SEMİNER KONUŞMALARI


 

“RADYO ve TELEVİZYONDA GÖRÜŞME TEKNİKLERİ”
ERKAN TAN TV 8 Program Koordinatörü
 

  Saygıdeğer Misafirler,

  Sabahtan beri çok değerli bilgiler edindik, çok kıymetli konuşmacılarla beraber olduk. Sayın Valim, Sayın Genel Müdürüm, Sayın Emniyet Müdürüm, Anadolu Ajansı Genel Müdürü ve kıymetli basın yayın organlarının temsilcileri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, aslında bir çoğunuz benden daha çok konuşmaya lâyıksınız. Hatta hepiniz. Daha uzun süredir, daha zor, daha çetin şartlarda yayın yapıyorsunuz…Ben sizlere elimden geldiğince, dilim döndüğünce “Televizyonda Görüşme Teknikleri” adlı konuda bilgiler sunmaya çalışacağım. TRT’de göreve başladığım 1989 yılından beri her gün televizyonda görüşme yaptım. Fakat hayatımda ilk defa babamın karşısında mikrofonla konuşuyorum. Bu yüzden çok heyecanlıyım. İzninizle şimdi konuya geçeyim.

Efendim, görüşme radyo ve televizyonda kullanılan önemli öğelerden birisidir.  Radyo ve televizyonda görüşülen kişiler iyi ya da kötü nedenlerle ün yapmış kişiler olduğundan, bu tür yayınlar doğal olarak dinleyiciler ve izleyicilerin ilgisini çeker. Görüşülen kişiye para ödenmeyeceğinden ya da sembolik bir ücret ödendiğinden yani bir senaryo masrafı da olmadığından bu tür programların maliyeti ucuzdur. Dolayısıyla görüşme yani röportaj, bir çok program türü içinde de kolaylıkla ve sıkça kullanılır. Örneğin haberler, özel günler, spor, kadın, söyleşiler, açık oturumlar ve dini programlar gibi. Görüşmeden yalnızca haberde adı geçen kimselere soru sorup, yanıt alınmasını değil, herhangi bir program sunucusuyla, programa katılan konuklar arasındaki konuşmaları da anlamak gerekir. Yani iki tür görüşme vardır; birisi konusu haber olan görüşmedir, birisi de ahaliye bilgi vermek için haberden daha ziyade onu aydınlatmak için yapılan görüşmedir. Güdülen amaçların ayrı oluşunun ortaya çıkardığı farklı teknik yaklaşımlar vardır.

 

Çok yararlı olduğuna inandığım bir listeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu liste, görüşme sırasında nelerin yapılıp nelerin yapılmaması gerektiğini gösterir. Birçok yerde yoktur. Bu listeyi yazılı olarak da sonradan bilginize sunmayı istiyorum. Bu önerilerden birçoğu her tür görüşmede uygulanabilir. Bazıları da özel durumlar için geçerlidir. Öncelikle, konuğunuzun öz geçmişini, meslek ve iş hayatındaki başarılarını, tutum, davranış ve inançlarını, bugünkü durumunu ve görüşme yapılacak konuyla ilgisini çok dikkatlice araştırmalısınız. Eğer konuğunuz ünlü bir kişiyse, bu çok zor olmayacaktır. Tanınmamış, sıradan bir kişiyse, onunla görüşme yapıyorsanız, durum güçleşebilir. Bu durumda konuğunuzun yakınlarından istediklerinizi öğrenebilirsiniz. Tanınmamış kişilerle ilgili bilgi toplamak için birçok yerel televizyon istasyonu bir gün kullanılabilir gerekçesiyle dosyalar düzenlemelidirler. Aynı biçimde tanınmış kişiler için bir dosya tutmak da kuşkusuz yararlı olabilir.

