| |
ABD
BASINI
The
Wall Street Journal gazetesinde (01/03)
Greg Jaffe imzasıyla
ve "Afgan Kırsalında Birkaç ABD Askeri Yardım
ve Düzen Getirmekte Zorlanıyor" başlığı altında
yayımlanan yazıda,
Afganistan'daki savaşın, artık ülkeyi bir arada
tutmayı hedeflediği belirtilerek, Afganistan'ın batısında
kendisini lider olarak atamış olan İsmail Han ile ABD Kara
Kuvvetleri'nden 33 yaşındaki Yüzbaşı Curt arasındaki
ilişkide, İsmail Han'ın,
Yüzbaşı Curt'den buğday ve sulama kanalları
açmasını istediği belirtilmiştir.
Afganistan'a biraz düzen getirmeleri maksadıyla yerel
liderler ile birlikte çalışmaları için Pentagon'un,
yaklaşık 50 asker ile
140 sefer görevlisi yedeğini görevlendirdiğine
dikkat çekilen yazıda, bu derece küçük ABD varlığının
ve az miktardaki yardım
önerisinin, istenilen hedeflere ulaşılmasını zorlaştırdığına
işaret edilmiştir.
Yazıda, 400 mil uzaklıktaki Kabil'deki Amerikan yardımı
ve savunma yetkililerinin, savaştan yıkılmış ülkenin
her tarafından gelen
isteklerden boğuldukları vurgulanarak,
ocak ayı sonunda Curt'ün, aralarında köprü inşası, tıbbi
levazım ve Herat havalimanı için radyonun da bulunduğu ve
merkezden talep edilen 15 yardım projesine cevaben, tıbbi
levazımın satın alınması için 10 bin dolar gönderildiği
kaydedilmiştir.
Yazıda, Curt'ün iki haftalık bir uğraş sonrasında,
kanal projesi için de onay aldığı, Han'ın bu habere
sevindiği, ancak hemen listesindeki bir sonraki projeyi
gündeme getirerek, Amerikalıların Herat'a giden kilit
konumunda olan yoldaki köprü için para sağlayıp
sağlamayacaklarını sorduğuna da işaret edilmiş ve bu
daha pahalı proje üzerindeki çalışmanın halen devam
ettiği ifade edilmiştir.
Aynı
gazetede, Greg Jaffe ve David S. Cloud imzalarıyla ve "ABD
Yemen’e Asker Göndermeye Hazırlanıyor" başlığıyla yayımlanan
yazıda, Bush yönetiminin, ülkenin (güvenlik) kuvvetlerinin El
Kaide şebekesine bağlanan teröristleri yakalamalarında, eğitimine
yardımcı olması ve katkıda bulunması maksadıyla, birkaç yüz
askeri Yemen’e göndermeye hazırlandığı bildirilmiştir.
Yazıda, yakın geçmişte Beyaz Saray'dan onay alan söz
konusu görevin, Filipinler'deki ABD çabaları ölçüsüne benzer
olacağı ifade edilmiş, 160 özel kuvvet askeri ve yaklaşık 500
destek personelinin, Filipin askerini karşı terörizm taktikleri
konusunda eğittikleri bir askeri yetkiliye atfen aktarılmıştır.
The New York Times gazetesinde (01/03) Olga M.
Davidson ve Mohammad J.
Mahallati imzalarıyla ve "Afganistan'ı Yeniden
İnşa Etmek İçin Yanındaki Kapıya Bak" başlığı
altında yayımlanan
yazıda, müreffeh bir Afganistan için en iyi
ümidin, aynı zamanda en az takdir edilen olduğu
belirtilerek, Afganistan
ile olan derin bağları nedeniyle İran olabileceği ileri sürülmüştür.
Yazıda, nüfusunun yüzde 65'inin 25 yaşın
altında olduğu İranlıların, kültürel açıdan komşuları
arasında Afganistan'a
en yakın toplum olduğu ifade edilerek, bu
yakınlığın, İran'ın, Afganistan'a neden beş yıl içinde
500 milyon dolarlık
yardım sözü verdiğini anlatabildiğine işaret
edilmiştir.
Yazıda, çoğu Afgan göçmenin İran'a kalıcı olarak
yerleştikleri, ancak diğerlerinin geri dönmek
istediklerine ve bazılarının
döndüklerine dikkat çekilerek, bu insanların
iki ülke arasında işbirliği için hazır bir şebeke oluşturdukları
vurgulanmıştır.
Aynı gazetede, Patrick E. Tyler imzasıyla, "Gürcistan’daki
Ayrılıkçılar Rusya ile 'Birliktelik' İstiyorlar" başlığıyla
yayımlanan yazıda, Gürcistan’daki ayrılık yanlısı bölgenin
liderlerinin, ABD’nin, Gürcistan Silahlı Kuvvetleri'ni eğitmeye
yardım etme planlarını açıklamasının ardından, Rusya ile
"ortak (associated)" bir ilişkiye girme ve Gürcistan’dan
ayrılma çabalarına hız vermekte olduklarını açıkladıkları
belirtilmiştir.
Yazıda, söz konusu bölge, Abhazya liderlerinin, daha güçlü
bir Gürcistan ordusunun, başkent Tiflis’in kuzeydoğusundaki
Pankisi bölgesine sığınmış olan teröristlerle ve suç işleyen
çetelerle savaşacağına, kendilerinin üzerine geleceğinden
korktuklarına işaret edilmiştir.
Yazıda, Rusya Dışişleri Bakanı'nın ABD Dışişleri
Bakanı Colin Powell'ı telefonla arayarak, önerilen konuşlandırmanın
Ruslara söylenenden çok daha fazla görünmesi konusunda
Moskova’nın endişelerini ilettiği aktarılmıştır.
Amerikalı yetkililerin, Pankisi'deki binlerce Çeçen göçmen
arasında saklanmakta olan düzinelerce Afgan ve Arap savaşçıyı
yakalamak istediği belirtilerek, Gürcü yetkililerin, bu Müslümanlardan
bazılarının, Rusya ve muhtemelen Avrupa ve ABD'de terörist saldırılarda
bulunmayı planladıklarını söylediklerine işaret edilmiştir.
Yazıda, Abhazya’nın ayrılıkçı tehditlerde bulunuyor
olmasının, Bush yönetiminin terörizme karşı yeni bir
cepheyi, karışık bir siyasi ortamda açmak istediğini vurguladığına
dikkat çekilmiş, Gürcistan'daki terörizm karşıtı kampanyanın,
ABD'nin Rusya'nın doğu kanadında Orta Asya ülkeleri ile süratle
daha güçlü güvenlik bağları oluşturduğu bir sırada,
Rus-Amerikan işbirliğini bir teste tabi tutacağı da ifade edilmiştir.
The
Washington Times gazetesinde (04/03)
“El Kaide, Rus Nükleer Silahları Dolayısıyla Gözetim Altında”
başlığı altında ve Robert Stacy McCain imzasıyla
yayımlanan haberde, “Ejderha Ateşi” kod adlı bir ajanın,
Usama bin Ladin’in terörist örgütü El Kaide’nin küçük çapta
(10 kiloton) bir Rus yapımı bir nükleer silaha sahip olduğu ve
bunu New York’ta kullanmayı planladığını bildirmesi üzerine
Amerikan istihbarat yetkililerinin alarma geçtiği ancak daha sonra
yapılan araştırmalar sonucunda bu bilginin asılsız olduğunun
tesbit edildiği belirtilmiştir. Sovyetler Birliği’nin 1991 yılında
çöküşünden sonra Amerikalı yetkililerin en büyük endişesinin,
eski Sovyet nükleer silahlarını teröristlerin ele geçirme olasılığı
olduğunun belirtildiği haberde, kaç tane Rus silahının kayıp
olduğunun bilinmediği ve El Kaide örgütünün bu silahlardan
birine sahip olmasının her zaman olasılık dahilinde olduğu
vurgulanmıştır.
Washington
Post gazetesinde (04/03) “Çok Sayıda
Amerikan Birliği El Kaide Savaşçılarıyla Çatışıyor” başlığı
altında ve Peter Baker ve Steve Vogel imzalarıyla
yayımlanan haberde, yüzlerce sayıda Amerikan ve müttefik
Afgan askerlerinin, El Kaide savaşçılarıyla çatıştığı ve
Pentagon yetkililerine göre bu harekatın şimdiye kadar ki en geniş
Amerikan kara saldırısı olduğu ve ilk kez konvansiyonel
Amerikan birliklerinin kullanıldığı belirtilmiştir. Çatışmayla
ilgili olarak çok az ayrıntının verildiğinin söylendiği
makalede Amerikalılara, müttefik veya düşmanlara ait bir kayıptan
henüz söz edilmediği belirtilmiştir. Ancak Afgan komutan ve
yerel otoritelere göre çok sayıda Afgan’ın ve Amerikalı’nın
yaralandığının belirtildiği haberde, Afganistan Güvenlik şefi
Muhammed Isshaq’ın Amerikalıların büyük bir hata yaptığı
ve siper kazmadan ve kendilerini güvence altına almadan direkt
saldırıya geçtikleri yorumuna yer verilmiştir.
Los
Angeles Times gazetesinde (04/03)
“Amerika El Kaide’nin Dağlardaki Barınaklarını Bombaladı”
başlığı altında ve Alissa J.Rubin
imzasıyla yayımlanan haberde, Amerikan kara saldırısının
kuvvetli bir direnişle karşılaştığı ve birkaç Amerikan
helikopterinin düşman ateşi altında hasar gördüğü belirtilmiştir.
Amerikalıların kara saldırısında uğradıkları başarısızlıktan
sonra stratejilerini değiştirdikleri ve hava saldırılarında yoğunlaşıldığı
ve dağlardaki barınakları bombalamaya başladıkları vurgulanmıştır.
The New York Times gazetesinde (04/03), başyazı sütununda,
“Kafkaslar'da Dikkatli Yürü” başlıklı yazıda, Gürcistan’ın,
Amerikalı danışmanların gideceği güvenilmez bir yer olduğuna
dikkat
çekilmiş, Washington’un, sınırlı bir misyon ile hareket
etmesi, amacının Moskova ile Kafkaslar'da askeri etkinlik için mücadeleden
ziyade teröristleri avlaması konusunda Gürcistan’a yardım
etmek olması gerektiğine işaret edilmiştir.
Yazıda, Rusya’nın uzun zamandır Çeçenistan ile Gürcistan
sınırını kapamak istediğini ifade ettiğine dikkat çekilmiş,
Moskova’nın Rus askerlerinin Pankisi Vadisi'ne girmelerine müsaade
etmesi için Gürcistan Başkanı Eduard Şevardnadze’ye
baskıda bulunduğuna işaret edilmiştir.
Yazıda, Bush yönetiminin halihazırdaki planının, Pankisi
Vadisi'ni kontrol altına almak için, Gürcistan askerlerini eğitmeyi
ve donatmayı içerdiğine dikkat çekilmiştir.
