![]() |
|||
|
|||
HÜRRİYETZAMANTÜRKİYESABAHMİLLİYETCUMHURİYETRADİKALVATANYENİ ŞAFAKAKŞAMBUGÜNSTARPOSTAVAKİTHÜRRİYETCüneyt ÜLSEVER, “Dünya ve Türkiye Nereye Gidiyor?” başlıklı yazısında, “Dünyanın baş döndürücü bir hızla değiştiği bir dönemde ülkemizde daha çok insanın ‘Yarın ne olacak?’ sorusuna cevap araması gerekiyor.” derken, “dünyaya gözüken odur ki artık: 1) Çok kutuplu bir dünyaya doğru gidiliyor: ABD, AB, Rusya, Çin, Hindistan, Brezilya vb. 2) Ekonomik ağırlık Batı’dan Doğu’ya doğru kayıyor. 3) Yeniden paylaşım savaşları devam edecek. 4) Hem paylaşım savaşları, hem de ekonomiye müdahale gerekliliği nedeniyle devlet vazgeçilemez bir aygıt. Minimal devlet kavramı hala geçersiz. 5) ABD dünya üzerindeki etkinliği açısından muazzam bir gerileme yaşıyor ama: i) Askeri alandaki üstünlüğü hala tartışılmaz. ii) Araştırma+geliştirme alanında uzak mesafe önde. Hala teknoloji üretiminde lider, hala eşi benzeri olmayan üniversiteleri ile dünyanın en nitelikli insan kaynağını üretiyor. ABD artık ne kerim emperyal, ne de hükmü her yerde geçen bir otoriter emperyal devlet değil. Siyasi ve ekonomik alanlarda tek başına hüküm verme yetkisini paylaşmak zorunda ama dünyanın diğer yükselen güçleri, onu askeri ve bilim alanında yakalamaya şimdilik muktedir değiller. ABD artık çok kutuplu bir dünyanın başat gücü!” değerlendirmesini yapmaktadır. Bekir COŞKUN, “Bize Ağlamak Düşer…” başlıklı yazısında, “PKK Kuzey Irak’ta, Genelkurmay’ın yaptığı açıklamaya göre asıl saldırı oradan yapıldı. Kuzey Irak ABD’nin, Kuzey Irak ordusu ABD’nin, cumhurbaşkanları ABD’nin, başbakanları ABD’nin, hükümetleri ABD’nin, bize verilen istihbarat ABD’nin, kurşun atacaksak o yana izin ABD’nin... ABD; bu utanmadan şehit cenazelerine gidenlerin strateji ortağı. Yapıştıkları kuyruk... Sıkıysa Türkiye’yi yönetenler, ağızlarını açıp birkaç laf dahi etseler ya ABD’ye... Ne gezer?...” demektedir. ZAMANŞahin ALPAY, “Türkiye’nin Transatlantik Eğilimleri” başlıklı yazısında, ABD Alman Marshall Fonu'nun bir süredir yaptırmakta olduğu ‘Transatlantik Eğilimler’ araştırmasının geçen ay açıklanan sonuncu raporundan notlar aktarmakta, “ Geçen ay açıklandı. Geçen haziranda, ABD ve aralarında Türkiye'nin de olduğu bazı Avrupa ülkelerinde yapılan araştırmanın üzerinde durulmaya değer bulguları var. Araştırma raporunun ‘Çalkantılı Türkiye’ başlığını taşıyan bölümünde, son yıllarda bazı gözlemcilerin 2003'te Irak savaşı sırasında ABD ile çıkan kriz ve 2005'ten sonra AB ile ilişkilerin gerilmesi nedeniyle, ‘Türkiye'nin Batı ittifakından uzaklaşmaya başladığı’ endişesini dile getirdiklerine dikkat çekilmekte. Rapora göre, 2007-2008 arasında Türkiye'de AB'ye duyulan ‘sıcaklık’ (100 üzerinden) 26 dereceden 33'e, ABD'ye duyulan sıcaklık ise 11'den 14'e yükselmiş. Rapor, bu nisbi ‘ısınmanın’ Batı'nın AKP'nin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasına karşı tavır almasıyla, Bush yönetiminin