|
|
||
| 29.03.2006 | ||
|
ABD BASINI
Değerlendirme:
ABD basını Irak konusunu, “Amerika’nın Bağdat’ta 10 Mart’ta İran ve Suriye ile aynı masaya oturmasının ardından Irak için ‘aktif diplomasi’ yürüten Ankara’da Orta Doğu trafiğinin yoğunlaşması, Amerika’nın Irak’taki Kürt liderlere baskı yaparak PKK’nın Türkiye aleyhindeki hareketlerinin Iraklı Kürtlere de zarar verdiğini ve onların PKK’ya vazgeçmesini söylemelerini sağlaması, Irak Devlet Başkan Yardımcısı Haşimi’nin Türkiye'nin PKK’yla mücadele etmek amacıyla Irak'a saldırma olasılığı konusunda uyarıda bulunması, Amerika Dışişleri Bakanı Rice'ın gelecek ay Irak'taki güvenlik durumuna yardımcı olması amaçlanan bir uluslararası konferansa katılmak üzere Türkiye'ye bir ziyarette bulunabileceği, ABD Savunma Bakanı Gates'in Türkiye'nin kaygılarını paylaştıklarını açıklaması” çerçevesinde değerlendirmektedir.
AMERİKA'NIN SESİ RADYOSU: "ANKARA'DA ORTA DOĞU TRAFİĞİ"
ANKARA, 26/03(BYE)--- Amerika'nın Sesi Radyosunun 25 Mart 2007 tarihli Türkçe internet sayfasında, Hilal Köylü imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan haber şöyledir:
Amerika’nın Bağdat’ta 10 Mart’ta İran ve Suriye ile aynı masaya oturmasının ardından Irak için "aktif diplomasi" yürüten Ankara’da, Orta Doğu trafiği yoğunlaşıyor. Ankara, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi lideri Mesud Barzani’nin Arap ülkelerindeki temaslarını yakından izlerken, bu haftaya İngiltere Dışişleri Bakanı Margaret Beckett’ı ağırlayarak başlayacak. Başbakan Erdoğan, 28 Mart’ta Riyad’da yapılacak Arap Birliği zirvesine katılacak. Ankara’da dikkatler İstanbul’da Irak için yapılması öngörülen uluslararası güvenlik konferansına çevrilmiş durumda. Konferansın nisan başında dışişleri bakanları seviyesinde yapılması için bir taraftan Amerika ve Birleşmiş Milletler ile yoğun temas kuran Dışişleri Bakanlığı, bir taraftan da tüm Orta Doğu dünyasının onayını almaya çalışıyor. Bakanlığın, Amerika ve BM’den onay aldığı belirtilirken, konferansın Bağdat dışında yapılmasını istemeyen İran’ı ikna için geçen hafta Ankara’nın konuğu olan Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek ile birlikte temaslarını yoğunlaştırdığı kaydediliyor. Ankara, bu yoğun temaslar arasında Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi lideri Mesut Barzani’nin Arap ülkelerine yaptığı ziyareti de yakından izliyor. Arap ülkelerinin Şii İbrahim El-Maliki hükümetini ve Irak’ta artan Şii etkisini dengelemek için Barzani ile görüşmek istediklerini düşünen Türk diplomatlar, Barzani’nin bölge halklarıyla diyaloğunu normal görüyor. Hem düşünsel hem de fiziksel olarak Irak gündeminin yoğunluk kazandığı Ankara’da bu hafta devreye bir de İngiltere Dışişleri Bakanı Margaret Beckett girecek. Bu akşam Ankara’da olacak Beckett, yarın Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile biraraya gelecek. Beckett ile Gül görüşmesinde, Irak’taki gelişmelerin öne çıkacağı belirtiliyor. Gül ile görüştükten sonra İstanbul’a geçecek olan Beckett, Türkiye’nin AB üyelik sürecini değerlendirmek için de burada Başmüzakereci Ali Babacan’la görüşecek. Öte yandan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 28 Mart Çarşamba günü Suudi Arabistan’da yapılacak Arap Birliği zirvesine katılacak. Erdoğan’ın Riyad’da Filistin’in yeni uzlaşma hükümeti Başbakanı İsmail Haniye ile de görüşmesi gündemde. Başbakan Erdoğan’ın katılacağı Arap Birliği toplantısının en önemli gündem maddelerinden biri, Filistin’de yeni kurulan hükümete destek vermek ve Arap barış planını hayata geçirmek. Riyad’daki zirveye Arap liderleri ve Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin yanı sıra Türkiye ile birlikte Pakistan, Endonezya ve Malezya da davetli. Başbakan Erdoğan’ın zirvede yapacağı konuşmada Orta Doğu’da Şii-Sünni bloklaşmasına karşı uyarıda bulunması ve yeni Filistin hükümetine de destek vermesi planlanıyor.
AMERİKA'NIN SESİ RADYOSU: "ATC KONFERANSI BAŞLIYOR"
ANKARA, 26/03(BYE)--- Amerika'nın Sesi Radyosunun 26 Mart 2007 tarihli Türkçe internet sayfasında, Barış Ornarlı imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan Washington çıkışlı haber şöyledir:
Türk-Amerikan Konseyi’nin (ATC) yıllık konferansı pazartesi günü Washington'da başlıyor. Bu yıl konferansta, Amerika'yı en üst düzeyde, Savunma Bakanı Robert Gates, Türkiye'yi de Devlet Bakanı ve Avrupa Birliği Başmüzakerecisi Ali Babacan temsil edecek. Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Nabi Şensoy'la Amerika'nın Ankara Büyükelçisi Ross Wilson da toplantılara katılacak. Toplantılarda ayrıca, Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Ergin Saygun ve Amerika Genelkurmay Başkan Yardımcısı Amiral Edmund Giambastiani birer konuşma yapacaklar. Toplantılarda, Türkiye’yle Amerika arasındaki siyasi, askeri ve ekonomik ilişkiler değerlendirilecek. Türk-Amerikan Konseyi Başkanı emekli Büyükelçi James Holmes, geçtiğimiz günlerde Amerika’nın Sesi’ne konuk oldu. Konferans hakkında bilgi veren Holmes, ayrıca Türk-Amerikan ilişkileri açısından önemli olan gelişmeleri değerlendirdi.
--Ermeni Tasarısı--
Önce Temsilciler Meclisi'ne, sonra da Senato’ya sunulan Ermeni soykırımı iddialarıyla ilgili tasarılar, Türk-Amerikan Konseyi tarafından kaygıyla karşılanıyor. Konsey Başkanı Holmes, Türk-Amerikan Konseyi’nin tasarıların ne kadar olumsuz olduğunu Kongre üyelerine anlatmaya çalıştığını söyledi: "Bu tasarı beni kaygılandırıyor. Türk-Amerikan Konseyi ve üyeleri de kaygılı. Yasama organının bir girişimiyle gereksiz bir fırtına yaratılıyor. Ermenistan’ı geçmişinden kurtarmıyor; 21. yüzyıldaki gerçekleri görmesini sağlamıyor. Ermenistan–Türkiye ilişkilerinin iyileştirilmesine katkıda bulunmuyor. 15 yıldır devam eden Ermenistan-Azerbaycan krizinin çözümlenmesi için bir şey yapmıyor. Hatta, Türkiye’de tarih konusunda süren tartışmayı donduracak. Ve son olarak da Amerika’nın çıkarlarına zarar verecek. Bütün bunları göz önünde bulundurunca, insan merak ediyor; "ne diye bu kadar olumsuz bir tasarı Kongre’ye sunuldu?" Türk-Amerikan Konseyi, hem Senato’da hem Temsilciler Meclisi'nde olabildiğince çok üyeye ulaşarak bu konuda düşünmeden oy veremeyeceklerini, bunun derin etkileri olacağını anlatma konusunda kararlı." Aslında Amerikan Kongresine sunulan bu tasarılar, bağlayıcı değil; yaptırım gücü yok. Ancak, buradaki sorun, tasarının Amerika gibi etkin bir ülkenin meclisinde kabul edilmesiyle bu iddiayı destekleyenlerin güç kazanacak olmaları... Dahası, tasarının kabulünün, Türk-Amerikan ilişkilerine vereceği zararın büyüklüğü. Büyükelçi Holmes, şöyle konuştu: "Amerikan yasama sisteminin kendine özgü nitelikleri vardır. Bu tür tasarılar yasama faaliyeti içinde en anlamsız girişimlerdir. Bu tasarıların kesinlikle yaptırım gücü yok. Yönetimi veya Amerika’yı bir şey yapmaya zorlayamaz. Temsilciler Meclisine sunulan tasarı şu anda Dışişleri Komisyonunda görüşülmeyi bekliyor. Görüşmenin tarihi belirlenmiş değil. Bu tasarı konusunda kaygı verici esas unsur, Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin, Meclis Başkanı seçilmeden önce, böyle bir pozisyona geldiği takdirde tasarıyı genel kurulun gündemine alacağına dair söz vermiş olması... Ermeni asıllı Amerikalıların da bu konuda siyasi baskı uygulamaları nedeniyle bu işi ciddiye alıyoruz. Kongre üyeleri sırf seçmenlerini tatmin etmek için bu tasarıya düşünmeden oy veremezler. Bunu anlatmaya çalışıyoruz. Geçtiği takdirde bu karar bölgedeki ülkelerle ilişkilerimizi ağır bir şekilde etkileyecektir. Sadece, Amerika’nın Türkiye’yle ilişkisine değil; Ermenistan’ın çıkarlarına da zarar verecektir."
--PKK Terör Örgütüyle Mücadele--
Türk-Amerikan ilişkileri açısından bir diğer önemli konu da, kuzey Irak’ta varlığını sürdüren PKK terör örgütüyle mücadele... Büyükelçi Holmes da kesinlikle, daha fazlasının yapılması gerektiğini vurguluyor: "Evet daha çok şey yapmak gerekiyor. Ama 'ne yapılsın' diye sorarsanız, bu işi biraz karıştırıyor. Gerçek şu ki, Amerika Irak’ta ciddi güvenlik kaygıları ve sorunlarla karşı karşıya ve nispeten sükunet içindeki kuzey Irak’ta da benzer sorunlar yaratmak istemiyor. Kuzey Irak, Amerika’nın güvenliği açısından sakin; Türkiye’nin güvenliği açısından sorunlu bir bölge. Ve bu iki gerçeği kıyaslayınca sorunu görmüş oluyoruz. Burada, çıkarlar farklı. Neticede, sorumluluk sahibi olanlar bu konu hakkında açık konuşuyor: Daha fazlası yapılmalı. Soru şu: Amerika açısından kuzeydeki sükuneti bozmadan PKK konusunda nasıl kalıcı bir çözüm bulacağız. Benim anladığım kadarıyla Amerika’nın yaklaşımı Irak’taki Kürt liderlere baskı yaparak, onların PKK’ya vazgeçmesini söylemelerini sağlamak. Amerika, bir terör örgütü olan PKK’yla konuşmaz. Türkiye de konuşmaz. Ama onlarla konuşulması sağlanabilir. Bence, Amerika kuzey Irak’taki Kürt liderlerin, örgüte şu mesajı vermelerini sağlamaya çalışıyor: PKK’nın Türkiye aleyhindeki hareketleri, Iraklı Kürtlere de zarar vermektedir... Şimdi, bu strateji işler mi, bilemiyorum. Yetkililer, ilerleme kaydedildiğini belirtiyor. Türkiye ise, yeterince ilerleme olmadığını vurguluyor. Ancak şunu belirtmeliyim: Türkiye, ne zaman yeterli ilerleme kaydedilmediğini beyan etse, Amerikalı yetkililer Türkiye’ye hak veriyor. Kesinlikle, çok daha fazlasının yapılması gerekiyor." Emekli Büyükelçi James Holmes, Amerika’nın PKK terör örgütüne karşı, Öcalan’ın yakalanması gibi bir başarı elde etmesi durumunda, Türkiye’de Amerika hakkında olumsuz görüşlerin hemen değişeceğini düşünüyor. Holmes, Türk-Amerikan Konseyi’nin, PKK’ya karşı adım atılmasının ne kadar önemli olduğunu Amerikalı yetkililere sürekli ilettiğini söylüyor.
--Türk-Amerikan Konseyi--
Türk-Amerikan Konseyi, Türkiye’yle Amerika arasında ticaret, savunma, teknoloji ve kültür alanlarında ilişkilerin geliştirilmesini teşvik ediyor. Amerika’nın önde gelen iş kuruluşlarından biri olan Türk-Amerikan Konseyi, Türkiye’yle Amerika arasındaki bağları güçlendirmek için çalışıyor. Konsey üyeleri arasında her iki ülkeden büyük çaplı işletmeler, sivil toplum kuruluşları, siyasetçiler ve Türk-Amerikan ilişkilerine önem veren bireyler yer alıyor. Türk-Amerikan Konseyi’nin hedefleri arasında şunlar sıralanıyor: İki ülke arasındaki askeri, ticari ve kültürel ilişkilere zarar veren sorunların giderilmesine destek vermek; ikili ticaret ve yatırımların arttırılması; Amerika’yla Türkiye arasındaki stratejik ittifakın öneminin kamuoyuna ve özel sektöre anlatılması; Türkiye ve Amerika’nın tarih, kültür ve geleneklerinin daha iyi anlaşılmasının sağlanması; iki devlet arasında ve özel sektörler arasında diyaloğun arttırılması; ve iki ülke açısından önemli olan konular hakkında bilgi vermek.
AP: "IRAK DEVLET BAŞKAN YARDIMCISI TÜRKİYE'NİN IRAK'A SALDIRMASI KONUSUNDA UYARDI"
ANKARA, 27/03(AP)(BYE)--- Selcan Hacaoğlu bildiriyor:
Irak Devlet Başkan Yardımcısı Tarık el Haşimi bugün, Türkiye'nin ayrılıkçı Kürt gerillalarla mücadele etmek amacıyla Irak'a saldırma olasılığı konusunda uyarıda bulundu ve asilerin sınır ötesi saldırılarını önleme sözü verdi. El Haşimi Ankara'ya gerçekleştirdiği bir günlük ziyaret sırasında, Kürdistan İşçi Partisi (PKK) gerillalarını yakalamak için Türkiye'nin ülkesine olası saldırısı konusunda bir soruya cevaben, "Her iki ülkenin de birbirlerinin sınırlarına saygı göstermesini istiyor ve tarafların böyle bir şeye karşı olmalarını bekliyoruz" dedi. El Haşimi Irak'ın asilerin sınır ötesi saldırılarını önleme sözünü yineledi ve "Irak asla topraklarının diğer ülkelere, özellikle kardeş ve dost ülke Türkiye'ye yönelik saldırılar için bir üs olarak kullanılmasına izin vermeyecektir" dedi. Türkiye'nin siyasi ve askeri liderleri, Kuzey Irak'ın Kürt bölgesinde yuvalanan PKK asilerinin yok edilmesi konusunda Irak'ın işbirliği ve ABD'nin yardım düzeyinden duydukları hüsranı ifade ediyorlar. ABD, Türkiye'yi Irak'a girmemesi konusunda uyarıyor ve böyle bir girişimin ABD'nin önemli müttefiki Iraklı Kürt gruplarla gerilime sebep olmasından korkuyor. Bu ayın başında bir Türk general, yaklaşık 3,800 Kürt asinin Kuzey Irak'ta, Türkiye sınırında üslenmiş olduklarını söyledi ve ülkesinin, buradaki üslerden saldırılar düzenleyen ayrılıkçı Kürtleri yakalamak için sınırı geçme hakkı olduğunu ileri sürdü. Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ Diyarbakır gezisi sırasında, "Türkiye her zaman Kuzey Irak'taki ayrılıkçı terör örgütüne karşı uygun önlemleri alabilir" dedi. Ancak Başbuğ, Türkiye'nin olası askeri operasyonu, "kamuoyunun gündeminde gerektiğinden fazla yer almamalıdır" diyerek, ordunun Irak'la gerilim yaratmak istemediğini gösterdi. Savunma Bakanı Vecdi Gönül, medyada Türkiye'nin Irak sınırına asker yığdığı haberleri yer alırken geçen hafta sınır ötesi saldırı olasılığını reddetti. El Haşimi'nin bugün Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile, Irak'taki güvenlik durumunu ve yatırım fırsatlarını görüşmek üzere bir araya gelmesi planlanıyor.
