SEMİNER KONUŞMALARI


 

“YEREL MEDYA İÇİN ALTERNATİF ARAYIŞLAR”
Mine GENCEL BEK
Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi
 

Ben Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde doçent olarak görev yapıyorum. Verdiğim dersler arasında, kamuoyu, medya- iletişim ve ekonomi politiği ile Avrupa iletişim politikaları gibi konular var. Burada, Sayın Fakihoğlu’nun  sunuşundaki gibi haber malzemelerinden eleştiriler yapacağız. Son yaptığım çalışma, Avrupa Birliği’nde ve Türkiye’deki iletişim politikalarının karşılaştırılması üzerine. Dolayısıyla bu konularda da soru sormak isterseniz memnuniyetle cevaplamaya çalışırım.

Buraya geliş nedenim bir parça da benim daha önce verdiğim yerel medya eğitim seminerleriyle ilişkili.  ‘Bağımsız İletişim Ağı’nda (BİA)  ve ‘Uçan Süpürge’de çalışmalarım oldu. Burada anlatacaklarımın çoğu aslında BİA’nın ürettiği beş kitapta var.  Orada bir yazımda bulabilirsiniz ama bazılarını, burası için yeniden güncelledim. Benim yazımın olduğu kitaplar, ‘Medya ve Toplum’, ‘Medya Etik ve Hukuk’. Tabii, söz konusu hukuk olunca güncelleme gerekiyor. Bunlar yayınlanalı bir iki yıl oldu ama yine de bilgi veriyor. Yazılar, ‘Radyo ve Radyoculuk’, ‘Yeni İletişim Teknolojileri’ ve ‘Gazetecilik ve Habercilik’ başlıklarında. Bence çok yararlı…

Şimdi daha önceki oturumda bir muhabir arkadaşın eğitim programlarıyla ilgili eleştirisi oldu. Sonuçta yine onu tartışırız ama bence çok yerinde bir eleştiri. “Bizim sorunlarımız yeterince yansımadı sadece uzmanlar gelip tek yönlü aktardılar” dedi. Çok yerinde bir eleştiri. Yine ‘Uçan Süpürge’den söz etmek istiyorum. ‘Uçan Süpürge’ Ankara’da feminist bir kadın kuruluşu. Film festivalleri ve başka pek çok çalışma düzenliyor. BİA’da katılımcı sayısı 20 kişiyi  geçmiyordu. Dolayısıyla biz, yuvarlak bir masa etrafında konuşup toparlanıp birlikte konuşabiliyorduk yani tek taraflı bir sunum olmuyordu. Aktif atölye çalışmaları vardı, kuşkusuz bunlar çok daha yararlı ama o çalışmalar uluslararası projeler tarafından destekleniyordu. Burada da ulusal kaynaklarla bunun örgütlenmesi söz konusu. Belki ileriye dönük olarak Genel Müdürlük bu eleştiriler doğrultusunda, yeni programlar hazırlayabilir. Biz, bugün için yapabileceğimiz bu oturum için maksimum yararı almaya çalışarak, bunu sağlayabileceğimizi düşünüyorum.

Şimdi bu girişten sonra, medya niye önemli? sorusunu soralım. Genel olarak bu konuya değinmek istiyorum. Çevremizde, yaşadığımız ilçe ve ilde ne olup bittiğini biz yerel medyadan öğreniyoruz. Gündelik deneyimlerimizle çevremizde olan biteni öğrenmemiz mümkün değil. Aynı zamanda nasıl yorumlamamız gerektiğini de medyadan öğreniyoruz. Çünkü o kadar çok sayıda karışık olaylar haberler olup bitiyor ki, bunların hepsini bilmemiz, yorumlamamız mümkün değil. Dolayısıyla medya bir anlamda, sadece bilgilendirmiyor. Anlam haritaları  kuruyor, olayların nasıl yorumlanacağını da söylüyor. Liberal öğretide, medyanın görevi bilgilendirmek ve öğretmektir. Bütün bu eğlence programları, kurmacalar ise pek önemli değildir. Anketler aracılığıyla  medyadan daha çok ne istiyorsunuz diye sorduğumuzda, onlar bilgilenmek ve öğrenmek diyeceklerdir, ama eğlence programlarını hepimizin izlediğini de biliyoruz. Dolayısıyla konu bu kadar basit değil. Eğlence programları liberal yaklaşımlarda tamamen göz ardı ediliyor, yani medyanın görevi bilgilendirmek, ama bunun dışında görüşler de var. Biz, eğlence programları aracılığıyla kurmaca dediğimiz diziler, filmler aracılığıyla da aslında pek çok şey yaşıyoruz, onlardan pek çok şey alıyoruz. Bu programlar bizim kimliğimize dair şeyler söylüyor. Örneğin, ‘Ben kime benziyorum’, ‘ne olmak istiyorum’, ‘nasıl yaşamak istiyorum’, ‘annelik, babalık ne demek’, ‘evlilik’, ‘eşler arası ilişki’ ne demek, ‘dostluk, dayanışma’ ne demek, yani ‘insan insanın kurdudur’ ideolojisini de iletebilirsiniz bu programlarla tersini de. Pek çok didaktik programla başaramayacağınız şeyi bu kurmaca programlarla başarabilirsiniz. Dolayısıyla bu potansiyele dikkat çekmek istiyorum.

