|
|
SEMİNER KONUŞMALARI
“RADYO-TELEVİZYONDA GÖRÜŞME TEKNİKLERİ VE Çok teşekkür ederim. Burada bulunan saygıdeğer konuklara, konuşmacılara, katılımcılara, saygılarımı sunuyorum. Başbakanlık Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’nün bu toplantılarının ikincisine katılıyorum. Çok coşkuluyum, çok heyecanlıyım gerçekten çok önemsiyorum. Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdür Vekilimiz Sayın Salih Melek’i ve Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü çalışanlarını içtenlikle kutluyorum ve hemen konuşmama geçmek istiyorum. Neden kutluyorum? Çünkü gerçekten heyecan verici bir toplulukla birlikte oluyorum, ben de kendimi yeniliyorum. Burada bulunan birçok insanın aslında benden daha usta olduğunu görüyorum, benden daha uzun zamandır bu işi yapan ustalarla karşı karşıya olduğumu görüyorum. O yüzden buraya size ders vermeyi değil, sadece yaşadıklarımı sizinle paylaşmaya geldiğimi arz etmek isterim ve sizlerden ders aldığımı bilmenizi isterim. Bu konuşmalar bende çok büyük bir “şarj etkisi” yaratıyor. Önce radyo ve televizyonlarda kullanılan Türkçe ile ilgili genel tespitleri, herkesinde üzerinde hem fikir olduğu genel tespitleri paylaşmak istiyorum. Önceki RTÜK Başkanı Sayın Nuri Kayış’ın bir konuşmasında yer alan cümlelerinden, bir kısmını da RTÜK’ün dergisinden alarak sizlerle paylaşmak istiyorum. Çünkü benimde görüşlerim aşağı yukarı onunkiyle aynı. Yazılı olduğu için RTÜK’ün dergisinden alıntı yaptığımı özellikle bildirmek istedim. Türkçemiz son yıllarda içten ve dıştan ağır saldırılara uğruyor. Her geçen gün ölümcül yaralar alıyor. Bu tabloların baş sorumlularından biri hiç kuşkusuz basın-yayın kuruluşları ve özellikle de bazı televizyonlar. Yetmişbeşbin kelimenin olduğu Türkçe televizyon ekranlarında beşyüz ila bin kelime arasında konuşuluyor. Bu öylesine tahminen yapılmış bir çalışma değil. Türk Dil Kurumu’nun RTÜK için yaptığı bir araştırmanın sonucu. Yetmişbin kelimeye sahip Türkçe beşyüz ila bin kelime arasında konuşuluyor radyo mikrofonlarında ve televizyon ekranlarında. Bazı yayın kuruluşlarının Türkçe’ye karşı özensizliği daha isimlerinden başlıyor. Bir bölümünün ismi tamamen İngilizce; Star, Flash, Show, CINE-5, Number One, Radyo Suit, Power FM, Klasik FM, Kiss FM, Sky-TV, Radyo Mix, Radyo Contect, Radyo Stop. İsimleri İngilizce olmayanlar da onları ne yapıp, ne edip İngilizce telaffuz ediyorlar. Örneğin gurur duyduğumuz gerçekten benim de beğeni ve ilgiyle takip ettiğim NTV, açılımını biliyor musunuz? Nergis Televizyonu, ama “en-ti-vi” diye okuyor kendisini, öyle tanımlıyor. Bir zamanlar HBB vardı, o da “Has Bilgi Birikimi”, yani adı tamamen Türkçe, harflerin anlamı Türkçe, o da kendisine “eyç-bi-bi” tanımlaması yapmıştı. Televizyonların dilimize karşı özensizliği görevlendirdiği spiker ve sunucularla da kendisini gösteriyor. Okuduğunun anlamını tam bilmeyen, kelimeleri doğru dürüst seslendiremeyen, vurgulaması, anlaması yetersiz kişiler eğer fiziksel açıdan güzellerse televizyonlarda baş köşeye rahatlıkla oturabiliyorlar. Bizim örnek almamız gereken, mükemmel işleyen ABD ya da Avrupa’daki televizyonculuk sistemlerinde, basın-yayın kuruluşlarında çalışabilmek için iletişim alanında eğitim görmek, uzun bir