THE WASHINGTON TIMES: "TÜRKİYE VE PKK TEHDİDİ"
ANKARA, 27/03(BYE)--- ABD'de yayımlanan The Washington Times gazetesinin 26 Mart 2007 tarihli sayısında, Tülin Daloğlu imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan makalenin çevirisi şöyledir:
Amerika Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice gelecek ay Irak'taki güvenlik durumuna yardımcı olması amaçlanan bir uluslararası konferansa katılmak üzere Türkiye'ye bir ziyarette bulunabilir. Böyle bir toplantı için Türkiye'den daha iyi bir yer bulunamaz zira Türkiye son dört yıl içerisinde en az İran ve Suriye kadar çok kez Irak'ı istila etmekle suçlandı. İlk suçlama, Türkiye'nin Amerika'ya, Irak'a kuzeyden cephe açmasına izin vermeyişinden yaklaşık bir ay sonra 2003 yılında gerçekleşti. En sonuncusu ise bir hafta önce Iraklı Kürt medyasının Türk ordusunun Kuzey Irak sınırını geçtiği haberinin ardından geldi. Mesnetsiz bu suçlamaların doğası akla, acaba Amerika ve Kürt yönetiminin Türkiye'yi provoke etmek konusunda ortak bir çıkarı olup olmadığı sorusunu getiriyor. ABD Dışişleri Bakanlığının Avrupa ve Avrasya'dan Sorumlu müsteşarı Daniel Fried "PKK sorunu, ele alınması gereken daha büyük ve daha karmaşık Türk-Kürt meseleleri içerisinde yer almaktadır" diyor. Aslında Türkiye'nin sınırı tehdit etmesinin tek gerekçesi meşru müdafaa olabilir. Her ne kadar PKK'nın terörist bir örgüt olduğu kabul edilmişse de Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sean McCormack, Amerika'nın bu meseleyi "güç kullanmadan" çözmeye çalıştığını söyledi. Şurası gayet açık ki dünya üstünde böylesi bir garantiye sahip bir başka terörist örgüt yok. Amerikalı siyasetçiler kendilerinin de ifade ettiği üzere Irak, Orta Doğu ve Kürtlerin geleceği konusunda -iyi ya da kötü- bir vizyona sahipler. Rice ocak ayında bir senato oturumunda şöyle demişti: "Bizim bölgesel bir yaklaşımımız mevcut. Bu da, Orta Doğu'da neler olacağına dair görüşlerimizi paylaşan hükümetlerle bir arada çalışmak." İstanbul toplantısı Amerika'ya Kürtler ile ilgili vizyonunu ortaya serme imkanı sağlıyor. Rice, Türkiye'nin "Kürdistan" denen bir yerle sınırını paylaştığını iddia etti. Amerika'nın görevi sona eren Irak Büyükelçisi Zalmay Halilzad "Irak'ın pek çok bölgesinde çok fazla acı ve şiddet var ancak neyse ki Kürdistan da değil" dedi. Kürt milliyetçiler, Kürdistan'ın Türkiye, Irak, İran ve Suriye'nin işgali altında olduğunu söylüyorlar. Dahası Amerika'nın PKK'yla mücadele özel temsilcisi olan General Joseph Ralston en sonunda görevinin mahiyetine açıklık getirdi. Ralston kısa süre önce katıldığı bir kongre oturumunda "Biz hem Türkiye'yi hem de Kürt tarafını -halihazırda PKK ile değil Kürt yönetimi ile görüşüyorum- oturup sorunların bazılarını çözmeleri konusunda yüreklendiriyoruz" dedi. Yani Amerika bu problemler ve nasıl çözülecekleri konusunda bir fikir sahibi. Türkiye'nin demokratikleşme süreci hızlanıyor. Ancak kimi zaman sancılı geçiyor. Ne devlet ne de medya tam anlamıyla üzerine düşeni yapıyor. Türkiye'de bir güvenlik yetkilisinin Kürt bir vatandaşa karşı işlediği suçlar hiçbir şekilde gazetelerinin ön sayfalarında yer almıyor. Kürt köylerinin yakılmasından, Kürtlerin yaşadıkları yerlerin boşaltılmasından, tecavüzlerden, gözaltındayken işkenceye maruz kalmalardan bahsedilmiyor. Medya terörizmle mücadelede destek çıkmak adına devletin hatalarını örtbas ediyor olabilir. Kürt meselesinin demokrasi ya da özgürlüklerle bir ilgisi yok. Şayet Kürtlerin istediği demokrasi ise bunun cevabı AB projesi. Türkiye'deki Kürt liderliği, bağımsıza yakın özerk bir bölge yaratmak ve Türkiye'deki merkezi yönetimi federasyona dönüştürmek yolunda Iraklı Kürtlerin izini takip etmek istiyor. Kürt siyasetçiler kendilerini Türk devletinin kurbanları olarak betimliyorlar. Bütünüyle bir Kürt partisi olan Demokratik Toplum Partisi parlamentoda temsil hakkının engellenmesinden yakınıyor. Türkiye'deki seçim yasasında siyasi partilerin meclise girebilmesi için toplam oyların en az yüzde 10'unu alma kuralı yer alıyor. Türkiye'nin önde gelen partilerinin pek çoğu son seçimlerde bu koşulu gerçekleştirememiş ve dolayısıyla da meclise girememişti. Ancak eğer Türkiye'deki Kürtlerin tamamı onlara oy verirse bu durumda kolaylıkla temsil edilme hakkını kazabilirler. Ancak bunun yakınına bile yaklaşamadılar. Türkiye'deki insan hakları ihlallerinin büyük kısmının Kürtleri hedef aldığı, bir mitten başka bir şey değil. Sistem yozlaşmışsa, demokrasi tam olarak tesis edilmediyse, tüm devlet kurumları arasında yargı en zayıf halkayı oluşturuyorsa bu durumda, etnik ya da dini geri planın hiçbir önemi olmaksızın halkın tümü yanlış gidişat dolayısıyla acı çeker. Kürtler, Türk vatandaşlarla aynı haklara sahip. Türkiye'nin eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal, eski Meclis Başkanı Hikmet Çetin, ülkenin en meşhur ses sanatçılarından biri olan İbrahim Tatlıses bu haklardan yararlananlardan sadece birkaçı. Türkiye kurulduğunda, Türk olmak demek sadece cumhuriyetin bir vatandaşı olmak anlamına geliyordu. Bugün ise Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan "Kürtlere 'Türk' demek olmaz" diyor. Türkiye'nin önde gelen gazetelerinden biri olan Milliyet'in yakın zamanda yaptırdığı bir kamuoyu yoklaması çoğunluğun artık kendisini "Türk" olarak addetmediğini daha çok etnik kimliklerini öne çıkardığını gözler önüne serdi. Görünüşe göre Türkiye değişiyor ve hala cevaplanmamış iki soru mevcut: Halk değişimden ne anlıyor? -birlik mi bölünme mi- ve Amerika'nın Kürtler için nihai amacı nedir?
AMERİKA'NIN SESİ: "ABD SAVUNMA BAKANI GATES: TÜRKİYE'NİN KAYGILARINI PAYLAŞIYORUZ"
ANKARA, 28/03(BYE)--- Amerika'nın Sesi Radyosunun 07.00-07.30 Türkçe yayınından:
ABD Savunma Bakanı Gates, Türk-Amerikan İş Konseyinin yıllık konferansında Türkiye ile stratejik ilişkilerin önemine değindi. Kuzey Irak ve PKK konusunda da önemli mesajlar verdi. Gates'in konuşmasını Özge Övün izledi:
Amerika Savunma Bakanı Gates, Türk-Amerikan Konseyi konferansında bir konuşma yaptı. Savunma Bakanı Gates, konuşmasının başında bundan 60 yıl önce Başkan Harry Truman tarafından gönderilen ve Truman doktrini olarak da bilinen Türkiye'ye acil yardım kararını hatırlattı ve Amerika'nın dost ve müttefik ülke Türkiye ile ilişkilerinin uzun soluklu olduğunun altını çizdi. Türkiye'nin bölgedeki konumu ve demokrasi kültürüyle önemli bir ülke olduğunu belirten Robert Gates, Türkiye'nin radikalizme karşı modernizmi, laikliği ve demokrasiyi temsil eden önemli bir ülke olduğunu söyledi. Savunma Bakanı Gates, Türkiye'nin Doğu ile Batı arasında çok önemli bir köprü görevi gördüğünü belirtti ve Türkiye'de modernizmin Osmanlı döneminde başladığını, Mustafa Kemal Atatürk tarafından devam ettirildiğini ve yakın zamanda Turgut Özal tarafından da ilerletildiğini belirtti. Robert Gates, Türk-Amerikan ilişkilerinde son yıllarda güçlükler yaşandığını, her ilişkide olduğu gibi inişler, çıkışlar olduğunu belirtti, ancak Savunma Bakanı, "her ilişkide olduğu gibi biz iki müttefik ülke olarak bu ilişkiler üzerinde çalışmalıyız, emek vermeliyiz" şeklinde konuştu. Robert Gates konuşmasında, Irak konusuna ağırlık verdi. Irak konusunda Türkiye ile ilgili olarak Kuzey Irak'ta kaygıların onlar için de endişe verici olduğunu belirtti. Gates, "PKK terörü sonucu ölen her Türk, bizim için Irak'ta başarısızlık demektir, bizim için de bir kayıptır" dedi. Savunma Bakanı Gates konuşmasında, Washington'un İran ile yüksek düzeyde görüşme yapmaya açık olduğunu da kaydetti ancak, İran Hükümetinin niyetleri konusunda gerçekçi olmak gerektiğini söyledi. Gates şöyle konuştu: "İran'ın niyeti ve nükleer programı konusundaki planları ile Irak ve bölgedeki hedefleri konusunda yanılgıya kapılmamalıyız."
AVRUPA BASINI
FRANSA BASINI
Değerlendirme:
Fransa basını Irak konusunu, “Irak Başbakan Yardımcısı Zubaiye'nin Bağdat'ta yaralanması, ABD'nin Bağdat Büyükelçisi Halilzad'ın İran'ın bazen hükümeti bazen de aşırılık yanlısı milisleri destekleyerek Irak'ta 'şizofrenik' bir politika yürüttüğünü belirtmesi, ABD'nin Orta Doğu'daki askeri operasyonlarının yeni komutanı Amerikalı Amiral Fallon'un Amerikan birliklerinin Irak'ta kazanmak için ‘son fırsatı’ yakalamaları gerektiğini belirtmesi, Başkan Bush'un Amerikan Senatosu’nun Irak'tan çekilme takvimine onay vermesinden dolayı 'hayal kırıklığına uğradığı' ve bu yöndeki her türlü yasa tasarısını veto edeceği” bağlamında değerlendirmektedir.
AFP: "IRAK BAŞBAKAN YARDIMCISI BAĞDAT'TA YARALANDI"
BAĞDAT, 23/03(AFP)(BYE)--- Resmi kaynaklardan alınan bilgiye göre Irak Başbakan Yardımcısı Selam el Zubaiye, Bağdat'ta bugün düzenlenen bir saldırıda yaralandı ve bir Amerikan hastanesine yatırıldı. ABD askeri sözcüsü Yarbay Christopher Garver "el Zubaiye yaklaşık bir saat önce (GMT 10:00) bir Amerikan hastanesine yatırıldı ve ameliyata alındı. Sağlık durumu ciddiyetini koruyor" dedi. Iraklı bir kaynaktan alınan bilgiye göre Başbakan yardımcısının ikamet ettiği adresin yakınlarında çifte intihar saldırısı gerçekleşti. Saldırılarda gerçekleşen patlamalarda üç kişi hayatını kaybetti.
AFP: "HALİLZAD: İRAN'IN IRAK'A YÖNELİK POLİTİKASI 'ŞİZOFRENİK'"
BAĞDAT, 26/03(AFP)(BYE)--- ABD'nin Bağdat Büyükelçisi Zalmay Halilzad dün yaptığı açıklamada, İran'ın, bazen hükümeti bazen de aşırılık yanlısı milisleri destekleyerek Irak'ta "şizofrenik" bir politika yürüttüğünü belirtti. Halilzad gazetecilere yaptığı açıklamada, "İran'ın şizofrenik bir politikası olduğunu düşünüyorum. Bir taraftan rejim değişikliğini olumlu karşılıyor ve Irak hükümetini destekliyor, diğer taraftan aşırılık yanlısı milislere silah, eğitim ve para desteğinde bulunduğuna dair oldukça net kanıtlar var" dedi. Halilzad şöyle devam etti: "İran, Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesini destekledi, Irak'ta demokratik süreci destekliyor, -nüfusun çoğunluğu Şii- ancak aynı zamanda ABD tarafından yürütülen koalisyonu başarısızlığa uğratmayı amaçlayan bir politika sürdürüyor. Bu politika, Irak kabinesinin çoğunluğunun menfaatlerine ters düşmektedir: Koalisyon, Irak'ın talebi üzerine ve BM'nin himayesinde bu ülkede bulunmaktadır." Gelecek günlerde Bağdat'tan ayrılacak olan Zalmay Halilzad, ABD'nin yeni BM Büyükelçisi olacak. Halilzad'ın yerine, eski Pakistan Büyükelçisi Ryan Crocker geçecek.
AFP: "FALLON: IRAK'TA KAZANMAK İÇİN SON FIRSAT"
WASHINGTON, 27/03(AFP)(BYE)--- ABD'nin Orta Doğu'daki askeri operasyonlarının yeni komutanı Amerikalı amiral William Fallon dün yaptığı açıklamada, Amerikan birliklerinin Irak'ta kazanmak için "son fırsatı" yakalamaları gerektiğini belirtti. Amiral Fallon, Amerikan ABC kanalına verdiği demeçte, "Irak'a ek birlikler gönderilmesiyle ve yeni yetkililer atanmasıyla, bizim başarıya ulaşmamız için halihazırda birçok unsur mevcuttur ve bizim bu fırsatı bir kez daha elde etmemizin pek mümkün olduğunu sanmıyorum" dedi. General John Abizaid'in halefi olan yeni Merkez Başkomutanı sözlerine şöyle devam etti: "Bu fırsattan istifade etmeliyiz ve başarıya ulaşmalıyız. Son haftalardan bu yana ilerleme başladığını görüyoruz, ancak gerçekten ileriye götürmeliyiz, zira başka fırsatımız olacağını düşünmüyorum." Amiral, mezhep çatışmalarında azalma olduğunu, ölü, yaralı ve kayıp sayısında düşüş görüldüğünü kaydetti. Amiral Fallon, Amerikan Kongresindeki mevcut tartışma göz önünde bulundurulduğunda, "vazgeçebilmenin ve 'biz kötü yaptık, bizim başka bir şansa ihtiyacımız var' diyebilmenin oldukça zor" olacağını ileri sürdü.
AFP: "BEYAZ SARAY: BUSH ÇEKİLME TAKVİMİNİ VETO EDECEK"
WASHINGTON, 28/03(AFP)(BYE)--- Beyaz Saray'dan dün yapılan açıklamada, Başkan George W. Bush'un, Amerikan Senatosunun Irak'tan çekilme takvimine onay vermesinden dolayı "hayal kırıklığına uğradığı" ve bu yöndeki her türlü yasa tasarısını veto edeceği belirtildi. Beyaz Saray Sözcüsü Dana Perino yayımladığı bildiride, "Başkan Bush'un, veto edeceği ve yasalaşma ihtimali bulunmayan bir tasarı üzerinde Senatonun çalışmaya devam etmesinden hayal kırıklığı duyduğunu" kaydetti. Kısa süre önce Senato, Amerikan birliklerinin Irak'taki taahhüdüne takvim belirlenmesi fikrini ilk kez desteklemişti. Senato, halihazırda incelenmekte olan savaşın maliyetiyle ilgili bir metinden her türlü çekilme takviminin çıkarılmasını amaçlayan ve Cumhuriyetçi azınlık tarafından sunulan değişikliği reddetti.
