16.03.2009 E-Posta

HÜRRİYET

  • IMF Yeni Teklifi ile ‘Top Hükümette’ Dedi
  • Şimşek: Mali İstikrar İçin IMF ile Prensipte Anlaştık Yabancılara Kolaylıklar Getirildi… Evlat Edinmede Yeni Bir Dönem
  • Cumhurbaşkanı Gül’den Ahmedinecad’a Açık Uyarı: Fazla Germe!
  • Bülent Arınç: Obama Kendi Gibi Yiğit Erdoğan’a Geliyor
  • ZAMAN

  • Moskova’da Hz. Peygamber Coşkusu Salonlara Sığmadı
  • Amerika’da Türkçenin Gurur Tablosu
  • Azerbaycan ve Suriye ile de TL’li Ticaret
  • Talabani İkinci Kez Türkiye’de
  • Sarkozy, Kapadokya’nın Yerini NATO’da Öğrenecek
  • TÜRKİYE

  • En Büyük Su Zirvesi İçin 20 Bin Kişi Geliyor
  • Aden Körfezi’nde İlk Sıcak Temas
  • Talabani’yle Terör Zirvesi
  • SABAH

  • Farklılıklar İstanbul’da ‘Su’ ile Yakınlaşıyor
  • Irak Cumhurbaşkanı Talabani: Irak Parçalanamaz İç Savaş Bitti
  • MİLLİYET

  • Dolmabahçe’de Erdoğan-Talabani Zirvesi
  • AİHM’nin Türk Yargıcı Karakaş: Yargı, AİHM’yi Yakından İzlemeli!
  • Prof Şevket Pamuk’tan AB Dönem Başkanı Olacak İsveç’e AB Tavsiyesi: Laik Orta Sınıfı Kazanın
  • Dünya Su Forumu Öncesi Türkiye’nin Su Portresi: Türkiye Hızla Kuruyor
  • Darwin Sansürü The Observer’da
  • CUMHURİYET

  • Komşularla Yerel Para ile Ticaret
  • İngiliz Observer Gazetesi: Evrim Üzerinden Siyasi Mücadele
  • Aden’de Korsan Avına Aktif Katkı
  • RADİKAL

  • 20 Bin Dünyalı İstanbul’da Buluşuyor
  • Barzani: Türk Askeri Tehdidi Hissetmiyoruz
  • VATAN

  • Korsanların Saldırısını Savaş Gemimiz Önledi
  • Bülent Eczacıbaşı: Alınan Tedbirlerin IMF Anlaşması İşle Tamamlanması Kritik Önemde
  • YENİ ŞAFAK

  • Korsanlara Türk Darbesi
  • Bakan Tüzmen: Komşular ile Aramıza Karakedi Girmeyecek… Rus Heyeti Ruble İçin Geliyor
  • Barzani: Türkiye ile İlişkilerde Ufuk Görebiliyorum
  • Su Zirvesi Bugün Haliç’te
  • AKŞAM

  • Su Forumu İçin Gözler İstanbul’a Çevrildi… Erdoğan, Talabani İle Görüştü
  • Gül’den Forum Teftişi
  • Aden’de Türk Bayrağı… Barbaros’un Torunları Korsanı Püskürttü
  • Barzani: Türkiye’den Artık Korkmuyoruz
  • Bakan Tüzmen: Komşularla Yerel Parayla Ticaret Artacak… Çin, Azerbaycan ve Suriye ile İşbirliği
  • BUGÜN

  • Somalili Korsanlar… Korsanlara Türk Tokadı
  • Barzani: Türkiye’den Korkmuyoruz
  • STAR

  • Başbakan Erdoğan İstanbul’da Irak Cumhurbaşkanı Talabani ile 53 dakika Görüştü
  • Kuzey Irak Kürt Yönetimi Başkanı Barzani: Türkiye’den Korkmuyoruz Çünkü Dostuz
  • VAKİT

  • Barzani: Türkiye ile İlişkilerimiz Çok İyi
  • 5. Dünya Su Forumu İstanbul’da Başlıyor
  • HÜRRİYET

