SEMİNER KONUŞMALARI
"BURSA BASINI VE MEDYAYA GENEL BAKIŞ"


Nuri KOLAYLI

Gazeteciler Federasyonu Başkan Yardımcısı
Bursa Gazeteciler Cemiyeti Başkanı

Günaydın arkadaşlar. Haluk Şahin gibi bir iletişim  uzmanının, çok
iyi  hatibin  ardından konuşmak, biraz   zor.   Biraz  önce  Haluk
Şahin,   BİMAŞ grubu adıyla, dört televizyonun anlaştığını,  artık
birincilerin  açıklanmayacağını söyledi, ancak,  geçen  gün   Reha
Muhtar'ın  haber programını kapatırken, bunu deldiğini  hissettim.
"Sayın   seyirciler,  Türkiye'nin  en  çok  izlenen    televizyonu
diyemiyorum,  çünkü  artık  bu  yasaklandı,  bundan   sonra   bunu
söyleyemeyeceğim,  iyi  akşamlar efendim".  Bilmiyorum  Haluk  bey
kendisi gördü mü? Reha  Muhtar'a hiçbir şey dayanmaz herhalde.

Benim  konu  başlığım Bursa basını öncelikle,  ondan  sonra  yerel
medyaya  genel  bakış.  Önce  Bursa basınından  kısaca  bahsedeyim
sizlere.   Bursa'da  gazetecilik,  1869'da  kurulan   Hüdavendigar
gazetesiyle başladı. Kurtluş Savaşı'nda Bursa  basını  etkili  bir
rol  oynadı.  Bu dönem işgal altında olduğu için İstanbul'a  bilgi
akışı yoktu. Böyle kritik bir durumda Bursa basını ciddi bir köprü
olmuştur. Bizim için gurur verici bir olaydır.

Sonraki  yıllarda basılan gazete sayısı giderek artmıştır.  Bugüne
kadar   Bursa'da  200'ün  üzerinde  gazete  yayınlandı.   Bunların
arasında   dergiler de vardı. 1974 yılı basın hayatımız  için  bir
dönüm  noktası   olmuştur.  Günaydın  gazetesiyle  başlayan  yerel
gazetecilik  anlayışı,  Bursa'ya  da  yansımıştır.  Bursa  dışında
Sakarya,  Kocaeli,  Adana,  gibi illerimizde de yerel  gazetelerin
yaygınlaşmasını  sağladı  Günaydın   gazetesi.  Bu  tarihte  yayın
hayatına  başlayan  gazeteler oldukça  yüksek  tirajlar  yakaladı.
Bazıları  Web Ofset olarak basılıyordu.  İlk dönemde  elde  edilen
tirajlar   günün  koşullarına göre yadsınamayacak miktardaydı.  15
bin  civarında  günlük  gazete satmaya başladı, bir  anda  patlama
oldu.

1980'li  yıllara  gelindiğinde, Özal dönemiyle birlikte,  ekonomik
yönden   güçlü  olan  kesimler,  sanayi  grupları  gazete   almaya
yöneldiler.   Bursa  Milletvekili  rahmetli  Mümin  Gencoğlu  1983
yılında   Doğru   Hakimiyet  gazetesini  satın  alarak,  Hakimiyet
gazetesi  olarak yayın hayatına başlattı. Bursa Hakimiyet'e  rakip
olarak  yayınlanmaya başlayan gazete çok  iyi tirajlar elde  etti.
Bu  rekabet beraberinde promosyon  savaşını da getirdi.  Arabalar,
evler,  apartman  daireleri verildi. Bursa'da  yerel  düzeyde  çok
ciddi anlamda promosyon savaşları  yaşanda. Tabii promosyona bağlı
olarak da tirajlar yukarılara  tırmanmaya başladı.

