SEMİNER KONUŞMALARI


 

“HABER YAZMA TEKNİKLERİ VE UYGULAMALARI”
Doç. Dr. Erkan YÜKSEL
Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı
 

Değerli konuklar, hukuktan, yasalardan bahsettik, bende size birtakım kural ve ilkelerden, iyiler ve kötülerden söz edeceğim. Bu iyi ve kötüleri lütfen farklı algılamayın, çünkü benim inandığım birşey var. Şu anda derste de öğrencilerime verdiğimden pek farklı bir ders işlemeyi düşünmüyorum. Sheakespare’in güzel bir sözü var: “Hiçbir şey iyi ve kötü değildir. Biz, onları kendi düşüncelerimizle iyi ve kötü yaparız” şeklinde. Benim burada söyleyeceğim şeyleri, “siz benim normlarım” olarak alın. Çünkü bunlar benim hem yazı işleri müdürü olduğum Anadolu Haber gazetesinde  hem de üniversitedeki öğrencilerime doğru diye öğrettiğim şeyler. Kendi açınızdan nasıl alırsınız onu da sizin takdirinize bırakıyorum. Yani söylemek istediğim, bunun hiçbir yasal yaptırımı yok. Yalnızca “sizin güvenilirliğiniz anlamında size bir yansıması olacaktır” diye düşünüyorum.

Haber yazma teknikleri ve uygulamalarından söz edeceğim. Belki bir kısmımız için hatırlatma olacak bir kısmımız için de yeni birşeyler. Seminerin ilk günü üzerinde çok duruldu. Hepimiz zannediyorum artık “haber nedir?” sorusunun yanıtını üç aşağı, beş yukarı zaten biliyorsunuz. Her gün profesyonel olarak da bu işi gerçekleştiriyoruz ama “haber değerleri” diye belki duymadığınız bir kavramdan söz etmek istiyorum.

 “Bir olayın haber olabilmesi için acaba ne tür unsurları taşıması gerekir?” sorusunun yanıtı bu haber değerlerini oluşturuyor. Bunlardan ilki kaç kişiyi ilgilendirdiği, diğerleri sırasıyla; yenilik, anilik, geçerlilik, haberin meydana geldiği yerin yakınlığı, konunun ilginç olup olmaması, konunun sıradan olmaması, konunun bir önemlilik taşıması, sevinç, mutluluk, korku ve vb. duygulara ortak olması. Benim öğrencilerime söylediğim, yerel basında ve yazılarımda da dile getirdiğim bir şey var arkadaşlar. O da şu: “Yerel basın, yerel sevinç ve heyecanları yakaladığı sürece yerel basındır.” Yani, “yerel heyecanlara ne kadar ortak olursanız, o kadar yerel basında önemli işler yaparsınız” diye düşünüyorum. Yani sonucu benim için hepsinden daha önemli.

Haber türleri dediğimizde, karşımıza birkaç kategoride tanımlanabilecek ifadeler çıkar. Kitle iletişim aracının türüne göre haber çeşitlerinin değiştiğinden söz edebiliriz. Niteliklerine ve haber olaylarına göre haber türlerini değerlendirebiliriz. “Peki haber anlatımı nedir?” diye sorarsanız; “bir olay hakkında elde edilen bilgilerin kamunun anlayacağı -buradaki kamu halkın anlayacağı- biçimde haber diline dönüştürülmesidir” diyebiliriz.

 Bence haber, “5N-1K” formülündeki sorulara yanıt verdiği sürece haberdir. Eğer haber bu sorulara yanıt vermiyorsa -ki yerel basında maalesef üzerinde benim sıklıkla durduğum bir şey- bu haber eksik haberdir. Eksik haber, okurun zihninde olayın kavranması, anlaşılması konusunda soru işaretleri uyandıran haberdir.  Dolayısıyla ben o tür haberlere tam manasıyla haber gözüyle bakmadığımı söylemek istiyorum.

Haber yazımında kullandığımız birtakım teknikler var; belki siz günlük yaşamınızda mesleği profesyonel ya da pratiği içerisinde hangi tekniğe daha uygun yazdığınız konusunda kesin düşünceye sahip olmayabilirsiniz ama buradaki sınıflandırmalar size birtakım bilgiler verecektir.

