Anadoluya Haberler
[ 22.02.2012 ]
Bu bülten yerel basına haber desteği amacıyla Anadolu Ajansı'nın bir gün önceki haberlerinden derlenmiştir.
Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkan Yardımcısı Şi Türkiye'de
ANKARA (A.A) - 21.02.2012 - Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Türkiye'ye çalışma ziyaretinde bulunan Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkan Yardımcısı Şi Cinping'in huzurunda çok sayıda anlaşma imzalandı.
İmza töreni, Gül ve Şi'nin baş başa ve heyetler arası görüşmelerinin ardından Çankaya Köşkü'nün basın toplantısı salonunda gerçekleşti.
Törende, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Çin Halk Cumhuriyeti Kalite Kontrolü, Denetim ve Karantina Genel İdaresi arasında ''Türkiye'den Çin'e Gönderilen Tütünün Bitki Sağlığı Şartları Konusunda Protokol'', Hazine Müsteşarlığı ile Çin Kalkınma Bankası arasında Mali İşbirliği Çerçeve Anlaşması, Bankacılık Alanında Sınırötesi Kriz Yönetimi Protokolü, Türk Lirası-RMB Swap Anlaşması, TRT ile CCTV Arasında Mutabakat Zaptı ve Türk Telekom-Çin Kalkınma Bankası Kredi Anlaşması'na Türk ve Çinli ilgililerce imza kondu.
Törenin ardından Cumhurbaşkanı Gül, Şi onuruna öğle yemeği verdi. Gül ve Şi, konukları Büyük Resepsiyon Salonu'nun girişinde karşıladı. Yemeğe, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Volkan Bozkır, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu, aralarında Ahmet Çalık, Arzuhan Doğan Yalçındağ, Mehmet Nazif Günal'ın da yer aldığı çok sayıda iş adamı, bürokratlar ve diplomatlar katıldı.
Yemek, basın mensuplarının görüntü almasının ardından basına kapalı devam etti.
TBMM Başkanı Çiçek:
ANKARA (A.A) - 21.02.2012 - TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Türkiye'de bir anayasa sorunu bulunduğunu ve yeni bir anayasaya ihtiyaç duyulduğunu belirterek, ''Yeni bir anayasa sıfır sorunlu bir anayasa için değildir ama bu anayasadan kaynaklanan sorunları hiç olmazsa asgariye indirebilmek bakımından yeni bir anayasa ihtiyacı var'' dedi.
TBMM Başkanı Çiçek, Türkiye Müteahhitler Birliği ve Vakıf 2000 tarafından düzenlenen ''Yeni Anayasa'' konulu konferansa katıldı.
Türkiye'nin gündeminin sürekli değiştiğini ancak gündemde yeni anayasa konusunun bulunmadığını ifade eden Çiçek, ''Türkiye'nin yeni bir anayasaya ihtiyacı vardır. Daha doğrusu Türkiye'de bir anayasa sorunu vardır'' dedi.
Türkiye'nin tek sorununun anayasa olmadığını, birçok sorunu bulunduğunu dile getiren Çiçek, ''Ama bunlardan ayrı olarak da bizatihi bir anayasa sorunu var. Bir de anayasa değiştiğinde sıfır sorunlu bir Türkiye olmayacak. Bunun da altını özellikle çizmek isterim'' diye konuştu. Ancak bu sürece gereğinden fazla anlam yüklenmemesi gerektiğine işaret eden Çiçek, ''Yeni bir anayasa sıfır sorunlu bir anayasa için değildir ama bu anayasadan kaynaklanan sorunları hiç olmazsa asgariye indirebilmek bakımından yeni bir anayasa ihtiyacı var'' vurgusunu yaptı.
Mevcut 1982 Anayasası'nın 60 yıllık çok partili siyasi hayatın 30 yılında var olduğunu belirten Çiçek, 1982 Anayasası'nın daha yapılışı sırasında itirazlar dile getirildiğini, ardından da sık sık bu itirazların gündeme geldiğini hatırlattı.
1982 Anayasası'nın bugüne kadar 17 kez değiştiğini, bunun ortada bir sorun bulunduğu anlamına geldiğini vurgulayan Çiçek, yapılan 17 değişikliğe rağmen mevcut anayasanın toplumun ihtiyacına cevap vermediğine dikkati çekti.
Genel seçimin ardından TBMM'deki siyasi partilerin yeni bir anayasa yapılması hususunda görüş birliğinde olduklarını hatırlatan Çiçek, bunun için bir uzlaşma komisyonu kurulması, çalışmanın Meclis başkanlığında yürütülmesi, toplumun tüm kesimlerinin görüşlerinin alınması hususunda uzlaşmaya vardıklarını ve çalışmalarını bu çerçevede yürüttüğünü belirtti.
Yeni anayasanın oluşumu konusunda toplumun tüm kesimlerinin görüşünün alınmasının önemine işaret eden Çiçek, mevcut anayasanın yapıldığı dönemde toplumun devleten beklentilerinin farklı olduğunu, bugün ise toplumun önceliklerinin değiştiğini, hak ve özgürlükler konusunun ön plana çıktığını, yeni düzenleme yapılırken de özgürlük ve güvenlik dengesinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini bildirdi.
Artık birey merkezli düzenlemelerin öne çıktığını vurgulayan Çiçek, 1982 Anayasası'nın siyaset kurumu suçlanarak yapıldığını, ''vesayet anayasası'' kavramının da buradan kaynaklandığını söyledi. Söz konusu anayasanın siyaseti dışlayan ve kötüleyen bir özellik taşıdığını belirten Çiçek, yeni anayasada ise devlet organlarının konumunun yeni baştan tanımlanarak, siyasetin nerede duracağının düzenlenmesi gereğine işaret etti. Çiçek, yeni anayasa tartışmalarının toplumun gündeminde olmaması halinde bazı işlerin yürütülmesinin zorluğunu dile getirdi.
Sivil toplum kuruluşlarına bu yönde yazılar yazdıklarını ancak bekledikleri gibi yanıt alamadıklarını anlatan Çiçek, ''Biz anayasa sorununu halen 1/1.000.000 ölçeğinde konuşuyoruz. Bunu 1/1000'e indirme mecburiyetimiz var. Mayıs ayından itibaren bir taslak metin yazmaya başlayacaksak artık işin peşrev kısmı bitmiş oluyor, ne nedir, ne ne değildir, bunu ortaya koymamız lazım. Bu konuda siyasi partilerin ne tür bir hazırlığı olduğu mayıstan itibaren ortaya çıkacaktır'' ifadelerini kullandı.
- ''Siyasi partilerden yeterli geri dönüşüm alamadık''-
Siyasi partilerden yeterli geri dönüşümler alamadıklarını, somut öneriler gelmediğini kaydeden Çiçek, yeni anayasada nasıl bir model olacağı konusunun da önem taşıdığını söyledi.
Son yıllarda yasama, yürütme ve yargı organlarından en çok yasamanın yıprandığına dikkati çeken Çiçek, yeni düzenlemede yasama ve yargının nerede duracağı, yürütmenin modelinin ne olacağı konusunda yeterli görüş bildirilmediğini ifade etti.
Sadece uzman görüşlerine dayanarak bir anayasa hazırlamak istemediklerini vurgulayan Çiçek, şöyle konuştu:
''Bu defa farklı bir yolla anayasa yapmaya çalışıyoruz ki yapıldıktan sonra, yapabilirsek, bir daha uzun süre Türkiye bu tartışmalarla zaman kaybetmesin. Anayasadan kaynaklanan bir kısım sorunlarla Türkiye'yi çok yoruyoruz. Bir aylık ajans bültenlerine, gazete manşetlerine bakın, bunların bir kısmının bir şekilde anayasayla da bağlantısı olduğunu göreceksiniz. Toplum yoruldu.''
Bu tür tartışmaların artık bir sonuca vardırılması gerektiğine işaret eden Çiçek, ''Uzlaşı anayasası olacak, olmalı. Bu anayasanın içinde ben de varım, başkaları da var. Herkes kendine göre bir anayasa yazacaksa bu o kesimin iç tüzüğü olur, o kesimin parti tüzüğü olur'' dedi.
- ''Uzlaşmak gibi bir mecburiyetimiz var''-
Çiçek, ortak bir noktada buluşularak yeni bir anayasa yapılmasının gereğine işaret eden Çiçek, şöyle konuştu:
''Uzlaşmak gibi bir mecburiyetimiz var. Uzlaşmazsak ne olur. Zaten bu yeni anayasa yapım sürecindeki en önemli dinamik de budur bence. Eğer yeni bir anayasa yapamazsak 30 yıldır şikayet ettiğimiz bu anayasaya bir 30 yıl daha en az hayat hakkı tanımış oluruz. Çünkü bir daha bu tablonun Türkiye için mümkün olup olamayacağı konusunda emin değilim. Bugün Meclis'te yüzde 95 vatandaş temsil ediliyor. Yüzde 80'in üzerinde vatandaş katılarak bugünkü Meclis oluşturulmuş. 4 parti de biz bu işi yapacağız demiş. O halde bu 4 partinin teşvik edilmesi lazım. Bu partilerin fikren desteklenmesi lazım.''
Türkiye'nin bu tür tartışmalarla yoluna devam etmesinin zorluğunu dile getiren Çiçek, Türkiye'nin AB'ye tam üye olabilmesi için kendi yönetimini, mevzuatını, kurumsal yapılarını benimseyip sürdürmesinin önemine dikkati çekti.
Kanunların anayasaya uygunluğunun şart olduğunu hatırlatan Çiçek, ''Ama geldiğimiz noktada anayasayı dikkate alarak kanun yapacaksanız, AB mevzuatında sıkıntı yaşıyorsunuz. AB mevzuatını dikkate alırsanız o zaman da anayasa, anayasa yargısı bakımından sıkıntı yaşıyorsunuz. Türkiye'yi bu açmazdan da kurtarmak lazım'' şeklinde konuştu.
- ''Tecrübesi olanların yol göstermeleri önemli''-
Bu konuda bu dönem gerekenin yapılmasının şart olduğunu vurgulayan Çiçek, bunun için önlerinde fazla bir zaman olmadığını söyledi. Çiçek, ''Bu değişiklik bu senenin sonuna belli bir noktaya getirmek gibi mecburiyetimiz var. Hem sorumluluğumuz var, hem hedefimiz var'' dedi.
2013 ve 2014 yıllarında art arda seçimlerin gündeme geleceğini hatırlatan Çiçek, bu dönemde yeni anayasanın gündeme gelmesinin zorluğuna işaret etti.
TBMM'deki siyasi partilerin de bu senenin sonuna kadar çalışmaları belli bir noktaya getirme konusunda uzlaşıya vardıklarını hatırlatan Çiçek, bu konuda tecrübesi olanların kendilerine yol göstermelerinin önemli olduğunu sözlerine ekledi.
''Yarın Meclis Başkanlık Divanı'nın gündeminde.
ANKARA (A.A) - 21.02.2012 - TBMM Başkanı Cemil Çiçek, yemin etmeyen milletvekillerinin maaş durumuyla ilgili ''Yarın Meclis Başkanlık Divanı'nın gündeminde. Orada konuşacağız bunu, ona göre de işlem yapacağız'' dedi.
Çiçek, Türkiye Müteahhitler Birliği ve Vakıf 2000 tarafından düzenlenen ''Yeni Anayasa'' konferansına gelişinde gazetecilerin, yemin etmeyen milletvekillerinin maaşlarıyla ilgili soruları yanıtladı.
Konunun yarın ele alınacağını belirten Çiçek, ''Yarın Meclis Başkanlık Divanı'nın gündeminde. Orada konuşacağız bunu, ona göre de işlem yapacağız'' dedi.
Bir gazetecinin ''İç tüzükte ödenir ödenmez diye bir şey yok'' sözlerine Çiçek, ''Bakacağız, yarınki divanı görelim'' karşılığını verdi.
Başbakan Yardımcısı Babacan:
ANKARA (A.A) - 21.02.2012 - Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, TMSF ve BDDK başkanları ile yola devam edilip edilmeyeceğine ilişkin olarak olarak, TMSF Başkanının 8-9 günlük, BDDK Başkanının da 1 aylık görev süresi olduğunu hatırlattı ve ''Dolayısıyla zamanı gelince gerekli açıklamaları yaparız'' dedi.
Babacan, ''Küresel Sürdürülebilirlik'' raporunu açıkladığı basın toplantısının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Yeni teşvik sisteminin yatırım teşvik sistemi olduğunu kaydeden Babacan, tüm teşvikleri içine alan bir paketten söz edilmediğinin altını çizdi. Babacan, şöyle devam etti:
''Beklentilerimizi mutlaka burada iyi yönetmemiz lazım. Teşvik gelecek, bütün devlet destekleri bunun içinde olacak böyle bir şey yok. Mevcut destekler sadece yatırımlara ilişkin teşvikler. Cari açıkla ilgili teşvikler gelecek, cari açık bitecek böyle bir şey yok. Tüm bunlar gördüğümüz resmin bir stratejinin sadece uygulama alanları.
Yeni yatırım teşvik programımızda yenilenebilir enerji ile ilgili makine teçhizat üretimi ile ilgili tesislere teşvik söz konusu olacak. Termal enerjiden istifade eden tesislerle ilgili teşvikler söz konusu olacak.''
Başbakan Yardımcısı Babacan, bir soru üzerine, Yunanistanla ya da ileride problem yaşayabilecek diğer Avrupa ülkeleriyle ilgili hazırlık olması için IMF'nin kaynak arayışı bulunduğunu belirterek, ''Bu kaynak, ancak, gönüllü olarak katılmak isteyen ülkelerden toplanacak kaynaklar olacak'' dedi.
Babacan, bu konuda Türkiye'nin herhangi bir taahhüdünün bulunmadığını da söyledi.
''Tüm dünyayı etkileyecek bir petrol krizi kapıda mı'' şeklindeki bir soru üzerine de Babacan, ''Her şey kurguladığı gibi, düşünüldüğü gibi olursa petrol fiyatları üzerinde çok ciddi bir baskı oluşmayabilir. Kaldı ki vadeli işlemlerden bakacak olursak, çok aşırı bir fiyat yükselmesi bugün için beklenmiyor ama jeopolitik riskler var. Dolayısıyla kesin ifadeler kullanmak da pek mümkün değil'' yanıtını verdi.
Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, kredi büyümesinde yüzde 15'lik bir sınırın söz konusu olmadığını bildirdi.
Babacan, ''Küresel Sürdürülebilirlik'' konulu raporu açıkladığı basın toplantısının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Bir soru üzerine, kredi büyümesinde yüzde 15'lik bir sınırın söz konusu olmadığını ve bu oranın bir tahmin olduğunu kaydeden Babacan, ''Bugünkü trendler, bu yılki kredi büyümesinin yüzde 15'ler civarında olacağını gösteriyor. Bu bir hedef değil, sınır değil. Bankalara bunu geçemezsiniz diye bir şey söylemiş değiliz. Şu anda bir sınırımız yok, ama ileride gerekirse konulabilir'' dedi.
Banka tahvillerine ilişkin bir başka soru üzerine Babacan, banka tahvillerinin, bankaların kaynaklarının vadesini uzatmaya yönelik bir adım olduğunu belirterek, ''Bankaların tahvil ihracı 4 milyar. Bana göre hala çok azdır. Mevduat da bankanın borcudur, tahvil de bankanın borcudur. Bankaya 6 aylık mevduat yatırmayla, o bankanın 6 aylık bonosunu almak arasında çok fazla fark yoktur. Banka, parayı verene borçlanmaktadır. Bankaların çıkardığı tahvili teşvik etmemizin asıl püf noktası bankaların daha uzun vadeli kaynaklara ulaşabilmesini sağlamaktır. Dolayısıyla bu korktuğumuz değil, sıhhatli bir trenddir. Daha çok keşke bankalarımız tahvil çıkarabilse'' diye konuştu.
- ''Tekliften haberim yok''-
Babacan, BDDK Başkanı ve TMSF Başkanının atamasına ilişkin teklife yönelik soruya ''Tekliften benim haberim yok doğrusu. Hükümetten giden bir şey değil belli ki. Onu sorarız arkadaşlara nedir, hangi amaçla olmuştur'' yanıtını verdi.
- Petrol fiyatları-
Başbakan Yardımcısı Babacan, ''İran'ın kararı ve petrol fiyatları''na etkisine ilişkin soru üzerine de geçen senenin sonunda ABD Kongresinden, ABD yönetimine rağmen çıkan yasada, ''İran'dan petrol alan şirketlerin ya da petrol ticaretine aracı olan bankaların, dolarla iş yapamaz biz onların işini engelleriz şeklinde bir karar'' çıktığını hatırlatarak, yasada ABD Başkanına devlet bankaları ve Merkez Bankaları için istisna yetkisinin tanındığını anlattı.
Bunun için son tarihin 30 Haziran olduğunu, bu tarihe kadar İran'la petrol ticareti yapan ülkelerin tek tek duruma bakacağını anlatan Babacan, şöyle devam etti:
''Alternatif var mıdır, yok mudur? Bunların alternatifini bulmaya çalışacaklar. Bu yapılırken de petrol üreten diğer ülkelerin üretim miktarlarını biraz artırmaları bekleniyor. Ancak, bütün bunlar, jeopolitik riskler, petrol fiyatlarının üzerinde bir baskı oluşturuyor. Petrol fiyatları, bugünlerde yüzde 10 artarak 120 doları vurdu. Bu artış da petrol ürünlerinin fiyatlarına yansıyor. Önümüzdeki süreci izlemek gerekecek. 30 Haziran'a kadar İran'ın satmadığı ya da satamadığı petrolün ne kadarını diğer ülkeler telafi edecek. Buna göre, 30 Haziran sonrası için yeni bir denge, yeni bir piyasa oluşacaktır diye tahmin ediyoruz. İran haricinde petrol üreten ülkelerin bunu bir miktar telafi etmesi bekleniyor.
Eğer her şey kurgulandığı, düşünüldüğü gibi olursa petrol fiyatları üzerinde çok ciddi bir baskı oluşmayadabilir. Kaldı ki zaten vadeli işlemlerden bakacak olursak, çok aşırı bir fiyat yükselmesi bugün için beklenmiyor. Ama tabi jeopolitik riskler var dolayısıyla kesin ifadeler kullanmak da pek mümkün değil.''
- ''Öğrencilerin, okulda geçirdiği yıl sayısı mutlaka artırılmalı''-
Başbakan Yardımcısı Babacan, eğitimle ilgili bir soru üzerine de bunun bir teklif olduğunu kaydederek, önemli olanın önümüzdeki dönemde öğrencilerin okulda geçirdiği yıl sayısının artırılması olduğunu söyledi. BM'nin İnsani Gelişmişlik Endeksinde Türkiye'nin 80 küsuruncu sırada olduğunu ve bunun en önemli sebebinin de 25 yaş üstü nüfusun okulda geçirdiği sürenin ortalama 6,5 yıl olması olduğunu anlattı.
Bunun mutlaka yükseltilmesi gerektiğinin altını çizen Babacan, ''6,5 yıl eğitim almış 25 yaş üstü nüfusla, dünyanın 10 büyük ekonomisinden biri olmamız mümkün değil. Öğrencilerimizin mutlaka orta öğretimi eski adıyla liseyi bitirmelerini sağlayacak, zorunlu kılacak bir yapıyı mutlaka kurmamız gerekiyor. İki yıl önce OECD'nin bir raporu yayımlandı. 18-25 yaş arası kişilerin, yüzde kaçının lise eğitimini tamamlayamadan ayrıldığını gösteren bu raporda, Türkiye OECD ülkeleri arasında son sırada. 18-25 yaş nüfusun yüzde 60'ı lise diplomasına sahip değil. Dolayısıyla bu konuda çok acil tedbirlere ihtiyaç var ve hızlı kararlar alıp, yola devam edilmesi gerekiyor'' diye konuştu.
Babacan, bir soru üzerine, rapordaki unsurların sadece kendisinin panel üyesi olarak şahsi görüşlerini yansıtmadığını, söz konusu unsurların Türkiye'nin uyguladığı politikalarla örtüşen politikalar olduğunu söyledi. Türkiye'nin doğrusu ne ise aklın yolu ne ise onu seçip uyguladığını kaydeden Babacan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Enerji Verimliliği Strateji Belgesi üzerinde çalışıldığını ve bu belgenin YPK'da imzaya açıldığını da söyledi.
Çevre faslının, Türkiye ile AB arasında müzakereye açılan bir fasıl olduğunu hatırlatan Babacan, müzakere açılış kriterlerinden birinin de çevre politikaları ile ilgili strateji belgesi hazırlamak olduğunu ifade etti. Babacan, söz konusu strateji belgesinin hazırlandığını ve belgenin de kabul edildiğini anlattı. Babacan, strateji belgesinin, çevre konularındaki adımların, AB normlarıyla, standartlarıyla uygun olduğunu ve bundan sonra da uygun olacağını gösterdiğini kaydetti.
Babacan, çevre duyarlılığı konusunda ülkelere karne çıkmasıyla ilgili soru üzerine, bunun rapora konan bir öneri olduğunu, mekanizma konusunda mutabık kalındıktan sonra ve BM'de bunun kabul edilmesinin ardından uygulamanın başlayacağını anlatırken, daha sonra da her ülkeye o yıl içerisinde gösterdiği çabayla alakalı bir performans ölçüsü, bir karne verileceğini söyledi. Bunun bir öneri olduğunu ve illa yapılacak anlamına gelmediğini kaydeden Babacan, amacın, ölçülebilir şekilde bu çabanın ortaya konulması olduğunun altını çizdi.
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Yıldırım:
İZMİR (A.A) - 21.02.2012 - Tolga Albay - Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, İzmir'de raylı sistemi Selçuk ilçesine uzatacak ihalenin bu yıl içinde tamamlanacağını, yeni hatları devreye alarak kentteki ulaşım sorununu hafifletmeyi öngördüklerini belirtti.
AA muhabirine açıklama yapan Yıldırım, Türkiye'nin demiryoluyla ilk olarak İzmir'de tanıştığını belirterek, İzmir'in bir deniz şehri olduğu kadar demiryolu şehri de olduğunu, kentin Türkiye'nin 151 yıllık demiryolu tarihinin en parlak ve ayrıcalıklı sayfalarında yer aldığını söyledi.
Kentteki demiryolu sisteminin modernize edilerek Türkiye'nin en uzun ve modern kent içi raylı taşıma sisteminin oluşturulduğunu, Aliağa ve Menderes arasında uzanan 80 kilometrelik hattın EGERAY sistemiyle önemli bir talebe yanıt verir hale geldiğini dile getiren Yıldırım, kenti kuzeyden güneye kapsayan sistemin belli güzergahlarda trafik sorununu önemli ölçüde çözdüğüne dikkati çekti.
Bakan Yıldırım, ''İzmirli hemşehrilerimiz de 30 Ağustos 2010 tarihinde ilk yolcusunu taşıyan EGERAY'ı çok sevdi. 1,5 yılda EGERAY'ın taşıdığı yolcu sayısı 50 milyona yaklaştı. 2012 Şubat ayı itibariyle de günlük yolcu sayısı 140 bini geçti. İzmir'de yeni demiryolu hatlarını devreye alarak İzmir'in ulaşım sıkıntısını daha da azaltacağız'' dedi.
- ''112 kilometreye çıkacak''-
EGERAY'ı Torbalı'ya uzatacak hattın yapım çalışmalarının devam ettiğini, Torbalı hattının işletmeye alınmasıyla birlikte İZBAN'ın işletmecilik yaptığı 80 kilometrelik hat uzunluğunun 112 kilometreye çıkacağını kaydeden Yıldırım, şöyle konuştu:
''Bu yıl içerisinde de 28 kilometre uzunluğundaki Torbalı-Selçuk istasyonları arası ikinci hattın yapım ihalesine çıkmayı planlıyoruz. Bu hattın da inşaatını kısa sürede bitirerek İzmirliler'in hizmetine vermeyi amaçlıyoruz. Selçuk hattının işletmeye alınmasıyla trafik ve ulaşım sorununa çözüm getirmesinin yanında turizm anlamında da büyük bir potansiyel harekete geçirilmiş olacaktır. Efes Antik Kenti'ni bünyesinde barındıran Selçuk ile İzmir'in raylı sistemle birbirine bağlanması turist sayısını da önemli oranda artıracaktır.''
- Ödemiş-Kiraz arasına yeni demiryolu-
Bakan Yıldırım, EGERAY'ın yanı sıra İzmir'in mevcut demiryolu altyapısında da yenilemelerin sürdüğünü Aliağa–Bergama arasındaki 52 kilometrelik demiryolu hattının çift hatlı hale getirilmesi için proje çalışmalarını başlattıklarını, yakın zamanda projenin hayata geçeceğini söyledi.
Yıldırım, Ödemiş ve Kiraz arasında ise yeni bir demiryolu hattı yapılmasına karar verildiğini, proje çalışmasının tamamlanmak üzere olduğunu açıkladı.
İzmir-Ankara YHT Projesi'nde de ilk etap için tekliflerin alındığını hatırlatan Yıldırım, 169 kilometrelik ilk hat için 26 firmanın teklif verdiğini, teklif değerlendirme sürecinin devam ettiğini, kısa sürede inşaata başlanmasının planlandığını sözlerine ekledi.
Türkiye'den G-20 toplantısında yeni girişim önerisi
LOS CABOS (A.A) - 21.02.2012 - Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Meksika'nın Los Cabos kentinde düzenlenen G-20 Dışişleri Bakanları Gayrıresmi Toplantısında küresel barışın ve güvenliğin sağlanması amacıyla en az gelişmiş ülkeler ile en gelişmiş ülkeleri bir araya getirecek yeni bir girişim önerisinde bulunduğunu belirterek, "Bir tarafta Somali örneğinde olduğu gibi, hiçbir temel ihtiyacı bile karşılayamayan bir yapı, diğer tarafta olağanüstü israfın ve gereksiz tüketimin olduğu bir yapı. Bu ikisinin bir arada yürümesi artık çok mümkün değil" dedi.
Dışişleri Bakanı Davutoğlu, G-20 Dışişleri Bakanları toplantısının ardından temaslarını değerlendirdi. G-20 ülkelerinin dünya nüfusunun yüzde 70'ini, dünya ekonomisinin de yüzde 90'ını temsil etiğini hatırlatan Davutoğlu, G-20'nin özellikle içinden geçilen kritik dönemde çok önemli roller üstlenecek bir örgüt olduğunu söyledi. Davutoğlu, ilk kez düzenlenen Dışişleri Bakanları toplantısının G-20 için sadece ekonomik konuları değil, siyasal konuları da kapsayan çok daha geniş bir sorumluluk alanının önünü açtığını kaydetti.
Toplantılar sırasında özellikle uluslararası sistemin yeniden yapılandırılmasında BM Güvenlik Konseyi'nin soğuk savaştan gelen yapısı dolayısıyla birçok temel soruna cevap oluşturamadığını dile getiren Davutoğlu, "Birçok önemli konuda, bu konuların doğrudan tarafı olan bölgesel aktörler yerine, konuyla hiçbir ilgisi olmayan BM Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin kendi aralarında pazarlıklar sonucunda karar alınmasının, son Suriye örneğinde olduğu gibi ama ondan önce de Filistin konusunda İran konusunda da benzer kararlar alındı, bundan en çok etkilenen bölge ülkeleri olarak bizlerin çok daha aktif bir şekilde sürece katılmamız gerektiğini vurguladım. Bu katılımcılar tarafından genel kabul gördü" dedi.
Davutoğlu, toplantı sırasında küresel yönetişimde insani gelişme konusunda bir sunuş yaptığını da belirterek, burada yeni bir toplantı teklifinde bulunduğunu açıkladı.
Davutoğlu, şöyle konuştu:
"Dünyanın en gelişmiş 20 ekonomisiyle, yani G-20 ile, bizim koordinatörlüğünü üstlendiğimiz dünya ekonomisinin en az gelişmiş 47 üyesi arasında ortak bir toplantı yapılması... Bir anlamda bununla kastımız küresel vicdanın harekete geçirilmesi. Çünkü büyük eşitsizlikler var en az gelişmiş ülkelerle en çok gelişmiş ülkeler arasında. Gelir paylaşımı konusunda büyük eşitsizlikler söz konusu. Bir tarafta, Somali örneğinde olduğu gibi, yiyecek hiçbir temel ihtiyacı bile karşılayamayan bir yapı, diğer tarafta, olağanüstü israfın ve gereksiz tüketimin olduğu bir yapı. Bu ikisinin bir arada yürümesi artık çok mümkün değil. İnsani gelişme sadece vicdani bir konu değil, aynı zamanda küresel barışı da sağlayacak ve doğrudan güvenlikle ilgili bir husus. Biz bu eksikliklerin giderilmesi için bu anlamda yeni bir girişim teklifinde bulunduk. Bu iki platformu bir araya getirmek, en az gelişmişle en çok gelişmişleri bir araya getirerek bu eşitsizlikleri ortadan kaldıracak, tabiri caizse küresel vicdanın sesi olabilecek bir yeni mekanizma olması gerektiğini teklif ettim. Bu da genel kabul gördü. Birçok dışişleri bakanı bu görüşe atıfta bulundular. Ümit ederiz ki önümüzdeki dönemde böyle bir girişimle, dediğim gibi küresel vicdanın sesinin duyulması sağlanmış olur"
- "Biz bu görüşleri daha çok dile getireceğiz"
Davutoğlu, bu teklifine BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi olan ülkelerden destek olmadığını, ancak bir karşı çıkma da görmediklerini söyledi. Genellikle diğer ülkelerden destek bulduklarını kaydeden Davutoğlu, "Artık bu yapı, uluslararası küresel sistemdeki yeni gelişmeler, 2. Dünya Savaşı'ndan kalan mekanizmaları anlamsız kılıyor. O mekanizmalar bu yükü taşıyamıyor. Bunun herkes tarafından görülmesi lazım" dedi. Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Biz bu görüşleri daha çok dile getireceğiz. Bir an önce BM reformlarının gerçekleşmesi lazım. G-20, G-8'e göre çok daha kapsamlı bir yapı olduğu için temsil kabiliyeti daha yüksek. Ama bunun da ötesinde en az gelişmiş ülkeleri de devreye sokacak şekilde bir uluslararası adalet anlayışı lazım. Biz bunu dillendirmeye devam edeceğiz."
- "Suriye yönetiminin meşruiyeti kendi halkıdır"-
Davutoğlu, Tunus'ta 24 Şubat'ta yapılacak Suriye konulu toplantı hakkındaki bir soru üzerine ise, toplantıda bütün katılımcıların içinde bulunduğu genel bir çağrıda bulunulacağını söyledi. Türkiye'nin son 1 yıldır her türlü zeminde Suriye yönetimine kendi halkına karşı yürüttüğü savaşı durdurması için çağrı yaptığını hatırlatan Davutoğlu, "Şu veya bu ülkelerden ya da değişik açılardan gelmiş olan engellemeler dolayısıyla BM Güvenlik Konseyi'nin karar alamamış olması, Suriye yönetimini yanlış yöne sevk etmemeli. Aksine, Suriye yönetiminin nihai meşruiyeti kendi halkıdır. Kendi halkının gönlünü kazanması esas olandır. Ama maalesef şu ana kadar bunu yapmadığı gibi, kendi halkıyla bir savaş yürütüyor. Bunun bir an önce durması lazım.Tunus toplantısında da bu konuda artık daha somut adımlar atılması için, daha güçlü ve kararlı bir ses, bir mesaj oluşturmaya kararlıyız" diye konuştu.
Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Tunus'ta yapılacak çağrıya BM Güvenlik Konseyi üyelerinin de bu kez olumlu cevap vermesini ümit ettiklerini dile getirdi.
