SEMİNER KONUŞMALARI


 

“BASIN KANUNU VE BİLGİ EDİNME KANUNU”
Süheyla Parmak AYDOS
BYEGM II. Hukuk Müşaviri

 

Teşekkür ediyorum. Sayın başkanın da ifade ettiği gibi son iki yılda yürürlüğe giren Bilgi Edinme Kanunu ve Basın Kanunu, ifade özgürlüğü açısından önem arz etmektedir ve bu iki kanun hakkında süremizin elverdiği ölçüde kısaca bilgi vermek istiyorum. Bildiğiniz gibi ifade özgürlüğü, bilgi edinme özgürlüğünü de kapsamaktadır. Kişiler özgürce bilgiye ulaşacaklar, düşüncelerini oluşturacaklar ve bu düşüncelerini açıklayacaklardır. Bu nedenle demokratik toplumlarda bilgi edinme özgürlüğü, bilgi edinme hakkı, temel bir insan hakkı olarak tanımlanmakta ve anayasalarda yer almaktadır. Demokratik toplumlarda bildiğiniz gibi bireyin iki bilgi kaynağı bulunmaktadır. Bunlardan birincisi devlette bulunan bilgi ve belgeler, diğeri de kitle iletişim araçlarıyla edindikleri bilgi ve belgeler. Öncelikle devletteki bilgi belgelere ulaşım nasıl oluyor kısaca bunu anlatmaya çalışacağım.

Bireylerin devlette bulunan bilgi ve belgelere ulaşma hakkı, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 1977 tarihli 31 sayılı kararıyla “İdari İşlemler Karşısında Bireyin Korunması” başlıklı idare kararıyla gündeme gelmiştir. Bireyin idari işlemler hakkında gerekli bilgileri elde etme hakkı tabi ki devlet açısından da şeffaflığı, açıklığı gerekli kılmaktadır. Devletin açıklığı, şeffaflığı nasıl gerçekleşecektir? Bu da iki yöntemle gerçekleşecektir; birincisi devletin kendi inisiyatifiyle, basın yoluyla yaptığı, basının gerek yazılı sözlü açıklamalarla yaptığı şekilde kamuoyunu aydınlatması ki,- biz buna aktif açıklık diyoruz- bir diğeri de bireyin başvurusu üzerine, bireylere açıkladığı bilgi ve belgeler -biz buna pasif açıklık- diyoruz. Şimdi öncelikle “bu pasif açıklık nasıl yapılıyor, başvuru yolları nedir?” bunu kısaca size açıklamak istiyorum.

Bilgi Edinme Kanunu’na göre “herkes bilgi edinme hakkına sahiptir”.  Hatta bu hak yabancı gerçek ve tüzel kişiler için de geçerlidir. Burada iki sınırlama var; istedikleri bilgi ve belgeler kendileriyle faaliyet alanlarıyla ilgili olacak, bir de karşılıklılık ilkesi aranacak. Bu karşılıklılık ilkesinin hangi ülkelerle uygulanacağını ise Dışişleri Bakanlığı Resmi Gazete’de ilan edecek. Tüm kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilen bazı istisnalar dışında her türlü bilgi ve belgeyi başvuranların yararlanmasına sunmak durumundadırlar. Bunun için gerekli teknik ve idari alt yapılarını oluşturacaklardır.

 

Bu tedbirler nelerdir? Kanunda ve yönetmelikte bu tedbirler, zorunlu ve ihtiyari olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Zorunlu olanlar; görev alanlarına giren bilgi ve belgenin hangi birimde olduğunu, neler olduğunu gösteren kurum dosya planlarını hazırlayacaklar, diğer bir konu, temel nitelikteki karar ve işlemlerinde faaliyet raporlarını,  denetim raporlarını kamuoyunun bilgisine sunacaklar. Bir diğer konu da kanun, tüzük gibi görev alanlarına giren bütün düzenleyici işlemlerini elektronik ortamda kamuoyunun bilgisine sunacaklar. Ayrıca kurumlar, bu bilgi edinme hakkını etkin ve süratli olarak kullanılabilmesi açısından, kurumların internet sayfasını buna uygun hale getireceklerdir.

Kurum ve kuruluşların ihtiyari olarak alması gereken tedbirler ise, görev ve teşkilat yapıları, personel statüsü, personel sayısına ilişkin bilgilerdir. Bunları da dilerlerse kamuoyunun bilgisine sunacaklardır. “Kurum ve kuruluşlar bunun için ne yapacaktır?” Öncelikle eğer teşkilat yapılarında halkla ilişkiler adı altında bir birim varsa bu birime bağlı bir “Bilgi Edinme Birimi” oluşturacaklar. Eğer teşkilat yapılarında halkla ilişkiler adı altında bir birim yoksa, varolan bir birimde bilgi edinme birimi açacaklar ya da doğrudan kurum yöneticisine bağlı bir bilgi edinme yetkilisi görevlendireceklerdir.