Ardından,   bir  başka  işadamı,  Nail   Yenice,  Bursa'nın   Sesi
Gazetesi'ni   satın  alarak,  Uludağ adıyla  yayınlamaya  başladı.
Bursa'nın Sesi  gazetesi uzun bir geçmişe sahip, önemli  ve  köklü
bir  gazeteydi.  Gazetelerin kamuoyunda yarattığı etkiyi çok çabuk
kavrayan  gruplar,  daha ciddi yatırımlar yapmaya yöneldi.  Sönmez
grubu  da   bu  rekabet ortamında yer alabilmek için gazete  satın
almaya  yöneldi.   Bursa  Hakimiyet  gazetesi  1987'de  bu  grubun
yönetimine geçti. Çağlar  grubu da kısa süre sonra Bursa Hakimiyet
gazetesinin  yaklaşık  40-50 kişilik  çalışanını  transfer  ederek
Olay adıyla yeni bir gazeteyi çıkarmaya  başladı.

Kısacası  1980  ile 90 yılları Bursalı sanayici  ve  işadamlarının
medyada   ağırlığını  koyduğu  bir dönemdi.  Bu  gelişmeler  zaman
içerisinde  siyasi  bir kimlik kazandı. Çünkü her grup  içerisinde
Bursa'yı temsil eden  milletvekilleri oldu.

Bu  arada  bir  de Marmara gazetesi vardı. İslamcı bir  gazeteydi.
Ancak   Marmara  gazetesi  böyle  güçlü  gazetelerin    karşısında
dayanamadı,  çekildi. Ardından, daha küçük sermayesi olan   Uludağ
gazetesi  çekildi.  Şu anda Bursa'da, Bursa   Hakimiyet'in  devamı
olan Bursa 2000, Doğru Hakimiyet'in devamı  olan Haber gazetesi ve
Olay  gazetesi  olarak  üç gazete yayın   hayatına  devam  ediyor.
İlçeler  dahil  15  bin civarında toplam tirajları  var.  Bursa'da
abonelik   sistemi yok, satış tamamen dağıtım şirketleri kanalıyla
yapılıyor.  Bu çok önemli,  çünkü Anadolu'nun hemen  hemen  hiçbir
yerinde  dağıtım kanallarıyla satış  yok. Birkaç ilde var  ama  bu
Bursa'da geleneksel  hale gelmiş, kendini kabul ettirmiş. İnsanlar
gidip bayiden satın alıyorlar, yani ev ev gazete dolaştırılmıyor.

Bunun  dışında  yeni çıkan bir gazetemiz daha  var.  Haftalık  Eko
Haber.   Bunu  da  gazeteci  bir  arkadaşımız,  daha  önce   Dünya
gazetesinde  çalışmış yıllarca, ekonomi amaçlı  çıkarttı.  Tabloid
boyda  ve  o  da  yaklaşık  2.500-3.000 civarında gazete  satıyor.
Haftalık  çıkartıyor. Yalnız  o, dağıtım şirketi ve abone usulüyle
satış  yapıyor.  Onun da bence  3.000 tiraja  ulaşması  çok  büyük
başarı.

Üç  gazetenin  toplam tirajı 15 bin  gazete. Yalnız bunun  içinde,
beşyüz,   bin   adedini   yakın  çevrelerine,  kamu  kuruluşlarına
dağıtıyorlar. Bu gazeteleri saymıyorum. Bursa'nın nüfusu  birbuçuk
milyon    derseniz,  yüzde  bir  civarında  bir   tiraj   olduğunu
görürsünüz. Bu da bizce çok düşük bir satış rakamı.

Yerel anlamda  Türkiye'de, bu  kadar güçlü satış yapan, yani  bayi
satışı  yapan  başka gazete  yok. Yeni Asır var, ama  Yeni  Asır'ı
biz  yerel  kabul etmiyoruz, bölgesel bir gazete.  Yeni  Asır,  45
bin, 50 bin satıyor, zaman zaman daha da yükseklere çıkabiliyor.