İnsanlar elbetteki ülkelerinde ve dünyada olan biteni merak ediyorlar, ama onları en çok, yakın çevrelerinde olan bitenler ilgilendiriyor. Dolayısıyla yerel medyanın bu anlamda rolü çok büyük. Ulusal medyanın yerele ne kadar yer verdiği de malum. Onun üzerinde çok konuşmaya bile gerek yok. Örneğin, “Çok şükür yağmur batıya kaydı, vatandaş rahatlayacak” haberinde olduğu gibi, Türkiye’yi batıdan ibaret saymak gibi,  yanlışların olduğunu, haberlerin Ankara, İstanbul odaklı olduğunu, ulusal medyanın bu konuda pek çok hatalarının olduğunu biliyoruz. Daha önce Sayın Behçet Fakihoğlu da sunuşunda bize haberlerle ve çok iyi örneklerle yansımalarını gösterdi. Yani devletle, hükümetlerle yakın ilişkiler, ticari çıkarlar vs. Daha önceki konuşmacı Sayın Recep Yaşar da başarının reyting eksenine dayalı olarak belirlenmesini, kar eksenli olmasını, karın maksimasyonuna dayanmasını, politikanın magazinleşmesine değindi. Bütün bunlar ulusal medyada gördüğümüz şeyler.

Yerel medyacılar olarak daha iyi, daha demokratik bir şekilde hizmet verebilmek için neler yapabiliriz onu konuşmak istiyorum. Devletin yasal ya da yasal olmayan gücünün muhabirler üzerinde hissedilmesi, çeşitli mekanizmalarla ekonomik olanakların ya da olanaksızlıklarla piyasanın getirdiği zorlamalar gibi pek çok unsur var. Elbetteki sistemli bir değişiklik bir dönüşüm en ideali. Bunun için biz neler yapabiliriz? Nerelerde daha iyi çalışabiliriz diye düşünmek lazım. Bu konuda bazı tartışmalar getirmeye çalışacağım.

