SEMİNER KONUŞMALARI
"AJANS HABERCİLİĞİ ve ZORLUKLARI"


Fevzi KAHRAMAN

İhlas Ajansı Genel Müdürü

Sayın   Başkan,  değerli  meslekdaşlarımız,  böyle   bir   panelde
aranızda  bulunmaktan  mutlu  olduğumu  ifade  ederim.  Ayrıca  bu
paneli  düzenleyen,  katkıda bulunan, Basın-Yayın  ve  Enformasyon
Genel  Müdürlüğü'ne,  bu  konuda her türlü  katkısını  esirgemeyen
Bursa Valiliği'ne ve bu organizasyonda bütün yükü omuzlayan  Bursa
Gazeteciler Cemiyeti Başkanı'na ben de teşekkür ediyorum.

Diğer  taraftan  Ankara Gazeteciler Cemiyeti Başkanı,   Federasyon
Başkanı   Sayın   Bilgin   konuşmaya   başlarken   ifade   ettiği,
"konuşmadan  dört konuşma çıkar, ben  sonuncusu olmak istemiyorum"
dediler.  Ben de biraz sonuncusu  olmak istiyorum. Onun için  kısa
kesmek  istiyorum. Çünkü   programa baktığınız zaman hayli sarkmış
olduğu  da   görülüyor. Bu bakımdan da ya bilerek ya da bilmeyerek
sonuncusu  oluyorum. Atlarsam, baştan affınızı istirham ederim.

Diğer taraftan gündem, bir haberci olarak, hepimiz için aynı  şey,
gündem  çok yoğun biliyorsunuz. Gerçekten 1.5-2 aydır  Türkiye'de,
birbirini  takip  eden  ama  bütün gücümüze  rağmen   kaçırdığımız
birçok haberler de var. Böylesine gündem yoğunluğu  içersinde olan
bir  Türkiye,  belki  aramızda çok daha  tecrübeli   olanlar  var,
geçmişte   belki  karşılaşmışlardır,  bir  defa  veya   iki   defa
bilemiyorum.  Bir  tarafta  hükümet  gel  gitleri,  bir    tarafta
Türkiye'nin  15  yılını  almış aşağı  yukarı,  bir  terör   örgütü
başının  Suriye'den çıkıp, Roma'da konuşlanması,  diğer   taraftan
medyanın  başına gelen skandal olaylar, Sayın Başkan'ın  da  temas
ettiği  olaylar, bunlar da kendi başına, başlı başına  bir  haber.
Böylesine yoğun bir gündeyiz, hep  birlikte. Bu bakımdan hepinizin
beni  dinlemekten başka yoğun  işlerinizin olduğunu  biliyorum.  O
sebeple  ben  de  kısa  keseceğim  ve  bu   gündemi  takip  etmeye
çalışacağız hep birlikte.

Konumun  sınırları  içerisinde  kalmak  durumundayım.  Ama   Sayın
Başkan'ı  dinleyince, konumun sınırları içerisine nasıl geleceğimi
gerçekten   şaşırıyorum.  Çünkü  tam  bir  bombardımana  tutulduk.
Meslek   açısından  çok  güzel  bir  özeleştirisini  de  dinledik.
İnşallah  çizmeye çalıştığı ve gördüğü bu  tablodan, çok daha  iyi
bir  tabloya  geliriz  diye  ümit ve temenni   ediyorum.  İnşallah
meslek  mensubu  olarak,  daha iyi  günlere   geliriz.  Ama  tablo
gerçekten çok karartıcı bir tablo, iç  bunaltıcı bir tablo. Bir de
tabii  yemekten sonra böyle ciddi bir konuşmayı dinledik, yemekten
sonra  biraz  rehavet  basar, ufak  tefek başlarımız  da  oynamaya
başladı. O sebeple de herhalde  kısa kesmek daha doğru olacak diye
düşünüyorum.

Ajans   haberciliği   veya  zorlukları,  veya   kolaylıkları,   ne
koyarsanız   başına  koyun. Bir hafta önceydi galiba  eğer  yalnış
hatırlamıyorsam.  Ulusal  Basın  Ajansı  kapandı.  Kolay   olsaydı
herhalde   kapanmazdı. Demek ki, ülkemizde haber  ajansçılığı  zor
bir  noktada.  Türk   Haberler Ajansı,  bilemiyorum  ne  noktadır.
Anadolu Ajansı,  temsilcisi de tahmin ediyorum buradadır, devletin
desteğiyle,   gerçi  özelleşen  noktaları   da   var   ama   böyle
sürdürüyor. Diğer taraftan ANKA Haber Ajansı ve gazetelerin  kendi
bünyelerinde   kurdukları  haber  ajansları  var.   Onun   dışında
herhalde bir haber ajansı, şu anda görünürde yok gibi.

