| |
T.C. |
|
||||
|
||||||
|
||||||
|
Bu bülten Anadolu Ajansı ve Makajans'ın dünkü haberlerinden derlenmiştir. | ||||||
CUMHURBAŞKANI GÜL, 4 KANUNU ONAYLADIANKARA 03.07.2008 - Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türkiye ile Ukrayna arasında bazı alanlardaki protokol ve anlaşmaların onaylanmalarının uygun bulunduklarına dair 4 kanunu onayladı. Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamaya göre, Cumhurbaşkanı Gül tarafından onaylanan ve yayımlanmak üzere Başbakanlığa gönderilen kanunlar şunlar: - 5775 sayılı ''Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Ukrayna Bakanlar Kurulu Arasında Demiryolu Taşımacılığı Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna İlişkin Kanun'' - 5776 sayılı ''Türkiye Cumhuriyeti Jandarma Genel Komutanlığı ile Ukrayna İçişleri Bakanlığı İç Birlikler Ana Departmanı Arasında Güvenlik Alanında Personel Eğitimi ve Öğretimi İşbirliği Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun'' - 5777 sayılı ''Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Ukrayna Bakanlar Kurulu Arasında Savunma Sanayi İş Birliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun'' - 5778 sayılı ''Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Ukrayna Bakanlar Kurulu Arasında Kişilerin Geri Kabulüne İlişkin Anlaşmasının Onaylanmasını Uygun Bulunduğuna Dair Kanun'' (A.A) AK PARTİ HAKKINDAKİ KAPATMA DAVASI… DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ÇİÇEK: ''İDDİANAMEDE, ESAS HAKKINDAKİ MÜTALAADA VE SÖZLÜ MÜTALAADA İLERİ SÜRÜLEN HUSUSLARIN, PARTİMİZ BAKIMINDAN NEDEN VARİT, DOĞRU, HUKUKİ OLMADIĞINI VE NEDEN BU DAVANIN AÇILMAMASI GEREKTİĞİNİN DEĞERLENDİRMELERİNİ YAPTIK''ANKARA 03.07.2008 - Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, AK Parti hakkındaki kapatma davasında yaptıkları sözlü savunmada, ''İddianamede, esas hakkındaki mütalaada ve sözlü mütalaada ileri sürülen hususların neden varit, doğru, hukuki olmadığını ve neden bu davanın açılmaması gerektiğinin değerlendirmelerini yaptıklarını'' söyledi. AK Parti'nin kapatılması istemiyle açılan davada, Çiçek ile AK Parti TBMM Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ, parti adına sözlü savunma yaptı. Çiçek, 6.5 saat süren sözlü savunmanın ardından, Anayasa Mahkemesi'nden ayrılırken, gazetecilere açıklamalarda bulundu. Bakan Çiçek, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın, AK Parti aleyhinde açtığı kapatma davasıyla ilgili, parti adına Bozdağ ile ''teknik tabirle'' sözlü savunma yaptıklarını söyledi. Çiçek, ''İddianamede, esas hakkındaki mütalaada ve sözlü mütalaada ileri sürülen hususların, partimiz bakımından neden varit, doğru, hukuki olmadığını ve neden bu davanın açılmaması gerektiğinin Anayasa hukuku ve insan hakları hukuku ve hem Anayasa Mahkememizin hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatları, doktrin ve İnsan Hakları Sözleşmesi açısından, Türk hukuku açısından çok yönlü değerlendirmelerini yaptık'' diye konuştu. Bundan sonraki işin Yüksek Mahkeme'nin takdirine kaldığını ifade eden Çiçek, artık yargılama usulü gereği, bundan sonra yapılacak bir konu olmadığını belirtti. Çiçek, Yüksek Mahkeme'nin, bundan sonra iddia ve kendilerince verilen cevaplar doğrultusunda kararını vereceğini kaydetti. -''RESMİ GAZETE'DE YER ALIR''- Gazetecilere soru sorabileceklerini belirten Çiçek, ''Soru sorabilirsiniz ama vereceğim çok fazla cevap yok. Çünkü içerideki konuşmaları kamuoyu için değil, Yüksek Mahkeme'ye yaptık. Dolayısıyla içeride söylediklerimizi bu safhada benim açılama imkanım yok'' diye konuştu. ''Yeni, farklı delil sunup sunmadıklarına'' ilişkin bir soru üzerine Çiçek, bu soruya yanıt vermesi halinde dosyanın içeriğine girmiş olacağını söyledi. Çiçek, ''Ne söylediysek bir süre sonra bunlar Yüksek Mahkeme karar verdikten sonra Resmi Gazete'de yer alır'' dedi. Bakan Çiçek, bir başka soruyu yanıtlarken, Yüksek Mahkeme heyetince soru yöneltilmediğini kaydetti. -''DAVANIN UZAMAMASI GEREKTİĞİNİ SÖYLEDİK''- ''Anayasa Mahkemesinin kararını bir an önce vermesini istiyorsunuz. Zamanlama konusunda bir talebiniz oldu mu?'' sorusu üzerine Çiçek, bu konunun Yüksek Mahkeme'nin takdirinde olduğunu belirtti. Çiçek, şöyle devam etti: ''Biz bu davanın uzamaması gerektiğini söyledik. Çünkü biz iktidar partisiyiz. İktidarda olan bir partinin söyleyeceği sözü söyledik. Bu tavrı ortaya koyduk. Onun için süreleri beklemedik. Bu davanın sürüncemede kalmasının, gecikmesinin çok değişik açılardan sakıncası olduğunu düşünerek biz bu açıklamaları yaptık. Ama bu, bizim dışarıdan beklentilerimizdi. Bu beklentilerimizi ifade ettik ama takdir Mahkemenin.'' Çiçek, savunmanın kaç sayfa olduğuna ilişkin soruya ise ''Sayfa, puntoların büyüklüğüne, küçüklüğüne göre değişir'' yanıtını verdi. (A.A) İKİNCİ GÖRME ENGELLİ KADINLAR KURULTAYI… DEVLET BAKANI ÇUBUKÇU: ''ENGELLİ KIZ ÇOCUKLARI, KORUMACI YAKLAŞIMLAR NEDENİYLE TOPLUMSAL YAŞAMDAN UZAK TUTULUYOR'', ''ENGELLİLERE KENDİLERİNİ İFADE EDEBİLECEKLERİ ORTAMLAR, HAZIRLANMASI ONLARIN SOSYAL HAYATA KATILMASINDA ÖNEMLİ''ANKARA 03.07.2008 - Devlet Bakanı Nimet Çubukçu, ''Engelli kız çocukları, korumacı yaklaşımlar nedeniyle toplumsal yaşamdan uzak tutuluyor'' dedi. Çubukçu, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, Türkiye Körler Federasyonu ve Altınokta Körler Derneği iş birliğinde Başkent Öğretmenevi'nde gerçekleştirilen İkinci Görme Görme Engelli Kadınlar Kurultayı'na katıldı. Çubukçu, burada yaptığı konuşmada başta Anayasa olmak üzere, tüm mevzuatta engellilere yönelik eşitlikçi bir yapı oluşturmaya çalıştıklarını söyledi. Engelli kadınların aile baskısı, ev içi sorumluluklar ve geleneksel değer yargılarıyla mücadele etmek zorunda olduklarını dile getiren Çubukçu, engelli kız çocuklarının da korumacı yaklaşımlar nedeniyle toplumsal yaşamdan uzak tutulduğunu ifade etti. Bütün bu sorunların engelli kadınların sosyal hayata katılmasını engellediğini vurgulayan Nimet Çubukçu, şöyle konuştu: ''Hiç kuşkusuz, çalışmakla üretmek sadece gelir getirici bir faaliyet değil, aynı zamanda kişinin toplumdaki konumunu belirleyen bir sosyal statü göstergesidir. Hayatın her alanında engellenen kadınlar ise doğal olarak kişinin en temel haklarından olan kişiliği serbestçe ve tam geliştirme hakkını kullanamamakta ve böylelikle şiddete daha da açık hale gelmektedir. Engelli kadınlar ise şiddete ve istismara hemcinslerine kıyasla daha açık bir grup oluşturmaktadır.'' Ailelerin engelli çocuklara yönelik yaklaşımı ve engelliliğin medyada yer alış biçimini de eleştiren Çubukçu, bu yaklaşımın da toplumda engellilerin kendi sorumluluklarını üstlenemeyeceği yönünde bir ön yargının oluşmasına neden olduğunu kaydetti. Çubukçu, engellilere kendilerini ifade edebilecekleri ortamlar hazırlanmasının onların sosyal hayata katılmasındaki önemine işaret etti. Hükümet olarak özürlülere yardım değil, hak eksenli bir sosyal politika yürüttüklerini ifade eden Çubukçu, ''Özürlü vatandaşların hayatla olan mücadelelerinde onların yanlarında yer almaya, onlara haklarını anlatmaya ve yeni haklar kazandırmaya çalışıyoruz. Bu kapsamda, Engelsiz Türkiye Projesi'ni yürütüyoruz'' diye konuştu. -''ENGELLİ VATANDAŞLAR BİREY OLMALI''- AK Parti İstanbul Milletvekili Lokman Ayva da ''Bakan Çubukçu'yu çok sevdiğini'' belirterek, partinin kuruluşundan itibaren beraber çalıştıklarını pek çok şeyi paylaştıklarını söyledi. Ayva, ''Ancak, sevgim Bakanımızın kendisini sınamasından, süzgeçlerden geçirerek berrak hale getirmesinden, bir duruşu ve felsefesi olmasından kaynaklanıyor'' dedi. Kişilerin hayata karşı duruşları olmasının önemine değinen Ayva, özellikle engelli vatandaşların birey olmak için çaba harcamalarını istedi. Altınokta Körler Derneği Başkanı Fermani Kurtel ise engelli kadınların sorunlarının diğer kadınlardan farklı olduğunu belirterek, ''Bu sorunlara çözüm bulmak ve engelli kadınların hayata bakışını olumlu yönde değiştirmek istiyoruz'' diye konuştu. Körler Derneği Federasyonu Kadınlar Komisyonu Başkanı Şule Akdağ da konuşmasını beyaz bastonuna selam göndererek başladı. Akdağ, beyaz bastonun görme engelli kadınların özgürlüğünü simgelediğini kaydetti. Görme engelli kadınların sorunlarının bilincine vardığını, bunlara çözüm üretmeye çalıştığını ifade eden Akdağ, ''Biz geçmişte emekliyorduk, şimdi yürümeye başladık, gelecekte koşacağımıza yönelik inancım tam'' dedi. (A.A) ABD'NİN 232. BAĞIMSIZLIK YIL DÖNÜMÜ KUTLANDI… DIŞİŞLERİ BAKANI BABACAN: "İŞBİRLİĞİMİZ, BÖLGEMİZDEKİ BARIŞ VE İSTİKRARIN TESİSİ İÇİN STRATEJİK ÖNEMDEDİR"ANKARA 03.07.2008 - ABD'nin bağımsızlığının 232. yıl dönümü çok sayıda devlet adamı ve yetkilinin katıldığı bir resepsiyonla kutlandı. ABD'nin Ankara Büyükelçisi Ross Wilson'ın ikametgahında düzenlenen resepsiyonda Türk hükümetini Dışişleri Bakanı Ali Babacan temsil etti. İki ülke milli marşlarının çalınmasının ardından bir konuşma yapan Babacan, Türkiye ile ABD'nin uzun bir geçmişe dayalı, sıcak dostluk ve müttefik ilişkileri içinde olduğunu belirterek, bu dostluğun zaman zaman çeşitli sınavlardan geçmiş bir dostluk olduğunu ve ortak değerlere dayandığını kaydetti. Babacan, iki ülkenin demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi pek çok ortak değeri paylaştığını ifade ederek, her iki ülkenin de bu değerlerin daha da yaygınlaşması için çaba gösterdiğini söyledi. Türkiye'nin Avrupa-Atlantik coğrafyasında ABD'nin en yakın müttefiklerinden biri olduğunu söyleyen Babacan, bu çerçevede iki ülke arasında yakın bir işbirliği bulunduğunu, dış politika gündemleri ile ulusal ve bölgesel çıkarlarının örtüştüğünü bildirdi. "İşbirliğimiz bölgemizdeki barış ve istikrarın tesisi için stratejik önemdedir" diyen Babacan, Türkiye ile ABD'nin 21. yüzyılda karşılaşılan tehditlere karşıda birlikte mücadele ettiğini kaydetti. Babacan, Türkiye ve ABD'yi kuran liderlerin kendi zamanlarının ötesinde bir vizyonla iki ülkenin paylaştığı ortak değerleri ortaya koyduğunu belirterek, her iki ülkenin de bu değerler temelinde geleceğe güvenle baktıklarını bildirdi. -BÜYÜKELÇİ WİLSON- ABD'nin Ankara Büyükelçisi Wilson da konuşmasında, Babacan'ın bulunmasından duyduğu memnuniyeti dile getirerek, Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin, gerek hükümetler ve gerekse halklar bazında yakın olduğunu ve bu bağların giderek kuvvetlendiğini söyledi. ABD'nin özgürlük, demokrasi gibi değer ve idealler üzerine kurulu olduğunu belirten Wilson, bu ideallerin sadece ABD için değil bütün dünyaya ilham kaynağı olduğunu kaydetti. Türkiye-ABD dostluğuna değinen Wilson, bu ortak idealleri paylaşan iki ülkenin geleceğe güvenle bakabileceğini bildirdi. Resepsiyona Babacan'ın yanı sıra CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Devlet Bakanı Hayati Yazıcı, Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, eski İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Genelkurmay Plan ve Prensipler Başkanı Korgeneral Hilmi Akın Zorlu katıldı. Resepsiyonun sonunda havai fişek gösterisi de yapıldı. -DENİZ BAYKAL- Resepsiyonda gazetecilerin sorularını yanıtlayan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal da, genelde ABD bağımsızlık günü resepsiyonlarına katılmadığını, ancak, ABD'nin terörle mücadelede son dönemdeki tavrının memnuniyet verici olduğunu söyledi. ABD'nin Irak'ın kuzeyinde terörle mücadelede sağladığı katkının önemli olduğunu vurgulayan Baykal, "Ergenekon" soruşturmasına ilişkin bir soru üzerine ise, "Zamana bırakmak lazım, durulur" dedi. (A.A) ULAŞTIRMA BAKANI YILDIRIM: ''İKRAMLARINI ÜCRETLİ YAPAN HAVA YOLU ŞİRKETLERİ YOLCUYA FİŞ VERMEK ZORUNDA. VERMEMELERİ HALİNDE HAKLARINDA GEREKENİ YAPARIZ ''MERSİN 03.07.2008 - Durmuş Ali Başkan - Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, ikramlarını ücretli yapan hava yolu şirketlerinin yolcuya fiş vermek zorunda olduğunu belirterek, ''Vermemeleri halinde haklarında gerekeni yaparız'' dedi. Bakan Yıldırım, bazı inceleme ve ziyaretlerde bulunmak üzere geldiği Mersin'de, AA muhabirine yaptığı açıklamada, özel hava yolu taşımacılığında bazı uygulamalarla ilgili sorun yaşanabildiğini belirtti. Sorunları titizlikle takip ettiklerini, süratle çözmek için çaba gösterdiklerini ifade eden Yıldırım, ''Bazı firmalar uçak içi ikramları ücret karşılığında veriyor. Yolcularına ikramlarını ücretli yapan hava yolu şirketleri, karşılığında fiş vermek zorunda. Vermemeleri halinde haklarında gerekeni yaparız'' diye konuştu. -BULGARİSTAN'IN TRANSİT GEÇİŞLERDEN ÜCRET ALMASI- Yıldırım, Bulgaristan'ın transit geçişlerden ücret almaya başlaması ve ardından Türk araç sürücülerinin önceki gün kontak kapatma eylemi yapmalarıyla ilgili olarak da Bulgaristan'dan transit geçerek Avrupa'ya ithalat ve ihracat taşıması yapan 250 bin aracın bulunduğunu anımsattı. Yıldırım, şunları kaydetti: ''Bu oldukça büyük bir rakam. Toplam yurt dışı kara taşımacılığımızın neredeyse dörtte biri. Dolayısıyla Bulgaristan'la bugüne kadar ikili anlaşmalarımız gereği, Türkiye ve Bulgaristan'dan transit geçişler için ücret yoktu. Ancak, Bulgaristan AB'ye girdikten sonra tek taraflı olarak bu anlaşmayı uygulamama kararı aldı ve bir geçiş için 83 avro ücret tahakkuk ettirmeye başladı. Bunu kabul etmemiz mümkün değil. Taşımacılar bilgimiz dahilinde ve UND'nin organizasyonunda protesto amacıyla kontak kapatma eylemi yaptı. Geçiş ücretinin alınmaması için Dışişleri Bakanlığı nezdinde de hemen girişimleri başlattık ve müzakerelerimiz sürüyor.'' Yıldırım, akaryakıt zamlarının küresel bir olay olduğunu ve tüm dünyada arttığına dikkati çekerek, yurt dışına taşıma yapan araçların sınır kapılarında vergisiz yakıt alabildiklerini ve bu konuda herhangi bir problemin olmadığını belirtti. Yıldırım, ''Yurt içinde taşıma yapan kamyoncularımızla ve diğer taşımacılarımızla ilgili bazı asgari ücret tarifelerinin belirlenmesi, istiap haddinin sıkı kontrol edilmesi ve mesleğe giriş çıkışla ilgili kuralların daha da zorlaştırılması gibi tedbirlerle sektördeki arz talep dengesini sağlamaya çalışıyoruz'' dedi. -OTOYOLLARIN ÖZELLEŞTİRİLMESİ- Yıldırım, otoyolların özelleştirilmesiyle ilgili çalışmaların büyük ölçüde tamamlandığını ve Özelleştirme İdaresinin yakın zamanda ihaleye çıkacağını da ifade ederek, ''Özelleştirme kapsamına giren 2000 kilometre otoyol ile 2 köprü var. Buraların özelleştirilmesinden elde edeceğimiz kaynaklarla yeni yollar yapacağız'' diye