T.C.
BAŞBAKANLIK
BASIN-YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

Bülten No : 181
  •  
    DIŞ BASINDA AFGANİSTAN
    (01-08 Mart 2002)

     
  •    

    ABD BASINI

        

    The Wall Street Journal gazetesinde (01/03) Greg Jaffe  imzasıyla ve "Afgan Kırsalında Birkaç ABD Askeri Yardım  ve Düzen Getirmekte Zorlanıyor" başlığı altında yayımlanan  yazıda, Afganistan'daki savaşın, artık ülkeyi bir arada  tutmayı hedeflediği belirtilerek, Afganistan'ın batısında  kendisini lider olarak atamış olan İsmail Han ile ABD Kara  Kuvvetleri'nden 33 yaşındaki Yüzbaşı Curt arasındaki ilişkide,  İsmail Han'ın, Yüzbaşı Curt'den buğday ve sulama kanalları  açmasını istediği belirtilmiştir.

                Afganistan'a biraz düzen getirmeleri maksadıyla yerel  liderler ile birlikte çalışmaları için Pentagon'un, yaklaşık  50 asker ile 140 sefer görevlisi yedeğini görevlendirdiğine  dikkat çekilen yazıda, bu derece küçük ABD varlığının ve az  miktardaki yardım önerisinin, istenilen hedeflere ulaşılmasını zorlaştırdığına işaret edilmiştir.

                Yazıda, 400 mil uzaklıktaki Kabil'deki Amerikan yardımı  ve savunma yetkililerinin, savaştan yıkılmış ülkenin her  tarafından gelen isteklerden boğuldukları vurgulanarak,  ocak ayı sonunda Curt'ün, aralarında köprü inşası, tıbbi  levazım ve Herat havalimanı için radyonun da bulunduğu ve  merkezden talep edilen 15 yardım projesine cevaben, tıbbi  levazımın satın alınması için 10 bin dolar gönderildiği  kaydedilmiştir.

                Yazıda, Curt'ün iki haftalık bir uğraş sonrasında,  kanal projesi için de onay aldığı, Han'ın bu habere  sevindiği, ancak hemen listesindeki bir sonraki projeyi  gündeme getirerek, Amerikalıların Herat'a giden kilit  konumunda olan yoldaki köprü için para sağlayıp  sağlamayacaklarını sorduğuna da işaret edilmiş ve bu  daha pahalı proje üzerindeki çalışmanın halen devam ettiği  ifade edilmiştir.

    Aynı gazetede, Greg Jaffe ve David S. Cloud imzalarıyla ve "ABD Yemen’e Asker Göndermeye Hazırlanıyor" başlığıyla yayımlanan yazıda, Bush yönetiminin, ülkenin (güvenlik) kuvvetlerinin El Kaide şebekesine bağlanan teröristleri yakalamalarında, eğitimine yardımcı olması ve katkıda bulunması maksadıyla, birkaç yüz askeri Yemen’e göndermeye hazırlandığı bildirilmiştir.

                Yazıda, yakın geçmişte Beyaz Saray'dan onay alan söz konusu görevin, Filipinler'deki ABD çabaları ölçüsüne benzer olacağı ifade edilmiş, 160 özel kuvvet askeri ve yaklaşık 500 destek personelinin, Filipin askerini karşı terörizm taktikleri konusunda eğittikleri bir askeri yetkiliye atfen aktarılmıştır.

                The New York Times gazetesinde (01/03) Olga M. Davidson  ve Mohammad J. Mahallati imzalarıyla ve "Afganistan'ı Yeniden  İnşa Etmek İçin Yanındaki Kapıya Bak" başlığı altında  yayımlanan yazıda, müreffeh bir Afganistan için en iyi  ümidin, aynı zamanda en az takdir edilen olduğu belirtilerek,  Afganistan ile olan derin bağları nedeniyle İran olabileceği ileri sürülmüştür. Yazıda, nüfusunun yüzde 65'inin 25 yaşın  altında olduğu İranlıların, kültürel açıdan komşuları arasında  Afganistan'a en yakın toplum olduğu ifade edilerek, bu  yakınlığın, İran'ın, Afganistan'a neden beş yıl içinde 500  milyon dolarlık yardım sözü verdiğini anlatabildiğine işaret  edilmiştir.

                Yazıda, çoğu Afgan göçmenin İran'a kalıcı olarak  yerleştikleri, ancak diğerlerinin geri dönmek istediklerine  ve bazılarının döndüklerine dikkat çekilerek, bu insanların  iki ülke arasında işbirliği için hazır bir şebeke oluşturdukları vurgulanmıştır.

                Aynı gazetede, Patrick E. Tyler imzasıyla, "Gürcistan’daki Ayrılıkçılar Rusya ile 'Birliktelik' İstiyorlar" başlığıyla yayımlanan yazıda, Gürcistan’daki ayrılık yanlısı bölgenin liderlerinin, ABD’nin, Gürcistan Silahlı Kuvvetleri'ni eğitmeye yardım etme planlarını açıklamasının ardından, Rusya ile "ortak (associated)" bir ilişkiye girme ve Gürcistan’dan ayrılma çabalarına hız vermekte olduklarını açıkladıkları belirtilmiştir.

                Yazıda, söz konusu bölge, Abhazya liderlerinin, daha güçlü bir Gürcistan ordusunun, başkent Tiflis’in kuzeydoğusundaki Pankisi bölgesine sığınmış olan teröristlerle ve suç işleyen çetelerle savaşacağına, kendilerinin üzerine geleceğinden korktuklarına işaret edilmiştir.

                Yazıda, Rusya Dışişleri Bakanı'nın ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'ı telefonla arayarak, önerilen konuşlandırmanın Ruslara söylenenden çok daha fazla görünmesi konusunda Moskova’nın endişelerini ilettiği aktarılmıştır.

                Amerikalı yetkililerin, Pankisi'deki binlerce Çeçen göçmen arasında saklanmakta olan düzinelerce Afgan ve Arap savaşçıyı yakalamak istediği belirtilerek, Gürcü yetkililerin, bu Müslümanlardan bazılarının, Rusya ve muhtemelen Avrupa ve ABD'de terörist saldırılarda bulunmayı planladıklarını söylediklerine işaret edilmiştir.

                Yazıda, Abhazya’nın ayrılıkçı tehditlerde bulunuyor  olmasının, Bush yönetiminin terörizme karşı yeni bir cepheyi, karışık bir siyasi ortamda açmak istediğini vurguladığına dikkat çekilmiş, Gürcistan'daki terörizm karşıtı kampanyanın, ABD'nin Rusya'nın doğu kanadında Orta Asya ülkeleri ile süratle daha güçlü güvenlik bağları oluşturduğu bir sırada, Rus-Amerikan işbirliğini bir teste tabi tutacağı da ifade edilmiştir.

     

    The Washington Times gazetesinde (04/03) “El Kaide, Rus Nükleer Silahları Dolayısıyla Gözetim Altında” başlığı altında ve Robert Stacy McCain imzasıyla  yayımlanan haberde, “Ejderha Ateşi” kod adlı bir ajanın, Usama bin Ladin’in terörist örgütü El Kaide’nin küçük çapta (10 kiloton) bir Rus yapımı bir nükleer silaha sahip olduğu ve bunu New York’ta kullanmayı planladığını bildirmesi üzerine Amerikan istihbarat yetkililerinin alarma geçtiği ancak daha sonra yapılan araştırmalar sonucunda bu bilginin asılsız olduğunun tesbit edildiği belirtilmiştir. Sovyetler Birliği’nin 1991 yılında çöküşünden sonra Amerikalı yetkililerin en büyük endişesinin, eski Sovyet nükleer silahlarını teröristlerin ele geçirme olasılığı olduğunun belirtildiği haberde, kaç tane Rus silahının kayıp olduğunun bilinmediği ve El Kaide örgütünün bu silahlardan birine sahip olmasının her zaman olasılık dahilinde olduğu vurgulanmıştır.

    Washington Post gazetesinde (04/03) “Çok Sayıda Amerikan Birliği El Kaide Savaşçılarıyla Çatışıyor” başlığı altında ve Peter Baker ve Steve Vogel imzalarıyla  yayımlanan haberde, yüzlerce sayıda Amerikan ve müttefik Afgan askerlerinin, El Kaide savaşçılarıyla çatıştığı ve Pentagon yetkililerine göre bu harekatın şimdiye kadar ki en geniş  Amerikan kara saldırısı olduğu ve ilk kez konvansiyonel Amerikan birliklerinin kullanıldığı belirtilmiştir. Çatışmayla ilgili olarak çok az ayrıntının verildiğinin söylendiği makalede Amerikalılara, müttefik veya düşmanlara ait bir kayıptan henüz söz edilmediği belirtilmiştir. Ancak Afgan komutan ve yerel otoritelere göre çok sayıda Afgan’ın ve Amerikalı’nın yaralandığının belirtildiği haberde, Afganistan Güvenlik şefi Muhammed Isshaq’ın Amerikalıların büyük bir hata yaptığı ve siper kazmadan ve kendilerini güvence altına almadan direkt saldırıya geçtikleri yorumuna yer verilmiştir.      

    Los Angeles Times gazetesinde (04/03) “Amerika El Kaide’nin Dağlardaki Barınaklarını Bombaladı” başlığı altında ve Alissa J.Rubin  imzasıyla yayımlanan haberde, Amerikan kara saldırısının kuvvetli bir direnişle karşılaştığı ve birkaç Amerikan helikopterinin düşman ateşi altında hasar gördüğü belirtilmiştir. Amerikalıların kara saldırısında uğradıkları başarısızlıktan sonra stratejilerini değiştirdikleri ve hava saldırılarında yoğunlaşıldığı ve dağlardaki barınakları bombalamaya başladıkları vurgulanmıştır.  

                The New York Times gazetesinde (04/03), başyazı sütununda, “Kafkaslar'da Dikkatli Yürü” başlıklı yazıda, Gürcistan’ın, Amerikalı danışmanların gideceği güvenilmez bir yer olduğuna

    dikkat çekilmiş, Washington’un, sınırlı bir misyon ile hareket etmesi, amacının Moskova ile Kafkaslar'da askeri etkinlik için mücadeleden ziyade teröristleri avlaması konusunda Gürcistan’a yardım etmek olması gerektiğine işaret edilmiştir.

                Yazıda, Rusya’nın uzun zamandır Çeçenistan ile Gürcistan sınırını kapamak istediğini ifade ettiğine dikkat çekilmiş, Moskova’nın Rus askerlerinin Pankisi Vadisi'ne girmelerine müsaade etmesi için Gürcistan Başkanı Eduard Şevardnadze’ye  baskıda bulunduğuna işaret edilmiştir.

                Yazıda, Bush yönetiminin halihazırdaki planının, Pankisi Vadisi'ni kontrol altına almak için, Gürcistan askerlerini eğitmeyi ve donatmayı içerdiğine dikkat çekilmiştir.