İleride çok iyi bir görüşmeci, röportajcı olmak istiyorsanız, şimdiden kendi özel dosyalarınızı düzenlemeye başlamalısınız. Bu şu yolla yapılabilir. Haber olabileceğini zannettiğiniz her yerin bir listesini yapın. Bunlar vali, polis, itfaiye, okullar, siyasi partiler, işçi sendikaları, işveren sendikaları vs. Bu yerlerden sözcü olabilecek kişilerin adlarını araştırın ve bunların da bir listesini yapın. Listenizi diğer meslektaşlarınızla kontrol edin. Herkesin listesi aynı olmayabilir ama her liste arasında büyük farklılıklar sizin ‘tac’a çıktığınızı gösterir. Listenizi konulara ve kişilerin adlarına göre sınıflandırın. Sürekli ve düzenli bir biçimde gazete ve dergilerden haber, öz geçmiş ve yararlı olabileceğine inandığınız yazıları kesip, uygun bir yere dosyalayın. Bunlardan çıkaracağınız kısa bilgileri sınıflandırılmış listenize de aktarın. Gereksinim duydukça bunları yineleyin. Bu bilgiler yeri geldiğinde, görüşme yapacağınız kişinin seçimi ve o kişi hakkında bilgi toplamanızda yararlı olacaktır. Çünkü olaylar aniden gelişir ve böyle bir dosyanız yoksa, böyle bir dosyadan yola çıkıp, adam aramak, ilgili konuyu konukla buluşturmak durumunda kalabilirsiniz. Bu ilk öneri, bundan sonra gelen önerinin tümünden önemlidir. Unutmayın ki kişiliğiniz, bu konudaki deneyiminiz, bundan önce kaç kere görüşme yaptığınız, bu konuda ne kadar usta olduğunuz, görüşme biçiminiz, röportaj yapma biçiminiz, iyi bir program düzeneği ve kusursuz zaman ayarlaması yapmanız, önceden iyi hazırlanmamış bir görüşmeyi başarısızlıktan asla kurtaramaz. İkincisi, gerçi burada zaten benden daha deneyimli üstatlar da var onlar da yapıyor ama bir sistematik sunduğu için bunları bilginize arz etmek istedim. Konuklarınızın rahatlamasını sağlayın. Uygun bir zamanda konuğunuzu program yapımına katılan kişilerle tanıştırın, stüdyoları, yönetim odasını gezdirin, programların yapımıyla ilgili bilgi verin. Bu ön bilgiler, programın yapılışı sırasında herhangi bir aksama ya da gecikme olması halinde, konuğunuzun size daha anlayışlı, daha merhametli davranmasını sağlayacaktır. Ancak sorularınızı sakın önceden konuğa vermeyin. Genel olarak hangi konulara değineceğinizi önceden söyleyebilirsiniz. Hatta ilk soracağınız sorunun özünü de açıklayabilirsiniz. Bu konuğunuzun sorularınızı cevaplamaya başlamasını ve sadede gelmesini hızlandırır, kolaylaştırır. Acemi konuk, sorulacak soruları önceden bilmek isteyecektir. Bunu da en çok valiler, mülki erkân yapar. Sakın onlara önceden soracağınız soruları ve konuşmanın sistematiğini tüm detaylarıyla anlatmayın.

Görüşmenin daha zorlamasız bir biçimde akması seyircinin ya da dinleyicinin yüzde yüz takip etmesi demektir. Görüşmelerde birinci kural, doğal ve zorlamasız olmaktır. Seyircinin sizden kopmaması için konuğa sadece konu hakkında genel bir bilgi vermelisiniz. İkinci önemli nokta, konuğunuzla yayına çıkmadan önce asla ön görüşme yapmamalısınız. Bunun hep tersinin doğru olduğunu söylerler. Asla! Çünkü konuk, yayında göstereceği performansı, seyirciyi yayında ekrana bağlaması gereken çabayı, sizinle öngörüşme yaparken harcar farkında olmadan. En güzel görüşme, kameranın ya da mikrofonun önünde ilk defa gerçekleşen görüşmedir. Siz görüşmeyi kameranın gerisinde uzatır, yayında yapmanız gereken görüşmeyi ya da röportajı yayından önce farkında olmadan gerçekleştirirseniz, ‘doğal ve zorlamasız olması’ şartını kendiniz ortadan kaldırmış olursunuz. Yayına geçmeden önce sık sık karşılaştığım sorunlardan bir tanesidir. Eğer konuğun ısrarına dayanamayıp, onunla ön görüşme yaparsam, başıma hep şu gelir. Yayına geçmeden önce yapılan görüşmelere, konuşmalara yayın anında konuk atıfta bulunur. Der ki, “Hani konuşmuştuk ya az önce” Be adam seyirci duymadı ki onu. İşte bu önceki öngörüşmeyi uzatmanın en çok karşılaşılan doğal sonucudur. Ya da örneğin, “Evet Ahmet Bey ya da Erkan Bey sanırım izleyicilerimiz biraz önce bana anlattığınız konuya çok ilgi duyacaklar. Acaba bunu seyircimize de anlatır mısınız?” türünden sorular, izleyicilerde, seyircilerde tartışmanın dışında kalınmış duygusunu yaratacaktır. Seyirciler görüşmenin tümüne katılmak isterler. Orada olmak isterler. Yanınızda konuşmanın gerçekleştiğini zannetmek isterler. Büyük bir bölümünde aslında zaten konuşulmuş ve bitmiş bir konuşma havasını veren bir görüşmeyi seyirciler, dinleyiciler hiç sevmeyeceklerdir.