    Ferai TINÇ, “Azerbaycan’ın Kalbini Almak” başlıklı yazısında, “Gözler Türkiye’de. Acaba Türkiye Azerbaycan’ı satıyor mu? Ermenistan ile yakınlaşırken Karabağ’da desteğini çekiyor mu? Azerbaycan’da kafalar karışık. Uzun zamandan beri böyle. Ama dün Türkiye’de bazı gazetelerde çıkan haberler kafaları iyice karıştırmış. ‘Gerçekten 24 Nisan’da Türkiye Ermenistan ile sınırı açacak mı? Gizli anlaşma mı yapılmış?’ ‘Bilmiyorum.’ Dün haberleştiğim tanıdıklarıma böyle cevap veriyorum” ifadelerine yer vermekte, “Bilmiyorum, ama keşke sınır kapıları açılsa ve Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkiler normalleşse. Bu yakınlaşmanın Kafkasya barışına katkısı olur. Azerbaycan’ın bağımsızlıktan sonra ilk cumhurbaşkanı olan Haydar Aliyev’in danışmanlığını da yapmış olan Vefa Gulizade, bu sorulara karşı, ‘Bunca zaman sınır kapalıydı ama biz bir şey kazanmadık. Belki Kafkasya’da dengeler değişirse Karabağ sorunu da çözülebilir’ diyor her fırsatta. Musavat Parti Meclis Grup Başkanı Sulhaddin Ekber’e göre ise ‘Türkiye uluslararası baskılar sonucu bu adımı atıyor, ama Ermenistan’ın sadece güzellikle Karabağ sorununun çözümüne yanaşacağını sanmak yanlış.’ Tartışmalar bu iki nokta arasında gidip geliyor. Azerbaycan kamuoyu gerçekten gelişmeleri endişe ile izliyor. Bu konu etrafında çok çeşitli çevreler spekülasyon yapıyorlar. Türkiye aleyhinde şüphe tohumları ekiliyor her fırsatta. Ermenistan açılımını, işte bu yüzden Azerbaycan’a iyi anlatmak gerekiyor. Yine de Türkiye’nin Ermenistan ile yakınlaşmasını destekliyorum. Türkiye’nin Ermenistan açılımı, Azerbaycan aleyhinde değil, Kafkasya’nın bağımsızlığı lehinde bir adım. Ama Azerbaycan haklı. Türkiye’nin ne yaptığı en iyi biçimde anlatılmalı. Azerbaycan kamuoyu, kendi arkalarından bir işler çevrildiği endişesine kapılmamalı. Azerbaycan’ın kalbi kırılmamalı” demektedir.

    ZAMAN

    Mehmet YILMAZ, “Bernard Lewis’in Gözünden Arapların Geleceği” başlıklı yazısında, İsrail'in Gazze'yi bombalamasının, bir gerçeği açığa çıkardığını, Arap ülkeleri arasında ittifak olmadığını, aksine aralarında ihtilafların ise hayli derin olduğunu vurgulamakta, “Ortak hareket etmelerini engelleyen pek çok sebep var. Onlardan biri siyasi hesaplar... Her ülke 'önce can sonra canan' diyor. Bir diğer sebep birbirleriyle rekabet içinde olmaları... Siyaseten güçlü olanlar Arap âlemine liderlik yapmak istiyor. Onların yapamadığını Başbakan Erdoğan yaptı, Davos'ta saldırgan bir üslupla konuşan İsrail Cumhurbaşkanı Peres'e cevap vererek. Şüphesiz bu çıkış İsrail'i rahatsız etti. Ama... Ondan daha fazla Arap ülkeleri rahatsız oldu sanki. Öyle olmasaydı, Ankara'nın ateşkes sürecinde daha aktif rol üstlenmesini isteyebilirlerdi. Ancak istemediler. Anlaşılıyor ki... Türkiye'nin Ortadoğu'daki problem alanlarına 'müdahil' olmasından sadece İsrail rahatsız değil. Arap ülkeleri de istemiyor Ankara'nın devreye girmesini, Acem ülkesi İran da... Peki, ama neden? Bunun çeşitli sebepleri olabilir. Sanırım en önemli faktör, Türkiye'nin demokratik bir yönetime sahip olması. Neo-conların fikir babası Bernard Lewis Arap âlemindeki değişim dinamiğini tartışıyor, Foreign Affairs dergisinde yayınlanan son yazısında. Arapların nereye gittiğini kendi zaviyesinden açıklamaya çalışıyor. Bernard Lewis, bölgede İslami teokrasi ile liberal demokrasinin temsil edildiğini, Arap aleminin geleceğinin de bu ikisi arasındaki mücadelenin sonucuna bağlı olduğunu belirterek hükmünü veriyor. O zaman sormak lazım değil mi? Herkes Türkiye'den niye bu kadar rahatsız?” ifadelerine yer vermektedir.

