![]() |
|||
|
|||
HÜRRİYETZAMANTÜRKİYESABAHMİLLİYETCUMHURİYETRADİKALVATANYENİ ŞAFAKAKŞAMBUGÜNSTARPOSTAVAKİTHÜRRİYETFerai TINÇ, “Obama’nın İstanbul-Kahire Farkı” başlıklı yazısında, ABD Başkanı Obama’nın Türkiye ziyareti sırasında yaptığı konuşma ile dün Kahire’den seslenişi arasında fark olduğunu ifade etmekte, Ankara’da Obama’nın nabza göre şerbet verdiğinde alkışların yükseldiğini, Kahire’de ise demokrasi, kadın hakları gibi hakim sınıflar açısından dikenli konularda da konuştuğunu, İslam dünyasına neredeyse bir din adamı yaklaşımı ile seslendiğini belirtmekte ve “Müslüman çoğunluğa sahip Türkiye ile nasıl dost olabiliyorsa, ABD’nin tüm İslam dünyası ile de müttefik olabileceği mesajıydı Ankara’dan verilen. Kahire’den yaptığı konuşma ile ABD Başkanı İslam dünyasına doğrudan, kendi sesiyle açılım yaptı” demektedir. ZAMANMehmet YILMAZ, “Obama’nın Seslendiği Dünya” başlıklı yazısında, ABD Başkanı Obama’nın beklenen konuşmasını dün Kahire’de yaptığını, Kur’an-I Kerim’den, İncil’den ve Tevrat’tan ayetlere yer verdiğini, böylece sadece İslam dünyasına değil, başta Amerika olmak üzere tüm dünyaya önemli masajlar verdiğini belirtmekte, Obama’nın mesajlarını doğru algılayacak bir İslam alemi olup olmadığını sormakta ve “Ne anlama geliyor bütün bu açıklamalar? Elbette ABD’nin İslam’la ve Müslümanlarla savaş içinde olmadığını göstermek için. Ancak Obama bunu yaparken bir hususun altını çiziyor. Amerikan halkının güvenliğini tehdit eden şiddet yanlısı köktencilere acımasızca karşı geleceklerini dile getiriyor” demektedir. İhsan DAĞI, “Ezanla Uyanan Başkan” başlıklı yazısında, Obama’nın Mısır’dan yaptığı konuşmayı irdelemekte, bir kez daha demokratik bir Türkiye’nin İslam ve Batı arasında ne kadar merkezi konumda olduğunun anlaşıldığının altını çizmekte ve “Obama, Mısır gibi bir ülkede konuşurken bile ‘halkın iradesini yansıtan bir yönetimden yana’ olduğunun altını çizmekten kaçınmadı. İşte bu bağlamda bir kez daha Türkiye’nin, demokratik bir Türkiye’nin İslam ve Batı arasında ne kadar merkezi ve değerli bir konumda olduğu anlaşılıyor. Ancak, Türkiye’yi küresel siyasetin merkezine taşımanın yolu iç sorunlarını aşmaktan geçiyor. Farklılıklarıyla bir arada barış içinde ve demokrasi çerçevesinde yaşadığını gösterin bir Türkiye, İslam ve Batı arsında farklılıkların uyumuna katkı sunabilir” demektedir. TÜRKİYEYılmaz ÖZTUNA, “Obama Orta Doğu’da” başlıklı yazısında, ABD Başkanı Obama’nın o kadar zamandır beklenen Orta Doğu ziyaretini gerçekleştirdiğini belirtmekte, Kahire’de İslam dünyasına yaptığı konuşmayı irdelemekte, Başkan Obama’nın Türkiye’nin kabul etmediği ‘Ilımlı İslam Modeli’ni aramak için Orta Doğu’da bulunduğuna dikkat çekmekte ve “Ancak bütün bu muazzam coğrafyada Amerika’nın resmen stratejik müttefiki ve ortağı olan tek ülke Türkiye’dir” ifadelerine yer vermektedir. SABAHUmur TALU, “Kanlı Mayın Ormanında” başlıklı yazısında,” Suriye Sınırındaki mayınların temizlenmesine ilişkin görüşlerini aktararak; “Şimdi bu işin