                Yazıda, her ne kadar bazı Rus liderlerin daha önceleri, Gürcistan’da, artmış bir Amerikan askeri rolünden duydukları rahatsızlıktan bahsetmiş olmalarına rağmen Başkan Vladimir Putin’in cuma günü, Washington’un girişimini desteklediğini söylediğine işaret edilmiştir.

                Yazıda, uluslararası teröristleri Pankisi Vadisi'nde avlamanın, NATO’nun şimdi Moskova ile oluşturmayı önerdiği yeni işbirliği konseyine uygun bir konu olacağına değinilmiş, NATO’nun geçen hafta, aralarında terörizme karşı savaş dahil, ortak endişe içeren konularda görüşmek için, ittifakın 19 üyesi ve Rusya’nın aylık toplantılar yapmasını önerdiği ifade edilmiştir.

                Yazıda, söz konusu toplantıların, Kafkaslar'da sığınan uluslararası teröristlere karşı askeri harekatı güçlendirmeyi tartışmakta kullanılmasının, bu yeni konseyin boş bir diplomatik törene dönüşmesini önlemeyi garantilemeye yardımcı olacağı dile getirilmiştir.

                Aynı gazetede, John F.Burns imzasıyla ve "ABD Uçakları, Askerlerin En Zorlu Savaşla Karşılaştıkları Bir Sırada Düşmanı Vuruyorlar” başlığıyla yayımlanan yazıda, Amerikan bombardıman uçaklarının, Taliban ve El Kaide savaşçılarının bulunduğuna inandıkları yöreleri, iki gündür aralıksız olarak bombaladıkları belirtilmiş, B-1 ve B-52 bombardıman uçakları, F-15 savaş uçakları, AC-130 saldırı uçakları ve Apache helikopterlerinin mağaralara, sığınaklara ve diğer saklanılacak yerlere saldırıda kullanıldıkları ifade edilmiştir.

                Yazıda, savaşın ilk gününde hedeflere yaklaşık 270 bomba ve füze atıldığı, yetkililere atfen bildirilmiş ve harekat sırasında, mağaralarda şiddetli bir basınç yaratan ve yoğun sıcaklık veren 2000 pound ağırlığındaki bir “thermorbarik” bombanın atıldığı belirtilmiş ve yetkililerin cumartesi günü iki tane kullanıldığını söyledikleri, bombayı bugün yalnızca bir olarak düzelttiklerine yer verilmiştir.

                Yazıda, askeri yetkililerin, kara harekatına katılan Amerikalı ve Afgan askerlerin yanı sıra Avustralya, Kanada,Danimarka, Fransa, Almanya ve Norveç’ten yaklaşık 1.500 askerin katılımıyla, kara savaş harekatının şimdiye kadarkilerinin en genişini oluşturduğu vurgulanmıştır.

                Yazıda, askerlerin, Kabil’e 90 mil uzaklıktaki Shahi-Kot vadisindeki kaçış yolunu kapamaya çalışırken, çatışmaya maruz kaldıkları, bir Amerikan askerinin öldüğü ve birkaçının yaralandığı Pentagon’a atfen aktarılmıştır.

     

    Washington Post gazetesinde (05/03) “Hayati bir Savaş” başlığı altında yayımlanan makalede,  ABD’nin sekiz  yıl önce Somali’deki müdahaleden bu yana girdiği en geniş ve en maliyetli savaşta (Afganistan), en az sekiz ABD askerinin öldüğü ve 40’ının yaralandığı, ancak bu acı kayıplara ve zorlu savaşa rağmen bunun, Amerika’nın girmek ve sonuna kadar devam ettirmek zorunda olduğu bir savaş olduğu değerlendirmesi yapılmıştır. Bunun, üst düzey ABD komutanları tarafından da ifade edildiğine değinilen yazıda,  ancak zaferin teröristlerin ağır şekilde silahlanmış  olarak dağlara sığınmış olmaları nedeniyle zaman alacağı ileri sürülmüştür. Afganistan harekatı başarıyla sonuçlanacaksa, ABD komutanlarının Taliban ve El Kaide‘nin yeniden toplanmasına izin vermemeleri gerektiğinin ifade edildiği yazıda, Amerikan askerlerinin en son Mogadişu’da verdiği ağır kayıpların ardından, ABD güçlerinin Clinton yönetimi tarafından aniden geri çekilmesinin, benzer kayıpların ABD’nin terörizme karşı savaşını durdurabileceğini uman  Usame bin Ladin’i, çok memnun etmiş olduğu ve onun yanlış düşündüğünün kanıtlanması gerektiği vurgulanmıştır.

     

    The Washington Times gazetesinde (06/03) “ En Tehlikeli Tehditler” başlığı altında yayımlanan başmakalede, “Hain düşmanın elde edebileceği en tehlikeli silahları  kullanmanın bir yolunu bulacağı” şeklindeki değerlendirmenin ardından,  bunun,  pekçok kimsenin, El Kaide ve başka örgütlere mensup teröristlerin, Amerikan  topraklarında nükleer ya da radyolojik saldırılarda bulunacağından neden bu kadar  endişe duyduklarını açıkladığı ifade edilmiştir. Yazıda, Washington Post gazetesinin  pazar günkü sayısında Bush yönetiminin, ülke çapındaki stratejik mevkilere ve ABD‘nin denizaşırı yerlerdeki tesislerine yerleştirilen yüzlerce radyolojik algılayıcının uyarılarına  karşı harekete geçmek üzere Delta Force’u (Özel  Kuvvetler) alarm durumuna getirdiğini yazdığı belirtilmiştir.  Bugün karşı karşıya olunan tehditlerin emsalsiz olduğunun ileri sürüldüğü makalede, Amerikalıların radyolojik ve nükleer saldırıların potansiyel hedefleri olmasından dolayı, politika üretenler için gerçek sorunun bu tür bir olay riskinin nasıl azaltılacağı ve bunun potansiyel sonuçlarıyla nasıl başa çıkılacağı olduğunun altı çizilerek,  çözümün, yurtdışındaki ve yurtiçindeki güçlü bir istihbarat olduğu vurgulanmakta ve 11 Eylül saldırılarının yalnızca bir başlangıç olabileceğine dikkat çekilmiştir.

    The New York Times gazetesinde (06/03), "Afganistan’da Bitmeyen Savaş" başlıklı yazıda, Afganistan'daki savaşın başladığı ekim ayından bu yana geçen sürede ölenlerin sayısından fazla Amerikan askerinin –en azından yedi– dün öldüğüne değinilerek, bunun, savaşın, sona erme aşamasının çok uzağında bulunduğu ve tüm taraflardan daha çok zayiat beklenebileceğinin bir işareti olduğu ifade edilerek, El Kaide terör şebekesinin liderlerini ve savaşçılarını yenme ve ele geçirme görevinin tamamlanmadığına işaret edilmiştir.

                Yazıda, Taliban’ın aralık ayında çökmesinin ardından yüzlerce El Kaide üyesinin, Tora Bora bölgesindeki dağlardan Pakistan sınırına doğru kaçtıklarına ve Amerikalı komutanların, az sayıdaki Amerikan Özel Harekat Kuvvetlerinin yardımı ile yerel Afgan müttefiklerin onların peşine düşmesine güvendiklerine işaret edilerek, sonunda Afgan milislerin El Kaide mensuplarının ülkelerini terk etmelerini görmekten memnun oldukları ve hatta bazılarının, onların güvenli bir şekilde gitmelerini garanti etmek için rüşvet dahi aldıkları ifade edilmiştir.

                Bu süre zarfında, terörizme karşı savaştaki acil talebin, Amerikan kuvvetlerinin başka yerde kullanılmasını gerektirebileceğine değinilen yazıda, Afganistan’daki askeri durum tamamiyle kontrol altına alınıncaya kadar Washington’un, El Kaide’nin imhasına doğrudan bağlı olmayan yeni askeri operasyonlarda acele etmemesinin gerektiği vurgulanmıştır.

                Yazıda, Senato’daki Demokratların haklı bir şekilde, terörizme karşı savaşın gelecekteki aşamaları konusunda daha fazla bilgi vermesi için Bush yönetimine baskı yaptıklarına dikkat çekilerek, ABD kayıplarının artma riski karşısında Beyaz Saray’ın, Kongre ve Amerikan halkını bilgilendirerek ortaklık araması gerektiği kaydedilmiştir.

                Yine aynı gazetede, "İnatçı Düşmanla Karşı Karşıya" başlıklı, Michael R. Gordon imzasıyla yayımlanan yazıda, Gardez’in güneyindeki dağlarda kümelenen birkaç yüz Arap, Özbek ve belki de Çeçen savaşçının, ABD’nin Afgan müttefiklerini kana buladığı ve bir Afgan kolununu geri çekilmeye zorladığı kaydedilerek, "teslim ol" çağrılarını reddeden grubun, üç gün içerisinde en az sekiz ölü ve yaklaşık 40 yaralı ile en ağır Amerikan kaybına yol açtığı belirtilmiştir.

                Yazıda, El Kaide savaşçılarının bu tür yoğun bir mukavemet göstermelerinin birkaç nedeni olduğuna işaret edilerek, başta gelen nedenin, savaşçıların çoğunun yabancılardan oluştuğuna dikkat çekilmiştir.

                     Taliban’ı oluşturan Afgan çiftçi ve işçilerin kendilerini Afganistan'daki yaşantıya yeniden entegre edebildikleri, Amerikalılara karşı cihad için Afganistan’a gelen çoğu Pakistanlının da evlerine geri döndükleri kaydedilen yazıda, Afganistan’da El Kaide kuvvetlerine katılmış ve Taliban’ın yanında savaşmış olan Arap, Özbek ve Çeçen milislerin böyle bir seçenekleri olmadığına dikkat çekilerek, evlerine dönmeleri çok tehlikeli olmaktan da öte, mümkün olmayan milislerin de Orta Doğu ya da Asya’ya kaçtıkları vurgulanmıştır

                Yazıda, söz konusu kişilerin temel stratejilerinin, Afganistan dağlarında ya da seyrek nüfuslu, geniş topraklarında, Amerikalı ve Batılı müttefiklerinin Afganistan’ın çoğu kez ölümcül iç siyasi mücadelesinden bıkmasını ve ülkeyi terk etmesini beklemek olduğu belirtilerek, Amerikan istihbaratının, bazı El Kaide savaşçılarının ABD ve Batılı ülkelerin kuvvetlerini geri çekmelerini teşvik etmek maksadıyla, terörist saldırılar planlandıklarına dair delilleri ortaya çıkardığının, Pentagon tarafından açıklandığı da aktarılmıştır.

