
İÇİNDEKİLER
TBMM Başkanı Ömer İzgi, İngilizce olarak hazırlanan kitabın tanıtımı nedeniyle eski Senato Salonu'nda düzenlenen törende yaptığı konuşmada, Türkiye'nin bir süreden beri Ermeni soykırımı iddialarıyla haksız ve dayanaksız bir biçimde suçlandığını belirterek, bunların tek taraflı, her türlü tarihi ve bilimsel verilerden uzak nitelikte olmasına rağmen dünya kamuoyunu etkilediğini kaydetti.
Ermeni toplumu üzerinde çıkar uman kimi çevrelerin ve devletlerin, tarihi gerçeklerin tersine Türkiye'yi ağır bir biçimde suçladığını ve bu konuyu siyasi malzeme olarak kullanıp, parlamentolarından kararlar çıkardığını anlatan İzgi, hiçbir bilimsel veriye dayanmayan suçlamalarla koskoca bir ulusun itham edilebildiğine dikkati çekti.
Türk-Ermeni ilişkileri tarihsel, hukuksal ve bilimsel boyutlarıyla irdelendiğinde ileri sürülen ve baştan sona akıl dışı olan suçlamaların ne kadar dayanaktan yoksun olduğunun görüleceğini ifade eden İzgi, ''Kendi arşivlerini tarasalar pek çok doğruyu bulacak olan kimi çevrelerin, tarihi doğrulardan ve bilimsellikten uzak bir yaklaşımla, tarihin ve tarihçilerin değerlendireceği bu konuyu istismar çabalarını sürdürmelerini üzücü bir durumdur'' dedi.
TBMM'nin desteğiyle hazırlanan kitabın ''soykırım iddiaları'' konusunda pek çok soruya yanıt verdiğine işaret eden İzgi, eserde bilimsel doğrulara gölge düşürecek hiçbir izin bulunmadığını, soykırım konusunda ciddi anlamda araştırma yapmak ve sonuçları ne olursa olsun dünya kamuoyuna açıklamak üzere bu konuda belge ve bilgilerin bulunduğu çeşitli devlet arşivlerinin uzmanların titiz çalışmasının ürünü olduğunu bildirdi.
İzgi, soykırımın ''insanlık suçu'' olduğunu belirterek, Bugünkü ortamda bilim adamı olmanın cesur olmayı gerektirdiğini, insanlık ve tarih adına tehditleri göğüslemeleri halinde iftira sahiplerinin meydanı boş bulamayacaklarını ifade etti.
İzgi, çarpıtılan tarih, yalan ve iftira ile yürütülen kampanyalardan hukuki sonuçlar çıkarmak isteyen çevrelerin hayal peşinde olduğunu belirterek, hazırlanan kitapla ulaşılan bilimsel verilerle reddedilemeyeceğini söyledi. ''Kitap, Türkler tarafından Ermeni toplumuna yönelik hiçbir şekilde soykırım yapılmadığını ortaya koyuyor'' diyen İzgi, Türkiye'nin bugüne kadar pek de önemsemediği bu konuda gerekeni, her platformda bilimsel ve tarihi belgelere dayanarak vereceğini kaydetti. Kitabın editörlüğünü üstlenen Prof. Dr. Türkkaya Ataöv da Ermeni sorunu konusunda sayısı hayli kabarık yabancı yayınların yanlış tanım, peşin hüküm ve tek yanlılıktan da öte çok sayıda belge sahtekarlıkları, anlamlı eksiklikler, büyük abartmalar ve temel çelişkilerle dolu olduğunu belirtti.
Osmanlı'nın son döneminde Ermeniler'i konu alan kitabın ''ikinci görüş'' olmaktan öte değer taşıdığını vurgulayan Ataöv, ''Bu konu Osmanlı tarihinin parçasıdır. Bu nedenle, Osmanlı belgeleri birinci derecede ve vazgeçilmez nitelikte önemlidir'' dedi.
Sorunun, bazı Ermeni ailelerin acıları olmadığını, bazı Türk ve Müslüman ailelerin başına neler geldiğini gösteren güvenilir belgelerin varlığına dikkati çeken Ataöv, 373 sayfalık kitabın içinde ''virgül yanlışı' bile bulunmadığını söyledi.
Ataöv, yabancı nitelikte başka kitaplar da hazırlanması gerektiğini belirterek, ''Tarih anlatımını siyasete alet etmek, bazı taraflara haksızlık olduğu gibi uluslararası toplumu da içinden zor çıkılır bir karmaşaya sürükler'' diye konuştu. Kitabın danışmanlığını üstlenen Prof. Dr. İlber Ortaylı ise konuşmasında, 20. Yüzyıl insanının daha iyi tarih bildiği ve bu çağın tarihçilerinin daha iyi tarih yazdığının çok tartışılır bir önyargı olduğunu belirtti. Ortaylı, ''20. Yüzyıl insanı, tarihi çok daha fazla saptırma ve reklam için kullanmaktadır. 20. Yüzyıl'da kitleler, bu propagandanın daha fazla etkisindedir. Beşeriyet, tarih kullanılarak daha çok aldatılmaktadır. Bunu önlemenin yolu, tartışmaktır'' dedi.
Türkiye'nin karşısında, ''tarih kullanılarak ortaya atılan çok ağır bir suçlama bulunduğuna'' işaret eden Ortaylı, bunun ''jenosit'' olduğunu söyledi. ''Karanlık tarihi rakamlarla'' ortak bir devlet ve millet yaratılmak istendiğini kaydeden Ortaylı, ''Bu, en fazla ciddiye almamız gereken gelişmedir. Entelektüellerimizin ve tarihçilerimizin fildişi kulelerinde oturmaları artık memnudur'' görüşünü savundu.
Bireylerin, ''suçlu bir toplumun üyesi'' olarak suçlandığını kaydeden Ortaylı, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''İster fakir ister zengin, ister cahil ister alim, ister solcu ister sağcı, isterseniz Türkiye'de isterseniz Türkiye dışında yaşayın; günün birinde bu suçlamayla en trajik ve çarpıcı şekilde karşı karşıya kalırsınız. Okulda okuyan masum çocuğunuz, bir müsamere günü (Ermenileri kesen insanların torunu) olmakla suçlanır, bilmediği tarihin ağır baskısıyla eve gelir. Sizleri kimlik olarak suçlamak isteyen insanlar, falan ülkenin vergi mükellefleri olduğunu beyan ederler. Aynı yerde siz de vergi mükellefisinizdir. Bu suçlamalar karşısında insanların oturup tarihi gözden geçirmeleri, tartışmaları ve tezlerini ortaya koymaları gerekir.''
Ortaylı, Osmanlı İmparatorluğu'ndaki milliyetçi ayaklanmaların sonucunda Ermeniler ile Müslümanlar arasındaki çatışmanın karşılıklı mukateleye dönüştüğünü belirterek, ''İsyan, kanlı bir tehcire dönüşmüştür. Bunun böyle olması kaçınılmazdır. Her iki tarafın gelişmeleri yönlendirmesinde yanlışlıkları etkili olmuştur'' dedi.
Bugünün tarihçiliği açısından en hazin durumu, ''Ermeni ve Türk tarihçilerin biraraya gelememesi'' olarak ortaya koyan Ortaylı, Ermeni tarihçiler adına üçüncü tarafın bir takım abartma ve kışkırtmalarla sorunu saptırdığını söyledi. En kısa zamanda Ermeni ve Türk tarihçilerin biraraya gelmesini isteyen Ortaylı, kitabın sağlıklı bir başlangıç olduğunu, en kısa zamanda Ermeni tarihçilerden de kendi tezlerini içeren benzer bir çalışma beklediklerini söyledi. Törende, kitabın hazırlanmasında emeği geçenlere TBMM Başkanı İzgi tarafından plaket verildi.
Törene, TBMM Başkanvekilleri Murat Sökmenoğlu ve Nejat Arseven, MGK Genel Sekreteri Orgeneral Cumhur Asparuk, Devlet Bakanı Kemal Bal, Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz, Danıştay Başkanı Nuri Alan ile siyasi partilerin grup başkanvekilleri ve milletvekilleri, bilim adamları katıldı. Törene katılanlar daha sonra TBMM'de açılan ''Dışişleri Şehitleri Sergisi''ni gezdiler.
Başbakan Bülent Ecevit'in imzasıyla yayımlanan genelgede, sivil toplum örgütlerine yönelik kısıtlayıcı uygulamaların olumsuz etki yarattığı ve yöneticilerinin yurtdışında ''insan hakları savunucusu gibi haketmedikleri bir sıfatla tanımlanmalarına yol açtığı'' ifade edildi.
Sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerine ilişkin yasalar ve bu yasalara dayanılarak yürürlüğe konulan idari düzenlemelerin zaman zaman ''idari yasaklar ve kısıtlamalar'' olarak gündeme getirildiğinin kaydedildiği genelgede, özellikle yurtdışında birçok platformda ''sivil toplum kuruluşlarına yönelik baskı ve insan hakları ihlali'' olarak nitelendirilmek suretiyle istismar edildiği belirtildi.
Genelgede şöyle denildi:
''Bu bakımdan bu örgütlerin ülke dışında tanıtımına, idari uygulamalarla katkı sağlamaktan kaçınılması önem taşımaktadır.
Sivil toplum girişimlerine yasakçı ve kısıtlayıcı bakış açısı yerine hoşgörüyle yaklaşılması, İnsan Hakları Koordinatör Üst Kurulu'nda hazırlanan ve Bakanlar Kurulu'nca referans belgesi olarak kabul edilen (Kopenhag Siyasi Kriterleri Işığında Türkiye'nin alması Gereken Önlemler) başlıklı raporda da öngörülmüş ve ilgili makam ve kuruluşlarımıza gönderilmiş olduğundan bu raporun gereğinin yerine getirilmesi esastır.
Ayrıca, bir husus da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin dernek, düşünce ve ifade özgürlüğü ile ilgili kriterleridir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne taraf olmamız nedeniyle bu sözleşme iç hukukumuzun bir parçası durumundadır.
Sivil toplum örgütlerinin çalışma biçimlerine göre benimsenecek yaklaşım, sadece ülkemizde yaşananların dışa yansıması bağlamında dış politikamızı ilgilendiren bir konu değildir. Ülkemizde sosyal adalet ve toplumsal barış ortamının sağlanabilmesi, sivil toplum örgütleri ile idarenin uyumlu ve hoşgörülü yaklaşımları ile mümkün olabilecektir.
Sivil toplum örgütleri ile ilgili mevzuatta, AB ölçütlerindeki yasal düzenlemeler yapılıncaya kadar bu konudaki idari uygulamaların yeniden gözden geçirilmesi gerekmekte, mülki amirlerimizin ve emniyet yetkililerimizin idari kararlar alırken bunların uluslararası yansımalarını da göz önünde bulundurmaları önem taşımaktadır.
Bu itibarla; sivil toplum örgütlerinin çalışmalarına yönelik uygulamalarda, mülki amirler ve emniyet yetkilileri yasalarla kendilerine tanınan yetkileri olumlu yönde kullanacaklar ve takdir haklarında da bu hususları göz önünde bulundurarak seçici ve esnek davranacaklar.
Sivil toplum örgütleri ve girişimlerine yönelik esnek ve seçici yaklaşım, olağanüstü hal uygulamalarını özellikle kapsayacaktır.'' SEEBRIG tarafından düzenlenen Sevenstars-2001 tatbikatı için Bulgaristan'da bulunan Sabahattin Çakmakoğlu, bugün tatbikatın VIP gününe konuk oldu.
Çakmakoğlu'nun yanı sıra Bulgaristan Savunma Bakanı Boyko Noev, Yunanistan Genelkurmay Başkan Yardımcısı General Dimosthenis Rapazikos, Arnavutluk Genelkurmay Başkan Yardımcısı General Aryan Zaimi, Romanya Genelkurmay Başkan Yardımcısı General Korneli Rudensu ile çok sayıda yerli ve yabancı askeri yetkilinin katıldığı VIP günü, SEEBRIG Komutanı Tuğgeneral Şehmi Akın Zorlu'nun brifingiyle başladı. Çakmakoğlu, brifingin ardından Bulgaristan Savunma Bakanı Noev ile kısa bir basın açıklaması yaptı.
Daha ziyade Makedonya ile ilgili sorulara muhatap olan Çakmakoğlu, SEEBRIG'ın Makedonya'ya gönderilme olasılığıyla ilgili bir soruyu şöyle yanıtladı:
''SEEBRIG, yedi ülke tarafından kuruldu ve görevi mevcut barışın korunması ve sürdürülmesidir. SEEBRIG'in anlaşmasında barışı zorla korumak diye bir madde yok. Ancak SEEBRIG göreve hazır durumdadır.''
Boyko Noev de yaptığı açıklamada, Makedonya'daki gelişmelerden büyük endişe duyduklarını, ancak bu sorunun barışçı yollarla çözülmesi gerektiği görüşünde olduğunu söyledi.
Noev, SEEBRIG'in Makedonya'ya gönderilmesi konusunda ise, ilgili kararın siyasi makamlar tarafından verilebileceğini söyledi.
Daha sonra Koren poligonundaki tatbikat alanını gezen Çakmakoğlu, A.A muhabirine yaptığı açıklamada, tatbikatın geçen seneye göre çok daha başarılı olduğunu belirterek, ''SEEBRIG, gerçekten çok daha iyi durumda göreve hazır olduğunu bu tatbikatla kanıtlıyor'' dedi.
Çakmakoğlu, Makedonya'daki gelişmelerle ilgili görüşlerini açıklarken, Makedonya'nın sorunu barışçı yollardan kendi içinde çözmesi gerektiğini söyledi.
Makedon makamlarının ülkede yaşayan insanlar arasındaki farklı uygulamaları gidermek durumunda olduğunu ifade eden Çakmakoğlu, ''Biz dost olarak Makedonya'ya bu konudaki çabalarında her türlü yardımı yapmaya hazırız'' dedi.
Balkanların son derece hassas dengeler bulunduğunu anlatan Çakmakoğlu, önemli olan statükonun, sınırların değişmezliği ve içişlerine karışmama ilkesi olduğunu kaydetti.
Türkiye'nin Balkan ülkeleriyle birçok alanda bağı bulunduğunu ifade eden Çakmakoğlu, ''Biz, bundan dolayı bölgedeki gelişmelerle ile çok yakından ilgileniyoruz'' dedi.
Sabahattin Çakmakoğlu, Makedonya'daki olayların tırmanma eğiliminde olduğunu da sözlerine ekleyerek, gelişmelerin daha da ciddi boyutlara ulaşması halinde Türkiye'nin daha önce olduğu gibi uluslararası oluşumlara askeri güç katkısında bulunabileceğini söyledi.
Çakmakoğlu Makedonya'daki olayların komşu ülkelere sıçramamasının önemli olduğunu belirterek, bunun için başta bölge ülkeleri olmak üzere Avrupa ve ABD'nin de bölgeye hassasiyet gösterdiğini söyledi.