staj döneminden geçmek gerekiyor. Bizde ise hep televizyona çıkabilmek için ya manken olmak, ya da güzellik yarışmasına katılmak en önemli koşul haline gelmiş durumda. Tabii her geçen gün bu biraz düzeliyor ama hala “evet düzeldi” diyebilmiş değiliz. Gerekli eğitimi almadan televizyonlara çıkanlar ekran başındakilere çoğu kez “saç-baş yoldurtmaktalar”. “Yaralıları buradan çıkarmak zor, güç oldu.”, “Maddi olanağımız imkan verirse.” Yani “zor” aynı, “güç” aynı. “Olanak”, “imkan” aynı. Hele şu “kapalı spor salonu ‘full’ dolu.” Yani spor salonu kapalıdır biliyorsunuz, açık bir spor salonu yok. Açık olursa adı spor salonu olmaz zaten. Bu cümleler Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun uzmanları tarafından radyolarda ve televizyonlardan tesbit edilen cümleler oradaki yayınlarda kullanılan cümleler. “Türkiye’nin şartları ve koşulları bunu…” demiş bir spiker. “Biraz bayağı uzun bir ara oldu” hem “biraz” demiş, hem “bayağı uzun” demiş, “ciddi çaba ve gayret göstermek lazım” demiş. Yani hem “çaba” hem “gayret” demiş. “ilginize, alakanıza çok teşekkür ederim” demiş. İlgi ve alaka aynı sözcükler. “Faydalı ve yararlı işler yapacağız”. Hem “faydalı” demiş, hem “yararlı” demiş. “Sohbet ve söyleşi yapacağız”. “Buradan kendilerine saygı ve hürmetlerimi sunuyorum” gibi veciz cümleler radyo ve televizyonlardaki spikerler tarafından sarf edilmiş ve uzmanlar tarafından da bunlar tespit edilmiş. Ulusal düzeyde yayın yapan televizyonlarımızdaki argo ve kaba sözcüklere de şöyle bir kulak kabartalım isterseniz. “Argo” aslında bir dilin zenginliğidir. Yani biz bu işle uğraşanlar argoyu bir dilin zenginliği, bir kültürel zenginlik olarak kabul ederiz. İyi ama tabii bunu yayınlarda kullanmayız, önümüze gelene söylemeyiz. Ulusal düzeyde yayın yapan televizyonlarda hangi cümleler kullanılmış bir bakalım. Bu örnekler RTÜK İletişim Dergisi’nde yer alan ve Radyo ve Televizyon Üst Kurulu uzmanlarının tespit ettiği cümleler. Dolayısıyla affınıza sığınıyorum. “Bir yerin mi söküldü anam?” Ulusal bir televizyonda adam çıkmış bunu söylemiş. “Bir yerin mi söküldü anam?”, “şıllık”, “a anladım onu şarkıcılıktan sonra dürtükleyecektin”, “Aldın mı üçün birini?”, “Ne oluyor yahu, kızlardan biri biraz defolu”, “Fışşş baldırlara bak be, yerim o baldırları be.”, “Niye çıktın oraya gavat?” Bunlar Radyo ve Televizyon Üst Kurulu uzmanlarının ulusal televizyonlarda spikerlerin ağzından tespit ettiği cümleler. “Sabah kalkıp gazını çıkaran sanatçı oluyor”, “Fişek gibi, zıpkın gibi konser” ve daha niceleri… Yabancı kelimelere özenerek onları yalan-yanlış kullanmaya ne demeli. “Kongrenin saat 10’da start alması gerekiyordu.” Yani “start”, “başlama” sözcüğü yerine “start” demiş. “Daha önceki backroundunda da bu tür başarıları var.”, “Ultra cesur hırsız fuarda demo yapan şirketin standından cep telefonu çaldı” sözlükle incelemek lazım cümleleri… “Transparan gelinlik.”, “Yabancı starlarla ilgili flash dedikodular”. Bu cümleler halen çok sık kullanılıyor. “Galiba momentumu yakaladık”. Can Baydarol burada mı? Göremiyorum salonda. Hocam AB’ye tam uyum burada var, çünkü cümlelerin yarısı İngilizce. “Hep birlikte scorboarda bakıyoruz.”, “Enflasyon dataları açıklanacak.”, “Kendi prime time’ını