25.12.2001

    İÇİNDEKİLER

  • CUMHURBAŞKANI SEZER'DEN NOEL MESAJI... SEZER: ''YENİ BİN YILIN GERİDE BIRAKTIĞIMIZ İLK YILINDA YAŞANAN OLAYLAR, KÜRESELLEŞEN DÜNYADA DİNLER ARASINDA İLETİŞİM, KARŞILIKLI ANLAYIŞ VE HOŞGÖRÜNÜN NE DENLİ GEREKLİ OLDUĞUNU ORTAYA KOYMUŞTUR''

  • VAKIF HAFTASI KUTLANIYOR... CUMHURBAŞKANI SEZER: ''İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ DÖNEMDE VAKIF ANLAYIŞININ DA YENİDEN YORUMLANMASI VE ÇAĞIN GETİRDİĞİ DEĞİŞİKLİKLER GÖZETİLEREK YENİDEN ELE ALINMASI BİR ZORUNLULUKTUR''

  • VERİMLİLİK HAFTASI... CUMHURBAŞKANI SEZER: ''VERİMLİLİĞİN TEMEL İLKELERİNE UYULARAK, DAHA İYİ ÜRETİM VE HİZMET KALİTESİNİN SAĞLANMASI, TOPLUMSAL BARIŞ, ZENGİNLİK VE GÖNENÇ EREKLERİNİN KISA SÜREDE GERÇEKLEŞMESİNİ DE BİRLİKTE GETİRECEKTİR''

  • VAKIF HAFTASI... TBMM BAŞKANI İZGİ: ''VAKIFLAR, 21. YÜZYIL'IN KOŞULLARINDA YENİDEN DÜZENLENEREK, GERÇEK AMAÇLARI DOĞRULTUSUNDA TOPLUMA HİZMET VERMELERİNİN YOLU PEKİŞTİRİLMELİDİR''

  • VERİMLİLİK HAFTASI... TBMM BAŞKANI İZGİ: ''VERİMLİLİK ARTIŞLARI BİREYLERİN YAŞAM KOŞULLARINI DERİNDEN ETKİLEYEN SAYILI ETKENLERDEN BİRİDİR''

  • VAKIF HAFTASI... BAŞBAKAN ECEVİT: ''KÜLTÜRÜMÜZDE VE TARİHİMİZDE DERİN İZLERİ BULUNAN VAKIF GELENEĞİNİN YAŞATILMASI ÇALIŞMALARINA DESTEK VERİLMESİ SÜRDÜRÜLECEKTİR''

  • BİLİM VE TEKNOLOJİ YÜKSEK KURULU TOPLAND... BAŞBAKAN YARDIMCISI BAHÇELİ: ''TÜRKİYE'Yİ 21'İNCİ YÜZYILA TAŞIYACAK REFORMLARDAN ASLA VAZGEÇMEYECEĞİZ''

  • VAKIF HAFTASI... BAHÇELİ: ''TÜRK VAKIF UYGULAMALARININ VE BU UYGULAMALARIN ARKASINDA YATAN DÜNYA VE İNSAN ANLAYIŞININ, GÜNÜMÜZ İNSANLIĞININ ARADIĞI BARIŞ VE HUZUR ORTAMININ TESİS EDİLMESİNDE ÖNEMLİ ÖLÇÜDE KATKI SAĞLADIĞI UNUTULMAMALIDIR''

  • VAKIF HAFTASI'NIN AÇILIŞ TÖRENİ... DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI YILMAZ: ''KAMU KURULUŞLARI VAKIFLARI TÜRKİYE'DE DEJENERE EDİLMİŞ, YOZLAŞMIŞ BİR SİSTEMDİR. BUNUN BİR AN ÖNCE TASFİYE EDİLMESİ LAZIM''

  • BAŞBAKAN YARDIMCISI YILMAZ: ''TÜRKİYE'DE, GELİNEN NOKTADA YENİDEN KRİZLERE DÜŞÜLMEMESİ İÇİN, YENİDEN YAPILANDIRMANIN TAMAMLANMASI GEREKİYOR''

  • YILMAZ: ''AB İLE İLİŞKİLERDE 2002 YILINI SADECE ÇOK OLUMLU HAVAYA GÜVENEREK GEÇİREMEYİZ. TERSİNE, BUNU SÜRDÜRMEK İÇİN ÇOK ÖNEMLİ BAZI DÜZENLEMELERİ GERÇEKLEŞTİRMEK ZORUNDAYIZ''

  • 5. NÜZHET ERMAN ŞİİR ÖDÜLÜ... KARAKOYUNLU: ''TIPKI FEN LİSELERİ GİBİ EDEBİYAT LİSELERİ AÇALIM''

  • ''TERÖR, ÖRGÜTLÜ SUÇ VE İNSAN HAKLARI SEMİNERİ''... İÇİŞLERİ BAKANI YÜCELEN: ''TERÖRÜ DOĞRUDAN VEYA DOLAYLI OLARAK KULLANAN VEYA ÖRGÜTLÜ DE OLSA DESTEK VEREN YA DA HOŞ GÖREN DEVLET VEYA GRUPLARIN, BUGÜN ARTIK BİR YOL AYRIMINA GELDİKLERİNİ GÖRMELERİ GEREKİR''

  • TÜRK:''TERÖR NE ŞEKİLDE OLURSA OLSUN HOŞGÖRÜLEMEZ. BÜTÜN ÜKELER BİRLEŞTİĞİ TAKTİRDE, TERÖR BELASI DÜNYADAN KALKAR''

  • TÜRK: ''METİN KAPLAN'IN İADESİNİ TEKRAR İSTEDİK. ANCAK, ŞU ANA KADAR BİR YANIT ALAMADIK''

  • HERKESE SAĞLIK HEDEF VE STRATEJİLERİ... DURMUŞ: ''21. YÜZYIL, HERKESİN DAHA SAĞLIKLI BİR YAŞAMA KAVUŞABİLECEĞİ PARLAK BİR GELECEK VAAT EDİYOR''

  • İNŞAAT SEKTÖRÜNÜN SORUNLARI... BAL: ''TÜRKİYE'DE ARAZİLERİN YÜZDE 54'Ü KAMUNUN ELİNDE''

  • ULUSAL TARIM KONGRESİ... GÖKALP: ''(TARIM ÖLDÜ) DİYORLAR, TARIM DOĞMADI Kİ ÖLSÜN''

  • HÜKÜMET-İŞÇİ-İŞVEREN ZİRVESİ... OKUYAN: ''İSTİHDAM VE İŞSİZLİK KONUSU DÜNYADAKİ BÜTÜN ÜLKELERİN EN ÖNCELİKLİ GÜNDEM KONUSUDUR''

  • TURİZM BAKANI TAŞAR'DAN NOEL MESAJI... TAŞAR: ''TÜRKİYE, HER İNANCIN MENSUPLARININ GÖNÜL RAHATLIĞIYLA DİNİ VECİBELERİNİ YERİNE GETİREBİLDİKLERİ BİR ÜLKEDİR''

  • VAKIF HAFTASI'NIN AÇILIŞ TÖRENİ... DEVLET BAKANI ARSEVEN: ''VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ'NÜN BUGÜNKÜ YASAL ÇERÇEVEDE GÖREVLERİNİ YERİNE GETİREMEYECEĞİNE İNANDIĞIMDAN, ÇAĞIN GEREKLERİNE AYAK UYDURMAK AMACIYLA YENİ BİR YAPILANMA SÜRECİ BAŞLATTIM''

  • DIŞİŞLERİ BAKANI CEM: ''2002'NİN SONUNDA AB ÜYELİĞİ MÜZAKERE SÜRECİ İÇİN TARİH BELİRLENMESİNİ HEDEFLİYORUZ''

  • AKCAN: ''BAZI BAKANLIKLARIN KALDIRILMASI HALİNDE, BAĞLI GENEL MÜDÜRLÜKLER KALDIRILMAYACAĞINA GÖRE, EKSİLTECEĞİNİZ HEDEF BİR BAKAN BİR DE ÖZEL KALEMİ OLUR''

  • AKCAN: ''İHALE YASA TASARISI KOMİSYON GÖRÜŞMELERİNİ YILBAŞINA KADAR TAMAMLAYACAĞIZ''

  • KIBRIS SORUNU PANELİ... DEVLET BAKANI GÜREL: ''TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ OLARAK, KIBRIS'TAKİ GÖRÜŞME SÜRECİNİ HER ZAMANKİ İYİ NİYETİMİZLE DESTEKLİYORUZ''

  • ULAŞTIRMA BAKANI OKTAY VURAL: ''HAVAALANI KAPASİTEMİZİN YÜZDE 40'INI KULLANABİLİYORUZ, SEBZE KURUTMADA KULLANILAN HAVAALANLARIMIZ VAR''

  • ÇAKAN: ''EKONOMİK KRİZ, ENERJİ KISITLAMASINI YOK ETTİ, ENGELLEDİ DİYEBİLİRİZ''

  • BAKAN ÇAY, GÖREVİNDEN ALINDI

  • YAHNİCİ: ''ANAYASA DEĞİŞİKLİKLERİNE DESTEK VERMİŞ OLAN MHP, UYUM YASALARI KONUSUNDA ÜZERİNE DÜŞENİ YERİNE GETİRME İRADESİNDE OLAN BİR PARTİDİR''

  • KDV ORANLARI... ÇİLLER: ''BU KADAR YÜKSEK KDV ORANLARI İLE NE SATIŞLAR ARTAR, NE ÜRETİM ARTAR, NE DE İSTİHDAMI ARTIRMAK MÜMKÜN OLUR''

  • SÖYLEMEZ: ''ARJANTİN'İN BUGÜN İÇİNE DÜŞTÜĞÜ İÇLER ACISI HAL, HÜKÜMETİN KULAĞINA KÜPE OLMALIDIR VE TÜRKİYE ARJANTİN'İN BU HALİNDEN MUTLAKA DERS ALMALIDIR''

  • ŞAHİN: ''ÜLKENİN GENEL DURUMU, CEZAEVİ ŞARTLARINDAN DAHA KÖTÜ HALE GELMİŞTİR''

  • CANDAN: ''BU ŞEKİLDE GİDERSE TÜRKİYE ARJANTİN'DEN DAHA KÖTÜ OLUR''

  • ULUSAL TARIM KONGRESİ.. BAYKAL: ''DESTEKLEME POLİTİKASI, TARIMIN TEMEL SİLAHIDIR''

  • GÜLTEKİN: ''TÜRKİYE, KIBRIS VE KUZEY IRAK KONULARINDA TUZAĞA DÜŞÜRÜLDÜ''

  • TBMM'DE BİR YIL BÖYLE GEÇTİ... 23 MİLLETVEKİLİ PARTİSİNDEN İSTİFA ETTİ

  • G Ü N D E M : (25 ARALIK 2001)

    CUMHURBAŞKANI SEZER'DEN NOEL MESAJI... SEZER: ''YENİ BİN YILIN GERİDE BIRAKTIĞIMIZ İLK YILINDA YAŞANAN OLAYLAR, KÜRESELLEŞEN DÜNYADA DİNLER ARASINDA İLETİŞİM, KARŞILIKLI ANLAYIŞ VE HOŞGÖRÜNÜN NE DENLİ GEREKLİ OLDUĞUNU ORTAYA KOYMUŞTUR''

    ANKARA, 25/12 --- Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, bir mesaj yayımlayarak, Hıristiyan vatandaşların Noel Bayramı'nı kutladı.

    Mesajına, ''Hıristiyan vatandaşlarımızın Noel bayramlarını en içten duygularla kutlarım'' diye başlayan Sezer, yeni bin yılın ilk yılında yaşanan olayların, küreselleşen dünyada dinler arasında iletişim, karşılıklı anlayış ve hoşgörünün ne denli gerekli olduğunu ortaya koyduğunu ifade ederek, ''İnsanın, başkalarına karşı duyduğu nefret ve kuşkunun, onu iyi tanımamasından kaynaklandığına inanıyorum'' dedi.

    Cumhurbaşkanı Sezer, şunları kaydetti:

    ''Bu olaylar, çağdaş uygarlığı ve insanlığın temel değerlerini tehdit eden terörizmin temelinde, dinler arası çatışmanın değil, hangi din kapsamında olursa olsun hoşgörüsüzlük, bağnazlık ve anlayışsızlık gibi kökleşmiş sorunların yattığını göstermiştir.

    Bu nedenle, karşılıklı nefrete ve kuşkulara yol açan bilgisizlik ve önyargıların ortadan kaldırılabilmesi için tüm dinlerin, toplumları ileri götürecek uluslar arasındaki bölünmelerin giderilmesine katkıda bulunacak, barış ve huzuru güçlendirecek ortak yanlarının işlenmesi daha büyük önem kazanmıştır.''

    Türk toplumunun, gücünü, Müslüman, Hıristiyan, Musevi, tüm vatandaşların, yüzyıllardır dayanışma ve hoşgörü içinde yaşamasından aldığını ve bu özelliğiyle örnek oluşturduğunu vurgulayan Sezer, şöyle devam etti:

    ''Türkiye'nin temsil ettiği laik ve demokratik felsefenin değeri bugün daha iyi anlaşılmıştır. Hıristiyan uygarlığının da aralarında bulunduğu birçok köklü uygarlığın beşiği olan Türkiye, bu sağlam geleneği ve toplumsal yapısıyla geleceğe umutla bakmaktadır.

    Noel bayramlarının, Hıristiyan vatandaşlarımıza ve tüm Hıristiyan dünyasına esenlik, mutluluk ve barış getirmesini diliyor, selamlarımı sunuyorum.''

    VAKIF HAFTASI KUTLANIYOR... CUMHURBAŞKANI SEZER: ''İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ DÖNEMDE VAKIF ANLAYIŞININ DA YENİDEN YORUMLANMASI VE ÇAĞIN GETİRDİĞİ DEĞİŞİKLİKLER GÖZETİLEREK YENİDEN ELE ALINMASI BİR ZORUNLULUKTUR''

    ANKARA, 25/12 --- Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, günümüzde vakıf anlayışının yeniden yorumlanması ve çağın getirdiği değişiklikler gözetilerek yeniden ele alınmasının bir zorunluluk olduğunu kaydetti.

    Vakıfların kuruluş ilkelerinden sapmadan, gerçek amaçları doğrultusunda hizmet vermelerine özen göstermeleri gerektiğini vurgulayan Sezer, ''Kamu kaynaklarının aktarılarak amacı dışında kullanılmalarının önlenmesi, vakıfların toplumsal yaşamımızda sürekli ve etkin kılınmasına katkıda bulunacaktır'' dedi.

    Cumhurbaşkanı Sezer, Vakıf Haftası dolayısıyla bir mesaj yayınladı.

    Mesajında, çağdaş dünyada sivil toplum örgütlerinin varlığı ve çeşitliliğinin, bir toplumun gelişmişlik düzeyinin önemli göstergelerinden biri olduğunu ifade eden Sezer, Türk Ulusu'nun dayanışma, birlik, yardımseverlik duygularının en güzel yansıması olan vakıfların, sivil toplum olgusunu başarıyla yaşama geçiren yapılanmalar olduğunu kaydetti. Sezer, eğitimden sağlığa, sosyal yaşamın her alanında rol üstlenen vakıfların, toplumsal ilişkilerin güçlenmesine, barış ve kardeşlik duygularının yerleşmesine katkıda bulunduğunu belirtti.

    Vakıfların, sosyal alanda yardımlaşma ilkesiyle katılımcı demokrasi anlayışının gelişmesine de yardımcı olduğuna işaret eden Sezer, şunları kaydetti:

    ''Temelinde insan sevgisi bulunan vakıflar, yüzyılları aşarak günümüze ulaşan köklü bir geleneğimiz olarak toplum yaşamındaki etkin ve saygın yerini her zaman korumuştur.

    Gönüllülük anlayışına dayanan vakıflar, yurttaşlarımızın sosyal ve ekonomik alandaki sorunlarının çözümünde toplumsal dayanışmayı harekete geçirerek, yararlı bir kamu hizmeti vermektedirler. Yaşamın çeşitli alanlarında devletin yükünü hafifleten bu çalışmaların, her geçen gün artarak sürmesi mutluluk vericidir.''

    Günümüzde tüm dünyada etkili olan küreselleşme sürecinde pek çok kurumun yeniden yapılandığını, işlevleri ve hizmet anlayışının değiştiğini hatırlatan Sezer, ''Türkiye, bu gelişmelerin dışında kalmamalı; devletin ve toplumun daha etkin kılınması için gerekli çalışmalara öncelik kazandırmalıdır. Ereğimiz, yurttaşlarımızın sahip oldukları potansiyeli yaratıcı bir dinamizme dönüştürebileceği, demokratik, kararlı ve güvenli ortamı sağlayabilmek olmalıdır'' dedi.

    Cumhurbaşkanı Sezer, şöyle devam etti:

    ''Bu gelişmelere koşut olarak, içinde bulunduğumuz dönemde vakıf anlayışının da yeniden yorumlanması ve çağın getirdiği değişiklikler gözetilerek yeniden ele alınması bir zorunluluktur.

    Vakıfların kuruluş ilkelerinden sapmadan, gerçek amaçları doğrultusunda hizmet vermelerine özen göstermeleri gerekir. Kamu kaynaklarının aktarılarak amacı dışında kullanılmalarının önlenmesi, vakıfların toplumsal yaşamımızda sürekli ve etkin kılınmasına katkıda bulunacaktır.''

    Cumhurbaşkanı Sezer, Türk Ulusu'nun tarihinden gelen vakıf geleneğinin yaşatılarak gelecek kuşaklara aktarılması ve insanlara yardım amacıyla kurulan vakıfların, topluma hizmet vermeyi sürdürmelerinin sağlanmasının, yalnızca geçmişe değil, geleceğe karşı da önemli bir sorumluluk olduğunu vurgulayarak, ''Vakıf Haftası'nı kutluyor, tüm yurttaşlarımıza esenlikler diliyorum'' dedi.

    VERİMLİLİK HAFTASI... CUMHURBAŞKANI SEZER: ''VERİMLİLİĞİN TEMEL İLKELERİNE UYULARAK, DAHA İYİ ÜRETİM VE HİZMET KALİTESİNİN SAĞLANMASI, TOPLUMSAL BARIŞ, ZENGİNLİK VE GÖNENÇ EREKLERİNİN KISA SÜREDE GERÇEKLEŞMESİNİ DE BİRLİKTE GETİRECEKTİR''

    ANKARA, 25/12 --- Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, ''Verimliliğin temel ilkelerine uyularak, daha iyi üretim ve hizmet kalitesinin sağlanması, toplumsal barış, zenginlik ve gönenç ereklerinin kısa sürede gerçekleşmesini de birlikte getirecektir'' dedi.

    Cumhurbaşkanı Sezer, Verimlilik Haftası dolayısıyla bir mesaj yayınladı.

    Sezer, mesajında, günümüzde ileri teknolojiye dayalı yeni üretim yöntemlerinin ön plana çıkmasına karşın, insan kaynağının öneminin giderek arttığını; gelişmeye ve yeniliklere açık yönünün, insanı dinamik kılarak, onu üretim sürecinin yeri doldurulmaz ögesi yaptığını ifade etti.

    Verimlilik bilincinin öneminin kavranmasının, geleceğin dünyasının biçimlenmesi için yapılan çalışmalara yeni bir boyut kazandırdığını, sürekli gelişmenin, ancak yüksek verimlilik ilkelerinin uygulanabilmesiyle olanaklı olduğunun anlaşıldığını belirten Sezer, şunları kaydetti:

    ''Yaşamın her alanını ilgilendiren verimliliğin temelinde, kaynakların daha akılcı ve etkin kullanılıp, daha iyi yaşam ve çalışma koşulları sağlayarak kaliteli üretime ulaşmak olgusu yatmaktadır.

    Verimliliğin temel ilkelerine uyularak, daha iyi üretim ve hizmet kalitesinin sağlanması, toplumsal barış, zenginlik ve gönenç ereklerinin kısa sürede gerçekleşmesini de birlikte getirecektir.

    Bu ereklere ulaşılması sürecinde; insan kaynaklarının en iyi biçimde değerlendirilmesinin yanı sıra, sınırlı kaynakların bilinçsizce tüketilmesini önleyici, onların yeniden kazanılmasına yönelik planlama ve düzenlemelerin yapılmasının zorunlu olduğu da unutulmamalıdır.''

    Bireylerin gönencini artıran, yaşam kalitesini yükselten ve gelir dağılımında adil paylaşıma olanak veren niteliğiyle verimliliğin, insan yaşamına doğrudan yansıdığı gibi ekonomik yaşama da yön verdiğine işaret eden Sezer, ''Verimliliğin artırılmasına yönelik yeni girişimlerde bulunmak, elde edilen bilgiyi doğru kullanmak ve onu paylaşmak, yüksek verimliliğe ve kaliteli üretim yapısına ulaşılmasında en etkili yoldur'' dedi.

    Cumhurbaşkanı Sezer, mesajında şunları kaydetti:

    ''Sürekliliği olan bir verimlilik bilincinin kazanılması, yaratıcılığı geliştirdiği gibi bireyin belleğini yeniliklere açık tutarak, durağanlıktan kurtarmakta, hep daha iyisini aramaya yöneltmektedir.

    Çağdaş verimlilik anlayışını, önce kendi yakın çevremizden başlayarak, 'daha iyisine nasıl ulaşırız?' sorusunu yönelterek geliştirmeli, bunu yaparken de yeni kaynak yaratmak ve olanların sürekliliğini sağlamak yolunda çaba göstermeliyiz.

    Verimlilik Haftası'nın, çeşitli kurum ve kuruluşlarca yürütülen verimlilik konulu çalışmaları biraraya getirmesi, konuyla ilgili tartışma ortamı yaratması ve verimlilik bilincini kamuoyuna yerleştirmesi yönünden olumlu olacağına inanıyor, tüm yurttaşlarımıza esenlikler diliyorum.''

    VAKIF HAFTASI... TBMM BAŞKANI İZGİ: ''VAKIFLAR, 21. YÜZYIL'IN KOŞULLARINDA YENİDEN DÜZENLENEREK, GERÇEK AMAÇLARI DOĞRULTUSUNDA TOPLUMA HİZMET VERMELERİNİN YOLU PEKİŞTİRİLMELİDİR''

    ANKARA, 25/12 --- TBMM Başkanı Ömer İzgi, vakıfların 21. yüzyılın koşullarında yeniden düzenlenerek, gerçek amaçları doğrultusunda topluma hizmet vermelerinin yolunun pekiştirilmesi gerektiğini bildirdi.

    İzgi, ''Vakıf Haftası'' dolayısıyla bir mesaj yayınlayarak, vakıfların tarihin her devresinde sosyal yapımızın en önemli kurumlarından birisi olduğunu ifade etti.

    Cumhuriyetçiliğin ve demokrasinin gereği olarak, sivil toplum örgütlerinin toplum yaşamındaki rolünün giderek arttığını kaydeden İzgi, mesajında şunları kaydetti:

    ''Türk insanının yapısına uygun sivil toplum örgütü yapısı olan vakıflarımız, eğitimden sağlığa, kültürel faaliyetlerden bilimin tüm alanlarına yayılmışlar ve çalışmalarıyla önemli gelişmeler sağlamışlardır.

    Vakıflarımız 21. Yüzyıl'ın koşullarında yeniden düzenlenerek gerçek amaçları doğrultusunda topluma hizmet vermelerinin yolu pekiştirilmeli ve böylece bu güzel geleneğimizin gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlamalıyız.''

    TBMM Başkanı İzgi, olanağı bulunan tüm vatandaşların bu kurumlara daha fazla katkıda bulunması durumunda vakıfların çalışmalarında çok daha başarılı olabileceklerini de bildirdi.

    VERİMLİLİK HAFTASI... TBMM BAŞKANI İZGİ: ''VERİMLİLİK ARTIŞLARI BİREYLERİN YAŞAM KOŞULLARINI DERİNDEN ETKİLEYEN SAYILI ETKENLERDEN BİRİDİR''

    ANKARA, 25/12 --- TBMM Başkanı Ömer İzgi, verimlilik artışının bireylerin yaşam koşullarını etkileyen etkenlerden biri olduğunu belirtti.

    İzgi, ''Verimlilik Haftası'' dolayısıyla yayımladığı mesajda, verimliliğin işçiler için daha çok ücret, işverenler için daha çok kazanç ve devlet için daha çok vergi sağlamak için bir havuz olduğunu dile getirdi. İzgi, şunları kaydetti:

    ''Verimlilik yükseltmek demek eldeki emek, sermaye ve toprak gibi kaynaklardan eskisine göre daha çok ürün elde etmek demektir. Verimlilik artışları bireylerin yaşam koşullarını etkileyen sayılı etkenlerden biridir.

    Cumhuriyet tarihimiz boyunca sanayileşme ve kalkınma çabası içinde olan ülkemizde üretim sürecinin her aşamasında ortaya konulan verimlilik anlayışı ile ulusumuzun gönenç içinde yaşaması yolunda önemli adımlar atılmaktadır.''

    İzgi, bu amaçla kurulan Milli Prodüktivite Merkezi ulusal ekonominin bütün kesimlerinde verimlilikle ilgili sorunları incelemek ve verimliliği artırmaya yönelik önemli araştırmalar yaptığını ifade etti.

    VAKIF HAFTASI... BAŞBAKAN ECEVİT: ''KÜLTÜRÜMÜZDE VE TARİHİMİZDE DERİN İZLERİ BULUNAN VAKIF GELENEĞİNİN YAŞATILMASI ÇALIŞMALARINA DESTEK VERİLMESİ SÜRDÜRÜLECEKTİR''

    ANKARA, 25/12 --- Başbakan Bülent Ecevit, ''Kültürümüzde ve tarihimizde derin izleri bulunan vakıf geleneğinin yaşatılması çalışmalarına destek verilmesi sürdürülecektir'' dedi.

    Ecevit, 19'uncu Vakıf Haftası dolayısıyla bir mesaj yayımladı.

    Başbakanlık Özel Kalem Müdürlüğü'nden yapılan açıklamaya göre, Ecevit'in mesajı şöyle:

    ''Toplumda sevgi, saygı, yardımlaşma ve dayanışma ruhunun güçlendirilmesine büyük katkısı olan vakıflarımız, muhtaç durumda olanlara yardım edilmesinin kurumsallaşmasını sağlamışlardır.

    Sosyal hayatın her alanında hizmet veren vakıfların ve kültürümüzde ve tarihimizde derin izleri bulunan vakıf geleneğinin yaşatılması çalışmalarına destek verilmesi sürdürülecektir.

    19'uncu Vakıf Haftası'nın açılışını bu düşüncelerle kutlar, hafta dolayısıyla düzenlenecek etkinliklerin başarılı geçmesini dilerim.

    Tüm yurttaşlarımıza sevgiler, saygılar sunarım.''