SEEBRIG tarafından düzenlenen Sevenstars-2001 tatbikatına Türkiye'nin yanı sıra Makedonya, Arnavutluk, Bulgaristan, Romanya, Yunanistan ve İtalya'dan toplam 2065 askeri personel katılıyor.
Senaryosunda SEEBRIG güçlerinin iç karışıklığın yaşandığı bir ülkede barışın korunması için askeri ve insani yardım operasyonları düzenlemesi tatbikatı, Tuğgeneral Hilmi Akın Zorlu tarafından sevk ve idare ediliyor.
Tatbikata Türkiyle'den 2435 asker katılıyor. Tatbikatı izlemek üzere Bulgaristan Savunma Bakanı Boyko Noev'in davetlisi olarak dün Bulgaristan'a gelen Çakmakoğlu, buradaki temaslarını tamamladı.
Koren Poligonu'nda bu sabah tatbikatı izleyen ve çokuluslu barış gücünde görev yapan ülkelerin askeri birliklerinin tatbikattaki çalışmalarını izleyen Çakmakoğlu, öğleden sonra Hasköy kentinde düzenlenen kokteyle katıldı. Çakmakoğlu, ''Seven Stars-2001'' tatbikatının son derece başarılı olduğunu belirterek, SEEBRIG'in bu tatbikatta göreve hazır olduğunu bir kez daha kanıtladığını söyledi.
Sabahattin Çakmakoğlu, tatbikatın başarısında SEEBRIG Komutanı Tuğgeneral Hilmi Akın Zorlu başta olmak üzere Türk askeri personelinin katkısının çok büyük olduğunu kaydetti.
Çakmakoğlu ve beraberindeki heyet, daha sonra Filibe kentine geçerek, buradan Türk Hava Kuvvetleri'ne ait bir uçakla Türkiye'ye hareket etti. SEEBRIG tarafından düzenlenen ''Seven Stars-2001'' tatbikatında Türkiye, İtalya, Bulgaristan, Romanya, Arnavutluk, Makedonya ve Yunanistan silahlı kuvvetleri personelleri, hazırlanan senaryo gereği iç karışıklığın çıktığı bir ülkede barış ve huzuru koruma görevi yapıyorlar.
Türk ve Yunan askerlerinin, tatbikatta uyum içerisinde, omuz omuza aynı amaç doğrultusunda gösterdikleri çaba dikkat çekiyor.
Tatbikatın bugünkü bölümünde Türk birliği, senaryo gereği kendi kontrol noktasını taciz eden göstericilere, başarılı bir şekilde müdahale etti. Yunan birliği de, aynı şekilde kendi kontrol noktalarına saldıran silahlı grupları başarıyla püskürttü.
Tuğgeneral Zorlu, A.A'ya yaptığı açıklamada, SEEBRIG'in disiplinli bir çalışma sonucu çok kısa bir sürede göreve hazır duruma geldiğini söyledi. Zorlu, ''SEEBRIG olarak diğer uluslararası barış güçlerinden hiçbir eksiğimiz yoktur'' dedi.
''Seven Stars-2001'' tatbikatı, yarın düzenlenecek kapanış töreniyle sona erecek.
Tatbikata İtalya ve 6 Balkan ülkesinden toplam 2065 askeri personel katılıyor. Türk Silahlı Kuvvetleri'ndense, tatbikatta toplam 235 personel görev yapıyor.
TBMM ile Avrupa Parlamentosu arasında diyalog organı olan Karma Parlamento Komisyonu'nda (KPK) konuşan ve soruları yanıtlayan Cem, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği yolunda AB'nin, mali konulardaki bazı sorunlar hariç, rolünü oynadığını ve yükümlülüklerini yerine getirdiğini, Türkiye'nin sorumluluğunun da kendi yükümlülüklerini yerine getirmek olduğunu belirtti.
Cem, sanki AB ülkelerinde ve diğer adaylarda hiçbir insan hakları sorunu yokmuş gibi bu alanda Türkiye üzerinde odaklaşmanın ve abartılı bir yaklaşımın yanlışlığı üzerinde durarak, Türkiye'deki gecikmelerin nedenlerini anlattı. Dışişleri Bakanı, Türkiye'nin 50 yıl boyunca Sovyet bloku karşısında bir ön cephe ve kale misyonu üstlendiğini, fedakarlıklar yaptığını, 15 yıldır da bölücü teröre karşı mücadele verdiğini, bunların demokrasinin gelişmesinde engeller oluşturduğunu ve zaman kaybına yol açtığını ifade etti.
Toplantıda Cem'e en fazla yöneltilen soruların Kıbrıs konusunda olduğu görüldü.
Antlaşmaları hatırlatan ve Kıbrıs'ın, garantör Türkiye ile Yunanistan'ın üye olmadıkları bir uluslararası kuruma katılamayacağını belirten Cem, Güney Kıbrıs'ın AB adaylığının antlaşma ihlali olduğunu, bu yöndeki gelişmelerin sorunun çözümünü güçleştireceğini ve herkesi zor durumda bırakacağını söyleyerek, ''AB ile Türkiye arasında ekonomik ilişkilerin de darbe alacağı'' üzerinde durdu. Kıbrıs gerçeğini dikkate alan bir plan çerçevesinde konfederal bir yapıya ulaşılabileceğini kaydeden Cem, Avrupalı parlamenterlerin bu konuyu daha dikkatli incelemeleri, garantör ülkelerin hak ve sorumluluklarını gözardı etmemeleri çağrısında bulundu.
Kıbrıslı Türklerin devletlerini ve hükümranlık haklarını koruduklarını, eşitlik istediklerini hatırlatan Cem, Bosna, Kosova ve Makedonya gibi bölgelerde cereyan eden olaylara atıfta bulunarak, bu tür gelişmelerin Kıbrıs'ta da olması endişesini ciddiye almak gerektiğini kaydetti ve Balkanlar'da yapılan hataların tekrar etmemesi gereği üzerinde durdu.
Kıbrıs'ta bir çözüm istendiğine dair sadece Türkiye'nin değil, herkesin pozitif mesajlar vermesi gerektiğini kaydeden Cem, AB'nin izlediği tavrın Rumları taviz vermemeye ve çözümsüzlüğü sürdürerek vakit kazanmaya yönelttiğini belirtti ve ''Ben de onların yerinde olsam, iki yıl içinde AB üyesi olacağım ve güç kazanacağım düşüncesiyle şimdi bir şey yapmadan beklerdim'' dedi. Cem, Güney Kıbrıs'ın AB'ye girmesi halinde Türkiye'nin ve Kıbrıslı Türklerin tepkisiz kalacaklarını düşünmenin çok yanlış olduğunu, çok sert tepki gösterileceğini, ilişkilerin tehlikeye gireceğini, bu durumun sadece Türkiye'ye değil, herkese zarar vereceğini belirtti.
Türkiye'nin Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği (AGSK) konusunda tavrını da anlatan Cem, NATO'nun Washington zirvesinde alınan kararlar ile AB'nin Nice kararları arasındaki tezatın giderilmesi gerektiğini, Türkiye'ye doğru adım atılmasının beklendiğini ifade etti.
Bir soru üzerine, azınlıklar konusunda Türkiye'nin yaklaşımının Batı Avrupalılarınkinden farklı olduğunu, Batı'da azınlık tanımının ırk ayırımı temelinde yapıldığını, Türkiye'nin bu yaklaşımı benimsemediğini kaydeden Cem, bu konuda tartışmaların artık geride kaldığını söyledi. MGK konusunda bir soruyu yanıtlayan Cem, Batı Avrupalıların, ''Türkiye'de askerlerin dediğinin yapıldığını, iplerin askerlerin elinde olduğunu'' düşündüklerini, bunun gerçek olmadığını anlattı ve ''Ben 4 yıldır MGK'dayım. Asker-sivil farkı yok. Herkes görüşünü ortaya koyuyor ve hükümete tavsiye nitelikli görüş bildiriliyor. Ben, bir demokratik solcu olarak, bazen MGK'ya katılan askerlerden daha muhafazakar kalıyorum'' dedi.
Anayasa değişikliklerine ilişkin meclis çalışmalarının Eylül'de yapılacağını, kendisinin bu çalışmaların Haziran veya Temmuz'da tamamlanmasından yana olduğunu belirten Cem, bu konuda ''temkinli'' konuşmayı tercih ettiğini kaydetti.
Konuşmasının sonunda, bazı konularda fazla kötümser olunmaması gereği üzerinde duran İsmail Cem, Kıbrıs sorunu konusunda Avrupalı parlamenterlere endişelerini yansıtmayı ve uyarmayı bir görev olarak algıladığını söyledi.
Cem'e yöneltilen sorular arasında, FP'nin kapatılması konusuna hiç değinilmediği gözlemlendi.
Dışişleri Bakanı Cem'in, KPK konuşmasının uzaması üzerine, Türkiye'ye dönüşünün yarına kaldığı bildirildi. Derviş, doların Euro ve Sterlin karşısında değerlendiğini, bunun da piyasayı etkilediğini söyledi.
Derviş, Merkez Bankası Sosyal Tesisleri'nde basın mensupları ile yaptığı kahvaltılı sohbet toplantısında, gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Dolar kurunun çok çok yüksek olduğuna dikkati çeken Derviş, doların yalnızca Türk parası karşısında değerlenmediğini, Euro ve İngiliz Sterlini karşısında da değer kazandığını, ayrıca dış piyasalarda doların yüksek seyretmesinin Türkiye'de iç piyasa üzerinde de etkili olduğunu söyledi.
İç borç takasının gerekli olduğunu hatırlatan Derviş, borç takasını fazla abartmamak gerektiğini söyledi.
Derviş, her şeyi dolarla yapmak gerekmediğini vurgularken, ''TL'ye dönmek gerekiyor'' dedi.
Derviş bu arada, reformların büyük bir kısmının yasalaştığını hatırlatırken, Türkiye'yi izleyenlerin Türkiye'yi kafi derecede takdir etmediklerini söyledi. Reformların çıkarılması sürecinde Meclis'in performansına da dikkati çeken Derviş, reformlara tam sahip çıkmanın önemli olduğuna işaret etti.
Reformların çıkarılması sürecindeki bazı tartışmaların büyük zararlar verdiğini anlatan Derviş, reformlara ilişkin ''hem yaparım hem de arkasında durmam...Birkaç kişi yapıyor. Reformların piyasa açısından yeterince getirisi olmadı. Bunu beğendik mesajını versek iyi olur'' değerlendirmesinde bulundu. Devlet Bakanı Derviş, Kasım ve Şubat krizlerinin bu kadar ağır olacağının beklenmediğini anlatırken, şunları kaydetti:
''Ağır kriz olması nedeniyle insanlarda soru işaretleri var. Toplumun sinirleri gergin, karamsarlık içinde bekliyor. Rakamlara baktığımızda iyiye gidiyoruz. Cari işlemlerde ciddi bir artık göreceğiz. Geçen yıl on milyar dolar düzeyinde olan cari açığın, bu yıl artıya geçmesi bekleniyor ve bu konuda tahminler 1 milyar ile 6 milyar dolar arasında değişiyor. Fazilet partisinin durumu belirsizliğe katkı yapıyor.''
Her yerde dava olduğunu anlatan Derviş, ''kırıcı, son derece üzücü, her konuda ağır kelimeler sarf ediliyor. Birbirimize saldırma alışkanlığını sürdürmemeliyiz. Hukuk devletinin barışa dayalı toplum temelinde, birbirimize hoşgörülü olmalıyız. Birtakım söylentiler bürokratları da etkiliyor. (Acaba bu işi yaparsam ne olur) düşüncesi hakim'' dedi. Türkiye'yi tarım reformunun uygulanmasında ciddi güçlüklerin beklediğini ifade eden Derviş, tütün konusuna da değindi.
Derviş, yasaları Türkiye'deki uzmanların tespit ederek ortaya koyduğunu anlatırken, ''Washington'dan bazı uzmanların getirdiği bir şey değil. Ekonomiyi tümden inceleyen arkadaşların isteği. Tütün konusunda Ege'de büyük bir sorun yaşanmayacaktır. Güneydoğuda sorun olabilir. Dünya Bankası'nın vereceği kredide ağırlık bu bölgeye verilecektir''şeklinde konuştu. Derviş, ekonomide yeni bir kriz olabilir mi şeklindeki soruya karşılık, ''Tam bıçak sırtında değil, ancak bıçak sırtı birazcık genişlemiş durumda'' karşılığını verdi.
Derviş, IMF ve Dünya Bankası'nın programa verdiği desteğin önemli olduğunu kaydetti.
Mikro sorunlara da çözüm bulma konusunda çalışmalar gerektiğini anlatan Derviş, Türkiye'de yatırımların kaynak kıtlığı nedeniyle yapılamadığını ifade etti. Yabancı yatırımları Türkiye'ye çekmek gerektiğini anlatan Derviş, ''Çok büyük sıcak para istemem, bu aslında yanlış bir şey. Yatırımcılar Türkiye konusunda tartışma içinde, Londra bu konuda çok önemli, Türkiye konusunda halen çekimser. Evet ama Mart gibi değil'' dedi. Derviş, kendisiyle ilgili çıkan haberlere değinirken de, bazılarının gerçeği yansıtmadığını dile getirdi. Derviş, özel yaşantısına ilişkin şunları kaydetti:
''24.00'te uyurum, erken kalkarım. Şimdiki eşimle, ilk eşimden ayrıldıktan uzun bir süre sonra tanıştım. Büyükadada tanıdığım Kemal diye bir arkadaşım vardı. Çöpçü Kemal derlerdi, yoksul bir aileye mensuptu ancak atak biriydi. Kartvizit bastırıp kendini farklı tanıtırdı. En son Polonya bayan basketbol takımına antrenör olduğunu duymuştum. Yazı dizisinde habere konu olan Kemal ben değilim.''
Maliye Bakanı Oral, yaptığı yazılı açıklamada, iç kaynak paketi çerçevesinde benimsenen vergiye ilişkin düzenlemelerin hazırlanış şekline açıklık getirdi. Oral açıklamasında şöyle dedi:
''22 Haziran 2001 Cuma günü yapılan Bakanlar Kurulu toplantısında, iç kaynak paketi çerçevesinde benimsenen esas ve unsurlardan vergiye ilişkin düzenlemelerin tasarı haline gelmesi, son şeklini alması, Başbakanlığın ve Bakanlığımın ilgili birimleri arasındaki çalışma sonucu gerçekleştirilmiştir.
Bir çok tasarı çalışmalarında da, esasen bu usul izlenmektedir.'' Bakan Talay, Çeşme Alaçatı'da düzenlenen Türk Kültür ve Sanatları Ortak Yönetimi (TÜRKSOY) Daimi Konseyi 16. Bölge Dönem Toplantısı'nın açılışında yaptığı konuşmada, toplantıyı, ''kardeşler buluşması'' olarak değerlendirdi. İstemihan Talay, TÜRKSOY'un özünde, sözünde, tarihinde ve geçmişinde, kardeşlik, kültür birliği olan ve Türk dili konuşan ülkelerin kültürel, sanatsal çalışmalarını daha güçlendirmek için devlet başkanlarının uzak görüşlülüğü ile 1992 yılında kurulduğunu hatırlattı. Talay, 8 yıllık süreçte birliğin güçlendiğini, dostlukların arttığını, Türk Cumhuriyetleri arasında kültür ve sanat alışverişinin güçlendiğini ifade etti.