en ışıl ışıl ufku şu olabilir: Parasıyla puluyla, silaha şuna buna ayrılan milyarlarca dolarlık kaynakların bir kısmıyla bu mayınları (sonra diğerlerini de) temizletmek... Ve bunu, bölge halkının kaderini değiştirebilecek, esir ve ecir durumundaki insanlara umut yolu açabilecek şekilde, geleneksel ve modern yerli ve yabancı ağalara kaptırmamak! Ayrıca, önceki koalisyon zamanında, Tantan'ın azledilişini eleştiren ‘çok büyük isimler’ in yazılarının nasıl konmadığını unutmamalı! Unutmazsan, bir umut var demektir! İkinci not da ‘askeriye’ye dair: Hakikaten, Genelkurmay'ın da dediği üzere, Silahlı Kuvvetler mayın temizleme kabiliyetinden uzak kalmış ise; savunma, silahlanma, ordunun özellikleri, bütçeler, orduda profesyonellik, kaynakların ve personelin etkin, verimli kullanımı üstüne bin defa ve acele düşünmek gerekir!” demektedir. MİLLİYETSami KOHEN, “İyi Bir Başlangıç” başlıklı yazısında, ABD Başkanı Obama’nın Kahire’de Müslüman dünyasına yönelik konuşmasına değinmekte, zaman zaman Kuran’dan da alıntılar yaparak samimi ve inandırıcı bir dil kullanmaya çalıştığını, ilişkilerde ‘yeni bir başlangıç’ için adım atmak zamanın geldiğini söylediğini belirtmektedir. Hasan CEMAL, “ABD Başkanı Obama’dan Güzel Başlangıç, Dileriz Arkası Gelir!” başlıklı yazısında, Obama’nın dün Kahire’deki tarihi sayılabilecek İslam dünyasına barış elini uzattığını ve demokrasi çağrısı yaptığını aktarmakta; “Başkan Obama’nın eğer Kahire Üniversitesi’nde söyledikleri gerçekleşebilirse, insanlık daha huzurlu bir dünyada yaşamaya başlar. Ortadoğu’da da nihayet barış ve istikrar dönemi açılır. Bundan Türkiye’de çok yararlanır… Amerika’nın İslam’la rekabet etmediğini, Amerika’nın İslam’la her hangi bir savaş içinde olmadığını, olmayacağını belirtti. Bir noktayı daha vurguladı: Geleceğe bakmak! Geçmişin esiri kalarak, güzel bir gelecek kurulamaz diye genel kabul gören bir doğruyu da dile getirdi” şeklindeki açıklamalarına yer vermektedir. Derya SAZAK, “Mayınsız Günlere” başlıklı yazısında, Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesine ilişkin yasa tasarısının nihayet Meclis’ten geçtiğini belirtmekte; “Türkiye’nin imza attığı uluslararası sözleşmeler var. Sorun arazinin temizlendikten sonra nasıl kullanılacağı. Hükümet, 1 milyar dolarlık projede mayınları temizleyecek şirkete, tarıma açılacak toprakların işletme hakkını da vermek isteyince kıyamet koptu. Arka planda İsrail’in bulunduğu iddiaları ortaya atıldı. Muhalefet haklı olarak tasarıdaki bu bağlantının kaldırılmasını istedi. AKP Grubu da Başbakan’ın baskısına karşın, öncelik milli Savunma Bakanlığına ve NAMSA’ya verilene dek tasarıya direndi. Tayyip Bey’in böyle zamanlarda inanılmaz bir inadı ve ‘makulu normal olanda aramamak’ gibi bir huyu var” demektedir. CUMHURİYETServer TANİLLİ, “Halkımızın Başına Gelenler…” başlıklı yazısında, Prof. Yılmaz Esmer ve ekibinin yaptıkları ‘Radikalizm ve Aşırıcılık Araştırması’nca yapılan değerlendirmeye yer vermekte; “Yüzde 62’lik dilim Müslüman