|
|
SEMİNER KONUŞMALARI
Öncelikle, Türkiye Gazete-ciler Federasyonu Genel Başkanı Sayın Nazmi Bilgin ve Yönetim Kurulumuz adına tüm katılımcıları sevgi ve saygıyla selâmlıyorum. Son derece yararlı olduğuna inandığımız bu tür eğitim seminerlerinde sizlerle birlikte olmak inanın ki bizim için de çok yararlı oluyor ve bizi çok mutlu ediyor. Sizleri tekrar görmekten dolayı da şahsım adına çok mutluyum. Değerli arkadaşlar, konuşmanın birinci bölümüne yerel medyanın bir fotoğrafını çekerek başlamayı düşünüyordum. Çekmeyi düşündüğüm fotoğraf sabah oturumunda Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan CD’de o kadar güzel anlatıldı ve o kadar iyi söz edildi ki, bu konuda ben çok detaya girmeyeceğim. Ancak yine de bir fotoğraf çekeceğim. Vizörden sizin adınıza bakacağım ve yerel basının durumunu çok kısaca özetlemeye çalışacağım. Hepimizin bildiği gibi yerel gazetelerimizde şöyle bir durum var. Aile işletmesi olarak çalışan gazetelerimiz var, babadan oğula intikal eden işletmeler var, matbaası olanlar var olmayanlar var. Bir şekilde aileden gelen geleneksel bir gazetecilik tavrı var. Bu birinci tespit. İkinci tespit, gazetecilik yapmak isteyen ve teknolojik yatırım yapan, para harcayan ve profesyonellerle çalışmak isteyen bir grup var. Ne yazık ki bu ikinci söylediğim grup sayısal olarak çok az. Üçüncü fotoğrafta fırsatçıları görüyoruz. Bu fırsatçılar önemli günlerde, seçim öncesi (yerel ve genel seçimler öncesi) ortaya çıkıp bu işin kaymağını yemek için bölgelere dağılan kişilerdir. Ben onlara “gazeteci” demiyorum, “fırsatçılar” diyorum. Bir başka grup ise bulundukları mevkide, bulundukları yerde, bölgede politik güç elde etmek amacıyla veya ticari anlamda oraya hakim olmak amacıyla gazete çıkarma talebinde bulunanlardır. Fotoğrafın bir başka bölümünde de bunlar var. Gelelim yerel televizyonlarımıza. Yerel televizyonlar kurulmaya başladığından itibaren hakiki anlamda televizyonculuk yapmak isteyenler çıktı ve ilk başvuruları yapanlar da bunlar oldu. Bu grup ilk sırayı alıyor. İkinci sırayı ise gazetesi olup bir de televizyonum olsun diyenler yer aldı. Üçüncü grupta olaya daha ciddi bakanlar, yani “Ben bir yerel televizyon kurayım da yatırım yaparak ciddi şekilde bölgesele atlayayım“ şeklinde düşünenler oldu. Son grupta ise yine politika konusu ön plana çıkıyor. Yani “Bir televizyonum olsun, politik olarak güçlü olayım veya ticari anlamda güçlü olayım“ diye düşünenler bu fotoğrafta yer alıyor. Radyolar; hepimiz yine biliyoruz ki ilk günden itibaren radyolar konusu çok konuşuldu ve tartışıldı. Başımızdan geçen bir olayı anlatarak radyoların ilk günlerdeki durumunu ortaya koymak istiyorum. Arkadaşlarla Afyon’dan geçiyorduk, sucuk almak için durduk. Bir radyo çalıyordu, o radyonun kime ait olduğunu sorduğumuzda bize “kasabın kızının radyosu” dediler. Hayrola bu nedir dedik? Efendim zengin bir kasabın kızı liseyi bitirmiş, üniversiteye girememiş, canı sıkılmış “Baba bana bir radyo aç” demiş, adamcağız da kızına bir radyo açmış. Odanın birisini radyo haline getirmişler, verici yapmışlar, evin damına da anten koymuşlar, kasabın