SEMİNER KONUŞMALARI


 

“RTÜK VE YEREL YAYINCILIK”
Salih GÜNEY
RTÜK Diyarbakır Bölge Müdürü
 

Sayın Valim, Sayın Genel Müdürüm, Medyamızın Değerli Mensupları,

Hepinizi saygıyla selâm-lıyorum. Erkan kardeşime özellikle teşekkür ediyorum. Çünkü Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nu (RTÜK) herhalde benden daha iyi savunmuştur. Ben buraya biraz daha rahatlamış olarak çıktım. Türkçeyle ilgili, röportaj teknikleriyle ilgili verdiği bilgilerden dolayı teşekkür ediyorum. Ben de RTÜK Kanunu’nun başka maddelerinden, başka icraatlardan uygulamalarımıza değineceğim. Buradan davetiye aldığım zaman Diyarbakır bölgesinde veya Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde radyo televizyonlarla neler yaptığımıza dair bir arşiv çalışması yaptım. Karşıma enteresan bir durum çıktı. Örneğin, Erkan kardeşimin anlattığı dil konusunda, hiçbir radyo ve televizyona uyarı dahi vermemişiz. Bunun sebebi, bölgedeki radyo ve  televizyonların izlenmesi açısından başka kriterlerin başka konuların daha çok önem arz etmesi. Bizim bölgedeki radyo ve televizyonlar, daha çok RTÜK Kanunu’nun yayın ilkeleriyle ilgili 4. maddesinin a ve b bendini ihlâlden dolayı ceza almışlar. Biliyorsunuz Türkiye’de özel radyo ve televizyonlar, hukuki, teknik, sosyal, eğitim altyapısı olmadan birden bire yayın hayatına geçtiği için bir kargaşa ortamı başladı. Bu kargaşaya kanunlar ölçüsünde birazcık son verebilmek için önce “Yüksek Kurum” arkasından 1994 senesinde de RTÜK kuruldu. RTÜK döneminde bu tür problemlerin daha da aza indirilmesi gerekirken maalesef problemlerde ve ihlâllerde bir artış görünüyor. Özellikle RTÜK Kanunu’nun 4. maddesinin a ve b bendiyle ilgili ihlâllerde sürekli bir artış var. Ben kendi bölgemde bir araştırma yaptım. Diyarbakır Bölge Müdürlüğü’ne bağlı 11 tane il var.  Bu 11 ilde 26 tane yerel televizyon, 103 tane yerel radyo var. 2003 yılından sonra yapılan araştırmalarda, 4. maddenin a ve b bendinin ihlâli nedeniyle, radyo ve televizyonlara verilen program durdurma, yayın durdurma veya televizyonu kapatma uygulamasının, Türkiye geneline oranı bu bölgede yüzde 85. Bu maddelerden birisi cumhuriyetin temel nitelikleri, diğeri de ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğüyle ilgili olan madde.

Ben, üç buçuk senedir Diyarbakır Bölge Müdürlüğü yapıyorum. Daha önce 14-15 sene yazılı ulusal basında çalıştım. Bu eğitim semineri dolayısıyla umarım radyo ve televizyonların sahipleri ve çalışanlarının hepsiyle tanışma konuşma imkânım olur. Herhangi bir sebeple bir televizyona gidiyorum. Sorumlu müdürle bir konu üzerine görüşmek istiyorum. Bir ay sonra veya 45 gün sonra aradığımda aynı şahsı ben, o yerel radyo veya televizyonda bulamıyorum. Araştırdığımda işten ayrıldığını öğreniyorum. Sık eleman değiştirmek, yerel medyada genellikle sıkça karşılaştığımız durum. Sebebinin ne olduğu üzerine bir araştırma yaptım. Daha önce görüştüğüm fakat sonra bulamadığım radyo ve televizyondan ayrılan bu arkadaşlarla görüşmeye başladım neden ayrıldı diye. Sigortasının yapılmadığı, sosyal güvencesinin olmadığı, para alamadığı vs. sorunlarla sıkça karşılaştım. Süleyman Bey ilk konuşmacımızdı bunlara biraz değindi. Ayrıca, bazı çok üzücü olaylarla karşılaştım. Ulusal basında çalışan bir arkadaşımız, hastanenin başhekim odasında yerel gazetelerin birinde çalışan bir arkadaşıyla karşılaşıyor. –Bu olay Diyarbakır’da oluyor- Bu arkadaşımız odaya girince diğer arkadaş susuyor. Bunun üzerine, ulusal basında çalışan arkadaş “İstersen ben çıkayım” diyor. Diğeri de “Abi çıkarsan iyi olur” diyor. Fakat bu arkadaşımız hastanedeki işini halledememiş olacak ki dışarıda karşılaşıyorlar. “Ya kardeşim neyin vardı? Neden konuşmadın?” diyince, yerel gazeteci arkadaş “Abi özür diliyorum, utanıyorum ama  benim bir sağlık problemim çıktı. Yeşil Kart almaya uğraşıyorum. Onun için senin yanında utandım söyleyemedim. Fakat sen bana yardımcı ol çünkü ben bu meseleyi halledemedim” diyor.  Bana aktarılan bu olayın üzerinden aşağı yukarı altı-yedi sene geçti.  Yerel medyada çalışan bu arkadaşım hiçbir zaman sigortalı olmamış, hiçbir sosyal güvencesi yok ama çalışmaya devam ediyor. Sağlık problemi çıkınca da Yeşil Kart almaya uğraşıyor. Onu da alıp alamadığını bilemiyorum. Bizim kanunumuza göre aslında bırakın normal sigortalıyı, ulusal radyo ve televizyonların yanı sıra yerel radyo ve televizyonların da belirli ölçüde Sarı Basın Kartı sahibi gazeteciyi istihdam etmesi lâzım. Ben, bu bölgede rastlamadım varsa birisi çıksın söylesin. Araştırdığımda da bulamadım. Birkaç tane Diyarbakır’da var. Onlar da daha önce gazete varken televizyonculuğa başlayıp gazeteden o kadroya geçen veya aynı kadroda devam eden arkadaşlarımız.

