SEMİNER KONUŞMALARI


 

“YEREL MEDYANIN İŞLEVLERİ VE GÜNÜMÜZDE YEREL MEDYA”
Çetin Remzi YÜREĞİR
Yeni Adana Gazetesi Sahibi

 

Teşekkür ederim. Şimdi bu güzel sözleri duyduktan sonra, bu kader birliğini hissettikten sonra, gerçekten konuşmamın çok önemli bir bölümünü oluşturacak bir kavramı hemen gündeme getirmek istiyorum. Sayın Nazmi Bilgin, kendi konuşmasında daha önce de buna değindi. “Basınımızın daha doğrusu yerel basının, Anadolu basınının en önemli sorunlarının başında sorumluluk geliyor” dedi. Gerçekten bu değer bilir sözlerde, hepimizin paylaşacağı bir yön var. Bu konuda yapılan hizmetin, şimdiye kadar verilen hizmetin ve kuşaklar boyu gelen bir basın mesleğinin sorumluluğunu hissederek karşınızdayım. Bu bir yerde gerçekten zor bir olay ama bizim yerel basın mensupları olarak ön planda tutmamız gereken başlıca ilke.

Efendim şimdi sözlerime bu şekilde başladım ama Sayın Valimizin, Sayın Belediye Başkanımızın, Genel Müdürümüzün ve birlikte bu seminere katılacak katkıda bulunacak olan tüm dostlarımızın, arkadaşlarımızın hepsini saygıyla selamlıyorum. Aynı zamanda kendilerine “hoş geldin” diyorum, siz değerli basın mensuplarını da değerli meslektaşlarımı da tekrar sevgiyle selamlıyorum.

Konu aslında çok değişik boyutlarıyla şimdiye kadar gerek sinevizyon sunumlarında, gerekse konuşmacılar tarafından enine boyuna açıklandı. Yani yerel medyanın işlevi nedir?, Günümüzde yerel medya nerededir? Bu konuda aslında söylenecek çok şey var ama bizim bu kadar yoğun ve önemli bir eğitim programı içerisinde çok fazla zamanımız yok. Bu nedenle, sizlerin iki gün boyunca göreceğiniz bir çok konunun içinde sadece bir giriş niteliğini taşıyan bir takım gözlemlerimi, deneyimlerimi aktarmak istiyorum. Eksik kaldığını düşündüğünüz konular olur ise bu oturumun sonunda soru-cevap bölümünde de onları açıklamaya çalışacağım.

Böyle bir konuyu ele almak, geçekten benim için son derece önemli ve yüreklendirici bir olay oldu. Yerel medyanın işlevlerini tanımlarken, yerel sözcüğüne ben de Sayın Bilgin gibi antipatiyle bakmışımdır. Yerellik kendine göre bir katagori, sanki ikinci sınıf bir katagori gibi algılanıyor. Zaman zaman arkadaşlarımızın bu yüzden morallerinin bozulduğunu da görmüşümdür. Ama 48 yıl süren mesleğimin bu aşamasında gördüm ki, yerel medya mensubu olmak, yerel halkı harekete geçirmek, ona hizmet sunmak, ikinci sınıf katagoride olmak anlamına gelmiyor.