Bursa'da gazetelerin dışında bütün Türkiye'de olduğu gibi radyo ve
televizyonların  da  yer  aldığı bir medya  olgusu  gelişti.  Özel
radyoların  yayına başlamasıyla birlikte Bursa'da da birçok  radyo
açıldı,  ardından  televizyonlar geldi. İlk  televizyon  Bursa'da,
Flash  Tv  çıktı. Biliyorsunuz, daha sonra, yaygın olarak   yayına
geçti.   Olaya  bu açıdan bakarsak, RTÜK yasası çıktıktan   sonra,
Bursa'da  belli başlı birtakım radyolarımız var. Anadolu Ajansı'na
abone   olanları   baz   alıyoruz,   olmayanları   pek   almıyorum
konuşmalarımda. Bir de ön plana çıktıkları için, Sönmez  grubunun,
Radyo-Aktif,  Cen-Ajans Grey.  Barışçı Ajans'ın sahip  olduğu  bir
radyo.  Olay  FM,  Cavit  Çağlar'ın ve Radyo-Vizyon,  Gençoğlu'nun
radyoları.   Sonuçta   medyaya  giriyor.  1995   sonlarında    da,
milletvekili  seçimleri  öncesi, Sönmez  Grubu  As-Tv'yi,   Çağlar
Grubu  da  Olay-Tv'yi yayına başlattı ve seçime bu televizyonlarla
gidildi.  Yani  siyasetçi-medya ilişkisi  burada   ortaya  çıkmaya
başladı.

Daha sonra da Cavit Çağlar, Satel'i satın alarak NTV adıyla yayına
başladı.  Bu da gerçekten önemli bir işlevi yerine getirdi.  Biraz
önce Haluk Bey ile  görüşüyorduk, Türkiye'de habercilik yapan  çok
iyi  bir televizyon  kanalı olarak yayına başladı. Sanırım  herkes
tartışmasız bu düşünceyi kabul  ediyordur.

Bursa'daki  medyaya  bakışımız bu. Geçen yıl l  Ağustos  tarihinde
Bursa  Gazeteciler Cemiyeti'nin 50. kuruluş yıldönümünü  kutladık.
Bu  çerçevede bir medya araştırması yaptırdık. Hem  vatandaşların,
hem  okuyucuların hem de basın mensuplarının, genel  anlamda medya
organlarına  veya  basın çalışanlarına bakış açılarını  belirlemek
amacıyla  yaptık  bunu. 863 kişiyle yüzyüze  görüşüldü,  bunu  bir
kamuoyu   araştırma şirketi gerçekleştirdi. Bunları çok hızlı  bir
şekilde  geçeceğim,   çünkü  önemli veriler,  ilginizi  çekecektir
sanıyorum.

1-  Sizce  medya  çalışanları  birey olarak  güvenilir  ve  saygın
insanlar  mıdır? Yüzde 57.1 evet, Yüzde 40.l hayır yanıtı verildi.
Yani  medya  çalışanlarını güvenilir buluyor.  Yani  birey  olarak
güvenilir ve saygın insanlar sorusuna yüzde 57'si evet diyor.

2-  Türkiye'de  toplumsal  muhalefeti  yönlendiren  en  etkin  güç
nedir?  Yüzde  67  medya deniyor, ardından  yüzde  16  ile  siyasi
partiler,  yüzde  11 ile sivil toplum örgütleri geliyor.  Medyanın
çok güçlü olduğu bu soruda çok net olarak ortaya çıkıyor.

3-  Türkiye'de  medya  halkın sesi olmayı becerebiliyor  mu?  Evet
beceriyor diyen yüzde 52.6, hayır diyen yüzde 46.6, yani toplumsal
muhalefeti  yönlendiren en etkin güç olarak  nitelenirken,  halkın
sesi olmayı  başarabiliyor sonucu çıkıyor. Bu çok önemli bir nokta
basın açısından.

4-  Medya söylenildiği gibi milletin sesi midir, yoksa belli   bir
kesimin  sesi  midir?  Belli bir kesimin  sesi  diyen  yüde  51.4,
milletin   sesi diyen yüzde 47.4 oranı ile karşılaşıyoruz.  Burada
da gazete ile medya  patronları etkili oluyor sanıyorum.

5-  Türkiye'de  medya bağımsız mıdır? Yüzde 59.5  yani  yüzde  60,
bağımsız  değildir diyor. Yüzde 38.9 da bağımsızdır diyor.

6-  Sizce  Bursa'da yerel basın bağımsız mıdır? Yüzde  50.4  evet,
yüzde   47.6 hayır. Yani eşit, yüzde 50, yüzde 50 cevap  verilmiş.
Burada  yerel   medyaya  biraz farklı bir  bakış  açısının  olduğu
görülüyor.