İNGİLTERE BASINI
Değerlendirme:
İngiltere basını Irak konusunu, “Kerkük'ün mezhepler arasındaki çatışmalar nedeniyle patlamanın eşiğinde olması, ABD Büyükelçisi Halilzad'ın görevinden ayrılmaya hazırlanması ve ülkenin kuzeyindeki görece huzurlu Kürdistan bölgesine gitmesi ve Kürt liderlere rehavete kapılmamalarını söylemesi, BM Konseyi’nin BM Genel Sekreterinin Irak ziyareti sırasında düzenlenen saldırıyı kınaması, Iraklı Kürtlerin petrol anlaşmalarını tek başlarına yapmaya hazırlanması, Kürtlerin petrol girişiminin Irak'ın yabancı petrol yatırımcısına kapılarını açtığını göstermesi, ABD'nin Türkiye'nin Kuzey Irak'a müdahalesini engellemeye çalışması, Irak'ın komşularının mülteci yükünün ağırlaşması ve ABD'de Senato'nun Başkan Bush'un veto tehdidine rağmen Amerikan askerlerinin Irak'tan çekilmesine ilişkin bir takvimi onaylaması” çerçevesinde değerlendirmektedir.
THE INDEPENDENT: "PETROL ZENGİNİ KERKÜK MEZHEPLER ARASINDAKİ ÇATIŞMALAR NEDENİYLE PATLAMANIN EŞİĞİNDE"
ANKARA, 22/03(BYE)--- İngiltere'de yayımlanan The Independent gazetesinin 22 Mart 2007 tarihli sayısında, Patrick Cockburn imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında Kerkük çıkışlı bir makale yer almıştır. İnternetten sağlanan yorumun çevirisi şöyledir:
Bu hafta başında Kerkük'ün merkezinde 35 dakika içerisinde patlayan yedi bomba, şehrin kara bulutlarla kaplanmasına neden oldu. Patlamalar Arap ve Türkmen mahallelerinde 12 kişinin hayatını kaybetmesine 39 kişinin de yaralanmasına yol açtı. Kerkük insanların birbirine çok da güvenemediği bir yer. Kürdistan Yurtseverler Birliği Partisi Kerkük sorumlusu Rafet Hamaraş, "Eminim bu patlamaların arkasında Kürtlerin olduğuna dair söylentiler çıkacaktır" diyor. Hamaraş, Kerkük'ün geleceği konusunda oy verilmeden önce birilerinin Kürtler, Araplar ve Türkmenler arasındaki etnik ayrılığı körüklemek istediğini söylüyor. Hamaraş, son saldırıların arkasındaki niyetle ilgili tahmininde haklı olabilir. Kent uzun tarihinde kritik bir noktaya doğru yaklaşıyor. Kerkük'te yaşayan 1.8 milyon kişi aralık ayında, kentin, özerk Kürt bölgesine katılıp katılmaması konusunda düzenlenecek referanduma katılacak. Kürtler katılım yönünde oy kullanacaklar ve muhtemelen de kazanacaklar; Araplar ve Türkmenler ise katılım aleyhine oyu kullanıp kaybedecekler. Kerkük meselesi Irak için, İrlanda'nın belli bölgelerinin egemenliğine ilişkin sorunun İngiliz siyasetinde kullanıldığı gibi bölücü bir konu. Kerkük'ün kontrolü meselesi Saddam Hüseyin zamanında Kürtlerle Arapların ayrılığına yol açmıştı ve bu hala sürüyor. Henüz bir patlama olmamasına rağmen kent genellikle "barut fıçısı" olarak anılıyor. Ancak bu patlama olmayacağı anlamına gelmiyor, referandum bu patlamanın fitilini ateşleyebilir. Kürtler, Saddam'ın etnik temizlik kampanyasına kadar kentte çoğunluğu oluşturduklarına inanıyorlar. Saddam rejiminin 2003 yılının nisan ayında yıkılmasının ardından Kürtler, Kerkük'ü ve petrol yataklarını ele geçirdiler ve şimdi bunlardan vazgeçme gibi bir planları yok. Arap siyasi partileriyle Bağdat'ta gerçekleştirdikleri görüşmeler sırasında Kürtler, Kerkük'ü ele geçirme mücadelesi verdiler ve anayasada kenti geri almaya hak kazandılar. Araplar kenti terkeder ve Kürtler geri dönerken, bu ay sonunda sonuçlandırılması gereken işlerin başında normalleştirme geliyor. Bundan sonra uzlaşma ortamı yaratılacak ve en sonunda 2007 yılı sona ermeden referandum düzenlenecek. Şimdilik referandum ertelenmek zorunda kalacak gibi görünüyor. Konuştuğum hiçbir Kürt lider referandumun zamanında yapılabileceğini düşünmüyor. Bundan önce tamamlanması gereken normalleştirme süreci Bağdat'taki hükümetin ayak sürümesi nedeniyle gerçekleşmedi. Şii partiler bir hükümet kurmak adına Kürtlerle ittifaka girebilir ancak Kerkük'ü Kürtlere veriyor gibi görünmeleri halinde taraftarlarının desteğinden yoksun kalmaktan da endişe ediyorlar. Arapların ve Kürtlerin böylesine gıptayla baktıkları bir kent için Kerkük oldukça sönük bir yer. Kent petrol zenginliğinden hiç bir zaman faydalanamadı; Saddam kasıtlı olarak bunu savsakladı. Kürtler referandumu erteleyebilirler ancak sonsuza kadar değil. Kerkük Kürtlerin ulusal taleplerinin merkezinde yer alıyor. Bazı bölgeleri bırakmak zorunda kalsalar bile Kürtler askeri açıdan Arap direnişini kırabilirler. Her ne olursa olsun, referandumun yaklaşması şiddet olaylarının artmasına yol açıyor.
--Hassas Etnik Denge--
- Kürtler diğer etnik gruplardan önce Kerkük'teydi. Türkmenler Kerkük'e Osmanlı döneminde gelmeye başladı. - 1921 yılında İngiliz işgali sırasında nüfusun yüzde 61'i Kürt, yüzde 28'i Türkmen ve yüzde 8'i Arap'tı. - 1957 yılında yapılan resmi nüfus sayımında kent sakinlerinin yüzde 48.3'ünün Kürt, yüzde 28.2'inin Arap ve yüzde 21.4'ünün Türkmen olduğu görülmüştü. - 1963 yılından itibaren Baas rejimi Arap milliyetçiliğini uygulamaya geçirmeye çalıştı. 1988 yılına yaklaşık 200 bin Kürt bölgeyi terketti. Şii Türkmenlerin köyleri de yıkıldı. - 1991 Körfez Savaşı sonrasında etnik temizlik yoğunlaştı. 1996 yılında çıkarılan bir yasa ile tüm Kürtler ve Arap olmayan diğerleri, nüfusa "Arap" olarak kayıt olmaya zorlandı, bunu kabul etmeyenler sürgüne gönderildi. - 1991-2003 yılları arasında Arap olmayan 120 bin ila 200 bin kadar kişi Kerkük ve civarından çıkarıldı. - Arap ve Türkmen siyasetçiler, 350 bin civarında Kürdün 2003 yılından bu yana kente döndüğünü iddia ediyorlar.
REUTERS: "HALİLZAD'DAN IRAKLI KÜRTLERE... REHAVETE KAPILMAYIN"
ERBİL, 22/03(REUTERS)(BYE)--- Claudia Parsons bildiriyor:
ABD Büyükelçisi Zalmay Halilzad bugün, ülkenin geri kalanı için "parlak bir örnek" olarak nitelediği, ülkenin kuzeyindeki görece huzurlu Kürdistan bölgesine gitti ve "öteki Irak'ı" ziyaret etti. Ancak büyüyen inşaat endüstrisinden ve baharın gelişini kutlamak için Kürtlerin pikniğe gitme özgürlüğünden bahsettikten sonra Kürt liderlere, rehavete kapılmamalarını söyledi. Erbil yakınlarında bir su arıtma tesisi açılışı için bir araya gelen yerel liderlere hitaben Halilzad, "Bu bölge, yerel liderler, beraber çalışmak üzere birbirlerine bir taahhütte bulunduğunda, Irak'ta mümkün olabileceklerin parlak bir örneğidir. Ama bu bölgenin başarısına rağmen bu ülkenin tam potansiyelini kullanması için daha gidilecek çok uzun bir yol var" dedi. Süleymaniye'de Devlet Başkanı Celal Talabani'yi de ziyaret eden Halilzad, BM büyükelçisi olmak üzere Irak'tan ayrılmadan önce bölgeye bir veda ziyaretinde bulunuyor. Halilzad, Kürtleri petrol kanunu konusunda vardıkları anlaşmadan dolayı kutladı, ancak liderlere "ulusal bir anlaşmaya" varmak için gayret etmeleri ve şiddettin son bulması için gerekli tavizleri vermeleri çağrısında bulundu. Özerk Kürdistan bölgesinin Başbakanı Neçirvan Barzani, Kürtlerin, büyük ölçüde, istikrarlı ve güvenli bir Irak'ın parçası olmaya bağlı olduklarını söyledi ve "Ancak bu tavrın ve bağlılığın karşılığında, haklı taleplerimizin karşılanmasını hakkımız olarak görüyoruz. Varılan pek çok anlaşmanın tam olarak uygulanmadığını düşünüyoruz" dedi. Barzani Kürtlerin başlıca dört endişesi olduğunu söyledi: Irak'ın gelirlerinin adil paylaşımı, başta Kerkük olmak üzere tartışmalı bölgelerin statülerinin belirlenmesi, kendi ekonomik gelişmesini yönetme özgürlüğü ve yurt dışından gelen yeniden yapılandırma fonlarının adil paylaşımı. Barzani Kerkük ile ilgili olarak bu yıl bir nüfus sayımı ve referandum yapılması gerektiğini söyledi ve "Bizden zorla alınan, barışçıl ve demokratik bir şekilde geri verilmelidir" dedi.
BBC: "ABD'NİN IRAK BÜYÜKELÇİSİ HALİLZAD GÖREVİNDEN AYRILMAYA HAZIRLANIYOR"
ANKARA, 23/03(BYE)--- BBC'nin 07.00-07.30 Türkçe yayınından:
Amerika'nın Irak Büyükelçisi Halilzad, görevinden ayrılmaya hazırlanıyor. Irak'a veda etmeye hazırlanan ABD'nin Bağdat Büyükelçisi Halilzad, bu ülkeden, şiddete saplanmış bir haldeyken, ayrılmaktan üzüntü duyduğunu belirterek, Kuzey Irak'ın ülkenin diğer bölgeleri için parlak bir örnek olduğunu öne sürdü. Bir tesisin açılışı için Erbil'de bulunan Halilzad yaptığı açıklamada, "Irak'ın birçok bölgesinde çok fazla sıkıntı ve şiddet var, ama Kürdistan'da yok" dedi. ABD'nin Irak'ın başarıya ulaşmasını istediğini, ancak bunun için Irak'taki liderler arasında da şiddetin azalması için bir uzlaşma gerektiğini ifade eden Halilzad, ülkenin bir geçiş döneminde olduğunu söyledi. Kerkük konusuna ve kentte Kürt tarafının yapmak istediği referanduma da değinen Halilzad, bunun Irak'ın iç meselesi olduğunu savundu. Halilzad ayrıca, referandum hazırlıklarında bazı ertelemeler olduğunu, bu çerçevedeki sorunların birlik halinde çözülmesi gerektiğini söyledi. Ancak Irak'ta farklı gruplar arasında birlik arayışında ciddi mesafe kaydedildiğini söylemek zor. Ulusal Diyalog ve Uzlaşma Bakanlığı yetkililerinden Saad Yusuf el Muttalibi, üç aydır ülke içinde ve dışında sürdürülen görüşmelere beş veya altı grubun katıldığını söyledi. Grupların adını açıklamayan Muttalibi, bunlar arısında El Kaide ve Saddam Hüseyin yanlılarının olmadığını, ancak eski iktidar partisi Baas'ın bazı üst düzey yetkililerinin görüşmelere katıldığını söyledi. Muttalibi, dün BBC'ye yaptığı açıklamada, hükümetin direnişçi gruplarla sürdürdüğü görüşmelerde ilerleme sağladığını, hatta bazı grupların silah bırakmalarının yakın olduğunu söylemişti. On binlerce kişinin ölümüne neden olan şiddet yetmezmiş gibi, Irak'ta çalışmalar yürüten BM'ye bağlı kuruluşlar, ülkede temiz içme suyunun yetersizliği nedeniyle çocuk ölümlerinin artabileceği ve kolera salgını riskinin yükseldiği uyarısında bulundu. UNİCEF'ten yapılan açıklamada, 2003 yılındaki işgalden sonra milyonlarca Iraklı çocuğun temiz içme suyuna ulaşmasının hala çok zor olduğu, içme suyu yetersizliğinin özellikle çocuklarda ishale neden olduğu belirtildi. Açıklamada ishalin, çocuklar arasındaki en yaygın ve ölümlere neden olan ikinci hastalık olduğu kaydedildi. Irak'ta hasar gören su şebekesinin yenilenmesi çalışmaları, onarım çalışmalarını yürüten ekipleri hedef saldırılar ve kaynak yetersizliği nedeniyle güçlükle yürütülüyor.
REUTERS: "BM KONSEYİ, BM GENEL SEKRETERİNİN IRAK ZİYARETİ SIRASINDA DÜZENLENEN SALDIRIYI KINADI"
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER, 23/03(REUTERS)(BYE)--- Daniel Trotta bildiriyor:
BM Güvenlik Konseyi, BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon'un Bağdat'a yaptığı sürpriz ziyaret sırasında gerçekleştirilen "menfur terörist saldırıyı" kınadı. BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon'un Orta Doğu turunun başlangıç noktası olarak Irak'ta Başbakan Nuri El Maliki ile ortak bir basın toplantısı yaptığı sırada binanın yakınına bir katyuşa roketi fırlatıldı. Saldırı sonucu kimse yaralanmadı. BM Güvenlik Konseyi'nin mart ayı dönem başkanı Güney Afrika'nın Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Dumisani Kumalo, "Güvenlik Konseyi üyeleri dehşete düşmüştür. Genel Sekreter'in Irak Başbakanı'nın ofisinde ortak basın toplantısı düzenlediği sırada yapılan menfur terörist saldırıyı şiddetle kınıyoruz" dedi. Kumolo aynı zamanda, Konsey'in 15 üyesinin, BM Genel Sekreteri'nin Irak'ta ulusal uzlaşma sağlanması için kapsamlı ve etkin bir politik süreç sağlanması hususunda gösterdiği çabalara tereddütsüz bir destek verdiğini ifade etti. Bugün Mısır'a geçecek olan Ban, ardından Batı Şeria, İsrail, Ürdün'e geçecek ve ayrıca Suudi Arabistan'daki Arap Birliği zirvesine katılacak.
