etkin bir şekilde kullanmak üzere, bürokratik ve siyasi terciklerden arındıracak bir mekanizmaya ihtiyaç vardır. Çünkü, kaynak israfı ve yağmalanması hem sermaye birikimini olumsuz etkilemekte hem de devlet hayatında kirlenmeye sebep vermektedir.''
MHP Genel Başkanı Bahçeli, partisinin TBMM Grup toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye-AB ilişkilerindeki son gelişmeler ve Kıbrıs sorunu hakkındaki görüşlerini açıkladı.
Bahçeli, Türkiye'nin AB'ye Katılım Ortaklığı belgesinin 8 Kasım'da açıklandığını hatırlattı. Bahçeli, o zaman, Avrupa'da Türkiye karşıtı bilinç altının ve lobilerin etkinliğinin bütün çıplaklığıyla açığa çıkmadığını söyleyerek, ''Ancak, Katılım Ortaklığı Belgesi'nin sistematiği ve muhtevasına dikkatlice bakıldığında bazı art niyetli düşüncelerin izlerini görmemek mümkün değildi'' dedi. Bu durumu mercek altına alarak hem Avrupalı muhatapları uyardıklarını hem de Türk kamuoyunun dikkatini çektiklerini söyleyen Bahçeli, şöyle konuştu:
''Bu duyarlılık karşısında, Türkiye'nin milli politikalarını ve çıkarlarını hiçe sayan bazı çevreler ise eleştiri oklarını partimizin üzerine sorumsuzca yöneltmekten geri durmamışlardır. Ama daha sonra yaşanan gelişmeler, Milliyetçi Hareket'in haklılığını bir kez daha bütün çıplaklığıyla ortaya koymuştur. Bunun sonucunda partimize, AB'deki Türkiye karşıtı unsurlarla paralel bir çizgide yer alarak dil uzatmaya çalışanların ne düşündüğünü bilemiyoruz. Ama onlar, Milliyetçi Hareket'in bu sorumlu ve gerçekçi bakış açısının değişmeyeceğini iyi bilmelidirler.
8 Kasım tarihini takip eden günlerde Türkiye'nin hassas olduğu hemen her konuda yapılan değerlendirme ve açıklamalar, AB yönetiminin sadece kafa karışıklığından değil, art niyetlerden kurtulamadığını da göstermiştir.''
Devlet Bahçeli, Kıbrıs sorununun Ermeni soykırım iddialarının ele alınış biçiminden, demokratikleşme ile etnik kimlik sevdasının birbirine karıştırılmasına kadar birçok konunun Türkiye'nin önüne duvar olarak örülmeye başlandığını belirterek, bu durumun AB yönetiminin samimiyeti hakkındaki şüpheleri artırdığını belirtti.
Türkiye'nin AB'ye girişi için önce davetiye gönderip, daha sonra yola mayın döşemenin hiçbir ahlaki açıklaması olmadığını kaydeden Bahçeli, ''Türk Milleti'ni az-çok tanıyanlar, Türk tarihini az-çok bilenler, herhangi bir amaç uğruna ne milli çıkarlarımızdan ne de üniter devlet yapımızdan taviz vermeyeceğimizi çok iyi bilirler'' diye konuştu. MHP Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Bahçeli, Kıbrıs Türk halkının varlığını ve eşitliğini yok sayan her türlü niyet ve girişimin, çözüm değil, çözümsüzlüğe hizmet edeceğini de kaydetti. Bahçeli, dolaylı Kıbrıs görüşmelerinin uzun bir süreden buyana devam ettiğini, ancak bugüne kadar kayda değer bir ilerleme sağlanamadığını belirtti. Rum tarafının, bilinen tezlerini uluslararası destekçilerini de arkasına alarak Türk tarafına kabul ettirmeye çalıştığını anlatan Bahçeli, şöyle konuştu:
''Bu taktiğe, Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecinin hızlanması fırsat telakki edilerek yeni bir boyut eklenmeye çalışılmıştır. Diğer bir deyişle, Kıbrıs sorunu, Yunanistan ile O'nun gözü kapalı destekçilerinin öncülüğünde, Türkiye'nin Birlik ile ilişkilerinin kilit taşlarından birisi haline getirilmiştir. Kıbrıs Rum kesiminin AB'ye biran önce üye yapılmak istenmesi de bu düşüncenin bir başka boyutunu oluşturmaktadır.''
Bütün bu hesapların tutmadığını ve Türkiye Cumhuriyeti'nin böyle bir oyuna razı olmadığını bir kez daha ilan ettiğini belirten Bahçeli, Türkiye'nin KKTC'nin bir oyalama sürecine dönüşen dolaylı görüşmelerden çekilme kararını desteklediğini hatırlattı. Bahçeli, Türkiye'nin bundan sonra da KKTC'nin yanında olacağını söyledi. Devlet Bahçeli, Türkiye'nin önüne tamamen tek taraflı ve önyargılı bir şekilde paketlenerek konmaya çalışılan yaklaşım biçiminin, yeni çözümsüzlük sürecini de beraberinde getirdiğini belirtti. Bahçeli, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Türkiye'nin, AB'ye katılma iradesini ve çabalarını samimiyetle ortaya koydukça, önüne Birlik yönetimi tarafından ilginç bir şekilde fiili engiller çıkartılmaya çalışılması sadece bu konularla sınırlı değildir. Ülkemiz, bugün, Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği'nin şekillenme sürecinde de açık bir haksızlık ile karşı karşıya bulunmaktadır. NATO'nun dışında belirli bir silahlı güce ve hareket yeteneğine sahip olmaya çalışan AB'nin bu çerçevedeki politikaları, Türkiye'ye genel yaklaşım tarzının izlerini taşımaktadır. Bütün bunları bir araya getirdiğimizde, şüphelerin artması daha da kaçınılmaz olmaktadır.
Ülkemizden, bir yandan yeni (Avrupa Ordusuna) asker vermesi, diğer yandan karar sürecinin dışında kalması istenmektedir. Bizlerin böyle bir yaklaşımı bırakınız kabul etmeyi, sıcak yaklaşıp tartışmamız dahi mümkün değildir. Unutulmasın ki, NATO'nun imkanlarını kullanmak isteyen bir AB'nin bütün NATO üyelerinin haklarını ve çıkarlarını korumak mecburiyeti vardır.'' Devlet Bahçeli, gelişmelerin, Kıbrıs konusunda olduğu gibi AB konusu üzerinde de çok yönlü durulmasını gerekli kıldığını belirterek, ''Ancak bu ihtiyaca rağmen, ülkemizde milli hassasiyetlerden tamamen mahrum olanların bulunması, meseleye şüphesiz farklı bir boyut kazandırmaktadır'' dedi.
Devlet Bahçeli, Türkiye'ye gelen yabancı heyetlerin sorumsuz ve saygısızca yaptığı açıklamalar karşısında takınılan tavrın, milli hassasiyetlerden yoksunluğun çarpıcı bir örneğini oluşturduğunu bildirerek, ''Kendi ülkelerinde bile saygınlığı sınırlı ve tartışmalı olanların yaptığı ziyaretlere gereğinden fazla önem atfedildiği ve açıklamaların abartıldığı göze çarpmaktadır'' şeklinde konuştu. Bahçeli, şöyle dedi:
''Türkiye'ye çeşitli sebeplerle ziyarete gelen yabancı kişi ve heyetlerin diplomatik teamüllere ve nezaket kurallarına uymaları gerektiği tartışma götürmez bir gerçektir. Çünkü, hangi sıfatıyla ya da amaçla olursa olsun, ülkemizi ziyaret edenlerin haddini bilmesi, misafir statüsünü kazanmasının asgari şartıdır.
