- GİRİŞ
20. yüzyılın tarihe nasıl geçeceği, bu yüzyılın bitiminde akla gelen soruların başında geliyor. Arkada bıraktığımız yüzyılın;
insanlık tarihinin çağlar boyu kaydettiği gelişmelerin en heyecanlılarının yaşandığı bir dönem olduğunu öne sürmek, kuşkusuz
yanılgı olmaz. Teknik, ekonomik, sosyal, siyasal, sanatsal boyutlarıyla bu gelişmelerden hangilerinin 20. yüzyıla damgasını
vurabileceğini, hangilerinden 'en'lerle söz edilebileceğini kolay saptayabilir miyiz? Örneğin yüz yıl önce yaşamı son bulan birisi yaşama dönse, en çok nelere şaşırır, ona en çarpıcı gelen neler olurdu? Hangi akıl almaz değişimin karşısında kalbi bir kez
daha durma noktasına gelebilirdi? Tüm bu sorulara kolayca yanıt verebilir miyiz?
İnsanoğlunun zekâ ve düşünce ürünü olan teknolojik gelişmelerle küçülen dünyayı aşarak, uzay çağına ulaştığı 20. yüzyılda neler yaşanmadı ki? Dev adımlarla ilerleyen teknolojinin bütün sunuşları, tek düğmeye basan herkese yanıt verilebilir hale gelirken, bir yandan da bu işlevleri gerçekleştiren bilginler yetişti. Teknik gelişmeler bir açıdan insanlar arasındaki eşitsizliği giderebilirken, bir yandan da insan sömürüsünü en üst boyutlara ulaştırdı. Bu sömürünün elebaşlarıyla, insan hakları için can verenler yan yana yaşadı. İnsan etmeni, tarihin hiçbir döneminde görülmediği kadar önemsenip öne çıkarılırken, insanı ezebilecek en acımasız yöntemler keşfedildi. Bir yanda en korkunç silahlar icat edilip, en kanlı savaşlar olurken, öte yanda dünya barışına yönelik en yaygın örgütlenmelere gidildi. Bilimsellik tüm dünyaya egemen olup, özgür düşünce en saygın yerini alırken, Ortaçağ yaşamını yeğleyen topluluklar da yeşerdi. Kısacası, 20. yüzyıl, her bakımdan dinamizm ve sürekli değişim, aynı zamanda da çelişkiler çağı oldu.
Türkiye de 20. yüzyılı bu dinazim ve değişimin bir parçası olarak yaşadı. 1900'lü yıllar, Türkiye için son derece heyecanlı, duygusal, önemli bir dönem oldu.
Elinizdeki albüm, son yüz yıl içinde, başta toplumumuz olmak üzere dünyada yaşanmış, belleklerden kolay silinmeyen
olayları kronolojik bir sıra içinde okuyucuya anımsatmayı hedefleyerek hazırlandı. Kuşkusuz yüz yıl içinde yaşananlar, türlü
sıralamalar içinde çok değişik önceliklerle sunulabilir. Örneğin, siyasal veya sanatsal olayların sıralanması, tıpkı kültürel veya sportif olayların sıralanmasında olacağı gibi, farklı öncelikler içerir. Ancak, biz burada yüz yıllık belleğimizi herhangi bir konusal
sınıflandırma ölçütünden geçirmeden yoklamayı düşündük. Tarihsel sıralama içinde, Türk toplumunda genel ilgiyi çekeceğini
var saydığımız, yabancı ülkelere de Türk ulusunu, Türkiye Cumhuriyeti'ni önyargısız ve doğru tanıtacak gelişmeleri resimleyerek okuyucuya sunmaya çalıştık. Bu sunuşu yaparken, yansıtılan olaylarda güncelliği açısından yaşayanları rahatsız etmeyecek, yeni yetişen kuşakları da geçmiş hakkında bilgilendirecek, Cumhuriyet ilkelerinin önemini kavratabilecek duygu ve düşüncelerle donatmaya katkı yapabilecek seçimler yapmaya da ayrıca özen gösterdik. Fotoğraf alt yazılarınınsa; el verdiğince
kısa, anlamlı, her olay için saygılı bir dil kullanılarak yazılmasını hedefledik.
Albümü hazırlamak üzere çalışmaya başladığımızda, yaşanan her günün, getirileri ve götürüleriyle, tarihte yeni bir çağ olabildiğini bir kez daha gördük. Nasıl mı? Örneğin, 1900'lü yılların başına ilişkin hiç renkli fotoğraf bulamadık, hatta herhangi bir fotoğraf bulmakta bile çok zorlandık. O zaman, bugün çok basite indirgenmiş, ayarsız, küçücük, hatta anında basılışını verebilen makinelerle, çocukların bile saptayabildiği renkli görüntülerle, bir sanat dalı olmuş fotoğrafçılığın, yüz yıl önce henüz emekleme çağında olduğunu kendi kendimize anımsatmak zorunda kaldık.
