SEMİNER KONUŞMALARI
"AJANS HABERCİLİĞİ ve ZORLUKLARI"
Fevzi KAHRAMAN
İhlas Ajansı Genel Müdürü
Sayın Başkan, değerli meslekdaşlarımız, böyle bir panelde
aranızda bulunmaktan mutlu olduğumu ifade ederim. Ayrıca bu
paneli düzenleyen, katkıda bulunan, Basın-Yayın ve Enformasyon
Genel Müdürlüğü'ne, bu konuda her türlü katkısını esirgemeyen
Bursa Valiliği'ne ve bu organizasyonda bütün yükü omuzlayan Bursa
Gazeteciler Cemiyeti Başkanı'na ben de teşekkür ediyorum.
Diğer taraftan Ankara Gazeteciler Cemiyeti Başkanı, Federasyon
Başkanı Sayın Bilgin konuşmaya başlarken ifade ettiği,
"konuşmadan dört konuşma çıkar, ben sonuncusu olmak istemiyorum"
dediler. Ben de biraz sonuncusu olmak istiyorum. Onun için kısa
kesmek istiyorum. Çünkü programa baktığınız zaman hayli sarkmış
olduğu da görülüyor. Bu bakımdan da ya bilerek ya da bilmeyerek
sonuncusu oluyorum. Atlarsam, baştan affınızı istirham ederim.
Diğer taraftan gündem, bir haberci olarak, hepimiz için aynı şey,
gündem çok yoğun biliyorsunuz. Gerçekten 1.5-2 aydır Türkiye'de,
birbirini takip eden ama bütün gücümüze rağmen kaçırdığımız
birçok haberler de var. Böylesine gündem yoğunluğu içersinde olan
bir Türkiye, belki aramızda çok daha tecrübeli olanlar var,
geçmişte belki karşılaşmışlardır, bir defa veya iki defa
bilemiyorum. Bir tarafta hükümet gel gitleri, bir tarafta
Türkiye'nin 15 yılını almış aşağı yukarı, bir terör örgütü
başının Suriye'den çıkıp, Roma'da konuşlanması, diğer taraftan
medyanın başına gelen skandal olaylar, Sayın Başkan'ın da temas
ettiği olaylar, bunlar da kendi başına, başlı başına bir haber.
Böylesine yoğun bir gündeyiz, hep birlikte. Bu bakımdan hepinizin
beni dinlemekten başka yoğun işlerinizin olduğunu biliyorum. O
sebeple ben de kısa keseceğim ve bu gündemi takip etmeye
çalışacağız hep birlikte.
Konumun sınırları içerisinde kalmak durumundayım. Ama Sayın
Başkan'ı dinleyince, konumun sınırları içerisine nasıl geleceğimi
gerçekten şaşırıyorum. Çünkü tam bir bombardımana tutulduk.
Meslek açısından çok güzel bir özeleştirisini de dinledik.
İnşallah çizmeye çalıştığı ve gördüğü bu tablodan, çok daha iyi
bir tabloya geliriz diye ümit ve temenni ediyorum. İnşallah
meslek mensubu olarak, daha iyi günlere geliriz. Ama tablo
gerçekten çok karartıcı bir tablo, iç bunaltıcı bir tablo. Bir de
tabii yemekten sonra böyle ciddi bir konuşmayı dinledik, yemekten
sonra biraz rehavet basar, ufak tefek başlarımız da oynamaya
başladı. O sebeple de herhalde kısa kesmek daha doğru olacak diye
düşünüyorum.
Ajans haberciliği veya zorlukları, veya kolaylıkları, ne
koyarsanız başına koyun. Bir hafta önceydi galiba eğer yalnış
hatırlamıyorsam. Ulusal Basın Ajansı kapandı. Kolay olsaydı
herhalde kapanmazdı. Demek ki, ülkemizde haber ajansçılığı zor
bir noktada. Türk Haberler Ajansı, bilemiyorum ne noktadır.