yaratma” Bunlar hepsi uzmanlar tarafından tespit edilmiş cümleler ve en sonuncusunu okuruyorum: “VIP biletleri Ulusoy Travel Center’den temin edilebilir.” Burada üç tane Türkçe sözcük var. Biri “Ulusoy”, biri “temin edilebilir”. Bir de “dublaj Türkçesi” meselesi var. Dublaj Türkçesi, televizyonların dilimize ihanetinin bir parçasını oluşturuyor. “İhanet” sözcüğü tam yerine oturuyor bu tespitlerde. Televizyonlar sayesinde biz de artık “Kendine iyi bak.”, “Hey sorun ne bebeğim.”, “Senin için üzgünüm.”, “Ciddi olamazsın.”, “Kahretsin”, “Okey, şey bunu bilmeliydim.”, “Bunu duyduğuma sevindim dostum” ya da “Başım büyük belada”, “Dostum sana fikrini sorduğumu hatırlamıyorum.”, “Hey ahbap kendine bir iyilik yap.” diye saçma sapan cümleler söylemiyor ya da söylenenleri duymuyor muyuz? Bunlar çeviri yapanların olduğu gibi İngilizce formatı alıp, Türkçe’ye yerleştirmesiyle oluşan ve de gençlerin çok sık kullandığı ama aslında Türkçe ile ilgisi olmayan Türkçe kullanımları. Peki şarkılar masum mu? Televizyonda seslendirilen sözde müzik parçaları da Türkçe’yi sırtından vuruyor. Tabii bunlara radyolar da dahil. RTÜK birkaç zaman önce çok meşhur olan bir şarkıyı sık sık yayınlandığı için radyo ve televizyon kuruluşlarına ceza vermeye kalkmış, yer yerinden oynamış, “İletişim özgürlüğü yok ediliyor… Abdülhamit sansürü uygulanıyor” diye. Şimdi bakın aslında sizler de o şarkıyı dinlediniz Çünkü ulusal televizyonlar bunu öyle çok yayınladılar ki. Affınıza sığınarak, çok sık dinlediğiniz ve aslında hiç gerekli tepkiyi vermediğimiz bu şarkının sözlerini şarkının müziği olmadan sizlere okuyacağım. İletişim özgürlüğü mü, yoksa rezalet özgürlüğü mü? Siz karar verin. Şarkının sözleri çok önemli “Kuşu kalkmaz” melodisini hatırladınız herhalde. Sözlerini okuyorum benim burada okumamın bir sakıncası yok onun için özür de dilemiyorum. Çünkü saatlerce, günlerce ulusal radyolarda, televizyonlarda yayınlandı hiç kimse de bir şey söylemedi: “Bu zavallı Hatçe düşmüş bir kere - Çalışıyor pavyonda küsmüş feleğe - Açmış kalçasını tef tef çalar - Sallar, çalkalar her gece - Sulanır hergele salyası akar - Döndü’ye kalkmayanın Hatçe’ye kalkar - Hergeleye baksanıza hergeleye - Maskesi düşmüş dönmüş keleğe - Koca eşek hergele - Sen nereye böyle - Telaşlı, telaşlı acelece - Çıkınca işin içinden her gece - Koş koş meyhaneye, kerhaneye koş, - Sonra niye gelir evine boş boş - Kuşu kalkmaz, kuşu kuşu kalkmaz - Canım, kuşu kalkmaz, kuşu kalkmaz” Ulusal televizyonlarımızda biz günde yirmi kere gençlere bu şarkıyı çok sevenlere nereyi hedef göstermişiz değerli dostlar: Kerhaneyi. Güzel faydalı yer kütüphaneye gitme efendim, sinemaya gitme, müzik dinlemeye gitme, konsere gitme… Bir adam gelmiş söyleşi yapıyor onu dinlemeye gitme, kerhaneye koş koş diye şarkı yapmışız ve defalarca yayınlamışız. Tabii televizyonlara haksızlık etmemek lazım. Daha nitelikli şarkı da var: “Yatağıma gel”, “Ellere var da bize yok mu?”