12.07.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

 

HÜRRİYET

  • Blair’den Erdoğan’a Ortadoğu Desteği
  • Tasos’un Gözü İzmir’de

ZAMAN

  • Blair’den Erdoğan’a Filistin Telefonu

TÜRKİYE

  • Margaret Beckett : Türkleri İstiyoruz

  • AP Raporu Ertelendi

  • Blair’den Filistin Telefonu : Destekliyoruz

SABAH

  • Blair ,Filistin’i Görüşmek İçin Erdoğan’ı Aradı

MİLLİYET

  • Schröder: “AB’nin KKTC’ye Ahlaki Borcu Var”

  • Brzya: Üsleriniz Değil Laik Yapınız Önemli

  • Gül ve Livni İki Kez Görüştü

CUMHURİYET

  • Kıbrıs Üstü Örtülü Bırakılıyor

  • Beckett İyimser

  • AP’nin Türkiye Raporu Eylüle Kaldı

RADİKAL

  • Erdoğan Mesajı Adadan Verecek

  • Arabulucu Erdoğan İsrail’den Şikayetçi

VATAN

  • Erdoğan: Davutoğlu, Şam’da Hamas Lideri Meşal’le Görüştü

  • Margaret Beckett’den Türkiye’ye Destek

YENİ ŞAFAK

  • AB’den İlk Ciddi Kıbrıs Girişimi  

  • Telefon Trafiğine Blair de Katıldı

  • Kıbrıs’ta Ortak Tutum Belirlenecek

AKŞAM

  • Blair de Erdoğan’ı Aradı

  • İngiliz Bakandan AB Desteği

BUGÜN

  • Putin’den Sonra Blair de Aradı

  • Gül, Livni ile Görüştü

STAR

  • Blair Gazze İçin Aradı

      VAKİT

  • Filistin İçin Telefon Diplomasisi

 

HÜRRİYET 

            Emin ÇÖLAŞAN, “Kapitülasyon” başlıklı yazısında, Osmanlı dönemindeki ‘kapitülasyon rezaletinden’ bahsetmekte, ABD hükümetinin 11 Eylül olayı sonrasında dünyanın çeşitli limanlarında ABD’ye konteynerlerle gidecek malları denetlemeye başladığını, bu amaçla ülkemizde de geçtiğimiz haziran ayında ABD’li yetkililerin katılımıyla toplantı yapıldığını ve İzmir limanının incelendiğini, ABD’nin bu amaçla bir de proje hazırladığını belirtmektedir. Uluslararası ilişkilerde ‘karşılıklı olma’ ilkesinin bulunduğunu, bizim limanlarımızda ABD’li gümrükçülerin resmen çalışması durumunda karşılığında bizim devlet görevlilerimizin de onların denetimindeki belli yerlerde çalışması gerektiğini vurgulayan yazar, “Sorması ayıptır ama, biz Kuzey Irak konusunda ne yapacağız? Ya da İzmir limanı karşılığında ABD bize Kuzey Irak’ta hangi kolaylığı sağlayacak? Ne verecek?... Kapitülasyon! Tarihin karanlığına gömülen o pisliği yeniden hortlatmaya da hiç kimsenin gücü yetmez” demektedir.  

            Hadi ULUENGİN, “Basayev ve Rus Dayatması” başlıklı yazısında, Çeçen Şamil Basayev’in Pazar gecesi Rus güvenlik birimleri tarafından öldürülmesinin Moskova açısından çok önemli bir başarı oluşturduğunu, bunun ‘G-8 Zenginler Zirvesi’ arifesinde sonuç vermesinin, Putin’in şimdi daha da geniş bir manevra marjına sahip olması anlamına geldiğini vurgulayan yazar, G-8 zirvesinde bu durumun AB ülkelerine resmen ‘fırça atmak’ haline geldiğinin altını çizmekte ve “Ve tabii ki Çeçenistan da dahil, demokrasi ve özgürlüğe ilişkin eleştirilere tınmayacak” demektedir.  

