28.11.2008 E-Posta

HÜRRİYET

  • Erdoğan: IMF’yle Para Konusu İşin Kolay Yanı
  • ABD’den ‘Kamp Eğitimli’ Mülteci
  • ZAMAN

  • Dünya Krizle Boğuşurken, İhracatçının Malı, Habur’da TIR Kuyruğuna Takıldı
  • IMF ile Faiz Dışı Fazla ve Belediye Ödeneği Pazarlığı
  • Kürt Yönetimi, 2009’da Petrol İhracına Başlıyor
  • Irak Meclisi, Güvenlik Anlaşmasını Onayladı
  • Esad ve Erdoğan, Gazze’ye Yardım İçin Anlaştı
  • AP: Ergenekon’da Tüm Bağlantılar Ortaya Çıkarılmalı
  • TÜRKİYE

  • AP: DTP, Teröristlerle Arasına Mesafe Koymalı
  • Bakan Şimşek: IMF Mali Ayarlamalar Konusunda Israrcı
  • Rusya ile Yeni Dönem
  • SABAH

  • Erdoğan: IMF ile Pars Konusu Kolay Daha İlkelerde Anlaşamadık
  • AB’nin Uyarı Yaptığı Toplantıda ‘Düello’
  • Ergenekon AP Raporunda
  • Köşk’te Macar Konuk
  • MİLLİYET

  • Irak Meclisi Güvenlik Anlaşmasını Onayladı
  • AP’den Hükümete: Ergenekon’da Sonuca Kadar Gidin
  • Rum Milletvekili Sordu, Bakan Şimşek Yanıtladı: AB Üyesi Olsaydık Böyle Büyük Orduya Gerek Kalmazdı
  • RADİKAL

  • AB Ergenekon Davasından Umutlu
  • Ve Irak SOFA’ya Uzandı
  • Hristofyas: Talat Değişti
  • IMF ile Görüşmelerde Program Seçeneklerinin Hepsi Masada
  • Başbakan Erdoğan, Macaristan Başbakanı Gyurcsany’i Başbakanlığın Merdivenlerinde Karşıladı: Para İşin En Kolay Yanı IMF’yle İlke Sorunu Var
  • CUMHURİYET

  • Rusya ile İlişkileri Onarma Devri…Gül Moskova Yolcusu
  • Moskova’nın Ankara’nın İşbirliğine İhtiyacı Var
  • Hükümet Fondan Vazgeçmiyor… IMF Dişini Gösterdi
  • 2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul’a Doğru
  • VATAN

  • IMF Mali Ayarlamalarda Israrlı
  • Öymen-Lagendijk Tartıştı
  • YENİ ŞAFAK

  • IMF Mali Piyasalarda İnce Ayar İstiyor…Bakan Şimşek: Nabucco Projesi Çok Önemli
  • Avrupa’dan Soruşturmaya Tam Destek
  • Irak’tan Güvenlik Anlaşmasına Onay
  • AKŞAM

  • Erdoğan: IMF ile Görüşme Sürüyor
  • ABD’nin Karadeniz’de NATO’ya Bağlı Bir Donanma Üssü Kurma Girişimi… TSK’da Karadeniz Endişesi
  • Rusya’nın Yeni Kozu Türkiye
  • BUGÜN

  • Irak’ta Güvenlik Anlaşması Onaylandı
  • Gül, Hindistan’daki Saldırıyı Kınadı
  • STAR

  • SOFA Meclis’ten Geçti ABD 2011’de Çekiliyor
  • Rus Dergisi RBC’ye Göre Tarih Beklenmedik Bir Dönüş Yaptı: Eski Rakip Türkiye Stratejik Müttefik
  • VAKİT

  • Erdoğan: IMF ile Görüşmeler Netleşmedi
  • Irak Parlamentosu’ndan ‘İşgal’ Anlaşmasına Onay
  • AP’den Türkiye’ye Ergenekon Çağrısı
  • Rus Dergisi RBC:Türkiye Gibi Bir Müttefike İhtiyacımız Var
  • TÜRKİYE