Görüşmenin başlarında konuğun kendisine, yetki alanını sık sık açıklamak gerekir. Yayıncılar genellikle kendi alanında bilgili ve sorumlu olduğunu bildikleri kişileri konuk olarak seçerler. Tabi falanca kişinin niye bu konuda konuşturulduğunu bilmek seyircinin de hakkıdır. Bunları niye söylüyorum? Genellikle ulusal, büyük, yaygın kanallarda yapılan yayınlarda bu kurala uyulmadığını görüyorum. Bazen çağrılmadığı  ya da seçilmediği halde kendi kendini herhangi bir konuda yetkili gören kişilere de rastlanabilir. Bu tür gönüllü kişilere kapıları kapatmamak gerekir. Fakat bir kimsenin tartışmalı konudaki tartışmalı görüşlerden birini gerçekten temsil ettiği görüşüne hemen varmak da yanıltıcı olabilir. Bir yayıncı tecrübe kazandığı sürece samimi konuşmacıları, sahtekarları ve reklâm peşinde koşanları birbirinden ayırmasını öğrenecektir. Eğer zamanınız varsa, görüşmeden önce konuştuğunuz kimsenin gerçek yetki alanını mutlaka denetimden geçirin. Kendi kendini bir topluluğun sözcüsü gibi gösterenlerle sorumsuzca yapılan görüşmelerin yayınlanması büyük sakıncalar doğuracaktır. Yayın sırasında dolaylı olarak konuğunuzun adını ve yetki alanını yeniden belirtin, televizyon seyircisi ya da radyo dinleyicisi dünyanın en tembel insanıdır. O hiç yorulmadan kafasına bazı bilgileri sizin yerleştirmenizi ister ve bekler. Siz de bu müşteriye ilgi göstermelisiniz. Karşımızdaki konuğun kim olduğunu, unvanının ne olduğunu sık sık belirtmeyi unutmamalısınız. Hele radyoda dinleyicinin konuğu görmesi olanaksız olduğundan bu daha sık yapılmalıdır. Konuğun en köklü inançlarını ortaya çıkarmalısınız. Konuğunuzun önceden tasarladığı basma kalıp ve sıkıcı yanıtlarla yetinmeyin. Genellikle şu cevaplar bazı konuklarca sık sık kullanılır: “Devletimiz görevinin başındadır.” “Her türlü tedbir alınmıştır kimse merak etmesin.” Bunlar zaten her problemli durumda verilmesi gereken cevaplar olarak hazırdır ve siz bunlarla yetinmemelisiniz. Dobra dobra konuşmaya başlamazsanız, konuğunuz hiç dobra dobra olmayacaktır. Sonunda konuğunuzun asıl inançlarını da ortaya koymasını sağlamalısınız. Eskiden söyledikleriyle, şimdi söyledikleri arasında bir çelişki varsa, konuğunuzla alay etmeye ya da yalan söylediğini ima etmeye kalkışmayın. Konuğunuzun size sağladığı bu ayrıcalığı kötüye kullanmak pek yerinde bir davranış olmayacaktır. Karşınızdaki her kim olursa olsun, sizin misafirinizdir. Kararlı olmalısınız, kaçamak yanıtlarla yetinmemelisiniz. Konuyu yeni bir şeyler çıkmayacağına inandığınız zamana kadar deşmelisiniz. O duruma gelince de aynı alanda sorular sormayı bırakıp, konuyu başka yöne kaydırmalısınız.