Anlaşılan o ki, bu tür kişilere ve heyetlere saygısızlığın ve seviyesizliklerinin hiç bir gerekçe ve sıfat ile örtülemeyeceğinin sık sık hatırlatılması gerekmektedir. Kısacası, ilgili kurum ve kişilerin bu konuya daha fazla dikkat etmesi ve özen göstermesi zorunludur.'' MHP Lideri Bahçeli, AB'ye tam üyelik için Türkiye'nin önündeki yolun hayli çetin ve zorlu bir güzergah olduğunu da belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:
''Bu güzergahın, birçok çevre tarafından ya yanlış yönlere doğru dönüştürülmek ya da engellerle önü kesilmek istendiği görülmektedir. Maalesef, ülke içinde de bunu anlamak istemeyen ya da yabancı lobilerin ekmeğine yağ sürmek isteyenler bulunmaktadır.
Ancak, engelleme çabaları hangi maskeler altında yapılırsa yapılsın, Türk Milleti kendi varlığını anlamlı kılmak üzere, güçlü ve büyük olma hedefine doğru yürümeye kararlıdır. Birilerini rahatsız da etse, bu kararlı yürüyüşüne, milli çıkarlarımızı gözetip onurumuzu çiğnetmeden devam edecektir.
Bilinmelidir ki, hiçbir hedef ve vaat, Türkiye'nin varlığından, birliğinden ve geleceğinden üstün ve öncelikli değildir. Hiçbir zaman da üstün olmayacaktır. Komisyon'daki konuşmasından sonra bir basın toplantısı düzenleyen Cem, ''Türkiye'yi tanımak için gayret sarfetmiyorlar'' dedi. Cem, ''Biz yönlendirelim, onlar yapsınlar'' zihniyetindeki Avrupa Parlamentosu'nun 65 milyonluk bir ülkeyle ufak bir Doğu Avrupa ülkesini karıştırmaması gerektiğini söyledi.
Avrupalılara, kendi mantık ve lisanlarıyla konuştuğunu, Kıbrıs'ta ''işgal'' ifadesinin kendisini çok rahatsız ettiğini, insanların kendi topraklarını işgal etmiş olamayacaklarını anlattığını belirten Cem, ''Türkiye'yi anlamak isteyenler için çok fazla kaynak var. Bunlara başvurmadan bağnaz düşüncelere kapılıyorlar. Bizim de anlatmakta eksikliklerimiz olduğunu kabul ediyorum'' dedi.
Avrupalıların yeterince araştırmadan, sabit fikirlerle davrandıklarını belirten Cem, Katılım Ortaklığı Belgesi'nin (KOB) düzeltilmesi için AB'deki muhatapların çaba harcadıklarını söyleyerek, ''Biz her şeyi anlattık. Kendileri bilirler'' diye konuştu.
Cem, KOB'a düzeltme gerektiğini, bunu Yunanlı meslektaşıyla da konuştuğunu ifade etti. Cem, belgenin zamanında ve gecikmeden onaylanmasının önemi üzerinde durduğunu, gecikmenin ilişkilere zarar vereceğini belirtti.
KOB konusunda muhtemel olumsuz gelişmeler olursa, bunun 4 Aralık'ta yapılacak AB Konseyi'nde veya aynı hafta gerçekleşecek Nice zirvesinde ortaya çıkacağını belirten Cem, gelişmelere göre, ''Başbakan'ın açıklamaları doğrultusunda'' hareket edileceğini söyledi.
Cem, Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği (AGSK) konusunda da Türkiye'nin görüş ve tavrının açık olduğunu, adım atma çabaları bulunduğunu, ancak bunların yetersiz görüldüğünü ifade etti. Dışişleri Bakanı Cem, Avrupa Parlamentosu'ndaki konuşması sırasında eylem yapan terör örgütü DHKP-C militanlarına ilişkin soruları yanıtlarken, kendisine yaklaşan teröristlerin, ''Senin hesabını göreceğiz'' gibi ifadelerle tehdit ettiklerini bildirdi. Cem, ''Bu kişiler silahlı da olabilirlerdi'' denilmesi üzerine, bunu kendisinin de düşündüğünü ve bir an tereddüt ettiğini, sonunda yerinden kalkmamaya karar verdiğini, böylesinin daha iyi olduğunu anlattı.
MHP Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Kaya, TBMM Genel Kurulu'nda gündemdışı söz alarak, Ermeni soykırımı iddialarının gerçekleri yansıtmadığını belirtti, Kaya, 1. Dünya Savaşı'nda, Ermenilerin yer değiştirmesi sırasında yaşanan sert kış şartları, salgın hastalıklar sebebiyle meydana gelen ölümlerin yanlış bir şekilde ortaya konulmak istenildiğini kaydetti.
Kaya'ya yanıt veren Devlet Bakanı Gürel, batı ülkelerinde bu tür asılsız iddiaların uyumlu bir şekilde gündeme getirildiğini söyledi. Bu iddiaların uluslararası alanda kabulü yönündeki çalışmaların uzun bir geçmişi olduğunu belirten Gürel, Ermenistan'da Koçeryan'ın işbaşına gelmesinden sonra radikal Ermeni gruplarının yurtdışında çalışmalar yaptıklarını anlattı.
ABD'de bu konuda kabul ettirilmek istenilen karar tasarısının Başkan Bill Clinton ve Türkiye'nin çabaları ile gündemden düşürüldüğünü, seçim ortamına giren Fransa'da alınan kararın kabulü için Meclis'ten yeniden geçmesi gerektiğini ifade eden Gürel, Avrupa Parlamentosu'nda bu yönde alınan kararı da haksız ve insafsız olarak niteledi. Gürel, ''AP'nin bu konuda iyi niyetinden de kuşku duyuyoruz. (Bir noktadan azınlık konusuna girip, bunun hiçbir şekilde kabul etmeyeceğimiz başka bir noktadan mı çıkmak istiyorlar?) diye bizde şüphe yaratmaktadır'' dedi. Devlet Bakanı Gürel, Koçaryan'ın radikal Ermenileri kışkırtmaya devam ettiğini, Ermenistan'ın Türkiye üzerinde güçlü bir baskı oluşturarak, soykırım iddialarını kabul ettirmek istediklerini söyledi. Ermenilerin bu iddialarını kabul ettirip, tazminat ve toprak talebinde bulunabileceklerini vurgulayan Gürel, Türkiye'nin tarihten saklayacağı ve utanacağı hiçbir insanlık suçunun olmadığını belirtti. Gürel, ''Biz, başkaları gibi tarihten saklayacak bir insanlık suçu işlemiş değiliz'' dedi.
Şükrü Sina Gürel, Türkiye'nin Osmanlı arşivlerini tarihçilerin hizmetine sunduğunu anımsatarak, Taşnak Partisi'nden de arşivlerini tarihçilere açmasını istedi.
Ermenistan'ın, bir komşusunun toprağını işgal ettiğini, bir başka komşusunun toprağında gözünün olduğunu belirten Gürel, böyle bir ülkeyle Türkiye'nin normal ilişki kurmasının mümkün olmadığını ifade etti.
Gürel sözlerini, ''tarihi lekelemeye ve Batı ile aramızı açmaya çalışan ve bu tür girişimlerde bulunanlara karşı her türlü önlemi almaya devam edeceğiz'' diyerek tamamladı.
MHP'li bakanlar, partilerinin grup toplantısı öncesinde, gazetecilerin MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun'un bugünkü bazı gazetelerde yer alan sözlerine ilişkin sorularını yanıtladılar.
Milli Savunma Bakanı Çakmakoğlu, Atasagun'un açıklamalarına ilişkin görüşlerini şöyle açıkladı:
''Bana göre, MİT Müsteşarı devletin bir üst bürokratıdır. Bürokrasinin kuralları içinde konuşması gerekir. Konuşmasına ilişkin yetki verilmiş mi, onu bilemem. Ancak, söyledikleri sözleri bürokrasinin, görevinin sınırları içinde, bağlı bulunduğu Başbakanlığa bildirmesi öncelikle gerekir diye düşünüyorum.''
Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz, konuya ilişkin soruları yanıtlarken, Türkiye Cumhuriyeti'nde ''herkesin görevinin kanunda yazılı olduğunu'' söyledi. Öksüz, ''Herkes aklına geldiği gibi konuşuyor. Türkiye'yi MİT Müsteşarı mı idare ediyor?'' diye sordu. Sanayi ve Ticaret Bakanı Tanrıkulu, ''Demeci niye vermiş, değerlendirmek gerekir'' dedi.
Tanrukulu, bir gazetecinin, Atasagun'a atfen gazetelere yansıyan ''Apo'nun asılmamasını biz sağladık'' sözlerine ilişkin sorusuna, ''MİT Müsteşarlığı hükümetin dışında bir kurum değil ki. Başbakanlığa bağlık bir kurum, biliyorsunuz'' yanıtını verdi.
Sağlık Bakanı Osman Durmuş ise konuya ilişkin sorulara ''Yetki kanununu incelemedim. Ne gibi yetkileri var?'' karşılığını verdi.
Devlet Bakanı Ramazan Mirzaoğlu da gazetecilerin sorularını şöyle yanıtladı:
''Herkes kendi vazifesini yapsın. Bu konu da TBMM'nin ve hükümetin vazifesidir. Bu konuyu hükümet belirleyecektir ve halkın seçtiği Büyük Millet Meclisi belirleyecektir. Herkesin kendi vazifesini yapması, doğru yapması en uygunu olur.'' TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu'nda bakanlığının hazırladığı yasa tasarıları hakkında bilgi veren Okuyan, geçen yıl çıkarılan ''Sosyal Güvenlik Reformu Yasası'' ile sosyal güvenlik kuruluşlarında gözle görülür olumlu bir gelişme gözlendiğini söyledi. Bakanlığının istediği yasaların da çıkarılması halinde sosyal güvenlik sisteminin sağlıklı bir finansman yapısına kavuşacağını anlatan Okuyan, özellikle SSK'da kısa zamanda ''beklenilenin çok üzerinde pozitif gelişme'' olduğunu vurguladı.
Sosyal güvenlik kuruluşlarının açığı hakkında bilgi veren Okuyan, SSK'nın açığının geçen yıl 2 milyar 66 milyon dolar olmasına karşılık bu yıl 656 milyon dolar olduğunu, yılbaşına kadar yeni bir finansman desteği istemeyeceklerini kaydetti.
Türkiye'deki tüm sosyal güvenlik kuruluşlarının tek çatı altında toplanmasını istediklerini kaydeden Okuyan, ancak Emekli Sandığı konusunda Maliye Bakanı Sümer Oral ile anlaşamadıklarını ifade etti. Sistemin bütün olarak ele alınması gereğine işaret eden Okuyan, ''1999 yılında açık sıralamasında SSK birinci, Bağ-Kur ikinci, Emekli Sandığı ise cüzi bir açıkla üçüncü sırada geliyordu. Oysa şimdi Emekli Sandığı, 2 katrilyon 200 trilyon liralık açıkla, ilk sırada. Buna karşılık Bağ-Kur'un açığı 1 katrilyon 480 trilyon, SSK'nın ise 430 trilyon liradır'' dedi.
Hiçbir sosyal güvenlik kuruluşunda aktüel hesapla ilgili birim bulunmadığını vurgulayan Yaşar Okuyan, yasal değişiklikle buna imkan tanınacağını, İşçi Sağlığı Daire Başkanlığı'nın ise ''İşçi Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü''ne dönüştürüleceğini anlattı.
Bakan Okuyan, Bağ-Kur'un açıklarının giderek arttığını kaydederek, SSK'daki düzelmeye rağmen, yasal düzenlemenin gecikmesi nedeniyle Bağ-Kur'da sağlık harcamaları konusundaki olumsuz tablonun devam ettiğini söyledi.
Bağ-Kur'da sağlık harcamaları konusunda ''suistimal ve istismar'' yaşandığını belirten Okuyan, şunları söyledi:
''Bu yılın başında kurumda öngörülen sağlık harcaması 410 trilyon lira iken, şimdiden 880 trilyon liraya ulaştı. 14 milyon vatandaşa hizmet veren bu kurum, büyük açmaz içinde. Kurum adeta kuruluşundan beri iflas ettirilmek istenmiş. Kuruluşundan 5 yıl sonra 200 bin kişiye, tek kuruş pirim ödememesine rağmen emekli maaşı bağlanmış. Halen bu durumda 26 bin 800 kişinun kurumla ilişkisi sürüyor.
10-15 gün önce Adana'dan alınan bir ihbar telefonuyla, Bağ-Kur'luların karnesini alan kişiler, kurumu 860 milyar lira dolandırdılar. Aynı şekilde 13 kişilik bir şebeke, kurumu 1 trilyon lira dolandırdı. Geçen yıl ilinde vergi rekortmeni olan bir eczacı ise aynı durum nedeniyle tutuklanarak, cezaevine gönderildi.''
Okuyan, Bağ-Kur'daki en önemli sıkıntının pirim ödemede yaşandığını, sadece Bağ-Kurlu'ların yüzde 8'nin düzenli olarak pirim öderken, yüzde 37'sinin ''tek kuruş ödemediğini'' söyledi. SSK'da ciddi yapısal değişikliklerin öngörüldüğünü, 44 bin personelle 34 milyon insana ''mucizevi hizmetler'' veren kurum için yeni yatırımların yapılmasının amaçlandığını belirten Okuyan, kurum için öngörülen 18 bin 800 kadronun henüz kullanılamadığını söyledi.
Kurumun 2001 bütçesinin 7.2 katrilyon lira olduğunu hatırlatan Okuyan, ''SSK'yı yönetecek kişilere ödenecek ücret konusunda devlet personel rejimi ve yasadan kaynaklanan sıkıntılar var. 7.2 katrilyon lira bütçeli kurumu 750 milyon lira maaşla çalışacak insanlara teslim ediyoruz. Bu durumun mutlaka düzeltilmeli ve 21 istisnai sözleşme kadrosu bize verilmeli'' dedi.
Kurumdaki en önemli değişikliğin sigorta ve sağlık işlerinin birbirinden ayrılması olduğuna işaret eden Okuyan, bazı hastanelerin ''sağlık işletmeleri'' haline dönüştürülmesi ve yerel yönetim anlayışıyla yönetilmesinin amaçlandığını kaydetti. Hastane üst yönetiminde de demokratik katılımcılığı getireceklerini belirten Okuyan,''Kayseri'deki bir hastaneyi en iyi kimin yöneteceğini ben ne bilirim. Bu tayin meselesi bizim başımızı ağrıtır'' diye konuştu.
SSK'ya, 10 milyar ve daha fazla pirim borcu olanların her 6 ayda bir teşhir edileceğini bildiren Okuyan, ''Benim pirimimi vermeyecek ama oğluna kızına 5 yıldızlı otelde şaşalı düğünler yapacak. Bu kabul edilemez'' dedi.
SSK'nın ''henüz kendi ayakları üzerinde duramadığını'' söyleyen Okuyan, belirli sürelerle yapılacak denetimin, kamuoyuna açıklanacağını bildirdi.
İş ve İşçi Bulma Kurumu'nun , işlevlerini yapamadığını, bunun personeli ''demoralize ettiğini'' anlatan Okuyan, Türkiye İş Kurumu'nun yeni bir anlayışla örgütleneceğini söyledi.
Bireysel emekliliği desteklediklerini, ancak bunun sosyal güvenlik kuruluşlarının özelleştirilmesi anlamına gelmediğini kaydeden Okuyan, ''Ne SSK ne Bağ-Kur ne de Emekli Sandığı özelleştirilemez, kapatılamaz. Amacımız hiçbir güvencesi olmayan 8 milyonluk kesimi de sosyal güvenlik şemsiyesi içine almaktır'' dedi.
