SEMİNER KONUŞMALARI
"BURSA BASINI VE MEDYAYA GENEL BAKIŞ"
Nuri KOLAYLI
Gazeteciler Federasyonu Başkan Yardımcısı
Bursa Gazeteciler Cemiyeti Başkanı
Günaydın arkadaşlar. Haluk Şahin gibi bir iletişim uzmanının, çok
iyi hatibin ardından konuşmak, biraz zor. Biraz önce Haluk
Şahin, BİMAŞ grubu adıyla, dört televizyonun anlaştığını, artık
birincilerin açıklanmayacağını söyledi, ancak, geçen gün Reha
Muhtar'ın haber programını kapatırken, bunu deldiğini hissettim.
"Sayın seyirciler, Türkiye'nin en çok izlenen televizyonu
diyemiyorum, çünkü artık bu yasaklandı, bundan sonra bunu
söyleyemeyeceğim, iyi akşamlar efendim". Bilmiyorum Haluk bey
kendisi gördü mü? Reha Muhtar'a hiçbir şey dayanmaz herhalde.
Benim konu başlığım Bursa basını öncelikle, ondan sonra yerel
medyaya genel bakış. Önce Bursa basınından kısaca bahsedeyim
sizlere. Bursa'da gazetecilik, 1869'da kurulan Hüdavendigar
gazetesiyle başladı. Kurtluş Savaşı'nda Bursa basını etkili bir
rol oynadı. Bu dönem işgal altında olduğu için İstanbul'a bilgi
akışı yoktu. Böyle kritik bir durumda Bursa basını ciddi bir köprü
olmuştur. Bizim için gurur verici bir olaydır.
Sonraki yıllarda basılan gazete sayısı giderek artmıştır. Bugüne
kadar Bursa'da 200'ün üzerinde gazete yayınlandı. Bunların
arasında dergiler de vardı. 1974 yılı basın hayatımız için bir
dönüm noktası olmuştur. Günaydın gazetesiyle başlayan yerel
gazetecilik anlayışı, Bursa'ya da yansımıştır. Bursa dışında
Sakarya, Kocaeli, Adana, gibi illerimizde de yerel gazetelerin
yaygınlaşmasını sağladı Günaydın gazetesi. Bu tarihte yayın
hayatına başlayan gazeteler oldukça yüksek tirajlar yakaladı.
Bazıları Web Ofset olarak basılıyordu. İlk dönemde elde edilen
tirajlar günün koşullarına göre yadsınamayacak miktardaydı. 15
bin civarında günlük gazete satmaya başladı, bir anda patlama
oldu.
1980'li yıllara gelindiğinde, Özal dönemiyle birlikte, ekonomik
yönden güçlü olan kesimler, sanayi grupları gazete almaya
yöneldiler. Bursa Milletvekili rahmetli Mümin Gencoğlu 1983
yılında Doğru Hakimiyet gazetesini satın alarak, Hakimiyet
gazetesi olarak yayın hayatına başlattı. Bursa Hakimiyet'e rakip
olarak yayınlanmaya başlayan gazete çok iyi tirajlar elde etti.
Bu rekabet beraberinde promosyon savaşını da getirdi. Arabalar,
evler, apartman daireleri verildi. Bursa'da yerel düzeyde çok
ciddi anlamda promosyon savaşları yaşanda. Tabii promosyona bağlı
olarak da tirajlar yukarılara tırmanmaya başladı.
Ardından, bir başka işadamı, Nail Yenice, Bursa'nın Sesi
Gazetesi'ni satın alarak, Uludağ adıyla yayınlamaya başladı.
Bursa'nın Sesi gazetesi uzun bir geçmişe sahip, önemli ve köklü
bir gazeteydi. Gazetelerin kamuoyunda yarattığı etkiyi çok çabuk
kavrayan gruplar, daha ciddi yatırımlar yapmaya yöneldi. Sönmez
grubu da bu rekabet ortamında yer alabilmek için gazete satın
almaya yöneldi. Bursa Hakimiyet gazetesi 1987'de bu grubun
yönetimine geçti. Çağlar grubu da kısa süre sonra Bursa Hakimiyet
gazetesinin yaklaşık 40-50 kişilik çalışanını transfer ederek
Olay adıyla yeni bir gazeteyi çıkarmaya başladı.
