29.03.2006 

Anasayfa

e-posta



ABD BASINI

 

Değerlendirme:

 

ABD basını Irak konusunu, “Amerika’nın Bağdat’ta 10 Mart’ta İran ve Suriye ile  aynı masaya oturmasının ardından Irak için ‘aktif diplomasi’  yürüten Ankara’da Orta Doğu trafiğinin yoğunlaşması, Amerika’nın Irak’taki Kürt liderlere baskı  yaparak PKK’nın Türkiye aleyhindeki hareketlerinin  Iraklı Kürtlere de zarar verdiğini ve onların PKK’ya vazgeçmesini söylemelerini sağlaması, Irak Devlet Başkan Yardımcısı Haşimi’nin Türkiye'nin PKK’yla mücadele etmek  amacıyla Irak'a saldırma olasılığı konusunda uyarıda bulunması, Amerika Dışişleri Bakanı Rice'ın gelecek ay  Irak'taki güvenlik durumuna yardımcı olması amaçlanan bir  uluslararası konferansa katılmak üzere Türkiye'ye bir  ziyarette bulunabileceği, ABD Savunma Bakanı Gates'in Türkiye'nin kaygılarını paylaştıklarını açıklaması” çerçevesinde değerlendirmektedir.

 

 

AMERİKA'NIN SESİ RADYOSU: "ANKARA'DA ORTA DOĞU TRAFİĞİ"         

 

            ANKARA, 26/03(BYE)---  Amerika'nın Sesi Radyosunun  25 Mart 2007 tarihli Türkçe internet sayfasında, Hilal  Köylü imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan  haber şöyledir:

           

            Amerika’nın Bağdat’ta 10 Mart’ta İran ve Suriye ile  aynı masaya oturmasının ardından Irak için "aktif diplomasi"  yürüten Ankara’da, Orta Doğu trafiği yoğunlaşıyor. Ankara,  Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi lideri Mesud Barzani’nin  Arap ülkelerindeki temaslarını yakından izlerken, bu haftaya  İngiltere Dışişleri Bakanı Margaret Beckett’ı ağırlayarak  başlayacak. Başbakan Erdoğan, 28 Mart’ta Riyad’da yapılacak  Arap Birliği zirvesine katılacak.

            Ankara’da dikkatler İstanbul’da Irak için yapılması  öngörülen uluslararası güvenlik konferansına çevrilmiş durumda. Konferansın nisan başında dışişleri bakanları seviyesinde  yapılması için bir taraftan Amerika ve Birleşmiş Milletler  ile yoğun temas kuran Dışişleri Bakanlığı, bir taraftan da  tüm Orta Doğu dünyasının onayını almaya çalışıyor. Bakanlığın,  Amerika ve BM’den onay aldığı belirtilirken, konferansın  Bağdat dışında yapılmasını istemeyen İran’ı ikna için geçen  hafta Ankara’nın konuğu olan Mısır Devlet Başkanı Hüsnü  Mübarek ile birlikte temaslarını yoğunlaştırdığı kaydediliyor.

            Ankara, bu yoğun temaslar arasında Irak Kürdistan  Bölgesel Yönetimi lideri Mesut Barzani’nin Arap ülkelerine  yaptığı ziyareti de yakından izliyor. Arap ülkelerinin Şii  İbrahim El-Maliki hükümetini ve Irak’ta artan Şii etkisini  dengelemek için Barzani ile görüşmek istediklerini düşünen  Türk diplomatlar, Barzani’nin bölge halklarıyla diyaloğunu  normal görüyor.

            Hem düşünsel hem de fiziksel olarak Irak gündeminin  yoğunluk kazandığı Ankara’da bu hafta devreye bir de  İngiltere Dışişleri Bakanı Margaret Beckett girecek. Bu  akşam Ankara’da olacak Beckett, yarın Dışişleri Bakanı  Abdullah Gül ile biraraya gelecek. Beckett ile Gül  görüşmesinde, Irak’taki gelişmelerin öne çıkacağı  belirtiliyor. Gül ile görüştükten sonra İstanbul’a geçecek  olan Beckett, Türkiye’nin AB üyelik sürecini değerlendirmek  için de burada Başmüzakereci Ali Babacan’la görüşecek.

            Öte yandan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 28 Mart Çarşamba  günü Suudi Arabistan’da yapılacak Arap Birliği zirvesine  katılacak. Erdoğan’ın Riyad’da Filistin’in yeni uzlaşma  hükümeti Başbakanı İsmail Haniye ile de görüşmesi gündemde.

            Başbakan Erdoğan’ın katılacağı Arap Birliği toplantısının  en önemli gündem maddelerinden biri, Filistin’de yeni kurulan  hükümete destek vermek ve Arap barış planını hayata geçirmek.

            Riyad’daki zirveye Arap liderleri ve Irak Cumhurbaşkanı  Celal Talabani’nin yanı sıra Türkiye ile birlikte Pakistan,  Endonezya ve Malezya da davetli. Başbakan Erdoğan’ın zirvede  yapacağı konuşmada Orta Doğu’da Şii-Sünni bloklaşmasına karşı  uyarıda bulunması ve yeni Filistin hükümetine de destek vermesi planlanıyor.

 

 

AMERİKA'NIN SESİ RADYOSU: "ATC KONFERANSI BAŞLIYOR"

 

            ANKARA, 26/03(BYE)--- Amerika'nın Sesi Radyosunun  26 Mart 2007 tarihli Türkçe internet sayfasında, Barış  Ornarlı imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan  Washington çıkışlı haber şöyledir:

 

            Türk-Amerikan Konseyi’nin (ATC) yıllık konferansı  pazartesi günü Washington'da başlıyor. Bu yıl konferansta,  Amerika'yı en üst düzeyde, Savunma Bakanı Robert Gates,  Türkiye'yi de Devlet Bakanı ve Avrupa Birliği Başmüzakerecisi  Ali Babacan temsil edecek. Türkiye'nin Washington Büyükelçisi  Nabi Şensoy'la Amerika'nın Ankara Büyükelçisi Ross Wilson da  toplantılara katılacak.

            Toplantılarda ayrıca, Genelkurmay İkinci Başkanı  Orgeneral Ergin Saygun ve Amerika Genelkurmay Başkan  Yardımcısı Amiral Edmund Giambastiani birer konuşma yapacaklar. Toplantılarda, Türkiye’yle Amerika arasındaki siyasi, askeri  ve ekonomik ilişkiler değerlendirilecek.

            Türk-Amerikan Konseyi Başkanı emekli Büyükelçi James  Holmes, geçtiğimiz günlerde Amerika’nın Sesi’ne konuk oldu.  Konferans hakkında bilgi veren Holmes, ayrıca Türk-Amerikan  ilişkileri açısından önemli olan gelişmeleri değerlendirdi.

 

            --Ermeni Tasarısı--

 

            Önce Temsilciler Meclisi'ne, sonra da Senato’ya sunulan  Ermeni soykırımı iddialarıyla ilgili tasarılar, Türk-Amerikan  Konseyi tarafından kaygıyla karşılanıyor. Konsey Başkanı Holmes,  Türk-Amerikan Konseyi’nin tasarıların ne kadar olumsuz olduğunu  Kongre üyelerine anlatmaya çalıştığını söyledi:

            "Bu tasarı beni kaygılandırıyor. Türk-Amerikan Konseyi  ve üyeleri de kaygılı. Yasama organının bir girişimiyle  gereksiz bir fırtına yaratılıyor. Ermenistan’ı geçmişinden  kurtarmıyor; 21. yüzyıldaki gerçekleri görmesini sağlamıyor. Ermenistan–Türkiye ilişkilerinin iyileştirilmesine katkıda  bulunmuyor. 15 yıldır devam eden Ermenistan-Azerbaycan  krizinin çözümlenmesi için bir şey yapmıyor. Hatta, Türkiye’de  tarih konusunda süren tartışmayı donduracak. Ve son olarak da  Amerika’nın çıkarlarına zarar verecek. Bütün bunları göz  önünde bulundurunca, insan merak ediyor; "ne diye bu kadar  olumsuz bir tasarı Kongre’ye sunuldu?" Türk-Amerikan Konseyi,  hem Senato’da hem Temsilciler Meclisi'nde olabildiğince çok  üyeye ulaşarak bu konuda düşünmeden oy veremeyeceklerini,  bunun derin etkileri olacağını anlatma konusunda kararlı."

            Aslında Amerikan Kongresine sunulan bu tasarılar, bağlayıcı  değil; yaptırım gücü yok. Ancak, buradaki sorun, tasarının  Amerika gibi etkin bir ülkenin meclisinde kabul edilmesiyle  bu iddiayı destekleyenlerin güç kazanacak olmaları... Dahası,  tasarının kabulünün, Türk-Amerikan ilişkilerine vereceği  zararın büyüklüğü. Büyükelçi Holmes, şöyle konuştu:

            "Amerikan yasama sisteminin kendine özgü nitelikleri  vardır. Bu tür tasarılar yasama faaliyeti içinde en anlamsız girişimlerdir. Bu tasarıların kesinlikle yaptırım gücü yok.  Yönetimi veya Amerika’yı bir şey yapmaya zorlayamaz.  Temsilciler Meclisine sunulan tasarı şu anda Dışişleri  Komisyonunda görüşülmeyi bekliyor. Görüşmenin tarihi  belirlenmiş değil. Bu tasarı konusunda kaygı verici esas  unsur, Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin, Meclis  Başkanı seçilmeden önce, böyle bir pozisyona geldiği takdirde  tasarıyı genel kurulun gündemine alacağına dair söz vermiş  olması... Ermeni asıllı Amerikalıların da bu konuda siyasi  baskı uygulamaları nedeniyle bu işi ciddiye alıyoruz. Kongre  üyeleri sırf seçmenlerini tatmin etmek için bu tasarıya  düşünmeden oy veremezler. Bunu anlatmaya çalışıyoruz. Geçtiği  takdirde bu karar bölgedeki ülkelerle ilişkilerimizi ağır bir  şekilde etkileyecektir. Sadece, Amerika’nın Türkiye’yle  ilişkisine değil; Ermenistan’ın çıkarlarına da zarar  verecektir."

 

            --PKK Terör Örgütüyle Mücadele--

 

            Türk-Amerikan ilişkileri açısından bir diğer önemli  konu da, kuzey Irak’ta varlığını sürdüren PKK terör  örgütüyle mücadele... Büyükelçi Holmes da kesinlikle, daha  fazlasının yapılması gerektiğini vurguluyor:

            "Evet daha çok şey yapmak gerekiyor. Ama 'ne yapılsın'  diye sorarsanız, bu işi biraz karıştırıyor. Gerçek şu ki,  Amerika Irak’ta ciddi güvenlik kaygıları ve sorunlarla karşı  karşıya ve nispeten sükunet içindeki kuzey Irak’ta da benzer  sorunlar yaratmak istemiyor. Kuzey Irak, Amerika’nın güvenliği  açısından sakin; Türkiye’nin güvenliği açısından sorunlu bir  bölge. Ve bu iki gerçeği kıyaslayınca sorunu görmüş oluyoruz.  Burada, çıkarlar farklı. Neticede, sorumluluk sahibi olanlar  bu konu hakkında açık konuşuyor: Daha fazlası yapılmalı.  Soru şu: Amerika açısından kuzeydeki sükuneti bozmadan PKK  konusunda nasıl kalıcı bir çözüm bulacağız. Benim anladığım  kadarıyla Amerika’nın yaklaşımı Irak’taki Kürt liderlere baskı  yaparak, onların PKK’ya vazgeçmesini söylemelerini sağlamak.  Amerika, bir terör örgütü olan PKK’yla konuşmaz. Türkiye de  konuşmaz. Ama onlarla konuşulması sağlanabilir. Bence, Amerika  kuzey Irak’taki Kürt liderlerin, örgüte şu mesajı vermelerini  sağlamaya çalışıyor: PKK’nın Türkiye aleyhindeki hareketleri,  Iraklı Kürtlere de zarar vermektedir... Şimdi, bu strateji  işler mi, bilemiyorum. Yetkililer, ilerleme kaydedildiğini  belirtiyor. Türkiye ise, yeterince ilerleme olmadığını  vurguluyor. Ancak şunu belirtmeliyim: Türkiye, ne zaman  yeterli ilerleme kaydedilmediğini beyan etse, Amerikalı  yetkililer Türkiye’ye hak veriyor. Kesinlikle, çok daha  fazlasının yapılması gerekiyor."

            Emekli Büyükelçi James Holmes, Amerika’nın PKK terör  örgütüne karşı, Öcalan’ın yakalanması gibi bir başarı elde  etmesi durumunda, Türkiye’de Amerika hakkında olumsuz  görüşlerin hemen değişeceğini düşünüyor.

            Holmes, Türk-Amerikan Konseyi’nin, PKK’ya karşı adım  atılmasının ne kadar önemli olduğunu Amerikalı yetkililere  sürekli ilettiğini söylüyor.

 

            --Türk-Amerikan Konseyi--

 

            Türk-Amerikan Konseyi, Türkiye’yle Amerika arasında  ticaret, savunma, teknoloji ve kültür alanlarında ilişkilerin geliştirilmesini teşvik ediyor. Amerika’nın önde gelen iş  kuruluşlarından biri olan Türk-Amerikan Konseyi, Türkiye’yle  Amerika arasındaki bağları güçlendirmek için çalışıyor. Konsey  üyeleri arasında her iki ülkeden büyük çaplı işletmeler, sivil  toplum kuruluşları, siyasetçiler ve Türk-Amerikan ilişkilerine  önem veren bireyler yer alıyor.

            Türk-Amerikan Konseyi’nin hedefleri arasında şunlar  sıralanıyor: İki ülke arasındaki askeri, ticari ve kültürel  ilişkilere zarar veren sorunların giderilmesine destek vermek;  ikili ticaret ve yatırımların arttırılması; Amerika’yla Türkiye  arasındaki stratejik ittifakın öneminin kamuoyuna ve özel  sektöre anlatılması; Türkiye ve Amerika’nın tarih, kültür ve geleneklerinin daha iyi anlaşılmasının sağlanması; iki devlet  arasında ve özel sektörler arasında diyaloğun arttırılması; ve  iki ülke açısından önemli olan konular hakkında bilgi vermek.

 

AP: "IRAK DEVLET BAŞKAN YARDIMCISI TÜRKİYE'NİN IRAK'A

         SALDIRMASI KONUSUNDA UYARDI"

 

            ANKARA, 27/03(AP)(BYE)--- Selcan Hacaoğlu bildiriyor:

 

            Irak Devlet Başkan Yardımcısı Tarık el Haşimi bugün,  Türkiye'nin ayrılıkçı Kürt gerillalarla mücadele etmek  amacıyla Irak'a saldırma olasılığı konusunda uyarıda bulundu  ve asilerin sınır ötesi saldırılarını önleme sözü verdi.

            El Haşimi Ankara'ya gerçekleştirdiği bir günlük ziyaret  sırasında, Kürdistan İşçi Partisi (PKK) gerillalarını  yakalamak için Türkiye'nin ülkesine olası saldırısı  konusunda bir soruya cevaben, "Her iki ülkenin de  birbirlerinin sınırlarına saygı göstermesini istiyor ve  tarafların böyle bir şeye karşı olmalarını bekliyoruz" dedi.

            El Haşimi Irak'ın asilerin sınır ötesi saldırılarını  önleme sözünü yineledi ve "Irak asla topraklarının diğer  ülkelere, özellikle kardeş ve dost ülke Türkiye'ye yönelik  saldırılar için bir üs olarak kullanılmasına izin  vermeyecektir" dedi.

            Türkiye'nin siyasi ve askeri liderleri, Kuzey Irak'ın  Kürt bölgesinde yuvalanan PKK asilerinin yok edilmesi  konusunda Irak'ın işbirliği ve ABD'nin yardım düzeyinden  duydukları hüsranı ifade ediyorlar. ABD, Türkiye'yi Irak'a  girmemesi konusunda uyarıyor ve böyle bir girişimin ABD'nin  önemli müttefiki Iraklı Kürt gruplarla gerilime sebep  olmasından korkuyor.

            Bu ayın başında bir Türk general, yaklaşık 3,800 Kürt  asinin Kuzey Irak'ta, Türkiye sınırında üslenmiş olduklarını  söyledi ve ülkesinin, buradaki üslerden saldırılar  düzenleyen ayrılıkçı Kürtleri yakalamak için sınırı geçme  hakkı olduğunu ileri sürdü.

            Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ  Diyarbakır gezisi sırasında, "Türkiye her zaman Kuzey  Irak'taki ayrılıkçı terör örgütüne karşı uygun önlemleri  alabilir" dedi.