Türkiye’de görüşme sırasında en çok yapılan hatalardan bir tanesi konuğun yanıtlarının dikkatlice dinlenmemesidir.  Konuğa yerine göre ilgi ve tepki gösterin. Eğer ilginiz gerçek değilse yapmacık duygu göstermeyin. Sırf bu maddeyi yerine getireceğim diye böyle durumlarda ya çok kötü görüşmeci yani röportajcı damgasını yersiniz ya da konuğunuzun yanıtlarını dinlemeyen televizyoncu, radyocu veya  gazeteci konumuna düşersiniz. Anlamsız sözlerle konuğunuzun konuşmalarını kesmeyin; anladım, tamam, hıhı, ha, evet gibi dikkatlice dinleniyor havası konuğunuza da cesaret verecektir. Gereksiz yerde söze karışmalar konuğunuzun dikkatini dağıtır. Konuğunuza tepeden bakmayın ama aşırı müttefikte olmayın. “Eminim sayın izleyicilerimiz şunu bilmek isteyeceklerdir. İzninizle sorabilir miyim?” gibi cümleler kullanmaktan sakının. Bazı konuklarınız çekingen, hatta aksi olabilir fakat çoğu sorularınızı yanıtlamak için gelmiştir. Pohpohlanmaya da gereksinim duymaz. Soğukkanlı olun, röportaj yapmak sizin işinizin bir parçası. Öyleyse rahat davranın. Büyük bir olasılıkla konuğunuz profesyonel konuşmacı değildir. Televizyon ya da radyo röportajlarına yabancıdır. Sizden biraz çekinecek, karşısında duran o ana kadar pek görmediği teknik araçlardan mikrofon, kamera, kameraman ve  teknisyenden ürkecektir. En önemlisi de yanlış bir şey söylemekten sizin hiç anlamayacağınız kadar ölesiye korkacaktır. Onun karşınızda dururken ruh hâli budur. Bütün bunların üstüne, yönetmenin, stüdyo şefinin, teknisyenin, kameramanların komutlarından ve zamanı ayarlamakla uğraşmaktan sizin de dikkatiniz dağılırsa, konuğunuz gereksiz konulara girecek, görüşmenin değeri ve akışı azalacaktır.

Ele aldığınız konuyu konuğunuzla tartışın ama onu sorguya çekmeyin. Siz sorgu hakimi veya polis değilsiniz. Üzerine üzerine gitmemelisiniz. Konuğunuz büyük bir olasılıkla heyecanlı olacaktır fakat onun rahatlamasını sağlamak, onu hiç sevmeseniz, hiç anlamasanız da sizin görevinizdir. Eğer konuğunuza karşı düşmanca bir tutum takınır, haksız davranır, başkalarına gösterdiğiniz konukseverliği ona göstermezseniz, hem konuğunuz, hem de seyircileriniz size kırılabileceklerdir. Unutmayın, programın yıldızı konuğunuzdur. Görüşmeyi yapan kişinin izleyicileri konuktan daha çok ilgilendirmesi çok ender görülen bir şeydir. Çok ünlü, kıvrak zekalı, esprili bir televizyoncu ya da radyocu bütün dikkatleri üzerine çekebilir. İzleyiciler de buna bayılabilir. Fakat konuğu devreden çıkarmak, röportajın amacına aykırı olmakla kalmayıp, saygısızlık olur. Bu Türkiye’de en çok yapılan hatalardan bir tanesidir. Adam zaten programın sahibidir. Her hafta ya da hafta içi her gün, ya da hafta sonu iki gün program yapmaktadır ama programın yıldızı kendisiymiş gibi davranmaktadır. Zaman zaman tartışılan konuları çok iyi bilebilir, konuğunuzla enine boyuna tartışmaya girebilirsiniz fakat birçok konularda asıl yetkili konuşmacı konuğunuzdur. Derme çatma düşüncelerinizi kendinize saklasanız iyi olur. Bir televizyon programında adını vermek istemediğim bir usta televizyoncu ağabeyimizin karşısında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli vardı. Seçim esnasında, tüm siyasi parti genel başkanlarıyla sırasıyla konuşuyordu. Adama sorduğu sorunun dakikasını tuttum evde. Dört buçuk dakika soru sordu. Bunları yapmamalısınız. Bununla birlikte görüşme sırasında ipleri elden kaçırmamalısınız. Tecrübeli konuklar özellikle politikacılar tartışmayı kendi istedikleri yöne çekip, amaçlarına uygun bir biçimde kullanma konusunda sonsuz bir yeteneğe sahiptirler. Sorularınızı ard arda sıralayın ki, konuğunuz konudan ayrılmaya ve sapmaya olanak bulamasın. Burada bir parantez daha açmalıyız. Bazı görüşmeciler ya da röportajcılar, televizyon programlarında arka arkaya ama konuşma esnasında sorması gereken soruları top yekün soruyorlar; birinci soru, ikinci soru, üçüncü soru ve cevabınız diyorlar. Bu da en çok yapılan yanlışlardan bir tanesi. Televizyonda konuklarınızı kameraya bakarak konuşturmamalısınız. En iyi televizyon görüşmesi karşılıklı, tartışmaya dalmış iki kişinin konuşmalarına kameraların göz ve kulak misafiri olduğu sanısını yapan görüşmedir. Onlar konuşuyorlar, kameralar da onlara misafir oluyor. Görüşmenin sonunda konuğunuza sıcak bir biçimde ama kısaca teşekkür edin. Gösterişçi olmayın, teşekkürden sonra hemen bitiriş cümlelerine geçin.