    BİLİM VE TEKNOLOJİ YÜKSEK KURULU TOPLAND... BAŞBAKAN YARDIMCISI BAHÇELİ: ''TÜRKİYE'Yİ 21'İNCİ YÜZYILA TAŞIYACAK REFORMLARDAN ASLA VAZGEÇMEYECEĞİZ''

    ANKARA, 25/12 --- Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli, Türkiye'yi 21'inci yüzyıla taşıyacak reformlardan asla vazgeçmeyeceklerini söyledi.

    İyi yetişmiş, genç ve dinamik bir araştırıcı ordusunun, hem Avrupa Birliği'ne (AB) giriş sürecinde hem de yarının zorlu dünyasında etkin olabilmek için çok önemli bir avantaj olabileceğini düşündüğünü belirten Bahçeli, ''Atalarımızdan bize miras kalan fetih yeteneğini, bu yeni fetihler alemine yani hücreye, teknolojiye, organizasyona ve gerekirse uzaya çevirmemiz ve genç nüfusumuzu bu alanlara yöneltmemiz gerekmektedir'' diye konuştu.

    Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu, Bahçeli'nin başkanlığında TÜBİTAK'ta toplandı. Toplantıya Devlet Bakanı Edip Safder Gaydalı, Milli Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu, Maliye Bakanı Sümer Oral, Çevre Bakanı Fevzi Aytekin, Ulaştırma Bakanı Oktay Vural, Sanayi ve Ticaret Bakanı Ahmet Kenan Tanrıkulu, AB Genel Sekreteri Volkan Vural, YÖK Başkanı Prof. Dr. Kemal Gürüz, Türk Telekom Genel Müdürü İbrahim Hakkı Alptürk ve TRT Genel Müdürü Yücel Yener katıldı.

    Bahçeli, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, 13 Aralık 2001'de yapılan 6. Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu toplantısından bu yana, Türkiye'de ve dünyada önemli gelişmeler yaşandığını, bu gelişmelerin, bakış açısı ve politikalarda değişime yol açtığını söyledi.

    Türkiye'de Şubat ayında ortaya çıkan ekonomik krizin, ileri sanayi ülkelerinde, 11 Eylül'den sonra daha da derinleşen küresel ekonomik durgunluğa eklemlendiğini kaydeden Bahçeli, şöyle konuştu:

    ''Ortadan kaldırmak için yoğun çaba harcadığımız bu ciddi krizin ekonomik ve sosyal etkileri, hepimizce malumdur. Hükümetimiz, bu krizin etkilerini, tüm milli ve uluslararası imkanlar ve araçlarla azaltmaya, gereken reformları cesur kararlar alarak gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Tabii ki bu kararların etkileri hemen görülemeyecektir. Ama, bu kararlardan ve Türkiye'yi 21'inci yüzyıla taşıyacak reformlardan asla vazgeçmeyeceğiz. Bu reformlar arasında yer alan, bilim ve teknoloji altyapımızı yenileyecek ve geliştirecek (Ulusal Bilim ve Teknoloji Politikaları: 2003-2023 Strateji Belgesi)nin hazırlanması, geçen Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu toplantısında kararlaştırılmıştı.

    Ana hatlarının şekillendiğini memnuniyetle gördüğüm bu büyük proje bağlamında düğmeye basılması için yüksek heyetinizin bu toplantımızdaki işaret ve görüşleri beklenmektedir.''

    Türkiye'yi Atatürk'ün işaret ettiği muasır medeniyet seviyesine taşıyacak bir araç olarak, bilim ve teknolojiden nasıl yararlanılacağını ortaya koyacak bu çalışmada, ''Teknoloji Öngörü Projesi''nin özel bir öneme sahip olduğunu belirten Bahçeli, şunları kaydetti:

    ''Ülkemizde ilk kez gerçekleştirilecek olan teknoloji öngörüsü, bugün dünyanın bir çok gelişmiş ve gelişmekte olan ülkesinde bilim ve teknoloji politikalarının oluşturulmasında yaygın olarak kullanılan bir araç haline gelmiştir.

    Son zamanlarda, özellikle kaynakları kısıtlı olan ülkelerin, ekonomik ve sosyal talepleri ile avantajlarını teknolojinin sunduğu imkanlarla birleştirerek teknolojideki önceliklerini belirlemeleri zaruri hale gelmiştir. Teknoloji öngörüsü, bilim ve teknoloji sistemi içinde yer alan kamu, iş kesimi ve üniversitelerin, bu arz ve talep dengesini görüş birliği içinde uyuşturmaları için yürütülen bir süreçtir. Bu tür bir toplumsal uzlaşma, bugün pek çok alanda ihtiyaç duyduğumuz bir husustur. Bu bakımdan söz konusu projeyi gerek teknolojiyi milli hedeflerimiz doğrultusunda kullanarak genellikle dışımızda cereyan eden gelişmeleri kendi irademize tabi kılmak gerekse ilgili kesimlerin ortak bir hedefe yönelmelerini sağlamak bakımından önemli bir aşama olarak görmekteyim.''

    Bilim ve teknolojinin, sadece yeterli kaynak olduğunda eğilinecek bir faaliyet olmadığını, krizlerde ilk atılacak bir lüks tüketim yükü, her kriz döneminde ilk planda kısıntıya gidilecek bir kalem olmadığını vurgulayan Bahçeli, ''Aksine, bilim ve teknoloji, bizi krizlerden çıkaracak önemli araçlardan biri olarak düşünülmelidir. Gelecekte bu tür krizleri yaşamamanın güvencesi de bugünden bilim ve teknolojiye yapılacak yatırımdır. Çünkü, bilim ve teknoloji üretmeden, bilim ve teknolojiyi uygulamada yetkinlik kazanmadan her açıdan müreffeh ve çağdaş bir ülke olmamız mümkün değildir'' dedi.

    Milli gelirden AR-GE'ye ayrılan payın artırılmasının ve devletin AR-GE yatırımları için ayırdığı bütçenin rasyonel kullanımının önemine işaret eden Bahçeli, milli AR-GE bütçesinin hazırlanması gerektiğini ifade etti.

    Bahçeli, kamusal AR-GE destek programlarının, bilim ve teknoloji alanında ortaya konulan milli hedefler doğrultusunda ve evrensel normların şekillendireceği bütünsel bir sistem anlayışıyla koordine edilmesi gerektiğini bildirdi.

    AB'nin, 2004 yılında yeni üyelerle kendini bir kez daha genişletmiş olacağını, bugün AB üyesi ve aday ülkelerde, ''yaşlanan nüfus'' meselesinin teknoloji öngörüsü çalışmalarında yönlendirici temalardan birisi olarak kullanıldığını belirten Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:

    ''Avrupa, gelecekte daha genç ve daha büyük bir araştırıcı ve teknik personel stokuna ihtiyaç duyacaktır. Bunun için, Türkiye'nin genç nüfusunu da AB stratejimizin odak noktasına oturtmamız doğru olacaktır. İyi yetişmiş, genç ve dinamik bir araştırıcı ordusu, hem AB'ye giriş sürecinde hem de yarının zorlu dünyasında etkin olabilmek için çok önemli bir avantajımız olabilir düşüncesindeyim.

    Artık fetihler, okyanusların, uzayın, hücrenin ve atom çekirdeğinin fethi, bilim insanları ve teknisyenlerle, düşünen, uzmanlaşan insanlarla gerçekleşmektedir. Atalarımızdan bize miras kalan fetih yeteneğini, bu yeni fetihler alemine yani hücreye, teknolojiye, organizasyona ve gerekirse uzaya çevirmemiz ve genç nüfusumuzu bu alanlara yöneltmemiz gerekmektedir.''

    Türkiye'nin, bugünlerde, iktisadi altyapıya ilişkin temel reformlar, ulusal program, kapsamlı Anayasa değişiklikleri gibi önemli yapısal düzenlemelerin gerçekleştiği bir dönemden geçtiğini kaydeden Bahçeli, ''İnanıyorum ki 2002 yılı içinde ülkemizin siyasi, idari ve ekonomik sistemini yenileme süreci devam edecek; zamanın ruhuna ve Türk insanına layık bir düzeye mutlaka ulaşılacaktır'' diye konuştu.

    57'nci Hükümet'in yolsuzlukla mücadeleye önem verdiğini ifade eden Bahçeli, kamu alımlarında açıklık ve şeffaflığı sağlayacak düzenlemeleri hayata geçirmeyi amaçlayan Kamu İhale Kanunu'nun, bilimsel araştırma kurumlarının önünün açılması için önemli bir fırsat olduğunu söyledi.

    Teknolojik bilginin bir kez kullanılmasının bir kez daha kullanılmasını dışlamayacağını belirten Bahçeli, yenilik ve bilgi bir kez üretildikten sonra yeniden üretim maliyetinin düşük olacağını, bu nedenle, teknolojik yenilik içeren ürün ve hizmet alımlarının, standart mal ve hizmet alımlarından farklı bir çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

    Bahçeli, gelecek 20 yıl için inşa edilecek bilim ve teknoloji vizyonunun ve mevcut avantajlar ile kaynakların etkin olarak kullanılmasını sağlayacak düzenlemelerin, Türkiye'yi 21'inci yüzyıla bilim ve teknoloji ile barışık, güçlü bir refah toplumu olarak taşıyacağını kaydetti.

    VAKIF HAFTASI... BAHÇELİ: ''TÜRK VAKIF UYGULAMALARININ VE BU UYGULAMALARIN ARKASINDA YATAN DÜNYA VE İNSAN ANLAYIŞININ, GÜNÜMÜZ İNSANLIĞININ ARADIĞI BARIŞ VE HUZUR ORTAMININ TESİS EDİLMESİNDE ÖNEMLİ ÖLÇÜDE KATKI SAĞLADIĞI UNUTULMAMALIDIR''

    ANKARA, 25/12 --- Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli, ''Türk vakıf uygulamalarının ve bu uygulamaların arkasında yatan dünya ve insan anlayışının, günümüz insanlığının aradığı barış ve huzur ortamının tesis edilmesinde önemli ölçüde katkı sağladığı unutulmamalıdır'' dedi.

    Bahçeli, Vakıf Haftası dolayısıyla yayınladığı mesajda, tarihi geçmişi Uygur Türkleri dönemine kadar uzanan vakıfların, Selçuklular ve özellikle Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Türk dünyasının sosyal, kültürel ve ekonomik hayatında önemli bir rol oynamış olan dini, hukuki ve sosyal müesseseler olduğunu belirtti.

    Bahçeli, şunları kaydetti:

    ''Vakfın temelinde, insan sevgisi ve hayır duygusu ön plandadır. Varlığını vatan ve milletine armağan etme hasletine sahip olan milletimiz, cömertlik ve feragat duygularının ürünü olan vakıf eserlerini koruyup gözetmenin ve bunlara yenilerini eklemenin kutsal bir görev olduğunun bilincine de vakıf olmuştur.

    Ecdadımızın, Türk vakıf uygulamalarının ve bu uygulamaların arkasında yatan dünya ve insan anlayışının, günümüz insanlığının aradığı barış ve huzur ortamının tesis edilmesinde önemli ölçüde katkı sağladığı unutulmamalıdır.

    Bu düşüncelerle, Vakıf Haftası'nın milletimizde vakıf şuurunun gelişmesine vesile olmasını diliyorum.''

    VAKIF HAFTASI'NIN AÇILIŞ TÖRENİ... DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI YILMAZ: ''KAMU KURULUŞLARI VAKIFLARI TÜRKİYE'DE DEJENERE EDİLMİŞ, YOZLAŞMIŞ BİR SİSTEMDİR. BUNUN BİR AN ÖNCE TASFİYE EDİLMESİ LAZIM''

    ANKARA, 25/12 --- Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz, kamu kuruluşları vakıflarının, ''dejenere edilmiş, yozlaşmış bir sistem olduğunu'' belirterek, bunun tasfiye edilmesi gerektiğini söyledi.

    Yılmaz, 19. Vakıf Haftası'nın açılışı dolayısıyla Hilton Oteli'nde düzenlenen törene katıldı.

    Başbakan Yardımcısı Yılmaz, burada yaptığı konuşmada, Türk vakıf sisteminin eski ve yeni olmak üzere ikiye ayrıldığını belirterek ''Eski vakıflar ecdadımızın kurduğu vakıflardır. Vakıflar Genel Müdürlüğü, bu vakıfları vakfedenler adına hem işletmekte, hem onların gelirlerini tahsil etmekte, hem de geçmişle geleceğimiz arasında çok önemli bir kültür işlevi gören bu vakıfların yaptırdığı eserleri korumaktadır'' dedi.

    Bunun, tarihe ve ecdada karşı önemli bir sorumluluk olduğunu ifade eden Yılmaz, ''İnşallah, Vakıflar Genel Müdürlüğü yeni kanunla donanım ve kaynak konusunda getirilecek ilave imkanlardan yararlanarak bu işlevini devam ettirecektir'' diye konuştu.

    Yeni vakıf sistemini anlatan Yılmaz, vakıfların sivil toplum örgütü olduklarını ve ''3. sektör'' diye adlandırıldıklarını kaydetti. ''Türkiye'de maalesef bu sistemde çok ciddi rahatsızlıklar vardır'' diyen Yılmaz, 1980 öncesinde vakıf sisteminde yaşanan olumsuzlukların giderilmesi için 1980 sonrasında yasal düzenlemeler yapıldığını, bu düzenlemelerin de vakıf sistemine ciddi sınırlamalar getirdiğini anlattı. Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:

    ''Bu sınırlamaların bugün ulaştığı noktada Türkiye'de sivil inisiyatifi kısıtlayıcı, köreltici bir nitelik kazandığını düşünüyorum. Onun için, bu konudaki yasal düzenlemelerin üçüncü sektörün önünü açacak şekilde yeniden ele alınması gereğine inanıyorum. Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün işlevi bu vakıfların yerine geçip onları yönetmek olmamalıdır. Görevi sadece onları denetlemek olmalıdır. Hem yasalara uygunluk açısından, hem de vakıf senedine uygunluk açısından denetlemek olmalıdır. Yoksa vakıfların yerine geçip onları denetlemeye çalışmak fevkalade tehlikeli bir yaklaşımdır. Türkiye'de vakıf sisteminin önünü kapatacak bir yaklaşımdır.''

    Başbakan Yardımcısı Yılmaz, sıkıntı duyulan bir diğer konunun da vakıf sisteminin tek elden denetlenmesi sistemi olduğunu dile getirdi.

    ''Bu konuda Türkiye'de maalesef çeşitli bakanlıklara, çeşitli kurumlara görev verilmiştir'' diyen Yılmaz, bunun ortadan kaldırılması gerektiğini vurguladı. Denetimin tek elde toplanması gerektiğini belirten Yılmaz, bu işin Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından, bu konuda uzman bir kuruluş tarafından yapılmasının zorunlu olduğunu kaydetti.

    Kamu kuruluşlarının kurdukları vakıflara da değinen Mesut Yılmaz, şunları söyledi:

    ''Türkiye'de çok sayıda kamu kuruluşu kendi kamu hizmetlerini daha iyi görebilmek için devletten aldıkları ödenek yetersiz kaldığından vakıflar kurmuşlardır. Burada vakıf sisteminin özü zedelenmektedir. Yani vakıf belli bir kaynağı kullanan değil, kaynak sağlamak için kullanan bir nitelik kazanmıştır. Kamu kuruluşları vakıfları, Türkiye'de dejenere edilmiş, yozlaşmış bir sistemdir. Bunun da bir an önce tasfiye edilmesi gerekir.''

    BAŞBAKAN YARDIMCISI YILMAZ: ''TÜRKİYE'DE, GELİNEN NOKTADA YENİDEN KRİZLERE DÜŞÜLMEMESİ İÇİN, YENİDEN YAPILANDIRMANIN TAMAMLANMASI GEREKİYOR''

    ANKARA, 25/12 --- Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz, gelinen noktada Türkiye'de yeniden krizlere düşülmemesi için, yeniden yapılandırmanın tamamlaması gerektiğini söyledi.

    Yılmaz, ''Bizim inancımıza göre, siyaset kurumu eğer bu değişimi gerçekleştirmek istiyorsa, bu yeniden yapılandırma programını hayata geçirmek istiyorsa, değişime önce kendisinden başlamalı'' dedi.

    Yılmaz, Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün ve beraberindekileri ANAP Genel Merkezi'nde kabul ederek bir süre görüştü.

    Yılmaz kabulde yaptığı konuşmada, tamamlanmak üzere olunan 2001 yılının, Türkiye'de bütün kesimler için çok sıkıntılı, sorunlu bir yol olduğunu anlattı. Yılmaz, bu sıkıntıları en fazla yaşayan kesimlerden birinin temsilcisi olarak, ATO'nun da zaman zaman bir takım sert eleştirilerde bulunmasını anlayışla karşıladıklarını söyledi.

    Asıl önemli olanın, önümüzdeki döneme ilişkin projeler konusunda kendileriyle tam bir mutabakat içinde olduklarını ifade eden Yılmaz, şöyle devam etti:

    ''Bir büyük düşünürün dediğine göre, tarih içerisinde en fazla ayakta kalma kabiliyetine sahip olan, en fazla güçlenen toplumlar, askeri bakımdan en güçlü olan veya ekonomik bakımdan en güçlü olan toplumlar değil, değişime en iyi ayak uydurabilen toplumlardır.''

    Türkiye'nin bugün büyük bir değişim ihtiyacıyla karşı karşıya olduğunu kaydeden Yılmaz, aslında Türkiye'nin büyük bir değişimi de yaşadığını söyledi.

    Dış dünyadaki şartların da Türkiye'yi bu yeni değişime ayak uydurmaya zorladığını bildiren Yılmaz, devamla şöyle dedi:

    ''Aslında yaşanılan krizlerin temel nedeni de, bu değişime zamanında yeterince ayak uyduramamış olmamızdır. Değişenler şartlar karşısında, çeşitli kurumlarımızı, sistemimizi yeniden yapılandırmakta geç kaldığımız, geciktiğimiz için, bunun faturasını sürekli devam eden krizler ile ödüyoruz. Bugün eskiden soyut bir kavram olan değişim, yeniden yapılandırma kavramlarının gereğinin artık sokaktaki vatandaşlarımız tarafından da paylaşılmakta olduğunu görüyoruz. Bundan da mutlu oluyoruz.''

    Anavatan Partisi'nin Türkiye'de bugüne kadar en büyük yeniden yapılandırma projesini başlatan parti olduğunu belirten Yılmaz, Türkiye'nin bugün gelinen noktada yeniden krizlere düşmemesi için, bu yeniden yapılandırmayı tamamlaması gerektiğini düşündüklerini bildirdi.

    Bu konudaki düşüncelerini, ''Çözüm için yeniden yapılandırma programı'' altında kapsamlı bir program olarak kamuoyunun gündemine getirdiklerini hatırlatan Yılmaz, bütün sivil toplum örgütlerinden anlayış, destek gördüklerini söyledi.

    Bunun hayata geçirilmesinin, ortaya konulmasından daha önemli bir husus olduğunu belirten Yılmaz, şöyle konuştu:

    ''Ancak ortak bir siyasi irade ile mümkün olabilir. Bu konuda diğer siyasi partiler ile hatta koalisyon ortakları ile aramızda görüş ayrılıkları var. Özellikle zamanlama konusunda yoğunlaşan görüş ayrılıkları var. Bizim inancımıza göre, siyaset kurumu eğer bu değişimi gerçekleştirmek istiyorsa, bu yeniden yapılandırma programını hayata geçirmek istiyorsa, değişime önce kendisinden başlamalı.

    Bu, diğer toplum kesimlerinin de bu programa destek vermesine katkıda bulunacaktır. Onun için seçim yasası ve siyasi partiler yasasındaki değişikliklerin öncelik taşıdığı görüşüne katılıyoruz. Umarım ki önümüzdeki dönemde yapılacak partilerarası temaslarla, bu konuda ortak bir anlayışa ulaşırız. Bu değişiklikleri öncelikli olarak gerçekleştiririz.''

    Başbakan Yardımcısı Yılmaz, ''sayın Başbakanın Ocak ayı ortasında yapacağı ABD ziyareti sırasında bu konuda gündeme gelecek. Bu konuda bazı olumlu gelişmeleri hep birlikte gözlemleyeceğiz'' dedi.

    Yılmaz öğleden sonra, Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün ve beraberindeki heyeti, ANAP Genel Merkezi'nde kabul ederek bir süre görüştü.

    Yılmaz, kabulde yaptığı konuşmada, ABD'nin Türkiye'ye dönük özellikle tekstil sektöründe ticari kısıtlamaların kaldırılmasına yönelik girişimleri olduğunu, ABD'nin ayrıca Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğini desteklediğini hatırlattı.

    ''Stratejik ortak bir ülke olarak net talebimiz, ABD'nin AB'ye sağladığı ticari kolaylıkları aynen bize de sağlaması'' diyen Yılmaz, bunun da çok haklı bir talep olduğunu düşündüklerini belirtti.

    Yılmaz, Türkiye'nin bugün borçlarına sadık bir ülke olma özelliğini sürdürmek zorunda olduğunu, hem dış hem de iç borçlarını zamanında ödemek zorunda olduğunu da söyledi.

    Bunun yanı sıra dünyanın en genç nüfusuna sahip ülkelerinden biri olarak Türkiye'nin, geleceği için vazgeçilmez bazı yatırımlar için kaynak bulmak zorunda olduğunu, belirten Yılmaz şöyle dedi:

    ''Bu ikisi, Türkiye'yi bir kaynak sorunu ile karşı karşıya getirmiştir. Bugün mevcut kayıt dışı ekonominin varlığı nedeniyle vergi oranlarını artırmak ile devlete ilave kaynak sağlamak gayreti, toplumdaki vergi adaletsizliğini, gelir adaletsizliğini daha da artıracaktır.

    Onun için, Türkiye'nin kaynak sorununu çözmesi için bir yandan ekonomiyi kayıt altına alacak düzenlemeleri ısrarlı şekilde hayata geçirmesi, diğer yandan da toplumdaki gereksiz bir büyüklüğe sahip olan kamu sektörünü küçültmesi lazımdır.''

    Devletin küçülmesinin özellikle ekonomik alandan başlaması gerektiğini bildiren Yılmaz, devletin bugün Türkiye'de gereksiz şekilde, hala birçok ekonomik faaliyetlerin yürütücüsü konumunda olduğunu kaydetti.

    Yılmaz, ''Devleti ekonomiden tümüyle çıkarmayı savunuyoruz. Devletin ekonomiden çıkması ve ekonomi üzerinde olması gereken konuma geçmesini savunuyoruz'' dedi.

    Devletin, ekonominin genel anlamda düzenleyicisi, denetleyicisi olması ama işletmecisi olmaması gerektiğini ifade eden Yılmaz, Türkiye'nin bugün geldiği aşamada bu değişimi gerçekleştirecek şartlara sahip olduğunu ve bunu yapmak durumunda olduğunu bildirdi.

    Gümrük birliği anlaşmasının, Türkiye'nin dış ticaret açığının Avrupa Birliği (AB) lehine iki katına yakın artmasında önemli bir etken olduğunun doğru olduğunu da belirten Yılmaz, ama bununla beraber Türkiye'nin bugün AB'ye tam üye olma perspektifi ile karşı karşıya olduğunu söyledi.

    Gümrük birliği anlaşmasının, Türkiye'nin kendi kendisini koruyucu bazı hususları ihtiva ettiği, bundan gerektiği şekilde yararlanılmadığını bildiren Yılmaz, özellikle bu kriz ortamında bu tedbirleri daha fazla kullanabileceğine işaret etti.

    Yılmaz, '' Gümrük birliği anlaşmasını yeniden müzakereye açmanın tam üyelik perspektifimize zarar vereceğini inanıyorum'' dedi.

    Yılmaz bu arada, Milli Eğitim Bakanlığı'nda bazı yeni uygulama ''tasavvurları'' olduğunu basından izlediklerini, kendilerine intikal eden bir konu olmadığını, hükümetin de gündemine gelmediğini belirtirken, şöyle dedi:

    ''Dünyada kültürler arası çatışmanın önlenmesine çalışılan bir dönemde, bizim kendi bünyemizde bir kültür çatışmasına yol açacak yanlış uygulamalara, Anavatan partisi olarak hiçbir şekilde yardımcı olmayız, katkıda bulunmayız. Tersine bunları önlemek için elimizden gelen gayreti gösteririz.''

    Türkiye'nin bir yandan çağdaş dünyayla bütünleşmeyi sağlayacak değişimi gerçekleştirirken, bir yandan da tarihi kökleri ile olan ilişkileri daha da güçlendirerek korumak durumunda olduğunu anlatan Yılmaz, ''AB'ye üye olacaksak, bu üyelikte avantaj sağlayacak unsurlar bizim AB'ye katacağımız unsurlardır. Yoksa tümüyle onların değerlerini benimseyerek AB'ye bir katkıda bulunamayız'' şeklinde konuştu.

    Çek kanunundaki düzenlemeleri hükümet ile görüşeceğini belirten Yılmaz, konuyu Adalet Bakanı ile ele alacaklarını da kaydetti.

    ATO Başkanı Sinan Aygün de yaptığı konuşmada, çek kanununda yapılan düzenlemelerle yaptırımların ortadan kalktığını ifade ederken, bu konuda gerekli düzenlemelerin yapılmasını istedi.

    Banka kredi kartlarına uygulanan faizlerin çok yüksek olduğunu, bunun düşürülmesi gerektiğini belirten Aygün, gerekli düzenlemelerin yapılmaması halinde, Şubat ayında bir takım sorunlar ile karşı karşıya kalınabileceğini bildirdi

    Gümrük birliği anlaşmasından dolayı Türkiye'nin 60 milyar dolarlık bir kaynak kaybı olduğunu da savunan Aygün, gümrük birliği anlaşmasının yeniden gözden geçirilmesini istedi.

    Aygün, Seçim yasası ve siyasi partiler yasasının yeniden ele alınması gerektiğini kaydetti.

    YILMAZ: ''AB İLE İLİŞKİLERDE 2002 YILINI SADECE ÇOK OLUMLU HAVAYA GÜVENEREK GEÇİREMEYİZ. TERSİNE, BUNU SÜRDÜRMEK İÇİN ÇOK ÖNEMLİ BAZI DÜZENLEMELERİ GERÇEKLEŞTİRMEK ZORUNDAYIZ''

    ANKARA, 25/12 --- ANAP Genel Başkanı, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz, ''AB ile ilişkilerde 2002 yılını sadece çok olumlu havaya güvenerek geçiremeyiz. Tersine, bunu sürdürmek için çok önemli bazı düzenlemeleri gerçekleştirmek zorundayız'' dedi.

    Yılmaz, İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Başkanı Meral Gezgin Eriş ve beraberindeki heyeti, Başbakanlık Merkez Binası'nda kabul etti.

    Eriş, kabulde yaptığı konuşmada, Laeken Zirvesi'nde elde edilen sonucun sağlanmasında hükümetin çok büyük katkılarının bulunduğunu ifade ederek, bu gelişmelerin temel nedenlerinden birinin Anayasa değişikliği paketi olduğunu söyledi.