            Ancak Başbuğ, Türkiye'nin olası askeri operasyonu,  "kamuoyunun gündeminde gerektiğinden fazla yer almamalıdır"  diyerek, ordunun Irak'la gerilim yaratmak istemediğini  gösterdi.

            Savunma Bakanı Vecdi Gönül, medyada Türkiye'nin Irak  sınırına asker yığdığı haberleri yer alırken geçen hafta  sınır ötesi saldırı olasılığını reddetti.

            El Haşimi'nin bugün Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer,  Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah  Gül ile, Irak'taki güvenlik durumunu ve yatırım fırsatlarını  görüşmek üzere bir araya gelmesi planlanıyor.

 

THE WASHINGTON TIMES: "TÜRKİYE VE PKK TEHDİDİ"

 

            ANKARA, 27/03(BYE)--- ABD'de yayımlanan The Washington Times gazetesinin 26 Mart 2007 tarihli sayısında, Tülin  Daloğlu imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan   makalenin çevirisi şöyledir:

 

            Amerika Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice gelecek ay  Irak'taki güvenlik durumuna yardımcı olması amaçlanan bir  uluslararası konferansa katılmak üzere Türkiye'ye bir  ziyarette bulunabilir. Böyle bir toplantı için Türkiye'den  daha iyi bir yer bulunamaz zira Türkiye son dört yıl  içerisinde en az İran ve Suriye kadar çok kez Irak'ı  istila etmekle suçlandı.

            İlk suçlama, Türkiye'nin Amerika'ya, Irak'a kuzeyden  cephe açmasına izin vermeyişinden yaklaşık bir ay sonra  2003 yılında gerçekleşti. En sonuncusu ise bir hafta önce  Iraklı Kürt medyasının Türk ordusunun Kuzey Irak sınırını  geçtiği haberinin ardından geldi. Mesnetsiz bu suçlamaların  doğası akla, acaba Amerika ve Kürt yönetiminin Türkiye'yi  provoke etmek konusunda ortak bir çıkarı olup olmadığı  sorusunu getiriyor.

            ABD Dışişleri Bakanlığının Avrupa ve Avrasya'dan  Sorumlu müsteşarı Daniel Fried "PKK sorunu, ele alınması  gereken daha büyük ve daha karmaşık Türk-Kürt meseleleri  içerisinde yer almaktadır" diyor. 

            Aslında Türkiye'nin sınırı tehdit etmesinin tek  gerekçesi meşru müdafaa olabilir. Her ne kadar PKK'nın  terörist bir örgüt olduğu kabul edilmişse de Dışişleri  Bakanlığı Sözcüsü Sean McCormack, Amerika'nın bu meseleyi  "güç kullanmadan" çözmeye çalıştığını söyledi. Şurası gayet  açık ki dünya üstünde böylesi bir garantiye sahip bir başka  terörist örgüt yok.

            Amerikalı siyasetçiler kendilerinin de ifade ettiği  üzere Irak, Orta Doğu ve Kürtlerin geleceği konusunda   -iyi ya da kötü- bir vizyona sahipler. Rice ocak ayında  bir senato oturumunda şöyle demişti: "Bizim bölgesel bir  yaklaşımımız mevcut. Bu da, Orta Doğu'da neler olacağına  dair görüşlerimizi paylaşan hükümetlerle bir arada  çalışmak." İstanbul toplantısı Amerika'ya Kürtler ile  ilgili vizyonunu ortaya serme imkanı sağlıyor.

            Rice, Türkiye'nin "Kürdistan" denen bir yerle sınırını  paylaştığını iddia etti. Amerika'nın görevi sona eren Irak  Büyükelçisi Zalmay Halilzad "Irak'ın pek çok bölgesinde  çok fazla acı ve şiddet var ancak neyse ki Kürdistan da  değil" dedi. Kürt milliyetçiler, Kürdistan'ın Türkiye,  Irak, İran ve Suriye'nin işgali altında olduğunu  söylüyorlar.

            Dahası Amerika'nın PKK'yla mücadele özel temsilcisi  olan General Joseph Ralston en sonunda görevinin mahiyetine  açıklık getirdi. Ralston kısa süre önce katıldığı bir  kongre oturumunda "Biz hem Türkiye'yi hem de Kürt tarafını  -halihazırda PKK ile değil Kürt yönetimi ile görüşüyorum-  oturup sorunların bazılarını çözmeleri konusunda  yüreklendiriyoruz" dedi. Yani Amerika bu problemler ve  nasıl çözülecekleri konusunda bir fikir sahibi.

            Türkiye'nin demokratikleşme süreci hızlanıyor. Ancak  kimi zaman sancılı geçiyor. Ne devlet ne de medya tam  anlamıyla üzerine düşeni yapıyor. Türkiye'de bir güvenlik  yetkilisinin Kürt bir vatandaşa karşı işlediği suçlar  hiçbir şekilde gazetelerinin ön sayfalarında yer almıyor.  Kürt köylerinin yakılmasından, Kürtlerin yaşadıkları  yerlerin boşaltılmasından, tecavüzlerden, gözaltındayken  işkenceye maruz kalmalardan bahsedilmiyor. Medya terörizmle  mücadelede destek çıkmak adına devletin hatalarını örtbas  ediyor olabilir.     

            Kürt meselesinin demokrasi ya da özgürlüklerle bir  ilgisi yok. Şayet Kürtlerin istediği demokrasi ise bunun  cevabı AB projesi. Türkiye'deki Kürt liderliği, bağımsıza  yakın özerk bir bölge yaratmak ve Türkiye'deki merkezi  yönetimi federasyona dönüştürmek yolunda Iraklı Kürtlerin  izini takip etmek istiyor.

            Kürt siyasetçiler kendilerini Türk devletinin  kurbanları olarak betimliyorlar. Bütünüyle bir Kürt  partisi olan Demokratik Toplum Partisi parlamentoda  temsil hakkının engellenmesinden yakınıyor. Türkiye'deki  seçim yasasında siyasi partilerin meclise girebilmesi için  toplam oyların en az yüzde 10'unu alma kuralı yer alıyor.  Türkiye'nin önde gelen partilerinin pek çoğu son  seçimlerde bu koşulu gerçekleştirememiş ve dolayısıyla  da meclise girememişti. Ancak eğer Türkiye'deki Kürtlerin  tamamı onlara oy verirse bu durumda kolaylıkla temsil  edilme hakkını kazabilirler. Ancak bunun yakınına bile  yaklaşamadılar.

            Türkiye'deki insan hakları ihlallerinin büyük  kısmının Kürtleri hedef aldığı, bir mitten başka bir şey  değil. Sistem yozlaşmışsa, demokrasi tam olarak tesis  edilmediyse, tüm devlet kurumları arasında yargı en zayıf  halkayı oluşturuyorsa bu durumda, etnik ya da dini geri  planın hiçbir önemi olmaksızın halkın tümü yanlış gidişat  dolayısıyla acı çeker.

            Kürtler, Türk vatandaşlarla aynı haklara sahip.  Türkiye'nin eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal, eski Meclis  Başkanı Hikmet Çetin, ülkenin en meşhur ses sanatçılarından  biri olan İbrahim Tatlıses bu haklardan yararlananlardan  sadece birkaçı.

            Türkiye kurulduğunda, Türk olmak demek sadece  cumhuriyetin bir vatandaşı olmak anlamına geliyordu.  Bugün ise Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan "Kürtlere  'Türk' demek olmaz" diyor. Türkiye'nin önde gelen  gazetelerinden biri olan Milliyet'in yakın zamanda  yaptırdığı bir kamuoyu yoklaması çoğunluğun artık kendisini  "Türk" olarak addetmediğini daha çok etnik kimliklerini  öne çıkardığını gözler önüne serdi. Görünüşe göre Türkiye  değişiyor ve hala cevaplanmamış iki soru mevcut: Halk  değişimden ne anlıyor? -birlik mi bölünme mi- ve Amerika'nın  Kürtler için nihai amacı nedir?

 

 

AMERİKA'NIN SESİ: "ABD SAVUNMA BAKANI GATES: TÜRKİYE'NİN

                                          KAYGILARINI PAYLAŞIYORUZ"

 

            ANKARA, 28/03(BYE)--- Amerika'nın Sesi Radyosunun  07.00-07.30 Türkçe yayınından:

 

            ABD Savunma Bakanı Gates, Türk-Amerikan İş Konseyinin  yıllık konferansında Türkiye ile stratejik ilişkilerin önemine  değindi. Kuzey Irak ve PKK konusunda da önemli mesajlar verdi.

            Gates'in konuşmasını Özge Övün izledi:

 

            Amerika Savunma Bakanı Gates, Türk-Amerikan Konseyi  konferansında bir konuşma yaptı. Savunma Bakanı Gates,  konuşmasının başında bundan 60 yıl önce Başkan Harry Truman tarafından gönderilen ve Truman doktrini olarak da bilinen Türkiye'ye acil yardım kararını hatırlattı ve Amerika'nın  dost ve müttefik ülke Türkiye ile ilişkilerinin uzun soluklu  olduğunun altını çizdi. Türkiye'nin bölgedeki konumu ve  demokrasi kültürüyle önemli bir ülke olduğunu belirten  Robert Gates, Türkiye'nin radikalizme karşı modernizmi,  laikliği ve demokrasiyi temsil eden önemli bir ülke olduğunu  söyledi.

            Savunma Bakanı Gates, Türkiye'nin Doğu ile Batı arasında  çok önemli bir köprü görevi gördüğünü belirtti ve Türkiye'de  modernizmin Osmanlı döneminde başladığını, Mustafa Kemal  Atatürk tarafından devam ettirildiğini ve yakın zamanda  Turgut Özal tarafından da ilerletildiğini belirtti.

            Robert Gates, Türk-Amerikan ilişkilerinde son yıllarda  güçlükler yaşandığını, her ilişkide olduğu gibi inişler,  çıkışlar olduğunu belirtti, ancak Savunma Bakanı, "her  ilişkide olduğu gibi biz iki müttefik ülke olarak bu  ilişkiler üzerinde çalışmalıyız, emek vermeliyiz" şeklinde  konuştu.

            Robert Gates konuşmasında, Irak konusuna ağırlık verdi. Irak konusunda Türkiye ile ilgili olarak Kuzey Irak'ta  kaygıların onlar için de endişe verici olduğunu belirtti.

            Gates, "PKK terörü sonucu ölen her Türk, bizim için  Irak'ta başarısızlık demektir, bizim için de bir kayıptır" dedi.

            Savunma Bakanı Gates konuşmasında, Washington'un İran  ile yüksek düzeyde görüşme yapmaya açık olduğunu da kaydetti  ancak, İran Hükümetinin niyetleri konusunda gerçekçi olmak  gerektiğini söyledi.

            Gates şöyle konuştu: "İran'ın niyeti ve nükleer programı  konusundaki planları ile Irak ve bölgedeki hedefleri  konusunda yanılgıya kapılmamalıyız."

 

 

 

AVRUPA BASINI

 

 

FRANSA BASINI

 

            Değerlendirme:

           

            Fransa basını Irak konusunu, “Irak Başbakan Yardımcısı Zubaiye'nin Bağdat'ta yaralanması, ABD'nin Bağdat Büyükelçisi   Halilzad'ın İran'ın bazen  hükümeti bazen de aşırılık yanlısı milisleri destekleyerek Irak'ta 'şizofrenik' bir politika yürüttüğünü belirtmesi, ABD'nin Orta Doğu'daki  askeri operasyonlarının yeni komutanı Amerikalı Amiral Fallon'un Amerikan birliklerinin Irak'ta kazanmak için ‘son fırsatı’ yakalamaları gerektiğini  belirtmesi, Başkan Bush'un Amerikan  Senatosu’nun Irak'tan çekilme takvimine onay vermesinden  dolayı 'hayal kırıklığına uğradığı' ve bu yöndeki her  türlü yasa tasarısını veto edeceği” bağlamında değerlendirmektedir.

 

 

AFP: "IRAK BAŞBAKAN YARDIMCISI BAĞDAT'TA YARALANDI"

 

            BAĞDAT, 23/03(AFP)(BYE)--- Resmi kaynaklardan alınan  bilgiye göre Irak Başbakan Yardımcısı Selam el Zubaiye,  Bağdat'ta bugün düzenlenen bir saldırıda yaralandı ve bir  Amerikan hastanesine yatırıldı.

            ABD askeri sözcüsü Yarbay Christopher Garver "el Zubaiye  yaklaşık bir saat önce (GMT 10:00) bir Amerikan hastanesine  yatırıldı ve ameliyata alındı. Sağlık durumu ciddiyetini  koruyor" dedi.

            Iraklı bir kaynaktan alınan bilgiye göre Başbakan  yardımcısının ikamet ettiği adresin yakınlarında çifte  intihar saldırısı gerçekleşti. Saldırılarda gerçekleşen  patlamalarda üç kişi hayatını kaybetti.

 

 

AFP: "HALİLZAD: İRAN'IN IRAK'A YÖNELİK POLİTİKASI 'ŞİZOFRENİK'"

 

            BAĞDAT, 26/03(AFP)(BYE)--- ABD'nin Bağdat Büyükelçisi  Zalmay Halilzad dün yaptığı açıklamada, İran'ın, bazen  hükümeti bazen de aşırılık yanlısı milisleri destekleyerek  Irak'ta "şizofrenik" bir politika yürüttüğünü belirtti.

            Halilzad gazetecilere yaptığı açıklamada, "İran'ın  şizofrenik bir politikası olduğunu düşünüyorum. Bir taraftan rejim değişikliğini olumlu karşılıyor ve Irak hükümetini  destekliyor, diğer taraftan aşırılık yanlısı milislere silah,  eğitim ve para desteğinde bulunduğuna dair oldukça net  kanıtlar var" dedi.

            Halilzad şöyle devam etti: "İran, Saddam Hüseyin  rejiminin devrilmesini destekledi, Irak'ta demokratik  süreci destekliyor, -nüfusun çoğunluğu Şii- ancak aynı  zamanda ABD tarafından yürütülen koalisyonu başarısızlığa  uğratmayı amaçlayan bir politika sürdürüyor. Bu politika,  Irak kabinesinin çoğunluğunun menfaatlerine ters düşmektedir:  Koalisyon, Irak'ın talebi üzerine ve BM'nin himayesinde bu  ülkede bulunmaktadır."

            Gelecek günlerde Bağdat'tan ayrılacak olan Zalmay  Halilzad, ABD'nin yeni BM Büyükelçisi olacak. Halilzad'ın  yerine, eski Pakistan Büyükelçisi Ryan Crocker geçecek.

 

AFP: "FALLON: IRAK'TA KAZANMAK İÇİN SON FIRSAT"

 

            WASHINGTON, 27/03(AFP)(BYE)--- ABD'nin Orta Doğu'daki  askeri operasyonlarının yeni komutanı Amerikalı amiral  William Fallon dün yaptığı açıklamada, Amerikan birliklerinin  Irak'ta kazanmak için "son fırsatı" yakalamaları gerektiğini  belirtti.

            Amiral Fallon, Amerikan ABC kanalına verdiği demeçte,  "Irak'a ek birlikler gönderilmesiyle ve yeni yetkililer  atanmasıyla, bizim başarıya ulaşmamız için halihazırda  birçok unsur mevcuttur ve bizim bu fırsatı bir kez daha  elde etmemizin pek mümkün olduğunu sanmıyorum" dedi.

            General John Abizaid'in halefi olan yeni Merkez  Başkomutanı sözlerine şöyle devam etti: "Bu fırsattan  istifade etmeliyiz ve başarıya ulaşmalıyız. Son haftalardan  bu yana ilerleme başladığını görüyoruz, ancak gerçekten  ileriye götürmeliyiz, zira başka fırsatımız olacağını  düşünmüyorum."

            Amiral, mezhep çatışmalarında azalma olduğunu, ölü,  yaralı ve kayıp sayısında düşüş görüldüğünü kaydetti.

            Amiral Fallon, Amerikan Kongresindeki mevcut tartışma  göz önünde bulundurulduğunda, "vazgeçebilmenin ve 'biz kötü  yaptık, bizim başka bir şansa ihtiyacımız var' diyebilmenin  oldukça zor" olacağını ileri sürdü.

 

AFP: "BEYAZ SARAY: BUSH ÇEKİLME TAKVİMİNİ VETO EDECEK"

 

            WASHINGTON, 28/03(AFP)(BYE)--- Beyaz Saray'dan dün  yapılan açıklamada, Başkan George W. Bush'un, Amerikan  Senatosunun Irak'tan çekilme takvimine onay vermesinden  dolayı "hayal kırıklığına uğradığı" ve bu yöndeki her  türlü yasa tasarısını veto edeceği belirtildi.

            Beyaz Saray Sözcüsü Dana Perino yayımladığı bildiride,  "Başkan Bush'un, veto edeceği ve yasalaşma ihtimali  bulunmayan bir tasarı üzerinde Senatonun çalışmaya devam  etmesinden hayal kırıklığı duyduğunu" kaydetti.

