ALMANYA'NIN SESİ
RADYOSU: "AKPM TÜRKİYE RAPORUNU OYLUYOR"
ANKARA, 26/06(BYE)--- Almanya'nın Sesi Radyosunun 10.30-11.00 Türkçe
yayınından:
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM), "Türkiye'de demokratik
kurumların işleyişi" konulu rapor ve buna bağlı karar tasarısını
bugün oylayacak.
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin Belçikalı üyesi Luc Van den
Brande tarafından kaleme alınan taslak metinde, Avrupa Konseyi
Parlamenterler Meclisinin izleme komitesinden, anayasa hazırlama
sürecini ve devlet kurumlarının demokratik işleyişini yakından
izlemesi istendi. Oylama sonucunda, Avrupa Konseyi Parlamenterler
Meclisi, Türkiye için izleme süreci mekanizmasının gözden
geçirilmesini isteyebilir. Metinde Adalet ve Kalkınma Partisine
yönelik kapatma davasının endişe verici olduğu da belirtiliyor.
Taslak metinde, Adalet ve Kalkınma Partisine karşı açılan kapatılma
davasının Türkiye'nin yeni bir anayasaya her zamankinden daha fazla
ihtiyaç duyduğunu gösterdiği vurgulanıyor.
FINANCIAL TIMES
DEUTSCHLAND: "ŞİZOFREN ANKARA"
BERLİN, 26/06(BYE)--- Tirajı günde 104 bin olan liberal eğilimli
Financial Times Deutschland gazetesinin 26 Haziran 2008 tarihli
sayısında, Cengiz Aktar imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında
yayımlanan yorumun özet çevirisi şöyledir:
--Reform Yanlısı Güçlerle Gerici Seküler Elitlerin Mücadelesi
Türkiye'nin İç Siyasetinde
Parçalanmalara Neden Oluyor. İktidar Partisi Güç Kaybederken, AB Dahi
Destek
Çıkamıyor--
Kısa
bir süre önceye kadar Türkiye İslam alemi için gösterdiği ekonomik
başarılarından ötürü örnek teşkil ediyordu. Bugün ise ülke
istikrarsızlık ve güvensizlik kavramlarıyla ilişkilendiriliyor.
Eski
seküler elitlerle kökleri İslamiyete dayanan reform yanlısı AKP
arasındaki mücadele en üst noktaya ulaşmış durumda. Yargıtay
Başsavcısı, geçen yılki seçimlerde oyların neredeyse yarısını elde
eden iktidar partisi AKP'yi siyasetten uzaklaştırmak istiyor ve bunu
dünya ekonomisinin çalkantılar yaşadığı bir dönemde yapmak istiyor.
--Türkiye'de
Neler Oluyor?--
Son
yıllarda Türk hükümetleri ardı ardına devrim niteliğinde siyasi,
ekonomik ve sosyal reformlar gerçekleştirdiler. Uluslararası Para
Fonunun desteğiyle AB üyelik müzakerelerine başlanıp yapısal
düzenlemeler gerçekleştirilerek, dünya ekonomisine hızlı bir şekilde
entegre sağlandı. Ülkeye yurt dışından rekor seviyede -35 milyar
avroluk- sermaye akışı gerçekleşti. AKP'nin siyaset sahnesine
çıkmasıyla birlikte bütün dünyada İslam ve demokrasinin
bağdaşabileceği beklentisi oluştu. Bu dönemlerde Türkiye geleceğe
güvenle bakabiliyordu.
Bu
pembe tablo 2004 yılının sonlarına doğru yavaş yavaş değişmeye
başladı. AKP, reform sürecini yavaşlatmaya başladı. Parti,
Türkiye'deki sorunlara yeni çözümler üretemez hale geldi. Özellikle
de Kürt sorunu otoriter bir ortamın oluşmasına neden oluyordu. AKP
ise sadece seçimlere ağırlık vermeye başlamıştı.
Sonuçta AKP 2007 yılındaki seçimlerden başarıyla çıkmasını bilerek,
geçmişteki reformların ve başarılarının meyvesini aldı. Fakat seçim
zaferi sonrasında parti kendisini kaybetmeye başladı. Ardı ardına
stratejik ve taktiksel hatalar yapılmaya başlandı. Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül cumhurbaşkanlığı makamına oturdu ve üniversitelerde
başörtüsü yasağının kalkması için anayasa değişikliğine gidilmesiyle
gerginlik üst düzeye ulaştı.
AKP
bugün, yaptığı yanlışların faturasını ödemektedir. Fakat günümüzde
yaşanan sorunların asıl kaynağı, Türkiye'nin 1980 askeri darbesinden
sonra içine zorla sokulduğu gömleğin yırtılmasıdır.
Türkiye, 1980 yılından bu yana birbiriyle çelişen iki süreci uyumlu
hale getirmeye çalışıyor. Bir tarafta milliyetçi, otoriter ve sadece
sınırlı bir demokrasiye izin veren ve devleti vatandaşlarına karşı
koruma altına alan paranoid düzeyde bir ataerkil sistem varlığını
sürdürmektedir.
Diğer tarafta ise, Türkiye'nin emansipasyonunu sağlamaya ve dünyaya
entegre olmasına çalışan reform yanlısı kesim bulunmaktadır. Bu kesim,
daha önceleri dışlanan toplumsal unsurları da içinde barındırıyor.
Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile 1983 yılında başlayan reform sürecinin
iniş ve çıkışları mevcuttur. Bu süreç, 1997 yılındaki "yumuşak" bir
askeri darbeyle kesintiye uğratılmıştır. Fakat her şeye rağmen,
reform rotasında yol alınmaya devam edilmiş ve 2002-2004 yılları
arasında reform ajandası güçlendirilmiştir. Yaşanan bu değişim
sürecinde yol ayrımına gelinmiştir. 1980 rejimi, reformları
arzulamamakla birlikte, restorasyon yanlısıdır, yani tekrar güçlenmek
istemektedir.