kızının radyosu çalışmaya başlamış. Böylesi de var, ciddi şekilde radyoculuk yapmak isteyenler de var. Radyo bir ülke için son derece önemli bir iletişim aracıdır. Radyoculuğu da ciddiye almamız gerekiyor, çünkü hareket halinde iken radyo dinleyebiliyorsunuz ama hareket halindeyken televizyon seyredemiyorsunuz veya gazete okuyamıyorsunuz. Yine radyolarda da politik güç elde etmek veya ticari güç elde etmek için girişimde bulunanlar çıktı. Son olarak internet haber siteleri var ve Anadolu’da da ciddi şekilde yaygınlaşmaya başladı. İzninizle ben bu arkadaşları şöyle görüyorum. Gazete, televizyon ve radyo ile habercilik yapılma şansının kalmadığını gören idealist gazeteciler, kendilerini tatmin etmek için hiçbir gelir getirmediğini bildikleri halde, para kazanamayacaklarını bildikleri halde -en azından bugünkü aşamada para kazanamıyorlar- internet vasıtasıyla habercilik yapmaya çalışıyorlar. Bence en doğruyu yapanlar o arkadaşlarımız, ama maalesef para kazanamadıkları için ne kadar süreyle yaşayacaklar ve bu işi nasıl devam ettirecekler göreceğiz. Konuşmama isterseniz yapısal sorunlar ile devam edelim. Yapısal sorunlardan, teknoloji alanında bana göre bir sıkıntı var. Bu bölümde karşımıza yatırım yapanlar ve yatırım yapmayanlar diye iki ayrı tip patron özelliği çıkıyor. Gazetelere yatırım yapanlar genellikle yine kendi bölgelerinde egemen olmaya, gazete satmaya istekli olanlardır ve bu iş için para harcarlar. Bir de yine daha önce belirttiğim gibi sosyal statü elde etmek isteyen grup bu işe para harcayabiliyor. Bu sayede bu grup yatırım yapanlar grubunda yer alabiliyor. Aile işletmeleri, ellerindeki mevcut baskı makineleriyle gazete basarak, elde ettikleri resmi ilân geliriyle yaşamaya ve elde ettikleri geliri aile içinde paylaşarak gazetecilik yapmaya çalışıyorlar. Bana göre bu grubun da yine yapmaması gereken bir durumu var. Bu arkadaşlarımız baskı tesisini modernleştirmek, baskı tesisine yatırım yapmak, personel sayısını arttırmak yerine, mevcut kadroyla ikinci bir gazete çıkarmayı büyüme gibi görüyorlar. Bu pek tasvip edilebilecek bir davranış değil ve ben bunu bir sorun olarak görüyorum. Böyle yapılacağına, gazete sayısı çoğalacağına, ciddi gazete sayısının artması lazım. Bu da yatırımla, eğitilmiş personelle olur. Bunları yapmalarında yarar olduğunu düşünüyorum. Bir başka yapısal sorunumuz da, neredeyse yaygın basının teknik kalitesinde baskı tekniği uygulayan ve modern baskı tesisleri bulunan gazetelerin yanı sıra, tipo makinelerle baskı yapan hatta kollu pedallarla baskı yapan matbaalarımızın hâlâ var olmasıdır. Bu gazetelerimiz Basın İlan Kurumu kriterlerine göre vasıflı ve vasıfsız olarak ayrılıyorlar ama sonuçta hepsi resmi ilân alıyorlar. Aldıkları resmi ilân bedeli karşılığında harcadıklarına bakıldığında, yatırım yapmayanların yatırım yapanlardan daha çok para kazandıklarını görüyoruz. Bu da bence altı önemle çizilmesi gereken ciddi bir yapısal sorundur. Yerel televizyon ve radyolarda yatırım yapma oranı, gazetelerden daha yüksek. Çünkü orada biraz daha fazla para harcamaya mecbursunuz. Sonuçta