SEMİNER KONUŞMALARI
"RADYONUN İŞLEVİ"
Mustafa GERÇEKER
Benim 17 yaşında bir oğlum var, boyu benden uzun. 17 yıl önce
altı aylık filan, çift taraflı fıtık olduğu anlaşıldı, ameliyat
olacak. Küçük bebek biz bunu aldık hastaneye götürdük, onu
ameliyathaneye soktular, biz annesi ile oturduk dışarda
bekliyoruz. Kafamızda inanılmaz görüntüler var düşünebiliyor
musunuz? Hepimizin çocuğu oldu, şu kadar küçücük bebek, kan,
revan içinde bir bebek, kesiliyor, bağırıyor, ağlıyor, ikimizin
de ağzını bıçak açmıyor. Hastanede bir kenara çekildik sigara
içiyoruz. 45 dakika sonra çocuğu getirdiler hiçbir şey olmamış.
Sadece iki taraflı kasığında iki küçük plaster var. Ne kan, ne
şişlik, ne kesilme, ne biçilme var, hiçbir şey yok. Müthiş bir
hayret.
İkisinin arasındaki fark; birinci durum, yani bizim kafamızdaki,
beynimizdeki düşünsel görüntülerle baş başa kaldığımız durum
radyo dinleycisinin durumu. Hiçbir şey olmamış çocukla karşı
karşıya kaldığımız durum da televizyon izleycisinin durumudur. Bu
kadar kesin hatlarla birbirinden ayrıdır. Hangi radyocu, radyo
işletmecisi demiyorum, çünkü benim bahsettiğim radyocu mikrofonu,
stüdyoyu ve o cihazları kullanan kişidir.
Ben çok teknik ve çok odaklanmış konuşmak istiyorum. Hangi radyocu
düşünsel resimler çizebilir ise, o radyo o kadar başarılı olur.
Radyo düşünsel görüntüler çizme sanatıdır. Neyle çizeceksiniz,
sesle, sözle. Kullanacağınız şeyler belli, ses. Ya müzik olarak ya
efekt olarak, ya da söz olarak. Yani radyo insanların
beyinlerinde görüntüler yaratmalıdır. Bazen bu bir sevgilinin
görüntüsüdür, bazen bir trafik kazasının görünmeyen, gerçekle hiç
ilgisi olmayan görüntüsüdür. Bazen yine gerçekte olmayan bir
üzüntü, bazen yine gerçekle hiç ilgisi olmayan bir sevincin
görüntüsüdür. Radyonun etkisi buradadır. Televizyon müstehcen bir
cihazdır, herşeyi görürsünüz. Düşünmenize, hayal kurmanıza hiç
imkan vermeyen bir araçtır. Televizyonu o yüzden hiç sevmiyorum.
Son derece etkili, ama hiç sevmiyorum. Radyoyu seviyorum, son
derece önemli çünkü, radyo benimle baş başa kalabilen tek
iletişim aracı. Radyo cebinizde, tuvalette, yatakta, dışarda
gezerken, yatarken, okurken her zaman yanınızda olabilecek en
değerli arkadaş. Halen de en önemli iletişim aracı.
Radyo kişiseldir. Televizyonu oturur hepimiz aynı keyfi alarak
izleyebiliriz, ama radyo yayını yapalım, şu kadar kişi birarada
dinlememiz mümkün değildir. Çünkü burada hepimiz bize verilenle
baş başa kalmak ihtiyacı içindeyiz. Radyo kişisel bir yayın
aracıdır. Radyo şu anda hala en hızlı iletişim aracıdır. Radyoyu
bir, düşünsel görüntü çizmek için kullanan, iki, hızlı bilgi
iletişimi için kullanan başarılı olur. Böyle bazı önemli şeyleri
ekleye ekleye vereceğim size.