Kolay bir iş değil. Bu noktayı açıklaması  bakımından söylüyo-rum;
sermayeden  yana  olduğum  için  söylemiyorum.  Haber  ajansçılığı
açısından   zorluğu   olan  iki  önemli  nokta    var;   birincisi
küreselleşen dünyada bu anlamda eğer bir  şey yapacaksanız mutlaka
teknolojiye yatırım yapmanız gerekiyor. Teknoloji ise çok  pahalı.
Geliniz  bu  salondaki  arkadaşlara  üç   katı  meslekten  arkadaş
bulalım,  bu  teknolojiye, hep birlikte  biraraya gelelim  yatırım
yapalım,  bir  ajans  kuralım ve geliniz   birlikte  çalıştıralım.
Şimdi bunu söylerken biraz gerçekçi  olmak icab ediyor. Kesinlikle
bir  elde toplanması -tekelleşme anlamında söylemiyorum bunu-  ama
bir  vaka  var, buna herhalde bir  çözüm bulunması gerekiyor,  bir
çözüme kavuşturulması gerekiyor.

Sayın  Başkan çok güzel ifade etti, Korkmaz Yiğit, eğer  o   kaset
çıkmamış   olsaydı   şu   anda   medya   patronuydu.   Gazete   ve
televizyonların  sahibiydi. Orada çalışan arkadaşlar  olacaktı  ve
bu çalışan arkadaşlar habercilik de yapacaklardı.  Şimdi bu da bir
tarafından bakarsanız, gerçek. O arkadaşların  birtakım hakları da
tartışma  konusu  olacaktı belki burada. Şunu söylemek  istiyorum,
çok   pahalı  bir  teknolojiyle  karşı   karşıyayız.   Ben   şimdi
kendimizden  örnek  vermek istiyorum. Bizde  270  kamera  var,  22
yurtdışı bürosu, Türkiye'de 78 büro, fiilen büro ve bunların hepsi
bilgisayarla donatılmış durumda. Merkezde uydu sistemini kullanan,
tamamen ona bağlı olarak uydu  sistemini kullanan bir yayın odası,
montaj cihazları ve uydu  kirası var.

Şimdi  bunları  böyle üst üste, alt alta koyun,  nasıl  koyarsanız
koyun,  çarpın  çıkarın, dolar bazında bir  rakamla karşı  karşıya
kalıyorsunuz.  Geliniz  bunu  hadi  hep   beraber  toplanalım  biz
kuralım. Kurabilirsek kuralım. İşte  kurarsak, o zaman biz de  hep
birlikte bir ajans sahibi oluruz.  Oysa bu teknolojiye bir yatırım
da bir sermaye gerektiriyor. Bu sermayeyi kim koyuyorsa o kuruyor.

Şimdi  ben 4,5 yıldır bu  İhlas Haber Ajansı'nın başındayım.  İşim
bu, başka bir işim de  yok. Ama yatırımları fiilen takip ediyorum.
Diğer  taraftan,  bu  yatırımları  yaparken  birincisi  demek   ki
teknolojiye  yatırım  ikincisi  de  bu  yatırımları  yaparken   de
gelişmeleri  takip etmek  durumundasınız. Bu teknolojiyi  kullanan
yetişkin  eleman  olması   gerekiyor. Bu  konuda  da  biliyorsunuz
birçok  okullardan   arkadaşlarımız mezun  oluyorlar,  geliyorlar.
Okullardaki  mezuniyet  bilgileri  ile  bu  teknolojiyi  kullanmak
yeterli  değil.  Bir  eksikliktir  anlamında  söylemiyorum,  kimse
komplekse de kapılmasın. Ama bu teknoloji, kendisini kullandıracak
bir  bilgiye  sahip birisini istiyor başında, kullanacak  birisini
istiyor.  Bunun için de biz, kendi ajansımız için söylüyorum bunu,
bizzat    başında   bulunan   bir  yönetici   olarak   söylüyorum,
elemanlarımıza  yatırım yapıyoruz.