Anadolu Ajansı, temsilcisi de tahmin ediyorum buradadır, devletin
desteğiyle, gerçi özelleşen noktaları da var ama böyle
sürdürüyor. Diğer taraftan ANKA Haber Ajansı ve gazetelerin kendi
bünyelerinde kurdukları haber ajansları var. Onun dışında
herhalde bir haber ajansı, şu anda görünürde yok gibi.
Kolay bir iş değil. Bu noktayı açıklaması bakımından söylüyo-rum;
sermayeden yana olduğum için söylemiyorum. Haber ajansçılığı
açısından zorluğu olan iki önemli nokta var; birincisi
küreselleşen dünyada bu anlamda eğer bir şey yapacaksanız mutlaka
teknolojiye yatırım yapmanız gerekiyor. Teknoloji ise çok pahalı.
Geliniz bu salondaki arkadaşlara üç katı meslekten arkadaş
bulalım, bu teknolojiye, hep birlikte biraraya gelelim yatırım
yapalım, bir ajans kuralım ve geliniz birlikte çalıştıralım.
Şimdi bunu söylerken biraz gerçekçi olmak icab ediyor. Kesinlikle
bir elde toplanması -tekelleşme anlamında söylemiyorum bunu- ama
bir vaka var, buna herhalde bir çözüm bulunması gerekiyor, bir
çözüme kavuşturulması gerekiyor.
Sayın Başkan çok güzel ifade etti, Korkmaz Yiğit, eğer o kaset
çıkmamış olsaydı şu anda medya patronuydu. Gazete ve
televizyonların sahibiydi. Orada çalışan arkadaşlar olacaktı ve
bu çalışan arkadaşlar habercilik de yapacaklardı. Şimdi bu da bir
tarafından bakarsanız, gerçek. O arkadaşların birtakım hakları da
tartışma konusu olacaktı belki burada. Şunu söylemek istiyorum,
çok pahalı bir teknolojiyle karşı karşıyayız. Ben şimdi
kendimizden örnek vermek istiyorum. Bizde 270 kamera var, 22
yurtdışı bürosu, Türkiye'de 78 büro, fiilen büro ve bunların hepsi
bilgisayarla donatılmış durumda. Merkezde uydu sistemini kullanan,
tamamen ona bağlı olarak uydu sistemini kullanan bir yayın odası,
montaj cihazları ve uydu kirası var.
Şimdi bunları böyle üst üste, alt alta koyun, nasıl koyarsanız
koyun, çarpın çıkarın, dolar bazında bir rakamla karşı karşıya
kalıyorsunuz. Geliniz bunu hadi hep beraber toplanalım biz
kuralım. Kurabilirsek kuralım. İşte kurarsak, o zaman biz de hep
birlikte bir ajans sahibi oluruz. Oysa bu teknolojiye bir yatırım
da bir sermaye gerektiriyor. Bu sermayeyi kim koyuyorsa o kuruyor.
Şimdi ben 4,5 yıldır bu İhlas Haber Ajansı'nın başındayım. İşim
bu, başka bir işim de yok. Ama yatırımları fiilen takip ediyorum.
Diğer taraftan, bu yatırımları yaparken birincisi demek ki
teknolojiye yatırım ikincisi de bu yatırımları yaparken de
gelişmeleri takip etmek durumundasınız. Bu teknolojiyi kullanan
yetişkin eleman olması gerekiyor. Bu konuda da biliyorsunuz
birçok okullardan arkadaşlarımız mezun oluyorlar, geliyorlar.
Okullardaki mezuniyet bilgileri ile bu teknolojiyi kullanmak
yeterli değil. Bir eksikliktir anlamında söylemiyorum, kimse
komplekse de kapılmasın. Ama bu teknoloji, kendisini kullandıracak
bir bilgiye sahip birisini istiyor başında, kullanacak birisini
istiyor. Bunun için de biz, kendi ajansımız için söylüyorum bunu,
bizzat başında bulunan bir yönetici olarak söylüyorum,
elemanlarımıza yatırım yapıyoruz.