Buradan çıkarılacak birinci ders şudur: Rejim ile reform yanlısı
kesimin bir arada olması süreci sona ermiştir. İkincisi, 1980
darbesinin sonuçlarıyla ve bu darbenin 20. yüzyılın başlarından
kaynaklanan sebepleriyle yüzleşilmediği sürece sosyal bir barışın
sağlanması mümkün değildir. Üçüncüsü, Türkiye'nin içinde ve dışında
bu arayışı sağlayacak dürtü bulunmamaktadır.
Bahsedilen arayışın gerçekleşmesi için gerekli siyasi güçler
Türkiye'de mevcut değildir. AKP'nin vizyonu ise fazla yerel kalıyor
ve 2007 seçimlerinde elde ettiği siyasi gücü iyi değerlendiremedi.
İktidar partisi artık reform ruhundan uzaklaşmıştır. AKP, başörtüsü
meselesi dışında her konuda rejime boyun eğmiştir ve önümüzdeki
seçimlerden galip çıksa bile, yeni reformları gerçekleştiremeyecektir.
Bu durumda AKP iktidarda kalabilmek için rejimle uyumlu hale
gelecektir.
Bunun ötesinde, ikna edici sol eğilimli liberal bir muhalefet de
bulunmuyor. Değişim süreci de dışarıdan eskisi gibi desteklenmiyor.
AB bir süredir, Türkiye'deki değişim ve normalleşme sürecini
desteklemek için herhangi bir baskı aracına sahip bulunmuyor. Zira,
koşul prensibi başarısızlıkla sonuçlanmıştır. AB, Türkiye'nin
yapacağı reformlar karşılığında ne birtakım teminatlar, ne de net bir
üyelik perspektifi –Fransa'nın da düşmanca tutumundan ötürü-
sunamamaktadır.
1980
rejimi Türkiye'de hala siyasi arenada yer almakla birlikte, bu rejim
Türklere belirgin bir şey sunmuyor. Askerlerin herhangi bir fikrinin
–İran, Çin ve Rusya ekseninde çılgınca bir ortaklığın dışında-
bulunup bulunmadığı oldukça kuşkuludur. Türkiye artık 1980'lerin
Türkiye’si değildir. Reform karşıtı bir ajandayla bu ülke etkili bir
şekilde yönetilemez, ileriye ise hiç götürülemez.
Bu
şartlar altında Türkiye bir müddet daha siyasi olarak bölünmüş bir
kişiliğin yarattığı sonuçlarla yaşamak ve futboldaki başarılarıyla
yetinmek zorundadır.
FRANKFURTER
ALLGEMEINE ZEITUNG: "SPÖ, AB ANTLAŞMALARI VE
TÜRKİYE'NİN AB ÜYELİĞİ
KONULARINDA REFERANDUM
YAPILMASINI TALEP EDİYOR"
BERLİN, 30/06(BYE)--- Tirajı günde 363 bin olan muhafazakar eğilimli
Frankfurter Allgemeine Zeitung'un 30 Haziran 2008 tarihli sayısında,
Reinhart Olt imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan
yazının ilgili bölümünün özet çevirisi şöyledir:
Avusturya'nın SPÖ partisinde, Avrupa politikaları konularında değişim
rüzgarları esiyor. Sosyal demokrat parti yetkilileri, Türkiye'nin
muhtemel bir AB üyeliğinin AB'nin şu andaki yapısını zorlayacağını
belirtirken, bu konuda bir referandumun yapılması gerektiğini
söylüyorlar.
FRANKFURTER
ALLGEMEINE ZEITUNG: "AVRUPA’YA KUŞKUYLA
YAKLAŞANLAR GÜNDEMİ
OLUŞTURUYOR"
BERLİN, 30/06(BYE)--- Tirajı günde 363 bin olan muhafazakar eğilimli
Frankfurter Allgemeine Zeitung'un 30 Haziran 2008 tarihli sayısında,
Nikolas Busse/Klaus- Dieter Frankenberger/Michael Stabenow
imzalarıyla AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ile yapılan ve
yukarıdaki başlık altında yayımlanan mülakatın ilgili bölümünün
çevirisi şöyledir:
SORU:
Avrupa siyasetçilerinin çoğu Lizbon Anlaşması olmaksızın AB'nin
genişleyemeyeceğinden bahsediyorlar.
BARROSO: Umarım her ikisini de gerçekleştirebiliriz; hem anlaşmayı hem
de genişlemeyi. Aday ülkelere karşı üstlendiğimiz yükümlülüklerimiz
mevcut. İrlanda'daki referandum nedeniyle Hırvatistan'ı
cezalandırmamız adil bir davranış olmaz. Her şey yolunda giderse
önümüzdeki yıl Hırvatistan ile yürütülen üyelik müzakereleri
tamamlanacaktır. Yalnız şunu açıkça belirteyim: AB zirvesinde üye
ülkelerin çoğu yeni anlaşma yürürlüğe girmeden, AB genişlemesinin
olamayacağını vurguladılar. Bu, sıkıntılara neden olabilir, zira bu
konuda oy birliğine ihtiyacımız vardır.
SORU:
Mesele sadece Hırvatistan değil. Kamuoyunda en çok tartışılan konu
Türkiye'nin AB üyeliği. Anketlerde ortaya çıkan sonuçlara göre, bu
konuda neredeyse tüm üye ülkelerde Türkiye karşıtı bir tutum var. Bu
konunun bir kez daha samimice tartışılması vakti gelmedi mi?
BARROSO: Üyelik müzakerelerinin başlatılması kararı, zamanında oy
birliğiyle alınmıştır. Ayrıca, Türkiye'nin üyeliği konusu şu an için
bir gündem maddesi değildir. Bu konuyu şimdilerde Avrupa projesinin
aleyhine kullanmamalıyız. Ben daha çok Türkiye'deki hukuk devletinin
işlerliği konusunda büyük endişe duyuyorum.