Davutoğlu, "Onun olmaması durumunda herhalde hiç kimsenin 1990'lı yıllarda Yugoslavya'da yaşanan tarzda şehirlerin top ateşine tutulduğu, sivil halkın düzenli bir ordu tarafından bilinçli bir şekilde saldırıya maruz kaldığı bir tabloyu seyretmemesi lazım. Seyrederse, uluslararası toplumda, bütün dünyada büyük bir prestij kaybına uğrar. Buna izin vermememiz gerekiyor. Özellikle Türkiye, bugün burada da herkes ifade etti, bu konunun birinci derecede tarafıdır. Türkiye de Suriye halkına olan borcunu her zeminde bu konuyu gündeme getirerek ödemeye ve bundan sonra da gerekli adımları atmaya kararlıdır" şeklinde konuştu.
- İran ve P5+1 ülkelerine çağrı-
İran ile 5+1 ülkeleri arasında yapılması planlanan nükleer müzakerelere de değinen Davutoğlu, son gelişmelerin olumlu olduğunu, İran tarafının toplantıya hazır olduğunu açıklamasının ve toplantının İstanbul'da yapılmasını arzu ettiklerini vurgulamalarının önemli olduğunu söyledi. AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton ile Meksika'da bu konuda kapsamlı bir görüşme yaptığını bildiren Davutoğlu, şöyle konuştu:
"Geçen sene İstanbul'da nerelerde tıkanmalar olduğu konusunu da gözden geçirdik. Ben şunu da söyledim, buradan da bu çağrımı iletmek istiyorum. Artık yılda bir kere toplanılan ve sonra dağılan bir süreçte değil, aksine nihai sonuca ulaşana kadar sürekli toplanarak ve aralıksız toplanarak, ya ada ara verildiğinde çok kısa süreli aralar vermek suretiyle, bu konu kesin bir çözüme kavuşturulmalıdır. Bizim arzumuz ister İstanbul'da olsun ister başka bir yerde, ama İstanbul'da olursa memnuniyetle ev sahipliği yaparız, tarafların güçlü bir iradeyle bir araya gelmesi ve kesintisiz bir şekilde toplanarak neticeye ulaşmasıdır. Kesintisizden kastım, belki aralar verilebilir ama uzun süreli, böyle 1 yıllık aralar verilmesi birçok başka konunun bu konuyu gölgede bırakmasına yol açıyor ve bir de kazanılan momentum kaybediliyor. Birçok kereler devreye girdik. Türkiye'nin çabalarıyla süreç tekrar başlatıldı. Bu kez de çabalarımızın karşılık bulmasından büyük memnuniyet duyuyoruz. Sayın Ashton P5+1 ile yaptığı görüşmeler sonrasında tekrar bizimle de görüşecek. Onun sonrasında ümit ederiz gerekli adımlar atılır."
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, G-20 Dışişleri Bakanları toplantısının ardından Londra'daki Somali konferansına katılmak üzere Meksika'dan ayrıldı.
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Eker'in Roma temasları
ROMA (A.A) - 21.02.2012 - Barış Seçkin - Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker, dün İtalyan dışişleri bakanlığındaki Akdeniz Forumu (FOROMED) toplantısında, bölgede gelişen son olayların değerlendirildiğini bildirdi.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun yerine Akdeniz Forumu'na katılan Bakan Mehdi Eker, toplantıda neler konuşulduğunu AA muhabirine anlattı.
FOROMED'e Akdeniz'in çevresindeki 13 ülkenin, dışişleri bakanları seviyesinde katıldığını aktaran Eker, "Toplantıda özellikle Akdeniz havzasında son yıllarda gelişen olaylar değerlendirildi. Özellikle Kuzey Afrika ülkeleri; Tunus'ta, Mısır'da... Bu ülkeler arasındaki işbirliğinin çeşitli boyutları gerek siyasi gerek kültürel olarak bundan sonraki süreçte, üye ülkeler arasındaki işbirliğine atıf yapıldı" dedi.
Eker, kendisinin yaptığı konuşmada, Arap Baharı denilen kavram çerçevesinde, Libya'da, Tunus'ta, Mısır'daki gelişmelerde Türkiye'nin sağladığı katkıları dile getirdiklerini söyledi.
Eker, Tarım Bakanı olarak toplantıda değindiği konuları şu şekilde anlattı: "Akdeniz çanağının, gerek iklim ve küresel ısınma gerekse iklim değişikliklerinde çok hassas bir bölge olduğunu ve bunun gelecekte gıda güvenliğini tehdit bir durum olduğuna işaret ettim. Türkiye'nin tarım alanında son 7-8 yıl içerisinde kaydettiği gelişmelerin, sağladığı birikimin ve sahip olduğu potansiyelin bu platformda, Türkiye'nin düşüncesini paylaşabileceğini, ülkesini katkı sağlayabileceğini konuşmamda, belirttim. Yapıcı ve olumlu bir görüşme oldu."
Dışişleri Bakanını temsil etmesi ile ilgili bir soruya ise Eker, "Dışişleri Bakanı demeyelim ama Türkiye Cumhuriyeti'nin bir üyesi olarak buradaydım. Zaten hükümetimizin belli bir politikası ve siyaseti var. Türkiye'nin uluslararası gelişmeler ve özellikle komşularımızla olan ilişkilerimizle ilgili, belli politikaları var" yanıtını verdi.
Türkiye Cumhuriyeti adına yaptığı konuşmanın diğer konuşmalara göre daha uzun ve kapsamlı olduğunu aktaran Bakan Eker, "Geri dönüşler de gayet iyi. Dediğim gibi gerek Stefan Füle, gerekse diğer bakanlar, konuşmamızı ve tutumuzu takdirle karşıladıklarını belirtti'' dedi.
Türk heyeti ABD'de iş fırsatlarını araştıracak
WASHINGTON (A.A) - 21.02.2012 - Güneydoğu ABD Türk Amerikan Ticaret Odası'nın (TATO) davetiyle Atlanta'ya gelen ve aralarında İçişleri Bakanlığı'ndan üst düzey yetkililer, üç ilin valisi ve 30'un üzerinde şirket temsilcisinin yer aldığı Türk heyeti, Georgia, Tennessee ve Alabama eyaletlerinde temaslarda bulunacak.
TATO tarafından yapılan yazılı açıklamada, heyetin 21 Şubat'ta Georgia, 22 Şubat'ta Tennessee ve 23 Şubat'ta da Alabama'daki Kongre binalarında düzenlenecek Türk Amerikan Günleri'ne katılacağı ve ABD'nin güneydoğusundaki iş imkanlarını araştırmak üzere çeşitli görüşmeler yapacağı belirtildi.
Heyette, çeşitli alanlarda 30'un üzerinde şirketin yöneticisi, İçişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Murat Koca, Çorum Valisi Nurullah Çakır, Kayseri Valisi Mevlüt Bilici, Denizli Valisi Abdülkadir Demir ile İçişleri Bakanlığı AB ve Dış İlişkiler Dairesi Başkan Yardımcısı Mehmet Şahin bulunuyor.
Merkezi Atlanta'da bulunan Istanbul Center'ın düzenlediği ve TATO'nun ana sponsor olduğu Georgia Kongresi'ndeki Türk-Amerikan Günü'nde, bu yıl bir ticaret misyonu çerçevesinde Türkiye'yi ziyaret etmeyi planlayan eyalet valisi Nathan Deal ve Türkiye'nin Georgia'daki fahri konsolosu Mona Tekin Diamond birer konuşma yapacak.
TATO'nun açıklamasına göre, Georgia Kongresi'ndeki Türk Amerikan Günü'nün ana odak noktasını, Türkiye ile Georgia eyaleti arasında iş, eğitim, turizm ve ticaret gibi alanlarda son yıllarda giderek gelişme gösteren ilişkilerin altının çizilmesi ve bu ilişkilerin daha da artırılması hedefi oluşturacak.
Heyet Georgia'daki temasları çerçevesinde ayrıca, çeşitli ticaret odaları ve hükümet kuruluşlarıyla biraraya gelecek ve 23 Şubat'ta da Atlanta'da Dünya Ticaret Merkezi'nde TATO'nın geleneksel yıllık yemeğine katılarak, güneydoğu ABD'deki iş dünyası liderleriyle, iki ülke arasındaki ticaret ve iş olanaklarının masaya yatırılacağı görüşmeler yapacak.
- Üç eyalette Türk Amerikan Günü-
Istanbul Center Başkanı Tarık Çelik AA muhabirine yaptığı açıklamada, Georgia Kongresi'nde yapılacak Türk Amerikan Günü'nün bu yıl üçüncü kez düzenlendiğini, Tennessee ve Alabama'da ise bu yıl ilk kez gerçekleşeceğini söyledi.
Her yıl Türk-Amerikan Günü vesilesiyle Türkiye'den şirketler ve üst düzey devlet yetkililerinin Atlanta'ya geldiğini ve iki ülke şirketleri arasında ticari işbirliği fırsatlarının değerlendirildiğini ifade eden Çelik, sözlerine şöyle devam etti:
''Büyük bir katılımın beklendiği ve özellikle üç eyaletin kongre binalarında gerçekleşen bu programlar ilk kez Istanbul Center olarak 2010 baharında baslatılmıştı. Eyaletin gerek senato, gerekse temsilciler meclisinde kabul edilen ve Türk kurumlarının başarılı çalışmalarının resmen kanun olarak onaylandığı tasarılar ayrı bir önem taşıyor. Gün boyunca Türk mutfağından örnekler, Türk kültürü ve Türkiye desenlerinin sergilendiği programa, ebru, hat sanatı, halk oyunları tarzı kültürel gösteriler ekleniyor. Her eyaletin valilerinin açılışını yaptığı Türk Amerikan Günü programları iki ülke insanının birbirini tanımasını sağlaması ve özellikle Türk kökenli Amerikalıların ülkeye katkısını ifade etmesi açısından ayrı bir önem taşıyor''.
Çelik ayrıca, Türkçe dilinin resmi olarak tüm devlet okullarında seçmeli ders oluşunun ilk kez Georgia eyaletinde 3 yıl önce Istanbul Center'ın gayretleriyle sağlandığı ve eyaletteki devlet okullarının dört dönem boyunca Türkçe'yi diğer dillere ilaveten seçmeli ders olarak sunabildiği bilgisini verdi.
3 Türk firmasına uluslararası kalite ödülü
MADRİD (A.A) - 21.02.2012 - 110 ülkede 2 binden fazla üyesi olan Trade Leader's Club tarafından 3 Türk firmasına ''uluslararası kalite'' ödülü verildi.
İspanya'nın başkenti Madrid'de düzenlenen törende, bu yıl 40'ıncısı verilen uluslararası kalite ödülüne layık görülen dünyadaki 39 firmanın yetkilileri katıldı. Türkiye'den bu ödüle, İstanbul'da faaliyet gösteren VE-GE Hassas Kağıt ve Yapıştırıcı Bant San. Tic. A.Ş. ve Mavi Beton İnşaat San. Tic. Ltd. Şti. ile İzmir'de bulunan YEZMİR Yapı Mimarlık Tasarım İnşaat Elektrik Mobilya San Tic. Ltd. Şti. layık görüldü.
Ödül töreninde konuşan Trade Leadre's Club'un başkanı Arsenio Pardo Rodriguez, ''Artık sade üretim yapmak yetmiyor bunu temel bir kural olan kalite ile birlikte yapmak gerekiyor. Bu ödül, uluslararası anlamda ünü olan ve farklılık yaratan bir ödüldür'' dedi.
Uluslararası kalite ödülünü alan 3 Türk firmasının yöneticileri de, ''Sadece şirketlerimiz adına değil ülkemiz için de böyle bir ödülü almaktan mutluyuz. Hayırlı olsun'' dediler.
Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi 55 yaşında
ANKARA (A.A) - 21.02.2012 - TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, günlük ortalama 844 sayfa yayımlanan ve internet üzerinde günde 1 milyon sayfadan fazla görüntülenen Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nin gelişen teknolojiye paralel bir çizgide hizmet verdiğini belirtti.
Hisarcıklıoğlu, ticari işletmelerin kanuni zorunluluk gerektiren tüm ilanlarının yayımlandığı Ticaret Sicili Gazetesi'nin kuruluş yıldönümü nedeniyle yayımladığı mesajda, gazete çalışanlarını kutladıklarını ve yarım asrı aşan yayın hayatı sürecinde tüm emeği geçenleri saygı ve minnetle andıklarını dile getirdi
Günlük ortalama 844 sayfa yayımlanan ve internet üzerinde günde 1 milyon sayfadan fazla görüntülenen Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nin gelişen teknolojiye paralel bir çizgide hizmet verdiğini vurgulayan Hisarcıklıoğlu, 21 Şubat 1957 tarihinde ilk nüshası yayımlanan Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nin ilk günkü azmi, yılların vermiş olduğu tecrübesiyle ve gelişen teknolojinin sağlamış olduğu en ileri imkanlarla faaliyetlerini sürdürdüğünü ifade etti.
Hisarcıklıoğlu, ilk nüshası beş sayfa olarak yayımlanan Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nin sayfa sayısının günlük ortalama 844'e, ilan sayısının ise 2 bin 646'ya yükseldiğini belirtti.
Türkiye, ''Rio+20 Zirvesi''ne hazırlanıyor...
ANKARA (A.A) - 21.02.2012 - Kalkınma Bakanlığı, Haziran ayında Brezilya'da gerçekleştirilecek Rio+20 Zirvesi çerçevesinde yarın Ankara'da ''Sürdürülebilir Kalkınma: Geleceği Sahiplenmek'' konulu bir panel düzenleyecek.
Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Türkiye'nin 20-22 Haziran 2012 tarihinde Brezilya'da gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı'na (Rio+20) yönelik hazırlıkları, Kalkınma Bakanlığı sorumluluğu ve koordinasyonunda devam ediyor.
Kalkınma Bakanlığı bu kapsamda, 22 Şubat 2012 tarihinde Ankara'da ''Sürdürülebilir Kalkınma: Geleceği Sahiplenmek'' konulu bir panel düzenleyecek.
Açılışını Kalkınma Bakanı Sayın Cevdet Yılmaz'ın yapacağı paneli, Kalkınma Bakanlığı Müsteşarı Kemal Madenoğlu yönetecek.
Kamu, iş dünyası ve sivil toplum temsilcileriyle Avrupa Birliği, Dünya Bankası ve Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kuruluşların temsilcilerinin katılacağı panelde; sürdürülebilir kalkınmanın temel bileşenleri olan ekonomi, toplum ve çevre boyutlarının bütüncül bir şekilde ele alınmasına duyulan ihtiyaç, Zirvenin uluslararası ve ulusal düzeydeki önemi, sürdürülebilir kalkınma prensiplerinin uygulama araçları, sürdürülebilir kalkınmanın ekonomik ve finansman boyutları, sürdürülebilir kalkınma için çevre ve doğal kaynakların uygun yönetimi, sürdürülebilir kalkınma için kadının, gençlerin, engellilerin güçlendirilmesi, yoksullukla mücadele ve hakkaniyet ile sürdürülebilir kalkınmanın siyasi boyutu konuları ele alınacak.
Panelde, Dünya Ekonomik Forumu Konsey Başkanı Simon Zadek, Hazine Müsteşar Yardımcısı Cavit Dağdaş, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Sedat Kadıoğlu, SETA Vakfı Başkanı Taha Özhan, KAGİDER Başkanı Gülden Türktan ve BM Kalkınma Programı Bölge Direktörü Jens Wandel konuşmacı olarak yer alacak.
Panel; Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı (Rio+20) öncesinde, yoksulluğun ve refahın, riskler ve fırsatların bir arada olduğu dünyada, sürdürülebilir kalkınma ihtiyacının tartışılması ve yol gösterici küresel politikaların belirlenmesi açısından büyük önem taşıyor.
Üniversite esnafa ders verecek
ANKARA (A.A) - 21.02.2012 - Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) ile Ankara Üniversitesi arasında imzalanan işbirliği protokolüyle esnaf temsilcilerine AB projelerinden faydalanmanın yolu açılıyor.
TESK'ten yapılan yazılı açıklamada, Ankara Üniversitesi ile imzalanan protokolün 2 milyon esnaf ve sanatkarı yakından ilgilendirdiği belirtilerek, protokolle üniversite bünyesindeki Avrupa Toplulukları Araştırma ve Uygulama Merkezi (ATAUM) tarafından esnafa eğitim verileceği bildirildi.
ATAUM Müdürü Prof. Dr. Çağrı Erhan'ın yarın TESK Toplantı Salonu'nda ilk dersi vermesiyle başlayacak eğitimin Türkiye geneline yayılmasının hedeflendiği kaydedilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
''Başlangıçta 63 saat sürecek eğitimler sonrasında Türkiye genelindeki tüm esnaf ve sanatkar temsilcileri, AB projeleri ile esnaf ve sanatkarın sıkıntı yaşadığı sorunların çözümüne nasıl katkı sağlayacağı ele alınacak. Protokol sayesinde AB kapılarının yolu esnaf ve sanatkara açılmış olacak.''
Rus bilimadamları, 32 bin yıllık donmuş meyveden bitki ürettiklerini bildirdi
ANKARA (A.A) - 21.02.2012 - Rus bilimadamları, 32 bin yıl önce sincapların donmuş topraklara depoladıkları meyveden bitki büyüttüklerini açıkladılar.
Rus Hücre Biyofizik Enstitüsü araştırmacıları, meyveyi Sibirya'daki Kolmya nehri kıyılarında daha önce mamut kemiği aranan bir bölgede bulduklarını belirterek, meyveden karanfil ailesine mensup "Silene stenophylla" bitkisini yetiştirmeyi başardıklarını kaydettiler.
Çalışmalarını Ulusal Bilimler Akademisi dergisinde (PNAS) yayınlayan Rus bilimadamları, bunun hayat kazandırılan en eski bitki materyali olduğunu belirttiler. Bundan önce İsrail'deki Masada'da 2 bin yıl önce depolanmış tohumlardan palmiye ağacı yetiştirilmişti.
Araştırma ekibinin başkanı Profesörü David Giliçinski ise makale yayınlanmadan birkaç gün önce öldü.
Giliçinski ve ekibi makalelerinde, nehir kıyısında sincapların açtığı 70 civarında kış uykusu yuvası bulduklarını belirterek, bugünkü toprak seviyesinden 20 ila 40 metre aşağıda mamut, tüylü gergedan, bizon, at, geyik gibi memeli hayvanların kemiklerinin bulunduğu katmanlardaki sincap yuvalarında o dönemin faunasının diğer temsilcilerinin kalıntılarının yanı sıra meyve kalıntıları da bulunduğunu kaydetti.
Meyvede tohum yapan organ olan plasentadan donmuş hücreleri alıp Moskova'daki laboratuvara götürdüklerini belirten araştırmacılar, daha sonra hücrelerin buzunu çözüp, özel kültür kaplarının içinde büyütmeye başladıklarını ve bitkinin kısa süre içinde güçlenip, çoğaldığını anlattılar.
Rus bilimadamlarının bu çalışması bazı bilim çevrelerince kuşkuyla karşılandı. İngiltere'nin prestijli Reading Üniversitesi'nden tohum uzmanı Alastair Murdoch, çalışmaya ilgili olarak, "Bu bizim beklentilerimizin ötesinde" diye konuştu.
Yemen'de devlet başkanlığı seçimleri
SANA/ADEN (A.A) - 21.02.2012 - Devlet başkanlığı seçimlerinin yapıldığı Yemen'in güneydoğusundaki Mukalla'da bir seçim sandığına ayrılıkçı militanlar tarafından düzenlenen saldırıda bir asker öldü.
Askeri kaynaklar, seçim bürosunu koruyan askerlerin silahlı ayrılıkçı militanların saldırısına yanıt vermesi üzerine iki saldırganın yaralandığını belirttiler.
Silahlı militanların güneyin en büyük kenti Aden'in birçok semtindeki seçim sandığına da saldırdıkları, sandık görevlilerini kovdukları ve oy verme işlemini engelledikleri kaydedildi.
Yemen'de 33 yıllık Devlet Başkanı Ali Abdullah Salih dönemini resmen sona erdirecek devlet başkanlığı seçimi bugün yapılıyor.
12 milyondan fazla kayıtlı seçmenin bulunduğu Yemen'de başkent Sana'da seçim sandıkları yerel saatle 08.00'de (TSİ 07.00) açıldı.
Devlet Başkanı Yardımcısı Abdurabbu Mansur Hadi'nin tek aday olarak girdiği seçimler, güneydeki otonomistler ve ülkenin kuzeyindeki Şii isyancılar tarafından boykot ediliyor.
Seçim öncesi ülkenin güneyi ve doğusunda çıkan dünkü olaylarda bir asker ve bir sivil hayatını kaybetti.
Arap yarımadasının en kalabalık ve en yoksul ülkesi Yemen'de Ocak 2011'de Salih'e karşı başlayan halk ayaklanmasının başlıca siyasi grupları, seçimlerin yapılmasına desteklerini devam ettiriyorlar ve seçimleri ülkenin geleceği açısından önemli gördüklerini belirtiyorlar.
Başkent Sana'da bayram havası yaşanırken, seçimlere katılımın yüksek olduğu gözlendi.
Ülkenin seçimleri boykot edeceği bazı bölgelerde güvenlik üst düzeye çıkarılırken, oy verme işlemi saat 18.00'e kadar devam edecek.
- Hadi kimdir-
1946 Abyan doğumlu Abdurabb Mansur Hadi, Sovyet Rusyası etkisindeki Sosyalist Yemen Arab Cumhuriyeti döneminde askeri eğitim aldı. 1967 yılında askeri okuldan mezun olan Hadi yüksek eğitimini Rusya'da tamamladı.
1986 yılında çıkan ilk kuzey-güney sürtüşmelerinde şu an Suriye'de sürgünde olan eski Yemen lideri Ali Nasır yanlısı bir politika izleyen Hadi, yenilen güney askerleri ile birlikte kuzey tarafına yerleşti.
Yemen'in birleşmesinden yana olan Hadi, kuzey askerleri ile güney askerleri arasında ''Tek Yemen'' propagandaları ile dikkati çekerken, 1994 yılında sonlanan iç savaştan sonra Yemen'in birleşmesindeki katkılarından dolayı Salih'in gözde komutanlarından oldu.
Kendisi de Abyanlı olan Hadi, bu bölgedeki güney askerlerini ikna ederek silahlarını teslim etmelerinde büyük rol oynadı.
1995 yılından beri Salih'in yardımcılığını yürüten Hadi, ılımlı ve barış yanlısı kimliği ile Kasım ayında imzalanan Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) barış planının en önemli ve yegane aktörü olarak öne çıktı.
Muhalif kesimlerin ve Salih yanlısı devlet görevlilerinin ''hayır'' diyemeyeceği tek aday olan Hadi'nin, 2014 yılına kadar sürecek 2 yıllık geçiş sürecini istikrarlı bir şekilde yönetmesi bekleniyor.
Gerilla savaşları ve zor şartlar altında sürdürülen kara savaşları taktikleri üzerine 2 kitabı da olan Hadi, başkent Sana'da mütevazi bir konutta yaşamını sürdürüyor.
İKV'den ''AB ve ekonomik kriz'' konulu toplantı
İSTANBUL (A.A) - 21.02.2012 - İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV), 23-24 Şubat tarihlerinde ''AB ve Ekonomik kriz'' konulu toplantı düzenleyecek.
İKV'den yapılan açıklamada, 2009'dan bu yana başta Yunanistan olmak üzere, İrlanda, Portekiz, İspanya ve İtalya gibi bazı AB ülkelerinde giderek derinleşen borçlanma krizinin Avro alanı ve Ekonomik ve Parasal Birlik'i (EPB) olumsuz yönde etkileyerek istikrarsızlaştırdığı belirtildi.
EPB'ye katılan 17 AB ülkesinin uyumlu ekonomi politikaları uygulaması ve Maastricht Antlaşması'nda öngörülen kriterlere sıkı bir şekilde riayet etmesi için bir Mali İstikrar Mekanizması ve mart ayında imzalanması beklenen bir mali anlaşma üzerinde büyük ölçüde uzlaşmaya varıldığı belirtilen açıklamada, Vakfın AB'yi derinden sarsan ve giderek bir kurumsal, siyasal ve sosyal krize dönüşen Avro krizini, nedenleri ve çözüm yollarını ele alacağı iki günlük toplantı düzenlediği kaydedildi.
Toplantılarda, ''Avro alanındaki krizi kontrol altına almak ve yeni krizlerin ortaya çıkmasını engellemek için alınan önlemlerin etkileri nasıl olacak? Ekonomik ve parasal birliğin yeniden yapılandırılması güçlü bir Avro alanı için yeterli olacak mı? Krizi doğuran asıl unsurlar nelerdir? Bunlarla etkin bir şekilde mücadele edilebilmekte midir? Krize karşı alınan önlemler AB'nin hukuki ve kurumsal yapısından ne gibi etkilere yol açacaktır? Daha federal ve/veya çok vitesli bir Avrupa'dan söz edebilir miyiz? AB'de yaşanan bu kriz Türkiye'yi hem iktisadi açıdan, hem de üyelik perspektifi açısından nasıl etkilemektedir?'' konularının ele alınacağı bildirildi.
Levent TOBB Plaza'da yapılacak toplantının ilk gününde ''AB ekonomik ve parasal birlik hukuku'' konulu eğitim semineri, ikinci gün ise ''Ortak Geleceğimizi Konuşmak'' temalı yuvarlak masa toplantısı düzenlenecek.
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Şahin:
ANKARA (A.A) - 21.02.2012 - Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılmasını içeren yasa teklifiyle ilgili ''Burada en çok kız çocuklarımızın eğitim imkanı arttırılacak. Yüzde 68 olan ortaöğretimdeki eğitim oranını, yüzde 98'e çıkarmayı planlıyoruz'' dedi.
Bakan Şahin, Avrupa Parlamentosu Kadın Hakları ve Cinsiyet Eşitliği Komisyonu Heyet Başkanı Edit Bauer ve Avrupa Parlamentosu ''Türkiye'de Kadın Hakları'' Raportörü Emine Bozkurt ve beraberindeki heyeti kabul etti.
Bakan Şahin, burada yaptığı konuşmada, İstanbul Sözleşmesi'ni parlamentodan geçiren ilk ülkenin Türkiye olduğuna dikkati çekerek, sözleşmenin Bakanlar Kurulu'nda da imzaya açıldığını belirtti. Şahin, sözleşmenin Bakanlar Kurulu'nda imzalanmasıyla bu alanda da bir ilki başarmak istediklerini söyledi.
Şiddetle mücadelenin bir sonuç olduğunu vurgulayan Bakan Şahin, bu sebeple Kadın ve Aile Bireylerinin Şiddetten Korunmasına Dair Kanun Taslağı'nı oluştururken sivil toplum kuruluşları, akademisyenler ve parlamentodaki milletvekillerinin görüşlerini dikkate aldıklarını ifade etti.
Taslakta, şiddetle mücadelede, koruma, önleme, kolluk kuvvetlerinin ve yargı mensuplarının nasıl hareket edeceklerinin, kadının yaşam haklarını korumak için neler yapılacağının çok net olarak ifade edildiğini belirten Şahin, buna göre, şiddet uygulayan erkeğin evden uzaklaştırma kararına uymaması durumunda sinyalizasyon sisteminin uygulanacağını, velayet, vesayet ve nafaka gibi konuların aynı mahkeme içinde çözüleceğini anlattı. Şahin, şöyle konuştu:
''Bakanlık olarak da izleme, koordinasyon, takip, kadın sığınma evlerinin nicelik, nitelik, geçici maddi yardım, iş bulma, kurs aldırmaya kadar güçlü bir altyapıyı oluşturacak şekilde tüm yapıyı yeniden revize ediyoruz. Özellikle kanunu 8 Mart'tan önce Meclis'ten geçirmeyi düşünüyoruz.
Parlamentodan gelecek her türlü olumlu katkıya açığız. Ancak yasanın ana mantığını iyi oturttuğumuzu, kadının yaşam hakkını hızlı şekilde koruyacak bir hukuki alt yapıyı güçlendirdiğimize inanıyoruz.''
Kadının şiddetten korunması ve şiddetin önlenmesi konusunda alınacak önleyici tedbirlerin de büyük önem taşıdığını vurgulayan Şahin, bu noktada eğitim ve istihdamın birlikte yürütülmesini çok önemsediklerini ifade etti.
- Zorunlu Eğitimin 12 yıla çıkarılması teklifi-
Dün parlamentoya gönderilen ''Zorunlu Eğitimin 12 Yıla Çıkarılması'' yasa teklifine de değinen Şahin, şöyle konuştu:
''Zorunlu eğitim 12 yıla çıkarılıyor. 8 yıla çıkarıldıktan sonra burada en büyük kazanım kız çocuklarının eğitilmesinde oldu. Hükümetin son on yılda çok ciddi bir şekilde yoksul öğrencilere annelere verilen destekle beraber 12 yıla çıkmasıyla şu anda son alınan kararla burada en çok kız çocuklarımızın eğitim imkanının arttırılacak. Temel eğitimde bugün yüzde 98'e ulaştık. Bu önemli bir başarıdır. Ama bu son verilen teklifle yüzde 68 olan ortaöğretimdeki eğitim oranını yüzde 98'e çıkarmayı planlıyoruz.
Emine Bozkurt da 4320 sayılı Kadın ve Aile Bireylerinin Şiddetten Korunmasına Dair Kanun Taslağı'na ilişkin çalışmaları yakından takip ettiklerini ifade etti.
Bakanlığın özellikle kadına yönelik şiddete karşı aldığı tedbirleri desteklediklerini belirten Bozkurt, ayrıca İstanbul Sözleşmesi adıyla anılan Kadına Karşı Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesiyle İlgili Avrupa Konseyi Sözleşmesi'ni imzalayan ilk ülkenin Türkiye olduğuna dikkati çekti.
Bozkurt, Bakan Şahin'e olumlu gündem oluşturmada kadın haklarının nasıl yer alacağı, şiddeti önleme konusunda planlanan iş birlikleri, kadınların istihdamının arttırılması gibi konularda bakanlığın faaliyetleri hakkında bilgi almak istediklerini kaydetti.
''Türkiye pek çok konuda BM'nin aktif bir üyesi''
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER (A.A) - 21.02.2012 - Özlem Şahin Şakar - 66. Dönem BM Genel Kurulu Başkanı Nasır Abdülaziz El Nasır, Türkiye'ye yapacağı resmi ziyaretle ilgili olarak ''Türkiye'yi gitmeyi sabırsızlıkla bekliyorum. Bunun benim için çok önemli bir ziyaret olacağından eminim'' dedi.
193 üyeli BM Genel Kurulu'nun 66. Dönem Başkanı El Nasır, Türkiye'ye yapacağı resmi ziyareti öncesinde BM'deki ofisinde AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
El Nasır, Ankara'da 23 Şubat Perşembe günü resmi temaslarda bulunacak, aynı gece 24-25 Şubat'ta düzenlenecek ''İstanbul Arabuluculuk Konferansına'' katılmak için İstanbul'a geçecek ve 26 Şubat'ta Türkiye'den ayrılacak.
- Ankara Ziyareti-
Genel Kurul Başkanı El Nasır, Türkiye'ye yapacağı ziyarette kimlerle görüşeceğinin, hangi konuların ele alınacağının sorulması üzerine, Türkiye'ye ilk kez gitmediğini, ancak bu ziyaretin, Genel Kurul Başkanı olarak Türkiye'ye yapacağı ilk resmi ziyaret olacağını söyledi.
''Özel ya da resmi ziyaret nedeniyle daha önce de gittiğim Türkiye'yi ziyaret etmekten her zaman zevk aldım. Bildiğiniz gibi Türk hükümetinden Türkiye'yi ziyaret etmem için davet geldi'' diye konuşan El Nasır, Ankara'da, BM-Türkiye arasındaki ikili ilişkileri önce Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ardından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile ele alacaklarını bildirdi.