    TÜRKİYE

    İsmail KAPAN, “Türkiye Çok Önemli Bir Toplantıya Ev Sahipliği Yapıyor” başlıklı yazısında, 5’inci Dünya Su Forumu’nun Türkiye’de, 2010 yılı Avrupa Kültür Başkenti İstanbul’da yapılıyor olmasının çok önemli bir hadise olduğunu ifade etmekte, “Ancak buna, sadece en geniş katılımlı Foruma ev sahipliği yapıyor olmak veya ülkemizin tanıtımına katkı açısından bakılmamalıdır. Bu Forumda tartışılacak konular, ülkelerin enerji ve tarım politikalarını, sanayi politikalarını, şehirleşme ve genel olarak kalkınmaya ve sosyal gelişmeye dönük bütün düşünce ve yaklaşımlarını etkileyebilecek türdendir. Türkiye halihazırda teknik olarak yararlanabileceği su miktarının yalnızca üçte birini kullanmaktadır….Bu Forum’da tartışılacak konulardan biri de su ve enerji politikalarının birbiri ile uyumlu olarak yürütülüp yürütülemeyeceğidir. Barajların akarsuların tabii akışını bozduğu, eko sisteme zarar verdiği, böylece bitki ve hayvan türlerinin etkilendiği, baraj bölgelerinde yerleşik insanların göçe zorlandığı, bundan da önemli sosyal problemlerin doğduğu vb. düşünceler, çevreci kuruluşlarca resmi politikaları değiştirmek için ısrarlı öne sürülmektedir. Gelişmiş ülkeler, şimdiye kadar baraj yapımlarını tamamlamış oldukları için, bu yeni fikirlerden etkilenmiyor. Ancak su kaynaklarını geliştirmek; enerji ve sulu tarım için baraj yapmak zorunda olan kalkınamamış ülkeler, giderek bir nevi “çevre emperyalizmi”ne dönüşen bu yeni cereyandan ötürü sıkıntı duymaktadır. Forum bu yönlerden de dikkatle izlenmelidir” demektedir.

    Yılmaz ÖZTUNA, “Amerika Ne İstiyor?” başlıklı yazısında, ABD Başkanı Obama’nın Türkiye’ye yapacağı ziyareti ele almakta, “Ankara’ya gelip Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde konuşsa, şahane olurdu. Yüce Meclisimiz’in çok tecrübeli bir politikacı olan sayın başkanı Köksal Toptan bu arzuyu açıkladı. Başkan Clinton’ın Meclisimizdeki tarihi konuşmasını unutmuyoruz. ABD ile ilişkilerimizin o dönemdeki sıcaklığına dönmesinde, iki taraf için de sonsuz faydalar var. Amerika’ya haddini bildirelim! palavralarına herhalde kapılmayız. Bu palavralar sebebiyle biz Türkler, imparatorluk batırdık….Başlıca Müslüman ülkeler, Arap olsun olmasın, İslâm’ı en iyi kendilerinin anladığı ve uyguladığı iddiasından vazgeçmezler. Biz ılımlı Müslümanlık teklifinde bulunsak, Müslüman âleminde ancak düşman kazanırız. En azından sonuç vermez. Türkiye’nin böyle bir iddiası zaten yoktur. Ama eminim Washington: Türkiye’nin eşsiz jeostratejik konumu, silahlı kuvvetlerimizin kudreti, çağdaş uygarlığa heves ve istidadımız bakımından bizimle iş birliğine taliptir. Örnek Müslüman olduğumuza inanıyorsa da bize zarar vermez. Laik demokrasi, Türkiye devletinin hiçbir şartta vazgeçmeyeceği tek rejimdir” demektedir.