    Daha sonra, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası ile Kıbrıs konularında Türkiye'nin ortaya koyduğu yapıcı tutumun, Türkiye ve AB ilişkilerinin, müzakerelerin açılmasında yönelik bir istikamette ilerlemesi açısından önemli katkılarda bulunduğunu kaydeden Eriş, Yılmaz'a, ''Bu katkıların sağlanabilmesi yolunda çabalarınızı, ortaya koyduğunuz gayretleri büyük bir şükranla karşıladık'' diye konuştu.

    Eriş, önümüzdeki önemli sürecin iyi değerlendirilmesi açısından üzerlerine düşenleri yapma gayretinde olacaklarını kaydederek, Türkiye'nin önündeki birkaç aylık dönemi, sonuca yönelik ve hedefe odaklanmış bir şekilde kullanması gerektiğini belirtti. Eriş, bu konuda başta TBMM ve hükümete olmak üzere herkese düşen görevler bulunduğunu anlattı.

    İKV Başkanı Eriş, Laeken Zirvesi'nde elde edilen sonuçlar dolayısıyla hükümetin çabalarına teşekkür etti.

    Başbakan Yardımcısı Yılmaz da Türkiye-AB ilişkilerinin şu anda çok önemli bir aşamaya geldiğini belirtti.

    AB ile ilişkilerin 2002 yılı öncesinde bu kadar olumlu aşamaya gelmesinde birçok unsurun rol oynadığına işaret eden Yılmaz, bunlardan birinin Ulusal Program doğrultusunda gerçekleştirilen kapsamlı Anayasa değişikleri olduğunu kaydetti. Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:

    ''Bir tanesi Kıbrıs'ta yeni bir diyaloğun başlamış olmasıdır, diğeri de önemli bir engel olarak görülen Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası'nda bir uzlaşma sağlanmış olmasıdır. En azından Türkiye ile AB arasında bir uzlaşmanın sağlanmış olmasıdır. Ama 2002 yılını, sadece bu olumlu havaya güvenerek geçiremeyiz. Tersine, bunu sürdürmek için çok önemli bazı düzenlemeleri gerçekleştirmek zorundayız. Bunlar esasen Ulusal Program'da da dile getirilmiş olan hususlardır, Türkiye açısından taahhüt niteliğindedir. Bunları 2002 yılı içerisinde bir sıklaştırılmış takvime bağlama konusunda koalisyon ortakları olarak biraraya geleceğiz. Bu toplantı öncesinde bu konuda sizlerin de görüşlerini almaktan büyük memnunluk duyacağım.''

    Kabul, daha sonra basına kapalı devam etti.

    5. NÜZHET ERMAN ŞİİR ÖDÜLÜ... KARAKOYUNLU: ''TIPKI FEN LİSELERİ GİBİ EDEBİYAT LİSELERİ AÇALIM''

    ANKARA, 25/12 --- Devlet Bakanı Yılmaz Karakoyunlu, tıpkı fen liseleri gibi edebiyat liselerinin açılması önerisinde bulundu.

    5. Nüzhet Erman Şiir Ödül Töreni'nde konuşan Karakoyunlu, bir şiiri şiir yapan hususun didaktik, epik olmaktan öteye lirik bir yanının egemen olmasını sağlayacak şiir birliği düzeninin olması gerektiğini vurguladı. Karakoyunlu, şiirin şiir olarak değerlendirilmesi için keskin ve sağlam bir omurgaya oturması ve mutlak surette manada ve anlatımda mükemmelliğe ulaşmış olması gerektiğini söyledi.

    Devlet Bakanı Karakoyunlu, Şair Nüzhet Erman'ın özgür dizelere dayalı olarak tertip edilmiş şiirlerinin içerisinde hem manada mükemmeliyet hem de anlatımda ihtişam, yerleştirme gibi nadir görülebilecek bir maharet örneğinin sergilendiğini ifade etti.

    Gençlik yıllarındaki şiirlerde kahramanlık esasına dayandırılmış bir şiir modeli bile olduğunu belirten Karakoyunlu, şöyle konuştu:

    ''Zaman içerisinde yumuşak bir üslupla bir ipek ibrişimi elinizde okşar gibi ya da beş parmağınızı saçlarından geçirdiğinizde elde ettiğiniz kendi elektriğinizin yarattığı dinamizmle, kendi duygularımızı yeni sinerjiye kavuşturmanın heyecanını hissettiğiniz farklılarda bir şiir... Nüzhet Bey'in şiirlerinde işte bu tür bir inceliği fark edersiniz.''

    Son günlerde gündeme gelen ''Failatün Failün'' tartışmasına da değinen Karakoyunlu, olayın bu kadar basit olmadığını söyledi. Karakoyunlu, şöyle konuştu:

    ''Bir ülkeyi kendi kültüründen ve kendi dilinden soğutursanız o ülkenin şahsiyet iddiası artık bariz değildir. O halde kendi kültürünüze ve kendi dilinize sahip çıkacak bir anlayışı mutlaka egemen kılmak zorundasınız. Failatün Failün'ü kaldırın demek kültürünüze sırt çevirmek demek değildir. Ama bir koskoca 1000, 1200 yıllık bir edebiyatı görmezlikten gelemezsiniz.''

    Aruz vezninin hiç bir zaman okuyucunun sorunu olmadığını, şairin sorunu olduğuna işaret eden Karakoyunlu, konuşurken, gündelik olarak verdiğimiz haberlerde bile aruz olduğunu söyledi. Karakoyunlu, ''Ben bu kültürde yetiştim. Bunun idraki içinde sorumluluk yüklenerek söylüyorum. Dil sorunu ile divan şiirinin formatını karıştırmamak lazım'' dedi.

    Yahya Kemal'in 90 sene önce yazdığı ve ''Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik'' dizeleri ile başlayan şiiri ile ''Dönülmez akşamın ufkundayız'' dizelerini okuyan Karakoyunlu, bu dizelerin okuyucu tarafından çok rahat söylendiğini vurguladı. Karakoyunlu, ''Aruz üzerinde açılan tartışmaya siz de sohbetlerde sahip çıkın'' çağrısında bulundu.

    Devlet Bakanı Karakoyunlu, konuşmasında, her yıl 500-600 bin kişinin liselerden mezun olduğunu söyleyerek, şunları kaydetti:

    ''Bunların içinde 5-6 tanesi bu aruzu bilmiyor. Bilmiyor diye bu müesseseyi reddedemeyiz. Tıpkı fen liseleri gibi edebiyat liseleri açalım. Orada bunları öğretelim. Bunun sayısı az olsun. Orayı bitiren çeşitli üniversitelerimizdeki Türk dili edebiyatı bölümlerine gitsinler Orada bu kültürü takip edebilecek mesleki maharetleri, tecrübeleri kazansınlar. Gayretlerinin sonucunu bu ülkeye hizmet olarak aksettirsinler.''

    Kültür Bakanı İstemihan Talay da yaptığı konuşmada, şairlerin, yazarların sadece sanatları ile değil, cesaretleri ile her zaman saygıdeğer olduğunu ifade ederek, ''Çünkü iç dünyanın birikimlerini, duygularını toplumla paylaşabilmek ve onları anlatabilmek bence çok onurlu, çok cesur bir olgu'' dedi.

    Vali Nüzhet Erman'ın kaymakamlık mesleğine başlarken oynadığı rolü de anlatan Talay, Erman'ın şefkat dolu bir insan olduğunu vurguladı.

    Talay, edebiyatta değişimin kaçınılmaz olduğunu ancak bu değişimin süreklilikten koparak veya geçmişten tamamen arınarak yok olmasını düşünemediğini belirtti. Bakan Talay, şöyle konuştu:

    ''Bırakın 100 seneyi 30-40 sene öncenin sözcüklerini, kelimelerini şimdiki gençlerimize lügatla anlatmak gibi bir zorluk içinde bulunuyoruz. Buna değişim demek mümkün değildir, bu bir kopuştur. Hepimizin yenileşme adına geçmişten kopuk bir edebiyat veya şiir anlayışına kendi ölçünüzde karşı çıkmak belki yanlış bir yaklaşım olabilir. Buna doğruları gündeme getirecek şekilde yön vermek mecburiyetinde olduğumuzu düşünüyorum.''

    Nüzhet Erman'ın kızı Filiz Erman babasını şiirleriyle anlattı.

    Konuşmaların ardından Kültür Bakanı Talay, ''Yaslı Mızıka'' adlı şiir kitabıyla ''5. Nüzhet Erman Şiir Ödülü'ne değer görülen Can Bahadır Yüce'ye, Devlet Bakanı Karakoyunlu ise ''İlk'' isimli kitabı ile ''Jüri Özel Ödülü'ne layık görülen Ali Pektaş'a plaketlerini ve ödüllerini verdiler.

    ''TERÖR, ÖRGÜTLÜ SUÇ VE İNSAN HAKLARI SEMİNERİ''... İÇİŞLERİ BAKANI YÜCELEN: ''TERÖRÜ DOĞRUDAN VEYA DOLAYLI OLARAK KULLANAN VEYA ÖRGÜTLÜ DE OLSA DESTEK VEREN YA DA HOŞ GÖREN DEVLET VEYA GRUPLARIN, BUGÜN ARTIK BİR YOL AYRIMINA GELDİKLERİNİ GÖRMELERİ GEREKİR''

    ANKARA, 25/12 --- İçişleri Bakanı Rüştü Kazım Yücelen, ''terörü doğrudan veya dolaylı olarak kullanan veya örgütlü de olsa destek veren ya da hoş gören devlet veya grupların, bugün artık bir yol ayrımına geldiklerini görmeleri gerektiğini'' bildirdi.

    Başkent, Marmara ve Yeditepe üniversiteleri, ABD'nin New York Üniversitesi, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı, Türkiye Uluslararası Uyuşturucu ve Organize Suçlarla Mücadele Akademisi (TADOC) ile Polis Akademisi'nin ortaklaşa düzenlediği ''Terör, Örgütlü Suç ve İnsan Hakları Semineri'', Polis Radyosu Büyük Stüdyosu'nda başladı.

    İçişleri Bakanı Yücelen, seminerin açılışında yaptığı konuşmada, insan hakları ve temel özgürlüklerin evrensel olarak, ayrım gözetilmeksizin herkes için gerçekleştirilmesinin çağın başlıca amaçlarından biri olduğunu söyledi.

    Güvenliğin bazen arızi olarak bazı kısıtlamalar getirdiğini, evrensel olarak da bu hallerdeki insan hakları sınırlamalarının uluslararası kabul gördüğünü anlatan Yücelen, ''Ancak, önemli olan ölçülü ve en azda kalabilmek, güvenlik kavramını gerçek ölçüsünde tutmak, sınırlamalar için bahane olarak asla kullanmamaktır'' diye konuştu.

    Yücelen, terörün, bütün insanlığı tehdit eden, global anlamda tüm ülke ve devletlerin kararlı ve samimi şekilde mücadele etmesi gereken ciddi bir tehlike olduğunu vurguladı.

    Her türlü kaçakçılık başta olmak üzere diğer örgütlü suçlar ile terör arasında organik bir ilişki olduğuna işaret eden Yücelen, şöyle konuştu:

    ''Terör örgütleri için silahlanmak ve masraflarını karşılayacak gelir elde etmek hayati önem taşımaktadır. Terörün olduğu her bölgede silah ve silah tacirlerine rastlandığı gibi gizli silah sevkıyatında da terör örgütlerinin rolü büyüktür. Uyuşturucu maddelerin gerek üretim bölgeleri, gerek tüketim alanları ile dağıtım kanalları da çoğu zaman uluslararası terör organizasyonlarının kontrolü altındadır.

    Örgütlü suç ile terör arasındaki bu organik ilişki, bunlarla mücadelenin, sorunun her iki boyutunu da kapsayacak şekilde yürütülmesini gerektirmektedir.''

    Yücelen, herhangi bir devletin, bazı terör hareketlerini, masum hak arama mücadelesi olarak takdim edip mazur ve haklı göremeyeceğini, dolaylı da olsa destekleyip faaliyetlerine göz yumamayacağını vurguladı. Yücelen, ''Türkiye, ulusal ölçekte ve uluslararası işbirliği boyutunda, gerek mafya türü, gerekse terör örgütü yapısındaki örgütlü suçlarla mücadelede, dün olduğu gibi bugün de son derece kararlıdır'' diye konuştu.

    ''İrticai terör'' konusuna da değinen Yücelen, ''İslamiyet, terörün her türlüsüne karşıdır. Terör olayına karışan 3-5 Müslüman varsa ki, ben onların gerçek Müslüman olduğundan da şüpheliyim. Bunları karıştırmamak lazım. Bu ayrımı çok iyi yapmak lazım'' dedi.

    Yücelen, 28 Eylül 2001 tarihinde, BM Güvenlik Konseyi tarafından oybirliği ile kabul edilen 1373 sayılı kararın, Türkiye'nin terörizm konusunda öteden beri savunageldiği hususları, uluslararası barış ve güvenliğin korunması açısından BM teşkilatına üye ülkelerin uymaları zorunlu kurallar haline getirdiğini belirtti.

    İçişleri Bakanı Yücelen, şöyle devam etti:

    ''Bu çerçevede, terörü doğrudan veya dolaylı olarak kullanan veya örgütlü de olsa destek veren ya da hoş gören devlet veya grupların, bugün artık bir yol ayrımına geldiklerini görmeleri gerekir. Teröristlerin iadelerinin uluslararası işbirliğinin temeli sayılması gerektiği ise kuşkusuzdur.''

    Güvenlik kuvvetlerinin, bilinçli iddiaların aksine, insan hakları konusunda son derece başarılı bir sınav verdiğini, görevlerini demokratik hukuk kurallarına ve insan haklarına uygun olarak yürüttüğünü de ifade eden Yücelen, şunları söyledi:

    ''Zaman zaman bireysel davranışlardan kaynaklanan hatalar, yanlış uygulamalar olmaktadır. Ancak, bunlara asla müsamaha gösterilmemekte, haklarında gerekli yasal işlem süratle yapılmaktadır. Örneğin, son dönemde ihlal iddialarına muhatap personel hakkında TCK'nın işkence ile ilgili 243. maddesine göre, adli yönden 546, idari yönden 338; TCK'nın efrada su-i muamele ile ilgili 245. maddesine göre, adli yönden 4 bin 470, idari yönden 3 bin 703 personel hakkında işlem yapılmıştır.

    İnsan hakları konusunda yapıcı eleştirilere her zaman açığız. Ama bu tür bireysel hareketleri bir devlet politikası olarak yorumlamak, sistemli bir insan hakları ihlalinden söz etmek, evrensel insan hakları değerlerini benimseyen ve bu konudaki uluslararası sözleşmelere taraf olan ülkemize yönelik maksatlı yaklaşımların ifadesidir. İnsan hakları konusunu siyasal amaçlarla Türkiye'ye karşı kullanmaya kalkışanların bu niyetlerini kabul etmek mümkün değildir.''

    Bu arada, Yücelen, seminer öncesinde, bir gazetecinin, ''Bazı gazetelerde, Örümcek Ağı Operasyonu çerçevesinde iki polis müdürünün Ankara'da ifade vermesine ilişkin haberler var. Bu konudaki değerlendirmeniz nedir?'' sorusu üzerine, ''Hukuk, her zaman hepimize lazım, herkese lazım. Mevkii, makamı ne olursa olsun, hukuk karşısında herkes eşittir'' dedi.

    Emniyet Genel Müdürü Kemal Önal da konuşmasında, terör ve terör örgütlerinden artık bütün dünya ülkelerinin önemli tehditler almaya başladığını kaydetti. Bu durumun, devletlerin varlık ve toplumsal bütünlükleriyle ilgili ortak politikalar geliştirmesini ve uygulamada ortak paydada buluşmalarını zorunlu kıldığını kaydeden Önal, terörle mücadele yollarına değindi.

    Uluslararası Para Fonu verilerine göre, organize suç örgütlerinin yıllık 300-400 milyar dolar tutarında parayı yönlendirdiğini, bu rakamın uluslararası ticaretin yüzde 8'ini oluşturduğunu anlatan Önal, ''Organize suçlar, hem mali sistemin bütünlüğüne, hem de netice olarak toplumun temel unsurlarına yönelik ciddi tehdit oluşturmaktadır'' diye konuştu.

    Önal, terör örgütlerinin yapılanmalarına karşı yeni mücadele stratejileri geliştirmek, aynı zamanda verilen mücadeleleri insan haklarına saygı çerçevesinde geliştirmek amacında olduklarını kaydetti.

    ''Buradan uluslararası bir çağrı yapmak istiyorum'' diyen Önal, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

    ''Yıllardır birtakım ekonomik ve siyasal çıkarlar elde etmek amacıyla yapılan ve ülkeden ülkeye değişen terörizm tanımlamasından artık vazgeçilmelidir. Terörizm bir insanlık suçudur. Hangi amaçla işlenirse işlensin, terör eylemi hoş görülemez ve meşru sayılamaz.''

    Daha sonra, Yeditepe Üniversitesi Genel Sekreteri Rıza Küçükoğlu, ''Terörün Yeni Yüzü'' konulu bir konuşma yaptı.

    Seminer, 26 Aralık 2001 günü sona erecek.

    TÜRK:''TERÖR NE ŞEKİLDE OLURSA OLSUN HOŞGÖRÜLEMEZ. BÜTÜN ÜKELER BİRLEŞTİĞİ TAKTİRDE, TERÖR BELASI DÜNYADAN KALKAR''

    ANKARA, 25/12 --- Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, yeni Türk Ceza Kanunu (TCK) yürürlüğe girene kadar, bir boşluk doğmaması için hazırlanan örgütlü suçlarla mücadeleye ilişkin bir başka tasarının, yakında Bakanlar Kurulu'na sunulacağını bildirdi.

    Başkent, Marmara ve Yeditepe üniversiteleri, State Unıversty of New York, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı (TADOÇ) ile Polis Akademisi'nin ortaklaşa düzenlediği Terör, Örgütlü Suç ve İnsan Hakları Semineri, Polis Akademisi'nde başladı.

    Adalet Bakanı Türk, seminerin açılışında yaptığı konuşmada, terör ve örgütlü suçlarla mücadelenin bir hedef, insan haklarının ise gerçekleştirilmek istenen bir amaç olduğunu belirterek, günümüzde bireysel suçların yerini örgütlü suçların aldığını ve bu suçların sınır aşan boyut kazandığını söyledi.

    Terörün uygulanan yöntem ve amaçlarıyla örgütlü suç arasında özel bir yer edindiğini ifade eden Adalet Bakanı, Türk hukukunda örgütlü suçlarla ilgili yasalar hakkında bilgi verdi.

    Yeni hazırlanan Türk Ceza Kanunu'nda terör konusu üzerinde önemle durulduğunu dile getiren Türk, şöyle konuştu:

    ''Günümüzde insan ticareti ve göçmen kaçakçılığı terör suçları arasında önemli bir yer ediniyor. Yeni TCK'da bu konular düzenleniyor. Ama bu kanun yürürlüğe girene kadar, mevcut hukukta bir boşluk kalmaması için bu suçlara ceza öngören bir tasarı hazırlanmıştır. Bu tasarı yakında Bakanlar Kurulu ve Meclis'e sunulacaktır.

    Terör artık bütün ülkelerin üzerinde durması gereken bir konudur. Bazı ülkeler doğrudan doğruya terörle karşı karşıya değildir, ama bazıları karşı karşıyadır. Türkiye terörle mücadele eden bir ülkedir.''

    Avrupa Birliği'nin terör konusunda yeni kanun tasarıları hazırladığını belirten Türk, ancak yine de terörle mücadele konusunda yeterli kararlılığın gösterilemediğini söyledi. Hikmet Sami Türk, Türkiye'nin, iadesini istediği terör suçlularına ilişkin taleplerinin daha önceki dönemlerde Avrupa ülkeleri tarafından çeşitli nedenler öne sürerek yerine getirilmediğini anlattı. Türk, 11 Eylül'de ABD'de yapılan saldırılar sonrasında dünyada terör konusunda yeni bir hareketlenme başladığını ve BM Güvenlik Konseyi'nin aldığı kararla teröre karşı mücadelenin etkili bir şekilde yürütülmesi çağrısı yapıldığını hatırlattı.

    Türkiye'nin terörle mücadele konusunda yıllardır büyük acı çektiğini ve terör konusunda birikime sahip olduğunu kaydeden Türk, Türkiye'nin bu birikimini bütün insanlığın hizmetine sunmaya hazır olduğunu söyledi.

    Adalet Bakanı Türk, Türkiye'nin 11 Eylül'den sonra teröre karşı uluslararası alanda gösterilen çalışmalarda ön saflarda yer aldığını ve terörle mücadele konusunda uluslararası alanda üzerine düşeni yapacağını kaydetti.

    ABD ve İngiltere'de, ABD'deki terör saldırılarından sonra yapılan yasal düzenlemelerin incelenmesi gerektiğini belirten Türk, terörle mücadele edilirken temel hak ve özgürlükler ile insan haklarının da gözetilmesi gerektiğini söyledi. Türk, terörle mücadele konusunda insanlığın işbirliği yapması gerektiğini ifade ederek, ''Terör suçları arasında ayrım yapılmamalı, terör ne şekilde olursa olsun hoş görülemez. Bütün ülkeler birleştiği taktirde terör belası dünyadan kalkar'' diye konuştu.

    TÜRK: ''METİN KAPLAN'IN İADESİNİ TEKRAR İSTEDİK. ANCAK, ŞU ANA KADAR BİR YANIT ALAMADIK''

    ANKARA, 25/12 --- Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, Almanya İçişleri Bakanı'nın, ''Metin Kaplan'ın idam edilmeyeceği konusunda Türkiye garanti verecek olursa, Almanya'daki cezasının infazından sonra iadesinin söz konusu olabileceği'' yönünde açıklamaları üzerine, Türkiye'nin, Kaplan'ın iadesini tekrar istediğini, ancak şu ana kadar yanıt alınamadığını bildirdi.

    Türk, TRT Genel Müdürü Yücel Yener ile yeni Türk Medeni Kanunu'nun tanıtılmasına dönük işbirliği protokolünün imza töreninin ardından, gazetecilerin çeşitli konulardaki sorularını yanıtladı.

    Bir gazetecinin, ''Açlık grevi ve ölüm orucu eylemini sürdürenler, 'F tipi cezaevleri kalsın, ancak 3 kişilik odalar bir yerde birleştirilsin' yönünde önerileri olduğu söyleniyor. Bakanlığa böyle bir öneri geldi mi?'' sorusuna Türk, şu yanıtı verdi:

    ''Bize doğrudan doğruya böyle bir istek iletilmiş değil. F tipi cezaevlerinde hükümlü ve tutukluların hangi amaçlarla biraraya gelecekleri, doğrudan doğruya yasa koyucu tarafından düzenlenmiştir. Bunun dışında bir uygulama söz konusu değildir. Şu anda zaten 3'er kişi olarak, her an beraber kalabilen hükümlü ve tutuklular, düzenlenen etkinlikler çerçevesinde daha büyük sayılarda biraraya gelebiliyorlar.

    F tipi cezaevlerinin temelindeki düşünce, hükümlü ve tutukluların, koğuş disiplini içinde terör örgütlerince gerçekleştirilen ideolojik eğitimlerinden ve örgüt baskılarından kurtarılmasıdır. Oysa bu eylemlerin sürdürülmesinin amacı, koğuş sistemine yeniden dönülmeyeceği ve F tipi cezaevlerinin kapatılmayacağı anlaşıldığından, o cezaevlerinde koğuş sisteminin sağladığı olanaklara kavuşmaktır. Böyle bir şey mümkün değildir. Çünkü, devletin politikası, cezaevlerindeki her türlü örgüt hakimiyetini ortadan kaldırmaktır.

    Terör örgütleri ve mafya tipi örgütlerinin -hangi tipten olursa olsun- cezaevlerinde tekrar istedikleri gibi at koşturabilecekleri koğuş sistemine geri döndürmemiz mümkün değildir. Tersine açıklamalar kamuoyunu yanıltmaya ve bir de gereksiz yere bu eylemde bulunanlarda beklentiler yaratmaya yöneliktir. Bunu da hiç kimsenin yapmaya hakkı yoktur.''

    Türk, 154 kişinin ölüm orucu, 20 kişinin de açlık grevi eylemini sürdürdüğünü belirterek, ''Temennimiz; bu eylemlerle hiçbir sonuca varılamayacağını herkesin görmesi ve bu eylemlere son verilmesidir'' dedi.

    Adalet Bakanı Türk, bir başka soru üzerine, Metin Kaplan'ın Almanya'da işlediği bir suç nedeniyle 4 yıllık hapis cezası aldığını, 16 ay daha cezaevinde kalması gerektiğini belirterek, Türkiye'nin iade talebinin daha önce kabul edilmediğini hatırlattı.

    Almanya'da, kendisine siyasi mülteci statüsü tanınmasının ve Türkiye'de idam cezası bulunmasının, talebin reddine gerekçe olarak gösterildiğini ifade eden Türk, Kaplan hakkında, Terörle Mücadele Kanunu'nun ''terör örgütü kurmak'' hükmünü düzenleyen 7. ve Türk Ceza Kanunu'nun ''Anayasal düzeni cebir yoluyla değiştirme'' suçunu içeren 146. maddesine göre, 2 ayrı idam suçundan gıyabi tutuklama kararı bulunduğunu bildirdi.

    Almanya İçişleri Bakanı'nın, ''Kaplan'ın, idam edilmeyeceği konusunda Türkiye garanti verecek olursa Almanya'daki cezasının infazından sonra iadesinin söz konusu olabileceği'' yönünde açıklamalarda bulunduğunu hatırlatan Türk, Almanya İçişleri Bakanı'nın bu açıklaması üzerine Türkiye'nin iade talebini yinelediğini, ancak şu ana kadar bir yanıt alamadıklarını söyledi.

    Bakan Türk, bazı istisnalar dışında idam cezasının kaldırıldığı hatırlatılarak, bu konuda yapılan çalışmaların sorulması üzerine de şu yanıtı verdi:

    ''Bu çalışmalar iki şekilde yürütülüyor. Birincisi; Anayasa'da yapılan değişikliğe uyum kanunu çıkarılması. Savaş hali, yakın savaş tehdidi ve terör dışında, çeşitli kanunlarda yer alan idam cezalarının müebbet ağır hapse çevrilmesini öngören kanun taslağı hazırladık. Yüksek yargı organları ile Türkiye Barolar Birliği'nin görüşünü istedik. Bu görüşler geldikten sonra konuyu değerlendirerek, taslağa son şeklini vereceğiz.

    İkincisi ise; yeni Türk Ceza Kanunu (TCK) Taslağı hazırlanıyor. Tamamlanmıştı, bu arada Anayasa değişikliği gerçekleşti. Taslak, idam cezasının tamamen kaldırılmasını öngörmekte, onun yerine ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmesini hükme bağlamıştır. Anayasa'daki bu değişikliği yeni TCK'ya yansıtmak durumundayız. Çeşitli suçlar idamı gerektirmektedir. Bunların hangisinin idam cezasını gerektirdiğinin yeniden tespit edilmesi gerekir. Savaş ve yakın savaş hali, daha çok Askeri Ceza Kanunu'nu ilgilendiriyor. Önümüzdeki günlerde TCK Komisyonu yeniden toplanarak, bu konuyu gündeminde bulundurarak, taslağı yeniden gözden geçirecektir.''