Bunlardan ilki en çok haber tekniği olarak bilinen “ters piramit  tekniği”. Gözünüzün önüne bir ters pramit şekli sonra da bunun ters çevrilmiş halini getirin. Haber yapma tekniklerinin en eskisi ve en çok kullanılan türü. Sanıyorum bundan sonra da en çok kullanılacak olanı budur. İnternet yeni bir haber yazma tekniği getirdi; ters piramit yine orada da kullanılıyor. Bu “bilgilerin, hedef kitlenin ilgisine göre en önemliden daha az önemliye doğru sıralanması şeklinde” yazılan bir teknik. İlk kez telgrafla haber geçmek için geliştirilmiş olan bir teknik. Bu nedenle haberin en önemli bilgileri en başta veriliyor. Telgrafta eğer tellerde ya da hatta herhangi bir arıza olursa haberin kalan kısmı geçilemezse, haberin anlamında ve bütünlüğünde bir sorun olmasın diye geliştirilmiş bir teknikti bu teknik.

Ters piramit tekniğinde en önemli ve en can alıcı unsurlar ön plana çıkarılacak, ikinci ve üçüncü, yani daha sonraki derecedeki önemli unsurlar birbirini izleyen bir sırada yer alacak, dolayısıyla haberin özeti başlangıçta verilmiş olacak. Ters piramit tekniği br kere okumayı kolaylaştırması, ilgiyi çekmesi, tekrarı önlemesi, haberi kesme ve genişletmeyi kolaylaştırması açılarından önemli bir teknik.

Ters piramit  tekniğinde genellikle 20-28 sözcükten  oluşan cümlelerin kurulması isteniyor. Bunun dışında bu teknikte haberin iki kısımdan oluştuğunu görüyoruz. Ters piramit tekniğinde, haberin detayları giderek az önemliye doğru sıralandığı için yazılmış haberlerin son paragraflarının atılması halinde anlamda önemli bir eksiklik oluşmuyor. Örneğin ters piramit tekniğiyle yazılmış çok klasik bir haber var burada. “Bolu’da trafik kazası üç ölü, bir yaralı” başlıklı haber. Trafik kazası nerede (Bolu’da) meydana gelmiş, nedir bu? (bir trafik kazası ) Haberin olmazsa olması gerçekleşmiş.

Bir başka tekniğimiz dikdörtgen tekniği. Bunu daha çok dergilerde gördüğümüzü söyleyebiliriz. Haber yazımında ters piramit tekniğinin uygun bulunmadığı durumlarda genellikle tercih edilen bir tekniktir. Haber yapılacak bilgilerin eş değer bulunması durumunda bu tekniğe başvurulur. “Neden?” sorusunun yanıtı genellikle girişte bulunur. Ayrıntılar  azalan sırada diğer paragraflarda yer alır. Dörtgen tekniğinde yazılan haberlerde paragrafların her biri eş değer olduğu için okuyucu haberin hepsini okumadan tamamını anlayamaz. Daha çok dergi haberciliğinde kullanılır. “Dörtgen tekniğine” “kare tekniği” diyenler de var. Örnek olarak “Aktüel”i verebiliriz.

Bu gibi dergilerdeki haberlerde gazetelerin ilkelerini de görebiliriz arkadaşlar: “Kumar kenti Diyarbakır.” Diyarbakır’da yaşanan olayları anlatan bir haber, eski bir haber bu ama geçtiğimiz günlerde bu haber yeniden gündeme geldi.

Bir başka teknik “ters piramitin”, tam tersi “düz piramit” tekniğidir. Bu sefer ne yapıyoruz? Ayrıntıdan başlayarak haberi tamamlamaya çalışıyoruz. Haber bir öykü tarzında başlayacak ve ilk verilecek olayın detayı daha sonra haberin sonuna doğru okla sunulacak. Ters piramit tekniğinin esası olan girişte haberin sonucunu vermezken, düz piramit tekniğinde sonuca ulaşma, ancak haberin sonunda mümkün olacak. İlgi çeken konular bu teknikle daha iyi haber haline getiriliyor. En çok dergi haberlerinde kullanılan bir teknik. Burada bir örnek verelim. “Kadınlar sanıldığı kadar sadık değilmiş” başlıklı bir haber. “Dünya genelinde yapılan bir araştırma kadınların erkeklere oranla eşlerini daha fazla aldattıklarını ortaya koydu” Bu haberin detayında da bu araştırmadan ayrıntılı bir biçimde söz edilecek. Bir başka haberde,  Kars’tan söz ediliyor. “Kars…Türkiye’nin bir ucu. Kar, bozkıra yenik düşmüş, yedi köşeli. Ama aydınlık bir gün. Kuzeybatısında Allahüekber, güneyinde da Aras dağları yükseliyor. Burası bir dönemler ’Kafkas’ların Paris’i’ diye anılırmış….“ Devamında da Kars ayrıntılı bir şekilde anlatılıyor.

