1 Ağustos 1951
— Artvin :
Millî Savunma Bakanı Hulusi Köymen, beraberinde Corum Milletvekili Hakkı Yemeniciler, Ordu Müfettişi Korgeneral Nu-reddin Baransel olduğu halde bugün saat 11'de Artvin'e gelmiştir. Bakanı Pazar yakınlarında Garnizon ve İl Jandarma Komutanları, Demokrat Parti ve C.H.P. II İdare Kurulu Başkanları karşılamışlardır. Halk grupları da Bakanı şehirden beş kilometre- mesafede otobüslerle karşılamışlardır. Şehre girerken bir kıt'a asker tarafından selâmlanan Bakan, yolları dolduran halkın sevgi gösterileriyle karşılanmıştır. Bir küçük öğrenci Bakana bir çiçek buketi sunarak «Atvin'e hoş geldiniz sayın Bakanımız» demiştir. Bakan öğrenciye iltifat etmiş, yolları dolduran binlerce Artvinliyi selâmlamış ve hatırlarını sormuş ve onların arasından yürüyerek Şehir Kulübü bahçesine gelmiştir. Burada etrafını saran kalabalık halkın yol. okul, ziraat mevzula-rındaki isteklerini dinlemiş ve ilgililerden bu hususta izahat almıştır.
Bakan Şehir Kulübünden ayrılmadan önce, halka hitaben ezcümle şunları söylemiştir:
«Çoruh'a geldiğim andan itibaren haşin ve sert tabiatla Çorunlunun yaptığı büyük mücadelenin ve insan azminin zaferini görmüş olmakla bahtiyarım. Sizleri dinlemek ve dertlerinize maddî imkânlar içinde ortak olmak üzere gelmiş bulunuyorum. İstekleriniz, arzularınız nedir söyleyin». Bundan sonra Çoruh ve Çoruhlunun dert-
Afganistan Büyükelçisi Ekselans Esadullah Seraj ve Sadaret Protokol Müdürü Serdar Mehmet Ali Han olduğu halde bu sabah saat 9,20'de şehrimize gelmiştir.
Dost Afganistan Başbakan ve Başkumandanı, garda Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay, İstanbul Komutanı Korgeneral Nazmi Ataç, Merkez Komutanı Albay Reşit Erkmen, Emniyet Müdürü Kemal Ay-gün, Afganistan Elçilik erkânı ve başta "bando olmak üzere bir ihtiram kıt'asi tarafından karşılanmıştır.
Altes Başbakan, ihtiram kıtasını teftiş etmiş ve askere «merhaba» dedikten sonra emrine tahsis olunan hususî motörle Kabataş'a geçerek doğruca Perapalas oteline gitmiştir.
Altes Serdar Şah Mahmut Gazi Han, tahassüsleri hakkında Anadolu Aiansı muhabirine şunları söylemiştir:
«Memleketinizi, memlekctinizdeki büyük mamureleri, devlet büyüklerini, Tiirk ordusunu ve bütün Türk kardeşlerimi görmekten çok memnun ve mesud oldum.
Biliyorsunuz ki, uçaktan inip sevgili ve kardeş Türk toprağına ayak bastığımdan itibaren kendimi kendi topraklarımda hissettim ve o andan beri aynı aileden oluşumuz hissi bende her saat fazlalaştı. Devletinizin büyüklerinden gördüğüm muamele bende kardeşlerim arasında bulunduğum hissini takviye etti. Türkiyenin bütün dünyâ içinde en kuvvetli mevkii almasını, her gün daha ileri gitmesini ve kuvvet bulmasını Cenabihaktan dilerim.
Kardeşlerimizin kuvvetini ve iyiliğini kendimizde de hissederiz. Yarın memleketinizi terkederken kendi vatanımdan ayrılışımda duyduğum heyecan ve hüznü duyacağıma emin olunuz.»
— Ankara :
Son günlerde bazı gazetelerde çıkan ve Sümerbank'a bağlı bazı fabrikaların kapatılacağına veya istihsalin durduğuna, bazılarının mamullerini tahdit ettiğine dair o-lup aslı olmayan veya mübalâğalandınlan "haberler hakkında Sümerbank Umum Müdürlüğünden aldığımız tebliğlerde izahat verilmekte ve bazıları tekzip olunmaktadır. "Bu tebliğler aşağıdadır:
1 — Sümerbank Çimento Sanayii Müessesesinin genişletilmesinin durdurulduğu hakkında çıkan bir havadis üzerine aşağıdaki açıklamanın yapılmasına lüzum görülmüştür:
Bu müessesemizin istihsalinin iki misline 'çıkarılması için gereken bütün makineler
Sivas'a gelmiş olup montajına hararetle devam edilmektedir. Bu arada ikinci döner fırının yıl sonuna doğru istihsale başlaması umulmaktadır, Diğer kısımklar ise 1952 yılı ortasında ikmal edilecektir. Bu itibarla tevsiin durdurulması hiç bir suretle bahis konusu değildir.
2 — Sümerbank Merinos Müessesesinde,bir kısım yapakların çürütülerek (150) binliralık bir zararın husule geldiği hakkında bazı İstanbui ve Ankara gazetelerinde intişar eden haberler üzerine keyfiyet alâkalı Bankanın Teknik ve İdarî müfettişleri tarafından incelenmiş ve hâdisenin, yeni dökülmüş taze bir beton üzerine konulanbir miktar yapağın alt kısımlarında hakikaten bir sararma vukuundan ibaret olduğu anlaşılmıştır.
Yapılan letkikat ve muayene sonunda hasara uğrayan yapak miktarının (51) kilo ve tamamen işe yaramaz namiyle tefrik edi' len miktarın ise yalnızca (4) kilo bulunduğu görülmüştür.
— Defterdar Yünlü Sanayii Müessesesinin kapatılacağı hakkında bazı İstanbulgazetelerinde çıkan havadisin aslı yoktur.Fabrika mutad faaliyetine devam etmekteve herhangi bir sebeple kapatılması düşünülmemektedir.
— Son günlerde bazı gazetelerde Türkiye Demir ve Çelik Fabrikaları müessesemiz mamullerinin ihracı dolayısiyle piyasada pik ve inşaat demiri sıkıntısı çekildiği hakkında haberler yayınlanmaktadır.
Karabük fabrikalarımız çeşitli şekil ve Ölçüde hadde mamulleri istihsal etmekte olup kapasitesi dahilinde istihsal eylediği bütün hadde mamullerini memleket dahilinde satışa erzetmektedir.
Ancak, taleplerin fazlalığı dolayısiyle isteklileri bir sıraya koymakta ve imalâttan ihtiyacı karşılamaktadır.
Bu itibarla hadde mamulü ihraç edildiği yolunda ortaya atılan haberler doğru değildir. Müessesenin bütün hadde istihsali yurd ihtiyacını karşılamağa tahsis olunmuştur.
Memleketin döküm piki ihtiyacı da fazla-siyle karşılanmaktadır.
Bu yılın pik istihsalinden ancak 5 bin ton ihraç edilmiştir.
Haddehanede azamî kapasite dahilinde istihsal olunan mamuller münhasıran iç piyasa ihtiyacına tahsis edilmektedir. Hadde imalâtiyle bir alâkası bulunmayan cüz'î miktardaki pik ihracının demir sıkıntısına sebep olmiyacağı aşikârdır.
Şimdiye kadar elde edilen malûmata göre, Mısır 280, Yunanistan 181, Suriye 128, Yugoslavya 124, İtalya 122, Türkiye 99 atletle Akdeniz Olimpiyatlarına iştirak e-decektir.
— Van:
Sayın Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar'ın yarın saat 12'de şehrimize şeref vereceklerine dair haber bugün süratle bütün İl'e yayılmış ve şehrimizde olduğu kadar İlçelerde de bir bayram sevinci yaratmıştır. Şehir baştanbaşa bayraklarla donatılmıştır. Halk heyecan içinde yann aziz Cumhurbaşkanımızı bağırlarına basacağı ânı beklemektedir. Her tarafta halk geniş hazırlıklar yapmaktadır. Bilhassa Üniversite yerinin tesbit edileceği haberi şehrimizde derin bir memnuniyet uyandırmıştır.
3 Ağustos 1951
— Van :
Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, uçakla bugün saat 12.20'de Van'a muvasalat etti. Doğu İllerimizde pek yakında doğacak maarif güneşinin müjdesi olarak, yanında Millî Eğitim Bakanı, milletvekilleri ve 12 profesörden mürekkep ilim kurmay heyeti ile Van'a gelen Celâl Bayar'ı bütün şehir halkı ve bu güzel vesileyle civardan şehre gelenler misline rastlanmamış bir muhabbet ve heyecanla karşıladı. Hava alanında her türlü vasıtalarla şehirden 9 kilometre öteye kadar gelmiş olan binden fazla Van'h toplanmıştı. Cumhurbaşkanımızı u-çaktan inerken Vali Emin Ergüven. Belediye Başkanı Şükrü Reisoğlu, Gümüşhane Milletvekili Yörükoğlu. Belediye Meclisi üyeleri, Demokrat Parti, C. H. Partisi ve Millet Partisi İl Başkanlariyle İl İdare Kurulu üyeleri. Yedinci Kolordu Komutanı General Yakup Gürkaynak. hava generali Sabrı Göknar, mülkî ve askerî yüksek memurlar, Emniyet Müdürü ve her türlü Cemiyetler ve Müesseseler temsilcileri ve Türk basını mensupları karşıladılar.
Büyük bir kafile halinde şehre varıldığı zaman, Cumhurbaşkanımız, çarşıbaşmda otomobilden inmiş, Vali Konağına kadar halkla beraber yürüyerek gösterdikleri bu sevgi gösterisine mukabelede bulunmuşlardır.
Van şehrinin 14.000 nüfusunun kadın - er-
kek hemen hepsi Doğu'ya kültür ışığı getiren Devlet Başkanını selâmlamak, alkışlamak için çarşıyı doldurmuştu. Evlerin pencere ve damları da hıncahınç doluydu. Herkeste Doğu Üniversitesinin kurulacağı mahallin tesbiti yolunda ilk müsbet adımın atılmasının doğurduğu memnunluk vardı. Atatürk, Beşinci Büyük Millet Meclisinin 3'üncü devre açılışında, 1937 nutkunda demişti ki:
«Doğu Bölgesi için Van Golü sahillerinin güzel bir yerinde herşeyden evvel ilkokulları ile ve nihayet Üniversitesi ile bir kültür şehri yaratmak yolunda şimdiden fiiliyata geçilmiştir.»
Atatürk'ün Doğu kalkınması bahsindeki bu idealin, bu vasiyetinin tahakkukunun ilk müsbet adımını atmak bahtiyarlığı 1937 senesinde Başbakan olan Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar'a 1951 senesinde bugün nasip olmaktadır. Memleketimizin cennet köşelerinden biri olan Van'ın yerlileri diyorlar ki :
«Van'ın herşeyden nasibi vardır. Yalnız şimdiye kadar alâkadan nasibi olmamıştır. Fakat bugün Van tarihinin, bu makûs tarafını da kırdı. Yıllardır beklediği alâkayı nasipleri arasına aldı.»
Vanlıların bugünkü bu düşüncesi, kurulacağı yer tesbit edilmek üzere bulunan Doğu Üniversitesinden dolayı bütün Doğu'-nun da fikridir. Van, bugünkü sevinci ile bütün Doğu illerinin sevincine tercüman olmaktadır. Çünkü Doğu'nun hakikî kalkınması bugün başlıyor.
— Ankara:
Cumhurbaşkanı Celâl Bayar. Doğu Üniversitesinin kurulacağı yer hakkında mahallen tetkiklerde bulunmak üzere bu sabah saat 8.45'te özel bir askerî uçakla Van'a müteveccihen hareket etmîşlerdİı.
Cumhurbaşkanına Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri. Ankara Milletvekili Mümtaz Faik Fenik, Kütahya Milletvekili Ahmet Gürsoy, Siirt Milletvekili Mehmet Daim Süalp, Van Milletvekili İzzet Akın, Ankara ve İstanbul Üniversitelerinden Profesör Afet İnan. Ordinaryüs Profesör Dr. Mu-hiddin Erel, Ord. Prof. Hamid Ongunsu. Ord. Prof. Besim Darkot, Ord. Prof. Fikret Saatçİoğlu, Prof. Celâl Tanınan, Dr. Mu-hiddin Dilemre, Prof. Hamid Sadi Selen, Prof. Abdullah Türkmen, Prof. Muk-bil Gökdoğan. Prof. Kemal Ahmet Aru, Prof. İlhami Civaoğlu. Prof. Fuat Ku-lunk, Başyaver Kurmay Yarbay Nureddin Alpkartal, yaver Yüzbaşı Fikret Yüksel, Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Fikret Belbez. Ziraat Bankasından Ticarî Krediler Müdür Muavini Dündar Kıhçöte, Millî Eğitim Bakanlığı Yüksek öğretim "Umum Müdürlüğü Şube Müdürü Sait Turan refakat etmektedirler.
Cumhurbaşkanı Celâl Bayan, hava alanında Bakanlar, bazı milletvekilleri, Genelkurmay Başkanı, Genelkurmay İkinci Başkanı, Başbakanlık Müsteşarı ve Müsteşar Muavini, Cumhurbaşkanlığı Umumî Kâtibi, Basın-Yayın ve Turizm Genel Müdürü. Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı, Hava Kuvvetleri Komutanı. Garnizon Komutanı vekili. Millî Eğitim Bakanlığı Müsteşarı. Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Heyeti Başkanı, Ankara Valisi, Emniyet Umum Müdürü uğurlamalardır.
— Ankara:
Aldığımız malûmata göre, Türk Hava Ku-rumu'nun gezici bir sinema ekibi bu sabah, sinema görmiyen kasaba ve köyler halkına parasız olarak sinema göstermek üzere Kırşehir - Kayseri - Sivas ve Erzincan voliyle Doğu İllerine hareket etmiştir. E-kip, Aşkale'den başlamak üzere sırasiyle şu yerlere uğrayacaktır:
Erzurum, Hasankale, Tortum. Oltu, Gole, Kars, Sarıkamış, Kağızman, İğdır, Doğubeyazıt, Diyadin, Karaköse, Erciş. Van. Gevaş, Tatvan, Bitlis, Muş, Varto. Bingöl. Erzincan.
Köylü vatandaşlarımızın havacılık bilgilerini arttıracak ve Türk Hava Kurumunun çalışmaları hakkında kendilerini aydınlatacak olan ekibin beraberinde Havacılık, Tarım. Hayvancılık, Sağlık ve Kültür filmleriyle, Broşür. Afiş ve çeşitli Havacılık yayınlan bulunmaktadır.
4 Ağustos 1951
— İstanbul:
İran Hükümetiyle petrol ihtilâfını görüşmek için Tahran'a gitmek üzere dün saat 18'de Londra'dan hareket eden Mührühas Lordu ve iptidaî maddelerle vazifeli Bakan Richard Stokes'in başkanlığındaki İngiliz-Hükûmeti Petrol Heyeti bugün saat 7.40'-da uçakla Roma voliyle Yeşilköy hava meydanına gelmiştir.
İngiliz Hükümeti Petrol Heyeti arasında Yakıt Bakanlığı Daimî Müsteşarı Sir Do-nald Ferguson ve İngiliz - İran Petrol Şirketi müdürlerinden E. H. Elkinston da uçakta bulunmaktadır.
İngiliz Heyetini. Tahran'a götürmekte olan uçak Yeşilköy hava alanında bir saat kalmış ve 8.40'da Tahran'a müteveccihen havalanmıştır. Uçağın Yeşilköy'de kaldığı müddet zarfında Bakan Lord Richard Stokes ve diğer heyet üyeleri uçaktan inmedikleri gibi gazetecilerle de görüşmek istememişlerdir.
— Erzurum:
Cumhurbaşkanı, Doğu Üniversitesi tetkikleri münasebetiyle buraya da gelmeleri haberi şehrimizde büyük bir .sevinç ve alâka ile karşılanmıştır. Bütün Erzurum münevver ve gazeteleri Doğu Üniversitesi meselesi ile meşgul olmaktadır.
— Ahlat:
Dün öğleden sonra, Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, yanıda Millî Eğitim Bakanı, Milletvekilleri ye Profesörler bulunduğu halde. Doğu Üniversitesinin kurulacağı mahallin tesbitinde ilk yer olarak Gevaş'a vardığı zaman, bu şirin kaza merkezinin bütün halkı tarafından muhabbet ve heyecanla selâmlanmıştır.
Cumhurbaşkanımız refakatindekilerle birlikte gece Van'a dönmüş ve askerî mahfelde Van Belediyesinin verdiği ziyafette bulunmuştur.
Belediye Başkanı söylediği bir nutukla bütün hemşehrilerinin bugün duydukları sevince tercüman olmuş ve demiştir ki:
«1914 harbinin derin yaralarını, 1945 depreminin acılarını hâlâ yüreklerinde taşıyan Van'lılar. en büyüklerini dertlerine deva bulmak ye yaralarına sargı sarmak için aralarında görmekten sonsuz bir bahtiyarlık içindedirler. Geçen devrin acı ve ıstı-raplariyle. ihmalin pençesinde gün görmekten mahrum kalmış olan bu İl ve bu şehir, memlekette hürriyete, hakka ve adalete yer veren, millete ve memlekete refah ve saadeti getiren demokrasi inkılâbının nimetlerine kavuşmanın verdiği huzur içindedir.
Bugün İlimizde üç milyon liralık inşaat yapılıyorsa, bu, Demokrat idarenin kalkınma ve imâr kudretile olmaktadır. Bu ihmal gören İlimizin Demokrat Hükümet tarafından, irşatlarınızla gelişip güzelleşece-ğine inanıyoruz.»
Belediye Başkanı, bundan sonra Doğu U-niversitesi mevzuuna temas etmiş ve demiştir ki:
«Kasım 1950 Büyük Millet Meclisini açış nutkunuzda Atatürk'ün vasiyetine, Van'da açılacak Doğu üniversitesine temas buyurmuştunuz. O gün bize bir müjde olan bu işaretiniz, bugün uğurlu ayağınızı Van topraklarına basmanızla tahakkuk yoluna girmiştir. Van'da Yükselen bu irfan âbidesiyle eşsiz Atatürk'ün aziz ruhu da şâd olacaktır.»
Van Belediye Başkanından sonra diğer hatipler de Doğu kalkınmasında bugünün e-hemmiyetinİ belirterek bütün Van Gölü bölgesi halkının Doğu Üniversitesinin kurulmasını dört gözle beklediklerini söylemişlerdir.
Cumhurbaşkanımız buna cevaben Doğu Bölgesi ve Doğu Üniversitesi hakkında candan tezahürata sebep olan aşağıdaki nutuklarını söylemişlerdir:
«Muhterem Van'lı kardeşlerim, şahsıma ve refakatimdeküere içten gelen samimî duygularla çok güzel bir kabul gösterdiniz. Bu muhabbetinizin minnettarıyım. Van civarı, bütün güzellikleri, feyzi ve bereketi sinesinde toplamıştır. Benim temennim şudur ki, Van bu güzelliklerin, bu feyiz ve bereketin semeresini ve mükâfatını yakında görmek saadetine erişsin
Biliyorsunuz: memleketimizde maarife büyük kıymet veriyoruz. Su işlerine büyük ehemmiyet atfediyoruz. Yolun ve kolay münakalenin Önemini takdir ediyoruz. Büyük Türk milletinin iradesi ile iktidara sahip olan ve hakikî mânası ile Türk milletini temsil eden Hükûmeümiz bu esaslar üzerinde azimle ve ciddiyetle çalışmaktadır.
Memleket ihtiyaçlarını sıralamaya lüzum yoktur. Pek çok şeye muhtacız. Pek çok şey istiyoruz. Şüphesiz ki. bu ihtiyaçlarımız gün geçtikçe daha da artacaktır. Çünkü milletin içtimaî seviyesi gün geçtikçe yükselmektedir. Nitekim memleketimizin güzideleri bugün içinde bulunduğumuz hayat şartlarını dâhi sıkıcı bulmaktadır. Fikri ilerleme aynı zamanda iktisadî ilerleme ile beraber yürümezse istenilen netice hiç bir zaman tam olarak alınamaz. Bugünkü Hükümetimiz esas iktisadî temeli ziraatte bulduğundan, biraz evvel söylediğim gibi, su İslerine ve yol işlerine büyük kıymet vermektedir. Su mevzuunun içinde, içme suyundan bağlıyarak sulama ve sudan enerji istihsali de vardır.
Ben sizin Üniversite hakkındaki temennilerinize umumî olarak cevap vereceğim: Bu husustaki sözlerim yainız bir muhite ait değildir. Bütün Doğu'yu istihdaf etmektedir. Buranın hususiyetine gelince, önümüzde güzel bir göl, tabiatın bütün güzellikleri vardır.
Büyük Atatürk, Şarkın ilerlemesine ve memleketin ilerlemesine esas ittihaz ettiği içindir ki, sırf kendi arzu ve iradeleriyle bu bölgede bir Üniversite kurmak fikrini
ileri sürmüştür. Biz onun bu fikrine tesahup ediyoruz. Demokrat Parti, Şarkta bir Üniversite kurmak ve medeniyete burada ileri bir hız vermek esasını programına almıştır. Millet de bunu tasvib ettiği için kendisine itimadını göstermiştir, bugünkü Hükümet milletin bu umumî tasvibi karşısında bu meseleyi ciddiyetle ele almak zaruretindedir. Üniversite, Doğu Üniversitesi, Doğu kalkınması için bir cüz ve vasıtalardan biri değil, esas temeldir.
Bu Üniversite nerede kurulacak? Nasıl yapılacak? Memleketimizin irfanını temsil eden güzide profesörlerimiz, muhterem hocalarımız bunu tetkik edip en iyi şeklini bulacak ve ifade edeceklerdir. Biz, bütçe imkânları nisbetindc tahakkuk ettirmeye çalışacağız.
Muhterem Vanlılar,
Sizin gayretiniz her şeyi halledecektir. Siz. toprağmıza, mazinize bağlısınız. İstikbal sizler içindir.
Bize düşen vazife, bize gösterdiğiniz iti-mad karşısında size minnetlerimizi arzet-mektir. Biz bu iştiyak içindeyiz. Bizleri muhabbetle karşıladınız. Bu sevginizin minnettarıyım. Teşekkürler ederim.»
— Ahlat:
Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, refakatindeki zevat ve Van'dan katılanlarla beraber bu. sabah saat 7'de vapurla Van Gölü'nün diğer sahil bölgelerini tetkike çıkmışlardır.
Tatvan, Tuğ ve Erciş'e gidilecektir.
— Tuğ:
Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, refakatlerinde Millî Eğitim Bakanı, milletvekilleri, profesörler ve kafileye Van'da iltihak eden heyetler olduğu halde, vapurla saat 14'te Ahlat'a gelmişler ve Bitlis Vahşi ile kalabalık bir halk kitlesi tarafından iskelede karşılanmışlardır. Cumhurbaşkanı ve. beraberindekiler Şehir Kulübünde bir müddet istirahat etmişler ve bu esnada Ahiat'lilarla Doğu üniversitesi mevzuunda hasbihalde bulunulmuştur. Müteakiben. kasaba civarı ve Selçuklardan kalan âbide ve harabeler gezümiştir.
Cumhurbaşkanı ve beraberindekiler saat 16'da Ahlat'tan halkın coşkun tezahüratı arasında ayrılmışlar ve saat 19da Tatvan'a varmışlar, yine kalabalık bir halk kitlesi tarafından karşılanmışlardır.
— İstanbul:
1951 İstanbul konkuripîklerine Süvari 0-kuîunun Ayazağa'daki sahasında bugün saat 17'de devam edilmiştir. Güreşlere yarın da Mithatpaşa Stadında devam edilecek ve final müsabakaları yapılacaktır.
5 Ağustos 1951
— İstanbul:
4 Temmuz Çarşamba günü açılmış bulunan İstanbul Sergisi, bu gece saat 24'de törenle kapanmıştır. Törende Vali, Komutanlar, Şehir Meclisi üyeleri. Vilâyet ve Belediye erkânı, şehrimiz Ticaret ve Sanayi çevrelerine mensup şahsiyetlerle gazeteciler ve kalabalık, bir halk topluluğu hazır buLun-muş ve Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay, bu münasebetle aşağıdaki kapanış nutkunu söylemiştir:
«Sevgili hemşehrilerim.
Su dakikada İkinci Dünya Harbinden sonra şehrimizde açılan ve gelenek halinde ara vermeksizin devam ettirdiğimiz Üçüncü İstanbul Sergisini kapatıyorum. Bir aydır acı tatlı tenkitlerle üzerinde alâka toplamış olan sergiyi kapanış ânına kadar (806340) vatandaş gezmiş bulunuyor. Birinci ve ikinci sergiyi uzatmıştık. İzmir Fuarının açılma zamanı pek yaklaşmış bulunduğu için kardeş şehrin Fuarına herhangi bir surette zarar vermemek maksa-diyle, halkın devam isteğine rağmen, bu sergiyi uzatmıyoruz. İstanbullular tarafından tutulmuş olan bir kısım eğlencelerine eski karar dairesinde devam edilecektir.
Tenkit bir teşekkül için, âtisi bakımından en kuvvetli enerji kaynağıdır. Bu yönden sergi hakkında söylenmiş sözleri Komite dikkatle toplamıştır. Bu seneki sergi geçen yıllara nazaran deha ferahh olmuştur. Bilhassa San'at Enstitülerimizin, San'at Okullarımızın ve ressamlarımızın eserleri, Belediye Sular ve Elektrik idareleriyle seyrüsefer ve şosya! mimar cephesinin çalışmaları aynı zamanda şehircilik ve şehirli tesanüdü bakımından terbiyevî bir değer taşımaktadır. Devlet Ticaret ve Sanayi pavyonları itina ile hazırlanmışlardır. Hususî millî sanayiimizin daha penis mikyasta İştirak etmesini arzu ederdik. Maama-fih bunların da sayısı yine geçen seneki-lerden az değildir.
Bu serginin bir faydası da san'atkârlarımi-za, gençlerimize gelişme sahası teminine ya-ramasıdır. Ayrıca Lunapark ve Buz revüsü gibi milletlerarası değerde eğlenceleriyle halkımıza bir hayli neş'eli zaman geçirtmiştir. Bütün bunlar birer realitedir. Bundan dolayı sergiyi kaparken Komite üyelerine, iştirak eden müesseselere, çalışanlara teşekkür eder, 1952 Sergisinin daha başarılı olması dileğiyle hepinizi saygı, sevgi İle selâmlarım.»
Vali ve Belediye Başkanının kapanış nutkundan sonra, törende hazır bulunanlara Sergi Tertip Komitesi tarafından bir çay verilmiştir.
— Elâzığ:
Birkaç günden beri Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar ve refakatlarindeki ilmî heyetin Doğu Üniversitesinin yerini tesbit için yaptıkları tetkik seyahatleri şehrimizde de büyük bir sevinç yaratmıştır. Bu münasebetle şehrimiz İleri gelenleri ve Elazığlı Üniversite gençleri, Cumhurbaşkanımıza ve ilmî heyete sunulmak üzere bir rapor hazırlamış ve bunda Elâzığm Doğu Üniversitesi için müsait unsurları tesbit edilmiştir. Celâl Bayar'ın ve ilmî heyetin Elâzığı ziyaretleri sabırsızlıkla beklenmektedir.
— Doğu Beyazıt:
Millî Savunma Bakanı Hulusi KÖymen, Çorum Milletvekili Yemeniciler ve Ordu Komutanı Korgeneral Nureddin Baransel ile beraber dün saat 15.30'da İlçemize gelmiş, Kaymakam, Garnizon Komutanı, siyasî partiler temsilcileri ve kalabalık halk tarafından samimî tezahüratla karşılanmıştır. Gece Garnizon Komutanlığı tarafından, Bakan şerefine bir ziyafet verilmiştir.
— Tokat:
Bölgede Amasya ile Kayabaşı arasında kurulacak ikinci Şeker Fabrikası dolayi-siyle bugün Turhal'da Şeker Fabrikaları Genel Müdürü Baha Tekant'ın başkanlığında Tokat, Samsun, Amasya ve Sivas bölgelerini temsil eden 31 bin çiftçinin grup başkanlarının iştirakiyle büyük bir toplantı yapılmıştır.
Toplantıyı açan. Genel Müdür. Türkiye Seker Fabrikalarının kuruluş, çalışma ve müstahsil durumu üzerinde geniş açıklamalarda bulunmuş ve ezcümle bir şeker fabrikasının 100 bin fon pancar işlemesi karşısında bugün her bölgedeki istihsal miktarının 250-300 bin tona yükseldiğini ve bugünkü fabrikaların bu miktarı işlemesi takdirinde yıpranıp faal durumdan çıkacağını belirterek, bu hali önleyip normale götürmek için Hükümetin özel sermayeye verdiği imkândan faydalanmak suretiyle bölge ziraî mukadderatının yeni bir veçheye yönelmesini teminen iki şeker fabrikasının Amasya çevresinde kurulmasının takarrür ettiğini ve en az 15 milyon lira sermayeyi istihdaf eden ve beheri 5OO7er liralık hisseli mahdut mesulivetli
büyük bir kooperatifin kurulması gerektiğini ifade etmiş ve bu kooperatifin kendi kendini en mükemmel bir şekilde çalıştıracak seviyeye gelinceye kadar fabrikanın elinden gelen bütün yardımları yapacağını vâdetmiştir.
Bu konuşmayı müteakip Statü, Heyeti U-mumiyeye arzedilmiş ve kabul olunduktan sonra, orada hazır bulundurulan Noter hu-zuriyle 12 kişilik Kurucular Heyeti tesbit olunarak toplantıya son verilmiştir.
ikinci Kooperatif toplantısı yarın Amasya'da yapılacaktır.
— Diyarbakır :
Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, yanlarında Millî Eğitim Bakanı, milletvekilleri, profesörler heyeti ve Kolordu Komutanı olduğu halde saat 16.30'da uçakla Van'dan Diyarbakır'a gelmiş, Vali, Belediye Başkanı, mülkî ve askerî erkân tarafından karşılanmışlardır. Gerek uçak alanında, gerek yollarda toplanmış olan büyük halk kitleleri Cumhurbaşkanımızı alkışlıyorlardı. Cumhurbaşkanımız, Vali konağında biraz îstirahatten sonra Belediyeyi ziyaret etmişlerdir. Belediye meydanında muazzam bir halk kitlesi toplanmış bulunuyordu. Diyarbakırlıların bu tezahürlerine mukabele e-den Cumhurbaşkanımız, Belediyeden halka hitap ederek şu sözleri söylemişlerdir: ((Muhterem Diyarbakırlılar, sevgili vatandaşlarım. Sizi içten gelen samimî bir muhabbetle selâmlıyorum. Daimî afiyet temenni eder, neşeli bir hayat geçirmenizi dilerim.
Hatırlarsınız, güzel şehrinizi birkaç defa ziyaret ettim. Her defasında bana ve bana refakat lûtfunda bulunan arkadaşlarıma şimdi olduğu gibi, çok içten gelen samimî bir muhabbet gösterdiniz. Bu defa da bu candan tezahürat karsısında görüyorum ki muhabbetiniz devam etmektedir. Bununla iftihar ediyorum.
Sevgili vatandaşlarım, hayatta bilhassa resmî hayatta muvaffak olmak için iş başında bulunanların milletin muhabbetine ve itimadına dayanmaları lâzımdır. Bugünkü iktidarın bu itimadı ve muhabbeti tama-miyle haiz olduğunu görmekle bahtiyarım. Görüyorum ki bu muhabbet ve itimat devam ediyor. Bu muhabbetle ve karşılıklı tesanütle memlekete hizmet edeceğinize ve bu hizmetlerin iyi neticeler vereceğine inanıyorum. Bir kerre daha hepinizi sevgi ile selâmlar, teşekkürler ederim.»
Cumhurbaşkanımızın bu sözleri halkın geniş ve devamlı tezahürlerine vesile olmuştur.
Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, refakatindekilerle birlikte bu sabah erken saatte Tuğ'dan hareket ederek vapurla Van'a dönmüşler. Van'da Belediye'yi. Tugay Komutanlığını, Demokrat Parti ve Halk Partisi İl merkezlerini ziyaret etmişlerdir. Bu ziyaretler esnasında yeri tesbit edilmek üzere bulunan Doğu Üniversitesi mevzuu ile Van'ın pek yakında su ihtiyacını tatmin edecek çalışmalar ve diğer yeni faaliyetler etrafında konuşmalar yapılmıştır.
Millî Eğitim Bakanı ile profesörler heyeti ise, bu müddet zarfında Van kalesini gezerek tetkikler yapmışlardır.
Cumhurbaşkanımız ve refakatindeki zevat saat 10'da uçak'la Van'dan hareket etmişlerdir. Uçak, Doğu Üniversitesinin tesisine uygun iki mahalden biri olan Erciş üzerinde alçaktan iki tur yaptıktan sonra, diğer mahal olan Diyarbakır'a teveccüh etmiştir.
— Bursa:
İstanbul'da bulunan 560 Fransız turisti bugün vapurla Mudanya'ya gelmiş ve oradan otobüslerle saat 12'de şehrimize gelerek tarihî âbideleri ve camileri ziyaret etmiş ve akşam aynı vapurla İzmir'e hareket etmiştir.
— İstanbul :
1951 İstanbul konkuripiklerine bugün de Ayazağa Süvari Binicilik Okulu alanında devam edilmiştir.
Müsabakalarda İstanbul Valisi adına Vali Muavini Fuat Alper, birinci Ordu Müfettişi Korgeneral Şükrü Kanatlı, İstanbul Komutanı Korgeneral Nazmi Ataç, Korgeneral Abdülkadir Seven, Tertip ve Hakem Kurulları Fahrî Başkanları, emekli General Fahreddîn Altay, Okul Komutanı Albay Şevket Şendil ve kalabalık bir davetli kitlesi hazır bulunmuştur. .
-— Diyarbakır:
Cumhurbaşkanımızın refakatinde seçkin profesörlerden mürekkep bir heyet olduğu halde Doğu İllerimizde tetkik seyahatına çıkması ve Doğu Üniversitesinin tahakkuku yolunda ilk müsbet faaliyete geçilmesi bütün Doğu bölgemizde çok geniş akisler uyandırmış ve büyük memnunluk doğurmuştur. Doğu bölgesinin her tarafından gelen haberler bu memnuniyeti teyid etmektedir.
Profesörler heyetinin mahallî tetkiklerde bulunduğu her yerde halk ve temsilcileri, bu Üniversitenin kendi bölgelerinde kurulmasını istemekle beraber böyle bir Üniversite tesisinin her nerede olursa olsun hakikî Doğu kalkınmasının başlangıcını tegkil edeceğini belirtmekten hali kalmamaktadırlar. Nitekim bugün Van'da Cumhurbaşkanımızın C. H. P. İl Merkezine yaptığı ziyaret iadesi esnasında Celâl Bayar'm bir şikâyetleri olup olmadığı sualine hayır cevabı verilmiş ve ayrıca Devlet Başkanımıza Doğu Üniversitesi fikrinin tahakkuk sahasına intikal ettirilmesinden dolayı bütün Doğulular adına minnettarlık hisleri izhar edilmiştir. Aynı minnettarlık Van D. P. İl merkezinde yapılan ziyaret iadesi esnasında da izhar olunmuştur.
Profesörler heyeti bu akşam Diyarbakır ve civarını gezmiştir. Yarın sabah Elâzığ'a ve oradan da Erzincan'a hareket edilecektir.
— Ankara:
Kore'ye gitmekte olan değiştirme birliği gedikli ve üstçavuşları uğurlama münasebetiyle bugün saat 18'de Millî Savunma Bakanı adına Genelkurmay İkinci Başkanı Korgeneral Zekâi Okan tarafından harita mahfelinde bir kokteyl verilmiştir.'
Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Ko-raltan. Ulaştırma Bakanı Seyfi Kurtbek, Çalışma Bakanı Nuri özsan. Genelkurmay Balkanı Orgeneral Nuri Yamut, Büyük Mille§ Meclisi başkanvekillerinden Mustafa Zeren, Genelkurmay Harekât Başkanı Korgeneral Yusuf Âdil Egeli, Millî Savunma Müsteşarı Kenan Yılmaz, generaller, Emniyet Genel Müdürü Servet Sürenkök, Ameriljan Askerî Yardım Kurulu Kara Grubu Başkanı General Robert Cannon ile yeni Kore Birliğimiz Tugay Komutanı Kur. Alb, Danyai Yurdatapan, Alay Ko-mutsm Albay Nuri Pamir,. Vali. Emniyet müdürünün hazır bulundukları toplantıda topçu üstçavuş Hasan Şaşmaz söz alarak Kore'de hürriyet uğruna çarpışan Türk kahramanlarından nöbet devralmaya gittikleri, kendilerinin de daha evvel gitmiş olan kardeşlerinden geri kalmamaya azmetmiş bulunduklarını, zira bu isteğin zaten asîl kanlarında mevcut olduğunu söylemiş ve kendilerine böyle bir fırsat düştüğünden dolayı duyduğu sevinci belirtmekle sözüne son vermiştir. Diğer bir çavuşun da aynı hislere tercüman olmasını. müteakip Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan bir hitabede bulunarak demiştir ki:
Şerefli bir vazifenin bahtiyar yolcuları, genç yavrularım,
Taşıdığınız şerefli vazifenin mânasını aslan ruhunuzun ifadesi olarak genç arkadaşlarınız çok güzel belirttiler. Şu tarihî anda benim söyleyecek hiçbir şeyim kalmadı. Bir arkadaşınız hislerinize tercüman olarak tarihen ebedîleşen ecdadımızın ruhlarının şâd olacağım söyledi. Bu tamamen hakikatin ifadesinden başka bir-şey değildir.,
Türk milleti tarih boyunca insanlığın huzur ve saadeti bahis mevzuu olduğunda kendi varlığını korumakla kalmamış, bütün insanlığın huzur ve saadetini korumak için kendisine düşen mukaddes vazifeye koşmaktan geri kalmamıştır.
Bu hakikat bir defa daha 20'inci asrm ortalarına doğru insanlığın, beşeriyetin tehdit altma girdiği bir zamanda kendi şerefini korumak ve milletlerin huzur ve saadetlerini korumak için kendi yuvasını korur gibi milletlerin müşterek emniyetini korumak için bir kahramanlık yoluna girmiş bulunuyor. Sizden evvel Kore'ye giden kardeşleriniz bu şerefli vazifenin kahraman mümessilleri olduklarını isbat ettiler. Ondan hiç şüphemiz yok ki sizler de elinize alacağınız şerefli bayrağı ve Birleşmiş Milletlerin diğer kahraman çocukla-riyle beraber dünya huzurunu tekrar mütecavize karşı şerefle koruyacaksınız ve mukaddes emaneti yere düşürmeyeceksiniz.
Büyük Atatürk «Ne mutlu Türküm diyene» demekle hakikati ifade etmişti. Bunu iki ay evvel Kore'ye giden arkadaşlarınızı uğurlarken ben şunları ilâve etmiştim:
«Ne mutlu Türk milletinin şeref ve haysiyetini korumak için ordu mensubu olanlara. Ne mutlu bu seferde ordunun bir uzvu olarak Kore'ye destanlar yazmaya- giden siz kahramanlara.»
Şu anda asla şüphe etmiyorum. Sizler de vazifelerinizi sizden evvelki arkadaşlarınız gibi tam başarı ile yapacaksınız. Sizler de medeniyeti koruyan asîl insanların dâvasında büyük rol sahibi Amerikan milletinin çocuklarİyle 2-afer yolunda beraber doğüş-meğİ devam ettireceksiniz. Asîl dâvanızın kuvvetli birer müdafii olacaksınız. Ne mutlu Türküm diyene.
Koraltan konuşmasından sonra her çavuşu ayrı ayrı kucaklayarak alınlarından öpmüş, başarılar ve iyi yolculuklar dilemiştir.
Dİğer taraftan saat 19.30'da da Orduevi salonunda yine Millî Savunma Bakam adına Genelkurmay İkinci Başkanı Korgeneral Zekâi Okan tarafından Kore'ye gitmekte olan Birlik subayları şerefine başka bir kokteyl verilmiştir.
Burada da Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Tarım Bakanı Nedim Ökmen, Adalet Bakanı Rükneddin Nasuhioğlu. Ulaştırma Bakanı Seyfi Kurtbek, Çalışma Bakanı Nuri Ozsan. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut, Büyük Millet Meclisi Başkanvekillerinden Türk Hava Kurumu Başkanı Mustafa Ze-ren, milletvekilleri, generaller, Vali, Belediye Başkanı hazır bulunmuşlardır.
Türk gibi kuvvetli sözünü bütün dünyaya bir kerre daha tanıtan kahraman mehmet-çiğin değerli komutanlarının bir neş'e kaynağı haline getirdikleri toplantı, çok samimî hasbıhallere yol açmış ve Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan kahraman Türk komutanlarına şu hitabede bulunmuştur:
((Türk adı kahramanlar ve erkek bir ırkın adı olarak dünya tarihinde yer almıştır. Türk gibi güçlü, Türk gibi kuvvetli...
Ona inanıyorum ki, sizden evvel Kore'ye giden kardeşleriniz meçhul olan bir diyarda Türk milletinin vasıflarını, tahakküme karşı sarsılmaz imanlarını, Türk gibi kuvvetli vecizesini bir kerre daha ifade ettiler.
Kahraman milletin kahraman evlâtları o-larak sîzin aranızda bulunduğum zaman heyecanlanırım. Ne zaman ordunun şerefli mensupları arasında bulunsam doğduğum andan beri aranızdaymışım gibi bir haz duyarım. Emin olun ki Türk milleti sizlere çok bağlıdır ve sizler gibi kahramanlar yetiştirdiğinden dolayı çok bahtiyardır. Sizler her mukaddes dâva uğrunda kanınızı dökmekten çekinmedikçe bu vatanın istikbali müemmendir. Nineleriniz, babalarınız ve Büyük Millet Meclisinde toplanan ağabeyleriniz sizlerin de vazifelerinizi başaracağınıza tam bir itimat "beslemektedirler.
Kore'de size emanet edilecek vazifeyi başarmakta, tahakküme karşı girişilmiş mukaddes bir dâvada diğer Birleşmiş Milletler kuvvetleriyle beraber elinizden gelen gayreti esirgemeyeceğinize tam bir İtimat beslemekteyiz.
Kore'deki tehdit karşısında tarihte hiçbir millet büyük Amerikan milleti kadar paraca, orduca, fedakârlık yapmamıştır. Milletimiz de erkek ve vefakâr bir millet olan Amerikan milletini bu dâvada desteklemiştir.
Bugün milletler haykırıyor: İnsanlık tehlikededir. Siz gelin medeniyet kurtulacaktır. Hür dünyanın hür insanları tehdid-den kurtulacaktır, diyor. Ne mutlu size kahraman bir milletin kahraman ve asil evlâtlarısınız, Allah muininiz olsun. Sizleri tekrar bağrımıza bastığımız günün heyecanını duyar gibiyim. Sağ olun.Koraltan'ın hitabesini müteakip Kore Birliğimizin yeni Tugay Komutanı Kurmay Albay Danyal Yurdatapan da kısa. fakat veciz bir konuşma ile Büyük Millet Meclisi Başkanının hitabesine mukavelede bulunmuş ve ezcümle demiştir ki:
Hakkımızda gösterilen iltifata şahsım ve arkadaşlarım adına teşekkürlerimi ve şükranlarımı arzederim. Zaman zaman tarihi» seyrini değiştiren bir milletin evlâtları olarak iftihar duyuyoruz. Bir asker yurt içini de, yurt dışını da mukaddes bilir. Biz karada, denizde, havada icabında her yerde canımızı seve seve vermeğe yeminliyiz. Bu memleket bize emanettir. Tevdi edilen her vazifeyi tam bir liyakatle başaracağız.» Bundan sonra Büyük Millet Meclsi Başkanı Refik Koraltan ,yeni Tugay Komutanı Kur. Alb. Danyal Yurdatapan ile Alay Komutanı Albay Nuri Pamir'i alınlarından öpmüş ve komutanların şahsında kahraman mehmetçiklere ve onların değerli komutanlarına başarılar ve iyi yolculuklar temennisinde bulunmuştur. Toplantı geç vakte kadar samimî bir hava içinde devam etmiştir.
6 Ağustos 1951
— Elâzığ:
Doğu Üniversitesi tetkik seyahatini yapmakta olan Cumhurbaşkanımız Celâl Ba-yar ve refakatindekiler saat 10.30'da Diyarbakır'dan hareket ettiler. Uçak alanında Vali Emin Nihat SÖzeri, Belediye Başkanı1 Nuri Onur ve Diyarbakır milletvekilleri tarafından uğurlandılar.
Üçüncü Kolordu Komutanı General Yakup Gürkaynak, Cumhurbaşkanımıza Diyarbakır'dan Elâzığ'a kadar refakat etmiştir. Saat ll'de uçakla Elâzığ'a gelen Cumhurbaşkanımız, Vali Muharrem Balasaygun, Belediye Başkanı Kâzım Bayer, Tümen Komutanı General Fasih Kayabalı, Elâzığ D. P.. C. H. P. ve M. P. Başkanları, Cemiyetler temsilcileri, -Elâzığ Kültür Derneği üyeleri, Elazığlı Üniversiteliler ve kalabalık bir halk kitlesi tarafından karşılandı. Elâzığ sokaklarında ve Vilâyet konağı^ Ö-nünde de büyük halk kitleleri Doğu Üniversitesi gezisi yapmakta olan Cumhurbaşkanımızla profesörlerimizi şiddetle alkışlamışlardır.
Celâl Bayar, Elazığlıların samimî tezahürlerine cevap vererek Elazığlılara teşekkür etmiş ve iyi temennilerde bulunmuştur.
Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, refakatlerinde Millî Eğitim Bakam Tevfik İleri,,
Ankara Milletvekili Mümtaz Faik Fenik. Kütahya Milletvekili Ahmet Gürsoy, Van Milletvekili İzzet Akın. Başyaver Kurmay Yarbay Nureddin Alpkartal, Hususî Kalem Müdürü Fikret Belbez olduğu halde Hava Tüm Komutanı General Sabri GÖknar kumandasındaki uçakla öğleden sonra Erzincan'a hareket etmektedir. Erzincan'dan Ankara'ya döneceklerdir.
Profesörler heyeti, diğer bir uçakla Doğu Üniversitesi tetkiklerine devam etmek üzere, Elâzığ'dan Erzurum'a gidecektir.
Öğrenildiğine göre, Atatürk Doğu Üniversitesinin kurulacağı yer hakkında mahallî araştırmalarını bitirmesinden sonra başka profesör ve mütehassısların da iştirakiyle "bu ay ortalarına doğru bir yuvarlak masa konferansı tertip olunacaktır. Bu konferansta geniş fikir teatisi yapılacak, iptidaî mahiyette bazı mahaller tesbit edilecektir. Bilâhare bu mahaller arazi, su ve elektrik enerjisi, iklim, sıhhî şartlar, şehircilik, münakale ve diğer bakımlardan daha derin tetkiklere tâbi tutulacak ve Doğu Üniversitesinin kurulacağı mahal bir raporla Hükümete teklif olunacaktır.
Profesörler heyeti, daha evvel Doğu Üniversitesi mahalline namzet illerden gelecek raporları da tetkik edecektir. Profesörler heyeti aynı zamanda Doğu Üniversitesinin nasıl bir mahiyet arzetmesi, nasıl bir ilmî tümye alması ve ne gibi bir tedris sistemi takip etmesi, bidayette hangi Enstitülerin faaliyete geçmesi ve Üniversitenin nasıl bir gelişme göstermesi icap ettiği hakkında da fikirlerini bir teklif halinde bildirecektir. İlk umumî plânlar da böylece ortaya çıkmış olacaktır. Bilindiği gibi Adnan Menderes Hükümeti, Demokrat Partinin programında yer almış bulunan bu büyük Doğu kalkınma eserinin ilk tetkikleri masraflarını karşılamak üzere bu yıl bütçesine 50 bin lira tahsisat koymuş bulunmaktadır. Profesörler, heyetinin tetkikleri herhalde önümüzdeki yıla kadar bitirilmiş olacak ve Hükümetimiz de önümüzdeki yıl bütçesinin vereceği imkânlar nisbetînde bir taraftan bu bölgenin kalkınması içîn gereken tesisleri vücude getirirken, öte yandan da Doğu Üniversitesi sitesinin ve ilk Enstitülerin temellerini atacaktır.
—- Amasya:
Şeker Fabrikaları Genel Müdürü Baha Te-kant, beraberinde Umum Müdürlük uzmanları olduğu halde şehrimize gelmiştir.
Bu bölgede kurulması düşünülen şeker fabrikası İçin bir kooperatif teşkil olunmak ü-zere Sinema Salonunda Amasya Valisi Esat
Onat, Amasya Milletvekili Cevdet Topçu ile Amasya, Merzifon, Gümüşhacıköy. Lâdik, Havza, Vezirköprü ve Kavak'tan gelen 600'e yakın pancar müstahsilinin hazır bulunduğu toplantıya iştirak eden U-mum Müdür, uzun ve etraflı bir konuşma yaparak yeni fabrikanın kurulmasını gerektiren sebepleri ve Kooperatifin sağlayacağı yardımı izah etmiş ve neticede Yardım Kooperatifinin kurulması kararlaştırılmıştır.
Bu hayırlı teşebbüs şehrimiz ve civar İl ve İlçeler halkı tarafından memnuniyetle karşılanmıştır.
— Erzurum:
Doğu'da kurulacak Üniversitenin yerini tayin maksadiyle Cumhurbaşkanımızla birlikte bir tetkik gezisine çıkmış bulunan Profesörler Heyeti, bugün saat 16.15'te uçakla Elâzığ'dan şehrimize gelmiştir.
Heyeti hava alanında Vali Cemal Göksan, Kor Komutanı Fehmi Türesen, Ordu Kurmay Başkanı Ragip Gümüşpala, Belediye Başkanı, Millî Eğitim Müdürü, siyasî parti temsilcileri, öğretmenler ve kalabalık bir halk kütlesi samimî tezahüratla karşılamışlardır. Heyet, istikbale gelen zevat ile birlikte, otomobillerle şehre geİmiş. Erzurum lisesine misafir edilmiştir.
Lise binası Önünde askerî ve mülkî erkân, kalabalık bir halk kütlesi aynr tezahüratla Profesörler Heyetini karşılamışlardır.
Heyet üyeleri Lisede bir müddet istirahat-ten sonra resmî makamları ziyaret etmişler, müteakiben şehri gezerek tetkiklerde bulunmuşlardır.
Heyet Başkanı Profesör Hâmit Ongunsu Anadolu Ajansı muhabirine şunları söylemiştir :
«Hükümet bize bu vazifeyi, mevzuu objektif olarak tetkik etmek üzere tevdi etti. Maddî ve manevî mevcut şeraiti tetkik edip ona göre bir karara varacağız. Şimdilik Üniversitenin nerede kurulacağı hakkında herhanbi bir şey söylemeğe salahiyetli değilim. Bunu ancak î 5 Ağustos'ta İstanbul'da toplanacak olan Profesörler Heyeti bir karara raptedecektir.»
Profesörler Heyeti, yarın saat 10'da Ankara'ya hareket edecektir.
— Elâzığ:
Cumhurbaşkanımızla refakatlerindeki Millî Eğitim Bakanı ve Profesörler Heyeti şerefine verilen öğle yemeğinde. Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri. Elazığlıların Doğu Üniversitesi mevzuu ile alâkalı temennilerine cevab vermiştir.
Millî Eğitim Bakanı ezcümle demiştir ki: «Biz memleketi Doğu ve Batı gibi tariflerle muhtelif parçalara bölünmüş görmeği arzu etmiyoruz. Fakat bu memlekette kısmen ilerlemiş, az ilerlemiş, çok geri kalmış bölgelerin mevcut bulunduğu da bir hakikattir. Memleketin bir bütün olabilmesi için bu seviye farklarını gidermeğe ihtiyaç vardır ve Hükümet memleketin bu geri kalmış bölgelerini diğer bölgeler seviyesine getirmek kararını almıştır.»
Tevfik İleri, bu mevzu ile alâkalı olarak eğitim vaziyeti hakkında mukayeseli izahat vermiştir. Dogu'da. meselâ Siirt'te tahsil çağındaki yüz çocuktan yalnız İO'S u okula gitmektedir. Halbuki Batıda bu nisbet yüzde seksen, yüzde doksandır. Memleketin muhtelif kısımlarında bu nisbetin yüzde onla yüzde yirmi beş arasında değiştiği bölgeler de vardır.
Millî Eğitim Bakanı sözlerine şöyle devam etmiştir:
<cBu vaziyette bütün bu bölgelerin hep beraber ve birlikte yürüyeceğine, yürüyebileceğine inanmak safdillik olur. Az ilerlemiş, geri kalmış bölgeleri diğerlerinin seviyesine çıkarmak için tedbirler almak lâzımdır.»
Millî Eğitim Bakanının izahatında belirttiği gibi. bu yolda da tedbirler alınmaktadır. Hükümet ilk bütçe yılında bu faaliyeti neticesinde, meselâ eğitim bakımından sekiz buçuk milyondan yedi milyonunu Doğu'ya tahsis etmiştir. Doğu'nun muhtelif illerinde büyük sayıda okullar yapılmakta ve açılmaktadır.
Tevfik İleri demiştir ki :
«Doğu Üniversitesini de aynı düşüncenin meydana çıkardığı tabiî bir neticedir. Doğu Üniversitesini 1937 senesinde Atatürk ileri sürmüştü. Şimdi 14 sene sonra bizzat Cumhurbaşkanımızın Büyük Millet Meclisini açış nutuklariyle yeniden ele alınmıştır. Doğu Üniversitesi bizim programımızda bulunmaktadır. Bu Üniversite Do-âu'nun kalkınmasında, memleketin muhtelif bölgeleri arasındaki farkın giderilmesinde çok büyük rolü olacak bir müessesedir. Cumhurbaşkanımızın, geçen gün Van'da söylediği nutukta belirtmiş oldukları gibi, Doğu Üniversitesi Doğu'nun kalkınmasında bir cüzü, bir vasıta değil, fakat bu kalkınmanın esas temelidir.»
Millî Eğitim Bakanı. Doğu Üniversitesinin nerede ve nasıl kurulacağı bahsinde de şu izahatı vermiştir:
«Bizim Hükümet olarak bu hususta bir fikrimiz yoktur. Bunu halen ilmî bir heyet tetkik etmektedir. Doğu'da her bölgenin bu Üniversiteyi kendi sinesinde görmeyi istemesi pek tabiidir. İlim adamlarımız meseleyi derin tetkiklere dayanacak objektif görüşleriyle ve hislerine kapılmaksızm en iyi bir tarzda halledeceklerdir. Maksat geri kalmış İllerimize ışık getirmektir. Doğu Üniversitesi, nerede kurulursa kurulsun, yalnız oraya değil, fakat bütün Doğu'ya, bütün memlekete ışık verecektir.»
