• ÖNCELİKLE TÜRKİYE
    THE JERUSALEM POST - 23/07/2012
    Geçmişte İsrail’in Müslüman dünyasında üç önemli müttefiki vardı: Şah yönetimindeki İran, Enver Sedat ve Hüsnü Mübarek yönetimindeki Mısır ve Recep Ta...
  • TÜRKİYE DIŞİŞLERİ BAKANI MOSKOVA'DA YAPILAN SURİYE KONULU GÖRÜŞMELERİ DEĞERLENDİRDİ
    REGNUM - 23/07/2012
    Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Moskova'da Suriye konusunda yapılan görüşmeleri anlattı. Davutoğlu Cenevre Protokolü'nün hükümlerine sadık o...
  • OYUNUN SONUNA DOĞRU
    THE ECONOMIST - 23/07/2012
    Her devrimde istikametin rejime karşı olmaya başladığı bir an vardır. Mısır’da bu geçen yıl 28 Ocak’ta protestocular Tahrir Meydanı’nı işgal ederek ik...
12
  • TÜRK BAYRAĞI SEVGİSİ HERYERDE
    BEŞ OCAK (ADANA) - 23/07/2012
    Adana’da, bir temizlik firması çalışanının çöp arabasının iki tarafına Türk Bayrağı asarak görevini yapması görenlerin ilgisini çekti. Adana’nın 45 de...
  • KEPEZ'DE RAMAZAN ETKİNLİKLERİ SÜRÜYOR
    ANTALYA HİLAL (ANTALYA) - 23/07/2012
    Kepez ilçesinde belediye tarafından düzenlenen Ramazan etkinlikleri, vatandaşların katılımıyla devam ediyor. Kepez Belediyesince Hasan Doğan Stadı yan...
  • MURATPAŞA MÜFTÜLÜĞÜ FUTBOL TURNUVASI SONA ERDİ
    BATI ANTALYA (ANTALYA) - 23/07/2012
    Antalya Müftülüğünce düzenlenen Muratpaşa Müftülüğü Futbol Turnuvası'nda Şehadet Camii Kuran kursu öğrencilerinden oluşan takım, şampiyon oldu. Ant...
  • OYMAPINAR'A GELEN 4 LEYLEK SU KENARINDA BESLENMEYE BAŞLADI
    ANTALYA HİLAL (ANTALYA) - 23/07/2012
    Antalya'nın Manavgat ilçesine bağlı Oymapınar beldesine 6 yıldır temmuz ayı ilk haftası gelen 4 leylek beslenmek için Manavgat Barajı'na geldi. Oymapı...
Arşivde Ara :

 

ÖNCELİKLE TÜRKİYE

Yayın Organı    : The Jerusalem Post
Yayın Tarihi    : 19 Temmuz 2012    
Kayıt Tarihi    : 20 Temmuz 2012
Ülke        : İsrail    
Yazar        : Uri Savir
Çeviri Yeri    : Ankara    
Çeviri Şekli    : Geniş Özet
Detay        : Günlük Gazetenin İnternet Sayfası. Yazar, Peres Barış Merkezi Başkanı’dır ve Oslo Anlaşması'nda Başmüzakereci Olarak Görev Yapmıştır        

     --Netanyahu Hükûmeti, Ulusal Güvenliğimizin Bölgedeki Stratejik Değişimleri Hesaba Katması Gerektiğini Anlamalı--

     Geçmişte İsrail’in Müslüman dünyasında üç önemli müttefiki vardı: Şah yönetimindeki İran, Enver Sedat ve Hüsnü Mübarek yönetimindeki Mısır ve Recep Tayyip Erdoğan dâhil çeşitli liderlerin yönetimindeki Türkiye -bölgedeki stratejik konumumuzu, caydırıcılığımızı ve en önemli müttefikimiz Amerika Birleşik Devletleri açısından duruşumuzu güçlendiren ilişkiler.

     Bugün ise yanımızda bölgedeki en önemli üç Müslüman ülkeden birisi bile kalmadı. Ayetullah’ın devriminden sonra İran, İslami tutuculuğa dönüştü.

     Mısır, Müslüman Kardeşlerden olan yeni Devlet Başkanı Muhammed Mursi yönetiminde İsrail ile barış antlaşmasına hâlâ bağlı kalsa bile müşterek stratejik çıkarları paylaşan ve belirleyen bir komşu olarak düşünülemez.

     İsrail, Türkiye ile 1992’den bu yana kapsamlı diplomatik ilişkilere, yakın ekonomik ve ticari ilişkiye ve iki güçlü ordu arasında stratejik bir ilişkiye sahip oldu. Bu ilişkiler, Türkiye’nin Gazze ablukasını kırmaya çalıştığı ve filo ile çatışmada dokuz Türk’ün İsrail Savunma Kuvvetleri tarafından öldürüldüğü 2010’daki Mavi Marmara olayıyla ciddi biçimde kötüleşti.

     Bu krizin temelinde, Filistin meselesine bir çözüm bulunması görüşü ile Türkiye’nin Arap dünyasında nüfuz kazanma niyetinin çatışması yer alıyor.

     İlişkileri düzeltmeyi amaçlayan gizli görüşmelerde Türkler, İsrail’den, dokuz Türk vatandaşının öldürülmesinden dolayı açık bir özür dilemesini istedi. İsrail yalnızca üzüntüsünü ifade etmeyi kabul etti; Binyamin Netanyahu, ulusal kibri ulusal çıkarlara tercih etti.