konuştu. Deniz yolu taşımacılığını artık özel sektörün yapması gerektiğine de işaret eden Yıldırım, şunları söyledi: ''Bunun için yakıtı ucuzlattık ve denizde yakıt artık ÖTV'siz veriliyor. Devletin artık taşımacılık yapması söz konusu olamaz. Elindeki limanları ve denizcilik şirketlerini çıkarttıktan sonra tekrar denizcilik işletmesine girmesini beklememiz lazım. Şu anda denizden taşımacılık yapacak her şart imkan ve teşvik mevcut. Bundan sonra bunu denizcilerimizin ve müteşebbislerimizin değerlendirmeleri gerekiyor.'' (A.A) PTT'DEN KARGO HİZMETİ… ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM: ''PTT, DEĞİŞEN, GELİŞEN YÜZÜYLE, YENİ ANLAYIŞIYLA HİZMET HALKASINA BUGÜN BİR YENİSİNİ DAHA EKLİYOR''İSTANBUL 03.07.2008 - Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, PTT'nin; değişen, gelişen ve yeni anlayışıyla hizmet halkasına bir yenisini daha eklediğini ve kargo hizmetini başlattığını söyledi. Bakan Yıldırım, PTT'nin kargo hizmetinin tanıtımı amacıyla Kartal Titanic Business Otel'de düzenlenen toplantıda yaptığı konuşmada, PTT'nin, hizmet alanını genişletmeye, vatandaşa daha hızlı hizmet sunmaya yönelik faaliyetlerinin günden güne artamaya devam ettiğini belirtti. PTT'nin 2004 yılında başlattığı PTT Bank projesiyle bugün Türkiye'de finansal işlemlerde lider konuma geldiğini belirten Yıldırım, PTT'nin 30 bin yetişmiş çalışanı, 4 bini aşkın iş yeri ve 5 bin civarındaki araç sayısıyla Türkiye'nin her yerinde vatandaşa hizmet etmenin haklı gururunu yaşadığını kaydetti. ''PTT, değişen, gelişen yüzüyle, yeni anlayışıyla hizmet halkasına bugün bir yenisini daha ekliyor'' diyen Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Aslında PTT, verdiği bir hizmeti değişen ve gelişen hizmet politikasıyla yeniden halkına sunmanın gururunu yaşıyor. Bankacılık-finansal işlemlerde bunu başaran PTT'nin, 1 milyar 200 milyonu aşan koli pazarında da çok kısa sürede önemli bir konuma geleceğini düşünüyorum ve inanıyorum. Bu projenin ülkemize, insanımıza hayırlı olmasını diliyorum. Kargo hizmeti veren birçok kuruluş, mesafelere göre farklı ücret uygulaması yaparken, PTT Kargo, tüm yurt çapında tek tarife uyguluyor. Bu nedenledir ki vatandaşın ilgisini kısa sürede çekmeye başladı. Bu hizmette amaç, diğer kuruluşlarla rekabet etmek değil. Türkiye büyüyor, gelişiyor, Türk insanının ihtiyaçları artıyor. PTT, 200 yıla yaklaşan tecrübesini bu alanda da konuşturmak istiyor. Bu bakımdan tüm PTT yönetimini ve çalışanlarını kutluyorum. PTT'yi izlemeye devam edin; vatandaşımızın hayatını kolaylaştıracak ve hayat kalitesini artırmaya yönelik çalışmaları devam edecek.'' -SORULAR- Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, basın mensuplarının sorularını da yanıtladı. Türksat 3-A uydusuyla ilgili soru üzerine Bakan Yıldırım, uydunun sorunsuz olarak yörüngesine yerleştiğini belirterek, ''Test çalışmaları devam ediyor. Sanıyorum çok kısa sürede yayınlara başlayacak'' dedi. Yıldırım, Bulgaristan'ın transit geçişlerde ücret almasıyla ilgili soruyu da şöyle yanıtladı: ''Bulgaristan'ın transit geçişlerde her ülke arıcından 83 avro alması anlaşmalara aykırı. Bulgaristan bir hafta önce, anlaşmalarla aykırı olarak tek taraflı olarak transit geçiş yapan araçlardan 83 avro alıyor. Bu bizim anlaşmamıza tamamen aykırı. Bu konuyu kabul etmemiz mümkün değil. Dışişleri Bakanlığı gerekli çalışmaları yapıyor, bizim de girişimlerimiz devam ediyor. Bununla ilgili yapacağımız şeyler var.'' -PTT YÖNETİM KURULU BAŞKANI VE GENEL MÜDÜRÜ TURAL- PTT Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Osman Tural da PTT'nin 3 tip hizmet alanı bulunduğunu, bunlardan birinin posta, ikincisinin bankacılık ve bugün de lojistik hizmet alanında PTT kargo hizmetlerinin ülkenin tamamında başlatıldığını söyledi. Tural, Türk milletinin 168 yıldır hizmetinde olan PTT'nin, bugüne kadar yaptıklarının, yapacaklarının teminatı olduğunu ifade ederek, PTTBank'taki başarının PTT Kargo'da da yaşanacağına inandığını bildirdi. PTT'nin potansiyelini, kargo alanında milletin hizmetine sunmayı hedeflediklerini dile getiren Tural, şunları kaydetti: ''Burada yapmış olduğumuz, yeni organizasyonel yapı ve belli alanlarda ihtiyaçlarımızı giderecek şekilde takviyeler yapmak suretiyle yeni bir teşkilatlanma, yeni bir logo ve yeni bir anlayışla kargoculuğu da PTT Kargo adıyla başlatmak. Sloganımız 'Hızlı, zamanında, güvenli, garantili, özenli, hesaplı'. Buradaki ögelerin hepsi bizde mevcut. Kısaca 'Her yere zamanında'. Amacımız, öngörülen zamanda Türkiye'nin her yerine kargoyu ulaştırmak. Kimseyi rakip olarak görmüyoruz, serbest piyasa şartları içerisinde hizmet sunan bir kurum haline gelmeye çalışıyoruz.'' Tural, hedeflerinin, bir yıl içerisinde 1 milyar 200 milyon olan kargo payının yüzde 10'una ulaşmak olduğunu vurguladı. Konuşmaların ardından PTT çalışanlarının gönderdikleri ve içerisinde bir buket çiçeğin bulunduğu kargo gönderisi, Bakan Yıldırım'a teslim edildi. Binali Yıldırım, daha sonra Ankara, Antalya, Gaziantep, İstanbul Avrupa Yakası ve İzmir başmüdürlükleri ile canlı bağlantılar kurarak PTT Kargo hizmetini başlattı. Bu arada, toplantıya sinevizyon bağlantısı ile katılan Ankara PTT Başmüdürü Gürcan Alper, PTT iş yerlerinden mutlu ayrılan her müşteriyi, ödül olarak gördüklerini söyledi. Alper, Ankara'da 247 iş yerinde, 500 personel, 100'e yakın araç ve 20 kargo hattıyla PTT Kargo hizmetini vereceklerini bildirdi. -PTT KARGO HİZMETİ- PTT Kargo ve PTT VİP Kargo hizmeti altında verilecek VİP kargolarının yarısından fazlası bir günde, geri kalan ise en geç 2 günde teslim edilecek. Normal kargo teslim süresi 2 günden daha uzun sürecek. PTT Kargo gönderisi hakkında alıcıya teslim bilgisi, SMS ve e-posta yoluyla gönderilecek. Ayrıca ''444 1 788'' çağrı merkezi ve ''www.ptt.gov.tr'' adresinden kargo takibi yapılabilecek. Kargo gönderileri kredi kartı ve posta çekiyle de ödenebilecek. Zamanında alıcıya teslim edilmeyen kargo gönderilerinde kargo ücreti iade edilirken, teslim edilmemesinden doğan zararlar da giderilecek. Bunun yanı sıra, dini bayramlar, yılbaşı ve özel günlerde 5 gün önce gönderilecek kargo gönderimlerinde de indirimler uygulanacak. Adrese teslim edilecek kargoların herhangi bir nedenle teslim edilmemesi halinde kargo, alıcı adresine ikinci kez götürülecek. (A.A) TURKCELL TEKNOLOJİ ARAŞTIRMA VE GELİŞTİRME MERKEZİ AÇILDI… ULAŞTIRMA BAKANI YILDIRIM: ''ÜLKE OLARAK ARAŞTIRMA VE GELİŞTİRMEYE ÖNEM VERMELİ, GELİŞMİŞ ÜLKELER ARASINDAKİ YERİMİZİ ALMALIYIZ''KOCAELİ 03.07.2008 - Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, ''Ülke olarak araştırma ve geliştirmeye önem vermeli, gelişmiş ülkeler arasındaki yerimizi almalıyız'' dedi. Bakan Yıldırım, Kocaeli'nin Gebze ilçesinde, TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi Teknoloji Serbest Bölgesi'nde kurulan Turkcell Teknoloji Araştırma ve Geliştirme Merkezi'nin açılışında yaptığı konuşmada, dünyada bilgiyi üreten ve kullanan ülkelerin söz sahibi olduğunu belirtti. Dünyanın bilgiye dayalı olduğunu ifade eden Yıldırım, şunları söyledi: ''Bilgiyi üretemeyen ve kullanamayan ülkeler geri kalmaya mahkumdur. Başka ülkelerdeki teknolojilerin alınıp kullanılması yaşamınızı kolaylaştırabilir ancak ülkemizin gelişmesi ve kalkınmasına fayda sağlamaz. Ülkemizin gelişmesinde hepimize düşen görevler vardır. Ar-ge çalışmalarına önem veren ülkeler çok ileri giderken önem vermeyenler geri kalmışlardır. Biz de ülke olarak ar-ge'ye önem vermeli, gelişmiş ülkeler arasındaki yerimizi almalıyız.'' Ar-ge'nin önemsenmesi ve kaynak ayrılması gerektiğine değinen Yıldırım, şöyle devam etti: ''Bu işler için paranın sokağa atıldığını düşünmemek lazım. Ar-ge yatırımları fiziki üretime benzemez, gerektiğinde yüksek bütçeler ayrılmalı ve sonucu alınmalı. Ar-ge'yi çok önemsiyoruz. Gelişmiş ülkeler gayrisafi milli hasılanın yüzde 2-2,5'ini ar-ge'ye ayırıyor. Bu konuda onlar kadar iyi olmasak da çok da kötü değiliz. 2003 yılında 164 milyon YTL pay ayrılıyordu, şu anda bu rakam 1 milyar YTL seviyesine yükseldi. Bizde bu pay binde 8 oranında. Bu rakamda kamunun payı yüzde 70, özelin payı yüzde 30. Özelin payının kamunun payından fazla olmasını istiyoruz. Bu nedenle yeni bir ar-ge kanunu çıkardık. Hem bireysel hem de kurumsal girişimcilere 100 bin YTL sermaye verilecek ve ar-ge teşvik edilecek.'' -''İNSANIMIZ BİLİŞİM SEKTÖRÜNE YATKIN''- Türkiye'nin geleceğinde bilişim sektörünün önemli olduğunu ifade eden Binali Yıldırım, ''Türkiye'nin büyüme hızı ortalaması yüzde 6 düzeyindeyken bilişim sektörü yüzde 21,5 büyümüş. Bu sektör hızlı bir büyüme içinde'' dedi. Sektörün gelişimini örnek vererek açıklayan Yıldırım, şunları kaydetti: ''1969 yılında iki önemli olay olmuştu. Birincisi, insanoğlunun aya ayak basması, diğeri internetin bulunması. O tarihte herkes insanoğlunun aya ayak bastığını konuşuyordu, interneti konuşan yoktu. Oysa bugün bütün dünyada internet konuşuluyor ve kullanılıyor. Bilişim sektörü dünyada olduğu kadar Türkiye'de de hızla gelişiyor. Artık bu sektörü seyyar satıcılar bile kullanıyor. Evlere su satanlar bile yazılım kullanarak müşteri portföyünü yönlendiriyor, su siparişi alırken veri tabanı kullanarak hizmet veriyor. İnsanımız bilişim sektörüne yatkın ama çabuk yoruluyor. Bunu da aşarsak bizi tutabilene aşk olsun.'' Turkcell Teknoloji Araştırma ve Geliştirme Merkezi'nin Türkiye'nin bilgi ve iletişim teknolojilerinin gelişmesine katkıda bulunacağını söyleyen Bakan Yıldırım, firma yöneticilerini kutladı. Türkiye'nin her geçen gün geliştiğini kaydeden Yıldırım, ''Hiç kimse felaket tellallığı yapmasın. Bazı belirsizliklere rağmen ülkemiz büyümesini sürdürüyor. Şu anda vites küçültüldü ancak yakında belirsizlikler sona erecek ve Türkiye gelişmesini sürdürmeye devam edecek'' diye konuştu. Telekomünikasyon Kurumu Başkanı Tayfun Acarer de Turkcell Teknoloji Araştırma ve Geliştirme Merkezi'nin her Türk vatandaşının gurur duyması gereken bir merkez olduğunu belirtti. Bilgi ve iletişim teknolojileri sektöründe var olma mücadelesi verildiğini ifade eden Acarer, ''Başarılı olursak var olacağız, başarılı olamazsak treni kaçıracağız. Bu mücadelede Türk oyunculardan destek istiyoruz'' dedi. -''TURKCELL İLKLERİ BAŞARIYOR''- Turkcell Genel Müdürü Süreyya Ciliv ise Turkcell'in gelişen sektörde ilkleri başardığını söyledi. Turkcell'in ar-ge yatırımlarıyla sadece Türkiye'nin değil dünyanın iletişim ve teknoloji sektöründe de örnek vizyona sahip olduğunu dile getiren Ciliv, şöyle devam etti: ''Gelişen teknoloji hayatımızın her alanına girmektedir. Cep telefonu kullanımı hem özel hem de iş yaşamımıza girdi. Turkcell mobil imza sayesinde bankalara girip banka kartı kullanmadan cep telefonunuzla bankacılık işlemleri yapabiliyorsunuz. Cep telefonuyla evinizin kilidini bile mobil imzayla açabiliyorsunuz. Sağlık sektöründe de bu teknolojik uygulamalar hayata geçirilecek. Vücudunuzdaki sensörler aracılığıyla, örneğin tansiyonunuz düştüğünde veya kalp atışınız hızlandığında anında hem size hem de doktorunuza mesaj iletebilecek. Teknoloji sektöründeki fırsatlardan yararlanabilmek amacıyla yaptığımız bu bina, vizyonumuz için çok önemli.'' -''15 MİLYON DOLAR YATIRIMLA GERÇEKLEŞTİRİLDİ''- Turkcell Teknoloji Genel Müdürü Semih İncedayı da 8 bin metrekare alanda hizmete giren yeni merkezde 250 kişinin görev yaptığını söyledi. Merkezin 15 milyon dolar yatırımla gerçekleştirildiğini kaydeden İncedayı, gelecek yıldan itibaren merkezin sadece Turkcell ve Türkiye'ye değil Avrupa, Afrika ve Orta Doğu ülkelerine de hizmet vereceğini sözlerine ekledi. Konuşmaların ardından, Turkcell Genel Müdürü Ciliv, Bakan Yıldırım ile beraberindekilere merkezi gezdirerek, bilgi verdi. Açılışa Kocaeli Valisi Gökhan Sözer, Gebze Kaymakam Vekili Osman Ateş, Gebze Belediye Başkanı İbrahim Pehlivan da katıldı. (A.A) ANADOLU YAKASI'NDA 82 PTTBANK ŞUBESİ HİZMETE GİRDİ… ULAŞTIRMA BAKANI YILDIRIM: ''HERKES 'PTT BİTTİ, TELEKOM AYRILDI PTT İFLAH OLMAZ' DERKEN, KURUM ADETA KÜLLERİNDEN DOĞARAK YENİDEN TÜRKİYE'NİN EN PRESTİJLİ, EN SAYGIN KURULUŞU HALİNE GELDİ''İSTANBUL 03.07.2008 - Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, herkesin ''Bitti'' dediği PTT'nin adeta küllerinden yeniden doğarak Türkiye'nin en prestijli ve saygın kurumu haline geldiğini söyledi. PTTBank anlayışıyla yenilenen İstanbul Anadolu Yakası PTT Başmüdürlüğüne bağlı 150. Yıl Posta İşleme Merkezi ile Anadolu Yakası'ndaki 82 PTTBank Şubesinin toplu açılışı Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım tarafından gerçekleştirildi. 