THE FINANCIAL TIMES: "IRAKLI KÜRTLER, PETROL ANLAŞMALARINI TEK BAŞLARINA YAPMAYA HAZIRLANIYOR"
ANKARA, 23/03(BYE)--- İngiltere'de yayımlanan Financial Times gazetesinin 22 Mart 2007 tarihli sayısında Carola Hoyos imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında bir makale yer almıştır. İnternetten sağlanan metnin çevirisi şöyledir:
Kürdistan Bölgesel Hükümeti, Irak parlamentosunun politik açıdan hassas olan hidrokarbon yasasının geçip geçmemesine aldırmadan, yıl sonuna kadar bölgedeki yabancı petrol şirketlerini üçe katlamayı planlıyor. Kürdistan Bölgesel Hükümeti Doğal Kaynaklar Bakanı Aşti Haurami kendisiyle yapılan mülakatta, güvenlik endişesiyle Irak'ın geri kalanına yatırım yapmaya hazır olmayan enerji şirketleri için Kürdistan'ın bir merkez olacağını ifade etti. Mayıs ayı sonuna kadar hidrokarbon yasasının parlamentodan geçmemesi için hiçbir neden görmediğini dile getiren Kürt bakan, "Diğer bazı şirketlerle görüşme halindeyiz. Öyle görünüyor ki, müteahhitler temel kurma çalışmalarını başlatmak için ve daha sonra da Irak'ın geri kalanına yatırımda bulunmak için (Kürdistan'a) gelecekler" dedi. Haurami, yasanın henüz kabul edilmemiş olmasına rağmen, Kürdistan'ın petrol satışlarından elde ettiği tüm gelirleri ülkenin geri kalanıyla paylaşacağını söyledi. Bakan, "Süreç işlemese dahi, bunu paylaşacağız. Eğer işler tamamiyle bozulursa, bunu tekrar düşüneceğiz" dedi. Kürt Bakan, hidrokarbon yasa tasarısı görüşmelerinin, petrol şirketlerinin ilgisini arttırdığını ifade etti. Haurami, şirketlerin isimlerini açıklamazken, bölgeye ilgi duyan şirket gruplarının Avusturyalı OMV firması ile Amerikan şirketleri Marathon ve Anadarko olduğu sanılıyor. Bağdat'ın Kürdistan'ın bu isteklerine ne tepki vereceği ise meçhul. Geçmişte Irak yönetimi, Kürtlerin yapmış olduğu anlaşmalara karşı çıkmıştı, ancak halihazırda hidrokarbon yasası müzakereleri dikkatle ele alınıyor. Kürdistan gelecek yıl sonuna kadar günde 200.000 varil petrol üretmek ve beş yıl içinde de bu miktarı bir milyon varile çıkarmak istiyor. Buna karşın Kürdistan, hedeflerini belirlemeden önce petrolü nasıl ihraç edeceğinin bir yolunu bulmak zorunda. Kuzeydeki başlıca geçiş arteri olan Kerkük boru hattı, sık sık sabotaj düzenlendiği için verimli değil.iği zirvesine katılacak.
THE TIMES: "KÜRTLERİN PETROL GİRİŞİMİ, IRAK'TA BİR ENERJİ HAMLESİNİN BAŞLANGICINA İŞARET EDEBİLİR"
ANKARA, 23/03(BYE)--- İngiltere'de yayımlanan The Times gazetesinin 23 Mart 2007 tarihli sayısında Steve Hawkes ve Carl Mortished imzalarıyla ve yukarıdaki başlık altında bir haber yer almıştır. İnternetten sağlanan metnin özet çevirisi şöyledir:
Irak Kürdistan bölgesi Petrol Bakanının dün yaptığı açıklamada, "2012 yılına kadar petrol üretim hedefinin günlük bir milyon varile ulaşmak üzere olduğunu" söylemesinin ardından, bu yaz, Kürt petrol lisanslarının kapışılması bekleniyor. Kürtlerin bu girişimi, Irak'ın, yabancı petrol yatırımcısına kapılarını açtığını gösteriyor. Dün Londra'da açıklama yapan Enerji Bakanı Aşti Haurami, "Masamda altı ya da yedi anlaşma var. Teknik ve finansal açıdan yeterliliği olan her türlü şirkete kulak vereceğiz. Sadece adlarının kulağa hoş gelmesiyle ilgilenmiyoruz" dedi. Irak'ın geniş potansiyelini geliştirmek açısından Kürt petrolü ilk adım olacak. Yabancı yatırımcılar bugüne kadar, güneyde daha büyük kontratları imzalama şanslarını tehlikeye sokacağı endişesiyle, Kürdistan bölgesinde yatırım yapmaktan çekiniyorlardı. Kürt bölgesindeki petrol üretimi önemsiz bir miktar. Ancak bölgenin kendi anlaşmalarını imzalamasına izin verecek bir petrol yasasının çıkmasıyla, bir petrol hamlesinin olması bekleniyor. Halen, Türkiye'nin Genel Enerji ve Norveç'in DNO şirketleri dahil beş ayrı şirket Kürdistan bölgesinde faaliyet gösteriyor. Bağdat'taki siyasi çekişmeler nedeniyle bugüne kadar, Kürt yetkililerin kendi petrol endüstrilerini işletme istekleri engellenmişti.
THE GUARDIAN: "ABD, TÜRKİYE'NİN KUZEY IRAK'A MÜDAHALESİNİ ENGELLEMEYE ÇALIŞIYOR"
ANKARA, 23/03(BYE)--- İngiltere'de yayımlanan The Guardian gazetesinin 23 Mart 2007 tarihli sayısında, Simon Tisdall imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında Ankara çıkışlı bir makale yer almıştır. İnternetten sağlanan makalenin çevirisi şöyledir:
ABD, Türkiye'nin, Kürtlerin kontrolündeki Kuzey Irak'a "felaket" ile sonuçlanacak bir müdahalede bulunmasını engellemeye çalışıyor. Böylesi bir müdahale, Bağdat'ta başlatılan güvenlik hamlesini de rayından çıkarabilir ve Irak'ın parçalanmasını engelleme çabalarında üçüncü bir cephe açılmasına neden olabilir. Bush yönetiminin kıdemli yetkilileri geçenlerde, Irak-İran-Türkiye sınırındaki Kandil dağlarında kendilerine güvenli bir sığınak bulan Kürdistan İşçi Partisi (PKK) gerillalarının kökünün kazınması için ABD güçlerinin çabalarını artıracakları yönünde Türkiye'ye söz verdiler. Ancak Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, milletvekilleri, komutanlar ve diplomatlar, 3.800'ü aşkın PKK savaşçısının Türkiye'nin güneydoğu bölgesinde saldırılar için hazırlandıklarını ve ABD'nin bunu yapmaması halinde Türkiye'nin de bu saldırılara cevap vermeye hazır olduğunu söylüyorlar. Gül, "Yapmamız gerekeni, ihtiyaç duyulan şeyi yapacağız. Hiçbir şey ihtimal dışında değil. Amerikalılara pek çok kez şunu söyledim: Meksika'da Amerika'ya saldırılarda bulunan bir terörist örgüt olduğunu düşünün. Ne yapardınız? Umutluyuz. Büyük beklentilerimiz var. Fakat sonsuza kadar da bekleyemeyiz" dedi. Türk kaynakları, özel harekat birliklerinin Kuzey Irak'ın Haftanin ve Kanimasi bölgelerine yönelik "sıcak takip" harekatlarının da devam ettiğini belirtiyor. PKK liderlerinden Murat Karayılan bu hafta Ankara'nın geri adım atmaması halinde bir "kör dövüşün" muhtemel olduğunu söyledi. Güvenlik güçleriyle, Kürt nüfusun yoğun olduğu Türkiye'nin güneydoğu bölgesinde özerklik veya bağımsızlık arayışında olan Kürt savaşçılar arasında 1984 yılından bu yana süren çatışmalar 37 bin kişinin yaşamına mal oldu. Son en büyük çaplı Türk müdahalesi on yıl önce 40 bin askerin Irak içlerine girmesiyle yaşandı. Ancak önümüzdeki haftalardaki olası bir müdahale, ABD'nin 2003 yılında Irak'ın kontrolünü ele almasından bu yana ilk olacak ve Türk askerleriyle Iraklı Kürt güçler ve onların ABD'li müttefikleri arasında çatışma riski yaratacaktır. Diğer birkaç faktör de NATO müttefikleri arasında gerilime katkıda bulunabilir: - Türklerin ABD'nin Kuzey Irak'ta iki yüzlü bir oyun oynadığına ilişkin kesin inançları. Yetkililer, CIA'nın, PKK'nın kardeş örgütü olan ve merkezi İran'da bulunan Kürdistan Özgür Yaşam Partisine, İran Hükümetini istikrarsızlığa sürüklemek için gizlice mali destek verdiğini söylüyorlar. - ABD'nin Kuzey Irak'ta referandum düzenlenmesi planlarına boyun eğmesi. Türkiye, Iraklı Kürtlerin Kerkük'ün kontrolünü ele geçirme arayışlarını, bağımsız bir Kürdistan kurulması için bir ilk adım olarak kullanmasından endişe ediyor. - ABD Kongresinde, Ermenilere soykırım uyguladığı gerekçesiyle Türkiye'yi suçlayan bir yasa tasarısı oylaması yapılması planı. Eski Washington Büyükelçisi Faruk Loğoğlu, yasa tasarısının kabul edilmesi halinde ilişkilerin düzelmesi için "yıllar geçmesi" gerekeceğini söyledi. - 2003 yılından bu yana Türkler arasında Amerikan karşıtlığının rekor seviyeye yükselmesi. ABD halihazırda Sünni asiler ve Şii milislerle mücadele ediyor. Analistler, Kuzey Irak'taki şiddet olaylarındaki tırmanışın ABD'nin planlarını tamamıyla alabora edebileceğini söylüyorlar. Ancak yaklaşmakta olan seçimler nedeniyle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan üzerindeki baskı da artıyor. Erdoğan'ın ABD'nin çekingen tutumu nedeniyle "sabırların tükendiğini" söylediği geçen yaz, askeri müdahalenin eşiğinden dönüldü. Şimdi muhafazakarlar ve milliyetçiler Washington'a karşı duramadığı gerekçesiyle yine Erdoğan'ı suçluyorlar. Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekili Ali Rıza Alaboyun, "Bizim askerlerimizi öldürürlerse (...) ve hükümet üzerindeki kamuoyu baskısı artarsa tabii ki müdahale ederiz. Halkını ve sınırlarını korumak her ülkenin yasal hakkıdır" şeklinde konuştu. ABD'nin İranlı Kürtlere, Tahran Hükümetine müdahale etmeleri için verdiği destek de gerginliği artırıyor. Loğoğlu, "ABD, Kürtleri kullanarak -Tahran karşıtı Halkın Mücahitlerini kullandığı gibi- İran rejimine zarar vermek istiyor. Teröristleri 'iyi terörist' ve 'kötü terörist' olarak ayırmaya başlarsanız terörle mücadeleyi kaybedersiniz" diyor. Ancak Loğoğlu, askeri müdahalenin etkili olamayabileceğini ve bölgenin istikrarsızlığa sürüklenmesi açısından, bir "felaket" yaratabileceğini de sözlerine ekledi. Milli Güvenlik Kurulunun geçen günlerdeki bir değerlendirmesinde de Türk komutanların müdahalede başarı kazanılmasına ilişkin endişelerinden söz ediliyor. ABD Dışişleri Bakan Yardımcılarından Daniel Fried geçen hafta, ABD'nin Türkiye'nin endişelerini yatıştırmaya çalıştığını söyleyerek, "Kuzey Irak'ta PKK tehdidini ortadan kaldırmaya kararlıyız" dedi. Türkiye'nin "sınır ötesi eylemde bulunması ihtimalinin arttığını" kabul eden PKK meselesinden sorumlu ABD'nin özel temsilcisi emekli General Joseph Ralston, "Sürmekte olan PKK saldırıları Türk Hükümeti üzerinde askeri müdahalede bulunması konusunda kamuoyu baskısını fevkalade artırırken kritik bir noktaya geldik. Dağ geçitlerinde karlar eriyor ve PKK'nın saldırılarına yeniden başlayıp başlamayacağını, Türk Hükümetinin de buna nasıl cevap vereceğini göreceğiz... Türklerin yanımızda olmaya devam edeceklerini umuyorum" dedi. Öte yandan Milliyet gazetesi yazarı Kadri Gürsel şöyle söylüyordu: "ABD'nin tutumu hükümeti ve orduyu gerçekten öfkelendirdi. ABD ne kadar yorgun düşüldüğünün ve bıkkınlık yaşandığının farkında değil."
BBC: "IRAK'IN KOMŞULARININ MÜLTECİ YÜKÜ AĞIRLAŞIYOR"
ANKARA, 27/03(BYE)--- BBC'nin 07.00-07.30 Türkçe yayınından:
Irak'taki güvenlik sorunları nedeniyle komşu ülkelere kaçan mültecilerin yaşadıkları sorunlar kadar, bu mültecileri ağırlayan ülkelerin üzerindeki yük de kaygı yaratıyor. BM mültecilere yardım örgütü, özellikle Ürdün ve Suriye'deki koşulların kırılma noktasının eşiğinde olduğu uyarısı yaptı ve uluslararası topluma, özellikle Şam'a mali destekte bulunması çağrısında bulundu. Cenevre'den BBC muhabiri İmogen Foulkes bildiriyor:
Suriye'de bir milyonun üzerinde Iraklı mülteci var ve bunlara her gün iki bin kişi ekleniyor. Ürdün'deki Iraklı mültecilerin sayısı ise 500 bin civarında. Bu rakam, Ürdün'ün nüfusunun yüzde 10'una eşit. BM mültecilere yardım örgütünün Orta Doğu Direktörü Radvan Nuser, örgütün merkezinin bulunduğu Cenevre'de yaptığı açıklamada, iki ülkede de sorunun kırılma noktasına yaklaşmış olmasından endişe duyduğunu söyledi. "Durum çok kırılgan ve daha da kötüleşmesini ihtimal dışı görmüyoruz" diyen BM yetkilisi, uluslararası toplumun bu insani soruna uygun şekilde yaklaşmaması durumunda, mülteci meselesinin var olan çatışmayı daha da olumsuz hale getireceği görüşünde. Mültecilere yardım örgütü, daha şimdiden Suriye'de yerel halk ve mülteciler arasında gerilimlerin yaşandığını, normalde sınıflarında kırk öğrencinin bulunduğu Şam'da bu sayının 60'ın üzerine çıktığını vurguladı. Örgütün yetkilisi, uluslararası toplumun zaman yitirmeden bir mali destek paketiyle ortaya çıkması gerektiğini vurguladı. Paranın doğrudan ya da yardım kuruluşları aracılığıyla veya sivil toplum kuruluşlarının okul inşa etmesi yoluyla Suriye'ye verilebileceğine dikkat çeken Radvan Nuser, "Bunun çeşitli yolları var. Ama eğer iyi niyetli davranılırsa, bu insanlara yardım etmek mümkün" görüşünü dile getirdi. Mültecilerin yasal durumu da belirsiz. Ne Suriye, ne de Ürdün, mültecilere ilişkin BM sözleşmesinin imzacısı durumunda. Her iki ülke de Iraklı mültecileri misafir olarak sınıflandırıyor. BM'nin kaygısı, Irak'tan mülteci akınının şiddetlenmesi durumunda, Suriye ve Ürdün yetkililerinin mültecileri ağırlamaktan vazgeçmesi halinde, sınır bölgesinde büyük kamplar kurmak zorunda kalacak olması. Irak'taki şiddete siyasi çözüm bulunmaması ise, mültecilerin bu kamplarda yıllarca belirsizlik içinde yaşayacak olmaları anlamına geliyor. BM mülteci örgütü, Iraklı mültecilerin durumunu ele almak üzere gelecek ay Cenevre'de acil bir uluslararası konferans düzenlenmesi çağrısında da bulundu.