kadınların evin dışında başını örtmesi gerektiğini savunuyor… Araştırma, ABD ve AB’ye karşı, Türkiye’yi bölme konusunda bir kuşkuyu da dile getiriyor…. Son yedi yıllık AKP dönemi de, bir rezilliğin örneği olarak, gözler önündedir. ‘Kuran kursları, imam hatipler ve türban’ diyerek kollarını sıvadı, yurdu yurt olmaktan ve halkı da halk olmaktan çıkardı. Bu suç Yüce Divanlarca ondan sorulacaktır…” demektedir. Ahmet TAN, “Mayına Yan Basmak!” başlıklı yazısında, Mayın yasasına değinmekte; “Toprağı kiralamak ile BM arasında illa bir bağ kurulacaksa bu ilgi çok yüz kızartıcıdır. BM Gıda ve Tarım Örgütü Başkanı, zengin ülkeler, toprak kiralayarak ‘Yeni Sömürgecilik’ başlattı diye ilan etti. Türkiye BM’de Güvenlik Konseyi’ne 2 yıllığına üye oldu. Ama topraklarını 49 yıllığına kiralamak için yasa çıkarttı ve ‘yeni sömürgeciliğin’ kucağına hazır olduğunu, dünyaya ilan etti” demektedir. RADİKALCengiz ÇANDAR, “Alçakgönüllü ve de Tarihi Önemde…” başlıklı yazısında, Obama’nın Kahire’den yaptığı konuşmayı irdelemekte, Ankara’da yaptığı konuşmayla karşılaştırmalar yapmakta, benzerlikleri ortaya koymakta ve “Amerikan Başkanı’nın konuşmasının siyasi yönlerini bir yana bırakıyorum. En çarpıcı yönleri ‘Alçakgönüllük’ten yola çıkan ‘Küresel Uygarlık’ iddiası ve bunu içinde ‘İslam’ın ve ‘Müslümanlar’ın olmazsa olmaz’ yeri idi. Konuşmayı daha ‘önemli’ ve belki de ‘tarihi’ yapacak ne olabilir ki?. ABD’nin siyah Başkanı Barack Hussein Obama, dünya için bir ‘şans’ olmaya devam ediyor…” ifadelerine yer vermektedir. Murat YETKİN, “Başbuğ ABD’de, Erdoğan Ankara’da Aynı Hatta” başlıklı yazısında, Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un ABD’de yalnızca resmi temaslarda bulunup Türk Amerikan Konseyi’nde konuşma yapmakla yetinmediğini, kamuoyuna kapalı temaslarda bulunduğunu, bir araştırmacı gibi düşünce kuruluşu toplantılarına katıldığını belirtmekte, Başbuğ’un ABD’yi suçlamadığını, mesajını resmi temaslardan çok gayriresmi temaslarında ilettiğini vurgulamakta ve “Dolayısıyla ne Başbuğ, Erdoğan ve Baykal’ın, ne de Gül’ün ve Türk’ün sözlerinden taşıdıklarının dışında anlam çıkarmaya çalışmasının bir faydası var. Bir süreç devam ediyor ve bu süreç Irak’ta ve bölgede yaşananlardan bağımsız değil” şeklindeki ifadelere yer vermektedir. VATANOnur KUMBARACIBAŞI, “IMF Atına Binici Gerek!..” başlıklı yazısında, IMF- Türkiye ilişkilerini ele almakta, “Başbakan IMF’ye posta atıyor! ‘İsteklerimiz kabul edilmezse, anlaşma imzalamayız’ diyor. Ancak ulaşılamayan noktaları açıklamıyor. Somut gerçek IMF müzakerelerinin sürüncemede bırakıldığı... R. T. Erdoğan’ın geçmiş iktidarları IMF’ye boyun eğmekle suçlamasının birkaç nedeni olabilir. IMF Başkan Yardımcısı Takatoshi Kato Türkiye’nin aralıktan beri uluslararası borç piyasasına döndüğünü söylüyor. Anlaşılan Hükümet dillendirmese de sıcak para dışında piyasalardan alternatif dış borç aranmakta ve alınmakta!.. Muhtemelen Hükümet zaman kazanmaya çalışıyor. Bütçe açığı 50 milyar TL dolayında tahmin