-— Erzincan:
Saat 15'te Elâzığ'dan uçakla hareket eden Cumhurbaşkanımız ve refakatlerindeki zevat saat lÖ'da Erzincan'a varmışlar ve hava alanında Vali. Belediye Başkanı. Tümen Komutanı, İl Genel Meclisi ve Belediye Meciisi üyeleri tarafından karşılanmışlar ve bir müddet istirahatten ve Erzincan'ın işleri hakkında izahat aldıktan sonra saat 17'de Ankara'ya hareket etmişlerdir.
— Ankara:
Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, beraberlerinde Mîllî Eğitim Bakanı Tevfik İleri, Ankara Milletvekili Mümtaz Faik Fenik, Kütahya Milletvekili Ahmet Gürsoy. Van Milletvekili İzzet Akın. Siirt Milletvekili Mehmet Daim Süalp, Başyaver Kurmay Yarbay Nureddin Alpkartal ile Özel Kalem Müdürü Fikret- Belbez olduğu halde bugün saat 19'da uçakla Erzincan'dan şehrimize dönmüşlerdir:
Cumhurbaşkanı, hava alanında B. M. M. Başkanı Refik Koraltan, Başbakan Adnan Menderes, Bakanlar, milletvekilleri, Genelkurmay Başkanı, Genelkurmay İkinci Başkanı, Harekât Başkanı, Başbakanlık Müsteşarı ve Muavini, Cumhurbaşkanlığı ve Dışişleri Bakanlığı Umumî Kâtipleri, Millî Savunma ve Mîllî Eğitim Bakanlıkları Müsteşarları, Emniyet Genel Müdürü, Ba-sm-Yayın ve Turizm Genel Müdürü, Vali, Belediye Başkanı. Garnizon ve Merkez Komutanları ile Emniyet Müdürü, İl Jandarma Komutanı tarafından karşılanmışlardır.
— Karaköse :
Millî Savunma Bakanı Hulusi Köymen, bugün Demokrat Parti İl merkezîni ziyaretinde bir konuşma yaparak ezcümle demiştir ki:
«Doğu bölgesi birçok ihtiyaçların tazyiki altındadır. Bugün Hükümetin bu bölgeye verdiği ehemmiyetin fiilî ve maddî tesirleri karşısında Doğu, yarına büyük bîr ümitle bakan zengin bir bölge manzarası arzet-mektedîr. Doğu'nun kalkınması, imarı ve kültürü için Hükümet bütçesinden mühim miktarda para ayırmıştır. Halkı cehaletten kurtarmak, lâyık olduğu içtimaî seviyeye kavuşturmak için hukukî birçok hizmetler yapmış ve yapmaktadır.»
Son zamanlarda sinsi bir propaganda memlekette asayişsizlikten bahsetmektedir. Sualine Millî Savunma Bakanı, «Eski iktidar zamanında Doğu bölgesinde bazı müessif hâdiselere sebebiyet verildiği hatırlardadır. Fakat iktidarın partimize intikalinden beri geçen müddet zarfında bu bölgede, bütün •Türkiyemizde olduğu gibi, bir asayişsizlik asla bahis mevzuu değildir.» cevabında bulunmuş ve şöyle devam etmiştir:
«Doğu bölgesinde bir emniyetsizlik, bir asayişsizlik var diyenlerin müsbet vak'alara istinat etmiyen mücerret mahiyetteki bu iddialarının politik maksatlara müteveccih olduğu şüphesizdir. Uç bin kilometreye yakın seyahatimide, hakkına tecavüz edilene veya gasptan bahsedene rastlamadığımı memnuniyetle ifade etmek isterim. Hükümetin zecrî tedbirler almasına lüzum yoktur.
Bakanlığımı ilgilendirmemekle beraber Ağrı hastahanesinin fecî durumu karşısında umumî bütçeye alınmasını. Ziraat Bankasının Şube haline ifrağını, şehirlerarası telefon konuşmasının temini zımnında ilgili Bakanlıklar nezdinde teşebbüse geçeceğim. Tutak ve Patnos'ta askerlik şubesi açılmasına ve özel idarece satılmasına karar verilen Komutanlık binasının biran evvel ele alınmasına çalışacağım.»
Mîllî Savunma Bakanı bundan sonra askerî ve sivil hastahaneleri ziyaret etmiş ve öğleden sonra da askerî birlikleri teftiş ettikten sonra, Vilâyeti, Adliyeyi, Belediyeyi, C.H.P. ve M.P. ni ziyaret ederek halkla hasbıhallerde bulunmuştur. Halk, Bakanın bu ziyaretinden memnunluk duymakta ve kendisine muhabbet tezahürlerinde bulunmaktadır.
7 Ağusios 1951
— Erzurum:
Dün şehrimize gelen Ankara ve İstanbul Üniversiteleri profesörlerinden mürekkep ilim heyeti şerefine dün gece Belediye salonunda bir akşam yemeği verilmiştir. Yemekten sonra Erzurumlular profesörlerle hasbihallerde bulunmuşlar ve başta Belediye Başkanı Şevket Arı olmak üzere bütün söz alanlar. Doğu Üniversitesinin Erzurum'da kurulması için ısrarlı temennilerde bulunmuşlardır. Profesörler Heyeti Başkanı Ordinaryüs Profesör Hâmit Ongunsu henüz Üniversitenin kurulacağı yer hakkında hiçbir karar alınmadığını söylemiştir.
Bu sabah erkenden şehri gezerek tetkiklerine devam eden profesörler saat 10.20'de uçakla Ankara'ya hareket etmişlerdir.
— İstanbul:
Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gokay'ı ziyaret etmiş olan New York'taki Türk -Elen Dostluk Cemiyeti Reisi Mr. Goutas, kendisiyle görüşen gazetecilere şunları söylemiştir:
«Bir istanbullu sıfatiyle Amerika'ya dönmeden önce, sayın Valiniz Gökay'a veda etmek için kendilerini ziyaret ettim.
Amerika'da Türk - Elen milletleri arasında dostluk bağlarının kuvvetlenmesine çalışan bir cemiyetin başkanıyım. Prof. Gökay'ın Amerika'daki eski vatandaşlarına ve Türk dostlarına ulaştırmak üzere söylediği samimî sözlerden çok mütehassis oldum. Tahminimin üstünde bir hüsnü kabul gördüğümden son derece müteşekkirim. Valinizin Amerika'daki eski vatandaşlarını İstanbul'a davet eden sözlerini her vasıta ile alâkalılara duyuracağım. 41 yıl evvel ayrıldığım ana vatanımda bugün büyük ilerlemelere memnuniyetle şahit oldum. Derin sevgi hisleriyle dolu olarak Türkiyeden ayrılacağım.
— Erzurum:
Pasinlerden Erzurum'a hareket etmiş olan Millî Savunma Bakanı Hulusi KÖymen, Erzurum Valisi, Dokuzuncu Kolordu Komutanı, Demokrat Parti Başkanı ve -Demokrat Parti İdare Heyeti üyeleri ve büyük bîr halk kitlesi tarafından Horasan'da karşılanmıştır.
Burada halkla bir müddet samimî hasbıhalde bulunan Hulusi Köymen. öğle üzeri Erzurum'a hareket etmiş ve saat 14.40'da şehrimize gelmiştir. Askerî ve mülkî erkân, bir kıta asker ve kalabalık bir halk kitlesi tarafından tezahüratla karşılanan Bakana, Belediye Başkanı şehir adına «hoş geldiniz» demiştir. Askerî kıtayı teftişten sonra halkla görüşen Hulusi Köymen istirahat etmek üzere, Ordu Komutanlığı binasına gitmiştir.
Garı dolduran kesif kalabalık arasında Amerikan Askerî Yardım Heyetinin yüksek rütbeli subayları da görülüyordu.
Kafile, saat 6,da Sarıkışla'dan askerî bîr bandonun refakatinde hareket ederek Ulus meydanından istasyona doğru inmeğe başlayınca halk. yollarda kendilerine candan tezahürat gösteriyor ve yanları sıra akın akın istasyona iniyordu. İstasyon bir anda kesif bir kalabalıkla dolmuştu.
Garda bando marşlar çalıyor, halk kahramanlarımıza buketler atıyor, mehmetçik-ler ise kendilerini uğurlamaya gelenlere tebessümlerle mukabelede bulunuyordu.
Hareketten birkaç dakika evvel bando İstiklâl Marşını çaldı ve müteakiben tren hareket etti. Kahramanlarımız, istasyonu dolduran halkın «güîe güle. yolunuz açık olsun» sedaları ile uğurlandı.
— İstanbul;
Ağustos sonunda şehrimizde toplanacak o-lan Müsteşrikler Konferansına iştirak edecek olan delegeleri Denizyollarının Tarsus yolcu gemisi memleketimize getirecektir.
— İzmir:
İzmir Katolik Başpiskoposu Monsenyör Toseph Descuffi aşağıdaki beyanatta bulunmuştur :
«Türk Hükümetinin Selçuk'ta Panaya Ka-pulu mevkiindeki Meryem Aana evinin ziyaretlere açılması hususunda lütfettiği kıymetli alâka ve burada dini âyinler yapılmasına müsaadede bulunması ve İzmir'deki mahallî makamların bu uğurdaki verimli çalışmaları bütün Hıristiyanlık â-leminde geniş alâka ve sempati İle karşılanmaktadır. Vatikan mahfilleri ve radyosu da İzmir'deki çalışmalardan vasıtamla haberdar olmakta idi. Bu defa Papa 12'nci Pius'un. Papalık Bakanı Montini eli ile yazılı olarak bana yaptığı resmî tebliği açıklamak imkânını elde ettiğimden dolayı büyük sevinç ve şeref duymaktayım, şöyle ki:
— Papa, Efes'de
Panaya Kapulu'dakiMeryem Ana
evine yapılacak ziyaretleri
sırasında. Meryem Ana'ya mahsus Miraçduasının bütün rahipler tarafından
burada okunması imtiyazını bu mevkie bahsetmişlerdir.
— Papa ayrıca
ziyaretler sırasında eski Efes şehri içindeki Konsil Kilisesinde
ve Saint Jean yortusunda da Selçuk'takitarihî St.
Jean Kilisesinde âyinler yapıl masına müsaade etmiştir.
3 — Panaya Kapulu'daki Meryem Ana evinin restorasyonunun ikmali ve buraya giden yolların hazırlanması münasebetile 19 Ağustos 1951 günü yapılacak ziyaret sonunda, bu merasime iştirak edeceklerin Papa adına takdis edilmesi salâhiyeti, kendileri tarafından bana bahşedilmiştir.»
— İstanbul:
Beyoğlu İlk Yardım Hastanesi, bugün saat 16,30'da törenle açılmıştır. Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Dr. Ekrem Hayrı Ustündağ, İstanbul Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay. İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Kâzım İsmail Gür-kan, Sağlık Müdürü Dr. Faik Yargıcı, hastahane başhekimleri, doktorlar, basın mensupları ve kalabalık bir davetli topluluğu törende hazır bulunmuştur.
9 Ağustos 1951
— İstanbul:
Şişli Çocuk Hastahanesİ Laborant Hemşire Okulundan bu yıl mezun olan 26 öğrencinin diplomaları bugün saat 12'de törenle verilmiştir.
Bu törende Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Dr. Ekrem Hayrı Ustündağ, Vali ve Belediye Başkam Prof. Gökay. İstanbul Milletvekili Dr. Mükerrem Saroî. Çocuk Hastahanesİ tabip ve hemşireleri, kalabalık bir davetli kütlesi ile basın mensupları hazır bulunmuşlardır.
10 Ağustos 1851
— Ankara:
Ankara radyosu 12 Ağustos Pazar günü, saat 12.15 - 12.30 arasındaki Kore saatinde Kore'deki Türk Tugayına komünistlerle muharebedeki cesaret ve şecaatlerinden dolayı verilmiş olan Cumhurbaşkanlığı liyakat nişanının tevdii törenini plakla ya-yınlıyacaktir.
Bu program 164â metre uzun dalga ile birlikte 16 ve 19 metre kısa dalgadan yapılan neşriyatta da dinlenilebilecektir.
— İstanbul:
Kore savaş birliğimizden yurda dönecek birinci gazi kafilesi 14 Ağustos Sah günü Amerikan bandıralı Langflitt gemisi ile şehrimize gelecek ve Galata yolcu salonu Önündeki rıhtıma yanaşacaktır. Kahraman gazilerimiz Galata rıhtımından Şehirhatti vapurlariyle Haydarpaşa'ya nakledilecek ve oradan da Selimiye kışlasına misafir edileceklerdir.
— Ankara:
1951 Ankara konkurhipiklerinin son günü müsabakalar bugün saat 17.00'de Ankara Hipodromunda yapılmıştır.
Ulaştırma Bakanı Seyfi Kurt bek. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut. Ordu Müfettişleri, Deniz, Kara ve Hava Kuvvetleri Komutanları, Ankara Valisi Necati İlter. Merkez Komutanı Necati Olcay ve çok kalabalık bir halk kütlesi tarafından takip edilen müsabakalar heyecanlı geçmiş ve şu neticeler alınmıştır:
Günün ilk müsabakası «Düşürçık» müsabakası idi. Bu müsabakada Üsteğmen Aslan Güneş Şentay'la 59 saniyede 10 mania at-lıyarak birinciliği. Yüzbaşı Fuat Yolal, Çukurova ile 40 saniyede 6 mania aşarak ikinciliği, Teğmen Kemal Toppare, Koca-"kışrakla 46 saniye 1/4 ile üçüncülüğü kazanmışlardır.
İkinci müsabaka handİkaplı Düşürçık müsabakası idi.
Üsteğmen Tahsin Engin, Şahin'le bir dakika 30 saniyede 15 mâni aşarak birinciliği,
Yüzbaşı Ekrem Birgören. Cesurla bir dakika 22 saniye 3/5 ile 15 mâni atlıyarak ikinciliği.
Üsteğmen Kılıç Omay, Ceylânla 1 dakika 30 saniyede 14 mâni aşarak üçüncülüğü kazanmışlardır.
Günün son müsabakası. Millî Kupa yarışması idi. Bu müsabakaya Yüzbaşı Bedri Büke. Ünal'la 1 dakika 13 saniye 4/5 ile hatasız birinci. Binbaşı Eyyüp Öncü, Si-yok'la 1 dakika 5 saniyede bir hata ile ikinci, Yüzbaşı Mennan Pasİnli, Leylâ ile 1 dakika 57 saniye 2/1 ile üçüncü gelmişlerdir.
Derece alan subaylarımıza Ulaştırma Bakam ve Genelkurmay Başkanı tarafından mükâfatları dağıtılmıştır.
— Tokat:
D. P. İl Kongresi bugün merkez ve ilçelerden gelen delegelerin ve Tokat'ta bulunan milletvekillerinin iştirakiyle Tokat Milletvekili Halûk Okeren'in Başkanlığında açılmıştır.
Ata'ya üç dakikalık ihtiram sükûtundan sonra gündeme geçilerek İl Başkanı tarafından İdare Kurulunun senelik mesai raporu okunmuş, rapor hakkında söz alan bir kısım delegelerce seçimler hakkında ileri sürülen tenkitlere İl Başkanı tarafından cevap verilmiş ve rapor kabul edilmiştir.
İkinci oturum açılır açılmaz Başbakan Adnan Menderes'ten Tokat D. P. Başkanlığına gelen bir telgraf okunmuştur. Başbakan bu telgrafta şöyle diyor:
Şayet fevkalâde zaruret ve işlerim mâni olmasaydı. Tokatlı arkadaşlarımın benî çok mütehassis ve müteşekkir eden davetlerine koşa koşa gelirdim. Çok yakında İlinize gelmem mukarrerdir. Teşekkürle gözlerinizden öperim.»
Bu telgraf Kongre delegelerine okunmuş ve sürekli ve hararetli alkışlar arasında kendisine bir şükran mesajının gönderilmesi ittifakla kabul olunmuştur.
Bundan sonra dilekler bölümüne geçilmiştir. Delegeler mühim olarak ileri sürülen Almus barajı, tütün imalâthanesi, Erbaa, Turhal ve Zile ovaları ile Kazova sol sahilinin ve Erbaa'nın Karayaka sağ sahilinin sulanması işleri üzerinde ehemmiyetle durmuşlardır. Köylü delegelerin mühim bir kısmı ucuz ziraat âletlerile köylünün teçhiz edilmesini, fennî gübre işlerinin halledilmesini, Orman Kanununun bir an evvel çıkarılmasını ileri sürmüşler ve bazı müteferrik idarî işler üzerinde durmuşlardır.
Gündemde bulunan diğer maddelerin görüşülüp karara bağlanmasını müteakip Genel Kongre'ye iştirak edecek delegelerin seçimi yapılmış ve 18 delege seçildikten sonra, İl Yönetim Kurulu seçimi gizli oyla yapılarak Kongre mesaisine son verilmiştir.
— Antakya:
Demokrat Parti Hatay İl Kongresi, Afyon Milletvekili Kemal Ozçoban'm Başkanlığında bugün saat 10'da açılmıştır.
Kongre başından sonuna kadar partililerin karşılıklı hüsnüniyetine dayanan samimî bir tenkit havası içinde cereyan etmiş, dilekler faslında Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri, Hükümet adına notlar almış ve delegelerin sorularını cevaplandırmıştır.
Kongre seçimleri müteakip gece yarısına doğru sona ermiştir.
— Antakya:
Bugün Hatay İl Kongresinde bir konuşma yapan Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri, vazifeli vatandaşların seneler geçtikçe en çetin fikirlerini daha olgun bir tarzda kongrelere getirdiklerini, çekişme ve münakaşalardan sonra kol kola vererek ayrıldıklarını ve bunun örnek bir demokrasi hayatına başlangıç teşkil ettiğini söylemiş ve sözlerine söyle devam etmiştir:
Kur'an işitildiğini, bunun ise keza dine ve Kur'an'a aykırı bir hareket olduğunu iddia edecek kadar ileri gitmiştir. Bu milLetin bütün fertlerinin Kur'an'a kargı büyük bir saygısı olduğu gibi, sarhoşun da, ayyaşın da aynı saygıyı duyduğu muhakkaktır. Binaenaleyh radyoda Kur'an işitildiği zaman düğmeyi çevirmesini bilirler. Kur'an irticai reddeder. Kur'an sözünün duyulmadığı yerde irtica olur.»
Millî Eğitim Bakanı, Reyhanlı delegelerin isteği üzerine Rayhan'da bîr Ortaokul açılabileceğini beyan ederek, İskenderun'da bir Lİse açmanın şimdilik mümkün olamı-yacağım, bütün sebeplerile izah etmiş, ((Açtık demek için açmanın aleyhindeyim. Bunun memlekete kâr değil, zarar getireceğine kaniim.» demiştir.
Müteakiben spor mevzuuna temas eden Tevfik İleri, yeni kanunun meriyete girmesini müteakip Beden Terbiyesi Umum Müdürlüğünün lağvedileceğini söylemiş ve bu Umum Müdürlükdekİ birçok suiistimalleri etraflıca anlattıktan sonra demiştir ki:
«Ben eski iktidarın kötü bir zihniyetine temas ederek diyeceğim ki, bu memleketi bir sihirbaz marifetiyle altı ayda, bir senede Amerika'ya çevirmek iddiamız yoktur. Böyle bir şey olamaz. Bütün vatandaşlarımızın dikkat edeceği nokta şudur:
Demokrat iktidar doğru yolunu seçebildi mi? Doğruyu seçebilmek için hüsnüniyet sahibi olduğumuzu, bu azimde insanlar o-larak işbaşına geçtiğimizi millete kabul ettirmek lâzım. Muhaliflerimiz bizlere asla suiniyet isnad edemiyeceklerdir. Biz elimize akhğımi2 herhangi bir dâvada onun üzerine bütün kalbimizle eğilmekteyiz. Bir yere müfettiş gönderdiğimiz zaman arkasından, kalbimizi de gönderiyoruz. Biz mutlak olarak eski zihniyeti tamamen tasfiye edeceğiz. Allah bizi o zihniyetin insanları olmaktan muhafaza etsin.»
Bakan, parti ve memurlar üzerinde de durarak, particilik yapan memurların bu hareketleri tesbit edildiği zaman behemehal tasfiyeye uğnyacaklarım, fakat vazifelerinde herhangi bir particilik hissi altında kalmıyan memurlara da kötü dedirtmemek için göğüs gerileceğim belirterek demiştir ki:
«Bunların günahları dünkü rejimin günahıdır, dünkü zihniyetin günahıdır. Memura düşen vazife akı! yoludur. Bİz hiçbir zaman memuru parti işlerine sokmıyacağız ve bu niyette olanlara da asla müsamaha göstermiyeceğiz. Bizim rejimimiz vatandaşa kulak veren rejimdir. Bu milletten oldukça, bu milletin içinde oldukça, bu milletin elini elimize alıp nabzına bakmasını bildikçe, bir doktor gibi kulağımızı kalbine vermesini bildikçe, bu millet bize rey verecektir.
Sen de böyle yapacaksın nüfus memuru. Sen de böyle yapacaksın tapu memuru. Sen de böyle yapacaksın kaymakam, sen de böyle yapacaksın ve rüşvet almadan bana yardım edeceksin memur arkadaş.»
Bundan sonra sözlerini Doğu Üniversitesi bahsine intikal ettiren Bakan, bu hususta da kongreye karşı şu izahatta bulunmuştur:
«Doğu Üniversitesinin kurulması Demokrat Parti programında yer almıştır. Hükümet programında da vardır. Üniversite ne bir dispanserdir, ne de bir ortaokul. Ü-niversîteler uzun senelerde kemale erer. Doğu Üniversitesinin temeli eğer bugün atılırsa ancak 25 sene sonra biraz gelişmiş olur. Biz istiyoruz ki, Doğu Üniversitesinin temelini atalım. Üniversite hep bilirsiniz ki, bir ilim müessesesidir. Öyle bir anda yaşıyoruz ki, herşeyin altında ve kökünde ilim vardır. Bugün harp, ziraat, ticaret dahi müsavi ilim ve fendir. Üniversite Doğu'ya ne getirecek diye bir sual sorulacak olursa, cevabı şudur:
Doğu'ya ilim gelmesini istemiydim mi? Eğer Doğu'da Üniversite kurulacak olursa 8.000 Doğulu çocuğumuzdan 6.000'i okumak imkânını bulacaktır. Doğu'da Üniversite kurmazsak, bunun belki 600'ü okuyabilir. Şu halde 6.000 mi, 600 mü okusun? Doğu'da Üniversitenin temelini atacağız arkadaşlar. Biz Doğu'nun doktorunu, mühendisini, mimarını, veterinerini Doğu Üniversitesinde yetişuirerek Doğuda bırakacağız ve Doğu'nun kalkınmasını sağlıyaca-ğız.' Doğu'da Üniversite açmak gayemiz bu maksatlara dayanmaktadır. Dua edelim ki Allah bizi bu gaye ve maksadımıza kavuştursun.»
Bakanın bu konuşması birçok yerlerinde delegelerin şiddetli alkıglariyle kesilmiştir. Bakan geceyi Antakyada geçirecektir.
— Kastamonu:
D. P. İl Kongresi delegelerin ekseriyetinin, Kastamonu ve bazı misafir Milletvekilleri huzuruyla açılmış ve İl Başkanı Kuddusi Akay'ın açış hitabesinden sonra Kongre Divanı seçimlerine geçilmiş ve ittifakla İstanbul Milletvekili Hüsnü Yaman Kon-'gre Başkanlığına seçilmiştir. Saat 10'da
başlayan Kongre, delegelerin geniş alâka-siyle gece 24'e kadar devam etmiş ve şehrimizde bulunan Milletvekilleri sonuna kadar takip ederek dilekler hakkında not almışlardır ve birçok hususatta, memleket meseleleri ve umumî mevzular etrafında tatminkâr cevaplar vermişlerdir.
İl İdare Kurulu seçiminden sonra, Haysiyet Divanı ve Kurultay delegeleri seçilmiş ve saat 00.30'da Başkan Hüsnü Yaman, Kongrenin nezih ve memleket için faydalı bir çalışma yaptığını, bu şuurlu ve manalı çalışmadan çok mütehassis olduğunu ve bu havanın Ankara'ya da iftiharla duyurulacağını, delegelerin Başbakan ve Meclis Başkanına ve diğer zevata gösterdiği sevgi, bağlılık tezahüratını kendilerine ulaştıracağını söyleyerek önümüzdeki seçim için iyi çalışmalar, muvaffakiyetler temenni ederek Kongreyi kapatmıştır.
Gecenin geç saatine kadar samimî hasbıhaller devam etmiş ve misafirler uğurlanmış-tır. Kastamonu Milletvekilleri tetkiklerde bulunmak üzere İlçelere hareket etmişlerdir.
— Ankara:
Dün geceyi Aband'da geçiren Cumhurbs.g-kanı Celâl Bayar, bu sabah 9.da Kocaeli yolu ile İstanbul'a hareket etmişlerdir.
— Adapazarı:
Cumhurbaşkanı Celâl Bayar. bugün gaat 12.30'da şehrimize gelmişler. İl hududunda Kocaeli Valisi Ethem Yetkiner, Tümen Komutanı General Mahmut Kayaaip, Emniyet Müdürü Ekrem Anıl tarafından karşılanmışlardır. Cumhurbaşkanımızın şehrimizden geçeceklerini haber alan halk sevgi tezahürleriyle kendilerini alkışlamışlardır. Belediyenin daveti üzerine öğle yemeğini Çark mesiresinde yiyen Cumhurbaşkanı, İlçe işleri hakkında Kaymakam Selim İmece'den, Belediye çalışmaları hakkında da Belediye Başkan vekili Ali Di-lek'ten izahat almışlar, şehrin bilhassa su işlerine temas ederek suyun biran evvel şehre isalesi için direktifler vermişlerdir. Yemekte Cumhurbaşkanının refakatindeki zevatla Adapazarı Demokrat, Halk ve Millet Partisi Başkanları da hazır bulunmuşlardır. Saat 14'de Cumhurbaşkanımız yanındaki zevatla birlikte İzmit'e müteveccihen şehrimizden ayrılmışlardır.
— İstanbul :
Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar berarerle-rinde Cumhurbaşkanlığı Genel Kâtibi Nu-rullah Tolon, Başyaverleri Kurmay Yarbay Nurettin Alpkartal, Özel Kalem Mü-
dürü Fikret Belbez, Kocaeli Valisi Ethem Yetkiner olduğu halde, bugün saat 17.30'da İzmit'ten şehrimize gelmişler ve Vilâyeti hududunda Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay, Demokrat Parti İl Başkanı İstanbul Milletvekili Dr. Mükerrem Sarol, İstanbul Komutanı Korgeneral Nazmi Ataç, Birinci Ordu Kurmay Başkanı Tuğgeneral Suad Kuyaş, Merkez Komutanı Albay Refik AIpmen, Emniyet Müdürü Kemal Ay-gün tarafından karşılanmışlardır.
Cumhurbaşkanımızı İstanbul hudut köyü Samandıra'da kalabalık bir halk kitlesi ve partililer coşkun hararetle istikbal etmişlerdir.
Cumhurbaşkanımız köy odasında bir müddet istirahat ettikten sonra Ümraniye yolu üzerinden İstanbul'a hareket etmişlerdir. Cumhurbaşkanımız ve beraberindekiler yolda Çamhca'ya uğrayarak burada yeni inşa edilen Turistik yolu görmüşler ve yol hakkında Vali ve Belediye Başkanından izahat almışlardır.
Cumhurbaşkanımız müteakiben Üsküdar'a gelmişler ve burada birikmiş olan halk tarafından coşkun ve sürekli alkışlarla karşılanarak araba vapuru ile Kabataş'a geçmişler ve oradan doğruca Florya'ya geçmişlerdir.
Cumhurbaşkanımız, seyahat intihalarını soran gazetecilere, Ankara'dan itibaren yolda uğradığı yerlerde yurttaşlarım neş'e içinde gördüklerini, İstanbul'a dinlenmek için geldiklerini ve bütün yol boyunca gördükleri canlı kalkınma hareketlerinden memnuniyet duyduklarını ifade etmişlerdir.
Cumhurbaşkanımız aksam Florya köşkünde bugün Avrupadan gelen Dışişleri Bakanımız Fuat Köprülü'yü kabul etmişler ve yemeğe alıkoymuşlardır.
Yemekte İstanbul Valisi ile, İstanbul Komutanı. Birinci Ordu Kurmay Başkanı ve Merkez Komutam hazır bulunmuşlardır.
— îznıir:
Dünden beri şehrimizde bulunan Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Dr. Ekrem Hayri Üstündâğ, beraberinde Vali Osman Sabrı Adaİ. Sağlık Bakanlığı Sağlık İşleri Genel Müdür Muavini Dr. Razi Maner. İstanbul İli Sağlık Müdürü Dr. Faik Yargıcı, İlimiz Sağlık Müdürü Dr. Saraçoğlu ve Sıtma Savaş Başkanı Dr. Halil Çavdarlı olduğu halde Bugün sabahtan Öğleye kadar Doktor Behçet Uz Çocuk Hastahanesi ile. Emrazı Sariye, Eşref Paşa ve bazı hususî has-tahaneleri. Tepecik'teki Verem Tecritha-
nesini gezmiş, bu sağlık merkezlerinde yatan hastaların hatırlarını sormuş, hekimlerle temas etmiştir.
— Hendek:
Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, bugün saat 12'de Bolu - Düzce yoliyle İlçemize gelmişlerdir. Hükümet dairesinde onbeş dakikalık bir istirahatten sonra halkın içten Selen sevgi tezahürleri ve alkışlar arasında Adapazarma müteveccihen uğurlanmışlar-dır.
— Ankara:
Bugün saat 21.34'de Ankara'da evvelâ hafif aşağıdan yukarıya, sonra da Kuzeydoğudan Güney-baüya doğru gittikçe şiddetlenen bîr deprem olmuştur.
Biraz sonra Çankırı muhabirimiz Kadri Korman'dan ve bilâhare de diğer muhabirlerimizden aşağıdaki haberleri aldık:
Çankırı:
Saat 21.30'da hafiften başlayan ve sonradan devamlı olarak şiddetlenen çok korkunç bir deprem oldu. Bütün halk sokaklara fırladı.
Çankırı merkez İlçesi İçinde hemen her evde az çok duvar sıvaları çatlamış ve dökülmüştür. Kazalardan henüz sarih malûmat gelmedi. Yalnız Kurşunlu İlçesinde Posta Telefon ve Telgraf binası çökmüş-' tür. Muhaberatın temini için telgraf ve telefon cihazları dışarıya nakledilmiştir.
Çankırı merkezinde Halkevi sinema binasının tavanının çöktüğü öğrenilmiştir.
Malûmat geldikçe bildirilecektir. İnegöl:
Bugün saat 21.35'de 40 saniye süren orta şiddette ufkî bir deprem olmuştur. Hasar yoktur.
İstanbul:
Hafif bir deprem kaydedilmiştir. Eskişehir:
Şehrimizde oldukça şiddetli ve sürekli bir deprem kaydedilmiştir. Hasar yoktur.
Çankırı:
Bu akşam yurdun muhtelif yerlerinde hissedilen zelzele hakkında İlçelerimizden yavaş yavaş haberler gelmektedir.
Çerkeş ve İlgaz'da hasar olmadığı öğrenilmiştir. Fakat burada deprem şiddetle hissedilmiştir. Tosya'da ve komşumuz Kastomonu'da deprem hafif hissedilmiştir. Ancak Kurşunlu İlçemizde şiddetli geçen zelzele neticesinde bir minare ahşap olan P.T.T. binası üzerine yıkılmış ve bina çok-? müştür. P.T.T. binasındaki makinelere bir-şey olmamıştır.
Zelzelenin Çankırı'da en şiddetli surette hissedildiği haber alınmaktadır.
Kayseri:
Şehrimizde orta şiddette bir deprem hissedilmiştir. Hasar yoktur.
— istanbul:
Kandilli Rasathanesinden bildirilmiştir; Bugün Türkiye yaz saatiyle 21'i 34 dakika 18 saniye geçe çok şiddetli bir deprem kaydedilmiştir.
Aletlerin hepsi depremin şiddetinden dolayı bozulduğundan, mesafenin Rasathaneden takriben 280 kilometre kadar uzakta olduğu hesaplanmıştır.
— Merzifon:
Bugün saat 21.34'te şehrimizde orta şiddette bir deprem olmuştur. Hasar yoktur.
— Amasya:
Bugün şehrimizde şiddetli bir deprem olmuşsa da hasar ve insanca zayiat yoktur.
— İstanbul:
Bugün yurdumuzun muhtelif bölgelerinde vukubulan deprem hakkında aldığımız haberlere göre, Bursa ve Edirne'de kayda değer birşey olmamış, deprem Yalova'da hafif surette hissedilmiştir.
— Çankırı:
Zelzele hakkında muhtelif kaynaklardan şimdi alman mütemmim malûmata göre, Çankırı şehri içinde iki ev tamamen, bîr ev ve iki dükkân kısmen yıkılmış. Hükümet binasının sıvaları dökülmüş ve bacaları uçmuştur. Emniyet binasında da çatlaklıklar vardır. Belediye gazhanesi duvarları oldukça yıkılmış ve gazlar dökülmüş, Belediye garajının duvarları yıkılmıştır.
Halkevi sinemasının duvarları çatlamış, tavan kısmı hokkabaz seyredenlerin üzerine dökülmüştür. Fakat zayiat yoktur. Şehirde sadece iki hafif yaralı vardır. Kurşunlu İlçesinden gelen haberlere göre, Kurşunlu'da bütün binalarda hasar vardır. İki minare yıkılmıştır. Minarenin biri P.T.T, binasını hasara uğratmıştır. Kurşunlu köylerinden gelen ilk haberlere göre, Kurşunlu merkezinde bir ölü ve bir yaralı var-
dır. Çapkefe, Yılanlı, Yeşilöz, Eyiboran köylerinde hasar büyüktür. Yaralı ve ölü oldukça fazladır. Göynükoren ve civarından henüz malûmat alınamamıştır. Yeşilöz köyünde yangın çıkmıştır. Akkaracalar bucağında ve Çiflik köyünde birer yaralı vardır. Çerkeş İlçemizde bazı binalarda hasar varsa da insanca zayiat yoktur. Halk geceyi dışarıda geçirmektedir. Kurşunlu İlçesi Çonıaköy binalarında hasar olmuştur, üç yaralı vardır. Vilâyet bu mahallere iki sağlık ekibi göndermiş ve ilâç yollamıştır. Piyade Okulundan temin edilen kâfi miktarda çadır, Kurşunlu istikametine yola çıkarılmıştır. İlgaz İlçemizde de dıvar sıvalarının yıkıldığı bildirilmektedir. Köylerinden henüz kâfi malûmat alınamamış bulunmaktadır. Şabanözü İlçemizde binalar ayni derecede hasar görmüştür, köylerinden malûmat yoktur.
— Çerkeş:
Saat 21.34'de hissedilen çok şiddetli deprem, binalarda hasar meydana getirmiştir. Halk sokaklara fırlamıştır. Deprem kısa fasılalarla devam etmektedir.
14 Ağustos 1951
— İstanbul:
Kore Savaş Birliğimizden yurda dönmekte olan birinci gazi kafilesini hamil Amerikan bandıralı «General W. C. Langfitt» gemisi bu sabah tam 9'da limanımıza girmiş ve Galata yolcu salonu önüne yanaşmıştır.
Sabahın erken saatlerinde, dünden hazırlanmış bulunan Denizyolları İdaresinin Ülev, Suvat ve diğer vapurları ile büyük sayıda motörler karşılayıcıları açıklara kadar götürmüşler ve «Lanşfitt» gemisi ilk olarak şehrimiz halkı ve Üniversiteliler tarafından1 Yeşilköy Önlerinde selâmlan-mıştır.
Havanın, bütün gün sıcak devam edeceğini belirten hafif sabah sisi arasında ağır yolla hareket eden bayraklarla donanmış Langfitt gemisi 8.30'da liman ağzına vardığı sırada limanda demirli bulunan yerli ve yabancı bütün vapurların sürekli düdük sesleriyle selâmlanmıştır.
Dolmabahçe önlerine doğru yol aldıktan sonra ağır ağır Galata rıhtımı istikametine ilerleyen gemiyi ve Kore gazilerimizi karşılamak için büyük bir tehalük ve heyecanla rıhtım boyuna toplanan halkın manzarası, İstanbul'un sayılı günlerinden birini daha yaşadığım gösteriyordu.
Yolcu salonu Önündeki rıhtımda başta Cumhurbaşkanımız adına Kore gazilerimizi
karşılamaağ gelen Başyaver Kurmay Yarbay Nurettin Alpkartal; Vali ve Belediye Başkanı Prof. GÖkay, İstanbul Komutanı Korgeneral Nazmi Ataç, Tümen Komutanı Tümgeneral Vedat Garan, Merkez Komutanı Albay Reşit Erkmen, Emniyet Müdürü Kemal Aygün, şehrimizde bulunan Melletvekilleri, Şehir Meclisi ve Daimî Komisyon üyeleri, D. P., C. H. P.. M. P., Üniversite ve Yüksek tahsil gençliği heyetleri, Ankara Belediyesi adına Başkan vekili Efdal Ciliv, Salih Burgurluoğlu ve Salih Türkben yer almış bulunuyorlardı.
Basta bando olmak üzere, bir askerî kit'a ve ayxrca Şehir Bandosu gemi rıhtıma yanaştığı sırada muhtelif havalar ve marşlar çalmakta idi.
Geminin alt ve üst güvertelerini ve küpeştesini dolduran gazilerimiz, halkın heyecanlı alkış tufanı ve yaşa varol sesleriyle karşılanmışlardır.
Gemiye önce Vali ve Belediye Başkanı ile birlikte Başyaver Kurmay Yarbay Nurettin Alpkartal. Generaller, Komutanlar ve Basın foto muhabirleri girmişlerdir. Başyaver Nurettin Alpkartal, Cumhurbaşkanımız adına Kore gazilerimize «Hoş geldiniz» demiş ve Cumhurbaşkanımızın selâm, sevgi ve takdirlerini ifade etmiştir.
Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay, şehir adına gazilerimizi selâmladıktan sonra kafile başkanı Binbaşı Ahsen'e bir buket vererek İstanbul hemşehrilerinin selâm ve tahassüslerini bildirmiştir.
Prof. Gökay. bundan sonra, Langfitt ge-mİsi süvarisine de ayrıca bir buket vererek İstanbul'a hoş geldiniz demiştir.
Gemi süvarisi, İstanbul halkının Kore gazilerimizi karşılamakta gösterdiği asıl ve sıcak tezahürün, kendi meslek hayatında unutulmaz ve pek muhteşem bir gün teşkil ettiğini söyliyerek teşekkürlerinin kabulünü Prof. Gökay'dan rica eylemiştir.
Kore gazilerimizle birlikte yurdlarma dönmekte bulunan Yunanlı yaralıları da ziyaret eden Prof. Gökay ve Komutanlarımız kafile başkanlarına bir buket vererek afiyet temennisinde bulunmuşlardır. Kore gazilerimize şehrimizdeki muhtelif teşekküller adına yüzden fazla buket hediye e-diîmiştir. Kore gazilerimiz arasındaki yaralılar hazırlanan ambulanslarla Deniş Has-tahanesine sevkedilmişler ve geri kalan kısmı da bayraklarla donatılmış Denizyolları tarafından tahsis edilen vapurlarla Haydarpaşa'ya getirilecekler ve orada yapılan törenden sonra Selimiye kışlasında hazırlanan kısma misafir edileceklerlerdir.
leri hakkında ilgililer ve vatandaşlar tarafından verilen izahatı dinlemiş, yapılan talepleri not ettirmiş, bu husustaki Hükümet görüşlerini izah etmiştir.
Bakan bundan sonra sözlerine devamla «(Yıllardan beri ihmale uğramış bu güzel vatan köşesi inşallah ömrümüz vefa eder ve bir gün vatandaş olarak ziyaretinize mazhar olursam, umarım ki sizleri bugünden çok ve pek çok mesut göreceğim. Hepiniz sağolun, varolun sevgili Artvinliler)). Bakan bunu müteakip halkın sevgi gösterileri arasında ayrılmıştır.
Bakan, Belediye tarafından verilen öğle yemeğini müteakip C.H.P ve D.P.'yi ziyaret etmiş, daha sonra askerî birlikleri teftiş ederek saat 14'de Ardahan'a gitmek üzere buradan ayrılmıştır.
— Ardahan :
Millî Savunma Bakanı Hulusi Köymen ve beraberindeki zevat saat 21'de Artvin'den buraya gelmişler ve Belediye tarafından şereflerine verilen akşam yemeğinde bulunduktan saat 22'de Kars'a hareket etmişlerdir.
— Kars :
Millî Savunma Bakanı ve refakatindekiler saat bir buçukta buraya gelmişlerdir.
— İstanbul :
Memleketimizin misafiri dost Afganistan Başbakan ve Başkumandanı Altes Serdar Şah Mahmut Gazi Han Ankara ekspresine bağlanan hususî vagonla beraberinde kızı.
İl Merkez Bucağına bağlı Kurgu köyünde
ölü vardır.
— İlgaz'ın Cendere
köyünde 1, Dengiköyünde 4,
Belveren köyünde 15. Çiftlik
köyünde 1, Bucura köyünde 1, Eskice'de1
yaralı vardır.
Belveren köyünde 20, Elbe köyünde 5, Bucura köyünde 1, Eskice'de 1 ölü vardır.
Yine Belveren köyünde 100 ev harap olmuştur. Çörekçiler köyünde de 50 ev harap olmuş ve hasara uğramıştır.
Kurşunlu merkezinde 2 ölü. 2 yaralı, Sivrice köyünde 3 ölü, 30 yaralı, Çatkise köyünde 3 ölü ile Yılanlı köyünde 1. Ko-cahasan köyünde 2, Cuma köyünde 3, At-karacalar'da 1 yaralı vardır.
Kurşunlu merkezinde 2 minare yıkılmış, birisi P.T.T. binasının üzerine düşerek binayı harap etmiştir.
3 — Eskipazar Hükümet
konağı oturulamıyacak bir
şekilde, Baraklı Bucağında
cami, Sağlık memuru ve Okul binası hasara
uğramış, bir kısım binaların duvar
larında çatlaklıklar husule gelmiştir. Sarıkaya köyünde Karakol binası ile cami
hasara uğramıştır.
Bu mıntakada hayvan zayiatı da kaydedilmişse de miktarı henüz tesbit edilememiştir.
4 — Kastamonu: Araç İlçesi ve BoyalıBucağı köylerinde:
Denirsek köyünde 4 hafif yaralı olup. 4 ev de yıkılmıştır. Halilobası köyünde cami, köy odası ve 9 ev yıkılmıştır. îçsırnas köyünde 1, Sıraköme köyünde 5, Yukarı-yazı köyünde 7, Yenice köyünde 7, Ak-köprü köyünde 3, Atnarlı köyünde 1 ev yıkılmıştır.
Arac'ın İğdır Bucağı merkezinde P.T.T. binası duvarları çatlamış, 1 ev yıkılmıştır. 2 hafif yaralı vardır.
Yine bu İlçeye bağlı köylerden Okçular köyünde 1, Uğru köyünde 2, Erenli köyünde 1, Kışla köyünde 1, Mendek köyünde 4. Susuz köyünde S, Düzlük köyünde 4, Sarıhacı köyünde 9, Tavşanlı köyünde 24, Karacık köyünde 19. Memiş köyünde 5 ev yıkılmıştır. Bu köylerden Mendek köyünde 1, Tavşanlı köyünde 3 hafif yaralı ve 1 ölü vardır. Hayvan zayiatı mecmuu 8'dir.
Boyalı Bucağı merkezinde Sağlık memurunun evi yıkılmış, okul ve cami hasara uğramıştır.
—■
Kırşehir, Amasya, Samsun.
Sinop,Çorum, Bolu, Zonguldak. Niğde de dep
rem olmuş ise de hasar ve zayiat olmamıştır.
— Depremden en çok
zarar gören Çankırı İline Kızılay'dan
ilk yardım olarak
2500 lira para. 200 çadır, 10OO ekmek,
1ton un ve 1 sandık ilâç gönderilmiştir.
İllerce tertiplenen yardım ekipleri felâketbölgelerine gitmiş bulunmakta ve
gereken tedbirler alınmaktadır.
Peyderpey alınacak malûmat ayrıca
arzolunacaktır.
— İstanbul:
Şehrimizde toplanan Yakın-Doğu Zoo-Coğ-rafya Kongresindeki Mısır delegelerinden Gahar Beyin getirdiği ilgi çeken bir kültür filmi yarın saat 18!de Fen Fakültesi Konferans salonunda gösterilecektir. Film Mısır Hidroloji Enstitüsü tarafından hazırlanmış olup, Kizıldenizde yaşayan hayvanların çeşitlerini, üreme ve yaşama tarzlarını göstermektedir.
— İstanbul:
Atina'da muhtelif milletlere mensup. atletler arasında yapılacak olan müsabakalara katılacak Osman Coşgül, Cahit Önel, Ekrem Koçak, Doğan Acarbay ve Turhan GÖkerden müteşekkil beş kişilik Atletizm ekibimiz, bugün saat 18,10'da Skandinav Havayolları uçağı ile Atina'ya gitmişlerdir.
— İstanbul:
Pakistan'ın istiklâlinin dördüncü yıldönümü münasebetiyle Türkiye - Pakistan Kültür Cemiyetinin İstanbul Şubesinin tertip ettiği kutlama toplantısı bugün saat 17.30'da Eminönü Halkevinde yapılmıştır. Toplantıda Pakistan Büyükelçisi Ekselans Beşir Ahmet ve eşi Begüm Beşir Ahmet, İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Kazım İsmail Gürkan, Profesörler. Üniversiteli gençler, Basın mensupları ve diğer davetliler hazır bulunmuştur.
Türkiye - Pakistan Kültür Cemiyeti Başkanı Prof. Kâzım İsmail Gürkan'ın kısa süren açış konuşmasını müteakip toplantıya İstiklâl Marşı ve Pakistan Millî Marşı ile başlanmıştır.
Müteakiben söz alan Pakistan Sefiri Beşir Ahmet, İstiklâllerini kazanmaktan duyduğu sevinci ifade ederek Pakistan milletinin memleketimiz ve Atatürk hakkında beslediği sevgiden bahisle, Pakistan'ın Türkiye'yi örnek aldığını söylemiş ve sözlerini şöyle bitirmiştir:
— Çankırı:
Dün geceki depremin yaptığı hasar ve can kaybı hakkında bugün akşama kadar topladığım malûmat aşağıdadır.
Çankırı İli dahilinde bu ana kadar tesbit olunan ölü miktarı 43'ü bulmuştur.
İlgaz'da:
Belveren köyünde 20 Ölü, 15 yaralı vardır. 100 ev tamamen harap olmuştur. Hayvan kaybı da fazladır. Çörekçiler köyünde 50 ev yıkılmıştır. Alpa köyünde 5 ölü vardır. Bucura ve Eskice köylerinde birer öiü vardır ve hayvan zayiatı olmuştur. İlgaz merkezinde Hükümet konağı ve Ortaokulda çatlaklıklar olmuş, Selektör binası, iki ev ve bir samanlık tamamen yıkılmıştır. Diğer binalardan %10'u oturulamıyacak hale gelmiştir.
Kurşunlu'da:
Kurşunlu merkezinde Hacıbekir mahallesinde 50 ev tamamen yıkılmıştır. 2 ölü ve
yaralı vardır. 3 camiin minaresi yıkılmış,bir cami tamamen yığın haline gelmiştir. Sivrice köyünde 85 ev yıkılmıştır. 10 Ölüve 30 yaralı vardır. Çatkise köyünde ise
ölü, 2 yaralı tespit edilmiştir
Çankırı merkez köylerinden Kargun'da üç ev yıkılmış olup bir ölü vardır. Yapraklı Bucağında cami, İlkokul ve Sağlıkevi ile Sankaya köyünde cami ve karakol hasara uğramıştır.
Kurşunlu ve İlgaz'ın felâkete uğrayan köylerine Çankırı'dan gönderilen sağlık ekipleri çalışmalarına devam etmektedir. Yaralılar, Kurşunlu istasyonunda kurulan 10 çadıra taşınmakta olup bilâhare ara treniyle Çankırı'ya sevkedilerek Devlet Has-tahanesine yatırılacaklardır. Bunun için hastahanede gerekli hazırlıklar ikmal edilmiştir.
Diğer taraftan felâketzedelerin iaşesini temin maksadiyle Yurtiçi Bölge Kumutanlığı fırınlarında hazırlanan 1000 ekmek Piyade Okulu kamyonlariyle felâkete uğrayan köylere gönderilmiştir.
— Osmaniye:
Dün akşam saat 21.35'te 30 saniye süren orta şiddette bir deprem olmuştur. İnsanca zayiat ve hasar yoktur.
— Karabük:
Dün akşam İlçemizde biri saat 21.33'te 8 saniye süren, diğeri 2,04'te iki saniye sü-
ren iki deprem olmuştur. Bazı evler hasara uğramıştır. Bir yaralı vardır.
15 Ağustos 1951
— Ankara:
Memleket kalkınmasını bir an önce tahakkuk ettirmeğe çalışan Demokrat Parti Hükümeti, memleket ekonomisinde yeter derecede teraküm etmemiş olan millî sermayeyi ecnebi sermaye ile takviye etmek maksadiyle Yabancı Sermaye Yatırımlarını Tesvİk Kanunu tasarısın! hazırlamıştı. Büyük Millet Meclisinin tasdik ettiği bu tasarı kanuniyet kesbetmiş bulunuyor.
Bu kanuna göre memlekete gelecek sermayenin sanayi, enerji, maden, bayındırlık, ulaştırma ve turizm işlerine yatırılması şarttır.
Yabancı sermaye, yeni tesisler kurulmasını, kurulmuş olanların genişletilmesini veya işler hale getirilmesini istihdaf etmek üzere döviz olarak nakit, tesisat, âlât, edevat ve bunların yedek parçalan ve imtiyaz, ihtira beratı, alâmeti farika gibi gayri maddî hak şeklinde getirilebilir.
Aynî ve gayri maddî haklar olarak getirilen sermayenin kıymeti giriş tarihindeki rayiçlere göre ve menşe memleketin parası üzerinden eksperlerce tesbit edilir ve Komite karariyle tekemmül ettirilir.
Bu kanuna göre. getirilen yabancı sermayenin %10'unu geçmeyen yıllık kâr, faiz ve dİvidantlarımn harice çıkarılması mümkündür. %10'u aşan miktar %10'dan az netice veren yıllarda transfer hakkı %10'a iblâğ edilerek çıkarılabileceği gibi deblo-kaj suretiyle ve ana sermaye ile birlikte de çıkarılabilir.
Kanunun istihdaf ettiği gayelere matuf o-larak yabancı memleketlerden yapılacak uzun vadeli borçlanmaların resülmal ve faizleri de bu kanunla kabul edilen transfer kolaylıklarından faydalanır. Bu kabil borçlanmalara yekûnu 300.000.000 Türk lirasını geçmemek üzere Bakanlar Kurulu karariyîe teminat mukabilinde kefalet etmeğe Maliye Bakanlığı İçin yetki tanınmıştır.
Siyasî ve iktisadî sahadaki istikrarlı politikamızı takdir eden ve muhtelif mevzular üzerinde memleketimizle alâkalanan ec-nebî grupların bu kanundan faydalanacağı umulmaktadır.
— Çankırı:
Bugün tesbit edilen
resmî listeye göre dep
rem neticesi meydana gelen hasar ve can kaybı, bütün İl ve çevresi
dahil şöyledir:
432 ev, 7 resmî bina, 6 camı tamamen yıkılmıştır.
38 ölü, 86 yaralı ve henüz tesbit edilemi-yen çok miktarda hayvan kaybı vardır. Valilik bugün de İlgaz ve Kurşunlu İlçelerine yarım ton bulgur, 200 kilo yağ ve bin ekmek göndermiştir.
Ayrıca Kızılay Genel Merkezinin Vilâyet emrine gönderdiği para ve yiyecek yardımı İlçelere tevzi edilmiştir.
Vali Hikmet Kümbetlioğîu, İlgaz ve Kurşunlu deprem bölgesinde tetkiklerde bulunmaktadır.
Dün gece de muhtelif saatlerde 3 hafif deprem daha olmuştur.
— Ankara:
İçişleri Bakanlığından bildirilmiştir:
13/8/951'de vukubulan deprem hakkında 15/8/951 günü ilgili Valiliklerden alınan mütemmim malûmat aşağıdadır:
— Çankırı İl
merkezine bağlı Kurguköyünde 3
ev ile Yapraklı
ve Sarıkaya
köyleri okul ve camilerinin yıkıldığı,
— Kurşunlu İlçesinin Çatkise köyünde
yaralı ile
bu İlçe köylerinde
135 ev,P.T.T. binası ve bazı
camilerin harap ol
duğu.
— İlgaz Merkez
İlçesi Hükümet konağı, 2 okul ve 3 evin harap olduğu, Eskice
ve Gaziler köylerinde birer yaralı bulunduğu,
— Kastamonu'nun Araç İlçesine bağlıBoyalı Bucağının Memiş köyünde 40 evin yıkıldığı. Sarıhacı, Memiş. Göalük köylerinde birer ev, Mizrek köyünde 4 yaralı ve yine bu köylerde 12 hayvanın öldüğü,Çavuş köyünde iki evin yıkıldığı, 35 evinhasara uğradığı ve 2 kişinin öldüğü. Oklukköyünde 20, Muratlı köyünde 20 evin hasara uğradığı. 2 ağır ve 3 hafif yaralıbulunduğu. Dirvana köyünde 2 evin yıkıldığı. 16 evin de hasar gördüğü, Dorukköyünde S ev. Kadirde 1 evin keza yıkılmış olduğu, Eolu'nun Gerede İlçesi köylerinde3 yaralı bulunduğu ve 30 evin yıkıldığı,
— Bazı köylerdeki bina, insan ve hayvan zayiatının tesbitine çalışıldığı.
15/8/951 günü saat 17'ye kadar tesbit edilen genel zayiat durumu: Çankırı İl çevresinde: 43 ölü. 66 yaralı, resmî binalardan l'i yıkılmış. 14'ü hasar görmüş, keza hususî binalardan 293'ü yıkılmış ve 8'i hasar görmüştür.
Kastamonu İlinde: 4 ölü, 22 yaralı, 11, resmî, 166 hususî bina hasara uğramış, 6 resmî ve 158 hususî bina da yıkılmış ve 20 hayvan zayiatı olmuştur.
Bolu İl çevresinde: 3 yaralı, 1 resmî bina ve 30 hususî bina yıkılmitir ki cem'an:
Yaralı Hayvan
Hususî bina Yıkılan Hasar
— Ankara:
İçişleri Bakanı Halil özyÖrük ile Bayındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu yanlarında Çankırı Milletvekilleri olduğu halde deprem bölgesinde incelemelerde bulunmak üzere otomobillerle bu akşam Çankırı'ya hareket etmişlerdir.
— İstanbul:
Kore'de Birleşmiş Milletler ideali uğrunda aylarca devam eden kahramanca savaşlardan sonra anayurda dönen gazilerimiz bugün saat 14.30'da misafir edildikleri Selimiye kışlasından hareketle Şehİrhatü vapurları ile Sarayburnu'na gelmişler ve müteakiben yürüyüş kolu halinde Taksim meydanına giderek Cumhuriyet anıtına, üzerinde ay-yildız ve «Kore Gazileri» ibaresi bulunan bir çelenk koymuşlardır. Bu münasebetle şehrimiz bugün müstesna günlerinden birini daha yaşamıştır.