    Aynı gazetede, Thom Shanker imzasıyla ve "ABD, Kurtarma Operasyonunun, Ölümle Sonuçlanan Silahlı Çatışmaya Nasıl Dönüştüğünü Anlatıyor" başlığı altında yayımlanan yazıda, yoğun düşman ateşine yakalanan ve yaralılarını 12 saat tahliye edemeyen Amerikan Özel Operasyon Kuvvetleri'nin, El Kaide'nin kurduğu bir pusuda, Afganistan'daki beş aylık savaş sırasında en meşakkatli ve dehşet verici savaşlardan birini yaşadığı, yetkililere atfen aktarılmıştır.

                Yazıda, pazartesi günü savaş bittiğinde, ölen yedi Amerikan askerinin ve 11 yaralı silah arkadaşının, Amerikan savaş uçaklarının korumasında, savaş alanından taşındıkları belirtilmiştir.

                Aynı gazetede, James Risen ve David Johnston imzalarıyla ve "Elektronik Postalar, El Kaide'nin, Pakistan'da Yeniden Toparlanmaya Başlıyor Olabileceğini Gösteriyor" başlığı altında yayımlanan yazıda, El Kaide yandaşları arasında yeni fark edilen internet trafiğinin, terör örgütü unsurlarının, Pakistan'ın Afganistan sınırındaki tecrit edilmiş bölgelerde yeniden toparlanmaya çalışıyor olabilecekleri aktarılmıştır.

                     Amerikalı yetkililerin, yeni haberleşme trafiğinin ciddi bir endişe kaynağı olduğunu, çünkü El Kaide'nin internet yeteneğini kullanarak, ABD'ye karşı yeni terör saldırıları düzenlemesinden korktuklarını söylediklerine yer verilen yazıda, Amerikalı yetkililerin, şimdi Belucistan'daki bazı köylerin ve belki de anlaşmazlık halindeki Keşmir bölgesindeki başka yerlerin, El Kaide üyeleri için yeni sığınaklar olabileceğine inandıkları ifade edilmiştir.

     

    Washington Times gazetesinde (08/03), “İslam Dünyasının Ortak Görüşü” başlığı altında Diana West imzasıyla yeralan makalede,  Gallup Organizasyonu’nun 9 İslam ülkesinde 9924 Müslüman arasında yaptığı kamuoyu araştırmasında, “On bin Müslüman yanılmış olamaz: 11 Eylül’de 19 Arap dört Amerikan yolcu uçağını kaçırmadı ve ABD’ye saldırarak 3 bin kişinin ölümüne yol açmadı. Bunun tersini düşünmek aptalık olur” ifadelesi kullanılarak, bu araştırma çerçevesinde sorulan sorulara verilen yanıtlarda Amerikalılara atfedilen acımasız, saldırgan, kibirli, küstah ve önyargılı sıfatları karşısında Amerikalıların gerçekleri bildiği ve önemli olanın da bu olduğu vurgulanmıştır.  Gallup’un yaptığı araştırmanın sonuç olarak Müslümanlar ile Amerikalılar arasında ortak bir noktayı da ortaya koyduğu vurgulanarak, iki kültür arasında birbirini daha iyi anlama şansının pek az olduğunda hem fikir olunduğu öne sürülmüştür.

    Aynı gazetede, “Rumsfeld: Afgan Savaşı Bitmek Üzere” başlığı altında ve Bill Getz imzasıyla yer alan makalede, Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’in dün Pentagon’da yaptığı bir konuşmanın ardından yaptığı açıklamadan alıntılar yapılmış ve Rumsfeld’in yanısıra diğer Pentagon yetkililerinin ifadelerine dayanılarak  Afganistan’daki savaşta gelinen aşamaya dair rakamlar da verilmiş ve kuzey doğu Afganistan’daki El Kaide ile Taliban savaşçılarına karşı yürütülen savaşın  bu hafta sonu bitebileceği kaydedilmiştir.      

    The New York Times (08/03) gazetesinde, John F. Burns imzasıyla ve "ABD, Afgan Savaşında Asker ve Helikopter Sayısını Artırıyor" başlığı altında yayımlanan yazıda, Amerikalı komutanların, Afganistan'daki savaşa 300 asker daha göndererek, Shah-i-Kot dağlarındaki Gardez'in 20 mil güneyindeki Amerikan askerlerinin sayısını 1200'e çıkardıkları aktarılmıştır.

                     Amerikalı komutanların, 16 tane daha AH-64 Apaçi ve beş tane AH-1 Super Kobra saldırı helikopterini ABD'deki ve Arap Denizi'ndeki uçak gemilerinden istettiklerine işaret edilen yazıda, Amerikalı yetkililerin beklentiler konusunda serinkanlılıklarını korurken, üst düzey Afgan yetkililerin, savaşta ortaya çıkmakta olan esas ödülün, 10 bin feet (yaklaşık üç bin metreyi aşan) yüksekliklerde yakalanabilecek ya da öldürülebilecek bazı üst düzey Taliban ve El Kaide mensupları olabileceği, aralarında belki de Usame bin Ladin'in de bulunabileceği yolunda imalarda bulunduklarına dikkat çekilmiştir.

                Yazıda, Amerikalı komutanların, ABD önderliğindeki askerlerin karşı karşıya oldukları tehlikeyi vurgulamaya devam ettikleri ve savaşın bir kaç gün, bir hafta, hatta daha da uzun bir süre devam edebileceğini söylediklerine yer verilmiştir.

                Yazının sonunda, uluslararası Güvenlik Kuvveti Sözcüsüne atfen, Afganistan'daki barış gücünde hizmet veren üç Danimarkalı ve iki Alman askerin, Sovyet dönemine ait iki uçaksavar füzesini etkisiz hale getirirken meydana gelen bir patlamada öldükleri bildirilmiştir.

                Yine aynı gazetede, Dexter Filkins ve Barry Bearak imzalarıyla ve "Bir Aşiret, Taliban'ın Kuzeyde Çökmesinin Ardından İntikam Kurbanı Oluyor" başlığı altında yayımlanan yazıda, Shor Daryab vadisindeki köylerin art arda boşalmaya başladıklarına değinilerek, yakın zamana kadar, Türkmenistan ile olan sınıra yakın, 10 mil uzunluğundaki vadinin hemen hemen tamamında Taliban hareketinin özünü oluşturan grup, etnik Peştunların oturduğu ifade edilmiştir.

                Yazıda, Kuzey Afganistan'daki binlerce Peştunun, köylerinden cinayet, ırza geçme ve hırsızlık hikayeleri ile kaçtıkları ve geride boş şehirler bıraktıkları vurgulanarak  göç edenlerden bazılarının mağaralarda yaşadıkları, bazılarının ise, etnik soydaşlarının hala çoğunlukta oldukları güneye gittikleri belirtilmiştir.

                     1990'ların sonlarına doğru Taliban'ın kuzey Afganistan'ı silip süpürdüğü zaman, öfkesini azınlıklar üzerinde yoğunlaştırarak binlercesini öldürdüğüne dikkat çekilen yazıda, Taliban'ın çoğu kez yerel soydaşlarını kayırdığı, en iyi toprakları çiftçilik ve hayvanlar için ayırdığı ve Kuchi yörüklerinin Shamali Yaylası'ndaki tarihi mezralarına koyunlarını getirmekten korktukları kaydedilerek, şimdi nüfuz sahibi olanların, batıdaki Herat'tan doğudaki Kabil'in dış kesimlerine kadar olan bölgede, intikam aldıklarının görüldüğü aktarılmıştır.

                Yazıda, kimliğinin açıklanmasını istemeyen bir BM yetkilisinin, Peştun aleyhindeki kampanyanın "Geniş çaplı ve sistematik" olduğunu belirttiği kaydedilerek, bu durumun kuzey Afganistan boyunca mevcut olduğuna da işaret edilmiştir.

     

    ALMANYA BASINI

               

                1 Mart günkü basın yayın organlarında, ISAF'ın Kabil'de görev  yapmasından memnun olmayan çevrelerce, uluslararası barış  gücü askerlerine yönelik silahlı saldırı olaylarının son  dönemde arttığının ve Afganistan'ın doğusunda, Amerika'ya  karşı "cihad" çağrısı ve ISAF birliklerinin ülkeyi terketmesi  taleplerini içeren propaganda materyali dağıtıldığının  açıklandığı, Amerikan askerlerinin Gürcistan'da temsil edilmesini  protesto eden  Moskova ile Washington arasında tartışma  çıktığı, Rus Dışişleri Bakanı İvanov'un "bölgedeki durum  şimdi daha çok karışacak" sözlerine, Başkan Bush'un,  "Gürcistan'daki asiler Bin Ladin'in etkisinde ve Bin Ladin  ile El Kaide'nin etkisi olan her yerde, bunların kökünün  kurutulması ve mahkeme önüne çıkarılması için ev sahibine  destek verilecek" yanıtını verdiği, Gürcistan Devlet  Başkanı Şeverdnadze'nin ise Moskova'nın tepkisini "histerik"  olarak tanımladığı, İngiliz Başbakanı Tony Blair'in, ABD Başkanı Bush'un  "şer ekseni" tanımının arkasında olduğunu açıkladığı ve  Bush'u, 11 Eylül'den bu yana sürekli sükunet içinde doğru  karar verdiği için övdüğü, Küba'da bulunan Guantanamo  Üssü'ndeki Taliban ve El Kaide savaşçısı 300 tutukludan  100'ünün açlık grevi başlattıkları, ancak taleplerini henüz belirtmedikleri, ABD'nin, Bin Ladin'in füze saldırıları sırasında ölüp  ölmediğinin saptanabilmesi için, ailesinden gen testi talep  ettiği, Başbakan Schröder'in, Berlin'i ziyaret eden ve  Almanya'yı uluslararası alanda oynadığı rol için öven, ancak  daha fazla destek talep eden BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a, Afganistan'daki Alman askerlerin görev süresinin haziran  ayına dek uzatma vaadi verdiği ve Almanya'nın muhtemelen  Türkiye'nin komutası altında alt komuta-koordinasyon  görevini üstleneceği belirtilmiştir.

                Berliner Zeitung'da (01/03) Gerold Büchner imzasıyla ve  "Stratejisiz Komuta" başlığı altında yayımlanan yorumda,  Afganistan'ın, Alman ordusu için bir maceraya dönüşeceği, Alman askerlerin ISAF'da sayıca çok fazla temsil edildiği  ve Kabil'de, diğer ülkelerin askerlerinden daha ihtiyatlı  davrandıkları gerçeğinin uluslararası beklentileri  uyandırdığı, bunun bedelini ise şimdi hükümet ile ordunun  taşımak zorunda kaldığı belirtilmiştir. Yorumda, Berlin,  askeri açıdan Afganistan'a sadece serçe parmağını uzatmak  isterken, ISAF'ın taktik komutasına talip olarak elinin  büyük bir kısmını kaptırdığı ve Alman gençlerin  Afganistan'da oluşundan duyulan gururun, bu yeni rolün  arkasında hiçbir dış politik stratejinin olmayışının, Alman  ordusunun bu görevin üstesinden gelemeyeceği gerçeğini  örtbas etmediği vurgulanmıştır. Ayrıca, Schröder, Scharping  ve Fischer'ın, ordunun sınırlı kapasitesinin komuta için  yetersiz olduğunu sürekli tekrarladığı ve o dönemden bu yana,  Türkler'in İngilizler'den komutayı devralması umudundan  başka birşeyin değişmediği yorumları yapılmıştır. 