Demokratik, alternatif bir medya nasıl olmalıdır? sorusunu soracağım ve bunu üç boyutla cevaplandırmayı düşünüyorum. Birincisi içerik; yani kendimize demokratik alternatif yerel bir medya tarifini yapabilmemiz için önce içeriğimizin de bunu hak etmesi gerekiyor. İçerikte demokratiklikten söz etmemiz gerekiyor. Bu da tabi ki ulusal medyanın yaptığı yanlışlara düşmeden yani farklı din, dil, mezhep, ırk, etnik köken, kültüre dayalı ayırımcılık yapmadan, ırkçılık ve cinsiyet hatalarına düşmeden seslenilen, hedef  kitlenin  heterojenliğini, farklılığını, çeşitliliğini içerecek şekilde, ona saygı duyacak ölçüde bir yayın yapmak. İkincisi, örgütlenme; kurumun kendi içindeki örgütlenmesinde demokratiklik, yani genel, yaygın medyadaki hiyerarşi yapılanmanın tersine daha yatay bir örgütlenme şeması oluşturabilmek yani o medya kurumunun içinde daha demokratik ilişkiler kurabilmek, haber üretim dinamiklerine bunu yansıtmak. Kaynaklar meselesi tabi çok önemli. Haber kaynakları ya da diğer konularda kullanacağınız kaynakların mümkün olduğunca çeşitli olmasına dikkat etmek. Sadece sayın Valimiz, sayın Belediye Başkanımız ve Sayın Emniyet Müdürümüzle sınırlı kalmadan hitap ettiğiniz kitlenin de özelliklerini göze alarak yayıncılık yapmak. Bu konuda literatürde bir tartışma var. Sözünü ettiğim bu kitaplardan birinde Ragıp Duran ve İclal Cangöz yurttaş gazeteciliği ve kamu gazeteciliği konusunu uzun uzun anlatıyorlar. Kamusal gazetecilik, ya da özgürleştirimci gazetecilik adıyla da anılıyor.  Bu gazetecilik Amerika’da doğmuş. Bizim hep öteden beri hem eğitimde hem de uygulama alanında dayandığımız haber üretim pratiklerini ve değerlerini sorguluyor, yani nesnellik, tarafsızlığı…Belki de taraf olabiliriz gibi bir argüman getiriyor. Amerika’da daha çok, kitlelerin politikadan uzaklaşması, seçimlerde yeterince sürece katılmaması gibi geçişmelerden beslenmiş vs. En başta dediğim gibi, kaynak yelpazesi çok geniş olmalı. Sadece iktidar güç odakları, işadamları, politikacılar, milletvekilleri değil marjinal grupların, sesini duyurmayanların, mağdurların görüşlerinin de açıklanması gerekir. Aslında kaynak, okurun kendisi yani haberleri yönlendirdiğiniz kitle olmaktan çıkıp üretici de olabiliyor. Buraya gelmeden önce web sitelerinde araştırma yaptım. Umduğumdan çok daha az web siteniz olduğunu keşfettim ya da ben bulamadım. Yerel gazete Adıyaman, yerel gazete Urfa sözcükleriyle çok az şeye ulaştım. Bunlar arasında başarılı örnekler de var. Örneğin, www.adiyamanhaber.com.tr web sitesi var. Ankara’daki Adıyamanlılar kurmuş bu siteyi. Yerellik konusunda  bize çok önemli şeyler söylüyor. Yerellik, sadece yaşadığımız yerle ilgili değil aynı zamanda kendimizi ait hissettiğimiz, kendimizi bağlı hissettiğimiz yerle ilgili bir şey. Dolayısıyla Almanya’daki Türklerin de Türkiye ile ilgili haber alması ya da Ankara’daki Adıyamanlıların bu web sitesiyle bir özdeşlik kurmaları, bir dayanışma kurmaları, başka pek çok etkinlikte bulunmaları, bunlar önemli. Yerellik sadece coğrafyaya bağlı bir şey değil.  Hissiyatla da ilgili bir şey. Kendi içimizdeki hissimiz, duygumuz düşüncemiz. Yerel haber gönder diye bir tuşu var, direkt tuşlayınca haber gönderebiliyorsunuz. Bence okuyucunun sürece katılması anlamında çok yararlı bir girişim diye düşünüyorum.

Kamusal gazetecilik demek, yurttaş gazeteciliği demek, okuyucunun da bir eğitim sürecine katılabilmesi demek, okuyucuyla iletişim kurulabilmesi demektir. Habercinin bir olay sonuçlana kadar o olayın takibini üstlenmesi, o olayın savunuculuğunu üstlenmesi demektir. Sadece haber yazmakla da yetinmemesi, toplantılar düzenlemesi, paneller platformlar yaratarak, o konu hakkında tüm tarafları bir araya getirerek onların çözüm ve önerilerine katkıda bulunmasıdır. Yani çözüm önerilerini sadece bürokratlar yapmaz, yapamaz. Dolayısıyla bu sorunun taraflarının mümkün olduğunca bu işe katılması lazım. Yurttaş gazeteciliği bunları öngörüyor. Tarafların, sadece haberin yazılması değil sorunun adının konulması, çözüm önerilerinin geliştirilmesine katılması gerekir. İkinci olarak bunu saymıştım. Okur, izleyici ya da dinleyiciyle çift yönlü bir etkileşimin kurulması gerekir. Burada daha önce söylediğim gibi haber gönder olabilir, okur mektupları ya da düzenlediğiniz yarışmalar, canlı yayına telefon bağlantılarının sağlanması gibi örnekler etkileşimi artıracaktır, yani okuyucunun üretime katılmasını teşvik edecektir.