Kahramanlarımızın Sarayburnu'na çıkacağını duyan binlerce halk günün erken saatlerinden itibaren Gülhanc Parki'nı doldurmuş bulunuyordu. Saat 14.30'da Gazi kafilesini taşıyan Şehirhatti vapurları rıhtıma yanaşmış, karaya çıkan kahramanlarımız başta bando olmak üzere bir askerî kıta tarafından karşılanmışlardır.
Gazi kafilesi kendilerini görmeğe koşan ve heyecanı tam haddini bulmuş olan binlerce kişinin içten gelen sevgi tezahürleri arasında, başta bando ve selâm kıtası olduğu halde Gülhane Parkı'ndan çıkmış, Sİrkeci-Köprü - İstiklâl caddesi yolu i!e Taksim meydanına gelmiştir.
Gülhane Parkı'ndan Taksim meydanına kadar bütün yolları ve caddeleri dolduran on binlerce İstanbullunun coşkun sevgi gösterileri, sevinç gözyaşları, serpantin've çiçek sağanağı altında devam eden bu yürüyüş, şehirde millî büyük bir heyecana vesile olmuştur.
İzmir
Kastamonu Kırşehir
Muğla
Sinop Sivas
Zonguldak
— Kurşunlu:
İçişleri Bakanı Halil Özyörük ve Bayındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu yanlarında Çankırı Milletvekili Celâl Boynuk, Kâzım Arar, Kemal Atakurt ve Çankırı Valisi Hikmet Kümbetlioğlu olduğu halde 8.3O'da İlgaz'a hareket etmişlerdir.
9.3O'da İlgaz'a varmış olan* Bakanlar' ve Milletvekilleri doğruca depremden çok fazla çatlamış ve hasar görmüş olan ve beş yıl evvel yapılmış bulunan Hükümet konağına gitmişler devrem hakkında Kaymakamdan izahat almışlardır. İlgaz İlçesi dahilinde zarar bilançosu şudur:
21 ölü, 1058 hayvan, 25 ağır yaralı, 110 hafif yaralı vardır. 14 resmî bina yıkılmış, 26 resmî bina hasar görmüştür. Yıkılan hususî bina sayısı 350, oturulamıyacak hale gelen 650, hasar gören 1190'dır. 716 samanlık, 23 ahır ve 1 değirmen de yıkılmıştır.
Bu arada mezkez İlgaz Cezaevi oturulamıyacak hale gelmiştir. İlk yardımlar mahallerine gelmektedir. İlgaz'a 1000 ekmek, 250 kilo bulgur, 500 kilo un. 100 kilo yağ ve 100 çadır gelmiş ve dağıtılmasına başlanmıştır.
— Erzincan:
Depremden sonra iktisaden büyük bir durgunluk geçiren şehrimizin kalkınmasını sağlamak için gerekli faaliyetlere girişilmiş bulunulmaktadır.
Bu sabada ilk olarak Fıratm ıslahı ve Erzincan Ovasının sulanması işine başlanmıştır.
20 kilometre genişlik ve 5 kilometre enlilik gösteren ve 3500 dönüm araziyi ihtiva eden Erzincan Ovası, yurdun en az yağmur alan bölgesi olduğundan kendisinden yeter derecede istifade edilemiyordu. Ya-
İzmir C.H.P. İl Başkanı (eski Maliye Bakanı)
Eski Tanm Bakanı
C.H.P. Divanı üyesi (eski Kırşehir Milletvekili)
C.H.P. Genel İdare Kurulu üyesi (eski Ticaret Bakanı)
Avukat, eski Sinop Valisi
C.H.P. Divanı üyesi (eski Millî Eğitim ve Çalışma Bakam)
C.H.P. Genel İdare Kurulu üyesi (eski Ulaştırma Bakanı)
pılan hesaplara göre Erzincan Ovasında bir hektar araziye 6000 metre küp suya ihtiyaç hissedilmektedir.
Fıratm ıslahı ile Erzincan Ovasının 10C bin dönümlük kısmı her çeşit tarıma ve meyveciliğe elverişli bir arazi haline gelmiş olacaktır.
Hükümetin bu iş için ayırdığı 3 milyon liradan 1.283 bin liralık ilk kısmı yani Fırat'ın seddeleme ve ıslahı işi 4 Eylûl'de Ankara'da ihale edilecektir.
— Ankara:
Çankırı ve havalisinde vukua gelen deprem neticesi, felâkete uğrayan vatandaşlara Kızılay tarafından yapılan yardımlara devam edilmektedir.
Bu defa da Kızılay Genel Müdürlüğü Çankırı Valisi emrine İlgaz ve Kurşunlu'ya gönderilmek üzere 400 çadır, mevcut enkazdan acele barınaklar yapmak üzere 5 ton çivi göndermiştir. Her gün 1000 ekmek ve bir ton un gönderilmesine devam edilmektedir.
— Ankara:
Kısa zamanda büyük bir gelişme gösteren Türk silâhlı kuvvetlerinin spor çalışmaları çok verimli bir. safhaya girmiş bulunmaktadır.
Bu çalışmaların müsbet bir Örneği 25 ve 26 Ağustos günleri 19 Mayıs Stadında yapılacak Türk silâhlı kuvvetleri atletizm şampiyonasında görülecektir.
Aldığımız haberlere göre, bu sene çok kuvvetli kadrolarla bu şampiyonalara katılacak Kara, Deniz ve Hava Orduları atletizm takımlarında bazı tanınmış elemanlar olduğu gibi, birçok genç istidatlar da bulunmaktadır.
Hastahanede 19 kadın, 16 erkek, 2 çocuk ve bugün gelen 4 yaralı kazazede olmak üzere 41 hasta tedavi görmektedir.
İçişleri Bakanı Halil Özyörük, hastahane-den ayrıldıktan sonra Ankara'ya hareket etmiştir.
— İstanbul:
İstanbul Beynelmilel Tenis Müsabakalarına iştirak edecek ecnebi tenisçilerden bir grup bu akşam saat 2O.4O'da bir İsviçre uçağı ile şehrimize gelmiştir. Gelen tenisçilerin adlan şunlardır: Ampon (Filipin), H. Weiss ve Bayan Weiss (Arjantin). Bayan Max Ouirile (Amerika), Bayan Geocaudes (Yunan) ve bay Zafiriu (Yunan).
17 Ağustos 1951
— Vatikan:
Papa. İzmir Başpiskoposu Monsenyör Des-cuffi'ye Pazar günü, Panaya Kapulu'da Meryem Ana'nin evinde yapılacak olan dinî törende, kendi adına takdis müsaadesini vermiştir.
Efes civarında yapılacak olan bu merasime Türkiye Katolikleri ile birlikte Lübnan, Suriye ve Kıbrıs Katolik hacdan da işti-Tâk edeceklerdir,
İlk defadır kî, bu kadar kalabalık bir Hıristiyan hacılar kafilesi, Hazreti Meryem'in son demlerini geçirdiği ve son zamanlarda restore edilmiş olan evini ziyaret edecektir.
Papalık makamının Türkiye mümessili Monsenyör Andrea Cassul da bu dinî merasime iştirak edecektir.
İzmir Valisi de Hazreti Meryem'in evinin açılış töreninde, bulunmak arzusunu izhar etmiştir.
Türk matbuatının bu büyük hâdise ve Türkiye ile Papalık arasında siyasî münasebet tesisine dair gösterdiği yakın alâka Roma'daki Papalık çevrelerinde memnuniyetle karşılanmıştır.
— İstanbul:
Ankara ve İstanbul gazetelerinin mümessillerinden ve Türkiye'de bulunan muhtelif yabancı ajans ve gazete muhabirlerinden mürekkep bir grup, Basın - Yayın Genel Müdürlüğü tarafından tertip edilen programa göre bugün Bandırma yolu ile İstanbul'dan îzmir'e hareket etmişlerdir.
Bu gazeteciler grupu İzmir'le Efes'in mu-valasmı temin etmek üzere Adnan Menderes Hükümetinin aldığı karar mucibince
geçen sene inşaatına başlanan ve büyük turistik önemi haiz bulunan 75 kilometre uzunluğunda ve 11 metre genişliğindeki İzmir - Efes, Efes' - Panaya Kapulu dağ yolunun açılış töreninde bulunacak, Meryem'in hayatının son devrini yaşadığı ikametgâhını görmek üzere Panaya Kapulu'ya gidecek. Efes'teki tarihî harabeleri gezecek ve İzmir Fuarının açılma merasimine de iştirak eyliyecektir.
Basın - Yayın ve Turizm Genel Müdürü Doktor Halim Alyot da bu merasimde hazır bulunmak üzere İzmir'e gitmiştir.
Basın - Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü film ve fotoğraf operatörleri de bu gezintiye alt intihalarını tesbit edeceklerdir.
— Ankara:
Numune ve Devlet Hastahanelerindeki yatak adedi günden güne arttırılmaktadır. Adnan Menderes Hükümeti, bunu ehemmiyetle ele almıştır. 1950 yılından evvel sayısı 6899 olan Numune ve Devlet Has-tahanelerine 1950 yılında 430 yatak ilâve edilmiş ve böylece mevcut 7329'a çıkarılmıştır. 1951 bütçesine de 210 yataklık kadro konmuştur. Bu yataklar mevcut has-tahanelere tevzi olunmak suretiyle yatak mevcudu 8039'a iblâğ edilmiştir.
İlâve edilen yataklar, hastahanelerde eskisine göre nisbeten bir ferahlık doğurmuştur. Yeni iktidarın çalışmaları sayesinde bu miktarın çok daha arttırılacağı muhtemeldir.
— Çankırı:
Çok şiddetli olarak vukubulan ve zelzelenin merkez üssünü teşkil eden Çankırı deprem sahasını dolaştıktan sonra gördüğüm umumî durum şudur:
Deprem İlgaz'dan başlayarak Devrek Çayı boyunca 40-50 kilometre uzunluğundaki saha içinde bütün şiddetini ve fecaatini göstermiştir. İlgaz ve Kurşunlu İlçelerinin en az onar köyü tamamen bir yığın enkaz haline gelmiştir. Pek çok köylerde de yüzlerce bina hasara uğramıştır.
Görülen muazzam tahribat ve hasara rağmen ölümün az oluşu zelzelenin, köylünün uyanık bulunduğu saatlarda oluşundandır.
— Çankırı:
Şiddetli depremin çevrelediği saha içindeki arazi üzerinde de birçok tahribat olmuştur. Öğrendiğime göre Kurşunlu'nun Ça-vundur Kaplıcasında mevcut menbalardan başka biri soğuk diğeri sıcak iki su menbaı daha hâsıl olmuştur. Evvelce heyelan ha-linde bulunan İlgaz'ın 120 hanelik Dengi köyü kaymasını arttırmıştır. İlgaz'ın Dal-gov köyünde «Su Çıkan» adındaki membadan 3 değirmen çevirecek su fışkırmağa başlamıştır. Kurşunlu'nun Sankaya köyü civarında büyük bir dağ ikiye ayrılarak kaymaya başlamış ve tepesinden toz çıkmakta olduğu sorulmuştur. Bu mevkideki arazi tamamen yarıklar içinde kalmıştır.
— Ankara:
Millî Eğitim Bakanı
Tevfik İleri, bugün aşağıdaki beyanatta bulunmuştur:
Vatandaşlara her vesile ile lüzumsuz mükellefiyet yüklemeyi kolay bir usul olarak
benimsemiş olan eski iktidar zamanında köy oktıllariyle öğretmen ve sağlık
memurları evlerinin yapımı 4247 sayılıkanunla köylüye tahmil edilmişti. Bu ka
nuna göre, köylü sözü geçen binaların yapılması masraflarını salma suretiyle
öde
diği gibi, imece suretiyle fiilen de binaların yapımına iştirake mecbur
tutuluyordu.
Kısa zaman içinde tatmin edilen bu ağırmükellefiyetler yüzünden köylü halk bü
yük bir tazyik altında bulunuyordu. Bilâhare 5210 sayılı kanunla nakdî
mükellefi
yet kaldırılmış ise de bedenî mükellefiyet muhafaza edilmiştir. Bu da
vatandaşların
mütemadi şikâyetlerine yol açmakta yahut okul binalarının yapılamaması gibi bir
ne
tice vermekte idi.
Hem yukarıda bahsi geçen kanunlarla, hem ,de Köy Kanunu ile okul, öğretmen ve sağlık memurları evleri yapımı gibi köylü halkımıza nakden ve bedenen yükletilen bütün mükellefiyetler son defa çıkarılan bir kanunla kaldırılmış ve köylü geniş .bir nefes almıştır. Bundan böyle köy. okulları da şehir okulları gibi tamamen devlet veya hususî idare bütçelerinden yapılacaktır.
Bu ylı Millî Eğitim Bakanlığı bütçesine konan 8.800.000 liralık köy okulları inşaatına yardım tahsisatının 4 milyon lirası tahsil çağındaki çocukların ancak yüzde 25'i kadarını okutabilen İllere (on İl) ve* rilmiştir.
Bu suretle: Diyarbakır'da 40, Urfa'da 30, Mardin'de 27, Van'da 25, G. Antep'te 18, Ağrı'da 18, Bingöl ve Bitlis'de 15'er. Siirt'te 17, Tunceli'de 15, Hakkâri'de 9 ilkokul inşa edilmektedir.
2.O31.OOO lirası ise tahsil çağındaki çocuklarının %2S, %50 kadarını okutabilen İllere (16 İl) tahsis edilmiştir.
Geri kalan miktar da tahsil çağındaki çocuklarından %50'den fazlasını okutan 37 İle tevzi edilmiştir. Böylece bu para en muhtaç İllere verilmiş bulunmaktadır.
— Ankara:
Çamaltı tuzlasında ihraç maksadiyle istihsalin arttırılması hususunda yapılmakta olan tevsi işlerine devam olunmaktadır. Bunun için bu sene 495 bin dolarlık malzeme sipariş edilmiştir. Bunların bir kısmı gelmiş, yerlerine konmuş, bir kısmı da yolda bulunmaktadır. Bu yıl dış piyasalara 150 bin ton tuz ihraç edilmiştir.
Tuz nakliyatının her mevsimde arızasız o-larak yapılmasını sağlamak üzere, Koçhisar Tuz Gölü'ndeki Yavşan ve Kaldırım tuzlalarının Devlet Karayollarına bağlanmasına ve İzmir'in Çamaltı tuzlasını Çiğli istasyonuna bağlayan yolun da ıslâhına çalışılmaktadır. Bu işler için gerekli 403 bin 500 liranın Marshall Yardımı karşılık paralar fonundan verilmesi için İktisadî İşbirliği Teşkilâtı ile bir anlaşma yapılmıştır.
■— Ankara:
Öğrendiğimize göre, Toprak Komisyonlarınca toprak dağıtımına devam edilmektedir. Son defa 14/8/951 günü Ankara'nın I Polatlı İlçesine bağlı Hacıosmanoğlu kÖ- | yünde 73 çiftçi ailesine 15.243 dönüm, i 15/8/951 günü Eskişehir'in Merkez İlçesine bağlı Çifteler köyünde 216 çiftçi ailesine 8.934 dönüm ve 16/8/951 tarihinde de İzmir'e bağlı Karaburun İlçesinin 4 köyünde 92 çiftçi ailesine 913 dönüm olmak üzere 3 gün içinde cem'an 25.090 dönüm arazi değıtılmış bulunmaktadır. Bu suretle 1951 bidayetinden beri dağıtılan toprak miktarı 325.774 dönüme ve topraklandın-1 lan çiftçi ailesi yekûnu 6244'e baliğ olmuş- I tur.
Önümüzdeki aylarda dağıtımın daha hız-1 lanacağı ve yıl sonuna kadar bir milyon I dönümden fazla toprak verileceği beklen-1 pektedir.
— Kurşunlu:
Bugün saat 11.10'da orta şiddette bir zelzele daha olmuştur. Bazı evlerin duvarları yıkılmıştır. İnsanca zayiat yoktur.
— Ankara:
Ağrı dağına çıkmak üzere bir müddetten beri genç dağcılarımızın yapmakta oldukları hazırlık son safhasına gelmiş ve dağcı kafilemiz çıkış teşebbüsüne başlamak üzere Doğu Beyazıt'a muvasalat etmiştir.
Dağcılarımızın büyük bir şevk ve cesaret eseri olan bu hareketlerini Doğu - Beyazıt muhabirimiz kafileye iltihak suretiyle takip edecektir.
18 Ağustos 1951
— Ankara;
Milletvekilleri Yüksek Seçim Kurulu Baş-
îli Adı ve Soyadı
Aydın Doktor Mustafa Kentli
Aydın Avukat Ertuğvuİ Akça
Aydın Doktor Cemal Islak
Balıkesir Avukat Nihat Akpinar
Bursa Ord. Prof. Vasfi Raşit Sevig
Denizli Dr. Raif Yesari Bilgisev
Eskişehir Avukat Nurettin Ardıçoğlu
İstanbul General Sadık Aldoğan
İstanbul İktisat Doktoru Ahmet Oğuz
İzmir General Rasim Aktoğu
Kastamonu General $efik Çakmak
Kırşehir Avukat Ahmet Tahtakılıç
Sinop Suphi Batur
Zonguldak Prof. Sadrettin Topsi
kanlığından:
16/Eylû]/591 tarihine tesadüf eden Pazar günü yapılacak Milletvekilliği ara seçimi sebebile Millet Partisi tarafından Kurulumuza verilen ve aşağıda yazılı olan liste I 5545, sayılı Milletvekilleri Seçimi Kammu-I nun 38'inci maddesi hükmüne tevfikan ilânl olunur.
Millet Partisi Genel Başkanı M. P. Genel Y. Kurulu üyesi M. P. Aydın İl Y. Kurulu üyesi
M. P. Genel Y. Kurulu üyesi
M. P. Genel Y. Kurulu üyesi
M. P. Genel Y. Kurulu üyesi
M. P. İzmir İl. Y. Kurulu Başkanı
M. P. Genel Sekreteri
M. P. Genel Y. Kurulu üyesi
M. P. İstanbul İl Y. Kurulu Başkanı
-— Ankara:
Haber aldığımıza göre. Türk Hava Kurumunun 5 uçaklık bir filosu, 20 Ağustosta bir yurt seyahatine çıkacaktır. Filo Kayseri, Sivas, Erzincan, Erzurum, Kars, İğdır, Karaköse, Van, Diyarbakır, Urfa, Gaziantep, İskenderun, Adana, Karaman ve Konya'ya uğradıktan sonra Ankara'ya dönecektir. Filonun indiği yerlerde hava gösterileri yapılacak, şehir ve kasabalara beyannameler atılarak halkımıza Türk Hava Kurumunun şükran duyguları ulaştırılacaktır. Ayrıca, ikinci bir filo yakında Ege bölgesini ziyaret edecektir.
— Ankara:
Tarım Bakanlığından alman malûmata göre, ziraî mahsullerimize musallat olan çeşitli hastalık ve zararlılar Millî Ekonomimizde de her yıl ortalama 500 milyon zarar yapmaktadır. Bu zararın önlenmesi için mücadele işleri yeni ve esaslı bir şekilde eîe alınmış bulunmaktadır.
43 İlde tatbik edilen fare mücadelesi neticesinde 2.708.000 dekar fareli saha temizlettirilmiş, 54 İlde yapılan domuz mü-
cadelesi neticesinde 6850 domuz öldürülmüş, 39 İlde zuhur eden çekirgelere karşı hayvan ve insan zehirlenmesi bakımından tehlike teşkil etmiyen ilâçlarla, motorlu vasıta ve yardımcı verilmek suretiyle ya-l pılan mücadele şimdiye kadar gelen icraat raporlarına göre 500 bin kilo çekirge öldürülmüştür.
— »Ankara:
Hükümet memleketin su işlerinin halli içini geniş Ölçüde gayret sarf etmektedir.
Eski iktidar münferit su mevzularında! yaİnız uzun vadeli su işlerine ehemmiyeti vermiştir. Halbuki yurdun hemen her ye-l rinde nisbeten az masrafla ve nihayet biri iki yıl gibi kısa vâdeler içinde kendisimi tamamen amorti edecek, mühim ve fay-j dah neticeler elde edilecek su işlerimizi vardır. Bunlar tamamen ihmal edilmiş bu-| lunuyordu. Umumî surette de olsa etüdleril dahi yapılmamıştı. Mahallî halkın ıstırap-1 lanm kısa zamanda giderecek olan bu mühim mevzu ehemmiyetle ele alınarak teş-l kil olunan ekiplerle büyük bir kısmı tesbitl edilmiş bulunuyor.
Sular Bölge Müdürlüğü ve Kaymakamlık tarafından dere kenarlarını tahkim için emaneten yaptırılmakta olan mahmuz duvarlarında esaslı tahribat yapmıştır.
— İzmir:
Yarın 20'nci İzmir Enternasyonal Fuarı'nı açacak olan Ekonomi ve Ticaret Bakanı Prof. Muhlis Ete, bu sabah 8.30'da İstanbul vapuru ile şehrimize gelmiştir.
Rıhtımda Vali Osman Sabri Adal, Belediye Başkanı Rauf Onursal, 2'nci Yurtiçi Bölge Komutanı Tuğgeneral _ Cihangir Berker, Bölge Ticaret Müdürü. İhracat Başkontro-lörü, İhracatçı Birlikleri Umumî Kâtibi ile Demokrat Parti İl İdare Kurulu üyeleri ve şehrimizin tanınmış tüccarı tarafından karşılanan Bakan, doğruca Tüccar Kulübüne gitmiş ve kısa bir müddet istirahatı müteakip Kulüpte hazır bulunan tüccarın ricaları üzerine bir toplantı yapılarak Bakan, ihracatımızın kolaylaştırılması mevzuunda tüccar tarafından ileri sürülen gö'-rüş ve temennileri dinlemiştir.
Ekonomi ve Ticaret Bakanı bilâhare Tüccar Kulübünden ayrılarak Vali Osman Sabri Adal ile birlikte bugün Panaya Kapu-lu'da yapılmakta olan dinî töreni takip etmek üzere Efes'e gitmiştir.
Bakan, akşam üzeri şehrimize avdet edecektir. Prof. Muhlis Ete'ye Bakanlık Zat İşleri Müdürü refakat etmektedir.
- Bolu:
Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Saıfıel Ağaoğlu beraberinde Bolu Milletvekillerinden Mahmut Güçbilmez. Mithat Dayioğlu. İhsan Gülez ile Ziraî Donatım İdare Kurulu üyesi Turgut Nalcıoğlu, Orman Genel Müdür muavini Seyfi Tuncer ve kendisine Gerede'de mülâki olan Vali, Tugay Komu-tani, Belediye Başkanı. Jandarma İl Komutanı olduğu halde bugün saat 11.50'de şehrimize gelmiştir.
Başbakan Yardımcısı ve beraberindeki zevat şehrin methalinde Gümrük ve Tekel Bakam Rıfkı Salim Burçak, Bolu Milletvekillerinden Fahri Belen, Zuhuri Danışman, Kâmil Bozak, siyasî partiler başkanları, mülkî ve askerî erkân ile kalabalık bir halk kütlesi tarafından karşılanmış, başında bandosu bulunan bir askerî kıt'a selâm resmini ifa etmiştir.
Yolun iki tarafını dolduran halk coşkun tezahüratta bulunmuş ve buradan yaya olarak toplu bir halde Belediye binasına kadar yürünmüştür.
Bir anda Belediye binası önünde toplanan kesif kalabalığın tezahüratı ve ısrarlı daveti üzerine balkona gelen Samet Ağaoğlu şu hitabede bulunmuştur:
«Zahmet ettiniz muhterem Bolulular, hepinize Başbakan adına ve Hükümetiniz adına çok teşekkür ederim.
Güzel şehrinizde muhabbet göğsünüzü bize karşı açmakla iktidarımıza olan itimadınızı göstermiş oldunuz. Bunun için göğsümüz iftiharla doluyor. Huzurlarınızla alınlarımız yükseklere doğru kalkıyor aziz vatandaşlar.
Daima size hizmet eden bir iktidar olarak size lâyık olmanın iftiharını taşıyacağız.
Bir daha minnet ve şükranlarımızı arzede-rim aziz Bolulular.»
— İstanbul:
Türkiye yüzme birinciliklerine Lido havuzunda bugün saat 10'dan itibaren devam edilmiş ve aşağıdaki neticeler alınmıştır:
200 metre serbest:
1.— ibrahim Sulu (istanbul) 2'.26".5
2— gükrü Ağaçoğlu (Adana) 2'.29"
3.— Nejat Nakkaş (İstanbul) 2'.35".9
100 metre sırtüstü:
1.— Ahmet Güslüoğlu (Adana) 1'.24".6. 2.— Hamdi İşsağ (Adana) 1'.24".8. 3.— Orhan Sağlam (Adana) 1'.25".8. 3X100 metre karışık bayrak yarışı:
1.— Adana takımı 3'.47".S (yeni Türkiye rekorudur) 2.— İstanbul takımı 4'.03"
400 metre serbest:
1.— İbrahim Sulu (İstanbul) 5'.25".1.
2— Lazo Tavukçuoğlu (İstanbul) 5'39".8. 3.— Halil Yüksel (Adana) 5'.44".9.
Kule atlamalarında derece alanların isim-leri:
1.— Ergun (Adana) 101.78 puan
2.— Muammer (İstanbul) 96.91 puan
3.— Mehmet (Bursa) 57.16 puan. Moda Spor ile Seyhan takımları arasında yapılan Sutopu müsabakaları da 7-6 Seyhan'ın galibiyetiyle neticelenmiştir.
— Ankara:
Demokrat Parti Genel İdare Kurulu bugün saat 16'da Genel Başkan Adnan Menderes'in başkanlığında toplanmıştır.
Toplantı saat 20'ye kadar devam etmiştir.
Bir milyondan fazla pamuk balyası memlekete bir milyara yakın bir servet getirmeye hazırlanıyor. Vaktinde dağıtılmış bol tohum, mahsulün çokluğuna rağmen yüksek tutulmuş olan fiatlan, ziraî kredi sahasında eski iktidarın son yılma nis-betle 220 milyon Ura fazla ikrazat, 100 milyonluk bir ziraî borcun tecili, ziraat âletler-rinin en uzak memleket köşelerine kadar götürülmüş olması gibi sebepler Allahtn İnayetiyle birleşerek iktidarımızın daha ilk yılında ziraî istihsal sahasında milletin yüzünü güldürdü. Ziraî Donatımın onların idaresi zamanında 6 yılda getirdiği traktör 2 binden biraz fazladır. Bizim idaremiz 10.000 traktör üzerinde çalışmıştır. Onlar o yılda 40 milyon liralık ziraî âlet getirdiler, bİ2 İS ayda 104 milyon liralık. Bankalardaki mevduat son bir yılda yarım milyona yakın bir nisbette artmıştır.
îşte arkadaşlar, cesaretle iddia edebiliriz: Türkiyemizin çehresi değişmkete, Türkiye-miz büyük medeniyetin eşiğinden atlamaktadır.
Dokuzuncu Büyük Millet Meclisi memleket mukadderatını genç ve titiz ellerinde kuvvet ve maharetle idare ediyor. Birinci Meclisten sonra ilk defadır ki, Dokuzuncu Millet Meclisi 10 ay mütemadiyen çalışmış, içtimaî ve iktisadî sahada birçok esaslı kanunlar çıkarmıştır. Ücretli Hafta Tatili Kanunu. Ecnebi Sermayeyi Teşvik Kanunu gibi esaslı kanunlar çıkmış bulunuyor. Memurin Muhakemat, Köy, Belediye. Sanayi Kanunları tasarıları gibi. yine esaslı tasarılar Meclise sevkedilmiştir. Burada biraz Orman Kanunu üzerinde durmak isterim. Bu kanun tasarısı aylardan beri Mecliste esaslı bir şekilde tetkik edilmektedir. Önümüzdeki sene muhakkak surette kanuniyet kesbetmiş olacaktır. Milyonlarca vatandaşımızı alâkadar eden öyle bir mevzu üzerinde dikkatle durmak vicdanî borcumuzdur.
Memleketimizde ilk defadır ki. küçük su işleri, köy içme suları iktidar tarafından ele alınmış bulunuyor. 55 küçük su işinden 40'dan fazlasının ihalesi yapılmıştır. Asırlardan beri yol yüzü görmemiş memleket parçalan yepyeni yollarla birbirine bağlanmaktadır.
Devlet bütçesinde israf durdurulmuş, vergilerde ıslahat başlamıştır. Hayvan Vergisi azaltıldı, kararımız büsbütün kaldırmaktır. Yol Vergisini behemehal kaldıracağız.
Dış ticaret politikamızın esası olan serbest ticaret karan çok kısa bir zamanda muaz-
zam neticeler verdi. İstanbul limanı ağzına kadar gemi ve eşya ile doludur.
Arkadaşlar, hakikat budur. Fakat bu hakikate karşı gözlerini kapayan, iftira, tezvir ve isnat yollarında dini, mektebi ve orduyu biîe politikaya âlet etmekten çekinmi-yen bir muhalefet var. Bu muhalefetin vicdanları isyana sevkeden hareketleri var. Daha dün totaliter bir idarenin mutlak mes'ulleri, 1946 seçimlerini yapanlar, vatandaşları sorgusuz, sualsiz kütle halinde kurşuna dizdirenler, tabutluklar ve işkenceler rejimini tatbik edenler, bugün karsımıza çıkmışlar, hürriyet kahramanı, fazilet mücahidi, ahlâk davacısı kesilmişlerdir.
Vicdanlar buna razı olamaz. Fakat arkadaşlar, onların gösterdikleri bu manzara mukadderdir. Mukadderdir çünkü, memlekette bir inkılâb oldu. Onların mümessili oldukları rejim ve zihniyet ebediyen yıkıldı, şimdi hâlâ o rejim ve zihniyetin hâkim olduğu devirlerin, hâtıraları içinde yeis ve ıstırapla çırpınmaktadırlar.»
Başbakan yardımcısı bundan sonra Halkevlerinin millete intikali bahsine geçmiş ve şöyle demiştir:
«Belediyelerden. Hazineden, Hususî İdarelerden zorla aldıkları ve değer yekûnu belki 300 milyon lirayı bulan mallan tekrar millete iade eden ve memlekette i!k defa olarak milletin reyi ile seçilmiş bulunan Dokuzuncu Meclise dil uzatmaktan çekinmediler ve emirlerle mebus tayin ettirmiş olanlar, milletin seçmiş olduğu Meclisi itibardan düşürmeğe ve onu tehdide cür'et ettiler. Hattâ Meclis âzalarının günün birinde şahsî mallarına el koyacaklarını ilân ettiler. Onların bütün bu hareketleri millet nazarında kendilerini bir kere daha mahkûm etmiş bulunuyor.
Bunun içindir ki, iktidar hastalarını kendi beyhude emel ve ihtirasları içinde boğulmağa bırakarak yolumuza devam edeceğiz.»
Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu, Demokrat Partinin, daha uzun yıllar milletin itimadına mazhar olarak memleket için çalışacağını söyledikten sonra, millet huzurunda hesaplarımızı daima açık olarak verdik ve vereceğiz, diyerek sözlerini bitirmiştir.
— Bolu:
Dün Bolu İl Kongresinde söz alan Gümrük ve Tekel Bakam Prof. Rıfkı Salim Burçak.Bakanlığını ilgilendiren hususlar hakkında Kongreye şu izahatta bulunmuştur:
Kalafat yerinde bir motür batmıştır. Yedİ-"kuleden hareket eden motorlu bir spor teknesinin kasırgaya yakalandığı öğrenilmiş ve yardımına herhai serî bir motor tahrik edilmiştir.
Saat IS'e kadar insanca hiçbir zayiat kaydedilmemiştir.
— İzmir:
20;inci İzmir Enternasyonal Fuarı bugün saat 19'da Kültürpark'm Lozan Kapısı Ö-nünde yapılan muazzam bir törenle kapılarını ziyaretçilere açmıştır.
Bayrak direklerinde şanlı bayrağımızın yanında 12 milletin (Almanya, Amerika. Belçika, Çekoslovakya. Finlandiya, Hollanda, İngiltere. İsveç, İsrail, İtalya. Macaristan, Yugoslavya) de bayraklarının dalgalandığı Lozan Kapısı önündeki büyük meydan tören saatmdan çok evvel halkla hıncahınç dolmuştu.
Törende Ekonomi ve Ticaret Bakanı Profesör Muhlis Ete. Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Doktor Ekrem Hayri Üstündağ, Maliye Bahanı Hasan Polatkan. Çalışma Bakanı Nuri Özsan, Tarım Bakanı Nedim Ökmen, şehrimizde bulunan Milletvekilleri. Va!İ Osman Sabri Adal, Basm - Yayın ve Turizm Genel Müdürü Doktor Halim Al-yot. Komutanlar, İl Genel Meclisi ve Şehir Meclisi üyeleri, siyasî partiler mümessilleri. İtalya ve Yugoslavya Büyükelçileri, Finlandiya, Hollanda ve İsveç Elçileri, İsrail Maslahatgüzarı, Batı Almanya ve Finlandiya'nın İstanbul Başkonsolosları, İzmir'de bulunan bütün Başkonsolos ve Konsoloslar. Ataşeler, yerli ve yabancı Basm ve Ajans mümessilleri ile mülkî ve askerî erkândan mürekkep seçkin bir davetli kitlesi hazır bulunuyordu.
Tam saat 19'da Şehir bandosunun çaldığı İstiklâl marşı ile törene başlandı. İstiklâl marşını müteakip İzmir Belediye Başkanı Rauf Onursal, kürsüye gelerek aşağıdaki süslerle davetlilerini ve halkı selâmladı:
«Pek sayın Ticaret Bakanımız, saygı değer Bakanlarımız, MületvekiHerimiz, yabancı devletlerin güzide mümessilleri, kıymetli hemşehrilerim,
20'nci Enternasyonal Fuarımızın açılış töreninde bulunmaklığmıza dair vâki davetimize icabet ettiğinizden dolayı İzmir şehri adına şükranlarımı arzetmek isterim.
Milletlerarası fuarlar, milletler tüccarlarının, sanayi adamlarının, çiftçilerinin, tek-
nik sahada çalışanların zekâ, kabiliyet ve tecrübelerinin yarattığı eserleri birbirlerine tanıttıkları meşherdir. Fuarımız da bu ideale yaklaştığı nisbette insanlığa olan vazifelerini yerine getirmiş olacaktır.
Bu seneki çalışmalarımızın başında Fuarımızın karakterini tayin etmek geliyordu. Bu karakter «İhracat Fuarı» olarak tayin edilmiştir. Bundan sonra bütün gayret ve çalışmalarımız buna matuf olacaktır.
Bu seneki Fuarın hazırlanması için Fuar İdaresi, yarım milyon liradan fazla bir miktar sarfetmiştir.
Işık tertibi, ecnebi devletlerle yerli ve yabancı firmaların iştirak nisbetleri geçen senelere nazaran rekor teşkil etmektedir.
Dünyayı saran tehlike bulutlarının karanlıkları altında menfaatleri birbirine zıt o-lan milletleri bir saha içinde birleştiren 20'nci Enternasyonal Fuarımızın bu zulmetleri yırtarak insanlığın özlediği kardeşlik ışığına kavuşturacağına inanıyorum. İşte bu inancın verdiği heyecan içinde İzmirliler adına bütün dünya milletlerini selâmlamakla bahtiyarlık duymaktayım.»
Belediye Başkanının şiddetle alkışlanan nutkundan sonra Ekonomi ve Ticaret Bakanı Profesör Muhlis Ete şu nutku irad etmiştir:
«Aziz yurddaşlarım, kıymetli misafirlerimiz.
Sayın Başbakan Adnan Menderes, bu seferki Fuarı bizzat açmak için İzmir'e gelmek üzere iken mühim işleri çıktı, maatteessüf gelemedi. Sizlere telefonla selâmlarını gönderdi ve Fuarımıza başarılar diledi. Bu gerefli vazifeyi bana tevdi eyledi. Yalnız bir Ekonomi Bakanı olarak değil, Sergi ve Fuarlarla çok meşgul olmuş bir iktisatçı sıfatiyle bu ödevi memnunlukla yerine getiriyorum.
izmir'imizde kurulan Türkiye'mizin biricik Enternasyonal Fuarını açarken, buraya gerek mallarını teşhir etmek suretiyle, gerek Fuarımızı ve memleketimizi görmeğe gelen yabancı misafirlerle, Türk ekspozan ve ziyaretçileri hürmetle selâmlar ve Fuarımızla memleketimize karşı gösterdikleri alâkaya Hükümet. Şehir ve Fuar İdaresi namına candan teşekkür ederim.
Arkadaşlarım, önce millî ve sonra beynelmilel bir karakter taşıyan Fuarımız bu yıl 20'nci yaşını idrâk ediyor. Pazarlar tarihinde büyük bir yaş ifade etmemekle beraber. Cumhuriyetin bir eseri addolunan İzmir Fuarının açılışı memleket ölçüsünde bir tezahür sayılmaktadır. Böylece bu yıl Karadenizin hem gelir ve hem gideri Demokrat Parti iktidarı tarafından ayarlı bir müdahaleye tâbi tutulmuştur. Neticede fındık müstahsili bir kilo kabuklu fındığına 4-5 kilo mısır alabilecek bir iştira kuvvetine sahip kılınmıştır.
— İstanbul:
Yeşilköy Meteoroloji merkezi bugünkü kasırga hakkında aşağıdaki malûmatı vermiştir:
Birkaç günden beri yurdumuz üzerinde sıcak bir hava kitlesi mevcuttu. Bugün Polonya, Romanya ve Bulgaristan üzerinden gelen soğuk hava kitlesi İstanbul'da fevkalâde bir kasırga hâdisesi meydana getirmiştir. Karayel rüzgârının hızı bazen saniyede 22 metreyi bulmuştur. Yarım saatlik müddet içinde YeşilkÖyde sağanaklı yağmurun beher metre kareye bıraktığı yağış miktarı 6 kilogram kadardır. Kasırga doğrudan doğruya Karadeniz istikametine gelmiş ve şehrimiz üzerinden geçerken doğuya istikamet aldığı görülmüştür. Orta Anado-luya, Karadenizin orta kısımlarına tedricen ilerliyerek doğuya doğru gitmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Marmara'da umumiyetle tesirini göstermiştir.
— İstanbul:
Emekli Orgeneral İzzettin Çalışlar'ın cenazesi bugün ikindi namazın: müteakip askerî merasimle Beyazıt camiinden kaldırılmıştır.
Merasime Kurmay Albay Zeki Ozsan'm komutasında sancağı ile birlikte bir piyade alayı, bir süvari bölüğü, deniz kıtası, jandarma - bölüğü ve polis müfrezesi iştirak etmiştir.
Merasimde Cumhurbaşkanı adına Başyaver Kurmay Yarbay Nureddin Alpkartal, Vali ve Belediye Başkanı adına Fuad Alper, Ordu Müfettişi General Şükrü Kanatlı, İstanbul Komutanı General Nazmi Ataç, Üçüncü Ordu Komutanı Nureddin Baran-sel; Deniz Harp Akademisi Komutanı Tümamiral Necati Özdeniz ve pek çok e-mekli generaller, subaylar hazır bulunmuşlardır.
Askeri merasim Saraçhanebaşrnda sona e-rerek, tabut top arabasından cenaze otomobiline nakledilmiş. Edîrnepakı şehitliğinde hazırlanan ebedî medfenine tevdi o-lunmuştur.
— Bilecik:
Bu sabah (Demokrat Parti Milletvekillerine açık mektup) başlığını taşıyan ve birtakım mânâsız ve asılsız iddiaları ihtiva eden bir beyannamenin otomobille oraya buraya dağıtıldığı görülmüştür. Seçim Kurulu kararı ile 12-14 arasında kendilerine açık hava toplantısı sırası verilen Cumhuriyet Halk Partililer namına toplantıyı açan Avukat Şemseddin Erdinç'in de bu beyannameyi aynen okuduğu işitilmiştir. Beyannamenin tetkikinde halkı, asılsız haberler yayarak, heyecana şevke matuf birçok yazılar bulunduğu ve bu beyannamenin
Seçim Kanununun 135'inci maddesine aykırı olduğu görülerek sanık Şemseddin
Erdinç Savcılıkça Suçüstü Mahkemesine verilmiştir.
Sanık, mahkemede, beyannamenin bilhassa üçüncü maddesinin dikkatini çektiğini ve beyannameyi veren Kars Milletvekili Abbas Çetin'e bu hususu söylediğini, fakat onun, okunmasında ısrar ettiğini, bunun üzerine kendisinin de okuduğunu söylemistir. Hâkim bu beyannamelerin derhal toplattırılmasına karar vermiş, bazı hususların ve bu meyanda beyannamelerin Ulus matbaasında basılıp basılmadığımn tetkiki için mahkemeyi Çarşamba gününe talik etmiştir.
Bu beyannameler aynı zamanda Küplü ve Söğüt'te dağıtılmıştır.
— Doğu - Beyazıt:
Dağcılarımızın Ağrı dağına bir çıkış yapacağını bildirmiştim. Üsteğmen Cevat
Gökmenoğlu komutasında Teğmen Münir Kısa, Doktor Yüzbaşı Kemal Gümüşçü ve 105 erden müteşekkil kafile Ağrı dağının buzlarla örtülü zirvesine çıkmak üzere bugün saat 5.45'te hareket etmiştir. Kafile,başta Alay Kumandanı ve subaylar olduğu halde halkın başarı temennileriyle uğurlanmıştır.
21 Ağustos 1951
— Ankara;
Son günlerde Çankırı, Kastamonu ve Bolu İllerinde vukubulan depremden müteessir olan halka ilk ve âcil yardımları yapmış olan Kızılay Genel Merkezi, bu yurddaşlara daha geniş yardım sağlanması için vatandaşların yapacakları şartlı bağışların bir an evvel merkeze gönderilmesini şubelerine tamimen bildirmiştir. Bu bağışlar son deprem felâketzedelerine tahsis olunacaktır.
— Ankara:
Dün akşam Bilecik muhabirimizden aldığmr.z bir haberde İl merkezi ve İlçelerde
tahrik edici bazı beyannamelerin dağıtıldığı ve Halk Partisi açık hava toplantısında parti başkanı avukat Şemseddin tarafından okunduğu ve Cumhuriyet Savcılığının işi Suçüstü Mahkemesine verdiği bildirilmekte idi. Bu hâdise hakkında malûmat vermesini rica ettiğimiz Adalet Bakanı Rükneddin Nasubioğîu bize aşağıdaki beyanatta bulunmuştur :
Demokrat Parti Milletvekillerine mektup) başlığı ile matbu bir beyannamenin Bilecik ve civarında halka dağıtıldığı haber alınmıştır. Bu beyannamenin altında vatandaş Mehmet, vatandaş Ali, vatandaş Ahmet ve vatandaş Durmuş vesaire adlarla 14 matbu imza bulunmaktadır.
Münderecatı her türiü meşru seçim mücadelesine uymamaktadır. Tahrik edici bir edâ ile kaleme alınmıştır. Halka tevzi edilen bu matbuanın ihtiva ettiği bazı kısımlar memlekette anarşinin hüküm sürdüğü mânasını ihsas edecek ve vatandaşın Hükümete güvenini sarsacak mahiyettedir. Altındaki İmzaların da hakikî hüviyet sahipleri olduğu henüz anlaşılmış değildir.
Mahallî Savcılığının bize bildirdiğine göre bu matbu beyannameler Ankara'da Ulus matbaasında basılmış ve ara seçimi olan mıntakalara dağıtılmıştır. Bu arada Kars Milletvekili Abbas Çetin tarafından Bile-cik'e de getirilmiştir. Bilecik Cumhuriyet Halk Partisi merkezinde bunlardan 1.471 adet bulunmuştur. Bu beyanname Bilecik Cumhuriyet Halk Partisi Başkanı Avukat Şemseddin tarafından bir açık toplantıda okunmuştur. İşe alâkalı savcılıklarca el konulmuş ve adlî takibata geçilmiştir.
— Ankara:
Yedek Subay Okulu 31'İnci dönem eğitimini başarı ile bitiren yedek tabiblerİn diploma tevzii törenleri, bugün Yedek Subay Okulunda yapılmıştır. Törende. Millî Eğitim Bakam Tevfik İleri. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut, ikinci Başkanı Korgeneral Zekâi Okan, Askerî Şûra üyelerinden Orgeneral Muzaffer Tuğsavul. generaller, yüksek rütbeli subaylar ve Basın mensupları hazır bulunmuşlardır.
Törende okul konferans salonunda toplanmış bulunan asteğmenlerin hep beraber söyledikleri İstiklâl marşiyle başlanmıştır. Bilâhare Okul Komutanı Kur. Alb. Lûtfi f Güvenç genç asteğmenlere bir hitabede bulunmuş, buna genç asteğmenlerden birisi I cevap vererek, Türk Ordusunun şerefli saf-. 'arına katılmaktan duydukları gururu arkadaşları adına ifade etmiştir.
Daha sonra Genelkurmay Başkanı tarafından bölüğün birinci, ikinci ve üçüncülerine okulca hazırlanan mükâfatlar verilmiştir. Mükâfat tevziini müteakip kısa bir konuşma yapan Orgeneral Nuri Yamut, ezcümle «Katılacağınız ordu saflarında bilhassa Mehmetçiğin engin ruhu ile temasa gelmelisiniz. İşte o zaman gözlerinizin önünde yepyeni bir ufkun açıldığını göreceksiniz. Genç hekimler, nurlu yolunuzda şerefli başarılar dilerim» demiştir.
Bundan sonra sınıf birincisi tarafından yaş kütüğüne çivi çakılmış ve Yedek Subay marşı iie törenin bu kısmı sona ermiştir.
Müteakiben okul binası önünde yapılan ve davetlilerin büyük takdirlerini kazanan çok muntazam bir geçit resmi ile törene son verilmiştir.
— İsparta:
Bir yandan İsparta halısının cihanşümul şöhretini muhafaza ettirmek, diğer taraftan İsparta halıcılığının kalkınmasını sağlamak maksadiyle Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı çok yerinde bir karar almıştır.
Bakanlığın bu karara istinaden bütün Ticaret Odalarına yaptığı bir tamime göre, bundan böyle İsparta adıyla dış piyasalara sevkedîlecek halılarda İsparta Ticaret Odasının soğuk kontrol damgasının bulunması şart koşulmuş, aksi takdirde menşe şeha-detnamesi verilmemesi bildirilmiştir.
Bu karar bütün şehrimizdeki halıcıları sevindirmiştir.
22 Ağustos 1951
— İstanbul:
Efes'te Hazreti Meryem'in son ikametgâhı olan Panava Kupulu'ya yeni yapılan İzmir-Efes. Efes - Panaya Kapulu yolunun açılış töreninde bulunmak, ayni zamanda İzmir Fuarının da açılma merasimine iştirak etmek üzere Basın - Yayın ve Turizm Genel Müdürü Doktor Halim Alyot ile birlikte İzmir'e giden Ankara ve İstanbul gazete-cüerile memleketimizde bulunan muhtelif yabancı ajans ve gazete temsilcilerinden müteşekkil gurup, bugün sabaha karşı Ban-dırma'vapuru ile İstanbul'a dönmüşlerdir.
— İzmir:
Şehrimizde tetkik ve temaslarda bulunmakta olan Çalışma Bakanı Nuri Ozsan,
dün sabah İşçi Sigortaları Kurumuna giderek bîr müddet meşgul olmuştur. Nuri Özsan saat 15.30'da sanayi Birliğinde İzmirli işverenlerle işçi mevzuunda bir saat kadar konuşmuş ve saat 18.30'da da Tekel Sigara Fabrikası salonunda İzmir İşçi Sendikaları temsilcileri ve İşçi mümessillerinin iştirakiyle yapılan bir toplantıda hazır bulunmuştur.
Fasılasız iki buçuk saat süren bu toplantıda Bakan, salonda bulunan bütün temsilci ve mümessillerin ayrı ayrı dilek ve şikâyetlerini dinleyerek cevap vermiştir. Bakan demiştir ki:
«Arkadaşlarım, izmirli işçilere teşekkür etmekle sözlerime başlayacağım. Çünkü İzmirli isçi arkadaşlarım Meclisten yeni çiknnş olan Ücretli Hafta Tatili Kanunu hakkında büyük bir anlayış göstermişlerdir.
Bu kanun kabul edildikten sonra bazı yeiler işçilere tatil günleri tam yevmiye verilmesini talep ettiler. Gerçi bu şekilde taiepler gayet mahdut yerlerden gelmiştir. Biz Hükümet olarak is ve işçi nizamını tanzim etmeyi ve isçilerimizin refahını sağlamayı kendimize vazife edindik.
Biz ücretli hafta tatili tasarısını hazırlarken hafta tatili ücretlerini tarrî olarak vermek niyetiyle hareket ettik ve bu. maksatla da tetkiklere başlamıştık. Fakat maalesef tetkiklerimiz neticesinde buna. imkân görülemedi. Sebebi de malûmunuz olduğu üzere maddî imkânsızlıktır.
Arkadaşlar, bildiğiniz gibi başta köylerimiz olmak üzere memleketimizde yaşama seviyesi düşüktür. Bu seviyeyi yükseltmek lâzımdır. Bunu da bîr taraftan değil, her taraftan birden tutarak kaldırmak lâzımdır. İse evvlâ, köylerimizi kalkındırmakla, köylülerimize hayat hakkı tanımakla başladık. Bir sene içinde İllere'tahsis ettiğimiz paralarla hemen hemen bütün köylerimizde yeniden yollar, su tesisleri yapıldı, buna devam edeceğiz de...
Ücretli Hafta Tatili Kanununu kabul ettirmekle Hükümete 25 milyon lira yüklemiş oluyoruz. Eğer bu 25 milyon lirayı İllere dağıtmış olsaydık, geri kalmış köylerimizde daha birçok şeyler yapmak imkânı hâsıl olacaktı. Ama biz memleket kalkınmasını kül olarak ele aldığımızdan, işçilerimizi de ihmal etmedik ve Ücretli Hafta Tatili Kanunu ile isçi dâvalarından birini halletmiş oîduk.
Arkadaşlar, 25 milyon lira düşünürseniz az para değildir. Konuşmalarınız arasında Grev Kanunundan bahsedildi. Arkadaşlar,
biz hazırlamış olduğumuz Grev Kanunu tasarısını sizlerin ve diğer kimselerin tetkikine sunarken şunu düşündük:
Noksansız ve milletimizin istediği şekilde mükemmel bir kanun çıksın. Elinizdeki taslak hakkında fikirlerinizi serdedeceksi-niz. Biz bunları nazarı itibara alacak, yeniden grev mevzuu üzerinde tetkiklerde bulunacağız ve tasarıya son şeklini vereceğiz. Zannetmeyin ki kanun sizin okumuş olduğunuz taslaktaki şekilde çıkacaktır. Belki de üzerinde daha pek çok retuşlar yapılacaktır.
Bazı arkadaşlar da İş Kanunundan ve yeni Teşkilât Kanunundan bahsettiler. İş Kanununu bazı kayıtlar altında daha çok şümullendireceğiz. Teşkilât Kanunumuzda da esaslı bir ıslahat yapılacaktır.
Malî külfetlerden şikâyet eden arkadaşlar da oldu. Bu arkadaşlara Gelir Vergisi Kanununun yeniden tetkik edilmeye başlandığını haber verebilirim. Belki işçilerimiz bu suretle şikâyet ettikleri külfetten kurtulmuş olacaklardır.
Diğer taraftan Hastalık Sigortası Kanunu İzmir'de de derhal tatbik edilecektir. Bakanlık Umum Müdürü bu iş için İzmir'e gelmiş bulunmaktadır. Kanunun tatbiki için yeni hastahane binasının inşasını beklemi-yeceğiz. Hastahane olabilecek bir veya iki ■ bina bulduktan sonra kanunu derhal İzmir'de 'de tatbik edeceğiz. Öyle zannediyorum ki bu is 1952 yılı Mart ayı içinde halledilebilecektir. Arkadaşlar, emin olabilirsiniz ki hükümetiniz mümkün olan her-şeyin en kısa zaman içinde yapılabilmesi için büyük gayretler sarfetmektedir. Hepinize islerinizde başarılar temenni ederim.»
— İzmir:
Üç günden beri şehrimizde bulunan Tarım Bakanı Nedim Okmen, tetkik ve temaslarına dün de devam etmiştir. Birçok ziraî tesis ve teşekkülleri gezen Bakan saat 16'da Bornova Ziraat Okulunda şehrimizde vazifeli bütün ziraat, orman ve veteriner mü-dür, memur, teknisyen ve mütehassıslarının iştirakiyle bir toplantı tertip etmiştir. Hazır bulunanların gayet memnun olarak ayrıldıkları bu toplantıda Nedim Okmen ez-cümie demiştir ki:
«Muhterem arkadaşlarım, davetime tam olarak gelişinizden dolayı sizlere çok teşekkür ederim. Siz arkadaşlarımla temas imkânını bulabildiğim için şu anda büyük ferahlık duymaktayım. Her gittiğim yerde bütün arkadaşlarınıza söylediğim gibi burada da söylemek lüzumunu duymaktayım ki, İkinci Menderes Kabinesinde bana
Tarım Bakanlığının tevdi edileceğini Öğrendiğim zaman bu vazifeyi kabul etmekte hiç tereddüt etmedim. Çünkü bundan bir müddet evvel 8 ay kadar aranızda bulunarak sizlerin ne kadar çalışkan ve iş başarır insanlar olduğunuzu öğrenmiş bulunuyordum.
Ziraatçıların memleket ölçüsünde yüklendiği vazifenin ehemmiyet ve ağırlığı malûmdur. Millî gelirin ana kaynağının ziraatçılık olduğunu her zaman söylemekteyim. Bunun böyle olduğuna sizlerin de tam olarak inandığınıza kanaatim vardır.
Gezip temas etmekten çok fayadlar sağlanmaktadır ve gerek birinci gerekse ikinci seyahatim cidden çok şeyleri yakından görmeye vesile olmuştur. Bu defa izmir'deki müesseselerimizi de görmek imkânını buldum. Bu müesseselerimizin hiç şüphesiz ki tenkit edilecek tarafları vardır. Fakat beğenilen çok tarafları da olduğunu bilhassa tebarüz ettirmek isterim.
Memleketimizde ziraat teşkilâtımız tam mânasiyle muvaffak olmuş bir teşkilât de-ğüdİr. Ziraat teşkilâtında malzeme bol, feîlgili kimseler çok olmasına rağmen, niçin istenilen netice alınamamıştır?
Hiç şüphesiz ki bunun sebebini hepiniz biliyorsunuz: Arada bir işbirliğinin bulunmamasıdır. Ben derhal tesisi istenilen bu işbirliğini merkezde kısmen temin etmiş bulunuyorum. Gelen haberlerden öğrendiğime göre. bu işbirliği tedricen merkezden teşkilâta da sirayet etmektedir.
Ben şuna inanmışımdır ki, teşkilâtımızda aşağısı yukarısını sayacak, yukarısı da a-şağismı severek hareket edecek olursa her-şey hallolacaktır.