    HERKESE SAĞLIK HEDEF VE STRATEJİLERİ... DURMUŞ: ''21. YÜZYIL, HERKESİN DAHA SAĞLIKLI BİR YAŞAMA KAVUŞABİLECEĞİ PARLAK BİR GELECEK VAAT EDİYOR''

    ANKARA, 25/12 --- Sağlık Bakanı Osman Durmuş, 21. yüzyılın herkesin daha sağlıklı bir yaşama kavuşabileceği parlak bir gelecek vaat ettiğini, bu yüzyılda yalnızca daha uzun bir yaşamın değil, yaşam kalitesinin de yükseleceğini söyledi.

    Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Avrupa Bölgesi hedefleri çerçevesinde 21. yüzyılın ilk 20 yılı için geliştirilen ''Herkese Sağlık Türkiye'nin Hedef ve Stratejileri'', Dedeman Oteli'nde düzenlenen toplantıyla tanıtıldı.

    Toplantının açılışında konuşan Sağlık Bakanı Durmuş, devletin görevinin, vatandaşın sağlıklı bir ortamda yaşamasını sağlamak, vatandaşa koruma bilincini vermek ve bunun için gerekli altyapıyı oluşturmak olduğunu söyledi.

    ''Günümüzde belirginleşen ilerlemeler arasında en önemlisi, daha sağlıklı ve uzun bir yaşama yönelik kararlılığımızdır'' diyen Durmuş, 21. yüzyılın herkesin daha sağlıklı bir yaşama kavuşabileceği parlak bir gelecek vaat ettiğini, bu yüzyılda yalnızca daha uzun bir yaşamın değil, yaşam kalitesinin de yükseleceğini söyledi.

    Son yıllarda sağlık ve sağlıkla ilgili bütün alanlarda kaydedilen gelişmelerin son derece çarpıcı olduğunu ifade eden Durmuş, bu gelişmelerin artan bir hızla bu yüzyılda da süreceğini kaydetti.

    Durmuş, bu çerçevede WHO tarafından 21. yüzyılın sağlık hedeflerinin belirlendiğini ve üye ülkelerden bu hedeflerle uyumlu eylem planları hazırlamalarının istendiğini bildirdi.

    Osman Durmuş, Türk toplumunun sağlık düzeyi ile Türkiye'de sağlık hizmetlerinin mevcut durumu dikkate alınarak, öncelikli sağlık hedefleri ve bu hedeflere ulaşmak için stratejiler belirlenmesinin ilgili bütün kuruluşların katılımı ile gerçekleştiğini söyledi. Durmuş, bu kurum ve kuruluşların belirlenen doğrultuda faaliyetler planlayıp uygulamasının, herkese sağlık amacına ulaşmayı sağlayacağını bildirdi.

    Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Sefer Aycan da Türkiye'de sağlık göstergelerini iyileştirerek, beklenen yaşam sürelerini uzatmak, yaşam kalitesini iyileştirmek, bölgeler ve gruplar arasındaki sağlık düzeyi farklılıklarını mümkün olduğunca azaltmak amacıyla hedef ve stratejilerin belirlendiğini kaydetti.

    Aycan, bu genel amaç doğrultusunda 2020 yılına kadar gerçekleşmesi planlanan ulusal hedeflerin 10 ana başlık altında toplandığını ifade etti. Aycan, bu hedefleri şöyle sıraladı:

    -Bulaşıcı hastalıkların azaltılması,

    -Bulaşıcı olmayan hastalıkların azaltılması,

    -Kaza, şiddet ve afetlerin sonuçlarının azaltılması,

    -Bebek ve çocuk sağlığının geliştirilmesi,

    -Üreme ve cinsel sağlığın geliştirilmesi,

    -Risk faktörlerinin azaltılması,

    -Ergen, yaşlı ve özürlülerin sağlığının geliştirilmesi,

    -Ruh sağlığının geliştirilmesi,

    -Çevre sağlığının geliştirilmesi,

    -Ulusal sağlık sisteminin geliştirilmesi.

    İNŞAAT SEKTÖRÜNÜN SORUNLARI... BAL: ''TÜRKİYE'DE ARAZİLERİN YÜZDE 54'Ü KAMUNUN ELİNDE''

    ANKARA, 25/12 --- Devlet Bakanı Faruk Bal, AB'de ortalama yüzde 20, ABD'de ise sıfır düzeyindeki kamunun elindeki arazi payının Türkiye'de yüzde 54'ü bulduğunu belirterek, ''devletin elindeki bu güç, yeniden yapılanma programı çerçevesinde sektörün hizmetine sunulmuştur'' dedi.

    Türkiye İnşaat ve Tesisat Müteahhitleri İşveren Sendikası (İNTES) tarafından Ankara Sheraton Oteli'nde düzenlenen ''inşaat sektörünün gündemindeki sorunlar'' toplantısında konuşan Bakan Bal, önceki uygulamada görevi arsa üretmek olan Arsa Ofisi'nin, piyasa değerinden devletten altığı arsayı yüzde 65 vergi, resim, harç ekleyerek satmaya çalıştığını ve satamadığını anlattı.

    Hukuki bozukluğu düzeltmenin huzuru içinde olduğunu ifade eden Bakan Bal, Konut Müsteşarlığı, Konut Yüksek Kurulu ve İcra Komitesi kurulmasının büyük bir adım olduğunu ve bürokrasinin kırılması yolunun açıldığını söyledi.

    Bal, arsayı devletten rayiç bedel yerine sıfır bedelle ya da düşük bedelle alınması imkanının sağlandığını bildirdi.

    Arsa bedelinin inşaat maliyetinin ortalama yüzde 50'sini geçtiğine dikkati çeken Bal, hasılat paylaşımı, kooperatif inşaatı bittikten sonra arsa payı ödeme gibi teknikler geliştirdiklerini, devletin elindeki bu gücü yeniden yapılanma programı çerçevesinde sektörün hizmetine sunduklarını kaydetti.

    İkinci ipotek piyasası kurulmasının önemine işaret eden Bakan Bal, devletin elinde çok ciddi konut stoğu bulunduğunu, bu stoğun eritilmesi için gayrimenkul yatırım ortaklığı yönteminin kullanılanacağını bildirdi.

    Bayındırlık ve İskan Bakanı Abdulkadir Akcan ise toplantıdan çıkacak sonuçları Başbakan, Başbakan Yardımcıları ve ilgili Bakanlara ileteceğini söyledi.

    Bakanlığının, müteahhitlerin evi olduğunu ifade eden Akcan, diğer bakanların gelmemesinde kesinlikle bir kasıt bulunmadığını ve bugün gerçekleştirilen toplantılarda görevleri olduğunu söyledi.

    Türkiye İşverenler Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) Başkanı Refik Baydur ise iş güvencesine karşı olmadıklarını, ancak AB'de olduğu gibi, çalışılan saate göre ücret gibi düzenlemelerin de aynı anda uygulanması gerektiğini vurguladı.

    Asgari ücretten vergi alındığını, ayrıca ''vergi vermeyenin değil, verenin üstüne gidildiğinden'' yakınan Baydur, ''en büyük kaçak serbest meslek erbabında. En pahalı mercedese binen 3-4 milyar lira vergi veriyor'' dedi.

    Türkiye Müteahhitler Birliği Başkanı Kadir Sever ise dış kredinin hibe olmadığını, Türkiye'de otoyoldan ziyade duble yollara ihtiyaç bulunduğunu, sırf görüntü vermek için otoyol yapıldığını, dış finansman müzakerelerinin de Hazine tarafından yürütülmesi gerektiğini anlattı.

    Karayolları Genel Müdürü Dinçer Yiğit ise 4 bin 170 kilometre toprak yol bulunduğunu ve bunun bir ayıp olduğunu, hedeflere ulaşmak için ödeneklerinin en az iki katına çıkarılması gerektiğini söyledi.

    Bir kilometre yolun ekonomik getirisinin yılda 30 milyar lira olduğunu kaydeden Yiğit, bölge teşkilatının lağvedilmesinin gündemde olduğuna dikat çekerek, ''kurumsal yapıyla oynanmasında ülke yararı görmemekteyim'' dedi.

    DSİ Genel Müdürü Mümtaz Turfan da, programda yeralan projelerin tamamlanması için 38 yıl gerektiğini, tarım projelerinde bu sürenin 52 yıla kadar uzadığını bildirdi.

    Yapılması gereken 700 civarındaki depolama tesisi ve 450 santral için 60 milyar dolar kaynak gerektiğini kaydeden Turfan, bugüne kadar harcanan 31 milyar dolardan 9 milyar dolarının GAP'a harcandığını ve yıllık 6 milyar dolar gelir artışı sağlandığını kaydeti.

    Turfan, enerji projelerinin bugüne kadarki nemasının da 26 milyar doları bulduğuna işaret etti.

    Toplantıda konuşan Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürü Durmuş Öztek ise faiz giderlerinin yatırımları sıkıştırdığını anlattı.

    Kalite yönetim çalışması başlattıklarını da kaydeden Öztek, ''ihale kanunu değişince sistem iyi çalışacak mı sanılıyor. önce kafaları değiştirmemiz gerekiyor. Aksi halde AB'ye katılırız ama orada ayak işi yaparız'' diye konuştu.

    Müteahhitlerin sorunlarını anlatan İntes Başkanı Şükrü Koçoğlu da, ödenek azlığından yakındı ve bitirilme aşamasındaki projelere öncelik verilmesi yanında, özellikle sulama projelerinin bir an önce bitirilmesi için acil olarak sektörler arası ödenek kaydırılması gerektiğini savundu.

    Kredi faizlerinin yüksek olduğunu, kredi bulunsa bile bürokratik engellerin kullanımını imkansız hale getirdiğini öne süren Koçoğlu, ''dünya uygulamalarının yarısı kadar olan bir eşik değeri içimize sindiremiyoruz'' dedi.

    Müteahhit olma kriterlerinin belirlenmesi gerektiğini kaydeden İntes Başkanı Koçoğlu, devletten kdv alacağının vergi ve ssk ödemelerine mahsup edilmesi, peşin vergiden vazgeçilmesi, kurumlar vergisi oranının yüzde 33'ten yüzde 20'ye düşürülmesi, KDV'nin yüzde 18'den 12'ye indirilerek farkın yatırıma aktarılması, asgari işçilik oranı uygulamasından vazgeçilmesi, sektörde özürlü çalıştırma zorluğu, yurtdışına işçi götürmede bürokratik güçlükler yaşanması gibi çok sayıdaki istek ve sıkıntılarını da dile getirdi.

    ULUSAL TARIM KONGRESİ... GÖKALP: ''(TARIM ÖLDÜ) DİYORLAR, TARIM DOĞMADI Kİ ÖLSÜN''

    ANKARA, 25/12 --- Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp, ''(Tarım öldü) diyorlar, tarım doğmadı ki ölsün'' dedi.

    Tarım ve Köyişleri Bakanı Gökalp, Türkiye Ziraatçiler Derneği tarafından, Ankara Ticaret Odası'nda (ATO) düzenlenen ve bugün başlayan ''Ulusal Tarım Kongresi''ne katıldı.

    Bakan Gökalp, yaptığı konuşmada, kendisinden önce konuşma yapan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın eleştirilerini de yanıtladı.

    Bakan Gökalp, Türk tarımının hakettiği noktaya götürülmesi, kırsal alanda yaşayan insanın hayat standardının yükseltilmesi konusunda, Deniz Baykal'la aynı paralelde düşündüklerini söyledi.

    ''Ancak Sayın Baykal'la çözümde ayrılıyoruz'' diyen Bakan, tarımdaki ihmallerin ve sorunların daha önceki yıllardan geldiğini söyledi. Bakan Gökalp şunları kaydetti:

    ''SHP-DYP Koalisyonu olmadı mı?. 1960'larda hangi toprak ıslahı çalışması yapıldı?. 1970'lerde neler yapıldı?. Bakın! hala çiftçi örgütlenememiş. Çiftçinin örgütlenmesinden korkuluyor. ABD'de çiftçiler, 1889'da örgütlenmiş. Avrupalı üreticilerin örgütlendiği tarih 1920'lerdir. 1950'lerde, 60'larda 70'lerde ve 80'lerde siz niye yapmadınız?. (Tarım öldü) deniyor. Tarım doğmadı ki ölsün.''

    Bakan Gökalp, Türkiye'de ekili alanların yüzde 2-3'ünde yem bitkisi ekildiğini belirtirken, ülkenin 23 milyon ton kaba yeme ihtiyacı bulunduğunu ifade ederek, ''İlk defa yem bitkisini destekleyen benim. Daha önce niye desteklenmemiş'' diye sordu.

    Geçmiş senelerde 833 bin adet besi hayvanı, binlerce ton da et ithal edildiğini hatırlatan Bakan, kaçak et girdisinin 7 milyar dolar düzeyinde hesaplandığını söyledi.

    ''Ben o zaman Meclis'te değildim'' diyen Gökalp, Türk tarımının ölüm fermanının 1980'lerde imzalandığını ve Türkiye'nin ithalatçı konumuna düşürüldüğünü ifade etti.

    Türkiye'nin kendi ihtiyacından fazla üreten bir ülke olduğunu, ancak kendisinin göreve geldiğinde, ''(Yılda, şu kadar et AB'den et ithal edilecek) denildiğini belirten Bakan, bu konudaki gerekli anlaşmaların 1995 yılında imzalandığını belirterek, ''Ama bizim ihtiyacımız süt değildi, peynir değildi, et değildi. Besi havyanı da değildi. Ben bu imzaları değiştirdim. Bu maddelerin ithalatını, yağlı tohumlara çevirdim''diye konuştu.

    Bu arada, ''Hayvancılık öldü bir şey yapmıyorsunuz''diyen ve zaman zaman da diğer konuklar tarafından sözleri kesilen Bakan, ''Tarımda beni yenemezsiniz'' diyerek konuşmasını sürdürdü. Gökalp, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın, 'darman-duman' edildiğini, birçok genel müdürlüğün uhdesinden kaldırıldığını, bunlar yapılırken kendisinin, Erzurum'dan yollara çıkıp, Ankara'ya kadar geldiğini ama sözünü dinletemediğini söyledi.

    Konuşmasında, Türk tarımının veriminin artırılması gerektiğini ancak, bir buğday tohumunun veriminin artırılması için de 12 yıla ihtiyaç duyulduğunu anlatan Bakan, bunun da sanıldığı kadar kolay olmadığını kaydetti. Dünyada 270 bin çeşit ürün bulunduğunu, Türkiye'nin bu ürün çeşitlemesinden yararlanmasının kaçınılamaz olduğunu savunan Bakan, bazı bölgelerde üretimi kaldırılan şeker ve tütün üretimine açıklık getirdi.

    Bakan, 100 kilo pancardan, ancak 13 kilo şeker elde edildiğini gere kalanın ise küspe bile değil, posa olduğunu söyledi. Fakat 100 kilo soya fasulyesinde 18 kilo yağ, 39 kilo da protein bulunduğunu vurgulayan Gökalp, ''Bu soyayı, Türk Milleti'ne öğretmek zorundayız''dedi. Türkiye'nin, Arjantin, ABD ve Brezilya gibi ülkelerden, soya ithalatı yaptığını belirten Gökalp, Türkiye'nin yıllık soya üretiminin 40 bin ton civarında bulunduğunu ifade ederek, ''Soya üretiminde bir dönem ağırlık verilmiş, ama yine bir koalisyon hükümetinin iki bakanı (ABD'den soya alalım, onları küstürmeyelim) diye, soya üretimini bilinçli olarak düşürmüşler''dedi.

    Konuşmasında ''Şimdi ne yapacağız?'' diye soran Bakan, tarımdaki sıkıntıların 2-3 senelik olmadığını, sorunların kaynağının 30-40 seneye dayandığını belirterek, Türk köylüsünün ürün çeşidine kesinlikle geçmesi gerektiğini bildirdi. Halen, 270 köyde hayvan ıslahı çalışmalarının sürdürüldüğüne işaret eden Bakan, artık Türkiye'nin, üreten bir hale getirilmeye çalışıldığını, hayvansal ve bitkisel ürün ithal eden bir ülke olmaktan kurtarıldığını savundu.

    Bu yıl hayvancılık için 47 trilyon liralık destek sağlandığını, bu rakamın yeni yılda 75 trilyon liraya çıkartılacağını ve vilayetlerde süt toplama merkezleri oluşturularak, süt primi verileceğini söyleyen Gökalp, kooperatif desteğine de devam edeceklerini kaydetti.

    Bakan Gökalp, şöyle dedi:

    ''Tarım destekleme kooperatifleri için 577 trilyon lira para istedim. Buna rağmen, istediğimi alamadım. Ancak, açığı kapatacağız. Geçen yıl 70 kooperatifi destekledik. Bu yıl 150 kooperatifi destekleyeceğiz.

    Bu yıl, ilk defa soya fasulyesine destek verdik. Desteklerimiz sürecek, artık köylüye destek Tarım Satış Kooperatifleri Birliği ile gidecek. Buralarda artık milletvekilleri yandaşları da atanamayacak.''

    Gökalp, bakanlığının halen yürütmekte olduğu ve zaman zaman kamuoyuna açıkladığı çeşitli projeleri hakkında hatırlatmalarda bulunduktan sonra, IMF Türkiye Masası şefi ile yaptığı bir konuşmayı aktardı.

    Bakan, IMF'nin küçülme politikası çerçevesinde TMO'nun kapatılması konusunda ısrarlı olduğunu ve bu konunun 18 ay tartışıldığını hatırlatarak, ''Türk köylüsü, bir inekten 2 kilo daha fazla et almak için, ineklerini leşlerle beslemez ve deli dana hastalığı da yaratmaz dedim. Türk çiftçisinin desteklenmesi gerektiğini söyledim''dedi. Gökalp, bugün, dünyada 375 milyar dolarlık tarım desteği bulunduğunu, bu desteğin büyük kısmını ABD ve Avrupalının verdiğini ifade ederek, ''Benim de üreticimin desteklenmesi lazım. Eğer, Türkiye üretemezse o zaman, açık pazar olur''diye konuştu.

    Bakan, sık sık tütün ve şeker kanunu konusunda eleştirilere maruz kalırken, bu iki ürünün sulu alanlardan çekileceğini, yerine alternatif ürünlerin konulacağını tekrar ederek, yeni ürün ile asıl ürün arasında doğacak maddi kaybın da çiftçiye ödeneceğini vurguladı.

    Gökalp, doğrudan gelir desteği ile de bu yıl çiftçiye 500 trilyon lira verileceğini, ancak, bu paranın gerçekten çiftçilik yapan kişilere ödeneceğini sözlerine ekledi.

    HÜKÜMET-İŞÇİ-İŞVEREN ZİRVESİ... OKUYAN: ''İSTİHDAM VE İŞSİZLİK KONUSU DÜNYADAKİ BÜTÜN ÜLKELERİN EN ÖNCELİKLİ GÜNDEM KONUSUDUR''

    ANKARA, 25/12 --- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan, istihdam ve işsizliğin, dünyadaki bütün ülkelerin öncelikli gündem konusu olduğunu söyledi.

    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Okuyan, istihdam ve üretimin artırmasına ilişkin değerlendirmelerde bulunmak üzere işçi, işveren kuruluşlarının başkanlarıyla bakanlık binasında biraraya geldi. Toplantı öncesinde, gazetecilere açıklamada bulunan Okuyan, gerek işveren gerekse işçi kesiminden gelen talepler doğrultusunda istihdam ve üretimin artırılmasına yönelik çalışma yapmak üzere işçi, işveren ve hükümet temsilcilerinden oluşan bir çalışma grubunun oluşturulduğunu ifade etti.

    Bu çalışma grubunun, istihdam ve işsizlik sorununu bütün boyutlarıyla ele almak üzere bir toplantı gerçekleştirdiğini anımsatan Okuyan, bugünkü toplantıda istihdam ve üretimin artırılmasına ilişkin kısa, orta ve uzun vadede yapılabilecek değerlendirmelerin ele alınacağını kaydetti.

    Okuyan, kısa vadede alınabilecek önlemlerin önümüzdeki 2-3 gün içinde sonuçlanabileceğine dikkat çeken Okuyan, şöyle konuştu:

    ''Hükümet gelen teklifler var. Bu tekliflerin hangisi uygulanabilir, hangisi uygulamaz, hangisine ilave bir teklif getiririz, öncelikle onu ele alacağız. Kısa vadeli olanları Perşembe günü akşamına kadar tamamlamayı ümit ediyoruz. Orta ve uzun vadeli hedeflediğimiz istihdamla ilgili konuları da yılbaşından sonra yine çalışma grubumuz ve içinde yer alan uzman arkadaşlarımızla belli periyotlar içinde sürdüreceğiz.''

    Okuyan, TİSK Başkanı Refik Baydur ile İş Güvencesi Yasa Tasarısı hakkında yaşananları anımsatarak, şunları söyledi:

    ''Şimdi konumuz olan, Türkiye'nin gündeminde olan en önemli konudur. İstihdam konusu, işsizlik konusu aslında dünyadaki bütün ülkelerin ABD, Japonya dahil son dört yıl içinde ön öncelikli gündem konusudur. Böylesine önemli bir konuda Sayın Baydur ile Yaşar Okuyan arasında şöyle olmuş veya böyle olmuş diye bir tartışmayı bu zemine taşımayalım. Sayın Baydur'un açıklamaları vardır, bizim açıklamalarımız vardır, bunlar bu toplantının konusu değildir. Sayın Baydur'a yeni seçilmelerinden dolayı huzurunuzda tekrar başarılar diliyorum. O tartışmaları yaparız, her zaman da yapacağız ama zannediyorum konumuz şimdi istihdam''

    Bir gazetecinin ''1.5 yıldır bekleyen İş Güvencesi Yasa Tasarısı'nın bekletilmesinde işverenlerin müdahalesi söz konusu mudur?'' sorusu üzerine, Okuyan, ''Kesinlikle söz konusu olmadı. Sayın Başbakan kamuoyu ile paylaşmıştır. Bence istihdamla ilgili olacak bu toplantının özünü kaçırmayalım'' diye yanıt verdi

    Bu arada Refik Baydur, söz alarak TİSK Genel Kurulu'nda ''İş Güvencesi Yasa Tasarısı'nı 1.5 yıldır Bakanlar Kurulu'nda bekletiyorum'' şeklinde bir ifade kullanmadığını kaydederek, şöyle konuştu:

    ''Ben oradaki ifademde (1.5 yıldır bekletiyorum) deyimini kullanmadım. Nihat Yüksel Beyefendi (İş Kanunu halen yok, İş Güvencesi Bakanlar Kurulu'nda ne yapayım istiyorsunuz) diye soru sordu. Ben de cevabımda (1.5 yıldır arkadan gelecek İş Kanunu ve içinde ihtiva edeceği şu şu hükümleri beklemektedir) dedim. Sabahki ifademde de söylediğim gibi 158 Sayılı Konvansiyel Meclisten geçmiştir. Bakanlığın hazırladığı, Sayın Bakanının teklifiyle 9 profesörün imzasından geçmiştir. Yalnız kıdem tazminatı fonuna işçi tarafı itiraz ettiği için biz işverenlerde itirazı makul bulduğumuz için buraya gelip eklenmesi babında beklenmektedir) dedim.

    Sayın Bakan belki sinirlendiler, değişik ifadeler kullandılar ama şükranlarımı peşinen arz ediyorum. Sayın Başbakan kendisine yakışan nezaketi ve efendiliği ile bir cümlede meseleyi kapatmıştır''

    Toplantıya, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, Hak-İş Başkanı Salim Uslu, TİSK Başkanı Refik Baydur, Türk-İş Genel Sekreteri Hüseyin Karakoç, TİM Başkanı Oğuz Satıcı, TESK Genel Başkanvekili Ali Paşa Aksu, Hazine Müsteşarı Faik Öztrak ile ilgili sosyal taraflardan temsilciler katıldı.

    TURİZM BAKANI TAŞAR'DAN NOEL MESAJI... TAŞAR: ''TÜRKİYE, HER İNANCIN MENSUPLARININ GÖNÜL RAHATLIĞIYLA DİNİ VECİBELERİNİ YERİNE GETİREBİLDİKLERİ BİR ÜLKEDİR''

    ANKARA, 25/12 --- Turizm Bakanı Mustafa Taşar, Türkiye'nin, her inancın mensuplarının gönül rahatlığıyla dini vecibelerini yerine getirebildiği bir ülke olduğunu belirterek, ''Türkiye'nin, nüfusunun yüzde 99'undan fazlası Müslüman olmasına rağmen, farklı kültürlere ve dinlere karşı sergilediği engin hoşgörü, bunun en güzel göstergesidir'' dedi.

    Taşar, bir mesaj yayımlayarak, Hıristiyan aleminin Noel Bayramı'nı kutladı.

    Turizm Bakanı Taşar, mesajında şunları kaydetti:

    ''Türkiye, her inancın mensuplarının gönül rahatlığıyla dini vecibelerini yerine getirebildikleri bir ülkedir. Türkiye'nin, nüfusunun yüzde 99'undan fazlası Müslüman olmasına rağmen, farklı kültürlere ve dinlere karşı sergilediği engin hoşgörü, bunun en güzel göstergesidir.

    Laik ve demokratik bir ülke olarak Türkiye, her zaman diğer Müslüman ülkeler arasında ayrı bir yere sahip olmuştur. İşte bu yapı, Türkiye'nin diğer dinlere karşı duyduğu saygının kaynaklarından birisini oluşturmaktadır. Türk insanı, tüm insanlığı yakın dostluk çerçevesi içinde, dil, din veya ırk ayrımı yapmaksızın her zaman kucaklamıştır ve kucaklamaya da devam edecektir. Çünkü bu, bizim dinimizin özüdür.

    Elbette ki, Hıristiyan alemi buna bir istisna değildir. Biz zaten her fırsatta, kendilerinin bizler için ne kadar önemli olduklarını ve bizim için neler ifade ettiklerini vurgulamaktayız. Çok açıktır ki, kendilerinin Türkiye için her alanda ayrıcalıklı bir yeri vardır.

    Küresel barışın en büyük düşmanlarının önyargı, düşmanlık ve kin olduğunun farkındayız. Dünya milletlerinin birbirleriyle iyi geçindiği, kusursuz ve sonsuz bir barış içinde yaşayabildikleri bir dünyaya doğru giden yolda, (Hepimiz kardeşiz) özdeyişi rehberimiz olacaktır.

    Son olarak, tüm Hıristiyan aleminin Noel'ini kutluyorum.''