PKK'yı ‘düşman’ ilan edip Türkiye'nin K. Irak'a askerî müdahalelerine yeşil ışık yakmasıyla açıklanabileceğini ima ediyor. Bu yorumda isabet var” ifadelerine yer vermektedir. İhsan DAĞI, “PKK’ya Karşı Postmodernizm Eleştirisine Devam!” başlıklı yazısında, “Ordu, iç siyasetle uğraşmak, postmodernizm nutukları atmak, vatandaşlarını sözde ve özde vatandaş diye ayırmak, laiklik fetvaları vermek, cumhurbaşkanının kim olacağı ve nasıl seçileceği üzerine kafa yormak, meşru hükümete karşı bildiri hazırlamak, gazetecileri ve sivil toplum kuruluşlarını andıçlamak yerine gerçek vazifesini hakkıyla yapmak zorunda. Aktütün baskını bir milad olabilir;” ifadelerine yer vermekte, “PKK ile mücadelede doğruları ve yanlışları ortaya koymak gerek. Askerî operasyonlar PKK'yı bitirdi mi? Bitirmediyse hâlâ, daha kaç on yıla ve kaç tezkereye ihtiyaç var? PKK'ya karşı mücadelenin yöntemi, felsefesi, araçları ve sorumluları ile yüzleşmeden bu iş bitmez. Sınır ötesi operasyon yetkisi bulunan asker şimdiye dek neler yaptı? Sınırın daha hemen öte tarafı temizlenememişse ne diyebiliriz ki? Yarın yeni yetki vermenin ne anlamı olacak? Milletin öfkesini Kuzey Irak'a ve hükümete yöneltmek yerine cesurca geç kalmış bir soruyu sormak ve yüzleşmek zorundayız: Asker PKK ile mücadelede başarılı mı? Siyasete karışmakta bu kadar 'cevval' davranan askerin 'işini ne kadar iyi yaptığı' neden sorgulanmıyor?” demektedir. TÜRKİYEYılmaz ÖZTUNA, “Amerika’nın Kararı” başlıklı yazısında, “Temsilciler Meclisi, geçen cuma günü 171’e karşı 263 oyla Amerika’nın finans krizini değil, gerçekte dünya düzenini, fırladığı mihverine döndürmek kararını oyladı. Başaracak mı? Kaybolan trilyonların telâfisi kabil mi? Evet! Ama zaman meselesi...” demekte ve “Ancak Türkiye’nin, krizi hafif atlatacak ülkelerden biri olacağı yetkili kişiler tarafından söylendi. Bu da az şey değil. Dünyanın 1. adamı Bush, 1929’dan bu yana ekonomiye en büyük devlet müdahalesini yaptı, ancak liberal piyasa ekonomisinden vazgeçmeyiz dedi. Bu söylem bile, Türkiye’nin global krizi ucuz atlatacağını gösteriyor. Zira Türkiye’de iktidarı muhalefeti böylesine bir şey söylemiyor” yorumunu yapmaktadır. SABAH Erdal ŞAFAK, “Yeni Düzen, Yeni Sistem” başlıklı yazısında, “Yeni düzende IMF'nin rolünün de değiştirilmesi, bankaların sorumluluğunu üstlenmesi planlanıyor. Buna göre, IMF devletlere yaptığı uygulamayı, bankalara yönlendirecek: Bir kurtarma fonu oluşturacak ve sıkışan finans kurumlarına ‘Reçete karşılığı kaynak’ verecek. Merkez Bankası Başkanı Yılmaz dün IMF ile ilişkilerdeki belirsizliğin ortadan kaldırılması çağrısı yaptı, ‘Şu an için krediye ihtiyacımız yok ama mutlaka bir çıpaya ihtiyaç var’ dedi. Haklı. Türkiye MİLLİYETHasan CEMAL, “Yazık, Türkiye’nin Morali Yine Bozulmaya Başladı!” başlıklı yazısında, PKK’nın, Türkiye açısından hedef büyütmek istediğini, bunun içinde yangını büyütmeye başladığını, Türkiye’yi Irak Kürtleri