TÜRKSOY'un her toplantısının, sanat ve kültürde altyapının gelişmesinde önemli ivmeler sağladığını belirten Talay, 16. bölge toplantısının 6 bin yılık geçmişi olan İzmir'de yapılmasının önemini vurguladı. Geçmiş yıllarda yapılan toplantıların Türk Cumhuriyetleri arasında yeni ufuklar açtığını da kaydeden Bakan Talay, ''Opera, bale, resim çalışmalarında, karşılıklı ziyaretlerde bulunduk. Halklarımızın sanatlarını uluslarımıza sunduk. Dilimiz ve inançlarımız bir. Çok uzun yıllar ayrı kalmışız. Bunu kapatmamız lazım'' dedi.
Bakan Talay, bu toplantının tarihi bir görevi yerine getirdiğini, büyük bir milletin evlatları olarak gelecekte büyük bir dayanışma içinde olacak Türk Cumhuriyetleri'nin güçlü temeller attığını kaydetti. Talay, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Türk Cumhuriyetleri aynı kaynaktan akan ulu bir nehirdi. Yüzyıl önü kesildi, ayrı mecralardan aktılar. Önündeki set kalkınca yeniden nehir bir araya akmaya başladı. Türk Dünyası sanatıyla, kültürüyle, medeniyetiyle bütün dünya uluslarına şimdi bunu sergiliyor.''
İzmir Valisi Alaaddin Yüksel de Türk Cumhuriyetleri'nin geçmişten geleceğe köprü olduklarını, büyük bir çınarın dalları olan Türk dünyasının yeniden filizler vermeye başladığını ifade etti. Yüksel, ''Dede Korkut, Hacı Ahmet Yesevi, Ali Şir Nevai, Fuzuli, Yunus, Hacı Bektaş Veli gibi ulu mimarları minnetle yad ediyorum'' dedi. Bülbüloğlu, Alaçatı'daki Süzer Paradise Otel'de düzenlenen Türk Kültür ve Sanatları Ortak Yönetimi (TÜRKSOY) Daimi Konseyi 16. Dönem Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, birliğin bağımsız Türk Cumhuriyetleri'nin ihtiyaçlarından kurulduğunu, Türk ülkeleri için moral olduğunu ve ülkeler arasındaki dostluğun gelişmesine büyük katkı sağladığını söyledi. Azerbaycan Devlet Başkanı Haydar Aliyev'in bu birliğe çok önem verdiğini anlatan Bülbüloğlu, Türk Cumhuriyetleri'nin kültür ve sanat alanlarında başarı göstermesinin kaynağının da TÜRKSOY olduğunu ifade etti. Bülbüloğlu, Türkçeyi 200 milyona yakın insanın konuştuğunu vurgulayarak, şöyle konuştu:
''Türk Cumhuriyetleri'nin bağımsızlığına kavuşmalarının üzerinden yaklaşık 10 yıl geçti. BM'de 6 bağımsız Türk devletinin bayraklarının yan yana dalgalanması bize gurur veriyor. Dünyanın tanımasını da sağlıyor. Türk devletleri eski çınar gibi köklerinde yeni filizler açıyor. Bu ulu çınarın gölgesinde herkese yerimiz var.''
Kazakistan Cumhuriyeti Kültür, Enformasyon ve Toplumsal Uyum Bakanı Muhtar Kulmuhammedov da, Türklerin 7 bin 500 yıllık kültür ve tarihi bir mirası bulunduğunu belirtti. Kulmuhammedov, Türk Cumhuriyetleri'ndeki kültürel mirastan tüm dünya milletlerinin yararlandığını vurgulayarak, ''21. yüzyıl Türk dünyası olacaktır. İnşallah ekonomide de başarıyı yakalar, birlikte büyük işler başarırız'' dedi.
Kazakistan'da yeni devlet müzesi, drama tiyatrosu, opera ve bale tiyatrosu ve müzik akademisinin inşa edildiğini, bunlar kurulurken Türkiye Cumhuriyeti'nin büyük yardım ve desteğini gördüklerini ifade eden Kulmuhammedov, bütçeden kültüre ayırdıkları paranın yüzde 309 arttığını vurgulayarak, bundan sonraki TÜRKSOY toplantısının Türkistan şehrinde yapılacağını ve herkesi davet ettiğini söyledi.
Kırgızistan Eğitim ve Kültür Bakan Yardımcısı Tursunbek Bekbolotov da TÜRKSOY'un Türk Cumhuriyetleri'nin kültür, sanat çalışmalarına büyük katkı sağladığını, ülkeler arasında kültür değişimi ve tanıtım imkanı yarattığını söyledi.
Türkmenistan Kültür Bakan Yardımcısı Gulmurad Muradov da Sovyetler Birliği yönetiminde Türk Cumhuriyetleri'nin ayrı kaldığını, Türk Cumhuriyetleri arasındaki toplantılarda Türkçe konuşulmamasının kendisini üzdüğünü bildirdi. Tarihin Türkler üzerindeki perdeyi kaldırdığını, 20. yüzyılın sonunda Türk Dünyası'ndaki Türklerin yeniden buluşup konuşmaya, görüşmeye başladığını, bu dostluğun bundan sonra daha da gelişeceğini ifade etti.
Tataristan Cumhuriyeti Kültür Bakanı İldus Tarhanov, TÜRKSOY toplantılarının Türk devletleri arasında iyi ilişkiler kurulmasına yardımcı olduğunu ifade etti.
KKTC Milli Eğitim ve Kültür Bakanı İlkay Kamil de Türk Cumhuriyetleri arasında dil ve alfabe birliği sağlanmasının önemli olduğunu söyledi. Kamil, TÜRKSOY'un genç bir kuruluş olmasına rağmen önemli görevler üstlendiğini, kültür anlamında toplumlar arasında kardeşliği artırıcı çalışmalar yürüttüğünü kaydetti.
Başkordustan Kültür Bakan Yardımcısı Rafael Şafikov, 70 yıl Başkordustan halkının dilinin baskı altında olmasına rağmen Türkçeyi unutmadıklarını, kimliklerini inkar etmediklerini anlattı. Şafikov, ''Tarihi değiştiremediler. Türk kimliğimizi milli benliğimizi değiştirmedik. Türkiye'yi hep lider olarak gördük. Sabırla birleşeceğimiz günü bekledik. 10 yıldır da bunun mutluluğunu yaşıyoruz'' dedi.
Gagauz Özerk Bölgesi Kültür Dairesi Başkanı Aleksandra Molla, Moldova Cumhuriyeti'ne bağlı özerk Gagauz Bölgesi'nin selamını getirdiğini bildirdi. TÜRKSOY ile kendilerini bulduklarını, dünyaya tanındıklarını vurgulayan Molla, ''Ben kendimi Türk sayıyorum. Biz küçük bir devletiz. Türkiye gibi geniş imkanlarımız yok. Bağımsızlıkta 11. yılımıza giriyoruz ama ülkemize gelecek konuklarımıza her zaman tuz ve ekmeğimiz var'' dedi.
Sabahki oturumun sonunda Kültür Bakanı İstemihan Talay, Türk Cumhuriyetleri'nden gelen sanatçıların açtığı el sanatları sergisini gezdi. Bakan Talay daha sonra İngiltere'deki Türk futbol elçisi Alpay Özalan ve Göztepe'nin geçen yıl teknik direktörlüğünü yapan Ümit Kayıhan ile biraraya geldi. Süzer Otel'de tatil yapan Özalan'ın hedefe kilitlenen ve başarıyı yakalayan bir futbolcu olduğunu ve buna devam etmesini isteyen Talay, ''Türkiyemizi başarıyla temsil ediyorsun. Buna devam et'' dedi.
Tümü üzerinde görüşmeleri dün tamamlanan 7 maddelik tasarı, yaklaşık 1 saat süren çalışma sonucu yasalaşırken, DYP milletvekilleri, ''Türkiye'nin kurullar tarafından yönetildiği'' eleştirisinde bulundular.
Yasa, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nda, transit petrol projeleri ile ilgili uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan yükümlülüklerin zamanında ve tam olarak yerine getirilmesi, gerekli müdahalelerin yapılması konularında devlet birimleri arasında koordinasyonu sağlayacak yeni bir yapılanmaya imkan sağlıyor.
Bakanlık bünyesinde Transit Petrol Boru Hatları Dairesi Başkanlığı oluşturulması öngörülen yasa, bu birimin görevlerini şöyle sıralıyor:
-Milletlerarası transit petrol geçiş projelerinin her aşamasında hukuki, teknik, idari ve mali konulardaki hizmetlerin gerçekleştirilmesi için hizmet satın alınmasını sağlamak,
-Milletlerarası tahkime gidilmesi durumunda tahkim davalarının takibi ve teminat mektuplarının teminini zamanında yerine getirmek,
-Milletlerarası transit petrol geçiş proje anlaşmaları uyarınca yatırımcıya sağlanması öngörülen tüm haklar, ruhsatlar, vizeler, izinler, sertifikalar, yetkilendirmeler, kabuller ve onaylar ile ilgili gerekli işleri yürütmek,
-Milletlerarası transit petrol geçiş proje yatırımcılarının talep ettiği dokümantasyon, veri ve diğer bilgileri sağlamak,
-Milletlerarası transit petrol geçiş proje anlaşmalarının hükümleri ile uyum sağlamak üzere gerekli hukuki düzenlemelerin yapılması için öneride bulunmak ve çalışmalar yapmak,
-Milletlerarası transit petrol geçiş projelerinin etkin bir şekilde yürütülebilmesi için gerekli faaliyetlerde bulunmak,
-Milletlerarası transit petrol geçiş projeleri kapsamındaki arazi kamulaştırma bedeli, teminat bedelleri ve transit geçiş ücretinin tahsili ile ilgili işlemleri yürütmek,
-Milletlerarası transit petrol geçiş projeleri ile ilgili sigortalama işlemlerini yürütmek,
-Milletlerarası transit petrol geçiş projeleri ile ilgili olarak bakanlıklar nezdinde koordinasyonu sağlamak,
-Transit Petrol Boru Hatları Kurulunca verilecek her türlü görevi yerine getirmek ve bu kurulun sekreterya hizmetlerini yürütmek. Yasa ile ''Transit Petrol Boru Hatları Kurulu'' da oluşturuluyor.
Buna göre kurulda, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Müsteşarı ile petrol ve doğalgaz sektöründen sorumlu Müsteşar Yardımcısı, Dışişleri Bakanlığı ekonomik ilişkilerden sorumlu Müsteşar Yardımcısı ile Çok taraflı Ekonomik İşler Genel Müdürü, Hazine Müsteşarlığı dış ekonomik işlerden sorumlu Müsteşar Yardımcısı, Maliye Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı, İçişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı ve Transit Petrol Boru Hatları Dairesi Başkanı görev yapacak.
Kurulun Başkanlığı'nı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Müsteşarı, Başkan Yardımcılığını ise Bakanlığın ilgili Müsteşar Yardımcısı üstlenecek.
Transit petrol geçiş projelerine ilişkin anlaşmalarda tek muhatap Transit Petrol Boru Hatları Kurulu olacak.
Kurulun görevleri ise şunlar:
''-Milletlerarası transit petrol geçiş projelerinin zamanında ve gereği gibi yürütülebilmesi için faaliyetleri belirlemek, hukuki, teknik, idari ve mali konularda alınacak hizmetleri tespit etmek,
-Milletlerarası tahkim prosedürünün belirlenmesi, yatırımcılara verilecek hak, vize, izin ve benzeri konularda hukuki ve idari uygulamaların usul ve esaslarını belirlemek,
-Transit Petrol Boru Hatları Dairesi Başkanlığı'nın transit petrol geçiş proje anlaşmalarına ilişkin hukuki düzenlemelerin yapılması ile ilgili tekliflerini incelemek ve karara bağlayarak Bakana sunmak,
-Milletlerarası transit petrol geçiş projelerinin yürütülmesi ile ilgili olarak uygun görülen konularda daire başkanlığını görevlendirmek ve bu daire başkanlığı tarafından izlenecek milletlerarası transit petrol geçiş projeleri ile ilgili diğer hususları değerlendirmeye alarak karara bağlamak,
-Transit petrol geçişi ile ilgili milletlerarası anlaşmalardan doğan diğer görevleri yerine getirmek.
Enereji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'na bu kurullar için 4 yeni kadro verildi. Tasarı üzerinde, iktidar partisi milletvekilleri konuşmazken DYP milletvekilleri söz aldılar. Balıkesir Milletvekili İlyas Yılmazyıldız, Türkiye'de her konuda kurullar oluşturduğunu belirterek, Bakü-Ceyhan Boru Hattı'na karşı olmadıklarını ancak projenin neden geciktiğini sordu.
Türkiye'den 1 milyon 600 bin vatandaşın ABD'ye göç etmek için başvurduğunu bildiren Yılmazyıldız, ''ABD Büyükelçilik yetkilileri, (Türkler ülkemizi istila mı ediyor) diye endişeleniyorlar. Bunun altında yokedilen pancar, tütün, pamuk üreticisinin durumu yatıyor'' dedi.
DYP Antalya Milletvekili Salih Çelen de uluslararası finans kuruluşlarına göre Türkiye'nin, ''dünyada en fazla yolsuzluk yapan 4. ülke'' olarak gösterildiğini savunarak, Başbakan'ın istifa etmesi gerektiğini söyledi. Çelen'in sözlerine DSP sıralarından laf atılması üzerine, Çelen, ''Laf atmaya gerek yok. Bunları ben söylemiyorum. Doğru değilse çıkar söylersiniz'' diye karşılık verdi.
DYP'nin görüşmeler sırasında yoklama istemesi, MHP'li milletvekillerinin tepkisine yol açtı. Ağrı Milletvekili Nidai Seven'in, ''Muhalefet milletvekilleri de maaş alıyorlar. Niye buraya gelmiyorlar?' sorusu üzerine, birleşimi yöneten Başkanvekili Ali Ilıksoy, ''Halkımız bunu takdir eder'' dedi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Zeki Çakan, tasarının yasalaşmasının ardından yaptığı teşekkür konuşmasında, Bakü-Ceyhan Petrol Boru Hattı'nın gecikmesinde, DYP Genel Başkanı Tansu Çiller'in başbakanlığı döneminde, Emre Gönensay başkanlığında kurulan komisyonunun, bu projenin rakibi olan Bakü-Supsa Projesi'ni desteklemesi ve bunun için bulunan 250 milyon dolarlık finans desteğinin rolü olduğunu söyledi. Çakan, ''Bu proje gecikiyorsa bunda bu yanlış kararın etkisi var'' diye konuştu.