    SABAH

    Ömer TAŞPINAR, “Obama’ya Destek Zamanı” başlıklı yazısında, ABD Başkanı Obama’nın Bush yönetiminden bir enkaz devraldığını, başarısızlıkların hiçbirinin eski yönetime sayılmayacağını, Meksika’dan Pakistan’a kadar uzanan bölgenin krizler yığını olduğunu, ABD açısından Türkiye’nin bu küresel platformun neresinde yer aldığını sorgulayarak, “Türkiye gibi bir ülkeyle ABD’nin normal şartlarda çok daha yakın bir çalışma içinde olması gerekirdi. Oysa Irak'ı işgal etmeye karar veren Bush yönetimi, bırakın Başkan Bush'un kendisinin, bir Savunma veya Dışişleri Bakanı'nın bile bu savaştan önce Ankara'ya gelip Türkiye ile istişare etmesine gerek görmemişti. Neyse ki Obama yönetimi sayesinde hem Amerika daha barışçıl bir konuma geliyor, hem de Türkiye hak ettiği öneme kavuşuyor. Obama'nın Türkiye 'ye, daha göreve yeni başlamış sayılırken yapmayı planladığı sürpriz ziyaret, bu yeni vizyonun en açık göstergesi. Öte yandan, ortada çelişki gibi gözüken bir durum var. Türkiye ile ilişkilerin düzeltilmesine bu kadar önem veren Başkan Obama, Ermeni asıllı Amerikalı bir arkadaşımın tam rakam vererek bana hatırlattığı üzere seçim kampanyasında toplam 22 kez Ermeni soykırımından bahsetmiş ve bu soykırımı resmen tanıyacağına dair üç kez yazılı söz vermiş. Türkiye ziyaretini duyan, Obama'ya oy vermiş yüz binlerce Ermeni asıllı Amerikalı şimdi endişe içinde 24 Nisan'ı bekliyor. Acaba o tarihte Obama'nın kaleminden çıkacak Beyaz Saray açıklaması soykırımı tanıma sözünü yerine getirecek mi? Geçmişte Beyaz Saray Kongre'ye bu konuda hep karşı çıkmış ve Türkiye lehine sürece müdahale etmişti. Acaba Obama aynı çabayı gösterecek mi?” demektedir.

    MİLLİYET

    Semih İDİZ, “Soykırım Sıkıntısı” başlıklı yazısında, Türk-Amerikan ilişkilerinde Nisan ayının yaklaşmasıyla Ermeni soykırımı konusunun da gündeme yoğun olarak geldiğini ifade etmekte, “Washington kaynaklı değerlendirmelere bakılacak olursa, Obama yönetimi de bu açıdan ciddi bir şekilde arada kalmış durumda. Bir yanda Türkiye’nin ABD için artan önemi dururken, diğer yanda, ‘doğruların sözcüsü’ olarak Amerika’daki Ermeni lobisine verdiği ‘soykırımı adıyla tanıma’ sözü duruyor. Başkan Obama’nın bu açmazdan nasıl çıkacağını bilemediğine dair yorumlar ise artıyor. Öte yandan, Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın son açıklamaları, Ankara’nın da bu konuda çok rahat olmadığını gösteriyor. Öyle anlaşılıyor ki Dışişleri Bakanlığımız, ‘Obama geliyor, artık bu konu kapanmıştır’ yaklaşımını benimsemeye henüz hazır değil” demekte, gelişmeleri irdelemektedir.