Yazıda,
her ne kadar bazı Rus liderlerin daha önceleri, Gürcistan’da,
artmış bir Amerikan askeri rolünden duydukları rahatsızlıktan
bahsetmiş olmalarına rağmen Başkan Vladimir Putin’in cuma günü,
Washington’un girişimini desteklediğini söylediğine işaret
edilmiştir.
Yazıda, uluslararası teröristleri Pankisi Vadisi'nde
avlamanın, NATO’nun şimdi Moskova ile oluşturmayı önerdiği
yeni işbirliği konseyine uygun bir konu olacağına değinilmiş,
NATO’nun geçen hafta, aralarında terörizme karşı savaş
dahil, ortak endişe içeren konularda görüşmek için, ittifakın
19 üyesi ve Rusya’nın aylık toplantılar yapmasını önerdiği
ifade edilmiştir.
Yazıda, söz konusu toplantıların, Kafkaslar'da sığınan
uluslararası teröristlere karşı askeri harekatı güçlendirmeyi
tartışmakta kullanılmasının, bu yeni konseyin boş bir
diplomatik törene dönüşmesini önlemeyi garantilemeye yardımcı
olacağı dile getirilmiştir.
Aynı gazetede, John F.Burns imzasıyla ve "ABD Uçakları,
Askerlerin En Zorlu Savaşla Karşılaştıkları Bir Sırada Düşmanı
Vuruyorlar” başlığıyla yayımlanan yazıda, Amerikan bombardıman
uçaklarının, Taliban ve El Kaide savaşçılarının bulunduğuna
inandıkları yöreleri, iki gündür aralıksız olarak bombaladıkları
belirtilmiş, B-1 ve B-52 bombardıman uçakları, F-15 savaş uçakları,
AC-130 saldırı uçakları ve Apache helikopterlerinin mağaralara,
sığınaklara ve diğer saklanılacak yerlere saldırıda kullanıldıkları
ifade edilmiştir.
Yazıda, savaşın ilk gününde hedeflere yaklaşık 270
bomba ve füze atıldığı, yetkililere atfen bildirilmiş ve
harekat sırasında, mağaralarda şiddetli bir basınç yaratan ve
yoğun sıcaklık veren 2000 pound ağırlığındaki bir
“thermorbarik” bombanın atıldığı belirtilmiş ve
yetkililerin cumartesi günü iki tane kullanıldığını söyledikleri,
bombayı bugün yalnızca bir olarak düzelttiklerine yer verilmiştir.
Yazıda, askeri yetkililerin, kara harekatına katılan
Amerikalı ve Afgan askerlerin yanı sıra Avustralya,
Kanada,Danimarka, Fransa, Almanya ve Norveç’ten yaklaşık 1.500
askerin katılımıyla, kara savaş harekatının şimdiye
kadarkilerinin en genişini oluşturduğu vurgulanmıştır.
Yazıda, askerlerin, Kabil’e 90 mil uzaklıktaki Shahi-Kot
vadisindeki kaçış yolunu kapamaya çalışırken, çatışmaya
maruz kaldıkları, bir Amerikan askerinin öldüğü ve birkaçının
yaralandığı Pentagon’a atfen aktarılmıştır.
Washington
Post gazetesinde (05/03) “Hayati bir
Savaş” başlığı altında yayımlanan makalede, ABD’nin sekiz yıl
önce Somali’deki müdahaleden bu yana girdiği en geniş ve en
maliyetli savaşta (Afganistan), en az sekiz ABD askerinin öldüğü
ve 40’ının yaralandığı, ancak bu acı kayıplara ve zorlu
savaşa rağmen bunun, Amerika’nın girmek ve sonuna kadar devam
ettirmek zorunda olduğu bir savaş olduğu değerlendirmesi yapılmıştır.
Bunun, üst düzey ABD komutanları tarafından da ifade edildiğine
değinilen yazıda, ancak
zaferin teröristlerin ağır şekilde silahlanmış
olarak dağlara sığınmış olmaları nedeniyle zaman alacağı
ileri sürülmüştür. Afganistan harekatı başarıyla sonuçlanacaksa,
ABD komutanlarının Taliban ve El Kaide‘nin yeniden toplanmasına
izin vermemeleri gerektiğinin ifade edildiği yazıda, Amerikan
askerlerinin en son Mogadişu’da verdiği ağır kayıpların ardından,
ABD güçlerinin Clinton yönetimi tarafından aniden geri çekilmesinin,
benzer kayıpların ABD’nin terörizme karşı savaşını
durdurabileceğini uman Usame
bin Ladin’i, çok memnun etmiş olduğu ve onun yanlış düşündüğünün
kanıtlanması gerektiği vurgulanmıştır.
The
Washington Times gazetesinde (06/03) “
En Tehlikeli Tehditler” başlığı altında yayımlanan başmakalede,
“Hain düşmanın elde edebileceği en tehlikeli silahları
kullanmanın bir yolunu bulacağı” şeklindeki değerlendirmenin
ardından, bunun,
pekçok kimsenin, El Kaide ve başka örgütlere mensup teröristlerin,
Amerikan topraklarında
nükleer ya da radyolojik saldırılarda bulunacağından neden bu
kadar endişe duyduklarını
açıkladığı ifade edilmiştir. Yazıda, Washington Post
gazetesinin pazar günkü sayısında Bush yönetiminin, ülke çapındaki
stratejik mevkilere ve ABD‘nin denizaşırı yerlerdeki
tesislerine yerleştirilen yüzlerce radyolojik algılayıcının
uyarılarına karşı
harekete geçmek üzere Delta Force’u (Özel
Kuvvetler) alarm durumuna getirdiğini yazdığı belirtilmiştir.
Bugün karşı karşıya olunan tehditlerin emsalsiz olduğunun
ileri sürüldüğü makalede, Amerikalıların radyolojik ve nükleer
saldırıların potansiyel hedefleri olmasından dolayı, politika
üretenler için gerçek sorunun bu tür bir olay riskinin nasıl
azaltılacağı ve bunun potansiyel sonuçlarıyla nasıl başa çıkılacağı
olduğunun altı çizilerek, çözümün,
yurtdışındaki ve yurtiçindeki güçlü bir istihbarat olduğu
vurgulanmakta ve 11 Eylül saldırılarının yalnızca bir başlangıç
olabileceğine dikkat çekilmiştir.
The
New York Times gazetesinde (06/03),
"Afganistan’da Bitmeyen Savaş" başlıklı yazıda,
Afganistan'daki savaşın başladığı ekim ayından bu yana geçen
sürede ölenlerin sayısından fazla Amerikan askerinin –en azından
yedi– dün öldüğüne değinilerek, bunun, savaşın, sona erme
aşamasının çok uzağında bulunduğu ve tüm taraflardan daha çok
zayiat beklenebileceğinin bir işareti olduğu ifade edilerek, El
Kaide terör şebekesinin liderlerini ve savaşçılarını yenme ve
ele geçirme görevinin tamamlanmadığına işaret edilmiştir.
Yazıda, Taliban’ın aralık ayında çökmesinin ardından
yüzlerce El Kaide üyesinin, Tora Bora bölgesindeki dağlardan
Pakistan sınırına doğru kaçtıklarına ve Amerikalı komutanların,
az sayıdaki Amerikan Özel Harekat Kuvvetlerinin yardımı ile
yerel Afgan müttefiklerin onların peşine düşmesine güvendiklerine
işaret edilerek, sonunda Afgan milislerin El Kaide mensuplarının
ülkelerini terk etmelerini görmekten memnun oldukları ve hatta
bazılarının, onların güvenli bir şekilde gitmelerini garanti
etmek için rüşvet dahi aldıkları ifade edilmiştir.
Bu süre zarfında, terörizme karşı savaştaki acil
talebin, Amerikan kuvvetlerinin başka yerde kullanılmasını
gerektirebileceğine değinilen yazıda, Afganistan’daki askeri
durum tamamiyle kontrol altına alınıncaya kadar Washington’un,
El Kaide’nin imhasına doğrudan bağlı olmayan yeni askeri
operasyonlarda acele etmemesinin gerektiği vurgulanmıştır.
Yazıda, Senato’daki Demokratların haklı bir şekilde,
terörizme karşı savaşın gelecekteki aşamaları konusunda daha
fazla bilgi vermesi için Bush yönetimine baskı yaptıklarına
dikkat çekilerek, ABD kayıplarının artma riski karşısında
Beyaz Saray’ın, Kongre ve Amerikan halkını bilgilendirerek
ortaklık araması gerektiği kaydedilmiştir.
Yine aynı gazetede, "İnatçı Düşmanla Karşı Karşıya"
başlıklı, Michael R. Gordon imzasıyla yayımlanan yazıda,
Gardez’in güneyindeki dağlarda kümelenen birkaç yüz Arap, Özbek
ve belki de Çeçen savaşçının, ABD’nin Afgan müttefiklerini
kana buladığı ve bir Afgan kolununu geri çekilmeye zorladığı
kaydedilerek, "teslim ol" çağrılarını reddeden
grubun, üç gün içerisinde en az sekiz ölü ve yaklaşık 40
yaralı ile en ağır Amerikan kaybına yol açtığı belirtilmiştir.
Yazıda, El Kaide savaşçılarının bu tür yoğun bir
mukavemet göstermelerinin birkaç nedeni olduğuna işaret
edilerek, başta gelen nedenin, savaşçıların çoğunun yabancılardan
oluştuğuna dikkat çekilmiştir.
Taliban’ı oluşturan Afgan çiftçi ve işçilerin
kendilerini Afganistan'daki yaşantıya yeniden entegre
edebildikleri, Amerikalılara karşı cihad için Afganistan’a
gelen çoğu Pakistanlının da evlerine geri döndükleri
kaydedilen yazıda, Afganistan’da El Kaide kuvvetlerine katılmış
ve Taliban’ın yanında savaşmış olan Arap, Özbek ve Çeçen
milislerin böyle bir seçenekleri olmadığına dikkat çekilerek,
evlerine dönmeleri çok tehlikeli olmaktan da öte, mümkün
olmayan milislerin de Orta Doğu ya da Asya’ya kaçtıkları
vurgulanmıştır
Yazıda, söz konusu kişilerin temel stratejilerinin,
Afganistan dağlarında ya da seyrek nüfuslu, geniş topraklarında,
Amerikalı ve Batılı müttefiklerinin Afganistan’ın çoğu kez
ölümcül iç siyasi mücadelesinden bıkmasını ve ülkeyi terk
etmesini beklemek olduğu belirtilerek, Amerikan istihbaratının,
bazı El Kaide savaşçılarının ABD ve Batılı ülkelerin
kuvvetlerini geri çekmelerini teşvik etmek maksadıyla, terörist
saldırılar planlandıklarına dair delilleri ortaya çıkardığının,
Pentagon tarafından açıklandığı da aktarılmıştır.