Demek ki, iki yerde birden yatırım gerekiyor. Birisi teknoloji,
diğeri de çalışan arkadaşlarımızın yetişmesi. Hatta burada
çalışan arkadaşlarımızdan birisi, yanlış hatırlamıyorsam, Bursa
bürosunda çalışan arkadaşlarımızdan bir tanesi, burada kaç kişi
çalışıyor, belki 6 kişi çalışıyor, belki 5 kişi çalışıyor, çok iyi
bilemiyorum ama bir tanesi Londra'da eğitim görüyor. Gösteriyoruz,
yani Londra'da eğitim gösteriyoruz. Şimdi birçok ülkede, birçok
vilayette böyle. İki ana konudaki yatırım çok büyük bir rakam
tutuyor, parasal anlamda.
Diğer taraftan, haber ajansları, haberlerini üretecekler, ne
yapacaklar, haberlerini üretecekler. Hepiniz biliyorsunuz, bu
konuları açıp da girmek istemiyorum. Bu noktada da ukalalık yapmak
istemem. Haberlerini üretecekler, görüntülüsünü televizyona,
yazılısını gazetelere, işte sözelini de radyolara servis
yapacaklar. Biz de aynısını yapıyoruz. Radyolara, gazetelere,
televizyonlara servis yapıyoruz. Şimdi servis yaparken teknolojiyi
kullanmazsanız kaset göndermek durumundasınız. Bursa'da
çektiğimiz bir kaseti, burada olduğunuz için burayı söylüyorum,
Bursa'da çektiğiniz bir kaseti birçok yollarla İstanbul'a
gönderirsiniz. Yani eskiden beri bildiğiniz, işte Güven Turizm'e
verirsiniz, inşallah burada böyle bir otobüs firması yoktur, o
anlamda söylemedim onu. Güven Turizm'e verirsiniz veya buradan bir
uçak kalkıyorsa ona verirsiniz. En süratli getirebileceğiniz
şeyler bunlar veya PTT'nin aplingi varsa ki bu teknolojiyi
kullanma, parantez içinde söylüyorum, aynı zamanda Türkiye'nin
telekomünikasyon konusundaki alt yapısıyla da bağlantılıdır.
Birçok imkanlar var kullanılabilecek. Bu alt yapının çok iyi
olmadığından onları da kullanamıyorsunuz, daha pahalıya mal
ediyorsunuz. Alt yapı iyi olsa çok daha farklı imkanlar var
kullanabileceğiniz, bunları kullanamıyorsunuz. Bu nedenle kasetle
gönderirsiniz veya ne yaparsınız? Bir zamanlar burada Flash
televizyonu ile de galiba çalıştık, onun karasal lingi ile
gönderirsiniz veyahutta appling cihazınız varsa ki Bursa'da,
Marmara Bölgesi'ne mobil bir appling sistemi koyduk ondan uyduya
çıkarsınız. Haberi burada çekersiniz uydudan İstanbul'a merkeze
indirir ve müşterilerinize de dağıtırsınız. Peki uydunuz,
affedersiniz applinginiz bir tane ise bir tane yaparsınız, iki
tane ise bir tanesini Adana'da kullanırsınız. Üç tane ise bir
tanesini Diyarbakır'da kullanırsınız. Dört tane ise bir tanesini
Roma'da kullanırsınız.
Demek ki her biri bir yatırım gerektiriyor, para gerekiyor bunun
için. Bu sebeple şimdi ajans haberciliği yapmak çok pahalı bir
iş. Oraya getirmeye çalıştık sözü, çok pahalı bir iş. Girdiler
sebebiyle çok pahalı bir iş. Ha yapabilirsek hep beraber
toplanalım bir kooperatif kuralım, yapalım derim. Ama fiilen
tatbik eden birisi olduğum için de kolay kolay yapılacak gibi bir
şey olmadığını görüyorum şimdilik. Ben de maaşlıyım çünkü. Diğer
taraftan bu teknolojiyi en süratli şekilde kullanırsanız
ürettiğiniz bir haberi en süratli şekilde müşterilerinize
verebilirsiniz. Bunu süratli şekilde kullanamadığınız zaman
müşterileriniz onu başka yerden alır. Bu da serbest piyasanın
kuralı. Siz yetiştirirseniz sizden alır, siz yetiştiremezseniz
başkasından alır. Veya kendi üretmiştir kendisininkini kullanır.