BBC: "SENATO IRAK TAKVİMİNİ ONAYLADI"
ANKARA, 28/03(BYE)--- BBC'nin 07.00-07.30 Türkçe yayınından:
ABD'de Senato, Başkan Bush'un veto tehdidine rağmen, Amerikan askerlerinin Irak'tan çekilmesine ilişkin bir takvimi onayladı. Irak ve Afganistan'da yürütülen savaşlar için acil harcamalarda kullanılmak üzere 120 milyar dolarlık bir bütçe ayrılmasını öngören tasarı, Amerikan askerlerinin mart ayına kadar Irak'tan çekilmesini öngörüyordu. Cumhuriyetçilerin tasarıda takvime gönderme yapan ifadeyi çıkarma girişimi, 48 "evet" oyuna karşılık, 50 "hayır" oyuyla reddedildi. Böylece savaş bütçesini takvime bağlayan önerge tasarıda kalmış oldu. Demokratlar karardan memnun. Senato çoğunluk lideri Demokrat Harry Reid, sonucu tatmin edici bulduğunu söyledi. "Kazananı ya da kaybedeni yok, bu Amerikan halkı için bir oylamaydı" diyen Demokrat Senatör, Başkan Bush'un ne kadar ciddi olduklarını anlaması gerektiğini söyledi. Temsilcisiler Meclisinde yapılan benzer bir oylamada da benzer bir sonucun çıktığını anımsatan Demokrat Senatör Biden de, tasarının ABD için bir çıkış stratejisi oluşturduğunu vurguladı. Kongrenin her iki kanadının da yönetime açık bir mesaj verdiğini kaydeden Biden, "Başkan Bush'un, Irak politikasını değiştirmesini istiyoruz. Irak'taki savaşı, ülkede kaos yaratmadan sonlandıracak bir plan bu" dedi. Cumhuriyetçiler ise çekilme fikrine karşı. Cumhuriyetçilerin başkanlık seçiminde aday adaylarından Senatör John McCain, Irak'tan çekilmek için uygun bir zaman olmadığı görüşünde. McCain, "Amerika'nın yaşamsal ulusal çıkarları için yapamayacağımız şey, Irak'ta bir şeyleri değiştirmeye başladığımız bir sırada bundan vazgeçmektir" dedi. Takvim belirlenmesi yönünde oy kullanan Cumhuriyetçi senatörlerden Hagel ise, Başkan Bush'un stratejisini sorguladı. "Eğer Irak'ta ilerleme sağlıyorsak o zaman neden müttefiklerimizin askerlerini çektiği bir dönemde biz ek asker sevkediyoruz" sorusunu dile getiren Hagel, "Başkan Bush'un politikası, Amerika'yı hiçbir çıkış stratejisi olmayan bu bataklığın daha da derinlerine sürüklemiştir" diye konuştu. Başkan Bush ise oylama öncesindeki tutumunu oylama sonrasında da yineledi ve çekilme takvimi içerecek tasarıyı veto edeceğini vurguladı. Tasarının tümü üzerindeki oylamanın önümüzdeki günlerde yapılması bekleniyor.
KIBRIS RUM BASINI
Değerlendirme:
Kıbrıs Rum basını Irak konusunu, “Türkiye'nin Kuzey Irak'a girme olasılığının Ankara ile Washington'u karşı karşıya getireceği” bağlamında değerlendirmektedir.
FİLELEFTHEROS: "KÜRDİSTAN'A İLİŞKİN OYUNLAR"
LEFKOŞA, 28/03(BYE)--- Bağımsız, liberal eğilimli Fileleftheros gazetesinin 28 Mart 2007 tarihli sayısında Mihalis İgnatiu imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan yorumun çevirisi şöyledir:
"Türkler Irak'a girdiğinde, Amerikalılar bunu haberlerden öğrenecek." Bu söz, gazeteci ve diplomatların oluşturduğu "Washington'daki bir grupta" tartışma fırsatı yarattı. Neredeyse hepsi de olayların geldiği noktada hem Tayyip Erdoğan'ın hem de generallerin George Bush Hükümetine olan güvenlerini yitirdikleri hususunda uzlaştılar. Birçoğu, Kürdistan dağlarındaki savaşın geçen haftadan beri başladığını savunuyor. Türk güçlerinin zorluklarla karşı karşıya kaldığı ve şimdiye kadar Türk topraklarındaki gerilla üslerini "temizleyemedikleri" görülüyor. Kaldı ki Kürt unsurunun desteğini alan Kuzey Irak topraklarındakileri de temizleyemedikleri görülüyor. Bu verileri göz önünde bulunduracak olursak, Ankara, silahlı çatışmanın başladığını doğrulamasa da, Pentagon generallerinin Türkiye'yi veya ordusunu takdir etmediğini bilen herkesin bu sonuca varması kolaydır. Üstelik TBMM'nin "hayır" yanıtını öğrenince "Türkiye'nin de, halkının da canı cehenneme" diye bağıran General Tommy Franks'ın öfkesi hiçbir zaman yalanlanmadı -tabii bazı yayımlanamayacak kelimeler de kullandı-. Türkiye'nin Kuzey Irak'a girme olasılığı, Ankara ile Washington'u karşı karşıya getirecektir. Amerika, Irak'taki esas işgal gücüdür, Irak'ın toprak bütünlüğünün garantisi olduğu iddia edilen ülkedir. Şu halde Türkiye saldırıya geçtiği zaman Amerikalılar cevap vermekle yükümlüdür. Washington'daki analizciler; bunun olmaması halinde, istilaya karşı gelecek güçlere önderlik edilmemesi halinde, Irak'ta inşa ettikleri dayanaksız yapının yıkılacağına inanıyorlar. Artık Amerikalıların sadık müttefiki olan Kürtlerin tek tercihi vardır: Kuzey Irak'ta kanlarıyla oluşturdukları her şeyi korumak... Kürtlerin liderleri, Amerikalı General Joseph Raltson'a ne pahasına olursa olsun Türkiye'nin Güneydoğusu'ndaki kardeşlerini destekleyeceklerini söylediler ve şu mesajı gönderdiler: "Türkleri geri adım atmaya ikna edin." Washington'da şöyle bir inanç vardır: Orta Doğu oyunu belirli bir toprak parçasında oynanmaktadır. New York Times gazetesi çok zekice burayı Kürdistan diye adlandırıyor. Amerikalılar gerili bir ip üzerinde yürüdüklerini, zira bölgedeki yegane hakiki müttefikleri olan Kürtleri kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya olduklarını ve yine Türkiye'nin eline düşeceklerini biliyorlar ki Türkiye -kendisinden yardım istenen her seferde- avucunu açıyor ve milyarlar, 2003'te yaptığı gibi Annan tarzı planlar talep ediyor. Washington, Kürtler ve Türkler arasında bir tercih yapmalıdır. İsrail'in siyasi ve askeri liderliğiyle yakın ilişki içinde olan Kürtleri tercih ederse, Amerikalılar adına bölgedeki diğer ülkelerdeki her tür "kirli işi" üstlenmeye hazır sabit müttefik ve dostlar kazanacak. Hatta Kürtleri tercih ederse bu durumda elbette Türkiye'yi "ödüllendirmesi" gerekecek (MN: Metinde aynen). İnşallah bunun cezasını (yine) Ege ve Kıbrıs çekmez.
ARAP BASINI
BAHREYN BASINI
Değerlendirme:
Bahreyn basını Irak konusunu, "Irak'ın kuzeyindeki bölgesel yönetimin Başkanı Barzani'nin Irak Anayasası'ndaki Kerkük kentinin statüsüyle ilgili 140. maddenin uygulanması gerektiğini, aksi takdirde bölgede bir facianın yaşanmasına neden olacağını söylemesi” çerçevesinde değerlendirmektedir.
EL AYAM: "BARZANİ: 140. MADDENİN UYGULANMAMASI FACİAYA YOL AÇABİLİR"
ANKARA 28/03(BYE)--- Bahreyn'de Arapça yayımlanan el Ayam gazetesinin 28 Mart 2007 tarihli sayısında yukarıdaki başlık altında, Erbil çıkışlı bir haber yer almıştır. İnternetten sağlanan haberin çevirisi şöyledir:
Irak'ın kuzeyindeki bölgesel yönetimin Başkanı Mesud Barzani, Irak Anayasası'ndaki Kerkük kentinin statüsüyle ilgili 140. maddenin uygulanması gerektiğini, aksi takdirde, bölgede bir facianın yaşanmasına neden olacağını söyledi. Barzani, Türkiye gibi komşu ülkelerin, 140. maddenin uygulanıp uygulanmayacağı konusuna karışmamasını istedi. Barzani, "Kerkük, Irak'ın bir kenti olduğuna göre, Türkiye'nin bu konuya karışma hakkı yoktur. Kerkük sorunu, Irak'taki taraflar arasında çözülecektir" dedi. Barzani, Kerkük ile ilgili yapılacak referandumun engellenmemesini, aksi takdirde istenmeyen gelişmeler yaşanabileceğini belirtti. Bu arada, bölgesel yönetimin Başbakanı Neçirvan Barzani, Kürtlerin, Kerkük konusundaki sabırlarının tükenmek üzere olduğunu ve referandumun bir an önce yapılmasını istedi. Bir yandan Kürtler, petrol zengini Kerkük kentini, Kürdistan bölgesine ilhak etmeye çalışırken, diğer yandan da Türkmenler ile Araplar bunun gerçekleşmemesi için uğraşıyorlar. Kerkük'te, yaklaşık bir milyon kişi yaşıyor. Kerkük halkı, Arap, Kürt ve Türkmenlerin yanı sıra azınlıkta olan Süryani ve Keldanilerden oluşuyor. Kürtlerin, Kerkük'ün, Kürdistan'a ilhak etmesi girişimleri, Türkiye ile olan ilişkilerini olumsuz bir şekilde etkiledi ve iki taraf arasında gerginlik yaşanmasına yol açtı.
KATAR BASINI
Değerlendirme:
Katar basını Irak konusunu, "Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Haşimi'nin resmi bir ziyaret için Ankara'ya gelmesi” bağlamında değerlendirmektedir.
EL CEZİRE: "EL HAŞİMİ ANKARA'DA"
ANKARA, 28/03(BYE)--- Katar'da Arapça yayımlanan el Cezire televizyonun 27 Mart 2007 tarihli sayısında, yukarıdaki başlık altında bir haber yer almıştır. İnternetten sağlanan haberin çevirisi şöyledir:
Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık el Haşimi, bir günlük resmi bir ziyaret için Türkiye'nin başkenti Ankara'ya gitti. El Haşimi ziyareti sırasında, üst düzey Türk yetkililerle bir araya geldi. Görüşmede, Kürdistan İşçi Partisi meselesi, bölgedeki son gelişmeler ve Irak ile ikili ilişkileri geliştirmenin yolları ele alındı. Türkiye ile olan sınırının güvenliğini sağlama sözü veren el Haşimi, Türkiye'yi, Kürt asilere saldırı düzenlemek için Irak topraklarına girmemesi konusunda uyardı. El Haşimi, Türk topraklarında saldırılar düzenleyen söz konusu asilerle savaşacaklarına söz verdi. Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık El Haşimi, her ülkenin, komşu ülkelerinin sınırlarına saygı göstermesi yönündeki dilediğini ifade etti. El Haşimi, "Topraklarımızın, asiler tarafından diğer ülkelere saldırılar düzenlemek için bir üs olarak kullanılmasına izin vermeyeceğiz. Hele Türkiye gibi komşu ve dost ülkelere saldırılar düzenlenmesine asla" dedi.
MISIR BASINI
Değerlendirme:
Mısır basını Irak konusunu, "Irak'a Amerikan işgalinin başından beri Irak petrolünün Akdeniz'de İsrail limanı yoluyla ihraç edilmesi yönünde Kerkük-Hayfa boru hattının yeniden açılacağını belirten haberler sızmaya başlaması” çerçevesinde değerlendirmektedir.
EL WATAN EL ARABİ: "KERKÜK-HAYFA BORU HATTI GERİ DÖNÜŞ YOLUNDA"
KAHİRE, 25/03(BYE)--- Tirajı haftada 123.680 olan liberal eğilimli el Watan el Arabi dergisinin 21 Mart 2007 tarihli sayısında, İsam el Şeyh imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan yorumun özet çevirisi şöyledir:
Irak'a Amerikan işgalinin başından beri, Irak petrolünün Akdeniz'de İsrail limanı yoluyla ihraç edilmesi yönünde Kerkük-Hayfa boru hattının yeniden açılacağını belirten haberler sızmaya başladı. Özellikle bu tarihi hat, İsrail devletinin kuruluşuyla 1948 yılında kapandığından bu yana Irak petrolüne ilgi duyanların bir çoğunun kafasında canlılığını hala koruyor. Gerçi, ilk günlerde sızdırılan bu haberler bir çok tarafça yalanlandı. Ancak son zamanlarda yeniden ortada dolaşan haberler, söz konusu hattın yeniden canlandırılması projesi hakkında yeni detaylar veriyor. Bu haberlere göre, İsrail ve ABD'den uzmanlar son zamanlarda Kerkük'ün ana petrol kaynaklarını yerinde incelemek üzere bu kentte yoğun ziyaretlerde bulunuyorlar. Bu ziyaretlerin amacı, 1932 yılında işletmeye giren eski boru hattının kalıntılarını incelemektir. Yapılan bu incelemelerin çoğu, iyi durumda olan hattın basit onarımların ardından yeniden işletebileceğini gösteriyor. İsrailli uzmanlar da Filistin topraklarından geçen bölümlerin de kullanıma elverişli olduğunu, sadece tahrip edildikten sonra 1992 yılında parçaları demir hurda olarak satılan Ürdün bölümünün yeniden döşenmesi gerektiğini belirtiyorlar. Söz konusu hattın yeniden canlandırılması projesinin maliyeti sadece 200 milyon dolar olacağı belirtiliyor. Bu 200 milyon dolarla Washington, 1975 yılında İsrail'e tüm petrol ihtiyaçlarını karşılamak için stratejik rezervlerinden taahhüt ettiği yüzde 20'lik orandan kurtularak dört milyar dolar tasarruf sağlayacaktır. Çünkü İsrail bu hat yoluyla artık Washington'a gerek kalmaksızın tüm petrol ihtiyaçlarını sağlayacaktır. Bu hattın, bölgede Amerikan politikası açısından sağlayacağı en büyük avantaj, Suriye'nin, Kerkük-Ladikiye hattına bağladığı umudun tamamen ortadan kalkmasıdır. Bir de, halen Irak petrolünün yüzde 50'sini dışarıya taşıyan ve her gün ortalama iki silahlı saldırıya maruz kalan Kerkük-Ceyhan boru hattının geleceği söz konusudur. Bu nedenle Türkiye Kerkük-Hayfa hattının yeniden açılmasına şiddetle karşı çıkıyor. Aslında, Kerkük-Hayfa hattının yeniden işletilmesine kuvvetle karşı çıkan tek ses Türkiye'nin itirazıdır. Türkiye'nin itirazı, Kürt siyasi liderlerinin beklenen devletlerinin başkenti olarak talep ettikleri Irak'ın petrol merkezi Kerkük kentinin önemiyle ilgilidir. Zira Türkiye, Kürtlerin, Kerkük petrol yatakları üzerinde egemenlik kurmasını milli güvenliğine ciddi bir tehdit olarak görüyor. Bu nedenle, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kerkük'ün kaderini belirleyecek referandumun yapılmaması için dayatıyor. Ankara'da siyasiler, Kerkük-Hayfa hattının işletilmesini, Kürtlerin, İsrail'i tam yanlarına çekmek için kaderlerini garantiye alma adımı olarak görüyorlar. Kürtler bu hatla, Türkiye'den gelecek askeri bir reaksiyona karşı gerçek bir dokunulmazlık sağlayacaklarını düşünüyorlar. Oysa Ankara, Tel Aviv ile iyi askeri ilişkilerinin yara almasını istemiyor. Bu nedenle Ankara, Tel Aviv'e, bu hattın yeniden hayata geçirilmesinin akıbeti konusunda sert bir uyarıda bulundu. Acaba, İsrail, çoktandır beklediği bu hattın yeniden canlandırma projesinde galip gelecek mi? Önümüzdeki günler bunu yanıtlayacaktır.