“Başvuru usulü nedir?” Başvuru, yazılı dilekçe ile bilgi veya belgenin bulunduğu veya görevi gereği bulunması gereken kuruma yapılacaktır. Eğer bilgi ve belge başvurulan kurumda bulunmuyorsa, kurumlar bilgi veya belgenin bulunduğu kuruma başvuruları yönlendirmek zorundadırlar. Merkezi idarenin taşra teşkilatındaki kurumlar da ise valilikler aracılığıyla bu işlemi gerçekleştirilecektir. Valilik ve kaymakamlıklara bağlı bilgi edinme birimleri vasıtasıyla gerçekleştirilecektir. Biraz önce yazılı dilekçeyle yapılacağını söylemiştim. Başvurunun kimden çıktığı, yani imzası, adı soyadı anlaşılacak şekilde elektronik ortamda ya da diğer iletişim aracılığıyla yani faksla da bir takım kurallara uymak suretiyle  bu başvurular yapılabilecektir.

Başka bir kanun uyarınca yapıldığı belirtilmemiş tüm başvurular, Bilgi Edinme Kanunu çerçevesinde yapılmış sayılacaktır. Biraz önce de söylemiştim, başvuruda neler bulunacağını? Başvuran kişinin adı soyadı, adresi, iş veya oturma adresi ve istenilen bilginin ne olduğu açık ve net şekilde yazılacaktır. Tüzel kişilerde ise bu bilgilerin yanı sıra tüzel kişi temsilcisi ve bu temsilcinin imzası, yetki belgesi de bulunmak zorundadır. Elektronik ortamda yapılacak başvurular için gerçek kişinin ve tüzel kişinin TC kimlik numarası bulunmak zorundadır. Eğer elektronik imza kanunu uyarınca gerekli düzenlemeler yapılmayarak başvurulmuyor ise TC kimlik numarası aranmıyor. Başvurunun kuruma verildiği tarih, başvuru tarihi olarak kabul edilecektir. Biraz önce de belittiğim gibi, bilgi veya belge başka bir kurumda bulunuyorsa, onun görev alanını da ilgilendiriyorsa ya da başka bir kurumun görüşünün alınmasını gerektiriyorsa, bu durumda süre 30 güne çıkacaktır. Fakat bu 15 günlük süre içerisinde sürenin uzatıldığı başvuru sahibine  bildirilecektir.

“Kurum ve kuruluşlar bilgi edinme başvurularını ne şekilde cevaplayacaklardır?” Yazılı olabileceği gibi elektronik ortamda da cevaplanabilecektir. Başvurunun cevaplandığı tarihte, kurumun cevap yazısının üzerinde bulunduğu tarih olarak kabul edilecektir. “Peki kurum ve kuruluşlar istenen bilgi ve belgeleri, nasıl vereceklerdir?” Öncelikle eğer istenen bilgi belge kopyalanması mümkün çoğaltılabilir nitelikte ise birer kopyası verilecektir. Elektronik ortamda kayıtlı veriler de yine elektronik ortama uygun diskler, CD’ler aracılığıyla verilecektir. Peki bu mümkün değilse, belgenin aslına zarar veriyorsa, ya da kopyalamak mümkün değilse ne yapacaksınız? Bu durumda eğer bilgi belgeyi inceleme imkanı varsa başvuran kişiye bu bilgi belgeyi inceleyebilmesi ve not alabilmesi için imkan yaratacaksınız. Eğer ses kaydı şeklinde ise bu bilgi ve belgeler, dinleme olanağı sağlayacaksınız, görüntü kaydı şeklindeyse de izlemesine imkan sağlayacaksınız. Tabii bunun nasıl ve ne şekilde yapılacağını başvuran kişiye önceden bildirmek zorundasınız.

“Bilgi edinme hakkı sınırsız mıdır, bunun da bir takım sınırları var mıdır?” Bildiğiniz gibi idare kamu düzenini temsil etmekte, kamu hizmeti görmektedir. Bir taraftan kişilerin bilgi edinme hakkını en hızlı ve etkin şekilde sağlayacaksınız ama bunu yaparken de idarenin çalışmalarını aksatmayacaksınız. İdareyi engelleyici, köstekleyici bir tutum içerisine girmeyeceksiniz. “O nedenle bir takım sınırlamalar getirilmiştir. Bu sınırlamalar nelerdir?” Devlet sırrına ilişkin bilgi belgeler, ülkenin ekonomik çıkarlarına ilişkin bilgi belgeler, kişilerin özel hayatına ilişkin bilgi belgeler, ticari sır niteliğinde olan bilgi belgeler, idari soruşturmaya, adli soruşturmaya ilişkin bilgi belgeler, haberleşme gizliliğini ihlal edecek bilgi belgeler, yine fikir ve sanat eserlerini ihlal edecek istemler -ki bunlarda 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uygulanacaktır- ayrıca, tavsiye ve görüş isteyen bilgiler de, talepler de bilgi edinme kapsamında değerlendirilmiyor. Yine kurum ve kuruluşlar, ayrı veya özel bir çalışma, araştırma, inceleme ya da analiz neticesinde oluşturulabilecek türden bir bilgi veya belge için yapılacak başvurulara olumsuz cevap verebilirler.