Ele aldığımız konuyla ilgili olarak tartışılacak konunun ilginç ya da önemli olması gerekir. Konuğunuzu size ayrılan yayın süresini göz önüne alarak sınırlandırın. Konuklarınız çok yönlü, renkli, her tarakta bezi olan kimseler olabilir. Ancak on ayrı konuya şöyle böyle değinmektense, bir veya iki konuyu tam olarak tartışmak seyircinin en çok aradığı şeydir. Konunun önemini ortaya koyun. Bazı konular özel bir tanıtmayı gerektirmese bile, bazılarının öneminin kısaca ve ustalıkla belirtilmesinde yarar vardır. Bunu yapmanın kestirme yollarından biri, görüşmenin başlarında konuğunuza bu sorunla niçin ilgilendiğinin sorulmasıdır. En önemli sorularınızdan birisini mutlaka görüşmenin sonuna saklayın. Eğer adım adım bu soruya doğru ilerleyebilirseniz, çok daha ilginç bir görüşme yapmış olacaksınız. Görüşmeye başlayabilmek ve sıkıcı boşlukları doldurabilmek için en azından birkaç soruyu önceden hazırlayın. Bir sunucunun soracak soru bulamaması kadar acıklı bir görünüm olamaz. Sorularınızı genellikle konuğunuzun bir önceki söylediklerinden çıkartın. Bunun aksi, Türk televizyonlarında en çok yapılan hatalardan bir tanesi. Konuğu dinlemiyor radyoda ve televizyonda röportaj yapanlar,  hazırlamış ya soruları önceden! O sorulara göre gidiyor. Hayır! Mutlaka konuğunuzun anlattıklarından çıkartmalısınız. Seyircinin hoşlandığı tarz bu olacaktır. Önceden hazırladığınız sorulardan daha ilginç bir şeyler anlatıyorsa, hazır sorularınızdan vazgeçmelisiniz. Aşağıda bir örnek verilmiş onu aktarıyorum: “Sayın Başkan, rakibiniz sizi şehir parkının alım işlerinde yasal açıdan sakıncalı bazı yollara başvurmakla suçluyor buna ne dersiniz? “Efendim daha açıklamadım ama elimde rakibimin aslında sabıkalı olduğunu kanıtlayan belgeler var. Diğer başkan adayı yankesicilikten beş yıl hapis yatmış.” Adam ikinci soruya geçiyor: “Şehir gazetesi parkın satış belgeleri kopyalarının ellerinde olduğunu söylüyor…” Kısacası, konuk daha önemli bir şey söylüyor ama sunucu onu dinlemeden daha önceden hazırladığı ikinci soruyu sormaya çalışıyor!