başkasının vericisini kullanamayacağınız için mutlaka bir vericiniz olacak, mutlaka bir müzik arşiviniz olacak ki zaman geçirebilesiniz, müzik çalasınız. Bunlar da yerel bazda para isteyen, yatırım yapılması gereken konular. Televizyonlar için iyi veya kötü en azından birkaç kameranız olması lâzım. Profesyonel veya amatör, bir şekilde bunlara yatırım yapmanız gerekiyor. Tercih ettiğiniz yayın sistemine ve yayın kalitesine göre de harcadığınız para elbette değişiyor. Yapısal sorunların içinde personel sorunu önemli bir madde olarak görülüyor. Değerli arkadaşlar, Türkiye’de pek çok İletişim Fakültemiz var. Eğer yanlış hatırlamıyorsam şu anda sayı 26. Türkiye’nin çeşitli illerinde 26 İletişim Fakültemiz var ama gerek fakültede öğrenci olarak çalışırken, gerek mezun olduktan sonra bu arkadaşlarımızın çoğu televizyonlarda, yerel gazetelerde veya radyolarımızda çalışma fırsatı bulamıyorlar. Bunun bir tek nedeni var; bu daha önce açıkladığımız yapısal sorunlardan ve finansman sorunlarından kaynaklanıyor. Büyük bir bölüm gazete patronu da aile içinde kalmayı tercih ettiği, dışardan kimseyi alma cesaretini gösteremediği için çalışma fırsatı bulamıyorlar. Sadece İletişim Fakültesi açmak elbette burada çözüm değil. İletişim Fakültesini açtıktan sonra, buradan mezun olan insanların çalışabilecekleri yerleri de onlara sağlamamız gerekiyor. Bu da sorunlardan bir başkası. Değerli arkadaşlar, bir başka ve çok önemli konu, yerel medyada çalışan arkadaşlarımızın sosyal güvenlik sorunudur. Maalesef çalışanlarımızın pek çoğu sosyal güvenceden yoksun. En acı, en can yakan görüntü bu. Bırakınız 212 Sayılı Yasa’ya göre çalışmalarını, çoğunun sigortası yok. Ben Türkiye Gazeteciler Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi olarak Anadolu’nun pek çok yerini geziyorum. Gördüğüm bir tek şey var arkadaşlar, yerel medyada gazeteciyim diyen arkadaşlarımın çoğu evlerine ekmeği başka işlerden kazandıkları parayla götürüyorlar. Gazetecilik ikinci iş ama âşık oldukları iş, sevdikleri iş, yapmak istedikleri iş. Maalesef sıra ekmek parası kazanmaya geldiğinde, o işten para kazanamadıkları için, çok düşük maaşla çalışmak zorunda kaldıkları için, sosyal güvenceleri olmadığı için başka işlerde çalışıyorlar. Gazeteciliği, muhabirliği, köşe yazarlığını ya da yerel televizyonda programcılığını, çoğu para almadan veya çok düşük para alarak yapmaya çalışıyor. Yaygın ve yerel basın arasındaki sarı basın kartı dengesine sayısal olarak baktığınızda zaten bunu görürsünüz. Yerel basında sarı basın kartı sayısı çok azdır, yaygın basında daha yüksektir. Bunun en somut örneği de budur. Aynı zamanda Anadolu’da yaygın basının temsilcisi veya muhabiri olarak çalışan arkadaşlarımız daha şanslılar. Onların bağlı oldukları kurumlar, ajanslar en azından sosyal güvencelerini sağlayabiliyorlar. Böylece bu arkadaşlarımız diğerleri gibi yapmayıp evlerine ekmeği kazandıkları birinci işten yani gazetecilikten götürebiliyorlar. Teknik personel konusunda da Anadolu’nun sıkıntısı var. Baskı makinelerini kullanacak, televizyonlarda, radyolarda vericilerinize baktıracak adam