Ankara'daki resmi temaslarının ardından İstanbul'daki arabuluculuk konferansına katılacağını söyleyen El Nasır, ''Bu benim için ikili ilişkileri ele almak için iyi bir vesile olacak, elbette BM Genel Kurul gündemindeki en önemli husus olan Suriye ile Türk yetkililerin ele almak istedikleri diğer meseleleri de görüşeceğiz'' dedi.
- El Nasır'ın arabuluculuğa verdiği özel önem-
El Nasır, AA muhabirinin, ''Genel Kurul Başkanı olarak bu yıl ihtilafların barışçıl çözümü ve arabuluculuk konusunu en önemli öncelik olarak belirlediniz. Bunun nedeni nedir? Ayrıca ülkeniz Katar ve Türkiye bölgede arabuluculuk konusunda son derece faal bir dış politika izliyor, bütün bunlar BM'nin rolünü tamamlayıcı nitelikte midir?'' sorusu üzerine, şu yanıtı verdi:
''BM Genel Kurulu olarak arabuluculuk konusuna özel öncelik vermek benim fikrimdi, çünkü uzun zamandır bu konunun üzerinde durdum ve çalıştım. Ülkem Katar'ı BM Daimi Temsilcisi olarak temsil ederken, Türkiye ve Finlandiya, 'Uyuşmazlıkların Barışçıl Çözümünde, İhtilafların Önlenmesinde ve Çözümünde Arabuluculuğun Rolünün Güçlendirilmesi' konulu karar tasarısını hazırlarlarken ben de girişimin Dostlar Grubunda çalışmıştım. Ülkem Katar da Körfez bölgesi ve ötesinde güvenlik ve istikrarın korunmasına yardımcı olmakta ve katkıda bulunmaya çalışmaktadır.
Katar'ın dışında bölgede başta Türkiye olmak üzere gerçekten son derece aktif ülkeler bulunmaktadır. BM Genel Kurulu, 22 Haziran 2011'de söz konusu arabuluculuk kararını kabul etmesinin ardından benim 66. dönem Genel Kurul başkanlığımı onaylamıştı. Bu da güzel oldu, çünkü ben zaten ana temam olarak arabuluculuğu belirlemiştim. O zamandan beri BM'ye üye ülkelerle bu konuda neler yapmayı istediğim konusunda istişarelerde bulundum.
Öncelikle ihtilafları barışçıl şekilde çözmede Genel Kurulun rolünü güçlendirmeyi istiyorum. Aynı zamanda Genel Kurul'da krizlerle başetmede özel bir mekanizma kurmayı istiyorum. BM Genel Kurulu bunu yaparak BM Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) sorumluluklarını gölgelemeye çalışmıyor. Genel Kurul'un çalışmaları, BMGK'nın çalışmalarını tamamlayıcı nitelikte olacak, aynı zamanda da BM'nin dünyadaki rolünü güçlendirecektir.''
- El Nasır'ın danışmanı Türk diplomat-
El Nasır, AA muhabirinin, Genel Kurul başkanı olarak arabuluculuk konusunda kendisine ilk kez bir danışman atadığının ve bu kişinin de bir Türk diplomatı olduğunu hatırlatması üzerine ise şöyle konuştu:
''Türkiye ile her zaman ortaklık yapmayı takdir ediyorum. Türkiye, pek çok konuda BM'nin son derece aktif bir üyesi. Genel Kurul başkanı olarak seçildiğinizde, tüm bölgelerden gelen uzmanlarla ekibinizi oluşturuyorsunuz, çünkü ben tüm dünyayı temsil ediyorum, sadece bir ülkeyi ya da bir bölgeyi değil. Türkiye de benim çalışmalarıma destek olmasını istediğim ülkelerden biriydi, arabuluculuk konusunda ve diğer konularda deneyimi olan bir Türk diplomatını danışman olarak atadım. Kendisinin ekibiminde olmasından çok mutluyum, işini harika bir şekilde yapıyor ve Türkiye'yi de en iyi şekilde temsil ediyor.''
- İstanbul Arabuluculuk Konferansı-
El Nasır, 24-25 Şubat'ta Türkiye'de düzenlenecek ve kendisinin de katılacağı İstanbul Arabuluculuk Konferansından ne gibi sonuçlar alınmasını beklediğinin sorulması üzerine şunları kaydetti:
''Türkiye'nin arabuluculuk konusundaki rolünü gerçekten takdir ediyorum. Genel Kurul Başkanı olarak benim ana temam arabuluculuk ve Türkiye de beni bu konuda destekliyor. Türkiye'nin arabuluculuğu desteklemek üzere İstanbul'da üst düzey toplantı düzenlemesi benim Mayıs ayında BM Genel Kurulunda düzenleyeceğim üst düzey toplantıya da yardımcı olacaktır. İstanbul konferansı bir anlamda BM'deki üst düzey toplantıya hazırlık niteliğindedir. Bu yüzden İstanbul toplantısında üye devletlerin, sivil toplumun ve diğer aktörlerin, bize arabuluculuk konusunda net bir vizyon çizmemize yardımcı olduklarını görmeyi sabırsızlıkla bekliyorum: Dünyada barış, istikrar ve güvenliği sağlamada arabuluculuktan istifade etmek için nasıl bir mekanizmanın kurulmasını istiyoruz?.''
''Çünkü biliyorsunuz dünya bugün gerçekten zor bir dönemden geçiyor, dünya küçülüyor, ama sorunları artıyor'' diye konuşan El Nasır, 4 Şubat'ta BMGK'nın, içindeki bölünme yüzünden -Rusya ve Çin'in vetosu- Suriye konusunda hazırlanan ve Arap Birliği'ne destek veren karar tasarısını kabul edemediğini anımsattı.
El Nasır, ''Peki bu durumda dünya sessiz bir şekilde oturup bekleyecek mi? BM Genel Kurulu bu durumda adım atmalı ve Suriye konusu olsun ya da dünyada istikrarı ve güvenliği etkileyen başka konu olsun yardımcı olmaya çalışmalıdır. Ama bunun için de uluslararası toplumu temsil eden çok iyi bir mekanizma bulmamız gerekiyor'' dedi.
BM Şartı'nın 6. bölümünün ihtilafların barışçıl çözümü ve arabuluculuk konusunda olduğunu hatırlatan El Nasır, ''BM Şartının 6. bölümü altında yazılanlar 60 yıldır orada duruyor, ancak biz bunun üzerinde çalışmamışız'' diye konuştu.
El Nasır bu kapsamda Türkiye'nin arabuluculuk konusunda Finlandiya ile 2010 yılında başlattığı girişim sonucunda 22 Haziran 2011'de BM Genel Kurulunda kabul edilen ''Uyuşmazlıkların Barışçıl Çözümünde, İhtilafların Önlenmesinde ve Çözümünde Arabuluculuğun Rolünün Güçlendirilmesi'' kararının kendilerine ''açık bir yetki'' verdiğini belirterek ''O yüzden İstanbul'daki konferansın son derece aktif ve verimli olmasını arzu ediyorum ve bu da bana Mayıs ayında düzenleyeceğim konferans ve misyon kapsamında yardımcı olacaktır'' dedi.
- 2012 BM Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı (Rio+20)-
BM Genel Kurul Başkanı El Nasır, 20-22 Haziran 2012'de Brezilya'nın Rio de Janeiro kentinde düzenlenecek BM Sürdürülebilir Kalkınma Konferansına (Rio+20) büyük önem verdiğinin hatırlatılarak konferansta BM'ye üye devletlerin, sürdürülebilir kalkınma konusunda siyasi irade göstermede ''çok geç'' kalıp kalmadıklarının sorulması üzerine şunları söyledi:
''Öncelikle sürdürülebilir kalkınma konusunda çok geç kalındığını düşünmüyorum. Bu konuda Rio'da yapılacak sürdürülebilir kalkınma konferansı son derece önemli ve tam zamanında yapılan bir toplantı. Kalkınma çok önemli, eğer dünyada kalkınma olmazsa çok büyük sıkıntıdayız demektir. Rio+20 konferansı pek çok konuyu kapsıyor, yoksulluk, iklim değişikliği, güvenlik, eğitim, gençlik, kadın konuları gibi. Dünya mali sektörde çok zor bir dönemden geçiyor. Pek çok ülke, Avrupa, büyük bir ekonomik durgunluktan geçiyor. O yüzden birbirimize yardım etme ve gezegenimizi koruma zamanıdır.
Rio+20 hepimiz için beraber çalışma ve net bir vizyonla ortaya çıkmak için büyük bir şanstır: Ne istiyoruz, birbirimize nasıl yardımcı olabiliriz? Siyasi irade var, ama Güney'in Kuzey'le olan ilişkisini unutmayalım. Kuzey ülkeleri bugüne dek Güney'e bağış yapan ülkelerdi. Bugün ise Kuzey'de mali alanda büyük bir sorun var, yükselen ülkeler var, dünya değişiyor ve bununla ilgilenmemiz gerek. Rio+20'un hepimiz için büyük bir şans olacağını düşünüyorum.
Ben de Genel Kurul Başkanı olarak BM'ye üye ülkeleri bu önemli konulara odaklanma ve beraber çalışmaya ikna etmeye çalışıyorum. Bu kapsamda New York dışında bu konuda gayri resmi bir toplantı düzenledim. BM Genel Kurulu'nda Mart ayında -tarihi 28 Mart olabilir- yine başka bir resmi bir toplantı düzenleyeceğim, belki bu toplantının adı ''Rio'ya Doğru'' olabilir. Sonuç olarak iyimserim, bu konunun arkasındayım ve üye ülkeleri beraber çalışmaya ve Rio'da güzel bir sonuç çıkması yolunda cesaretlendiriyorum.''
El Nasır mülakatın sonunda, ''Türkiye'yi gitmeyi sabırsızlıkla bekliyorum. Bunun benim için çok önemli bir ziyaret olacağından eminim'' dedi.
- Genel Kurul'un faal başkanı El Nasır-
66. dönem BM Genel Kurulu Başkanı Nasır Abdülaziz El Nasır, Suriye'deki şiddetin durması konusunda Arap Birliği'nin dönem başkanı olarak son derece aktif rol oynayan Katar'ın New York'ta uzun dönem BM Daimi Temsilciliğini yaptı. Eski Katar Büyükelçisi olan El Nasır, bu kapsamda Katar'ın BMGK'ya geçici üyeliği sırasında ülkesini konseyde de temsil eden deneyimli ve kıdemli bir diplomat olarak kurul başkanlığını da son derece faal şekilde ve inisiyatifler alarak yürütüyor.
El Nasır, geçen hafta başında Suriye'nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Beşşar Caferi'nin şiddetli protestolarına ve itirazlarına rağmen Genel Kurul Başkanı olarak inisiyatifini kullanmış ve Genel Kurulun, Suriye konusunda resmi toplantı yapmasını sağlamıştı. Yine El Nasır'ın daveti üzerine aynı toplantıda BM İnsan Hakları Yüksek Temsilcisi Navi Pillay kurula Suriye'deki duruma ilişkin bilgi vermişti. Bu girişimin ardından BM'deki Arap ülkeleri tarafından hazırlanan, Suriye'de Esad rejiminin insan hakları ihlallerini ve şiddeti kınayan, şiddetin derhal sona ermesini isteyen karar tasarısı BM Genel Kurulunda 137 oyla kabul edildi.
El Nasır'ın en çok önem verdiği arabuluculuk konusundaki danışmanlığını ise bu göreve atanmadan önce Türkiye'nin BM Daimi Temsilciliğinde müsteşar olarak görev yapan Aziz Sevi yapıyor. Sevi, Haziran ayında kabul edilen arabuluculuk konusundaki önemli Genel Kurul kararının beş ay kadar süren müzakerelerine eşbaşkanlık yapmış, arabuluculuk alanındaki deneyimi ve bilgi birikimi bu atamada etkili olmuştu.
66. Dönem BM Genel Kurulu Başkanı El Nasır'ın bir yıllık görev süresi Eylül ayının ortasında sona erecek.
''Pasif evler'' ayda 24 liraya ısınıyor
ANKARA (A.A) - 21.02.2012 - Nilgün Türker - Fosil yakıttan yenilenebilir enerji kaynaklarına doğru bir arayışın olduğu günümüzde, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının en üst düzeye çıkartıldığı ''pasif ev''ler ayda 24 liraya ısınabiliyor.
Karabük Üniversitesi Mimarlık Anabilimdalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Gülsu Ulukavak Harputlugil, AA muhabirine yaptığı açıklamada, dünyada enerjinin temin edildiği kaynakların ortalama yarısını oluşturan fosil yakıtların önümüzdeki yüzyıl tükenmeye başlayacağının tahmin edildiğini belirtti.
- Yapı sektörü enerji tüketiminde üçüncü-
Sanayileşmiş ülkelerde enerji tüketiminin sektörel dağılımına bakıldığında, sanayi ve ulaşımın ardından yapı sektörünün üçüncü sırada geldiğini dile getiren Harputlugil, ''Bu bağlamda bugün bina tasarımında hedef, tasarım aşamasında alınan önlemlerle daha az enerjiye ihtiyaç duyan; ihtiyaç duyduğu enerjiyi öncelikle yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılayan ve sağlanan enerjiyi en verimli şekilde kullanarak doğru işletim stratejileri geliştirilmiş bina'' dedi.
Bu hedefin gerçekleştirilebilmesinde yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının öncelikli önem kazandığını vurgulayan Harputlugil, şunları kaydetti:
''Yenilenebilir enerji kaynaklarının su, rüzgar, güneş, jeotermal enerji kaynakları olarak sıralansa da bina ölçeğinde kullanımı en yaygın ve kolay enerji kaynağı (geri ödeme zamanı-bina ömrü ilişkisi açısından) güneştir.
Pasif ev teknolojisi dediğimizde de bina ölçeğinde yenilenebilir enerji kaynağı olarak en yaygın kullanılan güneş enerjili sistemlerden söz ediyoruz demektir.''
Güneş enerjili sistemlerini ise pasif ve aktif olarak ikiye ayırmanın doğru olacağını ifade eden Harputlugil, pasif güneş sistemleri derken, temelde, iç ortam konfor koşullarını bozmadan, ısıtma ve serinletme için herhangi mekanik sistem desteğine ihtiyaç duymayan, bina bileşenleri yardımı ile güneş ışınımının toplanması, depolanması, dağıtılması ve denetimi aşamalarıyla işleyen bir sistemden söz edildiği bilgisini verdi. Harputlugil, ''Basit bir anlatımla, evinizdeki pencerelerin, duvarların, döşemelerin güneş enerjisini toplama, depolama ve dağıtma işlevlerini yerine getirecek şekilde tasarlanması ile kışın güneşten ısıtma enerjisi sağlanması, yazın ise istenmeyen güneş ısısının dışarıda bırakılabilmesi sağlanabilir'' dedi.
Harputlugil, Aktif Güneş Tasarımında ise işleyişin doğal ısı akışına veya enerji üretimine yardımcı olan bazı mekanik sistemlerin (motor, pompa, fan, vb.) devreye girmesi ile gerçekleştiğini belirterek, en yaygın kullanımının su ısıtma amaçlı kullanılan güneş kollektörleri ve fotovoltaik piller ile elektrik enerjisi elde edilmesi olduğunu söyledi.
- ''Enerji harcamasını sıfıra yaklaştıracak''-
Pasif güneş tasarımı ilkelerine dayalı olarak doğru tasarlanmış bir ''pasif ev''in ısıtma, soğutma ve havalandırma için ek bir mekanik sistem desteği olmadan yıl boyu iç ortam konfor koşullarını uygun düzeyde tutabileceğini işaret eden Harputlugil, aydınlatmanın gün boyunca her mekanda doğru kurgulanması ile aydınlatma için tüketilecek enerjinin de en aza indirilebileceğini ifade etti.
Harputlugil, bir evde yıllık yaklaşık 200kWh/m2 olan toplam enerji ihtiyacının, pasif ev standartları ile tasarlanması halinde yıllık 50kWh/m2'nin altına düştüğünü söyledi.
Sadece ısıtma enerjisi tüketimi olarak bakıldığında ise maksimum ısıtma enerjisi tüketiminin 70kWh/m2 iken, pasif ev standardına göre bu değerin 15kWh/m2 olduğu bilgisini veren Harputlugil, şunları kaydetti:
''Bunu aylık olarak değerlendirmeye kalktığımızda, ısıtma gerektiren kış döneminin 5 ay yaşandığı bir bölge için aylık 3kWh/m2 gibi bir tüketim değeri söz konusu olmaktadır. Somutlaştırmak gerekirse, doğalgaz ile ek ısıtma sağlanan 100 metrekarelik bir pasif ev için harcanan 300kWh enerjiye karşılık, sadece 5 ay boyunca ayda yaklaşık 24 TL'lik bir harcama söz konusudur. Ancak unutulmamalıdır ki, eğer bu ihtiyaç duyulan enerji, yine yenilenebilir enerji kaynakları yoluyla (rüzgar, jeotermal, biyokütle, vb.) sağlanabilirse, bu sistemler için ihtiyaç duyulan ilk yatırım maliyetleri yüksek olmakla birlikte, enerji tüketiminden elde edilen kara dayalı kendini kısa sürede amorti ederek, enerji harcamasını 'sıfır'a yaklaştıracak''
- ''Pasif ev'' tasarımında göz önünde bulundurulması gerekenler-
Pasif güneş teknolojisine dayalı ev tasarımında öncelikle o evin tasarlanacağı iklim bölgesinin özelliklerinin iyi bilinmesi ve tasarımın o iklim bölgesinin özel koşullarına uygun olarak geliştirilmesi gerektiğini belirten Harputlugil, sıcak nemli bir iklimde mümkün olduğunca yaygın, çok yüzeyli, yerden koparılmış, geçirgen ve hafif konstrüksiyonlu bir planlama söz konusu iken, sıcak kuru iklim için daha içe dönük, avlulu, küçük açıklıklı ve ağır konstrüksiyonun tercih edilmesi gerektiğini vurguladı.
Pasif güneş tasarımında güneşten yararlanmanın esas olduğuna işaret eden Harputlugil, sıcak dönemde güneş ışınımından korunup, soğuk dönemde faydalanarak binanın aktif enerji ihtiyacının azaltılması, bu bağlamda bina tasarımı ve peyzaj tasarımının dikkatle birlikte ele alınması gerektiğini belirtti.
Yalıtıma dikkati çeken Harputlugil, pasif eve ait tüm yapı kabuğunun (dış ortamla bağlantılı bütün duvar, döşeme ve çatı) iyi bir şekilde yalıtılarak, güneşten elde edilen ısının hızla kaybedilmesinin önüne geçileceğini söyledi.
Harputlugil, pencerelerin seçimi ve tasarımına ilişkin ise pasif evde pencerelerin ''ısı toplacı'' olarak çalıştırılmasının esas olduğunu ifade etti. Pencerelerdeki camlı yüzeylerin hem camın ısıl direncinin düşük olması nedeniyle ısı kaybına, hem de sera etkisi oluşturması nedeniyle fazla ısınmaya neden olabildiğine işaret eden Harputligul, ''Bu bakımdan, pencere sayısı ve boyutlarının optimizasyonu çok önemlidir ve mimari tasarımla sağlanabilir. Küçük pencereler ya da daha az sayıda pencere kullanımı, bununla birlikte pencerelerin binadaki konumu ısı iletimi ve güneşten ısı kazancı ilişkisini etkileyecektir'' dedi.
Binalarda ısı kayıplarının yüzde 20-50'sine hava sızıntılarının neden olduğunu ifade eden Harputlugil, ''Pasif evler için sızdırmazlığın en üst düzeyde sağlanabilir olması, prefabrikasyon-işçilik kalitesi, malzeme birimlerinin yan yana geldiği ve mekanik ve elektrik servis elemanlarıyla çakıştığı yerlerde doğru detay çözümleri ile mümkündür'' diye konuştu.
Harputlugil, güneş kolektörleri yardımıyla evde kullanılacak sıcak suyun yenilenebilir kaynaktan elde edilmesinin pasif evlerde enerji tüketimini azaltacağını söyledi.
Harputlugil, buzdolabı, çamaşır makinesi, fırın, aydınlatma sistemleri, vb. ekipmanların seçiminde de en az enerji tüketen, enerji sınıfı en yüksek olanlarının (en az A veya A+) tercih edilmesinin pasif evler için doğru bir yaklaşım olacağını belirtti.
- ''Türkiye'nin güneşten yararlanma olanakları fazla ama...'
Fosil tabanlı yakıtın tükenmesi durumunda ne yapılacağı üzerine 1970'lerde başlayan çalışmaların özellikle Avrupa ülkelerinde pasif ev tasarımlarına olan ilgiyi büyük ölçüde artırdığına işaret eden Harputlugil, şunları kaydetti:
''Özellikle İngiltere ve Almanya'nın başını çektiği pek çok Avrupa ülkesinde 1980'lerde deneysel olarak başlayan pasif ev tasarımları yaygınlaşmış, çeşitli standartlar geliştirilmesi ile güçlendirilerek bugüne kadar gelmiştir. Pasif evlerde önceliğin iç ortam konfor koşullarını bozmadan, enerji tüketiminin en aza indirgenmesi ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının en üst düzeye çıkartılmasıdır. Ancak bugün artık pasif ev tasarımı, geri dönüşümlü malzeme kullanımı, yağmur suyunun kullanımı ile kaynak israfının önlenmesi, atık yönetimi gibi çevresel faktörlerin de göz önünde bulundurulduğu sürdürülebilir bir mimarlık anlayışı çerçevesinde ele alınmaktadır.''
Harputlugil, Avrupa ülkelerindeki yaygın uygulamalar ile karşılaştırıldığında, Türkiye'nin konumu gereği güneşten yararlanma olanakları çok daha fazla olmakla birlikte, aynı oranda bir pasif ev uygulamasının söz konusu olmadığını söyledi.
Türkiye'deki ilk uygulamanın Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğünün (MTA) Marmaris'te 1977'de kurduğu güneş evi olduğunu dile getiren Harputlugil, şunları belirtti:
''Yapının ihtiyaç duyduğu enerjinin yüzde 30'u, pasif güneş enerjisi sitemiyle elde edilmiştir. Yine ilk uygulamalardan olan Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde 1976'da yapımına başlanan güneş evi, o günden bu yana çeşitli revizyonlardan geçirilmiş, sistemleri yenilenmiş ve halen kullanılmaktadır. Güneş evleri konusundaki en yeni iki uygulamadan biri Diyarbakır'da, ikincisi ise İstanbul'da inşa edilmiştir. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesinin, 2008 Haziran ayında inşaatı tamamlanan güneş evi projesi, 'enerji mimarlığı' konusunda eğitim ve uygulama amaçlı kullanılmaktadır. Yıldız Teknik Üniversitesi'nin Davutpaşa yerleşkesindeki Yıldız Enerji Evi de yine 2008 Haziran ayında hayata geçirilmiştir.''
Türkiye'nin enerji ihtiyacının büyük kısmını ithal ettiğini ifade eden Harputlugil, konutlarda tüketilen enerjinin yüzde 80-85'inin ısıtma, soğutma amaçlı kullanıldığını belirterek, ''Bu bilgiler ışığında, hem dışa bağımlı bir enerji politikası, hem de yüksek enerji tüketim seviyeleri nedeniyle, enerjide yerel kaynakların kullanımı ve enerji tasarrufunun her alanda sağlanması gerekliliği açıktır. Enerji verimliliğinde özellikle bina sektörünün potansiyeli oldukça önemli bir yer tutmaktadır'' dedi.
Tunus Dışişleri Bakanı Abdüsselam:
ROMA (A.A) - 21.02.2012 - Barış Seçkin - Tunus Dışişleri Bakanı Refik Abdüsselam, ülkesinin 24 Şubat'ta düzenleyeceği Suriye konulu konferansta, amaçlarının ülkedeki Beşşar Esad rejimine güçlü bir mesaj göndermek olduğunu söyledi.
(5+5) Batı Akdeniz Diyalog Forumu ve Akdeniz Forumu toplantılarına katılmak üzere Roma'da bulunan Tunus Dışişleri Bakanı Abdüsselam, gündemdeki konuları AA muhabirine değerlendirdi.
Tunus'un 24 Şubat'ta ev sahipliği yapacağı Suriye konulu konferansa ilişkin Abdüsselam, toplantıya, Arap ülkelerinden, Avrupa ülkelerine bölge devletlerini çağırdıklarını belirterek, "Tunus'ta zirvenin amacı; sivil halkın öldürülmesini durdurmak ve demokrasi talep eden Suriye halkının isteklerinin karşılanmasını sağlamak için Suriye'deki rejime güçlü ve birleşik bir mesaj göndermek" dedi.
"Suriye için politik değişim çok önemli" ifadelerini kullanan Abdüsselam, Suriye yönetiminin halkının taleplerini dinlemesi gerektiğini, bunun onların meşru taleplerinden olduğunu dile getirdi. Tunuslu bakan, Suriye'de şu anda yaşananların daha önce Tunus'ta ve Mısır'da yaşananlardan farksız olduğunu kaydetti.
Abdüsselam, Suriyeli muhaliflerin 24 Şubat'ta Tunus'ta gerçekleştirilecek olan konferansa katılmaları hususunda bir sıkıntılarının olmadığını aktararak, bu konudaki pozisyonlarının dün neyse bugün de o olduğunu, Suriye'deki geçiş konseyini ülkedeki ana unsur olarak gördüklerini belirtti.
Ortadoğu'da yaşanan gelişmelerin Tunus'tan başladığını anımsatan Tunus Dışişleri Bakanı, "Tunus'ta neler yaşandı herkes gördü. Yerel bir olay olarak başladı ve bütün bölgeye yayıldı. Tunus, Kahire, Trablus, Sana ve şimdi de Şam. Suriyeli kural koyucuların, halkın taleplerinin karşılamasını bilmesi en iyisi."
Türkiye ile Tunus'un aynı yolda yer aldığını kaydeden Refik Abdüsselam, "Türkiye'nin rolü çok pozitif. Biz uzun zamandan beri birlikte aynı geçmişi, tarihi paylaşıyoruz. Türkiye ile Tunus beraber çalışmaya çok yatkın" diye konuştu.
''Türkiye çok etkileyici bir model''
İSTANBUL (A.A) - 21.02.2012 - Tayfun Salcı - Amerikan-İslam İlişkileri Konseyi (Council of American-Islamic Relations/CAIR) kurucusu ve yöneticisi Nihad Awad, bugün Müslüman dünyanın iyi yönetim, barış, reform ve demokrasi açısından iyi örneklere ihtiyacı olduğunu belirterek, ''Türkiye'nin İslam ve Müslümanlar için yaptıklarını takdir ediyoruz'' dedi.
Awad, ''Salamworld Zirvesi'' için geldiği İstanbul'da AA muhabirine yaptığı açıklamada, CAIR olarak 34 bölgede örgütlü olduklarını belirterek, ABD'de yaşayan Müslümanların haklarını korumaya ve sivil süreçlere katılmalarını sağlamaya çalıştıklarını ifade etti.
Amerika'da 7 milyon Müslümanın yaşadığını ve 4 bin Müslüman sivil toplum kuruluşu olduğunu belirten Awad, bu ülkedeki en büyük sorunun İslam konusundaki bilgisizlik olduğunu savundu.
11 Eylül saldırılarından sonra yürürlüğe giren bazı kural ve kanunların sadece Müslümanlara uygulandığını öne süren Awad, ''Söz gelimi havaalanlarında Müslümanların maruz kaldığı tacizler var. Bu uygulamaların yasa dışı olduğunu düşünüyoruz'' dedi.
ABD'de yaygın bir İslamofobi olduğunu belirten Awad, Müslümanları hem Amerika içinde, hem de Amerika dışında ''Düşman'' olarak tanıtan İslam karşıtı birey ve gruplar olduğunu söyledi.
Awad, ''Bu bir 'korku endüstrisi' halini aldı. Söylentiler ve yanlış bilgiler yayıyorlar. Pek çok eyalette İslam karşıtı yasalar çıkarılması için uğraşıyorlar. Amerika'da bugün 25'ten fazla eyalette İslami kurallara göre düzenlemeler yasaklandı. Bu kampanya Amerika'ya da sivil halka da Müslüman topluma da zarar veriyor'' dedi.
Amerikan kamuoyunu gerçek İslam konusunda bilgilendirmenin öneminin arttığını belirten Awad, ''Müslümanları gazeteciliğe, film endüstrisine, eğitim ve sosyal hizmetler gibi alanlara girmeleri için teşvik ediyoruz. Bu alanlar, kendimizi, yaptığımız işle ifade edebileceğimiz alanlar. Buralarda çalışarak, topluma yardım ederken kendimizi doğru tanıtma imkanı da bulabiliriz'' diye konuştu.
Hollywood'un yıllardır izlediği politikayla Araplar ve Müslümanlar hakkında yanlış bir imaj oluşturduğunu belirten Awad, şunları kaydetti:
''Hollywood, milyonlarca Amerikalının beynini yıkadı. Ürettiği yanlış bilgiler, giderek literatüre girdi, doğru sanılır oldu. Birikerek büyüyen yıkıcı bir etki oluştu. Los Angeles'taki ofisimiz, bu tip Hollywood filmleriyle mücadele ediyor. Bu süreçte bazı Hollywood stüdyoları ve yapımcılarıyla iyi ilişkiler de geliştirdik ve sonuçta muhtelif yapımlarda daha doğru bir İslam imajı çizilmesini sağlamayı başardık.''
İslam'ın insani yüzünün gösterildiği başarılı yapımların, İslam karşıtı lobinin saldırısına maruz kaldığını söyleyen Awad, ''TLC kanalında All-American-Muslim diye Müslüman ailelerin yaşam tarzlarını, aile ilişkilerini, günlük uğraşlarını, komşularıyla münasebetlerini izleyen bir dizi program yayınlandı. Maalesef İslam karşıtı lobi buna karşı bir kampanya başlattı. Reklam verenler tehdit edildi. Bazıları reklamlarını geri çekti'' dedi.
- İslamofobi lobisi-
ABD'deki Müslüman toplumun neredeyse siyasi bir kuşatma altında olduğunu savunan Awad, ''İslam karşıtı örgütler ve islamofobi lobisi, Amerikalı Müslümanları kuşatmış durumda. Fakat bizim de onlar karşısında, korku ve nefret karşısında kazandığımız mevziler var. İnançlar arası koalisyonlar kuruyoruz. Zor bir zamandayız ama güç topladığımız ve ortak değerlere inanan insanlarla ilişkileri geliştirdiğimiz bir zamandayız'' şeklinde konuştu.
Amerikalı Müslümanların tüketici, alıcı ve muhtaç durumda olmadığını belirten Awad, ''Amerikalı Müslümanların çoğu eğitimli, meslek sahibi, çalışkan insanlar. Ülkelerini seviyor ve ellerinden gelen katkıyı veriyorlar. Amerika'ya ekonomik olarak, sosyal olarak, manevi olarak katkıda bulunuyorlar. Kongrede iki Müslüman var; Keith Ellison ve André Carson. Federal düzeyde değilse de eyalet düzeyinde pek çok Müslüman yetkili bulunuyor'' dedi.
ABD Başkanı Barack Obama'nın Amerika ve dünyaya değişim vaat ettiğini, ancak değişim vaadini her alanda gerçekleştiremediğini belirten Awad, ''Siyasetin dinamiklerini anlıyoruz, ancak bu, sözlerin yerine getirilmemesi için mazeret değil'' diye konuştu.