 

 

 

Bilgilendirme birimleri, bu saydığımız istisnalar ve biraz önce saydığımız başvurular gerekli nitelikleri taşımıyorsa, -imzası, TC kimlik numarası yok, vb. bir takım eksiklikler varsa- bunları reddedecekler ve red sebebini gerekçesiyle birlikte ve bu red kararına karşı başvuru yolları nelerdir, bununla birlikte ilgili kişiye bildireceklerdir.

“Karar reddedildi.  Reddetme üzerine başvuranın hakkı nelerdir?” Biraz önce 15 işgünü  içerisinde reddedileceğini söylemiştik. Kişiler ’Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu’na itiraz hakkına sahiplerdir. Kurul’a itiraz, idari yargıya başvuru süresini durdurmaktadır. Hemen şunu da belirtmek istiyorum, Kanun’un ilk halinde Kurul’a itiraz halleri iki sebeple sınırlıydı. Sadece  devlet sırrına ilişkin bilgi ve belgeler,  ülkenin ekonomik çıkarlarına ilişkin bilgi ve belge nedeniyle reddedilmiş ise sadece bu durumda gidebiliyordunuz. Fakat 2005 yılında kanun yürürlüğe girdikten bir sene sonra yapılan bir değişiklikle, artık gerekçesi ne olursa olsun bilgi edinme talebi her ne şekilde reddedilmiş olursa olsun, bütün ret kararlarına karşı Kurul’a itiraz edilebilmektedir. Kısacası, idareye başvurdunuz, olumlu yada olumsuz herhangi bir cevap verilmediyse bu durumda ne yapacaksınız?. Bildiğiniz gibi İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 10. maddesine göre, eğer talebiniz 60 gün içerisinde cevaplanmamışsa artık reddedilmiş sayılır ki biz buna “zımni red” diyoruz, bu süre geçtikten sonra Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu’na itiraz edebilirsiniz veya idari yargıya gidebilirsiniz.

“Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu” başvuruları karara bağlamak üzere 9 kişiden oluşmuştur. Kurul, biri Yargıtay, biri Danıştay’dan, kendi aralarından seçecekleri iki üye arasından bir üye ceza hukuku, bir üye idari hukuk ve bir üye de anayasa hukuku alanında en az doçentlik unvanına sahip kişiler arasından, bir üyesi Türkiye Barolar Birliği’nce baro başkanı seçilme yeteneğine sahip kişiler arasından, iki üyesi en az genel müdür düzeyindeki kişiler arasından ve bir üyesi de Adalet Bakanlığı’nın önerisi üzerine Adalet Bakanlığı’nda çalışmakta olan hakimler arasından Bakanlar Kurulu’nca seçilerek oluşturulmaktadır. Kanunun uygulanmasında ihmali, kusuru ya da kastı olan memurlar, Ceza Kanunu çerçevesinde cezalandırılabileceği gibi ayrıca bağlı oldukları kurumun disiplin kovuşturmasıyla da karşı karşıya kalabileceklerdir. Kanunla erişilen bilgi ve belgeler ticari amaçla çoğaltılamayacak, kullanılamayacak, kurum ve kuruluşun izni olmadan da yayınlanamayacaktır.

Şimdi de kısaca Basın Kanunu’na değinmek istiyorum: Halkın bilgi edinme kaynaklarından birisinin devletteki bilgi ve belgeler, diğerinin de basın araçlarıyla kamuoyuna açıklanan bilgi ve belgeler olduğunu söylemiştim. Şimdi de kitle iletişim araçlarından birisi olan basına, süreli yayınlara ilişkin Basın Kanunu’nu size anlatacağım. Bu kanuna geçmeden önce 5680 sayılı eski Basın Kanunu’na kısaca değinmek istiyorum.