Radyolar bizde çoğunluğu en kolay radyolar. Sabah müzikle
başlıyor, akşam müzikle bitiyor. Bir bakıyorsunuz bir tarafta rock
parçası, o bitiyor arabesk başlıyor, arabesk bitiyor, Türk müziği
başlıyor, Türk müziği bitiyor fasıl başlıyor. İnanılmaz! Arada da
zevzeklik eden bir sürü adam. Ne başı belli, ne sonu belli. Ben
İsviçre'ye gittim, otel odasına girdim bavulumu açıyorum, radyo
benim yanımdan hiç ayrılmayan bir şey, cebimde, çantamın içinde
de var kulaklıkla dinliyorum kimse rahatsız olmasın diye. Her
zaman dinliyorum. Çantamı açıyorum radyomu çıkardım koydum açtım,
altı tane kanal var, ingilizce olanını tesadüf buldum, nefis bir
caz müziği çalıyor ... bitti, harika bir erkek sesi günün
sıcaklıklarını verdi, trafik durumunu, çok hoş bir şey.
"Pencereleri kuzeye bakan insanlar sokağa çıkmak üzereyseler
gelen şeye bir baksınlar" dedi. Kuzey ne taraf bir düşündüm,
kuzey, belli müthiş simsiyah bulutlar dağlardan iniyor, gördük,
"şemsiyelerinizi unutmayın" dedi. Radyonun bu etkisini ne
televizyonla, ne gazete ile yaşayamazsınız, elde edemezsiniz. Son
derece çarpıcı bir örnek pencereniz kuzeye bakıyorsa geleni görün
ona göre sokağa çıkın, şemsiyenizi alın. Hoş! Arkasından müthiş
kar geldi, kıştı çünkü.
Radyonun bir başka hoş tarafı, anında yayını kesip, bilgi
verebilmesi. Demin söyledim hızlı bilgi iletişimi. Dolayısıyla
baştan sona müzik yayını değil, ama aralarda, hele hele son
birkaç aydır yaşadığımız önemli günlerde sık haber veren radyo,
düzgün, doğru, gerçekçi haber veren radyo hiçbir basın yayın
iletişim aracının sahip olamayacağı bir avantaja sahip olacak. Ve
de ne gazeteciler, ne televizyoncular buna erişemeyecektir,
yerinde kullanılırsa tabii.
Biraz önce müzikten bahsettim. Sabah daha gözümüzü oğuştururken
yataktan kalkıyorsunuz, kalkmadınız bile gözünüzü
oğuşturuyorsunuz, gece mi olmuş, gündüz mü, ben neredeyim, burası
neresi diye bakınırken, radyoya basın, inanılmaz bir göbek havası
çalıyor, olmaz böyle saçma şey! Yahut dans müziği çalıyor, olmaz
böyle şey! Radyo günün ritmine uymalıdır. Uyanan insanın beyin
dalgaları ve beyin dalgaları ile vücudunun uyumu belli bir sürede
sağlanır, asgari 20 dakikadır. Bu 20 dakika aşağı yukarı herkesin
uyandığı saatler bellidir işe gitmek zorundayız. Bu 20 dakikayı o
ritmin gelişimine uygun biçimde kullanmalısınız. Ha TRT'nin
yaptığı gibi çok ağır müzik ile herkes sabahı karşılamayacak
tabii ama, o saatte insanı hem kısa sözlerle, kısa bilgilerle
güne hazırlayan, hem de arada o ritmin oluşumunu sağlayan küçük
müzikler, gürültüsü olmayan tempolu müzikler insanların uyanması
için en uygun ortamı oluşturur. Demin dediğim gibi göbek havası
ile insanı karşılayamazsınız.
Radyo yaşamın ritmine uymalı, kısaca bu. Sabah böyle insanları
uyandırıp dokuza getirdikten sonra istediğinizi çalın, göbek
atsınlar. Öğleyin yemek yerken her yerde bir yemek müziği adeti
vardır, radyoyu dinleyen insan da öyle bir müzik dinlemeli. Çünkü
ihtiyacı, kulakları, beyni orada olmayacak. Midesinde, kan mideye
gidiyor beyinde değil. Beyinde azalan kan, azalan algılama
demektir. Öğle saatlerinde sabah dinlettiğiniz müzikleri
koymayacaksınız, öğle saatlerinde o yemek ortamına, o vücudun,
organizmanın, elektrokimyasal durumuna uygun müzik çalmalısınız.