    VAKIF HAFTASI'NIN AÇILIŞ TÖRENİ... DEVLET BAKANI ARSEVEN: ''VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ'NÜN BUGÜNKÜ YASAL ÇERÇEVEDE GÖREVLERİNİ YERİNE GETİREMEYECEĞİNE İNANDIĞIMDAN, ÇAĞIN GEREKLERİNE AYAK UYDURMAK AMACIYLA YENİ BİR YAPILANMA SÜRECİ BAŞLATTIM''

    ANKARA, 25/12 --- Vakıflardan sorumlu Devlet Bakanı Nejat Arseven, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nde yeni bir yapılanma süreci başlattığını belirterek, bu amaçla hazırladıkları bir kanun tasarısını geçen cuma günü Başbakanlığa sunduklarını kaydetti.

    Arseven, 19. Vakıf Haftası'nın açılışı dolayısıyla Hilton Oteli'nde düzenlenen törene katıldı.

    Törende konuşan Arseven, vakıfların tarihte çok önemli sosyal, kültürel ve ekonomik işlevler yaptıklarını belirterek, bu işlevlerin halen sürdüğünü belirtti.

    Vakıfların, insanlar arasında yardımlaşma ve sosyal dayanışmayı sağladığını kaydeden Arseven, ''Bu özellikleriyle vakıf müessesesinin geçmişte olduğu gibi bugün de toplumda önemli yerini koruduğunu'' söyledi.

    Birçok vakfın bugün gerçek anlamda bir sivil toplum kuruluşu olarak işlev gördüğünü ve her türlü desteğini hak ettiğini ifade eden Arseven, vakıfların çalışmalarını kamuoyuna daha iyi yansıtmak amacıyla her yıl bazı vakıfların ''başarılı vakıflar'' olarak seçildiğini anlattı. Arseven, bunun iyi bir gelenek olduğunu ve sürdürülmesinde yarar bulunduğunu belirterek, bu yıl da değişik konularda faaliyet gösteren 11 vakfın ''başarılı vakıf'' seçildiğini kaydetti.

    Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün yaptığı çalışmalar hakkında da bilgi veren Arseven, şöyle konuştu:

    ''Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün bugünkü yasal çerçevede görevlerini yerine getiremeyeceğine inandığımdan, çağın gereklerine ayak uydurmak amacıyla yeni bir yapılanma süreci başlattım. Bu amaçla hazırladığımız ve cuma günü Başbakanlığa sunduğumuz kanun tasarısıyla Vakıflar Genel Müdürlüğü, Başbakanlığa bağlı özel bütçeli bir kurum haline getirilmektedir. Bu düzenlemeyle vakfedenlerin vakfiyelerinde yer alan şartların daha verili ve etkin yerine getirilmesinin temin edilmesi, vakıf mallarının günün koşullarına göre en iyi şekilde değerlendirilmesi mümkün olacaktır. Böylece Genel Müdürlüğü, kendi bütçesini Vakıflar Meclisi'nin kararıyla kendisi yapar duruma getirip, olaylara anında müdahale edebilen ve seri kararlar vererek, bunları uygulamaya koyabilen bir vakıflar idaresine dönüştürmeyi amaçlıyoruz.''

    Tasarının, ''yeniden yapılanma dışında, çok önemli yenilikler de getirdiğini'' bildiren Arseven, yabancı ülkelerde kurulmuş vakıfların Türkiye'de şube, temsilcilik veya birim açmalarının, Türkiye'deki vakıflarla işbirliğinde bulunmalarının sağlanacağını kaydetti.

    Arseven, bunun, Türkiye'nin dışa açılması bakımından önemli bir yenilik olduğunu belirtti.

    Devlet Bakanı Arseven, cemaat vakıfları konusunda ise şunları söyledi:

    ''Uzun yıllardan beri tartışmalara konu olan ve Türkiye'nin dış kamuoyundaki itibarını zedeleyecek kadar istismar edilen cemaat vakıflarıyla ilgili bir sorun da getirdiğimiz düzenlemeyle çözümlenmektedir. Tasarıyla cemaat vakıflarının taşınmaz mal iktisap etmeleri ve bu taşınmaz mallar üzerinde her türlü tasarrufta bulunmaları imkanı getirilmektedir.''

    Tasarıyla vakıf mallarının kira artış oranlarının da düzenlendiğini kaydeden Arseven, 2002 yılı için mevcut kanunun uygulanmasından doğan ve yüzde 83'ü bulan kira artış oranlarının, ekonomik kriz de dikkate alınarak, 1 Ocak 2002 tarihi itibarıyla tüm Türkiye'deki vakıf kiracıları için yüzde 35'e çekildiğini bildirdi.

    Arseven, şöyle devam etti:

    ''Tasarıyla getirilen bir diğer yenilik de yıllardan beri süregelen işgalli vakıf taşınmazlarının işgalcilerine satışı ile ilgili düzenlemedir. Getirilen düzenlemeyle vakıf arsa ve arazilerine eski yıllarda işgal etmek suretiyle mesleki, ticari ve sınai nitelikte bina inşa etmiş olanlar, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nce belirlenecek bedelle ecrimisil borçlarını tamamen ödemek şartıyla şagillerine satılacaktır. Satışlarda belirlenen bedelin peşin ödenmesi halinde yüzde 50, 1 yıl içinde ödenmesi halinde yüzde 40, 2 yıl içinde ödenmesi halinde yüzde 30 indirim yapılacaktır. ''

    Nejat Arseven, tasarının reform niteliğinde olduğunu belirterek, ''Son zamanlarda amacından sapmasına ve farklı algılanmasına karşın, insanlık sevgisinden kaynaklanan vakıf ruhunu yeniden oluşturmak hedefimizdir'' diye konuştu.

    DIŞİŞLERİ BAKANI CEM: ''2002'NİN SONUNDA AB ÜYELİĞİ MÜZAKERE SÜRECİ İÇİN TARİH BELİRLENMESİNİ HEDEFLİYORUZ''

    ANKARA, 25/12 --- Dışişleri Bakanı İsmail Cem, Danimarka'nın AB dönem başkanlığının sona ereceği 2002 yılının sonunda Türkiye için müzakere süreci tarihinin belirlenmesini hedeflediklerini söyledi.

    Cem, İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Başkanı Meral Gezgin Eriş ve beraberindeki heyeti kabulünden önce yaptığı açıklamada, 2002 yılında İspanya ve Danimarka'nın AB dönem başkanlıkları sırasında Türkiye'nin iki önemli hedefini açıkladı.

    ''İspanya'nın dönem başkanlığını, 2002'nin altıncı ayının sonunda Danimarka'ya devrederken artık Türkiye'nin müzakere sürecine başlamaya hazır olduğunu bildirmesini'' amaçladıklarını ifade eden Cem, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    ''İspanya'nın, dönem başkanlığını devrederken, Türkiye'nin müzakere kıvamına geldiğini açıklamasını hedefliyoruz. Bunu izleyen ikinci 6 ayda, Danimarka'nın dönem başkanlığı sırasında da bu müzakere süreci hazırlığının tamamlanmasını ve Danimarka'nın görev süresini devrederken Türkiye ile müzakere süreci için artık tarih belirlenmesini önermesini hedefliyoruz. Hedeflemek ayrı bir şey buna ulaşmak ayrı bir şey. Eğer siyasette hedef koymazsanız zaten bu hedefe ulaşmayı baştan kaybetmiş sayılıyorsunuz.''

    Türkiye olarak öngörülen hedeflere çok yaklaştıklarını ifade eden Cem, ''Umuyorum Türkiyemizin 21. yüzyılın on yılındaki iki büyük hedeflerinden biri olan AB üyeliğine doğru güçlü adımlarla ilerleyecektir'' diye konuştu.

    Cem, AB konusunun toplum ve siyaset için bir ayrışma konusu değil, aksine herkes için bir uzlaşma platformu olması gerektiğini söyledi.

    Dışişleri Bakanı Cem, Avrupa Konvansiyonu'nun sivil toplum örgütlerinin katkısıyla çalışacağını belirterek, kendisinin ve danışmanın konvansiyonun hazırlık çalışmalarına katıldığını hatırlattı.

    Cem, 13 Eylül'de Türkiye'deki sivil toplum örgütleriyle bu konuda bir toplantı yapmayı amaçladıklarını, 11 Eylül saldırılarından sonra bu toplantının iptal edildiğini belirterek, ''Bu toplantıyı 11 Ocak'ta İstanbul'da yapacağız. Böylece konvansiyona hazırlık yolunda ciddi bir adım atmış olacağız'' dedi.

    Eriş ise yaptığı açıklamada, Laeken zirvesinin Türkiye için ne anlama geldiğini bildiklerini belirterek, bu zirvedeki başarıdan dolayı Başbakan Bülent Ecevit ve Cem'i kutladıklarını söyledi.

    AKCAN: ''BAZI BAKANLIKLARIN KALDIRILMASI HALİNDE, BAĞLI GENEL MÜDÜRLÜKLER KALDIRILMAYACAĞINA GÖRE, EKSİLTECEĞİNİZ HEDEF BİR BAKAN BİR DE ÖZEL KALEMİ OLUR''

    ANKARA, 25/12 --- Bayındırlık ve İskan Bakanı Abdülkadir Akcan, bakanlık sayısının düşürülmesine yönelik tartışmaları değerlendirirken, ''Bazı bakanlıkların kaldırılması halinde, o bakanlığa bağlı genel müdürlükler kaldırılmayacağına göre, eksilteceğiniz hedef bir bakan bir de özel kalemi olur'' dedi.

    Akcan, A.A muhabirine yaptığı açıklamada, bakanlıkların kapatılması halinde o bakanlığa bağlı genel müdürlüklerin kaldırılmayacağı ve başka bir bakanlığa bağlanacağını ifade etti. Akcan, bu nedenle bakanlık kapatıldığında eksiltilen hedefin bir bakan bir de özel kalem müdürü olacağını kaydetti.

    Akcan, ''Eğer devlet bununla küçülecekse, tamam işimiz kolay'' diye konuştu.

    Bu arada Bakan Akcan bakanlığının önemini vurgularken, her bakanlığın bünyesinde bir Bayındırlık ve İskan Bakanlığı olduğunu, her bakanlığın kendi yapım ve büyük onarım işlerini kendilerinin ihale ettiklerini belirtti.

    Bunun için de altyapı ve eleman temini gerektiğini anlatan Bakan Akcan, şunları kaydetti:

    ''Devlet bir yandan büyüyor, bir yandan da hantallaşıyor. İşler kontrol edilemez hale geliyor. Örneğin bir hastane yapılacaksa bunu Bayındırlık Bakanlığı yapar, Sağlık Bakanlığı hastaneyi organize eder. Ya da okul yaptırılacaksa, Bayındırlık Bakanlığı yaptırır, Milli Eğitim Bakanlığı eğitim işlerini organize eder. Devlet bir şekilde küçültülür, ancak işin başında yapılması gereken şeyler de var.''

    AKCAN: ''İHALE YASA TASARISI KOMİSYON GÖRÜŞMELERİNİ YILBAŞINA KADAR TAMAMLAYACAĞIZ''

    ANKARA, 25/12 --- Bayındırlık ve İskan Bakanı Abdülkadir Akcan, yeni ihale yasa tasarısına dönük komisyon görüşmelerini, yılbaşına kadar tamamlayacaklarını söyledi.

    Akcan bu arada, yabancı müteahhitler için tasarıya makul bir ''eşik değer'' konacağını bildirdi.

    Bakan Akcan, İntes'in Ankara Sheraton'da düzenlediği ''İnşaat sektörünün gündemindeki sorunlar'' konulu toplantıdan çıkışta, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

    Tasarıda, yabancı müteahhitlerin ihalelerde katılabilecekleri alt limiti belirten ''eşik değerde'' bir değişiklik öngörülüp görülmediğine ilişkin soru üzerine, müteahhitlerin istediğinin aslında, kendisinin işin başında öngördüğü şekil olduğunu söyledi.

    Konunun o dönemde AB yöneticilerine yanlış intikal ettirildiğini belirten Akcan, ''ben yerli müteşebbisimi korumak zorundayım. Bu dünya standartlarında bir kanun yapmanın gereğidir. Hiç kimseye karşı tavır veya kendi ülkemiz müteahhitlerine gereğinden fazla bir koruma ya da yabancı müteahhitlere yasak anlamında değildir'' diye konuştu.

    Her ülkenin müteahhitlerini belirli oranda koruduğu ve desteklediğine işaret eden Akcan, Türkiye'nin de bunu yapmak durumunda olduğunu, bunun hangi dozda yapılacak olduğunun ise önemli olduğunu kaydetti.

    Tasarıda 7 trilyon lira civarında bir ''eşik değer'' belirlendiğini, bu rakamın 4.5 milyon dolara tekabül ettiğini anlatan Akcan, dünya ortalamasının ise 7 milyon dolar civarında, 11 trilyon liraya karşılık geldiğini söyledi.

    Bu düzeyde bir ''eşik değer'' konmasının, ilk bakışta AB ülkelerindeki ''eşik değere'' göre daha yüksek mütalaa edilebileceğini belirten Akcan, ''ama Türkiye AB ülkesi değil. Üye olduğunda, oradaki geçerli değerler otomatik olarak devreye sokulacak. Türkiye halen AB'ye üye olmayan ve nimetlerinden yararlamayan bir ülke olarak, kendisini tabii koruma refleksinin gereği olarak, öngörülen makul bir eşik değer konacak'' şeklinde konuştu.

    Tasarıya göre, belirlenen ''eşik değerin'' altındaki ihalelere, yabancı müteahhitler katılamayacak.

    KIBRIS SORUNU PANELİ... DEVLET BAKANI GÜREL: ''TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ OLARAK, KIBRIS'TAKİ GÖRÜŞME SÜRECİNİ HER ZAMANKİ İYİ NİYETİMİZLE DESTEKLİYORUZ''

    İSTANBUL, 25/12 --- Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti olarak, Kıbrıs'taki görüşme sürecini her zamanki iyi niyetle desteklediklerini belirterek, ''Avrupa Birliği'ne (AB) düşen adımlar var. AB, siyasal çözüm bulununcaya kadar, Kıbrıs Rum kesimi ile sürdürdüğü üyelik müzakerelerini bitirmeyeceğini açıklamalıdır'' dedi.

    Gürel, İstanbul Kültür Üniversitesi tarafından düzenlenen ''Hukuksal ve Siyasal Boyutlarıyla Kıbrıs Sorunu'' konulu panelde yaptığı konuşmada, Kıbrıs'taki sorunun, Ada'daki birbirinden farklı iki ulusal kimlikten kaynaklandığını söyledi.

    Sorunun yalnız Ada'yı değil, Türkiye ve Yunanistan'ı da ilgilendirdiğini belirten Gürel, Kıbrıs sorununun uzun yıllardır devam ettiğini, ancak Filistin, Bosna-Hersek ve İrlanda gibi uluslararası sorunlara göre çözüm noktasına çok daha yakın olduğunu ifade etti.

    Kıbrıs Türk halkı ve Türkiye'nin, Kıbrıs'ta herhangi bir dayatmaya razı olmadığını vurgulayan Gürel, ''Kıbrıs Türk halkı, Ada'nın yönetici halkıdır ve azınlık konumuna indirgenemez. Kıbrıs Türk halkı, Türkiye'nin güvencesinden mahrum bırakılamaz. Taraflardan birine, hiçbir şekilde herhangi bir alanda tahakküm sağlama garantisi verilemez'' dedi.

    Devlet Bakanı Gürel, AB'nin, 1997 Temmuzu'ndan itibaren Kıbrıs konusunda doğrudan görüşmeleri kesen taraf olduğunu, çünkü AB'nin Kıbrıs Rum kesimi ile üyelik müzakerelerini başlattığını söyledi.

    AB'nin üyelik müzakerelerinde, ''Kıbrıs devleti içinde, Türkler'in diğer azınlıklar gibi bu müzakere sürecinde yer alabileceğini'' dile getirdiğine işaret eden Gürel, dolayısıyla AB'nin, Kıbrıslı Türkler'e nasıl bir yer biçtiğini göstermiş olduğunu belirtti.

    Türkiye'nin ve KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş'ın, ''Yunanistan ve Türkiye'nin üye olmadığı bir uluslararası bütünlüğe, Kıbrıs'ın da üye olamayacağını'' sürekli hatırlatmasına rağmen, AB'nin bu konudaki yanlış adımlarını atmaya devam ettiğini ve son dönemde 2002 yılında üye olacak aday ülkeler sıralamasında Kıbrıs Rum kesimini ilk sırada açıkladığını anlatan Gürel, şunları söyledi:

    ''AB, bu yanlış adımları sonuna kadar getirip, Rum tarafını üyeliğe kabul etseydi, o zaman Kıbrıs'ın bölünmüşlüğünü kesinleştirmiş olacaktı. İkincisi, Türkiye'yi tam karşıdan cepheye almış olacaktı. Böylece AB, Doğu Akdeniz'de asıl ciddi sorunu çıkarmış olacaktı. Ben, AB'nin bunları göze alabileceğine ihtimal vermiyorum.

    AB, son tahlilinde Türkiye'nin hiçbir şekilde Kıbrıs'ın, böyle bir sabah uyanıldığında başka bir coğrafyaya götürülmesine izin vermeyeceği gerçeğini gördü. Bu gerçek görüldüğü içindir ki, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın doğrudan görüşme önerisine 'evet' denilmiştir. Bu görüşmeler, yapılması gereken yerde, yapılması gereken kişiler arasında, yürütülmesi gerektiği gibi yürütülebilecektir. Bu iyi bir aşamadır.''

    Gürel, herkesin, bu aşamadan itibaren son derece yapıcı ve iyi niyetli davranması gerektiğini vurgulayarak, ''Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti olarak, Kıbrıs'taki görüşme sürecini her zamanki iyi niyetimizle destekliyoruz'' dedi.

    Bu noktada başkalarının atması gereken olumlu adımlar olduğuna da işaret eden Gürel, şunları kaydetti:

    ''AB'ye düşen adımlar var. AB, bu görüşmeleri destekliyorsa hemen KKTC'ye uyguladıkları ambargoları kaldırsınlar. Ardından AB, siyasal çözüm bulununcaya kadar Kıbrıs Rum kesimi ile sürdürdüğü üyelik müzakerelerini bitirmeyeceğini açıklamalıdır. AB, Türkiye ile eşzamanlı üye olabilecek bir Kıbrıs'ı düşünmeye başlamalıdır. Türkiye üye alınıncaya kadar da AB hukukunu, Türkiye'nin Kıbrıs Türk tarafıyla özel bağlarına zarar vermeyecek şekilde sınırlayarak, uygulamayı kabul etmelidir. AB'nin atacağı olumlu adımlar, Kıbrıs'taki müzakereleri de olumlu etkileyecektir.''

    İstanbul Kültür Üniversitesi tarafından düzenlenen, ''Hukuksal ve Siyasal Boyutlarıyla Kıbrıs Sorunu'' konulu panelde konuşan İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Devletler Hukuku Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aslan Gündüz, Kıbrıs Türkleri'nin yıllardır uygulanan ambargo nedeniyle, ''ya ekmek, ya özgürlük'' seçimi yapmaya zorlandıklarını kaydetti.

    Prof. Dr. Gündüz, ''Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Konseyi (AK) ve Avrupa Birliği (AB) gibi siyasi kurumlar, Kıbrıs gibi siyasi konularda hukuksal hükümler vermişlerdir. Burada yapılan hukuksal bir jenosittir'' dedi.

    Kıbrıs'ın geçmişinin unutulmaması, Kıbrıs'ı kuran anlaşmaların bir kenara itilmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Gündüz, milletlerarası alanda Kıbrıs Türkleri'yle ilgili alınan kararlarda haksızlık olduğunu söyledi.

    Prof. Dr. Gündüz, KKTC'ye uygulanan ambargonun Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'e uygulanan ambargodan hiçbir farkının bulunmadığını dile getirerek, ''Bu yanlış kararlara bakarak biz pes mi diyeceğiz? AB, Türkiye siyasi kriterleri yerine getirdiğinde aferin diyecek. 2004'te Kıbrıs'ı üye yapacak, Ege'yi de Lahey'e gönderecek'' diye konuştu.

    Emekli Büyükelçi İlter Türkmen de, ''AB'nin, Kıbrıs Rum kesimi ile üyelik müzakerelerini başlatması, Kıbrıs meselesini güç duruma getirdi'' dedi.

    Türkmen, Devlet Bakanı Gürel'in ''Kıbrıs'ta siyasi çözüm oluncaya kadar üyelik müzakerelerinin askıya alınması'' yönündeki taleplerinin imkansız olduğunu da ileri sürerek, ''Hükümet bunu bekliyorsa bu hayal, yerine getirilemeyecek bir beklenti'' dedi.

    Türkiye ile Kıbrıs Rum kesiminin birlikte üyeliğinin de çok zor olduğunu ifade eden Türkmen, AB'ye girmek için bir takım kriterler bulunduğunu, Türkiye'nin bu kriterleri yerine getirmesi için en az 7-8 yıl geçeceğini söyledi.

    Türkmen, Kıbrıs Rum kesiminin AB'ye girme ihtimalinin yüksek olduğunu ve bunun göz önünde bulundurulması gerektiğini de kaydetti.

    Panelin soru bölümünde Büyükelçi Türkmen'in, ''1975'te Yunanistan Avrupa Topluluğu'na müracaat ederken, Türkiye adına dönemin Başbakanı Bülent Ecevit'ın üyelik başvurusu yapmadığını'' söyleyerek, eleştirmesi tartışmaya yol açtı.

    Devlet Bakanı Gürel, bu değerlendirmenin doğru olmadığını belirterek, ''Tarihi gerçekleri görün, 1975 Haziran'ında Yunanistan Avrupa Topluluğu'na başvurduğunda Türkiye'de Demirel hükümeti işbaşındaydı'' dedi.

    Türkmen'in ''onlar ortak, biz pazar'' lafını kim söyledi diye sorması üzerine Gürel, ''Ecevit söylemedi. Cumhuriyet Halk Partililer söyledi'' karşılığını verdi.

    Bunun üzerine Türkmen, ''İkisinin memlekete yaptığı büyük hizmetler arasında bu da var. Benim söylemek istediğim, gerçekçi davranmamız lazım; (Hem çözüm bulunacak hem de Kıbrıs Rum kesimi AB'ye girmek için Türkiye'yi bekleyecek) diyorsanız hayal içindesiniz. Size iyi şanslar diliyorum'' diye konuştu.

    Daha sonra öğrencilerin sorularını yanıtlayan Gürel, bir soru üzerine Türkiye'nin AB üyeliğine hazır olmasının yetmediğini, AB'nin de Türkiye'nin üyeliğine hazır olması gerektiğinin dile getirildiğini söyledi.

    Gürel, ''AB, siyasal ağırlığı Almanya'ya eşit olabilecek Türkiye'yi ve Yunanistan kadar yardım aldığı taktirde Türkiye'nin üyeliğini, hem siyasal hem ekonomik bakımdan pahalı bulmaktadır. AB'nin bu düşüncesi Türkiye'yi kol mesafesinde tutup, üye yapmama düşüncesini geliştirmesine yol açmıştır'' diye konuştu.

    Panelde, emekli Orgeneral Necati Özgen'in, ''Güney Kıbrıs ve Yunanistan'ın PKK'ya destek vermesine rağmen bunun neden Avrupa'ya anlatılmadığını'' sorması üzerine Gürel, ''Yunanistan'ın yaptığını çabuk unuttuk ve unutturduk. Bu bizim yanlışımız'' yanıtını verdi.

    ULAŞTIRMA BAKANI OKTAY VURAL: ''HAVAALANI KAPASİTEMİZİN YÜZDE 40'INI KULLANABİLİYORUZ, SEBZE KURUTMADA KULLANILAN HAVAALANLARIMIZ VAR''

    GAZİANTEP, 25/12 --- Ulaştırma Bakanı Oktay Vural, Türkiye'nin, sahip olduğu havaalanı kapasitesinin yüzde 40'ını kullanabildiğini, havaalanlarını atıl olmaktan kurtaracak bir model üzerinde çalıştıklarını bildirdi.

    Yarın yapılacak kurtuluş törenlerine katılmak için Gaziantep'e gelen Vural, MHP İl Başkanlığı'nda düzenlediği basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı.

    Vural, geçmiş iktidarlar döneminde her ile havaalanı yapılarak ülke kaynaklarının israf edildiğinin anımsatılıp görüşünün sorulması üzerine, ''Türkiye'deki havaalanlarının önemli miktarda atıl olduğu doğrudur'' dedi.

    Havaalanlarının önemli bölümüne talep eksikliğinden dolayı uçuş yapılamadığını, bazı havaalanlarının THY'nin güzergahında olmaması ya da teknik nedenlerle kullanım dışı kaldığını kaydeden Vural, şöyle devam etti:

    ''Sebze kurutmak için kullanılan havaalanlarımız var. Ülkemizin kaynaklarını doğru yerde ve önceliklere göre kullanmak zorundayız. Bu bakımdan yıllardan beri kullanılmayan atıl havaalanları, Türkiye'nin önemli bir sıkıntısı olmuştur.

    Havaalanlarımızı atıl olmaktan kurtarmak için bölgesel sivil havacılığın geliştirilmesine yönelik bir proje üzerinde çalışıyoruz. Fizibilite çalışmalarımız bitti. Bu çalışmayla, atıl havaalanlarının bulunduğu illerde, özel sektör ağırlıklı bir şirket kurmayı hedefliyoruz.

    THY ve Devlet Hava Meydanları'nın içinde bulunduğu kurumsal özel sektör ağırlıklı şirket modeliyle çapraz uçuşlar gerçekleştirilmesini sağlamayı amaçlıyoruz, olumlu gelişmeler var. Çalışmalar Ocak ayında sonuçlanacak. Bu çalışmayla daha küçük uçaklarla ve ucuza taşımacılık yapılmasını sağlayacak bir model oluşturabiliriz.''

    Vural, Başbakanlık'ın görüşü doğrultusunda, hava trafiği olmayan 6 atıl havaalanının kapatılmasını öngören bir ilkenin benimsendiğini ifade etti.

    Partisinin Gaziantep İl Başkanlığı'nda düzenlediği basın toplantısında, gazetecilerin, Devlet Bakanı Abdulhaluk Çay'ın görevden alınmasına ilişkin sorusunu yanıtlayan Vural, ''Çay'ın görevden alınması, MHP iradesini temsil eden sayın Genel Başkan'ın takdiri içerisinde normal bir gelişmedir'' dedi.

    Vural, bir başka soru üzerine, Arjantin'de yaşanan olayların Türkiye'de yaşanmasının mümkün olamayacağını kaydederek, şöyle devam etti:

    ''Türkiye Arjantin değil. Bu millet büyük bir millet, bu milletteki dayanışma, fedakarlık ve aile yapısı hiç bir yerde yoktur. Sıkıntılı anlarda direnç lazım. Sıkıntılı anlarda, milletin direncini temsil eden MHP'nin iradesi var. Türkiye'nin Arjantin olmamasını sağlayan MHP'nin iradesi olmuştur.

    MHP bu milletin sıkıntılarını çözme noktasında Türk milletinin direncini temsil eden iradedir. Bu irade var olduğu sürece Türk milleti bütün bu krizlere karşı daha dirençli olacak, krizleri çözmek için daha büyük gayret ortaya koyacaktır.''