Serbest yazım tekniği. Acaba bir teknik midir, değil midir? Tam olarak tanımlanmış da değil ama özellikle televizyoncular bunu çok uyguluyorlar. İçinden geldiği gibi bir konuyu aktarmak da diyebiliriz. Çünkü bunun belirli bir kuralı da bulunmuyor. Bu tür haberlerin, reyting savaşı veren televizyonların haber programlarında yoğun olarak kullanıldığı; izleyicilerin olayı görmüş ve yaşamış gibi habere dahil edilmesi yönünde bir haber kurgulamasına girişildiği anlaşılıyor.

Bir başka teknik yine radyo televizyonda kullandığımız “konuşma dili tekniği”. Sıcak haberler aktaran radyo ve televizyon haberciliğinde yaygın olarak bu tekniğin kullanıldığını görüyoruz. Haberlerin aynen birine aktarıyormuşcasına başka bir deyişle biriyle konuşurmuşcasına sunulduğu bir tekniktir bu. “Konuşma dili tekniği”nin temel ilkeleri  konuştuğunuz gibi yazın ya da yazdıklarınızı sesli olarak okuyun biçiminde tanımlanmakta. Sunucuların izleyenlerine “şimdi ne olduğunu duyduğunu ya da gördüğünü aktarması” bu tekniğin esası. Konuşma dilindeki gibi basit ve kısa cümlelerle yapılan bu anlatımda, edilgen cümlelerden yararlanılıyor. Dolaylı anlatım yaygın bir şekilde bu haberlerde görülüyor. Kelime zenginliği yerine daha az kelimeyle daha çok bilgi aktarılmaya çalışılıyor.

Bence haberin en önemli kısmı haberlerin girişleridir. Haber girişleri haberin okunması, dinlenmesi açısından önem taşır. İlk bölüm ilgi çeker, haberi okutur ve dinletir. Benim bir hocamın zamanında bana verdiği bir haber tanımı var. Arkadaşlar, “en iyi haber” birinci cümlesinin ikinci cümlesini okutan haberdir. En iyi haber sonuna kadar bütün cümlelerini izleten, bir şekilde birbirini izleyerek okutturan haberdir. Bir haberi sonuna kadar okuyorsanız en iyi haber odur, daha iyi haber yoktur. Benim tanımımda haber “okuyucuya çekilmiş bir telgraftır ve bu telgrafın parasını okuyucu öder.” Haber yazmaya yeni başlayan arkadaşlar için, öğrenciler için, benim derste verdiğim en önemli tanımlardan bir tanesi bu. Bir haber yazıp gelen arkadaşlardan haberi tekrar yazmalarını isterim. Lütfen en yakın arkadaşına bu haberi, olayı, yeni baştan anlat. “Acaba gördüğüm, duyduğum bu olayı en yakın arkadaşıma anlatsam, söze nasıl başlardım, ona ilk önce ne söylerdim? ” sorusu haberimizin giriş cümlesini oluşturacak. İkinci sihirli ipucu ise, “Bu olay, ne haberi? Biz ne haberi yazıyoruz?” sorusu olacak. Bu soruyu eğer kendimiz yanıtlarsak haberimizin giriş cümlesi kendiliğinden ortaya çıkmış olacak. Haber girişi içinde çeşitli tekniklerden söz edebiliriz. Bunları sırasıyla görelim:

Bunlardan ilki ve  yaygın olarak kullandığımız teknik  “özetleyici haber girişi”. Haberin birkaç ögesinin birden önemli olduğu durumlarda özetleyici girişte bulunuyoruz. En basit yöntemi 5N-1K formülü yanıtlanması şeklinde oluyor. Örnek verelim hemen. “Karaman’da yolcu otobüsüyle otomobil çarpıştı dört kişi öldü, altı kişi yaralandı. Otobüs şoförü olay sonrasında gözaltına alındı.”

Bir başka giriş tekniğimiz “tanımlayıcı giriş tekniği”. Burada haberin en önemli öğesi “kim ve ne?” sorusudur. Buna biz tanımlayıcı giriş diyoruz.