     

                04 Mart 2002 günkü Almanya basınında, Amerikan askerlerinin Afgan, Kanadalı ve Avustralyalı müttefiklerinin desteğiyle, -yaklaşık beş bin Taliban ve El Kaide savaşçısının yeniden gruplaşarak yoğun direniş gösterdiği- Afganistan'ın kuzeyindeki Paktia bölgesinde bulunan mağaraları B-52 savaş uçaklarıyla bombardımana tuttuğu, 60 Amerikalı danışmanın ve 1.500 Afgan askerinin katıldığı söylenen ve bir Amerikalı ile üç Afgan askerinin yaşamını yitirdiği saldırıda, ABD'nin ilk kez, İnsan Hakları Komisyonu'nun tepkisine neden olan, yaşama şansı bırakmayan yeni bir termo bomba kullandığı ifade edilmiştir.

                     Haberlerde, Federal Savunma Bakanı Scharping'in, Kabil'deki Alman askerlerinin konuşlandıkları yer itibariyle kolayca terör saldırılarının hedefi olabileceğine dair çıkan haberleri doğruladığı, aynı zamanda gerekli önlemlerin alındığını açıkladığı ve Afganistan'da görev yapan özel time (KSK) ait askerlerin eşlerinin giderek artan bir şekilde telefonla kimliği belirsiz kişilerce tehdit edildiğine yer verilmiştir.

                     ABD'nin, 11 Eylül saldırılarının failleri olan Bin Ladin ile El Kaide mensuplarının nükleer silahla saldırı düzenlemesi olasılığına karşı, yüksek düzeyde hassas radyoaktif ölçüm yapan bir cihazı stratejik pozisyonlara yerleştirerek, olası saldırılara karşı önlem aldığı belirtilen haberlerde, Küba'nın Guantanamo adasındaki Taliban ve El Kaide tutuklularının, geçen hafta çarşamba günü ibadet sırasında, türbanlarının başlarından alınmasıyla başlattıkları grevi devam ettirdikleri kaydedilmiştir.

                Ayrıca haberlerde, Gürcistan'daki tüm partili politikacıların, Rusya Devlet Başkanı Putin'in, Gürcistan'a Amerikan askerlerinin gelmesinin "bir trajedi" olmadığı yönündeki açıklamasıyla rahatladıkları, çok sayıda politikacı ile aydının, Amerikan varlığının Abhaz uzlaşmazlığının çözümünde de faydalı olmasını umdukları bildirilmiştir.

                     Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (04/03) "Geçici" başlığı ve "kum." rumuzu ile yayımlanan yorumda şöyle denilmiştir: "Daha ilk aşamayla ilgili hazırlıklar bile tamamlanamamışken, birkaç hafta içinde Afganistan'da, Loya Jirga ile barışçıl geleceğin ikinci aşamasına geçilecek. Amerikalılar hala, ellerindeki en iyi silah olan Hindukuş'un mağara sistemiyle direnen Taliban ve El Kaide birliklerine karşı savaşıyorlar. Kabil'den bile güvenliği sağlanmış bir kent diye söz etmek mümkün değil. Kimin, ne zaman, nerede hangi otorite ile İngiltere'nin ardından ISAF'ın komutasını üstleneceği belli değil. Almanya mı, Türkiye mi? Almanların desteğiyle Türkiye mi? Türklerin desteğiyle Almanya mı? Yoksa her ikisi de değil mi? Belki de Avrupa'nın başkentlerinde, Afganistan'ın bir kez daha kendi kaderine terk edilemeyeceği dersi alınmıştır. Ama şu an görüldüğü kadarıyla Avrupalılar, Afganlara, onları kendi kaderlerine terk etmemenin nasıl gerçekleşeceğini, Avrupalıların pazar anlayışını yansıtarak gösteriyorlar: Çok sesli, çok jestli, az mali destekli. Amerika'nın bu savaşta gerçekleştirdiği en büyük saldırı, Afganistan'da her safhanın bir öncekinin önyargılarının etkisinde olduğunu gösteriyor. Bu saldırı, harekatların sonuncusu da olmayacaktır" ifadeleri yer almıştır. 

     

                05 Mart 2002 günkü Almana basında; Kabil'deki sınırlardan sorumlu eski Peştun bakan Celaleddin Hakkani'nin önderliğinde Pakistan'ın batı sınırı boyunca yeniden gruplaşarak Paktia bölgesinde direnişe geçen El Kaide ve Taliban savaşçılarına karşı hafta sonundan bu yana süren harekatta Amerikalıların askeri ve diplomatik açıdan yenilgi aldıkları, Kabil'in güneydoğusunda yaşanan şiddetli çatışmalarda Afganlı savaşçıların vurduğu iki Amerikan helikopterinde dokuz Amerikan askerinin yaşamını yitirdiği bildirilmiştir.

                Ayrıca, Amerikan merkez komutasınca yapılan açıklamada, Alman KSK özel tim askerlerinin de Amerikan askerleriyle birlikte çatışmaya katıldıkları haberinin, özel tim askerlerinin müdahalelerini mümkün olduğunca gizli tutmaya çalışan Berlin hükümetinde, ABD'nin bilgilendirme politikasının şeffaflığı nedeniyle tepkiye neden olduğu haberleri yer almıştır. Afganistan savaşının sona ermesi konusundaki strateji eksikliği nedeniyle Amerika'da giderek endişe duyulmaya başlandığı, Amerikan bilim adamlarının, şubat ayı sonuna dek Afganistan'da, kara harekatlarında az sayıda kurban verilmesine karşın hava saldırılarında 4 bin 50 kişinin yaşamını yitirdiğini hesaba kattıkları, Afganistan İstihbarat Servisi Başkan Vekili Siarat Gul Mangal'ın, El Kaide ve Taliban milislerinin aşırı İslamcı uçların yanı sıra Pakistan'ın İstihbarat servisi tarafından da desteklendiklerinden emin olduğunu açıkladığı konuları yer almıştır.

                     Süddeutsche Zeitung'da (05/03) "Afganistan, Üçüncü Perde"başlığı ve Stefan Kornelius imzası ile yayımlanan yorumda,"Afganistan'da terörle mücadelenin üçüncü aşamasına geçildi.Yıldırım hızıyla sürdürülen savaş ve Taliban'ın devrilmesinden sonra kurulan, içerden kabul görmekten çok, dışardan yasal gözüyle bakılan geçici hükümet, birkaç haftalık sükunetin ardından tırpancı güçlerin yeniden işbaşına geçmesiyle zor durumda. Ne otoritesini sağlamlaştıracak bir ordusu ne de mali gücü olan Hamid Karzai, yerel direnişçilere karşı meydan okuyamıyor. Yuvarlak masa başında sarf edilen iyi sözlerin bu durumda pek faydası olmuyor. Amerika'nın, müttefikleriyle Afganistan'ın doğusunda başlattığı harekat, durumun nedenli tehlikeli olduğunu gözler önüne seriyor. ABD helikopterlerinin düşürülmesi, giderek artan direnişin kanıtı, Taliban ve El Kaide'nin hala aktif olduklarının ispatı. Meydan Allah'ın savaşçıları için serbest, aynen söz verdikleri gibi gerilla savaşçıları olarak döndüler. Kuzey İttifakı'nın Amerikan tekniğinin yardımıyla çabucak başarı kaydetmesi reçetesi artık işlemiyor. Bush'un, gerilla savaşına bulaşmadan kısa sürede işini bitirip Afganistan'ı terk etme hesabı tutmadı.Savaşın üçüncü aşamasındaki şiddetin tırmanışı, müttefik birliklere ait çok sayıda askerin ölümüne ve yaralanmasına yol açacak, bu da Amerika'yı yeni bir strateji uygulamaya zorlayacak. "Amerika savaştı, Avrupalılar ödedi, BM besledi"sloganı çerçevesindeki görev paylaşımının uygulanması artık mümkün değil. Yok edilmesi henüz başarılamayan El Kaide ve Taliban savaşçıları, Amerika'nın şeffaf açıklamalarının ardından sadece Amerikan askerlerine değil ISAF'da görevli tüm askerlere düşman gözüyle bakıyorlar. Verilen her kurbanla,Amerika'da terörle mücadeleye verilen destek azalacak. Bu da belki Washington'daki şahinlerin, yarını düşünmeden sadece despotların ve rejimlerin ortadan kaldırılmasının yeterli olmayacağının bilincine varmasını sağlayacak" denilmiştir.

     

                     Almanya basınında 06 Mart 2002 tarihinde yer alan haberlerde, Amerikan diplomatik çevrelerine atfen, Amerikan ile İngiliz yetkililerin yerel aşiret liderlerin komutayı ellerine geçirmelerini engellemek amacıyla, Afganistan’da görevli ISAF askerlerinin sayısının iki katına çıkarılarak, Kabil dışında, Mezar-ı Şerif, Kunduz ve Celalabad gibi önemli konumdaki kentlerde de Amerikan komutası altında konuşlandırılmasını gözden geçirdikleri belirtilerek, ülkedeki büyük kentlerin güvenliğinin sağlanması için en az 20 bin çok uluslu askerden oluşan güce ihtiyaç olduğunu; verilen ilk kayıplara rağmen ABD Başkanı Bush, Amerikan ordusu ve Amerikan halkının terörle mücadelede kararlılıklarını sürdürdükleri, ancak Bush hükümetinin Afganistan’la ilgili savaş sonrası bir strateji hazırlamasının artık zamanının geldiğinin düşünüldüğü kaydedilmiştir.

                Alman basınında ayrıca, Afganistan’da kalıcı barışın sağlanabilmesinin sadece eş zamanlı olarak dışarının baskısı ve içeride yapılacak reformlarla mümkün olacağı; ülke içi güvenliği sağlaması için yıl sonuna dek 50 bin askerden oluşacak bir Afgan ordusunun hayata geçirilmesine ağırlık verildiği; terörle mücadele ittifakının aldığı yenilgilere rağmen, sonuna dek savaşacakları andı içen Taliban ve El Kaide milislerine karşı Paktia bölgesinde hava ve kara saldırılarını sürdürdüğü; salı günü Fransa’nın da 22 uçakla saldırılara katıldığı haberleri yer almıştır.