Bu arada, FP'nin kapatılmasının ardından bağımsız kalan milletvekillerinin Genel Kurul çalışmalarına katılmazken, eski FP'li Ankara Milletvekili Cemil Çiçek, Genel Kurul'un açılışında yapılan yoklamaya katıldı ve hemen salondan çıktı.
Başbakanlık Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü ile Norveç Büyükelçiliği'nce ortaklaşa düzenlenen ''Türkiye'de Kadın Politikaları ve Kurumsallaşma Ankara Toplantısı'' Büyük Anadolu Oteli'nde başladı.
Toplantının açılışında konuşan Hasan Gemici, mal rejimlerinin Medeni kanunların bel kemiğini oluşturan çok önemli düzenlemeler olduğuna işaret ederek, ''Yasal mal rejimine ilişkin tartışma konularının hiçbirinin çözülemez sorunlar yaratacağını düşünmüyoruz'' dedi.
Tasarının yasalaşmadan önce çözülmesi gereken en önemli sorunun yürürlüğe ilişkin TBMM Adalet Komisyonu'nda yapılan yeni düzenleme olduğunu ifade eden Gemici, tasarıda yürürlüğe ilişkin yer alan orijinal düzenlemede, Türk Medeni Kanunu'nun 9. maddesinin son fıkrası ile ''Medeni Kanunu'nun evliliğin genel hükümlerine ilişkin düzenlemeleri, bu kanunun yürürlüğe girmesinden önce kurulmuş olan evlilikler hakkında da geçerlidir'' hükümünün getirildiğini, mal rejimlerine ilişkin uygulamayı düzenleyen 10. maddesinde de ''Türk Medeni Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihten önce mal rejimi sözleşmesi yapmamış eşler, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak 6 ay içinde başka mal rejimi seçmedikleri tarihte, evlenme tarihinden geçerli olmak üzere, yasal mal rejimini seçmiş sayılırlar'' hükmünün yer aldığını kaydetti.
Bu iki maddenin TBMM Adalet Komisyonu'nda kabul edilen önergelerle değiştirildiğini anlatan Gemici, şöyle konuştu:
''Önergelerle getirilen bu düzenlemeler ile Medeni Kanun'un yürürlük tarihinden önce evlenmiş olan eşler, ancak yürürlük tarihinden sonra Edinilmiş Mallara Katılma rejimine tabi olabileceklerdir. Oysa tasarıda madde gerekçesinde de ifade edildiği gibi, ancak Türk Medeni Kanunu ile getirilen yasal mal rejimi, mal ayrılığı rejiminin ülkemizde eşler arasında büyük haksızlıklara yol açtığı yakınmaların ortadan kaldırılması amacını taşımaktadır.
Bu yönüyle yeni yasal mal rejimi Türk Medeni Kanunu'nun önemli devrimlerinden biri niteliğindedir. Bu değişiklikle beklenen amacın bir an önce gerçekleşmesi, buna ilişkin hükümlerin geçmişe etkili olmasını gerektirir. Bu nedenle komisyonda yapılan tartışmalar sonunda, aksi görüşlere rağmen, Türk Medeni Kanunun yasal mal rejimiyle ilgili hükümlerinin geçmişe etkili olarak eşlerin evlenme tarihinden itibaren uygulanacağı kabul edilmiştir. Gerekçede yer alan bu karara katılıyor, önergelerle getirilen yeni düzenleme ile kadınların mağduriyetlerinin süreceğini düşünüyoruz. Dolayısıyla bu maddelerin tasarıda yer aldığı şekli ile kabul edilmesinin doğru olacağını düşünüyoruz.'' Gemici, Türk Ceza Yasası üzerindeki çalışmalara sivil toplum örgütlerinin de katılacaklarını belirterek, diğer temel yasalarda da aynı tavrı alacaklarını bildirdi.
Hasan Gemici, ''Namus saiki ile suç işleme'' kavramının kan gütme saiki ile adam öldürme gibi işlem görmesini temin edecek bir fıkranın yürürlükteki TCK'nın 450. maddesine 12. fıkra olarak eklenmesi, namus cinayetleri ve bekaret kontrolü hakkında özel bir kanun hazırlanması önerdiklerini kaydetti. Gemici, şunları söyledi:
''Neden bunları düşünüyoruz, çünkü TCK tasarısının son haline getirilmesi ve TBMM'de kabulü sürecinin en iyimser tahminle 2 yıl alacağını biliyoruz ve bu arada namus cinayetlerinin artarak devam etmesinden endişeleniyoruz.
Öte yandan, töre cinayetleri ile ilgili duyarlılık artırma çalışmalarımızı hızlandırarak sürdürmeyi planlıyoruz. Namusun kadın bedeni üzerinden tanımlanmasının en bariz göstergesi olan namus cinayetlerinde devletin taraf olduğunu beyan ediyoruz ve etmeye devam edeceğiz.'' Türkiye'nin, toplumsal cinsiyet eşitliğini ana plan ve politikalara yerleştirme çalışmalarını sürdürdüğünü ifade eden Gemici, bu çalışmaların en önemli ayaklarından birinin mümkün olan her düzeyde eşitlik konularının kurumsallaşması olduğunu söyledi. Gemici, ''Tüm çaba ve kazanımlara rağmen kat etmemiz gereken uzun bir yol olduğunu biliyoruz ve bu mesafe eşitlik çalışmalarına yeterli insan ve mali kaynağı ayırdığımızda kısalacaktır'' diye konuştu.
Gemici, Toplumsal cinsiyet eşitliğini ana plan ve politikalara yerleştirme çalışmalarında devlete ve sivil toplum örgütlerine de büyük görevler düştüğünü ifade etti.
Toplantıda, Norveç Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Merkezi Direktörü İngun Yssen de Norveç deneyimini anlattı.
Eğitim, hukuk, çalışma hayatı ve şiddet konularının ele alınacağı 4 çalışma grubu oluşturulan toplantıda, gruplarda, yeni öneriler tartışılacak ve çalışma planı hazırlanacak. Ayrıca, kadına yönelik şiddet ve diğer konularda da bugüne kadar neler yapıldığı ve yapılması gerekenler tartışılarak, karara bağlanacak.
Bakan Karakoyunlu, Atatürk Havalimanı VIP Salonu'nda yaptığı açıklamada, forumda, Türkiye'nin özelleştirmeyle ilgili tecrübelerini aktardığını söyledi.
Toplantının çok geniş bir kitle tarafından ilgiyle izlendiğini anlatan Bakan Karakoyunlu, ''Romanya ve Türkiye özelleştirmesine ilişkin bilgi değişimi, izleyenlerin tamamı tarafından son derece yararlı bulundu'' dedi.
Romanya'da yatırım yapan Türk işadamları ile de görüştüğünü ifade eden Karakoyunlu, şunları kaydetti:
''Romanya ekonomisinde önemli başarılara imza atmış olan bu akıncı işadamlarımızın karşılaştıkları sorunların çözümünde, kendilerine destek olacağımızı ilettim. Çok olumlu, çok yararlı görüşmeler oldu.
Önümüzdeki Eylül ayında yapılacak konsolosluk görüşmelerinde, işadamlarımızın Romanya'da ikametleriyle ilgili sıkıntılarının çözüleceğine dair Rumen yetkililerden aldığımız bilgileri de İçişleri ve Dışişleri bakanlıklarımıza yarın intikal ettireceğim.'' Bakan Karakoyunlu, sanatçı Türkan Şoray ile film çevireceğine ilişkin haberle ilgili soruyu ise şöyle yanıtladı:
''Bundan 50 sene evvel halkevinde sahneye çıktım. Rasin'in Andromak isimli trajedyasını oynadım. Orada 7 dakika süren büyük bir tirat vardı. O tiradı okudum ve şimdi bile size onu söyleyebilirim. Ayrıca, gençliğimde çok fazla sayıda Türk filmi senaryosuna imza attım. Ama Yılmaz Karakoyunlu olarak değil. O zaman askerdim, geçimimi sağlamak için başka isimle yazdım. Sektörü de iyi bilirim.
Türkan hanım da benim, hanımefendiliğine, sanatçılığına hayran olduğum birisidir. Bir evvelki 'Salkım Hanım'ın Taneleri' filminde, Zuhal Olcay ve Hülya Avşar ile oynadım. Şimdi Türkan Hanım ikinci baharını sürdürüyor. Ben üçüncü baharımı yaşarken, ikinci bahardaki birisiyle birlikte oynamak istedim.''
İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclis toplantısına katılan Toskay, yılın ilk 6 ayında ihracattaki artışın yüzde 13.9 civarında olduğunu ve ihracattaki bu artışı sağlayan 2 lokomotif sektör bulunduğunu kaydetti.
Bunlardan birinin otomotiv diğerinin ise elektrik elektronik sektörü olduğunu anlatan Toskay, otomotiv sektörünün bu dönemde 1.9 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirerek geçen yılki ihracat rakamına oranla yüzde 52'lik bir artış gerçekleştirdiğini söyledi.
Elektrik elektronik sektörünün ise 1.5 milyar dolarlık ihracata ulaşarak yüzde 17.8'lik artış gerçekleştirdiğini kaydeden Toskay, şöyle devam etti:
''Ancak tekstil ve konfeksiyon Türkiye'nin ihracatında hala çok ağırlıklı. Bu söylediğimiz dönemde dahi ikisi birlikte yüzde 33-34'e geliyor. Konfeksiyon ve hazır giyimde ihracatta bir artış hemen hemen olmamıştır. Yüzde 0.1... Türkiye ihracatının yüzde 30-35 arasındaki ağırlıklı bölümünü hala tekstil ve konfeksiyonun oluşturması üzerinde ciddi şekilde düşünmemiz gerekir. Bu sektörlerden Türkiye'nin vazgeçmesi mümkün değil ama bu sektörlerle bu ağırlıkla devam etmemiz mümkün görünmüyor. Bu şekilde devam etmemiz mümkün değil.'' Dünya Ticaret Örgütü'yle yapılan anlaşmalara göre 2004 yılında kotaların büyük bir kısmının kalkacağını, Türkiye'nin dünya pazarlarında Hindistan, Çin, Pakistan, Bangladeş gibi ülkelerle kıyasıya bir rekabet içine gireceğini dile getiren Toskay, ''Burada yapılması gereken şey yavaş yavaş belli bir strateji ile bu çok köklü sektörün bir değişime tabi tutulması gerekiyor. Kaçınılmaz bir şekilde moda ve markaya birlikte gireceğiz. Bu konuda kamunun desteklerini stratejik olarak daha ziyade o istikamete yönlendireceğiz'' diye konuştu.
Dünya ticaretindeki gelişmelere bakıldığı zaman da otomotiv ve elektrik-elektronik sektörlerinin payını artırdığını, tekstil ve konfeksiyonun ise payı azalan sektörler içinde bulunduğunu vurgulayan Toskay, şunları kaydetti:
''Eğer biz dünya ticaretinden gittikçe artan oranlarda pay almak gibi bir iddiaya sahipsek ki Türkiye böyle iddialı olmak zorunda, o zaman dış ticaret ve ihracat stratejimizi de yeniden ele alıp incelememiz gerekiyor. Maalesef bu konuda Türkiye'nin çok hazırlıklı olduğunu da söylemek mümkün değil. Bu değişimi gerçekleştirmek hem kamu sektörü, hem de özel sektörün başlangıçtan itibaren bir strareji belirlemesine ve ar-ge yatırımlarını o stratejiye uygun bir şekilde gerçekleştirmesine bağlıdır. Türkiye'nin ar-ge yatırımları GSMH'nin yüzde 0.63'ünden ibaret. Bu kadar az kaynakla bu değişimi gerçekleştirmemiz kolay değil.''
İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclis toplantısında konuşan Toskay, dünya ticaretinin 1990 ile 2000 yılları arasında yıllık yüzde 6 büyüdüğünü, Türkiye'nin ihracatının da yüzde 8 büyüme kaydettiğini, buna karşın Türkiye'nin dünya ihracatındaki payının yüzde 0.45 olduğunu söyledi.
''Böyle büyük bir ekonominin, potansiyeli olan bir ekonominin dünya ticaretinde hemen hemen ağırlığı yok'' diyen Toskay, bunun iç açıcı, övünülecek bir rakam olmadığına işaret etti.
Bu gelişmelere karşın tedbir alınması gerektiğini kaydeden Toskay, şöyle devam etti:
''Bir başka sorun ihracatta ürün ve sektör bağımlılığımız var. Bunun adını koyalım ve çaresini düşünelim. Bu tekstil ve konfeksiyon bağımlılığı... Bu sektörün mutlak ağırlığını Türkiye ekonomisinde yakın zamanda azaltmamız mümkün değil. Oransal ağırlığını azaltmak istikametinde çalışmalar yapmak lazım.''
İkinci önemli problemin de bölgesel bağımlılık olduğuna işaret eden Toskay, Türkiye ihracatının yüzde 53'ünün AB ülkelerine yapıldığını söyledi.
''AB ülkeleriyle bir sıkıntımız olduğunda ya da o pazarlarda daralma olduğunda demek ki Türk ihracatı bu olumsuz gelişmeden etkilenebilecek'' diye konuşan Toskay, bölgesel bağımlılığı dengeleyecek strateji ve politikaların doğru biçimde belirlenip etkin bir şekilde uygulanması gerektiğine değindi. Türkiye'nin ihraç pazarlarıyla ilgili değerlendirmelerde de bulunan Toskay, şunları kaydetti:
''Bugün Türkiye maalesef komşularıyla ticaret yapmayan bir ülke. Komşuları ile ticaret yapmıyor Türkiye. Toplam dış ticarette Türkiye'nin komşularının payı yüzde 5.5, böyle bir şeyi kabul etmek mümkün değil. Türkiye komşularıyla ticaret yapmak zorunda.
Irak'ta belli bir noktaya geldik, ancak Irak'ın özel durumu hepinizin malumu. O yüzden orada kısıtlarımız var. Türkiye'nin milli menfaatlerine, dış politikasına son derece riayet ederek buna rağmen ticaret yapmayı deniyoruz. Suriye Ticaret Bakanı ile 15 gün önce Ankara'da müzakereler yaptık. Suriye'yi Türkiye ile ekonomik ilişkilerini daha yoğun ve daha üst düzeye çıkarma kararlılığında gördük. İran Dış Ticaret Bakanı'nı Ankara'ya davet ettik ve görüştük. İran'la önümüzdeki dönemde doğalgaz alışverişimiz başlayacak. Esasen bizim etrafımızdaki ülkelerin hemen hemen tamamı enerji ihraç eden ülkeler. Biz de net olarak enerji ithal eden ülkeyiz. Ekonomik ilişkilerimizi dengeleyebilmek için bu pazarlara mal satabilecek şartları o ülkelerle uygun biçimde sağlamak mecburiyetimiz var. Mavi Akım devreye girdiği zaman BDT ülkeleriyle özellikle Rusya ile bu konu daha çarpıcı hale gelecek. Bizim komşularımıza söylediğimiz şudur; kısa dönemde açık olabilir, fazla olabilir ama orta ve uzun vadede ekonomik ilişkilerde karşılıklı çıkarları mutlaka belli çizgiye getirmek zorundayız.''