Kısacası 1980 ile 90 yılları Bursalı sanayici ve işadamlarının
medyada ağırlığını koyduğu bir dönemdi. Bu gelişmeler zaman
içerisinde siyasi bir kimlik kazandı. Çünkü her grup içerisinde
Bursa'yı temsil eden milletvekilleri oldu.
Bu arada bir de Marmara gazetesi vardı. İslamcı bir gazeteydi.
Ancak Marmara gazetesi böyle güçlü gazetelerin karşısında
dayanamadı, çekildi. Ardından, daha küçük sermayesi olan Uludağ
gazetesi çekildi. Şu anda Bursa'da, Bursa Hakimiyet'in devamı
olan Bursa 2000, Doğru Hakimiyet'in devamı olan Haber gazetesi ve
Olay gazetesi olarak üç gazete yayın hayatına devam ediyor.
İlçeler dahil 15 bin civarında toplam tirajları var. Bursa'da
abonelik sistemi yok, satış tamamen dağıtım şirketleri kanalıyla
yapılıyor. Bu çok önemli, çünkü Anadolu'nun hemen hemen hiçbir
yerinde dağıtım kanallarıyla satış yok. Birkaç ilde var ama bu
Bursa'da geleneksel hale gelmiş, kendini kabul ettirmiş. İnsanlar
gidip bayiden satın alıyorlar, yani ev ev gazete dolaştırılmıyor.
Bunun dışında yeni çıkan bir gazetemiz daha var. Haftalık Eko
Haber. Bunu da gazeteci bir arkadaşımız, daha önce Dünya
gazetesinde çalışmış yıllarca, ekonomi amaçlı çıkarttı. Tabloid
boyda ve o da yaklaşık 2.500-3.000 civarında gazete satıyor.
Haftalık çıkartıyor. Yalnız o, dağıtım şirketi ve abone usulüyle
satış yapıyor. Onun da bence 3.000 tiraja ulaşması çok büyük
başarı.
Üç gazetenin toplam tirajı 15 bin gazete. Yalnız bunun içinde,
beşyüz, bin adedini yakın çevrelerine, kamu kuruluşlarına
dağıtıyorlar. Bu gazeteleri saymıyorum. Bursa'nın nüfusu birbuçuk
milyon derseniz, yüzde bir civarında bir tiraj olduğunu
görürsünüz. Bu da bizce çok düşük bir satış rakamı.
Yerel anlamda Türkiye'de, bu kadar güçlü satış yapan, yani bayi
satışı yapan başka gazete yok. Yeni Asır var, ama Yeni Asır'ı
biz yerel kabul etmiyoruz, bölgesel bir gazete. Yeni Asır, 45
bin, 50 bin satıyor, zaman zaman daha da yükseklere çıkabiliyor.
Bursa'da gazetelerin dışında bütün Türkiye'de olduğu gibi radyo ve
televizyonların da yer aldığı bir medya olgusu gelişti. Özel
radyoların yayına başlamasıyla birlikte Bursa'da da birçok radyo
açıldı, ardından televizyonlar geldi. İlk televizyon Bursa'da,
Flash Tv çıktı. Biliyorsunuz, daha sonra, yaygın olarak yayına
geçti. Olaya bu açıdan bakarsak, RTÜK yasası çıktıktan sonra,
Bursa'da belli başlı birtakım radyolarımız var. Anadolu Ajansı'na
abone olanları baz alıyoruz, olmayanları pek almıyorum
konuşmalarımda. Bir de ön plana çıktıkları için, Sönmez grubunun,
Radyo-Aktif, Cen-Ajans Grey. Barışçı Ajans'ın sahip olduğu bir
radyo. Olay FM, Cavit Çağlar'ın ve Radyo-Vizyon, Gençoğlu'nun
radyoları. Sonuçta medyaya giriyor. 1995 sonlarında da,
milletvekili seçimleri öncesi, Sönmez Grubu As-Tv'yi, Çağlar
Grubu da Olay-Tv'yi yayına başlattı ve seçime bu televizyonlarla
gidildi. Yani siyasetçi-medya ilişkisi burada ortaya çıkmaya
başladı.
Daha sonra da Cavit Çağlar, Satel'i satın alarak NTV adıyla yayına
başladı. Bu da gerçekten önemli bir işlevi yerine getirdi. Biraz
önce Haluk Bey ile görüşüyorduk, Türkiye'de habercilik yapan çok
iyi bir televizyon kanalı olarak yayına başladı. Sanırım herkes
tartışmasız bu düşünceyi kabul ediyordur.