    Enis Öksüz ile Kemal Derviş arasındaki tartışmaların kendisinin bakan olması sonrasında yaşanmamasının nedeninin sorulması üzerine, Vural, ''MHP'nin bakanları ülkenin sorunları konusunda görüşlerini ifade ediyor. Kişilerle alıp veremediğimiz yok, memleketin meseleleri konusunda görüşlerimizi ifade ediyoruz. Bu görüşlerini ifade ederken bakanlar memleket sorunlarına sahip çıktılar. Konjonktür değişti, tartışma zemini ve tartışılacak konu yoktur'' yanıtını verdi.

    2002 yılının Türkiye için kritik bir dönem olduğuna dikkati çeken Vural, sözlerini şöyle sürdürdü:

    ''Ekonomide bir takım iyileşmeler olmasına karşın yapmamız gerekenler var. 2000'de önemli başarılar elde edildi. 15 yıllık tarih içerisinde enflasyon ilk kez yüzde 30'un altına, faizler yüzde 38'in altına düştü. Türkiye'nin yaşadığı krize yapılması gereken bazı işlerin yapılmasındaki eksiklik neden olmuştur. İyi gelişmeleri büyümeye dönüştürmek zorundayız.

    Kamu harcamalarını azaltıcı tasarruf politikalarına önem vermeliyiz. 2002 çok dikkatle takip etmemiz gereken bir yıl. 2002'nin 2001'den daha iyi, 2002 yılından sonraki yılı ise en iyi atılımın yapılabilecek yıl olarak görüyoruz. Özellikle 2002'nin ikinci 6 ayından itibaren olumlu gelişmelerin artacağı görüşündeyiz.''

    9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in, hükümeti oluşturan partilerin oy oranının yüzde 20'nin altına düştüğü, dolayısıyla hükümetin istifa etmesi gerektiğini söylediğinin belirtilmesi üzerine Vural, ''Eski cumhurbaşkanının bu değerlendirmesi kişisel bir değerlendirmedir. MHP, Türk milletinin sorunlarına sahip sorumlu bir iktidar olarak meseleleri çözme noktasında direncini devam ettirecektir'' diye konuştu.

    ''Türkiye'nin ekonomik sorunlarını çözmek yerine başka krizler yaratmak MHP'nin kitabında yazmaz'' diyen Vural, şunları kaydetti:

    ''Bugüne kadar siyasi partiler sorunları çözme sorumluluğu yerine öteleyerek seçim zamanı oy maksimizasyonunu düşünmüşler, bu eski bir siyasi anlayış. MHP iktidarı Türkiye hangi konumda olursa olsun meseleleri çözme noktasında iradesini kullanmaya devam edecektir.

    MHP Türkiye'nin bugün içinde bulunduğu krizin sebebi değildir. Ne enflasyonun sebebi olduk ne de yolsuzluğun. MHP hiç alan el olmadı ki hep verdik. Bugün de MHP fedakarlıkla bu sorunları çözmeye çalışıyor. MHP bundan önceki iktidarlarda olsaydı Türkiye bugünkü sorunları yaşamayacaktı.''

    Sorunları yalnızca bakanlık sayısını azaltarak çözmeyi düşünenlerin yanıldıklarını vurgulayan Vural, sözlerini şöyle tamamladı:

    ''Türkiye'nin içinde bulunduğu sıkıntıların sebebi olanlar 'işte bunlar yapılmalıydı' diyerek görüşler açıklıyorlar. Bunlara, 'dün neredeydiniz' diye sormak gerekir. MHP kamu harcamalarında tasarruf ilkelerini esas alan ciddi bir kamu reformundan yanadır, bu reformun ana motoru da olacaktır. Siyasete önce parti menfaatini değil, ülke ve millet menfaatini düşünmeyi yerleştirmemiz lazım. Bu açıdan MHP yapısal olarak milletin menfaatlerini ön planda düşünen anlayışla yapılacak kamu reformunun yanındadır.''

    ÇAKAN: ''EKONOMİK KRİZ, ENERJİ KISITLAMASINI YOK ETTİ, ENGELLEDİ DİYEBİLİRİZ''

    ANKARA, 25/12 --- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Zeki Çakan, elektrik tüketiminde bu yıl yüzde 8 azalma olduğunu anlatırken, ''ekonomik kriz enerji kısıtlamasını yok etti, engelledi diyebiliriz'' dedi

    Bakan Çakan, CNN Türk televizyonuna verdiği demeçte, Türkiye'nin enerji sorunlarını değerlendirdi.

    Bugünden tedbir alınmadığı takdirde 2006 yılında bugünkü durumdan daha kötü duruma gelineceğini belirten Bakan Çakan, barajlarda su durumunun çok düşük olduğunu söyledi.

    Barajlardan geçen yıl 31 milyar kilowaatsaat elektrik enerjisi üretildiğini hatırlatan Bakan Çakan, bu yıl 21 milyar kilowaatsaat elektrik üretilmesinin planlandığını kaydetti

    Bakan Çakan, ''sadece kuraklıktan dolayı, 10 milyar kilowaatsaat hidroelektrik santrallerinden daha az enerji üretme durumundayız'' dedi.

    BAKAN ÇAY, GÖREVİNDEN ALINDI

    ANKARA, 25/12 --- Devlet Bakanı Abdülhaluk Çay'ın görevinden alındığı bildirildi.

    Başbakanlık'tan yapılan açıklamada, ''Devlet Bakanı Çay'ın, Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli'nin isteği üzerine Anayasa'nın 109. maddesi gereğince görevinden alındığı, bu işlemin de Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından onaylandığı'' bildirildi.

    Çay'ın yerine Devlet Bakanı Bal'ın vekalet edeceği bildirildi.

    ''... Bakanlar, Türkiye büyük Millet Meclisi üyeleri veya milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olanlar arasından Başbakanca seçilir ve Cumhurbaşkanınca atanır, gerektiğinde Başbakan'ın önerisi üzerine Cumhurbaşkanı'nca görevlerine son verilir.''

    YAHNİCİ: ''ANAYASA DEĞİŞİKLİKLERİNE DESTEK VERMİŞ OLAN MHP, UYUM YASALARI KONUSUNDA ÜZERİNE DÜŞENİ YERİNE GETİRME İRADESİNDE OLAN BİR PARTİDİR''

    ANKARA, 25/12 --- MHP Genel Başkan Yardımcısı Şevket Bülent Yahnici, ''Anayasa değişikliklerine destek vermiş olan MHP, uyum yasaları konusunda üzerine düşeni yerine getirme iradesinde olan bir partidir'' dedi.

    Yahnici, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nden (AİHM) Türkiye aleyhine karar çıkması halinde yargılamanın yenilenebileceğine ilişkin çekincelerinin bulunduğunu bildirdi.

    MHP Başkanlık Divanı'nın Genel Başkan, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli başkanlığındaki toplantısı 45 dakika sürdü.

    Yahnici, toplantının ardından yaptığı açıklamada, Başkanlık Divanı'nda 2002 yılında yapılacak parti çalışmaları ile ilgili programın görüşüldüğünü söyledi.

    Ocak ayından itibaren ''Türkiye sevdalıları Türkiye'yi konuşuyor'' kampanyası ve bölge toplantılarına devam edeceklerini ifade eden Yahnici, 10 veya 11 Ocak tarihinde de Merkez Yürütme Kurulu ile il başkanlarını toplayacaklarını, eğitim çalışmalarına başlayacaklarını bildirdi.

    Şevket Bülent Yahnici, başkanlık divanı toplantısında, Bahçeli'nin, bugün yapılan liderler toplantısına ilişkin divan üyelerine bilgi verdiğini söyledi.

    ''Toplumsal dönüşüm sürecinde devlet ve yönetim reformu'' başlığı altında bir çalışmalarının bulunduğunu ancak bunun bazı basın organlarında tam metninin yayınlanmadan haber kırıntısı halinde yer aldığını belirten Yahnici, ''Bu tarzdaki el altındaki haberleri yayınlatmakta ne olur acele etmeyin, en azından bize sorun'' dedi.

    Bahçeli'nin verdiği bilgiye göre, liderler toplantısında çok geniş ağırlıklı olarak uygulanan ekonomik programa ilişkin, yapısal reformlar konusunun da görüşüldüğünü kaydeden Yahnici, AB ile ilgili olarak hazırlanan Anayasa değişikliği doğrultusundaki uyum yasalarının ele alındığını ifade etti.

    Ekonomi ve uyum yasalarına ilişkin bazı değişikliklerin 15 Ocak 2002 tarihine kadar yasalaşmasının sağlanmasının kararlaştırıldığını anımsatan Yahnici, bu konuda MHP'nin üzerine düşeni yapacağını, MHP milletvekillerinin bu çalışmalarda hazır bulunacaklarını kaydetti.

    Yahnici, kamu kesiminde gelir artırıcı, gider azaltıcı tasarruf tedbirleri ile ilgili bazı tasarıların 15 Ocak tarihine kadar küçük yasa tasarıları halinde, rötuşlar şeklinde yasalara bağlanacağını ifade etti.

    Tarım ve mali sektörlerdeki kredi borçlanmalarının hükümet tarafından ele alınması ve bu borçlanmalarla ilgili gerekirse erteleme ve kolaylaştırıcı önlemlerin Bakanlar Kurulu'nda görüşüleceğini vurgulayan Yahnici, bu konuda da bir kanaat birliğinin oluştuğunu söyledi.

    Yahnici, TCK'nın 159 ve 312., Terörle Mücadele Yasası'nın 7 ve 8. maddeleri ile tutuklama sürelerine ilişkin maddelerin de yer aldığı kanunların uyum yasaları şeklinde görüşüldüğünü ve siyasi partiler arasında birlik-beraberlik sağlandığını kaydetti.

    Şevket Bülent Yahnici, sözlerini şöyle sürdürdü:

    ''Ulusal program ve Anayasa değişikliklerine paralel bir şekilde bu kanunların Meclisimizde görüşülmesi ve çıkması yönünde bir büyük mutabakat söz konusudur. Bu konuda basında çıkan ve zaman zaman MHP'ye dönük eleştiriler hiç bir şekilde doğruluk ve haklılık payı taşımamaktadır. Anayasa değişikliklerine destek vermiş olan MHP uyum yasaları konusunda üzerine düşeni yerine getirme iradesinde olan bir partidir. Bu konuda hassasiyetimizi her platformda söyleriz, dile getiririz. Bu hassasiyetler konuşulur, tartışılır. Bunlar hem hükümette kararlaştırılır hem de parlamentodan geçer.''

    Bir gazetecinin, uyum yasalarının, AİHM'den Türkiye aleyhine karar çıkması halinde, davacının mağduriyeti verilen tazminatla giderilemeyecek ağırlıkta ise yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunma hakkı tanıdığını anımsatması üzerine Yahnici, bu konuda bir çekincelerinin bulunduğunu bildirdi. Bu konuyu daha önce açıkladıklarını belirten Yahnici, ''Adalet Bakanlığı'nın bu konudaki gerek AB'nin isteklerine, gerek Ulusal Program gerekse Anayasa değişikliği doğrultusunda yapılmasını zaruri görmediğimiz bir değişiklik olarak düşündüğümüzü söylemişiz'' diye konuştu.

    Bir gazetecinin TCK'nın 312. maddesine ilişkin MHP'nin çekincelerinin bulunduğunun anımsatılarak bu konuda bir netliğin olup olmadığının sorulması üzerine de Yahnici, şu yanıtı verdi:

    ''Netlik var. Her şey hazırdır. Güzel olur, her şey olur. MHP memnun olmama üzerine politika yapmıyor. Bizim görevimiz hem insanlarımızı memnun etmek, hem de memnun olmayacağımız hadise karşısında da gerekli tavrı koymaktır. MHP geçimsiz bir parti değildir. Uzlaşma ve anlaşma zemini söz konusudur. O zemin işlemektedir. Uyum yasaları ile ilgili olarak da işliyor. Bugünkü toplantıda da bir anlaşmazlık yoktur.''

    Yahnici, partiler arası uzlaşma komisyonunda anlaşma sağlanmak şartıyla seçim ve siyasi partiler kanunlarının görüşülmesini istediklerini de belirterek, bunun ileri ki günlerde gündeme getirilmesinin söz konusu olduğunu sözlerine ekledi.

    Yahnici, MHP Çorum Milletvekili Abdülhaluk Çay'ın görevden alınmasına ilişkin Bahçeli'nin divan üyelerine bir bilgi verip vermediğine ilişkin soru üzerine, ''Hayır. Bir gerekçe açıklama durumda değildir Genel Başkan... Sadece bilgi verdi. Gerekçe bellidir'' dedi.

    Gerekçenin ne olduğuna ilişkin soruya ise Yahnici, ''Devlet Bey bilir. Atama makamı da, görevden alma makamı da odur'' karşılığını verdi.

    Bu arada, toplantıda Bahçeli'nin, Çay'ı görevden almasına ilişkin olarak, ''Azletmek durumunda kaldım. Keşke olmasaydı. Bize de ona da hayırlı olsun'' dediği öğrenildi.

    KDV ORANLARI... ÇİLLER: ''BU KADAR YÜKSEK KDV ORANLARI İLE NE SATIŞLAR ARTAR, NE ÜRETİM ARTAR, NE DE İSTİHDAMI ARTIRMAK MÜMKÜN OLUR''

    ANKARA, 25/12 --- DYP Genel Başkanı Tansu Çiller, ''yüksek KDV oranları ile satışları, üretimi ve istihdamı artırmanın mümkün olmadığını'' belirtti.

    Çiller, KDV oranlarına ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, otomobil, beyaz eşya ve elektrikli ev aletlerinde geçen Kasım ayında düşürülen KDV oranlarının, yeni yılla birlikte yeniden artacağının görüldüğünü ifade etti.

    DYP Genel Başkanı Çiller, şunları kaydetti:

    ''IMF'ye, yeni vergi indirimi yapılmayacağı yönünde hükümetin taahhütte bulunacağı, sızan haberler arasında görülüyor.

    Her tarafta KDV indiriminden dolayı satışların artırılması gerekirken, vergi oranlarını yüksek tutmak yanlış olacaktır. İstihdam ve üretim, Türkiye'nin baş sorunudur. Bu kadar yüksek KDV oranları ile ne satışlar artar, ne üretim artar, ne de istihdamı artırmak mümkün olur.

    Hükümetin, çok sınırlı alanda uyguladığı KDV indiriminin sonuçlarını ve etkilerini göz önüne alması gerekir. Türkiye'de sadece bir kesimi değil, her Türk insanını rahatlatacak anlayış ve yaygınlıkta KDV oranlarının, yeni yılda oranlar düşürülerek yeniden ayarlanması gerekir.''

    SÖYLEMEZ: ''ARJANTİN'İN BUGÜN İÇİNE DÜŞTÜĞÜ İÇLER ACISI HAL, HÜKÜMETİN KULAĞINA KÜPE OLMALIDIR VE TÜRKİYE ARJANTİN'İN BU HALİNDEN MUTLAKA DERS ALMALIDIR''

    ANKARA, 25/12 --- DYP Genel Başkan Yardımcısı Ufuk Söylemez, ''Arjantin'in bugün içine düştüğü içler acısı hal, hükümetin kulağına küpe olmalıdır ve Türkiye Arjantin'in içine düştüğü bu halden mutlaka ders almalıdır'' dedi.

    Söylemez, bugün parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında son siyasi gelişmeleri değerlendirdi.

    Arjantin'de meydana gelen ekonomik kaosu, bütün dünyanın kaygıyla izlediğini hatırlatan Söylemez, Arjantin'le Türkiye'nin coğrafi, tarihi ve yapısal farklılıklarına rağmen, iki ülke arasında ''talihsiz benzerlikler'' bulunduğunu, iki ülkenin de ekonomik krizi bir kader olarak yaşadığını söyledi.

    İki ülkede de ''dış borç almadan piyasaların düzelmesi mümkün olmayan'' bir kısır döngüye girildiğini, Türkiye'nin dış borcunun 120 milyar dolara, Arjantin'in dış borcunun ise 132 milyar dolara yükseldiğini anlatan Söylemez, iki ülkenin de son yıllarda IMF politikalarına aynen uyduğunu söyledi.

    IMF'nin Arjantin'de ''işlerin sarpa sarmasından sonra'' bu ülkeyi kaderine terkettiğini öne süren Söylemez, Devlet Bakanı Kemal Derviş ile Arjantin Ekonomi Bakanı Domingo Cavallo'yu da birbirine benzeterek, ''IMF ve Dünya Bankası destekli iki bakan ne garip kader ve tesadüftür ki Mart 2001'de göreve getirilmiştir. Bugün yurtdışına çıkması yasaklanan Cavallo ile Kemal Derviş, Mart 2001 tarihinde aynı ay ve tarihte IMF ve Dünya Bankası'nın desteğiyle ülkelerinde geniş yetkilerle ekonomi bakanlığına atanmışlardır'' diye konuştu.

    Ufuk Söylemez, IMF'nin yanlış politika ve programlarla bu ülkelerin kaderini çok olumsuz etkilediğinin inkar edilemeyeceğini, ancak asıl suçluların, ''IMF ile ülke şartlarına uygun müzakere yapmayan, IMF standart reçetelerine teslim olan, yetersiz, yeteneksiz ve bilgisiz iktidarlar'' olduğunu öne sürdü.

    Türkiye'de Arjantin benzeri olayların yaşanmamasının iki temel nedeni bulunduğunu vurgulayan Söylemez, bunlardan birincisinin, Türk milletinin ''sabırlı, sağduyulu, demokrasiye inançlı demokrat bir millet olması, aile içi dayanışması ile gelenek ve görenekleri'' olduğunu söyledi.

    İkinci nedenin ise ABD'de 11 Eylül'de yaşanan terörist saldırılar sonucu Türkiye'nin bölgede ve dünyada bir ''anahtar ülke'' konumuna gelmesi olduğunu kaydeden Söylemez, ''Ekonomik programın başarısız olmasına ve Türkiye tarihi bir yoksullaşmaya sürüklenmesine rağmen IMF, Amerika destekli 10 milyar dolarlık bir ilave krediyi Türkiye'ye vereceğini taahhüt ederek bir anlamda Türkiye'deki büyük bir çöküşün geçici olarak da önüne geçmiştir'' dedi.

    Söylemez, şunları kaydetti:

    ''Bir zamanlar yükselen bir ekonomi, petrol imkanları, büyük hayvancılık ve tarım gücüyle Arjantin'in bugün içine düştüğü içler acısı hal, hükümetin kulağına küpe olmalıdır ve Türkiye Arjantin'in içine düştüğü bu halden mutlaka ders almalıdır.

    Türkiye'de yapılması gereken, artık ekonominin ve demokrasiyi tıkamanın önüne geçmektir. Türkiye'nin süratle bir taze başlangıca ihtiyacı var.''

    Başbakan Bülent Ecevit'in dün yaptığı açıklamada, ''Halkın, hükümete her zamankinden daha fazla güven duyduğunu'' söylediğini hatırlatan Söylemez, ''O zaman Başbakan'a bizim tavsiyemiz, Başbakanlığa giden yollardaki barikatları, bariyerleri ve engelleri kaldırmasıdır'' dedi.

    İzmir'de yaşanan sel felaketine de değinen Söylemez, Türkiye'nin üçüncü büyük kenti olan İzmir'de, son bir yılda 3-4 defa aşırı yağışların ''sel felaketine dönüştüğünü'', bunun sonucunda can ve mal kaybı olduğunu hatırlattı.

    Felaket sonucu Organize sanayi bölgesinde 70'den fazla fabrikada trilyonlarca liralık zarar meydana geldiğini belirten Söylemez, buna karşılık hükümetin ve belediyenin yetersiz kaldığını öne sürdü.

    Hükümet ile İzmir Büyükşehir Belediyesini, ''her yağmurun sel felaketine dönüşmesini'' önleyememesi, gerekli altyapı düzenlemelerinin yapılmaması ve İzmir'in afet bölgesi ilan edilmemesi nedeniyle kınadıklarını belirten Söylemez, ''İzmirliler, artık hükümetten temenni ve söz değil, icraat bekliyor'' dedi. Söylemez, kararname çıkarılarak selden zarar gören yerlerin ''afet bölgesi'' ilan edilmesini istedi.

    ŞAHİN: ''ÜLKENİN GENEL DURUMU, CEZAEVİ ŞARTLARINDAN DAHA KÖTÜ HALE GELMİŞTİR''

    ANKARA, 25/12 --- AK Parti Grup Başkanvekili Mehmet Ali Şahin, ülke şartlarının cezaevinden daha kötü duruma geldiğini öne sürdü.

    Şahin, Parlamento'da düzenlediği basın toplantısında, TBMM'nin ''Hükümet'in talimatlarıyla'' çalışmaktan kurtulması gerektiğini belirterek, ''Meclis, şimdi adeta Hükümet ortaklarının iki dudağından çıkan işaretle çalışıyor. Bu Meclis'e gölge düşürüyor. Hükümet, icraatlarıyla sadece ülkeye değil, Meclis'e de zarar veriyor'' görüşünü savundu.

    Şahin, TBMM gündeminde çok sayıda yasa tasarısı ve teklifi bulunduğunu, bunların önemli bir bölümünün de iktidar partisi milletvekilleri tarafından verildiğini, görüşülmesi halinde muhalefetin de destek vereceğini söyledi.

    TİSK Başkanı Refik Baydur'un ''İş Güvencesi Yasa Tasarısı'nı 1.5 yıldan beri Bakanlar Kurulu'nda bekletiyorum'' şeklindeki sözlerine işaret eden Şahin, ''İş Güvencesi Yasa Tasarısı, 1.5 yıldır Bakanlar Kurulu'nda bekliyor mu beklemiyor mu? Bu konuda tatmin edici bir açıklama yapılmasını bekliyoruz. Aksi takdirde, Baydur'un sözlerinin doğru olacağını düşüneceğiz'' diye konuştu.

    Şahin, Başbakan Bülent Ecevit'in ''Halk bizden memnun, ülkeyi iyi yönetiyoruz'' dediğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

    ''Sayın Başbakan sanki başka bir galakside yaşıyor. İlk kez bu yıl açlıktan ölen insanlar gördük. İnsanlar artık, işsizlik, açlık, yoksulluk ve ağır kış koşullarından dolayı, cezası 3-5 ayı geçmeyen suçlar işleyerek kışı cezaevinde geçirmeye rağbet ediyorlar. Yaz aylarında cezaevi nüfusu 60 bin iken, şimdi 70 bine çıktı. Ülkenin genel durumu, cezaevlerinden daha kötü duruma getirilmiştir.''

    Şahin, Japon Kuni Nakazono'nun evlenmek için Türkiye'de damat aradığını belirterek, ''Bu ülke kızlarının kökü mü kurudu?'' diye sordu. ''Bu ülkede taşı sıksa suyunu çıkaracak gençler, ülkenin geldiği durum nedeniyle uzak diyarlara gitmenin peşinde'' diyen Şahin, bu durumun, ''Ülke için onur kırıcı bir tablo'' olduğunu kaydetti.

    ANAP Lideri Yılmaz'ın sorunlara çözüm olarak bakan sayısının düşürülmesi önerisine işaret eden Şahin, ''Anadolu'da bir söz var; Oyunda gözü olmayan gelin, yerim dar dermiş. Bu Hükümet de bu işleri beceremeyince, (yerimiz dar, bakanlarımızın sayısını indirelim) diye, sorun çözücü olmayan bir takım önerilerle halkın karşısına çıkıyorlar. Diyelim ki, 4'e indirdiler sonuç yine değişmez'' dedi.

    Şahin, 2002 yılı bütçesinin 2001 yılından farklı olarak ''torunları da borçlandıracağını'' ileri sürerek, Başbakan Bülent Ecevit'in ABD'ye yapacağı ziyarette, Amerikan yönetiminden daha fazla krediye destek istemek yerine, ihracatın artırılması için destek araması gerektiğini söyledi. Şahin, ''Ülke için en büyük fayda üretim, istihdam ve ihracatın artırılmasıdır'' dedi.

    CANDAN: ''BU ŞEKİLDE GİDERSE TÜRKİYE ARJANTİN'DEN DAHA KÖTÜ OLUR''

    ANKARA, 25/12 --- SP Grup Başkanvekili Veysel Candan, ekonomik krizin derinleşerek arttığını ifade ederek, ''Bu şekilde giderse Türkiye, Arjantin'den daha kötü olur'' dedi.

    Candan, Parlamento'da düzenlediği basın toplantısında, Hükümet'in ekonomik kriz konusunda yangının üzerine körükle gittiğini, zamları ve vergileri arttırdığını kaydederek, ''İthal Bakan uygulaması Arjantin'i batırdı, şimdi sıra Türkiye'de'' diye konuştu.

    Türkiye'nin şartlarının Arjantin'den daha kötü olduğunu savunan Candan, Hükümet'in ''sosyal patlama olmaz rehavetine'' karşın, Türkiye'nin adım adım sosyal patlamaya doğru gittiğini öne sürdü.

    Veysel Candan, 2002 yılı bütçe hedeflerinin tutturulmasının mümkün olmadığını da kaydederek, bütçe rakamlarıyla ''halkın aldatıldığını ve uyutulduğunu'' savundu. Bütçeyi ''iflas bütçesi'' olarak niteleyen Candan, ''Bu şekilde giderse Türkiye Arjantin'den daha kötü olur'' diye konuştu.

    Hükümet'in kendi içinde bile güven bunalımı olduğunu öne süren Candan, ''Demokratik etik açısından bu Hükümet meşruiyetini kaybetmiştir. Hükümet hem şaşkın, hem çaresizdir. Hükümet uzatmaları oynamaktadır'' dedi.

    Candan, bazı yasaların IMF ve Dünya Bankası'nın dayatmasıyla çıkarıldığını da savunarak, ''IMF ve Dünya Bankası pimi çekilmiş bomba gibi beklemektedir. (Koşullarımıza ya uyarsanız ya uyarsınız) demektedirler. Millet, ülkeyi bu hale getirenlerden sandıkta hesap soracaktır'' diye konuştu.

    SP Grup Başkanvekili Candan, krizden çıkış yolları bulunduğunu belirterek, bunun için önerilerini şöyle sıraladı:

    ''-Hukukun üstünlüğüne dayanan bir devlet anlayışı tesis edilmeli,

    -Güven ortamı sağlanmalı,

    -Bir milli borçlanma politikası izlenmeli,

    -Bankacılık sektörü mevduat bankacılığından yatırım bankacılığına dönmeli, hortumlama durmalı, borsa denetim altına alınmalı, dövizin spekülatif hale gelmesi önlenmeli,

    -Öncelikle yatırıma, üretime, istihdama öncelik verilmeli,

    -Öz kaynaklar değerlendirilmeli,

    -Kamuda tasarrufa gidilmeli,

    -Yolsuzluklar önlenmeli,

    -Yerinden yönetime gidilmeli,

    -Siyasi istikrar sağlanmalı.''