                Basında yer alan haberlerde, Washington’u ziyaret eden Mısır Devlet Başkanı Mübarek’in yeni terör saldırıları konusunda uyardığı; Afganistan’ın doğusunda yaşanan bombalı bir saldırıda kimliği belirlenemeyen üç yabancı gazetecinin yaralandığı; Amerikan hükümetinde El Kaide üyelerinin savaş suçlusu olarak kabul edilmesinin gözden geçirildiği ve sınırsız gözaltı için yasal adımlar atılması girişiminde bulunulduğunun belirtildiği de kaydedilmiştir.

                     Haberlerde ayrıca, ABD’de yaşanan terör saldırılarından altı ay sonra hala 450 Federal Kriminal Dairesi görevlisinin terör örgütü El Kaide ile Taliban’ın izini sürdüğü, şimdiye dek 22 bin ihbardan 15 binini değerlendirdiği ve Gürcistan’ın "akıllı tilkisi" Şeverdnadze’nin Rusya’nın kıskacından kurtulmak için Amerikan özel timlerini Pankisi Vadisi'ne getirttiği konuları da yer almaktadır.

     

                07 Mart 2002’de basında yer alan haberlerde Kabil'de, tüm güvenlik önlemlerine rağmen Rus tipi iki füzeyi etkisiz hale getirmek isteyen ISAF'da görevli iki Alman ve üç Danimarkalı askerin erken patlama nedeniyle yaşamlarını yitirdikleri, beşi ağır yedi askerin yaralandığı, olayın Almanya'da büyük üzüntüye neden olduğu, Cumhurbaşkanı Johannes Rau ile Başbakan Schröder'in olaydan duydukları üzüntüyü ifade ettikleri, trajik kaza ile ilgili açıklama yapan Genelkurmay Başkanı Haral Kujat'ın askerlerin iyi eğitim almış, alanlarında uzman ve en iyi şekilde donatılmış kişiler olduğunu, yaralananların tedavisiyle ilgili gerekli tüm girişimlerin yapıldığını açıkladığı bildirilmiştir.

                     Başbakan Schröder'in Savunma Bakanı Scharping ve Dışişleri Bakanı Fischer ile birlikte pazartesi akşamı partilerin meclis grup başkanlarıyla Afganistan'la ilgili gelişmeler hakkında bilgilendirmek üzere biraraya geleceği, Almanya'nın şu aşamada BM nezdinde ISAF'da görevli asker sayısını artırmayı düşünmediği belirtilmiştir. Ayrıca, Amerikan askeri yetkililerinin, Afganistan'ın doğusundaki dağlık bölgede hafta sonundan bu yana "Anaconda Operasyonu" adı altında sürdürülen harekatta 700 kadar El Kaide ve Taliban savaşçısının öldürüldüğünü açıkladıkları, bugün Afganistan'a gidecek olan BM İnsan Hakları Komiseri Mary Robinson'un ABD'yi çok sayıda sivilin can kaybına uğramasından dolayı eleştirdiği, İngiliz özel timlerinin Kandahar çevresinde Taliban lideri Molla Ömer'i arayışlarını sürdürdükleri konuları yer almıştır.

                     Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (07/03) "Kabil'de Ölüm" başlığı ve "DT" rumuzu ile yayımlanan yorumda, "Kabil'de uluslararası barış gücünde görevli iki Alman askerinin ölüm haberi Alman kamuoyunu hazırlıksız yakaladı. Alman askerlerinin Afganistan'da sadece devriye gezmeyip aktif bir şekilde savaştıklarını dolambaçlı yollardan daha yeni öğrenmişken, Alman askerlere dostça el sallayan Afganlıların resimlerini gördüğümüzde tehlikesiz gibi görünen bu görevin hiç de öyle olmadığı, aksine Alman askerlerin şimdiye dek üstlendikleri en tehlikeli görev olduğu anlaşıldı. Amerikan Başkanı Bush 11 Eylül'den bu yana halkını sadece havadan savaşmayıp, cephenin ön sırasında yer alan genç Amerikalıların terörle mücadele savaşını kendi canlarıyla ödemek zorunda kalabileceklerini sürekli hatırlatarak hazırladı. Buna karşın Alman hükümeti maceraya girilmeyeceği, dolayısıyla can güvenliğinin tehlikede olmadığını söylemekle yetinerek, Kabil'deki Alman ana komuta merkezinin hangi tehlikelere maruz kaldığı konusunda çok az bilgi verdi. Alman askerlerinin ölüm haberi derin üzüntüye neden oldu. Şimdiye dek Afganistan müdahalesini destekleyen geniş kitle konuyla ilgili fikrini değiştirirse, bunun en başlıca nedeni gerçekler karşısında halkın gözlerini kapatması gerektiğini düşünen yanlış bilgilendirme politikasıdır" denilmiştir.

     

                Basın-yayın organlarının 08 Mart 2002 tarihli haberlerinde ise, ISAF nezdinde görev yapan ikisi Alman beş askerin çarşamba günü, henüz nedeni açıklık kazanmayan kazada yaşamlarını yitirmesinin, Afganistan’daki koruma gücünün görevinin ne denli riskli olduğunu bir kez daha gözler önüne serdiği; bununla birlikte ISAF’ın görevinin uzatılıp uzatılmayacağı, asker sayısının tüm ülkede görev yapacak şekilde artırılıp artırılmayacağı ve Alman askerlerin son gelişmelere rağmen göreve devam edip etmeyeceği tartışmalarının yeniden gündemi oluşturduğu hususlarına yer verilmiştir.

                     Haberlerde, AB’nin Afganistan Özel Temsilcisi Alman diplomat Klaus-Peter Klaiber’in, ülkede sembolik ve görülebilir bir müdahale grubuna ihtiyaç olduğunu, askeri baskı olmadan Afgan savaşçı liderleri kontrol altına almanın mümkün olmayacağını öne sürerek, Brüksel’den, Afganistan’da görev yapan ISAF'ın daha da güçlendirilmesini, BM’den ise haziran sonrası Afganistan ile ilgili planlarını kısa zamanda açığa kavuşturmasını talep ettiği; Klaiber’in bunun yanı sıra Başbakan Karzai’in dış ülkelere yapacağı gezileri azaltarak,ülke içi sorunlarla daha fazla ilgilenmesinin ve Kabil’deki Afgan bakanların, bakanlıklarında sadece kendi dostlarını değil, tüm etnik grupları temsil eden kişileri görevlendirmelerinin daha faydalı olacağını dile getirdiğiaktarılmıştır.

                     Amerikan Hava Kuvvetleri'nin B-52 bombardıman uçaklarıyla Afganistan’ın doğusundaki aşırı İslamcılara yönelik saldırılarını sürdürdüğü, Afgan hükümetinin ise bölgeye, Amerikan güçlerine takviye olarak bin asker daha gönderdiği ifade edilen yazılarda, nisan ayında komutayı devrettikten sonra da ülkesinin Afganistan’daki barış gücüne 600-700 askerle destek vermeye devam edeceğini açıklayan İngiltere’nin Berlin Büyükelçisi Paul Lever’in, Ankara’nın komutayı üstlenmesiyle ilgili çekinceleri için “Türklerin bu rolün üstesinden gelebileceklerine inanıyoruz” açıklamasını yaptığı, ISAF’ın görev alanının genişletilmesi ve asker sayısının artırılmasıyla ilgili olarak ise İngiliz hükümetinin bu konuda çok dikkatli davrandığını ve konuyla ilgili kararın ancak, “faydalı” olacağından emin olunduktan sonra verileceğini açıkladığı vurgulanmıştır.

     

    FRANSA BASINI     

               

                Afganistan Geçici Hükümet Başkanı Hamid Karzai'nin  dün başlayan iki günlük Paris ziyaretiyle ilgili olarak,  Le Figaro gazetesinde, 28 Şubat 2002 tarihinde yer alan  "Fransa, Afgan Askerlerini Yetiştirmeyi Öneriyor" başlıklı  haberde, Karzai'yi dün kabul eden Cumhurbaşkanı Chirac'ın,  Afganistan'daki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü'nün (ISAF)  görevinin genişletilmesinden yana görüş bildirdiği  duyurulmuştur.

                Fransa'nın Afganistan'a yapmayı vadettiği yardımda  20 milyon Euro’luk artış yapmayı kararlaştırdığı, yeni  kurulacak Afgan ordusunun bir veya iki piyade birliğini  yetiştirmeyi önerdiği ki bunun da ek maddi katkı gerektireceği, ayrıca Afgan polisinin yeniden  teşkilatlanmasına da katkıda bulunacağı ifade edilmiştir.

                Afganistan'daki güvenliğin tam olarak sağlanamamış  olmasının Batılı ülkeleri kaygılandırdığı, 14 Şubat'ta  Kabil Havaalanı'nda bir bakanın öldürülmesinin alarm  işareti olarak algılandığı, dolayısıyla 4.700 kişilik ISAF'ın sadece Kabil'de ve altı ay süreyle konuşlandırılmış  olmasının yetersiz olduğuna kanaat getirildiği kaydedilmiştir.  Üstelik ISAF'ın son birliklerinin daha geçtiğimiz hafta görev  bölgesine ulaştığı, başından beri ISAF'a katılmaya karşı  çıkan Amerikalıların şimdi Türkiye veya Bangladeş'ten gelen  birliklerin konuşlandırılmasını finanse ederek, dolaylı  yoldan katkıda bulunmayı düşündüğü, ISAF'ın komutasını  nisan ayına kadar üstlenen İngilizlerle ISAF'a en çok  asker gönderen Almanların belirlenen süreden daha fazla  kalma olasılığına karşı çıkmadıkları, ancak nihai bir  karar da almadıkları belirtilmiştir.

                ISAF'ta 500 askeri bulunan Fransa'nın tıpkı Almanya  gibi, ISAF'ın görev alanının Kabil dışına taşmasına olumlu  bakmadığı kaydedilen haberde, buna karşın görev süresinin  uzatılmasına karşı olmadığı, ancak nihai kararını, Karzai  ve diğer katılımcı ülkelerle yapacağı görüşmeler sonucunda  vereceği duyurulmuştur.

                Cumhurbaşkanı Chirac'ın, Fransa'nın Afganistan'a  yapmayı vadettiği yardımın açıklanan rakamdan esasen 4-5  kat daha fazla olduğuna işaret ettiği kaydedilen haberde,  zira Fransa'nın Tokyo Konferansı sırasında vadettiği 27,5  milyon Euro’luk yardıma tarım, eğitim, sağlık ve kültür  alanlarındaki ortak projeler kapsamında 20 milyon Euro  eklendiği belirtilmiştir.

                Tokyo Konferansı sırasında, uluslararası topluluğun,  birçok yıla dağıtılarak toplam 4,5 milyar dolar yardım  yapmayı kararlaştırdığı, şimdilik çok küçük miktardaki  bir yardımın yerine ulaştığı belirtilerek, sebebi bizzat  Karzai'nin şu cümlesiyle açıklanmıştır: "Zira finanse  edilecek projeler halen hazırlık aşamasında ve bizim  banka sistemimiz henüz oturmadı."