ediliyor. Açığın Hazine borçlanma limiti artırılarak karşılanacağı söyleniyor. Doğrusu budur. Yani para basmaktır! Muhtemelen Hükümet bütçeyi yamadıktan sonra IMF’ye emrivaki yaparak anlaşmaya zorlamak isteyecektir. Başka olanaklar da bekleniyor olabilir. K. Irak petrolünün Yumurtalık’a akıtılması önceki yazımda belirttiğim tarihi fırsatın somut ürünüdür” şeklindeki değerlendirmelerine yer vermektedir. Güngör MENGİ, “Obama Show” başlıklı yazısında, ABD Başkanı Obama’nın Mısır’da yaptığı konuşmanın “yeni bir başlangıç” temalı şov olarak değerlendirmekte, “Dünyadaki kriz noktalarının beklediği yeni planlar koymaması, Kahire’den İslâm dünyasına seslenen konuşmanın tarihi önemini azaltmıyor. Çünkü Obama ABD’nin en azından muhatap alma tarzında bir değişimi temsil ediyor… Şu görüş yaygın: Başkan Barack Obama Amerika’nın kötü imajını değiştirmek amacıyla yaratılmış bir fırsattır. Amerika değişmez, sadece sahneye çıkardığı yüzü değiştirir ve yeni kredi alır. Amerika’nın Orta Doğu politikalarını belirleyen birinci öncelikli faktör İsrail’dir. Filistin-İsrail ihtilâfına bir çözüm getirmek veya getirememek.. Orta Doğu’nun geleceğini de Obama’nın kaderini de bu ikilem belirleyecektir. Obama dün ‘Başını örtmeyi seçen bir kadının her nedense daha az eşit olduğu yönünde Batıda oluşan bazı görüşleri reddettiğini ve eğitim fırsatı verilmeyen kadına eşitlik sağlanmadığına inandığını’ söyledi. Bu sözlerin üstüne türban lobisinin nasıl atlayacağını tahmin etmek zor değildir. Obama ilk ziyaretini laik demokrasi ile yönetilen, NATO üyesi Müslüman bir ülke olduğu için Türkiye’ye yaptı. Örtünme tartışmalarının siyasette belirleyici etkiler taşıdığını bilmemesi bilmiyorsa uyarılmaması düşünülemez” demektedir. YENİ ŞAFAKTamer KORKMAZ, “Dünden Bugüne” başlıklı yazısında,” Körfez ülkelerinin uzun yıllar sonra ilk kez ABD boyunduruğundan sıyrılmaya başladığı bir süreç gün ışığına çıktığına dikkat çekerek ABD Başkanı Obama’nın Ortadoğu ülkelerinden Mısır’dan tüm Müslümanlara seslendiğini ifade etmekte, “Ortadoğu'daki birçok ülkeyi ‘kasabın et parçalaması gibi bölmeyi’ hedefleyen BOP'un berhava olması, askıya alınması; son dönemde Türkiye'nin ABD ekseninden koparak Ortadoğu'da lokomotif bir rol üstlenir hale gelmesi gibi ‘fevkalade kırılmalar’ Körfez ülkelerini ister istemez ABD'ye karşı 1973'teki pozisyonlarından çok farklı bir noktaya getirmiş durumda... 11 Eylül 2001'den 2008'in sonuna kadar geçen sürede Amerikan piyasalarından kaçan Körfez parasının 1 trilyon doları aşmış olması üzeri özenle örtülmüş bir gerçek olsa da ABD ekonomisine çok büyük darbe vurdu. Yön değiştiren Körfez sermayesi, alternatif piyasalar arıyor ve bu büyük para kaynaklarının önemli bir bölümü her geçen gün biraz daha fazla Türkiye'ye odaklanıyor. Bu durum iyice görünür hale geldiğinde… ‘İçimizdeki İliştirilmişler’ cephesinin veya ‘IMF finansmanı olmadan batarız’ korosunun feryatlarını hep birlikte izleyeceğiz” demektedir. BUGÜNAhmet TAŞGETİREN, “Amerika Bir İslam