7-  Bursa'da  yerel basını yetkin, gelişmiş ve  kaliteli   buluyor
musunuz? Yüzde 65.7'si evet, yüzde 33'ü hayır diyor.

8-  Bursa'daki  yerel basının güçlü olduğu düşüncesine   katılıyor
musunuz? Yüzde 71.6'sı evet, yüzde 26.2'si hayır diyor.

9-   Yerel   gazetelerin  Bursa'nın  gelişimine  katkısını   nasıl
değerlendiriyorsunuz? Yüzde 76.9'u olumlu, yüzde  17.4'ü  etkisiz,
yüzde 4.9'u da olumsuz olarak nitelendiriyor.

10-  Sizce  medyaya  sansür getirilmeli midir? Bu  soruyu  medyaya
genel  bir  bakış açısından soruyoruz. Yüzde 67.9'u  hayır,  yüzde
30.9'u evet cevabını veriyor.

11- Gazete, tv ve radyoları birlikte düşündüğünüzde, hangi medyada
çıkan haberlere daha çok güveniyorsunuz?

Burada  toplumun  eğitim  düzeyini de  rahatlıkla   görebiliyoruz.
Yazılı medyaya yüzde 18.2, görsel medyaya yüzde 40'lık  bir  güven
çıkıyor.  Sesli  yayın yapanlar 12.3, tümüne  güveniyoruz,   18.2,
hiçbirine  güvenmiyoruz  yüzde 10 olarak  belirleniyor.  Görüldüğü
gibi  yazılı medya ile görsel medya arasında çok büyük  fark  var.
Çünkü   insanlarımızın  okuma  alışkanlığı   son   derece   düşük.
Türkiye'de  20 yıl önce toplam tirajlar 2.5-3 milyon civarındaydı,
promosyonlar   olmasa, tencere-tava verilmese  rakamın  yine  aynı
düzeyde  kalacağını  söylemek sanıyorum yanlış olmaz. İnsanlarımız
hala  okumaktan uzak.  Eğitim sistemimiz bu alışkanlığı bir  türlü
kazandıramıyor  yıllardır. Biz gazeteciler  de  toplumun  içindeki
bireyleri  olarak,  ne   yazık ki bunu becerememişiz.  Bu  nedenle
görsellik  ön  plana   çıkıyor ve görsel medyada  çıkan  haberlere
güvenilirlik artıyor.  Bu çok ilginç bir sonuç bence.

12-   Şimdi   burada  genel  anlamda  hepimiz  yerel  gazeteciyiz,
televizyoncuyuz, radyocuyuz. Sizlere ışık tutabilecek  ilginç  bir
soru   var.  Siz   gazete  patronu  olsaydınız,  yapacağınız   ilk
değişiklik ne  olurdu?

Yüzde  25  ile  haber  alanını genişletirim  deniyor,  yüzde  21.6
dürüst  ilkeli habercilik isterim, yaparım,  Yüzde 8.9 ile sansürü
kaldırırım,  yüzde  8.5 tarafsız habercilik  yaparım,  yüzde  13.4
halka  yakın  yayın   politikası izlerim, yüzde  5.4  ucuz  gazete
çıkartırım,  yüzde  3.2   kaliteli  yayın,  yüzde  2.3  promosyonu
kaldırırım.   Yani katılanların yüzde 50'ye yakını  haber  alanını
genişletirim  ve dürüst ilkeli habercilik yaparım  diyor.  Bu  çok
önemli  ve hepimize ibret olacak bir gösterge.

13- Medyanın siyasetçilere tavrı nasıl olmalı?

Yüzde  57.3 eletirmekle yetinmeli, yüzde 16.9'u dentelemeli, yüzde
9.3'ü  yönlendirmeli,  yüzde 10.8'i hiç karışmamalı  diyor.   Yani
büyük  çoğunluğu 57.3'ü eleştirmekle yetinmeli, fazla  karışmamalı
şeklinde görüş belirtiyor.