Bursa'daki medyaya bakışımız bu. Geçen yıl l Ağustos tarihinde
Bursa Gazeteciler Cemiyeti'nin 50. kuruluş yıldönümünü kutladık.
Bu çerçevede bir medya araştırması yaptırdık. Hem vatandaşların,
hem okuyucuların hem de basın mensuplarının, genel anlamda medya
organlarına veya basın çalışanlarına bakış açılarını belirlemek
amacıyla yaptık bunu. 863 kişiyle yüzyüze görüşüldü, bunu bir
kamuoyu araştırma şirketi gerçekleştirdi. Bunları çok hızlı bir
şekilde geçeceğim, çünkü önemli veriler, ilginizi çekecektir
sanıyorum.
1- Sizce medya çalışanları birey olarak güvenilir ve saygın
insanlar mıdır? Yüzde 57.1 evet, Yüzde 40.l hayır yanıtı verildi.
Yani medya çalışanlarını güvenilir buluyor. Yani birey olarak
güvenilir ve saygın insanlar sorusuna yüzde 57'si evet diyor.
2- Türkiye'de toplumsal muhalefeti yönlendiren en etkin güç
nedir? Yüzde 67 medya deniyor, ardından yüzde 16 ile siyasi
partiler, yüzde 11 ile sivil toplum örgütleri geliyor. Medyanın
çok güçlü olduğu bu soruda çok net olarak ortaya çıkıyor.
3- Türkiye'de medya halkın sesi olmayı becerebiliyor mu? Evet
beceriyor diyen yüzde 52.6, hayır diyen yüzde 46.6, yani toplumsal
muhalefeti yönlendiren en etkin güç olarak nitelenirken, halkın
sesi olmayı başarabiliyor sonucu çıkıyor. Bu çok önemli bir nokta
basın açısından.
4- Medya söylenildiği gibi milletin sesi midir, yoksa belli bir
kesimin sesi midir? Belli bir kesimin sesi diyen yüde 51.4,
milletin sesi diyen yüzde 47.4 oranı ile karşılaşıyoruz. Burada
da gazete ile medya patronları etkili oluyor sanıyorum.
5- Türkiye'de medya bağımsız mıdır? Yüzde 59.5 yani yüzde 60,
bağımsız değildir diyor. Yüzde 38.9 da bağımsızdır diyor.
6- Sizce Bursa'da yerel basın bağımsız mıdır? Yüzde 50.4 evet,
yüzde 47.6 hayır. Yani eşit, yüzde 50, yüzde 50 cevap verilmiş.
Burada yerel medyaya biraz farklı bir bakış açısının olduğu
görülüyor.
7- Bursa'da yerel basını yetkin, gelişmiş ve kaliteli buluyor
musunuz? Yüzde 65.7'si evet, yüzde 33'ü hayır diyor.
8- Bursa'daki yerel basının güçlü olduğu düşüncesine katılıyor
musunuz? Yüzde 71.6'sı evet, yüzde 26.2'si hayır diyor.
9- Yerel gazetelerin Bursa'nın gelişimine katkısını nasıl
değerlendiriyorsunuz? Yüzde 76.9'u olumlu, yüzde 17.4'ü etkisiz,
yüzde 4.9'u da olumsuz olarak nitelendiriyor.
10- Sizce medyaya sansür getirilmeli midir? Bu soruyu medyaya
genel bir bakış açısından soruyoruz. Yüzde 67.9'u hayır, yüzde
30.9'u evet cevabını veriyor.
11- Gazete, tv ve radyoları birlikte düşündüğünüzde, hangi medyada
çıkan haberlere daha çok güveniyorsunuz?
Burada toplumun eğitim düzeyini de rahatlıkla görebiliyoruz.
Yazılı medyaya yüzde 18.2, görsel medyaya yüzde 40'lık bir güven
çıkıyor. Sesli yayın yapanlar 12.3, tümüne güveniyoruz, 18.2,
hiçbirine güvenmiyoruz yüzde 10 olarak belirleniyor. Görüldüğü
gibi yazılı medya ile görsel medya arasında çok büyük fark var.
Çünkü insanlarımızın okuma alışkanlığı son derece düşük.