Ajansçılığın zorluklarından bir tanesi de burası.
Yayıncılar, televizyonlar, gazeteler, Sayın Başkan'ın da ifade
ettiği gibi siyasetle girift, iç içe oldukları için, burada
ayırım yapmıyorum, her televizyonun, gazetenin veya radyonun bir
yayın politikası var. Haberi eğer büker, o işte tarafsızsa ona
söylenecek bir şey yok. Böyle bir şey olmaz. Haberi büker, kendi
yayın politikasına uydurur, o şekilde verir. Haber ajansının
vazifesi sadece haberi yansız, doğru, güvenilir biçimde üretip
müşterisine vermektir. Ondan sonrası müşterisinin bileceği iştir.
Kendi yayın politikasına uygunsa yayınlıyor, kendi yayın
politikasına uygun değilse yayınlamıyor.
Bir de şimde yeni bir moda çıktı, parantez içerisinde söyleyeyim,
çalışanların hakkı olduğu için söylüyorum. Burada bir istisna da
yok. Meslek kuruluşları da bu konuda, RTÜK televizyonlara ne
yapıyor onu bilmiyorum da inşallah biz haber ajansları çoğalırsa
bir de böyle RTÜK'e benzeyen bir şey biz kuralım diye
düşünüyoruz. Televizyonların özellikle ana haber bültenlerinde,
İhlas Haber Ajansı olsun veya başka bir ajans olsun, farketmiyor
orada, varsa eğer bizim haberi yayınlıyorlar, logonun üzerine
getirip birşey koyuyorlar, logoyu da kapatıyorlar. Oysa siz
dünyaca meşhur haber kanalı CNN'i izlediğiniz zaman, bu işin
uluslararası standardı nedir dediğiniz zaman CNN'in sol üst
köşesinde hangi ajanstan aldıysa REUTER, WTN, AP gibi, hangi
ajanstan aldıysa o ajansların logosunu kendisi koymak
mecburiyetindedir.
Burada bir tek örnek vermek istiyorum, bir haber satmışız
Japonya'ya. Haber satılmış, satılalı 6 ay olmuş, belki 7 ay
olmuş, Japon televizyonu tekrar yayınlama ihtiyacı ile karşı
karşıya kalmış haberi. Japonya'dan İstanbul'u aradılar, bizi
aradılar, "Bu haberi kullanmak istiyoruz, ne dersiniz?" Onlarla
anlaşmamız yok çünkü. Anlaşmada hangi televizyonla anlaşma
yapmışsak onun da kurallarını belirliyoruz, ama onunla anlaşmamız
yok. "Ne diyorsunuz" diye soruyor. Diyor ki, "Ben bu haberi
kullanabilir miyim? Sizin logonuz var, logonuzu da kullanmak
istiyorum".