Bilindiği üzere ‛5680 sayılı Basın Kanunu’, ülkemizin en uzun ömürlü Basın Kanunu olmuştur. Bu kanun tek partili sistemden çoğulcu demokrasiye geçiş sürecinde hazırlanmış ve dönemin ihtiyaçlarını karşılayabilen, gününe göre çağdaş bir kanun olmuştur. Bu kanunda suçun kovuşturulması, basın suçlarının kovuşturulması özel usule bağlanmış, dava süreleri 6 ay ve 1 yıl gibi kısa tutulmuş, yabancı yayınlar dışındaki yayınların dağıtımının engellenmesi, toplanması gibi yaptırımlara başlangıçta yer verilmemişti. Kanun 1950 tarihinde yürürlüğe girdikten sonra tam 15 kez değişikliğe uğramış ve bu değişiklikler ne yazık ki ifade özgürlüğünü sınırlamaya yönelik değişiklikler olmuştur. Özellikle 1980 askeri müdahalesinden sonra yapılan değişikliklerle ve yasaya eklenen yeni maddelerle, gazetelerin basımının engellenmesi, dağıtımın engellenmesi ve hatta basın araçlarının müsaderesine kadar varan yaptırımlar getirilmiştir. Üstelik yapılan  bu değişiklikler  kanunun başlangıçta sahip olduğu bütünlüğü, sistematiği ve tutarlılığı da bozmuştur. İletişim teknolojisindeki değişmeler ve özgürlük anlayışındaki değişiklikler artık bu kanunun yürürlükten kaldırılmasını ve yeni bir basın kanununun hazırlanmasını gerekli kılmıştır.

İşte bu ihtiyaçla hazırlanan ‛5187 sayılı Basın Kanunu’nun iki ana hedefi bulunmaktadır. Bunlardan birincisi, basın alanını daha özgürlükçü, daha demokratik bir şekilde düzenlemek ve bunu yaparken de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihatlarını da dikkate alarak, uluslararası hukuk kurallarıyla uyumlu hale getirmektir. Diğer bir hedefi ise kendi içerisinde tutarlılığı ve bütünlüğü olan bir yasa yapmaktır.

Yine vurgulamak istediğim bir nokta, sizlerin de bilgisi dahilinde olduğu gibi kanunun hazırlık ve yasalaşma sürecinin demokratik bir ortamda katılımcı bir anlayışla gerçekleştirildiğidir. Bildiğiniz gibi taslak hazırlandığında, basının bilgisine sunulmuş ve katkıları alınmış, değerlendirilmiştir. Ayrıca Avrupa Konseyi medya grubuyla da bir takım ortak çalışmalar yapılmıştır.

Basın Kanunu’nun getirdiği yeniliklere kısaca değinmek istiyorum: Özgürlükçü bir anlayışla ve demokratik bir ortamda hazırlanan Basın Kanunu, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 28’inci maddesinde yer alan “Basın Hürdür” ibaresiyle yetinilmeyerek, basının hür olduğu bir kez daha vurgulanmış, basın özgürlüğü kavramı daha geniş bir içerikle ele alınmış, basın özgürlüğünün, bilgi edinme, yayma, eleştirme ve eser yaratma haklarını içerdiği ifade edilmiştir. Bu özgürlüğün kullanılması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesine uygun olarak, yani demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak sınırlanabilir. Kanunda hürriyeti bağlayıcı cezalara yer verilmemiştir. Yalnız tek istisnası vardır, o da ifade özgürlüğünü korumak amacıyla basılmış eserleri tahrip eden, bozan kişilere uygulanan cezadır ve burada hürriyeti bağlayıcı cezaya yer verilmiştir. Basın özgürlüğünün hukuki bir disiplin altına alınmasında bildiğiniz gibi bütün dünyada bir denge sorunu yaşanmaktadır. Bir yandan düşünceleri etkin ve hızlı bir şekilde topluma yayacaksınız, fakat bunu yaparken de gerek kişilerin özel hayatını, kişilik haklarını, gerekse toplum değerlerini aynı anda koruyacaksınız. Kanun’da bu denge gözetilerek, basının idareye karşı olan yükümlülükleri yerine getirmemesinden kaynaklanan durumlarda -ki biz bunlara basın zabıta suçları diyoruz- uygulanan para cezaları makul bir seviyeye çekilmiştir. Bu yapılırken de cezaların biraz önce dediğim gibi kişi haklarının korunması, toplumsal değerlerin korunması açısından cezaların caydırıcı olması gerektiği de göz önüne alınmıştır.

Kanunda yer alan diğer bir önemli yenilik ise “öngörülen bu para cezalarının hürriyeti bağlayıcı cezaya çevrilemeyeceği kuralıdır”. Bu durumun tek bir istisnası vardır, o da hakim kararına rağmen cevap ve düzeltme hakkı yayınlanmıyorsa, bu takdirde para cezası,  hapis cezası çevrilebilecektir. Bu da ifade özgürlüğü ile içtihat ve özgürlükler arasında denge sağlanması amacına yöneliktir. Diğer yandan cezalarda adaleti sağlamak üzere süreli yayınlar yerel, bölgesel ve yaygın olmak üzere üçe ayrılmış ve tanımları yapılmıştır. Dün Sayın Nazmi Bilgin’inde  bahsettiği gibi ’ulusal basın’ tanımına yer verilmemiş, ’yaygın basın’ tanımı yer almıştır. Kanun’da yine sorumlu müdür için aranan şartlar belirlenmiştir. Fakat bu belirlenirken 5680 sayılı Yasa’dan farklı olarak uzun bir liste halinde sayılan suçlardan mahkum olmamak değil, sadece yüz kızartıcı suçlardan mahkum olmamak şartı aranmış, reşit ve ceza ehliyeti olan bir kişinin, sorumlu müdür olmamasını haklı gösterecek bir neden olmadığı düşünülerek, sorumlu müdür yaşı 21’den 18’e indirilmiştir.