14-  Şimdi burada gazetecilere sorulan bir-iki soru var.  Yaklaşık
90-100   civarında   gazeteci   arkadaşa   yöneltilen   soru   bu.
Meslekdaşlarınızın  yaptıklarından   kendinizi   sorumlu   tutuyor
musunuz?

Yüzde   48.2'si   evet,  yüzde  24.7'si  hayır,  27.1'i   de   ben
bilmiyorum,  fikrim  yok veya cevap vermiyor. Yani  arkadaşlarımız
kendilerini,  meslekdaşlarının  yaptıklarından  sorumlu   tutuyor.
Biraz önce  Haluk Şahin'in dediği gibi, başka kanallarda çıkan "az
sonra"lar,   Kanal D'de olmamasına rağmen, insanlarda varmışcasına
bir imaj yaratıyor.

Bu   nedenle   biz   bütün  medyadan  radyo,  televizyon,   gazete
haberciliğinden kendimizi sorumlu  tutuyoruz, tutmalıyız da, tutup
eleştirmeliyiz.  Zaten   toplumda en çok  eleştiri  ve  özeleştiri
mekanizması,  bence  basında yapılıyor. Başka  hiçbir  kesimde  bu
kadar  ciddi  anlamda özeleştiriler, kendini sorgulama yapılmıyor.
Televizyonlara   bakın,  açık  oturumlara   bakın,   gazetecilerin
katıldığı   bütün   toplantılarda,  özeleştiri  yapılıyor.   Tabii
kendimizi  sorguluyoruz. Bu özeleştirilerin, sorgulamaların  basın
çalışanlarını   iyi   noktalara   götüreceğinden   eminiz,   bunun
işaretlerini görüyoruz.

15- Önemli bir konu olan, daha doğrusu sorun olan özlük hakları ve
sendikalaşma  olayı ile ilgili bir soru yönelttik arkadaşlarımıza.
Sendikasız çalışmak ne gibi sorunlar yaratıyor?

Yüzde   60   fikrim   yok,   cevap  yok  demiş.   Ankete   katılan
arkadaşlarımızın büyük bir çoğunluğu, sendikasız çalışmak ne  gibi
sorunlar   yaratıyor sorusuna yanıt vermemiş. Bunun altında  acaba
hangi  çekince  yatıyor? diye sorduğumuzda yanıtını bulmak o kadar
da zor değil. Bu  soruya verilen yanıtlar şöyle; özlük haklarından
yararlanamıyoruz  4.7,   gelecek güvencemiz  yok  5.9,  haklarımız
kısıtlanıyor  2.4,  sorun yaratmıyor 4.7, sendikalı  olmak  önemli
değil  2.4,  gazeteci kimliğini savunamıyor 3,  iş  güvencesi  yok
2.4,  sosyal  haklar alınamıyor 4.7, diğerleri de  9.4.   Bunların
dışında  59.9'u  da,  "biz cevap  veremeyiz,  fikrim  yok"  diyor.
Sonuçta   işini   kaybetme   korkusuyla   verdikleri   yanıtlarda,
gazetecilerimiz kendi haklarını  savunamadıklarını çok net  olarak
ortaya koyuyorlar. Bence bu çok acı bir gerçek.

16-   Haber   ya   da   köşenizi  yazarken  hangi   engellemelerle
karşılaşıyorsunuz? Bu da aynı şekilde önemli bir sorun.

Verilen  yanıtlar; 62,3 fikrimiz yok veya cevap yok.  Yüzde  62.3,
çok   büyük   rakam.  Bunun  dışında  gerçekçi  olanlar,   fikrini
söyleyebilenler    şöyle  yüzde  11.8'i,  "patron   ve   yakınının
psikolojik etkileri benim haber ve  köşemi yazarken etkili oluyor"
şeklinde   görüş   belirtmiş.  Yüzde  3.5'i   etik    kurallarıyla
çatışabileceği  endişesi  taşıyor,  9.4'ü  yasalara  karşı   gelme
nedeniyle  başı  belaya girmesin diye engelleniyor,  8.2'si  yakın
çevrenin  etkisi  altında kalıyor, 2.4'ü gelecek kaygısı  taşıyor,
çok  küçük   bir  kesim  de, yüzde  1.02'si  kendi  siyasi  görüşü
nedeniyle engellenebiliyor.  Bunlar çok ilginç göstergeler.  Yerel
basında  yapılmış  olsa da,  önemli gerçekleri ortaya  koyabildiği
için, Bursa'da hem meslek  mensuplarının hem de onların ürünlerini
tüketen   kişilerin   görüşlerini    açıklayabildiği   için   size
yansıtmayı  zorunluluk,  aynı  zamanda   sorumluluk  olarak  kabul
ediyorum.