Vakıf Gureba Hastanesi'nin 10 yıl süreyle işletmesini üstlendiklerini hatırlatan Okuyan, bazı komisyon üyelerinin ''hastanenin İstanbul Üniversitesi'ne devredilmesi'' önerilerine katılmadığını söyledi.
Komisyonda daha sonra, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın ''Sosyal Güvenlik Kurumu Teşkilatının Kuruluş ve Görevleri'', ''Sosyal Sigortalar Kurumu'', ''Türkiye İş Kurumu'' ile esnaf ve sanatkarlar ve diğer bağımsız çalışanlar ve tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar sosyal sigortalar kanununu bazı maddelerinin değiştirilmesi, yürürlükten kaldırılması ve kanunlara geçici maddeler eklenmesine hakkındaki kanun tasarıları konusunda alt komisyon kurulması benimsendi.
Mumcu, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda, milletvekillerinin bakanlığının bütçesi üzerindeki eleştirilerini yanıtlarken, bazı siyasetçilerin ''izan sınırlarını aşacak şekilde gerçeği maksatlı olarak çarpıtan açıklamalar yaptığını'' savunarak, ''Turizm Bakanlığı, benim dönemimde tahsis yapmamıştır'' dedi.
Tahsis Yönetmeliği'nin, tartışmaları kökünden ortadan kaldıracak biçimde şeffaf ve rekabetçi bir anlayışa kavuşturulması amacıyla bir mevzuat çalışması yaptıklarını ve bu çalışmayı tüm siyasi parti gruplarına sunacaklarını bildiren Mumcu, ''Bu konuda sağlam bir mevzuata ihtiyacımız var. Hazırlıklarımızı ona göre yaptık'' diye konuştu.
Bakan Mumcu, turizm açısından karayolu ulaşımının son derece nitelikli bir hale getirilmesi mecburiyeti bulunduğunu da ifade ederek, ''Şehirlerarası ulaşımın kalitesinin yükseltilerek, uluslararası standartlara getirilmesi, en önemi sorunlardan biridir'' dedi. Turizm Bakanlığı'nın, AB'ye uyum sürecindeki Türkiye'de yerini ve misyonlarını sivil sektöre terketmesi gereken bir organ olduğunu savunan Mumcu, ''Ya yetkilerin tümünü Turizm Bakanlığı'nda toplayacaksınız ve bir turizm otoritesi yaratacaksınız- ki bu mümkün ve mantıklı değildir- ya da bir milli turizm politikasını kurumların tamamına benimseteceksiniz. Doğru olan, bir milli turizm anlayışının kurumların tamamı tarafından benimsenmesidir. Çok sık yüzyüze geldiğimiz gibi, turizmi, kurumsal taassubun muhatabı etmemek için, Turizm Bakanlığı'nın kaldırılması lazımdır. Bu, kanunla ilgili bir meseledir ve ben bakan olarak sorulduğunda bu görüşümü ifade ederim'' diye konuştu.
Türk turizminin yerinden, yerel örgütler ve meslek örgütleri aracılığıyla yönetilmesi ve bölge olarak tanıtılıp, pazarlanması gereğine ilişkin projelerinin hazır olduğunu belirten Mumcu, bu projelerini de siyasi parti gruplarına sunacaklarını bildirdi. Mumcu, Turizm Bakanlığı'nın bir piyasa aktörü olmadığını, bu nedenle de fiyatlara müdahalesinin sözkonusu olamayacağını belirterek, ''Türkiye'de satılan ürünlerin fiyatlarının düşük olduğu yolundaki söylemler, 2000 yılı için kesinlikle yanlıştır'' dedi.
Turizmcinin zarar ettiğinin söylenemeyeceğini anlatan Mumcu, şöyle konuştu:
''Kim şikayet ediyor? Esnaf şikayet ediyor. Hangi esnaf şikayet ediyor? Hiç kimse kusura bakmasın. Dükkanının önüne tüküren esnaf şikayet ediyor. Diyor ki: Turist kalitesiz. Senin sattığın hangi ürün kaliteli ki, turist kalitesiz. Kalkmış sekizinci sınıf bir tişörtü satmak isteyeceksin ve buna dünyanın fiyatını koyacaksın. Bunu yaparken en küçük bir servis kalitesi katmayacaksın, barakadan bozma dükkanlarda ürün satmaya kalkacaksın, insanlar bunu senden almadığı zaman da turist kalitesiz olacak. Yok böyle bir şey.''
Bakan Mumcu, ''Biz genellikle ülkemizin bir cennet olduğuna inanıyoruz ama cennetin bir turizm ürünü olmadığını birilerinin söylemesi gerekiyor. Turizm ürününe dönüştürülebilmesi için üzerinde yatırım yapılması lazım'' dedi.
Daha sonra Turizm Bakanlığı bütçesi, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda benimsendi. TBMM Genel Kurulu'nda, Ulaştırma Bakanlığı'nın ''ivedilikle yasalaşmasını istediği'', ''Uydular Aracılığı ile Haberleşme Avrupa Teşkilatı'' ile ''Uydular Aracılığı ile Mobil Haberleşme Uluslararası Teşkilatı'' sözleşmelerinde yapılan değişikliklerin onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun tasarıları ele alındı.
Uydu sözleşmeleri görüşülürken, Türk Telekom'un özelleştirilmesi tartışıldı. FP Konya Milletvekili Veysel Candan, uluslararası sözleşmelerin Parlemento'ya getirilmesinde dikkatli davranılması gerektiğini belirtti. Türk Telekom'un ''stratejik bir kurum'' olduğunu ve özelleştirilmesi konusunda kabine üyelerinin farklı görüşler savunduğunu öne süren Candan, bunu anlamanın mümkün olmadığını söyledi.
DYP Balıkesir Milletvekili İlyas Yılmazyıldız da Telekom'a bakış açısının değişmesi gerektiğini belirterek, hükümetin ''özel iletişim vergisi'' almasına karşılık internet altyapısının güçlendirilemediğini söyledi. Dünyada telekom hizmetleri ucuzlatılırken, 200 yılının ilk 10 ayında, ''kontur süresi kısaltılarak'' telefon görüşmelerine yüzde 70 zam yapıldığını savunan Yılmazyıldız, ''Memura yüzde 10 zam, hizmetlere yüzde 70...Bu haksızlık'' dedi.
Telekom'un özelleştirilmesi konusunda Özelleştirmeden Sorumlu Devlet Bakanı ile Ulaştırma Bakanı'nın ''birbirlerini ikna edemediğini'' ifade eden Yılmazyıldız, kimsenin yakınmaya hakkı olmadığını söyledi. Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz, eleştirileri yanıtlarken, baz istasyonu yönetmeliğinin zamanında çıkartılmadığı için her önüne gelenin, istediği yere baz istasyonları kurduğunu, ne belediyelerin ne de diğer yetkililerin bu konuya karıştıklarını söyledi.
Baz istasyonları konusunda ortaya çıkan boşluk sonrasında AB standartına uygun bir yönetmelik hazırladıklarını bildiren Öksüz, şöyle konuştu:
''Bu hazırlanınca basının büyük bir hücumuna uğradık. Benim kucağıma cami avlusundan alınıp verilen çocuklar konulmuştur. Bunları bir çözüme kavuşturmak için bir çaba içine girmişizdir. Ancak bizim şahsımıza bizim partimize yönelik eleştiriler olmuştur.
Hiçbir baz istasyonunun bilinir bir tehlikesi yoktur. Türkiye'ye kaçak giren bir alet varsa, valilik bunu yönetmeliğe dayanarak söktürüyor. Ama itiraf edeyim ki, bu konular, bazı şirketler tarafından istismar edilerek menfaat koparmayla yönelik gayretler içine de giriliyor.