AB düzenlemeleri de dikkate alınarak, sorumlu müdürler için TC vatandaşı olma şartı aranmamış, Türkiye’de yerleşik olma koşulu getirilmiş, ayrıca karşılıklılık koşulu aranmıştır. Muhabirler için 5680 sayılı Yasa’da yine uzun liste halinde bir takım suçlardan mahkum olmamak şartı aranmasına rağmen bu Kanun’da bu şart aranmamaktadır. Muhabirler için hiçbir istisna yoktur. Süreli yayın sahipliği açısından ise AB içtihatları dikkate alınarak yerli ve yabancı ayrımı bulunmamaktadır. Yalnız bu konuda özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum: Basınımızda bir takım eleştiriler oldu. 5187 sayılı Kanun’un ilk defa yabancılara açtığı sahiplik ile ilgili olarak. Aslında bu da böyle değildi. Bunun için size iki maddeyi hatırlatmak istiyorum. Eski kanunda 5. madde de sorumlu müdürlük için Türk vatandaşı olmak, lise tahsili olmak gibi şartlar aranılır. 7. maddede ise lise şartı dışındaki diğer şartlar aranır. Dolayısıyla burada bir taraftan Türk vatandaşı olma şartı aranırken, 7. maddenin diğer fıkrasında “Türkiye’de yabancı gerçek ve tüzel kişilerin mevkute çıkarması, mahallin en büyük mülki amirinin iznine bağlıdır” der. Yani biraz önce de bahsettiğim gibi yapılan ek ve değişikliklerde kanunun kendi içindeki tutarlılığı, bütünlüğü bozulmuştur. Aslında yabancılar 5680 sayılı Kanuna göre de süreli yayın çıkarabilmekteydi. Burada sadece bir fark kaldırıldı, yabancılar izinle, Türk Vatandaşları bildirimle bu hakkını kullanabilmekteydi. Bu kanunda öyle bir fark aranmadı. Yabancı da, gerçek Türk vatandaşı da bildirimle süreli yayın çıkarabiliyor.

Süreli yayın çıkarabilmek için verilmesi gereken beyannamenin, Cumhuriyet Savcılığı’na verilmesi yeterlidir. Tüm savcılıklardaki kayıtlar herkese açıktır. Bir diğer nokta da, 5187 sayılı Kanun’da basılmış eserler yoluyla işlenen suçlardan dolayı eser sahibi sorumlu tutulmuş, başkasının fiilinden sorumluluk, objektif sorumluluk  hallerine yer verilmemiştir. Eser sahibinin belli olmaması yada Türkiye’de ikametgahının bulunmaması yada almış olduğu kesin bir ceza nedeniyle ceza etkisiz kalacaksa eğer, eser sahibiyle birlikte sorumlu müdüre de sorumluluk yüklenmiştir. Dağıtan ve satana herhangi bir ceza verilmemektedir, sorumluluk yüklenmemektedir. Burada özellikle vurgulamak istediğim bir diğer yenilik, halkın doğru bilgi edinme açısından son derece önemli olan haber kaynaklarını açıklamama kuralına Basın Kanunu’nda yer verilmiştir. Kişiler, gazeteciler haber kaynaklarını açıklamak zorunda değildir. Yine aynı şekilde tanıklık yapmaya da zorlanamazlar. Kişilerin onurunu zedeleyici, kişilik haklarına zarar verici yada gerçeğe aykırı yayın yapılması halinde, kanunla cevap ve düzeltme hakkına işlerlik kazandırılmıştır. Bir diğer konu sayın Hilmi Bengi de bahsettiler, süreli yayında yayınlanmış bir eserin yeniden yayınının nasıl yapılacağı konusudur. Bu düzenleme yapılırken de özellikle Bern Konvansiyonu’na ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’ndaki düzenlemelere paralel bir düzenleme yapılmış ve yeniden yayın için izin zorunluluğu, eserin yeniden yayın hakkının saklı tutulduğu durumlarla sınırlandırılmıştır. Kanunda, yayının toplatılması, dağıtılması gibi yaptırımlara yer verilmemiştir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de Cumhuriyet Savcılığı kararıyla, kolluk en fazla üç adedine el koyabilecektir. Tümünün toplatılabilmesi ve basılmış eserlerin tamamına el konulabilmesi için de hakim tarafından kovuşturmanın ve soruşturmanın başlatılmış olması ve suç işlendiğine kanaat getiren kuvvetli delil bulunması şartı aranacak ve hakim kararıyla sadece el konulabilecektir.

