|
|
SEMİNER KONUŞMALARI
“TÜRKİYE’DE
TELEVİZYON YAYINCILIĞI“ Teşekkürler Sayın Başkan, çok değerli meslektaşlarım. Buraya en son 1987 yılında milletvekili olmadan önce TRT Haber Merkezi’ndeyken sayın belediye başkanımızla bir röportaj yapmak için gelmiştim. Buraya gelirken minibüste hesap ettik 19 yıl olmuş, o zaman Sayın Aytaç Durak bana eski Adana’nın artık içinden çıkılamaz, önümüzdeki yıllarda nüfus artışını kaldıramayacak kapasitede olduğunu ve bundan dolayı “Yeni Adana” adı altında bir proje başlatmayı planladığını, plan-projeleri çizdirdiğini büyük bir heyecanla anlatmıştı. Şimdi 19 yıl sonra tekrar buraya geldiğimde görüyorum ki bu projeler hayata geçirilmiş ve çok başarılı bir çalışma ortaya konmuş. Türkiye’de çok nadir bulunan bir çalışma olarak gördüm. Kendisini görürsem tekrar kutlamak istiyorum. Fevkalade güzel bir kente sahip olmuşsunuz, cennet gibi bir yerde yaşıyorsunuz. “Bu manzara bırakılıp da içeri girilir mi?” diye de düşündüm. Bundan dolayı da konuşmamı kısalttım. Zaten hepinizin bildiği konuları konuşuyoruz aslında. Bir iki şeyi de izin verirseniz ben tamamlayayım. Sorularınız varsa onları alacağım. Televizyon dünyada 1930’lu yıllarda başlamıştır. Türkiye’de ise ilk televizyon yayını 31 Ocak 1962’de yapılmıştır. Yani bundan tam 38 yıl önce TRT bu yayınları başlatmıştır. 1984’e kadar tek kanal ve siyah beyaz yayın vardı sonra renkli yayına geçildi. Hatta 1986 yılıydı ki, konuklarımız arasında bulunan Savaş Kıratlı o zamanlarda bizim müdürümüz, liderimiz, abimiz idi. Şimdi Gazeteciler Cemiyeti’nde Başkan Yardımcısı. 1986 yılında Savaş abiye pront cihazı geldi, yani spikerin karşıdan okuduğu cihaz. O zamanlar herkes spikerler ne kadar zeki aklında tutuyor, tüm haberleri ezbere okur sanılırdı. Tabii yıllar içerisinde teknoloji hilesi ortaya çıktı. Özel televizyonlar 1990’lı yıllarda yayına başladı. Anayasamız özel televizyon yayınlarına izin vermiyordu. Türkiye’de radyo televizyon yayıncılığı sadece TRT eliyle yürütülür, istisna olarak da sadece polis ve meteoroloji radyosu kendi konularıyla ilgili bilgi vermek üzere yayın yapabilirlerdi. Ancak teknik anayasayı geçmişti. Yani çanak anteni olan uydudan BBC’yi, CNN’i, yabancı televizyonu seyredebiliyordu. O günkü Mecliste, Anayasa değiştirilemeyeceği için biraz illegal gibi oldu ama yurt dışından Star televizyonu o zamanki adıyla “Magic Box” yayına başladı. Daha sonra da kanun çıkartıldı, anayasa müsait hale getirildi. Anayasa’nın değiştirilmesiyle radyolar ve televizyonlar ard arda kurulmaya, çalışmaya başladılar. Türkiye’de bugün 24 ulusal, 16 bölgesel, 214’de yerel televizyonumuz var. 36 ulusal, 101 bölgesel, 951 tane de yerel radyomuz var. TRT zaman içerisinde -tabii üzülerek ifade ediyorum- rekabet gücünü oldukça yitirdi. Eskiden firmalar reklam vermek için torpil ararlardı, TRT’de bir reklam verebilir miyiz, acaba bir reklam kuşağında boş bir yer var mı? ya da reklam kuşağı iki dakika daha uzatılıp bizim reklamımızda girebilir mi? şeklinde. Bu reklam geçişi ciddi bir şekilde özel televizyonların lehine işlemeye başladı. Ama şunu da bilmeniz lazım ki bu ulusal televizyonlardan -yani burada aile içi sohbeti olduğu için tabii daha rahat konuşmam gerektiğini düşünüyorum, onun için böyle konuşuyorum- Kanal D, Show TV, ATV ve Star televizyonu en çok izlenen prime time kanalları olarak ortaya çıkıyor ki, bunlar Türkiye’deki reklam pastasının da yüzde 85’ini elde ediyorlar. Benim konuştuğumla ilgili değil oradaki görüntülerle ilgili. Görüntü olmazsa konuşma, yazı çok da cazip olmayabiliyor. Deminki