Muvaffakiyet sizliğimizin bir başka sebebi de ziraat teşkilâtının mesailerini halka kadar intikal ettirememesidir. Bunda da âmil bu Bakanlığın koyu bir merkeziyetçilikle hareket etmiş olmasıdır. Yeni Hükümetin bir takım ana prensipleri vardır. İşte bu prensipler arasında merkeziyetçilikle mücadele prensipi de bulunmaktadır.
Arkadaşlar, kendi teşkilâtımızda artık bundan böyle her arkadaş kendi salâhiyeti hudutları dahilinde gayet serbst ve hüsnüniyetle hareket etmekte izinlidir. Hiçbir makam başkalarının salâhiyetlerine lüzumsuz olarak müdahale etmemelidir ve bunun için mücadele etmeliyiz. Serbestçe hareket edilmedikçe muvaffakiyet yoktur.»
Bundan sonra İzmir ziraat teşkilâtı hakkında çıkan dedikodulara temas ederek bunların ne maksatla ve nasıl çıkarıldığını izah
eden Tarım Bakanı, sözlerine şöyle son vermiştir:
((Benim sizden tek dileğim daima işbirliği, gönül birliğiyle çalışmaktır. Bu takdirde muvaffak olmamak için sebep yoktur. Hepinize tekrar tekrar teşekkür ederim.»
Bakanın konuşmasından sonra toplantıya iştirak eden ziraatçilerden, ormancılardan ve veterinerlerden bazıları söz alarak kendi teşkilâtlarını alâkadar eden bazı aksaklıkların giderilmesi için Bakandan dilek ve temennilerde bulunmuşlardır. Bu arada söz alanlardan genç bir ziraatçının yaptığı çok güzel konuşma salondakiler tarafından uzun uzun alkışlanmış ve memleket için büyük bir istikbal vaadeden bu genci Bakan alnından öpmek suretiyle tebrik etmiştir.
Tekrar söz alan Tarım Bakanı Okmen, stajyerler işinin halledilmek üzere olduğunu, bunlar için hazırlanan tasarının Meclisin kış devresinde kanunlaşacağını. Ziraat Bakanlığına mensup memur, teknisyen ve mütehassısın bilfiil tarlada, ormanda çalıştırılacaklarını, kırtasiyeciliğe mutlaka son verileceğini de söylemiştir. Bakan bu arada İzmir'de kurulmuş bulunan Çekirdeksiz İncir Araştırma Lâbora-tuvarmm yine kendi arkadaşlarının arzusuyla lâğvedilmiş olduğunu da bildirmiştir.
— İzmir:
Şehrimizde bulunan Ekonomi ve Ticaret Bakanı Prof. Muhlis Ete ile Maliye Ba-, kanı Hasan Polatkan, dün sabah Sanayi Birliğini ziyaret ederek Birlik İdare Kurulu üyeleriyle sanayicileri ilgilendiren muhtelif konulan görüşmüşlerdir.
Ekonomi ve Tjcaret Bakanı, bu konuşmalar sırasında yeni yürürlüğe giren Odalar ve Borsalar Kanunu gereğince bu teşekküllere muhtariyetler verildiğini, Odalar tarafından yapılacak esaslı incelemelerin Bakanlığın mesaisine yardım edeceğini, sanayicilerin diledikleri takdirde tüccarlardan ayrı Sanayi Odaları halinde teşkilâtlanabilecekle-rini. bu suretle iktisadiyatımızda ilgili mevzuların gerek sanayici, gerekse tüccar tarafından ayrı ayrı tetkikine imkân hâsıl olacağını söylemiş ve sanayiin kredi ihtiyacına temasla Marshall Yardımından faydalanılarak 54 milyon liralık bir meblâğın Türkiye Sınaî Kalkınma Bankasına devredildiğini, Bankaya verilen prjorite listesine göre kuruluş sermayesinin karşılanacağını, işletme sermayesinin de Merkez Bankasından cüz'î bir faizle temini için. çalışılacağını müjdelemiş ve bu husus sanayiciler tarafından memnuniyetle karşılanmıştır.
Başbakanlık, Devlet Başkanlığı yapan İnönü'nün dünkü politikacı gibi konuşmaması, isim zikrederek vazıh bir şekilde söz söylemesi lâzımdı. "Bir de Mütemadiyen Basına iltica ediyor, demokrasiyi siz koruyacaksınız, diyor. EI-bette ki Basın vazifesini her zaman yapacaktır. Fakat, Basının maruz kaldığı baskıyı gözden geçirirsek, zannederim ki, en çok tazyik onun Başbakanlığı. Devlet Başkanlığı zamanında olmuştur. Birçok gazetecilerin takip edildiğim hepiniz biliyorsunuz. Bizzat ben de buna maruz kaldım.
Halkevlerini ilgilendiren kanun hakkında da şu cümleyi kullanıyor:
Siyasetin millet hayatında bu kadar vahim bir hareketi gözünü kırpmadan yapabilmesi milletler tarihinde, hattâ Ortaçağda eşi olmayan bir yıkımdır.
.Bu cümlelerin altındaki maksat belli değil midir? Kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından çıkarılmıştır. Türk tarihinde ilk defa olarak millet iradesiyle gelen meşru bir Meclisin ismini siyaset ismiyle örterek bu devri Ortaçağ olarak vasıflandırıyor.
Eğer Ortaçağ hâdiseleri misalleri isterseniz tekrar edelim: Daha dünkü tabutluklar rejimi, kimsenin hafızasından silinmemiştir. Hesapsız kitapsız kurşuna dizilmeler daha dün oldu. Söyleyiniz Ortaçağ zihniyeti hangisidir? Burada da cesaretten mahrumdur. V uncu Büyük Millet Meclisi diyemiyor, siyaset diyor.
Halkevleri üzerinde yakında Maliye Bakanı Hasan Polatkan'ın etraflı İzahatı olacaktır. Bu suretle umumî efkâr tamamyile tenevvür edecek. Yalnız, şunu söyliyeyim ki, ver-■£İ kaçakçılığı yapmak maksadivle 300 milyonluk malı 3 milyon gösterdiler, bir milyonluk malı 7 bin lira diye tescil ettiler. Bunları yapan insanlar Halkevleri Kanununu Ortaçağ zihniyeti, eseri diye zikretmekten — kelimeyi mazur görünüz — utanmıyorlar.
İşte sizlere elime geç vakit geçmiş olan bu beyanatın bir kaç noktasına böylece temas ettim.
Kısmî seçimlerin en katî bir emniyet içerisinde cereyan edeceğinden hiç bir vatandaşın şüphesi yoktur. Şimdiye kadar Halk Pariili gazeteler müstesna kendi teşkilâtlarından bile tazyik yapıldığına dair tek kelimelik bir şikâyet vâki olmuş değildir. O halde kısmî seçimlerin arifesinde siyasî ahlâka, insanlık ahlâkına, vatandaşlık ahlâkına katiyen, uymayan yalan ve tezvir yollarına kapılarak gizli beyannameler bastırmak suretiyle halkı kıyama teşvik metotlarını bir tarafa bırakmak memleket için olduğu kadar kendileri için de çok faydalı olacaktır.
Adalet Bakanı Rükneddin Nasuhioğlu da bu şikâyet konusuna temas ederek seçim mücadelesi açıldığından beri hiç bir vatandaş, hiç bir parti teşkilâtından tek bir şikâyet gelmediğini, bazı gazetelerde çıkan iddiaların esassız olduğunu. Muğla ve Eskişehir'deki baskı iddialarının da böyle boş lâflardan ibaret olduğunu, Eskişehir Seçim Kurulu Başkanının istifasının kendisine istediği kadar kâtip verilmemesinden ileri geldiğini, fakat, Başkana ancak nüfus ve tahsisat nisbetinde kâtip alınabileceği izah edildikten sonra istifasını geri aldığını ve bunun haricinde Bakanlığa aksetmiş hiç bîr hâdise bulunmadığını söyliyerek, herhangi bir usulsüzlük varsa herkesin ortaya koyabileceğini beyan etmiş ve şimdiye kadar da böyle bir şikâyet olmadığını sözlerine ilâve etmiştir.
— İstanbui:
İstanbul 6'cı Enternasyonal Tenis Turnuvasına bugün T. E. D. Kulübü kortlarında devam edilmiş ve aşağıdaki neticeler alınmıştır:
Tek erkekler:
Fehmi Kızıl - Chartier 1/6. 10/8, 6/4 Tek kadınlar:
Bahtiye - Procter 6/2. 6/0 Çift erkekler:
Seyman, Sezai - A. Çip, S. Nemli 8/9. 6/0. Diğer müsabakalar havanın muhalefetinden dolayı yapılamamıştır.
— Ankara:
Her yıl 30 Ağustos Zafer töreni münasebetiyle, Millî Mücadelede düşmanın bağrımıza en ziyade sokularak geri püskürtü'-düğü nokta olan Polatlı - Karaboğaz'dan itibaren bütün savaş mmtakalanni yaya olarak katetmek ve ilk mevzîlerden alacakları gazi memleket toprağını Dumlupı-nar'da Başkumandanlık Meydan Muharebesi şehidlerine götüren Türkiye Anadolu Oymağı'nin bu an'anevî seyahati bugün başlamıştır.
Oymak'm Ankara Şubesi gençlerinin ilk kafilesi bugün 19.20 ekspresiyle Polatlı'ya hareket etmiştir. Bu kafile Polatlı'dan itibaren Sivrihisar. Ümraniye, Emirdağ üzerinden Afyon'a yürüyerek 21 Ağustos'ta Afyon'un Kurtuluş vıldönümünde bulunduktan sonra Dumlupınara geçecek. 29-30 Ağustos gecesi sabaha kadar Meçhul Asker anıtında meşaleler yakarak nöbet bekliye-ceklerdir. Yürüyüşü Zafer Tepe'de bitirecek olan gençler, 31 Ağustos'ta Kütahya'da, 2 Eylül'de de Eskişehir'in Kurtuluş bayramında Türk gençliği adma bulunarak, buralardan Atatürk'ün geçici kabrine tevdi olunmak üzere alacakları şehit topraklariy-le birlikte Ankara'ya döneceklerdir.
Beraberlerinde mühim miktarda gazete, dergi, sağlık propagandası broşürü, havacılık ve spor terbiyesi veren kitaplarla toz ve tablet halinde muhtelif ilâçlar götürmekte olan gençler, bunları yol boyunca köylülere dağıtacaklardır.
— İzmir:
Bu sabah şehrimizden ayrılan .Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Dr. Ekrem Hayri Ustündağ, hareketinden evvel kendisiyle konuşan Anadolu Ajansı muhabirine 21 A-ğustos tarihli Cumhuriyet gazetesinde İstanbul ilk Yardım Hastanesi hakkında çıkan bir yazı dolayısiyle şunları söylemiştir:
«Evet, ben de o yazıyı gördüm ve hayretle karşıladım. Bilhassa bu yazıya ait diye konulan resmi de gördükten sonra sayın Cumhuriyet gazetesinden bu törende kimsenin bulunmadığına kani oldum. Çünkü bu resim İlk Yardım Hastahanesinin küşad resminde alınmış olmayıp Şişli Çocuk Has-tahanesindeki Hemşire ve Laborant Okulu diploma tevzii merasimine aittir.
Beyoğlu İlk Yardım Hastahanesinin arka tarafta bulunan birinci pavyonu acele yatırılması icap eden. taşradan gelmiş hastalara tahsis kılınmış ve aylardan beri faaliyete geçmiş bulunmaktadır. Birçok vatandaşları barındırmakta ve buradan hastalıklarının derecelerine göre diğer verem sanatoryum ve hastahanelerine scvkedilmektedir. Evvelce harap bir halde iken avlardan beri yepyeni şekle getirilen ve içerisine mükemmel yeni bir röntgen ve modern sterüizas-yon cihazı, ameliyat masaları ve bütün lüzumlu dhazlariyle 40 yataklı kadro ile açılan cerrahî kısmının operatörleri, Kan Bankası mütehassısı ve diğer personeli tayin edilmiş ve tarafımdan açılış töreni de yapılmıştır.
Bu törendeki nutkumda da tebarüz ettirdiğim gibi, cerrahî pavyona da Eylül ortalarına doğru hasta kabulüne başlanılacak ve âcil cerrahî vakalarına ilk yardımlar yapılacaktır. Takdir edersiniz ki, bu çok hayatî bir meseledir. Tasrih ettiğim veçhile iki pavyondan ibaret bulunan İlk Yardım Hastahanesinin verem kısmı esasen çalışmakta
olup cerrahî kısmının da tabip ve diğer personeli tayin edilmiştir.
Şu hale göre, müessenin kapısına kilit asılmış değildir ve asılmiyacaktır. Kan Bankası cihazlarına gelince:
Cerrahpaşa, Numune ve Haseki Hastaha-nelerinde mevcut Kan Bankalarının bir benzeri de İlk Yardım Hastahanesinde kurulmuştur. Bakanlık bu tesisle de kalmıya-rak kuru kan plasması istihsal edebilecek modern tesisler de vücuda getirmeye çalışmaktadır. İstanbul, Ankara ve İzmir'de kuru kan plasması çıkaracak bankaları kurmak maksadiyle firmalarla temas etmiş ve yakında ihaleleri de yapılmak üzere bulunmaktadır.
Önümüzdeki Şubatın son haftalarına doğru işler bir halde teslim alınacaktır.
-— İzmir:
Birkaç günden beri şehrimizde tetkik ve temaslarda bulunan Çalışma Bakanı Nuri Özsan, bu akşam trenle şehrimizden hareketle Aydın'a gitmiştir. Bakan oradan da seçim bölgesi olan Muğla'ya giderek bir müddet seçmenleriyle temaslarda bulunacaktır.
Diğer taraftan Nuri Ozsan, bugün de saat 10.30'da İşçi Sigortaları Kurumu İzmir Şubesine giderek bir saat kadar meşgul olmuştur. Bakan burada bilhassa İzmir'de de tatbik edilmesi kararlaştırılmış olan Hastalık Sigortası Kanunu üzerinde durmuş ve Genel Müdür Yardımcısı Sadri Aksoy ile Kurum İzmir Şubesi Müdürü Hulusi Tokay'dan gerekli izahatı almıştır.
Hastalık Sigortasının 952 yılı Mart ayı içinde tatbik mevkiine konulabilmesi İçin şimdiden hazırlıklara başlanmış, İzmir'de kurulacak olan hastahane ile dispanserler ve sağlık istasyonlarının yerleri tesbit edilmektedir.
— İzmir:
Tanm Bakanı Nedim Ökmen, beraberinde İzmir Teknik1 Ziraat Müdürü ve İzmir'deki bazı pamuk mütehassısları ile Bakanlık Özel Kalem Müdürü olduğu halde bu sabah Menemen İlçesine gitmiştir.
Bakan burada ovanın en büyük derdi olan sulama mevzuu üzerinde durmuş ve alâkalılardan bu hususta izahat almıştır.
Nedim Ökmen, avdet etmiştir,
— Ankara:
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı İsmet İnönü bugün bir basın toplantısı yapmış ve bu toplantıda halkevlerinin kapatılması üzerinde durarak güzel sanatlar gibi bir gelişme kolunda bu ev ve odaların yerinin nasıl doldurulacağını tasavvur etmek mümkün olmadığını söylemiş ve: siyasetin Millet hayatında bu kadar vahim bir hareketi gözünü kırpmadan yapabilmesi Milletler tarihinde hatta ortaçağda eşi olmıyan bir yıkımdır, demiştir.
Bundan sonra Muhalefet Partilerinin durumunu izah eden İnönü, basının ara seçimdeki rolüne geçmiş ve şunları söylemiştir : Ara seçimlerinin dürüst yapılması için gazetelerimiz bugün en mühim teminatımızdan biridir. Basınımızın demokratik rejimin dürüst kurulup doğru gelişmesi için basiretli ve sebatlı bir murakabe yapacaklarına bütün vatanseverler haklı olarak ümit bağlamışlardır.
Hâdiselerin gidişi odur ki, bundan sonra, her gün muhalefet için daha güç olacaktır. Her yerde, adaylarımız aleyhinde şikâyetler, mazbatalar, takipler başlamıştır. Basının, rejimi müdafaa kaygusu ile, bu hâdiselere alâka göstermesini bilhassa teminat olarak isteyişimiz bundan dolayıdır.
Bilecik hâdisesine gelince:
Ortada bir hâdise var, takibat yapılıyor. Suç mu, değil mi? Buna karar vermek hâkimin hakkıdır. Bir politika adamının bu hususta konuşması, iktidarın kendisini ne-kadar kaybettiğinin bir misalidir.
C. H. P. Genel Başkanı gazetecilerin suallerine verdiği cevapta, ara seçimlerinde C. H. P. nin şansı nerede olacağını söylemek mümkün olmadığını programında şimdilik bir seyahat kararı bulunmadığını, Bitlis'te aday göstermek müddeti içinde yetiştire-bilirse o zaman aday gösterebileceğini sözlerine ilâve etmiştir.
23 Ağustos 1951
— Çankırı:
Bir müddet evvel şehrimizde vukubulan şiddetli deprem dolayısiyle hasara uğramış olan Hükümet konağı İle Emniyet Müdürlüğü binasının durumları bir fen heyetine tetkik ettirilmiş ve fen heyetinin verdiği rapora göre Hükümet konağının üst katları ile Emniyet Müdürlüğü binasının tamamının boşaltılması iktiza ettiğinden adı geçen binalar boşaltılmaya başlanmıştır.
Valilik, Defterdarlık. Millî Eğitim, Sağlık,. Seferberlik ve Hükümet Tabibliği daireleri,. P. T. T. binasının Başmüdürlük kısmına, İl Jandarma Komutanlığı, Emniyet Müdürlüğü ve Defterdarlık şubeleri Halkevine taşınmaktadırlar.
Felâketzedelere yardımlar devam etmektedir. Şimdiye kadar dağıtılan çadır miktarı iki bini geçmiştir. İaşe yardımı da devam ediyor. Askerî ekipler enkazın kaldırılması
için hummalı bir şekilde çalışmaktadırlar. Deprem bölgesindeki harmanların sürülüp savurulması ve biçilmiyenlerin biçilmesi için Ankara'dan İlgaz'a iki harman maki-nası ile Kurşunlu'ya bir biçer-döğer ve bir harman makinası gönderilmiştir.
Bayındırlık Bakanlığı tarafından gönderilen bir fen heyeti, deprem bölgesindeki hasar miktar ve derecesini tesbit etmek üzere İlgaz'a gitmiş ve çalışmalarına başlamıştır. Vali, iki günden beri deprem bölgesini dolaşarak yapılan yardımları ve ihtiyaçları-mahallinde tetkik ve tesbit etmektedir.
Bu sabah saat 6.31'de hafif bir deprem daha duyulmuştur. Hasar yoktur.
— Ankara:
Millî Savunma Bakanlığı Temsil Bürosundan tebliğ edilmiştir:
Haklarında kanunlarımızda mevcut harp' ve seferberlik hükümlerinin uygulanması 3/L1940 sayılı kararla kabul edilen Kore'deki Birleşmiş Milletler Türk Silâhlı Kuvvetlerine mensup subay, askerî memurlarla astsubayların rütbelerine ait beldeme sürelerinden indirme yapılmasına dair Millî Savunma Bakanlığının 17/7/951 tarihli ve 65761 .sayılı yazısı Bakanlar Kurulunca 5/8/951 tarihinde incelenerek:
— Kore'de bulunan Birleşmiş MilletlerTürk Silâhlı Kuvvetlerine mensup subay ve askerî memurların Teğmen - Tuğgeneral ve muadili rütbelerine ait bekleme sürelerinin toplamından 4273 sayılı kanunun10'uncu maddesinin (a) fıkrası gereğincebir yıl indirilmesi.
— Birinci maddede
adı geçen birliğemensup astsubayların rütbelerine ait
bekle
me sürelerinden bir defaya mahsus olmaküzere 5802 sayılı kanunun 16'ncı madde
sinin (a) fıkrası gereğince bir yıl
indirilmesi,
— Rütbelerinin 4273
sayılı kanunun10'uncu
maddesinde yazılı sürelerini bitir
miş olmalarından dolayı bulundukları rütbelerden bir yıl indirilmesi mümkün
olmayanlar için bu indirme müteakip ilk rütbede yapılması,
— İndirilmiş sürelere
göre yükselmeiçin de 4273 ve
5802 sayılı kanunlarda ya
zılı diğer terfi şartları aranması,
— Sicilleri
yükselmiye müsait olmadığından dolayı
bulundukları rütbelerin indi
rilmiş veya indirilmemiş bekleme sürelerisonunda terfi
ederniyenler için müteakip
rütbelerde bu indirmenin yapılması ve tamamlanması,
—
Nasıplarından dolayı bu
indirilmişsürelere göre yükselmeden yurda avdet e
denlerin haklan mahfuz tutulması, kararlaştırılmıştır.
— İstanbui:
Milletlerarası Parlâmentolar Birliği Türk Heyeti Başkanı, İzmir Milletvekili Cihad Baban, bugün saat 15.30'da Gazeteciler Cemiyetinde yaptığı Basın toplantısında Par-lâmentolararası Birliğinin 60 vıllık mazisi olduğunu söyliyerek, tarihçesinden bahsetmiş ve 31 Ağustos'ta Şale köşkünde 40'mcı birleşimin çalışmaları etrafında izahat vermiştir.
Memleketimiz dahil olmak üzere 31 milletin fiilen iştirak edeceği ve Milliyetçi Çin ile Brezilya'nın müşahit göndereceği bu Konferans. 31 Ağustos günü Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan'm «hoş geldiniz» hitabesiyle açılacak ve Başkanlık Divanı seçiminden sonra 6 Eylül akşamına kadar devam etmek üzere çalışmalarına başlayacaktır.
Parlâmentolararası Birliğinin Şale köşkünde yapacağı 40'ıncı birleşime millî heyetleri ile iştirak edecek olan memleketler şunlardır:
Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Avusturya, Belçika, Birmanya, Seylân, Danimarka. Mısır, Finlandiya, Fransa, Büyük Britanya, Hindistan, Irak, İrlanda, İzlanda. İsrail, İtalya, Lübnan. Lüksem-burg, Monako, Norveç. Pakistan, Hollanda, İran. Filipinler, İsveç, İsviçre, Suriye, Tayland ve Yugoslavya.
Yunanistan, seçimler münasebeti ile bu birleşime delege gönderememektedir.
Konferansın devamı müddetince gündemde görüşülecek mevzular Birlik Statüsünün 17'inci maddesinin tadili, mülteciler meselesi, iaşe ve gıda maddelerinin âdilâne bir tarzda tevzi ve taksimi, ve bu meseleler hakkında Başkanlık Divanını verilecek takrirlerin oya konulması işbrid!:'.
31 Ağustos sabahı Konferansın açılışını müteakip umumî müzakere bağlayacak ve aynı gün öğleden sonra da devam edecektir. 1 Eylül cumartesi günü umumî müzakereye devam olunacaktır. Öğleden sonra ve pazar günü delegeler şehri gezmek üzere serbest kalacaklardır. 3 Eylül pazartesi günü İç Statünün 17'nci maddesinin tadili sabah oturumunda ve mülteciler meselesi öğleden sonraki birleşimde görüşülecek, 4 Eylül salı günü sabah oturumunda aynı mevzuun müzakeresi devam edecek, öğleden sonraki birleşimde iaşe ve gıda maddeleri mevzuuna temas olunacak, 5 Eylûî çarşamba günü sabahı iaşe maddeleri müzakeresi sona erdirilecek, öğleden sonra delegeler serbest kalacak, 6 Eylül perşembe sabahı mülteciler ve gıda maddeleri mevzuları hakkında muhtelif hayetler tarafından verilecek takrirler oya konacak ve muhtemel olarak umumî müzakereler aynı gün nihayet bulacaktır.
Oturumlar sabahlan saat 10'dan 13'e ve öğleden sonra 15.30'dan 17.30'a kadar devam edecektir.
Türk Heyeti Konseyi. 30 Ağustos perşembe günü saat 16'da ve müteakiben l'in-cİ birleşimin sonunda olmak üzere 2 defa toplanacaktır.
30 Ağustos perşembe günü Parlâmentolar-arasi Türk Heyeti saat 2O.3O'da Beylerbeyi sarayında bir kabul resmi verecektir. 1 Eylül cumartesi günü saat 2O'de Dolmabahçe sarayında Cumhurbaşkanımız delegeleri kabul edeceklerdir.
Eylûî Cumartesi
günü delegeler saat Q daTaksim meydanında toplanacaklar ve bu
radan emirlerine tahsis edilecek vasıtalarlaşehrimizin tarihî âbidelerini,
müzelerim, ca
mileri ve başka görülmeğe değer yerleri gezeceklerdir. Ayni
gün öğle yemeği
Türk
Heyeti tarafından ikram edilecektir.
Eylül pazartesi
günü hava müsait olduğutakdirde saat
21.30'da açık hava tiyatro
sunda bir Folklor gecesi tertiplenecektir.
Eylül salı günü akşamı Vali ve BelediyeBaşkanı Gökay tarafından Taksim Gazinosunda bir kabul resmi verilecektir.
Eylül çarşamba günü
delegeler hususî birvapurla saat 15'te Boğazda bir gezinti ya
pacaklar ve oradan Büyükada'ya
geçerekAnadolu Kulübünde Dışişleri
Bakanı ve Bayan Köprülü
tarafından saat 20.30 daverilecek kabu! resminde bulunacaklardır.
Delegelerin refakatinde bulunan zevce ve kızlarının. Konferansın devamı müddetince şehrimizi gezmeleri için teşkil edilen kaadmlar heyeti kendilerine refakat edecek ve türlü kolaylığı gösterecektir.
Delegeler Park Otel, Konak, Perapalas, Kontinental, Ozipekpalas, Alp ve Yeşilköy-de Denizpark otellerine misafir edileceklerdir.
Sale köşkünde toplanacak Parlâmentolar Birliği kırkıncı birleşiminde hazır bulunacak delegeler 25 Ağustos cumartesi gününden itibaren deniz ve havayolları ile şehrimize gelmeğe başlayacaklardır. Muhtelif memleketler heyetlerine mensup delegelerin isimleri ayrıca bildirilecektir. Türk Heyeti aşağıdaki zevattan mürekkeptir :
I— Cihat Baban ( İzmir Milletvekili, Grup Başkanı)
Osman Kapani (İzmir Milletvekili.Grup Başkan vekili)
Adato (İstanbul Milletvekili, GrupGenel Sekreteri)
4— Rükneddin Nasuhioğlu (Edirne Milletvekili, Adalet Bakanı)
Ahmet Tokur (Antalya Milletvekili)
Bayan Nazlı Tılabar (İstanbul Milletvekili)
7— Zeyyad Ebuzziya (Konya Milletvekili)
8-— Suat Hayri Ürgüplü (Kayseri Milletvekili)
'9— Cahit Zamangil (C. H. P. Trabzon Milletvekili)
10— Abdurrahman Melek (C. H. P. Hatay Milletvekili)
II— Hayrettin Erkmen (Giresun Milletvekili )
12— Halûk Saman (Bursa Milletvekili).
— Ankara:
Başbakan Yardımcısının dünkü Basın toplantısında yapılan ve tarafımızdan aynen neşredilen beyanatının «Ulus»'ta çıkan metne uymaması üzerine kendisine vâki müracaatımız üzerine sayın Samet Ağaoğlu şu beyanatta bulunmuştur: «Dün yapmış bulunduğum Basın toplantısında söylediğim sözler «Ulus» gazetesi tarafından baştanbaşa tahrif edilmiştir. Diğer gazetelerin birçoğunda işaret ettiğim gibi Başbakan Yardımcısı ve Demokrat Parti Genel İdare Kurulu üyesi sıfatiyle konuştum.
Hakikatten kaçan, yalan habarlerle durmadan umumî efkârı kışkırtmağa çalışan, Meclis kürsüsündeki konuşmalara kadar tahrif etmekten çekinmeyen ((Ulus» gaze-
tesinin dünkü beyanatım dolayisiyle bana atfetmiş bulunduğu sözler de şimdiye kadar olduğu gibi hakikatten tamamen uzaktır.»
-— Ankara:
Bugünkü gazetelerin bazılarında Ankara Ajansına atfen:
Kastamonu Valisinin emri ile Kastamonu Halkevinin, dış kapısı mühürlenmek suretiyle kapatıldığı yolunda bir haber neşredilmiştir.
Aldığımız aşağıdaki malûmata göre bilâkis mesele kanunun emrettiği şekilde cereyan etmiştir:
Tapuya tescil suretiyle Hazineye intikal e-den Kastamonu Halkevi binasındaki menkul eşyanın tesbiti ve muhafaza altına aldırılması için Defterdarlık Gelir Müdürü-' nün reisliğinde teşekkül eden dört kişilik vazifeli heyet Halkevinin kütüphane odası ile sinema kısmında Halkevine ait eşyayı muhafaza altına aldırmıştır. Polisçe, hiçbir müdahale yapılmamıştır. Hattâ bu binanın bir kısmını işgal etmekte bulunan Cumhuriyet Halk Partisi bugün de binadan faydalanmaktadır.
— Ankara:
Bugünkü gazetelerin bazıları Ankara Ajansına atfen Millî Eğitim Bakanlığınca 2 bin yardımcı öğretmenin İşine nihayet verileceği yolunda bir haber neşretmişîerdir.
Yaptığımız tahkikat neticesinde Ankara Ajansının mutadı veçhile yardımcı öğretmen mevzuunu da tahrif etmiş olduğunu öğrenmiş bulunuyoruz.
Millî Eğitim Bakanlığından salahiyetli bir zat bu neşriyat üzerine bize aşağıdaki izahatta bulunmuştur:
«C. H. P. nin iktidarda bulunduğu tarihlerde B. M. Meclisinden çıkan Yardımcı Öğretmenler Kanununun tatbik müddeti 1951 yılı Aralık ayında nihayet buluyor. Bakanlık, elinde salahiyetli yardımcı öğretmenler bulunduğu için bu kanunu temdit etmek istemiyor. Bu kanunun yürürlükten kalkması ile 98 yardımcı Öğretmen açıkta kalacaktır. Yardımcı öğretmenlerden öğretmen vasfını haiz olan salahiyetlilerin 32 tanesi esas kadroya alınmıştır. Açıkta kalan 93 yardımcı Öğretmenin ekseriyeti salâhiyetsiz yardımcı öğretmendir. Bunların yerine, Eylül devresinde mezun olacaklardan ve elde mevcutlardan salahiyetli öğretmenler tayin edilecektir. Bu suretle bu ders yılı başından itibaren orta tedrisat kadroları tamamen salahiyetli ve ehil öğretmenler tarafından kapatılacaktır.
Keyfiyeti İçişleri Bakanlığından tahkik ettik. Öğrendiğimize göre Hükümet dairelerinin basıldığı ve silâh kaçırıldığı hakkındaki iddianın hakikatle bir alâkası yoktur. Hafik'teki hâdise şudur: 4/5 Haziran gecesi bazı kimseler adliyede, emanet dairesinden birtakım eşya çalmışlardır. Bu eşyalar arasında sabun kalıpları, birtakım bezler, tutuklar üzerinde bulunan birkaç tabanca ve tabanca kurşunlan vardır. Bu, alelade bir zabıta vak'asmdan ibarettir. Hükümet dairelerinin basılarak silâh kaçırıldığı şeklinde yayılan ve memlekette sanki büyük bir asayişsizlik olduğu vehmini uyandırmak gayesini güden haberin mahiyeti işte budur. Kurtalan ile Genç istasyonları arasında Giradağ istasyonunun silâhlı kimseler tarafından basıldığı ve kasaların soyulduğu hakkındaki iddiaya gelince; yine İçişleri Bakanlığından öğrendiğimize göre meselenin mahiyeti şudur:
Bazı silâhlı kimselerin istasyona girdiğine dair bir ihbar yapılmıştır, bunun üzerine tahkikata girişilmiş, şüpheli gösterilen şahısların evlerinde arama yapılmış ve bir av tüfeğinden başka bir şey bulunmamıştır. Tahkikat derinleştirilince yapılan ihbarın hakikatle alâkalı olmadığı görülmüştür. Sonradan bu istasyonda bulunan bir makasçının yerini değişttirtmek için böyle bir hâdiseyi ileri sürmüş olması ihtimali üzerinde durulmuştur. Alâkalılar netice olarak şunu söylemektedirler:
Bütün bunlar gö'zÖnüne alınacak olursa alelade bir İhbar ile basit zabıta vakasının bütün memleketin huzursuzluk ve asayişsizlik içinde bulunduğu hakkındaki iddialarla hiçbir alâkası olmadığı kendiliğinden meydana çıkar.
— Ankara:
1951 yılı Türk ordusu atletizm şampiyonasına, bugün 19 Mayıs Stadyumunda törenle başlanmıştır. Saat 18'de, şampiyonaya iştirak edecek olan kara. hava, deniz ve jandarma kuvvetleri ve askeri okullar takımları, bandonun çaldığı marşa ayak "uydurarak sahaya gelmişler ve tribünleri dolduran halkın alkışları arasında bir geçit ' resmî yaparak sahada sıra olmuşlardır. İstiklâl marşı dinlenmiş ve müteakiben Genelkurmay Spor Bürosu Başkanı Kurmay Binbaşı Şinasi Osma bir konuşma yapmıştır.
Şinasi Osma bu konuşmasında orduda sporun ehemmiyetine temas etmiş ve şunları söylemiştir;
«Orduda sporun büyük bir önemi vardır. Çünkü spor ferd ve askerin taarruz ruhu-
nu uyandırır, iradesini ve seciyesini kuvvetlendirir, onu başarıcı, nefsini esirgemi-yen bir muharip haline koyar.»
Müteakiben, 1949 yılında yapılan Beynelmilel Askerî Olimpiyatlarda cirit atma şampiyonu olan ve birkaç gün evvel bir uçak kazasında şehit düşen Teğmen İsmet Uysal'm ruhunu tazim için bir dakika saygı duruşunda bulunulmuş ve cirit atma yerinde, o müsabakada ciridi attığı 55 metre 20 santimetreye de bir çelenk konulmuştur. Müteakiben müsabakalara başlanmıştır.
Ruhi Sarıalp, Doğan Acarbay, Kemal Ho-rulu, Osman Coşgül ve diğer birçok meşhur atletlerimiz bu sene muvazzaflık hizmetlerini yapmakta oldukları için, müsabakalar geçen senelere nazaran daha güzel olmuştur. İki gün devam edecek olan müsabakaların birinci gününde,elde edilen dereceler şöyledir:
400 metre engelli:
Doğan Acarbay (Kara K.) 57 9/10
Kemal Horulu (H. O.) 58 3/10
Reha Yeğenoğlu (Deniz K.) 1.02 8/10
Gülle atma:
Nuri Turan (Jand. K.) 14,21
Hayati Sezenler (Kara K.) 12.Î
Celil Uçarer (Kara K.) 12,24
1500 metre:
Osman Coşgül (Jand. K.) 4.07 1/10
İlhami Koç (Kara K.) 4.09 —
Abdullah Kökpmar (H. O.) 4.10 1/10
Yüksek atlama:
Mahir Araş (Kara K.) 1.76
Salih Pamuktan (H. O.) 1.65
Mustafa Batman (Kara K.) 1.63
100 metre:
Fahrettin Cebeci (Hava K.) 11 1/10
Hamdi Gürbüztürk (Kara K.) 11 2/10
Nejat Türkyılmaz (Deniz K.) 11 3/10
4X400 metre bayrak:
Harp Okulu Takımı 3.33 2/10
Kara Kuvvetleri Takımı 3.39 5/10
Deniz Kuvvetleri 3.47 6/10
Sırıkla yüksek atlama :
Ziya Ünüvar (Deniz K.) 3.50
Münir Köseoğlu (Deniz K.) 3.40
Celâl Yemenoğlu (Hava K.) 3.20
Çekiç atma:
Muzaffer İskender (Kara K.) 43.42
Fevzi Akay (Deniz K.) 26.69
Safi Dinç (Hava K.) 21.94
— İstanbul:
31 Ağustosta şehrimizde toplanacak olan Milletlerarası Parlâmentolar Birliği Konferansına iştirak edecek olan memleketlerin delegeleri bugünden itibaren memleketimize gelmeğe başlamışlardır.
Bugün ilk olarak saat 18'de Brezilya uçağı ile Senatör Vivaldo Lima, Senatör Etel-viyo Lins, Senatör Jose Vilasosa. Senatör Atilis Vivagua, Grup Sekreteri Amtonio Giloiti ile Jose Vitarins de Lima ve Gil-daris de Olivera adında iki gazeteciden müteşekkil Brezilya heyeti şehrimize gelmiştir.
Grup Sekreteri ile gazeteciler de şehrimizde kalmış, Senatörler ayın 29'unda dönmek üzere aynı uçakla Beyrut'a gitmişlerdir.
— İstanbul:
İstanbul'da bulunan Cumhurbaşkanı Celâl Bayar. bugün Ankara'dan uçakla gelen Dışişleri Bakanı Prof. Fuad Köprülü'yü ve Millî - Savunma Bakanı Hulusi Köy-men'i kabul etmişlerdir.
Bu kabulde Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yanıut da hazır bulunmuştur. Cumhurbaşkanı misafirleri Öğle yemeğine alıkoymuşlardır.
— İstanbul:
Milletlerarası Parlâmentolar Birliği Konferansına iştirak edecek olan Mısır delegelerinden Ayan Meclisi Umumî Kâtibi İbrahim Abdülvehap Bey bugün saat 18:de Mısır Havayollarının bir uçağı ile şehrimize gelmiştir.
— İstanbul:
31 Ağustosta şehrimizde toplanacak Milletlerarası Parlâmentolar Birliği Konferansında bulunmakla vazifelendirilen Birleşmiş Milletler Teşkilâtı Basın ve Yayın Bürosu uzmanı Leo. T. Wildnıann bugün hava yolu ile memleketimize gelmiştir.
— Ankara:
Ordulararası Atletizm şampiyonası müsabakalarına bugün de 19 Mayıs Stadında devam edilmiş ve müsabakalar törenle son bulmuştur. Bugün elde edilen neticeler şöyledir:
Üç adım atlama:
Nuri Sarıalp (Kara K.) 13.77
Kaya Erdil (Okullar K.) 13.25
Çetin Kurtkan (Kara K.) 12.96
5000 metre:
Osman Coşgül (Jand. K.) 15.24 1/10
Edip Özbayer (Kara K.) 16.12 —
Feridun Topuzlu (Deniz K.)
16.51 2/10
200 metre:
Hamdi Gürbüztürk (Kara K.) 23 —
Fahrettin Cebeci (Hava K.) 23 1/10
Nejat Arkun (Kara K.) 23 5/10
400 metre:
Doğan Acarbay (Kara K.) 50 6/10
Ahmet Comar (Okullar K.) 53 1/10
Hasan Erkilmiş (Kara K.) 54 7/10
Disk atma:
Celil Uçarer (Kara K.) 41.42
Nuri Turan (Jand. K.) 40.18
Hayati Sezenler (Kara K.) 34.46
110 metre engelli:
Mustafa Batman (Kara K.) 15 5/10
Çetin Erim (Kara K.) 16 4/10
Necdet Eşim (Hava K.) 17 S/10
Uzun atlama
Avni Akgün (Okullar K.) 7.12.5
Yekta Sertel (Okullar K.) 6.69
Çetin Kuntkan (Kara K.) 6.20
800 metre1:
1— Abdullah Kökpınar
(Okullar K.)
1.58 1/10
İlhami Koç (Kara K.) 2.00 4/10
İrfan Küser (Okullar K.) 2.10 2/10
4X100 metre bayrak:
Okullar karması 46 2/10
Hava kuvvetleri 48 6/10
Jandarma kuvvetleri
Cirit atma:
Halil Zıraman (Kara K.) 63.61
Nuri Çetinyılmaz (Okullar K.) 52.40
Yusuf Özdil (Jand. K.) 51.70
Müsabakalar sonunda puvan tasnifi yapılmış ve Kara Kuvvetleri Takımı 104 puanla birinci. Okullar Karması 70 puvanla
ikinci, Hava Kuvvetleri 43 puvanla üçüncü. Deniz Kuvvetleri 38 puvanla dördüncü ve Jandarma 31 puvanla beşinci gelmiştir.
— İstanbul:
İstanbul Altıncı Enternasyonal Tenis Turnuvasına bugün de Dağcılık Klübu kortlarında devam edilmiştir.
Tek erkeklerin birinci dö'mifinalinde Filipinli Ampon, Fransız Abdesselam'ı 6/3, 6/3, 6/2 yenerek elimine etmiştir. Diğer dömifinalde ise İtalyan Ucelli tahminlerin hilâfına olarak zorlu rakibi Brezilyalı Vie-ira'yı kolaylıkla 6/1, 6/1, 6/3 yenmiştir.
Tek kadınların dömifinallerinde Avustralyalı Bolton, C. Afrikalı Barlett'i 6/1. 6/2. Arjantinli M. Weiss, Fransız Patornİ'yi 6/3, 6/1 yenerek finale kalmışlardır.
Muhtelitin kardb'mifinallerinde ise şu neticeler alınmıştır:
Bayan Barlett, Ampon - Bayan Davidson. Weiss, 6/4, 6/1,
Bayan McGuire, Vieira - Bayan Procter, Treponning 6/4, 2/6, 6/4.
— İstanbul:
Millî Mücadele tarihimizde zaferle neticelenen büyük taarruzun başlangıç tarihi o-lan 26 Ağustos'un 29'uncu yıldönümü münasebetiyle Malûl Gaziler Cemiyeti tarafından tertiplenen anma ve kutlama töreni bugün saat 17.30'da Taksim meydanında yapılmıştır.. Tören, meydanın etrafını çevreleyen büyük bir halk kütlesi tarafından takip edilmiştir.
Törene askerî bandonun çaldığı İstiklâl marjı ile başlanmış ve Malûl Gaziler adına âbideye bir çelenk konulduktan sonra genç bir Teğmen tarafından şeref direğine bayrağımız çekilmiştir. Müteakiben Malûl Gaziler Cemiyetinin Üsküdar Şubesi Başkanı Cenanı Bilimman günün mânasını belirten bir hitabede bulunmuştur. Askerî kıtaların geçit resmini müteakip törene son verilmiştir.
IX Ağustos 195i
- Tokat:
Dün beş altı kol halinde gelen sellerin şehrimizde husule getirdiği hasarın ilk neticeleri aşağıdadır:
>oğukpınar, Horuç, Boybağı, Müfti, Meh-metpaşa, Mahmutpaşa ve Hacı Mehmet mahalleleri tamamen su altında kalmış ve bu meyanda 15 ev tamamen yıkılmış ve yüzlerce ev ağır hasar görmüştür.
Diğer taraftan şehrin biricik caddesi Beh-zat'taki mağaza ve dükkânlar istisnasız olarak suların istilâsına uğramış ve 3 ekmekçi dükkânı ile sekiz dükkân tamamen yıkılmıştır. Dükkânların içindeki malların büyük bir kısmı sular tarafından götürülmüştür.
Erkek Sanat Enstitüsü de hasar gören yerler arasındadır. Enstitünün marangozhane ve motor atelyeleri sular altında kalmıştır.
Elektrik şebekesi ve şehrin içme suyu devamlı bir çalışma sonunda dün geceden itibaren ıslah edilmiş ve normal bir şekilde su ve elektrik verilmeye başlanmıştır.
İnsanca kayıp olmamakla beraber maddî kaybın büyük olduğu tahmin edilmektedir.
Valilik ve Belediyece teşkil olunan ekipler seylâptan hasara uğrayan ev, dükkân ve bahçelerin tesbitine başlamıştır. Bu arada muhtelif yol ekipleri de tokat'i. civar İl ve İlçelere bağliyan yolların kapalı bulunanlarım açmak için gayrete geçmiş bulunmaktadırlar.
— İstanbul:
Bugün Ankara vapuru ile şehrimize gelen Milletlerarası Parlâmentolar Birliği Başkanı Lord Stansgate kendisi ile görüşen muhabirimize şunları söylemiştir:
«Türkiye tarafından yapılan davet büyük bir alâka ve memnunlukla karşılanmıştır.. Konferanstan çok ümitliyim. Konferans dünya barışının kurulmasına hizmet etmelidir, çünkü Birliğimiz bir barış birliğidir ve bu Konferansta da dünya barışının tesisi yolunda elimizden geldiği kadar çalışacağız.
Türkiye'ye ilk defa 1915'te Çanakkale muharebelerine iştirakim sırasında geldim. Bundan sonra 1926 ve 1938 yıllarında güzel memleketinizi tekrar ziyaret etmek, fırsatını buldum.»
Lord Stansgate 1910 senesinde Britanya Kabinesinde sandaîyesiz Nazır. 1929'da Mac Donald Kabinesinde Hindistan Nazın ve 1945 yılında Attlee Kabinesinde Havacılık Bakanı olarak vazife görmüş ve Milletlerarası Parlâmentolar Birliği Başkanlığına, 1947 yılında Kahire'de yapılan top> lantıda seçilmiştir.
— İstanbul:
31 Ağustosta şehrimizde toplanacak olan Milletlerarası Parlâmentolar Birliği Konferansına iştirak edecek milletlerin delegeleri deniz ve hava yolu ile memleketimize gelmektedirler. Bugün de Ankara vapuru ile Belçika, İngiltere, Almanya, İtalya. İsviçre ve Lüksemburg delegeleri şehrimize gelmişlerdir.
Ankara vapuru ile gelen delegeler şunlardır:
Büyük Britanya:
Lord Stansgate (Parlâmentolar Birliği
Başkanı)
Mr. William Wedgwood Benn
Belçika:
Mr. Edmond Portre
Mr. Cossee de Maulde Vincent
Almanya:
Hermann Ehless (Almanya Parlâmento
Başkanı)
Gebhard Seelos
Dr. Franz Tesvhoner
Dr. Cari von Campe
M. Cari Scröter
Heinrİch von Berntano
Dr. Walter Haremann
İtalya:
M. Vicenzo Meughî M. Tommare Leonetti Dr. Giovanni Tammarini M. Alberto Piaggeri
Lüksemburg:
M. Emil Reuter M. Fandel Romain M. Marcel Maris M. Pİerre Gregoire
İsviçre:
M. Boissier Leopold (Parlâmentolar
Birliği Genel Sekreteri) Delegelerden bir kısmına eşleri ve kızları refakat etmektedir.
— İstanbul:
31 Ağustos'ta toplanacak olan Parlâmentolar arası Konferansa iştirak etmek üzere Mısırlı ve Suriyeli delegeler bugün saat 16.20'de bir Panamerikan uçağı ile şehrimize gelmişlerdir. Delegelerin İsimleri aşağıdadır :
Suriyeli delegeler: Adel Ceçkia, Abdelrah-man Azem. Hüsnü el Baray ve karısı Be-hire el Bavaz, Faik Manan, Riad Salame Hayidar.
Mısırlı delege: Muhammed Çhattab.
— Aydın:
Buraya gelmiş olan Bayındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu, bugün saat 16'da Vilâyet Genel Meclisinin yaptığı olağanüstü
toplantıda Genel Meclisin çalışmalarını takip ettikten sonra saat 17'de yanında Aydın Milletvekilleri Ethenı Menderes, Dr. Namık Gedik İle Aydın Valisi Dilâver Ar-gun. Demokrat Parti İl Başkanı Mithat Levent ve Çine İlçesi Genel Meclis üyeleri olduğu halde Muğla - Aydın yolunda 35'inci kilometrede inşa edilmekte olan Çaltı köprüsündeki çalışmaları incelemiş ve oradan Kahramanlar köyüne gitmiştir.
Kendilerinden şikâyet ve dertlerini soran Bakana köylüler, yıllardan beri kendi köyleriyle birlikte Çİne İlçe merkezini de tehdit eden Kalabak deresinin Hükümetçe ele alınmasını, başkaca dertleri olmadığını söylemişlerdir.
Bakan, Su İşleri Müdüründen mahallinde izahat aldıktan sonra bu derenin zararlarını izale edecek etüd ve projelerin süratle hazırlanmasını emretmiş ve 1952 yılında derenin ıslah ameliyesinin ele alınacağını köylülere ifade eylemiştir.
Buradan Çine İlçe merkezine giden Bakan, Çİne halkı ile uzun boylu konuştuktan sonra halkın sevgi gösterileri arasında Aydın yolu ile saat 21.30'da İzmir'e hareket
etmiştir.
— Muğla:
Seçim mücadelesi Vilâyetin her yerinde bütün hızıyla devam etmektedir.
Demokrat Parti adayı Natık Poyrazoğlıı, ilk konuşmasını merkezde Kocahan Kıraathanesinde yapmıştır. Bundan sonra konuşmalarına Fethiye. Köyceğiz İlçeleri ile Karaova ve Ula Bucaklarında devam etmiştir.
Muğla Milletvekillerinden Zeyyat Manda-lind. Yavuz Başer ve Cemal Hünal, Milas, Yatağan ve Fethiye civarlarında dolaşmakta ve Hükümetin şimdiye kadar olan icraatı hakkında vatandaşlara izahat vermektedirler. Köylüler, umumiyetle kendilerine. 27 senedir C. H. Partisi iktidarının hiçbir icraatını görmediklerim, halbuki bir senelik Demokrat Parti iktidarının su ve yo! dâvalarını hallettiğini söylemekte ve Milletvekillerini, Valiyi. Bucak Müdürünü her zaman gördüklerini, ihtiyaçlarının bizzat onlar tarafından müşahede edilerek yapıldığını sözlerine ilâve etmektedirler.
23 Ağusios 1951
— Tokat:
Tokat seylâbı ile beraber ve emsali görülmemiş bir şiddetle buz halinde yağan yağmurlar neticesinde gelen büyük seller Turhal ve Tokat'ın merkez köylerinden Edipse.
Gagay. Üstüncük. Güğümler. Taşlıçiftlik, Cinlioğlu, Marazlar, Söngüt, Çerki ve En-düzler'deki arazileri basarak mahsulâttan büyük bir kısmını tamamen yok etmiş, Marazlar'dan ve Taşlı çiftlik'ten gelen büyük sular Cinlioğlu Çiftliği'nde toplanmış mahsulleri sürükliyerek ırmağa götürmüştür. Arazi hâlen sular altındadır. Ayrıca birçok dere yataklarından gelen kaya parçaları ve kum yığınları geniş bir araziyi kum yığını haline getirmiştir.
Valilik tarafından adıgeçen köylerde faaliyete geçmek üzere gönderilen yardım ekipleri bir günde ancak Cinlioğlu Çiftliği'ndeki .zararı tesbit edebilmiştir. Diğer köylerdeki ekiblerden henüz hiçbir haber alınamamakla beraber bu köylere yakın yerlere temin ettiğim bir jiple giderek bizzat yaptığım incelemelere göre felâketin çok ağır olduğunu gördüm.
Tokat seylâbına ait zarar ve ziyan tesbit-leri devam ediyor. Yukarıda saydığım köylerle birlikte mahsulât ve eşya hasarıma resmî kaynaklardan edindiğim ilk tahminlere göre birkaç milyonu aştığına muhakkak nazariyle bakılmaktadır.
Felâkete uğrayan 10 köy için ilk âcil yardım olarak para ve toprak temizleme ma-kİnalarına ihtiyaç vardır.
t— Ankara:
31 Ağustos'ta İntanbul'da toplanacak olan Milletlerarası Parlâmentolar Birliği Konferansına iştirak edecek milletlerin delegeleri memleketimize gelmeye başlamışlardır.
Pakistan Meclis Başkam Tazimuttin Khan başkanlığında ve İbrahim Khan ile Ali Afzal'dan müteşekkil Pakistan heyeti dün gece Toros Ekspresiyle şehrimize gelmiştir.
Pakistan delegeleri bu akşamki Ankara Ekspresiyle istanbul'a hareket edeceklerdir.
Heyet başkanı Tazimuttin Khan kendisiyle .görüşen Anadolu Ajansı muhabirine Pakistan'ın Türkiye ile tarihî ve kültürel birtakım bağları bulunduğunu, her Pakistanlının Türkiye'yi ziyaret etmek istediğini belirttikten sonra demiştir ki:
((Milletlerarası Parlâmentolar Birliğine katılacak olan delegeler bu seneki Konferansın Türkiye'de yapılacağını öğrendikleri zaman çok memnun oldular, zira bu büyük memleketi ziyaret fırsatına sahip oldular.
İstanbul'a giderken Ankara'ya uğramamı-. zm sebebi ise, bu büyük Cumhuriyetin başşehrini ziyaretle Pakistan'ın büyük bir hür-
met beslediği modern Türkiye'nin büyük mimarı Atatürk'ün aziz hâtırasına bir saygı duruşunda bulunmaktan ibarettir.
Memnuniyetle ifade edilebilir ki, Türkiye'de kısa bir devre içinde fevkalâde bir ilerleme olmuştur.»
Heyet başkanı sözlerine devamla Pakistan'ın devlet oluşundan bahsetmiş ve Pakistan'ın hürriyeti ve güçlükleri hal yolunda tam bir karara sahip olduğunu bilİdrmiştir.
— İstanbul:
31 Ağustosta şehrimizde toplanacak olan Milletlerarası Parlâmentolar Birliği Konferansına iştirak edecek milletlerin delegeleri memleketimize gelmektedirler.
Bugün saat 16.30'da İngiliz uçağı ile, İngiliz heyetinden Sir Drummond Chiels, Cari of Listo\vel. Cyril Osborne, S. Lİdder-dale, Tilney. Birmanya heyetinden, Birmanya Parlâmento Genel Sekreteri U. Hla-kyaing ve U. Shvreni şehrimize gelmişlerdir.
— Ankara:
Tokat'taki sel felâketi dolayısiyle evleri yıkılan muhtaç vatandaşlara yardım mak-sadiyle Kızılay Genel Müdürlüğü Tokat Kızılay Şubesine 7500 lira göndermiştir.
— İstanbul:
Brezilya Cumhurbaşkanı Muavini Ekselans Cafe Filho bugün saat 17'de uçakla şehrimize gelmiştir. Kendisini Yeşilköy hava alanında Brezilya delegeleri ve konsolosluk erkânı karşılamıştır.
— İstanbul:
Şehrimizin misafiri bulunmakta olan Brezilya Cumhurbaşkanı Muavini Joao Cafe Filho bugün saat 19'da Parkotel'de bir Basın toplantısı yapmıştır.
Kendisi ile görüşen gazetecilere Brezilya devlet adamı, memleketimizde bulunmaktan duyduğu memnuniyeti ifade ettikten sonra seyahatinin tamamen hususî mahiyette olduğunu ve İsveç sanayicilerinin daveti üzerine evvela İsveç'i ve sırasiyle Norveç, Danimarka. Almanya, İsviçre. Yugoslavya, Yunanistan'ı ziyaret ettiğini söylemiş ve şöyle devam etmiştir:
aBugün Amerika'da hâkim olan kanaate göre, Avrupa'da bir kararsızlık hüküm sürmektedir. Bunun bilhassa manevî bakımdan olduğu zannedilmektedir. Fakat seyahatim esnasında maddî veya manevî bakımdan Avrupalıların sür'atle kalkınmakta olduklarını gördüm. Bu kalkınma manevî bakımdan daha barizdir.»