11 Eylül sonrasında güvenlik ve istihbarat güçlerinin Müslüman liderler ve kuruluşlar üzerindeki gözetlemeyi yoğunlaştırdığına dikkati çeken Awad, şunları kaydetti:
''Müslüman liderlerle güven temelinde ilişki kurmak yerine onları gözetliyorlar. Karşılıklı güven ve anlayışa dayalı ilişkileri yeniden inşa etmek lazım. Biz bu ilişkileri kurmak için her zaman hazır ve istekliyiz ama güvenlik ve istihbarat birimlerindeki karar alıcılar üzerinde nüfuzu olan İslam karşıtları, bu ilişkileri maniple ediyorlar. Bizim, haklının yanında yer alacak politikacılara, cesur lidere ihtiyacımız var. Müslüman toplumun da bu yaklaşımı güçlü bir şekilde reddetmesi lazım. Amerikan Müslümanları bugün acı çekiyorsa, bunun nedeni pek çok kimsenin suskun kalmasıdır, seyirci kalmasıdır, sorumluk almamasıdır.''
- ''Arap Baharı''-
Kuzey Afrika ve Orta Doğu'da son aylarda gerçekleşen ve ''Arap Baharı'' olarak adlandırılan halk hareketlerini öven Nihad Awad, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Arap Baharı sadece Müslümanlara değil, tüm dünyada farklı inançtan insanlara da ilham verdi. ABD'de adaletsizliğe karşı protestoya girişen pek çok grup, protesto mekanlarına Mısır'daki olaylara gönderme yaparak 'Tahrir Meydanı' demeye başladı. Arap Baharı, Arap dünyasının olumsuz imajını değiştirdi. Baskıya boyun eğmeyen kadınlar, erkekler sokaklara çıktılar; özgürlüğü, eşitliği ve adaleti kazandılar. Bunlar sadece batının değerleri değil, evrensel ve İslami değerler de... Tesettürlü kadınlar Yemen'de, Mısır'da, başka yerlerde gösterileri yönettiler. Arap Baharı sadece Arap dünyasını değil, dünya çapında İslam algısını da değiştirdi. Şimdi bunun muhafaza edilmesi gerekiyor. Daha fazla reforma, daha fazla bahara ihtiyacımız olduğuna inanıyoruz.''
- ''Türkiye çok etkileyici bir model''-
Türkiye'nin bölgesinde ve dünyada izlediği etkin politikayı takdirle izlediklerini belirten Awad, şöyle konuştu:
''Türkiye çok etkileyici bir model ve deneyim. Yükselen bir ekonomik ve politik güç. Birçok Müslüman saygı duyuyor ve örnek alıyor. Başka inançlardan da pek çok insan Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yönetimin dürüstlüğüne saygı duyuyor. Türkiye'nin liderliğindeki genç ruh, Türkiye'nin prensipler etrafındaki sağlam duruşu, bölgede oynadığı olumlu rol... Bunlar büyük etki yaratıyor. Arap Baharı'nın Türk örneğini takip etmesini diliyoruz. Bu da Türkiye'nin reformlara devam etme konusunda sorumluluğunu artırıyor. Türk liderlerin Türkiye'nin iyiliği için yaptıkları, bölgenin de yararına yazılıyor. Bugün Müslüman dünyanın iyi yönetim, barış, reform ve demokrasi açısından iyi örneklere ihtiyacı var. Türkiye'nin İslam ve Müslümanlar için yaptıklarını takdir ediyoruz.''
Amerikalı ve Türk işadamları Mississippi'de buluşuyor
JACKSON (A.A) - 21.02.2012 - Barışkan Ünal - Teksas Türk Amerikan Ticaret Odası'nın (TTACC) Başkanı Celil Yaka, ABD'nin Mississippi eyaletinde bugün başlayacak olan ''Türkiye-Azerbaycan ve Mississippi İş Forumu''nda Türk ve Amerikalı işadamlarının karşılıklı oturup birebir iş konuşma fırsatına sahip olacağını belirterek, ''Bu pazarın aslında çok zor bir pazar olmadığını işadamlarımız gelince görebiliyorlar ve dünya firması olacağız diyorsak, bir ayağımızın ABD'de olmasını mutlaka ama mutlaka düşünmemiz lazım'' dedi.
Yaka, toplamda 6 eyaletteki forumlarla, 120 Türk, 60 Amerikalı işadamını bir araya getireceklerini kaydetti.
Turkuaz Konseyi (TCAE) ve Teksas Türk Amerikan Ticaret Odası'nın (TTACC), Mississippi eyaletinin başkenti Jackson'da düzenlediği ''Türkiye-Azerbaycan ve Mississippi İş Forumu'' bugün başlıyor.
Forumla ilgili AA muhabirinin sorularını yanıtlayan TTACC Başkanı Yaka, aslında bu forumun, Teksas ve çevresindeki eyaletlerde Türk ve Amerikalı işadamlarını bir araya getirmek için başlattıkları girişimin bir ayağını oluşturduğunu söyledi.
TTACC olarak geçen yıl, Teksas'ın çevresindeki New Mexico, Arkansas, Oklahoma, Kansas, Louisiana ve Mississippi'ye forumlar düzenleyerek, Türk işadamlarına hem buraları tanıtmak hem de Amerikalı meslektaşlarıyla yapabilecekleri iş potansiyellerini gösterebilmek için yönetim kurulu kararı aldıklarını anlatan Yaka, bu kapsamda 30-31 Ocak tarihleri arasında New Mexico'da ilk adımı attıklarını söyledi.
Yaka, New Mexico'daki forumda çok güzel temaslarının olduğunu, bu forum sayesinde Nevşehir ile eyaletin başkenti Santa Fe'nin, Avanos ile de yine peri bacalarına benzer doğa harikasına sahip Espanola kentinin ''kardeş şehir'' haline geldiğini anımsatarak, bazı Türk girişimcilerinin de forumda başlayan diyaloğu iş ortaklığına çevirme hazırlığında olduğunu kaydetti.
- ''Eyalet, tekstil ve mobilya sektöründe işbirlikleri sunuyor''-
Mississippi'nin başkenti Jackson'da bugün başlayacak forumun da bu yeni başlattıkları girişimin ikinci ayağını oluşturduğunu belirten Yaka, forum için, iş ortakları TUSKON'ın destekleriyle Türkiye'den 20, ABD içinden de 10 olmak üzere 30 civarında Türk işadamının Jackson'a geldiğini söyledi.
Yaka, 1,5 gün sürecek forum kapsamında düzenlenecek 4 panelde toplam 15 Amerikan firmasının da Türk işadamlarına kendi şirketlerini, yaptıkları işleri ve birlikte çalışma fırsatlarını anlatacağını kaydetti.
Yaka ayrıca, Azerbaycan'dan da 3 milletvekili ile Azeri Petrolleri Genel Başkan Yardımcısının da foruma katılacağını belirtti.
Her şeyin hemen ticarete dökülemeyeceğini ama bu forumun bunun için bir başlangıç oluşturmasını amaçladıklarını dile getiren Yaka, Türk işadamlarının Mississippi'de özellikle tekstil ve mobilya sektöründe ticaret ve iş ortaklıkları yaratabileceğini vurguladı.
Yaka, ''Mississippi'deki forumda Türk işadamlarından tekstil sektöründe olanlar yoğunluklu. Çünkü burası pamuk ticaretinde önemli bir yer ve Türkiye'ye de Mississippi'den pamuk alıyor. İkinci olarak da mobilya sektöründen işadamlarımız var. Çünkü yine burası Amerikan mobilyasının yapıldığı yer ve Mississippi, ABD'de mobilyacılık sektöründe çok önemli bir pozisyona sahip'' dedi.
- ''İşadamları birebir, karşılıklı oturup iş konuşacak''-
Forumun öğle yemeğinde konuşacak Eyalet Sekreteri Delbert Hobemann'ın, Dünya Ticaret Zirvesi'nde bir Türk işadamının mobilya dizaynının yer aldığı stantta yaklaşık 1,5 saat geçirdiğini ve bu dizaynları ABD'de satabileceklerini söylediği örneğini veren Yaka, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bu forumlarla, genel konferanslar gibi teori düzeyinde kalan katılımlardan ziyade, işadamları birebir, karşılıklı oturup konuşabilecek, iş imkanlarını, ticaret ortaklıklarını değerlendirebilecekler. Mesela, buradaki pamuk üreticileri, Türk işadamlarına pamuk fiyatlarını, birlikte ne tür işler yapabileceklerini, irtibatları anlatacak.
ABD, dünya tüketiminin yüzde 18'ine sahip, 2 trilyon dolara yakın ithalatı olan bir ülke. Ama Türkiye olarak maalesef burada binde 0.5 gibi küçük rakamlarla temsil ediliyoruz. Bu pazarın aslında çok zor bir pazar olmadığını işadamlarımız gelince görebiliyorlar ve işin güzel yanı buralarda Türk işadamlarına karşı çok ciddi teveccüh oluşmuş durumda. Buradaki yerel Türk arkadaşların hazırladığı bir güven altyapısı var, zaten ticaret de bu güveni arar. Dolayısıyla, burada iş yapılabileceğini işadamlarımıza göstermek istiyoruz.
Küresel olabilmek istiyorsak, dünya firması olacağız diyorsak, bir ayağımızın ABD'de olmasını mutlaka ama mutlaka düşünmemiz lazım. Avrupa'nın küçüldüğü bir dönemde, bizim ABD pazarına çok daha güçlü biçimde girmeye ihtiyacımız var.''
Bu forumlarda herkese kapılarının açık olduğunu belirten Yaka, forumlar sonrasında 6 eyalette Türkiye'den 120, ABD'den de 60 tane işadamını bir araya getirmiş olacaklarını belirterek, ''Türkiye'ye döndüklerinde de bunun güzel bir yankılanması olacağını düşünüyoruz'' dedi.
Yaka, forumun devamı olarak, 27-28 Şubat'ta Arkansas'ta, 29 Şubat-1 Mart arasında Oklahoma'da 6-7 Mart'ta Kansas'ta, 17 Nisan'da da Louisiana'da iş forumları düzenlemeyi planladıklarını, bu girişimleri gelecek yıllarda daha da büyütmeyi düşündüklerini kaydetti.
- ''Türk işadamlarıyla yeni iş ilişkileri kurmaya hazırız''-
Jackson Belediye Başkanı Harvey Johnson da AA muhabirine, bu forumun, Amerikalı ve Türk işadamlarını öncelikle diyalog kurması, ardından da iş yapmaya başlaması açısından önemli bir adım yaratabileceğini düşündüğünü söyledi.
Türkiye'de tekstil sektörünün çok geliştiğine, Mississippi'nin de ABD'nin çok güçlü pamuk üreticisi eyaleti olduğuna dikkati çeken Johnson, ''Türkiye'ye de birçok pamuk ihracatı yapıyoruz. Dolayısıyla, bu sektörde işbirlikleri yapabiliriz. Bunun yanında altyapı sektörü de geliştirilebilir'' dedi.
Türk işadamlarını Mississippi'ye davet eden Johnson, ''Türk işadamlarıyla yeni iş ilişkileri kurmaya hazırız ve açığız'' dedi.
Erciyes, festival sınavını geçti
KAYSERİ (A.A) - 21.02.2012 - Mustafa Yıldız - Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki, hafta sonu yapılan ''Uluslararası Erciyes Kar Festivali''ne gösterilen ilginin Erciyes'in dünya markası olma yolunda önemli aşama kat ettiğini gösterdiğini söyledi.
Büyükşehir Belediyesinin, Erciyes Kış Sporları ve Turizm Merkezi Projesi kapsamında hayata geçirdiği yatırımlar, meyvelerini vermeye başladı.
Pist uzunluğu 7 kilometreden 60 kilometreye çıkan, sosyal tesislerle yeniden canlanan ve mekanik tesislerle adeta dantel gibi işlenen Erciyes, hafta sonu uluslararası festival sınavını başarıyla verdi.
Uluslararası Erciyes Kar Festivali'nde sahne şovları, kardan heykeller, kayak ve snowboard gösterileri ile 1. Komando Tugay Komutanlığının etkinlikleri izleyenlerin büyük beğenisini topladı.
Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Erciyes Kış Sporları ve Turizmi Merkezi Projesi'nin Kayseri'yi dünyaya açacak ve Erciyes Dağı'nın Türkiye'nin en önemli kış turizmi merkezi haline getirecek proje olduğunu belirtti.
Projenin toplam maliyetinin 300 milyon Avro'ya yaklaştığını, proje kapsamında bugüne dek belediye imkanlarıyla 100 milyon dolara yatırım yaptıklarını ifade eden Özhaseki, şöyle devam etti:
''Kayseri'de altyapı sorununu çözdük, sosyal projeler geliştirdik ve büyük tesisleri hizmete sunduk. Artık, ilin geleceğine yatırım yapıyoruz. Erciyes Projesi bu kapsamda ilin geleceğine yön verecek bir projedir. Hazırladığımız proje, Erciyes Dağı'nı Türkiye'nin Alpleri konumuna getirecek. Sadece Türkiye'den değil dünyanın dört bir yanından turistleri burada ağırlayacağız. Projenin altyapısını hazırlamak için uzun süre çalışma yaptık. Şimdi, projeyi etap etap hayata geçiriyoruz. Düzenlediğimiz Uluslararası Erciyes Kar Festivali'nde, proje kapsamında yapılan 1. etap tesisleri de resmen hizmete sunmuş olduk. Projenin diğer etapları ile ilgili çalışmalarımız sürüyor. Belediyemizin işlettiği tesisler, sezon sonuna kadar ücretsiz hizmet verecek. Festivale gösterilen ilgi, Erciyes'in dünya markası olma yolunda önemli aşama kat ettiğini gösterdi.''
Projeyi 3 etap olarak planladıklarını ve ilk etapta mekanik tesisler ve sosyal tesislerin hizmete girdiğini hatırlatan Özhaseki, ikinci etapta mekanik tesis ve sosyal tesislerin artacağını ve 160 kilometrelik pist uzunluğuna ulaşılacağını, projenin üçüncü etabında ise konaklama tesisleri, spor tesisleri ve kongre merkezi gibi mekanların devreye gireceğini kaydetti.
- ''Erciyes, global bir marka olacak''-
Erciyes Kış Sporları ve Turizm Merkezi Projesi yürüten Erciyes A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Murat Cahit Cıngı da, Erciyes'i artık Büyükşehir Belediyesinin sahiplendiğini belirterek, hafta sonu gerçekleştirilen organizasyonun başarılı geçtiğini söyledi.
Erciyes'te artık uluslararası etkinlikler düzenleneceğini ifade eden Cıngı, ''Bu festivale katılım ve halkın coşkusu, ilerisi için bize olumlu sinyaller verdi. Erciyes, kentin sosyal ve ekonomik hayatına önemli katkı sunacak. Bize düşen de Erciyes'i daha verimli işletmek. Erciyes'in global bir marka olacağına inanıyorum. Yıllarca ihmal edilmiş olan Erciyes, Kayseri'ye yeni bir vizyon çizecek. Türkiye'nin yeni bir markası olacak'' dedi.
- Yatırımlar, meyvelerini vermeye başladı-
Kayseri Turizm İşletmecileri Derneği (KAYTİD) Başkanı Mehmet Eğlenceoğlu ise, Erciyes'teki yatırımların meyvelerini vermeye başladığını belirterek, yıllardır kangren olan Erciyes yarasına parmak basıldığını vurguladı.
Kayseri'nin bambaşka bir vizyona kavuştuğuna işaret eden Eğlenceoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Hafta sonu gerçekleştirilen festival, adeta Erciyes'in düğünü gibi oldu. Artık 60-70 kilometre pistten bahsediyoruz. Erciyes, Türkiye'nin en büyük kış turizm merkezi oldu. Herkesin keyif alacağı, macera yaşayacağı yerler oluştu. Erciyes, Türkiye'de çığ riskinin en az olduğu kayak merkezi konumunda. Kayağa yeni başlayandan en profesyoneline kadar herkes Erciyes'te kayak yapabilir. Projenin en kısa sürede tamamlanmasını diliyorum. Çok daha büyük organizasyonlara ev sahipliği yapacağımız günlerin yakın olduğunu düşünüyorum.''
Türk doktorlar Somali'de şifa dağıtmaya devam ediyor
MOGADİŞU (A.A) - 21.02.2012 - Metin Bolat-Hüseyin Kanber - Sağlık Bakanlığı Sahra Hastaneleri Başhekimi Doktor Musa Temel, yaralarına merhem olmaya çalıştıkları Somalilileri kendilerinden bir parça olarak gördüklerini bildirdi.
Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığına bağlı gönüllü doktor ve sağlık memurları başkent Mogadişu'da Türkiye'nin kurduğu iki sahra hastanesinde görev yapıyor.
Hastalara büyük özen gösteren ve onların her biriyle büyük fedakarlık örneği göstererek ayrı ayrı ilgilenen sağlık çalışanları, hasta memnuniyeti için ellerinden geleni yapıyor.
Sağlık Bakanlığı Sahra Hastaneleri Başhekimi Doktor Musa Temel, AA muhabirine yaptığı açıklamada, hastanelerde polikliniklerin haricinde, laboratuvar, röntgen, ameliyathane ve ecza deposunun bulunduğunu söyledi.
Genelde hastaların, kansızlık, guatr, ateşli hastalıklar, ishal, açık yaralar ve fıtık şikayetiyle kendilerine başvurduğunu belirten Temel, ilerlemiş ve ameliyat şansını kaybetmiş çok sayıda kanser vakasıyla da karşılaştıklarını dile getirdi.
- Somalilileri kendilerinden bir parça olarak görüyorlar-
Ellerinden gelenin hep en iyisini yapmaya çalıştıklarına dikkati çeken Temel, geçtiğimiz yıl 6 Aralık'ta hizmete giren ameliyathanede anestezi uzmanıyla birlikte 400'e yakın operasyon gerçekleştirdiklerini hatırlattı.
Gönüllü doktor ve sağlık çalışanlarıyla ülkede hizmet vermeye çalıştıklarını anlatan Temel, şunları kaydetti:
''Hastalarımızla sıcak ilişkiler kurmaya çalışıyoruz. Biz onları, onlar da bizi çok seviyor. Yaralarına merhem olmaya çalıştığımız Somalilileri kendimizden bir parça olarak görüyoruz. Tüm hastaların acılarını mesai kavramı gözetmeden dindirmeye çalışıyoruz. Hiçbir hastayı geri çevirmemeye özen gösteriyoruz. Günde toplam bin 200 hastaya bakıyoruz. Onlara Türkiye'den getirilen ilaçları ücretsiz olarak veriyoruz. Türk Sağlık Bakanlığının verdiği yetki doğrultusunda imkanları zorluyoruz. Çocuklara çeşitli hediyeler verip, yüzlerini güldürmeye çalışıyoruz.''
Genç Türk modacı Zeynep Tosun Londra Moda Haftasında
LONDRA (A.A) - 21.02.2012 - Aslı Aral - Londra Moda Haftasına ilk kez katılan genç Türk modacı ve tasarımcı Zeynep Tosun, Sonbahar-Kış 2012 koleksiyonuyla modaseverlerin beğenisini topladı.
Çok sayıda ünlü markanın yeni koleksiyonlarını görücüye çıkardığı ve yarın sona erecek Londra Moda Haftasında 30 yaşındaki Tosun, koleksiyonuyla "güçlü bir kadını" yansıtmak istediğini A.A'ya anlattı.
Koyu bordo, petrol rengi, krem rengi, fildişi şekilli kol düğmeleri, boyunluklar ve büyük çantalara yeni koleksiyonunda ağırlık veren Tosun, her yıl "yenilikçi ve yetenekli modacıları" tanıtan ve moda haftası çerçevesinde düzenlenen "House of Evolution" etkinliğine koleksiyonunun tanıtıldığı defileyle katıldı.
Defilesinin beğenilmesinden dolayı duyduğu mutluluğu dile getiren Zeynep Tosun, bir sonraki Londra Moda Haftasında bireysel defilesinin olmasını istediğini söyledi.
- "Londra modanın kalbi"-
Türkiye'de de Londra'da olduğu gibi moda sektöründe çok profesyonel insanlar olduğunu, ancak gelen izleyiciler ya da satın alan kişilerin çok bilinçli olmadığını ifade eden Tosun, Londra'nın modanın kalbi olduğunu ve insanlara ulaşmanın daha kolay olduğunu bildirdi.
Londra'da moda sektörünün daha rekabetçi olduğunu söyleyen Tosun, diğer yandan da herkesin kendine ait bir kimliği olduğunu ve bunu daha değerli bulduğunu kaydetti.
Deri Tanıtım Grubundan (DTG) destek aldığını belirten Tosun, ancak çok büyük rakamlarda destek veremediklerini ve bu desteği İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçı Birliklerinden (İTKİB) beklediğini söyledi.
Tosun, "Biz Türkiye'yi temsil eden yeni nesiliz. Türk'üm, Türkçe konuşuyorum, Türkiye'de çalışıyorum, Türkiye'de üretimimi yapıyorum. Destek almamam için bir neden olmaması lazım aslında" diye konuştu.
1981 doğumlu Zeynep Tosun iyi bir modacı ve tasarımcı olmak için yetenekli olmanın yanı sıra işini sevmenin ve çok çalışmanın önemini vurguladı. İtalya'da moda tasarımı eğitimi alan Tosun, geçen yıl Elle Style ödüllerinde genç tasarımcı ödülüne layık görülmüştü. Alberta Ferretti, Ece Ege gibi modacı ve tasarımcılarla daha önce çalışan Zeynep Tosun, ünlü sinema sanatçısı Filiz Akın'ın yeğeni.
Meclis, otopark sorununa çözüm arıyor
TBMM (A.A) - 21.02.2012 - Meltem Yılmaz - Meclis, yerleşke içindeki otopark sorununun çözümü için yeni çözümler arıyor. Bu çözümler arasında, yeni kapalı otopark, milletvekillerine sadece bir araca geçiş imkanı sağlayan elektronik kart sistemi yapımı ve kapalı otoparkta sürekli park halindeki araçların tahliye edilmesi yer alıyor.
TBMM Başkanlığı, Başkanlık Divanı toplantısına, hem milletvekillerinin hem de TBMM personelinin otopark ihtiyacının karşılanması için bazı öneriler gündeme getiriyor. Mecliste kapalı otopark yapılması, otopark giriş-çıkışlarında kullanılmak üzere Güvenlik Caddesi girişinin bulunduğu alanda yeni bir nizamiye yapılması planlanıyor.
Bazı eski ve yeni milletvekillerinin araçlarını sürekli kapalı otoparkta bırakmaları nedeniyle otoparkın günlük kullanımının engellenmesine de çare aranıyor. Milletvekillerinin kapalı otoparkta yer bulma sorununun çözümü için kapalı otopark girişine, milletvekillerine ait sadece bir adet araca geçiş imkanı sağlayan elektronik kart sistemin yapılması hedefleniyor.
Kapalı otoparkta sürekli park halinde bırakılan araçlar da tahliye edilecek.
Ayrıca, TBMM'deki siyasi partilerin grup toplantılarını izlemek için gelen ziyaretçilerin ana binaya geçişlerinin önlenmesi de düşünülüyor. Bu amaçla, inşaatı süren yeni milletvekili hizmet binası alanına, grup toplantı salonları yapılması öngörülüyor.
Planlanan bu düzenlemeler için gerekli projelerin hazırlanması, yeni milletvekili hizmet binasının öngörülen yeni fonksiyonlarla entegrasyonun sağlanmasına ilişkin her türlü proje revizyonunun yapılması, onarım, tadilat, inşaat işlemlerinin yapılmasıyla ilgili konular, TBMM Başkanlık Divanı'nın yarın yapılacak toplantısında görüşülecek. Bu konularda Başkanlık Divanına yetki istenecek.
- Fiyat Tespit Komisyonu kurulacak-
Ayrıca, Başkanlık Divanı toplantısında TBMM Başkanlığınca Mütalaa ve Hukuki Hizmet Satın Alınmasına İlişkin Esaslar Taslağı da ele alınacak.
Taslağa göre, satın alınarak gerçekleştirilmesine ihtiyaç duyulan hizmeti, hizmet sunacak olanı idarenin önerisiyle TBMM Başkanı veya doğrudan TBMM Başkanı tespit edecek.
TBMM Başkanı, istekliden hizmet alınması işlemlerinin yapılması için konuyu idareye havale edecek. İdare, alımı gerçekleştirmek üzere en az 3 kişiden oluşan bir Fiyat Tespit Komisyonu kuracak.
Hizmetin konusu olan ya da hizmet sırasında meydana getirilen ürünler, üzerindeki fikri ve sınai haklar, süresiz olarak idareye ait olacak.
Gerçekleştirilen hizmete ilişkin kısmi veya kesin kabul işlemlerinin yapılmasından sonra, yüklenici tarafından düzenlenecek fatura ya da bunun yerine geçecek belgelere istinaden, varsa her türlü yasal kesintilerden sonra kısmi veya kesin ödeme yapılacak.
Somalili Türkler, akrabalarını arıyor
MOGADİŞU (A.A) - 21.02.2012 - Metin Bolat/Hüseyin Kanber - Dedelerinin yıllar önce Somali'ye yerleşen ve burada evlenen Osmanlı askeri bir Türk olduğunu öne süren yaklaşık 70 aile, Türkiye'deki akrabalarına ulaşmak istiyor.
Başkent Mogadişu ve çevresinde yaşayan, Türk lakabıyla bilinen ve Türk asıllı oldukları iddia edilen 70 aileye AA ekibi ulaştı.
İnsani yardım için ülkeye gelen Türkleri kendilerinden gören aileler, bugüne kadar ulaşamadıkları yakınlarına gazete ve televizyonlar aracılığıyla seslerini duyurmak istiyor.
Ailenin büyüklerinden Ahmed Osman Muhammed, AA muhabirine yaptığı açıklamada, büyük babaları Muhammed Halil'in asker olduğunu, bu nedenle Yemen'de bulunduğunu söyledi. Sonra Somali'ye geldiğini, burada Somalili bir kadınla evlendiğini belirten Muhammed, ''Büyük babamın 6 oğlu 3 kızı olmuş. Burada bize tanınmak için ismimizin sonuna ''Türk'' koymuşlar. Sonraları ülkede soyadı olarak baba ve dede isimleri kullanıldığından Türk lakabımız şimdi isimlerimizde yer almıyor. Ama burada Türk olarak biliniyoruz'' dedi.
- Akrabalarıyla tanışmak istiyorlar-
Kendilerinin Somali'de doğup büyüdüğünü ifade eden Muhammed, şunları kaydetti:
''Elimizde büyük babamıza ait Türkiye pasaportu var. Türkiye'de çekilmiş çeşitli fotoğraflar var. Aslında büyük babamız Denizli'deki akrabalarını bulmuş. Fotoğrafları da var. Biz ulaşmaya çalıştığımızda hep engeller çıktı. Ben niyetlendim. Elçilik yardımıyla Türkiye'ye gidecektim. Ancak gitmeme üç gün kala babamı kaybettim. Sonra iç savaş çıktı. Elimizde Türk olduğumuza dair çeşitli dokümanlar vardı. Ama çoğu savaş döneminde yok oldu. Bizim kimseden maddi beklentimiz yok. Tek isteğimiz, akrabalarımızı bulup tanışmak. Buraya yardım geldiğinde hemen Türklerin yanına koştuk. Sanki bizden birileri gelmişti. Çok mutlu olduk.''
Yardımeli Derneği Somali Sorumlusu Mehmet Çitil, Somali'ye geldiklerinde derneğin adının yazılı olduğu ve Türk bayrağının bulunduğu tabelayı astıklarını söyledi. Yaklaşık 100 yıl önce buraya gelip yerleşmiş ailelerin tabelayı görünce kendilerine ulaştığını ifade eden Çitil, ''Aileler Denizli ve İzmir'de akrabalarının olduğunu söylüyor. Onlara elçilik kanalıyla yardım alabileceklerini anlattık. Ellerindeki fotoğrafları bize gösterdiler. Bizi çok seviyorlar'' diye konuştu.
Diyarbakır kültür turizminin en önemli durağı olacak
DİYARBAKIR (A.A) - 21.02.2012 - Meral Özdemir - Medeniyetler beşiği Diyarbakır, son yıllarda yapılan hummalı çalışmalarla özellikle kültür turizminde Türkiye'nin en önemli duraklarından biri olma yolunda hızla ilerliyor.
Onlarca medeniyete ev sahipliği yapmış, inanç ve kültürel zenginliğiyle dikkati çeken Diyarbakır'ın, bu zenginliğini gelecek kuşaklara aktarmak ve tarihsel birikimini yerli ve yabancı turistlere tanıtmak için hazırlanıyor. Başta valilik olmak üzere ilgili tüm kurumların iş birliğiyle, tarihi eserler, özenle tek tek elden geçirilerek restore edilirken, bu çalışmalar için 2012 yılında 45 milyon lira ödenek ayrıldı.
Vakıflar Genel Müdürlüğünce restorasyonu yapılan ve kısa bir süre önce Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç tarafından açılışı gerçekleştirilen, sahabelerin mekanı olarak tanımlanan Hz. Süleyman Camisi yeniden ibadete açılırken, ''İslam'ın Beşinci Harem-i Şerif''i olarak anılan Ulu Cami, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün himayelerine aldığı ''Diyarbakır Surları'' ile açık hava müzesi görünümündeki ''İçkale''nin ise restorasyonu ise devam ediyor.
Kentin turizmde marka şehir olmasına önemli katkı sağlayacak surların çekirdek kısmını oluşturan ve her dönem yönetim merkezi olmuş İçkale'de yer alan St. George Kilisesi, Artuklu Hanı ile Cumhuriyet ve Osmanlı döneminin mimari özelliklerini yansıtan diğer yapıların restorasyon çalışmalarında ise sona yaklaşıldı.
- ''İçkale yeniden hayat bulacak''-
Vali Mustafa Toprak, AA muhabirine, İçkale'deki St.George Kilisesi, jandarma komutanlık, adliye binası ile eski cephanelik olarak tanımlanan 4 yapının onarımının tamamlandığını belirterek, diğer 3 yapının restorasyonu için ise ihaleye çıkıldığını söyledi.
İçkale'deki restorasyon çalışmalarının hızla devam ettiğini belirten Toprak, Müze Müdürlüğünün denetiminde alanda başka bir tarihi kalıntının olup olmadığını kontrol etmek amacıyla sondaj çalışması yapıldığını anlattı.
Toprak, söz konusu çalışmanın yakın bir zamanda tamamlanacağını ifade ederek, şöyle konuştu:
''İçkale'nin Dicle Nehri'ne bakan surlarının 73 ve 74 nolu burçlar arasındaki bölümünü yeniden ayağa kaldırmak için ödenek düzenlemesi yapılıyor. Buranın yapımı için en kısa zamanda ihalesine çıkacağız. Dolayısıyla İçkale, tamamen surları ve burçlarıyla top yekun elden geçmiş olacak. Hem burada onarılan eserler, hem de surların ve burçların bütünlemesiyle birlikte İçkale yeniden hayat bulacak. İçkale'deki çalışmalarımızla birlikte Cevatpaşa Mahallesi'nde, zaman içerisinde imar mevzuatına aykırı birtakım yapılaşmalar vardı. Toplu Konut İdaremiz (TOKİ) ile aramızda yaptığımız protokol çerçevesinde hak sahiplerine ev veriyoruz. TOKİ yaklaşık 90 milyon lira bir kaynak ayırdı. Evler bitti, kuralar çekildi, biz anlaştıkça evleri veriyoruz. Ev istemeyene para veriliyor. Büyükşehir Belediyesi de bu protokol çerçevesinde anlaştığımız mülkiyet sahiplerinin evlerini dolayısıyla yıkıyor.''