Türkiye'de 20 yıl önce toplam tirajlar 2.5-3 milyon civarındaydı,
promosyonlar olmasa, tencere-tava verilmese rakamın yine aynı
düzeyde kalacağını söylemek sanıyorum yanlış olmaz. İnsanlarımız
hala okumaktan uzak. Eğitim sistemimiz bu alışkanlığı bir türlü
kazandıramıyor yıllardır. Biz gazeteciler de toplumun içindeki
bireyleri olarak, ne yazık ki bunu becerememişiz. Bu nedenle
görsellik ön plana çıkıyor ve görsel medyada çıkan haberlere
güvenilirlik artıyor. Bu çok ilginç bir sonuç bence.
12- Şimdi burada genel anlamda hepimiz yerel gazeteciyiz,
televizyoncuyuz, radyocuyuz. Sizlere ışık tutabilecek ilginç bir
soru var. Siz gazete patronu olsaydınız, yapacağınız ilk
değişiklik ne olurdu?
Yüzde 25 ile haber alanını genişletirim deniyor, yüzde 21.6
dürüst ilkeli habercilik isterim, yaparım, Yüzde 8.9 ile sansürü
kaldırırım, yüzde 8.5 tarafsız habercilik yaparım, yüzde 13.4
halka yakın yayın politikası izlerim, yüzde 5.4 ucuz gazete
çıkartırım, yüzde 3.2 kaliteli yayın, yüzde 2.3 promosyonu
kaldırırım. Yani katılanların yüzde 50'ye yakını haber alanını
genişletirim ve dürüst ilkeli habercilik yaparım diyor. Bu çok
önemli ve hepimize ibret olacak bir gösterge.
13- Medyanın siyasetçilere tavrı nasıl olmalı?
Yüzde 57.3 eletirmekle yetinmeli, yüzde 16.9'u dentelemeli, yüzde
9.3'ü yönlendirmeli, yüzde 10.8'i hiç karışmamalı diyor. Yani
büyük çoğunluğu 57.3'ü eleştirmekle yetinmeli, fazla karışmamalı
şeklinde görüş belirtiyor.
14- Şimdi burada gazetecilere sorulan bir-iki soru var. Yaklaşık
90-100 civarında gazeteci arkadaşa yöneltilen soru bu.
Meslekdaşlarınızın yaptıklarından kendinizi sorumlu tutuyor
musunuz?
Yüzde 48.2'si evet, yüzde 24.7'si hayır, 27.1'i de ben
bilmiyorum, fikrim yok veya cevap vermiyor. Yani arkadaşlarımız
kendilerini, meslekdaşlarının yaptıklarından sorumlu tutuyor.
Biraz önce Haluk Şahin'in dediği gibi, başka kanallarda çıkan "az
sonra"lar, Kanal D'de olmamasına rağmen, insanlarda varmışcasına
bir imaj yaratıyor.
Bu nedenle biz bütün medyadan radyo, televizyon, gazete
haberciliğinden kendimizi sorumlu tutuyoruz, tutmalıyız da, tutup
eleştirmeliyiz. Zaten toplumda en çok eleştiri ve özeleştiri
mekanizması, bence basında yapılıyor. Başka hiçbir kesimde bu
kadar ciddi anlamda özeleştiriler, kendini sorgulama yapılmıyor.
Televizyonlara bakın, açık oturumlara bakın, gazetecilerin
katıldığı bütün toplantılarda, özeleştiri yapılıyor. Tabii
kendimizi sorguluyoruz. Bu özeleştirilerin, sorgulamaların basın
çalışanlarını iyi noktalara götüreceğinden eminiz, bunun
işaretlerini görüyoruz.
15- Önemli bir konu olan, daha doğrusu sorun olan özlük hakları ve
sendikalaşma olayı ile ilgili bir soru yönelttik arkadaşlarımıza.
Sendikasız çalışmak ne gibi sorunlar yaratıyor?