Öğleden sonra insanlar uykuya yatma ihtiyacındadır. Uykuya yatma
ihtiyacındaki insanı dans ettiremezsiniz, dans müziği olmayacak
orada, gürültülü müzik olmayacak. Ne zaman asıl insanın
organizması bu işleri almaya hazır, akşama doğru. Ama o zaman da
televizyonla rekabetiniz var. Dolaysıyla radyo planlamacıları
televizyonu da düşünmek zorunda. Radyoda dinletmek istediğiniz
bir program var ise, televziyondan seyredilmeyecek programların
karşısına onu koymak zorundasınız. Televizyonda ne kadar boş,
olmayacak program var ise, onun karşısına radyocular dinletmek
istedikleri programları koymak zorundalar. Yoksa radyonun
televizyonla rekabet etmesi mümkün değil.
Efendim Türkiye'de isimler üzerlerine alınabilirler, hepimiz
gazeteciyiz. Şimdi Cindy Crawford görmek isteyen bir adam,
bikini, mayo ile, şimdi Crawford görmek isteyen bir adamı siz
radyo programı dinlemeye zorlayamazsınız, çünkü o saatte onu
televizyonda görecek o, onu orada görecek. Radyo bitti, ölmüştür.
Bu kadar basit. Televizyonun girmediği zamanlarda radyonun, radyo
programlarının dinlenme oranı artıyor. Gece geç saat, artık
yorulmuşsunuz. Yine dans müziği yok. artık klasik müziğe
geçebilirsiniz, Türk sanat müziğine geçebilirsiniz. Ve bu defa da
insanları o yorgun beyinleri ile yatağa, uykuya hazırlayacak,
onları rahatlatacak, dert ortağı haline getirmelisiniz radyonuzu.
Ritmik müzik yok. Düşecek müzik ve sözle besleyeceksiniz,
insanlar bir şey dinleyecek, bir şey öğrenecek. Kendilerinin
dertleriyle, sevinçleriyle, üzüntüleriyle, hayal kırıklıklarıyla
yalnız başına olmadığını, başkalarının da aynı şeyleri yaşamakta
olduğunu bilecek.
Radyo bir moral iletişim aracı aynı zamanda. Radyo bazen omuzuna
başınızı dayayacağınız bir annedir. Bazen umutsuzlukla aradığınız
babanın koludur. Sizi çevreleyecek, güven verecek bir koldur.
Bazen bir danışmandır, bazen bir sırdaştır, bazen bilgi verir,
bazen kızar -özellikle çevre konusunda- ama bunları yerinde
yaptığı zaman çok etkilidir. Yerinde yapmadığı zaman ne verebilir
ne de etkisi olabilir. Radyo her şeyin ötesinde bir arkadaştır.
Şurada dışarda iki metre boyunda kar olsun, sabah kalktınız,
yürüyeceksiniz, tek başınıza, hiç kimse yok, köpekler de yoksa
korkmanıza da gerek yok. Yürüyeceksiniz, sessizlik, muazzam bir
sessizlik var, yanınızda olabilecek ikinci bir kişiye bile
tahammülünüz yok. Konuşmak gerekiyor. Ama bir radyo, kulaklığınızı
takarsınız, sessizlikte hiç kimseyi rahatsız etmeden kendiniz de
yalnızlığın keyfini yaşayarak. Ama yalnız olmadan çok önemli bir
şey bu. Bütün eksikliklerinizi o kulağınıza gelen hafif seslerle,
melodi de olabilir, insan sesi de olabilir, destekleyerek,
eksiğinizi de kapatarak, burada sabah turunuzu atabilirsiniz.
Radyo, herhangi bir yerle herhangi bir işle, hiç o işe engel
olmadan kullanılabilir. Yazı yazarken de kullanabilirsiniz,
seçtiğiniz programa bağlı. Sadece müzik vardır, söz yoktur,
beyninizi oraya vermeye gerek yok. Yazarsınız, bazen müzik
istersiniz, bazen söz istersiniz, yerine göre her şeyi
yapabilirsiniz. Radyo daima cebinizde bulunabilir, televizyon gibi
değil.