bulamazsınız. Ayrıca kurgu elemanı ve bu işi ciddi anlamda yapacak kameraman bulamazsınız. Yerel televizyonlarda, bu işleri el yordamıyla öğrenmiş insanlarla günü geçiştirmeye çalışırsınız. Söylemeye gerek yok ama ben yine de tekrarlayacağım, bunun da tek nedeni yatırım yapılmamasıdır. Değerli arkadaşlar, ekonomik sorunlara geldiğimizde ciddi bir konuyla karşı karşıya kalıyoruz. Bu konuda benden sonra konuşacak olan Basın İlân Kurumu temsilcisi değerli arkadaşım gerekli bilgileri verecek. Bu konuda çektiğim bir fotoğrafı size sunmak istiyorum. Gazeteleri biz eleştirsek de, yatırım yapmıyorlar diye beğenmesek de bir şekilde resmi ilân gelirleriyle ayakta duruyorlar. Diğer taraftan gazetelerin ikinci gelir kalemi özel ilânlar, üçüncüsü de satış gelirleridir. Resmi ilânlarla ilgili olarak en çok aldığımız şikayet, resmi ilân bedellerinin kasalara geç girmesidir. Çünkü ilân bedeli çok dolaşarak gazetenin kasasına giriyor. Bir başka örnek yine resmi ilânlarla ilgili olarak şöyle: Diyelim ki bir gazetenin SSK’ya prim borcu var veya vergi dairesine vergi borcu var, ancak aynı daireden de resmi ilân almış. Şimdi bakıyorsunuz bir tarafta (x) gazetesinin (y) kurumundan alacağı var aynı zamanda o (y) kurumuna da borçlu. Takas yapalım teklifi geliyor, fakat SSK veya vergi dairesi, “Yok takas olmaz, sen vergi borcunu veya neyse SSK prim borcunu getireceksin, yatıracaksın, ben de sana resmi ilân parasını prosedür tamamlandıktan sonra vereceğim” diyor. O süre içinde bu arkadaşımız cezaya giriyor ve cezalı para ödemek durumunda kalıyor. Bu konuda da bir takım düzenlemelerin yapılmasında yarar olduğunu düşünüyoruz. Değerli arkadaşlar, bundan 1,5 yıl önce Kamu İhale Yasası çıktı. Kamu İhale Yasası’na, -kötülemek istemiyorum ama farkında olmadan bir şey yaptılar- bir madde koydular. 13’üncü madde. Eğer o yasa yürürlükte kalsaydı Türkiye’deki bütün yerel gazeteler neredeyse kapanma noktasına gelecekti. Biz Türkiye Gazeteciler Federasyonu olarak hemen konuya müdahale ettik. Türkiye’de bize üye olan bütün cemiyet başkanları arkadaşlarımız ve her ildeki yerel gazetelerin çok ciddi desteği sayesinde, bir kampanya başlatarak hükümeti bu konuda uyardık ve o madde değiştirildi. Bir yanlıştan dönüldü. Bütün arkadaşlarıma şu uyarıyı yapmak istiyorum. Değerli arkadaşlar, iletişimin ilerliyor olması bizim avantajımız gibi görünüyor ama, iletişim araçlarının çağdaşlaşması, modernleşmesi ve iletişim araçlarının kolaylaşması, resmi ilân konusunda bizim karşımıza başka bir faktör olarak çıkabilir. Bu bir uyarı! Kimse duymasın diyeceğim ama duyanlar olacak. Meselâ hükümet “Ben resmi ilânları internet kanalıyla yayınlayacağım, isteyen oradan öğrensin” diyebilir. Basın İlan Kurumu mevzuatında buna yol açabilecek bir kanal var mı, veya böyle bir imkân var mı bilmiyorum, ama hükümettir, devlettir bu; diyebilir ve uygulamasını ona göre yapabilir. O zaman ne yapacağız? Resmi ilânla ayakta duran bunca gazete ne yapacak? Onun için hazırlıklı olalım. Sabah oturumunda çok gazete çıkması yerine birleşmenin daha doğru olacağı Sayın Genel Müdür tarafından ifade