Yüzde 60 fikrim yok, cevap yok demiş. Ankete katılan
arkadaşlarımızın büyük bir çoğunluğu, sendikasız çalışmak ne gibi
sorunlar yaratıyor sorusuna yanıt vermemiş. Bunun altında acaba
hangi çekince yatıyor? diye sorduğumuzda yanıtını bulmak o kadar
da zor değil. Bu soruya verilen yanıtlar şöyle; özlük haklarından
yararlanamıyoruz 4.7, gelecek güvencemiz yok 5.9, haklarımız
kısıtlanıyor 2.4, sorun yaratmıyor 4.7, sendikalı olmak önemli
değil 2.4, gazeteci kimliğini savunamıyor 3, iş güvencesi yok
2.4, sosyal haklar alınamıyor 4.7, diğerleri de 9.4. Bunların
dışında 59.9'u da, "biz cevap veremeyiz, fikrim yok" diyor.
Sonuçta işini kaybetme korkusuyla verdikleri yanıtlarda,
gazetecilerimiz kendi haklarını savunamadıklarını çok net olarak
ortaya koyuyorlar. Bence bu çok acı bir gerçek.
16- Haber ya da köşenizi yazarken hangi engellemelerle
karşılaşıyorsunuz? Bu da aynı şekilde önemli bir sorun.
Verilen yanıtlar; 62,3 fikrimiz yok veya cevap yok. Yüzde 62.3,
çok büyük rakam. Bunun dışında gerçekçi olanlar, fikrini
söyleyebilenler şöyle yüzde 11.8'i, "patron ve yakınının
psikolojik etkileri benim haber ve köşemi yazarken etkili oluyor"
şeklinde görüş belirtmiş. Yüzde 3.5'i etik kurallarıyla
çatışabileceği endişesi taşıyor, 9.4'ü yasalara karşı gelme
nedeniyle başı belaya girmesin diye engelleniyor, 8.2'si yakın
çevrenin etkisi altında kalıyor, 2.4'ü gelecek kaygısı taşıyor,
çok küçük bir kesim de, yüzde 1.02'si kendi siyasi görüşü
nedeniyle engellenebiliyor. Bunlar çok ilginç göstergeler. Yerel
basında yapılmış olsa da, önemli gerçekleri ortaya koyabildiği
için, Bursa'da hem meslek mensuplarının hem de onların ürünlerini
tüketen kişilerin görüşlerini açıklayabildiği için size
yansıtmayı zorunluluk, aynı zamanda sorumluluk olarak kabul
ediyorum.
Haluk Şahin biraz önce televizyon yayıncılığı, haberciliği
açısından Türkiye'nin genel yapısını ortaya koydu. Bu genel yapı
içerisinde yerel medyaya baktığımızda, pek de farklı olmadığını
görüyoruz. Anadolu'da geniş bir kesimde gazete sahipleri,
matbaaları olan, eskiden beri gazetecilik yapan arkadaşlarımız.
Ama çoğu hala tipo tekniğiyle devam ediyor. Yeni teknolojiyi
kullanamıyorlar gerektiği gibi. Televizyonlara baktığımızda ise
bu durum biraz daha farklı. Burada işadamları karşımıza çıkıyor,
radyoda da aynı şekilde. Hatta ilk dönemlerde kasaplar bile,
radyo sahibi olmuştu. Mülkiyetteki bu farklılaşma doğal olarak
basın etiği sorununu beraberinde getiriyor. Orada çalışan
arkadaşlar ancak bir noktaya kadar medya etiğini savunabilirler
ama nereye kadar savunurlar bilmiyorum.
Bursa'daki yerel medyanın durumu, yapısı bu. Sanayici ve
işadamları bütün Türkiye'de olduğu gibi burada da genel olarak
medya içerisinde yer alıyor. "Bunun nedeni ne?" diye sorduğumuzda
karşımıza teknolojinin inanılmaz derecede yüksek maliyetleri
çıkıyor. Artık birkaç milyon Dolar yatırım bir anlam ifade
etmiyor. Bursa'da bile 100, 300, 500 milyon Dolar'la ifade
edilebilen rakamlar sözkonusu. Aslında dün, fırsat olsaydı
Bursa'daki basın kuruluşlarını gezecektik, ancak programın yüklü
olması bunu engelledi.
Tabii, sermayenin medyaya bu kadar yönelmesi ilginç bir durum.