Şimdi bu meseleyi nereye sığdıracaksanız sığdırın meslek
açısından. Ben hiçbir yere sığdıramadım. Bizim ülkeye yön veren,
hükümet düşürüp hükümet kuran, sermayeyle iç içe girmiş, halkı
eğitmeye kalkışan, halka yön veren televizyonlarımız daha kendi
mesleklerinden olan Anadolu'da, buraları gene batı vilayetleri,
burada belki o kadar zor değil, Anadolu'da dağ, taş, dere dolaşıp
oralarda haber üretip akşam haberim yayınlanacak diye
televizyonun karşısına geçip haberini bekleyen o taze
arkadaşımız, eh kahvede de izliyor, belki arkadaşlarıyla birlikte
izliyor, "bak bu haber benim" diyecektir. Getirdi, bizim
bildiğiniz o meşhur televizyonlar, ülkeyi yönetenler, halkı idare
edenler, herkese akıl verenler, yön verenler, herkesi eğitmeye
kalkışanlar getirip o logonun üstüne bir şeyi kapatıyorlar. Şimdi
bu da bizim meslekteki arkadaşlarımızı, -ben de 208 arkadaş var,
fiilen kadroludur- çok büyük bir kısmını, Basın-Yayın ve
Enformasyon Genel Müdürlüğü'nden arkadaşlar da burada onlar da
biliyorlar, geçen komisyon toplantısında 35 kişiye birden sarı
basın kartı verdiler, kendilerine de huzurunuzda teşekkür
ediyorum. Ondan önceki toplantıda da aşağı yukarı 16 kişiye mi ne
verdiler galiba. Bizim arkadaşlarımızın hepsi kadroludur. 212'ye
sokarız hepsini ve netice itibarıyle bu arkadaşımızın da şevki
kırılıyor. Bize faks üstüne faks, telefon üstüne telefon, "bizim
logomuzu niye kapatıyorlar?". Müeyyidesi yok. Ben de şimdi
diyorum ki herhalde haber ajansçıları federasyonu kuralım da buna
bir müeyyide bulalım. Bu konuda da bir şeyler geliştirelim. Ne
zaman gelişirse o zaman herhalde gelişir ve bu arkadaşlarımızın
hak ve hukuklarını, en azından meslek heyecanlarını öldürmeyiz
diye düşünüyorum.
Diğer taraftan, vakit yok zaten fazla detaya girmek istemiyorum.
Haber şöyle yazılması lazım, böyle yapılması lazım. Fakat bizim
için zorluklardan başka birisi, bu herkes için, televizyon ve
gazetede çalışan bütün arkadaşlarımız için aynı şekilde geçerli.
Haber kaynaklarına ulaşma konusunda zorluklar var. Açıklamalar
yetersiz, o kaynaklara ulaşma konusu çok zor. Zaman zaman
görüntülerde birinin görüntüsü, ikisinin görüntüsü televizyonlara
yansıyor. İtalya'da PKK'dan dayak yiyen arkadaşın görüntüsünü
İhlas Haber Ajansı çekti. Ankara'da polisten dayak yiyen
arkadaşın görüntüsünü de başka bir televizyondaki çekti.
Ankara'nın ana caddesi Kızılay'daki coplanan arkadaşı, o zaman
zaman da arşivden getirilen çocuk İHA'nın muhabiridir. Böyle
sıkıntılarla da karşı karşıya çalışan arkadaşlarımız, haber
kaynaklarına ulaşma konusundaki sıkıntılar içerisinde.
Sayın Başkan'ın konuşmasında da yer alan bir nokta var, söylemem
gerekiyor. Siyasetçiyle bürokrat, siyasetçiyle gazeteci,
siyasetçiyle işadamı zaten iç içe girmiş durumda. Bir kere kim
kimle ahbap çavuş ilişkisi içerisinde ise, eh kim kimin tarafına
yayın yapıyorsa, taraf olmayana haber verirler mi? Vermezler.
Onun telefonuna bile çıkmazlar. İlle de kendi tarafından birisini
bulması lazım, tarafından birisine onu açıklaması lazım. Kamuoyu
da doğru şekilde bilgilenemiyor. Bunlar zaman içinde düzelir
diye ümit ediyoruz.
Zorluklarımızı alt alta sıralamaya kalkarsak epey zaman harcamış
oluruz. Ben daha fazla zorluk sıralamak istemiyorum. Ama bütün bu
zorluklara rağmen canla başla çalışıyoruz. Ülke içerisinde
yapacağımız çok fazla bir şey kalmadı. Daha fazla yapacağımız bir
şey yok. İster sevinirsiniz, ister bizi teşvik edersiniz, ister
tenkit edersini, özeleştiriye de açığız. Küreselleşen dünyada
enformasyonun, enformasyona olan, ama doğru enformasyona olan
ihtiyaç çok daha fazladır. Politikacılar, bilimadamları
konuşurlarken işte bilgi çağına geçtik filan gibi laflar çok
edilir, doğrudur bunlar. Katılıyorum bunlara ama Türkiye'nin
enformasyon konusunda eksiklikleri var.