Şimdi size çok onemli bir şey söyleyeceğim yine radyoyu
kullananlara, çok sevdiğiniz bir kişiye böyle benim gibi bağırarak
mı, "ben seni seviyorum" dersiniz? Yoksa kulağına eğilip, "Seni
seviyorum" mu? Mikrofon tekniği bu. Burasını bir stüdyo olarak
kabul edin. Bakın burada benim sesim her taraftan geliyor. Çünkü
bağırıyorum, duvarlardan yansıyor, hoparlörlerden geliyor. Şimdi
nereden geliyor? Birisi, haber verirken kullanılan tekniktir. Bu
ses mekanı yaratmadır. Radyocu vereceği mesaja göre mikrofona
uzaklığını ayarlamak zorundadır. Bakın benim sesim nasıl
değişiyor. Şu anda nereden duyuyorsunuz? Bakın geliyorum şimdi
nasıl değişiyor. Mikrofona ne kadar yaklaşırsanız, özel
mesajlarınız o kadar iyi anlaşılır. Çünkü mikrofon sizin
kulağınız. Ben sizin kulağınıza konuşuyorum şimdi. Radyonun özel
kişisel araç olması mikrofon tekniğiyle de kullanananlarla son
derece de ilgilidir. Bunu hiç kimse de unutmamalı, burada
radyolarınızdan yöneticiler var ise onlar aktarmalılar, eğer
mikrofonu kullananlar varsa onlar da çok sıkı not etmeliler. Evde
bunun egzersizini yapın ve kullanın, ne kadar büyük başarı
kazandığınızı göreceksiniz.
Şimdi, radyonun dönüm noktaları var, size onları vereceğim. Radyo,
çıktığı ülkelerde bizdeki gibi kullanılmıyor. Çok standart bir
araç. Öyle olağanüstü bir şey de değil. Ha herkes de dinliyor ama
öyle dinliyor işte. Birgün bir adam çıkıyor, adını şimdi
hatırlayamadım ama kendisi de radyocu. Bir tek şey keşfediyor bu
adam, radyonun patlama yaptığı dönüm noktası, "siz" yerine "sen"
demeye başlıyor programda. Hani var ya "sayın seyirciler, sayın
dinleyiciler", hayır hiç öyle sayını mayını yok zaten, "sayın
dinleyiciler" yok, adam keşfediyor, radyotek başında "sen" demeye
başlıyor. Bunu yapmaya başladığından itibaren diğer radyolar
bitiyor. Bu adam çıktığından itibaren herkes onu dinlemeye
başlıyor. Araştırıyorlar, üslübun farklı olduğunu, kimi kullanılan
ses mekanını, kimi de hitap şeklini belirtiyor. Radyonun birinci
dönum noktası.
İkinci dönüm noktası; şehirler büyüdükçe, yollar arttıkça,
radyonun en çok kullanıldığı yerin otomobil olduğu keşfediliyor.
Bugün otoradyolarını dinleyen insanları hesaba katmayan -ki
Bursa'da artık çok büyük bir şehir, burada da bayağı uzun
zamanlar otomobilde geçiriliyor- bu zamanı hesaba katmayan
radyocu başarı kazanamaz. Bir şoför trafikte, otosunda neyi
dinlemek ister? Bunun araştırmasını yapmadıysanız, evden gidiş,
eve dönüş saatlerinde oto kullanan insanları yakalamanız mümkün
değil, çünkü otoradyosunu dinleyen bir sürücü çok özel bir
dinleyici, çok özel şartları var. Bunu bilmek gerekiyor.
Bir başka dönüm noktası; insanlar ne kadar programa katılırsa,
anında, canlı yayında ya da soru sorar ve cevabını alabilirse, o
radyo o kadar çok dinlenilir. Bir başka dönüm noktası, radyo çok
küçük bir yere hatta mahalle boyutuna indi artık Avrupa`da,
mahalle radyosu dinleniyor, BBC değil. Yahut IBM radyoları değil,
İngiltere`de çünkü ulusal yayın yapan radyolar yaygın. Londra`daki
herhangi bir sorun, İskoçya`nın bilmem hangi köyündeki insanı
ilgilendirmiyor. İskoçya`nın o köyündeki insan, o köyü de içine
alan alana yayın yapan radyoyu dinliyor. Çünkü cebimdeki para beni
ilgilendiriyor, karşı taraftaki otomobiller değil. Cebimde ne
kadar para var? Neyi harcayacağım? Çevremdeki bakkallar, üzerinde
yürüdüğüm yol, çevrenin kirliliği, suyu, hava kirliliği, ne varsa,
bunlar beni ilgilendiriyor. Radyo bununla ilgilendiği anda başarı
kazanıyor.