Dünya havacılığının ne büyük bir hızla geliştiğini ve milletlerin havacı yetiştirme işine ne kadar önem verdiklerini hep biliyoruz. Memleketimizde havacılık, sürekli bir emek ve geniş bir gayret istemektedir. Halk yardımı ile millî havacılığımızı kökleştirmek ve genişletmek hizmetini üzerine almış olan Türk Hava Kurumu'nun başarı gösterebilmesi ve plânlı bir çalışmayı yürütebilmesi istikrarlı bir gelirle desteklenmesine bağlıdır. Bugüne kadar yetiştirilen ve sayısı (3332) yi bulan pilot, plânörcü ve paraşütçüyü birkaç misline çıkarmak ihtiyacındayız. Hava sporunu, kısa bir zaman İçinde, yurt gençliği içine yerleştirmek zorundavız.
Türk Hava Kurumu, bütün kuvvetini Türk milletinin sevgisinden ve himayesinden a-lan bir halk cemiyetidir. Havacılık çalışmalarını yurdun kalabalık merkezlerine yayarak Türk gençliğine maletmek ve millî savunma ihtiyaçları için uçucu personel yetiştirmek gibi her ikisi birbirinden önemli iki dâvanın hedefe ulaştırılması işi, ancak bu sevgiye dayanarak muvaffak olabilir, bütün halkımız şuna inanmalıdır ki bizim zamanı idaremizde halkdan aldığımız paranın bir kuruşu Kurumun gayesi haricine sarfedilmiyecek, maksad, gösterişe feda edilmiyecektir.
Havacılık Haftası dolayısiyle. halkımızdan memleket havacılığı için daha candan bir ilgi beklemekte ve 1950 yılı içinde iki milyonu aşan millî yardımı minnet ve şükranla karşılamaktayız.
30 Ağustos bayramı, aziz yurddaşlanmıza kutlu olsun.»
— Doğu Beyazıt:
Şimdiye kadar Türk ve yabancı hiç kimsenin ayak basmadığı Büyük Ağrı zirvesine ilk defa olarak Türk dağcıları çıkmaya muvaffak olmuşlardır. Başlı başına bîr âlem olan Ağrının buzlarla kapalı zirvesi şimdiye kadar birçok meraklıları harekete getirmiş ve 27 Ağustos 1940 da Nuhun gemisini aramaya gelen Amerikalı Mister Smith'in başkanlığındaki heyet de büyük zirveye varamamıştı. O zaman kendisine refakat ettiğim Mister Smith, bana birçok dağlara çıktım, fakat bu kadar heybetli ve muhteşemini görmedim, demişti. Şimdiye kadar kimsenin ayak basmasına müsaade etmeyen bu muazzam zirve ilk defa olarak bir Türk gerilla kafilesine, Türk azmine râm olmuş bulunuyor.
Bu tarihî hâdiseyi hayatlarının büyük muvaffakiyeti olarak kaydetmeye muvaffak
olanlar şunlardır: Kafile Komutanı Üsteğmen Cevat Gökmenoğlu, Doktor Yüzbaşı Kemal Gümüşçü, Teğmen Münir Kı-sakürek, 105 çavuş ve er...
Altı aydan beri Ağrı İlinde talim görmekte olan gerilla kursuna mensup bu kahramanlar, zirveye çıkmak için 13 Ağustos 1051 günü Ağrı'dan hareket etmişlerdi. Ben kendilerini Doğu Beyazıd'a 80 kilometre mesafede bulunan Yoncalı köyünde karşıladım. Silâhları omuzlarında, çantaları sırtlarında uzun mesafeden gelen bu Türk çocuklarında en küçük bir yorgunluk belirtisi yoktu. Büyük Atalarının çok sevdiği (Dağbaşını duman almış) marşını söy-liyerek neş'e içinde tarihî bir iş başarmaya gidiyorlardı. Bunları gördükçe Ağrı'nın o heybetli, hattâ korkunç zirvesi, gözlerimde küçüldü. Bu Türk çocukları o kadar azametli idiler kî...
20 Ağustos sabahı serin bir hava Doğu Beyazıt *ı sarmıştı. 2 gün evvel yağan yağmur Ağrı'yı hafif yeşillendirmişti. Beyaz bulutlar, lâcivert gökün altında zirveyi sarmış bulunuyorlardı. Dağcı kafilesi saat 5.30'da askerî garnizon binası önünde harekete hazır bir vaziyette toplandı. Alay Komutanı Albay Rüştü Narter. kafileyi teftiş etti, kısa bir konuşma ile subay ve erlere başarılar diledi. Aynı dileğe katıian halkın muvaffakiyet temennileri arasında saat 5.45'te yola çıktık.
Cebekünbet yaylasına varmıştık. Köy kızları, önlerinde sürüleri, şarkılar söyliyerek dağdan yaylaya doğru iniyorlardı. Bu yoi-ları evveîce Amerikalılarla beraber de geçmiş olduğum için biliyordum. Arkadaşlarım pervasız yollarına devam ederlerken ben yapacağımız işin azametinin tesiri altında gözlerim zirveye dikilmiş, dalgın yürüyordum. Arkadaşlar latifelerle beni ikaz etti- j îer. Yorulmuş ve susuzluktan dudaklarımız kurumuştu. Biraz ilerde çadırlarından bizi gören yayla halkı ayranlarla yanımıza geldiler ve hepimize, birbirlerine rekabet e-dercesine bir sür'atle, tas tas ayran dağıtmaya başladılar. Bu temiz ve sâf köylü- j lerin misafirperverliği karşısında burasını mola yeri olarak seçtik. Yemeklerimizi yedikten sonra saat 13'te Şihli'ye doğru yol almaya başladık.
Zorluklar başgöstermişti. Artık yol voktu. Yalçın kayaların birinden diğerine athya-rak ilerliyor ve ağırlığımız bizi güçlükle takip ediyordu. Saat 19'da Şihli'ye vardık. Hemen portatif çadırlarımızı kurarak ye-1 meğimizi yedik ve yarınki yola kuvvetle devam edebilmek için derin bir uykuya daldık.
M. Holmback tarafından sunulan projeye göre. göçmenlerin gerek kendi memleketlerinde, gerekse kendilerini kabul etmiş memleketlerde yeniden iskân edilmeleri ahlâkî ve fiilî bir mesuliyet meselesidir.
Göçmenleri bizzat kabul ve iskân etmek imkânsızlığında bulunan memleketler yalnız maddî bile olsa, göçmenlere mümkün olan yardımı yapmağa çalışmalıdırlar.
Bu noktanın hususî bir ehemmiyeti vardır, çünkü Göçmenler Yüksek Komiserliği, göçmenlerin yerleştirilmesi için gereken tahsisatı ancak bütün ilgili memleketlerin tavsiyesi üzerine Birleşmiş Milletlerden alabileceklerdir.
Karar projesi aynı zamanda yeter derecede gelişmemiş memleketler için göçmenlerin gayet faydalı bir unsur olacağını hatırlatmakta ve Milletlerarası Çalışma Teşkilâ-tiyle bu hususta temasa geçmek lüzumunu Hükümetlerine bildirmelerini delegeler-den dilemektedir.
-— İstanbul :
Parlâmentolararası Konferansı Basın Bürosu bildiriyor:
Parlâmentolararası Konferansına iştirak eden İngiliz Heyeti Başkanı ve Parlâmentolararası Birliği Başkanı Lord Stansgate Büromu? muharrirlerinden birine aşağıdaki beyanatı vermiştir:
İstanbula gelmekten son derece memnunum. Toplanma yeri olarak bu güzel şehrin seçilmiş olması çok yerinde bir karardır. Burada, Doğu ile Bati'hın birleştiği bu şehirde Doğu ve Batı memleketlerini temsil edenlere, görüşmek, anlaşmak imkânı sağlanmıştır.
Bilindiği gibi, Parlâmentolararası Birliği, Milletlerarası Birliklerin en eskisidir. Gayesi dünya yüzünde yalnız sulhu temin de-ğil," onu idame ettirmektir. Birliğimiz Cemiyeti Akvanrın ve La Haye'deki Milletlerarası Yüksek Mahkemenin kurucularından olmakla iftihar eder. Her memleket dilediği zaman Birliğimize dahil olabilir. Bizde, kabul edilmek için veto hakkı diye birşey yoktur. Bu konferansın sağladığı en büyük faydalardan biri ayrı siyasî görüş ve fikirlere sahip kimselerin birleşmesini temin ve aradaki ihtilaflı noktaları yüzyüze, dostaç halle çalışmasıdır. Tabiî, bu görüşmelere iştirak edenler Hükümetlerinin sözcüleri olmaktan ziyade, o memleketin siyasî ve entellektüel hayatında
önemli rol oynayan kimselerdir, bunların görüşü ve beyanatları tanıamiyle şahsîdir.
Şimdiye kadar birçok memleket dolaştım. Hemen hemen her yerde sulha karşı büyük bir arzu ve İştirak mevcut olduğunu gördüm. Bu arzuyu prensip ve temel taşı kabul ederek işe başlıyoruz.
Türkiyede gördüğüm dostluk ve misafirperverliğin hayranıyım. Bu dostluk ve muhabbet havasını daha Marsilya'da Ankara vapuruna ayak basar basmaz hisset-miye başladım. Gemi süvarisi Şerif Gogün, kaptandan en küçük tayfaya kadar bütün mürettebat birer nezaket ve dostluk timsali idi.
Bundan sonra Lady Stansgate de şunları ilâve etmiştir:
Memleketinizin yabancısı değilim. Bu güzel şehrinize bundan evvel iki kere daha gelmiştim. Milletlerin kültür, sosyal ve din dâvaları ile yakından alâkadarım. Türkiye'nin, bilhassa Büyük Atatürk'ün başarmış olduğu inkılâplarınızın hayranıyım. İstanbul'da bulunduğum müddetçe tarihî kıymet taşıyan yerleri ziyaret etmek, haklla temas edip memleketiniz hakkında daha iyi fikir edinmek arzusundayım.
Lord ve Ladv Stansgate İngiltere'nin tanınmış ailelerine mensup kimselerdir. Her ikisinin de babaları mebusluklarda bulunmuştur/Hâlen oğulları Mr. Anthony Wedg-wood Benn Parlâmento âzasıdir. Lord Stansgate'e İkinci Dünya Harbinden sonra Lord unvanı verilmiş ve Attlee Kabinesinde Hava Nazırlığında bulunmuştur.
— İstanbul:
Parlâmentolar Birliği Konferansına iştirak edecek, Ayan âzasından Giovanni Percico'-nun başkanlığındaki İtalyan heyeti, bugün öğleden sonra uçakla şehrimize gelmiştir.
Ayrıca Amerika Birleşik Devletlerinden Thomas C. Cochran da Konferansa müşahit olarak katılmak üzere memleketimize gelmiştir.
— Ankara:
önümüzdeki ara seçimleri için, Seçim Kanunu gereğince. Ankara, İstanbul ve İzmir radyolarında yapılacak seçim propaganda konuşmalarının saatleri, 1 Eylül Cumartesi günü saat 10'da Basın - Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğünde. Noter huzurunda ve siyasî partiler temsilcileri önünde kura ile tesbit edilecektir.
Ara seçimleri 16 Eylül Pazar günü yapılacağına göre. seçim propagandası konuşmaları. Seçim Kanunu gereğince radyola-
nmızda 6 Eyiûl Perşembe günü başlıyacak ve 12 Eyiûl Çarşamba akşamı sona erecektir.
— Ankara:
Aldığımız malûmata göre, Hükümetimizin teşebbüs ve müzaheretile Milletlerarası Çalışma Bürosu tarafından Yakın ve Orta-Doğu memleketlerinin Sosyal Sigorta idarecileri
için bir tekâmül kursu mahiyetinde olarak tertip edilen Sosyal Emniyet Seminedi, 3 Eylül Pazartesi günü saat 10 da İstanbul'da Galatasaray Lisesi binasında açılarak çalışmalarına bağlıyacaktır.
Milletlerarası Sosyal Emniyet Derneğinin Genel Sekreteri M. Wildman ile Milletlerarası Çalışma Bürosundan Reşdan Uşaklı-gil, dün sabah Cenevre'den Ankara'ya gelmişler, Dışişleri ve Çalışma Bakanlıkları ile temaslarda bulunduktan sonra, gerekli hazırlıkları tamamlamak üzere aynı gün İstanbul'a hareket etmişlerdir.
Uç hafta devam edecek olan Sosyal Emniyet seminerine Türkiye'den başka Yunanistan, İran, İsrail ve muhtemel olarak Suriye Hükümetleri Sosyal Sigorta Teşkilâtı mümessilleri iştirak edeceklerdir. Dünyanın bu sahada tanınmış uzmanları tarafından sosyal sigortaların idarî, iktisadî, malî ve tıbbî cepheleri üzerinde fransızca ve ingilizce olarak münakaşalı konferanslar verilecek, ayrıca İşçi Sigortaları Kurumumuzun tesisleri tetkik ve ziyaret edilecektir.
Memleketimizin sosyal sigorta mevzuatı hakkındaki seri konferanslar, İstanbul Ü-nİversitesi Hukuk Fakültesi profesörlerinden Doktor Ferit hakkı Saymen tarafından Fransızca olarak verilecektir.
Seminere, Çalışma Bakanlığınca seçilen memurlardan başka, İşçi Sigortaları Genel Kurulu işveren üyelerinden Hakkı Avunduk ve işçi üye Hayri Pozan da iştirak edecektir.
30 Ağustos 1951
— Ankara;
Bundan 29 sene evvel bugün müstevliye öldürücü darbeyi vurmaya muaffak olan Türk Ordusu ve onunla beraber bütün Türk milleti, 30 Ağustos bayramını bir kere daha sevinç içerisinde törenle kutlamaktadır.
Ankara Şehri, sabahın erken saatlerinden itibaren bayraklarla süslenmiştir. Halk, şehrin muhtelif yerlerinde yapılmasına başlanan askerî törenleri takip etniktedir.
Hazırlanan program mucibince, saat 8'de Yedek Subay Okulu Öğrencileri tarafından Atatürk'ün Orduevi Önündeki anıtına, Harp Okulu tarafından Ulus Meydanındaki anıta ve muhafız kıt'ası tarafından da Atatürk'ün geçici kabri önündeki anıta birer çelenk konulmuştur.
Saat 8.30:da Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut, İkinci Başkanı Korgeneral Zekâi Okan, Askerî Şûra Üyelerinden Orgeneral Muzaffer Tuğsavul ve Orgeneral Mahmut Berköz, Askerî Yargıtay Başkanı Orgeneral îshak Avni Ak-dağ, Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı Korgeneral İsmail Hakkı Tuna-boylu, Hava Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Muzaffer Göksenin, Jandarma Genel Komutanı Korgeneral Yaşın-kılıç, Genelkurmay Harekât Dairesi Baş kanı Korgeneral Yusuf Egeli. Genelkurmay İkmal Başkanı Korgeneral Fevzi U-çaner, Genelkurmay Personel Başkanı Tümgeneral Hakkı Turan, Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanı Tümgeneral İhsan Orgun ve Garnizon Kunıutanı Tuğgeneral Mithat Akçakoca Atatürk'ün Muvakkat kabrini ziyaret etmişler ve her general ayrı birer buket bırakarak saygı duruşunda bulunmuşlar, Ata'nm manevî huzurunda saygı ile eğilmişlerdir.
Müteakiben. Amerikan Askerî Yardım Kurulu adına Kurul Başkanı General Arnold ve Harp Okulu Öğrencileri adma da öğrenciler tarafından muvakkat kabre birer çelenk konulmuştur.
— Ankara :
Zafer bayramı münasebetiyle Genelkurmay Başkam Orgeneral Nuri Yamut, Genelkurmay Başkanlığında bugün saat 9,-dan itibaren ordu adına tebrikleri kabul etmişlerdir. Askerî erkânın tebriklerinden sonra saat 9.30'dan itibaren başta Başbakan Adnan Menderes ve şehrimizde bulunan Bakanlar olduğu halde, Büyük Millet Meclisi üyeleri, Yargıtay, Danıştay, Sayıştay Başkanları, Bakanlıklar mensupları, siyasî partiler ileri gelenleri, Bankalar temsilcileri, yardım cemiyetleri, ilmî kurumlar ve müesseseler mensupları, tebriklerini sunmuşlardır.
— Ankara:
Her gün yeni şeamet destanları yaratan kahraman mehmetçiğin dünya tarihinin altın sayfalarına süngüsüyle yazdığı Türk zafer bayramı bugün bir yaşını daha idrâk etmiş bulunuyor.
Başkent bu sabahtan itibaren bu mutlu günün derin heyecanını yaşayarak Hipod-
romda tertip edilen
büyük geçit resmiyle iftihar hazzını tatmin etmiş bulunuyor.
Geçit resmini takip eden Anadolu Ajansı muhabiri intihalarını şöyle anlatmaktadır:
«Saat 10.30... Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut, geçit resmine iştirak e-decek kıtaları teftiş ediyor. Bir top gürle-mesini andıran «Sağol» sesleri ile herşeye boyun eğdirmesini bilen kahraman mehmet-çik büyük askeri selâmlıyor.
Teftişi takiben İstiklâl marşı başladı. Bandonun çaldığı marşın «Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen alsancak, sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak» güftesine uyan kıtaların sancakları mehmetçiğin arşa yükselen sesi arasında iftiharla dalgalanıyor, törende bulunan asker, sivil, kadın, erkek, çoluk, çocuk tek bir kalp halinde çarpıyordu.
Topçu Asteğmen Aşir Özözer yaptığı bir konuşma ile «Mohaç önlerinde. Hindistan kapılarında ve Afrika çöllerinde dünyayı sarsan bir neslin ahfadı olarak hür ve mesut vatanda en büyük bayramı bütün heyecanıyla kalplerimizde yaşatıyoruz. Asil bir jr-km İstiklâl için şahlanışı ve büyük Türk Cumhuriyetinin temeli olmak bakımından 30 Ağustos muhteşem ve ebedî bir eserdir.
Bİr millet ki ezelden beri hür ve başı gökte Bir vatan ki şehit kanından sancak Hangi, hangi eller ona zincir vuracak.»
derken büyük bir heyecanla Türkün hislerine tercüman oluyor ve «ey şehit yüz-başmv gazi onbaşım, ey isimsiz kahramanlar, ölümlerinde bile arzın göğsüne sığma-yıp bir bulut kucağında sonsuz lâcivertliğin yıldız çiçekli bahçesine yükselen yiğitler. Cihana şan oldunuz, tarihe mololdu-nuz. Uğruna bütün varlığınızı feda ettiğiniz şu aziz vatan için, sizin Sakarya'ya karışan kanınızdan gelen bizler neyimizi e-sirgeriz ki? Yurdu yuvamız, Türklüğü ailemiz, hürriyeti namusumuz diye öğrendik ve biz vatanın saadeti için daha doğarken ateşe hazırlandık)) sözleriyle de ne bahasına olursa olsun bu aziz vatanı korumaya ahdetmiş bir askerin asü duygusunu büyük bir vecd içinde ifade ediyordu.
Bu genç Asteğmen bakın büyüklerine neler söylüyor:
«Ey Trablus'ta aldığı yarayı Balkan'da sardıran, Kafkasta donan ellerinin buzunu çölde eriten büyüklerimiz, en kanlı ellerini Sakarya'da yıkayan, 30 Ağustosta kükre-yip 9 Eylülde denize ulaşan kahramanlar, ruhlarımızda yükselttiğiniz kahramanlık âbidesiyle şimdiden zafere andiçtik. Gön-
lümüzde andı yolunda ölümü az görenlerin mert yangını, göğsümüzde topa yüz çevirten çelikten bir îman var. Tanrının ceza ateşi bütün dünyayı sarsa, gökler alev yağdırıp denizler kızgın aksa sen yine korkma, anamız vatan. Sınırlarında çelik bileklerin tuttuğu çelik süngülerle ordun var, Kore'de harikalar yaratan Mehmedin var.»
Daha sonra Türk Hava Kurumu adına Zeki Fişıloğlu da bir konuşma yaparak günün Önemini belirtti ve vatan sınırlarını havacı bir nesle, kanatlanmış bir gençliğe emanet etmenin bir zaruret olduğunu ifadeden sonra «Zafer ve Uçak Bayramının bu mutlu yıldönümünde Türk Hava Kurumu milletimizin öz malı olan şanlı ordusunu ve onun yiğit komutanlarını, subay ve erlerini saygı ve şükran duygulariyle selâmlar» diyerek sözlerine son verdi.
Müteakiben Garnizon Komutanı Tuğgeneral Mithat Akçakoca da şunları söyledi:
«Dünyamızın siyasî ufuklarının karardığı şu buhranlı günlerde, 30 Ağustos Zafer Bayramını bu yıl da, yurdumuzda geniş bir hürriyet, sulh ve sükûn havası içinde idrâk ediyor ve büyük bir güvenle istikbale bakıyoruz.
Millî tarihimiz, hiçbir millete nasip olmayan pek büyük ve parlak zaferlerle süslüdür. Fakat istiklâlimiz, hürriyetimiz ve millî varlığımız bakımından Türk milletinin 30 Ağustos Meydan Muharebesinde kazandığı kesin neticeli zafer eşsizdir. Ve harp tarihimizdeki müstesna mevkiini daima muhafaza edecektir. Bu bakımdan İstiklâl Savaşımızı tam bir zaferle sona erdiren Başkomutanlık Meydan Muharebesinin taşıdığı mâna ve Önem,çok büyüktür.
Bu, büyük bir savaş gücünün mümessilleri bulunan Büyük Harbin galiplerine ve bütün Türk düşmanlarına karşı, Türk milletinin kendi kaynaklariyle tek başına yaptığı savaşın ve muzafferiyetin destanıdır.
Bu zafer, tarih boyunca daima hür ve müstakil yaşamış ve bu idealler uğruna durmadan çarpışmış olan Türk milletinin istiklâline tecavüz edilemiyeceğini katiyetle ispat etmiştir.
Yine bu zafer, halsiz ve bitkin düştüğü sanılan bir zamanda ve durumda dahi, Türk milletinin şahlanan iradesi karşısında, yenilmez zannedilen kuvvetlerin boyun eğmek zorunda kaldığının münakaşa götürmez bir delilidir.
Bu sebeple, Zafez Bayramını her kutlayışta içimizde aynı tazelikle bir hayranlık, takdir ve takdis hislerinin dalgalandığını duvarız.
Milletimizin tekâmülü, hepimizin ideali olduğuna göre yarınki genç neslin de sizden daha üstün yetişeceğine inanmanızı istiyorum.
Asker camiası hepimizin mukaddes ocağıdır. Vazife aşkı bunun sönmez ateşidir. Aydınlığım şehitlerin ebedî ruhlarından
alır.
İlk rütbeyi aldığınız bu günde şu noktayı tekrar hatırlatmak isterim:
Askerlik... fazilet, feragat, fedakârlık, sevgi, saygı, inan, güven ve tahammül istiyen yalnız ve yalnız maneviyata dayanan bir şeref mesleğidir.
Fedakârlıkta, vatanperverlikte, kahramanlıkta hiçbiriniz diğerinize karşı Üstünlük iddiasında bulunmasın.
Çünkü bu ocağa gelip göçen sayısız ve isimsiz askerlerinin ölçüye sığmaz fedakârlık ve kahramanlıkları karşısında bizlere düşen vazife, hürmetle eğilmek ve onlara lâyık evlâtlar olmaya çalışmaktır.
Temiz alnınızla, parlayan gözlerinizle yüz-lerinizdeki tatlı heyecan bizlere bunu gösteriyor.
Bu heyecan, memleketin şeref ve hizmetini omuzlarınıza aldığınız bu ânın büyük bir mâna ve ifadesidir.
Bu sözlerim, hayatının dönüm noktasına gelmiş evlâtla onun sevgisini gönül derinliklerinde saklayan bir babanın konuşmasıdır.
Nurlu ve şerefli yolunuz açık olsun.»
Daha sonra Millî Savunma Bakanı Hulusi Koymen de bir tihabede bulunmuş ve demiştir ki:
«Genç arkadaşlarım,
Hepinizin bu mesut gününde duyduğunuz heyecan ve süruru ben de kendi ruhumda duyuyorum. Heyecan duyuyorum, çünkü, sizi görmekle milletin tükenmez feyiz ve kudret kaynağını görmüş oluyorum. Mîlletin ebediyeti sizin varlığınızda canlı bir timsal olarak karşımda dikili duruyor. Bütün hazzını, bütün heyecanım bu düşüncelerimin mahsulüdür. Siz genç, gürbüz, memleket içîn tükenmez ideali temsil eden arkadaşlar, bu memleketin mesut istikbalinin yaratıcı, yapıcı ve koruyucu mimar-lansmız. Sizi bu sıfatla tebrik ediyorum. Hepinize muvaffakiyetler diliyorum. Günden güne bütün gayretlerinizin ecdadınızın ulaştığı merhaleleri daha ileri ufuklara gö^ tiirecek kadar engin olmasını temenni ederim.
Hepiniz sağolun, varolun.»)
Müteakiben okul birincisi tarafından >aş kütüğüne çivi çakılmış ve sancak mezun olan subaylar tarafından okul öğrencilerine törenle devir ve teslim edilmiş ve Harp Okulu marşıyla törene son verilmiştir.
Millî Savunma Bakanı Hulusi Köymen ile Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Ya-mut'un okula selis ve avrıb=larında basta bando bulunan bir ihtiram bölüğü selâm resmini ifa etmiştir.
— İstanbul:
30 Ağustos Zafer Bayramı münasebetiyle Cumhurbaşkanı Celâl Bayar ile Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut arasında aşağıdaki telgraflar teati edilmiştir:
Sayın Orgeneral Nuri Yamut Genelkurmay Başkanı
Ankara
Liyakatli komutanız altındaki Silâhlı kuvvetlerimiz adına Zafer Bayramı tebrikinizden fevkalâde mütehassis oldum. Teşekkürler ederim.
Kara, Hava ve Deniz Kuvvetlerimizin, bir kelime ile Cumhuriyet Ordusunun her gün artan kudreti ile büyük milletimizin güvenine lâyık olduğunu görmekle müftehirim.
Her zaman varlığımızın en büyük teminatı olan ordumuza, Türk millî hayatının en büyük dönüm noktalarından birini teşkil eden zaferimizin kutlu olmasını dilerim.
Türkiye Cumhurbaşkanı Celâl Bayar
Sayın Celâl Bayar Cumhurbaşkanı
Florya
Büyük Türk milletinin olduğu kadar tekmil dünya milletlerinin de sevgi, güven ve hayranlığına mazhar olan ve bu güveni şeref bilerek ona lâyık kalmağa çalışan Türk silâhlı kuvvetleri camiası adına 30 Ağustos Zafer Bayramı tebriklerimizi saygılarımla arzederim.
Genelkurmay Başkanı
Orgeneral Nuri Yamut
— Bilecik:
Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu. bugün saat 13.15'te otomobille şehrimize gelmiştir. İran: A. Hezanma Hafi. Almanya: Hasemann.
Belçika: Kari Schroter. Mısır: Muhammed Ferid Zaaluk, A. Salakani. V. Haekal. El Kalakani, T. Habib, Kekhia, Antaki, Huneidi. Suriye: Rızkallah, Dr. Tevfik. İsrail: Klebanoff, D. Haclıoen. Lüksemburg: Gregoire. Reuter. Belçika: Brumell, Paul Stuye, Ronse. İngiltere: Geo. Wathers, Malcolm Stoddart Scott. Pakistan: Srîs Chaudrachattİpo Dhugaya Yahyeuddin Han. Filipinler: Giusti Parades, Osias. Birmanya: Shevenis, Rea Sciyaing. İrlanda: O. Conaill. Avusturya: Dr. Koref, Sturghl. Türkiye: Baban, Adato. Yugoslavya: Vladimir Simitch. Başkan. Konferans için Genel Sekreter tarafından hazırlanmış olan raporları takdim etmiştir. Bu raporların ilki idarî işlere tahsis edilmişti ve Birliğin gelişmesi ile heyetlerin kendi millî Parlâmentolarmdâki hareketlerinin kuvvetlenmesini tebarüz ettirmekteydi.
Siyasî meselelere tahsis edilmiş olan ikinci raporun müzakeresi umumî toplantıya havale edilmiştir.
Konsey, 26 Temmuz 1951'de Cenevre'de mültecilerle plâkalı anlaşmayı parafe eden diplomatik konferansın neticelerinden malûmatlar edilmiştir.
Parlâmentolararası Birlik adına Belçika delegesi Mr. Rolin'in sarfetti.ği gayretlere rağmen, anlaşma Birliğin derpiş ettiğinden daha mahduttur.
Konsey aynı zamanda milletlerarası sahada nafaka mükellefiyetini temine matuf Birleşmiş Milletler Teşkilâtı Sosyal Komisyonunun çalışmaları hakkında malûmat almıştır.
1931'deiı beri bir devlette tesbit edilen nafakaların ayni zamanda diğer bir devlette de mecburî olmasını isteyen Parlâmentolar Birliğidir.
Konsey Parlâmentolararası Birliğin bütçesini hazırlamıştır.
Hesapların tetkiki ile vazifeli makamlardan biri, Belçika'dan Norveç'e geçmiştir. İkinci makam yine bir sene için Lübnan heyetinin uhdesinde kalmıştır.
Cihad Baban'm 40'ncı Konferansın başkanlığına seçilmesi, bu yüksek şahsiyete ve ayni zamanda Türkiye'nin ParlâmentQİar-arası Birİiğe gösterdiği samimî misafirperverliğe karşı Asamblenin duyduğu şükran hislerinin hararetli tezahürüne vesile teşkil etmiştir.
— İstanbul:
Pariâmentolararası Birliği Basın Bürosundan bildirilmiştir:
Parlâmentolar Birliği Genel Sekreteri yarın delegelere sunacağı raporunda Türkiye ve Yunanistan'ın Atlantik Paktı Teşkilâtına iştirakleri hususunda şöyle demektedir:
(*Bu yıl Parlâmentolararası Birliği diplomatik faaliyetin en kesif olduğu bir bölgede toplanmak talihine mazhar olmuştur. Aşikârdır ki, geçmişte olduğu gibi, bugün de Türkiye ve Yunanistan'ın istikballeri milletlerarası münasebetlerin gelişmesi ü-zerinde büyük bir tesir icra edecektir.
Harp sona erelîden beri Türkiye vaziyetini çok kuvvetlendirmiştir. Bunu. milletlerarasında barışı muhafazaya matuf teşkilâtların çalışmalarında faal bir rol almış olmasına. Uzak-Doğu'da müşterek emniyet dâvası ve memleketlerinin şerefi uğrunda ölen askerlerinin kahramanlıklarına ve dış. siyasetinin devamlılığına medyundur.
Bu devamlılık, külliyetli miktarda silâh yardımı. Avrupa Konseyinde üyelik — ki bu suretle Türkiye. Avrupa ile tesanüdünü göstermiştir ve geçen sonbaharda Ak-denizin müdafaası mevzuunda yapılan konuşmalara iştirak gibi müsbet neticeler vermiştir. Fakat Ankara Hükümeti bunları kâfi addetmemektedir. Müttefiklerine ve Batılı dostlarına itimadı ne kadar fazla o-lursa olsun. Hükümet Türkiye'nin umumî Avrupa müdafaa sistemine dahil edilmesini ve bunun için de Kuzey Atlantik Paktını imzalamasını istemektedir.
Amerika Birleşik Devletleri de bu fikre iştirak etmektedir ve Türkiye'nin Pakta alınmasını Batılı ortaklarına resmen teklif etmiş bulunmaktadır. Biz bu satırları yazarken muhtelif Dışişleri Bakanlıklarında bu mevzuda müzakereler cereyan etmektedir. Türkiye'ye karşı ötedenberi samimî hisleri besleyen Londra'da, Hükümet ve Parlâmento çevreleri, bu memleketle aradaki askerî rabıtaları kuvvetlendi rmeye taraftardır. Ancak bunun ne şekilde yapılacağı hakkında nihaî bir fikir serdedilmiş değildir. Britanya Yakın-Doğu'da an'anevî bir siyaset takip etmektedir. Bu, behemehal kendisinin bu bölgedeki memleketlerle münasebetlerinin, çok fazla sayıda Hükû-
metin alâkadar bulunduğu muayyen bir diplomatik vesika çerçevesi içine sokulması mânasına gelmez. Mıntakavî bir paktın ayni derecede tesirli olması da ihtimal dahilindedir. Diğer taraftan, Amerikan teşebbüsünün Roma'da çok iyi karşılandığı anlaşılmaktadır. Akdenİzin müdafaasını At-lantiğin müdafaası ile koordine edebilsek, herhangi bir şey İtalya'nın diplomatik ve stratejik durumunu kuvvetlendirecektir. Fransa, henüz niyetlerini açıklamamıştır, fakat Türkiye ve Yunanistan'ın Pakta alınmasına muhalefet etmemesi çok muhtemeldir. Fakat, Kuzey Atlantik Paktının Akdenizden daha uzak mesafelerdeki menzilleri, Paktın müessir olacağı esasen geniş bölgeyi dafa fazla yaymak hususunda tereddüt etmektedirler.
Türkiyeyi iyi koordine edilmiş bir müdafaa sistemine dahil etmek zarureti şüphe götürmez. Halen cereyan etmekte olan müzakereler bu hususta bir usul tesbit etmek içindir.
— İstanbul:
Parlâmentolar Birliği Türk Grubu tarafından yarın toplanacak 40'incı Parlâmentolar Birliği Konferansına iştirak eden delegeler şerefine tertip edilen tanışma toplantısı, .bu gece saat 21'de Beylerbeyi Sarayı salonlarında yapılmıştır.
Bu toplantıda Konferansa iştirak eden delegeler ile B. M. M. Başkanı Refik Koral-tan. Dışişleri Bakanı Prof. Fuat Köprülü. Tekel Bakanı Rıfkı Salim Burçak, şehrimizde bulunan Milletvekilleri. Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay, Basın - Yayın ve Turizm Genel Müdürü Dr. Halim Al-yot. Birinci Ordu Müfettişi Kongeneral Şükrü Kanatlı. Merkez Komutanı Tuğgeneral Reşit Erkmen. Emniyet Müdürü Kemal Aygün. gehir Meclisi üyeleri, gazeteler başmuharrirleri ile eşleri hazır bulunmuştur.
Geç vakte kadar devam eden toplantıda Parlâmentoiararası Türk Grubu üyeleri tarafından misafir delegelere saray gezdirilmiş ve hazırlanan büfede izaz ve ikram edilmişlerdir.
31 Ağustos 1951
— İstanbul:
'40'ıncı Parlâmentoiararası Konferansı bu sabah saat 10.15'den itibaren Yıidız'daki Şale Köşkünde çalışmalarına başlamıştır.
Girİs kapısında Konferansa delege ve mü-.şahit gönderen 31 devletin bayrakları dal-
galanan Şale Köşkü, sabahın erken saatlerinden itibaren hummalı bir faaliyete sahne olmakta idi.
Saat 9.30'dan itibaren gelmeye başlayan delegeler ve davetliler saat 10 da merasim salonundaki yerlerini almış bulunuyorlardı.
Konferansın açılış oturumunda Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Ko-raltan, Adalet Bakanı Rükneddin Nasuhi-oglu, Dışişleri Bakanı Prof. Fuad Köprülü, Tekel Bakam Prof. Rıfkı Salim Burçak, şehrimizde bulunan Milletvekilleri, Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay. Basın - Yayın ve Turizm Genel Müdürü Dr. Halim Alyot, Birinci Ordu Müfettişi Korgeneral Şükrü Kanatlı, Merkez Komutanı Tuğgeneral Reşit Erkmen, Parlâmentoiararası Türkiye Büyük Millet Meclisi Grubu üyeleri, şehrimizde bulunan yabancı devletler Elci ve Konsolosları davetli olarak hazır bulunmakta idiler.
Konferansı yüze yakın yerli ve yabancı ajans ve gazete temsilcileri de kendilerine ayrılan yerlerden takip etmekte idiler.
Saat 10.20'de alkışlar arasında kürsüye gelen Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan bir nutukla Konferansı açmıştır.
— Bursa:
30 Ağustos Zafer Bayramı dün şehrimizde törenle kutlanmış ve askerî birlikler geçit resmi yapmışlardır. Cumhuriyet meydanında toplanan binlerce Bursalı muhtelif hatiplerin günün ehemmiyetini belirten konuşmalarını dinlemişler ve Atatürk anıtına çelenkler konulmuştur.
— İstanbul:
Bugün saat 10 da Yıldız Sarayında açılan Parlâmentolararası Konferansında Türkiye Büyük Millet Maclisi Başkanı Refik Koraltan'ın açış nutkunu müteakip Parlâmentoiararası Konseyi Başkanı Vikont Lord Stansgate kürsüye gelerek geçenlerde vefat eden fahri başkan Kont de Wiart için hazır bulunanları bir dakika ihtiram duruşuna davet etmiştir. İhtiram duruşundan sonra Lord Stansgate 50 devlet Parlâmentolarının iştirakiyle teşekkül etmiş olan Birliğin gelişmelerini belirtmiş ve bu Konferansta 31 Pa rlâmento ile ayni zamanda Birleşmiş Milletlerin, Milletlerarası Mülteciler Teşkilâtının, Milletlerarası Çalışma Bürosunun ve Avrupa Konseyinin de temsil edildiklerini söylemiş ve şöyle demiştir:
— İstanbul:
Parlâmentolararasi Konferansında Amerikan delegasyonuna mensup Senatör Fer-guson. Senatör Smith ve Temsilciler Meclisi üyesi Cooley'den müteşekkil bir heyet bugün Sale Kösünde bir Basın Konferansı tertip etmişlerdir. Senatör Ferguson, Basınla temas etmekten daima zevk duyduğunu ve bunun iyi bir işbirliği olduğunu "belirttikten sonra, daha ilk günden bir beyanatta bulunamı ya cağını söylemiş ve sorulacak suallere cevap vermeğe hazır olduğunu bildirmiştir.
Bunun üzerine. Parlâmentolararası Konferansında İsrail ve Alman delegelerinin yer almaları, bir.taraftan Amerika, ingiltere ve Fransa, diğer taraftan da Mısır arasında Süveyş ihtilâfı mevzuunun ortaya atılması ve muhtelif memleketler delegasyonları arasında zıt cereyanların bulunması keyfiyetinin Konferans havasını ihlâl edip -etmeyeceği hakmda Senatörlere bir sual tevcih edildi. Senatör Ferguson bu hususta ,. şu cevabı verdi:
«Bu meseleler birer mühim dâvadır. Par-, lâmentolararası Konferansının gayesi bu dâvaların hallinden ziyade açıkça münakaşasını yapmaktır. Biz burada Hükümetimizin mümessili olarak değil, temsil ettiğimiz memleketler halkının temsilcileri olarak bulunmaktayız. Biz, Amerikan Hükümetini değil, Amerikan Kongresini temsil ediyoruz. Bu Konferansta, ortaya atılan fikirler, mensup olduğumun Hükümetlerin resmî noktai nazarları olmayıp herkesin ve bilhassa milletlerin dilekleridir. Ve biz "burada bu dilekleri açıkça görüşüyoruz. Fikirlerimiz farklı olabilir. Fakat görüşülmesinde daima fayda vardır. Biz, Amerikan halkının tercümanı olarak kendi sulh anlayışımızı anlatıyoruz. Bizim istediğimiz harbe karşı bir sigorta temin etmektir. Vakit kazanmak, ve kazandığımız bu zaman zarfında insanların akıllanmasını ve sulh yolunun bulunmasını temenni ediyor ve bunun için çalışıyoruz. Bugün hür dünyanın elinde kuvvetli bir koz vardır. Bu koz da, hakikati gizlememektir. Dünya meselelerini Sovyet Rusva ve peyklerile görüşmek yerinde olur. Ortada iki cephe i vardır. İki görüş ve feîsefe farkı vardır. : Onlar kapalı kapı ardında iş görüyorlar ve ! yer altında çalışıyorlar. Bizim kapımız a-I cıktır; gizlenecek hiç bir şey yoktur. Bu-ii3 rağmen Ruslar ve peyklerile konferanslarda buluşmak ve görüşmek mahzurlu de-I ğil. hattâ kanaatimce faydalıdır da. Nitekim. 1937 senesinde Mısır'da toplanan Par-i lâmentolararası Konferansında peyklerle | ibuîuşup görüşmemiz faydadan hali olma-
mıştır. Bu hususta size şahsî bir hatıramızı anlatayım. Konferans sırasında bir yemekte yanımda peykli bir mümessil vardı. Ken-disile basın hürriyeti mevzuunda konuştuk. Kendi memleketinde de basın hürriyetinin mevcut olduğunu ileri sürdü. Otelime döndükten sonra bu zat, iddiasını ispat etmek gayesiyle kendi memleketinin gazetelerinden bir paket göndermişti. Fakat gönderdiği bir mektupla da bu gazetelerden bir kısmı bir müddetten beri artık çıkmıyor diye ilâve etmekten kendini alamamıştır. Dünyada bugün en büyük dertlerden biri, bazı devletlerin, halkın memleketi idare etmesini hor görmesidir. Bence, böyle toplantılara peykleri davet etmek ve memleketlerin birbirlerini tanımasını sağlamak faydalıdır. Aradaki tezatlar azalır. Fakat ben eminim ki, ileri sürdüğü bu fikirler yüzünden Amerika'ya dönüşümde ne idam edileceğim, ne de hapise atılacağım, onların da bir gün bö;"'e bir emniyete sahip olmalarını dilerim.
Şimalî Karolina Ayan âzası Mr. Smith de durumu basın hürriyeti bakımından tahlil etmiş ve bu ikiliğin ortadan kalkması ve arzu edilen anlaşmanın sağlanması için hür matbuata kafi ihtiyaç olduğunu belirterek «Demir Perde gerisinde basın hürriyeti temin edilir ve bu konuşmalar her iki tarafta da aynı açıkhla halka anlatılırsa büyük faydalar temin edilir*) demiştir.
Bundan sonra beynelmilel siyasî meselelere temas edilmiş ve İngiliz - İran ihtilâfından bahis açılmıştır. Mr. Cooley, İran meselesinin hakikaten çok ciddî bir meşe-îc olduğunu belirtmiş ve şövle demiştir: «Böyle bir hâdise geçmişte bir harbin başlamasına kâfi gelirdi. Bugün Birleşmiş Milletler mefhumu herkesin vicdanında ve fikrinde yer etmiştir. Bu fikre bütün milletler tam olarak iştirak etmezseler bile, o-nun mevcudiyeti İran'da nekadar bol petrol olursa olsun, bir yangın çımasını önlemeğe yetecektir. Türkiye'ye yapılan askeri yardımın arttırılmasının mevzuubahis oîup olmadığı sualine de Cooley şu cevabı vermiştir: «Geçen hafta Kongreye verilen bir lâyihada dünyanın bu tarafına yapılacak askerî yardım meselesi görüşülmüş ve kuvvetli bir şekilde olması istenmiştir. Bunun ne kadar olacağını söyliyecek durumda değilim, yalnız şunu belirtmek isterim ki bu yardım meseleleri askerî stratejiye bağlı işlerdir. Ve askerî idare edenlerin göstereceği lüzum nispetinde artmakta veya azalmaktadır. Maksat, tek bir yerin müdafaası değildir. İstenilen birleşmiş müdafaayı temin etmek için ihtiyaçları sağlamaktır. Amerikaya nazaran Türkiye
müşterek müdafaaya dahildir, gayelerimiz menfaatlerimiz müşterektir, netice de elbette müşterek olacaktır.
Amerika'nın bedeli mukabilinde dahi Araplara silâh vermediği hakkında bir Suriyeli gazetecinin sorduğu suale de şu cevabı vermiştir: «Arap devletleri hakikaten dünya stratejisinde çok mühim bir yer işgal etmektedir. Kendilerine silâh sevkiyatımn Amerikan Hükümeti tarafından menedilnıesi mevzuubahis değildir. Bu olsa olsa, ya bugünkü dünya durumu muvacehesinde fabrikaların daha mühim telâkki ettikleri yerlere silâh sevketmeleri veyahut da bazı silâh fabrikalarında Yayudilerİn bulunması yüzünden böyle bir netice doğmaktadır. Son olarak, Parlâmentolararasi Konferansının Güvenlik Konseyindeki veto hakkının kaldırılmasında müessir olup, olamıyacağı hakkındaki suale de su şekilde cevap vermiştir: «Böyle bir şeye kani değilim; çünkü bu hakkı kullanmak isteyen bir çok devletler vardır ve bundan vazgeçmek niyetinde görünmemektedirler.»)
Toplantı saat 1.45'te sona erdi.
— İstanbul:
Parlâmentolararası Birliği Konseyi Başkanı Lörd Stansgate, Parlâmentolar Birliği onferansının bugünkü açılış oturumunda şu demeci vermiştir:
Delege arkadaşlar,
4û'ınci Konferansın açıldığın! ilâve etmeden evvel, ilk ifa etmek istediğim bir vazife vardır. Son toplantımızdan bu yana Birliğimiz çok ağır — hattâ telâfisi imkânsız diyeceğim — bir kayba uğramış bulunuyor.
O muhterem şahsiyeti, .Kont Carton de Wiart'i hatırlarsınız, hepimiz hatırlarız. O, hayatını kanunun payidar olmasına ve beşerî anlayışın gelişmesine adamış bulunan bir insandı. Onunla tanışmış olanlar, kendisini yakından bilenler sonsuz müsamahası, yakınlığı ve anlamak kabiliyetinin tesiri altında kalmış, bundan mütehassis olmuş olmalıdırlar. Kendi payıma şuna eminim ki, o asla unutmıyacağım bir dosttu.
Kendisine daima refakat eden zevcesinden. Kontes Carton de Wiart'tan iki gün evvel bir mektup aldım. Kontes bu mektubunda, bana, Parlâmentolararası Birliğinin kocasının ve kendi hayatlarında daima en büyük alâka duydukları bir teşekkül olduğunu yazmakta, bizlere muvaffakiyetler dilemekte ve düşüncelerinin hep bizimle beraber olduğunu temin etmektedir.
Onun bu mektubuna cevap verirken çok sevgili eşinin hatırasını anmak üzere ayakta bir dakika ihtiram sükûtunda bulunduğumuzu söylemek istiyorum.
(Bu sırada delegeler ayağa kalkarak müteveffa Kont Carton de Wiart'ın hâtırasına hürmeten sükût içinde durmuşlardır.) Lord Stansgate sözlerine şöyle devam etmiştir:
Simdi Parlâmentolararası Birliği Konferansını açmakla şeref duyarım. Ben bundan başka nutuk verecek değilim, yapılacak da1 tek bir vazifem vardır. Fakat Birlik hakkında birkaç söz söylemek için birkaç dakikalık müsamahanızı dileyeceğimiz bu Konferansta yegâne düşmanımız vakittir. Ben hükme uymağa, sadakat göstermeğe çalışacağım. Sizlerden de ayni harekete uymanızı isteyeceğim.
Fakat evvelâ Türk dostlarımıza teşekkür etmek isterim. İstanbul'un işgalinin 500'ün-cü yılım tes'ide hazırlanmakta olan Türklerin bu tes'ide. Parlâmentolararası Birliğine evsahipliği ederek başlamaları dikkate şayan bir keyfiyettir. Türkiye'nin büyük bir tarihi vardır. Türkiye İmparatorluğu dünya tarihinde büyük bir rol oynamıştır, j Türkler kendî memleketlerinin tarihinden1 gurur duymakta haklıdırlar. Fakat öz ülkelerinin geçmişteki tarihinden böyle gurur dıiyabilirlerse, yeni Türkiye'yi, bugün mevcut olan Türkiye'yi, kurmak için yapıtıkj larından kimbilir haklı olarak ne kadar çok öğünebileceklerdİr.
Hatırlarım, 25 sene evvel idi, Ankara'da ilk buîunuşumdu. Meclis yeni binasında j toplanıyordu, Kemal Atatürk de büvük I icraatına başlıyacakti. Yaptığı işlerden bacılarını aklınıza getiriniz: Kadınlara tam] serbesti verilmesini başardı. Diğer milletlerin kendi milleti ile daha fazla temasa gelmelerini sağlayacak yazıyı değiştirdi, Maarifin yayılmasını hızlandırdı. Memleketinin istihsal kudretini arttırdı.
Bunların hepsinin üstünde, biz parlâmento] cular için mühim, dikkate değer bir şey başardı. Türkiye'ye yalnız şeklî olan değil, tam mânasiyle hakikî bir Parlâmento verdi. Türkiye'nin değişiklikleri kabul ediş tarzı, bütün dünyada bir çok insanların dikkat edebilecekleri bir Parlâmento ruhu misal ve Örneğidir.
Ben şahsen Türkiye'ye dört defa gelmiş bulunuyorum. İlk defa hemen hemen davet edilmeden, gerçekte tamamiyle aksine geldim. 1914 senesinde Suyla Körfezinden Anafarta denilen küçük bir kasabaya kısa.' bir seyahate çıkmıştık. Mesafe uzun de-
ğildi. Fakat yol epey uzun sürdü ve hakikat şudur ki. menzili maksudumuza asla ulaşamadık. Bunda da şaşılacak bir şey yoktu. Çünkü karşımızda, Gelibolu Yarımadasında Mustafa Kemal Paşa vardı.
Her ne kadar İngilizler ağır bir felâkete uğramış iseler de şu kanaatteyim ki, bu hal — bu İngiltere'nin Türkiye ile giriştiği yegâne harptı — aramızda hudutsuz bir dostluk meydana getirmişti. Muharipler birbirlerine hürmet beslemekte idiler ve iki memleket dostluğu imzalanmış, mühürlenmişti. (Alkışlar).
Şimdi konferansımıza geliyorum. Dört beş sene zarfında, Parlâmentolararası Birliğinde bariz bir gelişme olmuştur. Bu, başlıca — ki hepimiz bunun böyle olacağını biliyoruz, fakat her konferansta tekrarlanması da şarttır — M. Boissier ile Cenevre'deki Büromuzun gösterdikleri tam ve sürekli çalışmadan ileri gelmiştir. (Alkışlar).
Geçen Konferansta tarih Öğretimi ve bütün milletlerin mutabık kalacakları ve kabul edecekleri bir tarihin yazılıp yazılmayacağı hususunda bir müzakere cereyan etmişti. Fakat eğer M. Boissier'İn yıllık rapor ciltlerini saklayacak olursanız, gayet dikkatli hazırlanmış bir dünya hâdiseleri tarihine malik olmuş olursunuz, ve şunu da öğrenmiş bulunursunuz ki, bu vesikalarda, herhalde size şahsî fikirler yürütmek imkânını verecek, her ne şekilde olursa olsun taraf tutan veya zararlı hiçbir şey yoktur ve bu eser büyük bir başarıdır.
Bu Konferansa fiilen 31 devlet delege göndermiştir. Üyelerimizin sayısı daha fazladır. Fakat bugün bu toplantıya katılanlar bu kadardır. Burada diğer temsilcilerimiz de vardır. Birleşmiş Milletler Genel Sekreter yardımcısı da Konferansta hazır bulunmayı arzu etmişse de gelememiştir.
Milletlerarası Mülteciler Teşkilâtı delegesi ulan Fransız Büyükelçisi M. Henri Ponsot da aramızdadır. Milletlerarası İş Bürosundan bir delege ve Avrupa Konseyinden de ! bir müşahit bulunmaktadır.1
Hakikat şudur ki, bu gibi Konferanslar pek revaçladır. Fakat herkes bu Konuferansla-rm yalnız cazibesini değil, ehemmiyetini de takdir etmektedir.
Deliceler arasında büyük sayıda Bakanlar, eski Bakanlar ve Meclis Başkanları bulunmaktadır. Bugün dünyada bir iş başarılmasını isteyen insanlar bir çok toplantılar yapmaktadırlar. Bu takdire savan bir key-fiyettir. Fakat bizim toplantı bir iş gören insanların toplantısıdır. Her birimizin memleketlerimizde ciddî bir mesuliyet yükü taşıdığımızı hepimiz ayrı ayrı müdrikiz. İşte bizi elbette ki Birleşmiş Milletler hariç, diğer bir çok topluluklardan ayıran da budur.
Delegelerimiz Filipinlerden, İzlanda'dan, Brezilya ve Birmanya'dan gelmişlerdir. Bütün dünya Birliğimize katılmıştır. Sözüme son vermeden şu suali sormak ve tamamiyle tarafsız bir cevap vermek istiyorum. Cok hitabeler dinledim. Fakat hitabeye pek öyle inananlardan değilim. Bu hitabeler boşuna gidiyor amma bu yüzden her zaman fikrimi bilhassa değiştirmişlerden değilim.
3u Birliğin böyle hızlı hamlelerle gelişmekte olduğunu sade ve mütevazı bir şekilde izaha çalışalım. Neden gitgide daha fazla devletler Birliğe katılmaktadırlar. Malî durumumuzun mütemadiyen iyileşmekte olması nedendir? Gelirimiz iki sene içinde %2S artmıştır. Bu sualin hakikî cevabı nedir? Elbette, bazıları diyeceklerdir ki, delegeler Konferansa gelmekten hoşlanıyorlar.
Dün gece Türk Grubu tarafından izaz ve ikram edilenlerden hiçbiri bunu inkârı aklından geçiremez. Fakat hükümetlerin bize misafirperverlik göstermeleri, meşgul insanların gelip bütün vakitlerini bizimle beraber geçirmelerinin bütün sebebi bu o-lamaz. Burada, delegelerimiz muayyen bir serbesti ve şahsî düşünce kudretine sahiptirler.
Eğer bu teşkilâtın neden muvaffak olduğunu isterseniz, biraz gerilere. Birliğin tarihine dönmemiz lâzımdır. Bu Birlik bugün gördüğümüz şekilde parlak ve muvaffak bir teşekkül olarak kurulmadı. Birliğimizi, Dördüncü George zamanında pek Öyle iyi tahsil görmemiş, fakat Parlâmento üyeleri bir araya gelirlerse sulha faydaları dokunacağına dair kat'î bir fikri bulunan aksi huylu bir adam olan Randal Cremel adında bir İngiliz işçisi kurdu. Crtemel Fransaya gitti. Orada kendisi gibi düşünen bazı kimselere rastladı ve onlarla Continental otelinde küçük bir odada toplanarak ilk konferansı yaptı. Sonra Başkan Clevelad'ın alâkasını celbederek hep birlikte Vaşington'a gittiler. Bu suretle iki temele, dünya nizamı ve dünya birliği temeline dayanan bir sulh. teşkilâtı büyüdü, gelişti. Ve bu iki umde bugünkü mesaimizin temelidir.