Mevcut aletlerimizin zararlı olduğuna dair hiçbir ilmi araştırma sonucu yoktur.'' Telekom'a 1997 yılı başında 10 milyar dolar değer biçildiğini, bu kuruluşun yüzde 20'sinin özelleştirilmesi kararının alındığını anlatan Öksüz, şöyle devam eti:
''Yüzde 20'lik kararı da biz kucağımızda bulduk. İyiniyetle hazırlanmış ancak yüzde 20'ye müşteri bulunamamıştır. Bu konuda takip edilen stratejileri sizler biliyorsunuz. Şimdi yapılmak istenilen 2. deneme ile ilgili hukuk ne diyorsa, kanun, yönetmelik ne diyorsa o olacaktır.
Yol şudur; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'na bağlı fiyat tespit komisyonu yeni bir değer tesbiti yapmalıdır, bu yapılmamıştır. Satış şartlarının belirlenmesi lazımdır. Bunlar da belirli değildir. Stratejik ortakların ve ya ortak gruplarının vasıflarının ortaya konulması lazım. Kime stratejik ortak diyeceğiz? Bunların belirlenmesi lazım. Stratejik kararlar nedir? Bunların belirlenmesi lazımdır. Buna göre hisse ve yetkilerin belirlenmesi lazımdır. Bunlar ortada yoktur.
Bu bilgi ve belgeler hazırlanıp, Ulaştırma Bakanlığı'na gönderilecek ve Ulaştırma Bakanlığı konuyu Bakanlar Kurulu'na götürecektir. Bu işlemlerin hiçbiri olmamıştır. Ama (15 Aralık'ta biz ihaleye çıkacağız) diye bir hareketle karşı karşıya kalıyoruz. O zaman halk bize, (ne oluyor burada, niçin, bir peşkeş mi çekiliyor? Milletin malı nereye kaçırılıyor?) diye soruyor. Fikrimi söylemeyeyim mi?'' Adaletli bir özelleştirmenin Türkiye'ye büyük katkısı olacağını bildiren Öksüz, Telekom'un yüzde 34'ünün özelleştirilemeyeceğini söyledi. Enis Öksüz, TBMM'den çıkan bir yasaya aykırı hareket edemeyeceklerini vurgulayarak, ''Peki bu kadar eksiklik, bilgisizlik ile nasıl bir özeleştirme olacak? Milletin karşısında biz başımızı nasıl tutacağız. Bu özelleştirme oldu bitti dersek. Mahkemeye gidip dönerse bu daha kötü birşey değil mi?'' dedi.
Ulaştırma Bakanı Öksüz, konu ile ilgili kurulan komisyonun kısmi bir çalışma yaptığını bildirerek, ''Türkiye'de para kaçışları ve banka hortumcularının hareketi Telekom'un özelleştirilmesinin gecikmesine dahi bağlanabilmiştir. Telekom'un özelleştirilmesi gecikti diye nasıl banka hortumlanır. Ben bu gibi lafların çıkacağını 15 gün önceden söylemiştim'' dedi.
Öksüz, uydu fiyatlarının dünyada belirli standarta tabi olmadığını, pazarlıkla fiyat tesbit edildiğini söyledi. Öksüz, Türkiye'nin 3. uydusunun diğer uydularla karşılaştırıldığında pahalı olmadığını bildirdi. Türkiye'deki internet talebinin de yeterli olmadığını ifade eden Öksüz, 3. uydunun gönderilmesi her eve internet verilmesi imkanı doğacağını ve fiyatların aşağıya çekileceğini söyledi.
Öksüz, Telekom ile ilgili yatırımların teçhizatını Telekom Yönetim Kurulu'nun açık ihale ile yaptığını belirterek, ''Burda yanlışlık veya yolsuzluk varsa, olay mahkemeye intikal ediyor. Halen 7 yönetim kurulu, Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanıyor'' dedi,
Konuşmaların ardından, uluslararası sözleşmeler kabul edildi.
Talay, bakanlığının bütçesini sunuş konuşmasında, kültür ve sanat faaliyetlerinin, vatandaşların, sivil toplum örgütlerinin, belediyelerin ve diğer kurumların öncülüğünde artan bir hızla sürdürüldüğünü ifade etti. Bakanlığın bu etkinliklerde, birlikte görev alma politikasını izlediğini kaydeden Talay, bu potansiyeli maddi ve manevi desteklerle çoğaltmak ve toplumun her kesimiyle barış ve uzlaşı ortamını sağlamayı amaçladıklarını söyledi.
Birleştirici ve bütünleştirici yaklaşımlar sonucunda kültürel ve sanatsal etkinliklere halkın daha çok katılımının sağlandığını bildiren Talay, ''Bu durumun ise toplumsal barışa katkısı olmaktadır'' diye konuştu.
Sponsor desteği ile de etkinliklerin sürdürüldüğünü belirten Talay, İMKB'nin, Atatürk'ün babası Ali Rıza Bey'in Makedonya'daki köyü Kocacık'ta bir ''Ataevi'' yapımını üstlendiğini bildirdi. Ataevi'nin maketi de komisyona getirilerek milletvekillerine gösterildi.
Bakan Talay, Kültür Bakanlığı web sitesinin ziyaretçi sayısının 4 milyona yaklaştığını da bildirdiği konuşmasında, bu girişimin bir kültür tanıtım projesi haline dönüştürüldüğünü ve 5 dilde hizmet sunduğunu anlattı. DYP Hatay Milletvekili Mehmet Dönen, bakanlık bütçesi üzerindeki görüşlerini açıklarken ''Kürtçe yayın'' tartışmalarına değindi. Kuzey Irak'ta bir Kürt Devleti'nin kurulmaya başlandığını kaydeden Dönen, özellikle ABD'nin, eğitim kurumları aracılığı ile bu bölgede etkili olacağını söyledi. Dönen, Türkiye'nin bu girişimlere karşı önlem alması ve bazı projeleri devreye sokması gerektiğini ifade etti.
Konuşmasında, varoşlarda oluşan ''Arabesk kültür, yağma kültürü''ne de dikkat çeken Dönen, buralarda yaşayan insanları kentli hale getirecek kültür politikaları uygulanmasını istedi.
Türk kültürünün güncel birçok sorunu çözebilecek özelliklere sahip olduğunu kaydeden Dönen, ''Örneğin türban sorunu. İslam aleminde kadın geçmişte deveden daha adi bir varlık olarak görülürken, Şamanizm'de kadın kutsal bir varlık. Bunlar öne çıkartılmalı'' dedi.
Hakkari Bağımsız Milletvekili Evliya Parlak da Kürtçe konusundaki görüşlerini dile getirdiği konuşmasında, anadilinin Kürtçe olması nedeniyle bu dilde yayın yapan televizyonları izleme olanağı bulduğunu söyledi. Doğu ve Güneydoğu'da yaygın olarak izlenen bu televizyon kanallarının gerçekleri çarpıttığını bildiren Parlak, ''Türkçe hiç bilmeyen insanlara doğruyu anlatmanın yolu bulunmalı'' diye konuştu. Parlak, bölgede ortaya çıkabilecek boşlukları başkalarının doldurmasını önlemek için kültür ve sanat şenlikleri düzenlenmesini ve bunlar yapılırken alt kültürlere ait özelliklere de dikkat edilmesini istedi.
ANAP İstanbul Milletvekili Yılmaz Karakoyunlu, Türk musikisi ile ilgili politikaları yönlendirme görevinin bakanlık yerine TRT'de olmasının bazı laubaliliklere yolaçtığını söyledi. TRT'de yayınlanan bir programda bir bayan şarkıcının Dede Efendi'den bir şarkıyı ''Abe yes, abe no'' formunda söyledikten sonra ''Hadi bir de Dede'ye fatiha okuyalım''' dediğini anlatan Karakoyunlu, bu tür davranışları önlemek için bir an önce girişimde bulunulması gerektiğini söyledi.