ZAMAN 

            Abdülhamit BİLİCİ, “Türkiye, İran Krizinde Ne Yapmaya Çalışıyor?” başlıklı yazısında, Türkiye’nin İran ile Batı arasındaki diploması dansının tam ortasında olduğunu, Ankara ve Tahran arasında çok sıkı temasın olduğunu, Ankara’nın Amerika’yla, Almanya ile, AB’yle, Atom Enerjisi Kurumu’yla, BM’yle ve Rusya ile de sürekli irtibat halinde bulunduğunu belirtmektedir. Ankara’nın İran’ın ‘Nükleer krizi’nin çözülmesinde ‘şifre çözücü’ bir rol oynadığının altını çizen yazar, “Anladığım kadarıyla, iki taraf arasındaki uçurumu gidermek için Türkiye samimi çaba gösteriyor. Elbette başarı şansı, tarafların tutumuna bağlı bir rol bu. Ama sonuç çıkmasa da izlenen bu politikanın, bölgede ve dünyada Türkiye’yi yücelteceği muhakkak” demektedir.

TÜRKİYE 

            Muhsin ABAY, “Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı” başlıklı yazısında, Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru hattının yıllarca büyük güçlerin bilek güreşine sahne olduğunu, komşularımızın çoğu tarafından kıskanıldığını, engellemek istediklerini belirtmektedir. Nedeninin ise; Hazar petrolünü aktaracak güzergahın tespitinin tarihi bir karar olduğunu ve çok şeylerin belirleyicisi olacağını, Amerika’nın İran’la arasının iyi olması durumunda, bu hattın Basra Körfezi’ne çekileceğini vurgulayan yazar, “Türkiye’nin sınır komşuları ile Batı arasındaki gerginliği siyaset yoluyla çözmede üstlendiği rol ile enerji koridoru pozisyonu örtüşüyor. Buna Amerika ile imzalanan ‘Stratejik Vizyon Belgesi’ni de ekleyelim. Hepsi de jeopolitik konumumuza yakışan açılımlar. Bunların AB ile ilişkilerimize de olumlu yansıyacağını düşünüyoruz” demektedir.  

MİLLİYET 

            Taha AKYOL, “Hatay, Suriye’ye mi Satıldı?!” başlıklı yazısında, Suriyelilerin Türkiye’de satın alınan taşınmaz mallara ilişkin görüşlerini aktarmakta, Suriyelilerin 1939 yılından beri Türkiye’den taşınmaz mal satın alamadıklarını, sadece Türk mahkemelerinin kararıyla miras intikal işlemlerinin yapıldığını, Suriyelilerin üzerinde kayıtlı bulunan emlak gelirleri ve yönetiminin 1996 yılından beri Maliye Bakanlığı’na ait olduğunu, Suriye’den korkmak yerine ilişkilerin geliştirilmesi gerektiğini belirtmektedir.   

CUMHURİYET 

            Mümtaz SOYSAL, “Kıbrıs’ta Yeni Oyun” başlıklı yazısında, Avrupa Birliği’nin, Ankara’daki iktidarın, Lefkoşa’daki Talat yönetiminin çabalarının meyvesini verdiğini belirtmekte ve “çözüm görüşmelerinin yeniden başlamak üzere”  olduğuna dikkat çekmekte, “AB’nin şöyle ya da böyle, dayanaksız da olsa kısa zamanda bir çözüme vararak Türkiye ile müzakere süreci sona ermeden, yani bu ülkeye tam üyelik vermeden, sözde ‘birleşmiş’ Kıbrıs’ı Anadolu’dan koparma hesabı” şeklindeki görüşlerinin altını çizmekte, “Talat yönetiminin Türkiye’den biran önce koparak Rum kardeşleriyle kucaklaşıp biran önce  kapağı Avrupa’ya atma özlemi” demektedir.     

SABAH 

            Erdal ŞAFAK, “Kalıcı Korucular” başlıklı yazısında, Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu'nda görüşülmesi iki ay ertelenen "ağır" Türkiye raporundaki taleplerden biri olan "Geçici köy koruculuğu sistemi lağvedilsin” şeklindeki taleplerinin dikkat çekici olduğunu belirtmekte, konuya ilişkin  “Aynı istek iki yıl önce AB Komisyonu'nun yayınladığı Katılım Ortaklığı Belgesi'nde de yer almıştı. Dahası BM raportörleri yıllardır benzer öneride bulunuyor. Türkiye'yi bu sorun nedeniyle sayısız kez mahkum eden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de. TBMM'nin çeşitli komisyonları da. Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi küresel sivil toplum örgütleri de. Ve elbette başta TESEV (Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı) olmak üzere ülkemizdeki sivil toplum kuruluşları da.
Ne var ki, Ankara çağrıları hep geçiştirdi, duymazlıktan geldi. ‘Geçici’ olarak düşünülen ama ‘Kalıcı’ hale gelen bu ‘paramiliter’  gücün kangrene dönüşmüş yarasına er-geç neşter atmak zorunda olacağını bilmesine rağmen” şeklindeki görüşlerini aktarmaktadır.    