     Ticaret düzeyi yüksek olmayı sürdürse de Ankara ile ilişkilerimiz kötüleşmeye devam ediyor, savunma ilişkilerimiz hâlâ durmuş vaziyette ve Türk liderler, Netanyahu hükûmetinin Filistin meselesine yaklaşımını eleştirmek için hiçbir fırsatı kaçırmıyor.

     Bölgedeki bu önemli üç Müslüman güçten en azından birisiyle ilişkilerini düzeltmesi, İsrail’in stratejik çıkarınadır ve bugün Türkiye bu konuda en uygunudur.

     İlişkilerde böylesine bir iyileşme Ankara’nın da çıkarınadır; bizim politikalarımızın “yardımıyla” Arap dünyasındaki konumunu güçlendirirse de Türkiye bölgede gerçekten barış ve istikrara katkıda bulunmak istiyorsa bu konuda İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri ile iş birliği yapmalıdır.

     Toplumlarında ve siyasetlerinde İslam’ın yeri konusunda Arapların seçebileceği iki model var: Görece Batı yanlısı demokratik bir sistemle birlikte nispeten ılımlı bir Türk İslam modeli veya Batı karşıtı teokraside tutucu bir İran İslam modeli. Sonuçta ya “Ankara” ya da “Tahran”.

     İsrail’in de seçim yapması gerek -Tahran yolundan git, İran’a saldır ve İran’ın nükleer emellerini sadece erteleyerek onlarca yıllık bir İslamcı düşmanlık yarat veya bölgesel görünüşümüzü güçlendirmek için Ankara ile bir uzlaşma yoluna gir.

     Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi üyelerinin de bulunduğu Türk siyasetçilerle son zamanlarda kurduğum resmî olmayan temaslara dayanarak böyle bir uzlaşının mümkün olduğuna ve aşağıdaki unsurları içermesi gerektiğine inanıyorum:

     a) İsrail hükûmeti, Mavi Marmara’da dokuz Türk’ün İsrail Savunma Kuvvetlerince öldürülmesi nedeniyle derin üzüntüsünü resmî olarak ifade etmelidir. Türk hükûmeti, bu üzüntü ifadesini resmî bir özür olarak gördüğünü belirtmelidir.

     b) İsrail, barış süreci dâhil Türkiye’nin Orta Doğu’daki önemli bölgesel rolünü bir basın açıklamasında kabul etmelidir.

     c) Türkiye, İsrail’in Orta Doğu’daki meşru güvenlik ve aynı şekilde Başbakan Erdoğan’ın 2005’teki resmî İsrail ziyaretindeki açıklamasına dayanarak İran’ın nükleer emelleriyle ilgili kaygılarını bir basın açıklamasında tanımalıdır.

     d) Türkiye ve İsrail, turizm ve ticaret dâhil olmak üzere ekonomik ilişkilerini geliştirmeye devam etmelidir (ilişkilerdeki krize rağmen ikili ticaret bugün yaklaşık 1,5 milyar dolar).

     e) Türkiye ile İsrail, ikili savunma ilişkilerini yenilemelidir.

     f) Türkiye ile İsrail, Suriye’deki kriz ve katliamlarla ilgili ortak görüş ve kaygılarını ifade etmelidir.

     g) İsrail, Türkiye’yi, Obama’nın iki devletli çözüm vizyonu temelinde Filistin yönetimiyle doğrudan müzakerelerde, muhtemelen İstanbul’da, ara buluculuk rolü oynamaya davet etmelidir.

     h) Türkiye ve İsrail, bölgeyle ilgili ortak bir stratejik vizyon geliştirme açısından Obama yönetimiyle ortak görüşmelerde bulunmalıdır.

     Amerika Birleşik Devletleri, 1947 Truman Doktrini, Türkiye’nin 1952’de NATO’ya dâhil olması ve Başkan Barack Obama ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın özellikle İran meselesiyle ilgili son görüşmelerinden bu yana Türkiye’yi, Batı müttefikliğinin önemli bir üyesi olarak görüyor.

     ABD, bizim içselleştirmemiz gerekeni anlıyor -Suriye, Mısır ve Filistinliler konusunda Batı’nın planladığı bir Orta Doğu stratejisine Türkiye’nin dâhil edilmesi, bölgeyi istikrara kavuşturmak ve pasifleştirmek için büyük öneme sahip. Bölgesel tercih büyük ölçüde Ankara ile Tahran arasında. Böyle bir anlayış her iki taraf -İsrail ve Türkiye- ve Obama yönetimi için de mümkün ve önemli.

     Orta Doğu, İslamcı hareketler için daha büyük siyasi rolün yanı sıra daha sosyo-siyasi bir açıklığa doğru dönüşüm içerisinde. Bu değişen bölgede Türkiye, demokratik ilkelerine ve Batı yanlısı tutumlarına bağlı kalırsa ve İsrail karşıtı polemikten kaçınırsa pek çok yönden bir model devlet olabilir.

     İsrail’in, Filistin meselesi konusundaki yeni ve gerçekçi bir tutum temelinde barış sürecinin yenilenmesi yolunda Türkiye’nin rolüne izin vermesiyle Türkiye ile gelişecek bu yeni uzlaşma da İsrail için önemli bir fırsat yatıyor.

     Netanyahu hükûmeti, ulusal güvenliğimizin bölgedeki stratejik değişimleri hesaba katması gerektiğini anlamalı.

Paylaş :   Share on MySpace

Dış Basında Türkiye Arşivi