    Candan, Ecevit'in ABD gezisi öncesinde, siyasi parti liderlerini ziyaret ederek bilgilendirmesini de istedi. Candan, Ecevit'in bu gezide, Irak'a müdahalenin, Güney Kıbrıs'ın AB'ye alınmasının ve ABD'nin İsrail yanlısı Ortadoğu politikasının yanlışlığını anlatması gerektiğini söyledi. Candan, Ecevit'ten, petrol ve doğalgaz boru hatlarını gündeme getirmesini, kotaların kaldırılmasını ve körfez krizi nedeniyle Türkiye'ye ödenmeyen 40 milyar doların ödenmesini talep etmesini istedi.

    ULUSAL TARIM KONGRESİ.. BAYKAL: ''DESTEKLEME POLİTİKASI, TARIMIN TEMEL SİLAHIDIR''

    ANKARA, 25/12 --- CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, destekleme politikalarının tarımın temel silahı olduğunu, Doğrudan Gelir Desteği politikasının ise üretimden kopuk olduğunu belirterek ''Bu, Fak-fun-fon desteği gibi'' dedi.

    Türkiye Ziraatçılar Derneği'nin ATO'da bugün başlayan ''Ulusal Tarım Kongresi''nin bugünkü konuklarından, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, konuşmasında, geçmiş dönem tarım politikalarını eleştirdi.

    Türkiye'nin en sancılı kesimini köylülerin oluşturduğunu ve bu kesimin seslerini duyurma olanağı olmadığını vurgulayan Baykal, ''Bu bakımdan çiftçinin sorunu, her platformda dile getirilmeli'' dedi.

    Türkiye'nin, son dönemde tarımda ciddi bir tahribat yaşadığını, bunun temelinde tarımın Türkiye'de yüksek maliyetle yapılması ve verimlilikten uzak olması gibi nedenlerin yattığını, bu nedenlerin de kabul gördüğünü anlatan Baykal, ''Bütün gelişmiş ülkelerin ürün fazlası vardır. Ve bu ülkeler Türkiye gibi ülkeleri de tarım pazarı olarak görmektedirler.(Hazır biz üretiyoruz, siz kendinizi yormayın biz size göndeririz) demek istemektedirler'' ifadesini kullandı.

    Türkiye'de tarımın gerçekten güç bir iş olduğunu, çünkü 4 milyon işletme bulunduğunu kaydeden Baykal, ''Buna karşılık 28 milyon hektar arazi bulunmaktadır'' dedi. Baykal, bu işletmelerin küçük verimsiz ve dağınık olduğunu vurgularken, ancak bunun değiştirebileceğini, Türkiye'nin, sadece kendisi için değil, dünya için üretim yapabilecek konuma getirilmesinin mümkün görüldüğünü vurguladı. Baykal, ''işte bu temel anlayıştan yola çıkılırsa, tarım daha farklı yerlerde olur'' dedi.

    Tarımın, Türkiye'de bir ''ayak bağı'' gibi görülmemesi gerektiğine dikkati çeken Baykal, şöyle konuştu:

    ''Türkiye, bugün net tarım ithalatçısı bir ülke konumuna gelmiştir. Artan nüfusu besleyecek ürün çeşidine Türkiye gitmek zorundadır. 4 milyar dolarlık ithalat yapmakta, bunun çok altında da ihracat yapabilmektedir. Bu bir başarısızlık tablosudur.''

    ''Sanayi gelişsin, tarım gelişmese de olur'' gibi bir anlayışın olamayacağını, bu iki sektörün birbirinin rakibi durumunda olmadığını ifade ettiği konuşmasında Baykal, tarımda üretimin artırılması gerektiğine inandıklarını söyledi.

    Verimin, destekleme politikaları ile yapılabileceğini bildiren Baykal, şunları kaydetti:

    ''Elinden destekleme politikası alınmış bir tarım olamaz. Destekleme politikaları tarımın temel silahıdır. Türkiye'nin en kısa zamanda, katma değeri yüksek, sosyal dengeyi sağlayıcı, ihracata yönelik ve yağlı bitkilerin ekimine ve üretimine yönlendirici, tarım desteklemelerini ortaya koyması gereklidir.''

    Baykal, Doğrudan Gelir Desteği politikaları ile tarımın desteklenmesinin mümkün olmadığını belirtirken, ''Bu tarıma, üretimden kopuk fak-fun-Fon (Sosyal Yardımılaşma ve Dayanışmayı Destek Fonu) desteği gibidir. Bu çiftçiye tarımdan vazgeçin demektir. Bu çiftçinin ölmemesi için verilen bir paradır'' diye konuştu.

    ATO Başkanı Sinan Aygün de, Arjantin'de yaşanan krizin sorumlusu olarak IMF politikalarını gördüğünü, buna karşılık Türkiye'nin Arjantin gibi olmayacağı tezinin savunulduğunu söyledi.

    Aygün, ''bizim çiftçimizin, insanımızın, devletine saygısı büyüktür. İslamiyetin verdiği yardımlaşma duygusu, aşevleri, dernekler sendikalar ve diğer sivil toplum örgütleri gibi kuruluşlar birtakım şeyleri önlüyorlar ama bu demek değil ki, Türkiye'de patlama olmaz. Bugün 124 bin tane kepenk indirilmiş vaziyettedir. Herşeyin bir sınırı var'' şeklinde konuştu.

    Aygün, ulusal kaynaklara dönülmesi gerektiğini anlatırken, ''İMF ekonomik kriz alametidir'' dedi. İMF politikaları ile hiçbir yere varılamayacağını, İMF'nin ne dediyse yapıldığını, yine de krizden çıkılamadığını savundu.

    Aygün, gelecek yıl Türkiye'de kıtlık olacağını öne sürürken, Türkiye'nin, AB ile imzaladığı Gümrük Birliği Anlaşması ile 5 yılda uğradığı zararın 60 milyar dolar olduğunu bildirdi. Aygün ''12 tane ülke, AB kapısında üyelik için duruyor. Türkiye'den başka hangisiyle Gümrük Birliği Anlaşması yapıldı'' diye sordu.

    Türkiye ziraatçılar Derneği Başkanı İbrahim Yetkin de, Türkiye'de tarımın 21 yıldır ihmal edilen bir sektör olduğuna dikkat çekerek, tarımsal kit'lerin özelleştirme adı altında yağmalandığını savundu.

    Yetkin, üretici birliklerinin siyasetçilerin elinde kaldığını, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın, pekçok biriminin kaldırıldığını ve bakanlığın etkisiz ve yetkisiz duruma getirildiğini kaydetti.

    Türkiye'nin tarım ithalatçısı bir ülke durumuna getirildiğini de anlatan Yetkin, Türk çiftçisinin sıkıntılı bir duruma sokulduğunu, tarıma dayalı sanayinin de kapısına kilit vurulduğunu bildirdi.

    Türkiye ile AB arasında 1995 yılında imzalanan Gümrük Birliği Anlaşması'nın, tarımda büyük zararlar doğurduğunu da ifade eden Yetkin, ''Türkiye bu anlaşmayla, kendi çiftçisini ezmiştir. Bunu da vatanseverlik olarak yansıtmışlardır. Bu nasıl bir vatanseverliktir. Türkiye'nin, 2002 yılında bu anlaşmadan dolayı zararı 12 milyar dolardır. Halbuki Türkiye, 3.5 milyar için, 10 milyar için kapı kapı dolaşmaktadır'' diye konuştu.

    GÜLTEKİN: ''TÜRKİYE, KIBRIS VE KUZEY IRAK KONULARINDA TUZAĞA DÜŞÜRÜLDÜ''

    NİĞDE, 25/12 --- İşçi Partisi (İP) Genel Sekreteri Mehmet Bedri Gültekin, Türkiye'nin, Kıbrıs ve Kuzey Irak konularında tuzağa düşürüldüğünü öne sürdü.

    Gültekin, İP Niğde Teşkilatı'nda düzenlediği basın toplantısında, ABD ve İngiltere'nin Türkiye'yi oyaladığını, Laeken Zirvesi öncesinde verilen sözlerin, yapılan anlaşmaların hiçbirinin değerinin ve geçerliliğinin bulunmadığını kaydetti.

    AB'nin Türkiye'ye yeşil ışık yaktığı, ortaklık görüşmelerinin önünün açıldığı, ekonominin iyiye gittiği iddialarının doğru olmadığını öne süren Gültekin, ''Laeken Zirvesi, Nice Zirvesi'nin kararlarını daha da pekiştirdi. Yani Kıbrıs ve Ege, Avrupa Ordusu'nun müdahale alanı olmaya devam ediyor. AB, Yunanistan'ın direndiğini öne sürerek, kendi oyununu oynuyor. Tükiye, Kıbrıs ve Kuzey Irak konusunda tuzağa düşürüldü'' dedi.

    Gültekin, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın izlediği politikanın da doğru olduğunu söyledi.

    TBMM'DE BİR YIL BÖYLE GEÇTİ... 23 MİLLETVEKİLİ PARTİSİNDEN İSTİFA ETTİ

    ANKARA, 25/12 --- TBMM, 2001 yılında kavgalı oturumlar, istifalar, ihraçlar, parti değiştirmelerin yaşandığı hareketli bir döneme sahne oldu. FP'nin kapatılmasıyla sandalye dağılımında büyük değişiklikler meydana gelirken Meclis, 5 partiyle başladığı 2001 yılını 6 partiyle tamamladı.

    18 Nisan 1999 tarihinde yapılan seçimlerden sonra milletvekillerinin istifa ve parti değiştirmeleri açısından sakin bir dönem geçiren TBMM, 2001 yılında FP'nin kapatılması, bazı milletvekillerinin parti politikaları ve yönetimlerine muhalefetlerini yüksek sesle dile getirmeleri sonrası ihraçlar, istifalar ve transferlerle hareketli bir yıl yaşadı.

    Yeni yılın başlamasıyla yoğun bir çalışma dönemine giren TBMM'de ilk istifa, 8 Ocak tarihinde yaşandı. FP İstanbul Milletvekili Mehmet Fuat Fırat partisinden ayrıldı. Fırat, yaklaşık bir ay bağımsız kaldıktan sonra ANAP'a katıldı.

    Şartlı Salıverme Yasası'nın görüşmeleri sırasında Meclis kürsüsünden yaptığı konuşmada düzenlemeyi eleştirerek, ''Bu yasayı Hükümet'in suratına çarpın. Ecevit'in geçmişinde hep katilleri affetmek vardır'' diyen MHP İçel Milletvekili Ali Güngör, 10 Ocak'ta partisinden ihraç edildi. Güngör, ihracın ardından hiçbir partiye katılmayarak, parlamenterlik görevini bağımsız milletvekili olarak sürdürdü.

    DSP İstanbul Milletvekili Mustafa Düz de Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan hakkında bazı usulsüzlük iddialarında bulunduktan sonra, 22 Ocak'ta partisinden istifa etti. İstifasından 4 gün önce kesin ihraç istemiyle Merkez Disiplin Kurulu'na sevkedilen Düz de hiçbir partiye katılmayarak, bağımsız milletvekili olarak kaldı. Düz'ün istifasından bir gün sonra FP'den istifa ederek bağımsız kalan Hakkari Milletvekili Evliya Parlak, DSP'ye katıldı.

    TBMM gündeminde 92 milletvekili hakkındaki 124 dokunulmazlık dosyası karar bekliyor.

    80'i Komisyon, 44'ü de Genel Kurul gündeminde bulunan dokunulmazlık dosyalarının partilere göre dağılımı şöyle:

    DSP: Hadi Dilekçi, Hasan Erçelebi, Gönül Saray Alphan, Necati Albay, Hasan Suna, Ömer Üstünkol, Rıdvan Budak, Eyüp Doğanlar, Ahmet Sancar Sayın.

    MHP: İsmail Çevik, Hasari Güler, Ahmet Erol Ersoy, Şevkat Çetin, Cemal Enginyurt, Ersoy Özcan, Nesrin Ünal, Bedri Yaşar, Cumali Durmuş, Yusuf Kırkpınar, Meral Akşener, Nidai Seven, Namık Kemal Durhan.

    ANAP: Aydın Ayaydın, Cengiz Aydoğan, Yüksel Yalova, Sebgetullah Seydaoğlu, Erkan Kemaloğlu, Ataullah Hamidi, Abdülbaki Erdoğmuş, Levent Mıstıkoğlu, İbrahim Yaşar Dedelek, Ersin Taranoğlu.

    DYP: Sedat Edip Bucak, Eyüp Aşık, Ufuk Söylemez, Nurettin Atik, Musa Konyar, Yıldırım Ulupınar, Metin Musaoğlu, Celal Adan, Kemal Çelik, Oğuz Tezmen, Mümtaz Yavuz, İbrahim Yazıcı, Takiddin Yarayan, Murat Akın, Kamer Genç, Ayfer Yılmaz, Burhan Kara, Enis Sülün.

    AKP: Abdullah Gül, Abdülkadir Aksu, Osman Pepe, Akif Gülle, Mahfuz Güler, Zeki Ünal, Bülent Arınç, Ali Sezal, Osman Arslan, Yahya Akman, Dengir Mir Mehmet Fırat, Eyüp Fatsa, Avni Doğan.

    SP: Recai Kutan, Musa Demirci, Oğuzhan Asiltürk, Fehim Adak, Rıza Ulucak, Temel Karamollaoğlu, Ömer Vehbi Hatipoğlu, Yasin Hatiboğlu, Hüsamettin Korkutata, Mehmet Batuk, Sacit Günbey, Mustafa Niyazi Yanmaz, Mustafa Kamalak, Mustafa Geçer, Latif Öztek, Ali Gören, Zeki Çelik, Mehmet Bekaroğlu, Fetullah Erbaş, Ali Oğuz, Bahri Zengin, Ahmet Demircan.

    Bağımsız: Mehmet Ağar, Sema Pişkinsüt, Nazlı Ilıcak, Bülent Ersin Gök, Mustafa Düz, Mustafa Bayram, Hüseyin Arı.''

    Şubat ayında partilerde istifa yaşanmazken, Ocak ayında FP'den ayrılan İstanbul Milletvekili Mehmet Fuat Fırat'ın 9 Şubat'ta katılımıyla ANAP'ın sandalye sayısı bir kişi arttı.

    Mart ayında TBMM Genel Kurulu, Van Bağımsız Milletvekili Mustafa Bayram'ın dokunulmazlığını kaldırdı. Bayram'ın ''Kasten adam öldürme ve tarihi eser kaçakçılığı'' suçlamalarının yeraldığı iki ayrı dosyadan dolayı 27 Mart'ta dokunulmazlığının kaldırılması kararı alındı.

    Bu ay içinde 18 Nisan'da FP'den İstanbul Milletvekili seçilen, ancak izinsiz olarak başka bir ülke uyruğuna geçtiği için Türk vatandaşlığı kaybettirilen Merve Safa Kavakçı'nın milletvekilliği resmen sona erdi. TBMM Başkanı Ömer İzgi tarafından Kavakçı'nın milletvekili sıfatının sona erdiğinin Genel Kurul'a bildirilmesi ile bu konudaki tartışmalara son nokta konuldu.

    Nisan ayında da milletvekillerinin istifa ve transferleri ile ilgili durgunluk sürdü. İstanbul Bağımsız milletvekili Aydın Menderes 16 Nisan günü DYP'ye katılırken, DYP Ordu Milletvekili Yener Yıldırım 26 Nisan günü partisinden ayrıldı.

    İstanbul Milletvekili Mukadder Başeğmez, 19 Nisan günü ''Gördüğü lüzum üzerine'' partisinden istifa etti, ancak ertesi gün istifasını geri aldı.

    Mayıs ayının ilk günü 2 milletvekili Genel Başkan Bülent Ecevit ve parti yönetimini eleştirerek DSP'den istifa ettiler.

    İzmir Milletvekili Mehmet Özcan ile İstanbul Milletvekili Nazire Karakuş, DSP'de hayal kırıklığına uğradıklarını ifade ederek istifalarını açıkladılar.

    Karakuş ve Özcan, Anayasa değişikliği oylamalarında açık oylama kullanmaları için DSP yönetimden baskı gördüklerini, ekonomik yolsuzluklar ve irtica tehlikesi konusunda duyarlı davranılmadığını savunurken, Başbakan Ecevit'in ''Devlet krizi var'' şeklinde açıklama yapmasını da eleştirdiler. Milletvekilleri, DSP Kongresi'nde Genel Başkan adayı Sema Pişkinsüt'ün konuşturulmamasına da tepki gösterdiler. Her iki milletvekili istifalarının ardından bir başka partiye katılmadı.

    Anayasa Mahkemesi'nin 22 Haziran'da FP'yi kapatması ve İstanbul Milletvekili Nazlı Ilıcak ile Tokat Milletvekili Bekir Sobacı'nın miletvekilliğini düşürmesi, Meclis'te büyük sarsıntılara yol açtı. Kapatma kararı ile birlikte Meclis'te bağımsız milletvekillerinin sayısı 116'ya çıktı.

    FP'nin kapatılmasının ardından bağımsız kalan milletvekilleri yeni bir parti kurmaya çalışırken, bir grup eski FP'li ''yeni oluşum'' olarak adlandırılan hareketin içinde yer aldı. ANAP ve DYP'den ayrılan bazı milletvekilleri de eski FP'lilerle birlikte parti kurma çalışmalarına katıldı.

    Bu arada ANAP İstanbul Milletvekili Sadettin Tantan 6 Haziran'da, DYP Kocaeli Milletvekili Meral Akşener 4 Temmuz'da, MHP Kayseri Milletvekili Sadık Yakut 5 Temmuz'da, ANAP İstanbul Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır da 10 Temmuz'da parti yönetimleriyle görüş ayrılığına düştüklerini açıklayarak istifa ettiler.

    Kapatma kararı verildiğinde FP'li olan 102 milletvekilinden büyük bir bölümü yeni kurulan Saadet Partisi ile AK Parti'ye katılırken, Ankara Milletvekili Cemil Çiçek, İstanbul Milletvekilleri İsmail Kahraman ile Azmi Ateş bağımsız kaldı. SP, 20 Temmuz'da 51 milletvekiline sahip bir parti olarak siyaset sahnesinde yerini aldı. Ancak 23 Temmuz günü Kahramanmaraş Milletvekili Ali Sezal, 24 Temmuz günü Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan, 26 Temmuz günü de Bolu Milletvekili İsmail Alptekin SP'den istifa etti. Sezal ve Alptekin kuruluşunda AK Parti'de yerlerini alırken, Avni Doğan 14 Kasım'da bu partiye katıldı.

    AK Parti, 14 Ağustos'da Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında kuruldu. FP'nin kapatılmasıyla bağımsız kalan milletvekillerinin yanı sıra ANAP'tan istifa eden Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır, DYP'den istifa eden Van Milletvekili Hüseyin Çelik ve Manisa Milletvekili Necati Çetinkaya, MHP'den istifa eden Kayseri Milletvekili Sadık Yakut'un katılımıyla AK Parti, Parlamento'da 51 sandalyeye sahip oldu. AK Parti'ye milletvekili katılımları Şanlıurfa Bağımsız Milletvekili Zülfikar İzol'la başladı.

    AK Parti'nin kuruluş çalışmalarına katılan Meral Akşener, ''Yanılmışım'' diyerek oluşumdan ayrıldı. Akşener, 5 Kasım'da MHP'ye katıldı.

    Konya Milletvekili Hüseyin Arı 18 Ekim günü düzenlediği bir basın toplantısında parti yönetimini eleştirerek AK Parti'den istifa etti ve bağımsız kaldı.

    ANAP'ın 4-5 Ağustos'ta yapılan 7. Olağan Kongresi'nin ardından bu partide de istifalar yaşandı. Adıyaman Milletvekili Mahmut Bozkurt, kongrenin ikinci günü partisinden istifa edip 28 Eylül'de DYP'ye katıldı. Kongrede Genel Başkan Mesut Yılmaz'a karşı genel başkanlığa aday olan Trabzon Milletvekili Eyüp Aşık, 28 Eylül'de partisinden istifa etti, 5 Ekim'de de DYP'ye geçti. Giresun Milletvekili Burhan Kara 11 Ekim'de ANAP'tan istifa ederek 18 Ekim'de DYP'ye katıldı. ANAP'tan 1 Ekim'de İzmir Milletvekili Süha Tanık, 4 Ekim'de İstanbul Milletvekili Mehmet Ali İrtemçelik, 15 Ekim'de İçel Milletvekili Ali Er istifa etti. Er, 3 Kasım'da AK Parti'ye, Tanık, 14 Kasım'da DYP'ye katılırken, İrtemçelik, milletvekilliği görevini bağımsız olarak sürdürdü.

    ANAP'tan istifalar 1 Kasım'da Balıkesir Milletvekili Agah Oktay Güner'in istifasıyla sürdü. ANAP'ın hükümet içinde kalmasını eleştirerek partisinden istifa eden Güner de hiçbir partiye katılmayarak, bağımsız milletvekilleri arasında yerini aldı.

    Güner'in ardından 6 Kasım'da Tekirdağ Milletvekili Enis Sülün de seçim bölgesinde düzenlediği basın toplantısında partisini eleştirdi ve istifa etti. Sülün, 21 Kasım'da DYP'ye katıldı.

    DSP'nin 29 Nisan günü Ankara'da yapılan 5. Olağan Kongresi'nde genel başkanlığa aday olan Aydın Milletvekili Sema Pişkinsüt, 26 Eylül'de partisinden ayrıldı. Kongrede adaylık konuşması yaptırılmayan, daha sonra yaptığı açıklamalarla partisini sürekli eleştiren Pişkinsüt, kongreden yaklaşık 5 ay sonra partisinden istifa etti ve bağımsız kaldı.

    MHP Ankara Milletvekili, Bayındırlık ve İskan Bakanı Koray Aydın, hakkındaki yolsuzluk suçlamaları üzerine 5 Eylül'de bakanlık ve milletvekilliğinden istifasını açıkladı. ''Vurgun Operasyonu'' sonrası hazırlanan iddianamede isminin yer almaması üzerine MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Koray Aydın'ın ''İtibarının iade edileceğini ve grup başkanvekilliği görevine seçileceğini'' açıkladı. Bu açıklamaların ardından 7 Kasım'da Genel Kurul'da yapılan oylama sonucunda Aydın'ın istifası kabul edilmedi. Daha sonra grup toplantısında yapılan bir seçimle de Koray Aydın MHP Grup Başkanvekilliği'ne getirildi.

    TBMM'de 2001 yılında yaşanan istifalar nedeniyle bağımsız milletvekillerinin sayısı, grup kurmak için gerekli olan 20 rakamını zaman zaman aştı. Halen bağımsız olan 19 milletvekili şunlar:

    ''Ahmet Özal (Malatya), Mehmet Ağar (Elazığ), Mustafa Bayram (Van), Mail Büyükerman (Eskişehir), Bülent Ersin Gök (İstanbul), Ali Güngör (İçel), Mustafa Düz (İstanbul), Mehmet Özcan (İzmir), Nazire Karakuş (İstanbul), Sadettin Tantan (İstanbul), Cemil Çiçek (Ankara), Bekir Sobacı (Tokat), Nazlı Ilıcak (İstanbul), Mehmet Ali İrtemçelik (İstanbul), Azmi Ateş (İstanbul), İsmail Kahraman (İstanbul), Sema Pişkinsüt (Aydın), Hüseyin Arı (Konya), Agah Oktay Güner (Balıkesir).''

    Bu arada, Ocak ayında geçirdiği beyin rahatsızlığı nedeniyle ameliyat olan DSP Konya Milletvekili Turan Bilge yaşamını kaybetti. Bilge'nin 29 Ocak'taki ölümünden bir gün sonra TBMM Genel Kurulu, ilk kez bir milletvekilinin yaşamını yitirmesine sahne oldu.

    İçtüzük değişikliği nedeniyle gergin bir oturumun yaşandığı 30 Ocak günü, yumruklaşmaya kadar varan tartışmalar sonunda DYP Şanlıurfa Milletvekili Fevzi Şıhanlıoğlu kuliste kalp krizi geçirerek yaşamını yitirdi. Şıhanlıoğlu'nun ölümü nedeniyle ''kastın aşılması suretiyle adam öldürme'' iddiasıyla MHP İçel Milletvekili Cahit Tekelioğlu ile MHP Osmaniye Milletvekili Mehmet Kundakçı hakkında dava açıldı.

    21. Dönem'in en yaşlı milletvekili DYP Elazığ Milletvekili Ali Rıza Septioğlu, 3 Eylül'de yaşamını kaybetti. 88 yaşında ölen Septioğlu, uzun yıllar ''En yaşlı vekil'' sıfatıyla Genel Kurul'un ilk oturumlarının açılışında geçici başkanlık görevini üstlendi. Septioğlu, kapatılan HEP Milletvekillerinin, SHP listesinden seçildikleri dönemdeki olaylı yemin törenini de yönetmişti. 5 dönem milletvekilliği görevini üstlenen Septioğlu, Devlet Bakanlığı da yapmıştı.

    DSP Hatay Milletvekili ve Anayasa Komisyonu Başkanvekilli Namık Kemal Atahan da geçirdiği beyin kanaması sonucu 10 Kasım'da yaşamını yitirdi.

    TBMM'nin 1 Ocak 2001'deki sandalye dağılımı, 24 Aralık 2001 tarihi itibarıyla şöyle değişti:

    1 Ocak 2001 24 Aralık 2001

    ------------------- ----------------

    DSP 136 DSP 130

    MHP 127 MHP 127

    FP 102 DYP 84

    ANAP 88 ANAP 79

    DYP 84 AK PARTİ 53

    BAĞIMSIZ 7 SP 48

    BOŞ 6 BAĞIMSIZ 19

    BOŞ 10


    TBMM Genel Kurulu, 2001 yılında gerçekleştirdiği 140 birleşimden 91'i için fazla çalışma kararı aldı. Sadece 9 birleşimde toplantı yeter sayısı sağlayamayan Genel Kurul, yıl boyunca toplam 733 saat 11 dakika çalıştı.

    Toplantı yeter sayısının bulunamadığı 31 Ocak ve 1 Şubat tarihli birleşimler birer dakika sürerek, bu yılın en kısa toplantıları oldu. TBMM 6 Haziran günü yapılan 13.5 saatlik toplantısı ile son yılların en uzun çalışma rekorunu kırdı.

    Kayseri Erciyes, Afyon Kocatepe ve Başkent Üniversitesi'ne bağlı çeşitli fakülte, yüksekokul ve enstitü kurulmasını öngören tasarı, 10 Ocak günü kabul edilerek 2001'in ilk yasası oldu.