Ayrıca, Türkiye'de 1 Ocak 1926'da başlayarak kullanılan miladi takvimin Osmanlı İmparatorluğu döneminde kullanılmadığını, günlerin belli bir çeviri yöntemiyle miladi tarihe uyarlandığını gördük. Hicri tarihin miladi tarihe çevrilmesi, gerçekten pek zorlu uğraşıydı. Oldukça uzun bir işlem yapmak gerekiyordu. Doğal olarak bu sorunu, bu uyarlama için hazırlanmış kılavuzları kullanarak çözümledik. Yine de sorun bütünüyle bitmedi çünkü, değişik kaynaklarda, aynı olay için birkaç gün hatta daha fazla seken tarihlerle karşılaştık. Nitekim, çalışmamız sırasında bu özel durum, doğru tarihi kullanabilme açısında bizi zorlayan bir nokta oldu. Böylesi durumlarda, kronolojik çizelgeye sadık kalarak, en yaygın kabul gören günü seçip
listemize aldık.
Kısacası, çok kaynak tarayarak, özenle hazırladığımız bu yapıtın, 'milenyum'un bir özelliği olarak yıllar boyunca ve yıllar sonra da bakılıp korunacak bir albüm, kronolojik anımsamalarda kullanılabilecek bir rehber, öte yandan kimi temel araştırmalarda da güvenle başvurulabilecek bir el kitabı olmasını istedik. Dileğimiz, bu isteğimizin doğru çıkması.
Prof. Dr. Seçil Karal Akgün
|
|
- PREFACE
The challenge for historians for many decades will be how to evaluate the events of the 20th Century. The quest will be to sort through the breathtaking discoveries and incredible inventions to reach some decisions about which of the numerous scientific, technical, socio-cultural or ideological changes can be considered the hallmark of the century. .It would be equally difficult to determine, if asked, what, among all changes in the last century, would surprise someone who was dead for 50 years the most, if he returned to life.
So many unpredictables, materialized through the 20th Century as new intentions made the world smaller and at the same time stretched its horizons into outer space. So many newly invented push-button appliances provided equality to millions of users while their inventors were praised as 'outstanding'. Wiping out differences of race, color or creed from the world became the objective of some, as oppressors lived side by side with those ready to sacrifice their lives for human rights. Human life was valued as never before, while the most savage methods and deathly weapons to instantly destroy thousands of lives were discovered or invented. Meanwhile, some societies resorted to rationalism and positive law as some chose to return to the dark ages. Accordingly, to claim that the 20th Century witnessed the most exciting changes in human history would certainly not be an exaggeration. Consequently, one can confidently assert that the last century was the age of contradictions, controversies, dynamism and change.
Turkey lived though the 20th Century as a party to all these dynamics. The l900's were extremely sensitive years of upmost importance and excitement for the Turkish society.
The album you are holding is a product of a meticulous team work. It is designed to reflect the major events of the 20th Century for Turkey, without totally overlooking what was going on in the world at large. It seeks to list, rather than to explain or judge. Undoubtedly, a hundred years is a long time to cover, and the sequence of different events require different categorizations and priorities. For example, political, social, technologic, cultural events or sports each require different classifications.However, the method applied here was to disregard this, and, crediting yearly events, select those of general interest is not easily forgotten, emphasize these, with photos and by presenting them in fairly chronological order briefly, correctly and explicitly. To supply an informative, reliable, yet colorful and enjoyable source material for the readers was the primary objective. Therefore, through extensive research among dozens of sources and thousands of important pages of the 100-year history, we tried to select the best examples to represent Turkey and be accurate. We aimed at compiling an adequate introductory source on Turkish society and the republic for foreign readers. Utmost attention was paid to narrating sensitive pages of contemporary history unbiasedly.
The difficulties we encountered during preparation of this album served to remind us once more that a new age starts with each day. For example, when we noticed the scarcity of not only colored, but even black and white photographs reflecting the first few years of the 20th century, we reminded ourselves that photography, so developed in our day to providing perfect shots with instamatic cameras, or immediate prints with polaroids , was then at its infancy. Another difficulty was finding correct dates, for Turkey started to use the Gregorian calendar on January 1, 1926. Prior dates, registered in the Hegira calendar could be converted to the new calendar only with complicated calculations. Even that did not always satisfy our doubts on accuracy. So we used available conversion tables, anticipating the readers' tolerance for inaccuracies, we meticulously tried to avoid. We hope readers will enjoy this book and will refer to it as an efficient chronology, a quick guide, and colorful album for recalling the 20th Century in the years to come.
Prof. Dr. Seçil Karal Akgün
|
|