Dava süreleriyle ilgili diğer son bir noktayı vurgulamak istiyorum. Basın alanında faaliyet gösterenleri uzun süre ceza tehdidiyle karşı karşıya bırakmamak için bu kanunda ceza süreleri, basılmış eserler yoluyla işlenen suçlarda, süreli yayınlarda iki aylık, diğer basılmış eserlerde dört aylık sürelere bağlanmıştır. Biliyorsunuz en son 5680 sayılı Kanun’da bu süreler altı ve bir yıllık olarak belirlenmişti. Bunu da dikkatinize sunmak istiyorum. Ana hatlarıyla benim söylemek istediklerim bunlar, sorularınız olursa cevaplamaya çalışacağım.

Abdülrezzak ALTUN: Süheyla Hanım’a çok hızlı ve sistematik sunuşu için teşekkür ediyorum. Şimdi soruları alarak, günlük karşılaşılan sorunlar üstünden birtakım yorumlarını alma şansımız olacak. Buyurun sorunuzu alalım.

Katılımcı (İSKENDERUN): Basın Yasası ile ilgili ayrıntılı bilgiler verdiniz. Ancak Basın Yasası’nda hürriyeti bağlayıcı ceza olmamasına rağmen Ceza Yasası’nda basını ilgilendiren çok ağır suçlar var. Bu konuda değerlendirme yapmanızı rica ediyorum.

Süheyla AYDOS: İzin verirseniz daha sonra Sayın Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanımız o konuya değinecekler.

Hikmet KALAYCIOĞLU (HATAY): Yapmış olduğunuz açıklamanızda, erişilen bilgi ve belgeleri kullanamayacağımızı belirttiniz. Bir de cevap ve düzeltme hakkı ile ilgili sorumlu müdür olarak bize uygulanabilecek yaptırımlar nedir?

Süheyla AYDOS: Bilgi Edinme Yasası’nı anlatırken, özellikle şunu vurguladım; Bilgi Edinme Yasası daha ziyade bireylerin bilgi edinme hakkını, düzenliyor. Yani idari işlemler karşısında bireylerin korunması, bireylerin idari işlemlere ortak olabilmesi, devletin işlemleri hakkında bilgi edinebilmesi, bu daha ziyade yayınlama amacıyla kullanılmıyor, amaç bireyi korumak. O yüzden ticari amaçla çoğaltamıyorsunuz, yayınlayamıyorsunuz, kullanamıyorsunuz, bunu özellikle vurgulamak istiyorum.

Sanırım diğer sorunuz da cevap ve düzeltme hakkı ve sorumlu müdürlerle ilgiliydi.  Cevap ve düzeltme hakkının yayınlanmaması halinde iki şey var. İkinci ihtara rağmen cevabı yayınlamıyorsanız, ilgililerin yargı yoluna başvuru hakkı var. Hakim kararına rağmen yine cevap hakkını uygulamıyorsanız artık bir suç işlemişsinizdir ve bu suçun da yaptırımı bellidir..

Süreli yayınlarda, kişilerin şeref ve  haysiyetini ihlal edici veya kişilerle ilgili gerçeğe aykırı yayın yapılması halinde, bundan zarar gören kişinin yayın tarihinden itibaren iki ay içinde göndereceği, suç unsuru içermeyen, üçüncü kişilerin hukuken korunan menfaatlerine aykırı olmayan düzeltme ve cevap yazısını, sorumlu müdür hiçbir düzeltme ve ekleme yapmaksızın günlük süreli yayınlarda yazıyı aldığı tarihten itibaren en geç iki gün içinde, diğer süreli yayınlarda, yazıyı aldığı tarihten itibaren üç günden sonraki ilk nüshada, ilgili yayının yer aldığı sayfa ve sütunlarda aynı puntolarla ve aynı şekilde yayınlamak zorundadır.

Düzeltme ve cevapta; buna neden olan eser belirtilir. Düzeltme ve cevap, ilgili yazıdan uzun olamaz, düzeltme ve cevaba neden olan eserin yirmi satırdan az yazı veya resim veya karikatür olması hallerinde düzeltme veya cevap 30  satırı geçemez.

Süreli yayının birden fazla yerde basılması halinde, düzeltme ve cevap yazısı, düzeltme ve cevap hakkının kullanımına sebebiyet veren eserin yayınlandığı bütün baskılarda yayınlanır.

