| |
HÜRRİYET
-
Blair’den Erdoğan’a Ortadoğu Desteği
-
Tasos’un Gözü İzmir’de
ZAMAN
TÜRKİYE
SABAH
-
Blair ,Filistin’i Görüşmek İçin Erdoğan’ı Aradı
MİLLİYET
-
Schröder: “AB’nin KKTC’ye Ahlaki Borcu Var”
-
Brzya: Üsleriniz Değil Laik Yapınız Önemli
-
Gül ve Livni İki Kez Görüştü
CUMHURİYET
RADİKAL
VATAN
YENİ ŞAFAK
-
AB’den İlk Ciddi Kıbrıs Girişimi
-
Telefon Trafiğine Blair de Katıldı
-
Kıbrıs’ta Ortak Tutum Belirlenecek
AKŞAM
BUGÜN
STAR
VAKİT
HÜRRİYET
Emin
ÇÖLAŞAN, “Kapitülasyon” başlıklı yazısında, Osmanlı dönemindeki
‘kapitülasyon rezaletinden’ bahsetmekte, ABD hükümetinin 11 Eylül
olayı sonrasında dünyanın çeşitli limanlarında ABD’ye konteynerlerle
gidecek malları denetlemeye başladığını, bu amaçla ülkemizde de
geçtiğimiz haziran ayında ABD’li yetkililerin katılımıyla toplantı
yapıldığını ve İzmir limanının incelendiğini, ABD’nin bu amaçla bir
de proje hazırladığını belirtmektedir. Uluslararası ilişkilerde
‘karşılıklı olma’ ilkesinin bulunduğunu, bizim limanlarımızda ABD’li
gümrükçülerin resmen çalışması durumunda karşılığında bizim devlet
görevlilerimizin de onların denetimindeki belli yerlerde çalışması
gerektiğini vurgulayan yazar, “Sorması ayıptır ama, biz Kuzey Irak
konusunda ne yapacağız? Ya da İzmir limanı karşılığında ABD bize
Kuzey Irak’ta hangi kolaylığı sağlayacak? Ne verecek?...
Kapitülasyon! Tarihin karanlığına gömülen o pisliği yeniden
hortlatmaya da hiç kimsenin gücü yetmez” demektedir.
Hadi
ULUENGİN, “Basayev ve Rus Dayatması” başlıklı yazısında, Çeçen
Şamil Basayev’in Pazar gecesi Rus güvenlik birimleri tarafından
öldürülmesinin Moskova açısından çok önemli bir başarı
oluşturduğunu, bunun ‘G-8 Zenginler Zirvesi’ arifesinde sonuç
vermesinin, Putin’in şimdi daha da geniş bir manevra marjına sahip
olması anlamına geldiğini vurgulayan yazar, G-8 zirvesinde bu
durumun AB ülkelerine resmen ‘fırça atmak’ haline geldiğinin altını
çizmekte ve “Ve tabii ki Çeçenistan da dahil, demokrasi ve özgürlüğe
ilişkin eleştirilere tınmayacak” demektedir.
ZAMAN
Abdülhamit BİLİCİ, “Türkiye, İran Krizinde Ne Yapmaya Çalışıyor?”
başlıklı yazısında, Türkiye’nin İran ile Batı arasındaki
diploması dansının tam ortasında olduğunu, Ankara ve Tahran arasında
çok sıkı temasın olduğunu, Ankara’nın Amerika’yla, Almanya ile,
AB’yle, Atom Enerjisi Kurumu’yla, BM’yle ve Rusya ile de sürekli
irtibat halinde bulunduğunu belirtmektedir. Ankara’nın İran’ın
‘Nükleer krizi’nin çözülmesinde ‘şifre çözücü’ bir rol oynadığının
altını çizen yazar, “Anladığım kadarıyla, iki taraf arasındaki
uçurumu gidermek için Türkiye samimi çaba gösteriyor. Elbette başarı
şansı, tarafların tutumuna bağlı bir rol bu. Ama sonuç çıkmasa da
izlenen bu politikanın, bölgede ve dünyada Türkiye’yi yücelteceği
muhakkak” demektedir.