Yine www.adiyamanhaber.com.tr adresinde, Adıyaman’ın sorunları ne diye sorulmuş. Ankete 109 kişi katılmış. Tüm dünyaya baktığımızda, bilgisayar ve internet kullanımının haritasını çıkardığımızda şunu görüyoruz ki, Amerika kıtasının kuzeyi, Avrupa ve bazı gelişmiş Asya ülkelerinde bilgisayar ve internet’e sahip olma oranı çok yüksek. Ortadoğu’da ve Afrika’da çok düşük. Türkiye’ye baktığımızda bölgesel olarak eşitsizlikler var. Bu bilgileri, TÜBİTAK’ın ‘Türkiye Ulusal Alt Yapısal Geliştirme’ programına dayanarak söylüyorum. Hem nüfus içinde bölgelerarası, şehirlerarası kent-kır eşitsizliği  var, hem de kadın, erkek arasında. Kadınlar hep daha geri planda yaş ve sınıfsal olarak. En önemlisi sosyo-ekonomik statü olarak. Dolayısıyla şunu söylemek istiyorum, iletişimde kesinlikle eşitsizlik var. Nasıl kullanıyor diye baktığımızda da, çoğunlukla ticari amaçlarla kullanıldığını görüyoruz. Onu da şöyle bilebiliriz, ekinde ‘com’ yazanlar ticaridir biliyorsunuz. Dolayısıyla ticari kullanımı daha çoktur, ama bir olanak sağladığını düşünüyorum. Burada da saydığım sınırlılıklar yüzünden ankete  109 kişi katılmış. Adıyaman’ın en önemli sorunları burada eğitim ve nüfus artışı olarak çıkmış. www.urfahaber.com.tr adresinde de ‘Haydi kızlar okula’ kampanyası öne çıkartılmış. Yerel medyanın demokratikliliğinin tesisinde anketin önemini anlatırken, diğer şeyleri göz ardı etmeyelim. Anket kuşkusuz demokratik bir şey, ama o ankette oy kullanabilmek için de bilgi sahibi olmamız lâzım. Yani bir konuda bilgisi olmayan uzmanlığı olmayan insanlara ankette soru sorduğunuzda ve onlardan yanıt aldığınızda bu anket pek de demokratik olmayacaktır. Dolayısıyla benim demek istediğim önce bizim temelde bilgilenme ve bilgiye erişim özgürlüğümüzün olması gerekir. Çok farklı kaynaklardan, alternatif kaynaklardan bilgiye erişim özgürlüğümüz olması gerekir. Anket gibi kamuoyu araştırmaları ve bu gibi yöntemler ancak bundan sonra bir anlama kavuşabilecektir. Bir de tabi insanlara kendi sözünü söyletmek önemli. Daha yeni Marmara Üniversitesi’nde bir konferans vardı. İletişim araştırmacıları şöyle bir soru sormuşlar, “Siz bu gelin kaynana programlarını izlerken şoke oldunuz mu? Şoke oluyor musunuz? Yanıt, ‘olduk-olmadık’ şeklinde. Şimdi onlar da bize şöyle anlatıyorlar, insanlar şok oluyor, şoke oluyor. Bunlar, bizim dilimize giren yeni terimlerdir, ama zaten onlara siz sormuşsunuz yani o insanların kendi sözleri değil ki siz, öyle ifade etmelerini istemişsiniz. Demek istediğim, biraz insanlar da kendini, kendi sözleriyle ifade etmeliler. Sözlü tarih çalışmaları var. Örneğin,  unutulan kollektif bellekten gidecek olan, yaşlı kuşağın hayatını kaybetmesiyle birlikte tarihe gömülecek olan konu var. Yerel medya bu anlamda bir etkinlik yapabilir. Yaşadığı bir yerdeki tarihsel soruna dair ses kayıtları alabilir onu kollektif tarihimize, belleğimize kazandırabilir.

Yine www.urfahaber.com.tr adresinde, ‘Başörtüsü yasağı kalksın mı, kalkmasın mı?’ anketi yapılmış. 698 oydan 573 ‘evet’ çıkarken, diğerleri ‘hayır’ demiş. En çok okunan konular ise eğitim. Demek ki öğretmenler ve öğrenciler daha çok okuyor. Bu tarz etkinlikler için kendi kurumlarınızı da seferber edebilirsiniz, yani web sitesi kurabilirsiniz. Sanıyorum BYEGM bu konuda destek olmaya hazır. Belki bir sonraki eğitim programlarında bir web sitesi nasıl hazırlanabilir bunun eğitimi yapılabilir. 