FRANKFURTER
RUNDSCHAU: "TÜRK İKİLEMİ"
BERLİN, 30/06(BYE)--- Tirajı günde 148 bin olan sosyal demokrat
eğilimli Frankfurter Rundschau gazetesinin 28 Haziran 2008 tarihli
sayısında, Almanya eski İsrail Büyükelçisi Avi Primor imzasıyla ve
yukarıdaki başlık altında yayımlanan yorumun çevirisi şöyledir:
--Türkiye'nin
Sorununu Hiçbir Mahkeme Çözemez. Laiklik Zorla Dayatılamaz, Halk
Tarafından Özümsenmesi Gerekir--
Suriye Devlet Başkanı ve İsrail Hükümet Başkanı, her ne kadar siyasi
zayıflıklarıyla tanınsalar da, müzakere ediyorlar. Suriye Devlet
Başkanı Beşşar Esad, dünya politikası bakımından zor durumdayken,
İsrailli Olmert'in koltuğu, iç siyasi bakımdan sallanıyor. Şimdi ise
arabulucuları Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan siyaseten hayati
tehlikede. Erdoğan hükümetinin çıkardığı üniversitelerde başörtüsü
özgürlüğünü sağlayan düzenlemeye Anayasa Mahkemesi karşı çıktı. Ancak
mahkeme bu itirazla yetinmiyor ve şimdi hükümetin tamamıyla
Erdoğan'ın partisi AKP'yi anayasaya aykırı ilan etmekle tehdit ediyor.
İslamcı AKP'nin Kemalist rakipleri, başörtüsü serbestisini, ülkenin
laik anayasasına başka saldırılar düzenlemek için bir başlangıç
olarak görüyor. Genelde Erdoğan'ın geçmişteki, gerçekten de İslamizm
lehine ve devlette dine dönüş yönünde yaptığı konuşmalardan
alıntılar yapılıyor. Kemalistler, AKP'nin Erdoğan başkanlığında
gerçekten bir nevi İslamcı CDU'ya dönüştüğüne inanmak istemiyorlar.
Buna
rağmen AKP'nin, kayda değer bir çoğunluk tarafından seçildiğinden
beri demokrasiye tamamen saygı gösterdiği ve ülkeye çok faydalı
olduğunu tespit etmek gerekiyor. Bu öncelikle de ekonomi ve kalkınma
için geçerlidir. Ancak, belleklerinde sadece Erdoğan'ın geçmişiyle
ilgili bilgileri barındırmayan Kemalistleri de anlamak gerekir. Zira
onlar, AKP'de hiç de az olmayan bir boyutta kökten dinci unsurların
olduğunu, bu unsurların belki de AKP'nin gücünün nihai olarak
sağlamlaştığından emin oluncaya kadar, sadece geçici olarak kendini
tuttuğunun da bilincindeler. Ondan sonra laik Kemalist devletin
çözülmesine başlanabilir ve din yeniden devlet dini olarak
dayatılabilir.
Ancak, bir anayasa mahkemesi siyasete karışabilir ve aralarında
sadece dindarların bulunmadığı halk çoğunluğunun iradesine karşı bir
karar alabilir mi? Evet, gerçekten de, ordunun tehdit edercesine
arkasında durduğunun bilinciyle Anayasa Mahkemesi bunu yapabiliyor.
AB ise, Anayasa Mahkemesinin davasını demokratik bulmadığı için
Erdoğan'ın arkasında duruyor gözüküyor. Peki, Kemalistler haklı ise
ve kamufle olmuş antidemokratik güçler, demokrasiye karşı demokratik
yöntemlerle savaşmak isterse ne olacak? Demokrasi özgürlüğü adına
antidemokratik unsurların önünün açılmasından geç pişmanlık
duyulduğunun örneklerine tarihte sıkça rastlanmıştır.
Bu
ikilemin ne AKP, ne de Anayasa Mahkemesi tarafından çözülmesi
mümkündür. Ordu veya AB tarafından çözümü ise hiç mümkün değildir.
20'li yılların zorla dayatılan laikliğinin kalıcı bir hale gelmesi ve
demokratik gelişimi, sadece eğitimle mümkündür. Makamlar, elitler ve
silahlı kuvvetler laik olduğu, ancak halkın çoğunluğu hala dini bir
çerçeve içerisinde yetiştiği sürece bu durum, sürtüşmelere ve
muhtemelen de çok daha kötü gelişmelere ve demokrasiyi daha ziyade
tehlikeye sokmak zorundadır. Batı'da da devletle dinin ayrımı, ancak
halk olgunlaşarak bunu hazmetmeye hazır bir hale geldiğinde mümkün
olmuştur.
DIE TAGESZEITUNG:
"HALA BRÜKSEL'DEN ÖNCE"
BERLİN, 01/07(BYE)--- Tirajı günde 55 bin olan sol eğilimli Die
Tageszeitung'un 1 Temmuz 2008 tarihli sayısında, Daniela Weingaertner
imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan Brüksel çıkışlı
yazının özet çevirisi şöyledir:
--Türkiye-AB
Müzakerelerinde Aksama Yaşanıyor.
Türkiye'deki İç Siyasi Kriz Süreci Etkiliyor--
Haluk Nuray, Brüksel'deki Ekonomik Gelişim Vakfını 17 yıldır
yönetiyor. Bu süre içinde, AB'ye üye olan 12 ülkenin durumlarını
yakından takip etme fırsatı bulmuş. Bu bağlamda, Haluk Nuray
ülkelerin birbirleriyle karşılaştırılmalarını anlamsız buluyor ve "her
ülke diğerinden farklı" ifadesinde bulunuyor. AB'ye üye olan hiçbir
ülkenin yüzde yüz kriterleri yerine getiremediğini ve dört yıl
sonunda bile hala AB'ye hazır olmadıklarını, fakat siyasi irade
nedeniyle AB'ye entegre edildiklerini vurgulayan Haluk Nuray, bu
iradenin Türkiye için söz konusu olmadığını hatırlatıyor.