Aynı
gazetede, Thom Shanker imzasıyla ve "ABD, Kurtarma
Operasyonunun, Ölümle Sonuçlanan Silahlı Çatışmaya Nasıl Dönüştüğünü
Anlatıyor" başlığı altında yayımlanan yazıda, yoğun düşman
ateşine yakalanan ve yaralılarını 12 saat tahliye edemeyen
Amerikan Özel Operasyon Kuvvetleri'nin, El Kaide'nin kurduğu bir
pusuda, Afganistan'daki beş aylık savaş sırasında en meşakkatli
ve dehşet verici savaşlardan birini yaşadığı, yetkililere
atfen aktarılmıştır.
Yazıda, pazartesi günü savaş bittiğinde, ölen yedi
Amerikan askerinin ve 11 yaralı silah arkadaşının, Amerikan savaş
uçaklarının korumasında, savaş alanından taşındıkları
belirtilmiştir.
Aynı gazetede, James Risen ve David Johnston imzalarıyla ve
"Elektronik Postalar, El Kaide'nin, Pakistan'da Yeniden
Toparlanmaya Başlıyor Olabileceğini Gösteriyor" başlığı
altında yayımlanan yazıda, El Kaide yandaşları arasında yeni
fark edilen internet trafiğinin, terör örgütü unsurlarının,
Pakistan'ın Afganistan sınırındaki tecrit edilmiş bölgelerde
yeniden toparlanmaya çalışıyor olabilecekleri aktarılmıştır.
Amerikalı yetkililerin, yeni haberleşme trafiğinin ciddi
bir endişe kaynağı olduğunu, çünkü El Kaide'nin internet
yeteneğini kullanarak, ABD'ye karşı yeni terör saldırıları düzenlemesinden
korktuklarını söylediklerine yer verilen yazıda, Amerikalı
yetkililerin, şimdi Belucistan'daki bazı köylerin ve belki de
anlaşmazlık halindeki Keşmir bölgesindeki başka yerlerin, El
Kaide üyeleri için yeni sığınaklar olabileceğine inandıkları
ifade edilmiştir.
Washington
Times gazetesinde (08/03), “İslam Dünyasının
Ortak Görüşü” başlığı altında Diana West imzasıyla
yeralan makalede, Gallup
Organizasyonu’nun 9 İslam ülkesinde 9924 Müslüman arasında
yaptığı kamuoyu araştırmasında, “On bin Müslüman yanılmış
olamaz: 11 Eylül’de 19 Arap dört Amerikan yolcu uçağını kaçırmadı
ve ABD’ye saldırarak 3 bin kişinin ölümüne yol açmadı.
Bunun tersini düşünmek aptalık olur” ifadelesi kullanılarak,
bu araştırma çerçevesinde sorulan sorulara verilen yanıtlarda
Amerikalılara atfedilen acımasız, saldırgan, kibirli, küstah ve
önyargılı sıfatları karşısında Amerikalıların gerçekleri
bildiği ve önemli olanın da bu olduğu vurgulanmıştır.
Gallup’un yaptığı araştırmanın sonuç olarak Müslümanlar
ile Amerikalılar arasında ortak bir noktayı da ortaya koyduğu
vurgulanarak, iki kültür arasında birbirini daha iyi anlama şansının
pek az olduğunda hem fikir olunduğu öne sürülmüştür.
Aynı
gazetede, “Rumsfeld: Afgan Savaşı Bitmek Üzere” başlığı
altında ve Bill Getz imzasıyla yer alan makalede, Savunma Bakanı
Donald Rumsfeld’in dün Pentagon’da yaptığı bir konuşmanın
ardından yaptığı açıklamadan alıntılar yapılmış ve
Rumsfeld’in yanısıra diğer Pentagon yetkililerinin ifadelerine
dayanılarak Afganistan’daki
savaşta gelinen aşamaya dair rakamlar da verilmiş ve kuzey doğu
Afganistan’daki El Kaide ile Taliban savaşçılarına karşı yürütülen
savaşın bu hafta sonu
bitebileceği kaydedilmiştir.
The
New York Times (08/03) gazetesinde, John
F. Burns imzasıyla ve "ABD, Afgan Savaşında Asker ve
Helikopter Sayısını Artırıyor" başlığı altında yayımlanan
yazıda, Amerikalı komutanların, Afganistan'daki savaşa 300 asker
daha göndererek, Shah-i-Kot dağlarındaki Gardez'in 20 mil güneyindeki
Amerikan askerlerinin sayısını 1200'e çıkardıkları aktarılmıştır.
Amerikalı komutanların, 16 tane daha AH-64 Apaçi ve beş
tane AH-1 Super Kobra saldırı helikopterini ABD'deki ve Arap
Denizi'ndeki uçak gemilerinden istettiklerine işaret edilen yazıda,
Amerikalı yetkililerin beklentiler konusunda serinkanlılıklarını
korurken, üst düzey Afgan yetkililerin, savaşta ortaya çıkmakta
olan esas ödülün, 10 bin feet (yaklaşık üç bin metreyi aşan)
yüksekliklerde yakalanabilecek ya da öldürülebilecek bazı üst
düzey Taliban ve El Kaide mensupları olabileceği, aralarında
belki de Usame bin Ladin'in de bulunabileceği yolunda imalarda
bulunduklarına dikkat çekilmiştir.
Yazıda, Amerikalı komutanların, ABD önderliğindeki
askerlerin karşı karşıya oldukları tehlikeyi vurgulamaya devam
ettikleri ve savaşın bir kaç gün, bir hafta, hatta daha da uzun
bir süre devam edebileceğini söylediklerine yer verilmiştir.
Yazının sonunda, uluslararası Güvenlik Kuvveti Sözcüsüne
atfen, Afganistan'daki barış gücünde hizmet veren üç
Danimarkalı ve iki Alman askerin, Sovyet dönemine ait iki uçaksavar
füzesini etkisiz hale getirirken meydana gelen bir patlamada öldükleri
bildirilmiştir.
Yine aynı gazetede, Dexter Filkins ve Barry Bearak imzalarıyla
ve "Bir Aşiret, Taliban'ın Kuzeyde Çökmesinin Ardından İntikam
Kurbanı Oluyor" başlığı altında yayımlanan yazıda, Shor
Daryab vadisindeki köylerin art arda boşalmaya başladıklarına
değinilerek, yakın zamana kadar, Türkmenistan ile olan sınıra
yakın, 10 mil uzunluğundaki vadinin hemen hemen tamamında Taliban
hareketinin özünü oluşturan grup, etnik Peştunların oturduğu
ifade edilmiştir.
Yazıda, Kuzey Afganistan'daki binlerce Peştunun, köylerinden
cinayet, ırza geçme ve hırsızlık hikayeleri ile kaçtıkları
ve geride boş şehirler bıraktıkları vurgulanarak
göç edenlerden bazılarının mağaralarda yaşadıkları,
bazılarının ise, etnik soydaşlarının hala çoğunlukta
oldukları güneye gittikleri belirtilmiştir.
1990'ların sonlarına doğru Taliban'ın kuzey Afganistan'ı
silip süpürdüğü zaman, öfkesini azınlıklar üzerinde yoğunlaştırarak
binlercesini öldürdüğüne dikkat çekilen yazıda, Taliban'ın
çoğu kez yerel soydaşlarını kayırdığı, en iyi toprakları
çiftçilik ve hayvanlar için ayırdığı ve Kuchi yörüklerinin
Shamali Yaylası'ndaki tarihi mezralarına koyunlarını getirmekten
korktukları kaydedilerek, şimdi nüfuz sahibi olanların, batıdaki
Herat'tan doğudaki Kabil'in dış kesimlerine kadar olan bölgede,
intikam aldıklarının görüldüğü aktarılmıştır.
Yazıda, kimliğinin açıklanmasını istemeyen bir BM
yetkilisinin, Peştun aleyhindeki kampanyanın "Geniş çaplı
ve sistematik" olduğunu belirttiği kaydedilerek, bu durumun
kuzey Afganistan boyunca mevcut olduğuna da işaret edilmiştir.
ALMANYA
BASINI
1 Mart günkü basın yayın organlarında, ISAF'ın Kabil'de
görev yapmasından
memnun olmayan çevrelerce, uluslararası barış
gücü askerlerine yönelik silahlı saldırı olaylarının
son dönemde arttığının
ve Afganistan'ın doğusunda, Amerika'ya
karşı "cihad" çağrısı ve ISAF birliklerinin
ülkeyi terketmesi taleplerini
içeren propaganda materyali dağıtıldığının
açıklandığı, Amerikan askerlerinin Gürcistan'da temsil
edilmesini protesto
eden Moskova ile Washington arasında tartışma
çıktığı, Rus Dışişleri Bakanı İvanov'un "bölgedeki
durum şimdi daha çok
karışacak" sözlerine, Başkan Bush'un,
"Gürcistan'daki asiler Bin Ladin'in etkisinde ve Bin
Ladin ile El Kaide'nin
etkisi olan her yerde, bunların kökünün
kurutulması ve mahkeme önüne çıkarılması için ev
sahibine destek
verilecek" yanıtını verdiği, Gürcistan Devlet
Başkanı Şeverdnadze'nin ise Moskova'nın tepkisini
"histerik" olarak
tanımladığı, İngiliz Başbakanı Tony Blair'in, ABD Başkanı
Bush'un "şer
ekseni" tanımının arkasında olduğunu açıkladığı ve
Bush'u, 11 Eylül'den bu yana sürekli sükunet içinde doğru
karar verdiği için övdüğü, Küba'da bulunan Guantanamo
Üssü'ndeki Taliban ve El Kaide savaşçısı 300 tutukludan
100'ünün açlık grevi başlattıkları, ancak taleplerini
henüz belirtmedikleri, ABD'nin, Bin Ladin'in füze saldırıları sırasında
ölüp ölmediğinin
saptanabilmesi için, ailesinden gen testi talep
ettiği, Başbakan Schröder'in, Berlin'i ziyaret eden ve
Almanya'yı uluslararası alanda oynadığı rol için öven,
ancak daha fazla destek
talep eden BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a, Afganistan'daki Alman
askerlerin görev süresinin haziran
ayına dek uzatma vaadi verdiği ve Almanya'nın muhtemelen
Türkiye'nin komutası altında alt komuta-koordinasyon
görevini üstleneceği belirtilmiştir.
Berliner Zeitung'da (01/03) Gerold Büchner imzasıyla
ve "Stratejisiz
Komuta" başlığı altında yayımlanan yorumda,
Afganistan'ın, Alman ordusu için bir maceraya dönüşeceği,
Alman askerlerin ISAF'da sayıca çok fazla temsil edildiği
ve Kabil'de, diğer ülkelerin askerlerinden daha ihtiyatlı
davrandıkları gerçeğinin uluslararası beklentileri
uyandırdığı, bunun bedelini ise şimdi hükümet ile
ordunun taşımak
zorunda kaldığı belirtilmiştir. Yorumda, Berlin,
askeri açıdan Afganistan'a sadece serçe parmağını
uzatmak isterken, ISAF'ın
taktik komutasına talip olarak elinin
büyük bir kısmını kaptırdığı ve Alman gençlerin
Afganistan'da oluşundan duyulan gururun, bu yeni rolün
arkasında hiçbir dış politik stratejinin olmayışının,
Alman ordusunun bu görevin
üstesinden gelemeyeceği gerçeğini
örtbas etmediği vurgulanmıştır. Ayrıca, Schröder,
Scharping ve Fischer'ın,
ordunun sınırlı kapasitesinin komuta için
yetersiz olduğunu sürekli tekrarladığı ve o dönemden bu
yana, Türkler'in İngilizler'den
komutayı devralması umudundan
başka birşeyin değişmediği yorumları yapılmıştır.