Şimdi yerel politikadan bahsedelim. Yerel politika dediğimiz zaman çok önemli bir şeyden söz ediyoruz, çünkü gündelik hayatımızı belirleyen kararların alındığı yer, yerel politikadır. Bu güvenlik olabilir sağlık, istihdam, konut, çevre ulaşım, kültür vs olabilir. Yurttaşlar da ancak yerel politikadaki karar alma süreçlerine katılabildikleri oranda yerel politikayı belirleyebilir. Hayatları üzerinde ancak bu durumda söz sahipleri olabilirler. İşte yerel medyanın, yerel siyasette ya da politikadaki anahtar rolü buradan kaynaklanıyor. Yerel politika, politikacılar ve yurttaşlar arasında bir köprü kurabilme potansiyeline sahip. Bu köprüyü en başta tabii ki bilgilendirmekle kurabilir ama bu bilgilendirmekten de yine sadece valinin, belediye başkanının, kaymakamın etkinliklerinin gazeteye yansıtılmasından söz etmiyorum, çünkü yurttaş dediğimiz daha geniş bir kitle var, aynı zamanda onların kendi içinde de neler oluyor. Onların da kendilerini gösterebileceği bir medyadan söz ediyorum. Yerel medya belli politika değişiklikleri için eleştirel yurttaşlık görevi içinde kitleleri harekete geçirecek güce sahip. Bu konuda, İngiltere’de neoliberal politikaları uygulayan ‘Thatcher’ dönemini örnek verebiliriz.  Liverpool sadece İngiliz holiganların olduğu yer değil, özelleştirilen maden işçilerinin, liman işçilerinin eylemlerinin olduğu bir yerdir. İngiltere’de bir kelle vergisi vardı bilmem hatırlar mısınız?   ‘Thatcher’ döneminde bu vergiye karşı en anlamlı protesto yerel basın sayesinde yapıldı. Yerel basın bu konuda halkı sürekli bilgilendirdi, eylem yerlerinin konusunda bilgi verdi ve vatandaşları harekete geçirebildi. Tabi burada yerel medyanın  provokasyona yol açmak konusundaki hareketlerinden söz etmiyorum. Demokratik mücadele, demokratik protesto anlamında medyanın gücünden söz ediyorum.

Şimdi yurttaşlar meselesine tekrar dönecek olursam, yurttaş dediğimizde yerel medyacılar olarak altını çizmek istediğim şey şu: Homojen bir kitleden söz etmiyoruz, yani Adıyamanlıların hepsi aynı değil. Şanlıurfalıların hepsi aynı değil pek çok açıdan kendi içlerinde farklılaşmışlar. Ekonomik, siyasal, kültürel, etnik, toplumsal sınıf açısından toplumsal cinsiyet açısından farklılaşmış. Dolayısıyla bu farklılıklara mümkün olduğunca yönelen, bu farklılıklara eğilen bir medyadan söz ediyoruz.