- ''Dünya milletlerinin geleceği bir yer''-
Vali Toprak, İçkale'de yer alan höyükte yapılan kazılarda daha önce bir Artuklu Sarayı tespit edildiğini, bunun da bölgedeki en önemli yapıtlardan biri olduğunu anlatarak, restorasyon çalışmalarının ardından Artuklu Sarayı'nda kazı çalışmalarını yoğunlaştırılacağını söyledi.
''Cazibe Merkezleri Projesi''nden aktarılacak kaynağın yüzde 90'ına yakınının bu eserlerin restorasyonu, onarımı, kamulaştırılması ve tarihi eserlerin etrafının açılmasıyla ilgili olarak kullanmayı amaçladıklarını belirten Toprak, Yüksek Planlama Kurulundan 20 milyon lira ödenek ayrılması için karar çıktığını dile getirdi.
Toprak, aynı çalışmalar için Kültür ve Turizm Bakanlığından 10 milyon liralık kaynak gönderildiğini ifade ederek, ''Daha önce de 15 milyon lira gelmişti. Bu parayla buradaki işler yapılıyor. Bütün bunlara ilaveten Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğümüz aracılığıyla İçkale içinde bulunan 20 yerin rölöve ve diğer proje çalışmaları yapılıyor'' dedi.
''2013 yılı sonuna kadar inşallah bir gecikme olmasa hem burçları, hem surları hem de binaları, çevre düzenlemesi ile rahat bir şekilde görmüş olacağız'' diyen Toprak, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Diyarbakır turizmde yıldızını parlatan kentlerden birisidir. İçkale'de Diyarbakır'ı marka yapacak bir değerdir. Biz yeter ki bunun değerini bilelim, sahip çıkalım ve anlatabilelim. İçkale başlı başına aslında ülkemizin birliğinin beraberliğinin de merkezidir. İçkale 30'a yakın medeniyetin gelip geçtiği ve bugün de bir medeniyet değerlerinin restorasyonuna tabi tutulduğu bir yer. İnsani ve kültürel değerler bir arada bulunuyor. Hem kültür, hem inanç merkezi. İçkale dünya milletlerinin gelip, bu değeri görebileceği bir yerdir. Çünkü İçkale dediğimiz yeri çevreleyen surlar ve burçlar binlerce yıl öncesinden yapılan ve bugüne kadar gelen, içinde insanların yaşadığı bir şehir görünümündedir. Burayı farklı kılan hem inanç değerlerimizin hem de insani değerlerimizin bir arada olmasıdır.''
Gökova Bisiklet Turu'nu dünyaya tanıttılar
MUĞLA (A.A) - 21.02.2012 - Kenan Gürbüz - Uluslararası Gökova Bisiklet Turu ile Türkiye'deki bisiklet rotaları, Hollanda'da düzenlenen Bisiklet ve Doğa Yürüyüşü Fuarı'nda tanıtıldı.
Muğla Bisiklet Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Adnan Cangır, AA muhabirine Muğla Valiliği'nin desteği ile 11-12 Şubat 2012 tarihlerinde Hollanda'nın başkenti Amsterdam'da düzenlenen Bisiklet ve Doğa Yürüyüşü Fuarı'na katıldıklarını söyledi.
Fuarda 16-20 Mayıs 2012'de Muğla'da düzenlenecek 4. Uluslararası Gökova Bisiklet Turu ile Türkiye'nin tanıtımını yaptıklarını kaydeden Cangır, fuarda tur amaçlı bisiklet etkinlikleri, doğa sporları ve güzergahlarının tanıtıldığını belirtti. 20 binin üzerinde insanın ziyaret ettiği fuarda stant açtıklarını dile getiren Cangır, İngilizce broşürlerle Muğla'daki bisiklet rotalarını tanıttıklarını bildirdi. Fuarın verimli geçtiğini ifade eden Cangır, ''Bu kapsamda 4. Uluslararası Gökova Bisiklet Turu'nun bu seneki bölümü, Türkiye ile Hollanda arasındaki diplomatik ilişkilerin başlamasının 400'üncü yılı onuruna yapılacak. Bisiklet turuna Türkiye ile dünyanın farklı ülkelerinden yaklaşık 200 bisikletçinin katılmasını bekliyoruz'' dedi.
- Muğla'daki bisiklet rotaları tanıtıldı-
Muğla Kültür ve Turizm Müdürü Kamil Özer de, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Muğla Bisiklet Derneği'nin düzenlediği etkinliklere destek verdiklerini ve Amsterdam'da düzenlenen Bisiklet ve Doğa Yürüyüşü Fuarı'nda Muğla'daki bisiklet rotalarının tanıtılması için İngilizce bir kitap bastırdıklarını söyledi.
Kitapta Muğla'nın bisiklet rotalarını belirlediklerini ve rotaları uluslararası fuarlarda tanıttıklarını kaydeden Özer, bisiklet rotalarının yanı sıra Muğla'nın mavi koylarını, deniz, kum ve güneşi ile tarihi zenginliklerini de tanıttıklarını bildirdi.
Bu yıl Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Dışişleri Bakanlığının Türkiye ile Hollanda arasındaki diplomatik ilişkilerin başlamasının 400'üncü yılı dolayısıyla çeşitli etkinlikler düzenleneceğini belirten Özer, ''Mayıs ayında Muğla'da yapılacak olan Gökova Bisiklet Turu da bu kapsamda yer alacak'' diye konuştu.
- Bisikletli turistler-
Avrupa Bisiklet Rotaları Ağı Türkiye Koordinatörü Feridun Ekmekçi ise Avrupa Birliği'nin (AB) sürdürülebilir turizm çalışmaları kapsamında, ''uzun yol bisiklet rotalarının hazırlanması'' çalışması yaptığını söyledi.
AB'deki istatistiklere göre, bisikletli turistlerin, 1 haftalık turlarda 373 Avro civarında para harcadığını ifade eden Ekmekçi, ''Avrupa'da 70 bin kilometreyi bulan planlı bir bisiklet ağı var. Bisikletli turistler, bu ağda yer alan 14 rota üzerinden seyahat ediyorlar'' dedi.
Türkiye ve Muğla'daki bisiklet rotalarını, bisikletli turistlere tanıtmak için çalışmalar yaptıklarını kaydeden Emekçi, özellikle Avrupa Bisiklet Rotaları Ağı'na (Euro Velo) Türkiye'deki bisiklet rotalarını da dahil etmeye çalıştıklarını bildirdi. Türkiye'deki en az bin 500 kilometre uzunluğundaki rotalarının da belirlenmesi için çalışma yürüttüklerini söyleyen Emekçi, bu rotaların tanıtımı için de Muğla Bisiklet Derneği ile bisiklet turları organize ettiklerini dile getirdi.
- Gökova Bisiklet Turu-
Muğla'nın Akyaka beldesinden 16 Mayıs 2012'de başlayacak ve 4'üncüsü düzenlenecek Gökova Bisiklet Turu, Akyaka, Akbük, Ören, Mumcular, Bodrum, Datça, Çubucak, Marmaris güzergahlarında yapılacak ve 20 Mayıs'ta tamamlanacak. Etaplar, 28 ile 75 kilometre arasında değişiyor.
Tura katılan yerli ve yabancı turistlere, güzergahlarda yer alan antik kentler ile doğal güzellikler İngilizce ve Türkçe olarak hazırlanan kitapçıklarla tanıtılacak.
Tura özellikle İngiliz ve Hollandalı bisikletçilerin yoğun katılımının beklendiği bildirildi.
Evinde ''bileği bükülmeyen'' takımlar
ŞANLIURFA (A.A) - 21.02.2012 - Müslüm Etgü - Türkiye'deki profesyonel futbol liglerinde mücadele eden 136 takımdan 10'u, kendi sahalarında oynadıkları maçlarda mağlubiyet yüzü görmedi.
AA muhabirinin derlediği bilgiye göre, Spor Toto Süper Lig'de, Galatasaray'ın ardından ikinci sırada bulunan Fenerbahçe, kendi evinde oynadığı 13 maçın 11'inden galibiyet, 2'sinden de beraberlikle ayrıldı. Sarı-lacivetliler, Süper Lig'in evinde namağlup tek takımı unvanını elinde bulunduruyor.
Süper Lig'de, Galatasaray, Sivasspor ve İstanbul Büyükşehir Belediyespor'un ise sahalarında sadece birer yenilgisi var.
- Bank Asya 1. Lig-
Toplam 18 takımın mücadele ettiği ve 22. haftası geride kalan Bank Asya 1. Lig'de de, şampiyonluk mücadelesi veren Akhisar Belediye Gençlikspor, sahasında oynadığı her maçta puan aldı.
Akhisar Belediye Gençlikspor, sahasında oynadığı karşılaşmaların 4'ünde galip gelirken, çıktığı 7 karşılaşmadan beraberlikle ayrıldı.
- Spor Toto 2. Lig
Bir üst lige yükselebilmek için birbirinden zorlu mücadelelerin sergilendiği Spor Toto 2. Lig'de ise karşılaşmalar ''Beyaz'' ve ''Kırmızı'' grupta oynanıyor.
Beyaz grupta topladığı 45 puanla liderlik koltuğunda oturan Bozüyükspor, kendi evinde oynadığı 10 maçı da kazanarak, saha avantajını en iyi kullanan takımlar arasına girdi.
Aynı grupta orta sıralarda mücadele eden İstanbul takımlarından Pendikspor ve Tepecikspor da evinde yenilgi yüzü görmeyen takımlar arasında yer aldı.
Ligin Kırmızı grubunda ise her takımın sahasında en az birer mağlubiyeti bulunuyor.
- Spor Toto 3. Lig
Toplam 57 takımın 3 grupta mücadele ettiği 3. Ligte, en yakın rakibine 9 puan fark atarak 51 puanla, 1. grupta liderliğini sürdüren İnegölspor'un bu başarısında, evinde oynadığı karşılaşmaların tamamında puan kazanması da önemli rol oynuyor.
Aynı grupta yer alan Sandıklıspor da liginin sahasında namağlup unvanlı bir diğer takımı olarak göze çarpıyor.
Ligin 2. Grubunda da şampiyonluğun en önemli adaylarından biri olan lider Nazilli Belediyespor ile birlikte Yalıspor ve Belediye Bingölspor takımları da evlerinde oynadıkları maçlarda, rakiplerine 3 puan alma şansı tanımadı.
Ligin 3. grubundaki tüm takımların ise sahasında yenilgisi bulunuyor.
Öğrenciler daha fazla sportif faaliyet istiyor
TRABZON (A.A) - 21.02.2012 - Tuğba Yardımcı Mısır - Trabzon'da Türkiye Öğrenci Meclisince 4 bin öğrencinin katılımıyla gerçekleştirilen anket sonuçlarına göre, öğrencilerin eğitim faaliyetlerinden memnun oldukları ancak sportif ve sosyal faaliyetleri zayıf buldukları ortaya çıktı.
Türkiye Öğrenci Meclisi Başkanı Muhammed Muhsin Aksoy, AA muhabirine yaptığı açıklamada, meclisin 2004 yılında TBMM ve Milli Eğitim Bakanlığının ortaklaşa yürüttüğü 'Demokrasi Eğitimi ve Okul Meclisleri Projesi' kapsamında oluşturulduğunu söyledi. Aksoy, meclisin ülke genelindeki ilköğretim ve lise öğrencilerini kapsadığını belirtti.
Trabzon'da, ilçeler dahil 87 okuldan 4 bin öğrencinin katılımıyla ''Trabzon İli Öğrenci Memnuniyeti Anketi'' yaptıklarını ifade eden Aksoy, ''Anketi yapmamızdaki gaye, temsil ettiğimiz kitlenin sorunlarını belirlemek ve üst makamlara ulaştırmaktır. Sorunları tespit etmenin en rahat yolu da anket çalışması olduğu için bu yöntemi uyguladık. Böylece öğrenci arkadaşlarımızın taleplerini tespit ettik'' dedi.
Aksoy, ankette öğrencilere ulaşılabilirlik, öneri ve şikayetler, güvenlik, kararlara katılım, eğitim öğretim, fiziki ortam, kantin, yemekhane ve yatakhane, sosyal, kültürel ve spor etkinlikler gibi 15 farklı konuda toplam 50 sorunun yer aldığını ifade etti.
- ''Öğrencilerimizin okula severek gelmediği kanısına vardık''-
Anket sonuçlarına göre, öğrencilerin, okullarda sosyal yönden daha fazla aktivite istediğine işaret eden Aksoy, ''Genel olarak tüm maddeleri değerlendirdiğimiz zaman öğrencilerimizin okula severek gelmediği kanısına vardık. Öğrencilerin okula severek gelebilecekleri ve birlikte yapabilecekleri faaliyetler istiyoruz. Bu doğrultuda girişimlerin başlatılmasını talep ediyoruz'' diye konuştu.
Öğrencilerin kantinlerden genel itibarıyla memnun olmadıklarını da belirten Aksoy, şöyle devam etti:
''Fiziki açıdan okulun temiz ve bakımlı olması konusunda memnuniyet algısı oranı yüzde 30 düzeyinde. Yine yemekhane ve yatakhanelerden memnuniyet algısı yüzde 35 civarında, bu da düşük bir oran. Teneffüs sürelerini yetersiz buluyorlar.''
Öğrencilerin sosyal, kültürel ve sportif etkinlikler açısından memnuniyet oranının yüzde 41 olduğuna dikkati çeken Aksoy, şunları kaydetti:
''Arkadaşlarımızın okullara ısınmama nedenlerinden birisi de sosyal yönden kendilerini deşarj edebilecekleri faaliyetlerin yeterince yapılmaması. Belirli gün ve haftaların olumlu şekilde kutlandığı konusunda memnunlar. Olumlu davranış kazanma ve eğitim açısından da arkadaşlarımız yine olumlu görüşlerini beyan ettiler, yüzde 81 düzeyinde. Eğitim açısından arkadaşlarımız pek sıkıntı yaşamıyor ama deşarj olabilecekleri fazla imkana sahip olmadıklarından bir memnuniyetsizlik ortaya çıkıyor.''
''Ruhsal sorunlarda ilaca sarılmak yanlış''
ANKARA (A.A) - 21.02.2012 - Selma Bıyıklı - Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana bilim Dalı öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayla Aysev, psikiyatrik ilaçlarda son 20-30 yılda meydana gelen olağanüstü gelişmelerin, psikoterapiye ilginin azalmasına, ruhsal sorunların ilaçla tedavi edilebileceği gibi bir yanılgıya yol açtığını belirtti.
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı bilimsel etkinlikleri kapsamında Prof. Dr. Mualla Öztürk anısına düzenlenen sempozyumda, ruhsal sorunlara yaklaşımda psikoterapi tartışılıyor.
''Çocuk ve Ergenlerde Psikoterapiler'' temalı 3 günlük toplantıyla ilgili AA muhabirine bilgi veren sempozyum başkanı ve Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayla Aysev, psikoterapinin önemine işaret etti.
Aysev, şunları söyledi:
''Psikiyatrik ilaçlarda son 20-30 yılda meydana gelen olağanüstü gelişmeler psikoterapiye karşı ilginin azalmasına, ruhsal sorunların ilaçla tedavi edilebileceği gibi bir yanılgıya yol açtı. İnsan biyo-psiko-sosyal bir bütündür. Böyle bir organizmaya sadece ilaçlarla yardım edebileceğini düşünmek büyük bir yanılgıdır. Psikoterapi duygusal ve davranışsal sorunlar veya güçlükler yaşayan çocuk ve ergenlerin duygu, düşünce ve davranışlarında değişim yaratmaya yönelik farklı teknikleri olan tedavi yöntemidir.''
Psikiyatri biliminde 400 dolayında farklı psikoterapi yaklaşımı bulunduğunu, izlenecek yaklaşımın, çocuk ya da ergenin o anki yakınması, öyküsü, gelişimsel düzeyi ve tedaviye uyum sağlayabilme becerisi dikkate alınarak belirlenmesi gerektiğini vurgulayan Aysev, şunları kaydetti:
''Tedavide hangi yaklaşım uygulanırsa uygulansın, çocukları aileden bağımsız ele almak mümkün olmadığından çocuğun psikoterapisinde aile de terapi sürecine katılmalıdır. Günlük uygulamada psikanaliz ve psikoterapi yapılmayabilir. Fakat çocuk ve ailenin anlaşılabilmesi ve onlara yardımcı olunabilmesi için psikodinamik kavramların ve psikoterapinin temel ilkelerinin bilinmesi ve hastaya zaman ayrılması gerekir. Çocuk ve anne-babasıyla karşılaştığımız andan itibaren psikoterapi başlar.''
Psikoterapinin bir zaman kaybı olarak düşünüldüğünü, ancak bunun yanlış olduğunu vurgulayan Aysev, performans sistemiyle hekimlerin hastalara ayırdığı zamanın azalmasının olumsuz etkilerinin, psikiyatrik tedavilere de yansıdığını söyledi.
Performans sistemi nedeniyle psikoterapik yaklaşıma zaman ayırmanın güçleştiğini ifade eden Aysev, toplantının, psikoterapinin önemine dikkati çekmek amacıyla düzenlendiğini bildirdi.
- İnsana dokunmak-
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Birim Günay Kılıç da psikoterapinin, emek verilen, varılan noktada da o emek ve çabaya değen bir yolculuk olduğunu belirtti.
Psikoterapinin, öncelikle bir insan ilişkisi olduğuna işaret eden Kılıç, ''Çok sayıda tekniği olan bu tedavi yönteminde, ilişkinin, bağlanmanın, insana dokunmanın hissedilmediği terapi, terapi olamaz'' dedi.
Her psikoterapi sürecinde terapistlerin de değişip dönüştüğünü anlatan Kılıç, şöyle konuştu:
''Ruhsal bozuklukları sadece nörobiyolojik bakış açısı ve ilaçla ele almak yetersizdir ve kişiye fayda sağlamaz. Psikoterapi vakit alan ve emek isteyen küçük adımlarla ilerleyen bir süreçtir. Sadece nörobiyolojik temeli bilmek yeterli değildir.''
Kılıç, sempozyum boyunca psikoterapi ana konusu çerçevesinde bilgi ve deneyimlerin paylaşılacağını sözlerine ekledi.
Arap Birliği Genel Sekreteri Nebil El Arabi:
ANKARA (A.A) - 21.02.2012 - Arap Birliği Genel Sekreteri Nebil El Arabi, Rusya ve Çin'in Suriye konusunda tutumlarını değiştirebileceklerine dair işaretler olduğunu söyledi.
El Arabiya'nın haberine göre El Arabi, Mısır'ın başkenti Kahire'de dün gece düzenlediği basın toplantısında, daha önce BM Güvenlik Konseyi'ndeki Suriye karar tasarısını veto eden BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyelerinden Çin ve bir yere kadar da Rusya'dan gelen işaretlerin, bu ülkelerin pozisyonlarında bir değişiklik olabileceğini gösterdiğini kaydetti.
El Arabi, bu Cuma Tunus'ta yapılacak "Suriye'nin Dostları" toplantısında Suriye'ye daha fazla baskı kararı çıkacağını da kaydetti.
BM Güvenlik Konseyi'ne sunulan ve Suriye'de şiddetin sona ermesini hedefleyen Arap barış planının Rusya ve Çin tarafından veto edilmesinin ardından AB'den yapılan açıklamada, gelecek haftalarda Şam yönetimine yönelik yaptırımlara yenilerinin eklenmesinin muhtemel olduğu bildirilmişti.
350 yıllık hat levhaları yeniden hayat buldu
KONYA (A.A) - 21.02.2012 - 21.02.2012 - Mürsel Çetin - ''Anadolu'nun hafızası'' konumundaki Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi'ne Nevşehir'in Hacıbektaş ilçesindeki Hacı Bektaş Veli Müzesi'nden getirilen ve 300-350 yıl önceki meşhur hattatlar tarafından yazılan 68 adet hat levhasının bakım ve tamiri, 8 ay süren titiz bir çalışmayla tamamlandı.
Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi Müdürü Bekir Şahin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kütüphanelerine intikal eden kitap, hat, belge gibi el yazması ve matbu eserlerin öncelikle ''Bunun mürekkebi nasıl, ne tür hasar ve hastalığı var'' tespit çalışmasının yapıldığını, ardından ne tür işlem uygulanacağı konusunda bir karar verilerek, son teknoloji ürünü cihazlarla tamir ve bakımlarının gerçekleştirildiğini söyledi.
Bunları yaparken amaçlarının yüzde 100 netice elde etmek olduğunu anlatan Şahin, bu kapsamda, Hacı Bektaş Veli Müzesi'nde bulunan 68 adet hat levhasının yaklaşık 8 ay önce Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi'ne getirildiğini anımsattı.
Hacı Bektaş Veli Müzesi'nden kütüphanelerine bakım ve tamiri için gelen eserlerin, etnografik eserler olduğunu ifade eden Şahin, şunları kaydetti:
''Kütüphanemize intikal eden hat levhalarla ilgili ilk önce raporumuzu hazırladık. Eserlerin çoğunluğunun nemden dolayı çok fazla yıprandığı, bir kısmının hastalıklı, bir kısmının da hasarlı olduğu komisyon tarafından tespit edildi. Hat levhaları arasında zamanın çok meşhur hattatlarının sanat eserleri, tezhibi, süslemeleri çok nadide olan eserleri var. Özellikle bunların bir kısmında iklimlendirme nedeniyle yılların verdiği hasarlar mevcuttu. Bunlar tamamen tedavi edildi, bakım ve tamiri yapıldı.''
- Aralarında tezhip sanatının seçkin örnekleri var--
Eserler arasında tezhip sanatının çok seçkin örneklerinin bulunduğuna dikkati çeken Şahin, şunları söyledi:
''Hacı Bektaş Veli Müzesi'nden gelen eserler, oldukça ince ve zaman harcanan eserler. Gelen eserler arasında altınla yazılmış olan hat yazıları vardı. Bunlar mantarlı bir halde, altınları tamamen dökülmüş vaziyetteydi. Arkadaşlarımız, en uzun bu hat levhalarıyla uğraştılar. Selçuk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nden müzehhip öğretim üyelerinden, hattatlardan oluşan 4 kişilik ekip, gece gündüz süren çalışma sonunda 1 ayda tamamladı. Hakiki altınla yazılmış eserin bakım ve tamiri de hakiki altınla yapıldı. Hastalığı hasarı tamamen giderildi, eski haline kavuşturuldu.''
Hacı Bektaş Veli Müzesi'nin dergah iken Mevlevi sikkesi bulunduğunu vurgulayan Şahin, şöyle devam etti:
''Bazıları altınla yazılmış olan bu hat yazıları, maddi ve manevi olarak çok önemli eserlerdir. Bunlar içerisinde özellikle Bektaşi kültürünü yansıtan eserler çoğunlukta'' dedi.
- ''Mevlivilik, Bektaşilik hepsi bizim kültürümüz''-
Şahin, dikkatlerini çeken başka bir husus olduğunu ifade ederek, şöyle devam etti:
''Nasıl ki, Mevlana Müzesi'nde Bektaşi kültürüyle alakalı hat levhalar görmek mümkünse burada da Mevlevi kültürüne ait hat levhaları olduğunu gördük. Yine 'Ya Hazreti Mevlana' yazılı bir hat levhası gubari hatla çok ince detayla içerisine de hatlar yazılmış. Demek ki, bize bu şunu gösteriyor. Mevlevilik, Bektaşilik hepsi bizim temel kültürümüz arasında. Hiç birbirlerinden de gocunmamışlar. Birlik ve beraberlik içinde, kardeşçe yaşadıklarının bir simgesi olarak değerlendirmek mümkündür.''
Şahin, titiz bir çalışma neticesinde bakım ve tamiri tamamlanan maddi ve manevi olarak paha biçilemez 68 adet hat levhanın Hacı Bektaş Veli Müze Müdürlüğü yetkililerine teslim edildiğini sözlerine ekledi.
Halter Bayanlar Milli Takım Antrenörü Ünlü:
KONYA (A.A) - 21.02.2012 - Mümin Altaş - Halter Bayanlar Milli Takım Antrenörü Talat Ünlü, ''Nurcan Taylan Türkiye için önemli bir sporcu. İnşallah bu süreçten aklanarak çıkar ve Türkiye'yi olimpiyatlarda temsil eder'' dedi.
Ünlü, AA muhabirine yaptığı açıklamada, her olimpiyattan sonra diğer bir olimpiyat için hazırlıklara başladıklarını belirterek, 2012 Londra Olimpiyatları içinde hazırlıklarını sürdürdüklerini söyledi.
2012 Londra Olimpiyatları için Halter Federasyonu olarak 9 kota aldıklarını anımsatan Ünlü, alınan 9 kotadan 4'ünün bayan sporcu olduğunu ve maksimum kotayla olimpiyatlara katıldıklarını vurguladı.
Olimpiyatlara çok sayıda sporcu ile gitmelerinin önemli olmadığını dile getiren Ünlü, ''Önemli olan çok sayıda sporcu değil. Çok sayıda sporcu ile katıldığımız olimpiyatlarda başarılı olamazsak bize değer veren yüce milletimizi ve iyi koşullarda çalışmamızı sağlayan bakanlığımızı, federasyonumuzu üzeriz. Halterde ülkemizi en iyi şekilde temsil edeceğiz'' dedi.
- ''Nurcan, olimpiyatlarda altın madalya kazanan ilk ve tek bayan sporcu''-
Ünlü, bayanlarda alınan 4 kişilik kota içerisinde Nurcan Taylan'ın da yer aldığını, Taylan'ın son dünya şampiyonasında olumsuz bir durum yaşadığını aktardı.
Nurcan'ın gerekli mercilere başvurduğunu hatırlatan Ünlü, şunları kaydetti:
''Süreç devam ediyor. Ne olacağını tam bilmiyoruz. Nurcan, ülkemiz adına olimpiyatlarda altın madalya kazanan ilk ve tek bayan sporcu. Dünya şampiyonası öncesi antrenmanlarda rekor kırıyordu. Böyle bir sporcuyu yarıştırmak isteriz. Nurcan, Türkiye için önemli bir sporcu. İnşallah bu süreçten aklanarak çıkar ve Türkiye'yi olimpiyatlarda temsil eder. Bunun akside olabilir. Biz bu durumlara hazırlıklıyız. Nurcan katılmasa da Aylin Daşdelen, Sibel Şimşek gibi Avrupa ve dünya şampiyonalarında dereceler yapmış olan bir çok sporcumuz var. Biz onlara güveniyoruz.''
Ünlü, mevcut sporcularla en az iki madalya alabileceklerini, hazırlıklarının bu yönde devam ettiğini sözlerine ekledi.
Hava aracının arazi engeline çarpmasına önlem
ANKARA (A.A) - 21.02.2012 - Tolga Özgenç - Türk mühendislerinin geliştirdiği ilk yerli milimetrik dalga bandı prototip radar sistemi ile hava araçlarının, uçuş istikametleri boyunca, arazi engeline çarpmalarının önüne geçilecek.
Savunma Sanayii Müsteşarlığı, METEKSAN Savunma ve Bilkent Üniversitesi'nin ortaklaşa yürüttüğü, ''Kara Hedef Angajmanı için Milimetrik Dalga Radar Teknikleri Geliştirilmesi (MILDAR) Projesi'' tamamlandı.
Radar sistemi ile hava ve kara araçları tespit ve takip edilecek, duran hedeflerin ayrıntılı analizleri, hareketli hedeflerin de yüksek çözünürlüklü görüntüleri elde edilecek.
TÜBİTAK tarafından desteklenen proje, belirlenen takvime, bütçeye, kalite isterlerine ve kapsamına uygun olarak sonuçlandı.
Türkiye'de milimetre dalga bandında tasarlanıp gerçekleştirilen ilk radar sistemi olma özelliği taşıyan ve Ka bandında çalışan MILDAR, helikopter platformları başta olmak üzere insansız hava araçlarında da kullanılabilecek.
- MILDAR sisteminin dört modu bulunuyor-
Türk mühendislerinin geliştirdiği radar sistemi olan MILDAR, Darbe-Doppler(arama-takip) denilen özelliği ile etkili menzili içerisindeki hava ve kara araçlarının tespit edilmesini ve takibini sağlayacak.
SAR (Synthetic Aparture Radar–Yapay Açıklıklı Radar) moduyla kullanıcısına duran hedeflerin ayrıntılı analizlerini verecek olan radar sistemi, arazi profili çıkarma özelliği sayesinde de hava araçlarının, uçuş istikametleri boyunca, arazi engeline çarpmalarını önleyecek.
Düşük hacim ve ağırlığa sahip sensörleri bulunan MILDAR, hareketli hedeflerin yüksek çözünürlüklü görüntülerinin elde edilmesini sağlayan ISAR (Inverse Synthetic Aparture Radar – Ters Yapay Açıklıklı Radar) moduyla, arazi üzerindeki hareketli hedefleri teşhis etmeye yardımcı olacak.
Radar sisteminin arazi profili oluşturma modu ile hava ve kara araçlarının tespiti ve takibi modu aynı anda çalışabiliyor.
Milimetre dalga bandında çalışan ilk yerli radar sistemi, tanklar, zırhlı araçlar ve kara araçları için algılayıcı sistemlerle, yakın bölge koruması için karaya konuşlu radar sistemlerinin geliştirilmesine de yardımcı olacak.
MILDAR'ın, kısa bir süre sonra METEKSAN'ı ziyaret edeceği belirtilen Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'a da tanıtılacağı ifade edildi.
23 Yaş Altı Dünya Kayak Şampiyonası
ERZURUM (A.A) - 21.02.2012 - Erzurum'da düzenlenen 23 Yaş Altı Dünya Kayak Şampiyonası'nda yapılan kayaklı koşu sprint yarışlarında, erkeklerde Türkiye'yi temsil eden Ömer Yusufoğlu elemeleri geçemedi.
Kandilli Kayak Merkezi'nde gerçekleştirilen 23 Yaş Altı Dünya Kayak Şampiyonası'ndaki kayaklı koşu sprint yarışları elemelerinde, erkeklerde 68, bayanlarda ise 44 sporcu mücadele etti.
Türkiye'nin bayanlarda katılmadığı yarışlarda, Almanya'dan Hanna Kolb elemeleri ilk sırada tamamlarken, Kolb'un ardından Slovenya'dan Alenka Cebasek ikinci ve İsveç'ten Jennie Oeberg üçüncü oldu.
Erkeklerde ise Türkiye'yi temsil eden Ömer Yusufoğlu, 53. sırada yarışı tamamlayarak finallerde yarışma şansını kaybederken, elemeleri Rusya'dan Gleb Tetivykh birinci, İsviçre'den Gianluca Cologna ikinci ve İngiltere'den Andrew Musgrave üçüncü sırada tamamladı.
Yarışların öğleden sonraki etabında sporcular finallerde mücadele edecek.
Olimpiyatlara, atıcılıkta rekor katılım
ANKARA (A.A) - 21.02.2012 - Londra Olimpiyatları'na atıcılık branşında 5 sporcuyla katılma hakkını elde eden Türkiye, bu branşta olimpiyatlar için rekor katılıma ulaştı.
Atıcılık Federasyonu Başkanı Latif Aral Aliş, AA muhabirine, Londra olimpiyatlarına rekor sayıda katılım vizesi aldıklarını belirterek, ''Türkiye, Londra 2012 Olimpiyat Oyunlarında atıcılık branşında rekor sayıda sporcuyla temsil edilecek. Büyük başarı elde eden sporcularımız, Yusuf Dikeç, Oğuzhan Tüzün, İsmail Keleş, Nihan Kantarcı ve Çiğdem Özyaman Londra vizesi almayı başardı'' dedi.