ile savaştırmanın, mümkünse ABD ile karşı karşıya getirmenin peşinde olduğunu vurgulayarak, “PKK Türkiye’yi saldırgan, işgalci konumuna düşürerek Kürt sorununu daha çok uluslararası sahneye taşıyacağı görüşünde. Türkiye’nin böylece AB ile çatışacağını varsayıyor. Şunun da farkında PKK: Terör ve şiddet dalgası kabardıkça, bu ülkede Türk milliyetçiliği ile birlikte Kürt milliyetçiliği de kabaracak, böylece bazı kıvılcımlarla Türk-Kürt çatışması sahneye çıkabilecek. Güneydoğu’da olağanüstü hal, sıkıyönetim senaryolarının kapıyı çalabileceği, terörle mücadele adına hak ve özgürlükleri budayıcı düşüncelerin yeniden su yüzüne vuracağının da çok iyi farkında PKK... PKK ve Kürt sorunu konusunda Başbakan Erdoğan da ‘eskiler’ gibi eskinin inkar ve sopa siyasetine teslim mi olacak? Gidiş öyle gibi... Yazık, Türkiye’nin morali yine bozulmaya başladı.” ifadelerine yer vermektedir. Sami KOHEN “K. Irak Nasıl Güvenli Olur?” başlıklı yazısında, “PKK’nın Aktütün Sınır Karakolu’na karşı giriştiği menfur saldırının zamanlaması ve amaçları hakkında çeşitli tahminler yapılabilir, ancak konunun üzerinde durulması gereken bir de dış boyutu var” demekte ve “Bu saldırının terörle mücadelede ABD ile özellikle istihbarat alanında işbirliğinin yapıldığı, Bağdat’taki merkezi Irak hükümetiyle yakınlaşma sağlandığı ve Kuzey Irak’taki yerel yönetimle yeni bir açılıma gidildiği bir ortamda düzenlenmiş olması, düşündürücüdür. PKK’nın son terör eylemiyle güttüğü hedeflerden birinin de bu işbirliğine ve TSK’nın operasyonlarına rağmen Kuzey Irak’ta varlığını sürdürebildiğini göstermek, aynı zamanda da Türkiye ile ABD’yi ve Irak’ı karşı karşıya getirmek olduğu apaçık. ABD işgal güçlerinin Kuzey Irak’ı ve özellikle PKK’nın gizlendiği dağlık sınır bölgesini kontrol edecek durumda olmaması, merkezi Irak hükümetinin buralarda otoritesini kuramaması ve nihayet yerel Kürt yönetiminin de esasen böyle bir işbirliğine istekli olmamasıyla ilintili. PKK tehdidini bertaraf etmek için, öne sürülen yöntemlerden biri de, sınır ötesinde genişçe bir güvenlik şeridi veya bir tampon bölge kurmaktır. Ayrıca bunun hem Irak’la ilişkiler, hem uluslararası destek açısından siyasal ve diplomatik sonuçlarını da iyice hesaplamak gerek. Terör sorununun dış boyutuyla ilgili adımlar atılırken teröristlerin tuzaklarına düşmemeye özellikle özen gösterilmelidir” ifadelerine yer vermektedir. CUMHURİYETCüneyt ARCAYÜREK, “Çuvaldızı Önce Kendimize” başlıklı yazısında, şehitlerimize yönelik saldırı sonrasında BM’den AB ve ABD’ye bütün dünyanın terörü kınadığını belirtmekte, iç ve dış gerçeklerle yüz yüze kaldığımıza işaret etmekte, ABD’yi eleştirmekte, “Stratejik müttefikimiz ABD, yine bildiğimiz yerde, bildiğimiz politikasını uyguluyor. Tavşana kaç tazıya tut! K. Irak’a karadan müdahale olanaklarımızı kısıtlıyor” demektedir. Şükran SONER, “Gerçek” başlıklı yazısında, hükümetin dış politikasını, ABD ve AB’nin