edildi. Bugün dünyada bütün şirketler birleşiyor. Siz de kendi bulunduğunuz yörede çok gazete çıkarmak yerine birleşerek güçlü 2-3 gazete çıkarmayı düşünmeye başlayın çünkü bir süre sonra özel ilânlarla geçinmek durumunda kalabilirsiniz. Özel ilânlar toplanırken aranızda çok rekabet ediyorsunuz, fiyat düşürüyorsunuz. Para kazanmak için bunu yapmayın, tarifeniz ne ise onu uygulayın. Çünkü bu sizi iyi bir noktaya götürmüyor. Giderek daha kötü, daha aşağılara çeken bu faktörü ne olur kendi aranızda oturarak, el sıkışarak, centilmenlik anlaşması yaparak gidermeye çalışın. Ben bu satışla ilgili konuyu araştırırken, daha önce yapılmış basın kurultaylarında hazırlanan komisyon raporlarını inceledim. 1996 yılında yapılan bir kurultayda, bu tiraj konusu ve satış rakamlarının tespitine bakıldığında, o gün ne söylenmişse bugün de aynı şeylerin geçerli olduğu görülüyor. Yani o günkü komisyon raporunu alıp, burada ben size satır satır okuyayım, hiç kimse itiraz etmez. Demek ki yıllardır bu sorun devam ediyor ve biz buna çözüm getiremiyoruz. Bu konuda da ciddi bir düzenlemeye ihtiyaç var sanıyorum. Yerel gazetelerimizin satışları çok düşük ama naylon rakamlarla satış rakamları yüksek gösteriliyor. İğne, çuvaldız misali bunu da kendimize bir batıralım ve nasıl düzeleceği konusunda çözüm arayalım. Arkadaşlar benim tespitime göre aşağı yukarı yerel gazetelerin tezgah satışı günde 250.000 civarında. Çok düşük tezgah satışı. Bu işe de bir çözüm mutlaka gerekiyor. Hep kötü şeylerden bahsettik, birazda iyi bir şeyden söz etmek istiyorum. İşyeri açma ve çalışma ruhsatlarına ilişkin yeni bir yönetmelik hazırlanıyor. Burada bir maddede “Kahvehane, kır kahvesi, oyun salonu, internet salonu, çay bahçesi vb. işyerlerinde en az 5 ulusal gazete bulundurulur” deniliyor. Yani bundan böyle bir kahvehane açacaksanız, bir internet salonu açacaksanız, 5 tane ulusal gazeteyi bayiden alıp, oraya gelen insanların önüne koymak zorunda kalacaksınız. Yönetmelikte bu var. Eğer bunu yapmazsanız belediyeler size işyeri açma izni vermeyecek. Biz bunu haber aldığımızda Federasyon olarak hemen müdahale ettik ve dedik ki “Yerel gazetelerin ne günahı var, niye 5 ulusal gazete ?” Bir kere ulusal değil yaygın denmesi gerekiyor. Yerel, bölgesel ve yaygın tanımlaması yapılsın. Ulusallık İstanbul basınının tekelinde değil, Türkiye’de yayın yapan bütün gazetelerin hakkıdır. Bu maddeye itiraz ettik ve “İkisi bölgesel veya yerel olmak üzere en az 5 farklı günlük gazete bulundurulması mecburidir” şeklinde bu maddenin değiştirilmesini istedik. Sanıyorum yönetmelik yayınlandığında Resmi Gazete’de bizim bu teklifimizi o maddede göreceğiz. Şimdi sırası gelmişken televizyonlarda ve radyolarda seçim dönemlerinde para karşılığı haber yapılması konusunu da burada altını çizerek ifade etmek istiyorum. Hiç de etik bulmadığımızı ve hoş karşılamadığımızı belirterek bundan kaçınalım diyorum. Başka bir sistem bulun kendinize. Haberde para olmaz, haber karşılığı para olmaz. Onu Anadolu Ajansı yapıyor zaten değil mi Sayın Genel Müdürüm? O da onların görevi zaten. Arkadaşlar öneriler bölümüne