. Kompozisyon ödevi veriyorum, hadi yazın “Ellere var da bize yok mu? konusundaki görüşlerinizi rica ediyorum. “Bir kereden bir şey olmaz…” Bak nasıl derin bir felsefe. Bir kereden birşey olmaz. “Kız hepsi senin mi?” Bu da mı siyasi hocam? “Kaldıramazsan kaldırırlar…” Bunların hepsi şarkı adı ve yayınlanan şarkılar… Ha beğenmediysen “Hocam ya gel bana sahici sahici”, ya da “Anca gidersin”, “Git dilediğin yerde oturum başkanlığı yap abi.”, “Bak zaten sana kıl oldum abi.” Bu da şarkı, bunlar şarkılar. “Hadi yarim bana he de”, “Yarim tavla tavla beni tavla, salla pulları salla, valla geldim oyuna”, “Havam yerinde alaturka oldum, oynamadan duramam” “Neremi, neremi?” “Yapcaz şimdi, yatcaz şimdi” En son şarkı da “Hüp.” “Hüp” diye şarkı yaptık bir de markamız oldu. Bir süre önce RTÜK bir televizyon kanalına Türkçe’yi özensiz kullandığı için uyarı cezası vermiş. Şarkıcı Seda Sayan programın sunucusu olarak çiçekçi kadınlarla konuşuyormuş. Sözüm meclisten dışarı lütfen kimse üzerine alınmasın çiçekçi kadınlar dediği hepsi bizim kardeşimiz, vatandaşımız, hani “çingeneler” var ya yani Türkçe’yi kullanmaları açısından söylüyoruz. Esmer vatandaşlarımız, hepsi canımız ciğerimiz ama hani Türkçe’yi nasıl kullandıklarını hayal ediyorsunuz. Şarkıcı Seda Sayan, programın sunucusu olarak çiçekçi kadınlarla konuşurken, “Niye gülüyon gı?”, “Ay bu soruları ben hazırlamıyorum bacım.”, “Ya dur kı...“Nereye gidiyon kı?”, “Ne kikirdiyon sen ya gel” gibi ifadeler kullanmış. RTÜK uzmanları hazırladıkları raporda program sunucusu Seda Sayan’ın röportaj yaptığı çiçekçi kadınlardan daha kötü Türkçe konuştuğunu raporlarına yazmışlar. Televizyonlarda gösterilen filmler, diziler, “televole” ve “paparazi” gibi programlar Türkçe’nin canına okumak için üzerlerine düşen görevleri eksiksiz yerine getiriyorlar. Doksan dakika süren “Erkek Güzeli Sefil Bilo” filminde RTÜK uzmanları 100’ü aşkın müstehcen, argo ve kaba söz saptamış. Radyo televizyon yayınları hakkındaki yasa, yayın kuruluşlarına Türkçe’yi özellikleri ve kuralları bozulmadan konuşma dili olarak kullanma görevi veriyor ve bunlara uymayan kuruluşlara RTÜK önce uyarı, sonra geçici yayın durdurma cezası uygulamasını öngörüyor. RTÜK’deki uzmanlar diyorlar ki, “Bu yasaya aynen uyulsa Türkiye’de halen yayın yapan 260 televizyonla, 1.200 küsür radyodan ancak birkaç tanesi açık kalmayı başarabilir. ” Evet dilimizi nasıl kurtarabiliriz?. Dilimizi kurtarmak için Türkçe’yi basın-yayın kuruluşlarının çok özenli ve çok doğru kullanmaları gerekiyor. Birinci önlem bu. İkincisi yabancı dille eğitime paydos denmeli. Türkçe’nin bir bilim dili olmadığı, yabancı dillerin bilim dili olmaya daha yatkın oldukları gibi iddialar var. Bana göre bu tamamen safsata. Bundan bin yıl önce dünyanın bilim dili Türkçeydi. Türkçe dünyanın en eski dillerinden bir tanesidir. Hiçbir dil Türkçe kadar bilim dili olmaya yatkın ve uygun değildir. Yabancı dil öğretilmelidir ama eğitim ana dille yapılmalıdır. Çok önemli bir konu olan yabancı dille eğitim, mutlaka sona erdirilmelidir. Bu konuda bilim adamlarına görev düşer. Bu çok önemli. Türk dilinin yabancı kelimelerin istilasına karşı korunabilmesi için bilim ve teknik alanlarındaki buluşların, ilgili kavramların, anında Türkçe karşılıklarının bulunması gerekir. Bu durumda hangi bilim dalında teknik ve bilimsel yeni bir kavram ortaya çıkmışsa, o daldaki Türk bilim adamlarına büyük görev düşmektedir. Eğer “computer” Türkiye’ye ilk geldiğinde Hacettepe Üniversitesi’nden bir grup bilim adamı ona “bilgisayar“ karşılığını