Mustafa Kemal Atatürk'ün Selanik'teki evinde bir kütüphane bulunmamasını da eleştiren Karakoyunlu, kurulacak bir kütüphaneye bin kitap bağışlayacağını bildirdi.
DSP Kırklareli Milletvekili Necdet Tekin ise kültürel varlıkların vatandaşlar tarafından da korunabilmesi için iç ve dış kredi olanakları yaratılmasını istedi.
MHP Kars Milletvekili Arslan Aydar da Türk Kültürü'nü dünyaya tanıtacak etkinlikler yapılması gerektiğini ifade etti.
Kutan, TBMM'de konuya ilişkin gazetecilerin sorularını yanıtlarken, Atasagun'un sözlerini tam inceleyemediğini ancak ''ikaz mahiyetinde önemli hususlar olduğunu'' gözlemlediğini söyledi. Kutan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Nedir bu ikazlar? Mütedeyyin insanlar yanlış isnatlardan dolayı rahatsız edilmektedir, mağdur edilmektedir. Dolayısıyla cami cemaatini mağdur etmeyelim... Bu çok önemli, haklı olan hususlardan biridir. Mütedeyyin insanları yanlış bir şekilde değerlendirilmesiyle ilgili sözleri isabetlidir. Bu bizim eskiden beri üzerinde durduğumuz bir husustur.'' Kutan, Atasagun'un bazı sözlerinden de fevkalade rahatsız olduklarını bildirerek, ''Fethullah Hoca hakkında kullanılan bazı tabirler bizi rahatsız etti. Doğrusu bu beyanı en azından nezaketle bağdaşır bulmadığımızı ifade etmek istiyorum'' dedi.
Şenkal Atasagun'un ''Biz artık iç istihbaratı bırakıp, dış istihbarat ile meşgul olalım'' dediğini bildiren Kutan, şöyle konuştu:
''Bu çok önemli bir prensip kararıdır. Bunun kamuoyunda müzakere edilmesinde yarar var. Aynı, Genelkurmay'ın yapılanmasına uygun bir yapılanmadan söz ediyor. Bu beyanların enine boyuna incelenmesinde yarar var.'' Kutan, Mit Müsteşarı'nın söyleşisine ''akredite gazetelerin'' davet edildiğini bildirerek, ''bunun tasvip edilmesi mümkün değildir'' dedi.
Kürtçe televizyon konusunda da Kutan, ''bunlar önemli, temel meselelerdir. Ayaküstü açıklama yapmak doğru değildir. Hangi sebeple o açıklamayı yaptığına bakmak lazım'' diye konuştu.
Çiller, DYP İstanbul İl Başkanlığı'nda düzenlediği basın toplantısında, son ekonomik gelişmeleri değerlendirdi.
Borsada büyük düşüşler yaşandığını, borsanın psikolojik sınır olan 10 bin puanın altına düştüğünü, dövize de toplumun her kesiminden talebin arttığını kaydeden Çiller, ''Ekonomide zemin altımızdan kayıyor. Bu krize, iktidarıyla, muhalefetiyle hep birlikte çözüm bulmamız gerekir'' şeklinde konuştu.
Hiç kimsenin paniğe kapılmaması gerektiğini vurgulayan Çiller, borsanın uzun vadeli bir enstrüman olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Çiller, hükümet yetkililerinin yaşanan ekonomik gelişmeleri ''yapay ve fısıltıya dayalı olarak ortaya çıkan gelişmeler'' şeklinde değerlendirdiğini savunarak, ''Bu, yapay bir olay değil. Bu meselenin kökünde reel ekonomik gelişmeler var'' dedi.
Tansu Çiller, cari işlemler açığının, cumhuriyet tarihinin en büyük rakamına ulaştığını, resmi ağızların da bunu dile getirdiğini kaydederek, meseleyi yapay olarak değerlendirmenin yanlış olduğunu vurguladı. Dövize olan talepte, bankaların durumuna da değinen Çiller, bankaların uygulanan ekonomik programa göre düşük faizli kağıtlar aldıklarını, buradaki faiz miktarının yüzde 30-40'lar seviyesinde olduğunu belirterek, son günlerde yaşanan gelişmelerle birlikte gecelik faizin yüzde 240'lara ulaştığını, faizin yüzde 60'lar seviyesine oturabileceğinin de görüldüğünü söyledi.
Çiller, bu durumun banka kesiminde ciddi kan kayıplarına neden olduğunu kaydederek, hükümetin banka kesimine mutlaka güven vermesi gerektiğini söyledi. Çiller, kamuoyuna, başka bankaya el konulup konulmayacağının, siyasi iktidar tarafından açıklanmasını istedi.
Çiller, özelleştirme uygulamalarına da değinerek, özelleştirme hedeflerinin saptığını, Telekom'un değerinin 40 milyar dolardan 10 milyar dolara gerilediğini ileri sürdü. Merkez Bankası'ndan 4 milyar doları aşkın paranın sadece 7 gün içinde çekildiğini, Merkez Bankası'nın şu andaki döviz rezervlerinin 6.3 milyar dolar seviyesinde olduğunu belirten Çiller, şunları söyledi:
''Dolayısıyla 1,5 haftalık bir süre kalmıştır eğer bu tempoda gidersek... Sadece bugün 1 milyar dolar Merkez Bankası'ndan çekilmiştir. Eğer bu eğilim sürerse, 1,5 haftalık döviz rezervi kalmış demektir. Hükümetin, acilen bu meseleye el atması gerekiyor. Hükümet, olaya siyaseten el koymak zorundadır. Olay zaten siyasi boşluktan da kaynaklanmaktadır.''
Çiller, iktidarın ekonomi yönetimini bürokratların egemenliğine bıraktığını ileri sürerek, siyasilerin bu konudaki sorumluluğunu üstlenmesi gerektiğini söyledi. ''Enflasyon hedeflerinin tutmayacağını, Aralık ayında petrole yüzde 15-20 zam yapılacağını'' ifade eden Çiller, ancak tüm yaşanan gelişmelere karşın vatandaşların paniğe kapılmamasını istedi.
Çiller, ''Önerim, hemen bir zirve toplansın; iktidarıyla, muhalefetiyle soruna çözüm aransın. Ekonomide en tecrübeli, bilgili ekip bizde, Meclis'te...Tüm bilgi birikimi ve tecrübemizle yardıma hazırız'' dedi.
Çiller, kur ve fiyat politikalarıyla narh ekonomisi uygulandığını savunarak, liberal ekonomi kurallarının hemen uygulanması ve hızlı bir ihracat seferberliği başlatılması gerektiğini kaydetti.
Son günlerde başka bazı bankaların da kurtarıldığını, bunun herkes tarafından bilindiğini ileri süren Çiller, hükümetin, bankalar konusunda kamuoyuna güven verecek açıklamalar yapması gerektiğini söyledi.
Çiller, gelişmelere karşın, Türk ekonomisinin dinamik bir yapısı olduğunu, Türkiye'nin yaşanan sorunların üstesinden gelebileceğini söyledi. Basın mensuplarının sorularını da yanıtlayan Çiller, bir soru üzerine, yapılmasını önerdiği zirveye, iktidar ve muhalefetin hep birlikte katılması gerektiğini kaydetti.
''Önerinizi Başbakan'a ilettiniz mi?'' şeklindeki soru üzerine Çiller, şunları kaydetti:
''Sabahtan beri iktidarın boşluğu doldurmasını bekledim. Daha önce bir açıklama yaparak, piyasalara yanlış algılanabilecek mesajlar vermekten kaçtım. Görüyorum ki, borsa bir çöküntü içinde ve döviz talebi çok ciddi. Ve yapay gerçeklerden kaynaklanmıyor. Bunun bu zamanlarda ortaya çıkacağını defalarca söyledim. Ama bugün 'ben uyarmıştım' demekle geçiştirilebilecek bir olayı da aşmıştır. Bütün gün Başbakan'dan açıklama bekledim, alınacak tedbirleri açıklasın diye. Oysa yapılan açıklamada 'bu yapaydır, spekülasyon yapılıyor' gibi mesele savuşturulmuştur. O zaman bunu, basın toplantısı ile kamuoyuyla paylaşmayı gerekli gördüm.''