                Cumhurbaşkanı Chirac'ın, Fransa ile ABD arasında  terörizmle mücadele konusunda görüş ayrılığı çıktığı  iddialarını da "tamamen aynı çizgideyiz" ifadesini  kullanarak bizzat konuğunun önünde yalanladığı kaydedilmiştir.

                Taliban güçlerinden ve El Kaide örgütünden geriye  kalanlarla mücadelenin daha aylar alacağına dikkati çeken  Chirac, sözlerini şöyle sürdürmüştür: "Orta Asya ve Hint  Okyanusu'na altı binden fazla insanımızı göndermiş  bulunuyoruz. Ayrıca Fransa, ABD ile birlikte, Afgan  semalarında savaş uçağı bulunduran tek ülkedir."

                Başbakan Jospin ile de görüşen Karzai'nin, Jospin'e,  özellikle Afgan kültür mirasının korunması için Fransa'nın  gösterdiği çabadan dolayı teşekkür ettiği, zira Fransa'nın  Taliban tarafından yağmalanan ve zarar verilen Kabil  Müzesi'nden bazı eserleri kurtarabildiği ve kısmen restore  ettiği de belirtilmiştir. Ayrıca Karzai'nin, Asya sanatları  müzesi "Guimet"de söz konusu eserlerden oluşan bir serginin  dün açılışını yaptığı, Fransa Dışişleri Bakanlığı'nın da,  Afgan hükümetinin söz konusu eserleri muhafaza edebilecek  hale geldiklerini söylediği anda tümünün iade edileceğini  belirttiği kaydedilmiştir.

                Karzai'nin Paris ziyaretini, "Hamid Karzai, 'Yeni  Afganistan'ı' Sunmak İçin Paris'e Geldi" başlığıyla duyuran  Le Monde gazetesi (01/03) Karzai'nin Paris'e gelmeden önce Le Monde  gazetesi muhabirine yaptığı açıklamalara yer vermiştir.

                Karzai'nin "Sivil Havacılık Bakanı Dr.Abdul Rahman'ın  başına gelen talihsiz kaza hariç, herşey yolunda gidiyor.  Maaşları ödedik, üniversiteye giriş sınavı düzenledik,  ekonomi yeniden canlanıyor, çok sayıda büyükelçilik yeniden  çalışıyor, okullar açılacak ve bölgelere, gelip bütçelerini  almalarını söyledik" sözlerine yer verilen haberde,  Karzai'nin çizdiği bu tablonun doğru olduğu, ancak bazı  nüansların unutulduğu yorumu yapılmıştır. Zira Taliban'ın,  Temmuz 2001'den beri maaşlarını ödemediği memurların şu an  sadece bir aylık maaş aldıkları, iş imkânlarının az olduğu,  bir BM kuruluşunun iş ilanı üzerine yüzlerce kişinin başvuru  formu almak için sıraya girdiği, özellikle yabancı  kuruluşların her gün onlarca iş başvurusu aldığı kaydedilmiştir.

                BM'nin, sadece 2002 yılında Afganistan'ın acil  ihtiyaçlarını karşılamak için 1,18 milyar dolar gerektiğini  kaydettiği hatırlatılan haberde, Karzai'nin, ülkesine  vadedilen yardımın geleceğine inandığı, hatta Taliban'a  uygulanan yaptırımlardan dolayı dondurulan Afgan devletine  ait 200 milyon doların geçiş hükümetine verildiğini  söylediği belirtilmiştir.

                Ülkedeki güvenlik ortamının hassaslığına da değinilen  haberde, Karzai'nin konuyla ilgili şu açıklaması yer  almıştır: "Güvenlik, baskının sona erdiğine, silahın insan  yaşamı üzerindeki üstünlüğünün sona erdiğine işaret ediyor.  Savaş senyörleri, halka, özellikle Loya Jirga konusunda  baskı yapmaya devam ederse müdahale ederiz ve müdahale için  gerekli imkânımız yoksa yardım isteriz."

                Haberde ayrıca, Karzai'nin, Fransa'nın Afganistan'ın  yeniden yapılanmasında önemli bir rol oynamasını arzuladığına  dikkat çekilerek, "Fransa, Afganistan'da çok uzun bir  tarihe sahip. Geçmişte Afgan seçkinlerini yetiştirdi. Bugün  de anlamlı bir rol oynamasını istiyoruz" şeklindeki sözlerine  yer verilmiştir.

                Karzai'nin ISAF'ın görev süresinin, görev mahallinin ve  asker sayısının genişletilmesini arzuladığına da değinilen  haberde, Fransa'nın görev süresinin uzatılmasına karşı  olmadığı, ancak bugün 550 olan asker sayısını 300'e  çekebileceği kaydedilmiştir.

                Haber, Karzai'nin ülkesinin yorulmaz bir avukatı olduğu,  sadece Fransız yetkililerini değil, halkı da Afganistan'ın  yeni yüzüne ve Kabil'in sunabileceği fırsatlara inandırmak  istediği değerlendirmesi ile sona ermiştir. 

     

                     Liberation gazetesinde (04/03), Afganistan geçici hükümeti Başkanı Hamit Karzai'nin, 28 Şubat-1 Mart 2002 tarihleri arasında Paris'e yaptığı ziyaretle ilgili olarak, "Paris'te Afgan Karzai İyimserliği" başlığı altında yayımlanan haberde, Karzai'nin Paris temaslarının ardından düzenlediği basın toplantısında yaptığı açıklamalara yer verilmiştir.

                     Haberde, Karzai'nin, "Afganistan, bugün komşularından daha barışçıl ve istikrarlı bir ortamda bulunuyor. Afganistan'da etnik savaş yok. Afganlar, düşündüğünüzden daha fazla birlik içerisindeler. Afganistan'ın ulusal kimliği ve onuru yeniden kurulmuştur" şeklindeki sözlerine yer verilmiştir.

                     Karzai'nin Paris'te, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Dışişleri Bakanı ile görüştüğü de hatırlatılan haberde, Fransız yetkililerin Afganistan'ın özellikle eğitim ve sağlık alanlarında yeniden yapılanmasına yardımcı olma vaadi verdiği kaydedilmiştir. Fransız Dışişleri Bakanlığı'nın, Kabil'deki iki Fransız okulunun açılması için on kişilik bir ekibi, mart ayı içinde Afganistan'a göndereceği, ayrıca Fransa'nın ikili çerçevedeki yardımının 27.5 milyon euroyu bulacağı belirtilmiştir.

                     Haberde ayrıca Karzai'nin, Türkiye'den halihazırda İngiliz komutası altında bulunan çok uluslu barış gücünün (ISAF) komutasını devralmasını resmen istediğine de dikkat çekilmiştir.

                Le Monde gazetesinde (04/03) Guantanamo'daki tutuklulara ayrılan bir yazıda, Fransız makamlarının, adadaki tutuklular arasından yedisinin Fransız vatandaşı olduğuna kanaat getirdiği kaydedilmiştir.       

     

    Le Figaro gazetesinde (06/03) yayımlanan bir haberde, Afganistan'ın doğusundaki Amerikan harekatının son günlerde iyice yoğunlaştığı, Gardez bölgesindeki hava bombardımanlarının, Fransız uçaklarının da katılımıyla dün de sürdüğü kaydedilmiştir.

                Bir Afgan komutanın "Afgan ve müttefik askerlerinin, düşmanın gizlendiği bazı yerlere yüz metre kadar yaklaştığını" ifade eden sözlerine yer verilen haberde, kara harekatına, bin kadar Amerikan askerinin katıldığı belirtilmiştir.

                Fransa Milli Savunma Bakanlığı'ndan yapılan bir açıklamaya göre ise, "son 24 saatte, Fransız savaş uçaklarının El Kaide'ye ait dört hedefi vurduğu" duyurulmuştur.

                Haberde ayrıca, Fransa Başbakanı Jospin'in dün, France-Inter radyosuna verdiği demeçte, El-Kaide örgütünden Afganistan'da geri kalanları yok etmek için ABD'nin yürüttüğü operasyonlara, Fransa'nın tam destek verdiğini tekrarladığı belirtilmiştir.

     

                 Afganistan'ın doğusunda devam eden harekata geniş yer ayıran Le Figaro gazetesinde (07/03), dün, hava saldırılarının biraz yavaşladığı, ancak bölgedeki bin kadar Amerikan askerine takviye olarak yüzlerce Amerikan askerinin helikopterle  getirildiği kaydedilmiştir.

                Amerikalı askerlerin, beklediklerinden daha güçlü bir direnişle karşılaştıklarını kabul ettiklerine, ancak 500 kadar kişiyi öldürdüklerine, bu arada sekiz Amerikalı asker ile yedi Afganın da öldüğüne yer verilen haberde, Fransız savaş uçaklarının, harekata katılmaya devam ettikleri de duyurulmuştur.

                Haberde ayrıca, BM'nin Afganistan Özel Temsilcisi Brahimi'ye yardımcı olarak, bir Fransızın atandığı da belirtilmiştir.

                Gardez'deki harekatla ilgili olarak Le Monde gazetesinde (07/03) yer alan bir haberde ise, bölge halkının, Amerikalıların çok sert davrandığını, barışı sağlamak yerine masum insanları da öldürdüğünü ve ülkeyi daha da yıkmaya devam ettiğini ileri sürdüğüne yer verilmiştir.

                Ayrıca aynı haberde, Gardez'deki harekata, Amerikalıların ve Afganların yanı sıra, Almanya, Avustralya, Kanada, Danimarka, Fransa ve Norveç'ten oluşan altı müttefik ülkenin birliklerinin katıldığına işaret edilmekte ve terörle mücadele koalisyonunun, Ekim 2001'den bu yana en sert saldırıları yaptığı kaydedilmiştir.

                Haberde, Fransa'nın da Amerikalıların hizmetine 22 savaş uçağı ile ikmal uçakları sunduğu, söz konusu uçakların hepsine uzman komandolar tarafından karadan da kumanda edilebildiği hatırlatılmıştır.

     

    Le Figaro gazetesi (08/03) Fransız Milli Savunma Bakanı Alain Richard'ın Europe-1 Radyosu’na verdiği bir demecin Afganistan ile ilgili bölümlerini yayınlamıştır. Fransız uçaklarının Afganistan'ın doğusundaki bombardımanlara katıldığını teyit eden Richard'ın Arma Dağlarında 1500 ila 2000 kadar El Kaide mensubu ve Taliban kaldığını tahmin ettiği belirtilmiştir.

                Bakanın ayrıca uzun zamandan beri Usame bin Ladin'in sesi çıkmadığından hareketle ölmüş olması olasılığının yüksek olduğunu düşündüğü kaydedilen haberde, Bakanın şu sözlerine yer verilmiştir: “Bin Ladin'in akıbetiyle ilgili üç tahmin yapılabilir: Ya halen Afganistan'da gizleniyor, ya Pakistan üzerinden kaçmayı başardı ya da öldürüldü. Uzun zamandan beri Bin Ladin'in izine rastlanmadığına göre ölmüş olma olasılığı çok yüksek.”