Bu teşkilât dikkati celbeden bir kuruluştu, harp sebeplerini bulmağa çalışan bir araştırma enstitüsü idi. Sulh engellerinden bahsederler. Bu teşkilât üyeleri, kendilerini harbe karşı bir engel olarak seçtiler. Bir vecize lâzım idiyse bunu Clemanceau şöy-
le söylemişti: «Harp askerlere bırakılmayacak kadar çok ciddî bir meseledir.)) Bugün silâhlanmanın arttığını görüyoruz. Bu hususta tek bir kelime söyleyecek değilim amma bunun farkındayız. Sir Edward Grey'in «25 yıl» adlı kitabını ve bunun son faslını okumanızı tavsiye ederim. Bu fasılda şöyle denmektedir;_ Milletlerarası ayrılıkların hallini araştırmaksızın silâhların yığılması, sadece harbe giden bir yoldu.» Bunun tamamiyle doğru olduğuna inanıyorum. Hiç bir millet harp istemez. Hiçbir hükümet isteyerek harbe girmez. Bir çocuk sesinin çığa sebep olması gibi, barut fıçısına bir kibrit düşürülebilir. Ayrılığın sebeplerini araştırıp meydana çıkararak, beşer anlayışını yayarak sulhun muhafazasına yardım edebiliriz. Büyük tesellimiz, dünya halkının bizi desteklediği, arkamızda olduğudur. Bütün dünyadaki köylüler, işçiler sulh istemektedirler ve bu da nihayette Parlâmentolararası Birliğini destekleyen kuvvet ve kudrettir. (Sürekli alkışlar).
— Muğla:
Dün saat 17'de Hocagân Kıraathanesinde vatandaşlarla bir hasbihal yapan Çalışma Bakanı Nuri Özsan, vatandaşların teker teker dileklerini dinlemiş ve kendilerine tatmin edici cevaplar verdikten sonra ezcümle demiştir ki:
«Ara seçimleri münasebetiyle yeni baştan iki rejim, iki zihniyet millet huzurunda karşı karşıya çalışmakta ve hesaplaşmaktadır. 14 Mayısta bütün dünyayı hayran bırakan bir olgunlukla büyük bir inkılâp yaptınız. Eski bir devri kapadınız. Türk milletinin kederini ve alın yazısını değiştiren bir devir açtınız. Çeyrek asır devam eden bir şeflik sistemini ve kökleşmiş bir İstibdat rejimini bütün zihniyetiyle, an'ane ve itiyadlariyle yıkarak mazi ve ve tarihe devrettiniz. Bütün kanunsuzluklarivie her türlü seyyiat ve günahlariyle bir diktatörlüğü söküp atan Türk milleti, halkın ve hakkın hâkim olduğu bir hukuk devleti kurdu. İşte arkadaşlar bir tarafta dünün zalim, cebbar, insafsız ve milletin bütün haklarını inkâr etmiş, hürriyetlerini çiğnemiş, milleti istismar etmiş diktatörlüğün hizmetkârı, o devrin iştiyak ve hasretini çeken bir zihniyet, diğer tarafta dürüstlük ve miliî iradeye hürmet eden hür vatandaşlar rejimi.
İstibdat ve suiistimal devrinin mesuliyetlerine iştirak etmiş, vatandaş vicdanının mahkûm ettiği bir takım politika cambazları, devri sabık yaratmıyacağız temi-natına ve çıkarılan Af Kanununun müsamahasına sığınarak, yüzlerinde maskeleriyle bir Mesih edası takınarak uydurdukları binbir tezvir ve iftira ile halkı hüsrana ve nevmidiye sürüklemek ümit ve gafletine düşmüşlerdir. Bütün mazinin günahlarını korkunç bir kambur gibi sırtlarında taşıyan bu politika hastaları 14 Mayıs inkılâbını millî bir gaflet günü ve mîlletin, efendilerine karşı nankörlüğü mahiyetinde telâkki etmekte ve «Millet aldanmıştır, şimdi bunun pişmanlığını duymakta ve dizini dövmektedir, Türk milleti bir daha aldanmıyacaktır» demektedirler. Hayır, hâlâ gafletten uyanmıyan, milletin olgunluğuna, şuuruna ve hükümranlık haklarına hâlâ inanmayan efendiler, Türk milleti al-danmamıştır. Bilerek ve istiyerek şefliği, istibdadı yıkmış, bilerek ve isteyerek ulus hâkimiyetini kurmuş ve hürriyeti seçmiştir. Evet. halk bir daha aldanmı ya çaktır. Dünün her türlü günahını, mesuliyetini, milletin ıstırap ve göz yaşlarını bir kambur gibi sırtlarında taşıyan, köşe başında pusu kurmuş, yüzleri maskeli müstebit ve zalimlere fırsat vermiyecektir. Hürriyeti tekrar onlara kaptırmıyacaktır. Çünkü aklıselim sahibi Türk milleti hürriyet düşmanlarının dünkü kamçılı ve dipçikli İdaresinin suiistimallerini, yüz milyonlarca millet parasını nasıl menfaatlerine aktararak milleti yoksul ve perişan bıraktığını hâlâ unutmamıştır ve unutmıyacaktır. Bu millet artık bir daha sürü kalabalığı haline gelmemeye karar vermiş ve azmetmiştir. İşte elde ettiği hürriyet nimetini muhafaza etmek kararında olduğunu ispat etmek için ara seçimlerinde de dünkü iktidarın yıpranmış şahsiyetlerine rey verip onların cesaret ve cür'etini arttırmıyacaktır. Milleti hâlâ hürriyet ve kanun hâkimiyetine muhtaç bir varlık olarak değil, diktatörlük, istibdat ve şefliğin sembolü Halk Partisine ve onun efendilerine hasret çeken bir sürü zanneden zavallılara son ihtarını yapacak ve onlara haddim bildirecektir. Politika hastalarına tekrar hatırlatalım ki. artık Otuzbir Mart hâdisesinin ümitlerini akıllarından silsinler.
Bu konuşmayı müteakip Bakan coşkun tezahürat ve alkışlar arasında Kıraathaneden ayrılarak parti binasına gelmiş, burada kendisini bekliyen köylülerin dertleriyle uzun müddet meşgul olmuştur.
Bundan sonra Pİsi, Kafaca. Bayir köyleriyle Yatağan İlçesine ve Turgil Bucağına giden Nuri Özsan. vatandaşlarla hasbihal-îerde bulunmuş ve saat 23'de Aydm'a müteveccihen hareket etmiştir.
Büyük Millet Meclîsinin 1 Ağustos 1951 tarihindeki toplantısı.
Ankara : 1 (A. A.) —
Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'de Başkanvekülerinden Kayseri Milletvekili Fikri Apaydm'm başkanlığında toplanmıştır. Oturum açıldığı zaman, Denizbank kanun tasarısının incelenmesi için bir Karma Komisyon kurulması teklifi kabul olunmuş, bundan sonra kanun tasarıları ve kanun tekliflerinin müzakeresine geçilmiştir.
Geçen oturumda müzakeresine başlanan ve 3 ile Vinci maddeleri, formüle edilmek üzere değiştirgelerle birlikte Komisyona havale edilen Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanununun konuşulmasına bu birleşimde de devam edilmiş ve Komisyona gönderilen mezkûr maddeler, gelmiş bulunduğundan kabul olunmuş ve neticede tasarı kanunlaşmıştır.
İskân Kanununun bâzı maddelerinin kaldırılmasına, değiştirilmesine ve bu kanuna yeniden bâzı madde ve fıkralar ilâvesine dair olan 5098 sayılı kanunun 12'inci maddesinin değiştirilmesi ve yasaklığı kaldırılan yerlerle 5227 sayılı kanunun birinci maddesinin 4'üncü bendinde zikredilen idare-ten boşaltılmış bölgelerde köyler teşkili ve halkının yerleştirilmesi hakkında kanun tasarısı ile Niğde Milletvekili Halil Nuri Yurdakul ve 6 arkadaşının ve Tunceli Milletvekili Hıdır Aydm'm, İskân Kanununun tadili hakkında 5098 sayılı kanunun 12'inci maddesinin kaldırılmasına, değiştirilmesine ve bu kanuna bâzı hükümler eklenmesine ve yasaklığı kaldırılan yerlerle idareten boşaltılmış bölgelerde köy tesisine dair kanun teklifleri ve Geçici Komisyon raporunun ivedilikle yapılan müzakeresinde teklifin dört maddesi kabul olunmuştur. Buna göre:
Madde 1.— 5098 sayılı kanunun 12'inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir;
Kars İlinin Hı-ca, Ağrı İlinin Tokatlı, Serdarbulak, Karnıyarık, Şehrigerden ve Yukarmiço köyleri doğularından geçirilen hattın doğu kısmında kalan ve içinde Küçükağn Dağı da bulunan yasak bölgeye ordu ve zabıta kuvvetlerinden maada Bakanlar Kurulu kararı olmadıkça hiçbir kimse giremez.
Madde 2.— Yasaklığı kaldırılan ve idareten boşaltılan bölgelerde ihtiyaca göre köy kurulacak olan yerler Tarım, Bayındırlık, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlıklarının tâyin edecekleri birer mütehassıstan müteşekkil üç kişilik heyet tarafından tesbit edilir.
Madde 3.— Yasaklığı kaldırılan ve idareten boşaltılan bölgeler ahalisinden olup da:.
5227 sayılı kanunla
tâyin edilen iki yıllık müddet içinde iskânını iste-
miyenler,
Mürettep iskân
yerlerinde verilen gayrimenkullerini Hazineye terke-
derek eski illerinde veya bu İllere civar İllerde iskân edilmiş olanlar,
e) Mürettep iskân yerlerinde verilen gayrimenkullerini satmak suretiyle eski İllerinde veya bu İller civarında 2510 sayılı kanunun 15'inci maddesinin üçüncü bendi gereğince borçlanma yoliyle ev yeri ve toprak verilenler,
ç) Mürettep yerlerinde iskân görmemiş ve yasak bölge ile idareten boşaltılmış bölge civarında iskân edilip de iskânına muhassas gayrimenkullerini Hazineye iade etmemiş olanlar,
Bu kanunla derpiş edilen iskân hak ve yardımlarından faydalanamazlar. Madde 4.— Yasaklığı kaldırılan ve idareten boşaltılan bölgeler ahalisinden olup 3'üncü maddenin şümulü haricinde kalan yardıma muhtaç ve bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde yasaklığı kaldırılan ve idareten boşaltılan bölgelerde iskânını isteyenlerin İskân Kanunları hükümleri dairesinde iskânları yapılır.
Bundan sonra, Tunceli Milletvekili Hıdır Aydın tarafından verilen ve geçici bölge halkına tazminat verilmesini tazammun eyleyen ve bu mevzuun geçici madde halinde tasarıya girmesini derpiş eden önerge kabul edilmiş ve teklif, redaksiyonu yapılmak üzere Komisyona verilmiştir.
Sağır, Dilsiz ve Körler müessesesinin Millî Eğitim Bakanlığına devri hakkında kanun tasarısı ve Sağlık ve Sosyal Yardım, Millî Eğitim ve Bütçe Komisyonları raporları, tütün ve müskirattan alınacak Müdafaa Vergisi hakkındaki 2460 sayılı kanunun (b) ve (c) fıkralarının değiştirilmesine ve bu kanunu değiştiren bâzı hükümlerin yürürlükten kaldırılmasına dair kanun tasarısı ve Gümrük ve Tekel ve Bütçe Komisyonları raporları, Avrupa iktisadî işbirliği Teşkilâtına dahil memleketler arasındaki mübadeleleri serbestleştirmek amaciyle mezkûr teşkilâta dahil memleketler arasında imzalanan (Avrupa Tediye Birliği Anlaşması) na katılmamız hakkında kanun tasarısı ve Dışişleri ve Ticaret Komisyonları raporları, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı Kuruluş ve Memurları Kanununda ve bu kanuna ek 4862, 5087 ve 5194 sayılı kanunlara bağlı kadro cetvelleriyle 1951 yılı Bütçe Kanununa bağlı (L) işaretli cetvelde değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı ve Bütçe ve Sağlık ve Sosyal Yardım Komisyonlarından kurulan Karma Komisyon raporunun ikinci müzakereleri yapılmış ve mezkûr tasarılar kanunlaşmıştır.
Müteakiben İç Tüzük gereğince bir defa görüşülecek işler meyanında bulunan altın meskukât ile ziynet altınları hakkındaki Başbakanlık tezkeresi okunmuş ve bu husustaki Anayasa Komisyonu raporu kabul edilmiştir.
İlk tahsil üzerine bir yıllık meslekî tahsil görmüş olan köy ebelerinin, Memurin Kanununun 2919 sayılı kanunla değişen 64'üncü maddesi hükmüne göre- kadrosuz stajyer olarak istihdam edilip edilmediği hususunun yorumlanması hakkında Başbakanlık tezkeresi ve Geçici Komisyon raporu akçayı alâkadar ettiği için, incelenmek üzere Bütçe Komisyonuna gönderilmiştir.
İzmir Milletvekili Avni Başman ve Muhiddin Erener'in, Gümrük Muhafaza. Komutanlığı eski tayfalarından Ali oğlu Hüseyin Toycanlar'a aylık bağlanması hakkında kanun teklifi ve Maliye ve Bütçe Komisyonları raporlarının müzakeresinde, Bütçe Komisyonu raporu red ve Maliye Komisyonunun raporu kabul edilmiştir. Bu hale göre, Hüseyin Toycanlar'a yüz liralık bir maaş tahsis edilmiş bulunmaktadır. Bu husustaki kanun tasarısının birinci konuşulması yapılmıştır.
Sümerbank Genel Müdürlüğü müfettişlerinden Hüseyin Kâmı Ezgü hakkında mahkemeden sâdır olup kesinleşmiş bulunan karardan sonra ittihaz olunan Dilekçe Komisyonu kararı gereğince bir muamele ifa edilmemesi hususunda, bu hâdiseye hâs ve münhasır olmak üzere, yeniden bir karar ittihazı hakkında Başbakanlık tezkeresi ve Anayasa Komisyonu raporu da, incelenmek üzere Dilekçe Komisyonuna havale edilmiştir.
Meclis Cuma günü toplanacaktır.
Büyük Millet Meclisinin 3 Ağustos 1951 tarihindeki toplantısı.
Ankara : 3 (A. A.) —
Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'te Başkan vekiller inden Kayseri Milletvekili Fikri Apaydm'm başkanlığında toplanmıştır.
Oturum açıldığı zaman, Erzurum Milletvekili Fehmi Çobanoğlu'nun, Ulusal Bayram ve Genel Tatiller hakkındaki 2739 sayılı kanunun 2'nci maddesinin (d) ve (c) fıkralarının değiştirilmesi hakkındaki kanun tekilimin geri verilmesine dair önergesi kabul edilmiş ve bundan sonra kanun tasarılarının müzakeresine geçilmiştir.
Geçen birleşimde ivedilikle müzakeresine başlanan yasak bölgeler hakkındaki kanun tasarısının konuşulmasına bu oturumda da devam edilmiş, yerlerinden çıkarılıp Garba sevkedilen vatandaşlara tazminat verilmesini tazammun eyleyen ve İçişleri Komisyonu tarafından kabul edilen geçici madde bu defa da Umumî Heyetçe kabul olunmuş ve böylece tasarı kanunlaşmıştır.
Müteakiben Kocaeli eski Milletvekili İsmail Rüştü Aksal'm, Dilekçe Komisyonunun 9.5.1949 tarihli Haftalık Karar Cetvelindeki 2124 sayılı kararın Kamutayda görüşülmesine dair önergesi ve Dilekçe Komisyonu raporu,
Samsun eski Milletvekili Hüsnü Çakır'in. Dilekçe Komisyonunun 6.1.1950 tarihli Haftalık Karar Cetvelindeki 2696 sayılı kararın Kamutayda görüşülmesine dair önergesi ve Dilekçe Komisyonu raporu,
Çanakkale eski Milletvekili Ali Kıza Kırsever'in, Dilekçe Komisyonunun 22.12.1948 tarihli Haftalık Karar Cetvelindeki 1573 sayılı kararın Kamutayda görüşülmesine dair Önergesi ve Dilekçe Komisyonu raporu,
Kocaeli eski Milletvekili ismail Rüştü Aksal'm, Dilekçe Komisyonunun 16,2.1950 tarihli Haftalık Karar Cetvelindeki 2931 sayılı kararın Kamutayda görüşülmesine dair önergesi ve Dilekçe Komisyonu raporu,
Tokad Milleıvekili Mustafa Özdemir'in, 1 Numaralı Geçici Dilekçe Komisyonunun 20.7.1951 tarihli Haftalık Karar Cetvelindeki 1008 sayılı kararın Kamutayda görüşülmesine dair önergesi ve 1 Numaralı Geçici Dilekçe Komisyonu raporu kabul ve Gölcük İlçe merkezinin Değirmendere'-den Gölcük kasabasına kaldırılması hakkında kanun tasarısı ve İçişleri Komisyonu raporu Bütçe Komisyonuna havale edilmiştir.
Bu arada, demiryolu ile eşya nakliyatına müteallik Milletlerarası Mukaveleye ek olarak Berne'de akdedilen mukavelenin onanması hakkında kanun tasarısı ve Dışişleri ve Ulaştırma Komisyonları raporlarının birinci görüşülmesi yapılmıştır.
Erzurum Milletvekili Emrullah Nutku'nun, İstanbul limanının tevsii hususunda Sahpazarı ve Haydarpaşa'nın intihap edilmesinin hangi sebebe dayandığına, Sahpazarı ve Haydarpaşa limanlarının tevsii şekline ve muhammen inşaat ve tesisat bedellerine dair Bayındırlık Bakanlığından sözlü sorusu Bayındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu tarafından cevaplandırılmıştır. Bakan bu .cevabında istanbul limanının tevsi ve ıslahı konusu üzerinde şimdiye kadar müteaddid incelemeler yapılmış olduğunu ve 5678 sayılı kanunla onanan Kredi Anlaşmasına göre, Haydarpaşa'da 330 metre tulünde rıhtım, 600 metre tülünde de bir dalgakıran ve 11 bin metre kare transit ambarlarının inşa edileceğini, ayrıca Salıpazarı'nda 310 metre uzunluğunda rıhtım inşa olunarak rıhtım önünün 10.50 metreye kadar taranacağını, diğer taraftan burasının tahmil ve tahliye tesisleriyle teçhiz olunacağını söylemiş ve Haydarpaşa limanının ıslâhı ve teçhizine iç ödenekten 14.5 milyon Türk lirası ve krediden de 1.100 milyon dolar sarf edileceğini, Salıpazarı limanı için de iç ödenekten 8.140 milyon Türk lirası ve krediden de 1.44 milyon dolar harcanacağını sözlerine ilâve etmiştir.
Zonguldak Milletvekili Abdurrahman Boyacıgiller'in Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığının yıllık geliri ile gideri miktarına, sandık mensupları için ev inşasının düşünülüp düşünülmediğine, Emekli Sandığı ile İşçi Sigortalarının tevhidi hususundaki çalışmalara ve bu konuda bir kanun tasarısının hazırlanıp hazırlanmadığına dair Başbakanlıktan sözlü sorusuna Maliye Bakanı Hasan Polatkn cevap vermiştir.
Maliye Bakanı bu cevabında, Emekli Sandığına iştiraki olanlara ev inşası mevzuunun üzerinde durulduğunu, 1950 yılı bilançosuna göre Sandığın yıllık gelirinin kesenek ve karşılıklar tahsilatı olarak 78.900.000, sermayesinin işletilmesinden mütevellid gelirlerin 13.799.000 ve cem'an yekûn 92.699.000 lirayı bulduğunu, bu normal gelir haricinde Sandığın eski devirlere ait sermaye tahakkukunun 250.135.000 liraya yükseldiğini ve bu meblâğdan nakid ve tahvil olmak üzere cem'an 160.500.000 liranın tahsil edildiğini ve toptan ödeme, emekli,_ dul, yetim aylıklarının 11.061.250.28 lira olduğunu söylemiş ve Sandığın, İşçi Sigortaları ve İhtiyarlık Sigortası üe münasebeti hakkında izahat vermiştir.
Kırşehir Milletvekili Halil Sezai Erkut'un, Karabük Demir ve Çelik Fabrikalarında çalışan mühendis, memur ve teknisyenlerden bazılarının işlerinden uzaklaştırılması sebebine, tahsil ve ihtisas durumları ile sicillerine nazaran gördükleri ceza ve taltif işlemlerine ve nakillerin randımana yaptığı tesir derecelerile yerlerine yapılan ve yapılacak tayinlere dair İşletmeler Bakanlığı sözlü sorusunu cevaplandıran İşletmeler Bakanı Hakkı
Gedik, Karabük Demir ve Çelik Fabrikalarından nakledilenler hakkında izahat vermiş ve bu memurlarla mühendislerin, yeni kurulan veya tevsi edilen fabrikalarda görevlendirildiklerini ve bu elemanların nakilleri neticesinde randıman eksikliği meydana gelmediği gibi, gelmesinin de mev-zuubahis olamıyacağmı ve lüzum hâsıl oldukça yetkili makamlar tarafından usule ve mevzuata uygun olarak bu nevi tahvil, becayiş ve nakillerin yapılacağını söylemiştir.
Soru sahibi mevzuubahis nakillerin particilik görüşü ile meydana geldiğini iddia etmiş, Bakan da, hiç bir işletmede, bundan böyle siyasî kanaatler yüzünden hiç kimsenin yerinden edilmiyeceğini ve ileri sürülen iddiaların yersiz, mesnetsiz olduğunu belirtmiştir.
Kırşehir Milletvekili Halil Sezai Erkut'un, gelirleri mahdut ve bütçeleri dar olan mahallî idarelere ait hastahane ve sağlık müesseselerile Kırşehir Hastahanesinin umumî muvazeneye alınmasının düşünülüp düşünülmediğine, Özel İdare ve Belediye hastahaneleri genel giderlerine yardım için 1951 yılı bütçesine konulan paranın ne ölçüde ve nerelere tevzi edildiğine ve Kırşehir Hastahanesine yapılan yardım miktarına dair Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığından sözlü sorusuna cevap veren Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Doktor Ekrem Hayri Üstündağ, ilkönce Bakanlığın hasta tedavisi hakkındaki görüşlerini bildirmiş ve koruyucu tababet mevzuunda geniş açıklamalarda bulunmuş ve müteakiben Kırşehir Hastaha-nesine yapılan yardıma geçerek 1951 yılında bu hastahaneye 20125 liralık bir yardım yapıldığını, mezkûr hastahanenin sıkıntılı durumunun gözönün-de tutulduğunu ve ileride bir miktar daha yardım yapılması için tetkiklerde bulunulduğunu söylemiştir.
Kastamonu Milletvekili Şükrü Kerimzade'nin, muzır ve yabancı maddeleri muhtevi olarak İngiltere'ye ihraç edilmiş olduğu söylenen kuru üzüm hakkındaki havadisin ciddiyet ve sıhhat derecesine, bu hususta ne muamele yapıldığına, ihraç mallarımız üzerinde bu gibi teşebbüslere meydan verilmemesi için ne gibi tedbirler alındığına, ithal mallarında ithalâtçının mâruz kaldığı ve kalabileceği ahvalde koruyucu mevzuat olup olmadığına dair Ekonomi ve Ticaret Bakanlığından sözlü sorusunu cevaplandıran Ekonomi ve Ticaret Bakanı Muhlis Ete, İngiltere'ye ihraç edilen kuru üzümlerin içerisinde yabancı maddelerin bulunduğu hakkındaki haber geldiği zaman, Hükümetçe derhal harekete geçildiğini ve mezkûr üzümlerin hangi firma tarafından gönderilmiş olduğunun sorulduğunu, fakat bu hususta İngiltere'den bir cevap gelmediğini ve şikâyet mevzuu üzümlerin 1949 yılında İngiltere'ye gönderilen mallara ait olduğunu ve 1950 yılında gönderilen malların ise fevkalâde beğenildiğini söhlemiş, ve hâdise üzerine alman tedbir ve yapılan muamelelere temasla, hâdise hakkındaki tahkikatın henüz neticelenmediğini, netice alındıktan sonra bu hususta daha geniş malûmat verileceğini ve üzümlerimizin şöhretine nakise getirmek istiyenlere karşı daha şiddetli tedbirlere tevessül edileceğini sözlerine ilâve etmiştir.
Meclis Pazartesi günü toplanacaktır.
Büyük Millet Meclisinin 6 Ağustos 1351 tarihindeki toplantısı.
Ankara : 6 (A. A.) —
Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'de Başkanvekillerinden Kayseri Milletvekili Fikri Apaydm'ın başkanlığında toplanmıştır.
Oturum açıldığı zaman Erzurum Milletvekili Emrullah Nutku'nun Arıcılık Kanunu teklifi ile 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun 4'üncü ve 100'üncü maddelerinin değiştirilmesi hakkındaki kanun tekliflerinin geri verilmesine dair önergeleri okunmuş ve kabul edilmiştir. Bundan sonra, kanun tekliflerinin, sözlü sorulardan önce görüşülmesi kararlaştırılmıştır.
Manisa Milletvekili Refik Şevket İnce ve 7 arkadaşının, resmî daire ve müesseselerin siyasî partilere bedelsiz mal devir edemiyeceklerine ve bu daire ve müesseselerle münfesih derneklere ait olup siyasî partilere terkedilmiş olan gayrimenkul mallarla bu partiler tarafından genel menfaatler için yaptırılmış olan binaların sahiplerine ve Hazineye iadesine dair kanun teklifi ve Anayasa, İçişleri, Maliye, Adalet ve Bütçe Komisyonları raporlarının müzakeresine başlanırken, kanun teklifinin ivedilikle konuşulmasını tazammun eden önerge kabul olunmuş ve kanun teklifinin gerekçesi okunduktan sonra, tümü üzerinde ilk sözü Demokrat Parti Meclis Grubu adına Burdur Milletvekili Fethi Çelikbaş almıştır.
Fethi Çelikbaş ezcümle şunları söylemiştir:
«Muhalefet matbuatı bu kanun teklifi mevzuunda Grubumuzun çalışmalarını. Komisyonların ve Büyük Meclisin vazifesini, bir nevi tescil vazifesi haline getirmek suretiyle ittiham etmiştir. Komisyonlarda cereyan eden müzakerelerde sabit olmuştur ki, yine Yüksek Meclisinizin kanun teklifinin maddelerini tetkik ederken yapacağınız çalışmalarla millet huzurunda sabit olacaktır ki, bu, hakikatla taban tabana zıttır. D. P. millî hâkimiyet uğrunda mücadele ederken elbette ki onu Yüksek Meclisin Parti Grubunda tezekkür edebilir, fakat bunu bir' nevi tescil halinde belirtmek doğru değildir. Komisyondaki mesai tamamiyle bir kanun teklifinin incelenmesi mahiyetinde cereyan etmiş ve Yüksek Meclisinizdeki mesai de aynen bu ruh ve anlayış içinde cereyan edecektir. Bu itibarla muhalefetin bu vadide yapmış olduğu tenkidler külliyen hakikatin hilâfmadır.
Ancak iktidarda bulunmanın mesuliyetini üzerinde taşıyan bir parti olmak itibariyle ve bugün millî vicdanı müteessir ettiğine hiç kimsenin şüphesi olmaması lâzım gelen bir mevzuda elbette bir prensip kararma varmak zarurî idi. Bu itibarla Grubumuzca bir prensip kararma varmış olmakla tamamen giriştiği mücadelenin hedefleri istikametinde çalışacak ve hiçbir suretle Büyük Millet Meclisinin mukaddes vazifesini güçleştirecek bir adım dahi atmıyacaktır.» (Soldan bravo sesleri, alkışlar).
Fethi Çelikbaş müteakiben Halkevleri tesisine devredilen malların listesini okumuş ve çok partili devre girildikten ve Demokrat Partinin iktidara gelmesinden sonra, milletten alman bu malların tasfiyesi için yapılan tetkiklerden bahsederek, D. P. iktidarının bu mevzuda uzlaşma yolunu takip ettiğini ve uzlaşma için C. H. Partisine el uzattığını, fakat her uzlaşma mevzuunda olduğu gibi, burada da tek taraflı niyetlerin kâfi gel-' mediğini ve C. H. P.'nin işi bir çıkmaza sokmak istediğini söylemiş ve bu kanun teklifinin Halkevlerini yokedeceği hakkında muhalefetin izhar ettiği endişeye cevap vererek konuşmasını şu şekilde bitirmiştir:
«Kanun teklifinde — ne sarih ve ne de zımnî olarak — böyle bir şeyin katiyen yer almadığı görülmektedir. O kadar ki bununla alâkalı bazı yerlerde Halkevlerinin bütünlüğünü muhafaza etmek, fakat Bakanlar Kurulunun tayin edeceği esaslar dairesinde mesaisine devam etmek hükümleri de vardır. Bu mevzuda karar Yüksek Meclisinizindir arkadaşlar.
Nihayet sözlerime son verirken milletin tarihine ve demokratik gelişmemizin istikbaline muzaf olan bu hükümlerin bir yandan âmme vicdanını tatmin edeceğine, diğer taraftan da demokratik gelişmemizin teminatı vazifesini göreceğine biz kani bulunmaktayız. Bu esaslar içerisinde Yüksek Meclisin maddeler üzerinde temayülâtını izhar etmesi ile yine muhterem heyetinizin tesbit edeceği esaslar dairesinde kanun teklifine en iyi bir şekil vermek sizlerin elinizdedir.»
Fethi Çelikbaş'dan sonra söz alan C. H. P. Genel Başkanı İsmet İnönü, kanun teklifinin ana hatlarının Halkevlerini fiilen ilga ettiğini, bütün bu muamelelerin Anayasaya aykırı olduğunu, Halk Partisinin 1947 yılındaki Kurultayında Halkevlerinin bir tesis haline ifrağının prensip olarak kabul edildiğini, bu işin tahakkuk ettirilmemesinin sebebini o zamanki muhalefet partisi ile bir anlaşmaya yarılamamasında aramak icap ettiğini, Halkevleri meselesini bugünkü iktidarla müzakere halindelerken, bu kanun teklifinin ortaya çıktığını ileri sürmüş ve çokluğu teşkil eden iktidar partisi üyelerinin Grup kararı ile, arzu edilen reye daha evvelden bağlandıklarını, bu şartlar altında Komisyonların Büyük Millet Meclisine sundukları raporların manen muallel olduklarını iddia etmiştir.
Anayasa Komisyonu adına İzmir Milletvekili Behzad Bilgin ise, İnönü'nün ileri sürdüğü iddialara cevap vererek, eski iktidarın Halkevleri mevzuunda kendi çıkardığı kanunlara dahi riayet etmediğini, rakkamlara dayanarak açıklamış, Halkevlerien ayrılan tahsisatın hukukî bir mahiyet taşımadığını söylemiş ve sözlerini şöyle bitirmiştir:
«Hukuk bakımından da, esasen Bütçeye Halkevleri adına bir tahsisat konulamaz. Niçin konulamaz? Hazine, vatandaşların ödediği vergilerden terekküp eden devlet gelirini eşhası hususiyeye teberru edemez, hattâ Büyük Millet Meclisi dahi, Bütçeden eşhası hususiyeye teberru yapamaz. Hususî bir cemiyete teberru yapılması, ancak o cemiyetin menafii umu-Bilyeye hadim bir cemiyet olmasiyle mümkündür. Şayet Halkevleri bir kurum ise, onun menafii umumiyeye hadim bir kurum olduğunun tevsik edilmesi icabeder. Bu tevsik nerededir? Halkevleri kurum ise, bunun idaresini deruhte eden bir heyet lâzımdır. Bunun statüsü nerededir?
Halkevleri statüsü hususî kanun haricinde bir suiistimale dayanmaktadır. C. H. P., bir âmme müessesesine, bir cemiyete, bilfarz Halkevlerine âmme menfaatine hadim bir müessese sıfatiyle bir şey verdiği zaman, aynı âmrne idaresi aynı prosedürle bunu ondan nezetmeğe yetkilidir. Yani Halkevlerini de, Halk Partisini de nezetmeğe muktedirdir. Bunların mamelekleri Hazineye avdet eder. Çünkü nereden tahsis verilmişse oraya girer. Binaenaleyh devletten teşriî akseriyetin suiistimalile alman, fakat alındığı dahi mevcut' kanunların ve mevzuatın ihlâli suretiyle ele geçirilen ve yine bunların ihlâli suretiyle Halk Partisine, Halkevlerine inkılâp eden bu emval üzerinde Halk Partisinin maalesef gasıplıktan başka bir sıfatı yoktur. Bu gasıplığm nef'i de âmme nizamının salâhiyeti dahiline girmektedir. Yapılmış olan, daha doğrusu tasvibinizle yapılacak olan da budur. Bu hakikati Türk umumî efkârının buradan. Yüce Meclisten işitmiş olacağını düşüneerk ferahlık duymaktayız.
Eehzad Bilgin'den sonra söz alan Zonguldak Milletvekili Muammer Ala-kanat da ezcümle şöyle demiştir:
^Biliyorsunuz ki, mahkemelerde Anayasaya mugayeret cihetinin tetkikine imkân yoktur. Halk Partisi yıllarca Meclisten Bütçe Kanunu namı altında tahsisat almağa devam etmiştir. Bugün mahkemeye gitsek, dâva etsek, mahkeme evvelâ salâhiyet bakımından tetkik etmez. Sonra evvelce bir Türk Ocakları teşkil edilmiştir. Bunu kuranların hepsi âkil ve reşit adamlardır. Fakat sonradan bir kararla Türk Ocaklarının bütün emvali Halkevlerine verilmiştir. Bu o zamanki rejimin bir icabıdır, bir hukuku hususiye tasarrufudur. Bunun hakkında hüküm vermek ve meşru haline irca etmek Büyük Millet Meclisinin salâhiyeti dahilindedir. Bu şekilde, Parlâmentolarda emsal vardır ve bugün Büyük Millet Meclisi bu kararı kabul etmekle sadece gayri meşru bir vaziyeti meşru vaziyete irca etmekle kalmıyor arkadaşlar, istikbal için bir âbide rekzediyor. İstikbal için hukuku âmme kaidesi vaz ve tesis ediyoruz. O da şudur: Bundan sonra iktidara gelen padtiler elde ettiği ekseriyetle kendi menfaatlerine, kendi parti menfaatine servetler temin edemiyecekler, Büyük Millet Meclisinden, Belediyelerden, Genel Meclislerden milletin âmme hizmetleri için tahsisini istediği paralardan milyonlarca lirayı kendi nefislerine hasrede-miyeceklerdir. Bugün bunun müeyyidesini bu mağsup malları almakla koyuyoruz. Fakat bundan sonra gelen Büyük Millet Meclisleri bu şekilde milletin paralarını, mallarını alanların ellerinden bunları almakla kalmı-yacaklar, kendilerini siyasî mesuliyetle karşı karşıya bırakmak için lâzım gelen kanunî mrecilere, yani yüksek divanlara havale edeceklerdir. Bugün Demokrat Parti kendi selâhiyetini kendi kendisine tahdit etmekle kendisine bu şekilde gerek Belediyeler ve gerekse Meclisi Umumîlerden mal verilmesinin önüne geçilmesi suretiyle bu işlerdeki samimiyetini en şüpheli, fakat bitaraf olabilecek vicdanlara, kalplere karşı isbat etmektedir. Arkadaşlar, tuttuğumuz yol hak yoludur.»
Arkadaşlar, teklifimizin hedefi, herşeyden evvel, herşeyde olduğu gibi, bu memlekette siyasî ahlâkın temelini kurmaktır. Siyasî ahlâkın temelini kurmak diyorum. Evet, kanun teklifimizin birinci maddesi intizamı âmme hükmünü korumaktır. İntizamı âmme hükmünü yalnız bugün değil, yarını da garanti altına almaktır. Farzedelim arkadaşlar, Allah göstermesin bir başka iktidar geçer ve yine dünkü usullere başvurursa, eğer yarın herhangi bir şekilde iktidardakiler gaflete düşer, dünkü usullere, başvurup kendi siyasî tahakkümü, kendi partilerine mensup olan insanların menfaatma organize etmek yoluna gittiği takdirde o zaman arkadaşlar, hiç olmazsa aradan yirmi sene geçmiş de olsa, hattâ hususî hukuk hükümlerine göre yine millet iradesile gelecek olan bir Meclis hesap soracaktır diye bu yola sapmaktan mutlaka korkacaktır arkadaşlar.
Sıtkı Yırcah'dan sonra söz ajan Manisa Milletvekili Hamdullah Suphi Tanrıöver ise, gazetelerde şahsına karşı yapılan neşriyata cevap vermiş ve Türkocaklarının nasıl kapatıldığına dair uzun açıklamada bulunmuştur.
Büyük Millet Meclisi saat 22'de tekrar toplanmak üzere birleşimine son vermiştir.
Ankara : 6 (A. A.) —
Büyük Millet Meclisi bu akşam saat 22'de toplanarak, Manisa Milletvekili Refik Şevket İnce ve 7 arkadaşının,- resmî daire ve müesseselerin siyasî partilere bedelsiz mal devir edemiyeceklerine ve bu daire ve müesseselerle münfesih derneklere ait olup siyasî partilere terkedilmiş olan gayrimenkul mallarla bu partiler tarafından genel menfaatler için yaptırılmış olan binaların sahiplerine ve Hazineye iadesine dair kanun teklifinin müzakeresine devam etmiştir.
Midisin bu birleşiminde C. H. P. milletvekilleri salonda bulunmamakta idiler.
Oturum açıldığı zaman ilk sözü, Manisa Milletvekili Refik Şevket İnce almıştır.
Manisa Milletvekili Refik Şevket İnce bu mevzuda ezcümle şunları söylemiştir:
Aziz arkadaşlar,
Yüksek huzurunuza arkadaşlarla birlikte takdim etmiş olduğumuz kaunn teklifi üzerinde cereyan eden müzakerelerde, bu kanun hakkında söylenmesi lâzımgelen bütün hakikatler, bütün üryanlığı, çıplaklığı ile gösterilmiş, esbabı mucibe tarih huzuruna bizi açık alınla, parlak bir şekilde çı-. karacak vaziyette tezahür etmiştir. Her kanun bir ihtiyacın ifadesidir. Her kanunda, ahlâk ve fazilete istinad etmek suretiyle cemiyet nizamını korumak esastır, asıldır. Biz bu kanunu teklif ederken milletçe duyulan, hattâ Halk Partisince duyulan bir ıstırabın önüne geçmek hedefini takibettik. C. H. P.'nin Halkevlerini, Kongresinde mevzuubahis etmesi ve Demokrat Parti ile teşriki mesaiye yanaşması, ortada müşterek surette halledilmesi lâzımgelen içtimaî bir derdin olduğuna en güzel bir delil teşkil eder. Halk Partisi o kadar nizamşiken ve o kadar kendini muayyen bir çerçeve içinde koymaktan müstağni tanımaya alışmış ki kendi Kongresinin kararma dahi 5 sene zarfında itaat etmemiştir! Kanun tanımayan, Kongresini dinlemeyen, hülâsa nizam ve fikir mânasından kendini uzak tutarak keyfî hareketi ailevî, siyasî ve zümrevî birliklerden kurulur. Halbuki C. H. Partisi ailevî telâkkilerimizi yıkmış, ana baba ile çocuk arasında dil uçurumları vücuda getirmiş, bu suretle ailevî bağları boğmuş, siyasî partilere bir hakkı hayat tanımamış ve tek parti inhisarı altında iktidarı ebed müddet elinde tutmak istemiştir.
Sonra, meslekî zümrelerden hangisi mevcut? Muallimler Birliğini kapatanlar kendileri değil midir? Türk Ocaklarını kapatanlar kendileri değil midir? Bütün meslekî zümrelere el uzatan ve bütün bu cemiyetleri Halk Partisi sakan altında toplamaya çalışan ve başka cemiyetlere hayat hakkı tanımayan bir siyasî prtinin bu memlekette inkılâp yptığı nasıl iddia olunabilir?
Şimdi Anayasayı bu kadar bariz şekilde çiğniyenlerin Anayasayı bir bayrak olarak kullanmalarına benim aklım ermiyor.
Arkadaşlar,
Bir mülkün hukukan ciheti t as ar ruf iyesi bulunmadığı zaman esasından bâtıldır. Belediyelerin, Hususî Muhasebelerin, Vakıflar İdaresinin, hükmî şahsiyetlerin herhangi bir siyasî partiye bir hibede bulunması ne bizim kanunumuzda, ne de medenî milletlerin hiç birinde görülmemiştir.
Arkadaşlar, vakit çok geçmiştir. Kıymetli zamanlarınızı işgal etmek istemem. Biz teklif sahihlerinin getirdiği ve Demokrat Parti tarafından benimsenen bu yeni kanun teklifimizle yeni ahlâk sistemini, yeni hukuk sistemini getirmiş oluyoruz. Bunu kabul ve tasvip buyuracak olursanız, müstakbel nesil için güzel, ahlâkî bakımdan bir örnek olacaktır.
Meclis yarın saat 15'te toplanacaktır.
Büyük Millet Meclisinin 7 Ağustos 1951 tarihindeki toplantısı.
Ankara : 7 (A. A.) —
Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'de Başkanvekillerinden Kayseri Milletvekili Fikri Apaydın'm başkanlığında toplanmış ve Manisa Milletvekili Kefik Şevket İnce ve 7 arkadaşının, resmî daire ve müesseselerin siyasî partilere bedelsiz mal devir edemiyeceklerine ve bu daire ve müesseselerle münfesih derneklere ait olup siyasî partilere terkedilmiş olan gayrimenkul mallarla bu partiler tarafından genel menfaatler için yaptırılmış olan binaların sahiplerine ve Hazineye iadesine dair kanun teklifinin tümü üzerindeki müzakerelere devam edilmiştir.
Meclisin bu birleşiminde de C. H. P. milletvekilleri salonda bulunmamakta idiler.
Oturum açıldığı zaman, konuşmaların on dakika sürmesini tazammun eyleyen Önerge kabul olunmuş ve söz alan Ankara Milletvekili Osman Şevki Çiçekdağ, Manisa Milletvekili Muhlis Tümay, İstanbul Milletvekili Mü-kerrem Sarol, Ağrı Milletvekili Celâl Yardımcı, Konya Milletvekili Fahri Ağaoğlu, İçel Milletvekili Hüseyin Fırat, umumiyetle dünkü birleşimde muhalefet tarafından ileri sürülen iddialara cevap vererek, kanun teklifinin Anayasaya aykırı olmadığını, C. H. P. tarafından haksız bir şekilde iktisap edilmiş bulunan malların, bu kanunla, millete geri verileceğini belirtmişler, ayni zamanda, teklifin hukuk bakımından geniş bir şekilde izahını yapmışlardır.
Büyük Millet Meclisi saat 16.45'te birleşimine ara vermiştir. Bunlar, içtimaî ve siyasî bünyemiz içinde tamamiyle abes, beyhude, geri ve bir yabancı uzuv halindedirler. Bunları demokratik fikirlerin neşir ve tamimi için bir mektep haline getirmek hayali gene arkaik, dar bir telâkkinin mahsulü olmaktan başka bir mâna ifade etmez.
Bilmiyorlar mı ki, Demokrat Parti çalışmalarına başladıktan sonra bu memleket bir baştan Öbür başa, demokratik bir mücadele ve faaliyetin tatbikat sahası haline gelmiş bulunuyor. Hâlâ bir vesayet zihniyeti ile serlerde ve limonluklarda buğday yetiştirme nevinden demokrasi mektepleri açmak hayali peşinde koşacaklarına, bu memlekette esasen mevcut olup kendi basküariyle bir türlü inkişafa mazhar olamayan ve tezahürlerini gösteremeyen demokratik ruh ve terbiyenin sarsıntısız inkişaf edebilmesi için parti olarak yukarıdan beri bahsettiğimiz soysuzlaştırıcı ve kin ve nefrete götüren yollarda yürümesinler.
Bir de diyor ki: «Hazineye intikal edecek Halkevlerinin dağıtma ve kullanma yetkisi Bakanlar Kuruluna verilmektedir)). Tapusu devlet üzerinde olan ve devlet hizmetlerine tahsis edilmiş bütün emvalin tahsis suretlerini tayin ve tesbit hakkının Bakanlar Kuruluna ait olduğunu bilmiyor mu?
Tasarıyı umumî efkâra olduğundan başka türlü tanıtmak maksadiyle, Halk Partisi Başkanı sözlerine devam ederek şöyle diyor: «Halk Partisine teberru ve satma şeklinde geçen bazı emvalin tasarrufu tanınmıyor.
Hazine, intikal ettirdiği Halkevlerinin, yapılmış veya yapılmakta olsun, kendileri alındıktan sonra borçlarını Halk Partisine yüklüyor ve menkul malları, hukuk prensipleri dışında mütemmim cüzü addediyor.»
Bu iki iddia ve isnada benden evvel konuşan arkadaşlarım en inandırıcı ve en susturucu cevapları vermiş buulnuyorlar. Benim Halk Partisinin Başkanına bu husustaki mukabelem bir iki sual sormaktan ibaret kalacaktır:
Teberru suretile geçen bazı emvalin tasarruflarının Halk Partisine tanınmadığından bahsolunuyor. Bu zora ve cebre dayanan teberru ve satın almalara teberru demek ve' bunları normal birer alım satım muamelesi kabul etmek mümkün müdür?
Ve asıl mühimmi, Halk Partisi Halkevlerine sarfedeceğim diye Bütçeden, Hususî İdarelerden, Belediyelerden, Köy Sandıklarından aldığı paralardan mühim bir kısmını Halkevlerine sarfedecek yerde doğrudan doğruya zimmetine geçirmemiş midir?
Halkevleri kurulmazdan evvel hayır cemiyetlerinden sayılarak ve Halkevleri kurulduktan sonra da bu bahane ile Halk Partisinin millet kesesinden alıp zimmetine geçirdiği paralar muazzam yekûnlara varmaktadır.
Halk Partisi lideri diyor ki, bir mahkemece sabit olmadan Halk Partisinin devlet ve âmme müesseselerinden zimmetine para geçirdiği iddiası, maksatla uydurulmuş bir efsaneden ibarettir.
Bu cümlede, bu iddiada gösterilen hüner, mahkeme kararının siperi arkasına kaçmaktan ibarettir. Halbuki, Halk Partisinin hesapları, elbette doğru tutulmuş olması gerekir. O halde biz, sübut delili olarak kendi muhasebelerini ve kendi hesaplarını göstererek bunların bir hülâsa ve bilançosunun umumî efkâra arzolunmasını teklif edeceğiz.
Arkadaşlar,
İşte burada karşımızdaki politika hünerverinin maharetle vücude getirmek istediği inşanın hatları belirmeğe başlıyor.
Demokrat Parti Komisyonlarında tasarılar hazırlanıyor, ve binaenaleyh Büyük Millet Meclisi değil, Demorat Parti milletvekilleri kanun yapıyor. Bu kanun ile mevzuat ayaklar altına alınıyor. Hâkimlerin yargılama salâhiyeti ortadan kaldırılıyor. Ve muhalefet mahkemelere müracaat hakkından ve binaenaleyh her türlü teminattan mahrum bırakılıyor. Geçmiş Büyük Millet Meclislerinin muameleleri iptal olunmak suretile devlet hayatındaki daimiyet ve istikrar parçalanıyor. Ve en vahimi, Anayasa vahim surette ihlâl ediliyor.
Arkadaşlar,
Politika hünerverinin resmetmek istediği bu levha ne kadar düne benzi' yor ve bugünden nekâdar uzaktır?
Hal, tasavvur ve resmetmek istediği gibi ise, dudaklarının ucuna yapışıp kalan cümleyi, o halde biz söyliyelim:
«Vatandaşlar, manzara bu kadar karanlıktır. Ne duruyorsunuz? Kalkın ey ehli vatan.» Öyle mi?
Bu isnatların hepsini kendinin tek başına hâkim bulunduğu devrin vakıaları olarak tamamen kendine red ve iade ediyoruz. Bundan başka bazı vatandaşların vicdanında tehlikeli tereddütler yaratabilecek olan ve şu su-rele vuzuha çıkardığımız iddialarının mâna ve maksadı hakkında tekrar kürsüye gelerek açık beyanatta bulunmasını, taşımakta olduğu manevî mesuliyetin, kaçınılmaz bir icabı olduğunu kendisine hatırlatmayı bir vazife saymaktayım.
Aziz ve sevgili arkadaşlarım,
Gönül isterdi ki, karşımıza sözcü veya mes'ul olarak hürriyet dâvalarını ağızlarına en az yakışacak insanlar değil, Halk Partisinin içinde mevcudiyetini bildiğimiz ve bu dâvaları konuştukları takdirde hüsnüniyetlerinden elbette şüphe ve tereddüt caiz olmıyacak kimseler çıksınlar.
Halk Partisinin mazisinden gelen cebir ve tahakküm neticesi sırtına yığılan yüklerden ve mazinin her türlü rüsubundan tamamile kurtularak millet huzurunda ve karşımızda sıhhatli ve gürbüz bir muhalefet olarak vazife görmesini yürekten temenni ediyoruz.
Halk Partisi bir zaman bütün milleti içine aldığını iddia eden bir teşekkül idi. Onun başındakiler ise bu bâtıl ve kâzip hayalin gururuna kendilerini kaptırmışlardı. Hakikatler başka türlü tecelli etmeye başlayınca ve bu memlekette demokraik hayat ilerledikçe bir hayalin sukutu karşısında kendini cemiyetin ve ilerlemenin mağduru sayacak olan bir ruh ve zihniyet, bugünün muhalefetinin hem kendisi için hem memleket için selâ-rnetli yollarda yürümesine ciddî bir mâni teşkil etmektedir.
Halbuki biz, Halk Partisini millî siyasî varlığımızın değerli bir parçası ve demokrasimizin ihmal olunmaz bir unsuru telâkki ediyoruz. İşte elimizdeki bu kanun tasarısı Halk Partisini mazideki tahakkümün mahsulü olan yüklerden kurtararak onu umumî efkâr karşısına muhalefete daha ehil bir teşekkül olarak çıkabilmesini mümkün kılacak vasıta ve merhalelerden birini teşkil edecektir.
Başbakanın sık sık sürekli alkışlarla kesilen bu nutkundan sonra tasarının tümü üzerindeki müzakere bitrniı ve maddelere geçilmiştir.
Büyük Millet Meclisinin 8 Ağustos 1951 tarihindeki toplantısı.
Ankara : 8 (A. A.) —
Büyük Millet Meclisi bugün saat İ5'de Başkan vekillerinden Kayseri Milletvekili Fikri_ Apaydm'm başkanlığında toplanarak Manisa Milletvekili Refik Şevket İnce ve 7 arkadaşının, resmî daire ve müesseselerin siyasî partilere bedelsiz mal devir edemiyeceklerine ve bu daire ve müesseselerle münfesih derneklere ait olup siyasî partilere terkedilmiş olan gayrimenkul mallarla bu partiler tarafından genel menfaatler için yaptırılmış olan binaların sahiplerine ve Hazineye iadesine dair kanun teklifinin müzakeresine devam etmiştir.
C. H. P. milletvekilleri bugünkü birleşime de iştirak etmemişlerdi. Kanun teklifinin 6'ncı maddeye kadar olan kısımları dünkü konuşmalar neticesinde kabul edilmiş bulunmaktaydı.
Teklifin yedinci maddesi üzerinde söz alan Anayasa Komisyonu sözcüsü Zonguldak Milletvekili Muammer Alakant ezcümle şunları söylemiştir:
«Sayın arkadaşlar, dünkü celsemizde bugün müzakere etmeğe devam edeceğimiz yedinci maddenin âmme hukukiyle ve Anayasa hukukiyle alâkadar olan kısımları hakkında bazı sualler tevcih edilmişti. Zannederim Hayrettin Erkmen'le Necip Bilge arkadaşlarımız sualleri tevcih edenler arasında bulunuyorlar. Sırf bu hususa müteallik olmak üzere Anayasa Komisyonunun noktai nazarını arzedeceğim. Evvelâ yedinci madde ile iki hüküm tesis etmekteyiz. Birinci hüküm, yani bir âmme hükmü ve bu tasarının heyeti umumiyesiyle âhenktardır. (Herhangi bir tüzel kişinin malı iken bedelsiz olarak siyasî partilerin mülkiyetine geçirilmiş olan gayrimenkul mallar, bu tüzel kişi mevcut ise adına, değilse devlet adına tescil edilir. Bu tüzel kişiler mevcut ise o tüzel kişiye, tüzel kişi eğer hayatta değilse Hazineye bu mallar intikal eder) kaydını ihtiva eder.
Şimdi bu hükmün mütalâasında Türkocakları ve Muallimler Birlikleri gibi dernekler hatıra gelmektedir ve hakikaten bu dernekler vaktiyle mevcut olup bilâhare mevcut olmamış bulunan dernekler meyanmdadır. Bu hususta Türkocakları ve Muallimler Birliklerinin yaşayan derneklerden midir, yaşayan derneklerden ise eski Türkoc akların m malları kendiliğinden Türkocaklarma intikal edecek midir, hususları Anayasa ve Bütçe Komisyonlarımızda müzakere edildi. Bir çok milletvekili arkadaşlarımız hukukî görüşlerini izah ettiler. Bu görüş., aynı zamanda, İdare Hukukunun ve bugünkü Jüris Prüdansın bir görüşüdür. Türkocakları infisah ettiği için, bir fert gibi, hükmî bir şahıs da ölür. Ondan sonra gelen başka bir hükmî şahsiyettir. Bu, milletvekillerinin hukukî mütalâalarıdır. Bu hususta hüküm vermek idarî kazaya taallûk eden bir mesele hakkında hüküm vermek olur. Büyük Millet Meclisi bu şekilde bir hükme varmağa gitmemelidir. Esasen maddenin içerisinde Türkocakları olduğu için vâki olan bu beyanat Büyük Millet Meclisinin bu hususta bir kararı mahiyetinde delildir. Arzettiğim gibi Türkocakları bilâhare eski vaziyetine konulsa da bunu İdarî Mahkemeye müracaat, Şûrayı Devlete müracaat ederek bu dâvayı takip etmek imkânını kaldırmalıdır. Biz burada bu şekilde hüküm vermiş olursak, kazaî hükme varmış oluruz. Bu da Anayasanın Büyük Millet Meclisinin salâhiyeti dışında kalır.
İkinci kısım, Hükümete intikal eden bu mallar, gayrimenkuller münasip gördükleri müesseselere iki sene müddetle intifa hakkı vermek keyfiyeti Anayasaya mugayir mi, değil mi? Arkadaşların pek çoğunca malûmdur ki, ilk tasarı sahibi milletvekili arkadaşlarımız tarafından teklif edildiği zaman Hükümete verilmiş olan bu salâhiyet mutlaktı, yani bu zamanla mukayyetti. Hükümet istediği zaman bu şekilde Hazineye intikal etmiş olan gayrimenkulleri müesseselere yerebilir mahiyette idi. Fakat biz bunu âmme hukuku prensiplerine mugayir bulduk ve âmme hukuku prensipleri yazılı olsun, yazılı olmasın (De Guvi) tarafından da ifade edildiği gibi, her medenî memlekette ve hukuk vicdanının hakikaten yerleşmiş ve teessüs etmiş olduğu her memlekette tatbik edilen prensiplerdir ve bunlar tatbik edilmezse o memlekette bir reaksiyon yaratılıyor. Hakikaten Heyeti Celilece de bu şekilde bir reaksiyon yaratıldığını müşahede ettik. İşte bu bakımdan vâki olan teklifler üzerine iki senelik salâhiyeti bir senelik salâhiyet haline indirdik. Teklif sahipleri evvelce bu teklifi kabul ettiler.»