AB'nin Türkiye'ye karşı olan son 45 yıllık tutumu incelendiğinde
Haluk Nuray'ın haklı olduğu görülüyor. Avrupa Birliği 1963 yılında
Türkiye ile bir Ortaklık Antlaşması imzalamıştı. İki yıl sonra ise
İstanbul'da Ekonomik Gelişim Vakfı kuruldu. Vakfın Brüksel'deki
bürosu ise 1984 yılında açıldı. Fakat Türkiye 1999 yılında aday ülke
olarak kabul edilirken, ancak 2005 yılında müzakerelere başlanıldı.
Bu
tarihten bu yana Türkiye-AB müzakereleri oldukça ağır bir tempoda
ilerlemektedir. Bu zamana kadar toplam sekiz müzakere başlığı
görüşmeye açılırken, 2006 yılında AB, sekiz müzakere başlığının
görüşülmesini, Türkiye'nin Kıbrıslı uçak ve gemilere liman ve
havaalanlarını açmayı kabul edene kadar erteledi. Sadece bilim ve
araştırma müzakere başlığının müzakeresi geçici olarak tamamlandı.
Hırvatistan ile AB arasındaki müzakerelerde ise 20 müzakere başlığı
görüşülmeye açılırken, ikisi geçici olarak tamamlandı. Gözlemciler,
Hırvatistan'ın önümüzdeki yıl AB'ye üye olmasını bekliyorlar.
Haluk Nuray ve kadrosu AB Parlamentosu ve Genişlemeden Sorumlu
yetkili Olli Rehn ile sürekli iletişim halindeler ve ülkelerinde
pembe bir tablonun olmadığının farkındalar. Haluk Nuray, reform
sürecinin belirgin bir şekilde yavaşladığına ve ülkedeki siyasi
elitlerin durumlarına dikkat çekiyor. Cumhurbaşkanının ve bakanların
eşlerinin başörtüsü taktıklarını belirten Nuray, "Türkiye'de eşinizin
başı açık ise siyasi kariyer yapmanız mümkün değil" şeklinde
konuşuyor. Nuray, Türkiye'deki iç siyasi krizin çözümlenmesi ve
müzakere sürecinin tamamlanmasının en azından 2020 yılına kadar
süreceğini düşünüyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy'nin Türkiye'ye "imtiyazlı ortaklık"
teklifini adeta bir savaş ilanı olarak değerlendiren Haluk Nuray,
Fransız girişimcilere bu konudan duyulan rahatsızlığı anlattıklarını
söylüyor. Türk halkının Fransız menşeli ürünleri boykot etmeye
başladıklarını söyleyen Nuray, Sarkozy'nin Fransız iş adamlarının
endişelerini dikkate alması gerektiğini hatırlatıyor.
AVUSTURYA BASINI
OBERÖSTERREICHISCHE NACHRICHTEN: "KIBRIS... TÜRKİYE'SİZ
HİÇBİR ŞEY OLMUYOR"
ANKARA, 01/07(BYE)--- Avusturya'da yayımlanan Oberösterreichische
Nachrichten gazetesinin 1 Temmuz 2008 tarihli internet sayfasında,
yukarıdaki başlık altında yer alan Lefkoşa çıkışlı haberin çevirisi
şöyledir:
Temmuz ayında Kıbrıs'ın zirvedeki adamları tam iki kez buluşacak.
İlki bugün başlayacak olan görüşmelerin ikincisi ay sonunda yapılacak.
Şubat ayında Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı seçilen Dimitris
Hristofyas ve -1974 yılından beri bölünmüş- adanın sadece Türkiye
tarafından tanınan Kuzeyinin hükümet lideri Mehmet Ali Talat'ın
bugünkü buluşmasında, yeniden başlayan görüşmelerin ilk üç aylık
bilançosunun ele alınması bekleniyor. Adada, toprakları belirlenmiş
ve haklar bakımından da eşit iki toplumlu, federatif bir cumhuriyet
hedef alınıyor.
--2004 Yılından İtibaren AB Üyeliği--
Kıbrıs, Mayıs 2004'te AB'ye üye olmasına rağmen adanın kuzeyinde AB
hükümleri geçerli değil. Öncesinde Kıbrıslı Türkler adanın
birleşmesini öngören BM Planına üçte ikilik çoğunlukla "Evet" demişti.
Adadaki Rumlar ise kuzeydeki mal varlıklarına yeniden kavuşmak için
alamadıkları tavizler nedeniyle BM Planına büyük oranda "Hayır" oyu
kullanmıştı.
Anayasa Mahkemesinin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki
AKP'yi sonbaharda olası kapatma kararının ardından Türkiye'de olacak
gelişmeler büyük oranda bu konuya tesir edecek.
Kıbrıs, açık bir biçimde Türkiye'nin AB katılımına destek veriyor.
Kıbrıslıların AB katılımı sonrasında kendilerini Türkiye'nin tehdidi
altında görmediğini belirten Kıbrıslı gözlemciler, bunun, 30 yıl
süren ayrılıktan sonra yakalanan barışma sürecini sonunda iki tarafın
da birleşme arzusuna dönüştürebileceğini kaydediyor. Bu arada,
Dışişleri Bakanı Markos Kipriyanu, "Türkiye'nin AB perspektifi
ortadan kalkarsa çözüm zorlaşır" dedi.
İki
liderin buluşması öncesinde, Rum tarafında ayılma ve hayal kırıklığı
karışımı bir duygu belirdi. Cumhurbaşkanı Hristofyas'a yakınlığıyla
bilinen Yorgo Yakovu durumu şöyle izah ediyor: "Hâlâ ortak bir dil
oluşturamamamız hayal kırıklığı yaratıyor." Yakovu'nun kastettiğiyse
tek bir egemenlik konusunun Talat tarafından gündeme dahi alınmaması.