    Yılmaz ÖZTUNA, “Vatikan ve Ermeni” başlıklı yazısında, soykırım meselesini ele almakta, “Fatih Sultan Mehmet 1453’te, Ortodoksluğu himayesine alıp Katolikleşmelerini önlemişti. Fatih üstelik Bizans’ın zulmünden kurtardığı Ermenileri İstanbul’a yerleştirip başlarına bir patrik atadı ki hala devam ediyor. 70 yıl sonra torununun oğlu Kanûnî Sultan Süleyman, Türklere hasım olmasına rağmen Luther’in Protestan’larını, Katolik’lere karşı savundu ve yutulmalarını engelledi. Kanûnî’nin torunu III. Sultan Murat, Papa’nın azılı düşmanı Anglikanlar’a büyük destek vererek İngiltere’de Protestanlığın kesinleşmesine yardımcı oldu. Doğrusu Alman Lüteryenleri, İngiliz Anglikan’ları, Ortodokslar gibi, Türklere minnettar, hiç değilse saygılı davranmalıdırlar. ASALA’cı Ermeniler’i Paris’te katliam yapıncaya kadar soğukkanlılıkla seyreden Avrupalılar, acaba bugün gerçekten Türk-Ermeni barışını istiyorlar mı? İstiyorlarsa bu telaş nedir?..” demektedir.

    RADİKAL

    Mehmet Ali KIŞLALI, “Nereye Gidiyormuşuz” başlıklı yazısında, ABD’nin istihbarat örgütlerinin 2025 yılı için söyledikleri “dini muhafazakar bir oluşum yaşayacağımız” hakkındaki öngörülerini artık on yıl sonrası için yapmaya başladıklarını ifade etmekte, “Deniz Baykal da aynı günlerde çarşaflı, türbanlı, başı örtülü kadınlara CHP rozeti takmaya başlayıp Tayyip Erdoğan’dan destek alınca; Türkiye’nin yakın geleceği hakkında ABD’den yapılan değerlendirmeler daha da dikkat çekici oldu. ABD’den bakan kimi istihbaratçılar ve bilim adamları güçlü ve ilerlemekte olduğunu düşündükleri muhafazakar İslamcı hareketin aydınlanma ile anlaşıp anlaşmayacağını, çağdaşlaşmaya görece uyum sağlayıcı da olsa adımlar atıp atmayacağını merak ediyorlar….İslami muhafazakar akımın Türkiye’yi Batı’dan uzaklaştıracağı, bunun stratejik neticelerinin de olacağı dikkatlerden kaçmıyor. Konuya daha ziyade ABD açısından baktıklarında, ‘Türkiye ile Avrupa Birliği arasında paylaşılan değerler Türkiye ile ABD arasında yok ama stratejik konularda durum farklı. Türkiye ile ABD arasında daha ziyade başka alanlarda gerginlik olur’ deniyor. Türkiye’nin bölgede bir güç olmasının ise etnik sorununu ve ilerleyen muhafazakar dinci hareketi çözümlemesine bağlı olduğu görüşü zaten son on yıllarda olduğu gibi şimdi de öne sürülüyor. Galiba eskiden Batı’dan gelen değerlendirmeleri daha ciddiye alırdık. Şimdi ‘Bakalım onlar ne diyormuş?’ deyip değerlendirmelerimize kendi açımızdan devam ediyoruz” demektedir.