Bütçe Komisyonu adına da İzmir Milletvekili Behzad Bilgin, şöyle demiştir
Bu yedinci madde hükmü vazıhtır. Birinci kısımda diyoruz ki: Herhangi bir tüzel kişi malı iken bedelsiz olarak siyasî partiler mülkiyetine geçirilmiş olan gayrimenkul mallar bu tüzel kişi mevcut ise adına değilse devlet adına tescil edilir. Şimdi bu hüküm muvacehesinde Türkocakları veya Muallimler Birliği gibi feshedilmiş cemiyetlerin durumu ne oluyor? Bunu dün de arzetmiştim. Türkocaklarınm veya Muallimler Birliğinin, hattâ kerhen feshettiğini biz bu kanun gereğince esasen kabul, etmiş bulunuyoruz. Yani fesihte ikrah olduğunu kabul ediyoruz. Hattâ daha ileri giderek arzu edilirse bu feshin keenlemyekûn olduğu da iddia edilebilir. Amma buna rağmen yine Türkocaklarınm infisah halinde olduğu keyfiyeti ortadan kalkmaz. Bu infisah, orada verilmiş olan karardan neş'et etmiyor, dün Necip Bilge arkadaşımın da üzerinde durduğu gibi bizatihi Medenî Kanunun ve Cemiyetler Kanunundan doğan bir neticedir. Çünkü bir cemiyetin hayatı inkıta kabul etmez. Bir cemiyetin mevcut olması için .Yönetim Kurulunun her sene intihap edilmesi, heyeti umumiyesinin her sene toplanması gibi kuyudu kanuniye vardır. Bu kuyudu kanuniye yerine gelmedikçe cemiyet esasen infisah haline girer, gerek Medenî, gerekse Cemiyetler Kanunu gereğince. Binaenaleyh yeniden bir cemiyet kurmuş olsalar dahi bu Cemiyetler Kanunu gereğince senelik toplantılarını yapmadıkları ve Yönetim Kurullarını intihap edemedikleri için tabi-atiyle gayri mevcut olmuşlardır. Binaenaleyh bu kanuna nazaran geri alınmış malların kime inhisar edeceği meselesi sarihtir.
Balıkesir Milletvekili Vacid Asena da ezcümle şu fikirde bulunmuştur:
Adalet Komisyonunda yapmış olduğumuz müzakerelerde bu fıkraya şu şekilde mâna verilmesine karar verilmiştir. Arzediyorum: «Partilerin mülkiyetine verilmiş gayrimenkul mal bu tüzel kişiler mevcutsa» tâbirinden bizim anladığımız mâna şudur: Bu tüzel kişi bu kanunun mer'iyete gireceği tarihe kadar müstemirren hükmî şahsiyetini muhafaza etmiş, faaliyette bulunmuşsa bu halin tahakkukunda o mallar o tüzel kişi adına tahsis edilecektir. Aksi takdirde yani o tüzel kişi herhangi bir isim ve nam altında olursa olsun faaliyette bulunup da malı gasbedildikten sonra zeval bulmuş ise zeval sebebleri ve malların gasrp saikı asla mülâhaza edilmeksizin onun mevcudiyetini bu kanun tanımıyor ve tanımadığı içindir ki, bu mallar doğrudan doğruya devlete intikal ettiriliyor.
Maruzatımı telhis edersem bu iki kısım üzerinde duracağım: Malı gasbe-dilen tüzel kişi gasıp tarihinden itibaren bu yeni kanunun mer'iyete girmesi tarihine kadar bilâfasıla şahsiyeti hükmiyeyi muhafaza ettiği takdirde o mallar o derneğe verilir. Yine Rifat Sivişoğlu arkadaşımızın 5 yıllık kira bedellerinin geri alınması hakkındaki teklifine Komisyon adına iştirak edemiyeceğimizi sarih olarak beyan ederim. Çünkü böyle bir muhasebeye gitmek lâzımgelirse bunun hududu bulunmaz. Böyle bir istirdadın da mesnedi olmaz. Yani bu kanun çerçevesi dahilinde arzet-mek istiyorum. Çelikbaş arkadaşımın da izah ettiği gibi bu gibi kaybedilmiş olan, Halk Partisinin yedi intifamda kalmış olan kira bedelleri ve-saireye mukabil kabul etmek lâzımgelir ki, Halkevleri, ne suretle inşa edilmiş olursa olsun, menşeleri ne olursa olsun, geri alındığına göre, bu bahiste de belki kendi kaynaklarından kendilerine geçmiş olan bazı miktarlar Hazineye intikal edecektir ve bir nevi takas vaziyeti de mevcuttur.
Sonra saym Ortakçıoğlu 14 Mayıs'a kadar geri dönmek hususundaki takririnde zannederim ısrar etmezler. Çünkü 1 Temmuz 1951 tarihinden evvel kiraya verilmiş ve bu kanunun meriyetinden sonra dediğimize göre zaten 14 Mayıs'tan evvelkiler bunun şümulüne girmektedir. Bu madde vuzuh ile vaziyeti tsebit etmiş olduğundan aynen kabulünü ve önergelerin nazarı itibara alınmamasını rica ederim.
Bu görüşmeler neticesinde sekizinci madde, müteakiben 9'uncu madde kabul edilmiştir. Onuncu maddenin müzakeresinde Erzurum Milletvekili Bahadır Dülger, Tokat Milletvekili Muzaffer Önal, bu kanuna tâbi tutulan gayri menkullerin üç ay içinde değil, bir ay içinde tahliyesini teklif etmişler, Balıkesir Milletvekili Ali Fahri İşeri bu müddetin 15 güne indirilmesini istemiş, Erzurum Milletvekili Emrullah Nutku da tahliyenin ihbardan bir ay sonra yapılmasını ileri sürmüştür. Bu mevzuda söz alan Manisa Milletvekili Refik Şevket İnce, ezcümle şunları söylemiştir:
Arkadaşlar,
Eu kanun1 üzerinde mütalâa yürütürken hepinizin ittifak ettiği bir nokta, bîr hakkı yerine getirmek noktasıdır. Bir hakka istikamet verirken, bir hak tarafını, yolunu tutarken, elimizdeki terazinin adalet kaidelerine uy-.gun olması gayet lâzımdır. Üç ay, bir ay dâvası, nedir? İade edilmesi lâzım-gelen binalardan çıkın diyoruz. Çıkacak müessesenin bina araması için zamana ihtiyacı vardır. Eşyasının nakli, şu veya bu gibi şeyleri nazarı dikkate alarak, burada siyasî bir parti muhatap olduğuna göre, parti hakkında en ufak hususî bir tesirin altında bulunmadığımızı göstermek için insafa yakın olarak tesbit edilen günün kabulünü rica ediyorum. (Gürültüler, bir ay kâfi sesleri). Ben kendi hesabıma kabil olsa daha fazlasını kabul ederim. Bir ay olacağına 3 ay olacaktır. (Halkın tahammülü yok, seçim zamanına geliyor sesleri). Halkın tahammülü vardır. Bir arkadaş, bu işin seçimle alâkasını söylediler. Bunu şiddetle reddederiz. Bunun bir tesadüf eseri olarak seçim tarihlerine rastlamasından üzüntü duyarım. Bu itibarla burada toleransımızı gösterelim arkadaşlar. (Bir ay, bir ay sesleri).
Anayasa Komisyonu adına Zonguldak Milletvekili Muammer Alakant da şöyle demiştir:
Arkadaşlar,
Bu şekilde bütün demokrat milletvekilleri beraberce bu işlerde yürümekte iken, muhtelif Komisyonlar, muhtelif teklif sahibi arkadaşlar arasında bir müddet için ihtilâf çıkarmanın bir hikmete uygun olduğuna kanaat getirenlerden değilim. Binaenaleyh mukavelelerin bu kadar eski bir zamana teşmil edilmesini yerinde bulmuyorum.
İkincisi, üç aylık müddeti üç Komisyon da kabul etmiştir. (Hayır sesleri, gürültüler). Anayasa Komisyonu bu müddeti kabul etmiştir, Bütçe Komis-
Eğer Önümüzdeki zamanda seçim meseleleri olmamış olsa idi bir partinin 17 Vilâyette seçim işlerini tedvir keyfiyeti olmamış olsa idi, bir aylık müddet üzerinde durmak mümkün olabilirdi. Fakat arkadaşlar, sizin en güzel, masum, temiz fikirlerinizi bu şekilde propagandaya âlet etmek ihtimalleri mevcuttur. Bu müddetin uzatılması, kısaltılması için bu şekilde bir itham altında bulunmak keyfiyeti mevcut değildir. Demokrat Parti seçim hürriyetini her şeyin üstünde tutan bir partidir. Bu hususta hiç bir milletvekilinin karşı partinin seçim vaziyetini ihlâl etmek fikri olduğuna inananlardan değilim. Hiçbir Demokrat Partili yoktur ki, bir binanın tahliyesinde, zaten kazanacağı muhakkak olan bir seçimi emniyet altına almak için karşı tarafa mecburiyet koysun. Hepinizin kalpleri, fikirleri asildir. Bu kadar asil kalblere malik olarak çıkarılan böyle bir kanunda bu türlü bir hükme yer bırakılmasın.
Müteakiben Antalya Milletvekili Akif Sanoğlu müddetin bir aya indirilmesi fikrini desteklemiş, İçel Milletvekili Hüseyin Fırat da aynı kanaatta bulunduğunu belirtmiştir. Diyarbakır Milletvekili Mustafa Ekinci üç ay müddetin yerinde kalmasında, Afyon Milletvekili Ahmet Veziroğlu, Çanakkale Milletvekili Süreyya Endik, Ankara Milletvekili Hamid Şevket İnce, Ankara Milletvekili Talât Vasfi Öz, bir aylık müddet üzerinde ısrar etmişler, Adalet Komisyonu sözcüsü Vacit Asena mezkûr madde için bir değiştirge vermiştir. Neticede onuncu madde, bu değiştirgenin kabul edilmesiyle şu şekilde kanunlaşmıştır:
«Bu kanunla iadeye tâbi tutulan gayrimenkulleri kısmen veya tamamen işgal eden siyasî partiler, bu kanun hükümlerine göre yapılacak tescil veya tashihin ihbarından bir ay zarfında bunları tahliye ve teslime mecburdurlar.»
Bunu takiben teklifin .diğer maddeleri, de kabul edilmiştir.
Maddelerin müzakeresi bittikten sonra, kanun teklifinin leh ve aleyhinde olmak üzere iki milletvekiline söz verilmiştir.
Kanun teklifinin lehinde konuşan Bingöl Milletveili Feridun Fikri Düşünsel ezcümle şunları söylemiştir:
Aziz arkadaşlar,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin uzun tarihinde ve hattâ belki aziz milletimizin bütün hayatında en mühim bir günü, adalet ve hakikat gününü yaşıyoruz. Çünkü yıllardan beri bu memleketin havasında hüküm sürmüş olan boğucu bir kâbusu, milleti hakikî hâkimiyetine kavuşmak ve bu suretle ancak bu kavuşmadan sonra hakikî terakki ve kurtuluş yoluna girebilmekten alıkoyan bunaltıcı durumun tasfiyesine doğru katî bir îman ve sarsılmaz bir azim, ancak bugün kendini gösterebilmiştir. Binaenaleyh bugün imkânların müsaadesi nisbetinde bazı hakikatleri daha ortaya koymak saati çalmış bulunuyor. Evet arkadaşlar, bugün milletin her türlü tesirden azade hiç kimsenin işaret ve iş'arı olmadan ancak aziz milletimizin kendi takdir, idrâk ve temyizile vücude gelebilmiş olan şu muhterem Millet Meclisinin azamî bir samimiyet ve tam bir îmanla milletin haklarını toplamak iradesini gösterebildiği şu günde milletimizin huzurunda bu hakikatleri sermek bir millî vazife olmuştur.
İlk tebarüz ettirilmek lâzimgelen nokta şudur: Bugün intaç etmekte olduğumuz tasarının Anayasaya aykırılığı iddia olunmuş ve bunun vahim bir Anayasa ihlâli olduğu ilâve edilerek hakikat ve hak aşküe yanan bir memleket heyecanlandırılmak istenmiş ve kimbilir daha neler istenmiştir. Bunun için evvelâ bu nokta üzerinde durmak lâzım geliyor.
Türk işçisi hiçbir yabancı ideolojiye kapılmıyacak kadar vatanına bağlıdır» sözlerile kürsüden inmiştir.
Kütahya Milletvekili Yusuf Aysal, yıllardan beri en tabiî haklarından mahrum bırakılan Türk işçisinin fedakârane çalışmalarından bahsederek T)u suretle işçinin sosyal hayatında yeni gelişmeler olacağını kaydetmiş «Bu yolda alınacak yeni kararların ilk müjdecisi bu karar olacaktır» demiştir.
İstanbul Milletvekili İhsan Altınel de bu tasarı münasebetiyle Bakana ve Hükümete teşekkür etmiştir.
Yaktin geç olmasından Meclis yarın sabah saat 10'da toplanmak üzere oturumtna son vermiştir.
Büyük Millet Meclisinin 9 Ağustos 1951 tarihindeki toplantısı.
Ankara : 9 (A. A.) —
Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'de Başkanvekillerinden Kayseri Milletvekili Fikri Apaydm'm başkanlığında toplanmıştır. Oturum açıldıktan sonra Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinde Türkiye'yi, temsil etmek üzere Strasbourg'a giden Dışişleri Bakanı Fuad Köprülü'ye İçişleri Bakanı Halil Özyörük'ün vekillik edeceğine dair Cumhurbaşkanlığı tezkeresi ile Elâzığ Milletvekili Şevki Yazman'm, Elâzığ Halkevinin ve bu arada bütün Halkevlerinin hukukî durumu hakkında Hükümetin ne düşündüğüne ve bu durumun ıslahı bakımından ne gibi tedbirler alınacağına dair olan sözlü soru önergesinin geri verilmesi hakkında önergesi okunmuş, müteakiben Denizbank Türk Anonim Ortaklığı Kanunu tasarısının tümü üzerindeki müzakerelere devam olunmuştur.
Bu mevzuda söz alan Zonguldak Milletvekili Cemal Kıpçak, tasarıdaki iki maddenin, kanunun umumî ruhu üzerine müessir olabilecek bir kifayetsizlik gösterdiğini ileri sürerek, 3460 sayılı kanun bütün ahkâmı ile meriyette bulunurken, devlet teşekküllerine mütenazır yeni bir teşekkülün kurulmasının karışıklığa yol açacağını söylemiş ve yalnız Hazine tarafından temsil edilen bu Ortaklığın bilfiil Maliye Bakanlığı idaresine tâbi kalacağını, böylece Ulaştırma Bakanlığı idaresindeki Deniz İşletmesinden farksız olacağını ileri sürmüştür.
Trabzon Milletvekili Cahit Zamangil (C. H. P.) tasarının prensip kusurları ihtiva ettiğini beyanla, bu tesis ile devletin 255 milyon lirasının her türlü kotnrol dışına çıkarılacağı fikrinde bulunmuştur. İstanbul Milletvekili Hamdi Başar, Karma Komisyon Başkanı sıfatiyle, Komisyonun çalışmaları hakkında izahat vermiş ve tasarının sür'atle çıkması için geceli gündüzlü çalışıldığını, zira memlekette düzenlenmesine ihtiyaç bulunan bir mevzu ile karşı karşıya bulunulduğunu belirtmiştir.
Bingöl Milletvekili Feridun Fikri Düşünsel, «Anonim Şirket» tâbirinin bünyesi üzerinde durarak, hukuk tekniği bakımından bu mefhumu incelemiş ve devlet sermayesinin mühim bir kısmına malik bulunan Denizbank Anonim Ortaklığının, diğer devlet teşekküllerinden farkını izah etmiştir.
Erzurum Milletvekili Emrullah Nutku, denizciliğin, devletçiliğe uymayan bir ticaret şekli olduğunu, bu mevzuda inhisarcılık telâkkisi kalktığı anda, bol miktarda para kazanılacağını izah etmiş ve Denizbank Kanununun bu yolda atılmış cesur bir adım sayılabileceğini söylemiştir.
İktisadî devlet teşekküllerinin kendi kablarında sıkıntıya uğradığı büyük teşkilât değişikliğine muhtaç bulundukları bir hakikattir. Onlar bu halde iken biz kendi bünyemizi onlara uydurmakla bir ileri hamle yapmış olamayız, iktisadî devlet teşekküllerine takılmak bir nevi alışkanlıktır. Mahzurları da olsa alışılmış olan bir şekildir, ona ittiba edelim diyen fikirler de mevcuttur. Fakat bütün devletin iştirak ettiği her türlü iktisadî teşekkülün mutlaka bir tek statüye tâbi kılınmasında mecburiyet fikrini anlamıyorum. Şüphesiz ki her çeşit iktisadî teşekküüln müşterek unsurları mevcut olduğu gibi çok uzak unsurları da vardır. Bugün bir kömür fabrikasiyle dünya denizlerinde rekabet yapacak, mal ve insan nakledecek ve binbir mücadele şekilleriyle muvaffak olup kazanacak vaziyette olan bir vapurculuk işletmesinin bünyesinin aynı olması imkânsızdır, bunlarda bir çokJ ayrılıklar mevcuttur. Bu itibarla partimizin göstermiş olduğu hedefe de I mümkün olduğu kadar yaklaşmak için bu şekli bulduk. Bu bir hamledir, hattâ bir hamle olmakla da kalmıyor, bu sahada kıymetli bir tecrübe de] edinmiş olacağız.
Abdullah Gedikoğlu (Ankara) — 300 milyonla tecrübe olmaz.
Ulaştırma Bakanı Seyfi Kurtbek (devamla) — Efendim, yapacağımız hamlede elimizdeki kudret şüphesiz esastır. Hamleyi kudretimiz nisbetinde yapacağız. Başka memleketlerle yapacağımız rekabet bu kudrete tâbi olacaktır. Böyle bir hamle, plâfon yapmak için de fikrimce doğru değildir. Şu halde bu prensip esas kabul edildikten sonra artık maddeler üzerinde konuşulabileceği kanaatindeyim. Çünkü murakabe maddesine girmiyen şeyler, murakabenin azlığı veya çokluğu mevzuubahis olabilir. Bu o madde üzerinde tafsilâtiyle görüşülebilir.
Şu kadar arzedeyim ki, murakabenin tamamiyle mevcut olduğunu kabul, ediyoruz. Gerek malî murakabe, gerek devlet murakabesi mevcuttur. Bundan başka Ulaştırma Bakanlığının kendi Statüsünde bütün hususî ve i resmî ulaştırma vasıtalarını milletin ihtiyaçlarına tevafuk edecek şekilde işlemelerini temin maksadı ile bir murakabe mevcuttur. Bugünkü Bakanlık teşkilâtı bu murakabenin yapılmasına müsait değildir. Fakat Bakanlık için tasavvur ettiğimiz ve yakında yüksek huzurunuza sunacağımız statüde bu murakabe daha çok genişletiliyor. Demokratik memleketlerden Örnek alarak bu murakabeyi iki şehir arasında işleyen otobüs, kamyona varıncaya kadar sıkı bir murakabe altına almak hususî ve resmî bütün ulaştırma vasıtalarını koordine etmek için Bakanlığımızı teçhiz etmek fikrindeyiz.
Bu Banka ile Denizyollarının bugünkü kifayetsiz durumu düzeltilecek ve i ileriye doğru bir adım atılacaktır. Partimiz bugüne kadar büyük adımlar atmıştır. Bu da cesaretle atılmış bir adım olacaktır. Bugün merkezden idare edilen ve tamamen bürokratik olan müessese bu bağlardan kurtulacak ve serbestçe çalışmasına imkân bulacaktır. Şüphesiz her işte olduğu, gibi bu kanunun tatbikinde de hüsnü niyet ile çalışmak esastır ve çalışılacaktır, ve bütün imkânlarımızla murakabesini yapacağız. Bir kanun hüsnüniyetle tatbik edilirse iyi netice verir, değilse memlekete bundan birçok zararlar doğabilir, aynı Anayasa değil midir kî, bugün mükemmel ve demokratik bir idare kurulmasına imkân vermiş ve aynı Anayasaya istinaden memleket yıllarca diktatör bir idare altında kalmıştır. Bu kanun ve Demokrat Parti elde ve iş başında bulundukça kanun da hüsnüniyetle tatbik edilip muvaffak olunacağı aşikârdır. Biz bu zihniyeti muhafaza ettiğimiz takdirde muvaffak olacağımıza tamamen eminim. Bu kanunun kabulü ile dış hatlarda yolcu tekelini kaldırmış bulunuyoruz. Bir çok arkadaşlar, tekelin bir kısmının muhafaza edilmiş olmasına itiraz
etti. Boğazlarda ve âmme karakteri kuvvetli olan can kurtarma, fener gibi işlerde tekeli muhafaza ettik. İstanbul limanını tamamiyle serbest bir hale koyamayız. Liman disiplin ve bir nizama bağlıdır. Bundan dola-yıdır ki, bu İstanbul limanını muntazaman idare etmek için böyle bir tekelin tanınmasını mecburî gördük. Bu sebeble memlekete, memleket ekonomisine, Türk denizciliğine büyük hizmetler yapacağına ve büyük hamleler temin edeceğine kani olarak bu tasarıyı yüksek huzurunuza getirmiş bulunuyoruz. Yüksek tasvibinize mazhar olmasını rica ediyorum.
Müfit Erkuyumcu (Balıkesir) — Bir sual sormak istiyorum. Başkan — Buyurun.
Müfit Erkuyumcu (Balıkesir) — Efendim, Devlet Ulaştırma İdarelerinin zarar ettiklerinden bahis buyurdunuz ve bu kanunun getirilmesine âmil olan sebeplerden birinin de bu olduğunu ifade buyurdunuz. Denizyolları İdaresi bu sene ne miktar zarar etmiştir, bu zarar yeni satm alman gemilere yapılan masrafın ilâvesinden mi, yoksa normal midir? Bunu izah etmelerini rica edeceğim.
Ulaştırma Bakanı Seyfi Kurtbek (Ankara) — Efendim, ulaştırma işlerinin zararını net olarak ifade etmek gayri mümkündür. Çünkü burada bir işletme muhasebesi maalesef tutulmamaktadır. Bu bakımdan işletme muhasebesi olmayan, bilanço ismi ile tavsif edilebilecek bir bilançosu olmayan bir müessesenin zararının ne olduğunu ve neden ileri geldiğini tesbit emek hakikaten güçtür.
Fakat bizim vardığımız kanaat şudur:
İstanbul limanı sıkışık bir vaziyettedir. Bundan hem liman teşkilâtımız, hem de tüccarlarımız gayri memnundur. Meselâ gece insan çalıştıramıyoruz. Tesisatımız yotur, malzeme alacağız Artırma ve Eksiltme Kanunu gereğince alıncaya kadar malzeme fiyatları artmaktadır.
Netice itibariyle bu müessesede işletme ekonomisi tatbik edilmediğinden bu .aksaklıklar ve zararlar husule gelmektedir.
İşte bu aksaklıklara mümkün olduğu kadar erken son vermek için bu kanunu ivedilikle huzurunuza getirmiş bulunuyoruz.
Müfit Erkuyumcu (Balıkesir) — Sayın Bakan benim sualime cevap vermedi.
Bu sene idare zarar mı etmiştir, etmişse rakkamla miktarı nedir? Bu zarar yeni satm alman vapurlardan mı husule gelmiştir, yoksa idarenin bünyesinden doğmuş eski zararlar mıdır?
Ulaştırma Bakanı Seyfi Kurtbek (devamla) — Efendim, yeni satm alman vapurlardan ziyan vardır. Fakat Denizyollarının ziyanını buna atfede-meyiz.
Abdullah Gedikoğlu (Ankara) — Bütçe Komisyonu müzakerelerinde Bakan ve yanında bulunan müşavirler Denizyolları bahsi konuşulurken yakında yeni bir Teşkilât Kanunu ile, yeni bir proje ile geleceğiz demişlerdi. Bu Denizyolları bu millete milyonlarca lira zarar verdiğine göre ve bunun işletmesinde de b.azı kösteklemeler olduğuna göre, altı ay'sonra, Meclis kapanırken bunu buraya getirmek doğru değildir.
Ulaştırma Bakanı Seyfi Kurtbek (devamla) — Müsaade buyurursanız arzedeyim.
Demokrat Parti Hükümeti idareyi ele alınca bütün işletmelerin fena vaziyette olduğunu tesbit etti. Şimdi bu kadar geniş, 11 işletmeden ibaret olan bu deniz işletmesinin Statüsünü bir çırpıda değiştirerek, 3-4 ay içinde huzurunuza bir kanun sevk etseydik işte o zaman sizin bizi hayretle karşılamanız lâzımgelir.
Bu tasarıyla beraber huzurunuza aşağı yukarı 10-11 tasarı getirmiş bulunuyoruz. Bunun üzerinde de mümkün olduğu kadar, gücümüzün yettiği kadar incelemeler yaptık. İvedilik kararı istememizin sebebi ise tatil zamanında kanunun icraatına geçmeyi arzu edişimizdendir, yoksa bir tatil atmosferine sıkıştırmak gibi bir şey aklımızdan geçmiş değildir.
Maruzatım bundan ibarettir.
Denizbank kanun tasarısının Büyük Millet Meclisinde müzakeresi sırasında Maliye Bakanının beyanatı.
Efendim, bendeniz sadece bir iki noktaya temas edeceğim. Bu da Komisyon tasarısı ile Hükümet teklifi arasındaki fark olacaktır.
Ahmet Hamdi Başar arkadaşımız biraz evvel işte Maliye burnunu sokarsa böyle olur, şöyle olur, Hazine parmağını sokarsa böyle olur şeklinde, işte Mülhak Bütçe idi, Muvazenei Umumiye idi, Katma Bütçe idi, iktisadî Devlet teşekkülleridir, işte murakabe vesaire, diye öyle bir hava içinde anlattılar ki, hakikaten Komisyonun düşüncesini aksettirdiler. Nitekim, tasarıda da bunu görmek mümkündür. Şu şekilde mümkündür ki, murakabeye ait olan ve hakikaten murakabeyi en hafif bir şekilde koymuş olan 24'üncü maddeyi topyekûn ilga etmişlerdir. Ve yine maliye maliye, hazine hazine, diye bahseden Hamdi Başar arkadaşıma şunu samimane arzedeyim, kanunları okumadan bunları müzakere ve kabul etmişler. Neden? Eğer okumuş olsalardı 1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanununun ikinci maddesinin «devletin emvali, devletçe tarh ve cibayet olunan her türlü tekâlif ve rüs"um ile devlete ait nukut ve esham, her türlü menkul ve gayrimenkul eşya, emval kiyem bunların hasılatını... satış bedellerini murakabe eder" maddesini görmüş olmaları lâzımdı. Aynı zamanda 2296 sayılı Maliye Vekâleti Teşkilâtı Kanununun beşinci maddesinin ikinci fıkrasında: «imtiyazlı şirketlerle sermayesi devletin iştiraki ile teşekkül etmiş müesseselerle salahiyetli makamların isteği ve Maliye Vekâletinin müsaade-sile teftiş olunabilir.» fıkrasını da görmüş olmaları gerekirdi. Yani Komisyon bir çırpıda Hükümetin teklif ettiği 24'üncü maddeyi ilga edivermiş, bu suretle kurulacak olan teşekküle artık Hükümet murakabesi girmez olmuştur. Ne mânada? Yine Komisyon Başkanı muhterem Hamdi Başar diyorlar ki: Bu Anonim Şirkettir, kendi murakabe uzuvları vardır. Teşkilât Kanununun yine 5'inci maddesinin üçüncü fıkrası:
«Alelûmum cemiyetlerin ve bilhassa devletten malî yardım görenlerin malî noktadan teftişlerine Maliye müfettişleri salahiyetlidir» der. Ve Bütçe müzakereleri sırasında Yüksek Heyetiniz Kızılaym, Çocuk Esirgeme Kurumunun ve Hava Kurumunun teftişini benden bilhassa istemiştiniz. Şimdi hâdiseyi bir dakika şöylece topyekûn müşahede edelim. Kızılayı, Hava Kurumunu, Çocuk Esirgeme Kurumunu teftiş ve murakabe edeceğiz. Üzerinde hassasiyetle duracağız. Fakat Hazineden millet malı olarak 500 milyon, 300 milyon kıymet vererek kurduğumuz bir teşekkülün kapısından Hazine mürakibi olarak giremiyeceğiz. (Alkışlar).
Karma Komisyon Başkanı Ahmet Hamda Başar Giremiyeceğiz diye bir kayıt koymadık.
Büyük Millet Meclîsinin 10 Ağustos 1951 tarihindeki toplantısı.
Ankara : 10 (A. A.) —
Büyük Millet Meclisi bugün saat ll'de Başkanvekillerinden Fikri Apay-dm'ın başkanlığında toplanmıştır.
Oturum açıldığı zaman Başkan, gündemdeki işler bitirildiği takdirde Riyasetin yaz tatili kararını Meclisin tasvibine sunacağını söylemiş, müteakiben Denizbank kanun tasarısının müzakeresine devam edilmiştir.
Bu arada söz alan Maliye Bakanı Hasan Polatkan şu konuşmayı yapmıştır: Dürüst bir gazetenin vazifesi vatandaşlara yalan haberler yaymak değildir. Gerçi Ulus gazetesinin tamamen hilafı hakikat ve tahrif edilen yazılarına vatandaşlar artık alıştı. Vatandaşlar arasında, Hükümetle Meclis arasında ve Hükümet içinde ayrılıklar varmış gibi ortaya, kuşkulu bir eda ile, zehirli haberler serpmesine artık alıştık. Bu sabah Ulus gazetesini alınca şu haberleri hayretle okudum: «Maliye Bakanı, Ulaştırma Bakanının aksine olarak tasarı lehinde konuşmadı. Kurulacak Denizbank'm hesaplarının çİevlet tarafından müdahalesini temin eden 24'üncü maddenin tasarıdan çıkarılmış olmasını tenkit etti. Maliye Bakanı, Ulaştırma Bakanı ile bazı bakımlardan ayrı fikirlerde olduğunu belirtti.»
Bu haberlerden sonra da dünkü konuşmamın son kısmını Meclis zabıtlarından aynen okuyorum: «Bendeniz kanunun heyeti umumiyesinin kabulü ile maddelere geçildiği zaman Komisyonun, arzettiğim değiştirdiği maddelerin değil, Hükümetin teklif ettiği ve üzerinde çok durulmuş, uzun müddet meşgul olunmuş olan maddelerin gözönünde bulundurularak Hükümetin teklifinin nazarı itibara alınmasını rica ederim.» Zabıt orada ve konuşmam bu şekilde iken, bir Hükümet tasarısının altında kendi imzam hilâfına konuşmuşum, Hükümet tasarısını tenkit etmişim gibi tamamen hilafı hakikat ve yalandan ibaret olan bu yazıyı gördüğüm zaman üzülmedim. Çünkü biraz önce arzettiğim gibi artık Ulus gazetesinin bu yalan haberlerine, tahriflerine ve hilafı hakikat yazılarına tamamiyle alıştık. (Millet de alıştı sesleri). Fakat efkârı umumiye Önünde bunu açıklamak şarttır. Zira vatandaşların tamamı burada Yüksek Heyetinizin müzakerelerini takip etmek imkânına malik değildir. Amma Ulusu açtığı zaman bu hilafı hakikat yazıları hakikatmiş gibi okuması mümkündür. Daha dün çıkan bir kanuna, Halkevleri Kanununa bir şekavet kanunu diyecek kadar yolunu şaşırmış, ne yazdığını bilmez hale düşen bu gazetenin yazılarının, elbetteki, nasıl karşılanacağı malûmdur. (Kudurdular sesleri), {hakkında tahkikat açmalı sesleri).
Suat Başol (Zonguldak) — Cibilliyetini göstermiş.
Maliye Bakanı Hasan Polatkan (devamla) — Bahis mevzuu gazetenin yazılarını bu şekilde bir tarafa koyduktan sonra dünkü son cümlemi bir daha tekrarlamak isterim: Hükümet bu tasarının üzerinde uzun müddet durmuş ve meşgul olmuştur. Bu kanunu Denizyollarının ıslahına bir adım-saymıştır. Onun için kanunun heyeti umumiyesinin kabulü iîe maddelere geçilmesini ve dün arzettiğim maddelere sıra gelince Hükümet teklifindeki maddelerin değiştirilmeksizin kabulünü rica ederim.»
Maliye Bakanından sonra söz alan Komisyon sözcüsü Şükrü Kerimzade, dünden beri ileri sürülen tenkitlere karşı şu cevabı vermiştir:
Muhterem arkadaşlarım, dür) burada Karma Komisyon adına sayın Komisyonumuz Başkanı Hamdi Bar;ar etraflıca izahat ve malûmat verdi. Bu izahat arasında unutulmuş veyahut müphem kalmış hususların ikmaline elimden geldiği kadar çalışacağım.
İktisadî devlet teşekküllerinin verimli bir faaliyet göstermediği hepimizce malûm ve müsellemdir. Şu nokta üzerinde tekrar durmak istiyorum ki, 938 senesinde çıkarılan İktisadî Devlet Teşekküllerine ait 3460 sayılı kanunun 39'uncu maddesi, bilhassa bu teşekküllerin Anonim veya Limited Şirket haline konması hususunu değil, bu teşekküllerin kuracağı şirketlerin Anonim veya Limited Şirket olacağını ve ileriye doğru gidilmesi kanaatiyle yazılmıştır. Buna rağmen 39'unuc maddede bunu temin edememiş olduğu görülmüş olduğundan, bu işte tekrar İktisadî Devlet Teşekkülleri şekline gidilmesinde elbette ki fayda mülâhaza olunmamıştır. Daha mütekâmil ve bugünkü ihtiyaçlara daha çok tekabül edecek bir Anonim Şirket kurulması yoluna gidilmesinde daha çok fayda vardır. Muhalefet partisine mensup bir arkadaşımız bu İktidasî Devlet Teşekküllerinin inceden inceye bir daha gözden geçirilerek, daha esaslı bir hale, bugünkü ihtiyaçlara cevap verecek daha mütekâmil bir hale sokupta bu gibi katma bütçe ile idare edilen teşekküllerin bu nam altında ve devletin azamî kontrolü altında meydana getirmek mümkün değil mi şeklinde bir konuşma yaptılar. Hakikaten muhalefete mensup arkadaşımız burada, bu ifadesinde çok haklıdır. Çünkü, senelerden beri memleket iktisadiyatını devletçi bir zihniyetle, merkeziyetçi bir zihniyetle idare etmeğe alışmış bulunuyorlar. Bu kanaat ve zihniyet onların tahteşşuuruna yerleşmiştir. Bu merkeziyetçilik onlara şöyle bir keyif vermektedir, memleketin iktisadiyatına hâkim ve nafiz olacaklardır, bütün memleketin iktisadiyatını elleri altında idare edeceklerdir. Memleket iktisadiyatı üzerinde bu saltanatı kurmak hakikaten insanlarda, hepimizde mevcut olabilecek zayıf noktalara temas etmektedir. Bundan büyük bir haz, saltanat hazzı duymaktadırlar. Binaenaleyh, bugünkü şekle girebilmek için birdenbire bu kanaatlerini, bu zikniyetle-rini, bu arzularını ve bu heveslerini terk etmek hakikaten onlar için güç bir iştir. Bunun içindir ki hedefte beraber olduğumuz dedikleri işlerde daima merkeziyetçi sistemle devletin memleket iktisadiyatını daima elinde bulundurmak için bu sistemin tekrar vücut bulmasını bizden de beklemektedirler.»
Müteakiben Ekonomi ve Ticaret Bakanı Muhlis Ete şu açıklamayı yapmıştır:
«Muhterem arkadaşlarım, sizi kısaca rahatsız edişimin sebebi dün bazı arkadaşların bu husustaki mütalâamı söylememi arzu etmeleri dolayısiy-ledir.
Üç nokta üzerinde toplanabilecek mütalâalardan biri, bu teşekkülün neden Anonim Şirket şeklinde kurulmak istenmesidir.
Arkadaşlarım da bu konuyu bir hayli izah etmiş bulunuyorlar. Bendeniz de yüksek huzurlarınızda şunu ifade etmek isterim ki, hakikaten başka memleketlerde de buna benzer şirketlerle idare edilen müesseseler vardır. İngiltere ve sairede böyle Anonim Şirketler vardır.
Nitekim bizde de Anonim Şirket halinde idare edilen teşekküller mevcuttur. Meselâ Emlâk ve Kredi Bankası devlet sermayesini de ihtiva etmekle beraber, Anonim Şirket halinde kurulmuştur. Binaenaleyh İktisadî Devlet Teşekkülleri dışında ayrıca Anonim Şirket şeklinde bir devlet işletmesinin kurulması mümkündür.
Asıl üzerinde durulacak mühim nokta, Hükümet tasarısında ifade edilmiştir. Fakat bu iyi anlaşılmamıştır. Bu 500 milyonluk sermayeyi ihtiva edecek şirketin murakabesi diğer murakiplerle beraber umumî murakabe neye-
tine bırakılmıştı ve bu heyet devlet namına, Meclisiniz namına bu teşekkülü murakabe edecekti. Bu murakabe idarî bakımdan, malî bakımdan, teknik bakımdan olacaktır. Bu itibarla heyeti aliyeniz her sene müste-mirren bu şirketin gidişi hakkında malûmat iktisap edeceksiniz. Bu itibarla Komisyon ısrar etmediğine göre, Hükümet tasarısında olduğu gibi bunun öbür murakabe yanında murakabe heyetinin murakabesine vermekte isabet vardır. Murakabe heyetinin 10 senelik murakabe mazisile hakikaten çok iyi neticeler elde edilmiştir. Bu murakabenin tesisi, Meclisinize de emniyet verecektir.
Bir nokta daha vardır, o da sermaye meselesi. Hükümet tasarısında sermaye miktarını tesbit ederken bu sabit kıymetler takdir ediliyor ve sabit kıymetlere inzimam etmek üzere 50-60 nisbetinde bir mütedavil sermaye ihtiyacı tesbit ediliyor ve sabit kıymetler + mütedavil kıymetler ihtiyacı da bu müessesenin itibarî sermayesini teşkil ediyor. O itibarla muayyen kıstasa göre, hesap edilmiş sermayenin Hükümet tasarısında olduğu gibi, bırakılmasında zannediyorum ki, isabet vardır. O itibarla maruzatta bulunmuş oluyorum.»
Müteakiben, tasarının tümü hakkındaki konuşmaların yeterliğini tazam-mun eyleyen önerge kabul edilerek, maddelerin müzakeresine geçilmiştir. Tasarının birinci maddesinin müzakeresi sırasında söz alan hatipler, «De-nizbank» kelimesi üzerinde durarak, bu kelimenin Türkçeye uygun olmadığını söylemişler, neticede «Denizbank» tâbiri «Denizcilik Bankası» olarak değiştirilmiş ve madde bu şekilde kabul edilmiştir.
Bundan sonra tasarının sekizinci maddesine kadar olan bölümler kabul edilmiştir.
Meclis öğleden sonra saat 15'de taplanacaktır.
Ankara : 10 (A. A.) —
Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'de Başkanvekülerinden Fikri Apay-dın'm başkanlığında toplanmıştır.
Bu birleşimde «Denizcilik Bankası» kanun tasarısının müzakeresine devam edilmiştir.
Tasarınm onbeşinci maddesinin konuşulması sırasında, Seyhan Milletvekili Cezmi Türk, bankacılık mefhumlarına uymayacak şekilde bir bankanın kurulduğunu ileri sürerek, bu şekildeki bir tesisin verimli bir netice ' sağlıyamayacağmi söylemiş, bu iddiaya cevap veren Maliye Bakanı, kurulacak bankanın, her bakımdan bankacılık mefhumlarına uygun olduğunu belirtmiştir. Neticede, onbeşinci madde yerine Hükümet tehlifinin 16'ncı maddesi, 22'nci maddesi yerine de Hükümet teklifinin 24'üncü maddesi kabul edilmiştir. Yirmi dördüncü maddenin müzakeresi sırasında, Başbakan Adnan Menderes şu açıklamayı yapmıştır:
Cemal Kıpçak arkadaşımızı dinlerken hakikaten biraz hayrete düştüm dersem beni mazur görmenizi rica ederim. Müdürü Umumîyi şayet Bakanlar Kurulu tayin edecek olursa neler olacakmış, neler olacakmış. Müsaade buyururlarsa ben kendilerinin bu noktai nazarına asla iştirak etmiyorum. Bakanlar Kuruluna Elçi tayin etmek hakkını verirsiniz, Vali tayin etmek hakkını verirsiniz, devletin idaresini toptan verirsiniz, fakat bir Anonim Şirketin Meclisi İdaresine hüdanekerde bir müdür tayin etmek salâhiyetini verecek olursanız, işte çok sevgili Cemal Kıpçak arkadaşımın burada uzun boylu tasvir ettiği felâketlerin vukua gelmesi mukadder olur.
Adalet Bakanının Anadolu Ajansına beyanatı.
Ankara : 26 (A. A.) —
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreteri Kasım Gülek'in İstanbul Basın toplantısındaki söylediklerini dünkü 25 Ağustos tarihli Ankara gazetelerinde okudum.
Malûm beyannameyi mevzuubahis ederek bunun kendi tarafından yazılmış ve bastırılmış bir şekil propogandası olduğunu, bu işte herhangi bir suç mahiyeti bulunmadığını söylüyor. Bu arada benden de bahsediyor.
Kendisine sormak lâzımdır. Hiç aslı. olmadığı halde bir mektup icad ederek o mektubu Demokrat Parti milletvekillerine gönderilmiş gibi göstermek suretiyle altına da hakikî olmayan imzalar basarak böyle bir beyanname neşretmek hangi memleketin hangi milletvekili namzedinin seçim propagandasıdır. Böyle bir hareketi kanun bakımından mütalâa etmezden önce ahlâk bakımından mütalâa etmek lâzımdır. Buna, okuyanları iğfal etmeğe çalışmak derler. Bir seçim mücadelesi halkı iğfale çalışmakla değil, seçmenlerin muvacehesine mertçe ve dürüst bir tavırla çıkmakla olur.
Beyannamenin üçüncü maddesinde bahsolunan Hükümet daireleri basılarak silâhlar kaçırılıyor, istasyonlar basılıp kasası soyuluyor, mala ve cana tecavüz arttı, fıkralarının Ulus gazetesinin neşriyatına istinad ettiğini söylüyor. Hükümette vazife ve mesuliyet deruhte etmiş bir zatın bir gazetenin havadis tarzındaki neşriyatına değil, o neşriyatın tahakkuk eden resmî neticelerine ve hakikatin en beliğ ifadesi olan resmî malûmata istinad etmesi lâzımdır. Bu vakaların hakikî mahiyeti İçişleri Bakanlığınca etrafiyle izah edilmiştir. Basit ve bir kısmı tahakkuk etmeyen münferit zabıta vakalarını ele alarak umumî emniyet ve asayişi bozulmuş göstermek ve bunun sonu ne olacak diye kaleme alman bir beyanname, benim bundan evvelki sözlerimde de işaret ettiğim gibi, tekrar ediyorum, münderecatı itibariyle meşru bir seçim mücadelesi vasıtası değildir ve vatandaşın Hükümete güvenini sarsacak mânaları taşımaktadır.
Bundan başka 24 Ağustos tarihli Ulus gazetesinin Bilecik mahkemesinin hâdisede suç görmedi tarzındaki yazısı da hakikate uygun değildir. Mahkeme savcının talebi veçhile işi Ceza Kanununun 161'inci maddesi bakımından vazifesi dışında görmüş ve yetkili olan Ankara Askerî Garnizon Mahkemesine göndermeğe karar vermiştir.
Ben Adalet Bakanı olarak, hâdiseleri daima takip etmek vazifesinde ve mevkiin deyim. Görüşlerimi icabına göre açıklarım. Beyannamenin muhteviyatı hakkındaki görüşümü ifade etmemi, mahkemeye tesir edecek bir hareket mahiyetinde ele aldılar. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı da bunu bir Basın toplantısında mevzuubahis etti.
Bir mevzu hakkında görüşümü sadece ifade etmek değil, Adalet Bakanı olarak şahsıma ait bir işte davacı da olabilirim, yine başkası tarafından dâva da olunabilirim. Tarafeynden olduğum o dâvalar tesir altında mı kalacaktır. Öyle mi zannediyorlar?
Böyle düşünmek herşeyden önce kanun ve vicdanından başka hiçbir kuvvet önünde eğilmiyeceğine âmmenin kani olduğu muhterem Türk, hâkimine saygısızlıktır. Buna kimsenin hakkı yoktur.
Kaşına ait olan şerefleri kendine ve kendi meşhur Kabinesine tahsis etmek huyundan vazgeçsin. İnönü de, bu zat da daima Halkevlerinden bahsediyorlar. Şunu söyliyelim ki, Halkevleri bir kalıp olarak yaşadı ve Türk kültür hareketleri, bunların içinde değil, dışında inkişaf etti. Halkevlerinde yalnız, arasıra bazı muteber kimselerin epeyce nişan ve düğün davetleri verilerek bazı genç ve uysal zekâların yanı başında bazı istidatlı demagoglar rejim adına emanete alındı... Bu kadar...
Gelelim bu ara
seçim mücadelesinde beliren bir diğer simaya: Genel Sek
reterlerine...
Günlerden beri birtakım siyasî ayıplarla dolu olduğu söylenen bir Halk Partisi broşüründen bahsedilmektedir ve günlerden beri, Genel Sekreterleri, hiç tmmamaktadır. Birden dile gelerek broşürü kendinin hazırlattığını, bunun kendine ait bir seçim propagandası olduğunu ve altındaki Durmuş, Mehmet, Ahmet, Fatma gibi imzaların da temsilî olduğunu beyan ediyor.
Temsilî vatandaşların temsilî imzaları... Buna şaşmamak lâzımdır. Çünkü bunların kendileri de, partileri de öteden beri hep «temsilî vatandaş» lar ile münasebette bulundular. Bizim gibi hakikî vatandaşlarla, kahvede, sokakta, meydanda dizdize gelmeğe alışmadılar.
Keza şaşmamak lâzım... Çünkü bu zat keza temsilî mahiyette olan ve para ile tedarik edilmiş bulunan bir yığın diplomasını eski vakfiye tomarları gibi birbirine ekliyerek Milletvekilliği, Vekillik ve daha sonra da "Atatürk Partisinde...» Genel Sekreterlik payelerine merdiven dayamasını bilmiştir.
Yalnız sormak lâzımdır.
Devlet tehlikeler geçirmiş... Bunu senin broşürün iddia ediyor, broşürünü buluyorlar, sen ortada yoksun... Seni buluyorlar, temsilî vatandaşlar ile iş gördüğünü bildirerek devlet ve millet işlerini bu temsilî vatandaşların müzebzeb ve tehlikede gösterdiğini beyan ediyorsun.
Sen bir hokkabaz mısın, yoksa, ciddî bir partinin bir Genel Sekreteri inisin?
8u ara seçimleri arifesinde, Halk Partisinin umumî manzarası bu kadar ağlanacak bir haldedir. Ağlanacak halde diyorum, çünkü karşımızda muhalefet vazifesini hakkiyle yapacak bir parti göremiyoruz. Halk Partisi yalnız vatandaşı felâkete sürükleyip huzursuzluk yaratmak istiyor. Hitler, Mussolini ve bunlar gibi diktatörlerin işbaşına geçmek için seçtikleri yol da bu olmuştur. Mesaiye ademi iştirak ve rejimi kundaklamak... Bu memlekette partilerin mânası anlaşılmazsa demokrasi kurulamaz, partilerin de mânası bunlar dürüst çalışmadıkça anlaşılamaz. Halk Partisi yeni rejime intibaktan mahrumdur. Aklı, fikri yalnız mugalataya, bozgunculuğa ve kundakçılığa eriyor. Bu artık anlaşılmıştır. Muhalefette nöbet beklemesini öğrenmeden iktidara avdet hırsları içinde kıvranıyor ve iktidara, rejimi çürüterek, sakatlıyarak gelmeyi tasarlıyor. Hakikat budur. Halk Partisi ya demokratik muhalefet nedir, öğrenecek; yahut silinip gidecektir.
Bu memlekette çok partili hayat, Türk milletinin parçalanması için kurulmamıştır. Partiler âmme efkârının fesat kazanları olamazlar ve bu yoldan vatandaşı ifsad edemezler. Halk Partisi bu milleti eskiden, onu bölmek isteyenler gibi siyasî ihtiras uğruna ikiye, üçe bölmek istiyor ve bu suretle devletin temelini zedeleyerek bir facia pahasına da olsa iktidarı ele geçirmek istiyor. Bizim buna karsı tatbik edeceğimiz en salim tedbir, vatandaşlarımıza, Halk Partisinin hangi istikametlerde yol almaya çalıştığını göstererek kararı kendilerine bırakmaktır.
Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu'nun Bozö-yük'îeki beyanatı.
Bozöyük : 31 (A. A.) —
«Çok aziz BÖzöyüklüler,
Sözlerime başlamadan evvel Hükümetin mesul bir adamı sıfatiyle sizleri ve sizlerin şahsında bütün Bileciklileri hürmetle selâmlarım.
Burada partimiz, iktidarımız, Hükümetimiz hakkında veya görülen yalan, iftira ve isnatlara, bu yalan, iftira ve isnatların yapıldığı yerde cevap vermeye geldim.
Sözlerime başlarken bir hususu kısaca ele alacağım: Diyorlar ki, Bakanlar seçim propagandasına çıkıyorlar, tarafsız bulunmaya mecbur olduklarını unutuyorlar. Bu ne biçim mantıksız söz, ne biçim asıl ve esası olmayan bir iddiadır? Onlar çıkacaklar, memleketin her köyünde, her kasabasında, her şehrinde Bakanlar ve Hükümet hakkında ağız dolusu, avuç! avuç iftiralar savuracaklar, diledikleri gibi küfredecekler, yalan söyleyecekler, şahıslarımıza hücum edecekler, fakat biz konuşamıyacağız, susacağız.
Sayın vatandaşlar, bir vatandaş olarak da, bir parti mensubu olarak da ve nihayet mesul Hükümet adamları olarak da bize yapılan her tenkide her isnad ve iftiraya Millet Meclisinde olduğu gibi, halk huzurunda da cevap vermek hakkımızdır ve cevap vereceğiz. (Alkışlar).
Sonra arkadaşlar, burada dağıtılmış uydurma imzalı ve memleketi anarşi ve hercümerç dalgaları içinde boğulmak üzere gösteren bir beyanname dolayısiyle benim ve Adalet Bakanının gazetelere verdiğimiz izahatı hâkime bir tazyik ve tesir hareketi diye karşılamak istediler. Hattâ memleket mukadderatını uzun yıllar bir diktatör olarak idare etmiş ve Türk hâkimine nüfuz ve tesir kullanmaya teşebbüs etmekten geri durmamış olan Başkanları bile bu yolda söz söylemekten çekinmedi. Halbuki hiç olmazsa onun bu mevzuda konuşmaması lâzım gelirdi. 27 senelik Cumhuriyet tarihinde onun hâkime nüfuz ve tesir etmeye çalıştığına ait nice emsaller vardır. Yavuz ve Havuz dâvasından, milliyetçilerin ırkçılık bahanesiyle işkencelere maruz bırakıldığı o meşhur dâvaya kadar Halk Partisi Başkanının Hükümet Reisi sıfatiyle Meclis Kürsüsünde ve Divanı Âlilerde, Devlet Reisi olarak açık meydanlarda söylediği sözler henüz hafızalardan silinmemiştir.
Aziz Bozöyüklüler, Türk hâkimi vicdanının sesinden başka hiçbir sesin tesiri altında değildir ve olamaz. (Alkışlar). Onun en büyük teminatı hüküm ve kararlarının Türk milleti adma olmasındadır. Bu teminat ise Anayasa ile tanınmıştır. Hal böyle iken bu efendiler hâkime baskı yapıldığından, nüfuz ve tesir kullanıldığından nasıl bahsedebilirler. Demek ki onlar Türk hâkiminin nüfuz ve tesir altında kalabileceğinden şüphe etmektedirler, demek ki onlar Türk hâkiminin vicdan ve ahlâk salâbetine inanmamaktadırlar.
Arkadaşlar, şimdi onların burada yaptıkları bir iddia üzerinde durmak istiyorum:
Karakollar basılarak silâhlar kaçırılıyor, istasyonlar basılarak paralar alınıyor, cana, mala ve ırza taarruzlar tabiî bir hal oldu dediler ve bu suretle sanki memleketin her tarafında karakolların ve istasyonların basılmakta).
Hububatın yarabasında yine aldığımız cesur kararlar neticesinde pamuk bir yıl içinde aslî bir istihsal maddesi haline geldi. Pamuk fiyatlarını tahdit etmemek, pamuk ihracını serbest bırakmak kararları müstahsili o kadar teşvik etmiştir ki, meselâ yalnız Hatay Vilâyetinde geçen yılın 10 bin dönüm ekimine mukabil bu yıl 600 bin dönüm ekilmiştir. Bütün güney İlleri, Maraş, Elâzığ, Malatya geniş nisbette pamuk ziraatine başlamıştır. Bu yıl pamuktan Türk köylüsünün eline geçecek para 1 milyar lira kadar tahmin edilmektedir.
Vaktinde alınmış tedbirlerle Karadenizin büyük kıtlık ıstırabı ebediyen giderilmiştir.
Bu yıl bütçesiyle kabul edilmiş olan 65 küçük su işinden 55'inin ihalesi yapıldı.
Köylerimiz ilk defa olarak su tesislerine kavuşuyorlar.
Onların topraksız köylüye altı senede dağıttıkları 800 bin dönüme mukabil
biz onbeş ayda 1 milyondan fazla dağıttık.
Ziraî krediyi 220 milyon lira fazlalaştırdık. Çiftçi başına eskiden verilmekte olan en fazla 800 lira krediyi 4000 liraya çıkardık, 100 milyondan fazla çiftçi borcunu gelecek yıllara terkettik.
Vatandaşlar bu saydığım ve saymadığım cesur kararlar istihsal sahalarını daha şimdiden yüzde yirmiden fazla bir nisbette arttırmış bulunuyor. Başladığımız küçük su işleri bittiği gün, yani gelecek yıl bu zaman bu nisbet yüzde kırkı aşmış olacaktır.
Millî Eğitim sahasında, uzun yıllar ihmal edilmiş olan Şark Vilâyetlerimizde yalnız bu yıl zarfında 200'den fazla ilkokul açmış bulunuyoruz.
Sağlık bahsinde onların 25 yılda yapabildiklerinden fazlasını bir yılda yaptık. Onlardan aldığımız hastahane yatağı adedi 4000 idi. Buna 4000 ilâve etmekteyiz.
BozÖyüklüler, kısaca anlattığım şu umumî manzara karşısında cesaret ve iftiharla diyebiliriz ki yepyeni bir memleket doğmak üzeredir ve Türk milleti medeniyetin kapısından geçmiştir.
Vergi sahasında da evvelâ köylümüzü ele aldık. Hayvan Vergisini azalttık. Bir iki yıla kadar tamamen kaldıracağız. Önümüzdeki sene Yol Vergisini de kaldırmak kararını vermiş bulunuyoruz.
Arkadaşlar, burada size şöyle bir telkin yapılmak istenilmiş:
Güya milletvekillerimz, Demokrat Parti milletvekilleri, bir kelime ile Türkiye Büyük Millet Meclisi ekseriyeti murakabe vazifesini yapmıyormuş, Partinin ve Hükümetin başında bulunanlara körü körüne tâbi imiş.