Yerel medya, öyle anlaşılıyor ki yaygın basının karşısında bir güvence. Yaygın basının tümünü itham edecek şekilde konuşmak istemiyorum ama genel eğilimler açısından bunu dile getirmek zorundayım. Yaygın basın, Türkiye de bir takım değerler ifade ediyor, bu değerler basının saygınlığını gölgeleyen basının gerçek işlevlerini örten bazı özellikler taşıyor. O bakımdan, yerel medya yaygın basın karşısında oluşmakta olan -oluşmakta olan diyorum, bunu bilerek söylüyorum- yepyeni bir olgu Türkiye’de. Yerel medya yeniden doğuyor. Bunu bugünkü ilk oturumumuzda söylemekten gurur duyuyorum. Çünkü bütün çektiği sıkıntılara, kökeninden gelen onurlu mazisine, geçmişine rağmen, zaman zaman dışlanmışlığına, hatta çevresindeki insanların zaman zaman ikinci sınıf muamalesi bile yapmaya kalkıştığı bir dönemden geçmesine rağmen, öyle görünüyorki Türkiye’nin her yerinde, Anadolu’nun her yerinde Türk medyası gerçekten yeniden doğmaktadır. Bunun bir kere altını çize çize söylemek istiyorum. Neye rağmen yeniden doğmaktadır? Bir kere, gerçekten 1940’lı, 50’li yıllardan sonra yerel medya, ikinci bir düzeye indi, belirli resmi ilan sıkıntıları, kağıt kısıntıları vs. gibi zorluklar, teknik zorluklar çekti. Yerel medya bu konumunu uzun yıllar maalesef içine kapalı olarak geçirdi. Ne zamana kadar bu dönem sürdü? Gerek elektronik alanda, gerek ofset gibi yeni bir teknolojinin desteğiyle gazete yayınlamanın, bir elektronik yayın organını hizmete sunmanın, bir radyonun, bir televizyonun artık ulaşılamayacak araçlar olmadığını anladığı zamana kadar sürdü. Biz, bugün Anadolu’nun her yerinde yerel televizyonları, bölgesel televizyonları, yerel gazeteleri ve daha geniş bölgesel yayın yapan gazeteleriyle çok yeni bir yapılanma içerisindeyiz. Eksiklerimiz elbette var. Ülkenin genel ekonomik konjonktürüne bağlı olarak ekonomik yönden, kadro yönünden ve yaygın medyanın çok ağır rekabet koşullarıyla baş edememe yönlerinden çektiğimiz çeşitli sıkıntılarımız var. Bunlara rağmen Anadolu’daki Türk gazetecisi, Türk medya mensubu direniyor ve kendi yolunu yeniden biçimlendiriyor. Olaya biraz da bu yüreklendirici bakış açısıyla bakmak gerekiyor.

Bu noktada bizim sıkıntılarımızın en büyük nedenlerinden bir tanesi, basındaki sorumluluk anlayışının olmaması. Basın, herşeyin yanında bir öğretici, bilgilendirici, zaman zaman eğlendirici; bütün bu yapısı içerisinde kendine göre yaşamımızın büyük parçasını kaplayan bir varlıktır. Yerel medya da bunun içerisindedir elbette…Haber birtakım toplumsal,  ulusal amaçlara uygun olduğu zaman değer taşıyan bir olgudur. Yoksa her haber kırıntısı, her duyulan, her söylenen olayın herhangi bir getirisi, herhangi bir olumlu sonucu olmaksızın verilmesi, hem ekonomik olarak mümkün değildir, hem de toplumla ilişkilerimize yararı olan bir olay değildir. Haber vermenin, haberlerle beraber bunlara yorum katmanın en önemli işlevi, toplumda açıklık ilkesinin, yani aleniyet ilkesinin kökleşmesini sağlamaktır. Bu açıdan basın, yaygın, yerel, bölgesel ne olursa olsun ortak işlev içerisindedir. Yerel medya bu konuda Türkiye’de çok daha fazla öne çıkmak durumundadır. Çünkü bize yerel medya mensupları olarak yöneltilen eleştirilerin yoğunluğundan anladığımız ve gördüğümüz kadarıyla, Türkiye’nin çok büyük bir yayın pastasını, tirajları ve  reytingleri elinde tutan yaygın basın, bu konuda yeterince güven vermiyor. Bu güvensizlik ortamı içerisinde, yerel medyanın önemli işlevi ve bugünkü tarihsel yeniden uyanışı doğuyor. Türkiye, bu aleniyet ilkesi denilen sorununu bizler aracılığıyla çözmek durumundadır. Bunun bilinci içerisinde olmak zorundayız. Bu da bize bir sorumluluk yüklüyor. Haberin doğru ve toplumsal amaçlara uygun olarak verilmesi, haberciyle, haber kaynağı, gazete yönetimiyle çeşitli kurumlar, kuruluşlar, politik iktidarlar, belediyeler vs. arasındaki ilişkilerin belirli mesafelerde tutulması, aleniyet ilkesinin güvenceleridir. Aleniyet ilkesini bozan en önemli yanlışlardan bir tanesi sansürdür. Sansür, sadece siyasi otoritenin ya da yönetici sınıfın, basın üzerine, medya üzerine koyduğu yasaklamalar değildir. Bir başka sansür daha vardır; o da otosansür dediğimiz, kendiliğinden, haberin çarpıtılarak veya eksik verilmesi ya da haberin hiç verilmemesi durumudur. Sorumluluğumuzun bir parçasını bu gibi davaranışlarla alıp götürüyoruz. Bunda çok dikkatli olmak durumundayız. Eğer yeniden doğuyorsak, Türkiye’nin her yöresinde Türk ulusuna gerektiği kadar hizmet etmek istiyorsak, bu ilkeyi çok iyi korumamız gerekir.