Düzeltme ve cevabın birinci fıkrada belirlenen süreler içinde yayınlanmaması halinde, yayın için tanınan sürenin bitiminden itibaren, birinci fıkra hükümlerine aykırı şekilde yayınlanması halinde ise yayın tarihinden itibaren 15 gün içerisinde cevap ve düzeltme talep eden kişi, bulunduğu yerdeki sulh ceza hakiminden cevap ve düzeltme hakkının yayınlamasına veya bu konunun hükümlerine uygun olarak yapılmasına karar verilmesini isteyebilir. Sulh ceza hakimi bu istemi üç gün içerisinde duruşma yapmaksızın karara bağlar.

Sulh ceza hakiminin kararına karşı acele itiraz yoluna gidilebilir. Yetkili makam üç gün içinde itirazı inceleyerek karar verir, yetkili makamın kararı kesindir.

Düzeltme ve cevabın yayınlanmasına hakim tarafından karar verilmesi halinde birinci fıkradaki süreler içinde sulh ceza hakiminin kararına itiraz edilmemişse -ki burada itiraz halindeki durumu düzenliyor- yani sürelerin nereden başlayacağını, -kararın tebliğinden itibaren başlar diyor- düzeltme ve cevap hakkına sahip olan kişinin ölmesi halinde bu hak mirasçılarından biri tarafından kullanılabilir. Bu durumda, birinci fıkradaki iki aylık düzeltme ve cevap hakkı süresine bir ay ilave edilir.

Ahmet ABDULLAHOĞLU (HATAY): Sulh ceza hakiminden sonra asliye ceza hakimine itiraz edilebilir mi?

Süheyla AYDOS: Evet, karara itiraz edebilirsiniz, bu zaten sulh ceza hakiminin kararlarına karşı uygulanan genel bir yoldur ve itiraz edebilirsiniz. Notere gerek yok.

Ahmet ABDULLAHOĞLU: Noterden gelen yazıya karşılık biz yayınlamadık. Mahkeme aşamasına gelmiş durumda.

Süheyla AYDOS: Tabii ki mahkeme aşamasına  gelmiş durumdaysa, mahkemeye gidecektir kişi.

Ahmet ABDULLAHOĞLU: Sulh ceza hakimininkini de yayınlama zorunluluğumuz yok,  biz asliye cezaya başvuracağız. Yani bir çok arkadaşımız bu konuda tereddüt ediyor, ben buna açıklık getirmek istedim. Yani noterden gelen bir yazıyla yayınlama zorunluluğumuz yok. Sulh ceza, sulh cezadan da asliye cezaya itiraz ediyoruz.

Süheyla AYDOS: Evet, okuduğum gibi.

Şeref YEŞİLDAĞ (AKSARAY): Benim birinci sorum bilgi edinme kapsamı dahilinde. Bilgilerin gizliliğini nasıl sağlayacağız? Örnek vermemi isterseniz, bir konuda bilgi istedim gazeteci olarak ve “bu bilgi bana ulaşmadan cevapları, muhataplar tarafından paylaşıldı” diyelim. Sızdırılan bu bilgiler beni sıkıntıya sokacak bir durum oluşturdu. O bilginin gizliliğini sağlamayan insanlar hakkında ne yapılacak, ya da ben buradan gördüğüm zararı kimden hangi yolla tazmin edeceğim?

Süheyla AYDOS: Biraz önce konuşmamda belirttim, kurumlar Yönetmelikte belirtilen genel hükümlere göre bilgi ve belgenin gizliliğini, güvenliğini sağlamak zorundalar. Bilgiyi size gizli yazısıyla ulaştıracaklar. Kopyalama mümkün değilse, izletme, dinletme ve bununla birlikte önlemleri kurumlar almak zorundalar. Eğer bu birimlerde görevli personelin, memurların ihmali, kastı, kusuru varsa ceza davası da açılabilir. -Ancak memurların yargılama usulü ayrı bir kanuna tabidir.- Haklarınızı elbette arayabilirsiniz. Bu konuda Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu’nun kararlarını inceledim, siz de faydalanabilirsiniz. Kurul’un sitesinde “ilgililer hakkında işlem yapılması” ile ilgili aydınlatıcı kararlar var.

Cengiz TARHAN (AKSARAY): Yazılarımızı, haberlerimizi ve resimlerimizi internet ortamında ya da yazılı veya diğer görsel basın ortamında korumak için ne yapmalıyız? Bunun iznimiz dışında yayınlanmasını önlemek için Copyright işareti koymak yeterli olmuyor. Bunun için ne yapacağım? Teşekkür ediyorum.

Süheyla AYDOS: Bilindiği üzere internet yayıncılığı tüm dünyada bir sorun, yani hukuki bir düzenleme altına alınamadı. Son çıkan Basın Kanunu’nda da böyle bir düzenlemeye yer verilmedi. Bu hepimizin karşılaştığı bir sorun. İnternet yayıncılığı gerçekten nasıl olacak, nasıl çözümlenecek bilinmiyor. Şimdilik genel hükümlere, Ceza Kanunu’na  ya da Borçlar Kanunu’na göre yapılıyor. Tazminat hakkınız saklı.  Açıkçası çok teknik bir konu olduğu için benim de bu konuda fazla bir bilgim yok. Hepinizin bildiği gibi genel hükümlere göre yapıldığını biliyorum. Basın Kanunu’nda da bu konuda bir hüküm yok. Ceza Kanunu ya da Borçlar Kanunu’na göre yapılıyor.