                Talibanların lideri Molla Ömer'e gelince;  Bakan Richard'ın anılanın son olarak Afganistan'ın güneyinde olduğunun, ancak aşiret grupları tarafından korunduğunun, üstelik çok yer değiştirdiğinin tespit edildiğini belirttiği duyurulmuştur.

     

    İNGİLTERE BASINI

     

                The Daily Telegraph gazetesinde (01/03) John Keegan imzasıyla  yayımlanan yazıda, Afganistan harekatının, ileri teknoloji  ürünü silahların, özel kuvvetlerin yerini alamayacağını  gösterdiği vurgulanarak, eğer Bin Ladin yakalanır ve  öldürülürse bunun eski yöntemlerle gerçekleşeceği belirtilmiştir.

                The Wall Street Journal Europe gazetesinde (01/03) Robert  L. Pollack imzasıyla yayımlanan yazıda, teröristlerle  müzakere yoluna gitmenin yanlış olduğu belirtilerek, PKK  örneğine yer verilmiştir. Yazıda, yakın geçmişte  teröristlerle müzakerede bulunmayı reddeden hükümetlerden  biri olan Türkiye'nin, Şam'da üslenen Abdullah Öcalan ve onun liderliğindeki Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile inatçı bir gerilla savaşı yaşadığı vurgulanmış ve 1988 yılında Türkiye'nin birliklerini Suriye sınırına yığarak, Öcalan'ın sınır dışı edilmesini talep ettiği ve çok geçmeden Öcalan'ın yakalandığı kaydedilmiştir. Yazıda, bu olayın,  teröristlerin, bir devletin desteği olmaksızın uzun süre var olamayacaklarını gösterdiği ve karizmatik lider Öcalan'sız bir PKK'nın da yok olmaya başladığı ifade edilmiştir.

     

                The Times gazetesinin (05/03) başmakalesinde, dün Afganistan'da sekiz Amerikan askerinin ölümünün, ABD açısından 1993 yılında Somali'deki fiyaskodan bu yana bir gün içinde karşılaşılan en ağır kayıp olduğu, Amerikalıların teröre karşı savaşta hâlâ ilk safhayı tamamlamamış olmasına rağmen Kabil'de barış gücünün büyüklüğünün ne olacağının konuşulduğu belirtilmiştir.

                The Guardian gazetesinde (05/03) Julian Borger imzasıyla yayımlanan haberde, birçok Amerikalının savaşın sona erdiğini düşünmesinin ardından, ABD askerlerinin en ağır çatışma ve kayıp ile karşılaştıkları, Tora Bora'da El Kaide liderlerinin yakalanmış veya ölmüş olabileceği varsayımlarına rağmen merkez gücünün yok edilememesi yüzünden militanların tekrar güç kazanmaya başladıkları belirtilmiştir.

                     Financial Times gazetesinin (05/03) başmakalesinde, ülkeyi 20 yılda terör cennetine çeviren binlerce El Kaide savaşçısının dağlarda yeniden örgütlendiği bildirilirken, teröre karşı savaşı Irak ve başka ülkelerde devam ettirmek isteyen ABD'nin Afganistan'daki görevinin sona ermediği belirtilmiştir. Barış gücüne katılmak yerine, Afgan askerlerinin eğitimini ön gören ABD'nin, askeri operasyonlarda barış gücüne hava desteği vermesi gerektiğine işaret edilen yazıda, Avrupalı müttefiklerin, İngiltere komutasındaki ISAF'ın genişletilmesine katkı vermekte çekindikleri ifade edilmiştir.

     

                The Guardian gazetesinde (06/03) Rory McCarthy imzasıyla yayımlanan yazıda, Afganistan'ın doğusunda ABD'nin Taliban ve El Kaide'nin hakim olduğu yerlere karşı üçüncü büyük bir saldırı düzenlemeyi planladığına değinilerek, ülkenin doğusundaki direnişin istikrarı tehlikeye attığı kaydedilmiştir.

                     Financial Times gazetesinde (06/03) Charles Clover ve Richard Wolffe imzalarıyla yer alan yorumda, Afganistan'daki aşiretlerin konumlarına yer verilerek, El Kaide savaşçılarına yönelik ABD liderliğindeki harekatın başarısızlığa uğramasının, aşiretler arası güç mücadelesini anlamakta güçlük çekildiğini ortaya koyduğu ifade edilmiş ve Shahi-kot için verilecek savaşın, Afgan anlaşmazlığının dönüm noktası olacak gibi göründüğü değerlendirmesi yapılmıştır.

                Aynı gazetede Charles Clover, Miranda Green ve Victor Mallet imzalarıyla yayımlanan haberde, Afganistan'ın güneyinde El Kaide gerillalarıyla savaşan ABD önderliğindeki gücün dün, büyük bir saldırı için yeniden toparlandığı, ABD Başkanı Bush'un da, Afganistan'daki asker sayısını artırmayı düşünebileceğini söylediği kaydedilmiştir. Haberde, Bush'un karar konusunda komutanların tavsiyelerine güvendiğini söylediği, bölgedeki askerlerini korumak için ne gerekiyorsa yapacakları ve savaşı kazanacakları yolundaki sözleri aktarılmıştır.

                The Guardian gazetesinin (06/03) başmakalesinde, Pentagon yetkililerinin, Afganistan'ın güneyinde bu haftaki saldırının, önceden ve çok dikkatle planlandığını, Tora Bora'da aralık ayında gerçekleştirilen sonuçsuz harekattaki hataların tekrarlanmasından kaçınıldığını bildirdikleri vurgulanmıştır. Bu dikkatli adımlara ve tartışmasız hava gücüne rağmen, ABD liderliğindeki gücün önemli ölçüde kayıp verdiği belirtilen başmakalede, Afganistan'da sonuç alınıncaya kadar, ABD'nin yeni "terör karşıtı" savaş tehditlerinde bulunmaya son vermesi gerektiği ifade edilmiştir.

     

                The Independent gazetesinde (07/03) Rupert Cornwell imzasıyla yayımlanan haberde, ABD istihbaratının, Pakistan'ın Afganistan sınırına yakın bölgelerinde yeniden gruplaşmaya çalıştığına inandığı El Kaide üyelerinin e-posta haberleşmesine engel olduğu belirtilerek, istihbarat yetkililerine atfen, bazı El Kaide liderlerinin, halihazırda radikal Hizbullah örgütü tarafından Lübnan'da barındırıldıkları, bazılarının da Afrika ve Avrupa'ya kaçmış olabilecekleri bildirilmiştir.

                The Guardian gazetesinde (07/03), Rory McCarthy imzasıyla yer alan yorumda, Afganistan'da güvenliğin kötüleştiği yolundaki endişelerin giderek artması üzerine, Batılı hükümetlerin, Afganistan'daki uluslararası askeri gücün sayısının iki katına çıkarılmasını görüştükleri, ancak 1979 Sovyet istilasından sonra çoğu Afganın, ülkede yabancı askerin bulunmasına karşı çıkarken, bazılarının da genişletilmiş barış gücünün, Taliban'ın direnişini kırmanın en iyi yol olduğundan kuşku duyduklarına değinilmektedir. ABD'li üst düzey askeri yetkililerin, barışın sağlanması için ulusal bir ordunun oluşturulmasını istediklerinin ifade edildiği yazıda, barış gücünün, Afgan ordusunun yerini alamayacağı değerlendirmesi yapılmıştır.

                     Financial Times gazetesinde (07/03), David Stern imzasıyla yayımlanan haberde, bu hafta Afganistan'daki askeri operasyonlara, ilk kez eski Sovyet Cumhuriyeti Kırgızistan'daki hava üssünden kalkan Fransız Mirage 2000-D savaş jetlerinin katıldığı kaydedilmiştir. Haberde, Kırgızistan Devlet Başkanı Akayev'in, Uluslararası İlişkiler Danışmanı Askar Aytmatov'un, ülkede ABD askerlerinin bulunmasını, kökten dinci İslamcılara karşı "bir güvenlik garantisi" olarak değerlendirdikleri ve memnuniyet duydukları yönündeki ifadelerine yer verilmiş, ayrıca Amerikalı ve diğer yabancı birliklerin, bu küçük Orta Asya devletinin uluslararası arenadaki siyasi ağırlığını artırdığı kaydedilmiştir.

     

    Financial Times gazetesinde (08/03)  yayımlanan Judy Dempsey imzalı ve Brüksel çıkışlı bir haberde, AB’nin Afganistan Temsilcisi ve eski NATO Genel Sekreter Yardımcısı Klaus Peter Klaiber’in 18 ülkeden oluşan ISAF’ın asker gücünün artırılması ve sorumluluk alanının genişletilmesi için çağrıda bulunduğu ve bu başarılamazsa, gerek siyasi yeniden yapılanma gerek yeniden imar süreçlerinin başarılı olmayacağına işaret ettiği bildirilmiştir. Afganistan’a yardımların büyük bir çoğunluğu ile askeri gücün yüzde 95’inin AB tarafından sağlandığına dikkat çekilen yazıda, bir AB diplomatının, “Yakında Afganistan’da siyasi sistem raydan çıkacak ve o zaman neler olur bilemiyorum” şeklindeki sözlerine yer verilmiştir. Yazıda, Kabil’deki görev süresi mayıs sonunda sona erecek olan ISAF’ın Afganistan’ın tamamında görev yapmadığı için kabile liderleri arasındaki iç savaşın bastırılamadığı ve askeri uzmanların ülkedeki uluslararası asker gücünün 10 bine çıkarılarak, siyasi istikrar ve güvenliğin sağlanması gerektiğini vurguladıkları kaydedilmiştir. Yazıda ayrıca, AB ülkelerinin Barış Gücü’ne daha fazla katkı sağlamaya isteksiz oldukları, ABD'nin de barışı idame operasyonuna katılmak istemediği belirtilmiştir.

                Aynı gazetede, Charles Clover imzalı ve Afganistan çıkışlı yazıda, ABD müttefiki kabile liderlerinden Padişah Han’ın oğlu ve kabile sözcüsü Ceylani Zadran’ın Doğu Afganistan'ın ana kenti Gardez'i ele geçirene kadar savaşacakları tehdidinde bulunmasının, El Kaide'ye karşı savaşta, ABD'nin yerel siyasi rekabetlerle de başetmek zorunda kaldığını vurguladığı bildirilmiştir. Yazı,  ocak ayında Han’ın Gardez valiliğine tayininden sonra başlayan kabile çatışmaları yüzünden yerine Kabil tarafından daha tarafsız olarak kabul edilen Taç Muhammed’in getirilmesinin bu tehdide yol açtığını kaydetmektedir. Ayrıca yazıda, Afgan komutanlarının Çarşamba günü ABD'nin vurduğu konvoyun Han'ın askerlerine ait olduğunu ifade ederken, Zadran'ın bu konvoyun El Kaide üyelerinden oluştuğunu belirttiği ifade edilmiştir.