- 9 olimpiyatta 19 atıcı yarışmıştı-
Başkan Aliş, Türkiye'nin 1968 yılından bu yana atıcılıkta olimpiyat oyunlarına sporcu gönderdiğini ifade ederek, ''Ancak 2012 Londra Olimpiyatları'nda en çok katılımı sağladık. Türkiye, atıcılıkta bugüne kadar 9 olimpiyatta toplam 19 sporcu ile temsil edilirken, 2012 Londra Olimpiyat Oyunları'na 5 sporcu ile katılacak. Böylece olimpik sporcu sayımız da toplamda 24'e çıkacak. Son 6 olimpiyat oyunlarında 1 veya 2 sporcu ile temsil edilebilen Türkiye, bundan önce en büyük katılımı 1972 Münih Olimpiyat Oyunları'nda 4 sporcu ile sağlamıştı. Milli atıcılarımız, 1972'den tam 40 sene sonra bu rakamı 5'e çıkarmayı başardı'' diye konuştu.
- Bayanlara özel ilgi-
Latif Aral Aliş, atıcılık branşında daha önce bayanlara yeteri kadar ilgi gösterilmediğini ifade ederek, şöyle konuştu:
''Bizim sporumuza daha çok 'erkek sporu' gözüyle bakılıyordu. Biz, bu algıyı kırmak için çalışmalar yaptık. Bayanlarımızın da bu sporu yapabilmesi için şartlar hazırladık. Son 1 yılda bu sporu yapan bayan sporcu sayımız yüzde 25 arttı. Sporcu sayımızın her geçen gün artması başarılarımızın da artmasını sağladı. Bunun en büyük örneği de Londra'ya 2 bayan sporcuyla katılmamız oldu. Böylece Türkiye tarihinde atıcılıkta ilk kez 2 bayan sporcu ile olimpiyatlarda temsil edilecek. Daha önce 1988 yılında Zeynep Oka ve 2000 yılında Ayşe Kil ile 1'er bayan sporcu ile temsil edilen ülkemiz, Londra'da Nihan Kantarcı ve Çiğdem Özyaman ile madalya arayacak. Bu da branşımızda bayanlarda olimpiyatlar için bir ilk oluyor.''
- Olimpiyatların müdavimleri-
Aliş, tüm branşlar içerisinde çok az Türk sporcunun 3 kez olimpiyatlarda mücadele etme başarısını gösterdiğini bildirerek, ''Atıcılık da, zoru başaran branşlardan birisidir. Olimpiyatlar için vize alan Oğuzhan Tüzün, 3. kez oyunlarda mücadele ederek büyük bir başarıya imza atacak. Atıcılıkta daha önce Mehmet Dursun ve Güneş Yunus 3'er kez olimpiyat oyunlarına katılmayı başarmıştı. Milli atıcılarımızdan Yusuf Dikeç de 2008 Pekin Olimpiyat Oyunları'ndan sonra olimpiyat heyecanını bu oyunlarda 2. kez yaşayacak'' şeklinde konuştu.
- Londra'ya gidecek atıcılar-
1968 Mexico City: Mehmet Dursun, Metin Salihoğlu, Türker Özerbaş
1972 Münih: Mehmet Dursun, Güneş Yunus, Osman Giraud, Fettah Güney
1976 Montreal: Mehmet Dursun, Güneş Yunus, Akın Ersoy
1984 Los Angeles: Güneş Yunus, Alp Kızılsu
1988 Seul: Zeynep Oka, Bülent Torpil
1996 Atlanta: Alp Kızılsu
2000 Sydey: Oğuzhan Tüzün, Ayşe Kil
2004 Atina: Oğuzhan Tüzün
2008 Pekin: Yusuf Dikeç
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan Yardımcısı Etyemez:
ANKARA (A.A) - 21.02.2012 - Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan Yardımcısı Halil Etyemez, ''Türkiye'de her gün ortalama 172 iş kazası oluyor, 4 çalışanımız hayatını kaybediyor, 6 çalışanımız ise sürekli iş göremez hale geliyor. Oysa iş kazaları ve meslek hastalıklarının yüzde 98'i önlenebilir'' dedi.
Kişisel Koruyucu Donanımların Piyasa Gözetimi ve Denetimine Destek Laboratuvarı Kurulması Teknik Destek Projesi Bilgilendirme Toplantısı, Crown Plaza Ankara Oteli'nde yapıldı.
Etyemez, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, Türkiye'de ve dünyada çalışma hayatının en önemli konularından birinin iş sağlığı ve güvenliği olduğunu belirterek, dünyadaki mevcut işgücünün 3 milyar olduğunu söyledi.
''Her gün ortalama 1 milyon iş kazasının yaşandığı dünyamızda her yıl 2,3 milyon insan, iş kazası ve meslek hastalıkları sonucu hayatını kaybetmektedir'' diyen Etyemez, yıllık maddi kayıpların ülkelerin gayri safi milli hasılalarını yüzde 1-4'ü arasında değiştiğini ifade etti.
Etyemez, şöyle devam ettİ:
''Türkiye'de ise her gün ortalama 172 iş kazası oluyor, 4 çalışanımız hayatını kaybediyor, 6 çalışanımız ise sürekli iş göremez hale geliyor. Oysa iş kazaları ve meslek hastalıklarının yüzde 98'i önlenebilir. Bakanlık olarak öncelikli hedefimiz tüm çalışma hayatında, çalışanın sağlık ve güvenliğini geliştirmek; iş kazalarını ve meslek hastalıklarını önlemektir.
İş sağlığı ve güvenliği konusunda başarı ancak tüm tarafların ortak değerleri benimsemesi ve üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmeleri ile elde edilecektir. İş sağlığı ve güvenliği koşullarının iyileştirilmesi ve iş kazalarının önlenmesi için işverenlerin, çalışanların ve devletin aynı bakış açısı ile iş sağlığı ve güvenliği alanında odaklanması gereklidir. Uygun önlemlerin alınması ve doğru uygulamaların hayata geçirilmesi, devlet, işveren ve çalışan işbirliğinin tam olarak sağlanması ile mümkündür.''
İş Sağlığı ve Güvenliği Yasa Tasarısı'nın hazırlanarak Bakanlar Kurulu'na sunulduğunu hatırlatan Etyemez, önleyici, iyileştirilici ve geliştirici anlayışa sahip olan tasarının tüm çalışanları kapsadığını dile getirdi.
İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürü Kasım Özer de, iş sağlığı ve güvenliğinin birinci maddesinin tehlikeyi ortadan kaldırmak olduğunu belirterek, bunun mümkün olmadığı durumlarda koruyucu tedbirlerin alınmasının önem arz ettiğini söyledi. Kişisel koruyucu donanımların çalışanlar için tehlike kaynağı olmaması gerektiğine işaret eden Özer, insan hayatının korunması gereken en yüce emanet olduğunu dile getirdi.
İş kazalarının yarısına yakınının kişilerin korunamamasından kaynaklandığını anlatan Özer, oysa iş kazalarını önlemek için baret, eldiven, maske kullanımı gibi basit önlemlerin alınmasının yeterli olduğunu kaydetti.
Doğu Anadolu'da kış
ERZURUM (A.A) - 21.02.2012 - Doğu Anadolu Bölgesi'nde gece en düşük hava sıcaklığı eksi 30 derece ile Erzurum'da ölçüldü.
Meteoroloji Erzurum Bölge Müdürlüğü yetkililerinden edinilen bilgiye göre, Sibirya yüksek basınç sisteminin etkisi altında bulunan Doğu Anadolu Bölgesi'nde soğuk hava etkili oluyor.
Gece en düşük hava sıcaklığı Erzurum'da eksi 30, Ağrı'da eksi 23, Kars'ta eksi 17, Bayburt'ta eksi 16, Ardahan ve Erzincan'da eksi 12, Iğdır'da eksi 3 derece olarak ölçüldü.
Günün en yüksek hava sıcaklığının Ardahan'da eksi 14, Erzurum, Ağrı ve Kars'ta eksi 12, Bayburt'ta eksi 6, Erzincan ve Iğdır'da 0 derece olmasının beklendiği bildirildi.
Kar ve tipi nedeniyle Erzurum'da 264, Ağrı'da 119, Iğdır'da 19, Ardahan'da 4 olmak üzere toplam 406 köyle ulaşım sağlanamıyor.
Bazı köylerde hasta nakillerinde sıkıntı yaşandığı, Erzurum'da son 24 saatte, yolu kapalı olan köylerden 2 hastanın karla mücadele ve sağlık ekiplerince hastaneye ulaştırıldığı belirtildi.
TSKB, 2011 Yılı Değerlendirme Toplantısı
İSTANBUL (A.A) - 21.02.2012 - Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) Genel Müdürü Fevzi Onat, 2011 yılında 660 milyon dolarlık yeni kaynak anlaşmasına imza attıklarını belirterek, ''2012 yılı için tüm sektörlerde yeni kredi kullandırım tutarımızın 1,3 milyar dolara ulaşacağını öngörüyoruz'' dedi.
Onat, TSKB'nin 2011 yılına ait finansal sonuçlarını değerlendirdiği ve 2012 hedefleri hakkındaki bilgi verdiği basın toplantısındaki konuşmasında TSKB'nin, 2012 yılında 1,3 milyar dolar kredi kullandırarak Türk reel sektör yatırımlarını desteklemeye devam edeceğini ifade etti.
Fevzi Onat, 2011 yılında solo bazda 255,3 milyon TL net karları olduğunu açıklayarak, bu başarılı performanslarını ve sürdürülebilir gelişimlerini, 2012 yılında da devam ettireceklerini belirtti.
Avrupa'da yaşanan mali krize rağmen TSKB'nin güçlü aktif yapısı ve yüksek verimlilik anlayışıyla 2011 yılını yüzde 21 kar artış oranıyla kapatma başarısı gösterdiğini kaydeden Onat, ''Elde ettiğimiz finansal ve operasyonel sonuçlar, uzun vadeli sürdürülebilir büyüme hedeflerimiz yönünde güçlü adımlar attığımızın en büyük kanıtıdır'' dedi.
Onat, TSKB'nin aktif büyüklüğü, 2010 yılına oranla yüzde 19,5 büyüme kaydederek 9,5 milyar TL seviyesine ulaştığına dikkati çekerek, TSKB'nin, 31 Aralık 2011 itibariyle güçlü sermaye yapısını koruyarak, özkaynaklarını 1,4 milyar TL'ye taşırken, bankanın yıllık bazda ortalama özkaynak ve aktif getiri oranlarının sırasıyla yüzde 19,4 ve yüzde 2,9 olarak oluştuğunu söyledi.
TSKB'nin, solo bazda vergi öncesi karının yıllık bazda yüzde 18,3 artışla 317,7 milyon TL, net dönem karının ise yüzde 20,7 artışla 255,3 milyon TL olduğunu bildiren Onat, ''Toplam kredilerdeki 12 aylık dönemdeki artış, TL bazında yüzde 32,1 oranında gerçekleşerek kredi toplamı 6,4 milyar TL seviyesine ulaştı. Bankanın 2011 yılında net faiz gelirleri yıllık bazda yüzde 22,4 artarak 364,3 milyon TL'ye ulaştı'' şeklinde konuştu.
- Enerji Verimliliği Projeleri TSKB'nin gündeminde ağırlık kazanacak-
Son 5 yılda enerji yatırımı finansmanında önemli rol oynadıklarını kaydeden Onat, enerji yatırımının ülkenin bir ihtiyacı olduğunu anlattı.
Onat, 2012'de Enerji Verimliliği ile birlikte altyapı, lojistik, turizm ve sağlık sektörlerindeki yatırımlara desteklerini sürdüreceklerini bildirdi.
Fevzi Onat, 2011 yılında kullandırılan krediler hakkında da şunları kaydetti:
''TSKB olarak son 9 yıldır yenilenebilir enerji projelerine önemli ölçüde kaynak aktardık. 2011 yıl sonu itibariyle toplam kurulu gücü 3.319 MW olan 93 adet yenilenebilir enerji projesi tarafımızca finanse edilmiş durumda. Bu projeler Türkiye'nin yenilenebilir enerji toplam kurulu gücünün yüzde 17'sine karşılık gelmektedir. Söz konusu 93 projenin 50'sinde yatırımlar tamamlandı ve elektrik üretimi devam ediyor. Türkiye enerji yoğunluğu yüksek bir ülke. Ülkemizde aynı değerde milli gelir elde etmek için OECD ortalamasının yüzde 50 fazlası, Japonya'nın ise 3 misli enerji tüketiyoruz. Enerji verimliliği alanında yapılacak yatırımlar gerek cari açığın gerekse sanayi sektörlerinin sera gazı emisyonlarının azaltılması açısından büyük önem arz etmekte. TSKB olarak, 2008 yılından itibaren 50'den fazla 'Enerji Verimliliği' projesini değerlendirdik. 2011 yılı sonu itibariyle de 21'inin finansmanını sağladık. 2012 yılı içinde enerji verimliliği alanında kredi kullandırmaya hız kesmeden devam edeceğiz.''
Dünya Bankası, Avrupa Yatırım Bankası, Avrupa Konseyi Kalkınma Bankası, Alman Sanayileşme Fonu (KfW), IFC, AFD ve EBRD gibi uluslar üstü kuruluşların desteğiyle finansman sağlamaya devam ettiklerini kaydeden Onat, ''2011 yılında 660 milyon dolarlık yeni kaynak anlaşmasına imza attık. 2012 yılında devam eden projelerdeki mevcut taahhütlerimiz kapsamında kredi kullandırmaya ve enerji verimliliği projeleri başta olmak üzere hedef sektörlerde yeni projeleri incelemeye devam edeceğiz. 2012 yılı için tüm sektörlerde yeni kredi kullandırım tutarımızın 1,3 milyar dolara ulaşacağını öngörüyoruz'' diye konuştu.
- ''TSKB olarak 2012'de de Türkiye ekonomisinin kalkınması için çalışmaya devam edeceğiz''-
Onat, ''TSKB olarak, önümüzdeki dönemde hedef sektörlerde yüksek verimliliğe sahip projelere, uluslararası iş ortaklarımızla işbirliği içinde kaynak aktarmaya ve Türkiye ekonomisinin kalkınması için çalışmaya devam edeceğiz'' dedi.
Sendikasyonlarının mayıs ayında sona ereceğini dile getiren Onat, bunu muhtemelen 100 milyon dolar olarak yenileyeceklerini dile getirdi.
Türkiye'deki sermaye piyasalarına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Onat, yapısal birtakım değişikliklerin olduğunu gördüklerini, Türkiye'nin bu konuda biraz zamana ve ekonominin biraz daha olgunlaşmasına ihtiyacı olduğunu anlattı.
Dünyadaki son zamanlardaki iyimser havaya ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Onat, bu konuda ihtiyatlı iyimser olunması gerektiğini, maddi reel bir gelişme olmadığını, ancak Avrupa'da çok daha büyük yapısal sorunların olduğuna dikkati çekti.
Avrupa'nın bir borç problemi yaşadığını dile getiren Onat, Avrupa'nın borç problemi için üretimi artırması gerektiğine işaret etti.
Türkiye'nin ise makroekonomik dengeleri itibariyle son derece sağlam durumda olduğunu söyleyen Onat, Türkiye'de bankacılığın iyi durumda olduğunu, ancak herkesin probleminin cari açık konusu olduğunu kaydetti.
Cari açığın yapısal faktörlere bağlı olarak uzun dönemde üstesinden gelebilecek bir problem olduğuna dikkati çeken Onat, cari açığın kısa sürede bir problem olacağını düşünmediğini anlattı.
Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Koncuk:
ANKARA (A.A) - 21.02.2012 - Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, sözleşmeli personelin tamamının bir an önce kadroya geçirilmesi için çalışmaların tamamlanmasını istediklerini belirtti.
Koncuk, yaptığı yazılı açıklamada, geçen yıl bazı sözleşmeli kamu görevlileri kadroya geçirildiğini hatırlatarak, ancak belediye ve il özel idarelerinde çalışan sözleşmelilerin, 4/B'liler ve 4/C'lilerin, TRT, Et ve Balık Kurumu, Denizcilik Müsteşarlığı, Ulaştırma Bakanlığı, TMO, TİGEM, DHMİ, TUREM ve TOKİ çalışanlarının, gençlik ve spor uzmanlarının, usta öğreticiler, vekil öğretmenlerin, ebe ve hemşirelerin, vekil imam hatiplerin kapsam dışında kaldıklarını ifade etti.
Kapsam dışında kalan sözleşmeli personelin de kadroya geçirilmesini talep ettiklerini belirten Koncuk, bu kapsamda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile de görüştüklerini hatırlattı.
Ancak yetkililerden sözleşmeli personelin kadroya geçirilmesi konusunda herhangi bir çalışma yapılmadığına dair açıklamalar geldiğini bildiren Koncuk, şunları kaydetti:
''Hükümet, bir gün ak dediğine bir başka gün kara demekten vazgeçip, kadro bekleyen sözleşmelilerimizin mağduriyetlerine son vermek zorundadır. Yanlışın düzeltilmesi yolunda bir beklenti yaratılmış, defalarca söz verilmiş, çalışmalar başlatılmıştır. Bu beklentinin karşılanmaması çalışanlarımız arasında büyük huzursuzluklara neden olacaktır.
Hükümet, her uygulamasında ayrıcalıklı ve mağdur kesim yaratma huyundan vazgeçmelidir. Biz, siyasetçilerimizin verdikleri sözün arkasında duracaklarına ve 151 bin sözleşmeli personelimizin umutları ile oynamayacaklarına inanmak istiyoruz. Sorunun parça parça ve yeni mağdurlar yaratarak değil, istisnasız tüm sözleşmelilerin kadroya alınıp, sözleşmeli personel çalıştırılması uygulamasına son verilmek suretiyle, yüz binlerce çalışanın sorunlarının kalıcı olarak çözülmesini istiyoruz.
Türkiye Kamu-Sen olarak, kadroya geçirilmeyerek büyük bir haksızlığa uğramış olan sözleşmeli personelin istisnasız tamamının bir an önce kadroya geçirilmesi için başlatıldığını bildiğimiz çalışmaların tamamlanmasını istiyoruz. Verilen söz, kamuoyuna yapılan açıklamalar yerine getirilmelidir. Söz verip de tutmamak, siyasi ahlakla bağdaşacak bir durum değildir.''
Çıkrıkçılar Yokuşundaki yangın
ANKARA (A.A) - 21.02.2012 - Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, Çıkrıkçılar Yokuşunda meydana gelen yangına ilişkin, ''Yangında trilyonlarca zarar eden esnafın bir an evvel bankalara olan borçları ile yanlarında çalışan işçilerin ücretleri sigorta fonundan karşılanmalı'' dedi.
Palandöken, yaptığı yazılı açıklamada, yangın bölgesinde ziyarette bulunarak, yangında zarar gören iş yeri sahipleri ile görüştüğünü belirtti.
Ankara'nın tarihi tuhafiyeciler-çorapçılar çarşısında 10 dükkanın tamamen yandığını ifade eden Palandöken, ''Yangında trilyonlarca zarar eden esnafın bir an evvel bankalara olan borçları ile yanlarında çalışan işçilerin ücretleri sigorta fonundan karşılanmalı'' değerlendirmesinde bulundu.
''Esnafın yaralarının zaman kaybedilmeden sarılması için Anıtlar Yüksek Kurulunun bir an evvel karar vererek buradaki yeniden yapılanmayı oluşturması gerektiğini'' belirten Palandöken, şunları kaydetti:
''Yeniden yapılanma acilen yapılmalıdır. Yoksa tarihi Çıkrıkçılar Yokuşundaki bine yakın işyeri ve on binlerce çalışan perişan olur. Çünkü, tarihi Çıkrıkçılar Yokuşunda bulunan işyerleri ahşap ve gecekondu statüsünde olduğu için sigorta şirketleri tarafından sigortaları yapılmadığı için acilen yangında işyerlerini kaybeden esnaflara yardım yapılmalıdır. Çeklerinin de bankalar tarafından ertelenmesi gerekir.''
Suriye İnsan Hakları İzleme Örgütü:
ANKARA (A.A) - 21.02.2012 - Londra merkezli Suriye İnsan Hakları İzleme Örgütü, Humus'un Bab Amro kentinde devam eden operasyonlarda bugün 19 kişinin öldüğünü duyurdu.
Örgüt, Baba Amro'da 19 kişinini yaşamını yitirmesinin yanında 350'den fazla kişinin yaralandığını ve yaralıların arasında durumu ciddi olanların olduğunu kaydetti.
Bunun yanı sıra, Suriye Genel Devrim Konseyi, Halep kentindeki operasyonlarda 2 kişinin öldüğünü, Humus'ta şiddetli operasyonların 18. gününe girdiğini ve şiddetli bir şekilde devam ettiğini belirtti.
Suriyeli muhalif aktivistler ise, Baba Amro'ya birkaç saat içinde 250 roket atıldığını ve operasyonlara uçakların eşlik ettiğini iddia etti.
Narenciye ihracatcısına e-ticaret uygulaması
MERSİN (A.A) - 21.02.2012 - Veli Gürgah - Narenciye Tanıtım Grubu (NTG), Türk narenciye sektörünü ve ihracatçılarını tanıtarak e-ticaret'i geliştirmeye yönelik İngilizce yayın yapan ''www.turkishcitrus.com'' adlı internet portalını hayata geçirdi.
NTG Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kavak, AA muhabirine yaptığı açıklamada, NTG'nin, narenciye ürünlerine yurt içi ve yurt dışında talebi artırmak, kaliteli üretim planlaması ve doğru pazarlama kanallarının kullanımını yürütmek için Ekonomi Bakanlığı'nın izniyle kurulduğunu anımsattı.
Narenciyede ''Türk Malı'' imajını ön plana çıkararak markalaşmaya önem verdiklerini ifade eden Kavak, ''Narenciye ürünlerinin, içerdiği vitamin ve lifler ile insan sağlığı üzerindeki olumlu etkileri tüm dünyada kabul görmüş bir gerçektir. Yürüttüğümüz tanıtım kampanyaları ile ürünümüzün bu özelliklerini ön plana çıkararak, hem dış hem de iç piyasada tüketici alışkanlığını yerleştirmeyi hedefliyoruz'' dedi.
Kavak, bunun yanı sıra günümüzün gelişen teknolojisini de kullanarak, sanal ortamda Türk narenciye sektörünü ve ihracatçılarını tanıtmak amacıyla İngilizce yayın yapan ve firmaların e-ticaret yapabileceği B2B Projesi olan''www.turkishcitrus.com'' adlı internet portalını aktif olarak hayata geçirdiklerini söyledi.
Başbakanlığın belirlediği 11 öncelikli ''e-devlet'' projesinden birinin ''yurt dışına e-ticaret projesi'' olduğunu vurgulayan Kavak, söz konusu projenin, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan'ın ''Türkiye'nin uluslararası alanda hak ettiği yeri almasında önemli rolü olacağına inandığını belirttiği 'e-ticaret'i yaygınlaştırma hedefi'' doğrultusunda uygulamaya konulduğunu ifade etti.
Proje ile öncelikle Fransa, Romanya, Suudi Arabistan ve Irak'a olmak üzere toplam 25 farklı ülkede Türk narenciye sektörünün ve ihracatçılarının tanıtılması hedeflendiğini belirten Kavak, şöyle konuştu:
''Portal içerisinde sektörde faaliyet gösteren her şirkete yer ayrıldı. İhracatçı şirketlerimiz portala girerek kendi alanlarında bilgilerini günceleyebilecek, fotoğraf ekleyip çıkarabilecek. Proje kapsamında 25 ülkedeki narenciye ithalatçıları listelendi. Her ülkenin kendi dilinde ithalatçılara yönelik ayda iki kez tanıtım e-mail ile gönderilecek. Bu kapsamda ilk etapta aralarında Almanya ve Rusya'nın da bulunduğu 10 ülkedeki ithalatçı firmalara tanıtım amaçlı e-mail gönderildi. Bu diğer ülkeler için de sürecek. Ayrıca bayram, yılbaşı gibi özel günlerde ithalatçılara kutlama mesajı iletilecek. İstikrarlı bir şekilde yapılacak bu çalışma ile Türk narenciye sektöründeki ihracatçı şirketler dünyanın her ülkesindeki narenciye sektör temsilcileri tarafından bilinir hale gelecek.''
''www.turkishcitrus.com'' internet portalının yurt içi ve dışında bilinen, tanınan bir B2B pazar yeri olacağına inandığını vurgulayan Kavak, ''Türk narenciye sektörünü internet üzerinden yurt dışına tanıtmayı, sektörün marka değerini yükseltmeyi, narenciye sektörüne yurt dışına yeni pazar bulmayı, e-ticaret alanında ihracatçı şirketleri eğitmeyi ve e-ticaret yapmalarını sağlamayı hedefleyen proje kapsamındaki portal, ihracatçı firmalardan gelecek taleplere göre geliştirilebilecek'' diye konuştu.
TÜSİAD Ekonomik ve Mali İşler Komisyonu Başkanı Bayazıt:
İSTANBUL (A.A) - 21.02.2012 - Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Üyesi ve Ekonomik ve Mali İşler Komisyonu Başkanı Tayfun Bayazıt, ''Küresel finansal sistem içerisinde, dış faktörleri de dikkate alan güçlü bir büyüme modeli geliştirmek için mevcut model üzerinde değişikliklere ihtiyacımızın olduğu açık'' dedi.
Bayazıt, Koç Üniversitesi, TÜSİAD Ekonomik Araştırma Forumu (EAF) ve Dünya Bankasınca düzenlenen, ''Büyümenin Altın Kuralı: Avrupa Ekonomik Modeli'ne Görkeminin Yeniden Kazandırılması'' başlıklı konferansta, krizin başladığı andan itibaren alınan tüm önlemlerin krizin etkilerini tamamen ortadan kaldırmaya yetmediğini kaydetti.
İlk aşamada alınan krize müdahale önlemlerinin yeni sorunların ortaya çıkmasına bile sorun olduğunu dile getiren Bayazıt, krize müdahale için devletlerin devreye girmesi sonucunda, hane halkı ve şirket bilançolarından alınan sorunların devlet bilançolarına taşındığını anlattı.
Bayazıt, ABD ve Avro Bölgesi başta olmak üzere ortaya ciddi bir devlet borcu sorunu çıktığını ifade ederek, finansal sistem dahilinde reel sektör ve finans sistemi arasında yaşanan güven bunalımlarının hazinelere yönelik güven bunalımlarına dönüştüğünü söyledi.
Özellikle Avrupa için devlet borcu sorunu ve toparlanma sürecindeki bozulmanın daha zorlu olduğuna değinen Bayazıt, küresel verilerin bu durumu açıkça ortaya koyduğunu belirtti.
Tayfun Bayazıt, IMF'in Dünya Ekonomik Görünüm Raporu Eylül 2011 verilerine göre, 2010 yılında yüzde 3'ü aşan bir büyüme gösteren ABD'de büyümenin 2011 ve 2012 yıllarında yüzde 1,8 oranında olacağının tahmin edildiğini bildirdi.
Buna karşılık 2010 yılında yüzde 2'ye yakın bir büyüme gösteren 27 Avrupa ülkesinin ortalama büyüme hızının 2011 yılında yüzde 1,6'ya gerileyeceğinin tahmin edildiğine işaret eden Bayazıt, söz konusu raporda, Avrupa Birliği 27 ülkesinin 2012 yılında büyümeyeceğinin, bunun yerine yüzde 0,1 oranında daralacağının öngörüldüğünü aktardı.
Bayazıt, rapora ilişkin Ocak 2012'de yapılan güncellemelerin Avrupa açısından çok daha olumsuz bir görünüm ortaya koyduğuna değinerek, Ocak 2012 güncellemesinde IMF, ABD için 2011 ve 2012'ye yönelik olarak yüzde 1,8'lik tahminini değiştirmezken, Avrupa için 2011 tahmini olan yüzde 1,6'yı koruduğunu, ancak 2012 yılı için öngörüsünü yüzde yarım daralma olarak aşağı yönde revize ettiğini anlattı.
- Türkiye ekonomisinin büyümesi-
Tayfun Bayazıt, Türkiye'nin küresel finansal krizden birçok gelişmekte olan piyasa ekonomilerine göre daha çok etkilense de Türkiye ekonomisinin krizden çıkış ve toparlanma süresinin görece daha hızlı ve güçlü olduğunu belirtti.
Türkiye'nin 2010 yılı son çeyreğinde büyüme hızı açısından Avrupa birincisi, 2011 yılının ilk çeyreğinde de dünya birincisi olduğunu anımsatan Bayazıt, ancak kriz sonrası tüm bu ışıltılı büyüme sürecine karşın bu tür sıralamaların hele hele üç aylık dönemler itibariyle kısa dönemli karşılaştırmaların, başarılı bir büyüme modelini basitçe ayırt etmekte yetersiz kalacağını kaydetti.
Bayazıt, IMF'nin Eylül 2011 Dünya Görünüm Raporu veri tabanının yıllık büyüme oranları açısından 2004 yılında ilk 25'e dahil olan Türkiye'nin, 2006 yılında 55'inci, 2007 yılında 117'inci, 2008 ve 2009 yıllarında ise 162'inci ve 154'üncü sıralara gerilediğine işaret ederek, krizin ardından 2010 yılında 11'inci sıraya çıkan Türkiye ekonomisinin 2011 yılında ilk 10 etrafında yer alacağını söyledi.
Bir başka deyişle istikrarsız büyüme oranlarının bu başarı öyküsünün en zayıf yanını oluşturduğuna değinen Bayazıt, bu bakış açısıyla diğer ülkelerin incelendiğinde son dönemde değer atfedilen ülkelerin bu sıralamadaki yerlerinin Türkiye kadar değişmediğini belirtti.
Bayazıt, örneğin Çin'in 2003 yılından beri hep ilk 20 ülke arasındaki yerini koruduğunu, Hindistan'ın 2003-2010 döneminde hiç 50'inci sıranın altına gerilemediğini anlattı.
Türkiye'nin yıllık büyüme sıralamalarına bakarak bir büyüme modelinin varlığını, geçerliliğini ve başarısını ortaya koymanın henüz pek mümkün gözükmediğine işaret eden Bayazıt, Türkiye'de bir büyüme anlayışının özellikle 2003'den beri mevcut olduğunu, bu büyüme anlayışının devlet eliyle değil, özel sektör girişimleri ile büyümeyi, devletin ekonomideki varlığı ve özel sektörü dışlama etkisini asgariye indirmeyi içinde barındırdığını anlattı.
Bayazıt, bu yaklaşımın ortaya koyduğu yüksek büyüme oranları açısından başarısını göz ardı etmenin mümkün olmadığına değinerek, şunları kaydetti:
''Ancak diğer taraftan istikrar sorunları ve beraberinde getirdiği cari açık problemine bağlı dur-kalk riski nedeniyle, bu büyüme yaklaşımının diğer unsurlarının dikkatle gözden geçirilmesi gerekiyor. Küresel finansal sistem içerisinde finansal sermayeyi gelişmekte olan ülkelere iten güçlerin bu ülkelerin sermaye çekme güçlerinden daha büyük olduğu bir dönemde bu dış faktörleri de dikkate alan güçlü bir büyüme modeli geliştirmek için mevcut model üzerinde değişikliklere ihtiyacımızın olduğu açık.
Kapaklarını kapatamadığımız, dışardan gelen suların debisini kontrol edemediğimiz bir havzanın sel tehlikesine uğraması, dışardan gelen kaynağın kuruması kadar önemli tehlikeler içermekte. Sürekli kuraklıkla sel arasında gidip gelen bir yönetim yaklaşımı yerine büyük ölçüde kendi kontrolümüzde su tutup su bırakabileceğimiz bir modele ihtiyacımız giderek artıyor.''