Özellikle önemli bir konu daha. Çelişkilerin üzerine gitmelisiniz. Kamuoyunca tanınan kişiler, hele politikacılar sık sık çelişkili demeçler verir. Görüşme sırasında iyi bir diyalog kurmak için bu çelişkilerden yararlanmalısınız. Konudan konuya geçişlerde yapay ve mantığı zorlayıcı öğelere başvurmayın. Bağlantınız akıcı ve anlaşılır olsun. Bunlarla ilgili örnekler var ama geçiyorum. Bir sonraki soru için her zaman hazırlıklı olun. Tabi bu konuğunuzun verdiği cevapları dikkatle dinlemenizi gerektirir. O andaki tartışmayı unutup gitmeden bir sonraki soruyu düşünebilmek yeteneği, ancak deneyle ve sık sık görüşme yapmakla gerçekleşir. En çok yapılan hatalardan bir tanesi de, soruyu sormak için tutulan notlara kaçamak bakılmasıdır. Açıkça bakın. Sorularınızı kısa ve özlü seçin. En çok yapılan hatalardan biri olduğunu az önce söylemiştim. Yanıtları evet ya da hayır türünden sorular sormayın. Kötü bir örnek vermek gerekirse, yazara soruyorsunuz: “Şu sıra bir kitap yazıyor musunuz?” Ne desin adam ya evet diyecek, ya hayır diyecek. Soruyu şu şekilde sormak gerekir: “Bugünlerde neler yapıyorsunuz? Kitap, makale ya da başka bir şey üzerinde çalışıyor musunuz? Yani evet ve hayır dışında soru tekniği aramalı ve bulmalısınız. Sokaktaki vatandaşın soracağını düşündüğü soruları sorun ama bir adım ileri gidip, sıradan bir kişinin pek düşünemeyeceği ilginç soruları da sorun. Unutmayın siz oraya ne kadar bilgili, ne kadar derin düşünceleri olan bir insan olduğunuzu ispat etmeye çıkmıyorsunuz. Herkesin öngörebileceği soruları sormaktan kaçının. Bu da Türkiye’de çok yapılıyor. Eğer konuğunuz sık sık televizyonda görünüyor veya görüşleri aşağı yukarı herkes tarafından biliniyorsa, ya da seçtiğiniz konu tartışıla tartışıla  ağızlarda sakız olmuşsa, konuğa değişik açılardan sorular yöneltmek yararlı olacaktır. Yoksa seyirciler ya da dinleyiciler hangi soruların sorulacağını önceden kestirebilirler. Önemli yanıtlara dikkat çekmekte ve vurgulamakta yarar var ama bunu da yaparken, konuğun söylediği çok kısa cümleleri iki de bir tekrar tekrar yayında kullanmak sizi antipatik konuma düşürebilecektir. Bir sonraki sorunuza geçerken, konuğunuzun sözlerini bir takım anlamsız sözcüklerle izlemeyin. Şu da yapılan yanlışlardan seçilmiş bir cümle: “Şimdi kaç yaşındasın Ahmet?”  “15” “Tamam”. “Liseye yeni başladın değil mi?” Tamamın ne anlamı var orada? “Hiç peki gelecekte neler yapmayı tasarlıyorsun?” “Mühendis olacağım” Ya peki gibi anlamsız kelimeleri sorularınızdan atmalısınız. Türkiye’de en çok yapılan bir başka yanlış da kendi sorduğu soruyu kendisinin yanıtlaması. Örneğin “Sayın milletvekili söz konusu kanun teklifine karşı oy kullandınız. Bu konuda neler hissediyorsunuz? Basına açıkladığınız demecinizden de anlaşılacağı gibi bu kanunla kaybımız, kazancımızdan daha çok olacak.” Yani adamın anlatacağını soruda zaten söylüyorsun. Bu da son derece önemli ve Türkiye’de en çok yapılan yanlış.

Bir görüşmeyi ya da bir radyo televizyon konuşmasını asla “zamanımız kalmadı” cümlesiyle bitirmeyin. Bu sizin kendi ustalığınızı, kendinizin kendi elleriyle çiğnemesi anlamı taşır. Bir yayıncı kendine tanınan sürede yayınını bitirmekle sorumludur.

 