Tayin edilmiş mebuslardan mürekkep Meclislere istedikleri kanunu veya kararı köşklerinde dikte ederek çıkartan insanların gösterebildikleri şu cürete bakınız. İlk defa olarak millet reyiyle seçilmiş bir Millet Meclisi ekseriyeti hakkında bu tarzda konuşmak için insan ne kadar vicdansız ve insafsız olmalıdır.
Hiçbir Hükümet, Demokrat Parti Hükümeti kadar kendi partisine mensup milletvekilleri tarafından bu kadar sıkı murakabe ve kontrol altında tutulmamıştır. Memleket ve millet işleri en küçük noktalarına kadar hiçbir Meclis tarafından bu kadar didiklenerek ele alınmamıştır. Meclis zabıtları ve onları yazan gazeteler meydandadır.
Fakat arkadaşlar size bir hakikati açıklıyayım:
Halk Partisinin Mecliste mevcut milletvekillerini Meclis içtimalarmda görmek hemen hemen mümkün değildir. Onlara ait sıralar daima boş gibidir. Hükümeti asıl murakabe ve kontrol eden yine Demokrat milletvekilleridir.
Arkadaşlar, karşımızdakiler durmadan vaitlerinizi yerine getirmediniz diye bağırıyorlar. Bütün yaptıklarımızı birer birer yüzlerine vurduğumuz zaman da yalnız hayatı ucuzlatacaktınız, ucuzlatmadınız diyorlar. Eğer bu birbuçuk yıl içinde eşya fiyatlarında yükselme oldu ise bunun birinci sebebi dünya şartlarının ağırlaşmış olmasıdır. Dışardan memleketimize gelen eşya fiyatları dısarda yükseldiği içindir ki içerde de fiyatlar arttı. Fakat bu artış bizde diğer memleketlere nisbetle en azdır. Başka memleketlerde yüzde otuzu geçen artış bizde yüzde altı ile on arasında bulunmuştur. Çünkü, içerde icab eden tedbirleri derhal aldık. Piyasada ihtikâra meydan vermedik. Şimdi de Sümerbank mallarını ucuzlatmak gibi tedbirler üzerindeyiz.
Aziz Bozöyüklüler, 14 Mayıs 950'de Türk milleti kendi içinde, kendi arzu ve hasretleriyle yoğurarak yetiştirdiği yepyeni insanlardan mürekkep Demokrat Partiye itimat etti, onu iş başına getirdi. Aradan geçen 15 ay içinde bu itimadını kaybetmesi için hiçbir sebep yoktur. Fakat biran için farzede-lim ki millet itimadını artık bizden esirgemektedir. Bu hiçbir zaman onun daha dün kendisine en ağır bir istibdat rejimini reva görmüş, kendisini hesapsız ve kitapsız istismar etmiş, hakir ve zelil saymış insanlara dönmesi demek değildir? Yaşadıkları uzun saltanat yıllarının tatlı hâtıraları içinde bir gün yine iktidara gelmeyi ümit edenler bir hakikati unutuyorlar:
İnsanlar hortlaklardan korkarlar.»
Bu husustaki Hükümet kararı, ilgililere tebliğ olundu. Bu karardan memnun olmı-yanların sayısı tahmin ederiz ki, çok olacak ve bunlar bu kararın yersiz olduğunu ileri süreceklerdir. Belki, bazı parti kongrelerinde, bu yasağın, vatandaşın seyahat hürriyetini tahdid eder mahiyette olduğu bildirilerek Hükümet tenkit edilecektir.
Bu rnütalea, bu şekilde düşünüşün çok yersiz olduğu muhakkaktır. Yabancı memleketlerde, sâri hastalık yokken bile, yüzden fazia vatandaşımızın geçen sene yabancı illerde hayata gözlerini kapadıklarını, ne büyük sıkıntı ve sefalete düştüklerini biliyoruz. Ancak, zengin vatandaşlara farz olan bir ziyaretin, tarlasını, hayvanını satıp, borca giren fakir köylüler tarafından bile yerine getirilmesi, geçen senelerde uygun bulunmuyor, üstelik milyonlarca memleket dövizinin dışarı aktığından sızlanıyorduk.
Hükümetin kararında, bu esbeblere inzimam eden, sârî hastalığın âmil olduğuna inanıyoruz ve kararın zamanında, memleket ve vatandaş menfaatine uygunluğunu tasvip ediyoruz. Dinî bir fariza, her zaman ifa olunabilir, fakat binlerce vatandaşı, göz göre göre, ölümle kucak kucağa getirmeyi kolaylaştırmak, bir Hükümetin vazifesi değil, bilâkis vatandaş sağlığını korumak bakımından, bilâkis müşkilât çıkarıcı tedbirler almak vazifesidir. Hacca gitme yasağı, bu yönden yerindedir.
Yazan: Selim Ragıp Emeç
3 Ağustos 1951 tarihli Son Postadan
Demokrat Parti iktidarının en ziyade tenkide uğrayan prensiplerinden biri de, memleketin iktisadî hayatını serbest bir mübadele nizamına istinad ettirmek istemesi olmaktadır.
Devlet eliyle kurulan bir çok fabrika ve işletmelerin şimdiye kadar ya zararına çalışmaları, yahut da haricin rekabetine karşı gümrük himayesile muhafaza ve si-yanet edilmiş olmaları, bugünkü rejimin, bu bahiste, ilham aldığı belli başlı esastır. Bu bakımdan; hücum ve tenkitleri idare eden Cumhuriyet Halk Partisinin haksızlığı şüphe götürmez.
Devlet İşletmeleri istenildiği kadar rasyonel çalıştırılmak ve sıkı bir tasarruf zihniyeti ile idare edilmek istensin; nadir
memleketler hariç olmak üzere, bunda muvaffak olanlar pek az görülmektedir. Sebebi basittir:
Kendi sermayesile kurulan bir teşebbüsü, onu kuran devlet, ister istemez himaye etmek lüzumunu duyar. Gümrük duvarı, ilk akla gelen tabiî ve kolay tedbirdir. Devletin kendisini himaye etmek mecburiyetinde bulunduğunu gören bir teşebbüs için, artık, rasyonel çalışmak, bir nazariyeden ibaret kalır.
Orası, zamanla, bazı nüfuzlu insanların yakınlarına iş teminine yarayan bir geçim mahalli haline gelir.
Teşebbüsün hacmile mütenasip ve mahdut olmak lâzım gelen memur ve işçi kadrosu,, gittikçe kabarır. Bu da maliyetleri arttırır. Bizim, devlet eliyle kurulan ve bugünkü Demokrat Parti iktidarının başına, bir ba-kima belâ olan fabrika ve işletmelerin hemen kâffesi bu vaziyettedir.
Dünyanın her tarafında alkollü maddeler bedava denebilecek bir fiyatla satılırken bizim Tekelin metelik indirme yapamaması bundandır. Keza, devlet dokuma fabrikalarının esaslı bir fiat tenzilâtına gİdeme-melerini de ayni sebebe irca edebiliriz.
Bu hale; Devlet İşletmelerini idare edenlerin ticarî olmaktan uzak bulunan zihniyetlerini ve iş başında bulunanların iyi se-çilmcmeleri yüzünden bunlara mesuliyetlerine uygun salâhiyetlerin tanınmaması da eklenince, Demokrat Partinin, devletçilikten ve bu arada, bilhassa devlet kapitalizminden kaçınmak istemesinin haklı sebebi daha iyi anlaşılır.
Bugün serbest piyasajnıza bir göz attığımız zaman, burada çalışan birçok müteşebbisin, eskiden Devlet İşletmelerinin başında bulunmuş bir kısım insanlar olduklarım görürüz. Oralarda yetişen; alışveriş kaide ve cereyanlarını devlet müesseselerinin başında iken öğrenen bu İnsanların, ilk fırsatta hususî teşebbüs sahasına atlamalarının sebebi; hem Devlet İşletmelerinde gerekli bir istikbal bulamamaları, hem de, emaneti vazife telâkkisinin gittikçe soysuzlaşan ve suiistimale uğrayan mahiyetidir.
İşte bütün bu sebepler, hakiı olarak. Demokrat Partiyi, tesis ve işletmesinde devlet elinin müdahale zarureti olmıyan ve bugün devletçe idare edilen teşebbüslerin tasfiyesi prensibini benimsemiye sevk ve mecbur etmiştir. Fakat tasfiye edilecek olan müesseselerin genişliği ve devletçe bu müesseselere tahsis edilmiş bulunan sermayenin azameti, şimdiye kadar bu işin tahakkuk ettirilmesine mâni olmuştur ve ne-
zaman neticelendiriiebiieceğini kestirmek de şimdi mümkün değildir.
Beni bugün; değişmez bir demokratik prensip olarak kabul ve tespit edilen böyle bir mevzua avdet ettiren sebeb; son zamanda göz gezdirmek fırsatını bulduğum Fransız muharrirlerinden Lacour - Gayet'-nin bir esendir. M. Lacour - Gayet, İkinci Cihan Harbi biter bitmez, Fransada idareye fiilen el koyan General «De Gaulle»'-iin tesirile tatbik edilmiş olan ve beş sene devam eden devletçilik sistemini teşrih e-dlyor. İkinci Cihan Harbinden sonra Fransa'da tatbik mevkiine konan devletçilik de, tıpkı bizdeki gibi esaslı bir plâna -ve itinalı bir görüşe istinat ettirilmemiştir. Neticeis de, bizdekine benzer bir fiyasko ile nihayetlenmiştir.
Su farkla ki. onlar; ulaştıkları başarısızlığı sarih rakamlarla tesbit edebildikleri halde, bizde, bu netice, hâlâ karanlıklar içinde gömülü bulunmaktadır. İşte bu rakamlardan bir kaç tanesi:
Millî Fransız Şimendifer İdaresinin beş senelik zararı: 226 milyar frank. 1946 dan-beri Fransız Eİektrik İsletmesinin ziyanı: Yedi milyar frank, devletin 12 milyar franklık yardımına rağmen 1948 ve 1949 senelerinde Fransız Millî Gaz İdaresinin zararı: 37 milyar. 1946 ile 1948 seneleri arasında Kömür İdaresinin kaybı: 7,5 milyar. Hava Sanayiinin zivâm: 876 milyon. Hava Motor Sanayii: 3.5 milyar, Ajans Havas'ın açığı: 110 milyon.
Bu müesseselerin muhasebeleri o derece karışık tutulmuştur ki. bugün, yukarıda verilen rakamlara kat'î değil, takribi olarak bakılmak lâzım gelmektedir.
Bu arada, bir takım bilançoların da. birbirini tutmazlıklan dikkati çekmektedir. Zİra, «Air'-Francei) Havacılık Şirjketinin resmen (73.000) frank kazanç temin ettiği iddia olunduğu halde, Şirketin bilançosu. 1949 ve 1950 yıllarının ikişer milyar açık verdiğini kaydetmektedir.
Bu şartlar altında delvet kapitalizminin, biz de dahil olmak üzere, bazı memleketler için, nasıl bir felâket olduğu meydandadır ve bunun ağırlığını çeken de, maliyecilerin kısaca «mükellef» diye vasıflandırdıkları, biz. zavallı vatandaşlardır,
Bir kere daha, eski iktidar adamlarının teemmülüne arzederim.
Bîr vazife...
Yazan: Nadir Nadi
4 Ağusios 1951 Jarihli Cumhuriyetten
Son gördüğü muameleye gücendiği için Cumhuriyet Halk Partisinin önümüzdeki ara seçime girmiyeceği söyleniyordu. Dünkü Ulus'ta bu haberin valanlandığını gördük. Temenni edelim ki, parti organının yazdığı gibi, C.H.P. ara seçimlere katılmaktan çekinmeksizin hazırlıklarını tamamlasın ve bir kaç güne kadar başlayacak olan kampanyada üzerine düşen vazifeyi başarmaya çalışsın.
Biz prensip olarak hiç bir .partinin seçimlerden kaçınmasını hoş görenlerden değiliz. Yurdumuzda kökleştirmeğe gayret ettiğimiz demokratik nizamın rahatça işleyebilmesi için iktidar kadar muhalefete de ağır bir sorum payı düştüğüne inanıyoruz. Demokratik müesseseler içinde ara seçimlerinin ehemmiyetli bir rolü vardır. Halk efkârının temayüllerine dair ortalığa aydınlık serpecek, iktidara ve muhalefete kendi durumlarını görmek, basınlarının veya başarısızlıklarının derecesini ölçmek imkânını sağlayacak en tesirli vasıta ara seçimleridir. Bu müessesenin işlemesi için devlet bütçesinden hiç de azımsayamıyaca-ğımız bir ödenek ayrılmıştır. Muhalefet seçimlerden kaçındığı takdirde yapılan masraflar boşa gitmiş olacak, fakir millet zarara girecektir.
Sonra unutmamak gerekir ki, herhangi bir siyasî karar ancak bir gayeye hizmet ettiği nİsbette bir mâna taşır. Ara seçimlere girmemekle Halk Partisi ne gibi bir netice elde etmek isteyebilir? Bugünkü Büyük Millet Meclisi serbest seçimlerle kurulmuş, ezici çoğunluğu Demokratların elinde bulunan bir teşekküldür, önümüzdeki ara seçimlere H. Partisi katılmazsa bundan dolayı ne Meclisin kudreti sarsılır, ne de iktidarın vaziyetinde bir değişiklik olur. Halbuki ara seçimleri normal şartlar altında yapıldığı takidrde, reiimimiz, hiç değilse yeni girdiğimiz demokratik yolda ileriye doğru müsbet bir adım atacak, millet de ileride bunun elbette faydasını görecektir.
14 Mayıs seçimleri bir çoklarımız için bir sürpriz sayılmıştı. Halk Partisinin kaybedeceğini akıllarına bile getirmiyen Halkçılar tahminden pek fazla idi. Hele bu derece ağır bir mağlûbiyeti karşı tarafta bile kimse hesaplıyamarmştı. Bu da gösterir ki memleket idaresinde rol oynayan aydın dediğimiz vatandaşlar milleti henüz iyi tanımaktan uzaktırlar. Kendi kendimize bir şeyler söyleyip biribirimizi kandırmaya çalışıyoruz. Ama milletin ne dediğine pek kulak astığımız yok. Ona 14 Mayısta ilk defa konuşma fırsatı verdiğimiz zaman hepimiz ağızlar bir karış açık, hayretten dona kaldık. Önümüzdeki ara seçimlerinde millet ikinci defa olarak söz alacaktır. Gerçi bu sefer 14 Mayıs'ta olduğu gibi kesin bir söz duy-mıyacağiz; fakat ne de olsa milletin bir işaretile karşılaşacağız ki, göstereceği istikamet bakımından bu, büyük mânalar taşıyabilecektir. Muhalefetin böyle bir imkânı ortadan kaldırmaya hakkı var mıdır?
Uzun bir demokratik geleneği olan memleketlerde seçimlerin neticesi hakkında önceden az çok bir fikir edinmek mümkündür. Çünkü oralarda halk efkârının zikzaklarını kollayacak çeşitli vasıtalar bulunur. Yeni ve değişik bir kanunla seçimlere girdiği halde Fransada yapılan tahminler hayrete değer bir kesinlikle doğru çıkmıştı. Bu hususta hiç tecrübemiz olmadığı içîn biz karanlıkta yol arayan kimseler vaziyetindeyiz. 14 Mayıs neiice-lerini gozönünde tutarak tahmine kalkışırsak Demokrat Partinin önümüzdeki ara seçimlerinde gene ezici bir çoğunlukl sağlaması gerektiğini düşünebiliriz, BÖyle olsa bile muhtelif İllerden toplanacak oyların geçen seenkilerle mukayesesini yapmak arada kimin lehine farklar başgösterdiğini görmek, bunların sebeblerini araştırmağa yardım etmesi bakımından, başlıbaşına bir kazanç olacaktır.
Herhalde hangi cephesinden bakılırsa önümüzdeki ara seçimleri mühimdir ve lüzumludur. Demokratik gelişmemize yardımını azırasayamayacağimiz bu fırsatı siyasî partilerimiz baltalamamalı. tersine millet hesabına ondan en verimli bir şekilde istifadeye çalışmalıdırlar.
Yazan: Hüseyin Cahit Yalçın
9 Ağustos 1951 tarihli Ulus'tan
Demokrat Partinin Halkevlerini istirdat bahanesiyle Cumhuriyet Halk Partisinin bütün varını yoğunu elinden almak, hattâ kendisini borçlu bile bırakmak için tertip ettiği suikastten pek haklı olarak derin bir infial duyan Halk Partililerden bir kısmının ara seçimlere iştirak etmemek sure-
tiyle bir protesto yapılmasını düşündüklerini gazetelerde okudum.
Bütün memleketteki Halk Partisi azalan, karşılaştıkları bu tavsife sığmaz tecavüz ve kötülük karşısında ne kadar müteessir olsalar azdır. Çünkü bu hakîkaten bir kötülüktür ve sırf düşman bir hissin ilhamı olarak düşünülüp taşınılmış ve nihayet, ne olursa olsun diye göze alınmış fena bir harekettir.
Mesele meşru parti mücadelesi sahasından çıkmış ve tamamen haksız, sırf kuvvet ve tahakküme dayanır bir gasıp şeklini almıştır. Bunun böyle olduğu akıl ve muhakemesi yerinde ve tarafsız vatandaşların, hattâ Halk Partisine karşı tarafgir davranmaları akıldan bile geçemiyecek Millet Partisi mensuplarının bile nefret ve takbihini uyandırmıştır. Eğer bu işin içinde ufak bir hak bulunsaydı pek tabiîdir ki memlekette bu kadar muhtelif insanlar ve zümreler böyle açık ve umumî bir memnuniyetsizlik içinde birleşmezlerdi.
Fakat, buna karşı en iyi tepki acaba seçimlere İştirak etmemek midir? Benim fikrimce, böyle bir hareket, her şeyden evvel, demokratların ekmeğine yağ sürmek olur. Muhalif partinin hak ve kanun mefhumunu çiğnenmiş görerek seçimlere iştirak etmemesi ağır bir protestodur ama anlıyana. Halk Partisinin mal ve mülkünü müsadere etmeyi düşünen ve nihayet tatbike karar veren demokratlar böyle bir şeyi göze almışlar demektir. Hattâ bunda kendileri için bir fayda düşünmüş olduklarını tahmin bile edebilirim.
Demokratlar bir seneden beri gittikçe artan bîr üzüntü ve sinir içindedirler. İktidar, âlâ. Ganimetlere konmak, eşi dostu, hısım ve akrabayı kârlı yerlere yerleştirmek, falan filân, her şey iyi ama Türk efkârı u-mumiyesini en yapmalı? Halk mırıldanıyor, sızlanıyor ve memnuniyetsizliğini açık açık söylemeğe başlıyor. Hem de sesini yükselterek. Seçim nutuklarınızda cebinizden sigara pekitini çıkararak bunu biz beş kuruşa satacağız diye bağırmıştınız, hani nerede? diye bir demokrat şefinin karşısına dikilen vatandaş şikâyetlerin en hafif tarafını canlandırmıştır. Memlekette halkın iyiliği, rahatı, menfaati ve emniyeti namına hiçbir şey yapılmadıktan başka eski durum da berbat edilmiştir. 1945 - 1950 muhalefet devresinde. İandarma kuvvetlerine, zabıtaya ve Hükümet otoritesine karşı yapılan çılgınca hücum ve iftiralar memlekette Hükümet otoritesini zangır zangır asrstı. Simdi her taraftan bunun kokulan geliyor. Bütçe açığı bir uçurum gibi kendilerini boğacak bir dehşet gösteriyor ve hayat pahalılığı, en büyük sebebi kendi idaresizlikleri olmak üzere, günden güne artıyor.
Bütün bunlara ilâveten halk hâkimiyetinin alfabesinin bile bir kenara atılarak kanun ve adalet, hak mefhumlarının çiğnendiği ve matbuatın susturulması çarelerinin a-randığı münevverin de, münevver oimıya-nm da gözüne batıyor.
Böyle bir zamanda. Halk Partisinin seçimlere girmemesi demokratlara rahat bir nefes aldırmaktan başka bir şeye yaramaz. Seçimlere gireceğiz ve kazanacağız. İşte son tertip ettikleri gasıp muamelesine karşı en acı cevap bu olacaktır. Bundan korkuyorlar. Çünkü Malatya seçimlerinin kentlileri için teşkil ettiği maddî ve manevî hezimet darbesi altındadırlar.
Malatya ötedenberi Halk Partisi idealine sahip ve sadık bir merkez idi. Orada Belediye seçimlerini kaybetmeleri tabiî görülebilirdi. Fakat halkın hissiyatına karsı Malatya seçimlerini kazanmak için gösterdikleri hırs ve hararet ve yaptıkları tazyiktir ki bu seçimlerin mânasını arttırmış ve Demokrat Partiyi sarsmıştır. Normal düşünebilseler ve geniş görebilselerdi Malatya Belediye seçimlerinin cereyanını kendi haline bırakırlar ve alacakları makûs neicteyi kendileri için bir dürüstlük nişanesi olarak ileri sürebilirlerdi.
Fakat şimdi yapılacak ara seçimlerindeki mağlûbiyetin mânası daha büyük ve daha umumî olacaktır. Çünkü bu açılan yerlerin hepsi demokrat yeridir. Bunlarda mağlûbiyet halk efkârı umumiyesinde demokratlar aleyhinde değişikliğe delâlet edecektir. Malatya'daki mağlûbiyelteri sadece Türk milletinin zora gelmediğini, fikir ve kanaatini izhar ve müdafaadan geri kalmadığını gösteren bir şehadettir. Ara seçimlerindeki mağlûbiyet ise halkın demokratlardan, sid-kı sıyrıldığını ve onları iyice anladığı mânasını ifade edecektir. Açık milletvekilliklerinden birini bile kaybetseler bu olnara karşı efkârı umumiyenin bir ihtar cezası demek olacaktır.
Hiç böyle bir fırsat kaçırılır mı? Bugün ihtiras ve husumet yolunda dolu dizgin giden demokrat şeflerini uyandırabilecek bir şey varsa o da Türk milletinden seçimlerde yükselecek:
— Kendine gel!
Avazı olabilir. Halk Partisi seçimlere iştirak etmezse bu büyük fırsat ve nimet kaybedilecektir.
Değişmez kader...
Yazan: Selim Ragıp Emeç
9 Ağustos 1951 tarihli Son Posta'-dan
Dokuzuncu Büyük Millet Meclisinin haksız iktisaplara ve gayri meşru mal edinmelere artık topyekûn son vermek ve daha evvel edinilmig olanları da sahiplerine iade etmek için müzakere ettiği ve neticelendirdiği kanun tasarısı kızıLca bir kıyametin kopmaisna sebep oldu. Tasarının müzakere mevzuu'edilmek üzere bulunduğu sıralarda C.H.P. Sİ saflarında bu hâdisenin yarattığı rahatsızlığın genişliği, esasen böyle bir gürültünün beklenilmesi gerektiği sezintisini veriyordu. Şimdiki şamata, tahminlerin tamamen yerinde olduğunu göstermiş ve 14 Mayıs inkılâbiyle beraber memlekette hâsıl olan değişikliğin de, böyle bir esaslı yasa tedvin edilmeden, gerçek sayılamıyacağını ispat etmiştir.
Bu meselenin düğümü şudur; C.H.P.'si 1932 yılından 1950 senesine kadar devlet bütçesinden, hususî idarelerden, belediyelerden ve Belediyeler Bankasından, köy bütçelerinden ve devlet İktisadî teşekküllerinden 48.637,780 lira almış.
Yine ayni devre içinde ayrıca, dokuz küsur milyonu mesture tahsisatından olmak üzere 17.216,885 lira gelir temin etmiş ki bunların yekûnu 65.854.665 lira tutmaktadır. Bunlar hayalî değildir ve şimdiye kadar Maliye Bakanlığının teftiş teşkilâtı vasıtaisyle bizzat partinin defterlerinden alınmış olan rakamlardır.
Ayrıca, bu partinin (871) i bina, (363) ü arsa olmak üzere (1234) adet gayri menkulü olduğu da, yine ayni kaynaklardan tesbit olunmuştur. Az vergi vermek ve İntikal ettirdikleri sırada fazla harç ödememek için de. bu gayri menkullerin kıymeti az gösterilmiş. Bu sebeple, bunların tapu değerleri, sadece 3 milyon 672.187 liradan ibaret.
Türlü baskılarla ve değerlerinedn çok aşağı kıymetlerle eski iktidar partisinin mülkiyetine geçirilmiş olan bu malların partiye mal edilmesi hâdisesinin üzerinden bir hayli zaman geçmiş. Bu bakımdan, bunların, bir nevi gasıp yoliyle sahiplerinden alınmaları hâdisesini tamir için normal adalet vasıtalarına başvurma imkânı kalmamış. Elde, kala, kala, Büyük Millet Meclisinin kanun mecrasiyle bu kepazeliği ıslâh çaresi kalmış,
Simdi yapılan bu. Fakat mal canın yongasıdır, derler. C. H. P.'si de, bu kanun ile meydana gelmekte olan yeni vaziyetin bünyesinde açacağı rahneyi hissederek basıyor feryadı... Bu. diyor, kanun yolİyle kanunsuzluk yapmaktır. Yapılacak şey mahkemelere gitmekti.
Fakat yine biliyor ki, bu yol kapalıdır.
Ayrıca, bir tesis yaparak anlaşalım, diyor. Amma. istiyor ki, bu malların mülkiyeti kendi üzerinde kalsın.
Dâvayı her neresinden alırsanız alınız; tek partili rejimlerin hayale dahi sığdırılması kolay olmıyan bu igbi yağmacılık temayüllerine artık bir son vermek; memleketin demokratik inkılâbına düşen bir vazife idi. Simdi ve bilvesile yerine getirilen bu vazifenin de. onu ifa edenlere herhangi bir intifa temin edememesi yeni kanunun mü-eddası cümlesİndendir.
Yani C. H. P/sinin haksız olarak aldığı ve gimdi iade etmek mecburiyetinde bulunduğu mallar onun siyasî muarızına değil, sahiplerine intikal edeceği gibi, bundan böyle hiç bir siyasî parti, devletle u-zak yakın alâkası bulunan müesseselerden mal satın alamıyacaktır. Ve şayet, bu kanuna rağmen, bunu yaparlarsa, ilerisi, onların düşüneceği bir iş olacaktır. İşte vaziyet bundan ibaret.
Fakat bu vaziyet C.H.P.!sinin işine gelir mi?
Gelmediği için mütemadi ağlamalar, sızlamalar ve...
Cumhurbaşkanı bu kanunu tasdik etmemeli gibi telkinler.
Yani çizmeden yukarıya çıkmalar...
Amma. bütün bu tezahürlere rağmen millî iradenin hedefini şaşırabilmesi için Türk milletini Dokuzuncu Büyük Millet Meclisinde temsil eden yüzlerce insanın ne istediklerini şaşırmaları lâzım ki bu da imkânsız. Şu halde mukadderat yerini bulmaktadır.
Cumhurbaşkanının rolü...
Yazan: Asım Us
10 Ağustos 1951 tarihli Vakit'den
Müsadere kanunu Meclisten geçti. Demokrat Partili hukukçular Anayasaya aykırı olmadığı fetvasını verdikleri için buna antidemokratik diyecek yerde inkilâp kanunu adını verdiler. Büyük Millet Meclisi inkilâp kanunu yapmak salâhiyetini haizdir; fakat bunun formalitesi başkadır. Ancak Anayasanın tadili usulleri ile ve millî bir zaruret ile olur. Müsadere kanununun Meclisten çıkarılmasında Anayasa usulerine uyulmadığı gibi Halkevlerini ve Halk Partisinin mallarını adalet usullerine de aykırı bir şekilde idarî makamlar vasıtasiyle müsadere için veya denildiği gibi partilere resmî yerlerden yeya bazı hudut aşırı mal verdirmemek için böyle bir kanunun çıkarılmasında hiç bir millî zaruret yoktu.
Demokratlar bu kanunu çıkarmak için milletin malını millete iade ediyoruz. Mahkemeler vasıtasiyle İmkân bulunmayan müsadereleri kaldırıyoruz, diyorlar. Tapuları Halk Partisinin üzerinde olan bu mallar Halkevi plarak bugün yine milletin hizmetine vakfedilmiştir. Halk Partisi bu malları kanuni şekilde birer tesis haline getirmek için hazır bulunduğunu da İlân etmiştir.
Atatürk'ün kurduğu Halkevleri bir tesis haline estirilince milletin malı millete şeklen de İade edilmiş olacaktır. Nitekim Demokrat Partililer 1947 senesinde Halk Partisi Kurultayı tarafından verilmiş olan tesis kararı yerine getirilmiş olsaydı bugün böyle bir kanunun çıkarılmış olmayacağını da söylüyorlar.
Halbuki diğer taraftan Halk Partisi Genel Başkanı İsmet İnönü Halkevlerinin şimdiye kadar bir tesis haline getirilmemesi Demokrat Parti İle şartlarında bir anlaşmaya varmak için çalışılmış olmasından ileri geldiğini Mecliste söylemiştir. Demokrat Parti ile Halk Partisi arasında Halkevlerinin bir tesis haline getirilmesi için bir alnaşma müzakeresi başladığı ve aylarca bu müzakerenin devam ettiği, fakat bu müzakere devam edip dururken birdenbire Demokrat Parti Meclis Grubuna bir Müsadere Kanunu tasarısı getirildiği herkesçe malûmdur.
İşte bu şartlar altında Anayasaya aykırı olarak Büyük Millet Meclisinden bir kanun çıkarılmış olması, ve bu yüzden par-tilerarası münasebetlerin tamamiyle bozulması halk efkârının dikkatini Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar'a çevirmiştir. Celâl Bayar Cumhurbaşkanlığı makamının par-tilerarasında tarafsız bir rol oynaması dâ-vasını müdafaa etmiştir. Cumhurbaşkanı olarak seçildikleri zaman Demokrat Parti Grupunda:
— Örnek bir Devlet Başkanı olarak vazife görmeğe çalışacağım.
Demiştir.
Anayasamıza göre Cumhurbaşkanımızın herhangi bir sebeple isabetsiz gördüğü bir kanunu yeniden müzakeresi için Meclîse iade etmeğe hakkı varıdr. Müsadere Kanunu Meclise iade edilirse Halkevlerinin kanunî şekilde tesis haline getirilmesi için Halk Partisine bîr fırsat ve imkân verilmiş olur. Bu takdirde Anayasaya aykırı olarak Meclisten bir Müsadere Kaimim çıkarılmasına da artık Demokrat Parti iktidarı bîr ihtiyaç görmez.
Halkevlerinin Hazineye geçmesi, zaman ile parpa parça satılması ve Atatürk'ün kurduğu ve yıllardır mensuplarının fedakârlıklarla koruduğu Halkevlerinin yokluğa mahkûm edilmesi demektir. Lâzım olan Halkevlerinin yokolması değil, İdaresi tarzının nihayet çok partili rejime intibak ettirilerek tesis haline getirilmesidir. Müsadere Kanununun tasdik edilmiyerek yemden müzakeresi için için Meclise iadesi bu imkânı verecektir. Umumî olarak siyasî partilerin muayyen bir hudut dışında mal ve mülk edinmemeleri ve mevcut siyasî partilerin bu haddi aşan mallarının ve mülklerinin tasfiyesi bahis mevzuu ise bunun için kanunda ayrıca bir değişiklik yapılabilir.
Yazan: Ahmet Emin Yalman
10 Ağustos 1951 tarihli Vaian'dan
Ecnebi sermayesini «teşvik» dâvası hakkında bir makale yazdıktan sonra şu hâtıram tazelendi: 194S'te San Fransisko Konferansının muhitinde eski mektep arkadaşım ve aziz dostum W. W. Cumber-land'a rasgeldim. Columbia Üniversitesinde dört seneye yakın müddet, ayni içtimaiyat, iktisat, maliye ve tarih derslerini takip ettiğimiz bu dinamik ve dürüst ruhlu Amerikalı, sonradan iktisat ve maliye sahalarında ihtisas kurdu. 1920 iptidalarında General Harbord'un reisliği altında bir Amerikalı heyet Türkiyeye geldiği zaman Cumberland'ı iktisat müşaviri sifatıyle beraberinde getirdi. Arkadaşım, heyet gittikten sonra da İstan-bulda kaldı ve tetkiklerine devam etti. Bu vazifesini tamamlayınca muhtelif Cenubî Amerika memleketlerinde ve Hay-ti'de malî müşavir sı fatiyle mühim vazifeler gördü. Arkasından serbest teşebbüs sahasına geçti. Nevyork'un, sermaye yatırma faaliyetleriyle meşgul en mühim firmalarından birine ortak sıfatiyle girdi. A-merika Hükümeti, hususî iktisadî ve sınaî müesseseleri, San Fransisko'daki heyeti nezdinde vazife görmek üzere bir müşavir tayinine davet edince, Cumberland hususî müesseselerin ittifakiyle bu mühim vazifeye seçildi.
Arkadaşım bana San Fransisko'da dedi ki:
— Ben, yeni bir Türkiye'nin, yaman
birİstiklâl mücadelesi neticesinde nasıl
doğ
duğunu kendi gözümle
gördüm. Harbordheyetinin-
iktisadî müşaviri sifatiyle
yap
tığım tetkikler, Türkiye'nin istikbali
hakkında bana büyük
ümitler verdi. Ortağıbulunduğum şirket, kendi elindeki sermayeleri hariçte
sağlam göreceği bazı teşebbüslere
yatırmak kararındadır. Ortaklarımın benim reyime güvenleri
vardır. Ben, ilk tecrüöe
olmak üzere, Türkiye'ye
birmiktar sermaye yatırmak üzere kendilerini teşvike hazırım.
Türkiye'nin döviz sıkıntısıiçinde
bulunduğunu, koyacağımız sermayeyi veya bunun senelik gelirini döviz
oiarak harice çıkarmak
üzere bir taahhütaltına giremiyeceğini, girse
bile bunu tutabileceğinin muhakkak olmadığını
bilirim:Ben, böyle bir taahhüt altına girmeden deteşebbüse geçmeğe
hazırım. Hükümettenhiç bir
teşvik, yerli sermaye ve teşebbüsten ayrı hiç bir muamele beklemem, yeterki
varlık vergisi gibi keyfi müsadere tedbirlerine bîr daha baş vurulmayacağına
dair içime emniyet gelsin ve Türkiye'de normalçalışma şartları mevcut
bulunsun...
Hayretle arkadaşıma sordum:
— Sermayenin kârını,
icap ederse aslımharice çıkarmak
imkânı olmadıktan sonra,
herhangi bir ecnebi
memlekete sermaye yatırmağı
nasıl göze alabilirsin?
Sualime şu cevabı aldım:
— Mesele basittir: Konulacak sermayeninkârı, gene memlekette kalır. Bununla iş genişletilir veya yeni yeni teşebbüslere'girişilir. Sermaye sahipleri, Türkiye gibi lâtif bir memlekette bizzat yerleşirler, günün birinde belki Türk vatandaşı olurlar.İnkişaf halinde bulunan ve normal suretteişleyen teşebbüsün dolara tahviline ihtiyaç hâsıl olursa, bunun, muayyen bir andakikıymeti ile, dolar olarak Amerika'da başkalarına devredilmesine her zaman imkân vardır.
Amerika'nın sınaî inkişafını misal diye ele alalım: Bugün bütün dünyaya nisbetle bil sahada ön safta yürüyen Amerika bu muazzam gelişmesini, Amerikalı sermaye ve teşebbüs sahibine ve ihtisas adamına mı borçludur? Ne gezer... Amerikanın basit bir ziraî hayattan yüksek bir sınaî varlığa intikali, tamamile ecnebi sermaye, teşebbüs ve ihti-
sası sayesinde olmuştur. Yakın bir zamana kadar Amerika'da her sınaî is ecnebi sermayesinin elinde idi. Gitgide bu sermaye, eski kaynaklariyle alâkasını kesti. Amerika'da yerleşti. Amerikan akıncı ruhu; böylece temeli atılan yeni gidişleri gitgide benimsedi, dinamik vasıflarını ve teşkilât dehasını bunlara kattı. Bu sayede eski talebe, az zamanda ustalarını geçti ve bizzat sermaye İhracına başladı. Bugün meselâ Kanada'nın inkişafına hizmet eden sermaye, teşebbüs ve tecrübenin büyük kısmı Amerikan kaynaklarından gelmiştir, fakat çoğu artık doğrudan doğruya Kanada, millî sermaye ve teşebbüsü halini almıştır. Vergilerini Kanada:ya verir, Kanada kanunlarına tâbi olur, kendi mukadderatını Kanada'nın mukadderatına bağlı görür. Diğer memleketlerde de ayni nevi vaziyetler inkişaf halindedir. Normal bir surette işleyen bir modern idare cihazı; sermayeyi ve sermayedarı kendi bünyesinde temsil işini tabiî bir şekilde yürütür.))
Cumberland'm bu sözlerini duyunca, memleket hesabına yeni yeni ufukların açıldığı intibaına vardım. Heyetimizin erkânına koşarak, işittiklerimi bir müjde şeklinde tekrar ettim. Bunların arasında bulunan salahiyetli bir 'zattan şu mukabeleyi gördüm:
— Bİz kendi memleketimizde istediğimiz
vergiyi koyarız. Varlık vergisi, malî naza
riyeler bakımından makul bir vergidir. Caâıınız isterse bunu tekrar ederiz.
Zaten bi
zim ecnebi sermayesine' ihtiyacımız yoktur.
Bu sözler, memleketin iktisadî inkişaf imkânları bakımından bir an için daldığım hülyalardan beni uyandırdı. Arkadaşımı tekrar görünce, dedim ki:
— Türkiye'ye sermaye yatırmak için
birmüddet daha beklemek lâzımdır. Şimdiki
kırtasî zihniyetimiz ve telâkki ve usullerimiz değişmeden teşebbüse girecek
olursan,
isin yürüyememesi ihtimali
kuvvetlidir.Bu takdirde ilk fena misal, diğer teşebbüs
sahiplerinin hevesini ve
cesaretini kırar.Halbuki bizim
iktisadî terakki yoluna gir
mek için münferit ve tesadüfi bir teşebbüse değil, geniş ölçüde sermaye
faaliyetlerine
ihtiyacımız vardır.»
Bir zamanlar Çarlık Rusyasi, memleketimizin iktisadî İnkişaf imkânlarını baltalamağı is edinir, meselâ demiryolu şebekemizi Şarka doğru tamamlamamıza mâni olurdu. Bugün bu imkânların karşısında engel olarak bizim kendi dar zihniyet, telâkki ve usullerimiz duruyor. Ecnebi sermayesini «Teşvik» Kanunu, istediğimiz
hedefe varmamıza imkân verecek bir köprü olmaktan uzaktır. Eğer cidden işlerimizi hesaba vurmak ve ecnebi sermayesinin ve ihtisas ve tecrübesinin işbirliği olmadan inkişaf dâvasının altından kalkamayacağımızı kavramak safhasına varmışsak. böyle baştan savma tedbirlerle kendi kendimizi aldatmamalı, işin tetkikini ve dertlere çare bulunmasını esaslı ve ciddî surette ele almalıyız.
Yazan: Sedat Sitnavi
11 Âğusios 1951 tarihli Hürriyeî'yei'ien
Eğer Demokrat Parti seçimleri kazanır kazanmaz Halk Partisinin mülküne derhal el koysaydı, bu hareketini .efkârı umumiye belki sevinçle karşılardı ve şimdi olduğu gibi itiraz sesleri ayyuka çıkmazdı.
Fakat... Fakat, seçimler geceli bir buçuk sene oldu.. Efkârı umumiye bu müddet içinde çok değişti. Haİk Partisine lanet o-kuyanlar, şîmdi yavaş yavaş onu arıyorlar bile.. Bu vaziyet karşısında milletin hissiyatını hiçe sayarak Halk Partisinin malına, mülküne el koymak, en hafif tâbirle, bir gaftır.
Demokrat Parti iktidara gelelidenberi yaptığı gaflara, bu sonuncusunu da eklemiş oldu. Bir buçuk senelik iktidar Demokrat Partiye o kadar gaflar yaptırdı ki, bunların ürkmemek ve istikbalden endişe etmemek elden gelmiyor.
Geçen gün. Demokrat Partinin yaptığı büyük gafları şöylece bir hulâsa edeyim dedim. Aklımdan bunları sıralamağa kalkışmam bile beni korkuttu. İktidarın yaptığı hataları yakında sizinle beraber gözden geçireceğiz. Bu partiye ne kadar taraftar olursanız olunuz, o hataların sıralanışı karşısında muhakkak siz de benim gibi üzülecek ve içinizin sızladığını hissedeceksiniz.
Hayır, Demokrat Partinin muarızlarını yıkmak için, onların mallarına Demokrat Parti keyfî surette et uzataniaz. Belki Halk Partisinin malları haksız iktisaplara dayanmaktadır. Lâkin bunları geri almanın yolu bir hukuk devletî içinde Demokrat Partinin seçtiği yol değildir.
Kaldı ki, Halk Partisinin mallarını elinden almak bu partiyi budamak istemek demektir. Hepimiz biliyoruz ki, budanan bir ağaç daha iyi meyva verir ve daha çok dinçleşir. Küçük ve büyük su işleri hakkında burada tafsilâta girişecek değiliz. Karilerimiz yeni iktidarın bu işe ne kadar ehemmiyet verdiğini gazetelerde çıkan haberlerden elbette çok yakın bir şekilde takip etmişlerdir. 'Tortum şellâesine eı konmuştur. Erzincan, Muş ovalarının sulanması işi plânlaştırıl-maktadir. Sarıyar barajının inşasına başlanmıştır. Bir çok hidroelektrik santralleri kurulmaktadır. Hem su işlerine verilen ehemmiyeti tebarüz ettirmek için uzağa gitmeğe ne hacet? Daha geçen sene Ankara susuzluktan kırılırken, bugün hararetin gölgede 42'ye çıktığı zamanlarda bile," Başkent musluktan patlatircasma kuvvetli bir suya kavuşmuştur.
Mekteplere ve maarife ne kadar ehemmiyet verdiğimizi söylemek için yalnız Doğuda kurulacak kültür merkezinin ehemmiyeti üzerinde durmıyacağız. İlkokullardan dahi misal vereceğiz:
Van'da yeniden 25 koy okulu inşa edilmektedir. Böylece Van Vilâyetindeki köylerdeki okul sayısı 77 yi bulacaktır. Hesap meydandadır. Demek Demokrat Parti iktidarı tarafından yapılanların üçte birini tara bir senede tahakkuk ettirmektedir..
O Halk Partisi iktidarı ki, koskoca Bitlis Vilâyetine dahi bir tek Liseyi çok görmüş, fakat .buna mukabil Çamkoru'da orman sarayları kurmuştur!
Bir senede her sahada başarılan işleri bir gazete makalesi içine sığdırmak elbette imkânsızdır. Yukarıda saydıklarımız, bin bir başarı içinde şöyle aklımıza geliveren bir kaç misalden ibarettir.
Ya dış itibarımız? Ya Türkiye'nin milletlerarası sahadaki mevkii?.. Onu Halk Partisi muhalefetyi elbette yine meskût geçecektir. Kore'de çarpışan kahramanlarımız için verilen Tahsisat Kanununa aleyhte kırmızı rey verenlerden daha başka ne bek-Iiyebilirsiniz?
Biliyoruz,, onlar .hâlâ ayni terane ile soracaklardır: Hani D. P.'nin vaidieri?...
Sorarlar; çünkü yapılan iyi şeyleri göremezler. Meşhur bir şiirdir:
Rencide olur dide-i haffaş ziyadarı
Türkçesi: Gecekuşunun gözlerine ışık dokunur!..
Yazan: M. Nermi
13 Ağustos 1953 tarihli Yeni İstan]
Sermaye; biriktirilen değil, iktisat değerleri yaratan, çalışan ve işleyen paradır. Osmanlı cemiyeti, büsbütün parasız, pulsuz değildir, derece derece zenginleri de vardır. Özel zenginliklerin nasıl doğduğunu da biliyoruz. Fakat rastladığımız para biriktirmelerinde sermaye karakteri yoktur. Ekonomik değerler yaratmak kudretimiz hiçtir. Masraflarımızı karşılamak için büyük güçlüklerle güreşmekteyiz. Hükümet ne orduyu besleyecek durumdadır, ne de memur yığınını... Bunun neticesini tahmin edebilirsiniz. Açlık, sıkıntı, biliyoruz, sosyal disiplinin dağılmasından başka bir-şeye yaramamıştır. Osmanlı devleti, vatandaş güvenini sarsan böyle bir gelişme göstermektedir. Eski cemiyette, paranın bir türlü sermayeleşemeyişi ayrı ayrı sebeplerden ileri geliyor. Biz, cemiyet ve devlet hayatındaki işlerimizi, ilkönce, besüyenler ve beslenenler anlayışına göre ikiye bölmüşündür. İdare edenler, silâh kullananlar başlibaşma bir zümredir. Devlet, bir din devleti olduğu İçin, bu zümrede, genel olarak, toplananlar Müslümanlardır. Besliyen zümre ise, cizyesini, vergisini verebilmek için, mutlaka çalışmak zorunda kalan başka dinli insan zümresidir. Ekonomik hayatımızda bunun çok büyük bir tesiri olmuştur. Kısaca anlatalım:
Beslenen zümre, daha doğrusu, idare ve savunma zümresi, memleketin ekonomik faaliyetinden el, etek çekmiştir. Teşkilâtını aynı şekilde kuran bütün İslâm ülkelerinde de aynı ekonomik neticeleri görebiliriz.. Cizye ve vergi veren aümre, zamanla, bütan ekonomik kaynakları, işleri ele geçirmiş, refaha kavuşmuş ve artmıştır. İdare ve savunma zümresi ise, değişen şartlar karşısında çok güç bir duruma düşmüştür. Bundan sonra da cemiyetimizin faiz anlayışı gelir. İslâm hukukçuları, on kuruşa alman bir şeyin, on beş kuruşa satılmasını anladıkları halde, ödünç olarak verdiğimiz 100 lira ile. sözgelişi, 300 lira kazanandan 1 lira gibi ufak bir kazanç payı, faiz almamızı kötü bir hareket sayarlar. Eski kilise hukukçuları da başka türlü düşünmemişlerdir. Bu faiz politikası, bir zamanlar, Avrupa'da da aynı neticeyi vermiş ve bütün ekonomik hayat yabancı unsurların eline geçmiştir. Avrupa ekonomisinin nasıl geliş-
tiğini çok iyi bildiğimiz için, sermaye teşekkülünün sebeplerim daha kolay kavrıyabi-liriz. Halbuki: bizim ne kültür tarihimiz yeni metodlara göre araştırılmıştır, ne de politika tarihimiz. Onun için, birçok ehemmiyetli dâvalar karşısında yanlış hükümlere kaymaktan kendimizi kurtaramıyoruz. Bir hükmün yanlış oluşu özel insan hayatında, belki, o kadar tehlikeli değildir, amma, bir politika sistemi kurulduğu zaman hükümlerin gelişi güzel verilmemesi lâzımlar. Biz, Cumhuriyetin kuruluşundan beri güdülen sermaye politikamızda bu hüküm yanlışlığının acı neticelerini birer birer görmüş bulunuyoruz.
Biz, ne cemiyet, ne
devlet hayatımızın ııiçîn aksadığını çok köklü incelemelerden
geçirmeye lüzum görmeksizin, ekonomik çöküşümüzün bütün sebeplerini yabancıla
ra kapitülasyon adı altında verilmiş imti yazlarda görmekle büyük ölçüde
yanılmı-
şızdır. Halbuki: Bu imtiyazlar da sosyal yapının doğurduğu neticelerden başka
bir
şey değildir. Aynı yapıdaki bütün cemiyetler bu çeşit yabancı imtiyazlar
vermiş
lerdir. Hürriyetini sezen, yeni bir hayat düzeni yaratmaya karar veren her
millet,
bu gibi imtiyaz sistemlerini mutlaka kaldırmak zorundadır. Biz de buna son ver
dik. Millet egemenliğimiz; şeref duygumuzu çok inciten bu bağların sökülüp
atılma-
siyle. hiç şüphesiz, tamamlanmıştır. Fakat yabancı imtiyazların
kaldırılmasından son
ra anladığımız bir hakikat varsa,#o da, sermaye politikamızın, çok başka
kaynaklar
dan gelme sakatlıkları oluşudur.
Yeni devlet kurulur kurulmaz, sermaye politikamızı gerçekleştirmek maksadiyle Bankalarımız birer birer doğmaya başlamıştır. Bugün bankalarımızda biriken halk serveti, gerçekten, ehemmiyetlidir. Faaliyet konuları bakımından, bizim Bankalarımızla yabancı memleketlerdeki eşitleri arasında birçok farklar vardır. Biz bunun, iş hacmiyle ilgili olduğunu kabul edebiliriz. Banka kurmak, sermaye politikası gütmek demektir. Millet hayatımızda çok ehemmiyetli bir konaktır bu. Yalnız, bir yandan sermaye politikası güdülürken, öte yandan da bu politikayı büsbütün kounsuz bırakacak ekonomik faaliyetlere girişilmiştir. Biriken sermayeye yer hazırlamak, daha doğrusu iş hacmini genişletmek lâzımdır. Halbuki: bu imkânlar hazırlanmazsa, sermaye politikası da, tam mânasiyle bir hayal olabilir.
Türkiye Hıristiyanlar için bir
25 Ağustos İS51 tarihli En Son Da-kîka'dan
Basın ve Yayın Umum Müdürlüğünün adına son teşkilâtta bir de (Turizm) kelimesinin ilâve edilmesindeki isabet kısa bir zaman içinde fiilen anlaşılmıştır. Basın ve Yayın Umum Müdürü Halim Alyotun devamlı gayretile Hıristiyanlar için bir Hac yeri olarak tanılan Efes'de Meryem Ana'-nın evindeki açış töreni istikbal için büyük ümitler vermiştir. İstanbul basınından tÖ-rene iştirak için giden arkadaşların heyecanlı ifadeleri bu yoldaki ümitlerimizi kuvvetlendirmiştir.
İzmir Enternasyonal Fuarı memlekette iktisadî faaliyetleri teşvik eden bir âmil olduğu kadar dahilî turizmi calnandirmak noktasından da tesirli bir teşebbüs olmuştur. Aradan geçen zamanlar bu teşebbüsü kıymetten düşürmemiş, seneler geçtikçe mahallî bir gelenek haline gelmiştir.
Bu defa Bülbül dağında keşfedilen Meryem Ana'nm evi ise İzmir bölgesinde dahilî turizmden ziyade haricî turizm hareketlerini kuvvetlendirecek ve bu arada tabiî olarak memleketimizin diğer tarihî kıymetleri üzerinde de dünya milletlerinin dikkati çekilecektir.
İsİâm dini Hazreti Muhammed'i âhir zaman Peygamberi olarak' tanımakla beraber Hıristiyanlığa da saygı gösterir. Müslümanlar Meryem Ana'nın İsa'ya kız olarak hâmile kaldığına inanırlar. Hıristiyanlık ile Müslümanlar arasındaki bu şekilde müşterek inanç noktalan bulunması Müslümanlıkta vicdan hürriyetinin Hıristiyanlık âleminden çok zaman evvel başlamasına hizmet etmiştir. Efes'teki Meryem Ana evinin Hıristiyanlar için bir Hac yeri olarak tanınması ve Türkiyenin bu bakımdan haricî turizme açılması Müslümanlıkla Hıristiyanlık âlemi arasındaki yakınlığı da artıracak ve bu suretle milletler arasında yeni bir sulh âmili olacaktır.
Yazan: M. Nermi
27 Ağusios 1951 tarihli Yeni İstanbul'dan
Türkiye Büyük Millet Meclisinde boşalan, yerleri doldurmak için yakında ara seçimler yapılacak. Yurdumuzda propoganda faaliyeti başlamıştır. Her parti iyi bir netice elde edebilmek fikriyle elinden geleni yapıyor. Gün geçtikçe mücadele heyecanı da biraz daha kabarıyor. Şimdiye değin yapılmış olan ara seçimler belli başlı bir ilgi uyandırmaksızın geçmiştir. Bunun sebebi de ara seçimin bir seçim değil, doğrudan doğruya bir formalite oluşudur. Yeni Seçim Kanunu kabul edildikten sonra ara seçim de, asıl seçim gibi büyük bir ehemmiyet kazanmış oluyor.
Propaganda, demokrasilerde, seçimin ruhudur. Partiler, bu suretle, geniş seçmen yığınlarını aydınlatıp hazırlarlar. Biliyoruz ki: her memlekette olduğu gibi. bizde de. oylarını kullanan vatandaşların ezici bir çokluğu, partililer değil, tarafsızlardır. Parti teşkilâtına girenlerin sayısı her yerde son derecede azdır. Hattâ vatandaşlarına istediğini yaptıran bütüncül (totaliter) devlet seçimlerinde bile durum, böyledir. Kızıl Rusya'da Komünist Partisine üye olanların sayısı, tahminlere göre, dört milyon kişiyi geçmemektedir. Sovyet vatandaşlarının sayısını ortalama 180 milyon hesaplarsak, partililerin yüzde kaç tuttuğunu kolayca anlamış oluruz. Bİz, burada, sırf bir fikir vermek için, Sovyetlerden bahsediyoruz. Yoksa, Sovyetlerde, bizim anladığımız mânada, bir parti hayatı olmadığını biz de biliyoruz.
Seçimler, yalnız partililerin bir işi olsaydı, seçim propagandalarına gerçekten en ufak bir ihtiyaç duyulmazdı. Teşkilât adaylarını seçer ve netice de önceden belli olurdu. Bütüncül idare sistemlerinde böyle yapılır. Halbuki: demokrasilerde söz vatandaşındır, ve bir vatandaşın politika teşkilâtına girip girmemesi ehemmiyetli değildir. Hattâ A partisine yazılı bir vatandaş, seçim günü, isterse, B partisini destekliyebilir. Oyunu istediği gibi kullanmak onun hakkıdır. Bu bakımdan, propagandanın başlıca vazifesi, teşkilât üyelerini olduğu gibi, bilhassa teşkilât dışında kalan vatandaştan da hazırlamaktır.
Partileri iş başına getiren veya iş başından uzaklaştıran kudret, doğrudan doğruya, tarafsız vatandaşların iradesidir. Her parti bu durumu gözönünde tutmak ve ona göre hareket etmek zorundadır. Çok dar mânada bir particilik anlayışı partileri her zaman sürprizler karşısında bulundurabilir. Halbuki, bizim asıl bir türlü anhyamadığımız şey budur, particiliği ilk plâna almış gibi görünüyoruz, 14 Mayıs 1950 seçimi de bizim bu anlayışımızı fazla değiştirmiş değildir. Bilinen bir hakikattir: Demokrat Parti tarafsız halk yığınlarının destekleme-siyle iktidar partisi olabilmiştir. Tarafsız
vatandaşların dilekleri ise apaçıktır. İstenilen şey, ilkönce, ekonomik kalkınmamızın sağlanması, vatandaş haklarına, çeşit çeşit bahaneler uydurularak