SURİYE BASINI
Değerlendirme:
Suriye basını Irak konusunu, “Suriye Sulama Bakanı Bunni’nin Türkiye'de yapılacak Irak-Türkiye-Suriye toplantısının büyük önem taşıdığını bildirmesi” bağlamında değerlendirmektedir.
SANA: "SURİYE SULAMA BAKANININ, SURİYE-IRAK-TÜRKİYE TOPLANTISINA İLİŞKİN AÇIKLAMASI"
ANKARA, 25/03(BYE)--- Suriye haber ajansı SANA'nın 24 Mart 2007 tarihli internet sayfasında, yukarıdaki başlık altında Şam çıkışlı olarak yer alan haberin çevirisi şöyledir:
Suriye Sulama Bakanı mühendis Nadir al Bunni, Türkiye'de yapılacak Irak-Türkiye-Suriye toplantısının büyük önem taşıdığını bildirdi. Bunni, Türk ve Irak meslektaşlarıyla yaptığı görüşmelerde, su ve su kaynakları konusunda sağlanan anlaşmaların, üç ülkeye de büyük yarar sağlayacağını belirtti. Bunni, anlaşmaların, Suriye, Türkiye ve Irak arasındaki işbirliği köprüsünün yeniden kurulmasına ve üç halk arasındaki sevgi bağlarının daha da güçlenmesine hizmet edeceğini belirtti. Suriye haber ajansı SANA'ya özel ve kısa bir demeç veren Bunni, Irak, Suriye ve Türkiye arasında yapılan anlaşmalar çerçevesinde, ortak kalkınma projeleriyle su kaynaklarının adil bir şekil dağıtılmasını ele alacak üçlü komisyonların çalışmalarına yeniden başlayacağını kaydetti. Bunni, "Toplantıda göze çarpan en önemli nokta, tarafların, su kaynaklarının adil dağıtımı dahil tüm konularda iyi niyetli olmasıydı" dedi. Bunni, toplantıda, işbirliğinin ve ortak su kullanımıyla ilgili fikir alışverişinin devam etmesi ile haziran ayında Şam'da bir toplantı düzenlenmesi konularında da anlaşmaya varıldığını belirtti. Üçlü toplantı yirmi yıl aradan sonra ilk kez düzenlendi.
ULUSLARARASI ARAP BASINI
Değerlendirme:
Uluslararası Arap basını Irak konusunu, "Irak Kürdistanı Bölge Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani'nin Kürtlerin Kerkük konusunda sabrının tükenmek üzere olduğunu belirtmesi, Kürdistan Bölge Başkanı Mesud Barzani'nin Amerikan birliklerinin bu aşamada Irak'tan çekilmesinin ülkede büyük bir facianın yaşanmasına neden olacağını açıklaması, Orta Doğu'da tarafların bölgede yaşayan 35 milyon Kürdün Irak, Türkiye ve İran arasında paylaşılmaya çalışıldığı ve bu ülkeler tarafından bölüştürülme tehlikesiyle karşı karşıya bırakıldığı fikrine katılması” çerçevesinde değerlendirmektedir.
EL ZAMAN: "NEÇİRVAN BARZANİ: KERKÜK KONUSUNDA SABRIMIZ TÜKENMEK ÜZERE... WASHİNGTON, PKK'NIN PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞINA SÖZ VERDİ"
ANKARA 25/03(BYE)--- Londra'da Arapça yayımlanan el Zaman gazetesinin 24 Mart 2007 tarihli sayısında, İbrahim Bu Azzi imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında Ankara/Londra/Erbil çıkışlı bir haber yer almıştır. İnternetten sağlanan haberin çevirisi şöyledir:
Irak Kürdistanı Bölge Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani, Kürtlerin Kerkük konusunda sabırlarının tükenmek üzere olduğunu söyledi. Ankara hükümetinin karşı çıktığı referandumun yapılmasını ve Türkiye'nin bu konuya karışmamasını isteyen Barzani, Kerkük'ün statüsüyle ilgili 140 sayılı Anayasa maddesinin Irak'ın iç meselesi olduğunu, hiçbir yabancı ülkenin de buna karışma hakkına sahip olmadığını kaydetti. Bir su arıtma tesisinin açılışına katılan Barzani, "Halkımız Irak'la ilgili tüm sorumluluklarını yerine getiriyor. Ancak Kerkük konusundaki sabrımız tükenmek üzeredir. Yetkililer olarak bizler halka, isteklerimizin neden yerine getirilmediğini anlatmakta zorluk çekiyoruz" dedi. Öte yandan Amerikalı yetkililer, Türk hükümetine, Kürdistan İşçi Partisi (PKK) üyelerinin Türkiye'deki saldırılarına bir son vermek için gösterdiği çabayı artıracağını iletti. Amerikalıların bu yolla, Türk ordusunun Irak topraklarına operasyonlar düzenlemesini engellemek istediği belirtiliyor. Ankara hükümeti sık sık Irak'ın kuzeyinde üslenmiş PKK'lıların, Türkiye'ye girerek terör eylemlerinde bulunduğunu dile getiriyor. Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve birçok Türk milletvekili, diplomat ve askeri yetkili, yaklaşık üç bin sekiz yüz PKK'lının, Türkiye'nin güneydoğusuna saldırı hazırlığı içerisinde olduğunu bildirdiler. Türk yetkililer, ABD'nin, bağımsız devlet talebindeki parti üyelerini durduramaması halinde Ankara'nın bunu sağlayacağını da sözlerine eklediler. Adını vermek istemeyen bir üst düzey Türk yetkili, Türkiye'nin bir özel kuvvet ekibinin şu sıralarda Irak'ın kuzeyindeki iki köyünde İşçi Partisi üyelerini takip ettiklerini söyledi. Öte yandan, Kürdistan Bölge Yönetimi Enerji Bakanı Aşti Hawrami, bu yıl içerisinde bölgede iş yapan yabancı şirketlerin sayısını artırmayı planladıklarını açıkladı. Petrol ve doğalgaz yasa tasarısı Irak parlamentosunda henüz onaylanmadıysa da, Hawrami, Kürdistan'da yatırım yapmak isteyenlere birçok fırsat sunulduğunu ve yabancı yatırımcıları bölgeye çekmek için bir süredir çalışmalar yürüttüklerini kaydetti. Hawrami, bölgede yatırım yapmaları için şu anda 51 şirketle görüştüklerini ve anlaşmak üzere olduklarını kaydetti. Hawrami, "Amacımız, Kürdistan'ı, söz konusu şirketleri Irak'ın diğer bölgelerine de yönlendirecek bir yatırım merkezine dönüştürmektir" dedi.
EL HAYAT: "BARZANİ: SÜNNİ-Şİİ ÇATIŞMASINDA TARAF DEĞİLİZ... KERKÜK'TEN VAZGEÇMEYECEĞİZ VE TÜRKİYE'NİN MÜDAHALESİNE İZİN VERMEYECEĞİZ"
ANKARA, 26/03(BYE)--- Londra'da Arapça yayımlanan el Hayat gazetesinin 22 Mart 2007 tarihli sayısında, Gasan Şirbel'in Kürdistan Bölge Başkanı Mesud Barzani ile yaptığı ve yukarıdaki başlık altında bir yayımlanan Amman çıkışlı röportajın özet çevirisi şöyledir:
Kürdistan Bölge Başkanı Mesud Barzani, Amerikan birliklerinin bu aşamada Irak'tan çekilmesinin ülkede büyük bir facianın yaşanmasına neden olacağını açıkladı. Barzani, çekilmenin, iç savaşa yol açabileceği konusunda da uyardı. Barzani, "Irak'ın eski Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in devrilmesinin ardından yaşanan olaylar Irak'ın çıkarına oldu; biz Kürtler bu fırsattan istifade ettik, Şii ve Sünni Arap kardeşlerimiz ise bundan yararlanamadılar. Bu da bizim suçumuz değil" dedi. Barzani, Irak'ın, Sünni-Şii çatışmasına sahne olduğunu, ancak Kürtlerin bu yaşananlarda taraf olmadığını belirtti. Kerkük'ün statüsüyle ilgili yapılması planlanan referandumun engellenmesi yönündeki girişimlerle ilgili bir uyarı yapan Barzani, "Türkiye'nin müdahalesine izin vermeyeceğiz" dedi. Hiçbir Kürdün Kerkük'ten vazgeçmeyeceğini belirten Barzani, Kerkük'te Türkmenler, Araplar ve Hristiyanlarla ortak bir yönetim oluşturulması önerisinde bulunduklarını bildirdi. Barzani, Türk ordusuyla bağlantı halinde olan bazı Türkmenleri ve şoven Arapları da kınadı. Devlet kurma hayalinin devam edip etmediği konusundaki soruyu yanıtlayan Barzani, "Kürt milletinin bir devletinin olması en doğal hakkıdır, bu bir gün gerçek olacak" dedi. Barzani, İsrail ile ilişki kurmanın bir suç olmadığını, ancak Irak anayasasına karşı çıkmayacaklarını da sözlerine ekledi. Suriye ile ilişkilerinin soğuk bir dönemden geçtiğini ima eden Barzani, "Görünen o ki Suriye'nin ilgi alanları değişti" dedi. İran'ın müdahalesine de değinen Barzani, "İran'ın, bu tür müdahaleleri varsa bile Kürt bölgesinin dışındadır" şeklinde konuştu.
ŞİRBEL: Irak'taki mevcut durum sizi korkutuyor mu?
BARZANİ: Mesele korku değil, ülkedeki durum endişe ve rahatsızlık verici boyutta.
ŞİRBEL: Hangi konudan endişe duyuyorsunuz: Devlet kuramamaktan mı, yoksa Iraklılarla anlaşamamaktan mı?
BARZANİ: Irak'ın geleceğini tehdit eden en tehlikeli ve en endişe verici şey mezhep çatışmasıdır.
ŞİRBEL: Irak'ta iç savaş var mı? Irak'ta yaşanan şu anki durumu Sünni-Şii iç savaşı olarak tanımlayabilir miyiz?
BARZANİ: Bilmiyorum, ancak sonuç felaket olacak. Adını nasıl koyarsanız... Kimlik ve ada dayalı katliamlar mı, -gerçekten iç savaşın ne olduğunu bilmiyorum- trajedik bir savaş mı, yoksa bir mezhep savaşı mı?
ŞİRBEL: Gördüklerimiz Sünni-Şii çatışması mı?
BARZANİ: Evet.
ŞİRBEL: Kürtler, bu çatışmalarda taraf mı?
BARZANİ: Kesinlikle hayır, Kürtler bu çatışmalarda taraf değil. Bizler çözümün ve sorunun birer parçasıyız, çatışmanın değil.
ŞİRBEL: Amerikan birliklerinin çekilmesinden korkuyor musunuz?
BARZANİ: Bu aşamada çekilme felakete yol açar.
ŞİRBEL: Felaket? Biraz açabilir misiniz?
BARZANİ: Amerika'nın Irak'taki varlığı, ülkedeki durumun daha da kötüleşmesini veya iç savaşa dönüşmesini önlüyor. Amerikalıların varlığı önemlidir, dış ülkelerden gelen tehditleri de büyük ölçüde önlüyor.
ŞİRBEL: Kimden gelen tehditleri?
BARZANİ: Beklenti içerisinde olan veya gündeminde askeri müdahalede olan bir ülkeden.
ŞİRBEL: Amerikan askerlerinin, yakın bir zamanda Irak'tan çekilmesini bir facia olarak mı değerlendiriyorsunuz?
BARZANİ: Evet. Amerikan askerlerinin, Irak'taki düzen sağlanmadan ve Irak Hükümeti, ordu ve güvenlik güçleriyle ülkedeki durumu kontrol altına alma gücüne erişmeden Irak'tan çekilmesi, ülkede trajedi yaşanmasına yol açacak.
ŞİRBEL: Amerikan askerlerinin çekilmesi halinde büyük istilaların olmasından mı korkuyorsunuz? Örneğin Şiilerin Bağdat'ı kontrolleri altına alması gibi...
BARZANİ: Tüm ihtimaller değerlendiriliyor. Sünniler veya Şiiler istilaya girişebilir veya tam anlamıyla iç savaş yaşanabilir.
ŞİRBEL: Çekilmenin gerçekleşmesi halinde Kürtler ne yapacaklar?
BARZANİ: Bunun gerçekleşmemesi için çaba harcayacağız. Ancak başarısız olursak, bu konuda taraf olmayacağız. Umarım bu gerçekleşmez.
--Savaşın Başlamasından Dört Yıl Sonra--
ŞİRBEL: Irak'ta savaşın çıkmasından dört yıl sonra geriye dönüp baktığınızda, bu savaş bir hata mıydı?
BARZANİ: Hatalar, savaştan sonra başladı. Saddam yönetimini devirme kararı bence hata değildi. Çünkü, diktatörlükten kurtulmak iyi bir şeydir. Hatalar, BM Güvenlik Konseyinin 1483 sayılı kararı çıkarmasıyla ve Paul Bremer'in, Irak'a sivil yönetici olarak atanmasıyla başladı.
ŞİRBEL: Amerikan yönetiminin, Irak'ta hükümet kurulması konusunda bir programının olmadığı görüşü ortaya atıldı. Ancak Irak'taki muhalefet bir anlaşmaya varamadığı için bu taslağı hazırlamak zorunda kaldığı söyleniyor...
BARZANİ: Bu doğru değil. BM Güvenlik Konseyinin 1483 sayılı kararı, Amerikan kuvvetlerini işgal kuvvetlerine dönüştürdü ve Paul Bremer'in Irak'a sivil yönetici olarak atanmasına yol açtı. Bu durum da Irak'taki siyasi güçlere, hükümet kurmak için fırsat vermedi. Geçici hükümet kurma çalışmalarına geçildiği sırada, 1483 sayılı kararla şok olduk ve bu karar ondan önceki tüm anlaşmaları geçersiz kıldı.
ŞİRBEL: Irak ordusunun lağvedilmesini bir hata olarak görüyor musunuz?
BARZANİ: Sadece ordunun lağvedilmesi değil. Geçici hükümetin kurulmasına da karşı çıkıldı ve Iraklıların en doğal hakları engellendi. Orduyu lağvetmek gerekmiyordu, yeniden düzenlenebilirdi; çünkü, Irak'ın bir milyon askere ihtiyacı yok ve ordu, daha önce Irak halkını yok etmekle görevlendirildiği için askeri kültüre sahip değildi, bunun için de yeniden şekillendirilip eğitilmesi gerekiyordu. Yaşama hakkı verilmeden ordu mensuplarının sokaklara bırakılmaları yanlıştı.
ŞİRBEL: Bir kısmı direnişçilere katıldı, değil mi?
BARZANİ: Herkes kendi yolunu seçti. Orduyu lağvetmek yanlıştı, daha az sayıyla ve değişik donanımlarla onlardan yararlanabilirdik.
--Kerkük ve Referandum--
ŞİRBEL: Zoraki Araplaştırma politikasında Kerkük'ün adı çok geçiyor, bu konuyla ilgili gerçekler nelerdir?
