SEMİNER KONUŞMALARI


 

“YEREL MEDYADA GÜVEN SORUNU”
Ali AKKUŞ
Zaman Gazetesi Haber Müdürü
 

Türk Milletinin ortak bir özelliği var, farkında mısınız bilmiyorum. Herhangi bir yerden özgeçmişimiz istendiği zaman hep başarılı şeyleri söyleriz. İşte “şunu yaptı, bunu yaptı” diye. Ben farklı bir şey yapacağım, bu sefer bir başarısızlığımdan bahsedeceğim, kolay birşey değil ama ben bunu yapacağım.  Basın-Yayın’ı bitirdim, memlekette matbaacı bir arkadaşım var.  “Bana gel gazete çıkaralım” dedi. Ben de patronun baskısı olmasın, genel yayın yönetmeninin  baskısı olmasın diye onun aklına uydum, bir kırtasiye ve kitabevi dükkanı açtım, o da matbaasını daha iyi bir yere taşıdı, tam herşeyi ayarladık, epey de borç yaptık. Ne zaman ki 5 Nisan kararları geldi,  İnanır mısınız o kararlarla biz gazeteyi bile çıkaramadık, borçlarla öylece kalakaldık. Yani müthiş bir “attan düşüş” oldu benim için.“Düşenin halini ancak düşen bilir” Dolayısıyla yerel bir gazeteyi başaramamış birisi olarak yerel gazetecilerin sorunları konusunda söz söyleyebileceğimi düşünüyorum.

Biz farklı bir mesleği icra ediyoruz. Hiç düşündünüz mü? Hayatımız üç tane kelimenin etrafında dönüyor. Yeni, farklı ve önemli. Bu üç sihirli kelimenin etrafında dönüp duruyoruz. Mesleğimiz gerçekten diğer insanların mesleklerinden farklı. Nasıl? Doktorları düşünelim, doktorların hataları olur, hastalarını gömerler. Avukatlar hata yapar, hatalarını gizli kasada saklarlar. Gazeteciler hata yapar, beyaz bir kağıda basar ve herkese yayar. İşte böyle bir mesleğe sahibiz. Bazen öyle oluyor ki -sizlerde de oluyordur- bir haber yazmışsınızdır, çok basit bir hatadır az önce Nazmi Bey’in söylediği gibi basit hatalar  yaparsınız, yazarsınız, patronun altına hırsız diye yazarsınız, basit bir hatadır ama akşama kadar herkes görür ve herkes de konuşur, gazetecilik böyle bir meslektir.

Yaygın medyanın alışkanlıkları ne yazık ki yerel medyayı da etkiliyor. İsim tam verilmedi ben de vermeden geçeceğim, herkes anlıyor, “reality show”ların “sıcağı sıcağına” programlarının yaşandığı dönemi hatırlıyorsunuz, hatta televizyonda “acı var mı acı?, kan var mı kan?” diye sorulduğu dönemleri. O dönemde yaşadığımız bir hadiseyi size anlatayım. Anadolu Ajansı bir ilden trafik kazası haberi geçti, haberi biraz genişletmek istedik. O ildeki kaşeli muhabirimize telefon edip bu haberi biraz açar mısın, nasıl olmuş kaza diyerek ayrıntı istedik. Akşam üzerine doğru haber geldi.  Anadolu Ajansı “üç ölü” diyor, bizim arkadaş “beş ölü” diye geçti. Tabii şaşırdık, telefonla tekrar aradım arkadaşı: “Ya arkadaş neden beş ölü yazdın?” dedim. “Ben doktorla görüştüm, bizzat hastaları gördüm, doktor bana yaralılardan iki tanesi akşama ölebilir” dedi. “Niye böyle yaptın, sen müneccim misin, yarın ölmezse ne olacak?” diye sorduğumda “Ulusal medyada haberin yer alması için sayının biraz fazla olmasını istedim” dedi. İşte ‘acı var mı acı, kan var mı kan’ın sonucu bu idi. Yani birbirimizi etkiliyoruz.

Gazeteciler olarak eleştiriyoruz ama insanın kendine dönüp itirafta bulunması zor, hele gazetecilerin kendilerini kritiğe tabi tutması daha da zor. Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’nün bu toplantısını ben çok önemsiyorum. Burada işin uzmanları zaman zaman kendilerini eleştiriyorlar, yaptıkları hataları söylüyorlar, “bir de kendimize bakalım” diyorlar. O açıdan kendimize bakmak çok önemli. Biz gazete olarak Anadolu’da bulunan muhabirlerimizin ciddi bir eğitim eksikliği olduğunu gördük.  Arkadaşlarımızın hepsini yılda bir defa çağırıp bir hafta boyunca illerinde nöbetçiler bırakarak bir eğitim sürecine aldık. Benim yerel medyadaki sahiplik pozisyonunda olan dostlardan ya da yazı işleri müdürlüğü yapan arkadaşlardan istediğim, muhabir arkadaşlarını bir eğitim sürecinden geçirilmeleri gerektiğidir. Gerçi “birçok yerel gazetenin muhabiri bile yok” deniyor, ama var olanların belirli kaliteyi tutturabilmeleri için eğitim sürecinden geçirilmeleri gerekiyor.