            Kısa süre önce Senato, Amerikan birliklerinin Irak'taki  taahhüdüne takvim belirlenmesi fikrini ilk kez desteklemişti.  Senato, halihazırda incelenmekte olan savaşın maliyetiyle  ilgili bir metinden her türlü çekilme takviminin çıkarılmasını  amaçlayan ve Cumhuriyetçi azınlık tarafından sunulan değişikliği  reddetti.

 

 

İNGİLTERE BASINI

 

            Değerlendirme:

 

            İngiltere basını Irak konusunu, “Kerkük'ün mezhepler arasındaki çatışmalar nedeniyle patlamanın eşiğinde olması, ABD Büyükelçisi Halilzad'ın görevinden ayrılmaya hazırlanması ve ülkenin kuzeyindeki görece huzurlu Kürdistan bölgesine gitmesi ve Kürt liderlere rehavete kapılmamalarını  söylemesi, BM Konseyi’nin BM Genel Sekreterinin Irak ziyareti sırasında düzenlenen saldırıyı kınaması, Iraklı Kürtlerin petrol anlaşmalarını tek başlarına yapmaya hazırlanması, Kürtlerin petrol girişiminin Irak'ın yabancı petrol yatırımcısına kapılarını açtığını göstermesi,  ABD'nin Türkiye'nin Kuzey Irak'a müdahalesini engellemeye çalışması, Irak'ın komşularının mülteci yükünün ağırlaşması ve ABD'de Senato'nun Başkan Bush'un veto tehdidine rağmen Amerikan askerlerinin Irak'tan çekilmesine ilişkin bir  takvimi onaylaması” çerçevesinde değerlendirmektedir.

 

 

THE INDEPENDENT: "PETROL ZENGİNİ KERKÜK MEZHEPLER ARASINDAKİ

                                           ÇATIŞMALAR NEDENİYLE PATLAMANIN EŞİĞİNDE"

 

            ANKARA, 22/03(BYE)--- İngiltere'de yayımlanan  The Independent gazetesinin 22 Mart 2007 tarihli sayısında,  Patrick Cockburn imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında Kerkük  çıkışlı bir makale yer almıştır. İnternetten sağlanan yorumun  çevirisi şöyledir:

 

            Bu hafta başında Kerkük'ün merkezinde 35 dakika  içerisinde patlayan yedi bomba, şehrin kara bulutlarla  kaplanmasına neden oldu. Patlamalar Arap ve Türkmen  mahallelerinde 12 kişinin hayatını kaybetmesine 39  kişinin de yaralanmasına yol açtı.

            Kerkük insanların birbirine çok da güvenemediği  bir yer. Kürdistan Yurtseverler Birliği Partisi Kerkük  sorumlusu Rafet Hamaraş, "Eminim bu patlamaların  arkasında Kürtlerin olduğuna dair söylentiler çıkacaktır"  diyor. Hamaraş, Kerkük'ün geleceği konusunda oy verilmeden  önce birilerinin Kürtler, Araplar ve Türkmenler arasındaki  etnik ayrılığı körüklemek istediğini söylüyor. Hamaraş, son saldırıların arkasındaki niyetle ilgili tahmininde  haklı olabilir. Kent uzun tarihinde kritik bir noktaya  doğru yaklaşıyor. Kerkük'te yaşayan 1.8 milyon kişi aralık  ayında, kentin, özerk Kürt bölgesine katılıp katılmaması  konusunda düzenlenecek referanduma katılacak. Kürtler  katılım yönünde oy kullanacaklar ve muhtemelen de  kazanacaklar; Araplar ve Türkmenler ise katılım aleyhine  oyu kullanıp kaybedecekler.

            Kerkük meselesi Irak için, İrlanda'nın belli  bölgelerinin egemenliğine ilişkin sorunun İngiliz  siyasetinde kullanıldığı gibi bölücü bir konu. 

            Kerkük'ün kontrolü meselesi Saddam Hüseyin zamanında  Kürtlerle Arapların ayrılığına yol açmıştı ve bu hala  sürüyor. Henüz bir patlama olmamasına rağmen kent  genellikle "barut fıçısı" olarak anılıyor. Ancak bu  patlama olmayacağı anlamına gelmiyor, referandum bu  patlamanın fitilini ateşleyebilir.

            Kürtler, Saddam'ın etnik temizlik kampanyasına kadar  kentte çoğunluğu oluşturduklarına inanıyorlar. Saddam  rejiminin 2003 yılının nisan ayında yıkılmasının ardından  Kürtler, Kerkük'ü ve petrol yataklarını ele geçirdiler  ve şimdi bunlardan vazgeçme gibi bir planları yok.

            Arap siyasi partileriyle Bağdat'ta gerçekleştirdikleri  görüşmeler sırasında Kürtler, Kerkük'ü ele geçirme  mücadelesi verdiler ve anayasada kenti geri almaya  hak kazandılar.

            Araplar kenti terkeder ve Kürtler geri dönerken,  bu ay sonunda sonuçlandırılması gereken işlerin başında  normalleştirme geliyor. Bundan sonra uzlaşma ortamı  yaratılacak ve en sonunda 2007 yılı sona ermeden  referandum düzenlenecek.      

            Şimdilik referandum ertelenmek zorunda kalacak gibi görünüyor. Konuştuğum hiçbir Kürt lider referandumun  zamanında yapılabileceğini düşünmüyor. Bundan önce  tamamlanması gereken normalleştirme süreci Bağdat'taki  hükümetin ayak sürümesi nedeniyle gerçekleşmedi. Şii  partiler bir hükümet kurmak adına Kürtlerle ittifaka  girebilir ancak Kerkük'ü Kürtlere veriyor gibi görünmeleri  halinde taraftarlarının desteğinden yoksun kalmaktan da  endişe ediyorlar.

            Arapların ve Kürtlerin böylesine gıptayla baktıkları  bir kent için Kerkük oldukça sönük bir yer.

            Kent petrol zenginliğinden hiç bir zaman faydalanamadı;  Saddam kasıtlı olarak bunu savsakladı.

            Kürtler referandumu erteleyebilirler ancak sonsuza kadar  değil. Kerkük Kürtlerin ulusal taleplerinin merkezinde yer  alıyor. Bazı bölgeleri bırakmak zorunda kalsalar bile Kürtler  askeri açıdan Arap direnişini kırabilirler. Her ne olursa  olsun, referandumun yaklaşması şiddet olaylarının artmasına yol açıyor. 

 

            --Hassas Etnik Denge--

 

            - Kürtler diğer etnik gruplardan önce Kerkük'teydi.  Türkmenler Kerkük'e Osmanlı döneminde gelmeye başladı. 

            - 1921 yılında İngiliz işgali sırasında nüfusun  yüzde 61'i Kürt, yüzde 28'i Türkmen ve yüzde 8'i Arap'tı.

            - 1957 yılında yapılan resmi nüfus sayımında kent  sakinlerinin yüzde 48.3'ünün Kürt, yüzde 28.2'inin Arap  ve yüzde 21.4'ünün Türkmen olduğu görülmüştü.

            - 1963 yılından itibaren Baas rejimi Arap  milliyetçiliğini uygulamaya geçirmeye çalıştı. 1988 yılına  yaklaşık 200 bin Kürt bölgeyi terketti. Şii Türkmenlerin  köyleri de yıkıldı.

            - 1991 Körfez Savaşı sonrasında etnik temizlik  yoğunlaştı. 1996 yılında çıkarılan bir yasa ile tüm Kürtler  ve Arap olmayan diğerleri, nüfusa "Arap" olarak kayıt olmaya  zorlandı, bunu kabul etmeyenler sürgüne gönderildi.

            - 1991-2003 yılları arasında Arap olmayan 120 bin ila  200 bin kadar kişi Kerkük ve civarından çıkarıldı.  

            - Arap ve Türkmen siyasetçiler, 350 bin civarında  Kürdün 2003 yılından bu yana kente döndüğünü iddia ediyorlar.

 

 

REUTERS: "HALİLZAD'DAN IRAKLI KÜRTLERE... REHAVETE KAPILMAYIN"

 

            ERBİL, 22/03(REUTERS)(BYE)--- Claudia Parsons bildiriyor:

 

            ABD Büyükelçisi Zalmay Halilzad bugün, ülkenin geri  kalanı için "parlak bir örnek" olarak nitelediği, ülkenin  kuzeyindeki görece huzurlu Kürdistan bölgesine gitti ve  "öteki Irak'ı" ziyaret etti.

            Ancak büyüyen inşaat endüstrisinden ve baharın gelişini  kutlamak için Kürtlerin pikniğe gitme özgürlüğünden  bahsettikten sonra Kürt liderlere, rehavete kapılmamalarını  söyledi.    

            Erbil yakınlarında bir su arıtma tesisi açılışı için bir  araya gelen yerel liderlere hitaben Halilzad, "Bu bölge, yerel  liderler, beraber çalışmak üzere birbirlerine bir taahhütte  bulunduğunda, Irak'ta mümkün olabileceklerin parlak bir  örneğidir. Ama bu bölgenin başarısına rağmen bu ülkenin  tam potansiyelini kullanması için daha gidilecek çok uzun  bir yol var" dedi.

            Süleymaniye'de Devlet Başkanı Celal Talabani'yi de  ziyaret eden Halilzad, BM büyükelçisi olmak üzere Irak'tan  ayrılmadan önce bölgeye bir veda ziyaretinde bulunuyor.

            Halilzad, Kürtleri petrol kanunu konusunda vardıkları  anlaşmadan dolayı kutladı, ancak liderlere "ulusal bir  anlaşmaya" varmak için gayret etmeleri ve şiddettin son  bulması için gerekli tavizleri vermeleri çağrısında bulundu.     

            Özerk Kürdistan bölgesinin Başbakanı Neçirvan Barzani,  Kürtlerin, büyük ölçüde, istikrarlı ve güvenli bir Irak'ın  parçası olmaya bağlı olduklarını söyledi ve "Ancak bu  tavrın ve bağlılığın karşılığında, haklı taleplerimizin  karşılanmasını hakkımız olarak görüyoruz. Varılan pek çok  anlaşmanın tam olarak uygulanmadığını düşünüyoruz" dedi.

            Barzani Kürtlerin başlıca dört endişesi olduğunu  söyledi: Irak'ın gelirlerinin adil paylaşımı, başta Kerkük  olmak üzere tartışmalı bölgelerin statülerinin belirlenmesi,  kendi ekonomik gelişmesini yönetme özgürlüğü ve yurt dışından gelen yeniden yapılandırma fonlarının adil paylaşımı.               

            Barzani Kerkük ile ilgili olarak bu yıl bir nüfus sayımı  ve referandum yapılması gerektiğini söyledi ve "Bizden zorla  alınan, barışçıl ve demokratik bir şekilde geri verilmelidir"  dedi.

 

 

BBC: "ABD'NİN IRAK BÜYÜKELÇİSİ HALİLZAD GÖREVİNDEN

             AYRILMAYA HAZIRLANIYOR"

 

            ANKARA, 23/03(BYE)--- BBC'nin 07.00-07.30 Türkçe  yayınından:

 

            Amerika'nın Irak Büyükelçisi Halilzad, görevinden  ayrılmaya hazırlanıyor. Irak'a veda etmeye hazırlanan  ABD'nin Bağdat Büyükelçisi Halilzad, bu ülkeden, şiddete  saplanmış bir haldeyken, ayrılmaktan üzüntü duyduğunu  belirterek, Kuzey Irak'ın ülkenin diğer bölgeleri için  parlak bir örnek olduğunu öne sürdü. Bir tesisin açılışı  için Erbil'de bulunan Halilzad yaptığı açıklamada,  "Irak'ın birçok bölgesinde çok fazla sıkıntı ve şiddet  var, ama Kürdistan'da yok" dedi.

            ABD'nin Irak'ın başarıya ulaşmasını istediğini, ancak  bunun için Irak'taki liderler arasında da şiddetin azalması  için bir uzlaşma gerektiğini ifade eden Halilzad, ülkenin bir geçiş döneminde olduğunu söyledi.

            Kerkük konusuna ve kentte Kürt tarafının yapmak istediği  referanduma da değinen Halilzad, bunun Irak'ın iç meselesi  olduğunu savundu. Halilzad ayrıca, referandum hazırlıklarında  bazı ertelemeler olduğunu, bu çerçevedeki sorunların birlik  halinde çözülmesi gerektiğini söyledi.

            Ancak Irak'ta farklı gruplar arasında birlik arayışında  ciddi mesafe kaydedildiğini söylemek zor.     

            Ulusal Diyalog ve Uzlaşma Bakanlığı yetkililerinden Saad  Yusuf el Muttalibi, üç aydır ülke içinde ve dışında sürdürülen  görüşmelere beş veya altı grubun katıldığını söyledi.  Grupların adını açıklamayan Muttalibi, bunlar arısında El  Kaide ve Saddam Hüseyin yanlılarının olmadığını, ancak eski  iktidar partisi Baas'ın bazı üst düzey yetkililerinin  görüşmelere katıldığını söyledi.

            Muttalibi, dün BBC'ye yaptığı açıklamada, hükümetin  direnişçi gruplarla sürdürdüğü görüşmelerde ilerleme  sağladığını, hatta bazı grupların silah bırakmalarının yakın  olduğunu söylemişti.

            On binlerce kişinin ölümüne neden olan şiddet yetmezmiş  gibi, Irak'ta çalışmalar yürüten BM'ye bağlı kuruluşlar,  ülkede temiz içme suyunun yetersizliği nedeniyle çocuk  ölümlerinin artabileceği ve kolera salgını riskinin  yükseldiği uyarısında bulundu. UNİCEF'ten yapılan açıklamada,  2003 yılındaki işgalden sonra milyonlarca Iraklı çocuğun  temiz içme suyuna ulaşmasının hala çok zor olduğu, içme suyu  yetersizliğinin özellikle çocuklarda ishale neden olduğu  belirtildi.

            Açıklamada ishalin, çocuklar arasındaki en yaygın ve  ölümlere neden olan ikinci hastalık olduğu kaydedildi.  Irak'ta hasar gören su şebekesinin yenilenmesi çalışmaları,  onarım çalışmalarını yürüten ekipleri hedef saldırılar ve  kaynak yetersizliği nedeniyle güçlükle yürütülüyor.

 

 

REUTERS: "BM KONSEYİ, BM GENEL SEKRETERİNİN IRAK ZİYARETİ

                       SIRASINDA DÜZENLENEN SALDIRIYI KINADI"

 

            BİRLEŞMİŞ MİLLETLER, 23/03(REUTERS)(BYE)--- Daniel  Trotta bildiriyor:

 

            BM Güvenlik Konseyi, BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon'un Bağdat'a yaptığı sürpriz ziyaret sırasında gerçekleştirilen  "menfur terörist saldırıyı" kınadı.

            BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon'un Orta Doğu turunun  başlangıç noktası olarak Irak'ta Başbakan Nuri El Maliki  ile ortak bir basın toplantısı yaptığı sırada binanın  yakınına bir katyuşa roketi fırlatıldı. Saldırı sonucu  kimse yaralanmadı.

            BM Güvenlik Konseyi'nin mart ayı dönem başkanı Güney  Afrika'nın Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Dumisani Kumalo, "Güvenlik Konseyi üyeleri dehşete düşmüştür. Genel  Sekreter'in Irak Başbakanı'nın ofisinde ortak basın  toplantısı düzenlediği sırada yapılan menfur terörist  saldırıyı şiddetle kınıyoruz" dedi.

            Kumolo aynı zamanda, Konsey'in 15 üyesinin, BM Genel  Sekreteri'nin Irak'ta ulusal uzlaşma sağlanması için  kapsamlı ve etkin bir politik süreç sağlanması hususunda  gösterdiği çabalara tereddütsüz bir destek verdiğini ifade  etti.

            Bugün Mısır'a geçecek olan Ban, ardından Batı Şeria,  İsrail, Ürdün'e geçecek ve ayrıca Suudi Arabistan'daki  Arap Birli zirvesine katılacak. 

 

 

THE FINANCIAL TIMES: "IRAKLI KÜRTLER, PETROL ANLAŞMALARINI

                                                  TEK BAŞLARINA YAPMAYA HAZIRLANIYOR"

 

            ANKARA, 23/03(BYE)--- İngiltere'de yayımlanan Financial  Times gazetesinin 22 Mart 2007 tarihli sayısında Carola Hoyos  imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında bir makale yer almıştır.  İnternetten sağlanan metnin çevirisi şöyledir:

 

            Kürdistan Bölgesel Hükümeti, Irak parlamentosunun politik  açıdan hassas olan hidrokarbon yasasının geçip geçmemesine  aldırmadan, yıl sonuna kadar bölgedeki yabancı petrol şirketlerini üçe katlamayı planlıyor.

