AÇILIŞ KONUŞMALARI


 

Abdurrahman BİLGİÇ
Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürü

 

Sayın Valim, Sayın Belediye Başkanı, Değerli medya mensup-ları, Saygıdeğer konuklar,

 

Adıyaman  Valiliği ile ortak-laşa düzenlediğimiz Yerel Medya Eğitim Semineri vesilesiyle burada, aranızda bulunmaktan mutluluk duyuyorum, onur duyuyorum. Hepinize hoş geldiniz diyorum.  Bu seminere sizlerle birlikte ilk kez konuk olarak katılan Türkiye’de yerleşik yabancı basın temsilcilerine huzurunuzda ayrıca hoş geldiniz diyorum. Adıyaman, güneşin en güzel doğduğu toprakları ifade eder, onun adıdır. Bu nedenle yabancı basın mensuplarının burada bulunmasının ayrı bir anlam kazandırdığını düşünüyorum. Hepinizi öncelikle içten saygı ve sevgilerimle selâmlıyorum.

Ev sahibimiz Adıyaman’la birlikte, Diyarbakır, Elazığ, Gaziantep, Kahramanmaraş, Kilis, Malatya ve Şanlıurfa illerimizden medya mensuplarımızın katılımıyla iki gün sürecek bu çalışmalarımızla, 11. seminerimizi de gerçekleştirmiş olacağız.

Sizlerin ilgisi devam ettikçe, ihtiyaç hissedildikçe bu seminerleri daha sık yapmaya gayret edeceğiz. Aslında her meslekte hizmet içi eğitim  önemlidir. Hele gazetecilik bütünüyle bir öğrenme, bilgilenme, aynı zamanda da bilgilendirme sürecidir.

Burada hep beraber büyük bir ailenin anlayış ve sevgi dolu fertleri olarak bilgilerimizi, duygularımızı, düşüncelerimizi, deneyimlerimizi paylaşacağız. Böylece yeni bilgilerle, edindiğimiz farklı deneyimlerle dünyaya başka pencerelerden bakabilme olanağı bulabileceğiz.

Değerli katılımcılar, zaman müthiş bir devinimle akıp giderken, dün konuştuğumuz pek çok konunun bugün gündemimizde olmadığını bazen fark etmiyoruz bile. Buraya davetli illerimizden daha önceki seminerlerimize katılanlar hatırlayacaklardır; hukuk konusundaki şikâyetlerin pek çoğu eski Basın Kanunu’ndan kaynaklanıyordu.

1950’li yıllarda dönemine göre ileri ve özgürlükçü hükümler içeren bu kanun, 1980’lerin ikinci yarısından itibaren iletişim alanındaki hızlı gelişmelere ve çağın icaplarına cevap veremez duruma gelmişti. Hatta arada yapılan değişiklikler, kanunun bütünlüğünün ve mantığının bozulması sonucunda bir hukuk karmaşasına yol açmıştı.

1990’lı yıllardan itibaren de bu kanunu değiştirmek için neredeyse her dönemde hazırlık yapılmış, inisiyatif başlatılmış ama hiçbirisi sonuca ulaşamamıştı.

Bu seminerlerden edindiğimiz izlenimler, medya meslek örgütlerinin ve gazetecilerin düşünceleri, 2003 yılında yapılan İletişim Kurultayı’nda ortaya konulan somut, kesin değişim talepleri, Genel Müdürlüğümüzün koordinasyonuyla, TBMM’nin iradesiyle yeni ve çağdaş bir Basın Kanunu sonucunu verdi.

Yeni Basın Kanunu’nun düşünsel temellerinin atılmasından, kanunun hazırlık ve taslak çalışmalarının oluşturulmasına kadar her aşamasında Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’nün çabası ve emeği vardır. Yeni Basın Kanunu ile düşünce ve ifade özgürlüğünün zemini genişletilerek, hürriyeti bağlayıcı cezalar ortadan kaldırılmıştır. Daha açık bir ifade ile gazetecilerin gazetecilik eyleminden dolayı Basın Kanunu’ndaki hükümler nedeniyle hapse girmesi dönemi kapanmıştır.

Artık gazeteciler için anayasa değerinde temel bir kanun olan Basın Kanunu’na atıf yapılarak bir olumsuzluğa işaret edilmemesi, hepimizi mutlu etmektedir. Yeni Basın Kanunu’nun gerek düşünce ve ifade özgürlüğü bakımından, gerekse gazetecilik mesleğinin kurumsallaşması bakımından geriye dönülemez bir eşik oluşturduğunu düşünüyorum. Nitekim gazetecileri ilgilendiren, basın özgürlüğünü kısıtladığı düşünülen düzenlemelerde yeni Basın Kanunu’nun olumlu anlamda referans gösterilmesi bunun somut kanıtıdır.

Öte yandan bilgi edinme hakkının teminat altına alınması ile birlikte, hem açık topluma geçişte önemli bir adım atıldığını, hem de yerel medyanın öteden beri şikâyet konusu olan habere ulaşmadaki sıkıntılarının aşılması konusunda bir yol açıldığını umuyorum.

Düşünce ve ifade özgürlüğünün zeminini oluşturan basın özgürlüğü kavramı artık ülkemizde sadece basını ve basın mensuplarını değil, bütün bireyleri ve toplumun tamamını ilgilendiren bir iletişim özgürlüğüne dönüşmüştür.