Demek  ki,  iki yerde birden yatırım  gerekiyor. Birisi teknoloji,
diğeri   de  çalışan  arkadaşlarımızın   yetişmesi.  Hatta  burada
çalışan   arkadaşlarımızdan birisi, yanlış hatırlamıyorsam,  Bursa
bürosunda  çalışan arkadaşlarımızdan bir tanesi, burada  kaç  kişi
çalışıyor, belki 6 kişi çalışıyor, belki 5 kişi çalışıyor, çok iyi
bilemiyorum ama bir tanesi Londra'da eğitim görüyor. Gösteriyoruz,
yani   Londra'da eğitim gösteriyoruz. Şimdi birçok ülkede,  birçok
vilayette  böyle.  İki ana konudaki yatırım çok  büyük  bir  rakam
tutuyor, parasal anlamda.

Diğer  taraftan,  haber  ajansları,  haberlerini  üretecekler,  ne
yapacaklar,  haberlerini  üretecekler.  Hepiniz  biliyorsunuz,  bu
konuları açıp da girmek istemiyorum. Bu noktada da ukalalık yapmak
istemem.   Haberlerini  üretecekler,  görüntülüsünü   televizyona,
yazılısını   gazetelere,  işte  sözelini   de   radyolara   servis
yapacaklar.  Biz  de  aynısını yapıyoruz.  Radyolara,  gazetelere,
televizyonlara servis yapıyoruz. Şimdi servis yaparken teknolojiyi
kullanmazsanız    kaset    göndermek   durumundasınız.    Bursa'da
çektiğimiz  bir kaseti, burada  olduğunuz için burayı  söylüyorum,
Bursa'da   çektiğiniz   bir  kaseti  birçok  yollarla   İstanbul'a
gönderirsiniz. Yani eskiden beri  bildiğiniz, işte Güven  Turizm'e
verirsiniz,  inşallah burada  böyle bir otobüs firması  yoktur,  o
anlamda söylemedim onu. Güven Turizm'e verirsiniz veya buradan bir
uçak  kalkıyorsa  ona   verirsiniz. En  süratli  getirebileceğiniz
şeyler  bunlar  veya   PTT'nin aplingi  varsa  ki  bu  teknolojiyi
kullanma,  parantez  içinde söylüyorum, aynı  zamanda  Türkiye'nin
telekomünikasyon konusundaki alt yapısıyla da bağlantılıdır.

Birçok  imkanlar  var  kullanılabilecek. Bu alt  yapının  çok  iyi
olmadığından  onları  da  kullanamıyorsunuz,  daha  pahalıya   mal
ediyorsunuz.  Alt  yapı  iyi olsa çok daha  farklı  imkanlar   var
kullanabileceğiniz, bunları kullanamıyorsunuz. Bu nedenle  kasetle
gönderirsiniz  veya  ne  yaparsınız? Bir  zamanlar  burada   Flash
televizyonu  ile  de  galiba  çalıştık,  onun  karasal  lingi  ile
gönderirsiniz  veyahutta  appling cihazınız  varsa  ki   Bursa'da,
Marmara Bölgesi'ne mobil bir appling sistemi koyduk   ondan uyduya
çıkarsınız.  Haberi burada çekersiniz uydudan  İstanbul'a  merkeze
indirir   ve   müşterilerinize  de  dağıtırsınız.  Peki   uydunuz,
affedersiniz  applinginiz bir tane ise bir tane   yaparsınız,  iki
tane  ise  bir  tanesini Adana'da kullanırsınız. Üç tane  ise  bir
tanesini  Diyarbakır'da kullanırsınız. Dört tane  ise bir tanesini
Roma'da kullanırsınız.

Demek  ki her biri bir  yatırım gerektiriyor, para gerekiyor bunun
için.  Bu  sebeple şimdi  ajans haberciliği yapmak çok pahalı  bir
iş.  Oraya  getirmeye çalıştık  sözü, çok pahalı bir iş.  Girdiler
sebebiyle  çok  pahalı  bir  iş.  Ha  yapabilirsek  hep    beraber
toplanalım  bir  kooperatif  kuralım, yapalım  derim.  Ama  fiilen
tatbik eden birisi olduğum için de kolay kolay  yapılacak gibi bir
şey  olmadığını görüyorum şimdilik. Ben de  maaşlıyım çünkü. Diğer
taraftan   bu   teknolojiyi  en  süratli   şekilde   kullanırsanız
ürettiğiniz   bir   haberi  en  süratli   şekilde  müşterilerinize
verebilirsiniz.  Bunu  süratli   şekilde  kullanamadığınız   zaman
müşterileriniz  onu  başka yerden  alır. Bu da  serbest  piyasanın
kuralı.  Siz  yetiştirirseniz sizden  alır, siz  yetiştiremezseniz
başkasından alır. Veya kendi  üretmiştir kendisininkini  kullanır.
Ajansçılığın zorluklarından  bir tanesi de burası.