fotoğraflar, AP ajansının ünlü foto muhabiri Burhan arkadaşımızın çektiği fotoğraflar, fevkalade fotoğraflar. Onların altına bir müzik koyarsanız biraz daha iyi, daha güzel seyredilir, hem de acıklı bir müzik. Pakistan’da deprem felaketini anımsatan, fotoğraftan fotoğrafa geçerken diyelim o makinenin çıkardığı klik sesini koyarsanız, alttaki müzikle beraber daha da ilginç hale getirilebilir. Televizyon tekniğinde de biz bunu görüntüyle yakalıyoruz, ondan dolayı televizyonun “tirajı” diğerlerinden çok daha fazla. Gazetede yazıyı, herhangi bir bilgiyi aldığınız zaman yazabiliyorsiniz, fotoğraf olmasa da yazabilirsiniz, hatta o konu hakkında yorum da yapabilirsiniz. Fotoğraf varsa daha da iyi olur, ama televizyonculukta görüntü olmadığı zaman fevkalade kısa bir haber yapmak zorundasınız. Biz haber süresinin, -örnek olarak söylüyorum bunu- 40 saniyeyle en fazla 1,5 dakika arasında değişmesini istiyoruz, önemli bir haber de olsa. Örneğin, “Sayın Başbakan sağlık sigortası konusunda yeni adımlar atılması gerektiğini ya da adımlar atılacağını, 18 yaşına kadarki Türk gençlerinin sağlık hizmetlerini ücretsiz olarak alacaklarını ifade etti“ Fevkalade önemli bir haber olmasına rağmen yeteri kadar görüntünüz yoksa, bu haber 1,5 dakikalık bir haber olarak bültende yer alıyor. Artık trend o tarafa doğru gitti. Biliyorsunuz tematik kanallara izin verilmiyordu, sonra izin verilmeye başlandı. Yani tek bir konu üzerinde yayın yapan televizyonlar. Mesela haber televizyonları CNN Türk, NTV, Haber Türk, Sky Türk, CNBC, TGRT Haber, TRT 2 gibi. Bir de tematik olarak müzik içerikli kanallar var. Power Türk, Kral TV, Dream TV, Number One TV gibi. Yine tek konuya odaklanmış televizyon yayıncılığı, farklı konularda da gündeme gelmeye başladı. Yemek tarifi yapan kanallar, sağlıkla ilgili bilgiler veren kanallar, belgesel televizyonlar. Örneğin, belgesel yayın yapan İz TV diye bir televizyon kanalı yayına başladı. Turizmi konu alan, ev onarımını konu alan, emlak alım satımını konu alan ki, biz yakında böyle bir kanalı yayına sokmak üzereyiz. Televizyonculuk camiasında bir takım deyimler vardır. Mesela Reyting. Bunu AGP diye bir kuruluş yaptırıyor. Türkiye toplumunun yapısını temsil ettiği düşünülen iki bin küsur evde bazı aletler takılı ve o alet takılı olan evlere deniliyor ki “Siz hiçbir şeyinizi değiştirmeyin, eski eğiliminiz neyse televizyonunuzu izlemeye devam edin” ve bunlar Ankara’daki merkezde an an, saniye saniye kayda giriyor. Bir sonraki gün hangi program ne kadar kişi tarafından izlenmiş o ortaya çıkıyor. Türkiye’nin genelinin de böyle olduğu varsayılıyor. Tıpkı genel seçimlerde biliyorsunuz doğudan bir tane sandık açılır, batıdan bir sandık açılır, güneyden kuzeyden bir sandığın sonuçları gelir, ilk sonuçlar ortaya çıkar ki, Türkiye’de diyelim 45 milyon oy kullanılmıştır, ama daha açılan sandık sayısı 3-5 ve kullanılan oy sayısı da 4.500 civarındadır, çok çok azdır ama buna rağmen o sonuçlar üç aşağı-beş yukarı seçim sonuna kadar devam eder ve kimin kazanacağını, kimin kaybedeceğini biz daha ilk 10-15 dakika içinde tahmin ederiz. Reyting de bunun gibi bir şey. Türkiye’nin genelinin ne kadar izlediği ortaya çıkar ki, bu reklam verenler için çok önemli rakamlardır. Hangi program çok izleniyorsa ona göre reklam veriyorlar, o televizyon daha çok para kazanıyor. Televizyonlar birbirlerinden gördükçe o programları taklit etmeye çalışıyorlar. Aynı yayın saatlerinde benzer içerikli programlar koymaya çalışıyorlar. Birisinde eğer bir yarışma programı tuttuysa öbürü de bir yarışma programı koymaya