Görüşme dille yapılır. 75 bin kelimenin olduğu Türkçe, televizyon ekranlarında ve radyo mikrofonlarında sizce kaç kelimeyle konuşuluyor? RTÜK Bölge Müdürümüzü bu sorunun dışında tutalım. Tahmin var mı acaba? 75 bin kelimenin olduğu Türkçe televizyon ekranlarında ve radyo mikrofonlarında 500 ila 1000 kelime arasında konuşuluyor. Türk Dil Kurumu’nun RTÜK için yaptığı bir araştırmada ortaya çıkan sonuçlara göre, bazı yayın kuruluşlarının Türkçeye karşı özensizliği daha isimlerinden başlıyor. Bir bölümünün ismi İngilizce; Star, Flash, Show, Cine 5, Number One, Radyo Sweet, Power FM, Radyo Mydanose vs. İngilizce olmayan isimler de İngilizce okunmakta ısrar ediliyor! Örneğin, NTV; Türkiye’nin gurur duyduğu bir haber kanalı. Biz de onunla gurur duyuyoruz ama isminin açılımı Nergis Televizyonu olmasına rağmen, NTV diyoruz. HBB vardı bir zamanlar şimdi yok açılımı Has Bilgi Birikim’di. Hepsi has Türkçe ama HBB deniyor. Televizyonların dilimize karşı özensizliği görevlendirdiği spiker ve sunucularda da kendisini gösteriyor. Okuduğunun anlamını bilmeyen, kelimeleri doğru dürüst seslendiremeyen, vurgulaması yetersiz kişiler fiziksel açıdan güzellerse, televizyonlarda baş köşeye rahatça oturabiliyorlar. Gerekli eğitim almadan televizyona çıkanlar, ekran başındakilere çoğu kez saç baş yoldurtuyorlar. Şimdi söyleyeceğim cümleler RTÜK araştırmasından alınmış ve gerçekten radyo ve televizyonlarda yayınlanmıştır. Örneğin “Yaralıları buradan çıkarmak zor, güç oldu.” İkisi de aynı şey. “Maddi olanağımız imkân verirse” Olanak ve imkân aynı şey. “Stadyum ful dolu”. Zaten dolu ful demek. “Bir anlamda prestij ve saygınlık kaybı” Prestij de, saygınlık da aynı. “Türkiye’nin şartları ve koşulları” Be adam ikisi de aynı. Ciddi çaba ve gayret gösterilmesi lâzım. “İlginize, alakanıza çok teşekkür ederim.” “Faydalı ve yararlı işler yaptı.” “Sohbet ve söyleşi yapacağız.” “Buradan kendilerine saygılarımı ve hürmetlerimi iletiyorum.” gibi birbirinin aynı anlamı taşıyan kelimeleri arka arkaya kullanan sunucular, konuşmacılar var. Ulusal düzeyde yayın yapan televizyonlarımızdaki argo ve kaba sözlere ne demeli? Çoğunu sizlerle paylaşmam bile mümkün değil burada ama en edeplilerine şöyle bir kulak kabartalım. “Bir yerin mi söküldü anam!” Bunlar televizyonlarda ve radyolarda söylenmiş cümleler ve RTÜK kayıtlarına geçmiş cümleler. “Sabah kalkıp, gazını çıkaran sanatçı oluyor.” “Başımıza iş açma lan şebek” “Sana yavşamayacağız da şuna mı yavşayacağız?” gibi ve daha sokakta birine söylediğinizde kavga nedeni olabilecek küfür olarak kullanılan sözcükler kullanma merakı var. Yabancı kelimelere özenerek onları yalan yanlış kullanmaya ne demeli? “Kurultay’ın saat 10.00’da start alması gerekiyordu” “Ultra cesur” “Hırsız fuarda demo yapan şirketin standından cep telefonunu çaldı.” Burada bir tek ‘çaldı’ ile ‘hırsız’ Türkçe, “Garden Parti” “Yabancı starlarla ilgili flaş dedikodular” “Büyük şehirlerde fast food yaygınlaştı.” “Popülasyonu artırmak için” vs. Son cümle: “VIP biletleri Ulusoy Travel Center’dan temin edilebilir”. Bir de dublaj Türkçe’si var. Televizyonlar sayesinde artık biz de dilimize ihanet eder noktaya geldik. “Kendine iyi bak” Var mı böyle bir tabir Türkçe’de? Hey sorun ne bebeğim! Senin için üzgünüm! Ciddi olamazsın! Kahretsin! Şey! Okey! Ah bunu bilmeliydim! Bunu duyduğuma sevindim! Başım büyük belâda dostum! Sana fikrini sorduğumu