Devlet Bakanı Tunca Toskay, Türkiye'nin komşularıyla ticaretini artırma yollarını aramakta olduklarını da söyledi.
İSO Meclis toplantısının kapanışında konuşan Toskay, Türkiye ekonomisinin gelişme düzeyinde olan bir ekonominin işgücü maliyetlerini aşırı artırma gibi bir lüksü olmadığını söyledi.
Siyasetçi kimliğiyle değil, iktisatçı kimliğiyle konuştuğunu ve kanaatlerini paylaştığını kaydeden Toskay, sosyal adalete giden en etkili yolun, Türkiye gibi ekonomik şartlara sahip olan bir ülkede milyonlarca işsiz insana iş vermekten geçtiğini kaydetti.
Sosyal güvenlik sistemlerinin kapsamının ve kişilere sağlayacağı imkanların dozajının ne olduğu konusunun halen tartışıldığını vurgulayan Toskay, ''Bu tartışma sürerken ekonomik şartları Türkiye gibi olan bir ülkenin bu meseleye çok daha gerçekçi ve kendi özel şartlarına uygun yaklaşması gerekir'' dedi. ''Öyle bir dönemi yaşıyoruz ki özel sektör ve kamu sektörü sade vatandaştan siyasetçisine kadar hepimiz aynı geminin içindeyiz'' diyen Toskay, belli problemlerin belirli zaman aralığında çözülmesi yükümlülüğünün olduğunu söyledi.
Bu görevden kimsenin kaçma şansı olmadığını anlatan Toskay, ''Çünkü kaçacak yer de yok. Bu problemler çözülecek, bunlar ciddi problemler, öyle kolay kolay çözülecek problemler değil, öyle olsaydı zaten bu kadar birikmezdi'' diye konuştu.
Toskay, şöyle devam etti:
''Hiç kimsenin, toplumun hangi baskı grubuna ait olursa olsun kayıtsız şartsız (benim dışımda herkes bu işte suçludur) deme hakkı yok. Biraz gerçekçi ve samimi olmak zorundayız. Türkiye'de popülizmi yalnız siyasetçiler yapmıyor. Türkiye'de popülizmi herkes yapıyor. Sivil toplum örgütleri de sade vatandaş da yapıyor. Onların oylarıyla seçilmiş siyasetçi de yapıyor. Öyle faturayı bir tek kesime çıkararak (Herkes suçlu ben iyiyim. Bu problemler çözülsün, ben maliyet ödemeyeyim, herkes ödesin) yaklaşımıyla bu problemlerin altından kalkma şansımız yok. Yapmaya çalıştığımız şey şu; Türk ekonomisi globalleşen dünyada rekabet edebilecek, ayakta kalabilecek yapıya sahip bir ekonomi haline gelmek zorunda. Hepimiz verimli çalışmak ve rekabet ederek ayakta durma gücüne sahip olmak zorundayız.''
TBMM ile ilgili yapılan eleştirilere de değinen Toskay, ''Bugün çok tenkit edilen TBMM, Hükümet güvenoyu aldığından bu yana 300 kanun çıkarttı. Öyle kanunlar var ki 1999 seçimlerinden evvel kimsenin bu kanunları çıkarmaya cesareti dahi yoktu'' diye konuştu.
Toskay, çok tenkit edilen Türk siyasetinin çalışmayan, karar alamayan bir durumdan 2 yılda 300 kanun çıkaran bir Meclis haline geldiğine işaret etti.
Tunca Toskay, ''AB'nin de bu kadar ayrıntılısını beklemediği'' bir ulusal programın ortaya koyulduğunu ifade ederek, sözlerini şöyle tamamladı:
''Şunu söyleyeyim bunlar yeterli mi? Değil. Ama kusura bakmayın Türkiye'de henüz F-16 uçaklarının elektronik sistemini yapan bir özel işletmemiz de yok. İşte bu toplumun böyle bir siyaseti var. Beğensek de beğenmesek de. Daha iyi hale getirmek için tabii tenkitler yöneltilecek, biz de dinleyeceğiz, değerlendireceğiz ve birlikte daha çağdaş, daha güzel bir Türkiye için gayretlerimizi devam ettireceğiz. Ancak dayanışmaya en fazla ihtiyacımız olduğu bu anda bu eleştirilerin yapıcı olması lazım, art niyetli olmaması lazım. Birbirimizi tahrip etmeye yönelmemesi lazım. Çünkü öyle bir dönemi yaşıyoruz ki hiç kimsenin özel hesabı Türkiye'nin menfaatinden daha önde olamaz. Biz bu gayret ve samimi duygular içinde çalışmaya devam ediyoruz. Türkiye şartlarında yapabileceğimizin en iyisini yapma gayreti içindeyiz.''
Toskay, 1991-2001 yılları arasında Türkiye'nin koalisyonlarla yönetildiğini anımsatarak, 57. Hükümet'in zor şartlara karşın uyum içinde çalıştığını söyledi.
Bu arada, Toskay ve İSO Başkanı Kavi, Meclis toplantısı öncesinde ve toplantının ardından bir süre görüştüler.
Durmuş, New York'ta düzenlenen BM Genel Kurulu'nun ''HIV-AIDS'' özel oturumunda yaptığı konuşmada, Türkiye'nin coğrafi konumu itibarıyla, büyük nüfus hareketlerinin yaşandığı bir ülke olduğuna dikkat çekti.
''Bu durum bulaşma riskini artırmaktadır. Buna rağmen Türkiye'de, dünyanın bazı yerlerinde olduğu gibi, HIV-AIDS enfeksiyonu patlamasıyla karşı karşıya olduğumuz söylenemez'' diyen Durmuş, Türkiye'nin halen bu hastalıktan en az etkilenen ülkelerden biri olduğuna dikkat çekti.
Osman Durmuş, konuşmasında hastalığın Ttürkiye'deki durumu hakkında şu bilgileri verdi:
''1985-2000 yılları arasında saptanan 1141 vakanın üçte ikisi HIV virüsü taşıyıcısı olup, geri kalanlar hastalığın ileri safhalarındadır.
Vakaların yüzde 14'ünün, 2000 yılında rapor edilmesi anlamlıdır. Vakaların çoğu 25-35 yaş grubunda görülmektedir. Enfekte olanların çoğunun erkek olmasına rağmen, sayı kadınlar arasında da artış göstermektedir.
İstatistiklere göre, enfekte olanların yarısından çoğu hastalığı korunmasız cinsel ilişki yoluyla kapmıştır. İlaç bağımlıları toplam sayının yüzde 10'unu oluştururken, kan naklinden kaynaklanan vakalar yüzde 0.4'te kalmaktadır. Hastalar arasında yurtdışında yaşamış veya yurtdışına seyahat etmiş kişiler toplamın yüzde 25'ini oluşturmaktadır.'' Türkiye'de tüm HIV-AIDS hastalarına sağlık hizmeti için gerekli tedbirlerin alındığını bildiren Durmuş, ''Devlet, mevcut sağlık sistemi içinde yer almayan HIV/AIDS hastalarının masraflarını da karşılamaktadır'' dedi.
Bakan Durmuş, çeşitli gönüllü ve sivil toplum örgütlerinin de HIV-AIDS hastalarına maddi yardım, istihdam olanakları ve psiko-sosyal danışmanlık hizmeti verdiklerine işaret etti.
''Bilinci artırmaya ve bireysel korunmayı geliştirmeye yönelik eğitim programlarının meyvelerini vermeye başladığına'' dikkat çeken Durmuş, bunun sonucunda prezervatif kullanımının arttığını ve HIV-AIDS virüsü yayılmasının yavaşladığını belirtti.
Bakan, konuşmasının sonunda, ''AIDS'in Türkiye için de tehdit haline gelmemesi için, bireylerin toplumdan dışlanmasının önlenmesi ve içe dönük bir toplum olan Türkiye'de kültürel ve geleneksel engellerin üstesinden gelinmesi için çaba harcanmasını'' istedi.
Durmuş, BM Genel Kurulunun AIDS özel oturumundaki konuşmasından sonra Türkevi'nde düzenlediği basın toplantısında, hastalığın kaynağının sadece eşcinseller ve fahişeler olmadığına işaret etti. Durmuş, ''AIDS'in kan ürünleri ve enjektörler aracılığıyla da geçtiğini, bu nedenle ithal malı kan ürünleri ve aşıların sıkı biçimde denetlendiğini ve yerli yapımın teşvik edildiğini'' belirtti.
Bakan Durmuş, ''BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın girişimiyle başlatılan yoksul ülkelere ucuz AIDS ilaçları uygulamasından Türkiye'nin de yararlanıp yararlanmayacağı yolundaki soruya, ''Bugün Türkiye'de 300 dolayında hasta var. Ancak ilerde Türkiye de düşük fiyatlı ilaç isteyebilir'' cevabını verdi.
Osman Durmuş, Türkiye'de son zamanlarda Nijerya ve başka Afrika ülkelerinden gelen kişilerin AIDS hastalığı yaydığı yolundaki iddialarla ilgili bir soruya karşılık, ''Bizim tespitlerimiz hastalığın daha ziyade eski Doğu Bloku ülkelerinden geldiği doğrultusunda. Ancak hastalığın bir kuluçka dönemi vardır. İleride belki, bu kaynaktan hastalık geldiği de ortaya çıkabilir'' dedi. Sağlık Bakanı Durmuş, bir TV kanalındaki sözlerinden ötürü Türk Tabipleri Birliği'nin tepkisiyle ilgili soru üzerine, ölüm oruçları ve açlık grevindeki insanların sağlıklarına yardımcı oldukları için, sağlık müdürleri ve hekimlerin tehdit altında olduklarını bildirdi.
Bakan Durmuş, şunları dile getirdi:
''O mahkumların tedavisini yapan hekimlerin isimleri de maalesef onlarla görüşen başka hekimler marifetiyle duyulmuştur. Bugün Brüksel'den düzenli tehdit mektupları bana da geliyor, hekimlerimize de geliyor. Bunlar içinde Türkiye kaynaklı olanlar da var, Brüksel kaynaklı olan da var. (Benim söylediğim sözler) hekimleri korumak adına söylenmiştir. Yoksa bizim kendi adımıza bir telaşımız yoktur.''
Devlet Bakanı Gaydalı, Almanya'nın Ankara büyükelçisi Rudolf Joseph Schmidt'i, Başbakanlık Merkez Bina'daki makamında kabul ederek bir süre görüştü.
Görüşmenin basına açık bölümünde konuşan Bakan, ziyaret isteğinin büyükelçinin kendisinden geldiğini ve bir nezaket çerçevesinde olduğunu bildirdi.
Almanya ile Türkiye'nin her anlamda önemli ilişkiler içinde olduğunu hatırlatan Bakan, Almanya'da 2 milyon aşkın insan yaşadığını, bir o kadar Alman vatandaşının da, Türkiye'ye her yıl turist olarak geldiğini bildirdi.
Her iki ülke arasındaki ticaret hacminin 12 milyar dolar olduğunu belirten Gaydalı, halen Türkiye'de 912 Alman vatandaşının yatırım ilişkileri içinde bulunduğunu, gönüllerinin ise bu rakamın artırılmasından yana olduğunu ifade etti. Büyükelçi Schmidt de, iki ülke arasında ekonomik ilişkiler dışında, insani ilişkilerin de yoğun olduğunu belirtirken, bu yıl Türkiye'ye 3 milyon Alman vatandaşının ziyaret etmesinin beklendiğini bildirdi.
Almanya'da yaşayan Türklerin ise kendi kimliklerini koruyarak Almanya'ya uyum sağlaması konusunda iki ülke arasında görüşmelerin her zaman sürdürüldüğünü kaydeden Büyükelçi, ayrıca Türkiye'nin yatırım yapma açısından ilginç bir ülke olduğunu, bu nedenle, pekçok Alman işadamının ilgi alanına Türkiye'nin girdiğini söyledi. Büyükelçi konuşmasında Bakan Gaydalı'ya, Anayasa değişikliği konusunda kendilerine bir takvim verip veremeyeceğini sorması üzerine Gaydalı, TBMM'nin yoğun bir çalışma dönemi geçirdiğini hatırlatarak, 17 Eylül'de, meclisin toplantıya çağrıldığını bildirdi.
Gaydalı, TBMM'nin bir uzlaşma zemini hazırlayarak, gerekli değişiklikleri yapacağına inandığını vurgularken, ''belki de 21. Dönem sonuna kadar tüm değişiklikleri yaparak, sivil bir Anayasa'ya kavuşulabilecek'' dedi.
Gaydalı, ancak Eylül'de yapılacak toplantılarda, Anayasa'nın tümü üzerinde bir değişiklik paketi gelmeyeceğini de sözlerine ekledi.
Tanrıkulu, yaptığı açıklamada, Türkiye'nin geldiği noktada önünde duran tekonoloji eşiğini aşması gerektiğini belirterek, ''sanayileşmeye dönük teknolojik yeteneğin artırılması için gerekli teknoloji üretimi ile teknoloji politikaları belirlenerek, milli inovasyon sisteminin kurulmasının önemi dikkate alınmalıdır'' dedi.
Son yıllarda gelişmiş ülkelerin firma stratejilerinin, yeni teknolojilerin etkin kullanımları ve bunların ar-ge faaliyetleri ile harekete geçirilmesi olduğunu bildiren Bakan Tanrıkulu, şunları kaydetti:
''Temel amaç, ar-ge'ye toplam üretim değerinden artan miktarlarda bir değer aktarmaktır. Önemli olan, teknolojik uyumun sağlanması ve ar-ge faaliyetlerinin küçük firmalarda güçlendirilmesi ve bu firmaların rekabet üstünlüğünün artırılmasıdır. Bilim ve teknoloji için yapılan planlama ve örgütlenme, bilgi üretiminin yanında bilginin yayılmasının ve ekonomik uygulama bulmasının önemine dayalı politikalar sayesinde başarıya ulaşmaktadır.
Bu nedenle, özel kesim, kamu kesimi ve üniversiteler arasında yakın işbirliği sağlanarak, geniş kapsamlı ve pazara yönelik ar-ge, yüksek ve ileri teknoloji programlarının uygulamaya konulması ve bu üç kesimin birbiri ile etkileşeceği platform ve mekanizmaların oluşturulması gerekmektedir.'' Bakan Tanrıkulu, üniversite ve sanayi arasındaki işbirliğinin, ileri teknolojileri yakalamada büyük önem taşıdığını belirterek, ''Ancak Türkiye'de ar-ge faaliyetleri yeterince kurumsallaştırılamamış, teknoloji üretme konusunda istenilen düzeye ulaşılamamıştır'' dedi.
Türkiye'de halen tam anlamı ile faaliyet gösteren teknoloji geliştirme bölgesi bulunmadığını da bildiren Bakan Tanrıkulu, Bakanlık tarafından 2 adet teknoparkın kuruluşunun onaylandığını, bunların halen kuruluş çalışmalarını yaptığını belirtti.