Yaygın medyaya yöneltilen en büyük eleştirilerden bir tanesi, birtakım sanayi kuruluşlarının, finans kuruluşlarının, sermaye gruplarının sözcüsü durumuna gelmeleri! Biz, bu sıkıntıları hep görüyoruz, bazen haberleri okurken insan bir meslek sahibi olarak irkiliyor. Görüyorsunuz ki başka kaynaklarda haber öyle değil, görüyorsunuz ki haber öyle verilmemeli, görüyorsunuz ki mesela Türkiye-AB ilişkileri içerisinde Türk halkını şartlandıran birtakım mesajlar, bu gazeteler eliyle veriliyor ve sanki Türkiye, Brüksel merkezli olarak yansıtılıyor. Bundan rahatsız oluyorsunuz, gerçeğin bu olmadığını görüyorsunuz. Biz bu yanlışa düşmeme durumunda olan ve bu şansı olan bir medya kesimiyiz. Ben, biz diye konuşuyorum çünkü gerçekten biziz ve öğrendiğime göre genelde eğitim seminerlerinde yerel basın mensupları pek fazla konuşma ve diyalog içinde olma, görüşlerini paylaşma olanağını bulamamış bugüne kadar. Bugün belki de onların ilkini yaşıyoruz öğrendiğim kadarıyla. O bakımdan gururla biz diyorum. Biz, bu yanlışı kendimizden uzak tutmak zorundayız, ancak o zaman kendi dar imkanlarımız içinde, hizmet ettiğimiz insanlarla birlikte, bu ülkenin geleceğini, çocuklarımızın geleceğini garantiye alacak, güvenceye alacak çabalarda gerçek hizmetlerimizi ortaya koyabiliriz. Güven duyulmalı bize, sorumluluğumuzun bilincinde olduğumuzun herkes farkında olmalı, bizi dışlamamalı, bizi bir basın mensubu olarak geri plana iten bir yaklaşım içinde olmamalı…

Benim zamanım bitiyor, elbette daha konuşacak çok konu var ama sıkıntılarımızın aşılmasında büyük çabanın bizlere düştüğüne inanıyorum. Bunu söylemek dışarıdan belki kolay gelebilir ama öyle değil. Hemen hemen 48 yıldan beri bu mesleğin içindeyim ve 88 yıl gibi çok uzun ömrü olan bir gazetenin sorumluluğunu taşıyorum. Bunu bugüne kadar nasıl getirdiğimi sorarsanız, en büyük ilkemiz şuydu; kendi imkanlarını, kendi olanaklarını ve toplumun sana verebileceği, hayatta kalma gibi konularda gelir imkanlarını dikkate alarak doğru yatırımlar, doğru ilişkiler, doğru mesafeli ilişkiler kurarak, o saygınlığı koruyarak,  yaygın basının parıltısına, yaygın basının yöntemlerine, onların habercilik anlayışlarına, onların sansasyon anlayışlarına fazla itibar etmeden, kendi yerel gerçeklerimizi iyi görüp, onları iyi teşhis ederek yayınları sürdürmek, kurumlarımızı o şekilde ayakta tutmaya çalışmak. Ben bunu şimdiye kadar yapabildiğimi, yapmaya çalıştığımı sanıyorum. Bunu herkes yapabilir. Zordur, çünkü bir kamu görevidir. Bu kamu görevini bu tarzla, bu üslupla yapmak tek yoldur.

Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum, başarılar diliyorum.  

 

 

<<<       XII. YEREL MEDYA EĞİTİM SEMİNERİ - ADANA (13-14 Nisan 2006)      >>>