Yerel medyanın da özgürlükçü, demokratik ve çok sesli bir medya ortamının tesisinde, iletişim özgürlüğünün geniş anlamda hayata geçirilmesinde stratejik bir görevi olduğuna inanıyorum. Yerel medyası güçlü olmayan bir ülkenin iletişim yollarından birisi, belki de en önemlisi kesilmiş demektir.

Yerel medya ve yaygın medya birbirini destekleyen ve tamamlayan iki güçlü iletişim damarıdır. Yerel medyanın, yöresel ve ulusal değerlerle bütünleşerek, bu değerleri dünya ile buluşturabildiği ölçüde hayat alanı genişleyecektir.

Sorun nedir?

Sorun daha çok milli mücadele döneminde özel ve tarihi bir görev yapmasına karşın yerel medyamızın zaman içerisinde giderek rolünü kaybetmesidir.

İli, ilçesi, bölgesi ve ülkesiyle bütünleşip, onların sözcüsü, sorunlarının takipçisi olmak biçiminde özetlenebilecek bu rolün sahibi hâlâ yerel medyadır.

Sinevizyon gösterimizi izlediniz. Atatürk Sivas’ta bulunduğu sırada İrade-i Milliye’yi, Ankara’da da Hakimiyet-i Milliye’yi kurduruyor. Tüm iletişim tek merkezden yürütülebilse Kahramanmaraş’ta Amal-ı Milliye’ye, Diyarbakır’da Küçük Mecmua’ya, Adana’da Yeni Adana’ya veya diğer illerdeki gazete ve dergilere ne ihtiyaç vardır?

Sermaye ve teknolojik yetersizlik, yetişmiş işgücü istihdam edememe gibi sorunlar yüzünden kaliteyi yakalayamamak gibi temel bir sorunun, izlenebilirliğinizi ve okunabilirliğinizi olumsuz yönde etkilememesi için, aranızdaki iş ve güç birliğinizi artırmanın, en azından deneyimlerinizi paylaşmanın verimli sonuçlar doğurabileceğini hatırdan çıkarmayın. Dünyada büyük medya devleri, işbirliği veya şirket evlilikleri yaparken, bu yolla birleşirken yerel medyanın çeşitli işbirliği ve ortaklıklar yoluyla ortaya çıkacak imkânları değerlendirmesini çok doğal karşılarım. Bunun doğal bir gelişme olacağına inanıyorum.

Değerli konuklar, şahsen yerel medyanın geleceği konusunda iyimserim. Bugün bir bölümüne değindiğim sorunlarınızı çözülemez olarak görmüyorum. Hepimizin ufkunu açan bu karşılıklı bilgilenme süreçlerinin sadece güncel sorunlarımızın ele alınmasından öte, bizlere daha genel bir perspektif kazandırdığını düşünüyorum. Her şeyden önce insanlarımızın çalışkanlığına ve zekâlarına güveniyorum.

Buradan yine Genel Müdürlüğümüzün öncülüğünde düzenlenen Yurt Dışındaki Türk Medyası Sempozyumu’nun açılış konuşmasını yapmak üzere bugün öğleden sonra  ayrılmak zorunda kalacağım.

Almanya başta olmak üzere Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde, Avustralya’da, Amerika’da, Kanada’da çok ciddi gelişmeler gösteren hatırı sayılır bir Türk medyası oluşmaya başladı. İnsanlarımız 40-50 yıl önce ekmek paralarını kazanmak üzere işçi olarak gittikleri ülkelerde bugün işveren, hem de medya patronları olma yolundalar. Dilini ve kültürünü bilmedikleri, muhtemelen geçerli bir meslekleri bile olmadan yurt dışına giden ilk kuşağın çocukları ve torunları bugün o ülkelerde başarıyla gazetecilik yapıyorlar. Demek ki bizim insanımız azmettiği zaman hakikaten imkânsızı başarabiliyor.

Çoğunuzun gazetecilik geleneğinden gelen ailelerin fertleri olarak daha fazlasını başaracağına yürekten inanıyorum.

Sözlerimi bitirirken Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün yerel medya ile ilgili üzerine düşen görevleri eksiksiz olarak yerine getirme gayreti içinde olacağını bir kez daha teyit ediyorum.

           Seminerin düzenlenmesindeki işbirliği için Sayın Valimin şahsında başta Adıyaman Valiliğimize ve katkıda bulunan Sayın Belediye Başkanının şahsında Adıyaman Belediyemize, Adıyaman Gazeteciler Cemiyetine, Sanayi ve Ticaret Odası’na, tek tek ismini sayamayacağım tüm kurum ve kuruluşlara, seminere konuşmacı olarak katılan değerli bürokrat, akademisyen ve gazeteci dostlarımıza, Adıyamanlı olan, olmayan bütün gazeteci arkadaşlarıma şükran duygularımı ifade ediyorum. Bu duygu ve düşüncelerle seminerin başarılı ve verimli geçmesini diliyor, tekrar saygılar sunuyorum. Teşekkür ederim.

 

 

 

<<<       XI. YEREL MEDYA EĞİTİM SEMİNERİ - ADIYAMAN (26 - 27 Mayıs 2005)      >>>