04 Mart 2002 günkü Almanya basınında, Amerikan
askerlerinin Afgan, Kanadalı ve Avustralyalı müttefiklerinin
desteğiyle, -yaklaşık beş bin Taliban ve El Kaide savaşçısının
yeniden gruplaşarak yoğun direniş gösterdiği- Afganistan'ın
kuzeyindeki Paktia bölgesinde bulunan mağaraları B-52 savaş uçaklarıyla
bombardımana tuttuğu, 60 Amerikalı danışmanın ve 1.500 Afgan
askerinin katıldığı söylenen ve bir Amerikalı ile üç Afgan
askerinin yaşamını yitirdiği saldırıda, ABD'nin ilk kez, İnsan
Hakları Komisyonu'nun tepkisine neden olan, yaşama şansı bırakmayan
yeni bir termo bomba kullandığı ifade edilmiştir.
Haberlerde, Federal Savunma Bakanı Scharping'in, Kabil'deki
Alman askerlerinin konuşlandıkları yer itibariyle kolayca terör
saldırılarının hedefi olabileceğine dair çıkan haberleri doğruladığı,
aynı zamanda gerekli önlemlerin alındığını açıkladığı ve
Afganistan'da görev yapan özel time (KSK) ait askerlerin eşlerinin
giderek artan bir şekilde telefonla kimliği belirsiz kişilerce
tehdit edildiğine yer verilmiştir.
ABD'nin, 11 Eylül saldırılarının failleri olan Bin Ladin
ile El Kaide mensuplarının nükleer silahla saldırı düzenlemesi
olasılığına karşı, yüksek düzeyde hassas radyoaktif ölçüm
yapan bir cihazı stratejik pozisyonlara yerleştirerek, olası saldırılara
karşı önlem aldığı belirtilen haberlerde, Küba'nın
Guantanamo adasındaki Taliban ve El Kaide tutuklularının, geçen
hafta çarşamba günü ibadet sırasında, türbanlarının başlarından
alınmasıyla başlattıkları grevi devam ettirdikleri kaydedilmiştir.
Ayrıca haberlerde, Gürcistan'daki tüm partili politikacıların,
Rusya Devlet Başkanı Putin'in, Gürcistan'a Amerikan askerlerinin
gelmesinin "bir trajedi" olmadığı yönündeki açıklamasıyla
rahatladıkları, çok sayıda politikacı ile aydının, Amerikan
varlığının Abhaz uzlaşmazlığının çözümünde de faydalı
olmasını umdukları bildirilmiştir.
Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (04/03) "Geçici"
başlığı ve "kum." rumuzu ile yayımlanan yorumda şöyle
denilmiştir: "Daha ilk aşamayla ilgili hazırlıklar bile
tamamlanamamışken, birkaç hafta içinde Afganistan'da, Loya Jirga
ile barışçıl geleceğin ikinci aşamasına geçilecek. Amerikalılar
hala, ellerindeki en iyi silah olan Hindukuş'un mağara sistemiyle
direnen Taliban ve El Kaide birliklerine karşı savaşıyorlar.
Kabil'den bile güvenliği sağlanmış bir kent diye söz etmek mümkün
değil. Kimin, ne zaman, nerede hangi otorite ile İngiltere'nin ardından
ISAF'ın komutasını üstleneceği belli değil. Almanya mı, Türkiye
mi? Almanların desteğiyle Türkiye mi? Türklerin desteğiyle
Almanya mı? Yoksa her ikisi de değil mi? Belki de Avrupa'nın başkentlerinde,
Afganistan'ın bir kez daha kendi kaderine terk edilemeyeceği dersi
alınmıştır. Ama şu an görüldüğü kadarıyla Avrupalılar,
Afganlara, onları kendi kaderlerine terk etmemenin nasıl gerçekleşeceğini,
Avrupalıların pazar anlayışını yansıtarak gösteriyorlar: Çok
sesli, çok jestli, az mali destekli. Amerika'nın bu savaşta gerçekleştirdiği
en büyük saldırı, Afganistan'da her safhanın bir öncekinin önyargılarının
etkisinde olduğunu gösteriyor. Bu saldırı, harekatların
sonuncusu da olmayacaktır" ifadeleri yer almıştır.
05 Mart 2002 günkü Almana basında; Kabil'deki sınırlardan
sorumlu eski Peştun bakan Celaleddin Hakkani'nin önderliğinde
Pakistan'ın batı sınırı boyunca yeniden gruplaşarak Paktia bölgesinde
direnişe geçen El Kaide ve Taliban savaşçılarına karşı hafta
sonundan bu yana süren harekatta Amerikalıların askeri ve
diplomatik açıdan yenilgi aldıkları, Kabil'in güneydoğusunda
yaşanan şiddetli çatışmalarda Afganlı savaşçıların vurduğu
iki Amerikan helikopterinde dokuz Amerikan askerinin yaşamını
yitirdiği bildirilmiştir.
Ayrıca, Amerikan merkez komutasınca yapılan açıklamada,
Alman KSK özel tim askerlerinin de Amerikan askerleriyle birlikte
çatışmaya katıldıkları haberinin, özel tim askerlerinin müdahalelerini
mümkün olduğunca gizli tutmaya çalışan Berlin hükümetinde,
ABD'nin bilgilendirme politikasının şeffaflığı nedeniyle
tepkiye neden olduğu haberleri yer almıştır. Afganistan savaşının
sona ermesi konusundaki strateji eksikliği nedeniyle Amerika'da
giderek endişe duyulmaya başlandığı, Amerikan bilim adamlarının,
şubat ayı sonuna dek Afganistan'da, kara harekatlarında az sayıda
kurban verilmesine karşın hava saldırılarında 4 bin 50 kişinin
yaşamını yitirdiğini hesaba kattıkları, Afganistan İstihbarat
Servisi Başkan Vekili Siarat Gul Mangal'ın, El Kaide ve Taliban
milislerinin aşırı İslamcı uçların yanı sıra Pakistan'ın
İstihbarat servisi tarafından da desteklendiklerinden emin olduğunu
açıkladığı konuları yer almıştır.
Süddeutsche Zeitung'da (05/03) "Afganistan,
Üçüncü Perde"başlığı ve Stefan Kornelius imzası ile
yayımlanan yorumda,"Afganistan'da terörle mücadelenin üçüncü
aşamasına geçildi.Yıldırım hızıyla sürdürülen savaş ve
Taliban'ın devrilmesinden sonra kurulan, içerden kabul görmekten
çok, dışardan yasal gözüyle bakılan geçici hükümet, birkaç
haftalık sükunetin ardından tırpancı güçlerin yeniden işbaşına
geçmesiyle zor durumda. Ne otoritesini sağlamlaştıracak bir
ordusu ne de mali gücü olan Hamid Karzai, yerel direnişçilere
karşı meydan okuyamıyor. Yuvarlak masa başında sarf edilen iyi
sözlerin bu durumda pek faydası olmuyor. Amerika'nın, müttefikleriyle
Afganistan'ın doğusunda başlattığı harekat, durumun nedenli
tehlikeli olduğunu gözler önüne seriyor. ABD helikopterlerinin düşürülmesi,
giderek artan direnişin kanıtı, Taliban ve El Kaide'nin hala
aktif olduklarının ispatı. Meydan Allah'ın savaşçıları için
serbest, aynen söz verdikleri gibi gerilla savaşçıları olarak döndüler.
Kuzey İttifakı'nın Amerikan tekniğinin yardımıyla çabucak başarı
kaydetmesi reçetesi artık işlemiyor. Bush'un, gerilla savaşına
bulaşmadan kısa sürede işini bitirip Afganistan'ı terk etme
hesabı tutmadı.Savaşın üçüncü aşamasındaki şiddetin tırmanışı,
müttefik birliklere ait çok sayıda askerin ölümüne ve
yaralanmasına yol açacak, bu da Amerika'yı yeni bir strateji
uygulamaya zorlayacak. "Amerika savaştı, Avrupalılar ödedi,
BM besledi"sloganı çerçevesindeki görev paylaşımının
uygulanması artık mümkün değil. Yok edilmesi henüz başarılamayan
El Kaide ve Taliban savaşçıları, Amerika'nın şeffaf açıklamalarının
ardından sadece Amerikan askerlerine değil ISAF'da görevli tüm
askerlere düşman gözüyle bakıyorlar. Verilen her
kurbanla,Amerika'da terörle mücadeleye verilen destek azalacak. Bu
da belki Washington'daki şahinlerin, yarını düşünmeden sadece
despotların ve rejimlerin ortadan kaldırılmasının yeterli
olmayacağının bilincine varmasını sağlayacak" denilmiştir.
Almanya basınında 06 Mart 2002 tarihinde yer alan
haberlerde, Amerikan diplomatik çevrelerine atfen, Amerikan ile İngiliz
yetkililerin yerel aşiret liderlerin komutayı ellerine geçirmelerini
engellemek amacıyla, Afganistan’da görevli ISAF askerlerinin sayısının
iki katına çıkarılarak, Kabil dışında, Mezar-ı Şerif,
Kunduz ve Celalabad gibi önemli konumdaki kentlerde de Amerikan
komutası altında konuşlandırılmasını gözden geçirdikleri
belirtilerek, ülkedeki büyük kentlerin güvenliğinin sağlanması
için en az 20 bin çok uluslu askerden oluşan güce ihtiyaç olduğunu;
verilen ilk kayıplara rağmen ABD Başkanı Bush, Amerikan ordusu
ve Amerikan halkının terörle mücadelede kararlılıklarını sürdürdükleri,
ancak Bush hükümetinin Afganistan’la ilgili savaş sonrası bir
strateji hazırlamasının artık zamanının geldiğinin düşünüldüğü
kaydedilmiştir.
Alman basınında ayrıca, Afganistan’da kalıcı barışın
sağlanabilmesinin sadece eş zamanlı olarak dışarının baskısı
ve içeride yapılacak reformlarla mümkün olacağı; ülke içi güvenliği
sağlaması için yıl sonuna dek 50 bin askerden oluşacak bir
Afgan ordusunun hayata geçirilmesine ağırlık verildiği; terörle
mücadele ittifakının aldığı yenilgilere rağmen, sonuna dek
savaşacakları andı içen Taliban ve El Kaide milislerine karşı
Paktia bölgesinde hava ve kara saldırılarını sürdürdüğü;
salı günü Fransa’nın da 22 uçakla saldırılara katıldığı
haberleri yer almıştır.