150. Yıl Posta İşleme Merkezi'nde düzenlenen törende konuşan Yıldırım, vatandaşların Regaib kandilini kutladı. Binali Yıldırım, PTT'nin 2003 yılından bu yana ortaya koyduğu çalışmalarla hizmet yelpazesini genişlettiğini ve 2004 yılında başlattığı PTTBank projesiyle bugün ülkenin 3300 noktasında vatandaşın her türlü parasal işleminin yapılır hale geldiğin söyledi. Daha önce PTTBank şubelerinde 2-2,5 milyon olan aylık işlem adedinin bugün 25 milyon işleme çıktığını kaydeden Yıldırım, bu tablonun bile PTT'nin nereden nereye geldiğini ortaya koyduğunu söyledi. Bakan Yıldırım, PTT çalışanlarının temel amacının her türlü zorluğa ve sıkıntıya rağmen vatandaşa hizmet vermek olduğunu ifade ederek, ''Çünkü halka hizmet hakka hizmettir. Bu anlayışla arkadaşlar yola çıktı ve hiç durmadan gece gündüz demeden bu çalışmalarını sürdürmekte'' diye konuştu. Yıldırım, amaçlarının vatandaşın hayatını kolaylaştırmak, yaşam kalitesini artırmak ve hizmeti ayağına götürmek olduğunu belirterek, zarar etme noktasına gelmiş bir kurumun bugün itibarıyla her yıl trilyonlarca lira artıya geçtiğini bildirdi. -HİZMET ANLAYIŞINI YENİLİYOR- Binali Yıldırım, sözlerine şöyle devam etti: ''PTT'nin bu sene geçen yıla oranla karı yüzde 50 artmış gözüküyor. Herkes 'PTT bitti, Telekom ayrıldı PTT iflah olmaz' derken, kurum, küllerinden adeta doğarak yeniden Türkiye'nin en prestijli, en saygılı kuruluşu haline geldi. PTT hizmet anlayışını yeniliyor, hizmet mekanlarını yeniliyor. PTT'nin birbirinden farklı hizmetlerini anlatmak saatler sürer. En iyi hizmeti anlatan eserin kendisidir, işin kendisidir. Eğer 27,5 milyon kere vatandaş buralara geliyorsa, iş yaptırıyorsa, burada hizmetin kalitesi, vatandaşın memnuniyeti artıyor demektir. Bu da bizler için en büyük gurur, onur vesilesidir.'' -OSMAN TURAL- PTT Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Osman Tural da, PTT olarak üzerlerindeki ölü toprağını atarak çağın gereklerine uygun hizmet üreten bir kurum haline gelebilmenin gayreti içinde olduklarını söyledi. PTT olarak 2004 yılında başlattıkları PTTBank projesiyle ülkenin en uzak noktasında bankacılık hizmetlerinin verilebilir hale geldiğini kaydeden Tural, İstanbul, İzmir ve Ankara'da verilen hizmet kalitesinin ülkenin her noktasında aynı olduğunu ifade etti. Tural, kurumların değişen ve gelişen şartlara uygun olarak kendilerini yenileyebilmelerinin, varlıklarını sürdürmelerinin en önemli şartı olduğunu dile getirerek, vatandaşların beklentileri doğrultusunda hizmet yelpazesini genişlettiklerini ve kaliteyi artırdıklarını söyledi. Konuşmaların ardından Bakan Yıldırım, 150. Yıl Posta İşleme Merkezi binası ile 82 PTTBank şubesini hizmete soktu. Bakan Yıldırım, binayı gezerek çalışanlarla sohbet etti. Yıldırım, yapımı süren İstanbul Üsküdar Türk Telekom Acıbadem İlköğretim Okulu'nda da incelemelerde bulundu. ''Akıllı bina'' olarak dizayn edilen İstanbul Anadolu Yakası 150. Yıl Posta İşleme Merkezi, 16 bin 121 metre karelik alanda hizmet veriyor. Posta ayırım ve dağıtımında tam bir otomasyona sahip bir sistem kurulan ''akıllı binanın'' 7 milyon 905 bin YTL'ye mal olduğu bildirildi. Binada saatte 30 bin adet zarf işlenebiliyor. Bu arada, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın bugünkü programında yer alan İstanbul Şile Otoyolu ile Hastal-Kemerburgaz yol yapım çalışmaları ve Seyrantepe bağlantı yolunda yapacağı incelemenin iptal edildiği bildirildi. Söz konusu programın ileriki bir tarihte gerçekleştirileceği bildirildi. (A.A) EKMEK İSRAFI VE TÜKETİCİ ALIŞKANLIKLARI ARAŞTIRMASI… TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI EKER: ''ŞU ANDA PİYASADA OLUŞAN HUBUBAT FİYATLARI TATMİNKAR DÜZEYDE DİYEBİLİRİZ'', ''FİYATLAR BELİRLİ BİR RAKAMIN ALTINA DÜŞÜNCE HUBUBATA MÜDAHALE EDECEĞİZ''ANKARA 03.07.2008 - Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker, maliyetler dikkate alındığı zaman şu anda piyasada oluşan hububat fiyatlarının tatminkar düzeyde bulunduğunu, fiyatlar belirli bir rakamın altına düşünce hububatta müdahale alımında bulunulacağını bildirdi. Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) tarafından yaptırılan ve Türkiye'de sahasında ilk bilimsel araştırma olan ''Ekmek İsrafı ve Tüketici Alışkanlıkları'' konulu araştırmanın sonuçları, TMO'nun Güvercinlik tesislerinde düzenlenen bir toplantı ile açıklandı. Toplantının açılışında konuşan Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker, yeryüzünde yaşayan insanların bulundukları coğrafyalara göre farklı tahıl gruplarıyla beslendiğini, örneğin ABD kıtasının önemli bir bölümünde mısır, Uzakdoğu'da pirinç, Avrasya ve Afrika'nın bir bölümünde temel besin maddesi olarak buğdayın tüketildiğini söyledi. Eker, bu üç ürün grubunun içinde en kıymetli besin maddesinin buğday olduğunu vurguladı. Türk kültüründe ekmeğin her zaman kutsal sayıldığını ve yerde bulunan bir ekmeğin öpülerek daha yüksek yerlere konulduğunu belirten Eker, ''Günümüzde karşı karşıya kaldığımız küresel gıda problemlerini dikkate aldığımızda bunun ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlıyoruz'' dedi. Yeryüzü yeterli miktarda gıda üretimi olmasına rağmen üretimin dağılımındaki adaletsizlikten dolayı bugün yaklaşık 850-860 milyon civarında insanın aç yaşadığına işaret eden Tarım Bakanı, dünyadaki yaklaşık 1,5 milyar şişman insanın da aldığı kiloları vermek için para harcadığını söyledi. Eker, ''1,5 milyar insanın kilo vermek için harcadığı para ile 860 milyon insanı doyurmak mümkündür'' diye konuştu. -EN ÇOK İSRAF EDİLEN BESİN EKMEK- Türkiye'de en çok israf edilen besin grubunun başında ekmeğin yer aldığını anlatan Eker, tarımdan sorumlu bakanlık olarak bu konuya dikkat çekmek için bir çalışma yaptıklarını söyledi. Bugün Türkiye'de günlük olarak üretilen 200 gramdan 123 milyon adet ekmeğin yaklaşık 6,1 milyon adedinin israf edildiğine dikkat çeken Eker, ekonomik değer bakımından israfın 450-500 bin ton buğday anlamına geldiğini bildirdi. Eker, ekmek israfının önlenmesine yönelik kampanya çerçevesinde ulusal kanallara tanıtım filmlerinin yayımlanacağını kaydetti. -SU TASARRUFUNUN ÖNEMİ- Küresel ısınma çerçevesinde su tasarrufunun da çok önemli olduğunu anlatan Bakan Eker, suyun tasarruflu kullanılması için çiftçilerin damla veya yağmurlama suluma konusunda desteklendiğini ifade etti. GAP çerçevesinde sulama projelerinin tamamlanması ve Konya ovasının sulanmasının büyük önem taşıdığını kaydeden Eker, bu projelerin en kısa zamanda tamamlanacağını söyledi. Güneydoğu başta olmak üzere Türkiye'de 35-36 ilin bu yıl kuraklıktan etkilendiğini ve bu illere bağlı 227 ilçede ölçümlerin yapıldığını anlatan Tarım Bakanı, zarar gören çiftçilere tohumluk desteği ve borç ertelenmesiyle ilgili hazırlanan kararnamenin şu anda Bakanlar Kurulunda bulunduğunu hatırlattı. Eker, kuraklığa rağmen Türkiye'nin ihtiyacını giderecek kadar hububat rekoltesi beklendiğini de vurguladı. -HUBUBATTA MÜDAHALE ALIMLARI- Hububatta hasat döneminin başlamasıyla birlikte TMO'nun emanet alımlara başladığını ve Ofisin şu ana kadar 90 bin ton üzerinde emanet alım yaptığını anlatan Eker, çiftçilere seslenerek, ''Ürünün bol olduğu dönemde ürününüzü hemen satmayın, bize emanet bırakın. Biz acil ihtiyaçlarınız için ürününüzün yüzde 30'u oranında avans vereceğiz'' dedi. Maliyetler dikkate alındığı zaman hububat ürünlerinde şu anda piyasada oluşan fiyatların tatminkar düzeyde bulunduğuna işaret eden Eker, ''O nedenle biz belirli fiyatın altına düşünce müdahale edeceğiz'' dedi. Eker, geçen sene olduğu gibi bu sene hububata prim ödemesi yapılacağını, ayrıca baklagillere de pirim ödemesinde bulunulacağını da bildirdi. İlk çeyrekte tarımda yüzde 5,6'lık büyümenin sevindirici olduğunu ifade eden Eker, ikinci çeyrekte sektörün daha da büyümesini beklediklerini söyledi. -TMO GENEL MÜDÜRÜ KEMALOĞLU- TMO Genel Müdürü İsmail Kemaloğlu da toplantıda yaptığı konuşmada, buğdayın insanoğlunun beslenme için gerekli kalorinin önemli bölümünü tek başına karşılayan çok önemli bir besin kaynağı olduğunu bildirdi. Bugün için Türkiye'nin dünya buğday üretiminde ilk 10 ülke arasında bulunan ve bu konuda kendi kendine yeten bir ülke olduğuna işaret eden Kemaloğlu, ''Ama bu her zaman kendi kendine yeteceğimiz anlamına gelmiyor. Kaynaklar her an tükenebilir'' dedi. TMO tarafından bilim adamlarına yaptırılan ''Ekmek İsrafı ve Tüketici Alışkanlıkları'' araştırmasının alanında yapılmış ilk bilimsel araştırma olduğuna dikkat çeken Kemaloğlu, araştırma sonuçlarının ekmekte tasarrufun ne kadar önemli olduğunu ortaya koyduğunu söyledi. Araştırmaya göre Türkiye'de günde 200 gramdan 123 milyon adet ekmek üretildiğini, bu miktarın 116,9 milyon adedinin tüketildiğini ve günlük yüzde 5 oranında ekmek israfı yapıldığını belirten Kemaloğlu, ''Yıllık 450 bin ton civarında buğday israf ediliyor. Bunun mali değeri 225 milyon YTL. Ekmek üretiminin diğer aşamaları düşünüldüğü zaman yıllık 900 milyon YTL ediliyor. Bu, ülkemizin 15 günlük ekmek tüketimi, 100 yataklı 60 hastane veya 32 derslikli 180 okul anlamına da geliyor'' dedi. Kemaloğlu, israf edilen ekmeğin GSYİH'nin binde birine tekabül ettiğine de dikkat çekti. Açılış konuşmalarının ardından, Milli Eğitim Bakanlığı ile işbirliği ile ilköğretim öğrencileri arasında yapılan ''buğdayın önemi, ekmeğin Öyküsü ve Ekmek İsrafı'' konulu resim, şiir ve hikaye yarışmasında dereceye giren öğrencilere ödülleri verildi. Resim yarışması birincisi Mersin'den Özel Tükmen Kolejsi 1. sınıf öğrencisi Berkecan Tekinturan'ın resmi Bakan Eker'e hediye edildi. Yarışma birincilerine birer dizüstü bilgisayarı, öğretmenlerine dijital fotoğraf makinesi, okullarına da projeksiyon cihazı armağan edildi. Türkiye'de günlük 200 gramdan 123 milyon ekmek üretilirken, 6,14 milyon adet ekmek hayvanlara yedirilmek veya çöpe atılmak suretiyle israf ediliyor. İsraf edilen ekmeğin yıllık ekonomik kaybı ise 900 milyon YTL'yi buluyor. Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) tarafından hazırlatılan ve Türkiye'de alanında ilk bilimsel çalışma olan ''Ekmek İsrafı ve Tüketici Alışkanlıkları'' araştırmasının sonuçları, bugün düzenlenen basın toplantısı ile açıklandı. Araştırmaya göre, günlük 24 bin 600 ton (200 gramdan 123 milyon adet) ekmek üretiliyor, 23 bin 370 ton ekmek tüketiliyor, yani üretilen ekmeğin yaklaşık yüzde 5'i israf ediliyor. Günlük üretilen ekmeğin 2,44 milyon adedi daha satılmadan üretim mekanlarında israf ediliyor. Türkiye'de bir kişi günde 333 gram ekmek tüketiyor. Hane başına günde ortalama 222 gramlık 4,76 adet ekmek alıyor, alınan toplam ekmeğin yüzde 3,06'sı çöpe atılarak veya hayvan yemi olarak israf ediliyor. Lokanta ve otellerde ekmek israfı yüzde 3,11, kurum yemekhanelerinde yüzde 2,47, öğrenci yemekhanelerinde ise yüzde 8,62 düzeyinde bulunuyor. -HİJYENDEN ÇOK TAZELİĞE ÖNEM VERİLİYOR- Araştırmaya göre, Türkiye'de satılan ekmeğin yaklaşık yüzde 60'ı beyaz somun tipi normal ekmek (150-200 gram). Türk halkının yaklaşık yüzde 80'i ekmek seçiminde en çok tazeliğe, sonra da iyi pişmiş olmasına dikkat ediyor. Ekmeğin hijyenik şartlarda üretiliyor ve satılıyor olması ise bunlardan sonra geliyor. Halkın, ekmeğin tazeliğine verdiği önem, ekmeği satın alma alışkanlığını ve hatta ambalaj tercihi de etkiliyor. Bu çerçevede hanelerin yüzde 95'i günde en az bir veya daha fazla ekmek satın alıyor. Günde 1-2 kere, tercihen her öğün öncesinde sıcak ve taze ekmek tercihi, kişileri ambalajsız ekmeğe yöneltiyor. Araştırmada, üreticiler gibi halkın çoğunluğunun da ekmeğin ambalajda satılması gerektiğini savunurken, kişilerin satın alırken ambalajsız ekmeği tercih etmelerinin dikkat çekici bulunduğu da belirtiliyor. Söz konusu araştırma Prof. Dr. Adem Elgün, Prof. Dr. Sezgin Ünal, Prof. Dr. Hamit Köksel, Prof. Dr. Hikmet Boyacıoğlu ve Prof. Dr. Hazım Özkaya'nın katkılarıyla İstanbul, Ankara, Adana, Bursa, Erzurum, Gaziantep, İzmir, Kayseri, Malatya, Samsun, Tekirdağ ve Trabzon illerindeki hane, fırın, otel, lokanta, yatılı okul, üniversite, öğrenci yurdu, kamu kurumu ve hastanelerde yaptırılan araştırmalarla gerçekleştirildi. (A.A) KUŞ GRİBİ MÜCADELE ARAÇLARI HİZMETTE… TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHDİ EKER: ''BUGÜN İTİBARİYLE ÜLKEMİZDE HASTALIK YOK''ANKARA 03.07.2008 - Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker, bugün itibariyle Türkiye'de kuş gribi hastalığı bulunmadığını belirterek, Dünya Bankası ve Amerikan Kalkınma Ajansı destekli iki projeyi de hayata geçirdiklerini söyledi. Eker, kuş gribi konusunda köy ve şehir çevresinde yaşayan halkı bilgilendirmek amacıyla gerekli ekipman ve materyalle donatılan ''Mobil Bilgi Büfesi'' araçlarını hizmete soktu. Mehdi Eker, dünyanın küreselleşmesiyle, sınır tanımayan hastalıklarla yüz yüze gelmeye başladığını, bunlardan birinin de kuş gribi olduğunu ifade ederek, Türkiye'de ilk vakanın Balıkesir'de görüldüğünü hatırlattı. O yılları takip eden dönemde, ülkenin başka bölgelerinde de kuş gribi hastalığının görüldüğünü, en son vakanın 2008 yılı başında yaşandığını kaydeden Bakan Eker, ''bugün itibariyle ülkemizde hastalık yok'' dedi. Kuş gribinin yaşandığı dönemlerde Türkiye'nin mevcut şartları içinde alınması gereken tüm önlemleri aldıklarını ve alınan bu tedbirlerin uluslararası kuruluşlar tarafından takdir edilerek örnek gösterildiğini vurgulayan Bakan Eker, kuş gribine ilişkin yapılan çalışmaları şöyle özetledi: ''Tarım ve Sağlık Bakanlığı ile ortaklaşa toplam bütçesi 56 milyon dolar olan Dünya Bankası katkılı 'Kuş Gribi ve İnsana Tesir Eden Salgına Karşı Hazırlık ve Mücadele Projesi' ve AB destekli 'Kuş Gribi Hastalığına Hazırlıklı Olma ve Mücadele Etme Projesi' uygulamaya sokulmuştur. 'Kuş Gribi ve İnsana Tesir Eden Salgına Karşı Hazırlık ve Mücadele Projesi' kapsamında, Amerikan Kalkınma Ajansı tarafından sağlanan 980 bin dolar hibeyle, kümes hayvancılığı sektöründe bio-güvenlik önlemlerinin geliştirilmesi ve köy tipi tavukçulukta yapısal değişimin gerçekleştirilmesi amacıyla 5 adet pilot proje uygulaması hayata geçirilmiştir. Bu 5 pilot proje; Kırsal Kesimdeki Pazarlar İçin Mobil Bilgi Büfesi, Çıkma Tavuk Nakliyesinin Etkin İzlenmesi, Köy Tavukçuluğunda Risk Azaltma, Küçük ve Orta Ölçekli Yumurtacı ve Broylerci İşletmeler İçin Biyogüvenlikte Risk Algılamayı İyileştirme, Sulak Alanlardan Yararlananlarda Bilinç Oluşturma.'' -MÜCADELE DEVAM EDECEK- Hastalıkla mücadele konusunda çalışmaların her alanda sürdürülmekte olduğunu vurgulayan Bakan Eker, yerel ve ulusal TV kanalları, radyo ve gazeteler için film, poster, belgesel, broşür hazırladıklarını, Balıkesir ve Samsun havzasında araştırmalar yaptıklarını bildirdi. Eker, Samsun başta olmak üzere kuşların göç yolları üzerinde tatbikatlar da yaptıklarını ve zaruri görülen çalışmaları en iyi şekilde yerine getirmeye çalıştıklarını ifade etti. Hastalığın teşhisi, izlenmesi ve denetimi konusunda 8 veteriner araştırma enstitüsünün kapasitelerinin artırıldığına işaret eden Bakan Eker, hastalığın iyi anlaşılması ve denetiminin sağlanmasında, medyaya da görev düştüğünü söyledi. Daha sonra Eker, riskli bölgelerde görev yapacak olan ''Mobil Bilgi Büfesi'' 10 aracı (minibüs), Şap Enstitüsü, Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü ile Veteriner Kontrol Araştırma Enstitüsü müdürlükleri yetkililerine teslim etti. Araçlar, Ankara, Adana, Erzurum, Konya, Samsun, İstanbul, Elazığ ve İzmir müdürlüklerine gönderildi. Bu arada, Tarım ve Köyişleri Bakanı Eker, araçların teslim töreninden önce bakanlık kampüsünde, gazeteci ve bürokratlarında katıldığı mangal partisine katıldı. (A.A) ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÇELİK: ''PRİM BORÇLARININ YAPILANDIRILMASI İLE İLGİLİ BUNDAN SONRA BİR ERTELEME YA DA AF SÖZ KONUSU DEĞİL''ANKARA 03.07.2008 - Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, prim borçlarının yapılandırılması ile ilgili bundan sonra bir erteleme ya da affın söz konusu olmadığını bildirdi. Bakan Çelik, Sosyal Güvenlik Kurumu'nda (SGK), kurum yöneticileri ile birlikte yaptığı basın toplantısında, çalışma hayatına ilişkin yapılan düzenlemeler hakkında bilgi verdi. Tüm illere sosyal güvenlik müdürü ve yardımcılarının atandığını anlatan Çelik, 1 Ekim 