Şimdi yerel medyanın önemi, farklılaşan gereksinimlere iletilecek bir kaynak işlevi görmesi, yani yerel politikacılar tarafından ihmal edilen, görmezden gelinen kesimlerin sorunlarına sahip çıkması. Bundan çok büyük politik şeyler anlamak zorunda değilsiniz.  Gündelik yaşamımızdaki çok küçük, ama önemli şeyler. Örneğin, yaya kaldırımları. Kentlerin içindeki yaya kaldırımlarının engellileri, yaşlıları, çocuklu kadınları gözetecek biçimde yeniden düzenlenmesi. Ankara’da şu anda Büklüm Sokak’ta bir sivil toplum hareketi var. Örneğin, yuvarlak bir postere ‘engelleme’ veya ‘engel olmaz’ sloganı yapıştırılıyor ve nereler engelse   oraya bunları yapıştırıp, sokağın en azından engellileri gözetecek bir şekle dönüştürülmesine katkıda bulunmak istiyorlar. Yine, kamusal alanların düzenlenmesi, kamusal binaların girişinin çıkışının engellilerin, yaşlıların kullanımına açık tutulması örneğini verebiliriz. Herhangi bir Avrupa ülkesine gittiğinizde, bir şehre, bir ilçeye indiğinizde  yakın zamanda bir savaş oldu, insanlar sakat kaldı sanırsınız. Çevrede pek çok engelli görürsünüz, çünkü onlar Türkiye’den farklı olarak hayatın içine girebiliyorlar. Dolayısıyla böyle bir şeyin savunuculuğunu yapabilir, çok büyük politik dönüşümlerin yanında yer alabilirsiniz. Örneğin bir parkta, kadının ya da çocuğun yaşadığı cinsel taciz olayını, siz sadece haber verip kurtulmamalısınız, bununla yetinmemelisiniz. Niye böyle oldu? Işıklandırma mı, güvenlik mi azdı? diye sormalısınız.  Kadına yönelik şiddet konusunda bir yarışma açıldı ve ben, buna katılmaya sizi davet ediyorum, çünkü çok önemli bir konu.  Türkiye’de her üç evden birinde kadınlar şiddete uğruyor. Bu konuyu tamamen göz ardı ettiğinizi düşünmüyorum. Örneğin, Adıyaman’da Doğuş gazetesinde, laf atıldığı iddiasıyla hareket halindeki minibüsten atlayan ve yaralanan bir kadının haberi yer alıyor. Yine Karar gazetesinde, ‘Çöplükte cinayet... Çocuğunu görmeye gelen eşini kurşun yağmuruna tuttu’, ‘Ayrı yaşadığı eşi tarafından tabancayla öldürülen genç bir kadının dramı’ vs.  Bunları yazıyorsunuz, ama bunların peşine düşüp bunların adını koyup bir takipçilik yapmak gerekiyor. Belki bu haberinizle bu yarışmaya katılmanız  ve derece almanız zor olabilir ama bunlar neden oluyor, neler yapılması gerekir, hangi önlemler var, kadınların başvuracağı kurumlar, kuruluşlar nelerdir, bu konuda hangi politikalar ve projeler var? gibi konularda  irtibat noktaları yaratabilir, bu konunun savunuculuğunu üstlenebilirsiniz. Yani buna benzer çok örnek verebiliriz. Örneğin bir grup avukat bu son günlerde kapkaççı çocuklara, tinerci çocuklara yönelik medyanın kurbanlaştırması, onları suçlu görmesine karşı kampanya düzenliyorlar.  Demek istiyorlar ki onlar tehlikeli değil, tehlikedeler. Tehlikede oldukları için bu yöne itiliyorlar. Ankara ve İstanbul’da çok yaşıyoruz ama başta Diyarbakır olmak üzere buraların da böyle sorunları olduğunu biliyorum. O zaman bu neyle ilgili? Zorla göçle mi, işsizlikle mi, yoksullukla mı ilgili? Bunların gündeme getirilmesi gerekir ve toplumsal adaleti sağlayıcı yerel politik taleplerin dillendirilmesi gerekebilir. Mesele, sadece sizin yapmanızla ilgili değil. Bu konuda çalışan pek çok sivil toplum kuruluşu var. En azından onların sesini siz duyurmuş olacaksınız.

Yine bakım evleri, kadın sığınma evleri çok önemli bir konu biliyorsunuz.  Şehrinizde bakım evleri, kadın sığınma evleri açılması konusunda propaganda kampanyası yapabilirsiniz.  Diğer kadın örgütleriyle bu konuda işbirliğine geçip yerel yöneticilerle işbirliği yapıp bunun mücadelesini verebilirsiniz.

Özetle söylemek istediğim şu; yerel medya, yerel politikada köprü rolü oynayabilir.  Araştırmacı gazetecilikle toplantılar düzenleyerek, platformlar oluşturarak, yurttaş gazeteciliği ve kamu gazeteciliği yaparak, yurttaş haklarını savunabilir. En son olarak girmeyi düşündüğümüz Avrupa Birliği’nin 1992 yılında yayımlanan ‘Avrupa Kentli Hakları Bildirgesi’ var. Sadece birkaç maddeyi okuyacağım, bir kentli olarak, yurttaş olarak bu haklara sahibiz.  Bunlar; “Şiddetten, her türlü kirlilikten, bozuk ve çarpık kent çevrelerinden arınma hakkı, yaşadığı kent çevresini demokratik koşullarla kontrol edebilme hakkı, insanca konut edinme, sağlık, kültür hizmetlerinden yararlanma, dolaşım özgürlüğü, yeterli istihdam olanaklarının yaratılması, ekonomik kalkınmadan pay alabilme şansının ve kişisel ekonomik özgürlüklerin sağlanması ve bütün yerel yönetimlerin doğrudan veya dolaylı olarak ekonomik kalkınmaya katkı konusunda sorumluluk sahibi olması” vs.

Aslında bunların çoğu sizin haber yaptığınız, işlediğiniz konular. Vurgulamak istediğim şey, bunları bir kentli hakkı, yurttaş hakkı olarak haberleştirdiğinizde çok daha etkili bir şey yapmış olacaksınız.

Teşekkür ediyorum.

 

 

<<<       XI. YEREL MEDYA EĞİTİM SEMİNERİ - ADIYAMAN (26 - 27 Mayıs 2005)      >>>