çıkarlarına hizmet etmekle eleştirmekte, “Ortadoğu haritalarının yeniden çizilmesi, BOP projeleri ortalığa saçılmış. Ancak ABD-AB siyasileri PKK’nın terör örgütü olduğu gerçeği ortaya çıkmış. PKK varlığının tek açıklaması Irak, ABD yönetimlerinin şemsiyelerinde var olup güçlenme, finansman olarak da AB ülkelerinden sürdürülebilir destekler almak değil, PKK terörü sorunu sonuçta bizim iç sorunumuz. Çözümü de başkalarından değil, kendimizden beklememiz gerekir” demektedir. RADİKALCengiz ÇANDAR, “Bana ‘Yeni Bir Şey’ Söyleyin” başlıklı yazısında, Aktütün sınır karakoluna yapılan saldırının perde arkasını irdelemekte, “Genelkurmay adına yapılan ‘askeri’ açıklamada, dikkat çeken husus, İkinci Başkan’ın ‘ABD ile istihbarat alışverişimiz devam ediyor. Bu konuda bir sıkıntı yok” diyerek Amerika’ya yönelebilecek tepkilerin önüne set çekmeye özen gösterirken, okları Irak’ın kuzeyindeki Kürt yönetimine çevirmiş olmasıdır. Şöyle diyor: ‘Irak’ın kuzeyindeki yönetimden hiçbir şekilde destek almıyoruz. Hatta oradaki alt yapı imkânlarının terör örgütü mensupları tarafından kullanıldığını da biliyoruz. Bir de bizim sivil halkın zarar görmemesine ilişkin gösterdiğimiz hassasiyet var. Bunu terör örgütü mensupları da istismar ediyor. Kuzey Irak yönetimi de halkın içine sığınan örgüte yönelik bir tedbir almıyor’ Bir süredir Ankara ile Erbil arasında, bizim Dışişleri’nin gayretleriyle de, bir ‘yakınlaşma’ sürecine girdikleri de kimsenin sırrı değil. Dolayısıyla, Aktütün saldırısı üzerine Genelkurmay İkinci Başkanı’nın Kuzey Irak’taki Kürt yönetimine yönelik öncekilere oranla daha düşük tonda da olsa- suçlayıcı nitelikteki sözleri yukarıda altını çizdiğimiz sürecin önünü tıkamaya aday. İş, dönüp dolaşıp hükümetin son gelişmelere ilişkin nasıl bir yaklaşım benimseyeceği üzerinde odaklanıyor. Bütün bunlara ek olarak, PKK’nın eyleminin çapını ve zamanlamasını, bölge siyaseti ve jeopolitiğinin çerçevesinin dışında düşünmek de pek akla uygun gelmez. Acaba, PKK, bölgedeki komşularımızdan birinden adı konmamış, ilân edilmemiş ve üstü kapalı bir destekle harekete geçiyor olmasın? Aktütün, yıllardır duyduğumuz, dinlediğimiz ‘eski söylem’in tekrarından başka bir şey üretmeyecek ise, olan-bitenden hiçbir ‘ders’ alınmamış olacaktır” ifadelerine yer vermektedir. VATANYiğit BULUT, “Amaç Terör Değil, TSK’nın ‘İmajını’ Yıkmak!” başlıklı yazısında, askerimize yönelik yapılan saldırıları yaptıranların kim olduğunu ve neyi amaçladıklarını İrdelemekte, “Bill Clinton Mayıs 1997’de ‘Yeni bir Yüzyıl için Ulusal Güvenlik Stratejisi’ adı verilen belgeyi imzaladı. Belgenin özü ‘ABD çıkarlarına dayanan ekonomik milliyetçiliğin’, gerekirse silah gücüyle dünyaya egemen kılınması üzerine bina edilmişti. Aynı belgede şu cümleler yer aldı ‘...iki yüz milyon varillik petrol rezerviyle Hazar Denizi bölgesi (Türkmenistan, Kazakistan, Özbekistan, Kafkasya, İran, Kuzey Irak, Doğu ve Güneydoğu Anadolu) dünyanın artan enerji talebini karşılamada önemli bir rol oynamaya adaydır...’ …Aynı dönemde ABD makamlarının raporlarında ‘Türkiye’nin 2015 yılına kadar alacağı tavrın ve ülke içindeki gelişmelerin’ ABD’nin ‘ana çıkarlarının’ bulunduğu Büyük Ortadoğu bölgesinde belirleyici olacağı belirtiliyordu... Bunlar olurken Türkiye 1999-2001 arasında tarihinin en büyük ‘finansal manipülasyonu’ ile karşı karşıya kaldı. ‘TBMM’den geçmeyen tezkere’ ve TSK’nın ABD’nin istekleri doğrultusunda ‘Büyük Ortadoğu Projesi’ne’ (BOP) dahil edilememiş olması Okyanus ötesindekileri daha da kızdırdı. 2004 yılının Nisan ayında BOP’u anlatan ABD Dışişleri Bakanı Colin Powel ‘...Irak Türkiye, Pakistan ve diğer İslam Cumhuriyetleri gibi bir İslam Cumhuriyeti olacak...’ dedi. Ortadoğu ve Orta Asya’da ‘kendi amaçları doğrultusunda’ TSK’yı ‘tasarrufu’ altına almak isteyen sadece ABD değildi... Avrupa Birliği (AB) de aynı amaçta birçok giriş yaptı ve maalesef kağıt üstünde bazı kazanımlar elde etti...” demektedir. Ruhat MENGİ, “Kandil’de Helikopter Pisti” başlıklı yazısında, Aktütün’e yapılan saldırıyı kınayarak, “Kuzey Irak’ta göz yumulan ve desteklenen, tek amacı Türkiye’ye düşmanlık etmek olan yapılanmayı ortadan kaldırmak için Türk ordusunun orada yeterli bir süre kalması gerektiğini biz de biliyoruz, ABD’de. ABD bunu bildiği gibi başka şeyler de biliyor. Türkiye’ye çaktırmadığı şeyler. Mesela Kandil Dağı’nda ışıklı helikopter pisti var PKK’nın... Kimin desteğiyle ve kimin helikopterleri kullansın diye yapılmış, bunu ABD’ye sorduk mu? Biz kendi topraklarımızda teröristle çatışmaya giren askerlerimize helikopterle destek ulaştıramıyoruz, onlar ‘saldırıya çok üzüldüğünü bildiren’ Talabani’nin topraklarında helikopter pisti yapıyorlar. O Amerika sonra da Türkiye’yi ‘size istihbarat verelim’ yalanlarıyla uyutuyor. İstese PKK’yı paketleyip yok edebilecekken, para kaynaklarını kolayca kurutabilecekken bunu yapmıyor, Türkiye’yi uyutuyor. Kendi derdine düşmüş, ‘bağımlı’ hükümetleri uyutmak kolay nasılsa!” demektedir. Bilal ÇETİN, “Barzani İşbirliğine Nasıl İkna Edilecek?” başlıklı yazısında, Kuzey Irak’taki yerel idarenin, (Mesut Barzani) PKK’yı himaye etmesini, idaresi altındaki topraklarda barındırmaktan nasıl vazgeçileceği? sorusuna cevap aramakta, “Çoğu yorumcunun, stratejistin aklına 1998 yazında Suriye’ye karşı uygulanan baskı politikası geliyor. Ama durum çok farklı. Suriye meselesinde Türkiye’nin safında, yanında yer alan ABD, şimdi Barzani’yi himaye ediyor. Dün bu konuyu konuştuğumuz etkili bir bakan soruya şu soruyla karşılık veriyor: ‘Ne yapacağız, ABD’ye savaş mı ilan edeceğiz?’ Aslında hükümetin de uzunca bir süredir yapmaya çalıştığı bu. Yürütülen diplomasinin görünen ve görünmeyen ağırlığı bu nokta üzerinde yoğunlaşıyor” demektedir. YENİ ŞAFAKTamer KORKMAZ, “Kumpas” başlıklı yazısında, ABD'nin 5 Kasım 2007'den bugüne kadar “anlık istihbarat paylaşımı” hususunda Türkiye ile “işbirliği” yaptığına inanıyorsak yanıldığımızı ifade etmekte, 10 Eylül 2007 tarihli Daily Telegraph gazetesinin “ABD subayları, askeri helikopterle düzenli olarak Kandil'e gidiyor ve teröristlerle toplantılar yapıyor!” yazısına dikkat çekmekte, ‘(Sözü edilen ‘istihbarat paylaşımı’nı, ABD'nin yıllardır neden yapmadığını; yani NATO Anlaşması'nda tanımlanan yükümlülükleri neden yerine getirmediğini ayrıca sorgulamak gerekir.). ABD yönetimi 5 Kasım'da PKK için 'ortak düşman' ifadesini kullandı ve bu ifade her defasında tekrarlandı. PKK madem ki ortak düşman, ABD de bu düşmana karşı gereğini yapmak zorundadır. Irak yönetimi ve ABD, Irak'ın sınırlarına sahip çıkmalıdır…’” demektedir. AKŞAMHüsnü MAHALLİ, “Amerikan Gerçeği ve PKK” başlıklı yazısında, Amerika’nın amacı ne pahasına olursa olsun Ortadoğu denilen coğrafyada bir savaş çıkartmak ve bu savaşa petrol zengini Arap ülkeleri ile İran’ı bulaştırmak olduğuna işaret etmekte, “Amerika’nın bu yöndeki çabasının kaderi belirlenmeden bu coğrafyada hiçbir konu ve gelişmenin sonucu da öngörülemez. PKK dahil. İşte PKK’nın son saldırısı da bu çerçevede analiz edilmelidir. ABD ve İsrail’in coğrafyamıza yönelik tüm planlarında en önemli iki düşman Suriye ve İran’dır. Bir zamanlar PKK’ya destek veren bu iki ülke şimdi Türkiye ile birlikte PKK’ya karşı işbirliği yapıyor. PKK içinde ise yüzlerce Suriye ve İran kökenli Kürt var, bunlar ABD ve İsrail tarafından gerektiğinde iki ülkeye karşı kullanılmaktadır. Durum böyle olunca PKK sorununun çözümü kolay olmamaktadır. Başka bir ifade ile coğrafyamızdaki tüm temel sorunlar çözülmedikçe ya da çözüm yoluna girmedikçe PKK sorunu çözülemeyecektir. Belki de bu nedenle Mesut Barzani ‘Türkiye Kerkük’ten söz ettikçe biz de Diyarbakır’dan söz ederiz’ demişti. Oysa Barzani de bilir ki; Kerkük yalnızca Türkiye’nin sorunu değildir. Kerkük; Irak’taki ve dolayısıyla bölgedeki tüm denklemlerin kilit ve anahtarıdır. PKK ise bu denklemlerde hâlâ önemli bir faktördür. ABD’nin Ankara’ya verdiği birkaç fotoğraf ve belge bu gerçeği değiştirmez” demektedir. STARMahir KAYNAK, “Farklı Bir Model” başlıklı yazısında, Aktütün Karakolu’na yapılan saldırıya ilişkin değerlendirmelerde bulunmakta, “PKK saldırıyor, Kuzey Irak yönetimi bilerek ya da bilmeyerek olaylara kayıtsız kalıyor, terör örgütü alınan tedbirlere rağmen saldırı gerçekleştiriyor. Önümüzdeki süreçte benim öngörüm şudur: Türkiye, Kuzey Irak’tan gelen saldırılara karşı, burada sınırlı ölçekte bir askeri varlık tutacaktır. Ancak buradaki varlığımızın bölge halkı için bir tehdit oluşturmadığı gösterilecek hatta iktisadi ve kültürel bağlar askeri alana da taşınacaktır. Böylece Kuzey Irak’taki Kürtler çevreden oluşan düşmanlıklar saldırıya dönüştüğü zaman ülkemiz himaye rolü oynayacaktır. Bu süre içinde Kürtler içinde diğer ülkelerin, özellikle Avrupa’nın, etkisi bertaraf edilmeye çalışılacaktır” demektedir. |
|||
|