gelelim. Bütün bu sıkıntılardan bizi kurtaracak bir tek çözüm var; o da gazetelerin, yerel gazetelerin, yerel radyoların ve yerel televizyonların KOBİ statüsüne alınması. Eğer bu statüye kavuşturulursa bu arkadaşlarımızın şirketlerinin veya tesislerinin, az önce saydığımız tüm yapısal ve finansman sorunları bir çırpıda düzelecek, devlet daha iyi denetim yapar hale gelecek ve yerel medyamız çok ciddi bir iyileşmeye kavuşacaktır. Bu konuda herkesin kendi bölgesindeki milletvekillerine elinden geldiği kadar baskı yapması iyi olur. Biz de Ankara’dan elimizden geldiği kadar hükümete bu konuda teklifler götürmeye devam edeceğiz. Yerel gazetelere, yerel televizyonlara ve radyolara iletişim ücretlerinde indirim yapılması lazım. En azından telefon, kablolu yayın ve internet bağlantılarında ücret indirimine gidilmesi gerekir. Dediğim gibi KOBİ statüsüne alındığı takdirde zaten bu tür teşvikler, indirimler kendiliğinden bir şekilde gelecektir. Değerli arkadaşlar, bir başka önemli konu da; her isteyen istediği anda, istediği yerde, istediği şekilde Türkiye’de gazete çıkarıyor. Örneğin berber dükkanı açmak istediğinizde sanıyorum üç sınavdan geçtikten sonra berber dükkanı açabiliyor ve berber olabiliyorsunuz. Kahvehane açacaksınız, 18-20 yerden onay aldıktan sonra kahvehane açıyorsunuz. Ama gazete kurmak istiyorsanız, Cumhuriyet Başsavcılığına bir dilekçe veriyorsunuz ve gazete sahibi oluyorsunuz. Şimdi buna biz karşı çıktığımızda deniliyor ki basın özgürlüğü var. Arkadaşlar basın özgürlüğü her isteyenin her istediği yerde gazete kurması, televizyon istasyonu kurması, radyo kurması, internet yoluyla habercilik yaparak sevmediği insanlara küfür etmesi değildir. Basın özgürlüğü, temelinde gazetecinin haber alırken ve haberini verirken özgür olmasıdır, basın özgürlüğü budur. Biz bunun önüne geçemez isek işte demin sözünü ettiğimiz o fırsatçılar hep bu sektörün içinde olacak ve maalesef iyilerle değil kötülerle anılıyor olacağız. Hep üzerimizde bu leke kalacak. Ne yapılabilir? Öneriler bölümünde bunu söylememiz lazım. Bir gazete başvurusu Cumhuriyet Başsavcılığına yapıldığında en azından savcılık o ildeki Gazeteciler Cemiyetine “Bu gazeteyi kurmak isteyen arkadaşları siz tanır mısınız, ehil midirler, bunlar bu işi yapabilirler mi?” diye sormalı veya Türkiye Gazeteciler Federasyonu’na bildirmeli. Bunun bir şekilde disiplin altına alınması gerekiyor. Her önüne gelen bu işi yapmaya kalkarsa az önce söylediğimiz sıkıntılar ile yaşamaya devam edeceğiz. Değerli arkadaşlar, bu arada size birkaç notum olacak. 1 Haziran 2005’e dikkat! Türk Ceza Yasası 1 Haziran 2005’te başlıyor. Bütün çabalarımıza rağmen ancak belli maddelerin değiştirilmesini sağlayabildik. Lütfen Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nun internet sitesine girin. Orada Türk Ceza Yasası’nın tamamı ve gazetecileri ilgilendiren maddeler ile o maddelere uyulmaması halinde başınıza neler geleceği konusunda iki ayrı avukat tarafından hazırlanmış raporlar var. Bunları okuyun. 