bulmasaydı, şimdi biz bilgisayara “computer” demeye devam edecektik. Dolayısıyla Türkçe, bilim ve teknik alanındaki yeni buluşlara karşı korunmalıdır. Bizler de önerilen kelimeleri hayatımıza sokmaya özen göstermeliyiz. Neden “toprak aşınması” demiyoruz da “erozyon” diyoruz “merkez”e ne oldu da “center” dilimize dolandı. “Kışkırtma” yerine “provokasyon”u niye tercih ediyoruz? “Seçenek” dururken “alternatif” de nereden çıktı? “Yasal” ya da “kanuni” yerine, niçin “legal” kelimesini kullanıyoruz. “Atılgan” ve “saldırgan” gibi iki muhteşem sözcüğümüz varken, “agresif” dememizin bir alemi var mı? “Destekçi” yerine niye “sponsor” diyoruz. “Tasarım” diye neden “dizayn” sözcüğünü kullanıyoruz? Bunlar çok önemli. Bir kavgada yanlış hedef seçmemeliyiz. Yıllarca bu ülkede aydınlar, aklı başında insanlar, “Türkçe”-“öz Türkçe” kavgasına girdiler. Bu, bana göre bize en az yüz yıl kaybettirdi. Bana göre ve benim gibi bu işin önemini sizlere anlatmayı kendine görev edinmiş insanlara göre “mesela” da bu dilin sözcüğüdür, “örneğin” de “olanak” da bizimdir, “imkan” da “duyarlılık” da “hassasiyet” de bizim Türkçemize aittir. Dolayısıyla bu tür kavgayı artık geride bırakmak ve bunun saçmalığını herkese anlatmak gerekiyor. Türkçe isimler konusunda da özen göstermeliyiz. İşletmeleri, basın-yayın organlarında çalışan insanlar olarak özendirmeliyiz. Özendirici haberler ve programlar yapmalıyız. Dil konusundaki yurt dışından birkaç örnek; dil konusunda Fransa kendi diline en duyarlı ülkelerden biri. Fransa’da bir radyo kanalı güvenlik güçlerinden “aynasızlar” diye söz edince, ülkenin radyo ve televizyon denetleme kurulu, bu radyoya bir günlük yayın durdurma cezası verdi ve kimse bunu eleştirmedi. ABD’de yerel bir radyo kanalında argo dille yayın yapılması üzerine kendilerine uygulamayı durdurma uyarısı yapıldı. Ancak yayınların aynı şekilde sürmesi üzerine radyo 20 bin dolar cezaya çarptırıldı. Tüm bu cezalara karşın, radyo kanalı ısrarlı bir şekilde argo yayınlarını sürdürünce yayın lisansı iptal edildi. Ülkeler bu konudaki uygulamalarda çok hassas. Sunumunu yapacağım diğer konu da “Televizyon ve Radyoda Görüşme Tekniği”. Zaman darlığı nedeniyle bu konuyu özetlemeye çalışacağım, Görüşme yani röportaj, radyo ve televizyonlarda kullanılan önemli ögelerden biri. Radyo ve televizyonda görüşmeler, iyi ya da kötü nedenlerle ün yapmış kişilerle olduğundan bu tür yayınlar doğal olarak dinleyici ve izleyenlerin dikkatini çekerler. Görüşülen kişiye para ödenmediği ve bir senaryo masrafı da olmadığından bu tür yayınlar oldukça da ucuza çıkar. Dolayısıyla görüşme; radyo ve televizyonların çok sık kullandıkları yayın unsurlarından bir tanesidir. Bazı öneriler var, bu önerilerin bir kısmını her görüşmeye uygulayabilirsiniz. Bazılarını ise yalnız özel durumlar için kullanabilirsiniz. Bir kere görüşme yapacağımız konuk hakkında yapılması gerekenler var. Başarılı olabilmeniz için konuğunuzun öz geçmişini, meslek ve iş hayatındaki başarılarını, tutum, davranış ve inançlarını, bugünkü durumunu ve görüşme yapılacak konuyla ilgisini çok dikkatlice araştırmanız gerekiyor. Eğer konuğunuz ünlü bir kişiyse bu zor olmayacaktır. Tanınmamış sıradan bir kişiyle röportaj yapıyorsanız işiniz güçleşebilir. Bu