Çiller, hükümet yetkilileri ve bürokratların ''cari işlemler dengesi normal'' şeklindeki açıklamalarını nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine ''Türkiye gerçekleri görmek durumundadır. Türkiye bir şeyleri örterek, saklayarak bir yere varamaz'' dedi. Çiller, Tes-İş ve Maden-İş sendikaları Yatağan şube başkanlarını TBMM Grup odasında kabul etti.
Tes-İş Yatağan Şube Başkanı Erol Soğancı, Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy Termik Santralları ile kömür madenlerinin 1997 yılında özelleştirilme kapsamına alındığını hatırlatarak, ABD ve İngiliz firmalarının toplam yüzde 52 hissesinin Park Holding, Bayındır Holding hisselerinin de Vakıfbank tarafından alındığını söyledi.
Mahkemelerin, santralların kapatılması yönünde kararı bulunduğunu ancak, Bakanlalar Kurulu Kararı ile bunların işletildiğini anlatan Soğancı, ''Santrallar kapatılsa da tam kapasite çalışıyor gibi firmalara ödeme yapacak. Sözleşmeler böyle yapılmış. Devlet zarara uğratılıyor'' dedi.
Santralların sık sık el değiştirdiğini öne süren Soğancı, en son gizli bir sözleşme ile santralların hisselerinin Güney Ege Enerji Limited Şerketi'ne devredildiğini söyledi ve Sözleşme örneklerini Çiller'e sundu.
DYP Genel Başkanı Çiller de konuyu yakından inceleyeceklerini belirterek, ''Biz, özelleştirmeden yana bir partiyiz. Özelleştirme, sermayenin tabana yayılmasını sağlayan bir enstürmandır. Ama bunların yaptığı özelleştirme değil, devletleştirmedir'' diye konuştu.
Çiller, özelleştirme adı altındaki uygulamalarla devletle milletin kavga ettirildiğini savunarak, Karabük'de uygulanan özelleştirme modelinin örnek olması gerektiğini söyledi.
Kabulden sonra bir gazeteci Çiller'e, MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun'un açıklamalarını nasıl değerlendirdiğini sordu. Çiller, şunları söyledi:
''Bu açıklama Sayın Başbakan'ın bilgisi dahilinde yapılmıyorsa vahim bir olay ama daha sonra öğrendiğimiz gibi sayın Başbakan'ın bilgisi ve izni dahilinde yapılıyorsa o daha da vahim. Çünkü, devletin içindeki bir takım kurumların, eğer bu tür kamuoyu önünde beyan vermelerine yol açılırsa o zaman devletin içindeki farklı kurumlar doğrudan doğruya kamuoyunun önüne çıkarlar. Ve devletin içinde kurumlar arası ciddi çatışmalar gündeme gelir. Karşılıklı söylemler gündeme gelir. Ve sonuç itibarıyla devlet tahrip olur.
Standardı yüksek demokrasilerde bu tür yaklaşımlar, bu nedenle çok yadırganır ve olmaz. Olmamasının nedeni, demokrasilerde eğer milletin seçtiği iktidarlar işbaşındaysa siyasetçiler, devletteki çeşitli uzmanlıkları, kurumları dinlerler, siyaset oluştururlar ve o siyaseti kamuoyu önüne çıkar ifade ederler ve yön verirler. Dolayısıyla devletin bir kurumu bir tarafa çekecek, başka kurumu bir tarafa çekecek, bir başka kurumu çıkıp farklı bir şey söyleyecek... Bu ne demokrasi standardı yüksek bir büyük devletin yapacağı iş, ne de irade sahibi bir seyasetçinin müsade edeceği bir iştir.''
Sezgin, DTP Genel Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında ekonomik gelişmeleri değerlendirdi, gazetecilerin sorularını yanıtladı.
İsmet Sezgin, geçen hafta meydana gelen ve ''kara Çarşamba'' olarak adlandırılan olayın, hükümetin, ''mali piyasalar üzerindeki aczini, denetimsizliğini, takip ve değerlendirme yeteneğinin eksikliğini ortaya koyması bakımından endişe verici'' olduğunu söyledi.
Sezgin, borsanın da, bir yatırım aracı olmaktan çıkarak, kumar aracı haline geldiğini kaydetti. Sezgin, şöyle devam etti:
''Türkiye, ateşle, yani bir ödemeler dengesi kriziyle oynamaktadır. IMF buna izin vermeyeceğine göre, hükümetin 2001 yılı ödevleri zorlaşmıştır. Bu yıl alınmayan önlemlerin faturası, gelecek yıla çıkacaktır. Hükümetin 2001 yılı ile ilgili bütçe hedefleri, elindeki enstrümanlarla gerçekleştirilebilir nitelikte gözükmemektedir.
Hükümetin ve Sayın Ecevit'in tutum ve davranışlarını bildiğimize göre, 2001 yılının ilk yarısında iki olasılıkla karşı karşıya kalabiliriz. Birincisi, hükümetin IMF'ye, (Türkiye'yi siz değil, biz idare ediyoruz) nakaratlı o eski şarkıyı söylemeye başlaması, yani IMF ile kavgaya tutuşmasıdır. İkincisi, koalisyonun dağılma işaretleri artınca bir erken seçim ortamına kayılmasıdır.''
Sezgin, ''Af tartışmalarında gelinen bu noktada, affa ihtiyaç var mıydı?'' yönündeki bir soru üzerine, hükümetin, ''affı dejenere ettiğini'', kurulduğu günden bu yana af çıkaracağını söylediğini kaydetti. Sezgin, kader mahkumlarının, umut ve beklenti içine sokulduğunu, ancak umutların yıkıldığını belirtti.
* Milli Güvenlik Kurulu, Cumhurbaşkanı Sezer'in başkanlığında, Çankaya Köşkü'nde toplanıyor. NOT: Bu bülten Anadolu Ajansı'nın dünkü haberlerinden derlenerek hazırlanmaktadır.
ECEVİT: ''MİT YÖNETİMİ ÇAĞDAŞ GERÇEKLERİN BİLİNCİ İÇİNDE DAVRANIYOR''
ANKARA, 29/11 --- Başbakan Bülent Ecevit, MİT yönetiminin çağdaş gerçeklerin bilinci içerisinde davrandığını, Müsteşar Şenkal Atasagun'un açıklamalarının yadırganmaması ve gözlemlerinden yararlanılması gerektiğini söyledi.
TÜRK-JAPON İŞ KONSEYİ'NİN 12. ORTAK TOPLANTISI... BAŞBAKAN ECEVİT'İN MESAJI: ''TÜRK HÜKÜMETİ, EKONOMİK İLİŞKİLERİN DAHA DA GELİŞTİRİLMESİ İÇİN, HER TÜRLÜ İLERİ ADIMI ATMAYA HAZIRDIR''
TOKYO, 29/11 --- Türk Japon İş Konseyi'nin 12. Ortak Toplantısı Tokyo'da başladı. Başbakan Bülent Ecevit, toplantıya gönderdiği mesajda, ''Türk Hükümeti, ekonomik ilişkilerin daha da geliştirilmesi için, her türlü ileri adımı atmaya hazırdır'' dedi.
BAHÇELİ: ''İSTİKRAR POLİTİKALARINDAN HİÇBİR ŞEKİLDE TAVİZ VERİLMEYECEKTİR''
ANKARA, 29/11 --- MHP Genel Başkanı, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli, istikrar politikalarından hiçbir şekilde taviz verilmeyeceğini belirterek, kısa vadeli spekülatif girişimlerle fırsat kollayanlarla da mücadele içinde olduklarını söyledi.