TÜRKİYE
Muhsin ABAY, “Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı” başlıklı yazısında,
Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru hattının yıllarca büyük güçlerin bilek
güreşine sahne olduğunu, komşularımızın çoğu tarafından
kıskanıldığını, engellemek istediklerini belirtmektedir. Nedeninin
ise; Hazar petrolünü aktaracak güzergahın tespitinin tarihi bir
karar olduğunu ve çok şeylerin belirleyicisi olacağını, Amerika’nın
İran’la arasının iyi olması durumunda, bu hattın Basra Körfezi’ne
çekileceğini vurgulayan yazar, “Türkiye’nin sınır komşuları ile Batı
arasındaki gerginliği siyaset yoluyla çözmede üstlendiği rol ile
enerji koridoru pozisyonu örtüşüyor. Buna Amerika ile imzalanan
‘Stratejik Vizyon Belgesi’ni de ekleyelim. Hepsi de jeopolitik
konumumuza yakışan açılımlar. Bunların AB ile ilişkilerimize de
olumlu yansıyacağını düşünüyoruz” demektedir.
MİLLİYET
Taha
AKYOL, “Hatay, Suriye’ye mi Satıldı?!” başlıklı yazısında,
Suriyelilerin Türkiye’de satın alınan taşınmaz mallara ilişkin
görüşlerini aktarmakta, Suriyelilerin 1939 yılından beri Türkiye’den
taşınmaz mal satın alamadıklarını, sadece Türk mahkemelerinin
kararıyla miras intikal işlemlerinin yapıldığını, Suriyelilerin
üzerinde kayıtlı bulunan emlak gelirleri ve yönetiminin 1996
yılından beri Maliye Bakanlığı’na ait olduğunu, Suriye’den korkmak
yerine ilişkilerin geliştirilmesi gerektiğini belirtmektedir.
CUMHURİYET
Mümtaz SOYSAL, “Kıbrıs’ta Yeni Oyun” başlıklı yazısında, Avrupa
Birliği’nin, Ankara’daki iktidarın, Lefkoşa’daki Talat yönetiminin
çabalarının meyvesini verdiğini belirtmekte ve “çözüm görüşmelerinin
yeniden başlamak üzere” olduğuna dikkat çekmekte, “AB’nin şöyle ya
da böyle, dayanaksız da olsa kısa zamanda bir çözüme vararak Türkiye
ile müzakere süreci sona ermeden, yani bu ülkeye tam üyelik
vermeden, sözde ‘birleşmiş’ Kıbrıs’ı Anadolu’dan koparma hesabı”
şeklindeki görüşlerinin altını çizmekte, “Talat yönetiminin
Türkiye’den biran önce koparak Rum kardeşleriyle kucaklaşıp biran
önce kapağı Avrupa’ya atma özlemi” demektedir.
SABAH
Erdal ŞAFAK, “Kalıcı Korucular” başlıklı yazısında,
Avrupa
Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu'nda görüşülmesi iki ay
ertelenen "ağır" Türkiye raporundaki taleplerden biri olan "Geçici
köy koruculuğu sistemi lağvedilsin”
şeklindeki taleplerinin
dikkat çekici
olduğunu belirtmekte, konuya ilişkin “Aynı istek iki yıl önce AB
Komisyonu'nun yayınladığı Katılım Ortaklığı Belgesi'nde de yer
almıştı. Dahası BM raportörleri yıllardır benzer öneride bulunuyor.
Türkiye'yi bu sorun nedeniyle sayısız kez mahkum eden Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi de. TBMM'nin çeşitli komisyonları da. Uluslararası
Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi küresel sivil toplum
örgütleri de. Ve elbette başta TESEV (Türkiye Ekonomik ve Sosyal
Etütler Vakfı) olmak üzere ülkemizdeki sivil toplum kuruluşları da.
Ne var
ki, Ankara çağrıları hep geçiştirdi, duymazlıktan geldi. ‘Geçici’
olarak düşünülen ama ‘Kalıcı’ hale gelen bu ‘paramiliter’ gücün
kangrene dönüşmüş yarasına er-geç neşter atmak zorunda olacağını
bilmesine rağmen” şeklindeki görüşlerini aktarmaktadır.