    Kadri GÜRSEL, “Olli Rehn’i Türkiye’ye Jurnalliyorum” başlıklı yazısında, “jurnalleme” kavramının 1980’li yıllara göre değiştiğini vurgulamakta, “Verheugen’in halefi Olli Rehn’i Türkiye’ye jurnalliyorum. Olli Rehn, Avrupa Parlamentosu’nun ‘Türkiye raporu’ görüşmeleri sırasında genel kurula hitaben yaptığı konuşmada basın özgürlüğüyle ilgili bakın ne demiş: ‘Basın ve kamu yetkilileri arasında açık ve şeffaf bir ilişki bir ülkedeki demokratik tartışmanın kalitesi bakımından temel önemdedir. (...) Bu bakımdan Komisyon Türkiye’de varlığı güvence altındaki basın özgürlüğünü çok yakından takip etmektedir.’ En büyük bağımsız medya grubunun varlığı sona erdirilerek medyanın çok büyük oranda hükümet kontrolü altına girmesini amaçlayan karanlık bir operasyon sürerken Olli Rehn’in dem vurduğu şeye bakın: Basın ve hükümet arasında açık ve şeffaf ilişki... Bir otoriter rejime götürecek yolun taşları döşenirken Rehn, ‘Bu bir medya patronu ile hükümet arasındaki çıkar çatışmasıdır’ demeye getiriyor. AKP’nin vaziyeti dışarıya bu açıyla ‘sattığını’ biliyoruz. Müşterisi de Olli Rehn’miş. Hem ne demek ‘güvence altındaki basın özgürlüğü’? Nerede, hangi güvence? AB Komisyonu’nun Kasım 2008 tarihli İlerleme Raporu’nda Türkiye’de ‘basın özgürlüğüne tam saygı gösterilmesine olanak veren bir atmosferin güvence altına alınmasına ihtiyaç vardır’ diyen sizler değil miydiniz? O zaman üstelik şu öldürücü vergi cezası salınmamıştı. Dört ayda olumlu yönde ne değişti de basın özgürlüğü güvence altına alındı?” şeklindeki ifadelerine yer vermektedir.

    RADİKAL

    İsmet BERKAN, “Zararın Neresinden Dönsen Kardır” başlıklı yazısında, “Hükümet, neredeyse altı ay süren ataletini üzerinden attı ve ekonomik krizle ilgili bir canlandırma paketini açıkladı. Bu köşe dahil pek çok yerde başından beri söylenen şeyi, iç tüketimi canlandırmak için vergi teşvikini yapıyor hükümet. Birincisi, elbette hükümeti geç kaldığı için eleştirmek mümkün ama unutmayın. Zararın neresinden dönseniz kârdır” ifadelerine yer vermekte, “İlan edilen önlemlerin sadece üç aylık bir teşvik öngörmesini eleştirmek, daha uzun bir süre teşvik talep etmek elbette mümkündür ama aynı anda ortaya çıkacak bütçe açığını da düşünmemiz, bu açığı nasıl finanse edeceğimize dair bir model oluşturmamız da gerekiyor. Üçüncüsü, bu tüketimi teşvik paketi iyi olmakla birlikte krize karşı tek önlemimiz bu olamaz. Türkiye hâlâ ciddi bir dış finansman sıkıntısı içinde, bunu karşılamamız gerek. Dördüncüsü, bugün iç pazarın canlandırılması kadar önemli sorunumuz gerçekçi bir bütçeye sahip olamamaktan kaynaklanıyor. Bütçemiz gerçek olmayınca, bütçe açığının finansmanı da planlanamıyor. Böyle olunca da Türkiye öngörülebilir bir ülke olmaktan çıkıyor. Beşincisi, eğer gerçekçi bir bütçeye ve bu bütçede ortaya çıkacak açığın finansmanı için adam gibi bir plana sahip olsak, salt bu şeffaflık bile Türkiye’nin dış finansman sorununu çözmesine yardımcı olabilir, yani ülkemize yönelik sıcak para akımını yeniden başlatabilir. Hükümet, krize karşı önlem paketini popülizm için mi yaptı yoksa bu önlemler daha kapsamlı, iyi niyetli bir planın parçası mı? Bence hükümetin samimiyet testi bütçe revizyonundaki tutumuyla yapılacak. Revizyon gerçekçi temellere oturursa hükümetin Türkiye’yi gerçekten bir üst lige taşımak istediğine inanacağım” demektedir.