--AB'nin
Yarattığı Hayal Kırıklığı--
Böylelikle Kıbrıs Rum Dışişleri Bakanı Kiprianu'ya sadece olumlu
değerlendirmelere yanıt vermek kalıyor. Sonuçta önemli olan
görüşmelerin yeniden başlaması. Doğrudan olmasa dahi Türkiye her
zaman görünmez taraf olarak görüşme masasında yerini alıyor.
Kipriyanu, hiç değilse Erdoğan yönetiminde ilk kez Kıbrıs'ta çözümden
yana bir tutum olduğunu ifade ediyor. Rum hükümeti sözcüsü Stefanos
Stefanou, buna karşın Erdoğan'ın bugüne kadar ne tür bir çözümü kabul
etmeye hazır olduğuna dair renk vermediğinden yakınıyor.
Rum
tarafı, ayrıca AB'den daha fazla taraf olmasını beklediğini de
gizlemiyor. Yakovu, "AB'nin Kongo'dan Darfur'a kadar her yerde varlık
göstermesine rağmen, bizim meseleye sadece uzman düzeyinde
katılmasını çok garip karşılıyoruz." dedi.
BELÇİKA BASINI
DE STANDAARD: "AVRUPA
KONSEYİ TÜRKİYE'DEKİ İKTİDAR
PARTİSİNİN KAPATILMASINA KARŞI ÇIKIYOR"
BRÜKSEL, 27/06(BYE)--- Tirajı günde 76 bin olan De Standaard
gazetesinin 27 Haziran 2008 tarihli sayısında, "BAR" rumuzuyla ve
yukarıdaki başlık altında yayımlanan haberin çevirisi şöyledir:
--İktidar
Partisi AKP'ye Karşı Açılan Dava, Türkiye'deki Siyasi İstikrarı
Tehlikeye
Sokuyor--
Türkiye Anayasa Mahkemesi, AKP'nin kapatılmasına ve aralarında
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün de
bulunduğu 71 siyasetçinin politikadan men edilmesine neden olabilecek
bir süreç başlattı. Savcıya göre AKP, "laiklik karşıtı fiillerin
odağı" haline geldi.
CDV'li Luc Van den Brande'nin hazırladığı bir rapor çerçevesinde
Avrupa Konseyi, Türkiye Anayasa Mahkemesini eleştiren bir karar aldı.
Adaletin bağımsızlığına fazla değinilmeksizin, Avrupa Konseyine göre
bu partinin kapatılmasını gerektirecek hiçbir neden yok. Dinci bir
parti, anayasaya aykırı yasalar çıkaracak olursa, Anayasa Mahkemesi
siyasi partiyi değil, söz konusu yasaları hedef alabilir. Konseye
göre bir parti sadece "şiddete başvurursa, iç barışı ve ülkenin
demokratik anayasal istikrarını tehdit ederse" kapatılabilir. AKP
bunları yapmıyor.
Avrupa Konseyi, sonucu ne olursa olsun, AKP davasının "ülkenin siyasi
istikrarına, kurumların demokratik işleyişine ve ekonomik reformlara
ciddi şekilde zarar vermesinden" endişe ediyor.
LE SOIR: "ANKARA'DAN
BAKILDIĞINDA DURUM 'SÜRREALİST' GÖRÜNÜYOR"
BRÜKSEL, 01/07(BYE)--- Tirajı günde 140 bin olan Le Soir gazetesinin
1 Temmuz 2008 tarihli sayısında, Delphine Nerbollier imzasıyla ve
yukarıdaki başlık altında yer alan haberin çevirisi şöyledir:
Türk
tarafında coşku yok. AB Dönem Başkanlığının Slovenya'dan Fransa'ya
geçişi, beraberinde en iyimser bakışla bazı sorular, en kötümser
bakışla bazı korkular getiriyor. Nicolas Sarkozy sık sık "küçük Asya"
olarak tanımladığı ve AB üyeliğine karşı çıktığı Türkiye konusunda
ne yapacak?
Sarkozy, 2004 yılında Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlamasını
kabul eden Fransa'nın yükümlülüklerini yerine getirecek mi? Bu soruya
çok az sayıda Türk yorumcu açıkça "evet" demeye cesaret edemiyor.
İstanbul Bilgi Üniversitesi AB Uzmanı Emre Gönen, "Fransız Dönem
Başkanlığından hiçbir şey beklemiyorum. Fransız yönetimi, Türkiye ile
devam etme niyeti ile Türkiye'nin üyeliğine karşı olduğunu açıkça
belirten Cumhurbaşkanı arasında gidip geliyor. Gerçek üstü bir durum
söz konusu. Bu dönem başkanlığı sırasında kesin sorunlar yaşanacak,
ancak bana kalırsa bu yıl sonunda olacak" diyor.
Bu
kapsamda Türk diplomasisi, göstermelik bir sükunet sergiliyor. Son AB
zirvesi sırasında Cumhurbaşkanı Sarkozy'nin aday ülkeler arasında
Türkiye'den söz etmemesi bazı basın organlarını kızdırdı. Türk
diplomasisi bunu geçiştirdi, zira Sarkozy'yi sahada bekliyor ve
Ankara'nın "ayırımcılık" olarak tanımladığı, AB'nin toplam nüfusunun
yüzde 5'ini geçen yeni adayların üyeliğinin referanduma sunulması
konusunda Anayasa değişikliği çalışmalarını izliyor. Senatörler bu
tasarıyı engellediler, ancak Türk Hükümeti rahat nefes almak için
yeni metnin benimsenmesini bekliyor.
Türkiye ayrıca, Akdeniz İçin Birlik konusunda da sessizliğini
sürdürüyor. Resmi olarak Ankara öneriyi ilginç buluyor, ancak
ayrıntıları bekliyor.
FRANSA BASINI
AFP: "TÜRKİYE...
AKP'YE KARŞI AÇILAN DAVA, AVRUPA KONSEYİ
PARLAMENTERLER MECLİSİNİ ENDİŞELENDİRİYOR"
STRASBOURG (AVRUPA KONSEYİ), 26/06(AFP)(BYE)--- Avrupa Konseyi
parlamenterleri bugün Strasbourg'da, Ankara'da iktidarda bulunan
Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hakkında başlatılan adli takibatın
ardından Türkiye'de bir siyasal istikrarsızlık riskinden duyduğu
endişeyi dile getirdi.
Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM), takibatın "ülkenin siyasal
istikrarına, kurumların demokratik işleyişine ciddi zarar vermesi ve
acil ekonomik reformları geciktirmesinden" dolayı "endişeli" olduğunu
ifade etti.
Dava,
Anayasa Mahkemesinde görüşülüyor ve ilk oturumların temmuz ayı
başında yapılması bekleniyor.
Bugün AKPM tarafından tartışılan raporun yazarı Belçikalı Parlamenter
Luc van der Brande, "Yargı siyasal emeller için kullanılamaz, bunu
Türk dostlarımıza söylemek gerekiyor." dedi.
AKPM'nin İzleme Komitesi Başkanı, bunun Türk yargı sistemine bir
müdahale yahut baskı olmadığını vurguladı.
AKPM,
gözden geçirilen 1982 Anayasası'nın "1980 askerî darbesinin izini
taşımaya devam ettiğini" ve Türkiye'nin sıklıkla parti kapatmaya
başvurduğunu saptayarak, Ankara'dan, şiddete teşvik veya övgü ve
demokrasinin temel değerlerine yönelik açık tehdit gibi kriterleri
göz önünde bulundurmasını talep ediyor.
Yaklaşık altı yıldır iktidarda bulunan İslami eğilimli AKP'ye karşı
açılan davanın ilk oturumunun, 1 Temmuz 2008 tarihinde yapılması
bekleniyor.
Türkiye'nin katılmayı çok arzuladığı Avrupa Birliği, davaya cephe
aldı ve mahkemeye gitmektense AKP'ye yöneltilen suçlamaların
Parlamentoda tartışılması ve sandıkta çözüme bağlanması gerektiğini
düşünüyor.
AFP: "TÜRKİYE'NİN
ÜYELİĞİNE KARŞI OLAN FRANSA ÖLÇÜLÜ DAVRANIYOR"
BRÜKSEL, 27/06(AFP)(BYE)--- Amelie Bottollier-Depois bildiriyor:
Ankara ile AB arasındaki ilişkiler, Türkiye'nin Avrupa Birliğine
katılımına karşı oluşuyla Avrupalıların stratejik bir ortağını daha
kızdırmamak gerekliliği arasında oynamak zorunda olan Fransa'nın
dönem başkanlığı için çıkmaza dönme riski taşıyor.
European Policy Centre'den uzman Amanda Akçakoca, "Dürüst olmak
gerekirse (altı aylık bir süre için 1 Temmuz'da başlayacak olan)
Fransa'nın dönem başkanlığından Türkiye'de hiç kimsenin pek bir şey
beklediğini düşünmüyorum" dedi.
Oysa
Fransa, 2005'in Ekim ayında başlayan katılım müzakerelerinde 35
başlıktan üç yeni başlığı açmaya hazır olduğu yönünde güvence verdi.
Bu, bir dönem başkanlığı için rekor olur ve üç yılda açılan başlık
sayısını 11'e çıkarır.
Fransız bir diplomatik kaynak da AB ile Türkiye arasındaki ilişkileri
daha da karmaşıklaştıracak olan iktidardaki AKP'nin "laiklik karşıtı
faaliyetlerden" dolayı muhtemel kapatılmasının, başlıkların
açılmasında "etkisi olmayacağı" taahhüdünde bulundu.
Ancak bazıları, doğrudan katılıma bağlı olduğunu düşündüğü müzakere
başlıklarından beşinin Fransa tarafından tek taraflı olarak
dondurulmasından zarar gören önemli bir ortağı rahatlatmayı
hedefleyen bu taahhütlere inanmıyor.
Amanda Akçakoca, "Fransız Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner olumlu
bir mesaj yaratmaya ve (Fransa'nın dönem başkanlığı süresince) Ankara
ile ilişkilere eskisi gibi devam edileceğini söylemeye çalışıyor" ama
"Kouchner'in söyledikleri genelde (Türkiye'nin üyeliğine açıkça karşı
olan) Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin söylediklerinin tersi"
değerlendirmesinde bulunuyor.
Akçakoca, Fransa'nın AKP'nin Türk siyaset hayatından uzaklaştırılması
durumunda müzakerelerin askıya alınmasından yana olduğuna ikna
olduğunu söylüyor ve "Fransa'nın dönem başkanlığında tek bir başlık
açılırsa bu bonus olur" diyerek işi alaya alıyor.
Geleneksel olarak, AB yolunda Türkiye'nin tekerine çomak sokan Kıbrıs
Fransa'dan ayrılıyor. Kıbrıs Dışişleri Bakanı Markos Kipriyanu bu
hafta, "Türkiye ile ilgili olarak Fransa'dan farklı bir yaklaşıma
sahibiz" şeklinde konuştu.
Kipriyanu bilhassa artık bu katılım perspektifine sahip değilse
Türkiye'nin, değişmek ve özellikle de anahtarı olduğu, Kıbrıs'ın
yeniden birleşmesi konusunda daha açık bir tavır benimsemek için "daha
az gerekçesi" olacağının altını çizdi.
Fransa dönem başkanlığı öyle kolaylıkla AB'nin enerji ikmalini
çeşitlendirmek için umutsuzca gereksinim duyduğu bir ortağa cepheden
saldıramaz.
Türkiye, Avrupa ile Orta Doğu arasında bir köprü olarak da görülüyor
ve birkaç haftadır İsrail ile Suriye arasındaki önem arz eden
müzakerelerde aracılık yapıyor. Bu müzakerelerdeki olumlu ilerleme,
Fransız Cumhurbaşkanına, 13 Temmuz tarihinde Paris'te yapılacak
Akdeniz için Birlik zirvesinde İsrail Başbakanı Ehud Olmert ve Suriye
Cumhurbaşkanı Beşşar Esad'ın varlığına güvenme yolunda umut veriyor.