Bir başka giriş tekniğimiz “genelleyici haber giriş tekniği”. Burada da yine klasik bir biçimde gazetelerde gördüğümüz “kış yüzünü göstermeye başladı, yollar yine kan gölü” gibi, daha yerel bir ifadenin haber girişinde bulunduğunu görüyoruz.

Bir başka giriş tekniğimiz “ayrıntılı giriş”. Haberde geçen bir ayrıntının ön plana çıkarılmasıyla bu giriş tekniği gerçekleşiyor. Örneğin, bir deprem haberinde depremde yaralanan bir çocuğun öyküsüyle habere başlanması, dramatik bir ayrıntının ön plana çıkarılması. Bir örnek verelim. “Zehra henüz üç yaşında, dün yaşadıklarını ise belki bir ömür boyu hafızasına taşıyacak” Bir başka haber “Bundan 43 yıl önce başlayan uzay macerası yine aynı rampadan kalkan bir roketle yeni bir döneme girdi”  Bu da gazetelerimizde sıklıkla gördüğümüz bir giriş tekniği.

Alıntı girişi özellikle demeç haberciliğinde en sık kullanılan yöntemdir. Kamuya yönelik toplantılarda da bu tür bir giriş yapmak daha etkili olabiliyor. Bu teknikte alıntı yapılan kişinin adıyla birlikte söylediği sözlere de tırnak içinde yer veriliyor. Örneğin “Cumhuriyeti hak ediyor muyuz? Yoksa bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın mı? diyoruz”. Bu sorunun sahibi 19 Mayıs Üniversitesi tarafından düzenlenen “Bir Tutkudur Cumhuriyet” programında konuşan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı Türkan Saylan.

Bir başka giriş tekniğinde ise, -Benim en sevdiğim giriş tekniği- haberin ilk cümlesi bir soru olacak, ikinci cümlede bu soruya yanıt aranacak. Soru genellikle haberin en önemli ayrıntısına işaret edecek. “Duygularınızı bastırmak için mi yemek yiyorsunuz? Uzun vadede kilo verebilmek için duyduğunuz her reçeteye sarılıp bir diyetten diğerine atlamak yerine, öncelikle sizi yemeğe iten şeyin ne olduğunu bulun”.  Bir başka soru giriş tekniğiyle yazılmış haber görüyoruz burada da. “Zıtlık tekniği”. Haber girişlerinde tercih edilen yöntemlerinden birisi. Örneğin, “Kadınlar ellerinin hamuruyla tamire el attılar”. “Ojeli parmaklar tamir aleti kullanmayı boya-badana yapma kursunda öğreniyor”.

Yurtdışında çok kullanılan, ancak bizde de pek yaygın olmayan bir diğer teknik. Bence özellikle üzerinde durulması gereken,  bir gazetenin yayın yönetmeni olsam, bu tekniğin benimsenmesini ben kendi adıma tercih ederdim. Haberlerin girişinde doğrudan okur ya da izleyicilere seslenilen ve onların habere katılımını sağlayan bir giriş tekniği. Bu teknikte daha çok serbest yazım tekniği uygun görülüyor. Bu teknik bazı editörlerce de uygun bulunmuyor. Örneğin, “O şarkıyı siz de duymuşsunuzdur. Gençliğin ne demek olduğunu belki de o şarkıdan öğrenmişsinizdir. Bir sabah yaşınız sorulduğunda artık dolu dolu otuz rakamını söylediğinizde, saçınızdaki ilk beyazlar, göz çevrenizdeki ilk kırışıklıkları aynada fark ettiğinizde zınk! diye anlamışsınızdır gençliğe vedanın ne demek olduğunu”. Burada anlatılacak olan “gençliğe veda şarkısı” değil, bu şarkıyı yazan kişinin hayatından bir kesitin ortaya çıkarılması.

 

Yine dergi haberlerinde sıklıkla rastladığımız bir başka giriş tekniği “öyküleyici haber giriş tekniği”dir. Bir ya da birkaç paragrafla okurlara temel noktalarının anlatıldığı girişte, haber olayının kahramanı ilk paragrafta tanımlanır. Daha çok dergi ve televizyon haberciliğinde kullanılır. Öyküleyici girişte etkili bir gözlem yeteneğine ihtiyaç vardır. Başarılı olmak için görülen, duyulan, koklanan, tadılan ya da dokunulan şey haberin konusu olacaktır. Haber kaynaklarıyla görüşürken nasıl davrandıklarını, gözlemini en ayrıntılı bir biçimde yapmamız gerektiği öyküleyici girişte söyleniyor. Bir örnek var burada “Genç yaşta hamile kalmak, sokakta yürürken serseri bir kurşunla vurulmak ve bebeğini düşürmek” vs. diye birinin yaşadıklarından söz ediliyor.