BARZANİ: Bu konuda bir yanlış anlaşılma var. Kerkük Irak'ın bir kentidir, ancak kimliği Kürttür; tarih ve coğrafi gerçekler bunu kanıtlıyor. Kerkük, petrolün bulunduğu ilk kent olduğu için, gelen bütün idareciler Kerkük halkına insanlık dışı davranışlarda bulundu; Kürtleri tüm haklarından mahrum ettiler, 200 bin Kürt aileyi sınır dışı ettiler, kalanları da Araplaştırmaya çalıştılar. Ülkenin güneyinden ve orta kesiminden Arap ailelerin Kerkük'e yerleştirilmesine rağmen, Kerkük'ün kimliğini değiştiremediler. Saddam rejimi devrildikten sonra, Kerkük sorununun, Irak Anayasasının 140. maddesi uyarınca çözülmesine karar verildi. Bu madde çerçevesinde, Kerkük'ü terk etmek zorunda bırakılan ailelerin dönmeleri ve bu kente getirtilen Arapların, geldikleri bölgeye yollanmalarının yanı sıra kendilerine tazminat verilmesi öngörülüyor. Aynı zamanda da Kerkük'ün asıl halkı olan ve hala bu kentte ikamet eden Araplarla Kürtlerin yerlerinde kalmaları konusunda anlaşma sağlandı. Normalleştirme sürecinin ardından, Kerkük'te sayım ve referandum yapılacak. Bizlere karşı "sanki Arap varlığına karşıyız ve Türkmenleri kovuyoruz gibi" bir karalama kampanyası yürütülüyor. Bunlar gerçek dışı. Normalleştirme sürecinin ardından Kerkük'te ortak bir yönetimin kurulmasına hazırız.
ŞİRBEL: Ortak Yönetim? Kiminle?
BARZANİ: Türkmenler, Araplar ve Hristiyanlarla. ŞİRBEL: Referandum hangi tarihte yapılacak?
BARZANİ: Tüm sürecin 2007 yılında bitmesi gerekiyor.
ŞİRBEL: Kerkük dosyası, Sadr akımıyla bir sorunun yaşanmasına yol açtı mı?
BARZANİ: Tam olarak değil. Hükümetin, ülkenin güneyinden getirttiği Arap aileler Sadr akımından sayılıyorlar. Sadr akımının yetkilileriyle yaptığımız görüşmelerde, bu akımın, 140. maddenin uygulanmasına karşı olmadığı ortaya çıktı.
ŞİRBEL: Kürt olmayan siyasi güçlerin, referandumun yapılmasını engellemeye çalışması halinde neler olur?
BARZANİ: Herkes anayasaya sadık kalırsa, süreç sorunsuz işler. Ancak, referandumun engellenmeye çalışılması halinde, tüm tarafların, engellemeye çalışan tarafa tepki göstereceğini söyleyebilirim.
ŞİRBEL: Kerkük şu anda kimin kontrolünde?
BARZANİ: Amerikalıların.
ŞİRBEL: Orada Peşmergenin varlığı göze çarpıyor...
BARZANİ: Kerkük'te sadece Amerikan ve Irak kuvvetleri bulunuyor.
ŞİRBEL: Amerikan birliklerinin çekilmesiyle birlikte iç savaşın yaşanması halinde, Peşmergelerin Kerkük'e girebileceklerini düşünüyor musunuz?
BARZANİ: Neden iç savaş çıksın ki? Biz iç savaşın çıkacağını düşünmüyoruz, çünkü Araplarla Türkmenler bizim kardeşlerimiz. Bazıları iç savaş çıkacağını düşünüyor, gerçekler ise hiçbir zaman yaşanmayacağını gösteriyor. Kürtlerin Kerkük'ü el geçireceğini iddia eden bazı Araplar ve Türkmenler -bütün Araplarla Türkmenleri temsil etmedikleri gibi- Saddam rejiminin devrilmesiyle nüfuzlarını kaybeden gruplardır. Bu gruplar düzeni bozmaya çalışıyorlar, ancak bunu başaramayacaklar.
ŞİRBEL: Kerkük konusunda Türkiye ile bir sorun yaşıyor musunuz?
BARZANİ: Hayır. Kerkük Irak'ın bir kentidir, Türkiye ile hiçbir ilgisi yoktur. Türkiye'nin Kerkük konusuna hiçbir şekilde karışmasına izin vermeyeceğiz. Çünkü Türkiye yabancı bir ülkedir. Kerkük'e, Türkiye'nin müdahalesine izin vermeyeceğiz. Hangi hakla Irak'ın işlerine karışıyor ki?
ŞİRBEL: Türkiye, Kürdistan bölgesinin kendi güvenliğini tehdit ettiğine dair açıklamalarda bulundu, ne düşünüyorsunuz?
BARZANİ: Bu anlayış yanlıştır. Biz Türkiye'yi tehdit etmiyoruz.
ŞİRBEL: Mesud Barzani, Kerkük'ten vazgeçebilir mi?
BARZANİ: Kesinlikle hayır. ŞİRBEL: Hangi Kürt yetkili Kerkük'ten vazgeçebilir?
BARZANİ: Hiçbir Kürt Kerkük'ten vazgeçemez.
ŞİRBEL: Bu, hiçbir Filistinlinin, Kudüs'ten vazgeçemeyeceği gibi bir şey mi?
BARZANİ: Kerkük'ü Kudüs'e benzetemiyorum. Çok büyük fark var. Ancak Kerkük'ten vazgeçecek Kürt yoktur.
ŞİRBEL: O zaman, Kerkük'ün, Kürdistan bölgesinin bir parçası olmadığını gösteren hiçbir anlaşmaya imza atmayacaksınız...
BARZANİ: Kesinlikle. Size şunu açıkça söyleyebilirim ki başka bir çözümü kesinlikle kabul etmeyiz.
ŞİRBEL: Kerkük'ü, Kürdistan bölgesine ilhak edemezseniz, bu konuyu muallakta mı bırakacaksanız?
BARZANİ: Biz bu meseleyi anayasa yoluyla çözme konusunda anlaştık. Sorun sadece Kerkük değil ki. El Enbar kentinin, Bağdat, Tikrit, Necef ve Kerbela ile olan sınırının yanı sıra Bağdat ile Musul arasında da birtakım problemler yaşanıyor. Bu sorunlar, eski rejimin, siyasi amaçla yaptığı demografik değişiklikleri kapsıyor. Irak'ın çıkarlarını düşünenler ve Kerkük konusunu nihai çözüme ulaştırmak isteyenlerin, anayasadaki 140. maddenin uygulanmasını engellememesi ve bir an önce uygulanması için yardımda bulunması gerekiyor; engellenmesi halinde de Irak'taki durumun çok daha tehlikeli bir boyut alacağı açıktır.
ŞİRBEL: Kerkük konusu neden bir barut fıçısına benzetiliyor?
BARZANİ: Bu doğru değil. Şoven Araplar ve Türk istihbaratına bağlı bir grup Türkmen bulunuyor. Ancak bunlar hiçbir şey yapamazlar, çünkü ne Araplar onları destekliyor, ne de Türkmenler onların yanında yer alıyor. Herkes anayasanın uygulanmasından yana. Müdahaleler Kerkük sorununu alevlendiriyor.
ŞİRBEL: Şu anda işbaşındaki Irak Hükümeti anlaşmaya bağlı mı?
BARZANİ: Evet, yasal olarak bağlıdır.
ŞİRBEL: Irak'taki siyasi güçler?
BARZANİ: Siyasi güçler de bağlıdır.
ŞİRBEL: Sadr akımı da mı?
BARZANİ: Sadr akımı anayasaya bağlıdır. Anayasaya uymayan taraf olursa, o zaman kendi kararlarımızı verme hakkımız doğacaktır.
ŞİRBEL: Irak'ın güneyinde ve orta kesiminde Kürdistan bölgesine benzer bölgelerin kurulması yönündeki çağrılar Kürtleri rahatsız ediyor mu?
BARZANİ: Biz federal sistemin kurulmasını destekliyoruz, ayrıntıları da bölge halkına bırakıyoruz.
ŞİRBEL: Teröristlerin hedef aldığı kişiler listesinde adınız yer alıyor. Suikasta uğradınız mı, parti merkezleriniz saldırıya uğradı mı?
BARZANİ: Saddam rejiminin devrilmesinin ardından, Erbil'deki parti merkezlerimize (Kürdistan Demokratik Partisi) iki kez intihar saldırısı düzenlendi ve bu saldırılar büyük hasara yol açtı. Ayrıca, başka saldırılar da düzenlendi, ancak uzun bir süredir saldırı yok. Şu ana kadar bana ulaşamadılar.
ŞİRBEL: Sıkı güvenlik önlemleri alıyor musunuz?
BARZANİ: Tabii ki.
ŞİRBEL: El Kaide örgütü, Kürdistan bölgesinde varlık gösterebiliyor mu?
BARZANİ: Hiçbir varlığı yok; çünkü Kürt halkı, el Kaide'nin izlediği yola ve Musul'dan, Erbil'e sızan kişilerin düzenledikleri operasyonlara karşıdır. El Kaide veya onu destekleyen örgütlerin Kürdistan bölgesinde hiçbir varlığı yok.
ŞİRBEL: El Kaide ile ittifak yapan Kürtler yok mu?
BARZANİ: Çok az sayıda var, ancak bunlar Kürdistan bölgesinde barınamadılar.
ŞİRBEL: Kürdistan İşçi Partisinin sorunu ne?
BARZANİ: Sorun, Türkiye ile. Bu konu siyasi bir konudur, siyasi yollarla çözülmediği takdirde bu sorun devam edecek.
ŞİRBEL: Kürdistan İşçi Partisi üyeleri sizin bölgeniz de mi barınıyorlar?
BARZANİ: Sınır boyunca bulunuyorlar; bölgede varsa bile, yerleşim birimlerinin dışında ve dağlık bölgededirler.
--Sahte Sınır--
ŞİRBEL: Devlet kurma düşünüz devam ediyor mu?
BARZANİ: Kürtler bir ulus olduğu için, devlet kurmaları yasal haklarıdır. Ben bunu bir düş olarak görmüyorum, çünkü diğer uluslardan hiçbir farkı yoktur, bundan dolayı da bağımsız bir devleti olması yasal bir haktır.
ŞİRBEL: O zaman gerçekleşti mi?
BARZANİ: Gerçek olacak, ancak ne zaman bilemiyorum.
ŞİRBEL: Belki de yüzyıllar sonra?
BARZANİ: Belki. Ancak sonuçta 40 milyon nüfuslu bu millet bağımsız devletine kavuşacak. ŞİRBEL: Coğrafi açıdan, bulunduğunuz sınırın devamı var mı?
BARZANİ: Şimdiki sınırlar sahte sınırlardır. Bazı köylerimiz, komşu ülkelerle paylaşılmış durumda.
ŞİRBEL: Kürdistan'ın bağımsızlığını ilan etmek hiç aklınızdan geçti mi?
BARZANİ: Ben buna cesaret edemem; sağlam bir şekilde kendi ayaklarının üzerinde durabilecek duruma geldiğinde bunu ilan edeceğiz veya edecekler. Ancak, o zamanın ne zaman geleceğini bilemiyorum.
ŞİRBEL: Molla Mustafa Barzani'nin (babası) yapamadığını sizin başardığınız gibi bir his var mı içinizde?
BARZANİ: Onun bize çizdiği yol doğrultusunda başardık. Biz onun öğrencileriyiz.
--Kürdistan ve İsrail--
ŞİRBEL: Güvenlik ve ekonomik açıdan İsraillilerin Kürdistan'a sızdığı ve İsrail'in, azınlıklar konusunda birtakım çalışmalar yapmak üzere bölgeye döndüğü söyleniyor, ne düşünüyorsunuz?
BARZANİ: Kürdistan bölgesi Irak'ın bir parçası, yasal açıdan da tek başımıza hiçbir ülkeyle ilişki kurma hakkına sahip değiliz. İsrail, Bağdat'taki büyükelçiliğini açtığı zaman, Erbil'deki konsolosluğu da açılacak. Buna rağmen, İsrail ile ilişki kurmayı bir suç olarak görmüyorum, ancak Irak Anayasasına da karşı çıkmayacağım. İsrail'in, tüm Arap ülkeleriyle de ilişkileri olduğunu unutmamak gerekiyor.
ŞİRBEL: Hepsiyle mi?
BARZANİ: Zannediyorum ki tümüyle. Bazı Arap ülkeleri bunu açıkça ilan etmiş, bazıları da bunu gizlice yapıyor. İsrail, diğer ülkelerle ilişki kuruyorsa, başkalarıyla da bunu gerçekleştirmesinin neresi suç? Buna rağmen, İsrail'in Kürdistan bölgesinde hiçbir faaliyetinin olmadığını kesin bir dille söyleyebilirim.
ŞİRBEL: Askeri açıdan durumunuz nedir, silaha ihtiyacınız var mı?
BARZANİ: Biz de silah çok, isteyen varsa verebiliriz (şaka yapıyor). İnşallah silaha ihtiyacımız olmaz.
ŞİRBEL: İran ile olan ilişkiler konusunda neler diyeceksiniz?
BARZANİ: İran ile ilişkilerimiz normal. Ekonomik alanda ilişkilerimiz var. Kürdistan'da, İran ile hiçbir sorunumuz yok.
ŞİRBEL: İran'ın, Irak'ın Kürdistan bölgesindeki müdahalesinden bahsediliyor, ne diyorsunuz?
BARZANİ: Kürdistan bölgesinde değil. İran'ın müdahalesi varsa, başka bölgelerdedir.
--Suriye ve İran'ın Rolü--
ŞİRBEL: Irak'ta iki ülkenin etkisinden bahsediliyor: Suriye'nin ve İran'ın rolü. Kürdistan bunlardan uzak mı?
BARZANİ: Bölgedeki hiçbir ülke, Kürdistan üzerindeki emellerini gerçekleştiremedi. Bunun nedeni, halkın buna karşı çıkması ve uygun zeminin olmamasıdır.
ŞİRBEL: Suriye ile ilişkileriniz nasıl?
BARZANİ: Suriye ile ilişkilerimiz eskidir, ancak son zamanlarda eskisine nazaran daha soğuk.
ŞİRBEL: Neden?
BARZANİ: Bilmiyorum, belki onlardan kaynaklanıyor. Görünen o ki ilgi alanları değişti.
ŞİRBEL: Saddam'ın devrilmesinden en kazançlı çıkan tarafın Kürdistan'daki Kürtler olduğu söyleniyor. Çünkü Araplar Sünni-Şii fitnesine düştü. Bu olayların, sizin çıkarınıza olduğunu düşünüyor musunuz?
BARZANİ: Gelişmeler Irak'ın çıkarına oldu. Ancak, bizler fırsattan istifade ederken, Sünni ve Şii Arap kardeşlerimiz için aynı şeyi söyleyemeyiz; bu da bizim suçumuz değil. Biz hala yardım için elimizi uzatıyoruz ancak kendileri fırsattan istifade etmek istemiyorlarsa neden Kürtler cezalandırılsın ki?
ŞİRBEL: Kürdistan'ın içinde Irak Devlet Başkanı ve bölge lideri bulunuyor. İlişkileriniz ne ölçüde?
BARZANİ: Sıkı ilişkiler içersindeyiz. Anlaşmazlık sayfası kapandı.
ŞİRBEL: Gerçekte kurumlar arasında bölünmeler göze çarpıyor, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
BARZANİ: Birleştirme çalışmaları başarıyla devam ediyor.
ŞİRBEL: Kürdistan'daki durum ne?
BARZANİ: Gelişmeler var. Ancak, hala elektrik ve yakıt gibi büyük sorunlarımız var. Eski rejim, bölgede hiçbir projeyi hayata geçirmedi, bunun için sıfırdan başlıyoruz.
ŞİRBEL: Yatırımcıların, Kürdistan'a gitme yönünde bir eğilim var mı?
BARZANİ: Böyle bir eğilim var, çünkü Kürdistan'da çok büyük fırsatlar var.
ŞİRBEL: Güvenlik açısından ne durumdasınız?
BARZANİ: Halkımızla güvenlik teşkilatımız işbirliği içerisinde ve her ikisine de teşekkür ediyorum. Güvenlik açısından çok iyi durumdayız. ŞİRBEL: Hristiyanların, Bağdat'tan Kürdistan bölgesine göç etmeleri konusunda ne düşüyorsunuz?
BARZANİ: Bu doğru. Göç, sadece Hristiyanları değil, Arap ve Müslümanları da kapsıyor. Şu ana kadar yaklaşık 18 bin Arap ailesi Kürdistan'a göç etti. Bizler de onları büyük bir sevinçle karşılıyoruz.