2008'de ''tümüyle'' yürürlüğe girecek Sosyal Güvenlik Reformu'na ilişkin mevzuat çalışmasının devam ettiğini bildirdi. Süreç zarfında yaklaşık 50 milyon vatandaşı ilgilendiren sağlık karnesi uygulamasının kaldırıldığını, PTT ile yapılan anlaşma çerçevesinde emekli aylıkları, yaşlı ve özürlü aylıkları, geçici iş görmezlik ödemeleri kuyruklarına büyük ölçüde son verildiğini kaydeden Bakan Çelik, oluşturulan elektronik bilgi paylaşım sistemi sayesinde kurumlar arası ''gel-gitler'' ve kuyrukların ortadan kaldırıldığını bildirdi. Bakan Çelik, Alo 170 Kayıtdışı İhbar Hattı'nın hayata geçirildiğini ve Haziran ayı içerisinde bu hatta ihbar ve bilgilendirme amacıyla 54 bin 663 kişinin müracaat ettiğini söyledi. -PRİM BORÇLARININ YAPILANDIRILMASI- Çelik, 27 Mayısta yürürlüğe giren SSK ve Bağ-Kur prim borçlarının yapılandırılmasıyla ilgili yasal düzenlemeye vatandaşların yoğun ilgi gösterdiğini bildirdi. Düzenlemeyle ile peşin ödemelerde prim borçlarına ilişkin ceza ve faizin yüzde 85'inin, 12 aya kadar taksitlendirmelerde yüzde 55'inin ve 24 aya kadar taksitlendirmelerde de yüzde 30'unun silindiğini belirten Çelik, uygulamanın 28 Temmuzda sona ereceğini ve bundan sonra bir erteleme ya da affın söz konusu olmadığını kaydetti. Bu yapılandırmayla prim borcu olmayan işverenlere 5 puan prim indirimi getirildiğini, çiftçi ve esnafın geliriyle orantılı olmayan prim borçlarıyla karşı karşıya bırakan Bağ-Kur basamak prim sisteminin kaldırıldığını anlatan Çelik, Sosyal Güvenlik Reformu ile primlerin cari ay takibine geçileceğini söyledi. -TAHSİLAT 648 MİLYON YTL- Bakan Çelik, 615 bin 254 borçlu SSK iş yerinden 106 bin 45'inin başvuruda bulunduğunu, yapılandırmaya giren borç tutarının 9 milyar 890 milyon YTL olduğunu ve 1 milyon 425 bin 707 borçlu Bağ-Kur'ludan 206 bin 368 kişinin başvurduğunu ve yapılandırmaya giren borç tutarının da 16 milyar 373 milyon YTL olduğunu kaydetti. Çelik, matrah olarak bugüne kadar toplam yapılandırma başvuru tutarının 3 milyar 54 milyon YTL ve bugüne kadarki net tahsilatın da 648 milyon YTL olduğunu bildirdi. Faruk Çelik, borçların yapılandırılmasıyla ilgili başvuru tarihinden itibaren peşin ödemelerde 1 ay, taksitli ödemelerde de ilk taksitin 1 ay içinde ödenmesi zorunluluğuna dikkati çekerek, son başvuru tarihi olarak belirlenen 28 Temmuz 2008 gününün, ''Ne bakan ne de Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmasının kesinlikle söz konusu olmadığını'' vurguladı. Çelik, vatandaşların kuyruklarda sıkışmaması için son günü beklemeden büyük şehirlerde haftanın 7, diğer şehirlerde 6 gününde işlemlerini yaptırmaları çağrısında bulundu. -SUİSTİMALLER VE HAKSIZ ÖDEMELER- SGK'nın gelirlerini artırırken giderlerinin de kontrol altında tutulması için çalışma yaptıklarını anlatan Bakan Çelik, özellikle sağlık giderleri ile ilgili suistimal ve haksız ödemelerin önlenmesi konusunda da çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğünü bildirdi. Sağlık alanında da çok ciddi açılım ve reformlar gerçekleştirdiklerini anımsatan Çelik, hastanelerin birleştirilmesi, serbest eczanelerden ilaç alımı, SSK ve Bağ-Kur'luların üniversite ve özel hastanelere gidebilmeleri ve Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) gibi düzenlemeleri hayata geçirdiklerini anlattı. Hastanelere yapılan hasta başvuru sayısının 2002 yılında aylık 13 milyon iken, bu rakamın 2007 yılında 34 milyonu aştığını belirten Çelik, sağlıkta açılımların birçok suistimali de beraberinde getirdiğini söyledi. Suistimal ve haksız ödemelere ilişkin örneklere de yer veren Çelik, üniversite ve özel hastaneler, tıp merkezleri ve dal merkezlerinde son dönemde yapılan inceleme ve araştırmalarda gerek hasta sayısı, gerek fatura tutarları açısından olağan dışı artışlar görüldüğünü, 2007'nin son 4 ayıyla 2008'in ilk 4 ayı birlikte değerlendirildiğinde bu artışın 2-8 kart olduğunu kaydetti. Çelik, son iki aylık dönemde MEDULA sistemi üzerinden yapılan incelemelerde haksız yere ödendiği tespit edilen ve geri tahsil edilmesi istenen ödemeler tutarının 77 milyon 347 bin YTL olduğunu bildirdi. Faruk Çelik, 2007 yılı sonu itibarıyla kurumun toplam sağlık giderlerinin 19,9 milyar YTL, 2008 yılının ilk 5 ayında toplam sağlık giderinin ise 10,4 milyar YTL olduğunu bildirdi. Bakan Çelik, 2007 ve 2008 yıllarının ilk 5 ayları kıyaslandığında toplam sağlık giderlerinin yüzde 23, özellikle üniversite ve özel hastanelerin ise yüzde 61 oranında arttığını, bunun da dikkat çekici olduğuna işaret etti. Kurum olarak sistemi suistimal edenlerden hesap sorduklarını ifade eden Çelik, vatandaşlardan da bu konuda yardım istedi. -SORULAR- Çelik, bir soru üzerine, SGK'nın yeni bir kuruluş olduğunu ancak 2007 yılından itibaren sağlıklı bir veri girişi yapıldığını belirterek, bundan sonra sistemin daha iyi kontrol edileceğini, vatandaşın ve devletin hakkının korunacağını ifade etti. Yolsuzluk yapan kurumların tespit edildiğini ve haksız ödemelerin tahsilini yaptıklarını belirten Çelik, sağlık kuruluşlarına yönelik yeni bir sözleşme üzerinde çalıştıklarını bildirdi. Bir gazetecinin ''Alo 170 Kayıtdışı İhbar Hattı çalışanlarının sıkıntıları var, bu sıkıntıları nasıl çözeceksiniz'' sorusunu da Çelik, çalışanların sıkıntılarının farkında olduğunu, pazartesi gününden itibaren orada çalışanların sorunlarının biteceğini bildirdi. Faruk Çelik, yolsuzluk yapan sağlık kuruluşlarının isimlerinin neden açıklanmadığının sorulması üzerine, önemli olanın ülke kaynaklarını ve hizmet verenleri korumak olduğunu söyledi. Çelik, gerekirse yeni bir yasal düzenleme yapılabileceğini ancak şu anda zaten gerekli kanuni yollara başvurulduğunu söyledi. Çelik, bir başka soruya da suistimallerin hem kamu hem de özel kuruluşlar tarafından yapıldığını belirterek, verilerin sağlıklı bir şekilde takip edildiğini, suistimalde bulunanların yakın gelecekte teşhir edilebileceğini ve bundan sonra ''olan bitenin'' periyodik olarak kamuoyu ile paylaşılacağını bildirdi. (A.A) TBMM PLAN BÜTÇE KOMİSYONU... İZMİR'DE ''GEDİZ'', GAZİANTEP'TE ''GAZİKENT'' ADIYLA İKİ VAKIF ÜNİVERSİTESİ KURULMASINA İLİŞKİN TASARILAR BİRLEŞTİRİLEREK KABUL EDİLDİ. MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÇELİK: ''ÖĞRETİM ÜYESİ YETİŞTİRİLMESİ İÇİN HER YIL YURT DIŞINA 1000 KİŞİYİ GÖNDERİYORUZ. BUNUN KAMUYA MALİYETİ 50 MİLYON YTL'DİR''ANKARA 03.07.2008 - Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, ''Öğretim üyesi yetiştirilmesi için her yıl yurt dışına 1000 kişiyi gönderiyoruz. Bunun kamuya maliyeti 50 milyon YTL'dir'' dedi. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda, İzmir'de ''Gediz'', Gaziantep'de ''Gazikent'' adıyla iki vakıf üniversitesi kurulmasına ilişkin tasarılar birleştirilerek kabul edildi. Tasarıya göre, Gaziantep'de kurulacak, ''Gazikent Üniversitesi''; İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Hukuk Fakültesi, Eğitim Fakültesi, Mühendislik-Mimarlık Fakültesi, Yabancı Diller Yüksekokulu, Sağlık Bilimleri Yüksekokulu, Sağlık Bilimleri Yüksekokulu, Turizm ve Otelcilik Yüksekokulu ile Sosyal Bilimleri Enstitüsü ve Fen Bilimleri Enstitüsünden oluşacak. İzmir'de kurulacak olan, ''Gediz Üniversitesi'' ise Hukuk Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Mühendislik Fakültesi ile Sosyal Bilimler Enstitüsü ve Fen Bilimleri Enstitüsü alanlarında eğitim verecek. Görüşmelerde, MHP Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı, Konya'nın da iki vakıf üniversitesi talebinin olduğunu, bunun ne zaman hayata geçirileceğini sordu. CHP Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ise YÖK'de kaç tane vakıf üniversitesinin kurulmak için beklediğini öğrenmek istedi. CHP Trabzon Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi de Avrasya Üniversitesinin kurulmasına neden izin verilmediğinin açıklanması gerektiğini söyledi. -''...TAKDİR EDİLMESİ GEREKİYOR''- Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, milletvekillerinin sorularını cevaplandırırken, şöyle konuştu: ''Biz vakıf üniversitelerini kurarken birisi gidecek bütün binalarını kuracak, iş tabela aşamasına gelecek, sonra bizden müsaade isteyecek sonra da biz onlara kanunla müsaade vereceğiz...Bu güne kadar bu hususta hiç bir üniversite kurulmamıştır. Bir kaç örnek vereyim isterseniz. Bugüne kadar 10 vakıf üniversitesi kurduk. Diyelim ki Özyeğin Vakfı tarafından kurulan üniversite var. Şu anda İstanbul'da ararsanız bir tane binası da yoktur. Ama Sayın Hüsnü Özyeğin kaynakları olan bir kişi. Vakfa tahsis ettiği kaynaklar var. Mütevelli heyetini kurmuştur. Banka teminatları var. YÖK kurulmasına karar vermiştir. Gediz Üniversitesi Vakfının üyelerinden Ahmet Küçükbay veya Işılay Saygın Hanımefendi, yaptırdıkları yurtları açtığım insanlardır.'' Bakan Çelik, YÖK'te kurulmayı bekleyen 20 civarında üniversite olduğunu söyledi. YÖK'ün Avrasya Üniversitesine neden izin vermediğini bilmediğini ifade eden Çelik, bu üniversiteye izin verilmemesinin diğer üniversitelerinde kurulmayacağı anlamına gelmediğini bildirdi. Gazikent Üniversitesinin 1996 yılında, Gediz Üniversitesinin ise 2006 yılında müracaat ettiğini ifade eden Çelik, ''Gazikent geçmişte müracaat etmiş çıkmamış, Avrasya Üniversitesi de çıkmamış'' diye konuştu. Bakan Çelik, Konya'nın kesinlikle 2-3 vakıf üniversitesi kaldırabileceğini, teknik üniversite kurulmasının da gerektiğini vurguladı. Hüseyin Çelik, öğretim üyesi yetiştirilmesini için Milli Eğitim Bakanlığı olarak her yıl yurt dışına 1000 kişiyi gönderdiklerini, bunun kamuya maliyetinin 50 milyon YTL olduğunu söyledi. Bakan Çelik, ''Vakıf Üniversitelerinin daha fazla kurulması gerektiğini düşünüyorum. Özel sektördeki para pul sahibi insanlar kendi kaynaklarını bir vakfa tahsis ediyorlarsa ve bunu yüksek öğretim amacıyla kullanıyorsa bunun takdir edilmesi gerekiyor'' diye konuştu. (A.A) 5. DÜNYA SU FORUMU… ÇEVRE VE ORMAN BAKANI EROĞLU: ''ASIL ÜZERİNDE DURULMASI GEREKEN SORU, İKLİMİN DEĞİŞİP DEĞİŞMEDİĞİ DEĞİL İNSANLARIN BUNA KARŞI NASIL DAVRANACAĞIDIR''ÜSKÜP 03.07.2008 - Sait Karaduman bildiriyor - Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, ''Asıl üzerinde durulması gereken soru, iklimin değişip değişmediği değil insanların buna karşı nasıl davranacağıdır'' dedi. Bakan Eroğlu, Makedonya'nın başkenti Üsküp'te 5. Dünya Su Forumu çerçevesinde düzenlenen ''Doğu Avrupa'da Su Sorunları'' konulu toplantıda yaptığı konuşmada, iklim değişikliğiyle ilgili temel yaklaşımlardan birine göre, gelecek yıllarda kutuplardaki buzulların eriyeceğini, deniz seviyesinin yükseleceğini, dünyanın her yerinde kuraklık ve su kıtlığı yaşanacağını ifade etti. Dünya var olduğundan bu yana iklimin sürekli değiştiğini, geçmişte buzul devirlerinin oluştuğunu, zaman zaman sıcaklıkların yükseldiğini, bazı canlı türlerinin yok olduğunu belirten Eroğlu, ''Bu noktada asıl üzerinde durulması gereken soru, iklimin değişip değişmediği değil insanların buna karşı nasıl davranacağıdır'' diye konuştu. Toplantının hedefinin iklim değişikliği senaryolarının doğru olması halinde Doğu Avrupa'da su kaynaklarının nasıl etkilenebileceği konusunda fikir alışverişinde bulunmak olduğunu ifade eden Eroğlu, dünyanın neresinde olunursa olunsun iklim değişikliğinin olumsuz etkileyeceği sektörlerin başında su konusunun geldiğini belirtti. Bakan Eroğlu, bir su kaynak sisteminin iklim değişmesine karşı hassasiyetini artıran fiziksel özelliklerinin başında zirai sulamada su kullanımı, su haznelerindeki sedimentasyon ve erozyona eğilimli coğrafi yapının geldiğini ifade etti. Eroğlu, su havzalarının korunması ve deniz kirliliğinin tespitinin yanı sıra orman yangınları, sel ve taşkınlar gibi tabii afetlerin izlenebilmesini sağlayan sistemler ve hassasiyet analizlerinin, tedbirlerin alınmasının kolaylaştırdığını söyledi. -''BÜYÜK NEHİRLER BARAJLARLA KONTROL EDİLEBİLİR''- İklim değişikliğinin bir yüzünün kuraklık diğer yüzünün taşkın olduğunu belirten Eroğlu, yağış rejimindeki ani değişikliklerin geçen yıl İngiltere'de olduğu gibi yoğun ve kısa süreli yağışlarla sellere yol açabildiğini anımsattı. Dünyada özellikle yağışlı iklim bölgelerindeki taşkın ve sellerin ülke ekonomilerine olumsuz etkisi olduğunu kaydeden Eroğlu, ''Tabiatı koruma ve ağaçlandırma gibi genel tedbirlerin yanında büyük nehirler, geldikleri tarafta yapılacak barajlarla kontrol edilebilir. Bu konuda acı örnekler yaşayan Türkiye, büyük bir tecrübe edinmiştir. Şu anda taşkın bakımından en hassas bölgelerimizde izleme ve erken uyarı için projeler yürütülmektedir'' diye konuştu. -ZİRAİ SULAMADA TASARRUFUN ÖNEMİ- İklim değişikliğine uyum konusunda alınacak tedbirlerden en önemlisinin zirai faaliyetlerde su tasarrufu olduğunu bildiren Bakan Eroğlu, şöyle devam etti: ''Çünkü dünya genelinde su kaynaklarının yüzde 70'inden fazlası sulama için harcanmaktadır. Zirai sulamada çok fazla su kullanıldığından, bu alanda elde edilen küçük bir azalma dahi diğer kullanım alanları bakımından büyük pay artışı sağlayabilmektedir. Dolayısıyla bütün dünyada modern yöntemlere dayanan yeni sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması çok faydalı olacaktır.'' Bakan Eroğlu, iklim değişikliğiyle ilgili dikkat edilmesi gereken önemli faktörlerden birinin de karbon gazı salınımı olduğunu söyledi. Dünya genelinde sera gazı emisyonlarının büyük bölümünün enerji üretimi faaliyetleri neticesinde gerçekleştiğini belirten Bakan Eroğlu, şöyle konuştu: ''Türkiye olarak, yenilenebilir enerjilere ağırlık vermek, orman varlığını artırmak gibi ülke genelindeki uygulamaların dışında Birleşmiş Milletlerin başlattığı Uluslararası Kutup Yılı Projesi, çölleşmenin izlenmesi amacıyla kurulan Kuzey Akdeniz Ülkeleri Projesi gibi uluslararası çalışmalara da destek veriyoruz. Kyoto Protokolü'nün imzalanması için çalışmalarımızı hızlandırdık. TBMM'de kabul edilmesinin ardından bu protokole taraf olacağız.'' Bakan Eroğlu, su kaynakları bakımından şanslı yerlerden Makedonya ve Doğu Avrupa'da suyun, bölgenin yemyeşil ormanlarla kaplı oksijen cenneti haline gelmesini sağladığını belirtti. Toplantıya Makedonya Tarım, Orman ve Su Temini Bakanı Aco Spasenovski, Arnavutluk Çevre ve Su Bakanı Lufter Xhuveli ile Türkiye, Makedonya, Arnavutluk, Avusturya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya, Slovakya ve Slovenya'dan bakanlık görevlileri katıldı. (A.A) TÜRK SANAT MÜZİĞİ SANATÇISI ÖZDENSES'İN