Bununla ilgili sorulara sürekli muhatap oluyoruz. Bu sorular
özellikle gazeteci kuruluşu olarak biz cemiyet başkanlarına daha
sık yöneltiliyor. Bunun yanıtı çok basit ve hepimiz bunu iyi
biliyoruz. Bunu da kısaca kamuoyundaki etkinlik ve politik gücü
elinde bulundurmanın dayanılmaz cazibesi olarak
nitelendirebiliriz. Ayrıca dünden beri dile getirilen
olumsuzluklar da ortaya çıkıyor. İşte biraz önce saydığım gibi
patron-politikacı ve yakın çevresi, çevre ilişkisi, reklam
verenin rating ve tiraj tercihleri, medyanın yayın politikasının
belirlenmesinde çok önemli roller oynuyor. Yaygın medyada etken
olan bu nitelikler artık yerel gazetelerimizde de yerel
televizyonlarımızda da belirmeye başlıyor. Patron ve yakın
çevresi, haber-habercilik kavramında belirleyici rol oynar konuma
geliyor.
Böyle bir saptama yaptıktan sonra, yerel medyada uygulama nasıl
olmalı? Birincisi, yaşadığı kentin sesi, kulağı ve gözü olmalı,
mutlaka toplumla bütünleşmelidir. Yerel, yaygın basının kitlelere
ulaşamadığı noktadır. Bursa gazetelerini incelediğinizde çok iyi
habercilik yapıldığını göreceksiniz. Bunda büyük teknolojik
yatırımların yapılmasının yanında, gazeteci arkadaşlarımızın da
giderek uzmanlaşması, kendini yetiştirmeye önem vermesinin etkisi
vardır. Bu çok önemli. Çünkü bir çok ilimizde bunun böyle
olmadığını yakından biliyorum. Federasyon yönetiminde yer
alıyorum. Federasyon olarak da bütün Türkiye'yi il il dolaşıyoruz,
realiteyi görüyoruz. Bursa basınından bahsederken, onları da
gözardı etmiyorum. Hala kurşun elle dizilen matbaalarımız var
Anadolu'da.
Ama herşeyden önce, elle de dizilerek de gazete yapılsa, önce
habercilik geliyor. Bence haberde nitelik ve doyuruculuk mutlaka
sağlanmalı. Gazetelerimizde, yerel gazetelerde, televizyonlarda,
radyolarda mutlaka haberciliğe çok önem vermeliyiz. Habercilik
güvenilir olmalıdır. Biraz önce size yapılan çalışmadan bahsettim,
medyaya güven, yerel medyaya güven de çok yüksek değil, yüzde
50'lilerde kalıyor. Ama sonuçta yüzde 50'lileri yakalamak bile çok
büyük başarı. Çünkü Bursalı patronlarımız aynı zamanda
politikacı. Şimdi bu gazetelerle ilgili görüş belirtirken, "karşı
fikirlerde olduğu için medyaya güvenmiyorum" görüşü belirtiliyor.
Olayın bu yönünü de gözden uzak tutmamak gerekir. Bursa'daki
güvenilirlik, belli bir noktayı yakalamış. Anadolu'da da
habercilik çok önemli. Anadolu'daki gazetelere bakıyorum gündüz
saat 15.00'te sayfayı kapatmış. Çünkü esas işi matbaacılık.
Ertesi günün gazetesini bir gün önce, günün yarısında kapatıyor.
Böyle bir habercilik anlayışı, gerçekçi olmaz. O zaman siz yerel
gazetecilik yapamazsınız, siz gazetenizi okutamazsınız,
satamazsınız, ilan alamazsınız.
Bursa için konuştuğumuzda, gazete haberciliği gece saat 02'ye
03'e kadar sürebiliyor. Normal günlerde 01'den önce gazeteler
kapanmıyor, sayfalar, 03'e gerektiğinde 04'e kadar haberler
bekleniyor. 04'te gece sabaha karşı baskı yapılıp, ikinci ek
dağıtım yapmak koşuluyla bile olsa yetiştiriliyor. Böyle olunca
yaygın basında yer almayan haberler Bursa basınında olabiliyor.
Hatta zaman zaman ulusal düzeyde gündemi belirleyebiliyor. Bursa
basını olarak, insanlara gazeteyi satmanın yolunu böyle bulduk.
Her zaman yaygın basının önüne çıktık. Bu Anadolu basınında
nereye kadar yapılabilir? Şimdi belki beni eleştiriyorsunuz ama,
ben olaylara realist yaklaşıyorum, Bursa basınını baz alarak
bakıyorum. Sabaha karşı gazete basıyoruz ve bu gazetelerimiz,
ciddi anlamda okuyucu buluyor ve iyi haberleri de bazan yok
satıyoruz, gazeteler bitiyor bayilerde. Bunlar çok önemli. Ben
bunları size örnek olarak veriyorum. Işık tutacağını ümit
ediyorum.