DIŞİŞLERİ BAKANI CEM'İN BASIN TOPLANTISI: ''AP'DEKİ KONUŞMAMDA İSTEDİĞİM MESAJLARI VERDİM''
BRÜKSEL, 29/11 --- Dışişleri Bakanı İsmail Cem, Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu'nda yaptığı konuşmada istediği mesajları verdiğini söyledi.
ERMENİ SOYKIRIMI İDDİALARI... GÜREL: ''TÜRKİYE'Yİ HAKSIZ ŞEKİLDE SUÇLAYARAK, KÖŞEYE SIKIŞTIRMA ÇABALARI VAR. ANCAK BU KONUDA TÜRKİYE OLARAK İRADEMİZ TAMDIR''
ANKARA, 29/11 --- Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel, Ermeni soykırımı iddialarının Batı ülkelerinde uyumlu bir şekilde gündeme getirildiğini belirterek, ''Türkiye'yi haksız şekilde suçlayarak, köşeye sıkıştırma çabaları var. Ancak bu konuda Türkiye olarak irademiz tamdır'' dedi.
MİT MÜSTEŞARI'NIN SÖZLERİ... ÇAKMAKOĞLU: ''MİT MÜSTEŞARI DEVLETİN BİR ÜST BÜROKRATIDIR''
ANKARA, 29/11 --- Milli Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu, ''MİT Müsteşarı'nın devletin bir üst bürokratı olduğunu, bürokrasinin kuralları içinde konuşması gerektiğini'' söyledi.
OKUYAN: ''NE SSK NE BAĞ-KUR NE DE EMEKLİ SANDIĞI'NIN ÖZELLEŞTİRİLMESİ, KAPATILMASI SÖZKONUSU''
ANKARA, 29/11 --- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan, sosyal güvenlik kuruluşlarının özelleştirilmesi ya da kapatılmasının söz konusu olmadığını bildirdi.
BÜTÇE GÖRÜŞMELERİ... MUMCU: ''BAKANLIĞIM DÖNEMİMDE TAHSİS YAPILMADI''
ANKARA, 29/11 --- Turizm Bakanı Erkan Mumcu, bakanlığı döneminde yeni turizm alanı ilan edilmediği gibi, arazi tahsisi de yapılmadığını bildirdi.
TBMM GENEL KURULU... ÖKSÜZ: ''HALK BİZE (NE OLUYOR BURADA, NİÇİN, BİR PEŞKEŞ Mİ ÇEKİLİYOR? MİLLETİN MALI NEREYE KAÇIRILIYOR?) DİYE SORUYOR''
ANKARA, 29/11 --- Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz, Telekom'un özelleştirilmesi konusunda yeni bir fiyat tespiti yapılması gerektiğini belirterek, ''Halk bize (ne oluyor burada, niçin, bir peşkeş mi çekiliyor? Milletin malı nereye kaçırılıyor?) diye soruyor'' dedi.
BÜTÇE GÖRÜŞMELERİ... TALAY: ''BİRLEŞTİRİCİ VE BÜTÜNLEŞTİRİCİ ETKİNLİKLER
TOPLUMSAL BARIŞA KATKI SAĞLAMAKTADIR''
ANKARA, 29/11 --- TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda, Kültür Bakanlığı 2001 Mali Yılı Bütçesi'nin görüşmelerine başlandı. Kültür Bakanı İstemihan Talay, birleştirici ve bütünleştirici etkinliklerin toplumsal barışa katkı sağladığını bildirdi.
MİT MÜSTEŞARI'NIN SÖZLERİ... KUTAN: ''FETHULLAH HOCA HAKKINDA KULLANILAN BAZI TABİRLER BİZİ RAHATSIZ ETTİ''
ANKARA, 29/11 --- FP Genel Başkanı Recai Kutan, MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun'un Fethullah Gülen ile ilgili sözlerini, ''Fethullah Hoca hakkında kullanılan bazı tabirler bizi rahatsız etti. Doğrusu bu beyanı en azından nezaketle bağdaşır bulmadığımızı ifade etmek istiyorum'' dedi. ÇİLLER'DEN ZİRVE ÖNERİSİ... ÇİLLER: ''EKONOMİDE ZEMİN ALTIMIZDAN KAYIYOR''
İSTANBUL, 29/11 --- DYP Genel Başkanı Tansu Çiller, ''Ekonomide zemin altımızdan kayıyor. Bu, yapay bir olay değil. Bu meselenin kökünde, reel ekonomik gelişmeler var. Önerim, hemen bir zirve toplansın; iktidarıyla, muhalefetiyle soruna çözüm aransın'' dedi.
MİT MÜSTEŞARI'NIN SÖZLERİ... ÇİLLER: ''BU AÇIKLAMALAR BAŞBAKANIN BİLGİSİ DAHİLİNDE YAPILMIYORSA VAHİM BİR OLAY AMA BAŞBAKANIN BİLGİSİ DAHİLİNDE YAPILIYORSA DAHA DA VAHİM''
ANKARA, 29/11 --- DYP Genel Başkanı Tansu Çiller, MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun'un açıklamalarını değerlendirirken, ''Eğer bu açıklama, Sayın Başbakan'ın bilgisi dahilinde yapılmıyorsa vahim bir olay ama Sayın Başbakan'ın bilgisi ve izni dahilinde yapılıyorsa o daha da vahim'' dedi.
SEZGİN: ''HÜKÜMET AFFI DEJENERE ETTİ. KADER MAHKUMLARINI UMUT İÇİNE SOKTU ANCAK UMUTLAR DA YIKILDI''
ANKARA, 29/11 --- Demokrat Türkiye Partisi (DTP) Genel Başkanı İsmet Sezgin, hükümetin, af konusunu dejenere ettiğini savunarak, ''Kader mahkumlarını umut içine soktu, ancak umutlar da yıkıldı'' dedi.
G Ü N D E M
* Devlet Bakanı Önal, Tokyo'daki temaslarını sürdürüyor.
* Devlet Bakanı Mirzaoğlu, ABD'nin Ankara Büyükelçisi Robert Pearson'ı makamında kabul edecek.
* Adalet Bakanı Türk, ''Hürriyeti Bağlayıcı Cezalar Yerine Uygulanabilecek Toplumsal Yaptırımlar'' konulu seminerin açılışında konuşacak.
* Bayındırlık ve İskan Bakanı Aydın, İskilip-Tosya yolunun temelini atacak.
* 9. Cumhurbaşkanı Demirel, İsrail-Filistin çatışmaları konusunda kurulan Araştırma Komisyonu'nun New York'taki toplantısının ardından yurda dönüyor.
* Bütçe görüşmeleri... Plan ve Bütçe Komisyonu'nda, Sağlık Bakanlığı ile Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığı bütçeleri görüşülecek.
* TBMM Genel Kurulu'nda, gecekondu önleme bölgelerine ilişkin yasanın süresinin uzatılması hakkındaki tasarının görüşülmesine devam edilecek.
* Komisyon toplantıları... KİT Komisyonu'nda, Türkiye Emlak Bankası'nın 1997 yılı hesapları görüşülecek. Milli Eğitim Komisyonu, Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Kuruluş ve Teşkilatı Kanun Tasarısı'nı ele alacak. Milli Savunma Komisyonu'nda, Milli Savunma Bakanlığı Akaryakıt İkmal ve NATO POL Tesisleri Başkanlığı kurulmasına ilişkin KHK görüşülecek.
* FP Genel Başkanı Kutan, Tes-İş ve Maden-İş Sendikası Yatağan şube başkanlarından oluşan heyeti kabul edecek. FP Genel Başkan Yardımcısı Veysel Candan, Parlamento'da basın toplantısı yapacak.
* CHP Genel Başkanı Baykal, Tariş birlik başkanlarının vereceği brifinge katılacak ve İzmir Ticaret Odası meclis toplantısında konuşacak.