RADİKAL           

            Mehmet Ali KIŞLALI, “ABD’nin Kürt Devleti” başlıklı yazısında, ABD’nin Ortadoğu politikasını eleştirmekte, Türk-ABD ilişkilerinde Amerika’nın çıkarlarına uygun olarak gerçekleştirmek istediği politikasına tamamen ters adımlar attığını belirtmekte, genişletilmiş Ortadoğu bölgesini kapsayacak iki yeni çizilmesi tasarlanmış haritadan birinin Türkiye’yi yakından ilgilendirdiğini, Suriye, Türkiye, Irak ve İran’dan alınacak topraklarla kurulacak bir Kürt devletinin orada şekillendiğini ifade etmektedir.  

YENİ ŞAFAK 

            Hüseyin HATEMİ, “Washington’a Pirince Gitmek” başlıklı yazısında, Dr. Ömer Taşpınar’ın ‘Türkiye’nin bölgede daha etkili olmak için Washington’la sağlam ilişkiler kurmak zorunda olduğu, bunun ideolojik bir saplantı olmadığını, bilakis güçler dengesinin doğal bir sonucu olduğu’ ifadelerine yer vermekte, Condoleezza Rice gibi önemli aktörlerin Türkiye’nin öneminin farkında olduğunu belirtmekte, dikkatli olmamız gerektiğine işaret etmekte ve “Washington’a Rice’a giderken, evdeki bulgurdan da olmayalım! Türkiye ile ABD arasında nükleer enerjinin barışçıl amaçlarla kullanılmasına dair işbirliği anlaşması Resmi Gazete’de yayımlanmış. Sakın ola ki, bundan sonra bu konuda bizi eğitmek için gelecek ‘barışçıl gönüllüleri’ne gönülsüz davranmayasınız!” ifadeleriyle durumun dikkat gerektirdiğinin altını çizmektedir.  

BUGÜN 

            Cengiz ÇANDAR, “Türkiye’nin ‘Aktif Dış Politikası’nın Arka Planı” başlıklı yazısında, Türkiye ile ABD ilişkilerinin hal yoluna konulmasının, Türkiye’nin dış politikası, güvenliği ve iç dengeleri üzerinde elle tutulmayan, gözle görülmeyen ama doğrudan etkileri olduğunu, tıpkı Türkiye-ABD ilişkilerinin ‘sancılı’ ve ‘sorunlu’ seyretmesinin, aynı cephelerde, elle tutulmayan, gözle görülmeyen ama doğrudan ve ‘olumsuz’ etkilerinin olduğunu belirtmekte, Türkiye ile ABD arasında üzerinde anlaşılan ve ilan edilen ‘Stratejik Vizyon Belgesi’nin öneminin tam bu noktada ortaya çıktığını vurgulamaktadır. Belgede yer alan konuları irdeleyen yazar, Türkiye’nin dış politikaları ve dış politikada karşılaştığı problemler karşısında bu belgenin şimdiden ‘olumlu’ etkilerinin görülmeye başladığını ifade etmektedir.  

VAKİT 

            Ahmet VAROL, “Şamil Basayev’in Şahadeti” başlıklı yazısında, Şamil Basayev’in Pazartesi öğleden sonra şehit edildiğine dair haberin haber kaynaklarına yansıdığını belirtmekte, olayın nasıl geliştiğiyle ilgili çeşitli bilgilere yer vermekte, dünyanın Filistin’de olduğu gibi yine sessiz ve ilgisiz kalacağına dair görüşlerine yer vermekte ve “Çeçenistan cephesinde söz konusu hainlere karşı tedbirlerin artırılması için imkanların daha geniş olduğunu sanıyoruz. En azından çatışma alanlarına sızmalarının engellenmesi içini etkili tedbirler alınması ve yeni stratejiler geliştirmesi mümkündür” demektedir.

 

   
 

                         ARŞİV