    VATAN

    Yiğit BULUT, “Obama’nın Amerika’sı ile Ne Değişecek?” başlıklı yazısında, “Tam bağımsız bir Türkiye hayal mi!?” sorusunu sormakta, 1946’dan bugüne Ortadoğu ve Türkiye’de ABD politikaları harici tek bir adım atılmamasına dikkat çekmekte, ”Marshall Planı çerçevesinde Türkiye’ye yapılan telkin, çok ilginçtir ki 1978 Dünya Bankası raporu ile büyük benzerlik gösteriyor. İkisinde de ‘Türkiye sanayi ülkesi olmamalı’ ifadesi açık ve net... NATO olarak bildiğimiz yapının 1948’de temeli atılırken, Türk kamuoyundaki genel görüşün aksine, ABD, İngiltere ve Fransa, Türkiye’nin ‘dışarıda kalması’ fikrini savundu. Türkiye’ye Kuzey Atlantik temelli bir oluşum olduğu söylenirken İtalya ve Fransa’nın Afrika topraklarının da kapsama alanı içine alınması Türkiye’nin istenmediğini net olarak gösterdi. Türkiye NATO’ya Kore Savaşı ve sonrasında artan SSCB tehdidi ile 1951’de dahil olabildi. Bu dahil oluş ABD’nin Türkiye üzerindeki askeri ve ekonomik kontrolünü artırırken, içeride olduğundan fazla algılanan bir Sovyet tehdidi oluşmaya başladı... Türkiye, devalüasyonu yapıp topraklarında füze konuşlanması dahil her türlü izni ABD’ye vermesine rağmen yalnızca 30 milyon dolar alabildi. Bütün bunlar olurken bugün İsrail’in yaptığı Lübnan operasyonunun ilk versiyonunu gerçekleştiren ABD askerleri Türkiye’deki üsleri kullandılar... 1997 yılında Başkan Clinton, ‘Yeni bir yüzyıl için ulusal strateji belgesi’ni açıklıyor. Şu cümleye lütfen dikkat ‘Petrol rezervi ile Hazar Denizi bölgesi, Türkmenistan, Kazakistan, Özbekistan, Kafkasya, İran, Kuzey Irak, Doğu ve Güneydoğu Anadolu. Bu bölge dünyanın artan enerji ihtiyacını karşılamada, önemli bir adaydır. Kendi kaynaklarımız tükeneceğinden bu bölgedeki kaynaklara ulaşmak, ABD’nin yaşamsal çıkarlarından biridir’. Bu belge sonrası Türkiye’nin ‘bölgeye hakim olma’ anlamında esir alınma süreci hızlanıyor ve ‘Kriz, Derviş programı, IMF, Avrupa Birliği’ gibi kavramlar altında Türk Devletinin ‘refleksleri’ yok ediliyor... Ve son olarak ‘en iyiyi yaptığını’ iddia eden hükümetimiz de IMF’ye teslim oluyor! Hem de ‘İngiliz hazine bakanı’ yönetiminde” demektedir.

    BUGÜN

    Erhan BAŞYURT, “Irak Bozdu, Irak Yapacak” başlıklı yazısında Barack Obama’nın, kabinesine almayı düşündüğü isimlerin Türkiye-ABD ilişkilerinin “stratejik ortaklık” seviyesine dönmesi adına umut verici olduğunu ifade etmekte, “Tamamı Türkiye'nin bölgesel etkinliğinin ve gücünün farkında olan ve geçmişte Türkiye ile yoğun teşriki mesaide bulunmuş isimler. Dolayısıyla Türkiye'yi yok sayan bir politika izlemeleri söz konusu olmayacaktır. İlginç bir şekilde, iki ülke ilişkilerinin tamirine de Irak'tan çekilmek vesile olabilir.Bu nedenle, Irak konusunda olduğu gibi soykırımı konusunda da, Obama'nın yeni dönemde Türkiye'yi bilinçli olarak kırmayı veya karşısına almayı tercih etmeyeceğini düşünüyorum” demektedir.