Siz ne yapıyorsunuz derseniz? Türkiye'de yapacağımız çok fazla
bir şey yok. Bundan daha fazla da yatırım da yapsanız yapacağınız
bir şey yok. Onun için biz 1996'nın ortasından itibaren
uluslararası rekabete açıldık. Bu sebeple 20 ülkede büro, 55
ülkede muhabirimiz var, süratle yurt dışında da teşkilatlanmaya
çalışıyoruz. Uydu kullanıyoruz. 6 appling planımız var. Bazı
ülkeleri merkez kabul ederek Avrupa gibi, Ortadoğu gibi,
İsrail'de büromuz var, merkez kabul ederek REUTERS, AP gibi
uluslararası ajanslarla rekabete girmiş durumdayız. Bunu ülkemiz
için yapıyoruz. Oralara da haber satacağız. Oralardan
topladığımız haberi de oralara satacağız. Başka nereleri
ilgilendiriyorsa oralara da satacağız.
Aşağı yukarı 280 kadrolu arkadaşımızla Türkiye'nin sosyal
güvenlik sistemi ne kadar düzenli ise o kadar düzenli bir
vaziyette 248 arkadaşımızın sosyal güvenlik haklarını, onun
yanında hizmet içi eğitimle kendilerini geliştirmelerini
destekliyoruz. Diğer taraftan da aşağı yukarı 300 küsür civarında
arkadaşımızla serbest, işte muhabir tarzında veya kaşe muhabiri
diye ifade edilen muhabir arkadaşlarımızla da yurt içinde veya
yurt dışında çalışıyoruz. Biz elimizden geldiği kadar bu kuruluşu
büyütmeye uğraşıyoruz. Uluslararası rekabette de başarılı olmayı
düşünüyoruz. Birçok ülkenin televizyonları, ajansları, radyoları
ve gazeteleri ile sözleşmeler imzaladık. Onlara hem kendi
ülkelerinden hem de başka ülkelerden, biraz önce ifade ettiğim
gibi haber satmaya uğraşıyoruz.
Ne zaman AP olursunuz diye bir soru sormayın bana. Ne zaman
REUTERS olursunuz diye bir soru sormayın. Ama biz 5 yıllığız,
REUTERS 1835'te Almanya'da kurulmuş, AP, koskoca ABD var
arkasında, kaç yıllık bir ajanstır. İhlas Haber Ajansı da 5
yıllıktır. Biz, biraz önce ifade ettiğim gibi, kaşeli muhabir
arkadaşlarımızla birlikte yaklaşık 600 civarında arkadaşımızla
çalışıyoruz. REUTERS 2200, AP bir o kadar insanla çalışıyor.
Bizim de hedefimiz Türkiye'den yurt dışına gönderdiğimiz
arkadaşlar da, muhabir olarak görev yapan arkdaşları
kastediyorum, onlar da Türkiye'den giden arkadaşlarımızdır. Bizim
de hedefimiz 2200 civarında bir muhabir, iyi yetişmiş
arkadaşlarımızla çalışmak istiyoruz. Uluslararası rekabette İHA
imzasını REUTERS gibi, AP gibi bütün televizyonlarda, gazetelerde
görmek istiyoruz.
Bu noktada kusurlarımız var, eksikliklerimiz var, belki
yanlışlıklarımız var ama niyetimiz doğrudur, hedefimiz de
doğrudur. Ülkemize faydalı olacağımız inancındayım ve hepinizin
de bu konuda, en azından fikri anlamda, özeleştiri anlamında da
desteklerinizi bekler, hepinize teşekkür ederim. Saygılar
sunarım. Sağolun.