            Kürdistan Bölgesel Hükümeti Doğal Kaynaklar Bakanı Aşti  Haurami kendisiyle yapılan mülakatta, güvenlik endişesiyle Irak'ın geri kalanına yatırım yapmaya hazır olmayan enerji  şirketleri için Kürdistan'ın bir merkez olacağını ifade etti.

            Mayıs ayı sonuna kadar hidrokarbon yasasının parlamentodan  geçmemesi için hiçbir neden görmediğini dile getiren Kürt bakan, "Diğer bazı şirketlerle görüşme halindeyiz. Öyle görünüyor ki, müteahhitler temel kurma çalışmalarını başlatmak için ve daha  sonra da Irak'ın geri kalanına yatırımda bulunmak için  (Kürdistan'a) gelecekler" dedi.

            Haurami, yasanın henüz kabul edilmemiş olmasına rağmen,  Kürdistan'ın petrol satışlarından elde ettiği tüm gelirleri  ülkenin geri kalanıyla paylaşacağını söyledi. Bakan, "Süreç  işlemese dahi, bunu paylaşacağız. Eğer işler tamamiyle  bozulursa, bunu tekrar düşüneceğiz" dedi.

            Kürt Bakan, hidrokarbon yasa tasarısı görüşmelerinin,  petrol şirketlerinin ilgisini arttırdığını ifade etti.  Haurami, şirketlerin isimlerini açıklamazken, bölgeye  ilgi duyan şirket gruplarının Avusturyalı OMV firması ile  Amerikan şirketleri Marathon ve Anadarko olduğu sanılıyor.

            Bağdat'ın Kürdistan'ın bu isteklerine ne tepki vereceği  ise meçhul. Geçmişte Irak yönetimi, Kürtlerin yapmış olduğu  anlaşmalara karşı çıkmıştı, ancak halihazırda hidrokarbon  yasası müzakereleri dikkatle ele alınıyor.

            Kürdistan gelecek yıl sonuna kadar günde 200.000 varil  petrol üretmek ve beş yıl içinde de bu miktarı bir milyon  varile çıkarmak istiyor.

            Buna karşın Kürdistan, hedeflerini belirlemeden önce  petrolü nasıl ihraç edeceğinin bir yolunu bulmak zorunda.  Kuzeydeki başlıca geçiş arteri olan Kerkük boru hattı, sık  sık sabotaj düzenlendiği için verimli değil.i zirvesine katılacak.

 

 

THE TIMES: "KÜRTLERİN PETROL GİRİŞİMİ, IRAK'TA BİR ENERJİ

                           HAMLESİNİN BAŞLANGICINA İŞARET EDEBİLİR"

 

            ANKARA, 23/03(BYE)--- İngiltere'de yayımlanan The Times  gazetesinin 23 Mart 2007 tarihli sayısında Steve Hawkes ve  Carl Mortished imzalarıyla ve yukarıdaki başlık altında bir  haber yer almıştır. İnternetten sağlanan metnin özet çevirisi  şöyledir:

 

            Irak Kürdistan bölgesi Petrol Bakanının dün yaptığı  açıklamada, "2012 yılına kadar petrol üretim hedefinin  günlük bir milyon varile ulaşmak üzere olduğunu"  söylemesinin ardından, bu yaz, Kürt petrol lisanslarının  kapışılması bekleniyor.

            Kürtlerin bu girişimi, Irak'ın, yabancı petrol  yatırımcısına kapılarını açtığını gösteriyor.

            Dün Londra'da açıklama yapan Enerji Bakanı Aşti Haurami, "Masamda altı ya da yedi anlaşma var. Teknik ve finansal  açıdan yeterliliği olan her türlü şirkete kulak vereceğiz.  Sadece adlarının kulağa hoş gelmesiyle ilgilenmiyoruz" dedi.

            Irak'ın geniş potansiyelini geliştirmek açısından  Kürt petrolü ilk adım olacak. Yabancı yatırımcılar bugüne  kadar, güneyde daha büyük kontratları imzalama şanslarını  tehlikeye sokacağı endişesiyle, Kürdistan bölgesinde yatırım  yapmaktan çekiniyorlardı.

            Kürt bölgesindeki petrol üretimi önemsiz bir miktar.  Ancak bölgenin kendi anlaşmalarını imzalamasına izin verecek  bir petrol yasasının çıkmasıyla, bir petrol hamlesinin olması  bekleniyor.

            Halen, Türkiye'nin Genel Enerji ve Norveç'in DNO  şirketleri dahil beş ayrı şirket Kürdistan bölgesinde  faaliyet gösteriyor.

            Bağdat'taki siyasi çekişmeler nedeniyle bugüne kadar,  Kürt yetkililerin kendi petrol endüstrilerini işletme  istekleri engellenmişti.

 

 

THE GUARDIAN: "ABD, TÜRKİYE'NİN KUZEY IRAK'A MÜDAHALESİNİ

                                   ENGELLEMEYE ÇALIŞIYOR"

 

            ANKARA, 23/03(BYE)--- İngiltere'de yayımlanan The Guardian gazetesinin 23 Mart 2007 tarihli sayısında, Simon Tisdall  imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında Ankara çıkışlı bir  makale yer almıştır. İnternetten sağlanan makalenin çevirisi  şöyledir:

 

            ABD, Türkiye'nin, Kürtlerin kontrolündeki Kuzey Irak'a  "felaket" ile sonuçlanacak bir müdahalede bulunmasını  engellemeye çalışıyor. Böylesi bir müdahale, Bağdat'ta  başlatılan güvenlik hamlesini de rayından çıkarabilir ve  Irak'ın parçalanmasını engelleme çabalarında üçüncü bir  cephe açılmasına neden olabilir.

            Bush yönetiminin kıdemli yetkilileri geçenlerde, Irak-İran-Türkiye sınırındaki Kandil dağlarında kendilerine  güvenli bir sığınak bulan Kürdistan İşçi Partisi (PKK)  gerillalarının kökünün kazınması için ABD güçlerinin  çabalarını artıracakları yönünde Türkiye'ye söz verdiler. 

            Ancak Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül,  milletvekilleri, komutanlar ve diplomatlar, 3.800'ü aşkın  PKK savaşçısının Türkiye'nin güneydoğu bölgesinde saldırılar  için hazırlandıklarını ve ABD'nin bunu yapmaması halinde  Türkiye'nin de bu saldırılara cevap vermeye hazır olduğunu  söylüyorlar. Gül, "Yapmamız gerekeni, ihtiyaç duyulan şeyi  yapacağız. Hiçbir şey ihtimal dışında değil. Amerikalılara  pek çok kez şunu söyledim: Meksika'da Amerika'ya saldırılarda  bulunan bir terörist örgüt olduğunu düşünün. Ne yapardınız? Umutluyuz. Büyük beklentilerimiz var. Fakat sonsuza kadar da bekleyemeyiz" dedi.   

            Türk kaynakları, özel harekat birliklerinin Kuzey  Irak'ın Haftanin ve Kanimasi bölgelerine yönelik "sıcak  takip" harekatlarının da devam ettiğini belirtiyor. PKK  liderlerinden Murat Karayılan bu hafta Ankara'nın geri  adım atmaması halinde bir "kör dövüşün" muhtemel olduğunu  söyledi.  

            Güvenlik güçleriyle, Kürt nüfusun yoğun olduğu  Türkiye'nin güneydoğu bölgesinde özerklik veya bağımsızlık  arayışında olan Kürt savaşçılar arasında 1984 yılından bu  yana süren çatışmalar 37 bin kişinin yaşamına mal oldu. Son  en büyük çaplı Türk müdahalesi on yıl önce 40 bin askerin  Irak içlerine girmesiyle yaşandı. Ancak önümüzdeki  haftalardaki olası bir müdahale, ABD'nin 2003 yılında  Irak'ın kontrolünü ele almasından bu yana ilk olacak ve  Türk askerleriyle Iraklı Kürt güçler ve onların ABD'li  müttefikleri arasında çatışma riski yaratacaktır.

            Diğer birkaç faktör de NATO müttefikleri arasında  gerilime katkıda bulunabilir:

            - Türklerin ABD'nin Kuzey Irak'ta iki yüzlü bir oyun  oynadığına ilişkin kesin inançları. Yetkililer, CIA'nın, PKK'nın kardeş örgütü olan ve merkezi İran'da bulunan  Kürdistan Özgür Yaşam Partisine, İran Hükümetini  istikrarsızlığa sürüklemek için gizlice mali destek  verdiğini söylüyorlar. 

            - ABD'nin Kuzey Irak'ta referandum düzenlenmesi  planlarına boyun eğmesi. Türkiye, Iraklı Kürtlerin Kerkük'ün  kontrolünü ele geçirme arayışlarını, bağımsız bir Kürdistan  kurulması için bir ilk adım olarak kullanmasından endişe  ediyor.

            - ABD Kongresinde, Ermenilere soykırım uyguladığı gerekçesiyle Türkiye'yi suçlayan bir yasa tasarısı oylaması  yapılması planı. Eski Washington Büyükelçisi Faruk Loğoğlu,  yasa tasarısının kabul edilmesi halinde ilişkilerin düzelmesi  için "yıllar geçmesi" gerekeceğini söyledi.

            - 2003 yılından bu yana Türkler arasında Amerikan  karşıtlığının rekor seviyeye yükselmesi.

            ABD halihazırda Sünni asiler ve Şii milislerle mücadele  ediyor. Analistler, Kuzey Irak'taki şiddet olaylarındaki  tırmanışın ABD'nin planlarını tamamıyla alabora edebileceğini  söylüyorlar. Ancak yaklaşmakta olan seçimler nedeniyle  Başbakan Recep Tayyip Erdoğan üzerindeki baskı da artıyor.  Erdoğan'ın ABD'nin çekingen tutumu nedeniyle "sabırların  tükendiğini" söylediği geçen yaz, askeri müdahalenin  eşiğinden dönüldü. Şimdi muhafazakarlar ve milliyetçiler  Washington'a karşı duramadığı gerekçesiyle yine Erdoğan'ı  suçluyorlar.

            Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekili Ali Rıza  Alaboyun, "Bizim askerlerimizi öldürürlerse (...) ve hükümet  üzerindeki kamuoyu baskısı artarsa tabii ki müdahale ederiz.  Halkını ve sınırlarını korumak her ülkenin yasal hakkıdır"  şeklinde konuştu.

            ABD'nin İranlı Kürtlere, Tahran Hükümetine müdahale  etmeleri için verdiği destek de gerginliği artırıyor.  Loğoğlu, "ABD, Kürtleri kullanarak -Tahran karşıtı Halkın  Mücahitlerini kullandığı gibi- İran rejimine zarar vermek  istiyor. Teröristleri 'iyi terörist' ve 'kötü terörist'  olarak ayırmaya başlarsanız terörle mücadeleyi  kaybedersiniz" diyor. Ancak Loğoğlu, askeri müdahalenin  etkili olamayabileceğini ve bölgenin istikrarsızlığa  sürüklenmesi açısından, bir "felaket" yaratabileceğini de sözlerine ekledi. Milli Güvenlik Kurulunun geçen günlerdeki  bir değerlendirmesinde de Türk komutanların müdahalede  başarı kazanılmasına ilişkin endişelerinden söz ediliyor.

            ABD Dışişleri Bakan Yardımcılarından Daniel Fried  geçen hafta, ABD'nin Türkiye'nin endişelerini yatıştırmaya  çalıştığını söyleyerek, "Kuzey Irak'ta PKK tehdidini ortadan  kaldırmaya kararlıyız" dedi.

            Türkiye'nin "sınır ötesi eylemde bulunması ihtimalinin  arttığını" kabul eden PKK meselesinden sorumlu ABD'nin özel  temsilcisi emekli General Joseph Ralston, "Sürmekte olan  PKK saldırıları Türk Hükümeti üzerinde askeri müdahalede  bulunması konusunda kamuoyu baskısını fevkalade artırırken  kritik bir noktaya geldik. Dağ geçitlerinde karlar eriyor ve PKK'nın saldırılarına yeniden başlayıp başlamayacağını,  Türk Hükümetinin de buna nasıl cevap vereceğini göreceğiz...  Türklerin yanımızda olmaya devam edeceklerini umuyorum" dedi.

            Öte yandan Milliyet gazetesi yazarı Kadri Gürsel şöyle  söylüyordu: "ABD'nin tutumu hükümeti ve orduyu gerçekten  öfkelendirdi. ABD ne kadar yorgun düşüldüğünün ve bıkkınlık  yaşandığının farkında değil."

 

 

BBC: "IRAK'IN KOMŞULARININ MÜLTECİ YÜKÜ AĞIRLAŞIYOR"

 

            ANKARA, 27/03(BYE)--- BBC'nin 07.00-07.30 Türkçe  yayınından:

 

            Irak'taki güvenlik sorunları nedeniyle komşu ülkelere  kaçan mültecilerin yaşadıkları sorunlar kadar, bu mültecileri  ağırlayan ülkelerin üzerindeki yük de kaygı yaratıyor. BM  mültecilere yardım örgütü, özellikle Ürdün ve Suriye'deki  koşulların kırılma noktasının eşiğinde olduğu uyarısı yaptı  ve uluslararası topluma, özellikle Şam'a mali destekte  bulunması çağrısında bulundu.

            Cenevre'den BBC muhabiri İmogen Foulkes bildiriyor:

 

            Suriye'de bir milyonun üzerinde Iraklı mülteci var ve  bunlara her gün iki bin kişi ekleniyor. Ürdün'deki Iraklı  mültecilerin sayısı ise 500 bin civarında. Bu rakam,  Ürdün'ün nüfusunun yüzde 10'una eşit. BM mültecilere yardım  örgütünün Orta Doğu Direktörü Radvan Nuser, örgütün merkezinin  bulunduğu Cenevre'de yaptığı açıklamada, iki ülkede de  sorunun kırılma noktasına yaklaşmış olmasından endişe  duyduğunu söyledi.

            "Durum çok kırılgan ve daha da kötüleşmesini ihtimal  dışı görmüyoruz" diyen BM yetkilisi, uluslararası toplumun bu insani soruna uygun şekilde yaklaşmaması durumunda, mülteci  meselesinin var olan çatışmayı daha da olumsuz hale getireceği  görüşünde.

            Mültecilere yardım örgütü, daha şimdiden Suriye'de yerel  halk ve mülteciler arasında gerilimlerin yaşandığını, normalde  sınıflarında kırk öğrencinin bulunduğu Şam'da bu sayının 60'ın  üzerine çıktığını vurguladı. Örgütün yetkilisi, uluslararası  toplumun zaman yitirmeden bir mali destek paketiyle ortaya  çıkması gerektiğini vurguladı.

            Paranın doğrudan ya da yardım kuruluşları aracılığıyla  veya sivil toplum kuruluşlarının okul inşa etmesi yoluyla  Suriye'ye verilebileceğine dikkat çeken Radvan Nuser, "Bunun  çeşitli yolları var. Ama eğer iyi niyetli davranılırsa, bu  insanlara yardım etmek mümkün" görüşünü dile getirdi.

            Mültecilerin yasal durumu da belirsiz. Ne Suriye, ne  de Ürdün, mültecilere ilişkin BM sözleşmesinin imzacısı  durumunda. Her iki ülke de Iraklı mültecileri misafir olarak  sınıflandırıyor. BM'nin kaygısı, Irak'tan mülteci akınının  şiddetlenmesi durumunda, Suriye ve Ürdün yetkililerinin  mültecileri ağırlamaktan vazgeçmesi halinde, sınır bölgesinde  büyük kamplar kurmak zorunda kalacak olması.

            Irak'taki şiddete siyasi çözüm bulunmaması ise,  mültecilerin bu kamplarda yıllarca belirsizlik içinde  yaşayacak olmaları anlamına geliyor. BM mülteci örgütü,  Iraklı mültecilerin durumunu ele almak üzere gelecek ay Cenevre'de acil bir uluslararası konferans düzenlenmesi  çağrısında da bulundu.

 

 

BBC: "SENATO IRAK TAKVİMİNİ ONAYLADI"

 

            ANKARA, 28/03(BYE)--- BBC'nin 07.00-07.30 Türkçe  yayınından:

 

            ABD'de Senato, Başkan Bush'un veto tehdidine rağmen, Amerikan askerlerinin Irak'tan çekilmesine ilişkin bir  takvimi onayladı. Irak ve Afganistan'da yürütülen savaşlar  için acil harcamalarda kullanılmak üzere 120 milyar dolarlık  bir bütçe ayrılmasını öngören tasarı, Amerikan askerlerinin  mart ayına kadar Irak'tan çekilmesini öngörüyordu.  Cumhuriyetçilerin tasarıda takvime gönderme yapan ifadeyi  çıkarma girişimi, 48 "evet" oyuna karşılık, 50 "hayır"  oyuyla reddedildi. Böylece savaş bütçesini takvime bağlayan  önerge tasarıda kalmış oldu.