Yayıncılar,  televizyonlar, gazeteler, Sayın  Başkan'ın  da  ifade
ettiği  gibi  siyasetle  girift, iç içe   oldukları  için,  burada
ayırım yapmıyorum, her televizyonun,  gazetenin veya radyonun  bir
yayın  politikası var. Haberi eğer  büker, o işte  tarafsızsa  ona
söylenecek bir şey yok. Böyle bir  şey olmaz. Haberi büker,  kendi
yayın  politikasına  uydurur,  o şekilde  verir.  Haber  ajansının
vazifesi  sadece haberi  yansız, doğru, güvenilir  biçimde  üretip
müşterisine vermektir. Ondan sonrası müşterisinin bileceği  iştir.
Kendi   yayın    politikasına  uygunsa  yayınlıyor,  kendi   yayın
politikasına uygun  değilse yayınlamıyor.

Bir  de şimde yeni bir moda çıktı, parantez içerisinde söyleyeyim,
çalışanların hakkı olduğu için  söylüyorum. Burada bir istisna  da
yok.  Meslek  kuruluşları da bu  konuda,  RTÜK  televizyonlara  ne
yapıyor  onu bilmiyorum da  inşallah biz haber ajansları çoğalırsa
bir   de   böyle  RTÜK'e   benzeyen  bir  şey  biz  kuralım   diye
düşünüyoruz.  Televizyonların  özellikle ana haber  bültenlerinde,
İhlas  Haber Ajansı olsun veya  başka bir ajans olsun, farketmiyor
orada,  varsa  eğer bizim haberi  yayınlıyorlar,  logonun  üzerine
getirip  birşey  koyuyorlar,  logoyu  da  kapatıyorlar.  Oysa  siz
dünyaca  meşhur  haber  kanalı CNN'i izlediğiniz  zaman,  bu  işin
uluslararası  standardı  nedir  dediğiniz  zaman  CNN'in  sol  üst
köşesinde  hangi  ajanstan aldıysa REUTER,  WTN,  AP  gibi,  hangi
ajanstan   aldıysa   o   ajansların   logosunu    kendisi   koymak
mecburiyetindedir.

Burada  bir  tek  örnek  vermek   istiyorum,  bir  haber  satmışız
Japonya'ya.  Haber  satılmış,  satılalı 6 ay  olmuş,  belki  7  ay
olmuş,  Japon  televizyonu tekrar  yayınlama  ihtiyacı  ile  karşı
karşıya  kalmış  haberi.  Japonya'dan  İstanbul'u  aradılar,  bizi
aradılar,  "Bu haberi kullanmak  istiyoruz, ne dersiniz?"  Onlarla
anlaşmamız   yok  çünkü.  Anlaşmada  hangi  televizyonla   anlaşma
yapmışsak onun da  kurallarını belirliyoruz, ama onunla anlaşmamız
yok.  "Ne   diyorsunuz" diye soruyor. Diyor  ki,  "Ben  bu  haberi
kullanabilir  miyim?  Sizin  logonuz var,  logonuzu  da  kullanmak
istiyorum".