ŞİRBEL: Irak'taki Hristiyanların varlığından korkuyor musunuz?
BARZANİ: Ben onlara, yurt dışına göç etmemelerini tavsiye ediyorum.
ŞİRBEL: Siz Kürt olmayanların haklarını koruyor musunuz?
BARZANİ: Anayasamızla ilgili çalışmalar devam ediyor. Anayasa, din ve ırk ayrımı yapmaksızın bölgede yaşayan vatandaşların hepsinin haklarını koruyacak.
--Amerikan Askerlerinin Çekilmesi--
ŞİRBEL: Amerikalılar, yakın bir zamanda çekilmeyi düşündükleri konusunda sizlere herhangi bir bilgi verdiler mi?
BARZANİ: Irak'taki durum düzelmeden çekilmeyeceklerini söylüyorlar, çünkü hızlı bir çekilme faciaya yol açacak.
ŞİRBEL: Kürdistan'daki güvenliği kimler sağlıyor?
BARZANİ: Polis.
ŞİRBEL: Bölgede Irak ordusuna bağlı birlikler var mı?
BARZANİ: Evet, Savunma Bakanlığına bağlı birliklerin yanı sıra Peşmerge de bulunuyor.
ŞİRBEL: Siz rahat mısınız?
BARZANİ: Irak istikrara kavuştuğu anda ben de rahata kavuşacağım.
ŞİRBEL: Amerikan birliklerinin, Irak'tan çekilmesi halinde, göç edenlerin bölgeye dönmesinden korkuyor musunuz?
BARZANİ: Kürdistan halkı, Irak'taki Arap kardeşlerimiz için kalplerini açmaya hazır.
ŞİRBEL: Irak'ta iç savaş çıkması halinde, çoğu Sünnilerden oluşan Kürtlerin, Sünni Arapların yanında yer alması ihtimali ne kadardır?
BARZANİ: Zannetmiyorum. Şii-Sünni savaşının çıkması halinde hiçbir tarafta yer almayacağız, aksine durdurmak için çabalayacağız.
EL HAYAT: "KÜRTLER, IRAKLI KİMLİĞİNDEN VAZGEÇMİYOR, BAŞKALARI DA ÜLKELERİNİ PARÇALAMAK İÇİN YARIŞ HALİNDE"
ANKARA, 27/03(BYE)--- Londra'da Arapça yayımlanan el Hayat gazetesinin 27 Mart 2007 tarihli sayısında, Sami Şorş imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında bir haber yorum yer almıştır. İnternetten sağlanan haberin çevirisi şöyledir:
Orta Doğu'da taraflar bölgede yaşayan 35 milyon Kürdün Irak, Türkiye ve İran arasında paylaşılmaya çalışıldığı ve bu ülkeler tarafından bölüştürülme tehlikesiyle karşı karşıya bırakıldığı fikrine katılıyor. Ancak aynı zamanda, nedenleri ne olursa olsun, bölgedeki bir halkın isteklerini göz ardı etmenin ve bağımsızlık beklentilerini bastırmanın tehlikesi konusunda uyaran bir başka görüşe de katılmadığımız sürece, bu katılımımızın hiçbir anlamı kalmıyor. Kürt halkı ve benzer halkların, demokrasiyi bilmeyen bir ülkede gelişmedikleri, kalkınmadıkları ve kimliklerini özgürce sergileyemediklerini hissettikleri anda uluslararası yasalar çerçevesinde bağımsızlık ilan etme yönündeki istekleri ve duyguları kabarıyor. Kürt halkı gibi büyük bir halkın kendi devletini kurma hakkının tartışma konusu olduğu bir dönemde istikrardan nasıl bahsedebiliriz ki? Orta Doğu'da veya dünyanın herhangi bir yerindeki istikrar, halkların, bireysel kalkınma ve bağımsızlık isteğini engellemek anlamına mı geliyor? İstikrar, halkın ve toplulukların isteklerinin aksine sağlanabilir mi? Soruları yanıtlamak için Irak'taki Kürdistan Bölge lideri Mesud Barzani'nin daha önce yaptığı açıklamaya yer vermek gerekiyor. Barzani, Kürtler, Iraklılar, hata birçok Arap ve bölge ülkeleri arasında sakinliği ve açık sözlülüğüyle biliniyor. Barzani, ortak anayasa ve federal bir Irak devleti çerçevesinde, Kürt halkının haklarını belirtme konusunda çok açık ve netti. Barzani'nin, yakın bir zamanda Suudi Arabistan ve Ürdün'e yaptığı başarılı ziyaretinin, halkının, ılımlı Arap ülkeleriyle olan ilişkilerini geliştirmek ve devam ettirmek amacıyla gerçekleştiği herkes tarafından biliniyor. Kürt halkının devlet kurma isteğini açıkça ilan eden Barzani, halkına, çıkarlarının, yeni bir Irak çerçevesinde aktif bir rol üstlenmekten ve barış içinde yaşamaktan geçtiği konusunda da sık sık öğütler verdi. Hiç şüphe yok ki Kürtler, Arap ve bölge ülkeleriyle olan ilişkilere büyük önem veriyorlar. Geçen yıllar içinde Irak'ta demokrasinin sağlanması adına yaptıkları fedakarlıklar, bu konuda başkalarının yaptıklarını kat kat aşıyor. Tüm yaşananlara rağmen, Kürtler, haklarının göz ardı edilmemesi şartıyla, demokratik bir Irak içinde yaşamaya hazır olduklarını söylüyorlar. Kürt liderler, Irak'ı diktatörlükten kurtarmak ve ülkede demokrasiye dayalı bir sistem kurmak için harcanan çabalarda öncü bir rol üstlenmeye özen gösterdiler. Liderler, Irak'ta anlaşamayan taraflar arasındaki görüş ayrılıklarını en aza indirmek ve orta bir noktada buluşmalarını sağlamak, anayasayı hazırlama sürecini tamamlamak ve hükümet kurma çalışmalarında yer almak gibi konularda büyük çaba harcadı. Göz ardı edilmemesi gereken gerçeklerden biri de şudur: 9 Nisan 2003'te Saddam Hüseyin'in devrilmesinin ardından, Kürtlere, devlet kurma fırsatı doğdu, ancak Kürtler bunu kullanmak yerine Irak'ı çöküşe giden durumdan kurtarma çabasına girdi. Barzani'nin, çatışma yerine, affetme ve anlaşma yollarını aramaları konusunda bütün Iraklılara yaptığı çağrı, Kürtlerin, Iraklıların, iç savaşa sürüklenme tehlikesiyle karşı karşıya kalmamalarına özen gösterdiğinin en büyük kanıtıdır. Ancak Kürtler, bu tip çağrılar yaparken, bunun karşılığında da Irak'taki Kürt olmayan diğer gruplar, Irak'ın parçalanmasına ve çöküşüne yol açacak iç savaşın çıkması için çabaladılar. Bu arada, İsrail-Kürt ilişkilerinin tehlikesi konusunda korkutulan bazı Iraklı Araplar, Kürtlerin hakları konusunda anlaşamıyorlar. Ancak söz konusu Arapların, Kürtlerin, birçok Iraklının unuttuğu, Irak'ın toprak bütünlüğünü koruyan tek güvence olduğu konusunda hemfikir oldukları da bir gerçektir. Arap ülkelerindeki bazı kesimler, bölgede daha fazla kargaşanın yaşanmasını önlemek için en uygun çözümün, Kürtlerin bağımsızlık ilan etme düşüncesinden vazgeçmeleri olduğu yönünde çağrı yapmaktan geri kalmıyor. Ancak, bu tür çağrıların, İran'daki Ahvaz bölgesinde yaşayan Araplar veya Filistinliler ya da Keşmirliler için yapılmadığına dikkat çekildi. Söz konusu çevreler, Kürtlerin İsrail ile kurduğu hayali ilişkiyi bahane ederek, Kürtlerin durumuyla ilgili sık sık açıklamalarda bulundular. Barzani, bölgede İsrail ile ikili ilişkiler kurmanın, artık şaşılacak bir durum olmaktan çıktığını açıkça belirtti. Kürdistan bölgesini ziyaret edenlerin, burada İsrail'in varlığının olmadığı gerçeğini kendi gözleriyle görebileceklerini söyleyen Barzani, Kürtlerin, diğer ılımlı halklar ve ülkelerden farksız olarak, İsrail ile normal ilişkiler kurmayı bir suç olarak görmediğini kaydetti. İsrailliler ise, Kürtlerle ilişki kurmalarının, Türkiye ve bazı Arap ülkeleriyle olan ilişkilerini olumsuz bir şekilde etkileyeceğini düşünüyor. Kürtler, İran ve Suriye gibi ülkelerin, İsrail'le kötü ilişkileri olması nedeniyle, bu aşamada İsrail'le ilişkiler kurmanın çok tehlikeli ve olumsuz sonuçlar doğurabileceğinin farkındalar. Tüm yaşananlar akla şu soruyu getiriyor: Bazı Müslüman ve Arap ülkelerinin başkentlerinde İsrail bayraklarının dalgalandığı bir dönemde, neden sadece Kürtlerin, İsrail ile olan sözde ilişkileri tartışılıyor ve yadırganıyor?
DİĞER
AZERBAYCAN BASINI
Değerlendirme:
Azerbaycan basını Irak konusunu, “Türkiye ile Azerbaycan'ın ortak mücadelesinin Irak Türkmenlerini mutlu etmesi” bağlamında değerlendirmektedir.
HALK CEPHESİ: "TÜRKİYE İLE AZERBAYCAN'IN ORTAK MÜCADELESİ IRAK TÜRKMENLERİNİ MUTLU EDİYOR"
BAKÜ, 28/03(BYE)--- Tirajı günde 3.000 olan muhalefet eğilimli Halk Cephesi gazetesinin 28 Mart 2007 tarihli sayısında, yukarıdaki başlık altında yayımlanan haberin çevirisi şöyledir:
APA Ajansına açıklama yapan Irak Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Genel Başkanı Kemal Beyatlı, "Irak, ABD başta olmak üzere, emperyalist güçler tarafından işgal edildi. Geçen dört yılda, demokrasi vaatlerinin yalan olduğunu gördük. Bunun acı sonuçlarına şimdi Irak halkı katlanıyor" dedi. Beyatlı'nın açıklamalarına göre, ABD'nin diktesiyle yeni kurulan sözde Irak Hükümetinin yasaları, Irak'taki halkların parçalanmasına yönelik ve bu çabalar sonuçlarını göstermeye başladı. Irak Anayasası'nda Türkmenlerin haklarının ihlal edildiğini bildiren Beyatlı, "Türkmenler Irak'ta sayı olarak üçüncü halk ve bizlere bu sayıya göre imkan sağlanmalı. Siyasi teşkilatlarımız, Türkmenlerin tarihi, coğrafyası, kültürü ve insan haklarına yönelik mücadelelerini sürdürecektir. Irak Türkmenlerinin haklarının sağlanması için Türk devletlerinin bir olması gerekiyor. Türkiye ile Azerbaycan'ın ortak mücadelesi Irak Türkmenlerini mutlu ediyor. Diğer Türk devletlerinin de bu iki devletin peşinden gideceğine ve sürecin Türk birliğinin kurulmasıyla sonuçlanacağına inanıyorum" dedi.
İRAN BASINI
Değerlendirme:
İran basını Irak konusunu, “Kuzey Irak'taki Kürt Bölgesi Yönetimi Başkanı Barzani’nin Türkiye'nin Kerkük'e müdahalesine izin vermeyeceklerini belirtmesi” çerçevesinde değerlendirmektedir.
TAHRAN RADYOSU: "BARZANİ: TÜRKİYE'NİN KERKÜK'E MÜDAHALE ETMESİNE İZİN VERMEYİZ"
ANKARA, 24/03(BYE)--- Tahran Radyosu'nun 07.30-08.30 Türkçe yayınından:
Kuzey Irak'taki Kürt bölgesi yönetimi başkanı Barzani, Kerkük'ün Irak'ın bir kenti olduğunu belirterek, "Türkiye'nin Kerkük'e müdahalesine izin vermeyiz" dedi. Barzani, Irak yönetimi ülkeyi tamamen kontrol altında alabilmesinden önce Amerikan güçlerinin çekilmesini şiddetli bir iç savaşa ve büyük bir krize yol açabileceğini de savundu. Kuzey Irak'taki Kürt bölgesel yönetimi ise Irak'ın petrol merkezi olacağız yolundaki açıklamaları yankı yaptı. Financial Times gazetesinde Kürt yönetiminin bölgedeki yabancı petrol şirketlerinin varlığını üç kat artırmayı planladığını belirtirken The Times gazetesi de, Kürt yönetiminin petrol lisansları konusunda Bağdat'a meydan okuduğunu yazdı.
RUSYA BASINI
Değerlendirme:
Rusya basını Irak konusunu, “Türkiye’de 1915 yılında yaşanan kanlı olayların soykırım olarak tanımlandığı karar tasarısının ABD Kongresince kabul edilmesi halinde, Irak ve Afganistan'da görev yapan Amerikan askerlerine araç gereç temininin güçleşebileceği” bağlamında değerlendirmektedir.
PROFİL: "IRAK VE AFGANİSTAN'DA GÖREV YAPAN AMERİKAN ASKERLERİNE, ARAÇ GEREÇ TEMİNİ GÜÇLEŞEBİLİR"
MOSKOVA, 26/03(BYE)--- Tirajı haftada 83 bin olan liberal eğilimli Profil dergisinin 26 Mart 2007 tarihli sayısında, yukarıdaki başlık altında yayımlanan yazının çevirisi şöyledir:
Ermenilerin Osmanlı İmparatorluğunda kitle halinde öldürülmesi, zaten karmaşık olan Türk-Amerikan ilişkileri için yeni bir sınama olacak. Türkiye, 1915 yılındaki kanlı olayların soykırım olarak tanımlandığı karar tasarısının ABD Kongresince kabul edilmesi halinde, bu adımın, Washington için askeri dahil, ciddi sonuçlar yaratabileceği uyarısında bulundu. Türkiye Dışişleri Bakanlığı tarafından iki hafta önce yapılan açıklamada, tasarının kabul edilmesi durumunda alınacak önlemlerin, tahmin edilenin ötesinde olacağı ve etkilerinin uzun süre hissedileceği belirtilmişti. Türkiye Parlamentosu Dışişleri Komisyonu Başkanı ve aynı zamanda iktidar partisi AKP'nin milletvekili olan Mehmet Dülger, konu ile ilgili olarak yaptığı açıklamada, Amerikalıların, İncirlik Hava Üssünden daha az sayıda Amerikan askerini sevk edebileceklerini söyledi. Amerikan askerleri halen, daha ziyade ABD'nin yararlandığı İncirlik Hava Üssü üzerinden Irak ve Afganistan'a gönderiliyor. Bilindiği gibi, 2003 yılında Amerikan askerlerinin Türkiye toprakları üzerinden Irak'a gönderilmesinin Türkiye parlamentosu tarafından reddedilmesi nedeniyle, stratejik ortak olan Türkiye ve ABD arasındaki ilişkilerde kriz yaşanmıştı. ABD hükümeti, anılan karar tasarısının Kongre tarafından kabul edilmesini önlemeye çalışıyor. Bu çerçevede, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ve Savunma Bakanı Robert Gates, önde gelen parlamenterlere gönderdikleri mektupta, ABD'nin ulusal çıkarlarına gelebilecek zarara işaret ettiler. Şubat ayında Washington'da temaslarda bulunan Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, Amerikan tarafına baskı yapmaya çalıştılar. Yani, Ankara söz konusu kan dökülme olayına soykırım gözüyle değil, Birinci Dünya Savaşı çerçevesinde trajik bir olay gözüyle bakıyor. Bu arada, ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Demokrat partili Nancy Pelosi, mevcut soruna olan yaklaşımını gizlemek istemedi ve Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ü kabul etmedi.
|