            Demokratlar karardan memnun. Senato çoğunluk lideri  Demokrat Harry Reid, sonucu tatmin edici bulduğunu söyledi. "Kazananı ya da kaybedeni yok, bu Amerikan halkı için bir  oylamaydı" diyen Demokrat Senatör, Başkan Bush'un ne kadar  ciddi olduklarını anlaması gerektiğini söyledi.

            Temsilcisiler Meclisinde yapılan benzer bir oylamada da  benzer bir sonucun çıktığını anımsatan Demokrat Senatör Biden de, tasarının ABD için bir çıkış stratejisi oluşturduğunu  vurguladı. Kongrenin her iki kanadının da yönetime açık bir  mesaj verdiğini kaydeden Biden, "Başkan Bush'un, Irak  politikasını değiştirmesini istiyoruz. Irak'taki savaşı,  ülkede kaos yaratmadan sonlandıracak bir plan bu" dedi.

            Cumhuriyetçiler ise çekilme fikrine karşı.  Cumhuriyetçilerin başkanlık seçiminde aday adaylarından  Senatör John McCain, Irak'tan çekilmek için uygun bir zaman  olmadığı görüşünde. McCain, "Amerika'nın yaşamsal ulusal  çıkarları için yapamayacağımız şey, Irak'ta bir şeyleri  değiştirmeye başladığımız bir sırada bundan vazgeçmektir" dedi. Takvim belirlenmesi yönünde oy kullanan Cumhuriyetçi  senatörlerden Hagel ise, Başkan Bush'un stratejisini  sorguladı.

            "Eğer Irak'ta ilerleme sağlıyorsak o zaman neden  müttefiklerimizin askerlerini çektiği bir dönemde biz ek  asker sevkediyoruz" sorusunu dile getiren Hagel, "Başkan  Bush'un politikası, Amerika'yı hiçbir çıkış stratejisi  olmayan bu bataklığın daha da derinlerine sürüklemiştir" diye konuştu.

            Başkan Bush ise oylama öncesindeki tutumunu oylama  sonrasında da yineledi ve çekilme takvimi içerecek tasarıyı  veto edeceğini vurguladı. Tasarının tümü üzerindeki  oylamanın önümüzdeki günlerde yapılması bekleniyor.

 

 

KIBRIS RUM BASINI

 

Değerlendirme:

 

Kıbrıs Rum basını Irak konusunu, “Türkiye'nin Kuzey Irak'a girme olasılığının Ankara ile  Washington'u karşı karşıya getireceği” bağlamında değerlendirmektedir.

 

 

FİLELEFTHEROS: "KÜRDİSTAN'A İLİŞKİN OYUNLAR"

 

            LEFKOŞA, 28/03(BYE)--- Bağımsız, liberal eğilimli  Fileleftheros gazetesinin 28 Mart 2007 tarihli sayısında  Mihalis İgnatiu imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında  yayımlanan yorumun çevirisi şöyledir:

 

            "Türkler Irak'a girdiğinde, Amerikalılar bunu haberlerden öğrenecek." Bu söz, gazeteci ve diplomatların oluşturduğu  "Washington'daki bir grupta" tartışma fırsatı yarattı. Neredeyse  hepsi de olayların geldiği noktada hem Tayyip Erdoğan'ın hem de generallerin George Bush Hükümetine olan güvenlerini yitirdikleri hususunda uzlaştılar.

            Birçoğu, Kürdistan dağlarındaki savaşın geçen haftadan  beri başladığını savunuyor. Türk güçlerinin zorluklarla karşı  karşıya kaldığı ve şimdiye kadar Türk topraklarındaki gerilla  üslerini "temizleyemedikleri" görülüyor. Kaldı ki Kürt  unsurunun desteğini alan Kuzey Irak topraklarındakileri  de temizleyemedikleri görülüyor.

            Bu verileri göz önünde bulunduracak olursak, Ankara,  silahlı çatışmanın başladığını doğrulamasa da, Pentagon  generallerinin Türkiye'yi veya ordusunu takdir etmediğini  bilen herkesin bu sonuca varması kolaydır. Üstelik TBMM'nin  "hayır" yanıtını öğrenince "Türkiye'nin de, halkının da  canı cehenneme" diye bağıran General Tommy Franks'ın öfkesi  hiçbir zaman yalanlanmadı -tabii bazı yayımlanamayacak  kelimeler de kullandı-.

            Türkiye'nin Kuzey Irak'a girme olasılığı, Ankara ile  Washington'u karşı karşıya getirecektir. Amerika, Irak'taki  esas işgal gücüdür, Irak'ın toprak bütünlüğünün garantisi  olduğu iddia edilen ülkedir. Şu halde Türkiye saldırıya  geçtiği zaman Amerikalılar cevap vermekle yükümlüdür.

            Washington'daki analizciler; bunun olmaması halinde,  istilaya karşı gelecek güçlere önderlik edilmemesi halinde,  Irak'ta inşa ettikleri dayanaksız yapının yıkılacağına  inanıyorlar. Artık Amerikalıların sadık müttefiki olan  Kürtlerin tek tercihi vardır: Kuzey Irak'ta kanlarıyla  oluşturdukları her şeyi korumak... Kürtlerin liderleri,  Amerikalı General Joseph Raltson'a ne pahasına olursa  olsun Türkiye'nin Güneydoğusu'ndaki kardeşlerini  destekleyeceklerini söylediler ve şu mesajı gönderdiler:  "Türkleri geri adım atmaya ikna edin."

            Washington'da şöyle bir inanç vardır: Orta Doğu oyunu  belirli bir toprak parçasında oynanmaktadır. New York Times  gazetesi çok zekice burayı Kürdistan diye adlandırıyor.  Amerikalılar gerili bir ip üzerinde yürüdüklerini, zira  bölgedeki yegane hakiki müttefikleri olan Kürtleri kaybetme  tehlikesiyle karşı karşıya olduklarını ve yine Türkiye'nin  eline düşeceklerini biliyorlar ki Türkiye -kendisinden  yardım istenen her seferde- avucunu açıyor ve milyarlar,  2003'te yaptığı gibi Annan tarzı planlar talep ediyor.

            Washington, Kürtler ve Türkler arasında bir tercih  yapmalıdır. İsrail'in siyasi ve askeri liderliğiyle yakın  ilişki içinde olan Kürtleri tercih ederse, Amerikalılar  adına bölgedeki diğer ülkelerdeki her tür "kirli işi" üstlenmeye hazır sabit müttefik ve dostlar kazanacak. Hatta Kürtleri tercih ederse bu durumda elbette Türkiye'yi "ödüllendirmesi" gerekecek (MN: Metinde aynen). İnşallah  bunun cezasını (yine) Ege ve Kıbrıs çekmez.

 

 

ARAP BASINI

 

 

BAHREYN BASINI

 

            Değerlendirme:

 

            Bahreyn basını Irak konusunu, "Irak'ın kuzeyindeki bölgesel yönetimin Başkanı Barzani'nin Irak Anayasası'ndaki Kerkük kentinin statüsüyle ilgili 140. maddenin uygulanması gerektiğini, aksi takdirde bölgede bir facianın yaşanmasına neden olacağını söylemesi” çerçevesinde değerlendirmektedir.

 

 

EL AYAM: "BARZANİ: 140. MADDENİN UYGULANMAMASI

                       FACİAYA YOL AÇABİLİR"  

 

            ANKARA 28/03(BYE)--- Bahreyn'de Arapça yayımlanan  el Ayam gazetesinin 28 Mart 2007 tarihli sayısında  yukarıdaki başlık altında, Erbil çıkışlı bir haber yer  almıştır. İnternetten sağlanan haberin çevirisi şöyledir:

 

            Irak'ın kuzeyindeki bölgesel yönetimin Başkanı Mesud  Barzani, Irak Anayasası'ndaki Kerkük kentinin statüsüyle  ilgili 140. maddenin uygulanması gerektiğini, aksi takdirde,  bölgede bir facianın yaşanmasına neden olacağını söyledi.

            Barzani, Türkiye gibi komşu ülkelerin, 140. maddenin  uygulanıp uygulanmayacağı konusuna karışmamasını istedi.  Barzani, "Kerkük, Irak'ın bir kenti olduğuna göre,  Türkiye'nin bu konuya karışma hakkı yoktur. Kerkük sorunu,  Irak'taki taraflar arasında çözülecektir" dedi. 

            Barzani, Kerkük ile ilgili yapılacak referandumun  engellenmemesini, aksi takdirde istenmeyen gelişmeler  yaşanabileceğini belirtti.

            Bu arada, bölgesel yönetimin Başbakanı Neçirvan Barzani,  Kürtlerin, Kerkük konusundaki sabırlarının tükenmek üzere  olduğunu ve referandumun bir an önce yapılmasını istedi.

            Bir yandan Kürtler, petrol zengini Kerkük kentini,  Kürdistan bölgesine ilhak etmeye çalışırken, diğer yandan da  Türkmenler ile Araplar bunun gerçekleşmemesi için uğraşıyorlar.

            Kerkük'te, yaklaşık bir milyon kişi yaşıyor. Kerkük halkı,  Arap, Kürt ve Türkmenlerin yanı sıra azınlıkta olan Süryani ve Keldanilerden oluşuyor.

            Kürtlerin, Kerkük'ün, Kürdistan'a ilhak etmesi  girişimleri, Türkiye ile olan ilişkilerini olumsuz bir şekilde  etkiledi ve iki taraf arasında gerginlik yaşanmasına yol açtı. 

 

 

 

KATAR BASINI

 

            Değerlendirme:

 

            Katar basını Irak konusunu, "Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Haşimi'nin resmi bir ziyaret için Ankara'ya  gelmesi” bağlamında değerlendirmektedir.

 

 

EL CEZİRE: "EL HAŞİMİ ANKARA'DA" 

 

            ANKARA, 28/03(BYE)--- Katar'da Arapça yayımlanan  el Cezire televizyonun 27 Mart 2007 tarihli sayısında, yukarıdaki başlık altında bir haber yer almıştır.  İnternetten sağlanan haberin çevirisi şöyledir:

 

            Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık el Haşimi, bir  günlük resmi bir ziyaret için Türkiye'nin başkenti Ankara'ya  gitti. El Haşimi ziyareti sırasında, üst düzey Türk  yetkililerle bir araya geldi. Görüşmede, Kürdistan İşçi  Partisi meselesi, bölgedeki son gelişmeler ve Irak ile  ikili ilişkileri geliştirmenin yolları ele alındı. Türkiye  ile olan sınırının güvenliğini sağlama sözü veren el Haşimi, Türkiye'yi, Kürt asilere saldırı düzenlemek için Irak  topraklarına girmemesi konusunda uyardı. El Haşimi, Türk  topraklarında saldırılar düzenleyen söz konusu asilerle savaşacaklarına söz verdi.

            Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık El Haşimi, her  ülkenin, komşu ülkelerinin sınırlarına saygı göstermesi yönündeki dilediğini ifade etti.

            El Haşimi, "Topraklarımızın, asiler tarafından diğer  ülkelere saldırılar düzenlemek için bir üs olarak  kullanılmasına izin vermeyeceğiz. Hele Türkiye gibi komşu ve  dost ülkelere saldırılar düzenlenmesine asla" dedi.


 

MISIR BASINI

 

            Değerlendirme:

 

            Mısır basını Irak konusunu, "Irak'a Amerikan işgalinin başından beri Irak petrolünün  Akdeniz'de İsrail limanı yoluyla ihraç edilmesi yönünde  Kerkük-Hayfa boru hattının yeniden açılacağını belirten haberler sızmaya başlaması” çerçevesinde değerlendirmektedir.

 

 

EL WATAN EL ARABİ: "KERKÜK-HAYFA BORU HATTI

                                              GERİ DÖNÜŞ YOLUNDA"

 

            KAHİRE, 25/03(BYE)--- Tirajı haftada 123.680 olan  liberal eğilimli el Watan el Arabi dergisinin 21 Mart 2007  tarihli sayısında, İsam el Şeyh imzasıyla ve yukarıdaki  başlık altında yayımlanan yorumun özet çevirisi şöyledir:

 

            Irak'a Amerikan işgalinin başından beri, Irak petrolünün  Akdeniz'de İsrail limanı yoluyla ihraç edilmesi yönünde  Kerkük-Hayfa boru hattının yeniden açılacağını belirten  haberler sızmaya başladı. Özellikle bu tarihi hat, İsrail  devletinin kuruluşuyla 1948 yılında kapandığından bu yana  Irak petrolüne ilgi duyanların bir çoğunun kafasında  canlılığını hala koruyor.

            Gerçi, ilk günlerde sızdırılan bu haberler bir çok  tarafça yalanlandı. Ancak son zamanlarda yeniden ortada dolaşan  haberler, söz konusu hattın yeniden canlandırılması projesi  hakkında yeni detaylar veriyor. Bu haberlere göre, İsrail ve  ABD'den uzmanlar son zamanlarda Kerkük'ün ana petrol kaynaklarını  yerinde incelemek üzere bu kentte yoğun ziyaretlerde bulunuyorlar.

            Bu ziyaretlerin amacı, 1932 yılında işletmeye giren eski  boru hattının kalıntılarını incelemektir. Yapılan bu incelemelerin  çoğu, iyi durumda olan hattın basit onarımların ardından yeniden işletebileceğini gösteriyor. İsrailli uzmanlar da Filistin  topraklarından geçen bölümlerin de kullanıma elverişli olduğunu,  sadece tahrip edildikten sonra 1992 yılında parçaları demir hurda  olarak satılan Ürdün bölümünün yeniden döşenmesi gerektiğini belirtiyorlar.

            Söz konusu hattın yeniden canlandırılması projesinin maliyeti  sadece 200 milyon dolar olacağı belirtiliyor. Bu 200 milyon dolarla Washington, 1975 yılında İsrail'e tüm petrol ihtiyaçlarını karşılamak  için stratejik rezervlerinden taahhüt ettiği yüzde 20'lik orandan kurtularak dört milyar dolar tasarruf sağlayacaktır. Çünkü İsrail  bu hat yoluyla artık Washington'a gerek kalmaksızın tüm petrol ihtiyaçlarını sağlayacaktır.

            Bu hattın, bölgede Amerikan politikası açısından sağlayacağı  en büyük avantaj, Suriye'nin, Kerkük-Ladikiye hattına bağladığı  umudun tamamen ortadan kalkmasıdır. Bir de, halen Irak petrolünün  yüzde 50'sini dışarıya taşıyan ve her gün ortalama iki silahlı  saldırıya maruz kalan Kerkük-Ceyhan boru hattının geleceği söz  konusudur. Bu nedenle Türkiye Kerkük-Hayfa hattının yeniden  açılmasına şiddetle karşı çıkıyor.

            Aslında, Kerkük-Hayfa hattının yeniden işletilmesine kuvvetle  karşı çıkan tek ses Türkiye'nin itirazıdır. Türkiye'nin itirazı,  Kürt siyasi liderlerinin beklenen devletlerinin başkenti olarak  talep ettikleri Irak'ın petrol merkezi Kerkük kentinin önemiyle  ilgilidir. Zira Türkiye, Kürtlerin, Kerkük petrol yatakları üzerinde egemenlik kurmasını milli güvenliğine ciddi bir tehdit olarak görüyor.  Bu nedenle, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kerkük'ün kaderini belirleyecek referandumun yapılmaması için dayatıyor.

            Ankara'da siyasiler, Kerkük-Hayfa hattının işletilmesini,  Kürtlerin, İsrail'i tam yanlarına çekmek için kaderlerini garantiye  alma adımı olarak görüyorlar. Kürtler bu hatla, Türkiye'den gelecek  askeri bir reaksiyona karşı gerçek bir dokunulmazlık sağlayacaklarını düşünüyorlar. Oysa Ankara, Tel Aviv ile iyi askeri ilişkilerinin  yara almasını istemiyor. Bu nedenle Ankara, Tel Aviv'e, bu hattın  yeniden hayata geçirilmesinin akıbeti konusunda sert bir uyarıda  bulundu.

            Acaba, İsrail, çoktandır beklediği bu hattın yeniden  canlandırma projesinde galip gelecek mi? Önümüzdeki günler  bunu yanıtlayacaktır.

 

 

 

SURİYE BASINI

 

Değerlendirme:

 

            Suriye basını Irak konusunu, “Suriye Sulama Bakanı Bunni’nin Türkiye'de yapılacak Irak-Türkiye-Suriye toplantısının  büyük önem taşıdığını bildirmesi” bağlamında değerlendirmektedir.