Şimdi   bu   meseleyi  nereye  sığdıracaksanız   sığdırın   meslek
açısından.  Ben hiçbir yere sığdıramadım. Bizim ülkeye yön  veren,
hükümet  düşürüp hükümet kuran, sermayeyle  iç içe  girmiş,  halkı
eğitmeye  kalkışan, halka yön veren  televizyonlarımız daha  kendi
mesleklerinden  olan Anadolu'da,  buraları gene batı  vilayetleri,
burada  belki o kadar zor değil, Anadolu'da dağ, taş, dere dolaşıp
oralarda   haber   üretip   akşam    haberim   yayınlanacak   diye
televizyonun   karşısına   geçip   haberini    bekleyen   o   taze
arkadaşımız, eh kahvede de izliyor, belki  arkadaşlarıyla birlikte
izliyor,   "bak   bu  haber  benim"  diyecektir.  Getirdi,   bizim
bildiğiniz o meşhur televizyonlar, ülkeyi  yönetenler, halkı idare
edenler,  herkese  akıl verenler, yön  verenler, herkesi  eğitmeye
kalkışanlar getirip o logonun üstüne  bir şeyi kapatıyorlar. Şimdi
bu  da bizim meslekteki  arkadaşlarımızı, -ben de 208 arkadaş var,
fiilen    kadroludur-  çok  büyük  bir  kısmını,  Basın-Yayın   ve
Enformasyon Genel  Müdürlüğü'nden  arkadaşlar da burada  onlar  da
biliyorlar,  geçen komisyon toplantısında  35 kişiye  birden  sarı
basın   kartı   verdiler,  kendilerine  de  huzurunuzda   teşekkür
ediyorum. Ondan önceki toplantıda da aşağı yukarı 16 kişiye mi  ne
verdiler galiba. Bizim arkadaşlarımızın hepsi kadroludur.   212'ye
sokarız  hepsini ve netice itibarıyle bu arkadaşımızın  da   şevki
kırılıyor.  Bize faks üstüne faks, telefon üstüne telefon,  "bizim
logomuzu  niye  kapatıyorlar?".  Müeyyidesi  yok.  Ben  de   şimdi
diyorum ki herhalde haber ajansçıları federasyonu kuralım  da buna
bir  müeyyide  bulalım. Bu konuda da bir şeyler  geliştirelim.  Ne
zaman  gelişirse  o zaman herhalde gelişir ve bu  arkadaşlarımızın
hak  ve  hukuklarını, en azından meslek  heyecanlarını  öldürmeyiz
diye düşünüyorum.

Diğer  taraftan, vakit yok zaten fazla detaya girmek  istemiyorum.
Haber  şöyle  yazılması lazım, böyle yapılması lazım. Fakat  bizim
için   zorluklardan  başka birisi, bu herkes için,  televizyon  ve
gazetede  çalışan  bütün arkadaşlarımız için aynı şekilde geçerli.
Haber  kaynaklarına  ulaşma konusunda zorluklar  var.  Açıklamalar
yetersiz,  o   kaynaklara  ulaşma  konusu  çok  zor.  Zaman  zaman
görüntülerde  birinin görüntüsü, ikisinin görüntüsü televizyonlara
yansıyor.  İtalya'da  PKK'dan dayak yiyen   arkadaşın  görüntüsünü
İhlas   Haber  Ajansı  çekti.  Ankara'da   polisten  dayak   yiyen
arkadaşın   görüntüsünü   de  başka  bir   televizyondaki   çekti.
Ankara'nın  ana caddesi Kızılay'daki  coplanan arkadaşı,  o  zaman
zaman  da  arşivden  getirilen çocuk İHA'nın   muhabiridir.  Böyle
sıkıntılarla  da  karşı  karşıya  çalışan   arkadaşlarımız,  haber
kaynaklarına ulaşma konusundaki  sıkıntılar içerisinde.

Sayın  Başkan'ın konuşmasında da yer alan  bir nokta var, söylemem
gerekiyor.   Siyasetçiyle    bürokrat,   siyasetçiyle    gazeteci,
siyasetçiyle  işadamı zaten iç  içe girmiş durumda. Bir  kere  kim
kimle  ahbap çavuş ilişkisi  içerisinde ise, eh kim kimin tarafına
yayın  yapıyorsa,  taraf  olmayana haber verirler  mi?  Vermezler.
Onun telefonuna bile  çıkmazlar. İlle de kendi tarafından birisini
bulması  lazım, tarafından birisine onu açıklaması lazım.  Kamuoyu
da  doğru   şekilde bilgilenemiyor. Bunlar zaman  içinde   düzelir
diye ümit ediyoruz.

Zorluklarımızı alt alta sıralamaya  kalkarsak epey zaman  harcamış
oluruz. Ben daha fazla zorluk  sıralamak istemiyorum. Ama bütün bu
zorluklara   rağmen  canla   başla  çalışıyoruz.  Ülke  içerisinde
yapacağımız çok fazla  bir şey kalmadı. Daha fazla yapacağımız bir
şey  yok. İster  sevinirsiniz, ister bizi teşvik edersiniz,  ister
tenkit  edersini,  özeleştiriye de  açığız.  Küreselleşen  dünyada
enformasyonun,   enformasyona olan, ama  doğru  enformasyona  olan
ihtiyaç   çok   daha    fazladır.   Politikacılar,   bilimadamları
konuşurlarken  işte  bilgi  çağına geçtik filan  gibi  laflar  çok
edilir,  doğrudur  bunlar.  Katılıyorum  bunlara  ama  Türkiye'nin
enformasyon konusunda  eksiklikleri var.