    TBMM, bu yılın son haftasına kadar 113 yasayı kabul etti. Muhalefetin sık sık gündem değiştirilmesinden yakındığı bu yıl içinde özellikle Hükümet'in istediği tasarılar büyük bir hızla kabul edilerek yasalaştı. FP'nin kapatılmasından sonra bağımsız kalan milletvekillerinin Meclis çalışmalarına katılmamaları nedeniyle daha da hızlanan yasama çalışmaları, yaz tatilinden bir önceki gün DYP'nin de Genel Kurul'u terk etmesiyle rekor seviyeye çıktı ve 7 tasarı birkaç saatlik çalışma sonunda yasalaştı. Ocak ayında 7, Şubat'ta 8, Mart ayında sadece 2 yasanın kabul edildiği Genel Kurul'da, Nisan ayında yasalaşan düzenleme sayısı 32'ye yükseldi. Mayıs ayında kabul edilen yasa sayısı 10 olurken, Haziran ayında 2001'in rekoru kırıldı ve 33 düzenleme yasalaştırıldı. TBMM'nin yaz tatilini yarıda keserek olağanüstü gündemle toplanmasından sonra Ekim ayında 10, Kasım ayında da 3 yasa kabul edildi. TBMM Genel Kurulu, Aralık ayı boyunca, çalışmalarını 2002 Mali Yılı Bütçesi üzerinde sürdürdü.

    TBMM Başkanlık Divanı, Dünya Basın Özgürlüğü Günü olan 3 Mayıs'tan bir gün önce aldığı kararla, kulisleri gazetecilere kapattı. Meclis kulisine gazeteci girmesinin yasaklanmasından sonra Parlamento Muhabirleri Derneği, kararın geri alınması için bir dizi protesto eylemi gerçekleştirdi. Parlamento muhabirlerinin bu eylemlerine meslek örgütlerinin yanı sıra başta Başbakan Bülent Ecevit olmak üzere çok sayıda siyasi destek verdi.

    TBMM Başkanı Ömer İzgi, tepkilerin yoğunlaşmasının ardından 8 Mayıs günü Başkanlık Divanı kararının askıya alındığını açıkladı.

    Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, bir yıl içinde 4 yasayı veto etti.

    Veto edilen ilk yasa, Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve yayınları Hakkında Yasa, Basın Yasası, Gelir vergisi Yasası ile Kurumlar Vergisi Yasası'nda değişiklik yapılmasına ilişkin yasa oldu. Cumhurbaşkanı Sezer, özel radyo ve televizyon sahiplerinin kamu ihalelerine girebilmelerine olanak sağlayan ve yayın ilkelerini yeniden düzenleyen yasayı 18 Haziran'da bir daha görüşülmek üzere TBMM'ye iade etti.

    Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanmasına ilişkin yasa da 5 Temmuz'da Cumhurbaşkanı Sezer tarafından veto edildi. Sezer, 6 Temmuz'da tütün ekim alanlarını sınırlandıran ve fiyat oluşumunu piyasa koşullarına bırakan yasayı, 28 Kasım'da da bazı suçları DGM kapsamından çıkartan yasayı TBMM'ye geri gönderdi.

    TBMM Genel Kurulu'nun daha hızlı ve verimli çalışması amacıyla hazırlanan İçtüzük değişikliği çok gergin bir birleşim sonrasında kabul edildi.

    DYP Şanlıurfa Milletvekili Fevzi Şıhanlıoğlu'nun yaşanan kavgalı oturumun ardından kuliste kalp krizi geçirerek öldüğü toplantının ardından görüşmelere ara verildi. TBMM Genel Kurulu, verilen aranın ardından 7 Şubat günü yeniden toplanarak içtüzüğün bazı maddelerini değiştirdi. İktidar partilerinin desteğiyle kabul edilen bu değişiklikle Genel Kurul'da yasa tasarı ve tekliflerinin görüşme süreleri kısaltıldı. Ayrıca çok kapsamlı yasal düzenlemelerin ''Temel Kanun'' olarak bölümler halinde görüşülmesini öngören düzenlemeler getirildi.

    Şubat, Mart ve Nisan ayları muhalefetin ''Derviş Yasaları'' olarak isimlendirdiği tasarıların kabul edildiği aylar oldu. Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik krizden çıkabilmesi amacıyla hazırlandığı bildirilen tasarılar, muhalefetin tüm engellemelerine karşın İçtüzük değişikliğinin sağladığı olanaklardan da yararlanılarak birbiri ardına kabul edildi.

    Nisan ayında Meclis, 2001 Mali Yılı Bütçe Yasası'nda değişiklik yapan yasayı kabul etti. Bu düzenlemeyle ekonomik krizi tetiklediği ileri sürülen bankalarla ilgili bir dizi önlem alındı. 11 Nisan günü bu yasanın yanı sıra özellikle Başbakan Bülent Ecevit'in büyük önem verdiği ''Ekonomik ve sosyal Konseyin Kuruluşu, Çalışma Esas ve yöntemleri Hakkındaki Yasa''da kabul edildi.

    Cezaevlerinde yaşanan ve çok sayıda tutuklu ve hükümlünün yaşamını kaybetmesi ile sonuçlanan ölüm oruçlarının giderek yaygınlaşması üzerine TBMM'ye yeni yasal düzenlemeler sunuldu. Haziran ayında Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kurulları kurulmasını öngören tasarı kabul edilerek yasalaştı.

    TBMM Genel Kurulu, yaz tatili öncesi yasama çalışmalarını, 29 Haziran günü 7 tasarıyı birden yasalaştırarak tamamladı. Tatil öncesi kabul edilen son tasarı özellikle depremler sonrası ortaya çıkan yapı denetimi sorununu çözücü önlemleri içeren düzenleme oldu.

    TBMM, 2001 yılında uzun süredir üzerinde tartışmalar yürütülen Anayasa değişikliği çalışmalarında önemli bir aşama kaydetti. Partilerarası Uzlaşma Komisyonu, 3. Yasama Yılı boyunca yaptığı çalışmaları TBMM yaz tatiline girmeden tamamladı ve 37 maddelik değişiklik paketini 15 Haziran'da TBMM Başkanı Ömer İzgi'ye sundu.

    TBMM Başkanı Ömer İzgi iktidar partilerinin istemi üzerine TBMM Genel Kurulu'na olağanüstü toplantı çağrısı yaptı. Genel Kurul, 17 Eylül Pazartesi günü toplandı ve Anayasa Komisyonu'nun teklif üzerindeki çalışmalarını tamamlaması için çalışmalarına ara verdi. Turhan Tayan başkanlığında 19 Eylül günü çalışmalarına başlayan Komisyon, 22 Eylül Cuma günü 37 maddelik teklifin görüşmelerini tamamladı.

    Teklifin TBMM Genel Kurulu'ndaki görüşmeleri, 24 Eylül'de başladı. 25 Eylül'de 9, 26 Eylül'de 9, 27 Eylül'de 12 ve 28 Eylül'de de 9 madde kabul edilerek ilk tur görüşmeler tamamlandı. TBMM Başkanvekili Murat Sökmenoğlu başkanlığında yapılan görüşmeler 50 saat sürdü ve bu süre içinde maddelerin yanı sıra üç de değişiklik önergesi kabul edildi.

    İkinci tur oylamalar ise 2 ve 3 Ekim tarihlerinde yapıldı. Teklifteki maddelerden üçü Anayasa'nın öngördüğü yeterli oyu alamayarak ikinci turda reddedildi.

    Son anda getirilen bir önergeyle milletvekillerinin özlük haklarında düzenleme yapılması kamuoyunda büyük tepkiye yol açtı. Bu tepkiler üzerine Plan ve Bütçe Komisyonu, Gelir Vergisi Yasası'nda değişiklik yapan bir tasarıya tepkileri ortadan kaldırmak amacıyla bir madde ekledi. Ancak, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, özlük haklarıyla ilgili bu maddeyi referanduma sunma kararı alarak diğer maddeleri onayladı.

    Bu gelişmeler üzerine ülke gündemine yeni bir siyasi tartışma girdi. TBMM Başkanı Ömer İzgi ile TBMM Başkanvekili ve Uzlaşma Komisyonu Başkanı Yüksel Yalova'nın yürüttükleri mekik diplomasisi sonucunda referandumun konusunu ortadan kaldırmaya yönelik yeni bir teklif hazırlandı.

    DSP, MHP, DYP ve ANAP'tan 315 milletvekilinin imzasını taşıyan Anayasa'nın 86. maddesinde değişiklik öngören teklif, 26 Ekim'de TBMM Başkanvekili Kamer Genç'e sunuldu. İlk tur görüşmeler 6 Kasım'da, ikinci tur görüşmeler de 21 Kasım'da yapıldı. Teklif, Anayasa'da öngörülen çoğunlukla kabul edildi ve referandum krizi çözüldü.

    Bu maddenin kabul edilmesiyle Anayasa'nın bu yıl içinde değiştirilen madde sayısı 35 oldu.

    TBMM, 1926 yılından bu yana yürürlükte olan Türk Medeni Yasası'nı uzun süren bir çalışma sonunda değiştirdi. Aile hukuku ile ilgili olarak önemli değişiklikler içeren 1030 maddelik tasarı, TBMM Genel Kurulu'nda yaklaşık bir aylık bir çalışmanın ardından 22 Kasım günü kabul edildi. 1926 tarihli yasanın, dönemin Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt tarafından kalemE alınan gerekçesi yeni yasada da günümüz Türkçesine göre yeniden düzenlenerek korundu.

    1 Ocak 2002'de yürürlüğe girecek olan yasanın kabulünden sonra Adalet Komisyonu Başkanı Emin Karaa yaptığı teşekkür konuşmasında, yasanın değiştirilmesi için çalışmaların 1994 yılında başladığını anımsattı.

    Adalet Komisyonu, 14 ay süren çalışmaları sırasında 32 toplantı yaptı. Komisyonun 128 saat süren çalışma sonunda tasarıyı kabulünün ardından Genel Kurul'daki görüşmeler 24 Ekim'de başladı. Genel Kurul, ''Temel Yasa'' olarak değerlendirilerek bölümler halinde görüştüğü tasarı üzerinde 40 saat süren bir çalışma yaptı.

    Medeni Yasa'nın kabulünden sonra ayrıca yürürlük ve uygulama biçimini gösteren bir başka yasa daha Genel Kurul'da kabul edildi.

    TBMM, Hükümet'e, ABD'nin Afganistan'a yaptığı müdahale çerçevesinde ''Sürekli Özgürlük Harekatı ve devamının icrası'' kapsamında, yurt dışına asker gönderme ve yabancı askerlerin Türkiye'de bulunması için izin verdi. Hükümet tarafından 9 Ekim'de Meclis Başkanlığı'na sunulan tezkere, 10 Ekim günü Genel Kurul'da görüşülerek kabul edildi.

    TBMM Genel Kurulu, Kıbrıs konusundaki gelişmeler üzerine 23 Kasım günü bir kapalı oturum yaptı. 1949 yılından bu yana Kıbrıs konusunda yapılan 10. kapalı oturum İstanbul Bağımsız Milletvekili Mehmet Ali İrtemçelik ile 125 arkadaşının verdikleri genel görüşme önergesinin kabul edilmesi üzerine gerçekleştirildi. Kapalı oturuma milletvekilleri ve bakanlar dışında hiç kimse alınmadı. Görüşmelere ilişkin tutanaklar ''Devlet sırrı'' olarak saklanacak ve en erken 10 yıl sonra yayımlanabilecek.

    2002 Mali Yılı Bütçe Tasarısı, 17 Ekim'de TBMM Başkanlığı'na sunuldu.

    TBMM'de 12 Aralık'a kadar süren bütçe maratonu, 25 Ekim'de Maliye Bakanı Sümer Oral'ın Plan ve Bütçe Komisyonu'ndaki sunuş konuşması ile başladı. Komisyon bütçe üzerindeki görüşmelerini 15 Kasım'da tamamladı. Genel Kurul ise 3 Aralık'da başlayan bütçe görüşmelerini günde yaklaşık 12 saat çalışarak 10 günün sonunda tamamladı.

    Bakanlara Yüce Divan yolunu açabilecek Meclis Soruşturması yoluna bu yıl 4 kez başvuruldu. Bunlardan 3'ü reddedilirken, eski Bayındırlık ve İskan Bakanı Koray Aydın hakkındaki önerge kabul edildi ve Soruşturma Komisyonu kuruldu.

    Kapatılan FP'nin Konya Milletvekili Veysel Candan ve arkadaşlarının 3 Nisan günü TBMM Genel Kurulu'nda görüşülen soruşturma önergesi 2001 yılının ilk önergesi oldu. Candan ve arkadaşlarının ''Bankalar yeminli murakıp raporlarını zamanında işleme koymayarak, özel bankaların içinin boşaltılmasına neden olduğu, para politikasında pasif kalarak spekülasyonlara göz yumduğu'' iddiasıyla Devlet Bakanı Recep Önal hakkında verdikleri soruşturma önergesi reddedildi.

    Kapatılan FP'nin İstanbul Milletvekili Nazlı Ilıcak ve arkadaşlarının ''Bankalar yeminli murakıpları raporlarının zamanında işleme konulmasını engelleyerek, bazı bankaların yöneticileri hakkında yapılması gereken işlemleri geciktirdiği ve siyasi himaye sağladığı'' iddiasıyla Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan hakkında verdiği önerge de 10 Nisan günü görüşülerek kabul edilmedi.

    Kapatılan FP'nin Konya Milletvekili Teoman Rıza Güneri ve arkadaşlarının ''Enerji ihalelerinde yolsuzluk, usulsüzlük ve suiistimallere yol açtığı ve gerekli önlemleri almayarak görevini kötüye kullandığı'' iddiasıyla eski Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Cumhur Ersümer hakkında verdikleri soruşturma önergesi de 22 Nisan günü reddedildi.

    AK Parti Grup Başkanvekili Mehmet Ali Şahin ve arkadaşlarının ''Bakanlığı döneminde usulsüzlük ve suiistimallere göz yumduğu, gerekli tedbirleri almayarak görevini kötüye kullandığı'' iddiasıyla eski Bayındırlık ve İskan Bakanı Koray Aydın hakkında verdikleri Meclis Soruşturma Önergesi 29 Kasım günü görüşüldü ve soruşturma açılması kabul edildi. İktidar partileri milletvekillerinden bazılarının da desteklediği ya da oylamaya katılmayarak dolaylı destek verdiği iddia edilen bu önergenin kabul edilmesinden sonra komisyon oluşturuldu ve çalışmalarına başladı.

    Muhalefet, yıl içinde 18 ayrı gensoru önergesi verdi. Bunlardan 16'sı reddedilirken, 2'si de işlemden kaldırıldı.

    Ocak ayının ilk gensoru önergesi görüşmesi, eski Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Cumhur Ersümer hakkında yapıldı. DYP Balıkesir Milletvekili İlyas Yılmazyıldız ve arkadaşlarının ''Enerji alanındaki yolsuzluk ve usulsüzlüklerin ortaya çıkarılmasında ve teftiş kurulu raporlarının uygulanmasında görevinin gereklerini yerine getirmediği'' iddiasıyla verdikleri gensoru önergesinin gündeme alınması istemi, 23 Ocak günü yapılan oylama ile reddedildi.

    DYP Bursa Milletvekili Oğuz Tezmen ve arkadaşlarının, ''Uyguladıkları yanlış politikalar ve kötü yönetim sonucu ülke ekonomisinde tahribata yol açtıkları'' iddiasıyla Başbakan Ecevit ve Bakanlar Kurulu üyeleri hakkında verdikleri gensoru önergesi, imzaların çekilmesi sonucu 20 Şubat'ta işlemden kaldırıldı.

    Kapatılan FP'nin Konya Milletvekili Veysel Candan ve arkadaşları ''Deprem konutlarıyla ilgili ihalelerin yapılış şekli ve altyapı hizmetlerinde uyguladığı yanlış politikalarla devleti zarara uğrattığı ve afet kararnameleriyle belediyeler arasında partizanlık yaptığı'' iddialarıyla eski Bayındırlık ve İskan Bakanı Koray Aydın hakkında verdiği gensoru önergesinin gündeme alınması da 27 Şubat günü yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

    Mart ayında, kapatılan FP'nin Rize Milletvekili Mehmet Bekaroğlu ve arkadaşları ''Uyguladıkları ekonomik politikalarla ülkeyi kriz ortamına sürükledikleri'' iddialarıyla Başbakan Bülent Ecevit ve Bakanlar Kurulu üyeleri hakkında gensoru açılmasına ilişkin bir önerge verdi. Bu istem de 13 Mart günü gerçekleştirilen görüşmelerin ardından reddedildi. 27 Mart günü yapılan birleşimde DYP Grup Başkanvekilleri Nevzat Ercan, Ali Rıza Gönül ve Turhan Güven'in, ''Ekonomiyi IMF'nin hatalı reçetelerine teslim ederek, kötü yönetim sergilediği ve ekonomik çöküşe yol açtığı'' iddiasıyla Başbakan Bülent Ecevit hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergeleri kabul edilmedi.

    Muhalefet, gensoru önergeleriyle Hükümet'i ya da bakanları düşürme arayışlarını yıl boyunca sürdürdü. Nisan ayında DYP Grup Başkanvekilleri Ercan, Gönül ve Güven bu kez de Başbakan Ecevit hakkında ''Tarım ve hayvancılık sektöründe gerekli önlemleri almayarak çiftçiyi yoksulluğa mahkum ettiği'' iddiasıyla bir gensoru önergesi verdi. Bu önerge de 10 Nisan günü yapılan görüşmelerden sonra reddedildi.

    Beyaz Enerji Operasyonu kapsamında hakkında çeşitli iddialar ortaya atılan Cumhur Ersümer, 27 Nisan tarihinde bakanlık görevinden istifa etti. Ersümer'in istifası üzerine DYP Grup Başkanvekillerinin, ''Enerji yolsuzluğuyla ilgili olarak teftiş kurulu raporları ve Ankara DGM Savcısı tarafından hazırlanan iddianamede yeralan bilgi ve deliller karşısında sorumsuzluk örneği sergilediği'' iddialarında bulunulan gensoru önergesi işlemden kaldırıldı. 1 Mayıs günü yapılan birleşimde Ersümer hakkındaki önergenin işlemden kaldırıldığı açıklandıktan sonra yine DYP Grup Başkanvekillerinin Başbakan Bülent Ecevit hakkında ''Ülke ekonomisinde krize ve tahribata yol açarak esnaf ve sanatkarı tarihi bir çöküşe ve halkı fakirleşmeye sürüklediği'' iddiasıyla verdikleri gensoru önergesi de görüşmeye açıldı ve reddedildi. DYP Grup Başkanvekilleri, Haziran ayında da Ecevit hakkındaki gensoru önergelerini ''Yanlış ekonomik program ve uygulamalarla ülke ekonomisinde krize ve yoksullaşmaya yol açtığı'' iddialarını içeren önerge ile sürdürdüler. Bu önerge 14 Haziran'da yapılan görüşmelerin ardından reddedildi. DYP Grup Başkanvekillerinin, ''Yargıya müdahale ettiği'' iddiasıyla Ecevit hakkında verdikleri önerge de 25 Haziran günü kabul edilmedi.

    Yeni yasama yılının başlamasından sonra muhalefet gensoru önergelerine daha da hız verdi. 10 Ekim günü DYP Grup Başkanvekillerinin, Başbakan Ecevit hakkında ''Bayındırlık ve İskan Bakanlığı ile ilgili yolsuzlukların üzerine gitmediği'' iddiasıyla verdikleri önergelerinin gündeme alınması kabul edilmedi. Aynı gün SP Grup Başkanvekilleri Veysel Candan ve Ömer Vehbi Hatipoğlu'nun Ecevit hakkındaki, ''Uyguladıkları politikalarla ülke ekonomisini iflasın eşiğine getirdiği ve ABD'deki terör olayından sonra ortaya çıkan uluslararası kriz konusunda tutarlı politikalar ortaya koymadığı'' iddiasını içeren önergeleri de reddedildi.

    SP Grup Başkanvekillerinin,''Uyguladıkları yanlış politikalarla ülke ekonomisini iflasın eşiğine getirdiği ve TBMM'nin verdiği yetkiyi, halkın desteğini kaybetmesi nedeniyle kullanamayacağı'' iddiasıyla Ecevit hakkında verdikleri gensoru önergesinin gündeme alınması da 23 Ekim'de yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

    Kasım ayında Genel Kurul, muhalefetin birbiri ardına verdiği gensoru önergelerinin görüşmelerine sahne oldu. 6 Kasım günü SP Grup Başkanvekillerinin ''Özelleştirme sürecinde alınan yanlış kararlarla devleti zarara uğrattıkları'' iddiasıyla Başbakan Ecevit ve Bakanlar Kurulu üyeleri hakkında verdikleri gensoru önergesinin gündeme alınması reddedildi.

    AK Parti Grup Başkanvekilleri Hüseyin Çelik, Mehmet Ali Şahin ve Salih Kapusuz'un , ''Başarılı eğitim politikaları uygulamadığı, bakanlığında idareci ve öğretmen kıyımı yaptığı ve yükseköğretimi yapılandırıp, yönlendiremediği'' iddialarıyla verdikleri gensoru önergesi 14 Kasım günü yapılan oylama sonucunda kabul edilmedi.

    Aynı gün SP Grup Başkanvekilleri ve arkadaşları, Devlet Bakanı Kemal Derviş hakkında ''Ekonomi yönetiminde başarılı olamayarak, ekonomik çöküş sürecini hızlandırdığı ve dış ekonomik ilişkilerde Türkiye'yi küçük düşürücü davranışlar sergilediği'' iddiasıyla verdikleri gensoru önergesinden imzalarını çektiler. SP'lilerin iki gensoru önergesinin aynı gün görüşülmesine tepki göstererek imzalarını çekmeleri sonucu bu önerge işlemden kaldırıldı.

    SP'lilerin tekrar TBMM Başkanlığı'na verdikleri bu önergenin görüşmelerine 27 Kasım günü başlandı. 28 Kasım günü yarım kalan görüşmelere devam edildi ve önerge reddedildi.

    2001 yılı içinde milletvekilleri 63 araştırma önergesi verdi, ancak bunlardan sadece 3'ü kabul edildi.

    AK Parti Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır ve arkadaşlarının tekstil sektörünün sorunlarının ve çözüm yollarının belirlenmesi için verdikleri önergenin kabul edilmesiyle bir Araştırma Komisyonu oluşturuldu. Yalçınbayır başkanlığındaki Komisyon, 9 Ocak'ta başladığı çalışmalarını geçtiğimiz günlerde tamamladı ve raporu Genel Kurul'da görüşüldü.

    MHP Bitlis Milletvekili İbrahim Halil Oral ve arkadaşlarının Bitlis'in Ahlat ilçesinin tarihi, kültürel ve turistik değerlerinin araştırılması amacıyla verdiği araştırma önergesi de 5 Haziran günü kabul edildi ve bir komisyon oluşturuldu. Komisyon, çalışmalarını sürdürüyor.

    AK Parti Karaman Milletvekili Zeki Ünal ve arkadaşlarının yeraltı ve yerüstü su kaynaklarının araştırılması istemini içeren önergeleri de 16 Ekim'de yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi. DSP Eskişehir Milletvekili Necati Albay başkanlığında oluşturulan Komisyon, çalışmalarını henüz tamamlamadı.

    Milletvekilleri yıl içinde 1882 yazılı, 525 sözlü soru önergesi verdi. Yazılı sorulardan 1465'i yanıtlanırken, sözlü sorulardan da hiçbirine yanıt verilmedi.

    TBMM Başkanlığı, soru önergeleri ile ilgili olarak bu yıl içinde ilk kez daha önce yapılmayan bir işlemi uyguladı. TBMM Başkanı Ömer İzgi, milletvekillerinden gelen bazı önergeleri ''Özel hayatı'' ilgilendirdiği gerekçesiyle iade etti.

    G Ü N D E M : (25 ARALIK 2001)

    * Katar Emiri, Ankara'da... Cumhurbaşkanı Sezer, Katar Emiri Şeyh Hamad Bin Halife El Thani'yi Çankaya Köşkü'nde resmi törenle karşılayacak. Cumhurbaşkanı ve Katar Emiri, bir süre baş başa görüşecek. Sezer ve El Thani başkanlığındaki heyetlerarası görüşmelerin ardından anlaşmaların imza töreni ve basına açıklama yapılacak. Cumhurbaşkanı ve eşi, Katar Emiri onuruna resmi akşam yemeği verecek. Katar Emiri'ni Başbakan Ecevit de Camlı Köşk'te ziyaret edecek.
    * Cumhurbaşkanı Sezer, Tacikistan Ekonomi ve Ticaret Bakanı H. Hakim Soliyev ve beraberindekileri kabul edecek.
    * Devlet Bakanı Keçeciler, Türkiye-İran 16. Dönem KEK toplantısına katılmak üzere bulunduğu Tahran'da, Cumhurbaşkanı Hatemi tarafından kabul edilecek.
    * Devlet Bakanı Gemici, Çin'de... Gemici, Kadınlar Federasyonu'nda temaslarına devam edecek, Çocuk Eğitim Merkezi'ni ziyaret edecek.
    * Devlet Bakanı Arseven, İzmir'de gerçekleştirilecek İnsan Hakları İl ve İlçe Kurulları Eğitim Seminerleri 4. Bölge Toplantısı'nın açış konuşmasını yapacak.
    * Devlet Bakanı Mirzaoğlu ile Milli Eğitim Bakanı Bostancıoğlu, TÜBİTAK 9. Ulusal Bilim Olimpiyatları ve 6. Ulusal İlköğretim Matematik Olimpiyatı ödül törenine katılacaklar.
    * Sağlık Bakanı Durmuş, ''Yıllık değerlendirme ve sağlık hizmetlerinin yürütülmesi hakkında yönerge tanıtım ve bilgilendirme toplantısı''na katılacak.
    * Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Okuyan, Bahçeşehir Üniversitesi'nde ''Çalışma ortamı ve sosyal güvenlik'' konusunda seminer verecek. Okuyan ayrıca, Türkiye Kalite Derneği Danışma Kurulu'nun İstanbul'da yapılacak olağan toplantısına katılacak.
    * Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü'nce düzenlenen Güreş Kurultayı, Devlet Bakanı Ünlü'nün kapanış konuşmasıyla sona eriyor.
    * Çevre Bakanı Aytekin, ATO Başkanı Zafer Çağlayan ile birlikte Örnek Sanayi Sitesi'nde Kumlama Tesisi'nin açılışını yapacak.
    * Tarım ve Köyişleri Bakanı Gökalp, Ankara'da ''Rekabet Kültürünün yerleşmesinde eğitimin önemi'' konulu panele katılacak.
    * Ulaştırma Bakanı Vural, Gaziantep'in kurtuluş yıldönümü törenlerine katılacak, Organize Sanayi Bölgesi'nde yaptırılan kara konteyner terminalini hizmete açacak, sanayi ve ticaret odaları ile şehit aileleri derneğini ziyaret edecek.
    * İsmet İnönü'nün ölümünün 28. yılı... 2. Cumhurbaşkanı İnönü, ölümünün 28. yılında Anıtkabir'deki mezarı başında törenlerle anılacak. İzmir'deki İsmet İnönü Müze Evi'nde de tören yapılacak.

    NOT: Bu bülten Anadolu Ajansı'nın dünkü haberlerinden derlenerek hazırlanmaktadır.