Bir başka teknik “Konuşma dili tekniği” Sıcak haberler aktaran radyo ve televizyon haberciliğinde yaygın olarak kullanılır. Haberlerin sesli olarak birbirine anlatıyormuşçasına sunulduğu bu teknik, karşıdaki insanlarla konuşuyormuş gibi yazma temeline dayanır.  Örneğin, “Adana’da akıl almaz facia... şimdi bunu dinleyeceksiniz”.

Daha sonra haberin gövdesi gelir. Haberlerin girişinden sonra giriş ifadesinin açıldığı ayrıntıların işlenmeye başlandığı ve diğer ögelerle detaylara yer verildiği bölüme “haberin gövdesi” diyoruz.

Haber sonlandırmak da önemlidir. Her haberde buna rastlamasak da genellikle haberde son cümlelerimiz bizim için geçmiş hakkında bilgi veren ya da geleceğe yönelik duyurum ya da sonuç yargısı ifade etmelidir. Örneğin, bir olay anlattık bu olayın sonunda da, haberimizin sonunda da son cümle şunlar olabilir; “Toplantı ödüllerin verilmesiyle sona erdi.”

Haberde kullanılan yüklemlerin çeşitliliği de bizim açımızdan önemlidir. Ellinin üzerinde belki daha fazla sayıda doğrudan ya da dolaylı anlatım yükleminden söz edebiliriz. Bunlar hepinizin bildiği gibi haber artırırken kullandığımız yüklemlerdir. Bunları; söylemek, şöyle demek, şunları söylemek diye konuşmak, bildirmek, bilgi vermek, kaydetmek, şunları kaydetmek, vurgulamak, açıklamak, anlatmak birşeyler diyerek ifade etmek, şunları ifade etmek, ifadesini kullanmak, üzerinde durmak, dile getirmek, şu görüşlere yer vermek, duyurmak, iddia etmek, ya da ileri sürmek, şeklinde konuşmak, belirtmek, söylemekle işaret etmek, hatırlatmak, sözlerini şöyle sürdürmek, şöyle devam etmek, konuşmasını ya da sözlerini şöyle tamamlamak, sözlerini eklemek, sıralamak olarak sayabiliriz. Örneğin “Fransa’da yayımlanan Liberation Gazetesi, Türkiye’deki genel seçimle ilgili olarak ”…” yazdı. gibi.

 

Bazı ilkelerden söz edeceğimi söylemiştim. Haberlerde dili geçmiş zaman kalıbı kullanıyoruz. Eskiden “miş”li geçmiş zaman kullanılıyordu. Devam eden olaylar için şimdiki zaman ya da geniş zaman kullanılacak. Zaman içinde gelişecek olaylar içinde gelecek zaman tipini kullanacağız.

Haber yazmanın temel bir amacı var o da bilgileri, düşünceleri, fikirleri okuyuculara aktarmak. Bu nedenle haberler olayları birinin ağzından aktarıyormuşcasına yazılmalı, haberler doğru, kısa ve kolayca anlaşılır olmalı. Haber yazımından önce elde edilen bilgilerin bir kez daha gözden geçirilmesinde yarar var. Ben bunu özellikle öğrenci arkadaşlarımdan istiyorum. Haber yazmaya başlamadan önce lütfen elinizdeki bilgilerin bütün sorulara yanıt verip, vermediğinden emin olun. Ondan önce haber yazmaya girişmeyin, çünkü girişirseniz o soruları biraz sonra unutacaksınız.

Haber yazımında muhabirin masasında mutlaka bulunması gereken iki şey var. Bunlardan bir tanesi yazım kılavuzu, bir diğeri de Türkçe sözlük. Muhabir bir olayı sözcüklerle anlatan kişi olarak yazısına özen gösteren kişidir, imla kurallarına da hakim olmalıdır. Daha sonra haberin hangi teknikte yazılmasına uygun olacağına karar vermeli ve buna uygun giriş tekniği çerçevesinde habere giriş yapılmalı ve haberi yazmalıdır.