     

                The Economist dergisi (09/03)  "6 Ay Sonra" başlığıyla yayımladığı yorumunda, ABD'nin gerek Afganistan'daki savaşta gerek bu savaş için geniş bir koalisyon oluşturmada zafer kazandığını, ancak 11 Eylül hafızalardan silinmeye başladıkça benzer bir harekat için ABD'nin bir koalisyon oluşturmakta zorlanabileceğine dikkat çekilmiştir. Ayrıca yorumda, ABD'nin Irak'a saldırmayı kararlaştırdıysa, bundan önce evvelkinden daha sıkı bir silah denetim rejimi önerisini Saddam Hüseyin'e sunması ve Başkan Bush'un bir bağımsız Filistin devletinin kısa sürede kurulması gerektiği yolunda somut kanıt getirmesi gerektiği ifade edilmiştir. Daha önceki başarısızlıklara karşın ABD'nin tekrar çaba göstermesi gerektiğini belirten yorumda, 11 Eylül'den sonra tek başına hareket etme eğilimi artan ABD'nin dünyaya sırtını dönemeyeceğini kaydedilmiştir.

                Aynı dergide yer alan bir haberde, 11 Eylül'den sonra en büyük değişimin Afganistan'da yaşandığı ve ülkenin büyük bir bölümünün normal yaşama dönmeye başladığı kaydedilmiştir. Ancak geçici Başbakan Karzai'nin yurtdışında kendi ülkesinden daha kolay seyahat edebildiğine dikkat çekilerek, gerek Afganistan'ın hâlâ bir orduya sahip olmaması, gerek ISAF'ın kısıtlı bölgede faaliyet göstermesiyle, General Raşit Dostum ve İsmail Han gibi aşiret liderlerinin kendi bölgelerinde istediklerini yaptıkları belirtilmekte ve ISAF'ın Kabil dışında beş ya da altı kente daha yerleşmesinin fayda sağlayabileceği ifade edilmiştir.

                Yine aynı dergide yayımlanan bir haber-yorumda, ABD'nin yoğun ve başarılı koalisyon oluşturma çabalarına karşın gerçek savaşta müttefiklerinden yok denecek derecede katkı geldiğine dikkat çekilmekte ve Afganistan harekatının ABD'ye, artık kendi savaşını kendisinin yürütebileceği yolunda çok büyük bir ders verdiği  vurgulanmıştır.

     

    İTALYA BASINI

     

                La Repubblica gazetesinde (04/03) Vittorio Zucconi imzasıyla yayımlanan haberde, Pentagon'un, Afganistan'da eski rejim yanlılarıyla Amerikalılar arasında yaşanan çatışmada, bir Amerikalı askerin öldüğü ve altı askerin de yaralandığını açıkladığı belirtilmiştir. "Yalnızca Kabil kontrol altında, diğer yerlerde toptan anarşi hakim" diyen Amerikan basınının giderek daha eleştirel yaklaştığı ve demokratların da Başkan Bush'un karşısında yer alarak "bu şekilde savaşın bir anlamı yok" yorumunu yaptıkları belirtilen haberde, Senato Demokratlar Grup Başkanı Dacshle'ın Cumartesi ve Pazar günleri canlı TV yayınında yaptığı açıklamasında, "Bu savaş yön duygusunu kaybetti, gayesizce bir hedef arayışında; Bin Ladin ve Molla Ömer yakalanmadığı sürece, kazandık diyemeyiz" dediği kaydedilmiştir.

                Il Messaggero gazetesinde (04/03) "Afganistan'da Barış Uzak Bir Hülya Olma Tehlikesiyle Karşı Karşıya" başlıklı ve Delta imzalı yorumda şu görüşlere yer verilmiştir: "Afganistan'da çatışmalar yeniden başladı. Cumartesi gecesinden itibaren Gardez'in güney doğusunda başlatılan geniş çaplı operasyon sürüyor. ABD güçleri ile El Kaide mensubu beş bin Taliban ve "Arap-Afgan" arasında çatışma yaşanıyor. Söz konusu operasyona ait detaylı teknik bilgiler alınıyor,ancak operasyonun genel hedefleri konusunda hiç bilgi yok. Ortam, barış sürecini başlatmaktan henüz çok uzak. Oysaki uluslararası toplum bunu heyecanla bekliyor."

                La Stampa gazetesinde (04/03) Maurizio Molinari imzasıyla yayımlanan haberde, Afganistan'ın doğusundaki dağlık bölgede barikat kurmuş El Kaide ve Taliban milislerin mevkilerini vurmak ve Pakistan sınırında El Kaide'nin yeniden hayat kazanmasını önlemek için Amerikan ordusunun ilk kez "termobarik" (hava emen) bomba kullandığı belirtilmiştir.

                     Haberde, Cumartesi günü verilen (biri Amerikalı üçü Afgan) dört kayıptan sonra, dün müttefik güçlerinden yeni bir kayıp haberinin gelmediği, Pakistan güçlerinin ise çatışmalar sırasında sınırdan sızmaları önlediği kaydedilmiştir.

     

                La Repubblica gazetesinde (05/03) "Afganistan... ABD Askerlerine Katliam" başlığı ve Renato Caprile imzasıyla yayımlanan haberde, El Kaide tarafından iki ABD helikopterinin düşürülmesi sonucu dokuz Amerikalı askerin öldüğü belirtilerek, beş bin Arabın dağlarda gizlendiği, bunları Bin Ladin'in yönetebileceği olasılığının göz ardı edilmediği ve çatışmanın yayılmasından korkulduğu ifade edilmiştir.

                     Corriere della Sera gazetesinde (05/03) "Her Yere Yayılmış Taliban'ın Savaşı" başlığıyla yayımlanan haberde, yaklaşık 20 binden fazla milisin izlerini kaybettirdiği, bunların bazılarının kamplara, bazılarının ise savaşmaya geri döndükleri belirtilerek, birçoğunun da Pakistan'a sığındığı ve Amerikalılar için bunları müttefiklerden ayırmanın oldukça güç olduğu ifade edilmiştir.

                Aynı gazetede yayımlanan bir başka haberde, Savunma Bakanı Rumsfeld'in düşürülen helikopterlerle ilgili olarak "üç günde toplam 350 bomba olmak üzere, tarama bombardımanlarla ve yoğun kara birlikleriyle düşmanın direncini kıracağız. Düşmanın kayıpları bizim kayıplarımızdan çok daha fazla oldu" yorumunu yaptığı kaydedilmiştir.

                Il Messaggero gazetesinde (05/03) yayımlanan bir haberde, dün Gardez yakınlarında seyreden araca açılan ateş sonucu bir Kanadalı gazetecinin yaralandığı belirtilmiştir.

                La Stampa gazetesinde (05/03) Philip Smucker imzalı haberde, dünyada aranan bir numaralı kişi Bin Ladin'in, Afganistan'dan yürüyerek kaçtığı ifade edilerek, teröristin en son, bir grup korumayla birlikte Pakistan dağlarına kaçarken görüldüğü bildirilmiştir.

     

    La Stampa gazetesinde (08/03) eski Büyükelçi Sergio Romano ile yapılan mülakata yer veren bir haberde şu görüşler yer almaktadır:

                "Soru: Sayın Büyükelçi, geçtiğimiz günlerde eski Afgan kralı Zahir Şah ABD'ye karşı çok sert sözler sarfetti. ("Terörizmle mücadele aptalca ve faydasız, derhal sona erdirilmesi çok iyi olur.") Bu çerçevede eski Kral ile ABD arasında büyük bir soğukluk yaşandı denebilir mi?

                Romano: Kral Zahir'in açıklamaları beni şaşırtmadı. Ben, terörizmle mücadelenin daima, Gizli Servislerin operasyonlarıyla, polis operasyonlarıyla, terörü besleyen finans çevrelerinin kontrolüyle yapılabileceğini düşünmüşümdür. gerektiğinde komando operasyonlarına da başvurulabilir, ancak, bu operasyonların hedefi olması gerekir. Washington'un uyguladığı stratejinin, El Kaide'nin üslerinin ortadan kaldırılması dışında haklı olduğu kanıtlanabilirdi. Ancak bu üsler halen ortadan kaldırılmadığı için, haklı olarak Amerika'nın operasyonlarının işe yararlığı konusunda soru sorulabilir. Ancak, bana göre, Kral Zahir'in söylemek istediği şeyin, Peştun lider Sayed İsmail Gailani'nin söylediklerinden çok daha net olduğunu düşünüyorum. Gailani, "işi bize bırakın, biz bu sorunun nasıl çözüleceğini biliyoruz. Değişik grupların ikna edilebileceğini ya da birer birer satın alınabileceğini biliyorduk" demişti. "

                Corriere della Sera gazetesinde (08/03) yer alan bir haberde, New York Times gazetesinin Usame Bin Ladin'in Gardez'de olabileceğini kaydettiği, Fransız Savunma Bakanı Alain Richard'ın ise, Bin Ladin'in büyük olasılıkla ölmüş olduğunu, ancak Molla Ömer'in halen yaşıyor olmasının pek muhtemel olduğuna inandıklarını açıkladığı, öte yandan; Savunma Bakanı Rumsfeld'in operasyonun bir haftada bitmesi gerektiğini teyit ettiği, operasyonu yöneten General Frank Hagenbeck'in, kuşatma altında bulunan El Kaide teröristleri ile Talibanların yer altı mağaralarda gizlenen yerel unsurlardan güç aldıklarını açıkladığı nakledilmiştir.

                La Repubblica gazetesi (08/03) Arturo Zampaglione imzalı haberinde, kar ve kötü hava koşullarının sürmekte olan Anaconda operasyonu ve  helikopterlerin Gardez dağlarına ulaşmasını engellediği kaydedilmekte, Pentagon'un hedeflenen mağaralarda terörist liderlerin gizlendiğini düşündüğü ve ABD'nin hedefinin ise "Taliban ve El Kaide üyeleri teslim oluncaya ya da ölünceye dek savaşmak" olduğu, önceki gün patlayan bomba sonucu hayatını kaybeden 5 Barış Gücü askerleriyle ilgili olarak soruşturmanın halen sürdüğü  ve bomba imhası operasyonuna ara verildiği kaydedilmiştir.

     

                YUNANİSTAN BASINI  

     

                1 Mart günkü Yunan gazetelerinde, ABD'nin Küba'daki Guantanamo  üssünde tutuklu bulunan 300 El Kaide örgütü ya da Taliban  yönetimi mensubu arasından yaklaşık 100 kişinin açlık grevine  başlamış oldukları haberi yer almıştır. Ayrıca, Vradini  gazetesinde (01/03) yer alan bir haberde, Türkiye'nin,