Bakan Tanrıkulu, Türkiye'nin kalkınması, firmaların rekabet edebilmesi, ekonominin önünün açılmasına yardımcı olunarak, krize girilmesinin önünün alınması için çok kısa zaman içinde Türkiye'nin de teknoloji geliştirme bölgeleri kurup, faaliyete geçirilmelerinin sağlanması gerektiğini ifade etti. Bakan Tanrıkulu, açıklamasında yeni kanunun getirdikleri konusunda da bilgi verdi.
Buna göre;
''Bölgelerdeki planlama sürecinde imar planları ve değişiklikleri, parselasyon planları ve değişiklikleri, bölgenin yönetici şirketince hazırlanacak.
-Kamu kurum ve kuruluşları ile üniversitelerin arazileri bölgelere tahsis edilebilecek.
-Yabancı özel hukuk tüzel kişileri yönetici şirkete iştirak edebilecekler.
-Yönetici şirket kamulaştırma yapacak veya yaptırabilecek.
-Bölgelerde yabancı uyruklu yönetici vasıflı ar-ge personeli çalıştırılabilecek.
-Kamu kurum ve kuruluşları ile üniversite personeli bölgelerde sürekli veya yarı
zamanla çalışabilecek.
-Öğretim elemanları yaptıkları araştırmaların sonuçlarını ticarileştirmek amacı ile bölgelerde şirket kurabilecek, kurulu şirkete ortak olabilecek veya yönetiminde görev alabilecek.
-Bölgede yer alan gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin yazılım ve ar-ge'ye dayalı üretim faaliyetlerinden elde ettiği kazançları, 5 yıl süre ile gelir ve kurumlar vergisinden müstesna olacak.
-Bölgede çalışan araştırmacı, yazılımcı ve ar-ge personelinin bu görevleri ile ilgili ücretleri, bölgenin kuruluş tarihinden itibaren 10 yıl süre ile her türlü vergiden istisna olacak.
-Kuruluşu Bakanlık tarafından onaylanan, Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve TÜBİTAK-Marmara Araştırma Merkezi'ndeki teknoparklar bölge olarak kabul edildi. Bu bölgeler kanunun sağladığı tüm muafiyet ve desteklerden istifade edebilecekler.'' Bekaroğlu, Konya Bağımsız Milletvekili Teoman Rıza Güneri ve Şanlıurfa Bağımsız Milletvekili Yahya Akman'la birlikte TBMM'de bir basın toplantısı düzenledi.
FP'nin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına aykırı olarak kapatıldığını, Türkiye'nin imza attığı belgelere uymamakla Anayasa'nın 90'ıncı maddesinin çiğnendiğini savunan Bekaroğlu, Anayasa Mahkemesi'nin de odak tanımını keyfi ve dar anlamda yaptığını ileri sürdü.
Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in, ''FP demokrasiye tehdit olduğu için kapatıldı'' anlamına gelen beyanda bulunduğunu bildiren Bekaroğlu, Cem'i kınadığını ifade ederken, Cem'in ''Türkiye'de işkence abartılıyor'' demesine karşın, işkencenin de yaygın olarak uygulandığını, memurlara ıslatılarak, gözyaşartıcı bomba atılarak ve coplanıp yerlerde sürüklenerek herkesin gözü önünde işkence yapıldığını söyledi.
ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz'ın da ''ima yoluyla'' FP'yi din istirmacılığı yapmakla suçladığını kaydeden Bekaroğlu, ''Türkiye'de din istismarcılığı yapılmaktadır ama bunu FP değil, Sayın Yılmaz ve diğer merkez sağ partiler yapmaktadır. Sorunlara çözüm bulacağımızı söylemek istismarcılık değildir. Müsait zamanda demokrat olan Mesut Yılmaz din istismarcılığı yapmaktadır'' görüşünü savundu.
Bir parti liderinin ''kapılar açtık'' şeklinde açıklamalar yaparak milletvekili transferini gündeme getirdiğini belirten Bekaroğlu, ''bu bir akbaba politikasıdır. Eski FP'lilerden birisinin bile MHP'ye geçeceğini sananlar yanılıyor. MHP'nin ideolojisiyle bizim uzaktan yakından ilgimiz yok'' dedi.
''Biz buradayız, döktükleri timsah gözyaşları değilse Anayasa'yı hemen değiştirelim'' diyen Bekaroğlu, FP sonrasında nasıl bir yol izleneceğini ilişkin sorular üzerine, ilkelerin önemli olduğunu kaydetti.
İlkelerde birliği tek çatı altında sağlayacaklarına inandığını belirten Bekaroğlu, geniş bir istişare sürecinin işlediğini, ''çok değil birkaç hafta içinde'' partileşme konusunun açıklığa kavuşacağını bildirdi. Bekaroğlu, kurulacak parti ya da partiler için adı geçen genel başkan adaylarının isimlerinin basın tarafından dillendirildiğini savunurken, Teoman Rıza Güneri de kesinlikle genel başkanlık gibi bir beklentisinin olmadığını söyledi. Güneri, ''Böyle bir görevi kabul etmem de mümkün değil. Çünkü bu işi benden çok daha iyi yapacak insanlar vardır'' diye konuştu.
Bekaroğlu, kapatılan FP'nin Genel Başkanı Recai Kutan ile Necmettin Erbakan arasında dün gerçekleşen görüşmenin yeni partiyle ilgisinin olmadığını iddia etti ve ''Sayın Erbakan, Sayın Kutan'a geçmiş olsun dedi'' şeklinde konuştu.
Pakdemirli, MESS'in düzenlediği ''İş Güvencesinde Çağdaş ve Dengeli Çözüm Arayışları'' konulu panelde yaptığı konuşmada, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ile imzalanan 158 sayılı sözleşmeye sadık kalınarak, rekabeti ve verimliliği artırabilecek, işsizlik oranını çoğaltmayacak bir iş güvencesi yasa tasarısı hazırlanabileceğini söyledi.
''Türkiye şu anda sosyal güvenceye sahip insanlara iyi bakıyor'' diyen Pakdemirli, sosyal güvenceye sahip birinin net yıllık gelirinin 4 bin 800 dolarken, Türkiye'de fert başına düşen gelirin şu anki pariteye göre 2 bin 100 dolar ve netinin bin 400 dolar olduğunu kaydetti.
Türkiye'de kıdem tazminatının yanlış zamanlarda, yanlış miktarlarda verildiğini savunan Pakdemirli, ''Kıdem tazminatı fonu böyle durduğu sürece yanına bir iş güvencesi taslağını eklemek intihar olur. Parlamentodan da geçmez zaten. Bugün çıkarılmak istenen iş güvencesi yasası, mevcut kıdem tazminatı şartlarında Türkiye için fevkalade lüks'' dedi. DYP Samsun Milletvekili Kemal Kabataş da konuşmasında kamunun yanlış yönetimi nedeniyle ekonomide yaratılan tüm kaynakları yuttuğunu belirterek, ''Kamu, kaynakların yüzde 80-90'ını kullanıyor. Reel sektöre kaynak bırakmıyor'' dedi.
Türkiye'nin önünü reel sektörün açacağını kaydeden Kabataş, reel sektörün rekabet gücünün artırılması gerektiğini vurguladı.
''Türkiye öncelikle kendi ekonomisiyle uyumlu bir iş güvencesi modeli geliştirmeli'' diye konuşan Kabataş, Türkiye'de 5 milyona yakın kayıtdışı işçinin, 20 milyona yakın da işsizin olduğunu belirterek, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın önceliği iç piyasaları nasıl çalıştıracağına ve kayıtdışı işçiliği önlemeye vermesi gerektiğini kaydetti. Bağımsız İstanbul Milletvekili Ali Coşkun da, iş güvencesi düzenlemesinin işçi-işveren arasında mutabakatı sağlayan, rekabeti olumlu yönde etkileyen uluslarrası kaidelere uygun bir düzenleme olması gerektiğini ifade etti.
Halkı bezdiren konuların başında işsizlik, pahalılık, gelir dağılımında adaletsizliğin geldiği belirten Coşkun, şunları söyledi:
''İşsizlik sosyal bunalıma doğru götürebilir. İş güvencesi yasası çıkarılırken kayıtdışı ekonominin, kayıtdışı istihdamın, ne boyuta varacağı iyi hesap edilmeli. Yasaya karşı değiliz ama yasa üzerinde uzlaşma sağlanmalı. İşçi-işveren bir araya getirilmeli.''
Türkiye'deki ekonomik duruma da değinen Çoşkun, şu anda ekonomik darboğazlarla karşı karşıya bulunulduğunu belirterek, ''Ekonomi bıçak altına yatmış vaziyette'' dedi.
Esnafın siftah yapmadan kepenk kapattığını belirten Ali Çoşkun, böyle bir ortamda yeni ek vergiler getirilmesinin ise sakıncalı olacağını savundu.
Çiller, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, DYP olarak parti kapatmalarına karşı her zaman bir kuşku içinde olduklarını ifade ederek, ''Bugün de bu endişeyi paylaşıyoruz. Üzgünüz. Yeni bir bin yılın başlangıcında böyle bir olayı çağdışı buluyoruz. Bu bir demokrasi ayıbıdır'' görüşünü savundu.
Anayasa değişikliğinin geçmişte bir siyasi pazarlık konusu yapıldığı için gerçekleştirilemediğini kaydeden Çiller, bu anlayışın, siyasetin yaralandığı bir ortamda da sürdürülmek istendiğini öne sürdü. Çiller, ''Bizim geleneklerimizde cenaze ortada iken komşu haneye giderek ganimet avı başlatmak, kamu vicdanının kabul edebileceği bir şey değildir. Bir partinin kapandığı gün Meclisteki iktidar partilerinden birinin genel başkanı açıkça pazarlık kapısını açmış ve millet vicdanında kötü bir not almıştır'' diye konuştu.
Siyasetin tepesinde birtakım oyunlarla milli iradeyi saptıranların demokrasiyi tahrip ettiklerini söyleyen Çiller, milletin vermediğini pazarlıkla alma anlayışını eleştirdi.
Çiller, iktidar kanadının ''felçli'' olduğunu da öne sürerek, şöyle devam etti:
''Milletin tek isteği var: Ne olursa olsun da bu iktidar gitsin. Peki muhalefet kanadında ne var? Ana muhalefeti kapatmışsınız. Milli iradenin beşte biri açıkta, eritilmiş. Meclis, Anayasa hükmü olan kuvvetler ayırımına riayet etmiyor. Yolsuzluk dosyalarından ve iddialarından kaçmanın yolunu jandarmayı, savcıyı suçlamakta bulanlar bu konudaki gensorumuzu parmak hesabıyla reddetmişler ama milletin vicdanında yine mahkum olmuşlardır. Polis devletinden şikayet edenler, yargının üzerinde baskı mekanizması oluşturarak polis devletinin başbakan yardımcısı görüntüsüne soyunmuşlardır.'' Çiller, bir partinin kapatılmasıyla ortaya çıkan milli irade boşluğuyla birlikte Meclisin yapacağı tek şeyin Anayasayı ve onunla birlikte de Siyasi Partiler ve Seçim Kanunu ile seçim harcamalarında şeffaflığı AB normlarında sağlayan değişiklikleri gerçekleştirmek olduğunu söyledi.
Çiller, özetle şöyle konuştu:
''Anayasa değişikliğinin gündemde olduğu bir dönemde ve bunun muhalefetle tartışılması gereğinin açık olduğu bir ortamda iktidar partileri, polis devleti anlayışıyla, Meclis'te muhalefet olmasın anlayışıyla (Madem ki bu konuları görüşmek için randevu istediler, randevu icra edilmeden biz meclisi 17 Eylül'e kadar kapatalım) demişlerdir. Peki o zamana kadar ne yapalım, yangından mal kaçırır gibi 190 maddelik 22 tasarıyı yasalaştıralım. Hemen bitirelim ki üzerinde kimse konuşmasın. Bunun anlamı, bu iktidarın Meclis'te muhalefet istemediğidir. Milletin anladığı bu olur. Eğer bu böyleyse biz de bunu millet adına değerlendirmek durumunda kalırız.'' Kıbrıs Rum kesiminden pasaport isteyenlerin sayısında astronomik artış olduğu yolundaki haberlerden üzüntü duyduklarını ifade eden Çiller, bir başka ülkeye de sadece 1 milyon 700 bin kişinin vatandaşlık için başvurduğunu hatırlattı. Çiller, ''Bugün bıraksanız ülke nüfusunun yarısı dışarı çıkma isteği içinde. Bu son derece vahim bir gelişme. İmkanı olsa insanlar yurtdışına kaçacak. Bu durum devlet vatandaş ilişkisinde ciddi bir kırılma yaşandığını gösteriyor. Bunun birinci sebebi ümitsizliktir. Başbakan ve kendisine benzeyen hükümetin marazi aczi, ülke insanını da marazi bir ümitsizliğe sürüklemektedir'' diye konuştu.
Çiller, konuşmasında Tepedelenli Ali Paşa örneğini vererek, ''Halkı kaçacak delik aramak zorunda bırakan bu Arnavut paşası milletin kafasına çivi vura vura istediği yola getiriyormuş. Milletin tepesine yok edici balyoz gibi inen yeni paşamız, Ecevit iktidarının ömrünü biraz daha uzatabilir ama sonuçta yönetilecek halk kalmayabilir'' dedi. Zamlar ve ek vergileri de eleştiren Çiller, Başbakan Ecevit'in ''ek vergi yok demedik ki, millet rahatsız olmuyor'' gibi açıklamalarda bulunduğunu kaydederek, ''Sayın Başbakan, içine çıkabiliyorsanız gidin bir de millete sorun'' diye konuştu.
''Ülkeye kriz üstüne kriz yaşatanların Türkiye'yi yarısı boşalma isteğinde olan bir ülke haline getirdiklerini'' öne süren Çiller, ''yabancı bir sefarete yapılan vatandaşlık başvurularının hafife alınmaması gerektiğini, devlet için bundan daha iyi bir tehdit olamayacağını'' söyledi.
Çiller, sözlerini şöyle tamamladı:
''Bütün bunların sorumluları hala iktidarda. Ne yapıp yapıp, bu Meclisi ve ülkeyi seçimlere ve sandığa götürmek vatandaşın yegane beklentisi haline gelmiştir. Bunu yapacak da sadece biz varız. Bu ülkeyi bir an önce sandığa götürmek, yeni bir başlangıçla milletle devleti yeniden birleştirmek bizim için artık milli bir görev haline gelmiştir.'' CHP Genel Başkan Yardımcısı Erdem, CHP Ulaştırma Komisyonu tarafından hazırlanan Ulaştırma Raporu'nu, parti Genel Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısıyla açıkladı.