 

 

SANA: "SURİYE SULAMA BAKANININ, SURİYE-IRAK-TÜRKİYE

               TOPLANTISINA İLİŞKİN AÇIKLAMASI"

 

            ANKARA, 25/03(BYE)--- Suriye haber ajansı SANA'nın  24 Mart 2007 tarihli internet sayfasında, yukarıdaki  başlık altında Şam çıkışlı olarak yer alan haberin  çevirisi şöyledir:                                             

 

            Suriye Sulama Bakanı mühendis Nadir al Bunni,  Türkiye'de yapılacak Irak-Türkiye-Suriye toplantısının  büyük önem taşıdığını bildirdi. Bunni, Türk ve Irak  meslektaşlarıyla yaptığı görüşmelerde, su ve su kaynakları  konusunda sağlanan anlaşmaların, üç ülkeye de büyük yarar  sağlayacağını belirtti. Bunni, anlaşmaların, Suriye,  Türkiye ve Irak arasındaki işbirliği köprüsünün yeniden  kurulmasına ve üç halk arasındaki sevgi bağlarının daha  da güçlenmesine hizmet edeceğini belirtti. 

            Suriye haber ajansı SANA'ya özel ve kısa bir demeç  veren Bunni, Irak, Suriye ve Türkiye arasında yapılan  anlaşmalar çerçevesinde, ortak kalkınma projeleriyle su  kaynaklarının adil bir şekil dağıtılmasını ele alacak üçlü  komisyonların çalışmalarına yeniden başlayacağını kaydetti.

            Bunni, "Toplantıda göze çarpan en önemli nokta,  tarafların, su kaynaklarının adil dağıtımı dahil tüm  konularda iyi niyetli olmasıydı" dedi.

            Bunni, toplantıda, işbirliğinin ve ortak su  kullanımıyla ilgili fikir alışverişinin devam etmesi  ile haziran ayında Şam'da bir toplantı düzenlenmesi  konularında da anlaşmaya varıldığını belirtti. 

            Üçlü toplantı yirmi yıl aradan sonra ilk kez  düzenlendi.

 

 

 

ULUSLARARASI ARAP BASINI

 

            Değerlendirme:

 

            Uluslararası Arap basını Irak konusunu, "Irak Kürdistanı Bölge Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani'nin Kürtlerin Kerkük konusunda sabrının tükenmek üzere olduğunu belirtmesi, Kürdistan Bölge Başkanı Mesud Barzani'nin Amerikan birliklerinin bu aşamada Irak'tan çekilmesinin ülkede  büyük bir facianın yaşanmasına neden olacağını açıklaması, Orta Doğu'da tarafların bölgede yaşayan 35 milyon Kürdün  Irak, Türkiye ve İran arasında paylaşılmaya çalışıldığı ve bu ülkeler tarafından bölüştürülme tehlikesiyle karşı  karşıya bırakıldığı fikrine katılması” çerçevesinde değerlendirmektedir.

 

 

EL ZAMAN: "NEÇİRVAN BARZANİ: KERKÜK KONUSUNDA SABRIMIZ

                          TÜKENMEK ÜZERE... WASHİNGTON, PKK'NIN PEŞİNİ

                          BIRAKMAYACAĞINA SÖZ VERDİ"

 

            ANKARA 25/03(BYE)--- Londra'da Arapça yayımlanan  el Zaman gazetesinin 24 Mart 2007 tarihli sayısında,  İbrahim Bu Azzi imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında  Ankara/Londra/Erbil çıkışlı bir haber yer almıştır.  İnternetten sağlanan haberin çevirisi şöyledir:

 

            Irak Kürdistanı Bölge Yönetimi Başbakanı Neçirvan  Barzani, Kürtlerin Kerkük konusunda sabırlarının tükenmek  üzere olduğunu söyledi. Ankara hükümetinin karşı çıktığı  referandumun yapılmasını ve Türkiye'nin bu konuya  karışmamasını isteyen Barzani, Kerkük'ün statüsüyle ilgili  140 sayılı Anayasa maddesinin Irak'ın iç meselesi olduğunu,  hiçbir yabancı ülkenin de buna karışma hakkına sahip  olmadığını kaydetti.

            Bir su arıtma tesisinin açılışına katılan Barzani,  "Halkımız Irak'la ilgili tüm sorumluluklarını yerine  getiriyor. Ancak Kerkük konusundaki sabrımız tükenmek  üzeredir. Yetkililer olarak bizler halka, isteklerimizin  neden yerine getirilmediğini anlatmakta zorluk çekiyoruz"  dedi.  

            Öte yandan Amerikalı yetkililer, Türk hükümetine,  Kürdistan İşçi Partisi (PKK) üyelerinin Türkiye'deki  saldırılarına bir son vermek için gösterdiği çabayı  artıracağını iletti. Amerikalıların bu yolla, Türk  ordusunun Irak topraklarına operasyonlar düzenlemesini  engellemek istediği belirtiliyor. Ankara hükümeti sık sık Irak'ın kuzeyinde üslenmiş PKK'lıların, Türkiye'ye  girerek terör eylemlerinde bulunduğunu dile getiriyor.

            Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve birçok Türk  milletvekili, diplomat ve askeri yetkili, yaklaşık üç bin  sekiz yüz PKK'lının, Türkiye'nin güneydoğusuna saldırı  hazırlığı içerisinde olduğunu bildirdiler. Türk yetkililer,  ABD'nin, bağımsız devlet talebindeki parti üyelerini  durduramaması halinde Ankara'nın bunu sağlayacağını da  sözlerine eklediler.

            Adını vermek istemeyen bir üst düzey Türk yetkili,  Türkiye'nin bir özel kuvvet ekibinin şu sıralarda Irak'ın  kuzeyindeki iki köyünde İşçi Partisi üyelerini takip  ettiklerini söyledi.      

            Öte yandan, Kürdistan Bölge Yönetimi Enerji Bakanı  Aşti Hawrami, bu yıl içerisinde bölgede iş yapan yabancı  şirketlerin sayısını artırmayı planladıklarını açıkladı.  Petrol ve doğalgaz yasa tasarısı Irak parlamentosunda  henüz onaylanmadıysa da, Hawrami, Kürdistan'da yatırım  yapmak isteyenlere birçok fırsat sunulduğunu ve yabancı  yatırımcıları bölgeye çekmek için bir süredir çalışmalar  yürüttüklerini kaydetti.

            Hawrami, bölgede yatırım yapmaları için şu anda 51  şirketle görüştüklerini ve anlaşmak üzere olduklarını  kaydetti. Hawrami, "Amacımız, Kürdistan'ı, söz konusu  şirketleri Irak'ın diğer bölgelerine de yönlendirecek  bir yatırım merkezine dönüştürmektir" dedi.

 

 

EL HAYAT: "BARZANİ: SÜNNİ-Şİİ ÇATIŞMASINDA TARAF DEĞİLİZ...

                        KERKÜK'TEN VAZGEÇMEYECEĞİZ VE TÜRKİYE'NİN

                        MÜDAHALESİNE İZİN VERMEYECEĞİZ"

 

            ANKARA, 26/03(BYE)--- Londra'da Arapça yayımlanan  el Hayat gazetesinin 22 Mart 2007 tarihli sayısında, Gasan  Şirbel'in Kürdistan Bölge Başkanı Mesud Barzani ile yaptığı ve yukarıdaki başlık altında bir yayımlanan Amman çıkışlı  röportajın özet çevirisi şöyledir:

 

            Kürdistan Bölge Başkanı Mesud Barzani, Amerikan  birliklerinin bu aşamada Irak'tan çekilmesinin ülkede  büyük bir facianın yaşanmasına neden olacağını açıkladı.  Barzani, çekilmenin, iç savaşa yol açabileceği konusunda  da uyardı. 

            Barzani, "Irak'ın eski Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in  devrilmesinin ardından yaşanan olaylar Irak'ın çıkarına  oldu; biz Kürtler bu fırsattan istifade ettik, Şii ve Sünni  Arap kardeşlerimiz ise bundan yararlanamadılar. Bu da bizim  suçumuz değil" dedi.

            Barzani, Irak'ın, Sünni-Şii çatışmasına sahne olduğunu, ancak Kürtlerin bu yaşananlarda taraf olmadığını belirtti.

            Kerkük'ün statüsüyle ilgili yapılması planlanan  referandumun engellenmesi yönündeki girişimlerle ilgili  bir uyarı yapan Barzani, "Türkiye'nin müdahalesine izin  vermeyeceğiz" dedi. Hiçbir Kürdün Kerkük'ten vazgeçmeyeceğini  belirten Barzani, Kerkük'te Türkmenler, Araplar ve  Hristiyanlarla ortak bir yönetim oluşturulması önerisinde  bulunduklarını bildirdi. Barzani, Türk ordusuyla bağlantı  halinde olan bazı Türkmenleri ve şoven Arapları da kınadı.

            Devlet kurma hayalinin devam edip etmediği konusundaki  soruyu yanıtlayan Barzani, "Kürt milletinin bir devletinin  olması en doğal hakkıdır, bu bir gün gerçek olacak" dedi.  Barzani, İsrail ile ilişki kurmanın bir suç olmadığını, ancak Irak anayasasına karşı çıkmayacaklarını da sözlerine ekledi.

            Suriye ile ilişkilerinin soğuk bir dönemden geçtiğini  ima eden Barzani, "Görünen o ki Suriye'nin ilgi alanları  değişti" dedi.

            İran'ın müdahalesine de değinen Barzani, "İran'ın,  bu tür müdahaleleri varsa bile Kürt bölgesinin dışındadır"  şeklinde konuştu.

 

            ŞİRBEL: Irak'taki mevcut durum sizi korkutuyor mu?

 

            BARZANİ: Mesele korku değil, ülkedeki durum endişe ve  rahatsızlık verici boyutta.

 

            ŞİRBEL: Hangi konudan endişe duyuyorsunuz: Devlet  kuramamaktan mı, yoksa Iraklılarla anlaşamamaktan mı?

 

            BARZANİ: Irak'ın geleceğini tehdit eden en tehlikeli  ve en endişe verici şey mezhep çatışmasıdır.

 

            ŞİRBEL: Irak'ta iç savaş var mı? Irak'ta yaşanan şu anki  durumu Sünni-Şii iç savaşı olarak tanımlayabilir miyiz?

 

            BARZANİ: Bilmiyorum, ancak sonuç felaket olacak. Adını nasıl koyarsanız... Kimlik ve ada dayalı katliamlar mı,  -gerçekten iç savaşın ne olduğunu bilmiyorum- trajedik bir  savaş mı, yoksa bir mezhep savaşı mı?

 

            ŞİRBEL: Gördüklerimiz Sünni-Şii çatışması mı?

 

            BARZANİ: Evet.

 

            ŞİRBEL: Kürtler, bu çatışmalarda taraf mı?

 

            BARZANİ: Kesinlikle hayır, Kürtler bu çatışmalarda  taraf değil. Bizler çözümün ve sorunun birer parçasıyız,  çatışmanın değil.

 

            ŞİRBEL: Amerikan birliklerinin çekilmesinden korkuyor  musunuz?

 

            BARZANİ: Bu aşamada çekilme felakete yol açar.

 

            ŞİRBEL: Felaket? Biraz açabilir misiniz?

 

            BARZANİ: Amerika'nın Irak'taki varlığı, ülkedeki durumun  daha da kötüleşmesini veya iç savaşa dönüşmesini önlüyor.  Amerikalıların varlığı önemlidir, dış ülkelerden gelen  tehditleri de büyük ölçüde önlüyor.

 

            ŞİRBEL: Kimden gelen tehditleri?

 

            BARZANİ: Beklenti içerisinde olan veya gündeminde  askeri müdahalede olan bir ülkeden.

 

            ŞİRBEL: Amerikan askerlerinin, yakın bir zamanda  Irak'tan çekilmesini bir facia olarak mı değerlendiriyorsunuz? 

 

            BARZANİ: Evet. Amerikan askerlerinin, Irak'taki düzen  sağlanmadan ve Irak Hükümeti, ordu ve güvenlik güçleriyle  ülkedeki durumu kontrol altına alma gücüne erişmeden  Irak'tan çekilmesi, ülkede trajedi yaşanmasına yol  açacak.

 

            ŞİRBEL: Amerikan askerlerinin çekilmesi halinde büyük  istilaların olmasından mı korkuyorsunuz? Örneğin Şiilerin  Bağdat'ı kontrolleri altına alması gibi...

 

            BARZANİ: Tüm ihtimaller değerlendiriliyor. Sünniler  veya Şiiler istilaya girişebilir veya tam anlamıyla iç  savaş yaşanabilir.

 

            ŞİRBEL: Çekilmenin gerçekleşmesi halinde Kürtler ne  yapacaklar?

 

            BARZANİ: Bunun gerçekleşmemesi için çaba harcayacağız.  Ancak başarısız olursak, bu konuda taraf olmayacağız.  Umarım bu gerçekleşmez.

 

            --Savaşın Başlamasından Dört Yıl Sonra--

 

            ŞİRBEL: Irak'ta savaşın çıkmasından dört yıl sonra  geriye dönüp baktığınızda, bu savaş bir hata mıydı?

 

            BARZANİ: Hatalar, savaştan sonra başladı. Saddam yönetimini devirme kararı bence hata değildi. Çünkü,  diktatörlükten kurtulmak iyi bir şeydir. Hatalar,  BM Güvenlik Konseyinin 1483 sayılı kararı çıkarmasıyla  ve Paul Bremer'in, Irak'a sivil yönetici olarak  atanmasıyla başladı. 

 

            ŞİRBEL: Amerikan yönetiminin, Irak'ta hükümet  kurulması konusunda bir programının olmadığı görüşü ortaya  atıldı. Ancak Irak'taki muhalefet bir anlaşmaya varamadığı  için bu taslağı hazırlamak zorunda kaldığı söyleniyor...

 

            BARZANİ: Bu doğru değil. BM Güvenlik Konseyinin 1483  sayılı kararı, Amerikan kuvvetlerini işgal kuvvetlerine  dönüştürdü ve Paul Bremer'in Irak'a sivil yönetici olarak  atanmasına yol açtı. Bu durum da Irak'taki siyasi güçlere, hükümet kurmak için fırsat vermedi. Geçici hükümet kurma  çalışmalarına geçildiği sırada, 1483 sayılı kararla şok  olduk ve bu karar ondan önceki tüm anlaşmaları geçersiz  kıldı.

 

            ŞİRBEL: Irak ordusunun lağvedilmesini bir hata olarak  görüyor musunuz?

 

            BARZANİ: Sadece ordunun lağvedilmesi değil. Geçici  hükümetin kurulmasına da karşı çıkıldı ve Iraklıların en  doğal hakları engellendi. Orduyu lağvetmek gerekmiyordu,  yeniden düzenlenebilirdi; çünkü, Irak'ın bir milyon askere  ihtiyacı yok ve ordu, daha önce Irak halkını yok etmekle  görevlendirildiği için askeri kültüre sahip değildi, bunun  için de yeniden şekillendirilip eğitilmesi gerekiyordu.  Yaşama hakkı verilmeden ordu mensuplarının sokaklara  bırakılmaları yanlıştı.

 

            ŞİRBEL: Bir kısmı direnişçilere katıldı, değil mi?

 

            BARZANİ: Herkes kendi yolunu seçti. Orduyu lağvetmek  yanlıştı, daha az sayıyla ve değişik donanımlarla onlardan  yararlanabilirdik.

 

            --Kerkük ve Referandum-- 

 

            ŞİRBEL: Zoraki Araplaştırma politikasında Kerkük'ün  adı çok geçiyor, bu konuyla ilgili gerçekler nelerdir?

 

            BARZANİ: Bu konuda bir yanlış anlaşılma var. Kerkük  Irak'ın bir kentidir, ancak kimliği Kürttür; tarih ve  coğrafi gerçekler bunu kanıtlıyor. Kerkük, petrolün  bulunduğu ilk kent olduğu için, gelen bütün idareciler  Kerkük halkına insanlık dışı davranışlarda bulundu;  Kürtleri tüm haklarından mahrum ettiler, 200 bin Kürt  aileyi sınır dışı ettiler, kalanları da Araplaştırmaya  çalıştılar. Ülkenin güneyinden ve orta kesiminden Arap  ailelerin Kerkük'e yerleştirilmesine rağmen, Kerkük'ün  kimliğini değiştiremediler. Saddam rejimi devrildikten  sonra, Kerkük sorununun, Irak Anayasasının 140. maddesi  uyarınca çözülmesine karar verildi. Bu madde çerçevesinde, Kerkük'ü terk etmek zorunda bırakılan ailelerin dönmeleri  ve bu kente getirtilen Arapların, geldikleri bölgeye  yollanmalarının yanı sıra kendilerine tazminat verilmesi öngörülüyor. Aynı zamanda da Kerkük'ün asıl halkı olan ve  hala bu kentte ikamet eden Araplarla Kürtlerin yerlerinde  kalmaları konusunda anlaşma sağlandı. Normalleştirme  sürecinin ardından, Kerkük'te sayım ve referandum  yapılacak.