Akın BODUR (HATAY): Haberde doğruluk kadar güncellik ve hızın da önemli olduğunu biliyoruz. Doğru bilgiye, güncel bilgiye zamanında ulaşamazsak ve bunu izinsiz kullanamazsak, sizce bu kanun gazeteciye nasıl bir katkı sağlıyor? Diğer bir sorum da, bir başkasının Bilgi Edinme Kanunu kapsamında aldığı bilgiyi, biz kullanırsak bunun cezası ve sorumluluğu var mıdır?

Süheyla AYDOS: Öncelikle şunu söyleyeyim, “izinsiz kullanamazsak ne olur?” dediniz. AB’ye uyum sürecinde Basın Kanunu’yla birlikte, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda da çok büyük değişiklikler yapıldı. Biliyorsunuz korsan yayınlarla ilgili mücadeleler yapıldı, o nedenle haberin hızlı ve etkin bir şekilde yayılmasını sağlarken, başkalarının eser hakkına da saygı duymak zorundasınız. Basın Kanunu’nda da biliyorsunuz eser tanımlanmış. Hilmi Bey bu konudan  ayrıntılı bir şekilde bahsetti. Bu iki dengeyi sağlamak zorundasınız ve başkalarının yarattığı eserlere saygı göstermek zorundasınız.

Diğer sorunuza gelince, tabii ki sorumluluğunuz var, o bilgiyi alan kişiyle birlikte sorumlusunuz. Bilgiyi alan kişi ticari amaçla çoğaltamaz, yayınlayamaz.-Kurulun izni olmadan yayınlayamaz.- Bunun cezai yaptırımı var. Doğal olarak o kişiyle birlikte siz de sorumlusunuz.

Selahattin AKKUŞ, (MERSİN): Benim sorum bir önceki soruyla ilintili olacak. Normalde Bilgi Edinme Yasası’na göre,  yazılı alınan bir cevap yayınlanamıyor. Bu hem Basın Kanunu’na, hem de basın özgürlüğüne aykırı değil mi?

Süheyla AYDOS: Konuşmamın başında söylemiştim. İfade özgürlüğünün iki boyutu var; yani Basın Kanunu daha çok gazetecilerin alanını düzenlemekte, Bilgi Edinme Kanunu da bireylerin bilgi edinme hakkını düzenlemekte. Burada gazeteci kimliğinizi bırakıyorsunuz, siz bir birey olarak devletteki bilgi ve belgelere nasıl ulaşırsınız, bunu düşünüyorsunuz. Burada gazeteci kimliğimizi düşünmüyoruz ve bu bilgiye yayınlamak amacıyla ulaşmayı düşünmüyoruz. Burada amaç, bireyin bilgi edinme hakkının korunması. Nasıl ulaşabilirsiniz, idari işlemler hakkında nasıl bilgi sahibi olabilirsiniz? Atamanız mı yapılıyor, sicilinizle mi oynanıyor, nedir yani sıkıntınız? Bunlar hakkında bilgi ediniyorsunuz.

 

Gazeteci olarak  Basın Kanunu’na göre haklarınızı arayacaksınız. Bilgi Edinme Hakkı bireyin bilgi edinmesiyle ilgilidir.

Selahattin AKKUŞ: Basın Kanunu’na göre nasıl bilgiye ulaşacağız?

Süheyla AYDOS: Siz bir şekilde bilgiye ulaşacaksınız, bilgi kaynaklarınızı açıklamama hakkını  kullanarak, artık o sizin becerinize kalmış.

 Abdülrezzak ALTUN: Değerli konuklar, Süheyla Hanım’a çok teşekkür ediyorum. Başbakanlık Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü hukuk bürosunda bu tür soruların hızlıca ve gayet samimice yanıtlandığını biliyorum ve burada bu toplantıların en önemli işlevi de bu tanışıklığı tesis etmek. Hani herhangi bir nedenle Süheyla Hanıma ya da hukuk bürosuna ulaşıldığında bu tür anlık sorunlara karşı cevap alabilme şansınızın olduğunu da biliyorum, o yakınlığı ve samimiyeti daha önce yaşadığım için size aktarıyorum. Dolayısıyla bu yöntemi ilerleyen günlerde de kullanma şansınız var.

 

 

 

<<<       XII. YEREL MEDYA EĞİTİM SEMİNERİ - ADANA (13-14 Nisan 2006)      >>>