Haluk   Şahin   biraz  önce  televizyon  yayıncılığı,  haberciliği
açısından Türkiye'nin genel yapısını  ortaya koydu. Bu genel  yapı
içerisinde  yerel medyaya  baktığımızda, pek de farklı  olmadığını
görüyoruz.   Anadolu'da  geniş  bir  kesimde   gazete   sahipleri,
matbaaları  olan, eskiden beri gazetecilik  yapan  arkadaşlarımız.
Ama  çoğu  hala  tipo tekniğiyle devam  ediyor.  Yeni  teknolojiyi
kullanamıyorlar  gerektiği gibi.  Televizyonlara baktığımızda  ise
bu  durum biraz daha farklı.  Burada işadamları karşımıza çıkıyor,
radyoda  da  aynı  şekilde.  Hatta ilk dönemlerde  kasaplar  bile,
radyo  sahibi  olmuştu.  Mülkiyetteki bu farklılaşma doğal  olarak
basın   etiği  sorununu   beraberinde  getiriyor.  Orada   çalışan
arkadaşlar  ancak  bir noktaya kadar medya etiğini  savunabilirler
ama nereye kadar savunurlar bilmiyorum.

Bursa'daki   yerel  medyanın  durumu,  yapısı  bu.   Sanayici   ve
işadamları  bütün Türkiye'de olduğu gibi burada  da  genel  olarak
medya  içerisinde yer alıyor. "Bunun nedeni ne?" diye sorduğumuzda
karşımıza   teknolojinin  inanılmaz  derecede  yüksek  maliyetleri
çıkıyor.  Artık  birkaç  milyon  Dolar  yatırım  bir  anlam  ifade
etmiyor.  Bursa'da  bile   100, 300,  500  milyon  Dolar'la  ifade
edilebilen  rakamlar  sözkonusu.   Aslında  dün,  fırsat   olsaydı
Bursa'daki basın kuruluşlarını gezecektik,  ancak programın  yüklü
olması bunu engelledi.

Tabii,  sermayenin  medyaya bu kadar yönelmesi ilginç  bir  durum.
Bununla  ilgili  sorulara  sürekli muhatap  oluyoruz.  Bu  sorular
özellikle gazeteci  kuruluşu olarak biz cemiyet başkanlarına  daha
sık  yöneltiliyor.  Bunun  yanıtı çok basit ve  hepimiz  bunu  iyi
biliyoruz.  Bunu da kısaca  kamuoyundaki etkinlik ve politik  gücü
elinde      bulundurmanın     dayanılmaz      cazibesi      olarak
nitelendirebiliriz.    Ayrıca   dünden   beri    dile    getirilen
olumsuzluklar  da ortaya çıkıyor. İşte  biraz önce  saydığım  gibi
patron-politikacı  ve  yakın  çevresi,   çevre  ilişkisi,   reklam
verenin  rating ve tiraj tercihleri,  medyanın yayın politikasının
belirlenmesinde çok önemli roller  oynuyor. Yaygın  medyada  etken
olan   bu   nitelikler  artık  yerel   gazetelerimizde  de   yerel
televizyonlarımızda  da  belirmeye  başlıyor.   Patron  ve   yakın
çevresi, haber-habercilik kavramında belirleyici rol  oynar konuma
geliyor.