            Bizlere karşı "sanki Arap varlığına karşıyız ve  Türkmenleri kovuyoruz gibi" bir karalama kampanyası  yürütülüyor. Bunlar gerçek dışı. Normalleştirme sürecinin  ardından Kerkük'te ortak bir yönetimin kurulmasına hazırız.

 

            ŞİRBEL: Ortak Yönetim? Kiminle?

 

            BARZANİ: Türkmenler, Araplar ve Hristiyanlarla.

            ŞİRBEL: Referandum hangi tarihte yapılacak?

 

            BARZANİ: Tüm sürecin 2007 yılında bitmesi gerekiyor.

 

            ŞİRBEL: Kerkük dosyası, Sadr akımıyla bir sorunun  yaşanmasına yol açtı mı?

 

            BARZANİ: Tam olarak değil. Hükümetin, ülkenin güneyinden getirttiği Arap aileler Sadr akımından sayılıyorlar. Sadr  akımının yetkilileriyle yaptığımız görüşmelerde, bu akımın, 140. maddenin uygulanmasına karşı olmadığı ortaya çıktı.

 

            ŞİRBEL: Kürt olmayan siyasi güçlerin, referandumun  yapılmasını engellemeye çalışması halinde neler olur?

 

            BARZANİ: Herkes anayasaya sadık kalırsa, süreç sorunsuz  işler. Ancak, referandumun engellenmeye çalışılması halinde, tüm tarafların, engellemeye çalışan tarafa tepki  göstereceğini söyleyebilirim. 

 

            ŞİRBEL: Kerkük şu anda kimin kontrolünde?

 

            BARZANİ: Amerikalıların.

 

            ŞİRBEL: Orada Peşmergenin varlığı göze çarpıyor...

 

            BARZANİ: Kerkük'te sadece Amerikan ve Irak kuvvetleri  bulunuyor. 

 

            ŞİRBEL: Amerikan birliklerinin çekilmesiyle birlikte  iç savaşın yaşanması halinde, Peşmergelerin Kerkük'e  girebileceklerini düşünüyor musunuz?

 

            BARZANİ: Neden iç savaş çıksın ki? Biz iç savaşın  çıkacağını düşünmüyoruz, çünkü Araplarla Türkmenler bizim  kardeşlerimiz. Bazıları iç savaş çıkacağını düşünüyor,  gerçekler ise hiçbir zaman yaşanmayacağını gösteriyor.  Kürtlerin Kerkük'ü el geçireceğini iddia eden bazı  Araplar ve Türkmenler -bütün Araplarla Türkmenleri temsil  etmedikleri gibi- Saddam rejiminin devrilmesiyle nüfuzlarını  kaybeden gruplardır. Bu gruplar düzeni bozmaya çalışıyorlar,  ancak bunu başaramayacaklar.

 

            ŞİRBEL: Kerkük konusunda Türkiye ile bir sorun yaşıyor  musunuz?

 

            BARZANİ: Hayır. Kerkük Irak'ın bir kentidir, Türkiye  ile hiçbir ilgisi yoktur. Türkiye'nin Kerkük konusuna  hiçbir şekilde karışmasına izin vermeyeceğiz. Çünkü Türkiye yabancı bir ülkedir. Kerkük'e, Türkiye'nin müdahalesine izin  vermeyeceğiz. Hangi hakla Irak'ın işlerine karışıyor ki?   

 

            ŞİRBEL: Türkiye, Kürdistan bölgesinin kendi güvenliğini  tehdit ettiğine dair açıklamalarda bulundu, ne düşünüyorsunuz?

 

            BARZANİ: Bu anlayış yanlıştır. Biz Türkiye'yi tehdit  etmiyoruz.

 

            ŞİRBEL: Mesud Barzani, Kerkük'ten vazgeçebilir mi?

 

            BARZANİ: Kesinlikle hayır.

            ŞİRBEL: Hangi Kürt yetkili Kerkük'ten vazgeçebilir?

 

            BARZANİ: Hiçbir Kürt Kerkük'ten vazgeçemez.

 

            ŞİRBEL: Bu, hiçbir Filistinlinin, Kudüs'ten vazgeçemeyeceği gibi bir şey mi?

 

            BARZANİ: Kerkük'ü Kudüs'e benzetemiyorum. Çok büyük  fark var. Ancak Kerkük'ten vazgeçecek Kürt yoktur.

 

            ŞİRBEL: O zaman, Kerkük'ün, Kürdistan bölgesinin  bir parçası olmadığını gösteren hiçbir anlaşmaya imza  atmayacaksınız...

 

            BARZANİ: Kesinlikle. Size şunu açıkça söyleyebilirim  ki başka bir çözümü kesinlikle kabul etmeyiz.

 

            ŞİRBEL: Kerkük'ü, Kürdistan bölgesine ilhak edemezseniz, bu konuyu muallakta mı bırakacaksanız?

 

            BARZANİ: Biz bu meseleyi anayasa yoluyla çözme konusunda anlaştık. Sorun sadece Kerkük değil ki. El Enbar kentinin, Bağdat, Tikrit, Necef ve Kerbela ile olan sınırının yanı  sıra Bağdat ile Musul arasında da birtakım problemler  yaşanıyor. Bu sorunlar, eski rejimin, siyasi amaçla yaptığı  demografik değişiklikleri kapsıyor. Irak'ın çıkarlarını  düşünenler ve Kerkük konusunu nihai çözüme ulaştırmak  isteyenlerin, anayasadaki 140. maddenin uygulanmasını  engellememesi ve bir an önce uygulanması için yardımda  bulunması gerekiyor; engellenmesi halinde de Irak'taki  durumun çok daha tehlikeli bir boyut alacağı açıktır.

 

            ŞİRBEL: Kerkük konusu neden bir barut fıçısına  benzetiliyor? 

 

            BARZANİ: Bu doğru değil. Şoven Araplar ve Türk  istihbaratına bağlı bir grup Türkmen bulunuyor. Ancak  bunlar hiçbir şey yapamazlar, çünkü ne Araplar onları  destekliyor, ne de Türkmenler onların yanında yer alıyor.  Herkes anayasanın uygulanmasından yana. Müdahaleler  Kerkük sorununu alevlendiriyor.

 

            ŞİRBEL: Şu anda işbaşındaki Irak Hükümeti anlaşmaya  bağlı mı? 

 

            BARZANİ: Evet, yasal olarak bağlıdır.

 

            ŞİRBEL: Irak'taki siyasi güçler?

 

            BARZANİ: Siyasi güçler de bağlıdır.

 

            ŞİRBEL: Sadr akımı da mı?

 

            BARZANİ: Sadr akımı anayasaya bağlıdır. Anayasaya  uymayan taraf olursa, o zaman kendi kararlarımızı verme hakkımız doğacaktır.

 

            ŞİRBEL: Irak'ın güneyinde ve orta kesiminde Kürdistan  bölgesine benzer bölgelerin kurulması yönündeki çağrılar  Kürtleri rahatsız ediyor mu?

 

            BARZANİ: Biz federal sistemin kurulmasını destekliyoruz,  ayrıntıları da bölge halkına bırakıyoruz.

 

            ŞİRBEL: Teröristlerin hedef aldığı kişiler listesinde  adınız yer alıyor. Suikasta uğradınız mı, parti merkezleriniz  saldırıya uğradı mı?

 

            BARZANİ: Saddam rejiminin devrilmesinin ardından,  Erbil'deki parti merkezlerimize (Kürdistan Demokratik Partisi)  iki kez intihar saldırısı düzenlendi ve bu saldırılar büyük  hasara yol açtı. Ayrıca, başka saldırılar da düzenlendi,  ancak uzun bir süredir saldırı yok. Şu ana kadar bana  ulaşamadılar.

 

            ŞİRBEL: Sıkı güvenlik önlemleri alıyor musunuz?

 

            BARZANİ: Tabii ki.

 

            ŞİRBEL: El Kaide örgütü, Kürdistan bölgesinde varlık gösterebiliyor mu?

 

            BARZANİ: Hiçbir varlığı yok; çünkü Kürt halkı, el  Kaide'nin izlediği yola ve Musul'dan, Erbil'e sızan  kişilerin düzenledikleri operasyonlara karşıdır. El Kaide  veya onu destekleyen örgütlerin Kürdistan bölgesinde hiçbir  varlığı yok.

 

            ŞİRBEL: El Kaide ile ittifak yapan Kürtler yok mu?

 

            BARZANİ: Çok az sayıda var, ancak bunlar Kürdistan  bölgesinde barınamadılar.

 

            ŞİRBEL: Kürdistan İşçi Partisinin sorunu ne?

 

            BARZANİ: Sorun, Türkiye ile. Bu konu siyasi bir konudur, siyasi yollarla çözülmediği takdirde bu sorun devam edecek.

 

            ŞİRBEL: Kürdistan İşçi Partisi üyeleri sizin bölgeniz  de mi barınıyorlar?

 

            BARZANİ: Sınır boyunca bulunuyorlar; bölgede varsa  bile, yerleşim birimlerinin dışında ve dağlık bölgededirler.

 

            --Sahte Sınır--

 

            ŞİRBEL: Devlet kurma düşünüz devam ediyor mu?

 

            BARZANİ: Kürtler bir ulus olduğu için, devlet kurmaları yasal haklarıdır. Ben bunu bir düş olarak  görmüyorum, çünkü diğer uluslardan hiçbir farkı yoktur,  bundan dolayı da bağımsız bir devleti olması yasal bir  haktır.

 

            ŞİRBEL: O zaman gerçekleşti mi?

 

            BARZANİ: Gerçek olacak, ancak ne zaman bilemiyorum.

 

            ŞİRBEL: Belki de yüzyıllar sonra?

 

            BARZANİ: Belki. Ancak sonuçta 40 milyon nüfuslu bu  millet bağımsız devletine kavuşacak. 

            ŞİRBEL: Coğrafi açıdan, bulunduğunuz sınırın devamı var mı?

 

            BARZANİ: Şimdiki sınırlar sahte sınırlardır. Bazı  köylerimiz, komşu ülkelerle paylaşılmış durumda.

 

            ŞİRBEL: Kürdistan'ın bağımsızlığını ilan etmek hiç  aklınızdan geçti mi?

 

            BARZANİ: Ben buna cesaret edemem; sağlam bir şekilde  kendi ayaklarının üzerinde durabilecek duruma geldiğinde  bunu ilan edeceğiz veya edecekler. Ancak, o zamanın ne  zaman geleceğini bilemiyorum.

 

            ŞİRBEL: Molla Mustafa Barzani'nin (babası) yapamadığını sizin başardığınız gibi bir his var mı içinizde?

 

            BARZANİ: Onun bize çizdiği yol doğrultusunda başardık. Biz onun öğrencileriyiz.

 

            --Kürdistan ve İsrail--

 

            ŞİRBEL: Güvenlik ve ekonomik açıdan İsraillilerin  Kürdistan'a sızdığı ve İsrail'in, azınlıklar konusunda  birtakım çalışmalar yapmak üzere bölgeye döndüğü söyleniyor, ne düşünüyorsunuz?

 

            BARZANİ: Kürdistan bölgesi Irak'ın bir parçası, yasal  açıdan da tek başımıza hiçbir ülkeyle ilişki kurma hakkına  sahip değiliz. İsrail, Bağdat'taki büyükelçiliğini açtığı  zaman, Erbil'deki konsolosluğu da açılacak. Buna rağmen,  İsrail ile ilişki kurmayı bir suç olarak görmüyorum, ancak  Irak Anayasasına da karşı çıkmayacağım. İsrail'in, tüm  Arap ülkeleriyle de ilişkileri olduğunu unutmamak gerekiyor.

 

            ŞİRBEL: Hepsiyle mi?

 

            BARZANİ: Zannediyorum ki tümüyle. Bazı Arap ülkeleri  bunu açıkça ilan etmiş, bazıları da bunu gizlice yapıyor.  İsrail, diğer ülkelerle ilişki kuruyorsa, başkalarıyla da  bunu gerçekleştirmesinin neresi suç? Buna rağmen, İsrail'in  Kürdistan bölgesinde hiçbir faaliyetinin olmadığını kesin  bir dille söyleyebilirim.

 

            ŞİRBEL: Askeri açıdan durumunuz nedir, silaha ihtiyacınız  var mı?

 

            BARZANİ: Biz de silah çok, isteyen varsa verebiliriz  (şaka yapıyor). İnşallah silaha ihtiyacımız olmaz.

 

            ŞİRBEL: İran ile olan ilişkiler konusunda neler  diyeceksiniz?

 

            BARZANİ: İran ile ilişkilerimiz normal. Ekonomik  alanda ilişkilerimiz var. Kürdistan'da, İran ile hiçbir sorunumuz yok.

 

            ŞİRBEL: İran'ın, Irak'ın Kürdistan bölgesindeki  müdahalesinden bahsediliyor, ne diyorsunuz?

 

            BARZANİ: Kürdistan bölgesinde değil. İran'ın müdahalesi  varsa, başka bölgelerdedir.

 

            --Suriye ve İran'ın Rolü--

 

            ŞİRBEL: Irak'ta iki ülkenin etkisinden bahsediliyor:  Suriye'nin ve İran'ın rolü. Kürdistan bunlardan uzak mı?

 

            BARZANİ: Bölgedeki hiçbir ülke, Kürdistan üzerindeki  emellerini gerçekleştiremedi. Bunun nedeni, halkın buna  karşı çıkması ve uygun zeminin olmamasıdır.

 

            ŞİRBEL: Suriye ile ilişkileriniz nasıl?

 

            BARZANİ: Suriye ile ilişkilerimiz eskidir, ancak son zamanlarda eskisine nazaran daha soğuk.

 

            ŞİRBEL: Neden?

 

            BARZANİ: Bilmiyorum, belki onlardan kaynaklanıyor.  Görünen o ki ilgi alanları değişti. 

 

            ŞİRBEL: Saddam'ın devrilmesinden en kazançlı çıkan tarafın Kürdistan'daki Kürtler olduğu söyleniyor. Çünkü Araplar Sünni-Şii fitnesine düştü. Bu olayların, sizin  çıkarınıza olduğunu düşünüyor musunuz?

 

            BARZANİ: Gelişmeler Irak'ın çıkarına oldu. Ancak, bizler fırsattan istifade ederken, Sünni ve Şii Arap  kardeşlerimiz için aynı şeyi söyleyemeyiz; bu da bizim  suçumuz değil. Biz hala yardım için elimizi uzatıyoruz  ancak kendileri fırsattan istifade etmek istemiyorlarsa neden Kürtler cezalandırılsın ki?

 

            ŞİRBEL: Kürdistan'ın içinde Irak Devlet Başkanı ve  bölge lideri bulunuyor. İlişkileriniz ne ölçüde?

 

            BARZANİ: Sıkı ilişkiler içersindeyiz. Anlaşmazlık  sayfası kapandı.

 

            ŞİRBEL: Gerçekte kurumlar arasında bölünmeler göze  çarpıyor, bu konuda ne düşünüyorsunuz?

 

            BARZANİ: Birleştirme çalışmaları başarıyla devam  ediyor.

 

            ŞİRBEL: Kürdistan'daki durum ne?

 

            BARZANİ: Gelişmeler var. Ancak, hala elektrik ve yakıt  gibi büyük sorunlarımız var. Eski rejim, bölgede hiçbir  projeyi hayata geçirmedi, bunun için sıfırdan başlıyoruz.

 

            ŞİRBEL: Yatırımcıların, Kürdistan'a gitme yönünde bir  eğilim var mı? 

 

            BARZANİ: Böyle bir eğilim var, çünkü Kürdistan'da  çok büyük fırsatlar var.

 

            ŞİRBEL: Güvenlik açısından ne durumdasınız?

 

            BARZANİ: Halkımızla güvenlik teşkilatımız işbirliği  içerisinde ve her ikisine de teşekkür ediyorum. Güvenlik  açısından çok iyi durumdayız. 

            ŞİRBEL: Hristiyanların, Bağdat'tan Kürdistan bölgesine  göç etmeleri konusunda ne düşüyorsunuz?

 

            BARZANİ: Bu doğru. Göç, sadece Hristiyanları değil,  Arap ve Müslümanları da kapsıyor. Şu ana kadar yaklaşık  18 bin Arap ailesi Kürdistan'a göç etti. Bizler de onları  büyük bir sevinçle karşılıyoruz.  

 

            ŞİRBEL: Irak'taki Hristiyanların varlığından korkuyor  musunuz?