    VATAN

    Ali AĞAOĞLU, “Yerel Seçim, IMF, G-20” başlıklı yazısında, Türkiye’nin yerel seçim öncesi IMF ile anlaşma yapmasını ekonomik açıdan ele almakta,

    “Maliye Bakanı Kemal Unakıtan rahatsızlığında, Mehmet Şimşek tarafından temsil edildiğimiz G-20 var. Her ne kadar insan hakları konusu da dahil olmak üzere İngiltere tarafından Suudi Arabistan’dan da geride kalıp ikinci ligde olduğumuz söylense de, katılıyor olmamızın önemli olduğu G-20’lerin maliye bakanları toplandı hafta sonu. Maliye bakanları liderler için hazırlık yaparlarken; her ne kadar bankalardaki toksik varlıkların temizlenmesi ve kredi mekanizmalarının bir an evvel çalıştırılması için acil önlem önerirken; diğer yandan ABD ve AB arasındaki fikir ayrılıkları da gün yüzüne çıktı. Sosyal güvenlik sistemi halen daha devletlerin üzerinde olan ve daha fazla para harcamak istemeyen AB ile; sosyal güvenlik sistemi şirketler üzerinde olan (General Motors o yüzden çok önemli sıradan ABD’li için) ABD için daha fazla devlet harcaması yapmak konusunda ‘derin mi derin’ fikir ayrılıkları da gün yüzüne çıkmış durumda” şeklindeki değerlendirmelerini aktarmaktadır.

    YENİ ŞAFAK

    Osman AKKUŞAK, “Kuzey Kıbrıs Acısı” başlıklı yazısında, geçmişte Kıbrıs’ta yaşananları hatırlatarak, “Rumlarla Türklerin Kıbrıs’ta artık dost ve kardeş yapılmasına ait çalışmaların devam ettiği sırada belki o acı günleri hatırlamak doğru görülmeyebilir.. ama, eğer kardeşlik ve dostluk kurulacaksa, bu hedef; gerçeklerin gözardı edilmesiyle değil, cereyan eden olayların her iki tarafça kabul edilip dostluk için ne yapılması lazım geldiğinin beraberce bulunması suretiyle ancak gerçekleşebilir..” demektedir.

    STAR

    Fadime ÖZKAN, “Biz Hızlıyız AB Yavaş” başlıklı yazısında, Başmüzakereci Egemen Bağış’la yaptığı röportajında, Bağış’ın, AB üyeliği konusunda, partilerinin kapatılma davasına rağmen AB’ye üyelik sürecini durdurmadıklarını, AK Parti’nin müzakereleri başlattığını, üyeliği de getireceklerini belirterek AB’nin kendi içinde sorunlarının bulunduğuna yer vermekte, “2009 yılının kolay bir yıl olmayacak ama Türkiye’nin AB sürecinde hiçbir yıl kolay olmadı. Bu süreç her ülke için zor olmuştur, 70 milyonu aşkın nüfusu, farklı kültürel yapısıyla gelen Türkiye için diğerlerinden biraz daha zordur. Yolu engebelidir ancak bu zorlukların bizi yıldıracağından kimse endişe etmesin. Evet, AP seçimleri var. Saydığınız isimler parlamentoda olmayacak ama AB’nin uluslararası barışa yapabileceği en büyük katkının Türkiye’nin üyeliği olduğunu, AB’nin bu sayede çok farklı bir coğrafyaya açılma, farklı bir konum elde etme imkânı edineceğini bilen, bu vizyona sahip başka insanlar olacak. AB üyesi ülkelerin karşı karşıya kaldığı belli başlı 10 sorunun en az 7, 8’nin çözümü Türkiye’nin tam üyeliği ile ortadan kalkacaktır. Bu Türkiye için de geçerli. Türkiye’nin AB politikası ‘kazan kazan formülü’ üzerine kuruludur. Hem Türkiye hem AB çok kazanacaktır” sözlerine dikkat çekmektedir.





    ARŞİV
    Tel: 312 455 90 00