Dün seminer konuşmalarında çok tartışılan bir ifade vardı. Haberin objektifliği. Haberin objektifliğini sağlayan bir sürü kriterden söz edilebilir ama bunlardan ilki netliktir. Netlik, haberde adı geçen kişilerin kaynaklarının net bir biçimde ifade edilmesi anlamına gelir. Bilinmeyen bir kaynaktan ya da bilmem nereden duyulduğu biçimde bir anlatım hiçbir zaman objektif olmaz. Adları yazılan kişilerin soyadlarını da unutmamak gerekiyor. Haberin kaynağını mutlaka belirtmek gerekiyor.

Haber yazımında etkin fiiler kullanılmalı mümkün olduğunca sıfat ve zarfların kullanımına dikkat edilmeli. Haberde daha somut tanımlamalara yer verilmeli. Örneğin “Büyük bir alan, büyük bir kalabalık, çok kalabalık bir kitle” yerine, bunlar kaç kişi ise ya da ne kadar ise net bir biçimde ifade etmemiz  gerekiyor. Benim gazetelerde en çok şaşırdığım şey şu. Bir toplantıya katılan kişilerin sayısı konusunda farklı gazetelerde farklı bilgiye rastlıyoruz.

Haberde sözcük seçimi de önemli. Yani siz istediğiniz sözcüğü, istediğiniz biçimde haberde kullanamazsınız. Haber metinlerindeki cümleler uzatılmamalı, gereksiz sözcükler kullanılmamalı, süslü anlatımlardan uzak durulmalıdır. Çünkü haber bir edebiyat değildir ve hedef kitlesi de herkestir. Haber yazarken söylemi zor sözcüklerden kaçınmak gerekir. Sıcak, sevecen kolay yazılan ve söylenen yaygın halk dilindeki sözcükler tercih edilmelidir. Kısa ve bilinen kelimelerin kullanılmasına özen gösterilmelidir. Anlamı bilinmeyen sözcükler kullanılmamalıdır. Haberde “bunlar, şunlar” gibi ifadelere yer verilmemelidir. Bu tür zamirler yerine, kim oldukları açık bir biçimde yazılmalıdır. Bu arada “bilindiği gibi”, “öte yandan” gibi sözcüklerden de haber yazarken kaçınılmalıdır. Satır başı yapmak bu sözcüklerin yerini tutmaktadır. Bir süre deyimi haberlerde belirsizlik oluşturur. “Bir süre” yerine tanımlı bir süre vermek daha anlamlı olacaktır.

Bir başka belki dikkat edilmesi gereken nokta da şu: Hayvan ve eşyalar için çoğul kullanmamak gerekiyor. “Köpekler saldırıyorlar” yerine, “köpek saldırıyor” denilmelidir. Örneğin, “hayvanlar ölmez”, “hayvanlar telef olur”, “Selde üç bin baş koyun telef oldu” demek gereklidir. Aracın cinsi “özel otomobil, minibüs, kamyon, vapur” neyse onu belirtmek gereklidir. Yargı kararı kesinleşmeyen kişi için “suçlu” denilmemeli bu kişi için “zanlı” ifadesi kullanılmalıdır. Bomba, silah, mermi gibi cisimler yakalanmaz, bunlar ele geçirilir ya da bulunur. Sanık ya da zanlılar ele geçirilir, yakalanır. Tutuklama kararını mahkeme yani hakim, yargıç verir, polis ya da jandarma gözaltına alır, Savcılık soruşturma yapar, savcılık mahkemeye tutuklama ya da serbest bırakılma önerisinde bulunur. Bunlar da arkadaşlarımızın not olarak elinin altında bulunsun diye verdiğimiz ifadeler.