Basında yer alan haberlerde, Washington’u ziyaret eden Mısır
Devlet Başkanı Mübarek’in yeni terör saldırıları konusunda
uyardığı; Afganistan’ın doğusunda yaşanan bombalı bir saldırıda
kimliği belirlenemeyen üç yabancı gazetecinin yaralandığı;
Amerikan hükümetinde El Kaide üyelerinin savaş suçlusu olarak
kabul edilmesinin gözden geçirildiği ve sınırsız gözaltı için
yasal adımlar atılması girişiminde bulunulduğunun belirtildiği
de kaydedilmiştir.
Haberlerde ayrıca, ABD’de yaşanan terör saldırılarından
altı ay sonra hala 450 Federal Kriminal Dairesi görevlisinin terör
örgütü El Kaide ile Taliban’ın izini sürdüğü, şimdiye dek
22 bin ihbardan 15 binini değerlendirdiği ve Gürcistan’ın
"akıllı tilkisi" Şeverdnadze’nin Rusya’nın kıskacından
kurtulmak için Amerikan özel timlerini Pankisi Vadisi'ne getirttiği
konuları da yer almaktadır.
07 Mart 2002’de basında yer alan haberlerde Kabil'de, tüm
güvenlik önlemlerine rağmen Rus tipi iki füzeyi etkisiz hale
getirmek isteyen ISAF'da görevli iki Alman ve üç Danimarkalı
askerin erken patlama nedeniyle yaşamlarını yitirdikleri, beşi ağır
yedi askerin yaralandığı, olayın Almanya'da büyük üzüntüye
neden olduğu, Cumhurbaşkanı Johannes Rau ile Başbakan Schröder'in
olaydan duydukları üzüntüyü ifade ettikleri, trajik kaza ile
ilgili açıklama yapan Genelkurmay Başkanı Haral Kujat'ın
askerlerin iyi eğitim almış, alanlarında uzman ve en iyi şekilde
donatılmış kişiler olduğunu, yaralananların tedavisiyle ilgili
gerekli tüm girişimlerin yapıldığını açıkladığı
bildirilmiştir.
Başbakan Schröder'in Savunma Bakanı Scharping ve Dışişleri
Bakanı Fischer ile birlikte pazartesi akşamı partilerin meclis
grup başkanlarıyla Afganistan'la ilgili gelişmeler hakkında
bilgilendirmek üzere biraraya geleceği, Almanya'nın şu aşamada
BM nezdinde ISAF'da görevli asker sayısını artırmayı düşünmediği
belirtilmiştir. Ayrıca, Amerikan askeri yetkililerinin,
Afganistan'ın doğusundaki dağlık bölgede hafta sonundan bu yana
"Anaconda Operasyonu" adı altında sürdürülen
harekatta 700 kadar El Kaide ve Taliban savaşçısının öldürüldüğünü
açıkladıkları, bugün Afganistan'a gidecek olan BM İnsan Hakları
Komiseri Mary Robinson'un ABD'yi çok sayıda sivilin can kaybına uğramasından
dolayı eleştirdiği, İngiliz özel timlerinin Kandahar çevresinde
Taliban lideri Molla Ömer'i arayışlarını sürdürdükleri
konuları yer almıştır.
Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (07/03)
"Kabil'de Ölüm" başlığı ve "DT" rumuzu ile
yayımlanan yorumda, "Kabil'de uluslararası barış gücünde
görevli iki Alman askerinin ölüm haberi Alman kamuoyunu hazırlıksız
yakaladı. Alman askerlerinin Afganistan'da sadece devriye gezmeyip
aktif bir şekilde savaştıklarını dolambaçlı yollardan daha
yeni öğrenmişken, Alman askerlere dostça el sallayan Afganlıların
resimlerini gördüğümüzde tehlikesiz gibi görünen bu görevin
hiç de öyle olmadığı, aksine Alman askerlerin şimdiye dek üstlendikleri
en tehlikeli görev olduğu anlaşıldı. Amerikan Başkanı Bush 11
Eylül'den bu yana halkını sadece havadan savaşmayıp, cephenin
ön sırasında yer alan genç Amerikalıların terörle mücadele
savaşını kendi canlarıyla ödemek zorunda kalabileceklerini sürekli
hatırlatarak hazırladı. Buna karşın Alman hükümeti maceraya
girilmeyeceği, dolayısıyla can güvenliğinin tehlikede olmadığını
söylemekle yetinerek, Kabil'deki Alman ana komuta merkezinin hangi
tehlikelere maruz kaldığı konusunda çok az bilgi verdi. Alman
askerlerinin ölüm haberi derin üzüntüye neden oldu. Şimdiye
dek Afganistan müdahalesini destekleyen geniş kitle konuyla ilgili
fikrini değiştirirse, bunun en başlıca nedeni gerçekler karşısında
halkın gözlerini kapatması gerektiğini düşünen yanlış
bilgilendirme politikasıdır" denilmiştir.
Basın-yayın organlarının 08 Mart 2002 tarihli
haberlerinde ise, ISAF nezdinde görev yapan ikisi Alman beş
askerin çarşamba günü, henüz nedeni açıklık kazanmayan
kazada yaşamlarını yitirmesinin, Afganistan’daki koruma gücünün
görevinin ne denli riskli olduğunu bir kez daha gözler önüne
serdiği; bununla birlikte ISAF’ın görevinin uzatılıp uzatılmayacağı,
asker sayısının tüm ülkede görev yapacak şekilde artırılıp
artırılmayacağı ve Alman askerlerin son gelişmelere rağmen göreve
devam edip etmeyeceği tartışmalarının yeniden gündemi oluşturduğu
hususlarına yer verilmiştir.
Haberlerde, AB’nin Afganistan Özel Temsilcisi Alman
diplomat Klaus-Peter Klaiber’in, ülkede sembolik ve görülebilir
bir müdahale grubuna ihtiyaç olduğunu, askeri baskı olmadan
Afgan savaşçı liderleri kontrol altına almanın mümkün
olmayacağını öne sürerek, Brüksel’den, Afganistan’da görev
yapan ISAF'ın daha da güçlendirilmesini, BM’den ise haziran
sonrası Afganistan ile ilgili planlarını kısa zamanda açığa
kavuşturmasını talep ettiği; Klaiber’in bunun yanı sıra Başbakan
Karzai’in dış ülkelere yapacağı gezileri azaltarak,ülke içi
sorunlarla daha fazla ilgilenmesinin ve Kabil’deki Afgan bakanların,
bakanlıklarında sadece kendi dostlarını değil, tüm etnik
grupları temsil eden kişileri görevlendirmelerinin daha faydalı
olacağını dile getirdiğiaktarılmıştır.
Amerikan Hava Kuvvetleri'nin B-52 bombardıman uçaklarıyla
Afganistan’ın doğusundaki aşırı İslamcılara yönelik saldırılarını
sürdürdüğü, Afgan hükümetinin ise bölgeye, Amerikan güçlerine
takviye olarak bin asker daha gönderdiği ifade edilen yazılarda,
nisan ayında komutayı devrettikten sonra da ülkesinin
Afganistan’daki barış gücüne 600-700 askerle destek vermeye
devam edeceğini açıklayan İngiltere’nin Berlin Büyükelçisi
Paul Lever’in, Ankara’nın komutayı üstlenmesiyle ilgili çekinceleri
için “Türklerin bu rolün üstesinden gelebileceklerine inanıyoruz”
açıklamasını yaptığı, ISAF’ın görev alanının genişletilmesi
ve asker sayısının artırılmasıyla ilgili olarak ise İngiliz hükümetinin
bu konuda çok dikkatli davrandığını ve konuyla ilgili kararın
ancak, “faydalı” olacağından emin olunduktan sonra verileceğini
açıkladığı vurgulanmıştır.
FRANSA
BASINI
Afganistan Geçici Hükümet Başkanı Hamid Karzai'nin
dün başlayan iki günlük Paris ziyaretiyle ilgili olarak,
Le Figaro gazetesinde, 28 Şubat 2002 tarihinde yer
alan "Fransa,
Afgan Askerlerini Yetiştirmeyi Öneriyor" başlıklı
haberde, Karzai'yi dün kabul eden Cumhurbaşkanı Chirac'ın, Afganistan'daki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü'nün
(ISAF) görevinin genişletilmesinden
yana görüş bildirdiği duyurulmuştur.
Fransa'nın Afganistan'a yapmayı vadettiği yardımda
20 milyon Euro’luk artış yapmayı kararlaştırdığı,
yeni kurulacak Afgan
ordusunun bir veya iki piyade birliğini
yetiştirmeyi önerdiği ki bunun da ek maddi katkı
gerektireceği, ayrıca Afgan polisinin yeniden
teşkilatlanmasına da katkıda bulunacağı ifade edilmiştir.
Afganistan'daki güvenliğin tam olarak sağlanamamış
olmasının Batılı ülkeleri kaygılandırdığı, 14 Şubat'ta
Kabil Havaalanı'nda bir bakanın öldürülmesinin alarm
işareti olarak algılandığı, dolayısıyla 4.700 kişilik
ISAF'ın sadece Kabil'de ve altı ay süreyle konuşlandırılmış
olmasının yetersiz olduğuna kanaat getirildiği kaydedilmiştir.
Üstelik ISAF'ın son birliklerinin daha geçtiğimiz hafta görev bölgesine ulaştığı, başından beri ISAF'a katılmaya
karşı çıkan
Amerikalıların şimdi Türkiye veya Bangladeş'ten gelen
birliklerin konuşlandırılmasını finanse ederek, dolaylı
yoldan katkıda bulunmayı düşündüğü, ISAF'ın komutasını
nisan ayına kadar üstlenen İngilizlerle ISAF'a en çok
asker gönderen Almanların belirlenen süreden daha fazla
kalma olasılığına karşı çıkmadıkları, ancak nihai
bir karar da almadıkları belirtilmiştir.
ISAF'ta 500 askeri bulunan Fransa'nın tıpkı Almanya
gibi, ISAF'ın görev alanının Kabil dışına taşmasına
olumlu bakmadığı
kaydedilen haberde, buna karşın görev süresinin
uzatılmasına karşı olmadığı, ancak nihai kararını,
Karzai ve diğer katılımcı
ülkelerle yapacağı görüşmeler sonucunda
vereceği duyurulmuştur.
Cumhurbaşkanı Chirac'ın, Fransa'nın Afganistan'a
yapmayı vadettiği yardımın açıklanan rakamdan esasen
4-5 kat daha fazla olduğuna
işaret ettiği kaydedilen haberde, zira Fransa'nın Tokyo Konferansı sırasında vadettiği
27,5 milyon Euro’luk
yardıma tarım, eğitim, sağlık ve kültür
alanlarındaki ortak projeler kapsamında 20 milyon Euro
eklendiği belirtilmiştir.
Tokyo Konferansı sırasında, uluslararası topluluğun,
birçok yıla dağıtılarak toplam 4,5 milyar dolar yardım
yapmayı kararlaştırdığı, şimdilik çok küçük
miktardaki bir yardımın
yerine ulaştığı belirtilerek, sebebi bizzat
Karzai'nin şu cümlesiyle açıklanmıştır: "Zira
finanse edilecek
projeler halen hazırlık aşamasında ve bizim
banka sistemimiz henüz oturmadı."