Erdem, 111 sayfadan oluşan raporun yaklaşık 10 yıllık çalışma sonucunda hazırlandığını ve raporun ana amacının, sosyal demokrat bir iktidarda ortaya konulacak ulaştırma sistemi olduğunu söyledi. Türkiye'de özellikle 1980 sonrası yapılan karayollarıyla özel araç sahipliğinin özendirildiğini, bunun sonucunda petrol fiyatının yükseldiğini ve toplu taşımacılık ile demiryollarının ihmal edildiğini ifade eden Erdem, 1975 yılında başlatılan Ankara-İstanbul arasındaki hızlı tren projesinin ise rafa kaldırıldığını ve yaklaşık 300 milyon doların toprağa gömüldüğünü öne sürdü. Son günlerde gündeme gelen otoyol ve köprü zamlarının, ''1980 sonrası bu alanlarda yapılan yağma ve yolsuzluk karşısında, devede kulak'' kaldığını ileri süren Erdem, söyle konuştu:
''Bugün, Türkiye'yi içinde bulunduğu krizden çıkarmak için 2 milyar, 3 milyar dolar para bulmaya çalışıyoruz. Bu ülkede, 1980 sonrasında 1700 kilometre otoyola 14 milyar dolar para verilmiştir. Bir kilometre yol, 7.5 milyon dolara mal olmuştur. Bu 14 milyar doların 2.5 milyar doları da Özal döneminde, Bakanlar Kurulu kararı ile çıkarılan fiyat farkından kaynaklanmaktadır. Türkiye'de yağma ve yolsuzluğun en büyüğü otoyollarda yaşanmıştır. 1986 sonrasında yapılan otoyol ihalelerinin tümüne yakını, ANAP'lı müteahhitlere verilmiştir ve bunların tümü de yolsuzluk kokmaktadır. Kaldı ki, 'bu yollardan milyon dolarlar kazanacağız' demelerine rağmen, bugün kazanılanlar sadece bu yolların bakımına gitmektedir ve ekonomiye bir katkısı yoktur.''
Erdem, açıklamasında, 270 milyon dolara mal olacağı söylenen Bolu Dağı tünelinin yüzde 43'ünün bitirilme aşamasına geldiğini ve bugüne kadar buraya 550 milyon dolar harcandığını da savunarak, bu otoyol geçişinin deprem fay hattında ve heyelan bölgesinde olduğunu ileri sürdü.
Erdem, gelecekteki bir CHP iktidarında bu tür yolsuzluk ve yağmanın kesinlikle söz konusu olmayacağını, ayrıca, CHP'nin ulaştırmada demiryolu ve toplu taşımacılığa önem vereceğini belirterek, ''Artık sağ iktidarlarla olmayacağı görülmüştür. Çözüm sosyal demokrat iktidardadır'' diye konuştu.
Erdem, konuşmasının ardından ulaştırmayla ilgili raporun 10 yıllık bir emek sonucu hazırlandığını, basının bu emeğe gerekli ilgiyi göstererek, değerlendirmesi gerektiğini sözlerine ekledi.
Cevdet Selvi, CHP Tarım Komisyonu tarafından hazırlanan 'Türkiye İçin Tarım Raporu''nu, parti Genel Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısıyla açıkladı.
''Tarım desteklerini kaldırın, bizden ürün alın'' dayatmasıyla ve dünyanın hiçbir ülkesinde görülmeyen doğrudan gelir ödemesi yöntemiyle tarım üretiminin çökertildiğini ve Türkiye'nin, yabancı ülkelerin tarım ürünü pazarı haline getirildiğini savunan Selvi, şunları söyledi:
''Tarıma kişi başına 7 bin dolar destek veren ABD, 2 bin 460 dolar veren AB topluluğu, üreticisine yılda ancak 69 dolar net destek veren Türkiye'ye, bu desteği fazla olduğu gerekçesiyle kaldırmasını dayatmaktadır. Bundan çok daha korkuncu, ülkemizin en önemli reel sektörünü tasfiye etmeyi, köylüyü üretemez koşullara sürüklemeyi amaçlayan bu dayatma, hükümetçe 'tarımda reform' diye saptırılmaktadır. Zengin ülkelerin yararına verilen bu kararlar, hükümet tarafından sorumsuzca ve ısrarla uygulanmaktadır.
Ham şeker ve tatlandırıcı ihraç eden ülkelerin çıkarları için dünya ortalamasının çok üzerinde bir verimlilikle gerçekleştirilen şeker pancarı tarımı, şeker kamışıyla çökertilmiş, üretici düşmanca bir tavırla açlığa mahkum edilmiştir.
Üreticiyi koruyucu ciddi hiçbir alternatif ürün programı ve tütünden vazgeçenlerin kayıplarını karşılayıcı hiçbir destek anlayışı ortaya koyulmadan, 6 milyon tütün üreticisi, bir-iki yabancı tekelin çıkarları için çıkarılan Tütün Kanunu ile üretim sürecinden zorla tasfiye edilmiştir.''
Selvi, CHP'nin ekonomik büyüme ve insan odaklı gelişme anlayışı gereği tarımı öncü sektörlerin başında gördüğünü belirterek, ''CHP, küreselleşme bahanesiyle tarımı tasfiyeye yönelen yeni kapitülasyon anlayışını geriletmeye ve ulusal yararları korumaya kararlıdır'' diye konuştu.
Selvi, CHP iktidarında tarımsal üretimin, iç ve dış pazarı ve koşulları gözeten yeni rasyonel politikalarla destekleneceğini de belirterek, tarımda yeni politikaların eskimiş yapılarla değil, yeni, çağdaş, kurumsal ve hukuksal yapılarla uygulanacağını sözlerine ekledi. Yazıcıoğlu, Parti Genel Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında, bugünkü iktidarın ''ülkeyi ekonomik bakımdan iflasın eşiğine getirdiğini, insanları açlığa ve sefalete mahkum ettiğini'' öne sürdü.
Hazine arazilerinin satışıyla ilgili yeni yasal düzenlemenin ''vahim ve korkunç'' olduğunu öne süren Yazıcıoğlu, şöyle konuştu:
''Bütün vatanseverleri, milletimizi ve geleceğimizi düşünen herkesi bu korkunç teşebbüse karşı uyarıyor ve takip etmeye çağırıyorum. Hazine arazilerinin mutlaka değerlendirilmesi lazımdır. Biz buna karşı değiliz ama yabancı devletlere satılmasına kesinlikle karşıyız. Getirilen düzenlemede açıkça (başka devletler) denilmektedir, (yabancı sermaye) denilmemektedir, bu çok vahimdir.''
Yazıcıoğlu, hükümetin ''bir an evvel gitmesi'' gerektiğini de sözlerine ekledi. Candan, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında, FP'nin kapatılması sonrasında ortaya çıkan durumla ilgili görüşlerini dile getirdi. Kamuoyunda birden fazla oluşumdan söz edildiğini anımsatan Candan, herkesi memnun edecek bir Genel İdare Kurulu (GİK) ve burada belirlenecek Başkanlık Divanı oluşturulmasını, böylece ''birlik ve beraberlik içinde yollarına devam etmek istediklerini'' söyledi.
Veysel Candan, 'Kurulacak yeni oluşum, içi doldurulmuş, birlik ve beraberlik içinde ortaya çıkarsa seçimlerde yüzde 30'dan fazla oy alacaktır. Bu yüzden arkadaşlarımızın birlik ve beraberliği bozacak açıklamalardan kaçınmalarını tavsiye ediyorum'' diye konuştu. Candan, güçlü ekonomiye geçiş programının şimdiden iflas ettiğini öne sürerek, Devlet Bakanı Kemal Derviş'in ne söylediyse tam tersini yaptığını, hükümetin aklında zam ve vergiden başka birşey olmadığını iddia etti.
Hükümetin, ekonominin E'sini bile bilmediğini, ekonomiye sık sık müdahale ettiği için Türkiye'nin krizden çıkamadığını öne süren Candan, ''Eğer hiç karışmasalar, ekonomi kendi dengesine oturacaktır'' dedi. Candan, hükümetin reel sektörün canlandırılması konusunda bir çalışma yapmadığını, mali sektördeki düzenlemelerle uğraştığını ve adeta bir ''ihanet çemberi ile karşı karşıya bulunduğunu'' savundu. Candan, FP'nin kapatılması sonrasında ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz ile Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in yaptıkları açıklamaları eleştirdi.
İsmail Cem'in yaptığı açıklamalarla Türkiye'yi ''adeta dışarıya jurnallediğini'' ifade eden Candan, Türkiye'nin hukuk devleti olmadığını, laikliğin de tam olarak uygulanmadığını öne sürerek, ''Biz bunların gerçekleşmesi gerektiğini dile getirdik' dedi. Çelik, Tokat İl Teşkilatı'nda düzenlediği basın toplantısında, tarım sektörünün her geçen gün kötüye gittiğini öne sürdü.
Ekonomik krizin gün geçtikçe ağırlaştığını ve ateşinin yükseldiğini belirten Çelik, ''Bu ateş de adeta halkı yakmaktadır. Türk tarımı çok kötüye gidiyor. Türk çiftçisi gerçekten sahipsiz ve çaresiz. Çiftçi artık tavrını ortaya koymak zorundadır'' dedi.
Çelik, FP'nin kapatılmasıyla ilgili alarak da, demokratik ülkelerde siyasi partilerin, teröre katılmadığı sürece kapatılmadıklarını belirterek BBP'nin, parti kapatmalara karşı olduğunu kaydetti. Sobacı, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında, 6 yıllık milletvekilliği döneminde, Türkiye'deki çarpıklıkları dile getirerek çözüm yolları önerdiğini bildirdi. İnsanların konuşmaya korktuğunu iddia eden Sobacı, şöyle konuştu:
''Ülke insanlarına kapatılan kamusal alanlarla toplum adeta bir karga ve saksağan kimliğine zorlanmaktadır, toplum mühendisleri tarafından.
Yaptığımız eleştirilerin sonuçları itibarıyla bu bedeli ödemeye şahsen ben hazırım. Ülkemiz bu değişimi de gerçekleştirmek zorundadır.''
Bekir Sobacı, bu değişimi, postmodern darbeleri savunanların, statükocuların, iktidara gelince karar değiştirenlerin yapamayacağını ifade etti. Sobacı, değişimi, halkı ile bütünleşen, ülkenin acısını yüreğinde hisseden, karizmatik sevgiyi değil, ülkenin ve dünyanın reel politiğini önceleyen siyasi oluşumun gerçekleştirebileceğini bildirdi. Anayasa Mahkemesi'nin verdiği kararı eleştiren Sobacı, ''Mahkeme'nin, Ilıcak hakkında atılan manşetleri de dikkate alırsak, belli odakların hırs ve kinlerinin tatmini açısından Sobacı ve Ilıcak isimlerini seçmesi çok isabetli olmuştur. Bu noktada Anayasa Mahkemesi isabetli bir karar almıştır'' dedi.
Bekir Sobacı, Anayasa Mahkemesi'nin, milletvekilliğinin düşürülmesiyle ilgili kararı nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gideceğini bildirdi.
TBMM Genel Kurulu'nda yaptığı bir konuşmanın, birleşimi yöneten Başkanvekili Murat Sökmenoğlu tarafından ''Kastı aşan şekilde yorumlandığını'' savunan Sobacı, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Türkiye'nin demokratikleşmesi konusunda bedel ödemek bugün bize nasip olmuştur. Ama bu şerefli bir bedeldir. İnşallah bundan sonraki çalışmalarımızda da Türkiye'nin özgürleşmesi, demokratikleşmesi yolunda, çağdaş hukuk devletine kavuşması yolundaki yürüyüşüne engel olan bireysel ve kurumsal kutsal ineklerin layık oldukları alanlara çekilmesi konusunda gayretlerimiz devam edecektir.''
* Cumhurbaşkanı Sezer, Başbakan Ecevit'i Çankaya Köşkü'nde kabul edecek. NOT: Bu bülten Anadolu Ajansı'nın dünkü haberlerinden derlenerek hazırlanmaktadır.
TBMM'DEN ''ERMENİ SOYKIRIMI'' İDDİALARINA YANIT... ''OSMANLI'NIN SON DÖNEMİNDE ERMENİLER'' KİTABI, TANITILDI... İZGİ: ''KİTAP, TÜRKLER TARAFINDAN ERMENİ TOPLUMUNA YÖNELİK HİÇBİR ŞEKİLDE SOYKIRIM YAPILMADIĞINI ORTAYA KOYUYOR''
ANKARA, 28/06 --- Ermeni soykırımı iddialarına karşı TBMM tarafından hazırlanan, yerli ve yabancı bilim adamlarının çalışmalarını içeren ''Osmanlı'nın Son Döneminde Ermeniler'' adlı kitap, kamuoyuna tanıtıldı.
BAŞBAKANLIK'TAN ''SİVİL TOPLUM ÖRGÜTÜ'' GENELGESİ... BAŞBAKAN ECEVİT İMZASIYLA YAYIMLANAN GENELGEDE MÜLKİ AMİRLER VE EMNİYET YETKİLİLERİNDEN, SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNE KARŞI SEÇİCİ VE ESNEK YAKLAŞIMDA BULUNMALARI İSTENDİ
ANKARA, 28/06 --- Başbakanlık'tan yayımlanan genelgede, sivil toplum örgütleriyle ilgili mevzuatta Avrupa Birliği (AB) ölçütlerindeki yasal düzenlemeler yapılıncaya kadar, bu konudaki idari uygulamaların yeniden gözden geçirilmesi gerektiği belirtilerek, mülki amirler ve emniyet yetkililerinden sivil toplum örgütlerine karşı ''seçici ve esnek'' yaklaşımda bulunmaları istendi.
MİLLİ SAVUNMA BAKANI ÇAKMAKOĞLU BULGARİSTAN'DA... ''GÜNEYDOĞU AVRUPA ÇOKULUSLU BARIŞ GÜCÜ GÖREVE HAZIR''
KOREN, 28/06 --- Milli Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu, merkez karargahı Bulgaristan'ın Filibe kentinde bulunan Güneydoğu Avrupa Çokuluslu Barış Gücü'nün (SEEBRIG) göreve hazır olduğunu söyledi.
MİLLİ SAVUNMA BAKANI ÇAKMAKOĞLU, BULGARİSTAN'DAKİ TEMASLARINI TAMAMLADI... ÇAKMAKOĞLU: ''SEVEN STARS-2001 TATBİKATI GERÇEKTEN ÇOK BAŞARILI''
FİLİBE, 28/06 --- Milli Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu, merkez karargahı Filibe'de bulunan Güneydoğu Avrupa Çokuluslu Barış Gücü'nün (SEEBRIG) Hasköy yakınlarındaki Koren Poligonu'nda düzenlediği ''Seven Stars-2001'' fiili arazi tatbikatının son derece başarılı olduğunu söyledi.
DIŞİŞLERİ BAKANI CEM KPK'DA KONUŞTU: ''KIBRIS SORUNU KONUSUNDA ENDİŞELERİMİ YANSITMAYI VE UYARMAYI GÖREV OLARAK ALGILIYORUM''
BRÜKSEL, 28/06 --- Dışişleri Bakanı İsmail Cem, Türkiye-AB ilişkilerinde, her düzeyde ilerlemeler kaydedildiğini, Kıbrıs sorunu konusunda ise düşüncelerini, endişelerini AB kanadına açıkça yansıtmayı ve uyarmayı görev olarak algıladığını söyledi.