Tutuklama kararıyla ilgili konu gazetelerde, özellikle yerel gazetelerde biraz karışık. Tutuklama kararı gıyabi ya da vicahi olarak gerçekleşir. Gıyabi tutuklama sanığın arkasından verilir, vicahi tutuklama ise sanığın yüzüne karşı karar okunarak verilir. Bir sanık hakkında verilen gıyabi tutuklama kararı sanık yakalandığında yüzüne okunarak vicahiye çevrilir. Bir demeci ya da konuşmayı haber haline getirirken konunun özünü yazmaya çalışmalı, tırnak içinde verilecek sözler birkaç cümleyi geçmemelidir. Aynı sözcük bir cümlede bir kez kullanılmalıdır. Aktarma istemlerini geniş bir yelpazede ve çeşitlilikte kullanmakta yarar vardır. Haber aktarımında olumlu olunmalı, olumsuz kelimelerle anlatımdan kaçınmak gereklidir. “Olmamaktadır”, “edilmemektedir” yerine “yapılmak istenmiyor, yapılmaktan kaçınıyor” gibi ifadeler kullanmak daha doğrudur. Bazı aktarma yüklemlerini kullanırken daha dikkatli olmakta da yarar vardır. Örneğin, “ileri sürdü, savundu” gibi yüklemlerde savunulacak bir fikrin haber kaynağına ait olması gerekiyor. “Açıkladı” yükleminde ise haber kaynağını açıklama yapmaya yetkili bir kişi olmasına özen göstermemiz gerekiyor. Haber yazarken “Çok oldular, iğne atsan yere düşmez” gibi sıradan tanımlardan kaçınmamız gerekiyor. Bunları renkli haber yazmak gibi algılayan arkadaşlarımız var! “Bilindiği gibi, öte yandan, bu arada” gibi klişe ve boş sözcükleri de haberde kullanmazsak iyi ederiz diye düşünüyorum. “Benim, ben, bana, bizim” gibi sözcükleri kullanmamamız iyi olacaktır.

Haber cümleleri doğru, kısa ve kolayca anlaşılır olmalıdır. Cümleye zaman belirten ifadelerde başlamaktan kaçınılmalıdır. -özellikle eskiler bunu daha çok vurguluyordu ve yapmamaya özen gösteriyordu- Örneğin: “25.12.99 tarihinde başlayan kongre.. ” yerine, “önceki gün başlayan kongre…” şeklinde bir tanım daha anlamlı olacaktır. Cümleye sayı belirten ifadelerle başlamaktan kaçınmak gerekir. “Beş gün sürecek kongre” yerine, “Kongre beş sürecek” demek daha anlamlıdır. “Beşyüz kişinin katılacağı gösteri” yerine, “Gösteriye beşyüz kişi katıldı” demek daha doğru. Rakamlı ifadelerde ne yapacağız? Karşımıza herhangi bir rakam çıktığında bunun okunuş biçimini yazmak düz anlatımla daha doğru olacaktır.

Son olarak üzerinde önemle durmak istiyorumki, her ne kadar bitmiş sayılsa bile haber yazıldıktan sonra muhabirin kendi kendine “acaba bu haberle ilgili daha başka hangi unsurlara yanıt verilmesi gerekliydi” ya da “bu haberde hangi sorulara yanıt vermedim?” biçimindeki sorularla haberin bir kez daha kontrol edilmesi yararlıdır.  Her haberin bitiminde yapılabilecek ikinci bir denetim de “acaba yazdığım cümlelerden hangilerini atarsam anlam bozulmaz? ” ve bir diğeri de “bu cümleden hangi kelimeleri atarsam anlam bozulmaz” biçimindeki sorularla haberdeki fazlalıkların hafifletilmesidir.

Haber yazma teknikleri ve uygulamaları hakkında benim söyleyeceğim şeyler burada bitiyor. Birşey eklemek istiyorum. Eğer izniniz olursa az önce de söz ettim, haberde objektiflikten dün de çok söz edildi, bununla ilgili farklı görüşler var. Bir görüş, haberde objektifliğin olamayacağını savunuyor.  Çünkü “insan nesnel bir varlık değildir” deniyor. İkinci görüş ise “en azından buna yaklaşılabilir ve birtakım ilkelerinden söz edilebilir” deniyor. ABD’de liberal basın anlayışının hakim olduğu ve bu işin çığrından çıktığı günlerde, 1980’lerin başında, ’Toplumsal Sorumluluk Kurumu’ adı altında gazeteciler bir araya gelerek birtakım ilkeler belirlediler. Bugün biz sorumlu gazetecilikten söz ediyorsak aslında atıfta bulunduğumuz şeyler o toplumsal sorumluluk kuramına dayanıyor. Toplumsal sorumluluk kuramının da getirdiği objektiflikle ilgili bazı ilkeler var.