    STAR

    Nasuhi GÜNGÖR, “Kuzey Irak Fırsat mı, Felaket mi?” başlıklı yazısında Kuzey Irak bölgesine ilişkin “İki araştırmacının imzasını taşıyan SETA analizi”yle ilgili örnekler vererek, “Kuzey Irak meselesi Kürt sorununun bir parçası. Ama aynı zamanda Kuzey Irak, Kürt sorununun daha yönetilebilir hale gelmesi için en önemli fırsat alanı” demekte, “‘Kürt meselesinin kalıcı çözümü, bugüne kadar uygulanan stratejilere alternatif yeni stratejiler geliştirmekten geçmektedir. Sorun gün geçtikçe yönetilemez bir hal almakta ve Türkiye’nin geleceğini esir alan bir işlev görmektedir. Bu çerçevede, Kürt sorununu oluşturan karmaşık süreçlerle yüzleşebilecek kapsamlı bir çözüm paketinin eş zamanlı olarak yürürlüğe konması gerekmektedir.’ Ama buna dayanarak Türkiye’de yaşayan Kürtlerin, Kuzey Irak’ta ortaya çıkan yarı-bağımsız yapıyı model alacaklarını söylemek, onun cazibesiyle hareket edeceklerini öngörmek, herkese haksızlık olur. Hiç sözü dolaştırmadan söyleyelim. Türkiye’deki Kürtlerin, Kürt hareketlerinin, birbirinden farklı gibi duran akımların toplamda Kuzey Irak’ı etkileme kapasitesi, onların bu tarafı etkileme gücünden kat kat fazladır. ‘Güvenlik tedbirleriyle beraber demokratik reformların gerçekleştirildiği, farklılık taleplerinin karşılanmasıyla beraber kardeşlik hukukunun tahkim edildiği, ekonomik tedbirlerle beraber siyasi tedbirlerin alındığı kapsamlı bir çözüm programı, birlik ve beraberliği sağlayarak, Türkiye’nin ciddi bir kriz olarak gördüğü bu sorunu büyük bir fırsata dönüştürebilir.’ Türkiye’nin burada ifade edilen programda gelip tıkanacağı en önemli başlık, ‘kardeşlik hukukunun tahkimi’. Oysa bunu kendi içimizde başardığımız takdirde, sınır ötesine taşımak için ayrı bir çaba göstermeye gerek kalmayacak. Felaketi fırsata dönüştürmenin anahtarı burada” ifadelerine yer vermektedir.

    Beril DEDEOĞLU, “Hindistan’da Terör” başlıklı yazısında, Hindistan’ın batısındaki yirmi milyon kişinin yaşadığı ticaret, finans ve kültür merkezi Bombay’daki terörist saldırısını irdelemekte, “Hindistan, Müslüman vatandaşlarına karşı daha fazla şiddet uygulama konusunda fazla bir çekince sergilemeyecekse de, bu tür örgütlerin dış bağlantıları konusunda artık bir taraf tutmak zorunda kalabilir. Genel olarak Afganistan ve Pakistan konularında aktif pasiflik uygulayıp kendi Müslümanlarını tahrik etmek istemeyen Hindistan, bu olaydan sonra tavır değiştirebilir. Tavır değişikliği, içeride ‘terörle mücadele’ koşullarının artırılması ve güvenlik önlemlerinin öne çıkarılması biçiminde kendini gösterir, Hindistan’ın İsrailleşmesine yol açar. Dışarıda ise, Pakistan’ın uluslararası güçlerin hedefine yerleşmesi sonucunu doğurabilir. Bu, Afganistan sonrasında Pakistan’a da bir ‘uluslararası müdahale’ olasılığını doğurur, Hindistan’ı da neredeyse NATO üyesi haline getirir. ‘Batı’nın İslam korkusunu diri tutan ve terörle mücadele politikalarının meşruiyetini sağlayan bu eylemler, yeni çatışma alanlarını hazırlayabilir. Bu da, doğal olarak radikal örgütlerin var olmalarını kolaylaştırır. Her biri diğerinin eyleminden beslenir, şiddete karşı şiddeti makbul kılar. Oyundan çıkmanın yolu ise, terör örgütlerinin sevk ettiği yola girmeyi reddetmek olabilir. Benzer eylemlerin Türkiye’de de olabileceğini düşünmekte yarar var, doğrusu bazı koşullar benzemiyor değil” demektedir.





    ARŞİV
    Tel: 312 455 90 00