- Dünya Bankası Türkiye Ülke Direktörü Raiser-
Dünya Bankası Türkiye Ülke Direktörü Martin Raiser ise kendisinin de baş yazarlarından biri olduğu ve ocak ayında Brüksel'de tanıtımı yapılan ''Büyümenin Altın Kuralı: Avrupa Ekonomik Modeline Görkemin Yeniden Kazandırılması'' başlıklı rapora ilişkin bilgilendirmelerde bulundu.
Raiser, Avrupa'da uzun vadeli büyümeyi inceleyen bu raporun, son yirmi yıllık dönem üzerinde özellikle durarak, gelecek on yıllarda zenginliğin devam ettirilmesi için nelerin yapılması gerektiğini ortaya koyduğunu söyledi.
Raporda, Avrupa büyüme modelinin altı temel bileşeninin değerlendirildiğini, bunların, ticaret, finans, işletme, yenilikçilik,işgücü ve kamu olduğunu ifade eden Raiser, ''Avrupa'da çoğu ülke finans ve ticaret konusunda iyi, çoğu ülke işletme yenilikçilik konusunda iyi, ancak işgücü ve kamu sektörü bakımından iyi olan ülke sayısı çok az. Dolayısıyla Avrupa'nın kamu sektörünün ve işgücü piyasalarının daha iyi işlemesi için bir çok değişiklik yapması işletmelerde yenilikçiliği ve üretkenlik artışını geliştirmesi için daha az değişiklik yapması, finans ve ticaret alanlarında reform için daha az değişiklik yapması gerekiyor. Üretimin durması nüfusların azalması ve sürdürülebilir mali dengesizlikler birçok değişikliği acil hale getirmiştir'' diye konuştu.
Raiser, raporda, Avrupa'nın büyüme modelinin yeniden canlandırılması için üç ayrı tavsiyede bulunduğunu ifade ederek, bu tavsiyeleri, ''daha yoksul ülkelerin yüksek gelirli ekonomiler haline gelmesine olanak tanıyan yakınsama makinesinin yeniden çalıştırılması'', ''dünya nüfusunun onda birini barındıran kıtanın küresel ekonomik çıktının üçte birine sahip olmasını sağlayan, 'Avrupa Markası'nın yeniden oluşturulması'' ve ''dünyanın en yüksek yaşam kalitesine sahip bölgesi olarak 'yaşam tarzı süper gücü' konumunu sürdürebilmesi için neler yapılması gerektiğinin yeniden değerlendirilmesi'' olarak sıraladı.
Raiser, Avrupa ile daha yakın entegrasyonun aslında Türkiye'nin dünyanın ilk 10 ekonomisinden biri olma arzusu ile de örtüştüğünü dile getirerek, birkaç yıl önce kendilerinin AB'nin büyüme modeline ilişkin şüphelerini dile getirdiklerini kaydetti.
''Avrupa'nın en güzel günleri artık geçmişte kaldı'' diyen Raiser, gelecekte ekonomik anlamda Asya kıtasının ve Doğunun daha etkin rol oynayacağını sözlerine ekledi.
Akademik Ar-Ge Destekleri Bilgilendirme ve Eğitim Toplantısı
EDİRNE (A.A) - 21.02.2012 - Trakya Üniversitesi (TÜ) Rektörü Prof. Dr. Enver Duran, Türkiye'de milli gelirden araştırma ve geliştirme için ayrılan yüzde 0,67'lik payın harcanmadığını belirterek, ''2015 yılında milli gelirden ayrılacak olan 30 milyar doları kim, nasıl harcayacak?'' dedi.
Prof. Dr. Enver Duran, ''TÜBİTAK Akademik Ar-Ge Destekleri Bilgilendirme ve Eğitim Toplantısı''nda yaptığı konuşmada, bilim ve teknoloji politikalarını Avrupa Birliği'nin 1970'li yılların başında, Türkiye'nin 1980'li yıllarda belirlediğini anımsattı.
AB'nin araştırma ve geliştirmeye o günkü şartlarda milli gelirinin yüzde 1,8'ini ayırdığını ve bunu yüzde 3'e çıkartmak için hedef koyduğunu anlatan Duran, şöyle devam etti:
''Türkiye Cumhuriyeti Devleti, 1980'li yıllardan sonra bu işe merak salmış. 'Bizde bu kervana katılalım' demiş. Biz de o günkü şartlarda bütçenin yüzde 0,36'sını ayırmışız. Avrupa ile karşılaştırıldığında bütçemizde çok küçük. Bilim ve teknoloji politikasını ve üniversitelerdeki araştırmaları desteklemek için yüzde 0,36 pay ayırmışız. AB daha sonra yüzde 2'nin üzerine çıkmış. Biz ise yüzde 0,67 ve nihayet yüzde 1. 2015 yılına kadar da yüzde 3 yapmak zorundayız. Benim 1 trilyon dolar milli gelirim var. Bunun yüzde 3'ü ayırdığımda 30 milyar dolar yapacak. Bütün üniversiteleri satsanız 10 milyar dolar yapmıyor.
Bunlar güzel iyi idealler, iyi iddialar. Ama pratiğe döndüğümüzde biz 4 sene önce öncesi bu parayı harcayamadık. Yani, 0,67 harcayamadık. Neden, kanun koyucular, bu işi düzenleyicilerden dolayı. Üniversiteler para diye kıvranırken, biz bu paranın çok az bir kısmını TÜBİTAK gibi kurumlara verebildik. Peki para ne oldu. ASELSAN, Roketsan gibi müesseselere verildi. Bugün yüzde 3 konuşmaya başladık. Milli gelirin 2015'de 1 trilyon dolar olacağı var sayılıyor. Bizi düşen, araştırmaya, geliştirmeye düşen para 30 milyar dolar. Bu parayı kim harcayacak, nasıl harcanacak, bu konuda yeterli bilim insanları var mı? Temel araştırmalarımız ne düzeyde, pratiğe, uygulamaya, sanayiye, üretime dönen projeler ne düzeyde?''
- Öğretim elemanlarına 4 yıldır zam yapılmadı-
Rektör Duran, hafta sonu da 15 üniversite rektörünün katılımı ile YÖK Başkanı Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya başkanlığında toplantı yaptıklarını anlattı.
YÖK Başkanı Çetinsaya'nın uluslararası araştırmalardan, bilim yönetiminden, kalite güvencesinden bahsettiğini, bunların hepsine rektörler olarak ''tamam'' dediklerini vurgulayan Duran, ''Bütün bunlara tamam dedik. Bunun dışında bizim için ne var dedik. Öğretim elemanlarına bir kuruş zam yapılmadı. Bugün bir güvenlik görevlisi akademik personelden daha fazla ücret alıyor. Bu işin menfi yanı. Bu bizi etkilememeli. Biz bilim insanıyız. Biz bilimden üretim yapmak zorundayız. Biz bu işe gönüllü olduk. Yoksa gider bizde başka işler yapar, daha iyi ekonomik şartları sağlayabiliriz.''
Enver Duran, bilim üretiminde araştırmacı sayısının önemli olduğunu kaydetti.
Toplantıda, TÜBİTAK Araştırma Destekleme Programı Başkanlığı görevlisi Doç. Dr. Cengiz Arıcı da bilimsel araştırmalara sağladıkları destekler hakkında bilgi verdi.
Genel Başkan Bahçeli:
TBMM (A.A) - 21.02.2012 - MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, MİT Kanunu'nda yapılan değişikliğin, ''anti-demokratik, siyasi ilkelliğin ve kabile mensubiyetinin bir görüntüsü'' olduğunu ileri sürdü.
Bahçeli, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, ''kanama geçiren devlet sisteminin, ağır yara alan hukuk anlayışının, ölümcül virüs bulaşan düzen algısının ve yönsüzlüğün dibine batan iktidar yapısının'', karşılaşılan sıkıntıların temel başlıklarından yalnızca bir bölümü olduğunu söyledi.
Kamu İhale Kurumu'na yapılan operasyonların, yolsuzluk damarının ve ihaleye fesat karıştıran vurguncuların siyasi iktidara kadar uzandığını gösterdiğini savunan Bahçeli, ''Bozgunculuğun, nimet bilmezliğin ve düzensizliğin ibresi hep aynı yeri göstermektedir. Kabul ve tasdik edeceğiniz üzere burada da Adalet ve Kalkınma Partisi'nden başkası yoktur ve olmayacaktır'' diye konuştu.
''İnkar edilemeyecek bir biçimde ortadadır ki Adalet ve Kalkınma Partisi, devlet yönetimindeki keyfiliğin ve başıbozukluğun ismidir'' diyen Bahçeli, şöyle devam etti:
''Yalanın, dolanın, hortumculuğun ve sahtekarlığın lisanslı ve sicili kabarık elebaşısıdır. Yıkımın, dağılmanın ve bölünmenin oyun kurucusudur. İmralı Adası'na milletimizin haysiyetini, Kandil'e izzet-i nefisini ve küresel güçlere yakasını kaptıran sorumsuzluk, ihanet ve vebaldir ve hukuksuzluğun, vicdansızlığın, gönülleri kırmanın 'one minute'çü kurnazlığıdır.
Özellikle, Türk devlet geleneğinde, geçmişin muhteşem sayfalarında adaletin bugün bile gıpta edeceğimiz birçok misallerine ve yansımalarına şahit olmak mümkündür. Mahkemenin kadıya mülk olmayacağını, üstünlüğün ve ayrıcalığın ancak ve ancak takvada bulunacağına iman ettik. Yüceler yücesi Peygamber efendimizin, 'bir günlük adalet, altmış yıllık ibadetten faziletlidir' sözünü hiç aklımızdan ve hatırımızdan çıkarmadık. İsminin başında adalet olan iktidar partisi, hukuk devletinin tüm icaplarını ve gereklerini berhava etmekte, tüm itiraz ve uyarılara rağmen rafa kaldırmaktadır.''
- MİT kanunda değişiklik yapan kanun-
''MİT mensuplarının kurtarılması ve korunması amacıyla alelacele bir yasal değişikliğe gidilmiştir'' ifadesini kullanan Bahçeli, ''Kararlılıkla ifade ediyorum ki bu yasal adım, anti-demokratiktir, siyasi ilkelliğin ve kabile mensubiyetinin bir görüntüsüdür. Adalet ve Kalkınma Partisi tribünlerindeki demokratikleşme tezahüratlarının, özgürlük tempolarının ve hakkaniyet sloganlarının kuru gürültüden ibaret olduğu bir kez daha anlaşılmıştır. Deyim yerindeyse yavuz hırsız ev sahibini bastırmıştır'' şeklinde konuştu.
AK Parti Hükümetinin, bu yasayla maç oynanırken kural değiştirdiğini, değişiklik teklifine Cuma günü karar verip, Salı'ya komisyona getirdiğini ve birkaç gün içinde de yasalaştığını ifade eden Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Böylece karşısına dikilen pürüzleri şimdilik teker teker bertaraf etmiştir. Ancak karşı hukuki mücadele yolları da henüz tükenmemiştir. İşin daha da manidar yanı ise büyük resim tutkunu Sayın Cumhurbaşkanı hızını alamayıp sanki arkasından yetişen varmışcasına değişikliği anında onaylamıştır. Anlaşılacağı üzere, AKP ile Çankaya arasında kurulan darağacında adaletin boynuna yağlı ilmek bir kez daha geçirilmiştir ama bu defa canı alınmış ve cesedi de 'Üstünlerin hukukuna son veriyoruz' yaygarası yapanların eşiğinde kalmıştır. Sayın Gül'ün, Adalet ve Kalkınma Partisine yelken olmasının, adaletsizliği düşünmeden ciro etmesinin ve adrese teslim uygulamayla hukuku yerle bir etmesinin en başta bulunduğu makamla bağdaşır bir yanı olmadığı aşikardır.
Kim ne derse desin, Adalet ve Kalkınma Partisi, süren bir soruşturma sürecine müdahil olmuş, kirli çamaşırlarının serilmemesi amacıyla panik halinde, işleyen yargısal sürece kilit vurmuştur. Böylesi akla ziyan bir uygulamaya ancak diktatörlükle yönetilen rejimlerde tesadüf etmemiz mümkündür.''
- ''Hakimiyetini kurmakla ve olgunlaştırmakla meşguldür''-
''Bize göre Adalet ve Kalkınma Partisi, hukukun üstünlüğünü ve gücünü değil, kendi oluşturduğu imtiyazlıların hakimiyetini kurmakla ve olgunlaştırmakla meşguldür'' diyen Bahçeli, tüm gerçeklerin bastırılamayacak kadar meydanda olduğunu ileri sürdü.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ''hiçbir zaman seçilmişleri, atanmışlara kul etmeyiz'' sözüne de değinen Bahçeli, şöyle konuştu:
''Bu sözler, boşlukta kalmış ve inandırıcılığın bereketli alanından tamamen uzak bir yere düşmüştür. Sandıktan çıkmış değerli vekilleri, Meclis'e buyur etme konusunda niçin aynı hassasiyeti ve azimkar tavrı göstermezsiniz, gösteremezsiniz? Sizin gözünüzde, mesela partimizin İstanbul Milletvekili Sayın Engin Alan seçilmiş değil midir? Özel yetkiyle donattığınız, özel görevle taltif ettiğiniz gayri meşru işlerinizi yaptıracağınız görevlilerin, karıştıkları veya iştirak ettikleri iddia olunan suçlardan dolayı mahkemeye çağrılmaları sizce hukuk dışıdır, fakat milletin oylarıyla seçilmişleri hapis hayatına çivilemek meşrudur. Bize bunu mu söylemeye çalışıyorsunuz? Şunu bilin ki gayri meşruluk, gayri millilik ve gayri ahlakilik ancak Adalet ve Kalkınma Partisini sıfatıdır.''
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ''yargının, güvenirliğini Adalet ve Kalkınma Parti vasıtasıyla toptan kaybettiğini'' öne sürerek, ''Meselenin tehlikeli yanı ise hukuka itimadın ve inancın kaybolmasının, herkesi kendi hakkını arayamaya yöneltecek olmasıdır. Takdir edersiniz ki bu da orman kanunudur ve Adalet ve Kalkınma Partisinin de muradı ve yapmaya çalıştığı budur'' dedi.
Devlet Bahçeli, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, ''bir ülke düşünün ki ordularının başında bulunmuş bir kişi terör örgütü kurmak ve yönetmekle suçlansın ve hakkında hazırlanan iddianame kabul edilsin'' ifadesini kullandı. Bahçeli, ''Bir ülke düşünün ki bakanları sırayla Kürtçe konuşmak konusunda yarışsın, Başbakan'ı bunu seyretsin, haklarında hiçbir işlem yapmasın ve bu da yetmiyormuş gibi şehit ocağı olan polis teşkilatından bazı teşrifatçı görevlilere Kürtçe 'hoş geldiniz' anonsu yaptırılsın sonra da dönüp sözde KCK ile mücadele edilsin'' diye konuştu.
Konuşmasını, ''Bir ülke düşünün ki...'' sözleriyle sürdüren Bahçeli, şöyle devam etti:
''Demokrasinin sözde ilerisini savunan bir iktidar anlayışı, en geri demokrasilerde bile zor görülebilecek çiğlikleri, tahammülsüzlükleri anında göstersin, her şeyi işine geldiği gibi yorumlasın. Lekeli zihniyetiyle savcıya el çektirsin, Emniyet Genel Müdürlüğünde temizlik harekatı başlatsın, yürüyen bir soruşturmayı geri aldırsın ve sorgulanması gereken ne varsa hasıraltı yapsın.
Yine bir ülke düşünün ki siyasi sorumluluk alan bir hükümetçe şuyu vukuundan beter ilişki ve irtibatların maskelenmesi ve ademe mahkum edilmesi için gözü dönmüşcesine kıvraklıklar sergilensin. İşte bu ülke maalesef Türkiye'dir. Azmettiricisi, kirli tezgahların hazırlayıcısı ve oyun yazarı da Adalet ve Kalkınma Partisi'dir. Üzülerek görüyorum ki yargı güvenirliğini Adalet ve Kalkınma Partisi vasıtasıyla toptan kaybetmiştir. Meselenin tehlikeli yanı ise hukuka itimadın ve inancın kaybolmasının, herkesi kendi hakkını arayamaya yöneltecek olmasıdır. Takdir edersiniz ki bu da orman kanunudur ve Adalet ve Kalkınma Partisinin de muradı ve yapmaya çalıştığı budur. Zira, MİT-AKP-KCK-PKK arasındaki ilişkilerin somutlaştığı ve bununla ilgili güçlü delillerin bulunduğu savcılık tarafından ileri sürülmesine rağmen, kuşkuların giderilmesi yerine iddiaların örtbas edilmesi başka türlü açıklanamayacaktır. İktidar hukukun başına çorap örmüş, adalet duygusunun üzerine tüy dikmiştir.''
- Soruşturmaya izin verilmesini istedi-
''Madem ki MİT Kanununda yeni bir düzenleme yapılmıştır ve bunu da Cumhurbaşkanı el çabukluğuyla uygun bulmuştur, bu durumda, Başbakan Erdoğan, mezkur Kanunun 26. maddesine göre savcılık talebine olumlu cevap vermelidir'' talebinde bulunan Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Böylelikle MİT arınmalı, ilgili kişiler üzerinden yürüyen tartışmalarda son bulmalıdır. Hiçbir görev kimseye baki değildir. Sultan Süleyman'a kalmayan dünya, Başbakan'a ve bu devrin simalarına da kalmayacaktır ama millet ve devlet ebediyete kadar Allah'ın izni ve inayetiyle var olacaktır. Çeteleşmeyin, mafyalaşmayın, suç örgütü kurmayın, hatadan dönecek erdemi hemen gösterin. Türkiye'yi daha fazla yormayın, Türk milletini daha fazla zorlamayın.
Özellikle sütre gerisinde Adalet ve Kalkınma Partisinin durduğu, emniyet, yargı, MİT eksenindeki çekişmeler, çatışmalar ve güç mücadeleleri, üzerinde düşünülmesi gereken tartışmalara da hız vermiştir. Şurası bir gerçektir ki İstanbul Özel Yetkili Savcılığın, MİT görevlilerini şüpheli sıfatıyla ifadeye çağırması birçok çevrede farklı değerlendirmelere yol açmış ve zemin hazırlamıştır.
Kaynatılan cadı kazanı, dedikodu okuyla rastgele yapılan talimler ve karşılıklı töhmet altında bırakan yaklaşımlar ibretlik bir tablonun belirmesine üst düzeyde katkı sağlamıştır. Bizim için önemli olan kimin kimle ihtilaflı olduğundan ziyade, özellikle devlet kurumlarının nasıl kontrolden ve denetimden çıkarak birbirine girdiği hususudur. Hepsinden önemlisi de yabancı servislerin, ajan provokatörlerin ülkemizi kolaylıkla karıştırabileceğine ve devlet organlarını birbirine düşürebileceğine yönelik kabuldür.''
''Devlet içinde muazzam bir koordinasyon bozukluğu ve şaşkınlığının sürekli ivme kazandığını'' öne süren Bahçeli, ''Eşgüdüm ve uyum tamamen kaybolmuştur. Kurumlar Adalet ve Kalkınma Partisi borsasında paylara ayrılmış ve siyasal menfaat karşılığı hissedarlara devredilmiştir'' dedi.
- Rasmussen'in ziyareti-
NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen'in Türkiye'yi ziyaretine de değinen Bahçeli, Rasmussen'in soru işaretleriyle dolu bir gündemi arkasında bırakarak Türkiye'den ayrıldığını ileri sürdü.
Gelişmelerden hem Suriye, hem Afganistan hem de küresel projeler kapsamında Türkiye'ye yeni görevler düşeceği sonucunun çıktığını savunan Bahçeli, şöyle konuştu:
''Bu itibarla, Adalet ve Kalkınma Partisinin sırtı sıvazlanmış, eli tutulmuş ve ağzına bir parmak bal çalınmıştır. Peygamberimize hakaret eden zihniyetin taltif ve ödüllendirmesiyle Adalet ve Kalkınma Partisi, NATO'da yeni bir konum elde etmiştir. Efendimize küstahça ve alçakça çirkin yakıştırmalarda bulunan karikatür krizinden dolayı, özür dilemeye bile tenezzül etmeyen Rasmussen'in, Adalet ve Kalkınma Partisinin desteğiyle NATO Genel Sekreterlik koltuğuna oturduğu hala unutulmamıştır. Kapanması mümkün olmayan bu derin yara ortada dururken, inancımıza ve değerlerimize küfredenlerin himayecisi olan bu zatın, Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından aşırı ilgi görmesi ve iltifata tabi tutulması bizce anlaşılamamıştır. Bu olsa olsa Cumhurbaşkanında hükümetine kadar Adalet ve Kalkınma Partisi cenahının, emperyalizmin dümen suyuna girdiğine, dünkü itirazlarını da iş olsun kabilinden yerine getirdiklerine işaret etmektedir.''
Bahçeli, AK Parti'nin, NATO aracılığıyla, adım adım İsrail ile aynı safa ve hizaya girdiğini ve yan yana geldiğini öne sürdü.
Arap Birliğinin, Suriye'ye ilişkin kararına da değinen Bahçeli, ''Endişeyle izliyoruz ki Suriye konusunda son virajlar dönülmekte ve son hamleler yapılmaktadır. Gidişat her açından tehlikeli ve her şeye gebedir. Korkumuz, önümüzdeki bahar aylarında, bölücü çevrelere, Ortadoğu'daki gelişmelerin emsal teşkil edebileceğidir. Nihayetinde siyasi bölücü BDP'nin, kifayetsiz ve çürümüş yöneticileri, ulu orta isyan davetleri yapmakta ve gelecek günlerle ilgili felaket telalığına soyunmaktadırlar'' diye konuştu.
- Doğu Türkistanlılar grupta-
Bu arada, Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma Derneği üyeleri de MHP Grup Toplantısına katıldılar.
Konuşması sırasında, dernek üyelerini fark eden Bahçeli, salondaki görevlilere, ''Misafirlerimizi rahat ettirin'' dedi.
Dernek heyetinden bir kişi de Bahçeli'ye, ''Sayın Genel Başkanım, size Doğu Türkistan'ın selamını getirdik'' diye seslendi. Bahçeli, ''Teşekkür ederim'' şeklinde karşılık verdi.
Bahçeli, grup toplantısının ardından, dernek üyeleriyle ayaküstü bir süre sohbet etti, hatıra fotoğrafı çektirdi.
Savunma Sanayi Müsteşarı Murad Bayar:
ANKARA (A.A) - 21.02.2012 - Savunma Sanayi Müsteşarı Murad Bayar, sağlık ve savunma sektörlerinin dünyada stratejik değerde ve yüksek maliyetli yatırımların yapıldığı öncü sektörler olduğunu, bu nedenle ortaya konulan ürünlerin satın alınması bakımından iç pazarın çok önemli olduğunu belirtti.
''Ankara Bölgesi Sağlık, Sağlık Bilişim ve Savunma Sektörleri Arası Bilgi Paylaşım ve İşbirliği Platformu Geliştirme Projesi''nin tanıtım toplantısı Milli Savunma Müsteşarlığında yapıldı.
Savunma Sanayi Müsteşarı Murad Bayar, buradaki konuşmasında, savunma ve sağlık sektörlerinin insan hayatını doğrudan ilgilendiren, insan hayatını korumaya çalışan sektörler olduğunu, bu nedenle iki sektörün kullandığı teknolojinin de benzerlik gösterdiğini ifade etti.
Sağlık ve savunma sektörlerinin dünyada stratejik değerde ve yüksek maliyetli yatırımların yapıldığı öncü sektörler olduğunu ifade eden Bayar, bu nedenle ortaya konulan ürünlerin satın alınması bakımından iç pazarın çok önemli olduğunu söyledi.
Bayar, ulusal alım gücünün yerli sanayi yanında kullanılmasının önemini vurgulayarak, proje kapsamında ortaya konulacak ürünlerin yerel imkanlarla üretilen, ancak global standartlara uygun nitelikte ürünler olması gerektiğini kaydetti.
- ''Sağlıkla ilgili alımların yerli ürünlerden olmasını arzu ediyoruz''-
Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Nihat Tosun, sağlıkla ilgili satın almalarda yerli ürünlerin önde olmasını arzuladıklarını, bunu gerçekleştirmek amacıyla Savunma Sanayi Müsteşarlığının kullandığı Ofset sistemiyle ilgili birimlerin Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulmasını sağladıklarını anlattı.
Dünyada sağlıkla ilgili gelişimlerin savunma sanayisinin gelişimiyle yakın ilintili olduğuna işaret eden Tosun, Ankara'da iki sektörü biraraya getiren projeyle de önemli sonuçlar alınacağına inandığını belirtti.
Tosun, cari açığın azaltılması, kaliteli tıbbi malzemelerin daha ucuza temin edilmesi bakımından projeye önem verdiklerini vurguladı.
Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Murat Tuncer, savunma ve sağlık sanayisinin birbirine yakın sektörler olduğunu, mesleki hayatında, savunma sektöründe kullanılan bir sistemin sağlık alanında kullanılan sistemle benzerlik gösterdiğine tanık olduğunu anlattı.
Bu nedenle, projenin sağlık alanında yeni üretim altyapıları oluşturması, sektörler arası bilgi paylaşımı, işbirliği ve teknoloji transferi gibi çıktıları olacağını düşündüğünü kaydetti.
Türkiye'nin uluslararası arenada sözü geçen, dünya politikalarına yön verebilen bir ülke olduğunu ifade eden Tuncer, ''Üniversitelerin de buna ayak uydurabilmesi gerekiyor'' dedi.
Tuncer, kalite artışı sağlanması için üniversitelerin, her düşüncenin konuşulabildiği, zıt düşüncelerin tartışılabildiği yerler olmasının önemine dikkati çekti.
Hacettepe Teknokent A.Ş. Genel Müdürü İlyas Yılmazyıldız, projenin amacının, savunma sanayisindeki bilgi ve tecrübelerin sağlık ve bilişim teknolojileri alanlarında çalışan şirketlere aktarılmasıyla bu alanda ürün gelişiminin hızlandırılması olduğunu belirtti.
Türkiye'nin ilk yüz nakli
ANTALYA (A.A) - 21.02.2012 - Türkiye'nin ilk yüz nakli yapılan Uğur Acar, ''Kendimi çok iyi hissediyorum'' dedi.
Türkiye'nin ilk yüz nakli olan Uğur Acar, Akdeniz Üniversitesi Hastanesinde gazetecilerin sorularını yanıtladı. Hastanenin B Blok 5'inci katındaki Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Servisinin koridorunda düzenlenen açıklamaya Acar, yürüyerek geldi.
Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Özlenen Özkan ve kardeşi Ali Acar ile birlikte gazetecilerin karşısına çıkan Acar, yüzündeki maskesini çıkardıktan sonra gazetecilerin, ''hoş geldin'' demesi üzerine ''hoş bulduk'' dedi.
Üzerinde mavi gömlek, atkı ve kot pantolon bulunan Acar, gazetecilerin ''Kendini nasıl hissediyorsun?'' sorusuna ise ''Kendimi çok iyi hissediyorum. Verici aileye teşekkür ediyorum'' dedi.
Acar, ''Yüzüne alıştın mı?'' sorusuna da ''Şu anda alışmaya çalışıyorum. Gerekli açıklamayı yarın doktorlarımla beraber yapacağım. Ayrıntılı açıklamada bulunacağım'' dedi.
Acar, gazetecilerin diğer sorularını cevapsız bırakarak, eliyle selam verdikten sonra odasına döndü.
Bu arada basın açıklaması öncesinde enfeksiyon riskini önlemek amacıyla gazetecilere maske dağıtıldı.
Genel Başkan Kılıçdaroğlu:
TBMM (A.A) - 21.02.2012 - CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, MİT Kanunu'nda değişiklik yapan yasayı onaylamasını eleştirirken, ''O yasayı imzalamak, Sayın Cumhurbaşkanı'nın devlet adamlığı kimliğinden çok şey götürmüştür. Bu kadar aykırı bir yasayı gözü kapalı imzalama hakkını hiçbir hukuk size vermez'' dedi.
CHP Grup toplantısı öncesi, bir grup vatandaş, İstanbul Sarıyer'de yapılacak kentsel dönüşüme ilişkin dilekçelerini Kılıçdaroğlu'na verdi. Kılıçdaroğlu, kentsel dönüşümün uygarca yaşamanın koşullarından birisi olduğunu, bunu hiç kimsenin reddetmeyeceğini, ancak bu dönüşümün yapılacağı bölgedeki rantın, gerçek sahiplerine verilmesi gerektiğini söyledi.
Kemal Kılıçdaroğu, Parlamentoda bu konuyla ilgili yasanın görüşmelerinde, mağdur olanların haklarını korumak için mücadele edeceklerini kaydetti.
Hükümeti eleştiren Kılıçdaroğlu, daha önce hiç tanık olmadıkları hırsızlıklara tanık olduklarını ileri sürdü. ''Bunlar hırsızlıkta devrim yaptılar'' diyen Kılıçdaroğlu, duyulmayan, bilinmeyen hırsızlık türlerine şahit olduklarını savundu.
Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
''Hükümet eşittir hırsızlık... Hırsızlık literatüründe olmayan pek çok kavramı öğrendik. Şeytanı bile şaşırtacak hırsızlık yaptılar. Fitre hırsızlığı gelir miydi aklınıza? Fitre hırsızlığını da öğrendik. Sadakadan, kurbandan hırsızlık yapmaya başladılar. İnsanda biraz vicdan, Allah korkusu varsa, hırsızlığa karşı durması gerekir. Vicdan taşımıyorsa, hırsızın sırtını sıvazlar ve 'Yoluna devam et' der.
Yüzyılın soygunu dediğimiz Deniz Feneri soygunu duruyor yerinde ama savcıları yargılanıyor. Hırsızı sorgulayan savcılar yargılanıyor. Hırsızlığı soruşturmak neden bu kadar pahalı hale geldi?
Hırsızlık yapanlar, şeytanın aklına bile gelmeyenler, ne hikmetse Sayın Başbakan'ın arkadaşları arasından çıkıyor. Bunlar Sayın Başbakan'ın yakın arkadaşları. Birisi iş ortağı, diğer adı 'köstebek.' İş ortağı, fitre hırsızlarının özel istihbaratçısı. Fitre çalacaksın, polis basacak ama önceden haber vereceksin. Bu olayları her zaman her yerde anlatacağız. Gerçekler gizlenmesin. Yaşadığımız hırsızlık olayları bireysel ya da istisnai değil, sistemli hırsızlıklar.
Kimse bunlara fırından ekmek çalan hırsız gözüyle bakmasın. O aç, yoksul olduğu için çalıyor. Bu ayrı bir şey. Burada sistematik, kurgulanmış, planlanmış, alt yapısı oluşturulmuş bir sistem içinde hırsızlık yapılıyor. AKP'nin hırsızlığı bu bağlam üzerinde yürüyor. Sistemli bir hırsızlık. Ama bu şekilde hırsızlığa AKP'liler 'Hırsızlık' demiyor. Hiçbir din ve ahlakın kabul etmediği bu hırsızlığa farklı bakıyorlar ve hırsızlık olarak algılamıyorlar.''
- Kamu İlahe Kurumundaki yolsuzluk operasyonu-
Almanya Cumhurbaşkanı Christian Wulff'un, bir iş adamı arkadaşından düşük faizli kredi aldığı ve basını sansüre kalkıştığı için ülkesinde sert bir şekilde eleştirildiğini belirten Kılıçdaroğlu, savcının, Cumhurbaşkanı hakkında soruştura açtığını, Cumhurbaşkanı Wulff'un da bu eleştirilere dayanamayarak görevinden istifa ettiğini söyledi.