1 Haziran 2005 yaklaşırken bu uyarıyı da sizlere yapmak istiyorum. Genç gazeteciler yarışmasını bu yıl da tekrarlıyoruz. Dosyalarınızda sağolsun Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü yetkililerinin izniyle bu yıl yapılacak olan “Kadına Karşı Şiddet” konulu genç gazeteciler yarışmasının şartnamesi ve katılım bilgileri var. Ödül olarak birincilere dizüstü bilgisayar, ikincilere dijital fotoğraf makinesi ve üçüncülere de cep bilgisayarı veriyoruz. Geçen sene basın dalında birinci olan arkadaşımız Midyat’tandı ve çok gençti. Neden bu yılki birincimiz Adıyaman’dan veya seminere katılan diğer illerin birinden olmasın? Bu arada 14-15-16-17 Temmuz 2005 tarihlerinde Kapadokya’da Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nun çok büyük bir organizasyonu yapılacak. O organizasyonla ilgili cemiyetlerinize bilgi verildi. Lütfen cemiyet başkanlarınızla irtibat kurarak, bu organizasyona katılma konusunda kendinizi hazırlayınız. Bir başka not değerli arkadaşlar, Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi ile beraber bir proje geliştiriyoruz. Bu proje daha çok Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Korkmaz Alemdar tarafından hazırlandı. Proje özetle şöyle; Gazi Üniversitesi’ne bağlı bütün profesörler, doçentler, yardımcı doçentler her gün tıptan ekonomiye, siyasetten herhangi bir konuya kadar makale yazacaklar ve bir makale havuzuna atacaklar. Siz istediğiniz takdirde her gün internet kanalıyla girip, oradan o makaleyi alabileceksiniz ve kullanabileceksiniz. Karşılığında daha tam belirlemedik ama çok cüzi bir ücret ödeyerek bu tür inceleme ve araştırma yazılarını kullanabileceksiniz. Arkadaşlar sözlerimi bitirmeden önce Genel Başkanımız Nazmi Bilgin’in her toplantıda tekrarladığı ve çok sevdiğim şu sözünü söylemek istiyorum. “Sorunlarımız var ama sorumluluklarımız sorunlarımızdan daha fazla.” Değerli arkadaşlar, sabah oturumunda şu perdede Kurtuluş Savaşı günlerini ve Kurtuluş Savaşı’nda yerel basının neler yaptığını izledik. Arkadaşlar o günlerde de ülkemizin etrafı çevrili idi, şu anda da çevrili. Son bir uyarıyla sözlerimi bitirmek istiyorum. Kıbrıs elden gitti diye tartışıyoruz. Güney sınırlarımızda tezgahlanan oyun yıllardır her gün tekrarlanıyor ve karşımıza çok ciddi sonuçlar çıkarılıyor. AB’ye girmeye hayır demiyoruz ama girerken verilecek tavizlerin ölçüsünün de kaçırılmaması gerektiğini söylüyoruz. Türk Cumhuriyetleri’ndeki bütün etkinliğimizi kaybettik. Türkiye’nin etrafı çevrildi. Karşımızda bir de Ermeni diasporası var. Son olarak da 30.000 kişinin katilinin mahkumiyetini tartışıyoruz. Değerli arkadaşlar, iş yine size düşüyor. Hiç kimse alınmasın, gücenmesin. Ben İstanbul’daki arkadaşlarıma değil, yerel basındaki arkadaşlarıma güveniyorum. Eğer bu işin mücadelesini vereceksek sizlerle birlikte vereceğiz. İkinci Cumhuriyeti değil ama ikinci Kurtuluş Savaşı’nı tartışmanın zamanı geldi ve geçiyor. Hepinizi ciddi görevlerin beklediğini ifade ederek sizleri yine Genel Başkanımız Nazmi Bilgin ve Yönetim Kurulumuz adına saygıyla selamlıyor, beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.
|
|
|
<<< XI. YEREL MEDYA EĞİTİM SEMİNERİ - ADIYAMAN (26 - 27 Mayıs 2005) >>> |