Ülkesi mi?” başlıklı yazısında, ABD Devlet Başkanı Obama’nın ilk yurtdışı resmi gezisini Türkiye’ye yaptığını,dün ise Mısır’da İslam dünyasına seslendiğini belirtmekte, Obama’nın daha önce Fransız TV kanalı Canal Plus’a verdiği demeçte; ‘ABD’deki Müslümanları sayarsak, ABD’nin dünyanın en büyük Müslüman ülkelerinden biri olduğu görülür’ dediğine dikkat çekmekte, ABD ile ilgili çeşitli rakamlara yer vermekte ve “Amerika’nın Türkiye ile İslam ekseninde ilişki kurmasını yadırgıyor, ‘Ilımlı İslam’ sözünden müthiş bir paranoya üretiyoruz” demektedir. STARNasuhi GÜNGÖR, “Obama’nın Selamı ve Yeni Ortaklar” başlıklı yazısında, ABD Başkanı Obama’nın Mısır’daki konuşmasına değinmekte; “Obama çok daha önceden, neredeyse seçilir seçilmez Türkiye’ye geldi. Önemli mesajlar verdi. Şimdi Mısır’da, hemen tüm İslam ülkelerinin bir şekilde yaşadığı veya parçası olduğu sorunlarla ilgili mesajlar veriyor. Bu yeni durumun Ankara tarafından ‘alınganlık’la karşılanması ihtimali, bu konuşmanın mimarlarını da meşgul etmiş olmalı. Çünkü Türkiye’nin rolüne ve öncülüğüne de atıfta bulunuyor Obama” demektedir Mehmet ALTAN, “Rabbini Bil ve Her Zaman Doğruyu Söyle…” başlıklı yazısında, Obama’nın Mısır’da yaptığı konuşmaya yer vermekte, “İdealler doğrultusunda vatandaşlarını özgürleştirip zenginleştirebileceğini göstermesini istiyor. Obama’nın Ankara ve Kahire konuşmaları bu açıdan ruhen bir bütündü… Obama bir anlamda fanatik bir Talibancı yorumuna karşı alternatif bir ‘kent dindarı’ arıyor… Obama’nın konuşmasında anımsattığı ‘her zaman doğruyu söyle’ ilkesini benimsersek işi çözeceğimizi düşünüyorum…” demektedir. VAKİTAbdurrahman DİLİPAK, “Obama!” başlıklı yazısında, Obama’nın Mısır’da bir kahraman gibi karşılandığını belirterek, konuşmasında ezan, selâm ve başörtüsüne ilişkin mesajların da bulunduğunu ifade etmektedir. ABD Başkanı’nın, bu konuda kimi Laikçilerden İslâm’a ve Müslümanlara karşı daha saygılı ve anlayışlı olduğunu kaydeden yazar, “Obama, bölgede lider olmak isteyen ülkelerin Türkiye, Mısır ve İran’la yakın ve sıcak ilişkiler kurmak zorunda olduğunu biliyor..Öte yanda özel görüşmelerinde sivillere ve hükümet çevrelerine de mavi boncuk dağıtıyor.. ‘İslâmcı’ STK’lara sözü şu, ‘başınızdaki yöneticiler sizi anlamıyor, anlamak istemiyorlar, Biz onları yola getirmesini biliriz.. Biz olmadan da siz bu topraklarda kendi ayaklarınız üzerinde duramazsınız..’ Hükümetlere ise, ‘şimdi artık değişim zamanı’ mesajını veriyor.. ABD’ye giden Başbuğ’a ABD’de de benzer şeyler söylenmiş olabilir.. Bunu hemen “bizim içişlerimize emperyalist müdahale” olarak görmeyin lütfen. NATO da Müttefik, Uluslararası ilişkilerde Stratejik Ortak, Ekonomi de borçlu ülkeyiz.. Türkiye’yi ‘Küçük Amerika’ olarak görme eğiliminin kökleri bizde çok eskilere dayanır.. Yani ABD, Ergenekon yapılanması ve bu örgütün TSK içindeki uzantıları konusunu TSK ile görüşürken, bunu bir ortaklık konusu olarak değerlendiriyor..” şeklindeki değerlendirmelerine yer vermektedir. |
|||
|