VEFATI… KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI GÜNAY: ''SEMAHAT ÖZDENSES, TÜRK MUSİKİSİNİN MÜSTESNA BİR SESİ VE BESTEKARIYDI''ANKARA 03.07.2008 - Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Türk Sanat Müziği sanatçısı Semahat Özdenses'in vefatı nedeniyle başsağlığı mesajı yayımladı. Günay, mesajında, Türk Müziği'nin değerli sanatçı ve bestecisi Özdenses'in vefatından derin üzüntü duyduğunu ifade ederek, şunları kaydetti: ''Semahat Özdenses, Türk Musikisi'nin müstesna bir sesi ve bestekarıydı. Türk Müziği'nin gelişiminde önemli bir payı bulunan Semahat Özdenses'i tanımak ve eserlerini dinlemek, hepimiz için büyük mutluluktu. Ardında bıraktığı, gönüllerde taht kurmuş birbirinden değerli eserle daima saygı ve takdirle anacağımız, Kültür ve Sanat Hizmet Ödülü sahibi Semahat Özdenses'e Allah'tan rahmet, sevenlerine ve sanat camiamıza başsağlığı dileklerini iletiyorum.'' (A.A) CHP PM TOPLANTISI… CHP GENEL BAŞKANI BAYKAL: ''SİYASETİN VE HUKUKUN BİR CADI KAZANININ İÇİNE ÇEKİLMEKTE OLDUĞUNU GÖRÜYORUZ''ANKARA 03.07.2008 - CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''Ergenekon'' soruşturması sürecinin ''bir yargı süreci değil, bir siyasi hesaplaşma süreci olduğu izleniminin giderek kök saldığını'' savunarak, ''Siyasetin ve hukukun bir cadı kazanının içine çekilmekte olduğunu görüyoruz'' dedi. Baykal, Parti Meclisi (PM) toplantısı öncesinde yaptığı açıklamada, ''toplumun temellerinin, hukuk sisteminin özünün, kökünün çok ciddi bir ayrışmaya, çatışmaya doğru çekildiğini'' savundu. ''Bunun çok ağır bir tablo olduğunu'' ifade eden Baykal, ''Türkiye'de siyasi rejimin çökmekte olduğuna ilişkin dışarıdaki basında değerlendirmeler yapılmaya başlandığını'' söyledi. ''Türkiye'nin 5-6 yıllık AK Parti iktidarının ardından böyle bir manzarayla karşı karşıya kaldığını'' öne süren Baykal, şöyle konuştu: ''Siyasetin ve hukukun bir cadı kazanının içine çekilmekte olduğunu görüyoruz. Bu vahim tabloyu çok iyi değerlendirmemiz lazım. Yaşanmakta olan gerginliği birden bire çok yukarı düzeye çeken temel olay, hiç şüphe yok ki son günlerde bir soruşturma vesilesiyle toplumun çeşitli kesimlerine yönelik, yaygın, kapsamlı, toplu gözaltına alma olaylarının ortaya çıkmış olmasıdır. Bu tablo eğer gerçekten bir hukuki soruşturmanın, bir yargı incelemesinin, adli sürecin gereği olarak, adli yetkililerin kendi takdirleriyle, 'olayın akışının icabıdır' diye bu noktaya gelinmiş olsaydı, hiç şüphe yok herkesin bunu saygıyla karşılaması söz konusu olurdu. Ama toplumumuzda büyük kuşku var. Bu kuşku, yaşanmakta olan sürecin bir yargı süreci, bir adalet süreci olmanın ötesinde bir siyasi hesaplaşma süreci haline dönüştürülmekte olduğuyla ilgili kaygıdan kaynaklanmaktadır. Bu sürecin bir yargı süreci değil, bir siyasi hesaplaşma süreci olduğu izlenimi, anlayışı giderek kök salmıştır.'' -''ADALET ZEMİNİNİN ÇATIŞMA ARENASINA DÖNÜŞTÜRÜLMESİ''- Siyasetin kendi zemini üzerinde bazen gerginleştiğini, bazen çatışma yaşadığını, bunları doğal karşılamanın mümkün olduğunu ifade eden Baykal, sözlerine şöyle devam etti: ''Ama adalet zemininin siyasi çatışmanın, siyasi çekişmenin, siyasi hesaplaşmanın, siyasi misillemenin, siyasi intikamın arenası haline dönüştürülmesi, sadece siyaseti değil, adaleti, hukuku ve devleti de çok ciddi şekilde sarsar. Bugün maalesef bu kaygı giderek toplumumuzda yaygınlaşmaktadır. Bu kaygının çok haklı dayanakları, nedenleri vardır. Yaşanan sürecin sadece yetkili güvenlik güçlerinin ve adli mercilerin kendi takdirleriyle, tespitleriyle ortaya koydukları bir süreç olmadığı, bir siyasi projenin uygulanması doğrultusunda birtakım çalışmaların söz konusu olduğu anlayışı ne yazık ki toplumumuzda inandırıcı olmaya başlamıştır. Böyle bir izlenimin ortaya çıkmasının altında, Başbakan'ın toplumumuzda yaşanmış olan çeşitli olaylar konusunda takındığı tavır en belirleyici unsur olmuştur. Danıştay cinayeti, Türkiye'de siyaset ve hukukun ilişkisi bakımından çok önemli bir olay olarak ortaya çıkmıştır. Danıştay cinayetinden sonra hiçbir incelemeyi, soruşturmayı belgelendirmeyi gerekli saymadan, Sayın Başbakan'ın ve bakanların 'bu olayın bir derin bir komplo olduğu, bu komplonun içerisinde hatta anamuhalefet partisinin genel başkanının bulunduğu' iddiası ortaya atılmıştır. Cinayetten hemen sonra bu söylenmiştir. Bunu sorumsuz bir siyasi değerlendirme olarak anlamak mümkün değildir. Bu siyasi bir zihniyetin bu olaya belli bir yaklaşım tarzının yansıdığı bir ifadedir. Başbakan, 'Danıştay cinayetinin arkasında komplo var, bizi güç duruma sokmak isteyenler, bizi düşürmek isteyenler,iktidarı yıpratmak isteyenler gittiler Danıştay'da baskın düzenlediler ve yüksek yargıçları öldürmeye teşebbüs ettiler' diye inanmaktadır ve bu inancını o zaman ortaya koymuştur. Adaletin kararlaştıracağı bir konuyu siyasetçi peşin olarak hükme bağlar ve bunu ilan eder ve bunun gerçekleşmesini beklerse adaletin sağlıklı işlemesi söz konusu olamaz.'' -''SİSTEMATİK YAYIN''- CHP Genel Başkanı Baykal, Danıştay cinayetinin herhangi bir komployla ilişkisinin olmadığının, müstakil hareket eden bir kişinin işlediği bir cinayet olduğunun ağır ceza mahkemesi tarafından karara bağlandığını belirterek, bu kararın ciddi bir rahatsızlık yarattığını savundu. Baykal, şunları kaydetti: ''Yani mutlaka bunun bir komplo olduğunun mu ortaya çıkması lazım? Yani, 'bir vatandaş Türkiye'de tek başına böyle bir cinayet işleyemez' diye mi düşünüyor iktidar? Buralardan başladı... Bir süre sonra Ümraniye'de ortaya çıkan tablo, var olduğunu düşündükleri komplonun bir çıkış noktası olarak kullanabilecekleri ve giderek yaygınlaştırarak çeşitli bağlantılarıyla Türkiye'de bir büyük hesaplaşmanın dayanak noktası haline dönüştürebilecekleri bir konu olduğu anlayışı onlara egemen oldu. Bir süre sonra bunun tanıkları olmaya başladık. Siyasileri ne ilgilendirir, Ümraniye'de bir çete yakalanmış. Gereğini yapacak yargı, bırakın yapsınlar. Hayır, siyasiler bu konuda çok yakın bir ilgi içinde birbiri ardına çok önemli değerlendirmeler yapmaya başladılar. Bu çerçevede, iktidar çevreleri Ümraniye'deki çeteleşmeyle ilgili olarak derin bir komployu kanıtlamak amacıyla sistematik bir yayın yapmaya başladılar. Sanki onlar biliyorlar, savcı bilmiyor, emniyet güçleri bilmiyor ama oradaki olayın Türkiye'deki başka birtakım çeteleşmelerle bağlantılı olduğu, bu bağlantıların üzerinde de bir merkezi üst çetenin bulunduğu anlayışına dayalı olarak sistematik bir yayın kampanyası, AKP'ye yandaş medya tarafından sistematik olarak sürdürüldü. Bu çerçevede, o zaman Dışişleri Bakanı olan Sayın Gül, 'çeşitli çete oluşumlarının bulunduğunu ve bunların arasında güçlü bir irtibatın var olduğunu' açıkça ifade etti. Özel olarak da 9 Temmuz 2007'de Dışişleri Bakanı olarak bir yemekte gazetecilere 'Ümraniye soruşturmasına dikkat edin, o iş çok büyüyecek' dedi.'' -''OLAY, SİYASİ YÖNLENDİRMEYLE ELE ALINMAYA BAŞLANDI''- Baykal, 2008 Ocak ayından itibaren soruşturmanın yeni bir hız kazandığını ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü: ''23 Ocak 2008'de Başbakan Erdoğan, 'çeteler ve örgütlü suçlara karşı kararlı bir süreci başlattıklarını, İstanbul'da yapılan operasyonun yürütme ve yargının güzel bir işbirliği içinde yürütüldüğünü' söyledi ve operasyonda görev alan güvenlik güçlerini başarılarından dolayı tebrik etti. 29 Ocak 2008'de Başbakan partisinin grup toplantısında Ergenekon operasyonunu yorumlarken, 'gizli ajandaları olanlar birer birer ortaya çıkarılmıştır, ülkemize asla yakışmayacak provokasyonları birer birer çözüyoruz, hukuk devletinde karanlık odalar, komitalar yoktur' dedi ve 17 Şubat 2008'de daha önce söylemiş olduğu gibi, 'Başı var, Ümraniye olayında bize yardımcı olursanız ortaya çıkaracağız' diyor. Yani 17 Şubat'ta ne olduğunu biliyor da ortaya çıkaramamış? Daha baş görülmemiş. O başın, 17 Şubat'ta, kim olduğunu bilmiyor. Bir baş lazım o senaryoyu işletebilmek için, 'eğer yardımcı olursanız o başı çıkaracağız' diyor. O başı biliyor 'ama hala bürokrasinin içinde ayak direyenler var. Bunlar da cımbızla ayıklanacaktır ve bu işi sonucuna götüreceğiz. Biz kararlıyız.' Ocak 2008'de bunu söylüyor. 'Bunlar, iktidara gelmeden önce bizim yaptığımız tespitlerdi. Bunları ortaya çıkarma gayreti içerisindeyiz' diyor. O gayretin yeni aşamasına geldik. Savcının olayın şartları içinde tespit ettiği hukuki bağlantılar, irtibatlar sonucu değil, Başbakan'ın daha iktidara gelmeden önce tespit ettiği istikamette yeni bir aşamaya gelindiği anlaşılıyor. Bütün bunlar, olayın nasıl siyasal bir motivasyonla, bir temel siyasi yönlendirmeyle, teşhisle ele alınmaya başlanmış olduğunu bize gösteriyor. Bu olay böyle saf, pür bir adli süreç içinden geçmedi. Gazetelerde, 'falan gün şu tutuklanacak, şimdi sıra buna geldi' haberleri artık günlük olaylar haline geldi. Belli bir medya grubu, bu konuda öyle anlaşılıyor ki adli mercilerle yakın işbirliği içinde çalıştı. Böyle hukuki bir süreç işletilebilir mi, hukuku mu arıyorsunuz, siyasi bir yönlendirme mi yapmaya çalışıyorsunuz? Bu ayrımlara hiç dikkat edilmemiştir. Olay, kamuoyunu yönlendirme, siyasi bir hedefe doğru bir teşhis yapılmasını sağlama amacıyla sistematik olarak medya tarafından kullanılmıştır. Medyayla yakın işbirliği içinde bu işi götürmüşlerdir. Salı günü Başbakan, 'olayın sonuna geldik' diyor. Sana ne? Seni ne ilgilendirir? Sen, savcılık adına açıklama yapmakla yükümlü basın sözcüsü müsün? İddianame hala yok, bize 2 bin 500 sayfa iddianame olduğu söyleniyor. Kaç sayfa olduğu belli ama iddianame ortada yok. Bir süre önce, Avrupa Parlamentosu'ndan (AP) bir karar tasarısı çıkartıldı, tasarıda, 'Ergenekon davası mutlaka en kısa zamanda kapsamlı bir şekilde incelenmeli, sonuçlandırılmalı ve hedeflere ulaşılmalıdır' diyor. Ortada iddianame yok, daha hukuk süreci gerçek manada başlamamış. AP gibi ciddi bir organın Türkiye'deki bir siyasi tartışma konusunu, 'derhal sonuçlanmalıdır' noktasına kendisini nasıl getirdiğini anlamak mümkün değil. Dava daha açılmış değil, iddianame ortada yok, kapsamı belli değil, böyle hükümler verebiliyor.'' -''TÜRKİYE BİR SINAV VERECEKTİR''- ''İktidara muhalefet yapmakla tanınan toplumun çeşitli kesimlerindeki saygıdeğer insanların birbiri ardına gözaltına alındığını'' öne süren Baykal, şu görüşleri dile getirdi: ''Ne zaman alınıyor? İddianamenin çıkmak üzere olduğu söylenen bir noktada. Bugüne kadar iddianame hazırlanırken onların ifadesine başvurmaya ihtiyaç olmamış. İddianame hazırmış, 2 bin 500 sayfaymış... Şimdi son anda bunlar oluyor. Bunların olayın aydınlığa kavuşturulması için bir hukuki ihtiyaçtan dolayı alındığına insanları inandırmanız çok güç olacaktır. Bu olay hukukiden çok siyasi nitelik taşıyan bir konu haline gelmiştir. Hukukla, adaletle, siyaset arasında ilişkinin korunmasına herkesin ihtiyacı vardır. Bu konuda çok ciddi bir süreç yaşanıyor. Toplumun bütün aklı başında insanları derin bir kaygı içindedirler. Bu Türkiye'yi çok tehlikeli bir tırmanışa, bir cadı kazanına dönüştürme tehlikesiyle bizi karşı karşıya bırakmıştır. Bu tablonun en kısa zamanda noktalanmasını ve yargının kendi kuralları ve süreci içinde bu siyasi tertipleri boşa çıkarmasını bekliyoruz. Türkiye bir sınav verecektir.'' -''SİYASİ TOPLU SUÇLAMA GERÇEĞİYLE KARŞI KARŞIYAYIZ''- Deniz Baykal, ''buna benzer bir olayın daha önce Van Yüzüncüyıl Üniversitesinde yaşandığını'' savunarak, şöyle konuştu: ''Bugün hangi çağdaş hukuk devletinde, demokraside toplumun bilinen değerli insanları bir yılı aşkın bir süre neyle suçlandıklarını resmen öğrenme imkanından mahrum bırakılarak gözaltına alınmışlardır, tutuklanmışlardır. Bunun bir örneği var mıdır? Bunun hukuk devletiyle, demokrasiyle bağdaştırılabilir bir yanı var mıdır? Bir yıl boyunca insanları tutacaksınız, 'bekle iddianame geliyor' diyeceksiniz. Kim diyecek? Başbakan diyecek... Sen mi hazırlıyorsun, yazıyorsun iddianameyi? Sen ne biliyorsun ne zaman gelecek? Savcı istediği zaman yapar. O biliyor, söylüyor. Onun biliyor olması, söylüyor olması bu davanın manevi saygınlığını, ağırlığını çok ciddi biçimde tahrip etmiştir. Bir siyasi toplu suçlama gerçeğiyle karşı karşıyayız. Böyle olaylar geçmişte de yaşanmıştır. Darbe dönemlerinde bunlar yaşanır, darben önce, sonra yaşanır, bir hesaplaşma anlayışı içinde... Ya da ülkeler karakter, rejim değiştirirken, nitelik değiştirirken gene bir hesaplaşma anlayışı içinde toplumun önde gelen insanları tutuklanır, yargılanır, acılar çektirilir. Bu olmuştur, Almanya'da, Sovyet Rusya'da olmuştur, başka ülkelerde olmuştur. Şimdi Türkiye, 2008 yılında bunu yaşamak durumunda olmamalıdır. Bu gerçeğin toplumumuzda giderek daha iyi bir anlaşıldığını görüyorum.'' CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, CHP'nin ''birileriyle daha sıcak yakın ilişki kuracağım diye Türkiye'yi gözden çıkaramayacağını'' belirterek, ''Bundan sonra Sosyalist Enternasyonal ile ilişkilerimizin nasıl gelişeceği, CHP'nin üyeliğinin devam edip etmeyeceği bizim kararımıza bağlı olarak şekillenecektir'' dedi. Baykal, Genel Merkezi'deki Parti Meclisi (PM) toplantısı öncesinde gazetecilere açıklamalarda bulundu. ''Ergenekon'' soruşturması kapsamında yaşananların yanlışlarının toplumda giderek daha iyi anlaşıldığını gördüğünü ve bunu memnuniyetle karşıladığını belirten Baykal, ''Olay küçümsenecek bir olay değildir. Bizi ilgilendiren kişiler değildir, kişilerin yaptıkları değildir. Ama iktidarın bu kadar iddialı bir biçimde böyle büyük bir projenin başında olduğunu görmek hukuk adına, adalet adına, Anayasa hukuku adına bizi rencide etmiştir'' dedi. Bu yöntemlerin kimseye yarar getirmeyeceğini, kimsenin bu yöntemlerle iktidarını pekiştiremeyeceğini vurgulayan Baykal, bir hesaplaşma anlayışı içinde olunmaması gerektiğini ifade etti. Gözaltılardan önceki Türkiye tablosuna bakılması durumunda bazı olayların daha anlamlı hale geldiğini ve birbiriyle irtibatlı olduğunun görülebileceğini kaydeden Baykal, ''Birden bire (darbeye hayır) diye gösteriler yapma kararı uygulanmaya kondu. Ortada bir darbe olasılığı söz konusu değil, bu doğrultuda bir işaret yok. Ama (darbeye hayır) diye bir kampanya yapılması böyle bir organizasyonun kendini göstermiş olması hiç kuşku yok boşuna olmamıştır'' dedi. Toplumda darbe tehlikesinin inandırıcı hale getirilmeye çalışıldığını, ardından söz konusu gözaltıların yaşandığını ileri süren