Ancak öte yandan geçen yılki tanıtımı sırasında AB'ye tam üyeliğine
alternatif olarak görülen bu projeyi eleştiren Türkiye, katılımını
teyit etmedi.
Yine
de son zamanlardaki bir unsur Türk-Fransız ilişkilerini
iyileştirebilir: Fransız senatörler pazartesi günü milletvekilleri
tarafından Türkiye'nin olası üyeliği için referanduma başvurulmasını
zorunlu kılan Fransız kurumlar reformuna eklenen bir değişikliği
iptal etti. Bu değişiklik Ankara'nın "kızmasına" yol açmıştı.
LIBERATION: "TÜRKİYE
MESELESİ, UMP'Lİ MİLLETVEKİLİ VE
SENATÖRLERİN ARASINA NİFAK SOKTU"
PARİS, 27/06(BYE)--- Tirajı günde 135 bin olan Liberation gazetesinin
27 Haziran 2008 tarihli sayısında, Alain Auffray imzasıyla ve
yukarıdaki başlık altında yayımlanan yorumun çevirisi şöyledir:
--İktidarı
Endişe Sardı: Kongre, Uzlaşma Olmadan Toplanamaz--
Türkiye, UMP üyelerini de sarsıyor. Anayasa reformuna ilişkin
tartışma, iktidar partisine mensup milletvekilleri ile Senato üyeleri
arasındaki derin kırılma noktasını ortaya çıkardı. Milletvekilleri,
28 Mayıs günü anayasaya, AB nüfusunun yüzde 5'inden fazla nüfusa
sahip ülkelerin üyeliği için referandum şartı getiren bir değişiklik
önergesinin eklenmesini kabul ettiler. Senato üyeleri ise ayrımcı,
diplomatik açıdan ise felaket olarak nitelendirdikleri önergeyi salı
günü iptal ettiler.
Anayasa reform tasarısının 21 Temmuz tarihindeki kongrede
incelenebilmesi için UMP'li milletvekillerinin, tasarının 8 Temmuz'da
yapılacak ikinci meclis oturumundan önce konu hakkında anlaşmaları
gerekecek. Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık, yeni bir engel oluşturan
40 sosyalist vekili ikna etme denemelerine, ancak bu engeli aştıktan
sonra geçebilir. Ancak UMP içinde Türkiye konusunda uzlaşma
sağlanamaması ve iki meclisin birbirine uygun kararlar verememesi
halinde Kongrenin toplanması bile mümkün olamayacaktır.
--Zihniyet
ve Sorumluluk Etiği--
Senato üyesi Jean-Pierre Raffarin, "Diyalog ve Girişimcilik" adlı
kulübün akşam yemeğine katılan bakanlara "Kaygılanmanıza gerek yok
(...) Sadece birinci incelemede zihniyet etiği olmasını istedik.
İkinci incelemede ise sorumluluk etiği olacaktır" diyerek olumlu
görüşte olduğunu belirtti. Başbakan François Fillon ise 12 Haziran'da,
hükümetin Senato üyeleriyle aynı çizgide olduğunu açıkça belirtmişti.
Türkiye'nin AB üyeliğine karşı geldiğini yinelemesinin ardından ise "Anayasaya,
bir ülkeyi hedef aldığı hissi veren ve yıllarca kalacak bir madde
eklemenin gereksiz olduğunu" açıklamıştı. Referandum düzenleme
kararının Cumhurbaşkanına bırakılması gerektiğine inanan Fillon,
Türkiye yanlısı bir cumhurbaşkanının bir gün, Fransızlara
istemedikleri bir üyeliği dayatmasından çekinenlere ise "halkın
girişimiyle referandum" sayesinde ellerinde teminatları olduğunu
belirtti.
--Boş
Laflar--
Referandum şartı getiren maddeyi ilk incelemede kabul eden bazı
UMP'li milletvekilleri dün bu kararlarından vazgeçecek gibi
görünüyordu. Bu milletvekilleri arasında UMP Sözcüsü Chantal Brunel,
hatta Türkiye tartışmasının iki ülke arasındaki ekonomik işbirliği
üzerindeki "felaket etkisinden" kaygılanan Vaucluse bölgesi
milletvekili Thierry Mariani de bulunuyordu. Türkiye'nin AB üyeliği
karşıtları arasındaki Ermeni asıllı UMP Genel Sekreteri Patrick
Deveciyan ise Başbakan Fillon'un uzlaşıcı önerisi hakkında herhangi
bir yorum yapmaktan kaçındı.
Ancak yorum yapmaktan çekinmeyenler de var. Richard Maille, sunduğu
Ankara karşıtı değişiklik önergesi reform taslağına yeniden
eklenmediği takdirde anayasa reformu yönünde oy kullanmayacağına dair
yemin etti. Aynı çizgide ilerleyen diğer üyeler ise halk girişimli
referandumu "boş laf" olarak kabul ediyorlar.
Richard Mallie, Nicolas Sarkozy'nin mayıs başında çoğu Ermeni
topluluğunun yoğun olduğu belediyelerin temsilcileri olan ve
referandumu destekleyen üyelerden oluşan bir heyeti ağırladığında
yüzde 5'lik çözümü kabul ettiğini hatırlatıyor. Peki o günden bugüne
ne değişti? Bazı UMP'liler, Senato üyelerinin Bernard Kouchner'in
veya "Amerika yanlısı lobinin" etkisi altında aldıklarını iddia
ediyor. Mallie, "En az 50 kişiyiz" diyor. Bu sayının yarısı zaten
reformun bozguna uğramasına yetecektir.
AFP: "KIBRIS...
GÖRÜŞMELER, TÜRKİYE'NİN GELECEĞİNE BAĞLI"
LEFKOŞA, 29/06(AFP)(BYE)--- Amelie Bottollier-Depois bildiriyor:
Türkiye'deki siyasi kriz ve bunun AB'ye üyelik müzakereleri üzerinde
yaratacağı etkinin, Ankara'nın anahtarlarından birini elinde tuttuğu
adanın yeniden birleşmesi için Kıbrıslı Rum ve Türk liderlerin
başlattığı tarihi görüşmelere zarar vermesi ihtimali var.