Cumhurbaşkanı Chirac'ın, Fransa ile ABD arasında
terörizmle mücadele konusunda görüş ayrılığı çıktığı
iddialarını da "tamamen aynı çizgideyiz"
ifadesini kullanarak
bizzat konuğunun önünde yalanladığı kaydedilmiştir.
Taliban güçlerinden ve El Kaide örgütünden geriye
kalanlarla mücadelenin daha aylar alacağına dikkati çeken
Chirac, sözlerini şöyle sürdürmüştür: "Orta Asya
ve Hint Okyanusu'na altı
binden fazla insanımızı göndermiş
bulunuyoruz. Ayrıca Fransa, ABD ile birlikte, Afgan
semalarında savaş uçağı bulunduran tek ülkedir."
Başbakan Jospin ile de görüşen Karzai'nin, Jospin'e,
özellikle Afgan kültür mirasının korunması için
Fransa'nın gösterdiği
çabadan dolayı teşekkür ettiği, zira Fransa'nın
Taliban tarafından yağmalanan ve zarar verilen Kabil
Müzesi'nden bazı eserleri kurtarabildiği ve kısmen
restore ettiği de
belirtilmiştir. Ayrıca Karzai'nin, Asya sanatları müzesi "Guimet"de söz konusu eserlerden oluşan
bir serginin dün açılışını
yaptığı, Fransa Dışişleri Bakanlığı'nın da,
Afgan hükümetinin söz konusu eserleri muhafaza edebilecek hale geldiklerini söylediği anda tümünün iade edileceğini
belirttiği kaydedilmiştir.
Karzai'nin Paris ziyaretini, "Hamid Karzai, 'Yeni
Afganistan'ı' Sunmak İçin Paris'e Geldi" başlığıyla
duyuran Le Monde gazetesi (01/03) Karzai'nin Paris'e gelmeden
önce Le Monde gazetesi
muhabirine yaptığı açıklamalara yer vermiştir.
Karzai'nin "Sivil Havacılık Bakanı Dr.Abdul Rahman'ın
başına gelen talihsiz kaza hariç, herşey yolunda gidiyor.
Maaşları ödedik, üniversiteye giriş sınavı düzenledik,
ekonomi yeniden canlanıyor, çok sayıda büyükelçilik
yeniden çalışıyor,
okullar açılacak ve bölgelere, gelip bütçelerini
almalarını söyledik" sözlerine yer verilen haberde,
Karzai'nin çizdiği bu tablonun doğru olduğu, ancak bazı
nüansların unutulduğu yorumu yapılmıştır. Zira
Taliban'ın, Temmuz
2001'den beri maaşlarını ödemediği memurların şu an sadece bir aylık maaş aldıkları, iş imkânlarının az
olduğu, bir BM kuruluşunun
iş ilanı üzerine yüzlerce kişinin başvuru
formu almak için sıraya girdiği, özellikle yabancı
kuruluşların her gün onlarca iş başvurusu aldığı
kaydedilmiştir.
BM'nin, sadece 2002 yılında Afganistan'ın acil
ihtiyaçlarını karşılamak için 1,18 milyar dolar gerektiğini
kaydettiği hatırlatılan haberde, Karzai'nin, ülkesine
vadedilen yardımın geleceğine inandığı, hatta Taliban'a
uygulanan yaptırımlardan dolayı dondurulan Afgan devletine
ait 200 milyon doların geçiş hükümetine verildiğini söylediği belirtilmiştir.
Ülkedeki güvenlik ortamının hassaslığına da değinilen
haberde, Karzai'nin konuyla ilgili şu açıklaması yer
almıştır: "Güvenlik, baskının sona erdiğine,
silahın insan yaşamı
üzerindeki üstünlüğünün sona erdiğine işaret ediyor.
Savaş senyörleri, halka, özellikle Loya Jirga konusunda
baskı yapmaya devam ederse müdahale ederiz ve müdahale için gerekli imkânımız yoksa yardım isteriz."
Haberde ayrıca, Karzai'nin, Fransa'nın Afganistan'ın
yeniden yapılanmasında önemli bir rol oynamasını arzuladığına dikkat çekilerek, "Fransa, Afganistan'da çok uzun bir
tarihe sahip. Geçmişte Afgan seçkinlerini yetiştirdi. Bugün
de anlamlı bir rol oynamasını istiyoruz" şeklindeki
sözlerine yer verilmiştir.
Karzai'nin ISAF'ın görev süresinin, görev mahallinin ve
asker sayısının genişletilmesini arzuladığına da değinilen
haberde, Fransa'nın görev süresinin uzatılmasına karşı
olmadığı, ancak bugün 550 olan asker sayısını 300'e
çekebileceği kaydedilmiştir.
Haber, Karzai'nin ülkesinin yorulmaz bir avukatı olduğu,
sadece Fransız yetkililerini değil, halkı da Afganistan'ın
yeni yüzüne ve Kabil'in sunabileceği fırsatlara inandırmak
istediği değerlendirmesi ile sona ermiştir.
Liberation gazetesinde (04/03), Afganistan geçici hükümeti
Başkanı Hamit Karzai'nin, 28 Şubat-1 Mart 2002 tarihleri arasında
Paris'e yaptığı ziyaretle ilgili olarak, "Paris'te Afgan
Karzai İyimserliği" başlığı altında yayımlanan haberde,
Karzai'nin Paris temaslarının ardından düzenlediği basın
toplantısında yaptığı açıklamalara yer verilmiştir.
Haberde, Karzai'nin, "Afganistan, bugün komşularından
daha barışçıl ve istikrarlı bir ortamda bulunuyor.
Afganistan'da etnik savaş yok. Afganlar, düşündüğünüzden
daha fazla birlik içerisindeler. Afganistan'ın ulusal kimliği ve
onuru yeniden kurulmuştur" şeklindeki sözlerine yer verilmiştir.
Karzai'nin Paris'te, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Dışişleri
Bakanı ile görüştüğü de hatırlatılan haberde, Fransız
yetkililerin Afganistan'ın özellikle eğitim ve sağlık alanlarında
yeniden yapılanmasına yardımcı olma vaadi verdiği kaydedilmiştir.
Fransız Dışişleri Bakanlığı'nın, Kabil'deki iki Fransız
okulunun açılması için on kişilik bir ekibi, mart ayı içinde
Afganistan'a göndereceği, ayrıca Fransa'nın ikili çerçevedeki
yardımının 27.5 milyon euroyu bulacağı belirtilmiştir.
Haberde ayrıca Karzai'nin, Türkiye'den halihazırda İngiliz
komutası altında bulunan çok uluslu barış gücünün (ISAF)
komutasını devralmasını resmen istediğine de dikkat çekilmiştir.
Le Monde gazetesinde (04/03) Guantanamo'daki
tutuklulara ayrılan bir yazıda, Fransız makamlarının, adadaki
tutuklular arasından yedisinin Fransız vatandaşı olduğuna
kanaat getirdiği kaydedilmiştir.
Le
Figaro gazetesinde (06/03) yayımlanan
bir haberde, Afganistan'ın doğusundaki Amerikan harekatının son
günlerde iyice yoğunlaştığı, Gardez bölgesindeki hava bombardımanlarının,
Fransız uçaklarının da katılımıyla dün de sürdüğü
kaydedilmiştir.
Bir Afgan komutanın "Afgan ve müttefik askerlerinin, düşmanın
gizlendiği bazı yerlere yüz metre kadar yaklaştığını"
ifade eden sözlerine yer verilen haberde, kara harekatına, bin
kadar Amerikan askerinin katıldığı belirtilmiştir.
Fransa Milli Savunma Bakanlığı'ndan yapılan bir açıklamaya
göre ise, "son 24 saatte, Fransız savaş uçaklarının El
Kaide'ye ait dört hedefi vurduğu" duyurulmuştur.
Haberde ayrıca, Fransa Başbakanı Jospin'in dün,
France-Inter radyosuna verdiği demeçte, El-Kaide örgütünden
Afganistan'da geri kalanları yok etmek için ABD'nin yürüttüğü
operasyonlara, Fransa'nın tam destek verdiğini tekrarladığı
belirtilmiştir.
Afganistan'ın doğusunda devam eden harekata geniş yer ayıran
Le Figaro gazetesinde (07/03), dün, hava saldırılarının
biraz yavaşladığı, ancak bölgedeki bin kadar Amerikan askerine
takviye olarak yüzlerce Amerikan askerinin helikopterle
getirildiği kaydedilmiştir.
Amerikalı askerlerin, beklediklerinden daha güçlü bir
direnişle karşılaştıklarını kabul ettiklerine, ancak 500
kadar kişiyi öldürdüklerine, bu arada sekiz Amerikalı asker ile
yedi Afganın da öldüğüne yer verilen haberde, Fransız savaş uçaklarının,
harekata katılmaya devam ettikleri de duyurulmuştur.
Haberde ayrıca, BM'nin Afganistan Özel Temsilcisi
Brahimi'ye yardımcı olarak, bir Fransızın atandığı da
belirtilmiştir.
Gardez'deki harekatla ilgili olarak Le Monde
gazetesinde (07/03) yer alan bir haberde ise, bölge halkının,
Amerikalıların çok sert davrandığını, barışı sağlamak
yerine masum insanları da öldürdüğünü ve ülkeyi daha da yıkmaya
devam ettiğini ileri sürdüğüne yer verilmiştir.
Ayrıca aynı haberde, Gardez'deki harekata, Amerikalıların
ve Afganların yanı sıra, Almanya, Avustralya, Kanada, Danimarka,
Fransa ve Norveç'ten oluşan altı müttefik ülkenin birliklerinin
katıldığına işaret edilmekte ve terörle mücadele
koalisyonunun, Ekim 2001'den bu yana en sert saldırıları yaptığı
kaydedilmiştir.
Haberde, Fransa'nın da Amerikalıların hizmetine 22 savaş
uçağı ile ikmal uçakları sunduğu, söz konusu uçakların
hepsine uzman komandolar tarafından karadan da kumanda edilebildiği
hatırlatılmıştır.
Le
Figaro gazetesi (08/03) Fransız Milli
Savunma Bakanı Alain Richard'ın Europe-1 Radyosu’na verdiği bir
demecin Afganistan ile ilgili bölümlerini yayınlamıştır. Fransız
uçaklarının Afganistan'ın doğusundaki bombardımanlara katıldığını
teyit eden Richard'ın Arma Dağlarında 1500 ila 2000 kadar El
Kaide mensubu ve Taliban kaldığını tahmin ettiği belirtilmiştir.
Bakanın ayrıca uzun zamandan beri Usame bin Ladin'in sesi
çıkmadığından hareketle ölmüş olması olasılığının yüksek
olduğunu düşündüğü kaydedilen haberde, Bakanın şu sözlerine
yer verilmiştir: “Bin Ladin'in akıbetiyle ilgili üç tahmin yapılabilir:
Ya halen Afganistan'da gizleniyor, ya Pakistan üzerinden kaçmayı
başardı ya da öldürüldü. Uzun zamandan beri Bin Ladin'in izine
rastlanmadığına göre ölmüş olma olasılığı çok yüksek.”