Siz  ne  yapıyorsunuz derseniz? Türkiye'de  yapacağımız çok  fazla
bir şey yok. Bundan daha fazla da yatırım  da yapsanız yapacağınız
bir   şey   yok.  Onun  için  biz  1996'nın   ortasından  itibaren
uluslararası  rekabete açıldık. Bu sebeple  20   ülkede  büro,  55
ülkede  muhabirimiz var, süratle yurt dışında da   teşkilatlanmaya
çalışıyoruz.  Uydu  kullanıyoruz. 6 appling   planımız  var.  Bazı
ülkeleri   merkez  kabul  ederek  Avrupa  gibi,   Ortadoğu   gibi,
İsrail'de  büromuz  var,  merkez kabul ederek   REUTERS,  AP  gibi
uluslararası ajanslarla rekabete girmiş  durumdayız. Bunu  ülkemiz
için   yapıyoruz.   Oralara   da   haber    satacağız.   Oralardan
topladığımız   haberi   de  oralara  satacağız.   Başka   nereleri
ilgilendiriyorsa oralara da satacağız.

Aşağı    yukarı  280  kadrolu  arkadaşımızla  Türkiye'nin   sosyal
güvenlik   sistemi  ne  kadar düzenli  ise  o  kadar  düzenli  bir
vaziyette  248   arkadaşımızın  sosyal  güvenlik  haklarını,  onun
yanında   hizmet   içi   eğitimle   kendilerini   geliştirmelerini
destekliyoruz. Diğer  taraftan da aşağı yukarı 300 küsür civarında
arkadaşımızla   serbest, işte muhabir tarzında veya kaşe  muhabiri
diye  ifade   edilen muhabir arkadaşlarımızla da yurt içinde  veya
yurt  dışında çalışıyoruz. Biz elimizden geldiği kadar bu kuruluşu
büyütmeye  uğraşıyoruz. Uluslararası rekabette de başarılı  olmayı
düşünüyoruz.  Birçok ülkenin televizyonları, ajansları,  radyoları
ve   gazeteleri  ile  sözleşmeler  imzaladık.  Onlara  hem   kendi
ülkelerinden  hem  de başka ülkelerden, biraz önce  ifade  ettiğim
gibi haber satmaya uğraşıyoruz.

Ne  zaman  AP  olursunuz diye bir  soru sormayın  bana.  Ne  zaman
REUTERS  olursunuz diye bir soru  sormayın. Ama  biz  5  yıllığız,
REUTERS   1835'te  Almanya'da   kurulmuş,  AP,  koskoca  ABD   var
arkasında,  kaç  yıllık  bir ajanstır. İhlas  Haber  Ajansı  da  5
yıllıktır.  Biz,  biraz önce ifade ettiğim  gibi,  kaşeli  muhabir
arkadaşlarımızla  birlikte yaklaşık 600   civarında  arkadaşımızla
çalışıyoruz.  REUTERS  2200, AP bir o   kadar  insanla  çalışıyor.
Bizim   de   hedefimiz  Türkiye'den   yurt  dışına   gönderdiğimiz
arkadaşlar    da,   muhabir   olarak   görev    yapan   arkdaşları
kastediyorum, onlar da Türkiye'den giden  arkadaşlarımızdır. Bizim
de   hedefimiz   2200   civarında  bir   muhabir,   iyi   yetişmiş
arkadaşlarımızla çalışmak istiyoruz. Uluslararası   rekabette  İHA
imzasını REUTERS gibi, AP gibi bütün  televizyonlarda, gazetelerde
görmek istiyoruz.

Bu   noktada    kusurlarımız  var,  eksikliklerimiz   var,   belki
yanlışlıklarımız   var  ama  niyetimiz  doğrudur,   hedefimiz   de
doğrudur.  Ülkemize faydalı  olacağımız inancındayım ve  hepinizin
de  bu  konuda, en azından fikri anlamda, özeleştiri anlamında  da
desteklerinizi   bekler,   hepinize  teşekkür   ederim.   Saygılar
sunarım. Sağolun.