durumda konuğunuzun yakınlarından istediğinizi öğrenebilirsiniz. Tanınmamış kişilerle ilgili bilgi toplamak için birçok yerel televizyon istasyonu, “bir gün kullanılabilir” gerekçesiyle dosyalar düzenlemektedirler. Henüz yeni başladı bu uygulamalar. Siz de aynı biçimde tanınmış kişiler için bir dosya tutmak konusunda bir çaba içinde olmalısınız ve size yararlı olacaktır. Eğer ileride iyi bir röportajcı ya da muhabir olmak istiyorsanız şimdiden kendi özel dosyalarınızı düzenlemeye başlamalısınız. Bunu şu yolla yapabilirsiniz. Haber çıkabileceğini zannettiğiniz her yerin bir listesini yapmalısınız. İtfaiye, polis, okullar, siyasi partiler. Bunları bulunduğunuz yerdeki temsilcileri, bu yerlerde sözcü olabilecek kişilerin adlarını araştırmalısınız ve bir liste yapmalısınız. Listenizi diğer meslektaşlarınızın listeleriyle kontrol etmelisiniz, herkesin listesi aynı olmayabilir ama listeleriniz arasında çok farklılık olmamasına da özen göstermelisiniz. Listenizi konulara ve kişilerin adlarına göre sınıflandırmalısınız. Sürekli, düzenli bir biçimde gazete ve dergilerden haber, özgeçmiş ve yararlı olabileceğine inandığınız yazıları kesip, uygun bir yerde dosyalamalısınız. Bunlardan çıkaracağınız kısa bilgileri sınıflandırılmış listenize aktarmalısınız. Gereksinme duydukça bunları yenilemelisiniz. Bu bilgiler yeri geldiğinde görüşme yapacağınız kişinin seçimi ve o kişi hakkında bilgi toplamanızda yararlı olacaktır. Konuklarınızın rahatlamasını sağlamalısınız. Uygun bir zamanda konuğunuzu program yapımına katılan kişilerle tanıştırmalısınız. Stüdyolar, yönetim odası ve programların yapımıyla ilgili bilgiler vermelisiniz. Bu ön bilgiler programın yapılış sırasında herhangi bir aksama ya da gecikme olması halinde konuğunuzun size daha anlayışlı davranmasını sağlayacaktır. Röportaj yapacağınız konuğunuza asla sorularınızı önceden göstermemelisiniz. Genel olarak hangi konulara değineceğinizi önceden söyleyebilirsiniz Hatta ilk soracağınız sorunun özünü de açıklayabilirsiniz, bu, konuğunuzun sorularınızı cevaplamaya başlamasını ve asıl konuya gelmesini kolaylaştırır. Acemi konuk, sorulacak soruları önceden ve tamamıyla bilmek isteyecektir. Fakat görüşmenin doğal, zorlamasız bir biçimde akışını sağlamak açısından yalnızca tartışılacak konu hakkında genel bilgi vermeniz yeterlidir. Asla sorularınızın tamamını, hele hele bir prova halinde kendisine göstermemelisiniz. Yayına geçmeden önce konuğunuzla aranızda geçen konuşmalara program sırasında asla atıfta bulunmayın, bu çok sık yapılan bir hata. Örneğin “evet Erkan Bey, sanırım izleyicilerimiz az önce bana anlattığınız konuya çok ilgi duyacaklar bir daha anlatır mısınız?” Bu sizin acemiliğinizi ve profesyonellikten uzak olduğunuzu gösterir. Bu tür sorular izleyicilerde tartışmanın dışında kalınmış duygusunu yaratacaktır. İzleyiciler, görüşmenin tümüne katılmak isterler yoksa büyük bir bölümü aslında zaten bitmiş, daha önceden bir kısmı kendi aralarında konuşulmuş havasını veren bir görüşmeyi pek sevmeyeceklerdir. Bu örnekler böyle uzayıp gidiyor. Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum. Sayın Başkan saygılarımı arzediyorum.
|
|
|
<<< XII. YEREL MEDYA EĞİTİM SEMİNERİ - ADANA (13-14 Nisan 2006) >>> |