Yerel medyada çalışan arkadaşlarımızın durumu maalesef çok içler acısı. Ben, yerel medyadaki arkadaşlara sosyal güvence yolunu açabilecek bir kanuni düzenlemenin formülünün bu tür eğitim seminerlerinde tartışılmasını çok arzu ediyorum. İnsanın eğitimiyle ilgili Erkan kardeşim çok güzel örnekler verdi.  Verdiği örnekler üzerine fazla anlatacak bir şey yok, fakat yine benim birebir görevim sebebiyle karşılaştığım bazı olaylar var. İnsanların yaşadığı bölgeler itibariyle bir şive farklılığı olması çok doğaldır, fakat Türkçenin de bazı değişmez kuralları vardır. Gazeteci televizyona çıkıyor, mikrofonu uzatıyor ama  soru soramıyor. Televizyon ve radyoların sahipleriyle konuştuğumuzda Diyarbakır’da eğitimli insanın özellikle İletişim Fakültesi mezununun olmadığını öğreniyorum. Ben zaman zaman kurumumuza iş müracaatında bulunan İletişim Fakültesi mezunu gençlerimizin özgeçmişlerini bu televizyon ve radyo sahiplerine veriyorum ve takibini de yapıyorum. Fakat başlayan arkadaşlarımız da iki ay geçmeden işten ayrılıyor para alamadığı için. Yerel medya çalışanlarının durumu bu. Bunlar aslında yerel medyanın durumunu anlatmak için kâfi.  Fakat bu seminere katkısı olan Basın-Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğümüzün, değerli cemiyet temsilcilerimizin ve yerel cemiyet temsilcilerinin, seminer dışında bir araya gelerek, bazı formüller üzerinde anlaşma sağlayarak, bunu temin etmeleri gerekir. Yoksa biz, seminerlerin 11’incisini değil 101’incisini de düzenlesek, insanlar istihdam edilmedikçe istihdam etmedikçe, istihdam ettiğimiz insanların sosyal güvencesini sağlamadıkça, ücretlerini ödemedikçe bir netice alamayız. Alacağımız kanaatinde de değilim. Ama şimdi Vedat hocam etik konusunda güzel bir ders verdi burada. Erkan kardeşimin Türkçeyle ilgili söylediklerine ben birkaç ilave yaparak konuşmamı bitirmek istiyorum.

Türkçe, dünyada konuşulan beşinci büyük dil. Dünyada bugün bilinen tespit edilen 4 bin tane dil var. Bu 4 bin dilden 180 tanesi resmi dil kabul edilmiş. Resmi dil kabul edilen bu 180 dil içerisinde Türkçemiz dünyada en çok konuşulan diller arasında beşinci sıralamada. Bu seminer düzenlenirken Türk Dil Kurumu’ndan bir uzman arkadaşımızın veya dil konusunda uzman bir arkadaşımın burada bu seminere katkı sağlamasını ben çok arzu ederdim. İnşallah bundan sonra düzenlenecek seminerlerde bu dikkate alınır. Çünkü dilini koruyamayan millet kendini de koruyamaz. Dili olmayan milletin kültürü, medeniyeti de olmaz. Geçmişteki medeniyetler de zaman içinde kaybolur gider.

Hepinize saygılar sunuyorum.

 

 

<<<       XI. YEREL MEDYA EĞİTİM SEMİNERİ - ADIYAMAN (26 - 27 Mayıs 2005)      >>>