Kıbrıs Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas'ın baş danışmanı Yorgo
Yakovu geçen hafta yaptığı açıklamada, "En büyük dileğim, Türkiye'nin,
adli darbe olarak adlandıracağım konuya bağlı iç zorluklarının
üstesinden gelebilmesi ve tamamen huzur ve rahata kavuşmasıdır, zira
yalnızca istikrarlı bir Türkiye Kıbrıs müzakerelerine olumlu bir
şekilde katılabilir" dedi.
Brüksel'deki European Policy Centre'dan uzman Amanda Akçakoca da, "Bir
başarıya ulaşabilmek için Ankara'nın desteği çok önemli (...). Ancak
Türkiye'de halihazırda yaşanan siyasi kriz gözönüne alındığında,
Ankara'nın bu görüşmelerdeki muhtemel rolü hakkında soru işaretleri
ortaya çıkıyor" şeklinde fikir belirtti.
Türkiye'de iktidarda bulunan ve "laiklik karşıtı" faaliyetlerle
suçlanan AKP'nin sene sonuna kadar kapatılma ihtimali var. Bu durum,
AB ve Ankara arasındaki ilişkileri zora sokabilir, hatta Türkiye'nin
AB'ye üyelik müzakerelerinin resmi veya gayriresmi bir şekilde
askıya alınmasına bile sebep olabilir.
AB
üyeliği, üyelik müzakerelerini engelleyen Kıbrıs sorununu çözmek
konusunda Türkiye'nin yegane motivasyonlarından biri olduğu için
böyle bir durumda Ankara'nın son zamanlarda sergilediği olumlu
tavırdan vazgeçme riski bulunuyor.
International Crisis Group (ICG) tarafından geçen hafta yayımlanan
raporda, "AKP'nin üst düzey yetkilileri Talat'ı, Kıbrıs sorununa bir
çözüm bulunması konusunda müzakere etmesi için teşvik ettiler, ancak
AKP, cumhuriyetçi liderlerle -yani ordunun da içinde bulunduğu
laikliğin katı savunucularıyla- yürüttüğü iktidar savaşı nedeniyle
daha fazla etkin olamıyor" denildi.
Rapora göre, "cumhuriyetçiler", "katı milliyetçiler" hala, 43 bin
Türk askerini adanın kuzeyinde tutmanın, bazı düşman kuvvetlerinin,
Türk kıyılarına sadece 70 kilometre uzaklıkta bulunan bir toprağı ele
geçirmeye çalışması ihtimaline karşı "temel stratejik bir çıkar"
teşkil ettiğini düşünüyorlar.
Bununla beraber, raporda felaket tellallığı yapılmıyor: "Türkiye'de
daha az siyasi karmaşa olsaydı başarı şansı daha fazla olurdu (...)
ancak iç anlaşmazlıklar, Kıbrıs konusunda ilerleme sağlanmayacağı
anlamına da gelmiyor."
Kıbrıs Türk tarafında da duruma temkinle yaklaşılıyor.
Bir
Kıbrıslı Türk Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, "Olayların nasıl
gelişeceğini ve bunların nasıl bir etkiye sahip olacağını görmeliyiz
(...) ancak müzakerelerin devam edeceğini düşünüyorum" şeklinde
fikir belirtti.
LE FIGARO:
"ANKARA, ÜYELİK MÜZAKERELERİ KONUSUNDA TARAFSIZ
BİR TUTUM BEKLİYOR"
PARİS, 01/07(BYE)--- Tirajı günde 322 bin olan Le Figaro gazetesinin
1 Temmuz 2008 tarihli sayısında, Laure Marchand imzasıyla ve
yukarıdaki başlık altında yayımlanan İstanbul çıkışlı haberin
çevirisi şöyledir:
Türk
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Burak Özügergin, Fransız Senatosunun 25
Haziran'da Türkiye'nin üyeliğine referandum şartı getiren maddeyi
iptal ederek Türk yetkilileri "sevindirdiğini" açıkladı. Öncesinde
ise Dışişleri Bakanı Ali Babacan, anayasa reformu projesinin "dışlayıcı
yaklaşıma" "öfkeli" olduğunu açıklamıştı.
Geçen son haftalarda Fransa ayrıca, AB dönem başkanlığına hazırlık
olarak Ankara'nın gerginliğini azaltacak başka girişimlerde bulundu
ve bu süreçte üç yeni başlığın açılabileceğini belirtti.
Mayıs ayında Ankara'ya bir ziyarette bulunan Avrupa İşlerinden
Sorumlu Devlet Sekreteri Jean-Pierre Jouyet ise, Fransa'nın Türkiye
hakkındaki tutumunun "tarafsız, adil ve dengeli" olacağını
açıklayarak rahatlatmak istemişti.
İstanbul Bilgi Üniversitesinden Emre Gönen, "iki tarafın savaş
baltalarını gömmüş olmamasına rağmen anlaştıklarını, Fransa'nın tıpkı
Türkiye gibi bardağı taşıran son damladan kaçınmak istediğini"
belirtti. Ancak AB uzmanı Emre Gönen, "tehlikeli dış politikasının
Fransa'yı yanlış adım atmaktan korumadığı" şeklinde bir
değerlendirmede bulundu.
Türk
adaletinin Avrupa yanlısı AKP hakkında kapatma kararı alması halinde
Brüksel'in alabileceği yaptırımlar, dönem başkanlığı için içinden
çıkılması güç bir dönem oluşturacaktır: Diplomatik kaynaklar,
Fransa'nın, altı aylık dönem başkanlığı boyunca 27 üyenin Ankara ile
sürdürdüğü üyelik müzakerelerinin bozulmasını hiçbir şekilde
üstlenmek istemediğini belirtiyor.