çalışıyor. Bir kanalda “Kim 500 Milyar İster” adlı bir yarışma programı yayına başlıyor, diğer kanallarda da “Ağırlığınca Altın”, “Bil Bakalım Bu Nedir?” gibi programlar yayınlanmaya başlıyor. Bu konuda sizlerde oluşan bir çok endişeye ve eleştiriye tamamen katıldığımı da ifade etmek istiyorum. Kafanızda hangi endişelerin olduğu ya da hangi eleştirilerin olduğunu tahmin etmek benim için zor değil, çünkü ben de sizden birisiyim, sizler de benden birisisiniz, hepimiz aynı toplumun fertleriyiz. Ben de aynı eleştirilere katılıyorum, bu bir döngü. “Eğer böyle yapmazsan bir yerde dökülüyorsun, aşağıya vuruyorsun”. Çok çalışanın var, onların hepsine, bütün yayınlara para yetiştirmek zorundasın. Bir de bir star ortaya çıkartıyoruz, yani herhangi bir radyoda spikerlik yapan, bir program sunan bir sunucuya “Sen gel bir bakalım, senin bir deneme çekimini yapalım, sen bize televizyon programı yapsan nasıl olur acaba?” diyor genel müdür, o çocuk da utana sıkıla geliyor, bir deneme çekimi yapılıyor. Sonra bu çekim beğeniliyor ve “Hadi gel sen bizim televizyonda program yapmaya başla” deniliyor. Okan Bayülgen, Beyaz ve bir çok arkadaşımız bu tip araştırmalarla ortaya çıkmıştır. Daha sonra da bunlara para beğendirmek kolay olmuyor, yani “ayrılırım bak!” diyor. “Aman ayrılma bak, sana şu kadar para veririm” deniyor, iş çığırından çıkıyor. O kadar büyük meblağlara ulaşıyor ki, “Acaba biz bu programı kessek daha mı iyi olur?” diye düşünülmeye başlanıyor ve bir çok programda bu şekilde sona erdiriliyor. Reklam gelirlerine gelince; Türkiye’de yaklaşık bir milyar dolarlık bir reklam pastası var ve bu pastanın önümüzdeki yıllarda büyümesi bekleniyor. AB’ye geçiş sürecinde medya sektörü en çok parlayan yıldızlardan birisi olacak. Bugün burada dile getirdiğimiz ya da aklımızdan geçen dile getiremediğimiz birçok şikayetin önümüzdeki yıllarda büyük ölçüde giderileceğini tahmin ediyorum. Yani önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin yıldızı parlak gibi görünüyor ya da biz öyle değerlendiriyoruz. İşte televizyonu hep beraber seyrediyoruz, diğer söyleyeceklerim de herhalde buna benzeyecek şeylerdir. Dolayısıyla toplum bizden farklı şeyler istemeye başlayınca, biz farklı şeyler yapmaya başlayacağız. TBMM’de zaman zaman araştırma komisyonları kurulup o komisyonlarda tabiri caizse “ifade vermeye çağırıyorlar” ve diyorlar ki “Niye böyle bir program yayınlıyorsunuz? Hatta geçen geçen gün yayınladığımız programın 25. dakikasında şöyle birşey oldu, bu böyle dedi, şu şöyle yaptı, böyle birşeyi nasıl yayınlıyorsunuz?” diyorlardı. Biz de “İşte sen seyrettiğin için yayınlıyoruz” dedik. Sen seyretmezsen, bunun 25. dakikasında ne olduğunu nereden bileceksin, bu kadar kötü bir şeyse niye seyrettin, elinde bir cihazın var geç öbür kanalı seyret. Mesela tenkit ettikleri bazı programlar var ki ben de evde çocuklarıma seyretmeyin diyorum. “Benimle Evlenir misin?”, “Biri Bizi Gözetliyor” gibi programlar. Bunların reyting raporları geldiği zaman hayretler içerisinde kalıyoruz. Aynı gün milli maç oluyor reytingi yüzde 30, bu programın reytingi yüzde 55. Bu toplumu bilmek lazım, iyi bilmek lazım. Her istediğini vermeye mi çalışmak lazım; hayır. Ama tamamen karşı şeyler de yapmamak lazım. Onlar seyredecek ki biz de para kazanalım. Ne zaman ki toplum farklı şeyler isteyecek hale gelecektir, o zaman televizyon yayınları da onların istekleri doğrultusunda daha güzel taraflara doğru umarım gidecektir. Hepinizi saygıyla selamlıyorum… |
|
|
<<< XII. YEREL MEDYA EĞİTİM SEMİNERİ - ADANA (13-14 Nisan 2006) >>> |