Yerel medyanın ekonomik sorunlarını da biraz olsun biliyorum, başta verdiğim örnek onun içindi. Alınan bir kredinin ödenememesi, reklamın az olması gibi durumları biliyorum. Bir haber müdürü olarak da haberin ne kadar pahalı olduğunun farkındayım. Yani siz kendinize ait bir haber vermek için epey masraf etmeniz gerekiyor. Kendine ait haber oluşturamayanlar belirli sürede habere masraf yapmayanlar, gazetecinin vermiş olduğu o gücü başka yerlerde kullanmaya çalışıyor, meslek açısından risk de orada başlıyor. Yani siz habercilik yapmayıp, gazeteyi sadece belirli sürelerde belirli dönemlerde gelir getiren birşey haline getirirseniz, orada gazetecilik biter. Bu sadece yerel medyanın değil ulusal meydanın da sorunudur.

Benim çok sevdiğim bir slogan var, reklamlardan aklımda kalan, “İnsanların güvenini kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim” diyor. “Bosch”un reklamıydı. Onun için bunu çok önemsiyorum, bir çoğunun da hatırındadır. Anketlerden bahsettik. Anketlerde alt sıralarda olma nedeni üzerinde fazla durmadık ama ben başka yerlerde değil, bunu  kendimizde aramamız gerektiğini düşünüyorum. Kendimize bakmamız yeterli, feraset sahibi bir millete sahibiz. Feraset sahibi milletimiz bizlere güvenmek istiyor, emin olmak istiyor.

 

Gelişen teknoloji dünyamızı iyice küçülttü, önceden yazılan bir haberin düzeltilmesi zordu, şimdi bunun yolu çok basit hale geldi. Bulunduğunuz yerde sizden başka çok sayıda muhabir var ve gazeteciler her geçen gün artıyor, sizin yazdığınız bir haber başka bir gazeteci için yeni bir haberin başlangıç kısmı olabiliyor. Eğer yazdığınız haber doğru değilse akşam herhangi bir televizyonda ya da ertesi gün bir başka gazetede yalanınız ortaya çıkabiliyor, buna çok dikkat etmek gerekiyor. Benden önce konuşma yapan Anadolu Ajansı Genel Müdürü’nün haberde olması gereken şartlar konusunda güzel sözleri vardı, ben de aynen ona katılıyorum.

Yerel gazete çok önemli. Ben bir örnek vererek konuşmamı bitireceğim. Bazen sizin gücünüz, verdiğiniz bir haberde olabiliyor, örneğin dün bütün gazeteler, televizyonlar bir yerel gazetenin arkasındaydı. Çevre Bakanı bir açıklama yaptı ve “İstanbul’da arsız bir işadamı zehirli varilleri toprağa gömmüş” dedi. Çevre Bakanı isim vermiyor, işi sürüncemede bırakıyor, hepimiz  kim bu şirket diye bakıyoruz. Kocaeli gazetesi dün bir manşetle çıktı: “Zehirli variller Ünifar’ın mı? Ayrıntılı bir şekilde bilgiler verildi. Bugün bütün gazetelerde Kocaeli gazetesinin haberi ve onun iddiası yer alıyor. Bir gazete için yerel bir gazete için bundan daha iyi bir reklam, daha iyi bir güç gösterisi yoktur herhalde diye düşünüyorum.

Bu ülkede gazete satmak kolay değil, hele yerel bir televizyon işletmek daha da zor, çünkü ulusal basının etkisi altında, onun izlenirlik veya yayını karşısında ayakta kalmak çok zor. İnsanların özellikle bulunduğunuz bölgelerdeki insanların sizin düşünceniz ne olursa olsun, siyasi görüşünüz ne olursa olsun, yapmış olduğunuz haberden sonra “onun söylediği doğrudur, adaletlidir, insaflıdır“ demesi herhalde yeterlidir diye düşünüyorum. Saygılar sunuyorum.

 

 

<<<       XII. YEREL MEDYA EĞİTİM SEMİNERİ - ADANA (13-14 Nisan 2006)      >>>