Böyle  bir  saptama yaptıktan sonra, yerel medyada uygulama  nasıl
olmalı?  Birincisi, yaşadığı kentin sesi, kulağı ve  gözü  olmalı,
mutlaka  toplumla bütünleşmelidir. Yerel, yaygın basının kitlelere
ulaşamadığı noktadır. Bursa gazetelerini incelediğinizde  çok  iyi
habercilik    yapıldığını  göreceksiniz.  Bunda  büyük  teknolojik
yatırımların   yapılmasının yanında, gazeteci arkadaşlarımızın  da
giderek  uzmanlaşması, kendini yetiştirmeye önem vermesinin etkisi
vardır.   Bu  çok  önemli.  Çünkü bir  çok  ilimizde  bunun  böyle
olmadığını  yakından   biliyorum.   Federasyon   yönetiminde   yer
alıyorum. Federasyon olarak da bütün Türkiye'yi il il dolaşıyoruz,
realiteyi  görüyoruz.  Bursa  basınından  bahsederken,  onları  da
gözardı  etmiyorum.  Hala kurşun elle  dizilen  matbaalarımız  var
Anadolu'da.

Ama  herşeyden  önce,  elle de dizilerek de gazete  yapılsa,  önce
habercilik geliyor.  Bence haberde nitelik ve doyuruculuk  mutlaka
sağlanmalı.  Gazetelerimizde, yerel gazetelerde,  televizyonlarda,
radyolarda  mutlaka  haberciliğe çok önem  vermeliyiz.  Habercilik
güvenilir olmalıdır. Biraz önce size yapılan çalışmadan bahsettim,
medyaya  güven,  yerel medyaya güven de çok  yüksek  değil,  yüzde
50'lilerde kalıyor. Ama sonuçta yüzde 50'lileri yakalamak bile çok
büyük   başarı.   Çünkü    Bursalı  patronlarımız   aynı   zamanda
politikacı. Şimdi bu gazetelerle ilgili görüş belirtirken,  "karşı
fikirlerde  olduğu için medyaya güvenmiyorum" görüşü belirtiliyor.
Olayın  bu   yönünü  de  gözden uzak tutmamak gerekir.  Bursa'daki
güvenilirlik,   belli  bir   noktayı  yakalamış.   Anadolu'da   da
habercilik  çok  önemli. Anadolu'daki gazetelere bakıyorum  gündüz
saat  15.00'te  sayfayı  kapatmış. Çünkü   esas  işi  matbaacılık.
Ertesi  günün gazetesini bir gün önce, günün  yarısında kapatıyor.
Böyle  bir habercilik anlayışı, gerçekçi  olmaz. O zaman siz yerel
gazetecilik    yapamazsınız,   siz   gazetenizi     okutamazsınız,
satamazsınız, ilan alamazsınız.

Bursa  için  konuştuğumuzda, gazete haberciliği  gece  saat  02'ye
03'e  kadar  sürebiliyor. Normal günlerde  01'den  önce  gazeteler
kapanmıyor,  sayfalar,  03'e  gerektiğinde  04'e  kadar   haberler
bekleniyor.  04'te  gece  sabaha karşı baskı  yapılıp,  ikinci  ek
dağıtım  yapmak koşuluyla bile olsa yetiştiriliyor.  Böyle  olunca
yaygın  basında yer almayan haberler Bursa basınında   olabiliyor.
Hatta  zaman zaman ulusal düzeyde gündemi belirleyebiliyor.  Bursa
basını  olarak, insanlara gazeteyi satmanın yolunu  böyle  bulduk.
Her   zaman  yaygın  basının önüne çıktık.  Bu  Anadolu  basınında
nereye  kadar yapılabilir? Şimdi belki beni eleştiriyorsunuz  ama,
ben  olaylara  realist  yaklaşıyorum, Bursa  basınını  baz  alarak
bakıyorum.  Sabaha  karşı gazete  basıyoruz ve  bu  gazetelerimiz,
ciddi  anlamda   okuyucu  buluyor ve iyi haberleri  de  bazan  yok
satıyoruz,  gazeteler bitiyor  bayilerde. Bunlar çok  önemli.  Ben
bunları   size  örnek  olarak  veriyorum.  Işık  tutacağını   ümit
ediyorum.