Talibanların lideri Molla Ömer'e gelince;
Bakan Richard'ın anılanın son olarak Afganistan'ın güneyinde
olduğunun, ancak aşiret grupları tarafından korunduğunun, üstelik
çok yer değiştirdiğinin tespit edildiğini belirttiği duyurulmuştur.
İNGİLTERE BASINI
The Daily Telegraph gazetesinde (01/03) John Keegan
imzasıyla yayımlanan
yazıda, Afganistan harekatının, ileri teknoloji
ürünü silahların, özel kuvvetlerin yerini alamayacağını
gösterdiği vurgulanarak, eğer Bin Ladin yakalanır ve
öldürülürse bunun eski yöntemlerle gerçekleşeceği
belirtilmiştir.
The Wall Street Journal Europe gazetesinde (01/03)
Robert L. Pollack imzasıyla
yayımlanan yazıda, teröristlerle
müzakere yoluna gitmenin yanlış olduğu belirtilerek, PKK
örneğine yer verilmiştir. Yazıda, yakın geçmişte
teröristlerle müzakerede bulunmayı reddeden hükümetlerden
biri olan Türkiye'nin, Şam'da üslenen Abdullah Öcalan ve
onun liderliğindeki Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile inatçı
bir gerilla savaşı yaşadığı vurgulanmış ve 1988 yılında Türkiye'nin
birliklerini Suriye sınırına yığarak, Öcalan'ın sınır dışı
edilmesini talep ettiği ve çok geçmeden Öcalan'ın yakalandığı
kaydedilmiştir. Yazıda, bu olayın,
teröristlerin, bir devletin desteği olmaksızın uzun süre
var olamayacaklarını gösterdiği ve karizmatik lider Öcalan'sız
bir PKK'nın da yok olmaya başladığı ifade edilmiştir.
The Times gazetesinin (05/03) başmakalesinde, dün
Afganistan'da sekiz Amerikan askerinin ölümünün, ABD açısından
1993 yılında Somali'deki fiyaskodan bu yana bir gün içinde karşılaşılan
en ağır kayıp olduğu, Amerikalıların teröre karşı savaşta
hâlâ ilk safhayı tamamlamamış olmasına rağmen Kabil'de barış
gücünün büyüklüğünün ne olacağının konuşulduğu
belirtilmiştir.
The Guardian gazetesinde (05/03) Julian Borger imzasıyla
yayımlanan haberde, birçok Amerikalının savaşın sona erdiğini
düşünmesinin ardından, ABD askerlerinin en ağır çatışma ve
kayıp ile karşılaştıkları, Tora Bora'da El Kaide liderlerinin
yakalanmış veya ölmüş olabileceği varsayımlarına rağmen
merkez gücünün yok edilememesi yüzünden militanların tekrar güç
kazanmaya başladıkları belirtilmiştir.
Financial Times gazetesinin (05/03) başmakalesinde,
ülkeyi 20 yılda terör cennetine çeviren binlerce El Kaide savaşçısının
dağlarda yeniden örgütlendiği bildirilirken, teröre karşı
savaşı Irak ve başka ülkelerde devam ettirmek isteyen ABD'nin
Afganistan'daki görevinin sona ermediği belirtilmiştir. Barış gücüne
katılmak yerine, Afgan askerlerinin eğitimini ön gören ABD'nin,
askeri operasyonlarda barış gücüne hava desteği vermesi gerektiğine
işaret edilen yazıda, Avrupalı müttefiklerin, İngiltere komutasındaki
ISAF'ın genişletilmesine katkı vermekte çekindikleri ifade
edilmiştir.
The Guardian gazetesinde (06/03) Rory McCarthy imzasıyla
yayımlanan yazıda, Afganistan'ın doğusunda ABD'nin Taliban ve El
Kaide'nin hakim olduğu yerlere karşı üçüncü büyük bir saldırı
düzenlemeyi planladığına değinilerek, ülkenin doğusundaki
direnişin istikrarı tehlikeye attığı kaydedilmiştir.
Financial Times gazetesinde (06/03) Charles Clover ve
Richard Wolffe imzalarıyla yer alan yorumda, Afganistan'daki aşiretlerin
konumlarına yer verilerek, El Kaide savaşçılarına yönelik ABD
liderliğindeki harekatın başarısızlığa uğramasının, aşiretler
arası güç mücadelesini anlamakta güçlük çekildiğini ortaya
koyduğu ifade edilmiş ve Shahi-kot için verilecek savaşın,
Afgan anlaşmazlığının dönüm noktası olacak gibi göründüğü
değerlendirmesi yapılmıştır.
Aynı gazetede Charles Clover, Miranda Green ve Victor Mallet
imzalarıyla yayımlanan haberde, Afganistan'ın güneyinde El Kaide
gerillalarıyla savaşan ABD önderliğindeki gücün dün, büyük
bir saldırı için yeniden toparlandığı, ABD Başkanı Bush'un
da, Afganistan'daki asker sayısını artırmayı düşünebileceğini
söylediği kaydedilmiştir. Haberde, Bush'un karar konusunda
komutanların tavsiyelerine güvendiğini söylediği, bölgedeki
askerlerini korumak için ne gerekiyorsa yapacakları ve savaşı
kazanacakları yolundaki sözleri aktarılmıştır.
The Guardian gazetesinin (06/03) başmakalesinde,
Pentagon yetkililerinin, Afganistan'ın güneyinde bu haftaki saldırının,
önceden ve çok dikkatle planlandığını, Tora Bora'da aralık ayında
gerçekleştirilen sonuçsuz harekattaki hataların tekrarlanmasından
kaçınıldığını bildirdikleri vurgulanmıştır. Bu dikkatli adımlara
ve tartışmasız hava gücüne rağmen, ABD liderliğindeki gücün
önemli ölçüde kayıp verdiği belirtilen başmakalede,
Afganistan'da sonuç alınıncaya kadar, ABD'nin yeni "terör
karşıtı" savaş tehditlerinde bulunmaya son vermesi gerektiği
ifade edilmiştir.
The Independent gazetesinde (07/03) Rupert Cornwell
imzasıyla yayımlanan haberde, ABD istihbaratının, Pakistan'ın
Afganistan sınırına yakın bölgelerinde yeniden gruplaşmaya çalıştığına
inandığı El Kaide üyelerinin e-posta haberleşmesine engel olduğu
belirtilerek, istihbarat yetkililerine atfen, bazı El Kaide
liderlerinin, halihazırda radikal Hizbullah örgütü tarafından Lübnan'da
barındırıldıkları, bazılarının da Afrika ve Avrupa'ya kaçmış
olabilecekleri bildirilmiştir.
The Guardian gazetesinde (07/03), Rory McCarthy imzasıyla
yer alan yorumda, Afganistan'da güvenliğin kötüleştiği
yolundaki endişelerin giderek artması üzerine, Batılı hükümetlerin,
Afganistan'daki uluslararası askeri gücün sayısının iki katına
çıkarılmasını görüştükleri, ancak 1979 Sovyet istilasından
sonra çoğu Afganın, ülkede yabancı askerin bulunmasına karşı
çıkarken, bazılarının da genişletilmiş barış gücünün,
Taliban'ın direnişini kırmanın en iyi yol olduğundan kuşku
duyduklarına değinilmektedir. ABD'li üst düzey askeri
yetkililerin, barışın sağlanması için ulusal bir ordunun oluşturulmasını
istediklerinin ifade edildiği yazıda, barış gücünün, Afgan
ordusunun yerini alamayacağı değerlendirmesi yapılmıştır.
Financial Times gazetesinde (07/03), David Stern imzasıyla
yayımlanan haberde, bu hafta Afganistan'daki askeri operasyonlara,
ilk kez eski Sovyet Cumhuriyeti Kırgızistan'daki hava üssünden
kalkan Fransız Mirage 2000-D savaş jetlerinin katıldığı
kaydedilmiştir. Haberde, Kırgızistan Devlet Başkanı Akayev'in,
Uluslararası İlişkiler Danışmanı Askar Aytmatov'un, ülkede
ABD askerlerinin bulunmasını, kökten dinci İslamcılara karşı
"bir güvenlik garantisi" olarak değerlendirdikleri ve
memnuniyet duydukları yönündeki ifadelerine yer verilmiş, ayrıca
Amerikalı ve diğer yabancı birliklerin, bu küçük Orta Asya
devletinin uluslararası arenadaki siyasi ağırlığını artırdığı
kaydedilmiştir.
Financial
Times gazetesinde (08/03)
yayımlanan Judy Dempsey imzalı ve Brüksel çıkışlı bir
haberde, AB’nin Afganistan Temsilcisi ve eski NATO Genel Sekreter
Yardımcısı Klaus Peter Klaiber’in 18 ülkeden oluşan ISAF’ın
asker gücünün artırılması ve sorumluluk alanının genişletilmesi
için çağrıda bulunduğu ve bu başarılamazsa, gerek siyasi
yeniden yapılanma gerek yeniden imar süreçlerinin başarılı
olmayacağına işaret ettiği bildirilmiştir. Afganistan’a yardımların
büyük bir çoğunluğu ile askeri gücün yüzde 95’inin AB
tarafından sağlandığına dikkat çekilen yazıda, bir AB
diplomatının, “Yakında Afganistan’da siyasi sistem raydan çıkacak
ve o zaman neler olur bilemiyorum” şeklindeki sözlerine yer
verilmiştir. Yazıda, Kabil’deki görev süresi mayıs sonunda
sona erecek olan ISAF’ın Afganistan’ın tamamında görev
yapmadığı için kabile liderleri arasındaki iç savaşın bastırılamadığı
ve askeri uzmanların ülkedeki uluslararası asker gücünün 10
bine çıkarılarak, siyasi istikrar ve güvenliğin sağlanması
gerektiğini vurguladıkları kaydedilmiştir. Yazıda ayrıca, AB
ülkelerinin Barış Gücü’ne daha fazla katkı sağlamaya
isteksiz oldukları, ABD'nin de barışı idame operasyonuna katılmak
istemediği belirtilmiştir.
Aynı gazetede, Charles Clover imzalı ve Afganistan çıkışlı
yazıda, ABD müttefiki kabile liderlerinden Padişah Han’ın oğlu
ve kabile sözcüsü Ceylani Zadran’ın Doğu Afganistan'ın ana
kenti Gardez'i ele geçirene kadar savaşacakları tehdidinde
bulunmasının, El Kaide'ye karşı savaşta, ABD'nin yerel siyasi
rekabetlerle de başetmek zorunda kaldığını vurguladığı
bildirilmiştir. Yazı, ocak
ayında Han’ın Gardez valiliğine tayininden sonra başlayan
kabile çatışmaları yüzünden yerine Kabil tarafından daha
tarafsız olarak kabul edilen Taç Muhammed’in getirilmesinin bu
tehdide yol açtığını kaydetmektedir. Ayrıca yazıda, Afgan
komutanlarının Çarşamba günü ABD'nin vurduğu konvoyun Han'ın
askerlerine ait olduğunu ifade ederken, Zadran'ın bu konvoyun El
Kaide üyelerinden oluştuğunu belirttiği ifade edilmiştir.