RADİKAL
Mehmet Ali KIŞLALI, “ABD’nin Kürt Devleti” başlıklı yazısında,
ABD’nin Ortadoğu politikasını eleştirmekte, Türk-ABD ilişkilerinde
Amerika’nın çıkarlarına uygun olarak gerçekleştirmek istediği
politikasına tamamen ters adımlar attığını belirtmekte,
genişletilmiş Ortadoğu bölgesini kapsayacak iki yeni çizilmesi
tasarlanmış haritadan birinin Türkiye’yi yakından ilgilendirdiğini,
Suriye, Türkiye, Irak ve İran’dan alınacak topraklarla kurulacak bir
Kürt devletinin orada şekillendiğini ifade etmektedir.
YENİ ŞAFAK
Hüseyin HATEMİ, “Washington’a Pirince Gitmek” başlıklı
yazısında, Dr. Ömer Taşpınar’ın ‘Türkiye’nin bölgede daha etkili
olmak için Washington’la sağlam ilişkiler kurmak zorunda olduğu,
bunun ideolojik bir saplantı olmadığını, bilakis güçler dengesinin
doğal bir sonucu olduğu’ ifadelerine yer vermekte, Condoleezza Rice
gibi önemli aktörlerin Türkiye’nin öneminin farkında olduğunu
belirtmekte, dikkatli olmamız gerektiğine işaret etmekte ve
“Washington’a Rice’a giderken, evdeki bulgurdan da olmayalım!
Türkiye ile ABD arasında nükleer enerjinin barışçıl amaçlarla
kullanılmasına dair işbirliği anlaşması Resmi Gazete’de yayımlanmış.
Sakın ola ki, bundan sonra bu konuda bizi eğitmek için gelecek
‘barışçıl gönüllüleri’ne gönülsüz davranmayasınız!” ifadeleriyle
durumun dikkat gerektirdiğinin altını çizmektedir.
BUGÜN
Cengiz ÇANDAR, “Türkiye’nin ‘Aktif Dış Politikası’nın Arka Planı”
başlıklı yazısında, Türkiye ile ABD ilişkilerinin hal yoluna
konulmasının, Türkiye’nin dış politikası, güvenliği ve iç dengeleri
üzerinde elle tutulmayan, gözle görülmeyen ama doğrudan etkileri
olduğunu, tıpkı Türkiye-ABD ilişkilerinin ‘sancılı’ ve ‘sorunlu’
seyretmesinin, aynı cephelerde, elle tutulmayan, gözle görülmeyen
ama doğrudan ve ‘olumsuz’ etkilerinin olduğunu belirtmekte, Türkiye
ile ABD arasında üzerinde anlaşılan ve ilan edilen ‘Stratejik Vizyon
Belgesi’nin öneminin tam bu noktada ortaya çıktığını
vurgulamaktadır. Belgede yer alan konuları irdeleyen yazar,
Türkiye’nin dış politikaları ve dış politikada karşılaştığı
problemler karşısında bu belgenin şimdiden ‘olumlu’ etkilerinin
görülmeye başladığını ifade etmektedir.
VAKİT
Ahmet VAROL, “Şamil Basayev’in Şahadeti” başlıklı yazısında,
Şamil Basayev’in Pazartesi öğleden sonra şehit edildiğine dair
haberin haber kaynaklarına yansıdığını belirtmekte, olayın nasıl
geliştiğiyle ilgili çeşitli bilgilere yer vermekte, dünyanın
Filistin’de olduğu gibi yine sessiz ve ilgisiz kalacağına dair
görüşlerine yer vermekte ve “Çeçenistan cephesinde söz konusu
hainlere karşı tedbirlerin artırılması için imkanların daha geniş
olduğunu sanıyoruz. En azından çatışma alanlarına sızmalarının
engellenmesi içini etkili tedbirler alınması ve yeni stratejiler
geliştirmesi mümkündür” demektedir.
|