 

            BARZANİ: Ben onlara, yurt dışına göç etmemelerini  tavsiye ediyorum. 

 

            ŞİRBEL: Siz Kürt olmayanların haklarını koruyor musunuz?

 

            BARZANİ: Anayasamızla ilgili çalışmalar devam ediyor.  Anayasa, din ve ırk ayrımı yapmaksızın bölgede yaşayan  vatandaşların hepsinin haklarını koruyacak.

 

            --Amerikan Askerlerinin Çekilmesi--

 

            ŞİRBEL: Amerikalılar, yakın bir zamanda çekilmeyi  düşündükleri konusunda sizlere herhangi bir bilgi  verdiler mi?

 

            BARZANİ: Irak'taki durum düzelmeden çekilmeyeceklerini  söylüyorlar, çünkü hızlı bir çekilme faciaya yol açacak.

 

            ŞİRBEL: Kürdistan'daki güvenliği kimler sağlıyor?

 

            BARZANİ: Polis.

 

            ŞİRBEL: Bölgede Irak ordusuna bağlı birlikler var mı?

 

            BARZANİ: Evet, Savunma Bakanlığına bağlı birliklerin  yanı sıra Peşmerge de bulunuyor.

 

            ŞİRBEL: Siz rahat mısınız?

 

            BARZANİ: Irak istikrara kavuştuğu anda ben de rahata  kavuşacağım. 

 

            ŞİRBEL: Amerikan birliklerinin, Irak'tan çekilmesi  halinde, göç edenlerin bölgeye dönmesinden korkuyor musunuz?

 

            BARZANİ: Kürdistan halkı, Irak'taki Arap kardeşlerimiz  için kalplerini açmaya hazır.

 

            ŞİRBEL: Irak'ta iç savaş çıkması halinde, çoğu Sünnilerden  oluşan Kürtlerin, Sünni Arapların yanında yer alması ihtimali  ne kadardır?

 

            BARZANİ: Zannetmiyorum. Şii-Sünni savaşının çıkması  halinde hiçbir tarafta yer almayacağız, aksine durdurmak  için çabalayacağız.

 

 

EL HAYAT: "KÜRTLER, IRAKLI KİMLİĞİNDEN VAZGEÇMİYOR, BAŞKALARI

                         DA ÜLKELERİNİ PARÇALAMAK İÇİN YARIŞ HALİNDE"

 

            ANKARA, 27/03(BYE)--- Londra'da Arapça yayımlanan  el Hayat gazetesinin 27 Mart 2007 tarihli sayısında, Sami  Şorş imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında bir haber yorum  yer almıştır. İnternetten sağlanan haberin çevirisi şöyledir:

 

            Orta Doğu'da taraflar bölgede yaşayan 35 milyon Kürdün  Irak, Türkiye ve İran arasında paylaşılmaya çalışıldığı ve  bu ülkeler tarafından bölüştürülme tehlikesiyle karşı  karşıya bırakıldığı fikrine katılıyor. Ancak aynı zamanda,  nedenleri ne olursa olsun, bölgedeki bir halkın isteklerini  göz ardı etmenin ve bağımsızlık beklentilerini bastırmanın  tehlikesi konusunda uyaran bir başka görüşe de katılmadığımız  sürece, bu katılımımızın hiçbir anlamı kalmıyor.

            Kürt halkı ve benzer halkların, demokrasiyi bilmeyen bir  ülkede gelişmedikleri, kalkınmadıkları ve kimliklerini özgürce sergileyemediklerini hissettikleri anda uluslararası yasalar  çerçevesinde bağımsızlık ilan etme yönündeki istekleri ve duyguları kabarıyor.

            Kürt halkı gibi büyük bir halkın kendi devletini  kurma hakkının tartışma konusu olduğu bir dönemde  istikrardan nasıl bahsedebiliriz ki? Orta Doğu'da veya  dünyanın herhangi bir yerindeki istikrar, halkların,  bireysel kalkınma ve bağımsızlık isteğini engellemek  anlamına mı geliyor? İstikrar, halkın ve toplulukların  isteklerinin aksine sağlanabilir mi?

            Soruları yanıtlamak için Irak'taki Kürdistan Bölge  lideri Mesud Barzani'nin daha önce yaptığı açıklamaya yer  vermek gerekiyor. Barzani, Kürtler, Iraklılar, hata birçok  Arap ve bölge ülkeleri arasında sakinliği ve açık sözlülüğüyle  biliniyor. Barzani, ortak anayasa ve federal bir Irak devleti  çerçevesinde, Kürt halkının haklarını belirtme konusunda çok  açık ve netti. Barzani'nin, yakın bir zamanda Suudi Arabistan  ve Ürdün'e yaptığı başarılı ziyaretinin, halkının, ılımlı Arap  ülkeleriyle olan ilişkilerini geliştirmek ve devam ettirmek  amacıyla gerçekleştiği herkes tarafından biliniyor.

            Kürt halkının devlet kurma isteğini açıkça ilan eden  Barzani, halkına, çıkarlarının, yeni bir Irak çerçevesinde  aktif bir rol üstlenmekten ve barış içinde yaşamaktan geçtiği  konusunda da sık sık öğütler verdi.

            Hiç şüphe yok ki Kürtler, Arap ve bölge ülkeleriyle olan  ilişkilere büyük önem veriyorlar. Geçen yıllar içinde Irak'ta  demokrasinin sağlanması adına yaptıkları fedakarlıklar, bu  konuda başkalarının yaptıklarını kat kat aşıyor.

            Tüm yaşananlara rağmen, Kürtler, haklarının göz ardı  edilmemesi şartıyla, demokratik bir Irak içinde yaşamaya  hazır olduklarını söylüyorlar.

            Kürt liderler, Irak'ı diktatörlükten kurtarmak ve ülkede  demokrasiye dayalı bir sistem kurmak için harcanan çabalarda  öncü bir rol üstlenmeye özen gösterdiler. Liderler, Irak'ta  anlaşamayan taraflar arasındaki görüş ayrılıklarını en aza  indirmek ve orta bir noktada buluşmalarını sağlamak, anayasayı  hazırlama sürecini tamamlamak ve hükümet kurma çalışmalarında  yer almak gibi konularda büyük çaba harcadı.

            Göz ardı edilmemesi gereken gerçeklerden biri de şudur:  9 Nisan 2003'te Saddam Hüseyin'in devrilmesinin ardından,  Kürtlere, devlet kurma fırsatı doğdu, ancak Kürtler bunu  kullanmak yerine Irak'ı çöküşe giden durumdan kurtarma  çabasına girdi. Barzani'nin, çatışma yerine, affetme ve  anlaşma yollarını aramaları konusunda bütün Iraklılara  yaptığı çağrı, Kürtlerin, Iraklıların, iç savaşa sürüklenme  tehlikesiyle karşı karşıya kalmamalarına özen gösterdiğinin  en büyük kanıtıdır.

            Ancak Kürtler, bu tip çağrılar yaparken, bunun  karşılığında da Irak'taki Kürt olmayan diğer gruplar,  Irak'ın parçalanmasına ve çöküşüne yol açacak iç savaşın  çıkması için çabaladılar.

            Bu arada, İsrail-Kürt ilişkilerinin tehlikesi konusunda korkutulan bazı Iraklı Araplar, Kürtlerin hakları konusunda  anlaşamıyorlar. Ancak söz konusu Arapların, Kürtlerin, birçok  Iraklının unuttuğu, Irak'ın toprak bütünlüğünü koruyan tek  güvence olduğu konusunda hemfikir oldukları da bir gerçektir.

            Arap ülkelerindeki bazı kesimler, bölgede daha fazla  kargaşanın yaşanmasını önlemek için en uygun çözümün,  Kürtlerin bağımsızlık ilan etme düşüncesinden vazgeçmeleri  olduğu yönünde çağrı yapmaktan geri kalmıyor. Ancak, bu tür  çağrıların, İran'daki Ahvaz bölgesinde yaşayan Araplar  veya Filistinliler ya da Keşmirliler için yapılmadığına  dikkat çekildi. Söz konusu çevreler, Kürtlerin İsrail ile  kurduğu hayali ilişkiyi bahane ederek, Kürtlerin durumuyla  ilgili sık sık açıklamalarda bulundular.

            Barzani, bölgede İsrail ile ikili ilişkiler kurmanın,  artık şaşılacak bir durum olmaktan çıktığını açıkça belirtti.  Kürdistan bölgesini ziyaret edenlerin, burada İsrail'in  varlığının olmadığı gerçeğini kendi gözleriyle görebileceklerini  söyleyen Barzani, Kürtlerin, diğer ılımlı halklar ve ülkelerden  farksız olarak, İsrail ile normal ilişkiler kurmayı bir suç  olarak görmediğini kaydetti. İsrailliler ise, Kürtlerle ilişki kurmalarının,        Türkiye ve bazı Arap ülkeleriyle olan ilişkilerini  olumsuz bir şekilde etkileyeceğini düşünüyor.

            Kürtler, İran ve Suriye gibi ülkelerin, İsrail'le kötü  ilişkileri olması nedeniyle, bu aşamada İsrail'le ilişkiler  kurmanın çok tehlikeli ve olumsuz sonuçlar doğurabileceğinin  farkındalar.

            Tüm yaşananlar akla şu soruyu getiriyor: Bazı Müslüman  ve Arap ülkelerinin başkentlerinde İsrail bayraklarının  dalgalandığı bir dönemde, neden sadece Kürtlerin, İsrail ile  olan sözde ilişkileri tartışılıyor ve yadırganıyor?

 

 

 

DİĞER

 

 

AZERBAYCAN BASINI

 

Değerlendirme:

 

Azerbaycan basını Irak konusunu, “Türkiye ile Azerbaycan'ın ortak mücadelesinin Irak Türkmenlerini mutlu etmesi” bağlamında değerlendirmektedir.

 

 

HALK CEPHESİ: "TÜRKİYE İLE AZERBAYCAN'IN ORTAK MÜCADELESİ

                                   IRAK TÜRKMENLERİNİ MUTLU EDİYOR"

 

            BAKÜ, 28/03(BYE)--- Tirajı günde 3.000 olan muhalefet  eğilimli Halk Cephesi gazetesinin 28 Mart 2007 tarihli  sayısında, yukarıdaki başlık altında yayımlanan haberin  çevirisi şöyledir:

 

            APA Ajansına açıklama yapan Irak Türkleri Kültür ve  Yardımlaşma Derneği Genel Başkanı Kemal Beyatlı, "Irak,  ABD başta olmak üzere, emperyalist güçler tarafından işgal  edildi. Geçen dört yılda, demokrasi vaatlerinin yalan  olduğunu gördük. Bunun acı sonuçlarına şimdi Irak halkı  katlanıyor" dedi.

            Beyatlı'nın açıklamalarına göre, ABD'nin diktesiyle yeni  kurulan sözde Irak Hükümetinin yasaları, Irak'taki halkların parçalanmasına yönelik ve bu çabalar sonuçlarını göstermeye  başladı. Irak Anayasası'nda Türkmenlerin haklarının ihlal  edildiğini bildiren Beyatlı, "Türkmenler Irak'ta sayı olarak  üçüncü halk ve bizlere bu sayıya göre imkan sağlanmalı. Siyasi teşkilatlarımız,

            Türkmenlerin tarihi, coğrafyası, kültürü ve  insan haklarına yönelik mücadelelerini sürdürecektir. Irak  Türkmenlerinin haklarının sağlanması için Türk devletlerinin  bir olması gerekiyor. Türkiye ile Azerbaycan'ın ortak mücadelesi  Irak Türkmenlerini mutlu ediyor. Diğer Türk devletlerinin de  bu iki devletin peşinden gideceğine ve sürecin Türk birliğinin kurulmasıyla sonuçlanacağına inanıyorum" dedi. 

 


 

İRAN BASINI

 

Değerlendirme:

 

İran basını Irak konusunu, “Kuzey Irak'taki Kürt Bölgesi Yönetimi Başkanı Barzani’nin Türkiye'nin Kerkük'e müdahalesine izin vermeyeceklerini belirtmesi” çerçevesinde değerlendirmektedir.

 

 

TAHRAN RADYOSU: "BARZANİ: TÜRKİYE'NİN KERKÜK'E MÜDAHALE

                                           ETMESİNE İZİN VERMEYİZ"

 

            ANKARA, 24/03(BYE)--- Tahran Radyosu'nun 07.30-08.30  Türkçe yayınından:

 

            Kuzey Irak'taki Kürt bölgesi yönetimi başkanı Barzani,  Kerkük'ün Irak'ın bir kenti olduğunu belirterek, "Türkiye'nin  Kerkük'e müdahalesine izin vermeyiz" dedi.

            Barzani, Irak yönetimi ülkeyi tamamen kontrol altında  alabilmesinden önce Amerikan güçlerinin çekilmesini şiddetli  bir iç savaşa ve büyük bir krize yol açabileceğini de savundu.

            Kuzey Irak'taki Kürt bölgesel yönetimi ise Irak'ın petrol  merkezi olacağız yolundaki açıklamaları yankı yaptı. Financial  Times gazetesinde Kürt yönetiminin bölgedeki yabancı petrol  şirketlerinin varlığını üç kat artırmayı planladığını belirtirken  The Times gazetesi de, Kürt yönetiminin petrol lisansları  konusunda Bağdat'a meydan okuduğunu yazdı.

 

 

 

RUSYA BASINI

 

Değerlendirme:

 

Rusya basını Irak konusunu,Türkiye’de 1915 yılında yaşanan kanlı olayların soykırım olarak tanımlandığı karar tasarısının ABD Kongresince kabul edilmesi halinde, Irak ve Afganistan'da görev yapan Amerikan askerlerine araç gereç temininin güçleşebileceği” bağlamında değerlendirmektedir.

 

 

PROFİL: "IRAK VE AFGANİSTAN'DA GÖREV YAPAN AMERİKAN

                   ASKERLERİNE, ARAÇ GEREÇ TEMİNİ GÜÇLEŞEBİLİR"

           

            MOSKOVA, 26/03(BYE)--- Tirajı haftada 83 bin olan  liberal eğilimli Profil dergisinin 26 Mart 2007 tarihli  sayısında, yukarıdaki başlık altında yayımlanan yazının  çevirisi şöyledir:

           

            Ermenilerin Osmanlı İmparatorluğunda kitle halinde  öldürülmesi, zaten karmaşık olan Türk-Amerikan ilişkileri  için yeni bir sınama olacak.

            Türkiye, 1915 yılındaki kanlı olayların soykırım olarak tanımlandığı karar tasarısının ABD Kongresince  kabul edilmesi halinde, bu adımın, Washington için  askeri dahil, ciddi sonuçlar yaratabileceği uyarısında  bulundu.

            Türkiye Dışişleri Bakanlığı tarafından iki hafta önce yapılan açıklamada, tasarının kabul edilmesi durumunda  alınacak önlemlerin, tahmin edilenin ötesinde olacağı ve  etkilerinin uzun süre hissedileceği belirtilmişti. Türkiye  Parlamentosu Dışişleri Komisyonu Başkanı ve aynı  zamanda iktidar partisi AKP'nin milletvekili olan Mehmet  Dülger, konu ile ilgili olarak yaptığı açıklamada,  Amerikalıların, İncirlik Hava Üssünden daha az sayıda  Amerikan askerini sevk edebileceklerini söyledi. Amerikan  askerleri halen, daha ziyade ABD'nin yararlandığı İncirlik  Hava Üssü üzerinden Irak ve Afganistan'a gönderiliyor.  Bilindiği gibi, 2003 yılında Amerikan askerlerinin Türkiye  toprakları üzerinden Irak'a gönderilmesinin Türkiye  parlamentosu tarafından reddedilmesi nedeniyle, stratejik  ortak olan Türkiye ve ABD arasındaki ilişkilerde kriz  yaşanmıştı.

            ABD hükümeti, anılan karar tasarısının Kongre tarafından  kabul edilmesini önlemeye çalışıyor. Bu çerçevede, ABD  Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ve Savunma Bakanı Robert  Gates, önde gelen parlamenterlere gönderdikleri mektupta,  ABD'nin ulusal çıkarlarına gelebilecek zarara işaret ettiler.  Şubat ayında Washington'da temaslarda bulunan Türkiye Dışişleri  Bakanı Abdullah Gül ve Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt,  Amerikan tarafına baskı yapmaya çalıştılar. Yani, Ankara söz  konusu kan dökülme olayına soykırım gözüyle değil, Birinci  Dünya Savaşı çerçevesinde trajik bir olay gözüyle bakıyor.

            Bu arada, ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Demokrat partili Nancy Pelosi, mevcut soruna olan yaklaşımını gizlemek istemedi ve Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ü kabul etmedi.

 

 

 

 

ARŞİV