The Economist dergisi (09/03)
"6 Ay Sonra" başlığıyla yayımladığı
yorumunda, ABD'nin gerek Afganistan'daki savaşta gerek bu savaş için
geniş bir koalisyon oluşturmada zafer kazandığını, ancak 11
Eylül hafızalardan silinmeye başladıkça benzer bir harekat için
ABD'nin bir koalisyon oluşturmakta zorlanabileceğine dikkat çekilmiştir.
Ayrıca yorumda, ABD'nin Irak'a saldırmayı kararlaştırdıysa,
bundan önce evvelkinden daha sıkı bir silah denetim rejimi önerisini
Saddam Hüseyin'e sunması ve Başkan Bush'un bir bağımsız
Filistin devletinin kısa sürede kurulması gerektiği yolunda
somut kanıt getirmesi gerektiği ifade edilmiştir. Daha önceki başarısızlıklara
karşın ABD'nin tekrar çaba göstermesi gerektiğini belirten
yorumda, 11 Eylül'den sonra tek başına hareket etme eğilimi
artan ABD'nin dünyaya sırtını dönemeyeceğini kaydedilmiştir.
Aynı dergide yer alan bir haberde, 11 Eylül'den sonra en büyük
değişimin Afganistan'da yaşandığı ve ülkenin büyük bir bölümünün
normal yaşama dönmeye başladığı kaydedilmiştir. Ancak geçici
Başbakan Karzai'nin yurtdışında kendi ülkesinden daha kolay
seyahat edebildiğine dikkat çekilerek, gerek Afganistan'ın hâlâ
bir orduya sahip olmaması, gerek ISAF'ın kısıtlı bölgede
faaliyet göstermesiyle, General Raşit Dostum ve İsmail Han gibi aşiret
liderlerinin kendi bölgelerinde istediklerini yaptıkları
belirtilmekte ve ISAF'ın Kabil dışında beş ya da altı kente
daha yerleşmesinin fayda sağlayabileceği ifade edilmiştir.
Yine aynı dergide yayımlanan bir haber-yorumda, ABD'nin yoğun
ve başarılı koalisyon oluşturma çabalarına karşın gerçek
savaşta müttefiklerinden yok denecek derecede katkı geldiğine
dikkat çekilmekte ve Afganistan harekatının ABD'ye, artık kendi
savaşını kendisinin yürütebileceği yolunda çok büyük bir
ders verdiği vurgulanmıştır.
İTALYA BASINI
La Repubblica gazetesinde (04/03) Vittorio Zucconi
imzasıyla yayımlanan haberde, Pentagon'un, Afganistan'da eski
rejim yanlılarıyla Amerikalılar arasında yaşanan çatışmada,
bir Amerikalı askerin öldüğü ve altı askerin de yaralandığını
açıkladığı belirtilmiştir. "Yalnızca Kabil kontrol altında,
diğer yerlerde toptan anarşi hakim" diyen Amerikan basınının
giderek daha eleştirel yaklaştığı ve demokratların da Başkan
Bush'un karşısında yer alarak "bu şekilde savaşın bir
anlamı yok" yorumunu yaptıkları belirtilen haberde, Senato
Demokratlar Grup Başkanı Dacshle'ın Cumartesi ve Pazar günleri
canlı TV yayınında yaptığı açıklamasında, "Bu savaş yön
duygusunu kaybetti, gayesizce bir hedef arayışında; Bin Ladin ve
Molla Ömer yakalanmadığı sürece, kazandık diyemeyiz" dediği
kaydedilmiştir.
Il Messaggero gazetesinde (04/03) "Afganistan'da
Barış Uzak Bir Hülya Olma Tehlikesiyle Karşı Karşıya" başlıklı
ve Delta imzalı yorumda şu görüşlere yer verilmiştir:
"Afganistan'da çatışmalar yeniden başladı. Cumartesi
gecesinden itibaren Gardez'in güney doğusunda başlatılan geniş
çaplı operasyon sürüyor. ABD güçleri ile El Kaide mensubu beş
bin Taliban ve "Arap-Afgan" arasında çatışma yaşanıyor.
Söz konusu operasyona ait detaylı teknik bilgiler alınıyor,ancak
operasyonun genel hedefleri konusunda hiç bilgi yok. Ortam, barış
sürecini başlatmaktan henüz çok uzak. Oysaki uluslararası
toplum bunu heyecanla bekliyor."
La Stampa gazetesinde (04/03)
Maurizio Molinari imzasıyla yayımlanan haberde, Afganistan'ın doğusundaki
dağlık bölgede barikat kurmuş El Kaide ve Taliban milislerin
mevkilerini vurmak ve Pakistan sınırında El Kaide'nin yeniden
hayat kazanmasını önlemek için Amerikan ordusunun ilk kez
"termobarik" (hava emen) bomba kullandığı belirtilmiştir.
Haberde, Cumartesi günü verilen (biri Amerikalı üçü
Afgan) dört kayıptan sonra, dün müttefik güçlerinden yeni bir
kayıp haberinin gelmediği, Pakistan güçlerinin ise çatışmalar
sırasında sınırdan sızmaları önlediği kaydedilmiştir.
La Repubblica gazetesinde (05/03) "Afganistan...
ABD Askerlerine Katliam" başlığı ve Renato Caprile imzasıyla
yayımlanan haberde, El Kaide tarafından iki ABD helikopterinin düşürülmesi
sonucu dokuz Amerikalı askerin öldüğü belirtilerek, beş bin
Arabın dağlarda gizlendiği, bunları Bin Ladin'in yönetebileceği
olasılığının göz ardı edilmediği ve çatışmanın yayılmasından
korkulduğu ifade edilmiştir.
Corriere della Sera gazetesinde (05/03) "Her Yere
Yayılmış Taliban'ın Savaşı" başlığıyla yayımlanan
haberde, yaklaşık 20 binden fazla milisin izlerini kaybettirdiği,
bunların bazılarının kamplara, bazılarının ise savaşmaya
geri döndükleri belirtilerek, birçoğunun da Pakistan'a sığındığı
ve Amerikalılar için bunları müttefiklerden ayırmanın oldukça
güç olduğu ifade edilmiştir.
Aynı gazetede yayımlanan bir başka haberde, Savunma Bakanı
Rumsfeld'in düşürülen helikopterlerle ilgili olarak "üç günde
toplam 350 bomba olmak üzere, tarama bombardımanlarla ve yoğun
kara birlikleriyle düşmanın direncini kıracağız. Düşmanın
kayıpları bizim kayıplarımızdan çok daha fazla oldu"
yorumunu yaptığı kaydedilmiştir.
Il Messaggero gazetesinde (05/03) yayımlanan bir
haberde, dün Gardez yakınlarında seyreden araca açılan ateş
sonucu bir Kanadalı gazetecinin yaralandığı belirtilmiştir.
La Stampa gazetesinde (05/03) Philip Smucker imzalı
haberde, dünyada aranan bir numaralı kişi Bin Ladin'in,
Afganistan'dan yürüyerek kaçtığı ifade edilerek, teröristin
en son, bir grup korumayla birlikte Pakistan dağlarına kaçarken görüldüğü
bildirilmiştir.
La
Stampa gazetesinde (08/03) eski Büyükelçi
Sergio Romano ile yapılan mülakata yer veren bir haberde şu görüşler
yer almaktadır:
"Soru: Sayın Büyükelçi, geçtiğimiz günlerde eski
Afgan kralı Zahir Şah ABD'ye karşı çok sert sözler sarfetti.
("Terörizmle mücadele aptalca ve faydasız, derhal sona
erdirilmesi çok iyi olur.") Bu çerçevede eski Kral ile ABD
arasında büyük bir soğukluk yaşandı denebilir mi?
Romano: Kral Zahir'in açıklamaları beni şaşırtmadı.
Ben, terörizmle mücadelenin daima, Gizli Servislerin operasyonlarıyla,
polis operasyonlarıyla, terörü besleyen finans çevrelerinin
kontrolüyle yapılabileceğini düşünmüşümdür. gerektiğinde
komando operasyonlarına da başvurulabilir, ancak, bu operasyonların
hedefi olması gerekir. Washington'un uyguladığı stratejinin, El
Kaide'nin üslerinin ortadan kaldırılması dışında haklı olduğu
kanıtlanabilirdi. Ancak bu üsler halen ortadan kaldırılmadığı
için, haklı olarak Amerika'nın operasyonlarının işe yararlığı
konusunda soru sorulabilir. Ancak, bana göre, Kral Zahir'in söylemek
istediği şeyin, Peştun lider Sayed İsmail Gailani'nin söylediklerinden
çok daha net olduğunu düşünüyorum. Gailani, "işi bize bırakın,
biz bu sorunun nasıl çözüleceğini biliyoruz. Değişik grupların
ikna edilebileceğini ya da birer birer satın alınabileceğini
biliyorduk" demişti. "
Corriere della Sera gazetesinde (08/03) yer alan bir
haberde, New York Times gazetesinin Usame Bin Ladin'in Gardez'de
olabileceğini kaydettiği, Fransız Savunma Bakanı Alain Richard'ın
ise, Bin Ladin'in büyük olasılıkla ölmüş olduğunu, ancak
Molla Ömer'in halen yaşıyor olmasının pek muhtemel olduğuna
inandıklarını açıkladığı, öte yandan; Savunma Bakanı
Rumsfeld'in operasyonun bir haftada bitmesi gerektiğini teyit ettiği,
operasyonu yöneten General Frank Hagenbeck'in, kuşatma altında
bulunan El Kaide teröristleri ile Talibanların yer altı mağaralarda
gizlenen yerel unsurlardan güç aldıklarını açıkladığı
nakledilmiştir.
La Repubblica gazetesi (08/03) Arturo Zampaglione
imzalı haberinde, kar ve kötü hava koşullarının sürmekte olan
Anaconda operasyonu ve helikopterlerin
Gardez dağlarına ulaşmasını engellediği kaydedilmekte,
Pentagon'un hedeflenen mağaralarda terörist liderlerin gizlendiğini
düşündüğü ve ABD'nin hedefinin ise "Taliban ve El Kaide
üyeleri teslim oluncaya ya da ölünceye dek savaşmak" olduğu,
önceki gün patlayan bomba sonucu hayatını kaybeden 5 Barış Gücü
askerleriyle ilgili olarak soruşturmanın halen sürdüğü
ve bomba imhası operasyonuna ara verildiği kaydedilmiştir.
YUNANİSTAN BASINI
1 Mart günkü Yunan gazetelerinde, ABD'nin Küba'daki
Guantanamo üssünde
tutuklu bulunan 300 El Kaide örgütü ya da Taliban
yönetimi mensubu arasından yaklaşık 100 kişinin açlık
grevine başlamış
oldukları haberi yer almıştır. Ayrıca, Vradini
gazetesinde (01/03) yer alan bir haberde, Türkiye'nin,
|