Baykal, bunların birbiriyle irtibatlı gelişmeler olduğunu savundu. Bütün bunların büyük bir planlamayı ortaya koyduğunu ileri süren Baykal, ''Türkiye çok büyük bir senaryonun sahnelendiği bir ülke haline gelmiştir. Delilleri ortaya konulmadan toplumun saygın insanlarının gözaltına alınması ancak Türkiye'de çok tehlikeli bir dönüşümün bir virajın, bir rejim değişikliğinin aranmakta olduğu anlayışıyla izah edilir'' diye konuştu. Türkiye'nin büyük bir sınav verdiğini ifade eden Baykal, bu uygulamaların Türkiye'yi bir korku ve tedirginlik toplumuna dönüştürebileceğini söyledi. Baykal, ''Korku toplumların, demokrasi, hukuk etkili bir şekilde işlemez. Bir an önce Türkiye'yi bir güven toplumuna dönüştürme ihtiyacı vardır. Korku toplumu olmak istemiyoruz. Güven toplumu olmak istiyoruz'' diye konuştu. -MERKEZ BANKASI'NIN TAŞINMASI- PM toplantısında Merkez Bankası'nın ve diğer mali kuruluşların İstanbul'a nakli konusunu da değerlendireceklerini anlatan Baykal, hükümetin bu konudaki yasa tasarısını aceleyle gündemdeki tartışmaların gölgesinde TBMM'ye taşıdığını anlattı. Baykal, Merkez Bankası ve mali kuruluşların İstanbul'a taşınmasının ekonomik gerekçelere dayanmadığını savunarak, ''Ankara boşaltılmak isteniyor, Türkiye'nin cumhuriyet girişimi, Türkiye'nin anayasal kimliği ciddi şekilde sarsılmak isteniyor. Merkez Bankası'yla ilgili karar da bunun bir yansımasıdır'' diye konuştu. -SOSYALİST ENTERNASYONAL İLE İLİŞKİLER- Baykal, PM toplantısında CHP'nin Sosyalist Enternasyonal ile ilişkilerinin de değerlendirileceğini ifade etti. Son dönemlerde Türkiye'ye yönelik uluslararası baskıların kabul edilebilir düzeyin üzerine çıktığını ifade eden Baykal, bunda iktidar partisinin kendi ülkesini uluslararası kuruluşlara şikayet etmesinin etkili olduğunu ileri sürdü. Baykal, şöyle konuştu: ''AKP'nin kendi ülkesi aleyhinde sergilediği tavır yabancı kuruluşları iştahlandırmıştır ve onlar bu tavrı muhalefetten de bekler olmuşlardır. Muhalefet partilerinin de o doğrultuda kendileriyle iş birliği içinde olması ister, talep eder olmuşlardır. Ama biz CHP olarak hiçbir şekilde Türkiye'nin aleyhinde en küçük bir adımı uluslararası platformda atmadık, atmayız, atmayacağız. CHP, birileriyle daha sıcak, yakın ilişki kuracağım diye Türkiye'yi gözden çıkaramaz. AKP'nin yaptığı budur. O ülke menfaatleri üzerinden pazarlıklar yapmayı içine sindiren bir partidir. Ama biz böyle yapmıyoruz, yapmayacağız. Bu tutumumuz bizim uluslararası kuruluşlarla ilişkilerimizde zaman zaman tartışmalar, tedirginlikler gerginlikler yaşanır. Bu da çok doğaldır. Bu çerçevede Sosyalist Enternasyonal ile ilişkilerimizde de son dönemlerde CHP'ye yönelik bir karar alma çabasının tezgahlanmakta olduğunu biliyoruz. AKP bunun öncülerinden birisidir. Bizim içerde izlediğimiz AKP'yi tedirgin eden politikayı etkisiz kılmak için uluslar arası kuruluşlardan kendilerine yardımcı olmasını sistemli şekilde istemektedirler. Ama bunlar hiçbir şeyi değiştirmez.'' Sosyalist Enternasyonal toplantısında CHP'nin üyelikten çıkarılmasına ilişkin hiçbir girişimin gündeme gelmediğini ifade eden Baykal, ''Şimdi biz CHP olarak Sosyalist Enternasyonal ile ilişkilerimizin geleceğini değerlendirmek üzere bir komisyon görevlendirilmesinin uygun olacağını MYK olarak kararlaştırmış bulunuyoruz. Bundan sonra sosyalist Enternasyonal ile ilişkilerimizin nasıl gelişeceği, CHP'nin üyeliğinin devam edip etmeyeceği bizim kararımıza bağlı olarak şekillenecektir'' dedi. Baykal, CHP'nin Avrupa ile ilişkilerini düzenlemek üzere Brüksel'de bir büro açma kararı aldığını, bu büroya da temsilci olarak Kader Sevinç'in görevlendirildiğini, Sevinç'in Avrupa Parlamentosunda Parlamenter Danışmanı olarak görev yaptığını söyledi. CHP'nin dünyaya kapanmasının söz konusu olmadığını vurgulayan Baykal, partinin kendi ilkelerini yansıtarak diyalog geliştireceğini kaydetti. Baykal, açıklamaların ardından bir gazetecinin, bazı basın yayın organlarında ''7 Temmuzda darbe yapılacağına ilişkin senaryolar yer aldığını'' belirterek, düşüncelerini sorması üzerine ''Benim bunlar üzerinden yorum yapmamı beklemeyin. Eğer olay bunlarsa, bu senaryolar üzerinden yürütülecekse diz boyu perişanlık var demektir'' diye konuştu. -ŞAHİN MENGÜ- CHP milletvekili ve PM üyesi Şahin Mengü de toplantıya gelişinde gazetecilerin ''Ergenekon'' soruşturması kapsamında gözaltına alınan emekli Orgeneral Hurşit Tolon'un gözaltına alınmadan önce kendisini aradığı yönündeki soruyu yanıtladı. Mengü, şunları söyledi: ''Sabah saat 7'de beni aradı. Ben onun milletvekili olmadan önce avukatlığını yapmıştım. Bana polislerin geldiğini ve ne yapması gerektiğini sordu. Bende kendisine iki şey söyledim. 'Arama emirleri var mı?' dedim. 'Merkez komutanlığında göstermişler, varmış' dedi. İkincisi 'orası bir askeri mekan, arama yapılırken asker şahıslar olması lazım var mı?' dedim. 'Var' dedi. 'Yapacak bir şey yok, mahkeme kararıdır kapıyı açacaksın' dedim.'' Mengü, bir başka sorusu üzerine, emekli Orgeneral Tolon'un evinin kapısının kırılmasının söz konusu olmadığını söyledi. (A.A) MHP GENEL BAŞKANI BAHÇELİ: ''TERÖR ÖRGÜTÜ İLE KAHRAMANCA MÜCADELEYLE GEÇEN YILLARIN ARDINDAN BİNLERCE ŞEHİT VE GAZİ VERMİŞ VE HALEN EN ZOR ŞARTLAR ALTINDA BÖLÜCÜLÜKLE MÜCADELESİNİ SÜRDÜREN BU KURUMUN (TSK) HAKLARININ VE İTİBARININ PSİKOLOJİK KARALAMA KAMPANYALARI KARŞISINDA KORUMASIZ BIRAKILMASI DÜŞÜNÜLEMEYECEK BİR YÖNETİM ZAFİYETİDİR''ANKARA 03.07.2008 - MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) haklarının ve itibarının psikolojik karalama kampanyaları karşısında korumasız bırakıldığını ve bunun bir yönetim zafiyeti olduğunu ifade ederek, ''Bu konuda görev öncelikle Cumhurbaşkanlığı makamına, ülkeyi yöneten siyasi iradeye ve sonra siyaset kurumuna düşmektedir'' dedi. Bahçeli, yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye'nin ağır siyasal, ekonomik ve sosyal sorunlarla boğuştuğuna dikkati çekerek, ''özellikle son aylar içinde yaşanan vahim gelişmelerin neden olduğu güvensizlik ve gerginlik ortamının, toplumda endişe ve kuşkuların giderek artmasına yol açtığını'' ifade etti. ''Ergenekon'' soruşturması kapsamında yapılan son gözaltına alma uygulamalarının kamuoyunda geniş ve haklı yankı bulduğunu ifade eden Bahçeli, MHP'nin, hukukun üstünlüğüne inanan, demokrasi ve insan hakları gibi vazgeçilmez ilkeleri savunan bir siyaset çizgisinin temsilcisi olarak adaletin ve meşruiyetin herkese lazım olduğuna yürekten inandığını belirtti. Bahçeli, şunları kaydetti: ''Türkiye'nin yaşadığı bunalımın derinleştiği bir ortamda, gerekçesi ne olursa olsun demokrasimize, huzur ve güvenliğimize tehdit olan bütün yasa dışı oluşumların tespiti ve ortaya çıkartılması; mahkemelerde yargılanması ve davaların da makul bir süre içinde sonuçlandırılması, toplumumuzu rahatlatacak adımların başında gelmektedir. Ancak huzur ve esenliğimize musallat olan bu yapıların ortaya çıkarılması adına yürütülen soruşturmalar esnasında, hakkında suç isnat edilmeden, henüz bir iddianame hazırlanmadan görevi, mevki ve adresi belli olan şahısların adalete intikal şekilleri ve yöntemleri ile bunların medyada yer alma ve yorumlanma biçimleri tartışmaya açıktır. Demokratik sistemin bir unsuru olarak önemli bir kamu hizmeti veren basın ve yayın kuruluşlarımızın sayfa ve ekranlarında yer alan haber ve yorumların maksadını aşarak objektif olmaktan uzaklaştığı, şahıs ve kurumları zan altında bırakacak, cepheleşmeleri körükleyecek, hukuki süreçleri etkileyecek, toplumu gerçeklerden ve sağduyudan uzaklaştıracak bir anlayışın hakim olduğu görülmektedir.'' ''Mahkemelere, emniyet makamlarına, istihbarat birimlerine veya haberleşme kurumlarına ait olup mahremiyet taşıması gereken konu, belge ve evraka, devlet ciddiyeti ile bağdaşmayan zafiyetler sonucu karanlık odaklar tarafından nüfuz edildiğini'' savunan Bahçeli, ''Basın hürriyeti adı altında bu sızma haberleri yayınlamaya meyyal olan medya kuruluşlarına taşındığı ortadadır'' dedi. -''TSK'YA YÖNELİK KARALAMA KAMPANYASI'' ''Özellikle son zamanlarda, içte ve dışta yürütülen sistematik bir karalama kampanyasının, vazgeçilmez anayasal kurum olan TSK'ya yöneldiğine dair kanaatlerimizin arttığı bir dönemde, bazı emekli mensupları hakkında başlatılan hukuk sürecini kullanarak bu kurumumuzu zan altında bırakacak yorumlardan kaçınılması ahlak ve sorumluluk gereği olmalıdır'' görüşünü ifade eden Bahçeli, şunları kaydetti: ''Terör örgütü ile kahramanca mücadeleyle geçen yılların ardından binlerce şehit ve gazi vermiş ve halen en zor şartlar altında bölücülükle mücadelesini sürdüren bu kurumun haklarının ve itibarının psikolojik karalama kampanyaları karşısında korumasız bırakılması düşünülemeyecek bir yönetim zafiyetidir. Bu konuda görev öncelikle Cumhurbaşkanlığı makamına, ülkeyi yöneten siyasi iradeye ve sonra siyaset kurumuna düşmektedir. Hakkında yapılan açıklamalar, haberler ve ithamlar karşısında, yalnız bırakılmaması gereken Türk Silahlı Kuvvetlerinin kendisini savunmaya mecbur kalacağı bir sürecin bu köklü kurumumuzu yıpratabileceği, çok kritik bir dönemde yürütmekte olduğu vatan hizmetini ve terörle mücadele azmini etkileyebileceği anlaşılmaktadır.'' MHP'nin, TBMM çatısı altında yürüttüğü yapıcı, dengeli ve çözüm öneren siyaseti ile dün yaşananlar karşısında şahısları ve olayları değil ilkeleri savunduğunu ifade eden Bahçeli, MHP'nin bugün de yaşanan dönemi, aynı ilkeli tavırla; hakkaniyeti, adaleti, insan haysiyetini ve hürriyeti önceliğine alarak tam bir demokrasi ve ahlak duruşu gösterdiğini belirtti. Bahçeli, şunları kaydetti: ''Beklentimiz, suç ve suçlu ararken, masum insanların şeref ve haysiyetlerini incitecek davranışlardan uzak durulması, uygulamaların hukuki ancak insani çerçevede ele alınmasıdır. Aksi tutumların devamı halinde adalet siyasetin ve ideolojik çekişmelerin gölgesinde kalarak güven kaybedecek ve kamuoyu sözde 'rövanş' almak isteyen odakların kısır çekişmeleri karşısında, demokrasi dışı kurtuluş yollarına hoşgörü ile bakmaya başlayabilecektir. Dileğimiz, ülkemizin bütünlüğü, milletimizin kardeşliği, devletimizin dirayeti açısından beka düzeyinde yüksek tehditlere maruz kaldığımız bu dönemde, herkesin acilen sağduyu göstermesi, siyasi kutuplaşmaların ve gerginliklerin aziz Cumhuriyetimizin ve büyük Türk milletinin hasımları dışında kimseye bir yarar sağlamayacağının idrak edilmesidir. Yapay tartışmaların ve çatışmaların bulandırdığı puslu hava dağılarak üzerine örttüğü gerçek gündem ortaya çıktığı zaman, Türkiye'nin çok ciddi bir bölünme ve ayrışma tehlikesini yaşamaya başladığı anlaşılacak ve umarız ki geç kalınmış olmayacaktır. Milliyetçi Hareket Partisi, devlet ve millet kaynaşmasının temsilcisi olarak, ülkemizin sorunlarına demokratik nizam içinde müdahil olmayı, yaklaşan tehlikeler karşısında herkesi uyarmayı ve Cumhuriyetimizin temel değerlerinde buluşma çağrılarını sürdürmeyi büyük Türk milletinin kendisinden beklediği milli bir sorumluluk ve görev olarak görmektedir.'' (A.A) YURT DIŞINA ÇIKIŞ TAHDİDİ… TAHDİDE İLİŞKİN GÜMRÜK GENEL TEBLİĞİ YÜRÜRLÜKTEN KALDIRILDIANKARA 03.07.2008 - Gümrük Müsteşarlığı'nın yurt dışına çıkış tahdidine ilişkin Gümrük Genel Tebliği yürürlükten kaldırıldı. Gümrük Müsteşarlığı'nın '' Yurt Dışına Çıkış Tahdidine İlişkin Gümrük Genel Tebliğinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Tebliği'' Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlandı. Tebliği ile vadesinde ödenmeyen kesinleşmiş gümrük vergileri tahsilinin güvence altına alınması ve tahsilatın hızlandırılmasına yönelik olarak yükümlülerin yurt dışına çıkışlarının engellenmesinin usul ve esaslarını belirleyen, ''Gümrük Genel Tebliği (Yurt Dışına Çıkış Tahdidi seri no 1) ve Gümrük Genel Tebliği (Yurt Dışına Çıkış Tahdidinde) Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ seri no 2) yürürlükten kaldırıldı. Tebliğ, 6 Haziran 2008 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlüğe girdi. (A.A) ATATÜRK'ÜN ERZURUM'A GELİŞİNİN 89. YIL DÖNÜMÜ… BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI KÜÇÜKLER: ''TÜRK MİLLETİ, EN ZOR ŞARTLARDA BİLE BAĞIMSIZLIK VE EGEMENLİK TUTKUSUNDAN, GELENEĞİNDEN ASLA TAVİZ VERMEMİŞ MİLLET OLARAK TARİHE GEÇMİŞTİR''ERZURUM 03.07.2008 - Büyük Önder Atatürk'ün Erzurum'a gelişinin 89. yıl dönümü, düzenlenen törenle kutlandı. İstanbulkapı semtinden Havuzbaşı'ndaki Atatürk Anıtı'na kadar süren yürüyüşle başlayan tören, anıt önünde devam etti. Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Küçükler, saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın okunmasının ardından törende yaptığı konuşmada, 3 Temmuz 1919'un Erzurum için tarihi bir dönemeç olduğunu söyledi. Bağımsızlık, hürriyet ve Cumhuriyet meşalesine ilk ateşin 3 Temmuz 1919'da verildiğini belirten Küçükler, ''Atatürk inkılaplarının ilk kıvılcımları Erzurum Kongresi'nden sonra çıkmıştır. Erzurum Kongresi, sonuçları açısından Türkiye için çok önemlidir'' dedi. Atatürk'ün 27 Ağustos 1919'da Erzurum'un ''fahri hemşehrisi'' olduğunu ifade eden Küçükler, şunları kaydetti: ''Bu şehrin vatansever insanı Mustafa Kemal Atatürk'e kucak açmakla kalmamış, Atatürk'ü Milli Mücadelenin lideri olarak Erzurum Kongresi'nin başkanlığına seçmiştir. Kongre sonunda da Temsil Heyeti'nin başkanlığına Mustafa Kemal Paşa'yı getirmiştir. Kasım 1919'da yapılan seçimlerde Mustafa Kemal Paşa'yı son Osmanlı Mebuslar Meclisi'ne Erzurum mebusu olarak seçmiştir. Türk milleti, en zor şartlarda bile bağımsızlık ve egemenlik tutkusundan, geleneğinden asla taviz vermemiş millet olarak tarihe geçmiştir. Bağımsızlık ve özgürlük Türk'ün temel karakteridir. Görevimiz, cumhuriyet ruhunu gayesinden saptırmadan devletimizi liyakatli ellerde yüceltmek ve mukaddes emaneti bizden sonraki nesillere en iyi şekilde teslim etmek olmalıdır.'' Tören, Erzurum Lisesi öğrencilerinin okuduğu şiirler ve Büyükşehir Belediyesi Halk Oyunları ekibinin gösterisinin ardından sona erdi. Daha sora Vali Sami Bulut, Jandarma Bölge Komutanı Tümgeneral Halil Helvacıoğlu, Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Küçükler ve davetliler, Atatürk Evi'ni gezdi. -3 TEMMUZ BÜYÜK KONGRENİN ÖNCÜSÜYDÜ- 3. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919'da İstanbul'dan Samsun'a ulaşan Mustafa Kemal Atatürk, 3 Temmuzda Erzurum'un Ilıca ilçesinde Müdafaa-i Hukuk Heyeti, Kolordu Erkanı tarafından coşkuyla karşılandı. Vatanı kurtarmak amacıyla atan kalpleri bir araya toplamak için mücadeleye girişen Mustafa Kemal Paşa'yı İstanbul'a döndürmek için başlatılan mücadele sonuçsuz kalırken, Atatürk çok sevdiği askerlik görevinden 8 Temmuz 1919'da Erzurum'da istifa etti. Mustafa Kemal, İstanbul'a gönderdiği istifa mektubunun sonunda ''Gaye-i mukaddese-i milliyemiz için her türlü fedakarlıkla çalışmak üzere sine-i millette bir fert sıfatıyla bulunmakta olduğumu arz ve ilan ederim'' ifadelerini kullanması, Erzurum'da yayınlanan ve milli mücadelenin güçlü sesi Albayrak gazetesinde ''Millette eski kanın sönmemiş olduğunu gösterir muazzam bir hücre'' olarak değerlendirildi. Mustafa Kemal Atatürk, Erzurum'da yaptığı çalışmalar sonrası 23 Temmuzda toplanan Erzurum Kongresi'yle kurtuluş meşalesini yaktı. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, Erzurum Kongresi'nin kapanışında yaptığı konuşmada, ''Tarih bu kongremizi şüphesiz ender ve büyük bir eser olarak kaydedecektir'' şeklindeki ifadeleriyle kongrenin önemine vurgu yaptı. 23 Temmuz 1919'da Erzurum'da toplanan ve başkanlığına Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün seçildiği kongrede alınan kararlarla, manda ve himaye kabul edilmeyerek ''Ya İstiklal Ya Ölüm'' parolasıyla Kurtuluş Savaşı'nın meşalesi yakıldı. (A.A) MEMURA ENFLASYON FARKIANKARA 03.07.2008 - Gökçen Çamlıyurt - Esin Işık - Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tüketici fiyatları bazında yılın ilk yarısına ilişkin enflasyonu, yüzde 5,2'nin üzerinde, yüzde 6 olarak açıklamasının ardından memur, memur emeklileri ve sözleşmeli maaşlarına enflasyon farkı yansıtılması gündeme geldi. Bakanlar kurulunun yüzde 5,2'yi esas alması halinde, yüzde 2'lik temmuz zammına, yüzde 0,76 enflasyon farkı ilave edilecek. Memur konfederasyonlarıyla yürütülen toplu sözleşme sürecindeki yazılı taahhüdde, enflasyon farkı için geçen yıl olduğu gibi en düşük memur maaşına yapılan artışın esas alınacağı belirtilmişti. Bu çerçevede, ilk 6 aylık (ocak-haziran) enflasyonunun, yüzde 5,2'nin üzerinde kalan kısmının, enflasyon farkı olarak verilmesi öngörülmüştü. -BAKANLAR KURULU, KATSAYILARI BELİRLEYECEK- Son durumda, Bakanlar Kurulunun, memur maaş katsayılarını enflasyon farkını kapsayacak şekilde yeniden belirlemesi gerekiyor. Bu çerçevede, maaşlara önce 2008 yılı ilk yarısına ilişkin enflasyon farkı yansıtılacak, daha sonra Temmuz-Aralık dönemi için öngörülen yüzde 2'lik zam ilave edilecek. Devlet memurları ve sözleşmeliler, 15 Temmuz'da zamlı maaşlarını alacak. Ayrıca, 14 günlük zam farkları da memur ve sözleşmelilere ödenecek. Memur emekli maaşları da yeni katsayılara göre hesaplanacak ve yine zam farklarıyla birlikte hesaplarına yatırılacak. (A.A) TBMM PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU... BAZI KANUN VE KHK'LER İLE KAMU MALİ YÖNETİMİ VE KONTROL KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK ÖNGÖREN TASARI, KABUL EDİLDİANKARA 03.07.2008 - Bazı kanun ve Kanun Hükmünde Kararnameler ile Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununda değişiklik öngören kanun tasarısı, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda yapılan değişikliklerle kabul edildi. Tasarıya göre, Telekomünikasyon Kurumu tarafından sayısı sınırlandırılarak, ulusal çapta, kamuya açık mobil telekomünikasyon hizmeti sunmak üzere; yetkilendirilen işletmeciler ile bu işletmecilerin şebekeleri üzerinden telekomünikasyon hizmeti sunan diğer işletmeciler, süresinde ödenmeyen bedeller için abonelerine tahakkuk ettirdikleri gecikme faizi ile vasıtalı vergiler, harç ve resim gibi mali yükümlülükler ve raporlama amacıyla muhasebeleştirdikleri tahakkuk tutarları hariç olmak üzere, aylık brüt satışlarının yüzde 15'ini Hazine payı olarak ödeyecek. Sanal mobil şebeke hizmeti işletmecilerinden alınacak hazine payı, gelecek dönemde lisans verilecek olan 3. nesil mobil telefon işletmecilerinden de tahsil edilecek. Hazine Müsteşarlığı; Hazine payı ödemekle yükümlü işletmecilerden açıklama isteme ve her türlü bilgi ve belgeyi talep etme hakkına sahip olacak. Lisans ve kanundan doğan yükümlülüklerin yerine getirilmesi konularında da istemde bulunabilecek olan Hazine Müsteşarlığı, söz konusu işletmeciler ile bunların distribütörleri ve bayileri nezdinde bilgi sistemleri dahil her türlü inceleme ve denetim yapmaya yetkili olacak. İşletmecilerin, Hazine payını yetkilendirme tarihinden itibaren her 1 yıllık süre içinde 3 defa süresinde ödememesi halinde, yapılmayan üçüncü ödemenin vadesinin bitimini müteakip, Hazine Müsteşarlığının bildirimi üzerine, yetkilendirmesi 1 ay içinde iptal edilecek. -TOKİ'YE 140 MİLYON YTL'LİK ARSA- TOKİ'ye 1'i daire başkanı olmak üzere toplam 17 kadro ihdas edilecek. TOKİ'nin afetzedelere yaptığı konutlar dolayısıyla oluşan alacakları ile Hazineye ait taşınmazların devri nedeniyle oluşan borçları, bütçenin gelir ve giderleriyle ilişkilendirilmeksizin mahsup edilecek. Mahsup işlemleri sonucunda oluşacağı belirtilen yaklaşık 140 milyon YTL'lik fark, Hazineye ait taşınmazların TOKİ'ye devredilmesiyle kapatılacak. -VATANİ HİZMET AYLIĞI- Hiçbir karşılık ve menfaat gözetmeksizin üstün başarı ve gayretle Türk vatanına hizmet etmiş Türk vatandaşlarına veya bu kişilerin ölümü halinde muhtaç duruma düşen aile fertlerine, ilgili kamu kuruluşunun görüşü doğrultusunda vatani hizmet tertibinden aylık bağlanacak. -KAYYUM TAYİNİ- Vesayet makamı; bir kimsenin uzun süreden beri bulunamaması ve oturduğu yerin bilinememesi veya ortada bulunmayan ve miras açıldığında sağ olup olmadığı ispatlanamayan mirasçının payının resmen yönetilmesi amacıyla kayyum atanmasının gerektiği hallerde, bu kimselerin malları üzerinde Hazinenin hak ve menfaati bulunup bulunmadığını mahallin en büyük mal memurluğundan araştıracak. Hazinenin hak ve menfaatinin söz konusu olduğunun anlaşılması halinde, mahallin en büyük mal memurunu yönetim kayyumu tayin edecek. Mallar üzerindeki yönetim görevi sona erinceye kadar, yönetim kayyumu tayin edilen en büyük mal memuru yerine vekalet eden veya atanan kimse de bir karara gerek kalmadan o makama tayin edilmiş sayılacak. Mal memuru kayyumluk yetki ve görevlerinin bir bölümünü, sınırlarını yazılı olarak açıkça belirlemek şartıyla astlarına devredebilecek. Yetki devri, yetki devreden kayyumun sorumluluğunu kaldırmayacak. Kayyum tayin edilen mal memuru, Hazine avukatı bulunan yerlerdeki dava ve icra işlerinde vereceği yetki belgesi ile Hazine avukatı tarafından temsil olunacak. Kayyumlukla ilgili işlemler, her türlü vergi, resim, harç, katkı payı gibi mali yükümlülüklerden müstesna tutulacak. Taşınır ve taşınmazlarla hakların yönetim gelirlerinin yüzde 35'i; para, hisse senedi, tahvil ve benzeri menkul varlıkların yönetim gelirlerinin ise yüzde 5'i oranında yönetim gideri kesilerek kayyum tarafından bir bankada açılacak hesaba yatırılacak. Bu hesapta toplanan paralar, kayyum ve yetki devrettiği görevliler, davalara katılacak Hazine avukatları, ihtiyaç halinde kurulacak kayyumluk bürosu görevlileri ile bu konuda görevlendirilenlere verilecek ücret ödemeleri ve kayyumluk bürosunun diğer giderleri için kullanılacak. Mal memurlarının kayyumlukla ilgili görev ve yetkileri, ödenecek ücretler, kayyumluk mallarının yönetimi ile diğer hususlara ilişkin usul ve esaslar, Maliye Bakanlığınca hazırlanıp Bakanlar Kurulunca yürürlüğe konulacak yönetmelikle düzenlenecek. -ÖZÜRLÜLERİN EĞİTİM GİDERLERİ- Sağlık kurum veya kuruluşlarınca verilen sağlık kurulu raporuyla asgari yüzde 20 özürlü olduğu tespit edilen ve özel eğitim değerlendirme kurulları tarafından da eğitsel değerlendirme ve tanılamaları yapılarak özel eğitim okulları ile özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde verilen destek eğitimini almaları uygun görülen; görme, işitme, dil-konuşma, spastik, zihinsel, ortopedik veya ruhsal özürlü bireylerin; Bakanlık tarafından hazırlanan eğitim programları kapsamında özür grupları ve dereceleri ile özür niteliğine bağlı olarak tespit edilen eğitim süreleriyle sınırlı olan kısmına ilişkin eğitim giderleri, Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinden karşılanacak. Özürlülerin eğitim giderlerinin karşılanabileceği eğitim sürelerinin toplamı, eğitim programları ile belirlenen süreleri geçemeyecek. Söz konusu eğitim hizmetini sunan veya yararlananların, gerçek dışı beyanda bulunmak suretiyle fazladan ödemeye sebebiyet vermeleri durumunda bu tutarlar, 2 katı ve kanuni faiziyle birlikte ilgililerden müteselsilen geri tahsil edilecek. -TCDD LİMANLARININ ÖZELLEŞTİRME GELİRLERİ- Kanunun yürürlüğe girmesinden önce özelleştirilen TCDD limanlarından elde edilen gelirlerin (Mersin Limanı-775 milyon dolar) yüzde 60'ını karayollarının, yüzde 40'ını da demiryollarının yapım ve bakımı için ilgili kuruluşlarının bütçelerine ödenek kaydetmeye Maliye Bakanı yetkili olacak. Düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra TCDD'ye ait limanların özelleştirilmesinden elde edilecek gelirlerin tamamı ise tahsilini izleyen 15 gün içinde Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca (ÖİB) Ulaştırma Bakanlığı hesaplarına aktarılacak. Aktarılan bu tutarlar, aynı birim tarafından genel bütçeye özel gelir kaydedilecek. Kaydedilen bu tutarların yüzde 60'ını karayolu yapımı ile bu amaçla yapılacak kamulaştırma, karayolu bakımı ve onarımı amacıyla Karayolları Genel Müdürlüğü bütçesine, yüzde 40'ını ise demiryolu yapımı ile bu amaçla yapılacak kamulaştırma, demiryolu bakımı, onarımı ve demiryolu araçlarının alımı amacıyla TCDD'ye sermayesini artırmak suretiyle ödenmek üzere Hazine Müsteşarlığı bütçesine özel ödenek kaydetmeye Maliye Bakanı karar verecek. Maliye Bakanı, ödenek kaydedilen tutarlardan yılı içerisinde kullanılamayan kısımları ertesi yıl bütçelerine devren gelir ve ödenek kaydedilmesinde de yetkili olacak. -YÜZDE 1 PAY ALINACAK- Hazineye ait taşınmazlar üzerinde tesis edilecek irtifak hakları ile devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerler üzerinde verilecek kullanma izinlerinde, irtifak hakkı veya kullanma izni bedellerine ilave olarak, bu alanlarda yürütülen faaliyetlerden elde edilecek tüm hasılatın yüzde 1'i oranında pay alınacak. Tarım ve hayvancılık ile sanayi ve tersane yatırımı yapmak amacıyla tesis edilen irtifak hakları ile verilen kullanım izinlerinde, bu oran binde 1 olacak. Kamu yararına çalışan dernek ve vergi muafiyeti tanınan vakıflar lehine sağlık, eğitim ve spor tesisi yapılması amacıyla tesis edilen irtifak hakları ve verilen kullanma izinleri ile vakıflarca kurulan yüksek öğretim kurumlarına ve Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun hükümlerine göre gerçek ve tüzel kişiler lehine tesis edilen irtifak hakları ve verilen kullanma izinlerinde hasılat payı alınmayacak. -LİMAN İÇİN TESİS EDİLEN İRTİFAK HAKKI- Hazinenin özel mülkiyetinde ve devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmazlar üzerinde münhasıran liman yapılmak amacıyla tesis edilen irtifak hakları ile verilen kullanma izinlerine ait sözleşmelerdeki üçüncü kişilere ait yüklerin yükleme ve boşaltılması ile gemi konaklama bedellerinden elde edilecek hasılattan Hazineye nispi pay ödeneceğine dair hüküm, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç 6 ay içinde başvuruda bulunulması ve sözleşmeden doğan mali yükümlülüklerin yerine getirilmesi gibi şartlarla 1 Ocak 2008 tarihinden itibaren yüzde 1 olarak uygulanacak. -KIYI TESİSLERİNDE İRTİFAK HAKKI- Hazinenin özel mülkiyetinde bulunan taşınmazlar ile kıyı kenar çizgisinin deniz yönünde (kıyıda) bulunan devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerler ve deniz, göl ve akarsularda doldurma veya kurutma yoluyla elde edilen alanlar üzerinde tersane, yat limanı, kuruvaziyer limanı, dolfen, iskele, dolgu, rıhtım, boru hattı, şamandıra, platform ve benzeri kıyı yapıları yapılmak amacıyla özel düzenlemeler hariç olmak üzere lehlerine ''49 yıldan az süreli'' olarak irtifak hakkı tesis edilen veya kullanma izni verilen yatırımcılar, belli koşulları yerine getirirse bu süreler uzatılacak. Yatırımcılar tarafından, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç 6 ay içinde başvuruda bulunmaları ve sözleşmeden doğan mali yükümlülüklerini yerine getirmeleri, idare aleyhine açılmış davalardan feragat etmeleri ve rayiç bedel esas alınarak tespit edilecek irtifak hakkı ve kullanma izni bedeli üzerinden yeni sözleşme düzenlenmesi şartıyla, irtifak hakkı ve kullanma izni sözleşmelerinin süresi hakkın başlangıç tarihinden itibaren 49 yıl olarak değiştirilecek. -DHMİ'YE BEDELSİZ DEVİR- Hazinenin özel mülkiyetinde bulunan ve DHMİ Genel Müdürlüğüne tahsis edilen veya kullanımına bırakılan ya da kurum tarafından fiilen kullanılan taşınmazlar, Maliye Bakanlığı tarafından uygun görülen ve devrinde hukuki ve fiili engel bulunmamama koşuluyla DHMİ'ye bedelsiz devredilecek. Özel mevzuat hükümlerine göre tescili mümkün olmayanlar ile ormanlar hariç olmak üzere, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmazlardan meydan işletmeciliği için DHMİ tarafından kullanılmakta olanlardan Maliye Bakanlığınca uygun görülen ve devrinde hukuki ve fiili engel bulunmayanlar, kurumun talebi üzerine Maliye Bakanlığı tarafından Hazineye tescil edildikten sonra üzerindeki yapı ve tesislerle birlikte, kuruluş amaçlarında kullanılmak üzere bedelsiz olarak yine DHMİ'ye verilecek. Milli Savunma Bakanlığına tahsisli olanlar ile Türk Silahlı Kuvvetleri envanterinde olup DHMİ Genel Müdürlüğü ile ortak kullanılan taşınmazlar, düzenleme kapsamı dışında olacak. -İMAR MEVZUATINDAKİ KISITLAMALAR UYGULANMAYACAK- Taşınmazların DHMİ'ye devrinden önce tescil, parselizasyon, ifraz, tevhit ve terkin işlemleriyle sınırlı olarak, imar mevzuatı ile diğer mevzuattaki kısıtlamalar uygulanmayacak. Tapuda DHMİ adına tescil ve tahsis edilecek taşınmazların, kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar kullanımları nedeniyle kurum adına tahakkuk ettirilmiş ecrimisil bedellerinden henüz tahsil edilmemiş olarlar, hangi safhada olursa olsun terkin edilecek. Tahsil edilmiş ecrimisil bedelleri iade edilmeyecek. Bu taşınmazlardan DHMİ tarafından üçüncü kişilere kiraya verilenler hakkında, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar kullanımları nedeniyle, kiracılar adına tahakkuk ettirilmiş ecrimisil bedellerinden henüz tahsil edilmemiş olanlarsa kira bedellerinin tahsil edilmiş olması kaydıyla, hangi safhada olursa olsun terkin edilecek. Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnameler ile Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununda değişiklik öngören kanun tasarısı, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda değiştirilerek kabul edildi. Tasarıya göre, Hazineye ait taşınmazlardan, kanunun yürürlüğe girdiği tarihte; Karayolları Genel Müdürlüğüne tahsisli veya kullanımında olanlardan, Genel Müdürlüğün bağlı olduğu bakanın talebi, Maliye Bakanı'nın teklifi ve Başbakan'ın onayı ile tespit edilenlerin satışından elde edilecek gelirleri, genel bütçeye gelir ile bölünmüş yol veya devlet ve il yolları yapım, bakım ve kamulaştırma hizmetlerinde kullanılmak üzere Karayolları Genel Müdürlüğü bütçesine ödenek kaydetmeye Maliye Bakanı yetkili olacak. Maliye Bakanı, DSİ'ye tahsisli veya kullanımında olanların satışından elde edilecek gelirleri; genel bütçeye gelir, ayrıca baraj, sulama ve içme suyu tesislerinin yapım, bakım ve kamulaştırma hizmetlerinde kullanılmak üzere DSİ bütçesine ödenek olarak kaydedebilecek. -PERFORMANS PROGRAMI HAZIRLAYACAK- Kamu idareleri yürütecekleri faaliyet ve projeler ile bunların kaynak ihtiyacını içeren performans programı hazırlayacak. Kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli kullanılması açısından Başbakan ve TBMM'ye karşı olan bakanların sorumlulukları arasına, ''Hukuki ve mali'' konular da dahil edilecek. Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığının etüt ve proje işleri, araştırma-geliştirme projeleri, makine, silah-mühimmat, teçhizat ve sistem alımları ile bunların bakım, onarım ve imalat işleri için ertesi yıllara geçici yüklenmelere girişilmesi olanağı getirilecek. Kamu idareleri tanımına bağlı kalmaksızın; mali istatistiklerin derlenmesi amacıyla uluslararası sınıflandırmalara uygun olarak DPT, Hazine Müsteşarlığı, Merkez Bankası ve TÜİK'in de görüşünü almak suretiyle, genel yönetim sektörü adıyla bir kapsam belirlemeye ve bu kapsamdaki kamu idarelerinin mali verilerini almaya Maliye Bakanlığı yetkili olacak. Kamu idarelerinden, mali istatistik verilerini süresinde göndermeyenlere Maliye Bakanlığınca 1 ay ek süre verilecek. Ek süre sonunda da verilerin gönderilmemesi halinde, Maliye Bakanlığının talebi üzerine, ilgili kamu idaresinin üst yöneticileri tarafından mali hizmetler birimi yöneticisi ile muhasebe yetkilisine, her türlü aylık, ödenek, zam ve tazminat dahil yapılan 1 aylık net ödemeler toplamı tutarında idari para cezası verilecek. İdari para cezası uygulanmış olması bilgi verme yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacak. Muhasebe yetkilisi sertifika programı ile muhasebe yetkililerinin çalışma usul ve esasları, Maliye Bakanlığınca hazırlanacak yönetmelikle düzenlenecek. Kamu idarelerinde muhasebe yetkilisi görevini yürütmek üzere sertifika almış olanlar arasından muhasebe yetkilisi atanacak. Kamu idarelerinde kurulmuş döner sermaye işletmelerinin yeniden yapılandırılması için öngörülen süre, 2007 yılı sonundan 2010 yılı sonuna çekilecek. Maliye Bakanlığı, genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin mali tablolarını, 31 Aralık 2012 tarihine kadar muhasebe ve raporlama standartları ile muhasebe tekniğine uygunluk açısından denetleyebilecek. -ORMAN YANGINLARI İÇİN UÇAK KİRALAMA- Çevre ve Orman Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı tarafından 2008-2015 yılları arasında, orman yangınlarıyla havadan mücadele ve acil sağlık hizmetlerinde kullanılmak amacıyla gerçek ve tüzel kişilerden her nevi hava aracı kiralama süresi 3 yıldan 7 yıla çıkacak. -TCDD'NİN TAŞINMAZLARI- TCDD Genel Müdürlüğünün işletmecilik fazlası taşınmazlarının satışına karar verilmesinde, bu kuruluşun yönetim kurulu yetkili olacak. İmar planında TCDD alanı veya TCDD hizmet alanı olarak ayrılan taşınmazlar, ancak imar planı değişikliği yapılarak satışa konu edilebilecek. Satış bedelleri, TCDD tarafından yeni demiryolu inşaatı ve mevcut demiryollarının bakımı, onarımı ve iyileştirilmesi ile demiryolu araçlarının temininde kullanılacak. İşletmecilik fazlası taşınmazların kamu kurum ve kuruluşlarına ihale yöntemine tabi olmaksızın satışına ve satış bedelinin dörtte birini peşin, kalan bedele kanuni faiz uygulanmak suretiyle 2 yılı geçmemek üzere taksitlendirilmesine ve uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirlemeye TCDD Yönetim Kurulu yetkili olacak. TOKİ Başkanlığına yapılan satışlarda mülkiyetin devri, TCDD tarafından takyidat konulmaksızın ve teminat alınmaksızın peşinatın ödenmesinden sonra gerçekleştirilecek. Satışı ve değerlendirilmesi yapılacak taşınmazlar, TCDD Genel Müdürlüğü tarafından çevre imar bütünlüğünü bozmamak kaydıyla yapılan veya yaptırılan her ölçekteki imar ve parselasyon planları, büyükşehir belediye sınırları içerisinde kalan alanlar için büyükşehir belediye meclisi tarafından, il, ilçe ve belde belediye sınırları ile mücavir alanları içerisinde kalan alanlar için ilgili belediye meclisleri tarafından, diğer yerlerde ilgili valilik tarafından, planların belediyelere veya valiliğe intikal ettiği tarihten itibaren 3 ay içerisinde aynen veya değiştirilerek onaylanması suretiyle yürürlüğe girecek. 3 ay içerisinde onaylanmayan planlar Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından re'sen yürürlüğe konulacak. Ayrıca TCDD'ye ait işletmecilik fazlası taşınmazlardan yönetim kurulunca uygun görülenler, özelleştirilmek üzere ÖİB'ye bildirilecek. Bu taşınmazların satışından elde edilecek gelirler, TCDD'ye aktarılacak. -ASKERLER İÇİN DÜZENLEME- Her yıl 30 Ağustos Zafer Bayramı günü rütbe terfi veya rütbe kıdemliliği onanan subay ve astsubaylara rütbe terfi veya rütbe kıdemliliğinin onaylandığı tarihten itibaren, takip eden aybaşına kadar olan döneme ait aylık farkları ödenecek. Uzman jandarmalar da aynı düzenlemeden yararlanacak. -MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞINA TAHSİSLİ TAŞINMAZLAR- Milli Eğitim Bakanlığına tahsisli Hazine mülkiyetindeki taşınmazların, Milli Eğitim Bakanlığı ile mutabık kalınarak tahsislerini kaldırmaya ve satışına Maliye Bakanı yetkili olacak. Ayrıca bu taşınmazlardan Milli Eğitim Bakanlığınca uygun görülenler, Maliye Bakanlığı tarafından özelleştirilmek üzere ÖİB'ye bildirilecek. Bunun üzerine söz konusu taşınmazlar Özelleştirme Yüksek Kurulunca, özelleştirme kapsam ve programına alınacak. Bunların özelleştirilmesi sonucu elde edilecek gelirler, özelleştirme giderleri düşüldükten sonra Hazine'ye aktarılacak. Maliye Bakanı, taşınmazların satışından elde edilen gelirleri, bir yandan genel bütçeye gelir, diğer yandan ihtiyaç duyulan yerlerde okul yapımı ve onarımı amacıyla kullanılmak üzere Milli Eğitim Bakanlığı bütçesine ödenek kaydetme yetkisine sahip olacak. -DÖNER SERMAYEDEN VERİLEN PAYLAR- Her eğitim-öğretim, araştırma veya uygulama birimi veya bölümü ile ilgili öğretim elemanlarının katkısıyla toplanan döner sermaye, gayrisafi hasılatının en az yüzde 35'i o kuruluş veya birimin araç, gereç, araştırma ve diğer ihtiyaçlarına ayrılacak. Kalan kısmı ise üniversite yönetim kurulunun belirleyeceği oranlar çerçevesinde bağlı bulunduğu üniversitenin bilimsel araştırma projeleri ile döner sermaye gelirinin elde edildiği fakülte, enstitü, yüksek okul, konservatuar ile uygulama ve araştırma merkezlerinde görevli öğretim elemanları ve aynı birimlerde görevli personele paylaştırılacak. Öğretim üyeleri ile Üniversitelerarası Kurulun önerisi üzerine Yükseköğretim Kurulunca kabul edilen sağlık, teknik ve sanatla ilgili birimlerde görevli öğretim elemanlarına döner sermayeden bir ayda ayrılacak payın tutarı, bunların bir ayda alacakları aylık, yan ödeme, ödenek ve her türlü tazminat toplamının yüzde 200'ünü, diğer öğretim elemanları ile personel için ise yüzde 100'ünü geçemeyecek. Bu oran; tıp ve dişhekimliği fakültelerine bağlı uygulama ve araştırma merkezlerinde (hastaneler dahil) görev yapan personelden başhemşire için yüzde 200, diğerleri için yüzde 150, işin ve hizmetin özelliği dikkate alınarak yoğun bakım, doğumhane, yeni doğan, süt çocuğu, yanık, diyaliz, ameliyathane, kemik iliği nakil ünitesi ve acil serviste çalışan sağlık personeli için yüzde 200 olarak uygulanabilecek. -SÖZLEŞMELİ PERSONELE YAPILAN ÖDEME- Sözleşmeli personele yapılacak ödeme tutarı, sözleşmeli personelin çalıştığı birim ve bulunduğu pozisyon unvanı itibariyle aynı veya benzer unvanlı memur kadrosunda çalışan, hizmet yılı ve öğrenim durumu aynı olan emsali personel dikkate alınarak belirlenecek. Emsali bulunmayan sözleşmeli personele yapılacak ödeme tutarı ise brüt sözleşme ücretlerinin yüzde 25'ini geçemeyecek. Rektörler ve rektör yardımcıları, üniversite veya yüksek teknoloji enstitülerindeki döner sermaye gelirinin elde edildiği birimlerin birinden katkılarına bakılmaksızın bu maddedeki esaslara göre her ay pay alabilecek ve bunlara bir ayda ödenebilecek pay, bir ayda alacakları aylık, ödenek ve her türlü tazminat toplamının iki katını geçemeyecek. Öğretim üyelerine saat 14.00'den sonra döner sermayeye yaptıkları doğrudan gelir getirici katkılarından dolayı ilave olarak, almakta oldukları aylık, ödenek ve her türlü tazminat toplamının 10 katına kadar pay verilebilecek. Rektör ve rektör yardımcıları ile bu kapsamdaki gelirin elde edildiği fakültelerin dekan ve dekan yardımcıları ile başhekim ve başhekim yardımcılarına doğrudan gelir getirici katkılarına bakılmaksızın bu kapsamda elde edilen gelirlerden karşılanmak üzere, bir ayda alacakları aylık, ödenek ve her türlü tazminat toplamının yüzde 10'una kadar ayrıca pay verilebilecek. -EMEKLİLİK İKRAMİYESİ- İş Kanununa tabi olarak geçen hizmet sürelerine karşılık emekli ikramiyesi ödenebilmesi için iş sözleşmesinin İş Kanunu hükümlerine göre kıdem tazminatı ödenmesini gerektirecek şekilde sona ermiş olması; sözleşmeli personel olarak geçen sürelere karşılık olarak emekli ikramiyesi ödenebilmesi için de hizmet sözleşmesinin ilgili mevzuatına göre iş sonu tazminatına veya aynı mahiyette olmakla birlikte başka bir adla ödenen tazminata hak kazanılmasına uygun olarak sona ermiş olması şart olacak. Ancak ilgililere, her ne suretle olursa olsun daha önce iş sonu tazminatı veya bu mahiyette olmakla birlikte başka bir adla tazminat ödenen süreler ile kıdem tazminatı ya da emekli ikramiyesi ödenmiş olan süreler, emekli ikramiyesinin hesabında dikkate alınmayacak. -TOKİ'YE YETKİ- TOKİ Başkanlığı, gecekondu dönüşüm projesi uygulayacağı alanlarda veya mülkiyeti kendisine ait arsa ve arazilerde veya valiliklerce toplu konut iskan sahası olarak belirlenen alanlarda çevre ve imar bütünlüğünü bozmayacak şekilde her tür ve ölçekteki planlar ile imar planları yapmaya, yaptırmaya ve tadil etmeye yetkili olacak. Belediyeler ve valilik tarafından 3 ay içerisinde onaylanmayan planlar, Başkanlık tarafından resen onaylanacak. TOKİ Başkanlığı tarafından yapılan yapılan taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan gayrimenkul satış sözleşmeleri ile gayrimenkul satış vaadi sözleşmelerinde şekil şartı aranmayacak. TOKİ, bakanlıkların talebi ve kendisinin bağlı olduğu Bakanın onayı halinde talep konusu proje ve uygulamaları yapacak veya yaptıracak. Ayrıca TOKİ, depremle ilgili dönüşüm projeleri de gerçekleştirebilecek. Daha önce Arsa Ofisi Genel Müdürlüğüne tanınmış olan arsa ve arazi teslimlerine ilişkin istisna, TOKİ'ye de tanınıyor. Buna gerekçe olarak, Ofisin kapatılması sonucu görev ve yetkilerinin TOKİ'yi geçmesi gösterildi. -ÖİB'NİN ELİNDEKİ TAŞINMAZLAR- Özelleştirme programındaki kuruluşlara ait veya kuruluş lehine irtifak ve kullanım hakkı alınmış arsa ve araziler ile özel kanunları uyarınca özelleştirilmek üzere özelleştirme programına alınan arsa ve araziler, çevre imar bütünlüğünü bozmayacak her tür ve ölçekte plan, imar planı ile değişiklik ve revizyonları müellifi şehir plancısı olmak üzere Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yapılarak veya yaptırılarak Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanmak ve Resmi Gazetede yayımlanmak suretiyle kesinleşecek. İlgili kuruluşlar, bu madde kapsamında yapılan planları devir tarihinden itibaren 5 yıl süreyle değiştiremeyecek. Bu süre içerisinde imar planlarına ilişkin olarak, verilecek mahkeme kararlarının gereklerinin yerine getirilmesini teminen yapılacak imar planı değikliğine ilişkin iş ve işlemler, Özelleştirme İdaresi Bakanlığınca gerçekleştirilecek. Özelleştirme sürecinde ihtiyaç duyulması halinde, bu planlara göre yapılacak imar uygulamasına ilişkin parselasyon planları, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından yapılacak veya yaptırılacak. Bu parselasyon planları Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca onaylanacak. Bu planlara göre yapılacak yapılarda her türlü ruhsat ve diğer belgeler ile izinler, ilgili mevzuat çerçevesinde yetkili kurum ve kuruluşlarca verilecek. Hazinenin özel mülkiyetinde veya evletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve ağaçlandırılmak üzere izin verilen taşınmazlardan projesine uygun olarak ağaçlandırılanlar, imar lanı kararlarıyla başka amaca ayrılmayacak. Hiçbir karşılık ve menfaat gözetmeksizin üstün başarı ve gayretle Türk vatanına hizmet etmeleri sebebiyle vatani hizmet tertibinden aylık bağlanmış olanlardan, herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan gelir veya aylık bağlanmadığı gibi, zorunlu olarak sosyal güvenlik kurumlarından birine tabi olmayı gerektiren bir işte de çalışmayanlara, 30 günlük net asgarî ücret tutarında aylık ödenecek. Dul eşler, bu tutarın yüzde 75'ini, diğer yakınlar ise yüzde 50'sini alacak. -MİLLİ PİYANGO VE ŞANS OYUNLARI- Milli Piyango İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede, ''Hasılat'' ve ''Net hasılat'' tanımı yapılacak. Hasılat, ''Şans oyunlarının oynatılması karşılığı iştirakçilerden tahsil edilen tutardan KDV düşüldükten sonra kalan tutar'' olarak tanımlanırken, ''Net hasılat'' ise ''Hasılattan Şans Oyunları Vergisi ile oyun planlarına göre hesaplanan ödenecek ikramiyeler düşüldükten sonra kalan tutarı'' ifade edecek. Lisansın verilmesinden elde edilecek bedelden, Özelleştirme Fonundan karşılanan harcamalar düşüldükten sonra kalan tutar, Hazineye aktarılacak. Lisans sözleşmesi süresince elde edilen | ||||||