Birincisi haberi yazarken mutlaka kaynak göstereceksiniz. İkincisi denge.  Haberde karşıt görüşlere mutlaka yer vereceksiniz. Karşıt görüşlere yer vermediğiniz haber, haber olmaz, ne kadar çok karşıt görüşe yer verirseniz haberiniz o kadar objektifliğe yaklaşır. Bu konuyla ilgili görüşlerimi “4. Kuvvet Medya”da yazdım, az önce söylediğim haber toplama ve yazmayla ilgili konuları da “Haber Toplama, Yazma” isimli kitabımda detaylı bir şekilde bulabilirsiniz. Teşekkür ediyorum.

 

Abdülrezzak ALTUN: Bu kadar kapsamlı bir konuyu bu kadar hızlı aktarma olanağı yarattığı için Erkan Yüksel’e teşekkür ediyorum. Soruları almak istiyorum…

Katılımcı (OSMANİYE): Biz yerel gazeteciler olarak çok sıkıntı çekiyoruz. Tam haberi yazabilmemiz için özellikle adli mercilerden güvenlik güçlerimizden ayrıntılı bilgi almamız gerekiyor. Haberi tam yazabilmemiz için, yerelliğin korunması için neler yapılmalı? Yerel gazete sınırlı kaynaklardan dolayı internet gazeteciliğine doğru gidiyor. Yerel gazeteciler özgür mü değil mi?

Erkan YÜKSEL: Birincisi ben size bir haberin nasıl tam haber olacağını anlattım. Bunun dışındaki haberler tam olmayacak diyorsanız belli sorunlarla karşılaşıyorsunuz demektir. Bu da, haber alma ya da bilgi edinme hakkıyla ilişkili olabilir. TCK, Basın Kanunu vs.  bireyin ifade özgürlüğü, bilgi alma hakkı var ama bunu yayınlama hakkı yok. Biz “AB” diye bir hedef koyduk karşımıza. Sanıyorum bu tür sorunlar da engeller de zamanla aşılacaktır diye düşünüyorum. Gelişmiş toplumlar da bizim geçtiğimiz aşamalardan geçtiler. Onlar ne yapmışsa bir bakalım. Habercilik anlamında, Basın İlan Kurumu anlamında ve basın özgürlüğü anlamında  bakalım. Niye ABD’yi yeniden keşfetmeye çalışıyoruz? Birisi havuza itmiş, düşmüşüz  orada çırpınıp yüzme öğrenmeye çalışıyoruz gibi bir havada hissediyorum kendimizi. Bu durum bana biraz garip geliyor.

Diğer sorunuza gelince; “İnternet haberciliği yerel basının yerini mi alıyor? ” Alacak arkadaşlar. Medyanın geçmişine bakıldığında yazılı basından sonra  televizyon geldiğinde “gazetecilik ölüyor mu?” dediler, sinema geldiğinde de bunu demişlerdi. Şimdi internet geldi gazetecilik ölüyor mu? şeklinde bir soru var. Bence olacak ve herkes kendi değişimini geçirecek. Siz, “televizyonun verdiği haberi hala gazetede satacağım. Biri gelip de bunu satın alacak” diyorsanız bunu kimse almaz. Haber “telgraf” ya! insanlar para verip alıyor ya! insanlara para verip alacakları bir ürün sunmak zorundasınız. Bunu da, bu farklılığı da kendiniz ayrıntılarla yaratacaksınız.

5N-1K sorularını yanıtlamak benim gazetemdeki muhabirlerim için artık sıradan şey. Benim öğrencilerime söylediğim bir şey var: “İletişim Bilimleri Fakültesi öğrencisi olarak siz bana herhangi bir gazetecinin getirdiği habere ait bilgi getiriyorsanız, ben bunu istemiyorum. Ben senden, fakülte mezunu kimliğinle getirdiğin ayrıntıyı, yeniyi, orjinali istiyorum” diyorum. Dolayısıyla internet haberciliği anlamında da gazetecilerin kendilerini sorgulaması, farklı bir kulvar, farklı bir habercilik anlayışı geliştirmeleri gerekiyor.

“Yerel basın özgür mü?” dediniz. Türkiye’de hepimiz ne kadar özgürsek, o kadar özgür. İki tane söz var dün de çok tekrarlandı. Bu iki sözcüğü çok seviyorum. Her yerde de kullanmaya çalışıyorum. Bir tanesini yeni duydum “Süt neyse, kaymak da odur.” İkincisi, “Balık baştan kokar.”

 Teşekkürler.     

 

 

 

<<<       XII. YEREL MEDYA EĞİTİM SEMİNERİ - ADANA (13-14 Nisan 2006)      >>>