Yerelde, gazeteci-politikacı, gazeteci-bürokrat,  gazeteci-işadamı
ilişkileri  çok  üst düzeydedir. Çünkü çok dar bir   bölgedesiniz,
sanayici,  bürokrat, siyasetçi biraraya geldiğiniz zaman  herhalde
beşyüz   kişiyi   geçmez.  Bu  kadar   dar   bir   çerçevede   yer
alıyorsunuz,  buluşuyorsunuz. Ve bu beşyüz kişi  arasında  sonuçta
ahbap-çavuş ilişkileri başlıyor. Bu ilişkiye  girdiğinizde,  büyük
tehlike  ortaya  çıkabiliyor. Dün de anlatıldı,  ben  yerel  bazda
bakıyorum  meseleye,  asla  abi-kardeş  ilişkisine   girmeden,   o
çizgiyi, mesafeyi ciddi anlamda koyabilmek  gerekiyor. Yani  Nazmi
Bilgin   dün  söyledi;  "asla  yazamayacağınız   derecede   samimi
olmayın".  Bu  hepimiz için geçerli bir kural.   Özellikle,  yerel
medya için çok daha uç noktada bence.

Haberciliğin, yerel medya için ne kadar önemli olduğunu  anlattık.
Bunun  için  de  muhabir alacaksınız, en az  iki-üç  muhabir.  Dün
kalifiye  elemandan  söz  edildi.  Basın-Yayın  mezunu  arkadaşlar
ilçelere,  küçük illere kolay kolay gitmiyorlar. Bunun  olması  da
çok  zor.  Görev  biraz da sizlere düşüyor. Usta-Çırak  ilişkisini
sonuna  kadar  kullanmanız gerekiyor, usta-çırak ilişkisini sonuna
kadar    kullanırsanız,  eleman  sorununu  bir   nebze   de   olsa
aşabilirsiniz.

Ama çok daha önemli bir şey var, gittiğim  illerde şunu görüyorum;
hiçbir  gazete, televizyon, radyo  Anadolu Ajansı'na abone  değil.
Anadolu  Ajansı,   100  Dolar,  150 Dolar  aylıkla  haber  servisi
yapıyor.  Günde  700 haber geçiyorlar ve artık sistem  çok  kolay.
Eskiden teleks hattıyla  almanız lazımdı, öyle bir şey yok  artık.
Şimdilerde bin Dolarlık  bir harcama, bilgisayar, bir çanak  anten
koyuyorsunuz,   haberiniz  direkt olarak bilgisayara  düşüyor.  Ve
bunu   dizgili   olarak,  ofset  sisteminiz  olmasa  bile,  oradan
çıkışını  alıp  dizebilirsiniz. Şimdi 150 Dolar ne kadar  yapıyor?
Yaklaşık  45  milyon lira. Ancak 45 milyon Lira  Anadolu Ajansı'na
ödemek zor geliyor. Halbuki Anadolu Ajansı'nın  günümüzde birtakım
şeyleri aştığını görüyorum.

Radyolarımız,  televizyonlarımız,  gazetelerimiz,   haberi   başka
yerden alıp, biri-iki notla yazıp kendi radyomuza, televizyonumuza
yansıtırsak, bunun güvenilirliği olmaz. Yani Anadolu Ajansı devlet
ajansı   ama,  sonuçta  gene  de  objektif   habercilik  yaptığını
gözlemliyorum.  Anadolu Ajansı'na  45 milyon Lira gibi  rakamlarla
abone olmalıyız bence.

Sonuç olarak, yerel gazete, yerel televizyon, yerel radyo, mutlaka
kentiyle  bütünleşmeli, acı ve mutluluklarını  anında  paylaşmalı,
günlük   yaşamla   içiçe  girmeli,  kentinin  medyası   olmalıdır.
Haberciliği de mutlaka ön plana çıkarmalıdır. Eğer iyi  habercilik
yaparsanız,  siz  el baskısıyla da kurşun  dizgiyle  de  yapsanız,
nasıl  basarsanız   basın,  iyi  televizyonculuk,  iyi  habercilik
yapıyorsanız  ve  sık  sık haber veriyorsanız televizyonunuzda  ve
insanların yaşadığı ortamı anlatıyorsanız, radyonuzda da  sık  sık
habercilik yapıyorsanız, başarılı olmamanız için hiçbir neden yok.

Yerel  medyayla  ilgili anlatacaklarım bunlar.  Beni  dinlediğiniz
için  çok teşekkür ediyorum.