hatırlamıyorum! Hey ahbap! Kendine bir iyilik yap! gibi saçma sapan sözleri çocuklarımız kullanmaya başlamadı mı? Televizyonda seslendirilen sözde müzik parçaları da Türkiye’yi sırtından vuruyor. Bundan yıllar önce üç televizyon kanalına, bir şarkıyı sık sık yayınladıkları gerekçesiyle RTÜK kapatma cezası verdi. İletişim özgürlüğü yok oluyor, ‘Abdülhamid sansürü’ uygulanıyor diye kıyamet kopartıldı. Şarkının adı “Kuşu kalkmazdı” Şarkının sözlerini RTÜK’ün her ay düzenli olarak çıkarttığı dergiye konu olduğu için burada okumaya çalışıyorum. Bu şarkıyı aylarca, yıllarca bütün Türkiye dinledi: “Bi zavallı Hatçe hapse düşmüş bir kere/Çalışır pavyonda küsmüş feleğe/Açmış kalçasını tef tef çalar/Sallar çalkalar her gece/Sulanır hergele salyası akar/Döndü’ye kalkmayanı Hatçe’ye kalkar/Hergeleye baksanıza hergeleye/Maskesi düşmüş dönmüş keleğe/ Koca eşek hergele sen nereye/Böyle telaşlı telaşlı acelece/Çıkınca işinden her gece/ Koş koş meyhaneye/Kerhaneye koş koş/Sonra niye gelir evine boş boş/Kuşu kalkmaz kuşu kuşu kalkmaz canım kuşu kalkmaz” ‘Kuşu kalkmaz’ aylarca, Türkiye’nin bütün ulusal televizyonlarında ve radyolarında kuşu kaldırmaya çalıştılar kuş kalkmadı ama ana dilimiz, yayın dilimiz çamura battı. Televizyonlarda daha incelikli şarkılar da söyleniyor. Örneğin, “Malımı, mülkümü al gel de en kuytumu al” “Yatağıma gel” “Ellere var da, bize yok mu?” “Azıcık ucundan versene” “Bir kereden bir şey olmaz” “Kız hepsi senin mi?” “Kaldıramazsan kaldırırlar” “Ya gel bana sahici sahici ya da anca gidersin” “Kıl oldum abi” vs. Bunlar hep şarkı isimleri çocuklarımız söyledi, hanımlarımız söyledi, evlerimize girdi bu şarkılar, yayınlandılar. “Tavla tavla beni tavla/Salla pulları salla/Vallahi geldim oyuna” “Havam yerinde alaturka oldum oynamadan duramam” “Neremi, neremi” “Napcaz şimdi yatcaz şimdi” “Hüp” gibi anlamlı şarkılar da var. Bir süre önce RTÜK bir televizyon kanalına Türkçe’yi özensiz kullandıkları için uyarı cezası vermiş. Şarkıcı Seda Sayan programın sunucusu olarak çiçekçi kadınlarla konuşuyor. -Çiçekçi kadınlardan kastımız kimseyi aşağılamak için söylemiyoruz ama o olayı anlayasınız diye söyleyelim.- Çiçekçi kadınlarla konuşurken “Niye gülüyon kı!” “Ay bu soruları ben hazırlamıyom bacım!” “Ya dur kız nereye gidiyon ya!” “Dur kız ne kikirdiyon sen ya!” “Ne dolanıyon orada, gel” gibi ifadeler kullanmıştı. RTÜK uzmanları hazırladıkları raporda, röportaj yapılan çiçekçi kadınların sunucudan daha düzgün Türkçe konuştuğunu tespit etmişler. Yani düzgün konuşması gereken, o yüzden ekrana çıkması ya da mikrofona çıkması gereken kişi, daha kötü konuşuyor. Evet son olarak şu paragrafı da tamamlamak istiyorum. Konfiçyus’a bir gün bir ulusun tüm yönetimi sana bırakılsaydı, önce ne yapardın diye sormuşlar. Binlerce yıl önce Konfiçyus şu yanıtı vermiş: “Önce dilimi düzeltirdim. Çünkü dil düzgün olmayınca, söylenen anlaşılmaz, söylenen anlaşılmayınca, yapılması gereken yapılmaz, yapılması gereken yapılmayınca, töreler bozulur, töreler bozulursa, sanat geriler, sanat gerilerse, adalet yoldan çıkar, adalet yoldan çıkarsa, halk çaresizlik içinde kalır” İşte bundan dolayı söylenmesi gereken ‘dil’ başı boş bırakılamaz. Bu herşeyden önemlidir…

Beni sabırla dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum ve hepinize tekrar saygılarımı sunuyorum.

 

 

<<<       XI. YEREL MEDYA EĞİTİM SEMİNERİ - ADIYAMAN (26 - 27 Mayıs 2005)      >>>