Yerelde, gazeteci-politikacı, gazeteci-bürokrat, gazeteci-işadamı
ilişkileri çok üst düzeydedir. Çünkü çok dar bir bölgedesiniz,
sanayici, bürokrat, siyasetçi biraraya geldiğiniz zaman herhalde
beşyüz kişiyi geçmez. Bu kadar dar bir çerçevede yer
alıyorsunuz, buluşuyorsunuz. Ve bu beşyüz kişi arasında sonuçta
ahbap-çavuş ilişkileri başlıyor. Bu ilişkiye girdiğinizde, büyük
tehlike ortaya çıkabiliyor. Dün de anlatıldı, ben yerel bazda
bakıyorum meseleye, asla abi-kardeş ilişkisine girmeden, o
çizgiyi, mesafeyi ciddi anlamda koyabilmek gerekiyor. Yani Nazmi
Bilgin dün söyledi; "asla yazamayacağınız derecede samimi
olmayın". Bu hepimiz için geçerli bir kural. Özellikle, yerel
medya için çok daha uç noktada bence.
Haberciliğin, yerel medya için ne kadar önemli olduğunu anlattık.
Bunun için de muhabir alacaksınız, en az iki-üç muhabir. Dün
kalifiye elemandan söz edildi. Basın-Yayın mezunu arkadaşlar
ilçelere, küçük illere kolay kolay gitmiyorlar. Bunun olması da
çok zor. Görev biraz da sizlere düşüyor. Usta-Çırak ilişkisini
sonuna kadar kullanmanız gerekiyor, usta-çırak ilişkisini sonuna
kadar kullanırsanız, eleman sorununu bir nebze de olsa
aşabilirsiniz.
Ama çok daha önemli bir şey var, gittiğim illerde şunu görüyorum;
hiçbir gazete, televizyon, radyo Anadolu Ajansı'na abone değil.
Anadolu Ajansı, 100 Dolar, 150 Dolar aylıkla haber servisi
yapıyor. Günde 700 haber geçiyorlar ve artık sistem çok kolay.
Eskiden teleks hattıyla almanız lazımdı, öyle bir şey yok artık.
Şimdilerde bin Dolarlık bir harcama, bilgisayar, bir çanak anten
koyuyorsunuz, haberiniz direkt olarak bilgisayara düşüyor. Ve
bunu dizgili olarak, ofset sisteminiz olmasa bile, oradan
çıkışını alıp dizebilirsiniz. Şimdi 150 Dolar ne kadar yapıyor?
Yaklaşık 45 milyon lira. Ancak 45 milyon Lira Anadolu Ajansı'na
ödemek zor geliyor. Halbuki Anadolu Ajansı'nın günümüzde birtakım
şeyleri aştığını görüyorum.
Radyolarımız, televizyonlarımız, gazetelerimiz, haberi başka
yerden alıp, biri-iki notla yazıp kendi radyomuza, televizyonumuza
yansıtırsak, bunun güvenilirliği olmaz. Yani Anadolu Ajansı devlet
ajansı ama, sonuçta gene de objektif habercilik yaptığını
gözlemliyorum. Anadolu Ajansı'na 45 milyon Lira gibi rakamlarla
abone olmalıyız bence.
Sonuç olarak, yerel gazete, yerel televizyon, yerel radyo, mutlaka
kentiyle bütünleşmeli, acı ve mutluluklarını anında paylaşmalı,
günlük yaşamla içiçe girmeli, kentinin medyası olmalıdır.
Haberciliği de mutlaka ön plana çıkarmalıdır. Eğer iyi habercilik
yaparsanız, siz el baskısıyla da kurşun dizgiyle de yapsanız,
nasıl basarsanız basın, iyi televizyonculuk, iyi habercilik
yapıyorsanız ve sık sık haber veriyorsanız televizyonunuzda ve
insanların yaşadığı ortamı anlatıyorsanız, radyonuzda da sık sık
habercilik yapıyorsanız, başarılı olmamanız için hiçbir neden yok.
Yerel medyayla ilgili anlatacaklarım bunlar. Beni dinlediğiniz
için çok teşekkür ediyorum.