Almanya Başbakanı Angela Merkel'in, söz konusu istifa ile ilgili açıklamasında, ''Bu, Almanya'nın hukuk devleti özelliğinin bir göstergesidir'' dediğini anımsatan Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
''Yani, 'Hangi makamda olursanız olun, hukuk işiyor' diyor. Recep Tayyip Erdoğan gülmüştür. 'Şunlara bakın ne beceriksiz adamlar. Çıkarırsın özel kanun, savcıyı bertaraf edersin, yetkiyi de Merkel'e verirsin' demiştir ve hayıflanmıştır. Kendi yeteneksizliğini gizlemek için. Almanya ve Türkiye örneğinde, kim hukuk devletinden, kim ahlaktan, kim kul hakkının yenilmemesinden yana?
İhale yolsuzluklarının kaldırılması için Kamu İhale Kurumu var. Görevi, kamu ihalelerinin saydam olmasını, kamuya açık olmasını sağlamak. Son operasyona göre bu kurum da yolsuzlukların merkezi haline gelmiş. Günlerdir belli gazetelerde bu işleniyor. Kimsenin aklına şu soruyu sormak gelmiyor: Bu ülkede Hükümet yok mu? Her konuda yorum yaparlar, neden bu konuda yorum yapmıyorlar? Sayın Başbakan neden konuşmuyor?
Birilerinin oralara atamaları yapıldı, birileri üst görevlere getirildi. AB ilerleme raporlarında, Kamu İhale Kurumunun bu şekilde yapısının değiştirilmesinin doğru olmadığı, yolsuzlukları açık olduğu söylendi. Ama dinleyen oldu mu? Hayır. 'Cebimizi nasıl doldururuz?' Bunların derdi bu. Şeytanın aklına gelmeyecek yolsuzluk modellerini bunlar icat ediyorlar.
Bu operasyonu yapan polislerin, savcıların başına bir şey gelecek mi gelmeyecek mi? Takip edeceğiz. Bu soruşturmanın içinde olanlar Sayın Başbakan ile ekmeği, suyu paylaşan insanlar. Bakalım Başbakan bunlara nasıl sahip çıkacak.''
- ''Suça bulaşan arkadaşlarını harcamadı''-
Erzurum'un Tortum ilçesinde görülen ''HES davasının'' sanıklarında Leyla Yalçınkaya'nın yargılanmasına değinen Kılıçdaroğlu, ''17 yaşındaki Leyla, ektiği ceviz ağaçları kurumasın diye mücadele etti. Önce yakınları ile görüşmesi yasaklandı, şimdi 9 yıl hapisle yargılanacak. Burada Leyla'ya sesleniyorum: CHP senin yanındadır, milletvekilleri de oradadır ve senin davana sahip çıkacaklar. CHP'nin varlık nedenlerinden birisi, haksızlığa karşı çıkmaktır. Mazlumun yanında olacağız, zalimin yanında değil. Hakkın, hukukun, adaletin yanında olacağız'' diye konuştu.
Geçen hafta Genel Kuruluda yasalaşan MİT Kanunu'nda değişiklik yapan teklife değinen Kılıçdaroğlu, teklife karşı çıkmalarına rağmen yasalaştığını söyledi.
Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
''Biz, 'Hukuk devletinde bunlar olmaz. Kişiye özel yasa çıkmaz. Bu, hukuk cinayetidir' dedik. Ama Parlamentoda geldiler oylarını verdiler. Ben, ne olursa olsun, bu ülkede demokrasiden, özgürlükten, hukukun üstünlüğünden yana güçlü bir sağduyulu damarının olduğuna inanıyorum. O daramı beslememiz lazım. AKP milletvekillerinin ellerini kaldırırken vicdanlarını sorgulamalarını da çok isterim. Nasıl böyle bir şeye siz 'Evet' diyorsunuz?
Yıllarını adalete vermiş, yıllarını mahkemelerde, duruşmalarda harcamış pek çok hukukçu 'Yapmayın' dedi ama yaptılar. Sayın Başbakan bu kanun çıktıktan sonra bir açıklama yapıyor, 'Devletin kurumları uyum içinde çalışıyor' diyor. Madem çalışıyor, neden bu yasayı çıkarıyorsun? Savcı görevini yapıyor. Diğeri de gidip ifade verecek, mesele bitecek. Hayır efendim, devletin kurumları uyum içinde çalışmıyor. Nasıl topluma düşman tohumları, kin tohumları ekiyorsan, devletin kurumları arasına da kin tohumları ekiyorsun sen.
Emniyet, MİT ve Başbakan'a güvenmiyor. MİT savcıya ve emniyete güvenmiyor. Başbakan, Emniyete ve savcılığa güvenmiyor. Savcılık hem Başbakan'a hem MİT'e güvenmiyor.
Bir savcı, haksızlığa uğrayan birisinin hakkını arıyorsa sen de 'Bu konuda soruşturma yapma' diyorsan, haksızlığa pirim veriyorsun demektir. AKP'nin yaptığı budur. Postmodern diktatörlükten bunu kastediyoruz. Bir kişi ne söylüyorsa o yasalaşıyor. Bunun adı demokrasi değil diktatörlüktür.
Bu hukuk cinayetini biz sormasak bile tarih soracaktır ve eleştirecektir. Hukuk fakültelerinde ders konusu olacaktır. Bu yanlışın altına imza atanlar, tarih önünde sorumlu olacaklardır.
Başbakan her türlü değeri çiğnemekten çekinmez. Onu bir hedefi var: İktidara nasıl tutunurum, iktidarda kalırım. Milli, manevi değerlerimizi harcadı. Türkiye'nin bütün uluslararası itibarını harcadı. Birlik beraberlik ruhunu, toplumsal barışı, demokratik birikimi harcadı. Türkiye'nin adalet duygusunu, hukuka ve yargıya olan güvenini harcadı. Kimse yargıya güvenmiyor. Ama Sayın Başbakan, suça bulaşan arkadaşlarını harcamadı, gerekirse onlar için yasa çıkardı. Hırsızlığa yolsuzluğa bulaşan dostlarını da harcamadı.''
- ''Sayın Cumhurbaşkanı da ortak olmuştur''
MİT Kanunu'nda yapılan değişikliği hukuk dışı olduğunu savunan Kılıçdaroğlu, ''Bu hukuk dışı olaya Sayın Cumhurbaşkanı da ortak olmuştur'' dedi.
Hukukun üstünlüğünü söylemenin, adaletin yanında durmak anlamına gelmediğini anlatan Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
''Bu yasayı imzalayan Sayın Cumhurbaşkanı'nın devlet adamlığına bir şey kattığını sanmıyorum. O yasayı imzalamak, Sayın Cumhurbaşkanı'nın devlet adamlığı kimliğinden çok şey götürmüştür. Sayın Cumhurbaşkanı bu yasayı imzalayarak bir başka rekorun altına imza atmıştır. Hiçbir Cumhurbaşkanı bu kadar kısa sürede bir yasayı imzaladığı görülmemiştir. Demek ki Sayın Cumhurbaşkanı'nın, Parlamentodan gelen bir yasayı bu kadar süratle imzalamasının karşılığı olmalı ve Guinnes Rekorlar Kitabı'na girmeli.
Demek ki bir yasayı onaylamak için o yasayı okumaya da gerek yok. Korkunun ecele faydası yok Sayın Cumhurbaşkanı. Bulunduğunuz koltuk önemli bir koltuktur. Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil ediyorsunuz siz orada. Yasaları incelemek zorundasınız. Anayasaya uygunluğuna bakmak zorundasınız. Bu kadar aykırı bir yasayı gözü kapalı imzalama hakkını hiçbir hukuk size vermez.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, AK Parti İstanbul Gençlik Kongresi'ndeki konuşmasını eleştirerek, ''(Kininizin davacısı olun) diyen Başbakan'ın ruh sağlığı dolayısıyla hekimlerin açıklama yapmasını istiyorum. Senin geçmişinde ne oldu ki genç beyinlere kin ekiyorsun?'' dedi.
Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM grubunda yaptığı konuşmada, Cumhurbaşkanı Seçim Kanunu'nda, ''pek çok açmazların bulunduğunu, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, anayasaya, hukuka aykırı bir yasayı gözü kapalı imzaladığını'' ileri sürdü.
Gül'ün, ''CHP, bu kanunu Anayasa Mahkemesine götürebilir'' dediğini anımsatan Kılıçdaroğlu, ''Biz götürürüz götürmeyiz o ayrı bir konu. Siz bu yasayı niye imzaladınız? Hakkı, hukuku, adaleti korumak zorundasınız. Hukuk normlarını bilmeniz gerekir. Siz bilmeyecekseniz, sizin yanınızda kanun, kararlar var, onların bilmesi gerekir. Siz hangi gerekçeyle imza atıp yayınlatıyorsunuz?'' diye sordu.
Cumhurbaşkanı Gül'e, ''Sizin, sokaktaki vatandaşın hakkını hukukunu korumak, zaten CHP'nin görevi, bundan endişe duyma'' diye seslenen Kılıçdarolu, CHP'nin, kim haksızlığa uğradıysa, hukuk karşısında mağdur duruma düşürüldüyse savunacağını söyledi. Kılıçdaroğlu, ''Nasıl Erzurum'da 17 yaşındaki Leyla'nın hakkını savunuyorsak, hiç endişelenme anayasaya aykırı bir yasa konusunda sende olsan, senin hakkını da savunacağız'' diye konuştu.
- ''Uyum içinde çalışmıyorsa, sorumlularından biri sizsiniz''-
Kılıçdaroğlu, sorunun; Cumhurbaşkanı'nın, bir kanunsuzluğa geçit vermesi olduğunu ileri sürerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Sayın Cumhurbaşkanı, toplumda, 'Başbakan söyler, Sayın Cumhurbaşkanı imzalar' algısını yarattınız. Bir siyasal parti liderinden talimat alma algısını, Cumhurbaşkanı yaratamaz, yaratmamalı, yaratırsanız o koltuk her zaman tartışılır. Cumhurbaşkanlığı makamı sadece sizi, yakınlarınızı, eski partinizi değil, Türkiye Cumhuriyeti'nin tamamını temsil ediyor. O nedenle eleştirilerimize kulak vermek zorundasınız. Hukuk ihlal edilecek, çiğnenecek, ayaklar altına alınacak siz imza atacaksın. Bir cumhurbaşkanı bunu yapmaz, cumhurbaşkanı, hakkı, hukuku, adaleti temsil eder. Sayın Cumhurbakanı'nın bu gibi konularda daha duyarlı olmasını isteriz. Hukuku savunmak, siyasal partilerin görevi olduğu kadar, cumhurbaşkanlığı makamının da görevidir. Devletin kurumlarının, uyum içinde çalışması gerekir. Çalışmıyorsa da sorumlularından birisi sizsiniz. Savcı, MİT'e, emniyete güvenmiyor. MİT, savcıya, emniyete güvenmiyor. Başbakan, savcıya, emniyete güvenmiyor. Nasıl bir tablo; neymiş uyum varmış...Ne uyumundan, hangi uyumdan bahsediyorsunuz. Devletin kurumları arasında uyum yoktur. Vatandaş zaten bölündü, bölünmek için Erdoğan elinden geleni yapıyor. Şimdi devletin kurumlarını bölüyorlar. Devletin kurumlarının bölünmesi, çatışması, devlet açısından bir felakettir. Böyle bir tabloya izin verilemez, böyle bir tablo gece yarısı çıkarılacak yasayla çözülemez.''
- ''Hapistekiler seçilmemiş miydi?''-
Kılıçdaroğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, AK Parti İstanbul Gençlik Kongresi'nde telekonferansla yaptığı konuşmayı da değerlendirdi.
''Bütün samimiyetimle söylüyorum, ilk kez Sayın Başbakan'ın ruh sağılığından endişe duymaya başladım'' görüşünü savunan Kılıçdaroğlu, konuşmayı okuduğunu ve konuşmada, ''mantık, gerçeklik, bilim, sağduyunun'' olmadığını ileri sürdü.
Kılıçdaroğlu, bir başbakanın nasıl böyle bir konuşma yapabileceğini sorarak, ''Toplumu bölüyorsun da toplumun arasına kin tohumlarını nasıl ekiyorsun? İnsanda biraz vicdan, ahlak, Allah korkusu, dine saygı olur. Bunu Sayın Başbakan ilk kez mi yapıyor diyeceksiniz; defalarca yaptı'' diye konuştu.
Erdoğan'ın konuşmasından medyanın, ''Seçilmişleri, atanmışlara kul etmeyiz'' sözünü öne çıkardığına işaret eden Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:
''Öbürünü çıkaramıyor, çıkarsa Başbakan'dan fırça yiyecek ya da kapatılacaklar. Kin tohumu ekmek haber, manşet değil de nedir? Bir Başbakan, bunu gençlere söylüyor; kininize sahip çıkın diyor. Allah akıl, fikir versin, akıl yok. Sayın Başbakan, seçilmiş ile atanmış arasında farkı da bilmiyor. Böyle bir farkın olduğunu bilse; hapisteki milletvekilleri nedir; onlar seçilmemiş miydi? Hapishanede milletvekilleri var, beyefendinin söylediği söze bakın. Kul etmeyecekmiş, sanki hapisteki seçilmişler yurt dışından gelip oy kullanan yabancıların oylarıyla gelmiş. Farkı bilmediği için onu da doğal karşılıyorum, ciddiye de almıyorum, medya niye ciddiye aldı ona şaşırıyorum.
Başbakan, seçilmişler ile atanmışları zıt kutuplar olarak algılıyor. Zıt kutuplar olduğu için acaba buradan bir fay hattı yakalayabilir miyim, toplumu ikiye parçalayabilir miyim, siyasi rant elde edebilir miyim? Bütün hesabı bunun üzerine. Başbakan'a soruyorum, hapistekiler seçilmiş mi seçilmemiş mi? Seçilmişse onları içeride niye tutuyorsun? Uluslararası anlaşmalara aykırı olarak içerde olmasının sorumlusu sensin. Birisi o, ikincisi de TBMM Başkanı, asıl sorumlu o. Erdoğan, tam tipik bölücüdür, toplumu bölen biridir. Kin tohumları eken biridir. Toplumu, Alevi-Sünni, dindar-dindar olmayanlar diye böldü, etnik kimlikleri toplumun gündemine soktu. Bu toplumu bölmeye yazık günah değil mi? Bu toplumda herkes tarih boyunca barış, huzur içinde yaşadı. Siyasetçi toplumun fay hattına ne zaman müdahale ettiyse o zaman çatışma olmuştur. Çatışma çıkarsa sorumlusu Başbakan olacaktır.''
- ''Hangi dinde nefret var?''-
Kılıçdaroğlu, Erdoğan'ın konuşmasında, ''kininin davacısı bir gençlik'' dediğini belirterek, Başbakan'a, yakınlarına ve hekimlerine, ''Sayın Başbakan, bu konuşmayı yaparken ruh hali nasıldı?'' diye sordu. Bu konuda açıklama isteyen Kılıçdaroğlu, ''Bir Başbakan bunu söylüyorsa, onun ruh sağlığında ciddi sorunlar var demektir'' görüşünü savundu.
Hastalıkların, insanlar için olduğunu, herkesin hasta, ameliyat olabileceğini dile getiren Kılıçdaroğlu, ancak hastalık hali nedeniyle kimse böyle konuşamayacağını belirtti. Kılıçdaroğlu, ''Hastaysanız daha yumuşuk, güzel üslup kullanırsınız. En azından sağlığınıza dikkat edin, ülkenize sahip çıkın dersiniz. Siz gençlere, 'önce kin tutun, sonra sahip çıkın'ı öğütlüyorsunuz. 'Kininizin davacısı olun' diyen Başbakan'ın ruh sağlığı dolayısıyla hekimlerin açıklama yapmasını istiyorum. Hekimler, bu konuda toplumu aydınlatmak zorunda'' diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, ''Hangi dinde nefret vardır, hangi ahlakta kin vardır, kindarlık ve kin duygusunu besleyen nedir? Senin geçmişinde ne oldu ki genç beyinlere kin ekiyorsun?'' sorularını yönelterek, ''Geçmişinde senin ne oldu, bunu bilmeye hakkımız var. Çünkü bu Başbakan, ülkeyi, kurumları yönetiyor, insanları birbirine düşman ediyor, öğrenmeye hakkımız var, geçmişinin sorgulanması lazım, Başbakan'ı bu hale getiren nedir, bilmemiz lazım'' dedi.
Gençlere, ''Asla kin tutmayın'' diye seslenen Kılıçdaroğlu, Yunus Emre'nin, ''Biz kimseye kin tutmayız, kamu alem birdir bize'' dizelerini anımsattı. Kılıçdaroğlu, gençlerden, Başbakan'ın söylediklerini değil, bu dizeleri öğrenmesini istedi. Kılıçdaroğlu, sözlerini, ''Gençlere söylüyorum; derslerinize çalışın, ülkenin sorunlarına sahip çıkın, anne, babanıza saygı gösterin, edebi onlardan öğrenin, temiz, dürüst insan olmayı kendinize ilke edinin, haksızlığa isyan edin. Kin insana yakışmaz, kin tutarsanız insan değilsiniz'' diye sürdürdü.
- ''Söylediklerimizin tamamı raporda var''
Kemal Kılıçdaroğlu, Devlet Denetleme Kurulu'nun hazırladığı Hrant Dink raporuna da konuşmasında yer verdi. Söylediklerinin tamamının raporda yer aldığını ifade eden Kılıçdaroğlu, Başbakan'ın rapordan kamu görevlilerinin ne yaptığını okuması gerektiğini söyledi.
Konuşmasının sonunda, yapılacak tüzük kurultayına işaret eden Kılıçdaroğlu, bu tüzüğün bütün partilere örnek olacağını belirtti.
Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grubunun ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.
''Cumhurbaşkanı Seçim Kanunu'nu, Anayasa Mahkemesine götürecek misiniz?'' sorusuna Kılıçdaroğlu, ''Söyledim ya'' karşılığını verdi.
Kılıçdaroğlu, ''Grup konuşmasında, Cumhurbaşkanı'nın hakkını savunacağınızı söylediniz. Bu durumda gideceğiniz mi anlaşılıyor?'' sorusu üzerine, ''Ne demek o, o demek zaten'' dedi.
Türkiye'nin ilk yüz nakli
ANTALYA (A.A) - 21.02.2012 - Türkiye'nin ilk yüz nakli yapılan Uğur Acar, ''Sevdiğim bir kız yok. İlerleyen zamanlarda hayat ne gösterirse onu değerlendireceğim, bu bir fırsattır'' dedi.
Uğur Acar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, durumunun iyi olduğunu, sorunu bulunmadığını söyledi.
Gerekli tedaviyi gördüğünü ifade eden Acar, tedavisinde yardımcı olan bütün doktorlara teşekkür etti.
Uğur Acar, bundan sonraki hayatının daha düzgün ve daha iyi bir şekilde süreceğini kaydetti.
Acar, ilaç tedavisi gördüğü için iyi düşünemediğini kaydetti.
''Evlenmek istiyor musun?'' sorusuna ''Olur'' yanıtını veren Acar, ''İlerleyen zamanlarda olacak bir şey. Sevdiğim bir kız yok. İlerleyen zamanlarda hayat ne gösterirse onu değerlendireceğim, bu bir fırsattır. Ama şu an öyle bir şey düşünmüyorum'' diye konuştu.
Acar, ''Hastaneden çıkınca ilk olarak ne yapacaksın?'' sorusu üzerine ''İlk olarak bana organını bağışlayan aileyle tanışacağım. Sonra annemi ziyaret edeceğim. Annem de ameliyat olacak. Annemin kendisini iyi hissetmesini ve bir an önce ayağa kalkıp iyileşmesini istiyorum'' diye konuştu.
Türkiye'de ve dünyada organ bağışının artmasını isteyen Acar, ''Organ bağışının artmasını dünyada benden fazla kimse isteyemez'' dedi.
''Kendini kime benzetiyorsun?'' sorusu üzerine Acar, ''İlk olarak kendimi Ahmet Kaya'ya benzetiyordum ama zaman geçtikçe ne kendime ne de Ahmet Kaya'ya benzetiyorum. Yeni bir insan olacağım'' dedi.
Acar, ''Yüzüm daha iyi olana kadar sakallı gezmek istiyorum. İlerleyen zamanlarda sakallı gezip gezmemeyi düşüneceğim'' diye konuştu.
Hastanede zaman geçirmek için Kemal Sunal filmleri izlediğini belirten Acar, ''Zaman geçirmek için film izliyorum. Televizyonlarda bir şey olmadığı için de Kemal Sunal'ı izliyorum'' dedi.
BBP Genel Başkan Destici:
SİVAS (A.A) - 21.02.2012 - Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici, zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılmasını içeren yasa teklifiyle ilgili, ''Eğitimde yapılan bu değişikliği önemsiyoruz ve destekliyoruz ve bunun da bir an önce gerçekleşmesini arzu ediyoruz'' dedi.
Destici, partisinin Sivas il teşkilatında düzenlediği basın toplantısında, ülke gündeminin yoğun olduğunu söyledi. Bir an önce bu ülkenin terör belasından kurtulmasını istediklerini ifade eden Destici, ''Ve bu esas ana gündem maddesini, başta iktidar olmak üzere tüm siyasi partilerimizin ve ülkenin birinci gündem maddesi haline getirilmesini istiyoruz. İki yeni sivil demokratik anayasanın mutlaka yapılmasını istiyoruz'' diye konuştu.
Bu milletin artık sivil, demokratik bir anayasayı hak ettiğini bildiren Destici, ''Onun için bu milletin hak ettiği bu anayasayı yapmamakta artık direnemezsiniz, mutlaka bu yeni sivil, demokratik anayasa bu meclis dönemi içerisinde yapılmak zorundadır. Biz bunun Büyük Birlik Partisi olarak takipçisi olacağız'' ifadelerini kullandı.
Gündemde konuşulan önemli ve önemsedikleri konulardan birinin yeni eğitim sistemiyle ilgili öngörülen değişiklikler olduğunu ifade eden Destici, şöyle konuştu:
''Biz bunu en son Sayın Başbakan'la görüştüğümüzde de dile getirmiştik, 'eğitim sistemimizin Türkiye'nin ihtiyaçlarını karşılamadığını, milli şuura sahip, milli ahlaka sahip, milli terbiyeye sahip nesiller yetiştirmekte zorlandığımızı, bir milletin ayakta kalabilmesi için, bir devletin var olabilmesi için, ekonomik kalkınmışlığı, teknolojiyi yakalaması, bütün bunlar mutlaka olması gereken şeylerdir. Ama toplum milli ve manevi değerlerinden koparsa siz bunu ayakta tutamazsınız' dedik. Dolayısıyla da bu anlamda yeni eğitim sistemini önemsiyoruz, destekliyoruz.''
Sistemle getirilmesi planlanan değişikliklere de değinen Destici, ''Biz eğitimde yapılan bu değişikliği önemsiyoruz ve destekliyoruz ve bunun da bir an önce gerçekleşmesini arzu ediyoruz'' dedi.
28 Şubat ve 27 Nisan konusunda da değerlendirmelerde bulunan Destici, bunlarla ilgili hukuki sürecin bir an önce başlatılması gerektiğini savunarak, ''Türk demokrasi tarihi adına milli iradenin ayaklar altına alındığı, yok sayıldığı, hukukun çiğnendiği 28 Şubat'ı asla unutmamalıyız, biz unutmadık, milletimiz de asla bunu unutmamalı'' diye konuştu.
Suriye konusunun da Türk milleti açısından çok önemli olduğunu vurgulayan Destici, ''Suriye'deki rejim bizim hiçbir dönemde tasvip ettiğimiz bir rejim değildir. Bir an önce gitmesini istediğimiz bir rejimdir'' ifadelerini kullandı.
- Yazıcıoğlu'nun hayatını kaybettiği helikopter kazası-
Destici, bir basın mensubunun Muhsin Yazıcıoğlu'nun hayatını kaybettiği helikopter kazasıyla ilgili soruşturmada gelinen son noktayı sorması üzerine, ''Biz bütün süreçlerin aydınlatılmasını istiyoruz. Yani Türkiye'deki hiçbir süreç karanlıkta kalsın istemiyoruz. Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu, liderimiz ve arkadaşlarımızın sürecini bu kadar ısrarlı takip etmemizin sebebi sürecin aydınlatılmasıdır. Biz kan davası veya intikam peşinde değiliz. Biz sürecin aydınlatılmasını istiyoruz'' dedi
Sürece zarar vermeden, dosyadaki gizlilik kararını da ihlal etmedikleri noktada birtakım bilgileri kamuoyuyla paylaştıklarını söyleyen Destici, ''Hiçbir soruyu cevapsız bırakmadan, hiçbir şüpheyi ortadan kaldırmadan biz bu dosyayı kapattırmayız, bize her sorunun cevabını verecekler, her şüpheyi de giderecekler'' diye konuştu.
- BBP hakkında kapatılma davası açılacağı iddiası-
Destici, basında yer alan, ''Muhsin Yazıcıoğlu helikopter kazasında hayatını kaybetmeseydi BBP hakkında kapatılma davası açılacağı'' yönündeki iddialarla ilgili soru üzerine de şunları kaydetti:
''O konuyla ilgili biliyorsunuz geçtiğimiz günlerde bu gündeme geldi. Şahsen o dönemde ben partinin teşkilat başkanıydım, böyle bir hadiseden bir bilgim olmadı. Sayın genel başkan da benimle böyle bir konuyu paylaşmadı. Ama başta o dönemdeki meclis danışmanı olan arkadaşımızla, Bayram Yılmaz'la, yine o dönemde kendi danışmanlığını yürüten Ahmet Türk beyle bu konuyu paylaştığını arkadaşlarımız, kendileri daha sonra, o benim pazar günkü basın açıklamasından sonra görüştüm, arkadaşlarımız bana bunu söylediler. Yani biz Kur'an kurslarıyla, işte bu yaş sınırının kaldırılmasıyla ilgili 18 Şubat'ta; ki Muhsin Başkanın en son verdiği kanun teklifiydi meclise; bu kanun teklifinden sonra böyle bir kapatma sürecinin başladığını, sayın genel başkanın bundan bilgisi olduğunu, bunu da arkadaşlarımızla görüştüğünü bana ifade ettiler. Benim şahsımın bundan bir bilgisi yoktu ama o arkadaşlarımızla görüştüğünde kendilerine bunu aktarmış, arkadaşlarımızın ifadesi bu. Tabii Büyük Birlik Partisi, Muhsin Yazıcıoğlu hiçbir dönemde bırakın partisinin kapatılmasını, milleti için, ülkesi için inandığı değerler adına siyaseten bunun bedeli ne olursa olsun; ki bunu defalarca ifade etmiştir; karşılamaya hazır olan, buna hazır olan bir liderdir. Büyük Birlik Partisi camiası böyle bir camia. Yani Büyük Birlik Partisi'ni kapatarak siz bu fikri, bu misyonu yok edemezsiniz. Daha önceki parti kapatılmalarında da bu görüldü. Biz teröre ve şiddete bulaşmadığı sürece hiçbir partinin kapatılmasını istemiyoruz.''
Kur'an kurslarıyla ilgili yaş sınırın zaten yanlış bir uygulama olduğunu ifade eden Destici, ''Adaletsiz bir uygulamaydı. Bu milletin milli değerlerine yapılmış bir saldırıydı açıkçası. Yani istiyorlar ki bu milletin çocukları milli değerlerine sahip yetişmesin, manevi değerlerine sahip yetişmesin, çünkü neden milli ve manevi olan insan memleketini sever, vatanını sever, devleti için, milleti için çalışır ve bu ülkeyi de kimse o zaman bölemez, parçalayamaz ve yıkamaz. Amaçlanan bu'' diye konuştu.
Destici, Sivas Valisi Ali Kolat ve Belediye Başkanı Doğan Ürgüp'ü de makamında ziyaret etti.
Almanya'da öldürülen Türkler
BERLİN (A.A) - 21.02.2012 - AK Parti Sakarya Milletvekili Ayhan Sefer Üstün'ün başkanlığındaki TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu heyeti, Almanya'da aşırı sağcılar tarafından öldürülen 8 Türk, 1 Yunanlı ve 1 kadın polis için 23 Şubat'ta düzenlenecek devlet törenine katılmak amacıyla Berlin'e geldi.
Üstün başkanlığındaki 5 kişilik heyet, Berlin-Tegel Havaalanı'nda Türkiye'nin Berlin Büyükelçisi Hüseyin Avni Karslıoğlu tarafından karşılandı.
Burada AA muhabirine açıklamalarda bulunan Üstün, yarın, Federal Meclis bünyesinde cinayetleri aydınlatmak amacıyla oluşturulan Araştırma Komisyonu üyeleriyle istişare ve bilgi alışverişinde bulunacaklarını belirterek, hükümet tarafından tayin edilen ombudsmanı ve insan hakları komiserini ziyaret edeceklerini söyledi.
Üstün, 23 Şubat Perşembe günü de kurbanları anmak amacıyla düzenlenecek devlet törenine katılacaklarını, ardından da büyükelçilikte kurbanların ailelerini dinleyeceklerini ve söylediklerinin resmi bir rapor haline getirileceğini ifade etti.
Çalışmalarının birinci aşamasında ayrıca basın mensupları ve sivil toplum kuruluşu temsilcileriyle de bir araya geleceklerini kaydeden Üstün, çalışmalarının ikinci ayağını ise yargı sürecinin takip edilmesinin oluşturduğunu, bu süreçten bir sonuç alınana kadar çalışmalarını aşama aşama sürdüreceklerini sözlerine ekledi.
Öte yandan, 23 Şubat'ta Gendarmenmarkt adlı meydandaki Konzerthaus'da (konser evi) düzenlenecek olan ve Cumhurbaşkanı Christian Wulff'un istifa etmesi sebebiyle Almanya Başbakanı Angela Merkel'in bir konuşma yapacağı anma törenine yaklaşık bin 200 davetlinin katılacağı bildirildi.
Anma töreni, daha önce kurbanların ailelerini de Bellevue Sarayı'nda ağırlayan Wulff'un girişimiyle hazırlanmıştı.
BM-Suriye
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER (A.A) - 21.02.2012 - BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun'un Suriye'deki krize ilişkin özel temsilci atama konusunda başta Arap Birliği olmak üzere taraflarla temaslarda bulunduğu bildirildi.
BM Sözcüsü Martin Nesirky, BM Genel Kurulu'nun geçen hafta aldığı kararın Genel Sekretere, Suriye'deki krize ilişkin özel temsilci ataması yönünde yetki verdiğini belirterek, bu kapsamda Ban'ın, başta Arap Birliği Genel Sekreteri Nebil El Arabi olmak üzere çeşitli çevrelerle yakın temasta olduğunu belirtti.
Sözcü Nesirky, Genel Sekreter Ban'ın yarın Somali Konferansına katılmak üzere gideceği Londra'da El Arabi ile bu konuyu görüşeceğini bildirdi.
Nesirky, Suriye'nin, Genel Sekreter tarafından atanacak özel temsilciyle işbirliği yapmaması durumunda ne olacağına ilişkin soru üzerine ise ''Tüm taraflar, Genel Kurul kararı gereği, atanacak özel temsilciyle işbirliği yapmakla yükümlüdür'' dedi.
Nesirky, bir başka soru üzerine, Suriye'deki krizle ilgili olarak atanacak özel temsilcinin ilk işinin insani yardımın ulaşması meselesi olduğunu, ama elbette özel temsilcinin soruna siyasi çözüm bulunması için de çaba sarfedeceğini söyledi.
193 üyeli Genel Kurulun geçen hafta aldığı ve Suriye'de Esad rejiminin kınandığı kararda, BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun'dan ve BM'nin ilgili kurumlarından, Suriye'deki krizin barışçıl çözümü için Arap Birliği'nin çabalarını, hem özel temsilci atayarak hem de teknik ve maddi yardımda bulunarak desteklemeleri istenmişti.