DEVLET BAKANI DERVİŞ: ''PİYASALAR ÇOK SIĞ, 20-30 MİLYON DOLARLIK BİR İŞLEM, MÜTHİŞ BİR ETKİ YAPIYOR''
ANKARA, 28/06 --- Devlet Bakanı Kemal Derviş, dolar kurunun yüksek seyretmesine ilişkin, ''piyasalar çok sığ, 20-30 milyon dolarlık bir işlem, müthiş bir etki yapıyor'' dedi.
MALİYE BAKANI ORAL: ''VERGİYE İLİŞKİN DÜZENLEMELER, BAŞBAKANLIK VE BAKANLIĞIMIN İLGİLİ BİRİMLERİ ARASINDAKİ ÇALIŞMA SONUCU GERÇEKLEŞTİRİLDİ''
ANKARA, 28/06 --- Maliye Bakanı Sümer Oral, vergiye ilişkin düzenlemelerin, Başbakanlık ve Maliye Bakanlığı'nın ilgili birimleri arasındaki çalışma sonucu gerçekleştirildiğini bildirdi.
TÜRKSOY DAİMİ KONSEYİ TOPLANTISI... TALAY: ''DİLİMİZ VE İNANÇLARIMIZ BİR AMA ÇOK UZUN YILLAR AYRI KALDIK. BUNU KAPATMAMIZ LAZIM''
ÇEŞME, 28/06 --- Kültür Bakanı İstemihan Talay, Türk dili konuşan ülkelerin uzun yıllar dillerini ve inançlarını konuşamadıklarını, bu ülkelerin çok uzun yıllar ayrı kaldıklarını vurgulayarak, ''Bu açığı kapatmamız lazım'' dedi.
Azerbaycan Kültür Bakanı ve TÜRKSOY Genel Müdürü Polad Bülbüloğlu, birliğin Türk Cumhuriyetleri'ni moral açıdan güçlendirdiğini belirterek, ''BM'de 6 bağımsız Türk devletinin bayraklarının yan yana dalgalanması bize gurur veriyor. Dünyanın tanımasını da sağlıyor'' dedi.
TRANSİT PETROL TAŞIMACILIĞI... ÇAKAN: ''BAKÜ-CEYNAN BORU HATTININ GECİKMESİNDE, ÇİLLER'İN BAŞBAKANLIĞINDA BAKÜ-SUPSA PROJESİNİ DESTEKLEYEN YANLIŞ KARARININ ETKİSİ VAR''
ANKARA, 28/06 --- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Teşkilat Kanunu'nda değişiklik öngören tasarı, TBMM Genel Kurulu'nda kabul edildi.
GEMİCİ: ''TÜRK MEDENİ KANUNU TASARISINDA, YASAL MAL REJİMİYLE İLGİLİ HÜKÜMLERİNİN EVLENME TARİHİNDEN İTİBAREN UYGULANACAĞI KABUL EDİLMİŞTİR. ÖNERGELERLE GETİRİLEN YENİ DÜZENLEMELERLE KADINLARIN MAĞDURİYETLERİ SÜRECEKTİR''
ANKARA, 28/06 --- Devlet Bakanı Hasan Gemici, Türk Medeni Kanunu tasarısında yasal mal rejimiyle ilgili hükümlerin geçmişe etkili olarak ''Eşlerin evlenme tarihinden itibaren uygulanacağı kabul edilmiştir'' ifadesinin yer aldığını, ancak önergelerle getirilen yeni düzenlemelerle kadınların mağduriyetlerinin süreceğini söyledi.
DEVLET BAKANI KARAKOYUNLU, ROMANYA'DAN DÖNDÜ... KARAKOYUNLU: "ÇOK OLUMLU, YARARLI GÖRÜŞMELER OLDU''
İSTANBUL, 28/06 --- Türkiye-Romanya İş Konseyi tarafından Bükreş'te düzenlenen ''Yatırım ve Ticaret Forumu''na katılan ve çeşitli görüşmelerde bulunan Devlet Bakanı Yılmaz Karakoyunlu, yurda döndü.
İSO MECLİS TOPLANTISI... DEVLET BAKANI TOSKAY: ''DÜNYA TİCARETİNDEN ARTAN ORANLARDA PAY ALMAK GİBİ BİR İDDİAYA SAHİPSEK DIŞ TİCARET VE İHRACAT STRATEJİMİZİ YENİDEN ELE ALMAMIZ GEREKİYOR''
İSTANBUL, 28/06 --- Dış ticaretten sorumlu Devlet Bakanı Tunca Toskay, Türkiye'nin dünya ticaretinden artan oranlarda pay almak gibi bir iddiaya sahipse dış ticaret ve ihracat stratejisini yeniden ele alması gerektiğini söyledi.
SAĞLIK BAKANI DURMUŞ, BM AIDS KONFERANSINDA KONUŞTU: ''TÜRKİYE'DE AIDS PATLAMASI YOK''
NEW YORK, 28/06 --- Sağlık Bakanı Osman Durmuş, ''dünyanın birçok yerinde görüldüğü şekilde, Türkiye'de bir AIDS patlamasının yaşanmadığını'' bildirdi.
SAĞLIK BAKANI DURMUŞ NEW YORK'TA: ''TÜRKİYE'DEKİ AIDS VAKALARININ YÜZDE 41'İ YURTDIŞINDAN GELENLERDEN KAYNAKLANIYOR''
NEW YORK, 28/06 --- Sağlık Bakanı Osman Durmuş, Türkiye'deki AIDS vakalarının yüzde 41'inin yurtdışından gelenlerden kaynaklandığını söyledi.
GAYDALI: ''TBMM'DE 21. DÖNEM SONUNA GELİNDİĞİNDE, BELKİ DE TÜM DEĞİŞİKLİKLER YAPILIP, SİVİL BİR ANAYASAYA KAVUŞULABİLECEK''
ANKARA, 28/06 --- Devlet Bakanı Edip Safder Gaydalı, TBMM'nin, 21. dönemin sonuna kadar Anayasa'da yapılması gereken tüm değişiklikleri yapabileceğini söyledi.
TEKNOLOJİ GELİŞTİRME BÖLGELERİ KANUNU... TANRIKULU: 'KANUN, SANAYİMİZİN TEKNOLOJİ SEVİYESİNİ VE REKABET GÜCÜNÜ ARTIRARAK, TÜRKİYE'NİN GELİŞMESİNE KATKI SAĞLAYACAK''
ANKARA, 28/06 --- Sanayi ve Ticaret Bakanı Ahmet Kenan Tanrıkulu, Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu'nun, sanayinin teknoloji seviyesini ve rekabet gücünü artırarak, Türkiye'nin gelişmesine katkı sağlayacağını bildirdi.
BEKAROĞLU: ''ESKİ FP'LİLERDEN BİRİNİN BİLE MHP'YE GEÇECEĞİNİ SANANLAR YANILIYOR''
ANKARA, 28/06 --- Kapatılan FP'de Genel Başkan Yardımcılığı yapan bağımsız Rize Milletvekili Mehmet Bekaroğlu, eski FP'lilerden birinin bile MHP'ye geçeceğini sananların yanıldığını bildirerek, MHP'nin ideolojisiyle kendilerinin uzaktan yakından ilgileri olmadığını söyledi.
İŞ GÜVENCESİNDE ÇÖZÜM ARAYIŞLARI... PAKDEMİRLİ: ''BUGÜN ÇIKARILMAK İSTENEN İŞ GÜVENCESİ YASASI, MEVCUT KIDEM TAZMİNATI ŞARTLARINDA TÜRKİYE İÇİN FEVKALADE LÜKS''
İSTANBUL, 28/06 --- ANAP Manisa Milletveki Ekrem Pakdemirli, çıkarılmak istenen iş güvencesi yasasının, bugünkü mevcut kıdem tazminatı şartlarında Türkiye için fevkalade lüks sayılabileceğini söyledi.
ÇİLLER: ''İKTİDARIN, MECLİSTE MUHALEFET İSTEMEDİĞİ DOĞRU İSE BİZ DE BUNU MİLLET ADINA DEĞERLENDİRMEK DURUMUNDA KALIRIZ''
ANKARA, 28/06 --- DYP Genel Başkanı Tansu Çiller, Anayasa değişikliği, Siyasi Partiler ve Seçim kanunu değişikliklerini görüşmek için Başbakan Bülent Ecevit ve Başbakan Yardımcılarından istediği randevu gerçekleşmeden, TBMM'nin 17 Eylül'e kadar tatile gireceği kararının açıklanmasını eleştirdi. Çiller, bunun iktidarın muhalefetin görüşlerine gerek duymadığı anlamına geldiğini savunarak, ''İktidarın mecliste muhalefet istemediği doğru ise biz de bunu millet adına değerlendirmek durumunda kalırız'' dedi.
CHP, ''ULAŞTIRMA RAPORU''NU AÇIKLADI... ERDEM: ''TÜRKİYE'DE, YAĞMA VE YOLSUZLUĞUN EN BÜYÜĞÜ OTOYOLLARDA YAŞANMIŞTIR''
ANKARA, 28/06 --- CHP Genel Başkan Yardımcısı Eşref Erdem, Türkiye'de 1980 sonrası yapılan 1700 kilometre otoyola 14 milyar dolar harcandığını ifade ederek, ''Türkiye'de yağma ve yolsuzluğun en büyüğü otoyollarda yaşanmıştır'' dedi.
CHP ''TARIM RAPORU''NU AÇIKLADI... SELVİ: ''SON 50 YILIN SAĞ İKTİDARLARINCA VE RANT POLİTİKALARIYLA DIŞLANAN TÜRKİYE TARIMI, IMF VE DÜNYA BANKASI PROGRAMLARIYLA YIKIM SÜRECİNE SOKULMUŞTUR''
ANKARA, 28/06 --- CHP Genel Başkan Yardımcısı Cevdet Selivi, ''Son 50 yılın sağ iktidarlarınca ve rant politikalarıyla dışlanan Türkiye tarımı, IMF ve Dünya Bankası programlarıyla yıkım sürecine sokulmuştur'' dedi.
YAZICIOĞLU: ''HAZİNE ARAZİLERİNİN SATIŞIYLA İLGİLİ YENİ YASAL DÜZENLEME VAHİM VE KORKUNÇTUR''
ANKARA, 28/06 --- Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, hazine arazilerinin satışıyla ilgili yeni yasal düzenlemenin ''vahim ve korkunç'' olduğunu savunarak, hazine arazilerinin mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini, ancak yabancı devletlere satılmasına kesinlikle karşı olduklarını söyledi.
CANDAN: ''YENİ OLUŞUM, İÇİ DOLDURULMUŞ, BİRLİK VE BERABERLİK İÇİNDE ORTAYA ÇIKARSA SEÇİMLERDE YÜZDE 30'DAN FAZLA OY ALACAKTIR''
ANKARA, 28/06 --- Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan FP'nin Genel Başkan Yardımcısı, Konya Bağımsız Milletvekili Veysel Candan, ''Kurulacak yeni oluşum, içi doldurulmuş, birlik ve beraberlik içinde ortaya çıkarsa seçimlerde yüzde 30'dan fazla oy alacaktır'' dedi.
ÇELİK: ''TÜRK ÇİFTÇİSİ SAHİPSİZ VE ÇARESİZ''
TOKAT, 28/06 --- Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkan Yardımcısı Hanefi Çelik, Türk çiftçisinin sahipsiz ve çaresiz olduğunu söyledi.
SOBACI: ''YAPTIĞIMIZ ELEŞTİRİLERİN SONUÇLARI İTİBARIYLA BU BEDELİ ÖDEMEYE ŞAHSEN BEN HAZIRIM''
ANKARA, 28/06 --- Anayasa Mahkemesi'nin, FP'nin temelli kapatılmasına ilişkin gerekçeli kararının Resmi Gazete'de yayınlanmasından sonra milletvekilliği düşecek olan Tokat Bağımsız Milletvekili Bekir Sobacı, ''Yaptığımız eleştirilerin sonuçları itibarıyla bu bedeli ödemeye şahsen ben hazırım'' dedi
G Ü N D E M : (28 HAZİRAN 2001)
* DSP ve MHP grup toplantılarında son gelişmeler değerlendirilecek.
* ANAP Başkanlık Divanı, Genel Başkan Yılmaz başkanlığında, TBMM'de toplanacak.
* DYP Genel Başkanı Çiller, MHP Genel Başkanı, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bahçeli'yi TBMM'de ziyaret edecek. DYP Genel İdare Kurulu Genel Başkan Çiller başkanlığında toplanacak.
* TBMM Genel Kurulu, bireysel emeklilik sistemlerine vergi kolaylığı sağlayan tasarıyı görüşmeyi sürdürecek. Genel Kurul'un, Konut Müsteşarlığı kurulması ve ürünlere ilişkin teknik mevzuatın hazırlanması ve uygulanmasına dair tasarı ile gündemindeki diğer tasarıları da ele alması bekleniyor.
* Devlet Bakanı Toskay, Antalya'nın Elmalı İlçesi'nde belediye tarafından yaptırılan parkın açılışına katılacak.
* Hindistan İçişleri Bakanı Lal Krişna Advani, İçişleri Bakanı Yücelen'i ziyaret edecek.
* Tarım ve Köyişleri Bakanı Gökalp, Toprak Mahsulleri Ofisi'nce, KKTC'nin Karpaz bölgesinde yaptırılacak 5 bin tonluk çelik silonun temel atma törenine katılacak. Gökalp, bazı çiftliklerde incelemelerde bulunduktan sonra, KKTC'den ayrılacak.
* Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Okuyan, Kamu-Sen Genel Başkanı Resul Akay'ı kabul edecek. Okuyan, İstanbul'da, Kurumsal Yatırımcı Yöneticileri Derneği ve Finans Kulüp Marmara Grubu'nun ortaklaşa düzenlediği ''Bireysel Emeklilik Yasası ve Beklentiler'' konulu toplantıya katılacak.
* TÜRKSOY Daimi Konseyi 16. Bölge Toplantısı, sonuç bildirisinin yayınlanması ve basın toplantısıyla sona erecek. Kültür Bakanı Talay ve Türkçe konuşan devletlerin konuk kültür bakanları, Smyrna Meydanı, TÜRKSOY resim sergisi ve Çeşme Kalesi ''Mermer Eserler Salonu'nun açılış törenlerine katılacaklar.
* Dışişleri Bakanı Cem, çeşitli toplantılara katılmak üzere gittiği Brüksel'den Türkiye'ye dönecek.
* Avrupa Birliği'ne Aday Ülkeler Çevre Bakanları gayri resmi II. Toplantısı, İstanbul'da gerçekleştirilecek. Çevre Bakanı Aytekin ile AB Türkiye Temsilcisi Karen Fogg, toplantının açılışında konuşacaklar.
* Turizm Bakanı Mumcu, Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği'nce, Crowne Plaza'da düzenlenen ''Yaza Merhaba Gecesi''ne katılacak.