Bir başka dönüm noktası, ta başta söylemiştim, tek insanlara
hitabeden bir yayın organı olduğu keşfedildiğinde, radyo yeni bir
patlama yapıyor. Bütün bunları göz önünde bulundurursanız, belki
televizyoncu arkadaşlarımız ve gazeteci arkadaşlarımız
söylediklerimden hoşlanmayacak ama, radyo hala, özellikle yerel
planda, yerel dediğim zaman üç beş tane on tane köy, yirmi tane
kasabayı, üç kenti içine alan değil, daha da küçüğe indirin
mahalle boyutunda hiçbir iletişim aracının rekabet edemeyeceği
hala en değerli, en önemli yayın aracı. Ama bunun kullanımı çok
önemli, ben de size o kullanımla ilgili bazı bilgiler verdim. Her
halde fazla da geç bırakmadım. Teşekkür ederim.
GÜNÜMÜZDE RADYO YAYINCILIĞI (*)
Radyo nasıl bir ortamdır (**)?
Radyo yayıncılığı söz ve sesle, yani yalnızca işitme duyusunu
kullanarak düşünsel ve duygusal resimler oluşturma sanatıdır. Bu
resmi etkileyici biçimde oluşturanlar başarılı bir radyo yayını
yapmış olurlar. Çünkü insanların zihinlerinde onları şu ya da bu
biçimde etkileyen bir illüzyon (yanılsama) yaratılmış olur .
Bu girişten anlaşılacağı gibi, radyo temelde kişisel bir iletişim
aracıdır. Televizyon yayınının gurup halinde izlenebilir olmasına
karşın radyo grup içinde dinlense bile "kişisel-öznel etki"
yaratan bir iletişim aracıdır. Söylenen sözlerin, kullanılan
müziğin, efektin herkes üzerinde tek tek, kendi kişisel
özelliklerine, deneyimlerine, o anda içinde bulundukları havaya
dayanan, farklı etkileri vardır. Radyonun bu kadar etkili olmasını
sağlayan, bir başka deyimle, "öznel algılama"dır. Yayında yer alan
her ögenin kişilerin üzerindeki etkisi farklı farklıdır.
(*) (Metin Sayın Gerçeker tarafından radyo ile ilgili eksik kalan
bilgilerin tamamlanmasına yönelik olarak hazırlanmıştır.)
(**)Burada "ortam" yayının yapıldığı, yani yapımların yer aldığı,
insanlara mesajın ulaştırıldığı araç anlamında kullanılmıştır. Bu
anlamda televizyon, sinema, plak, video kaset, ses kaseti gibi
şeyler de birer "ortam" dır.
İnsanlar gözlerini kapattıklarında görmeyebilirler. Radyo
dinleyicisi ise kulaklarını kapatacak durumda değildir.
Hoşlanmadığı bir şey olduğunda radyoyu kapatmalıdır. Yani radyo
çevrenin ayrılmaz bir parçasıdır. kendini dinletmek için
odaklanmış bir dikkat istemez. Bu nedenle o çevre içinde, çevrenin
öteki ögeleri ile paylaşılabilir. Gücünün büyük bir bölümü bu
özelliğinden kaynaklanmaktadır. Radyo dinleyciyi esir etmez, özgür
bırakır.
Radyo günümüzde hala en hızlı iletişim aracıdır. Böyle olduğu
içindir ki, haberler ve olaylara ilişkin gelişmeler, kamu
duyuruları, ivedi durum anonsları açısından öteki iletişim
ortamlarına göre büyük bir üstünlüğe sahiptir. Bu üstünlük
kullanılmalıdır. Kullanılmadığı taktirde, radyonun bir iletişim
aracı olarak, ötekilere üstünlük sağlayan hızı gereğince ve
yeterince kullanılmamış olur.
Heryerde kullanılabilir olması; cepte taşınabilmesi, teknolojik
gelişmeler sonucunda yürüyüşlere, koşulara, gezilere, otomobil
kullanımına vb., gerek hoparlörle gerek kulaklıklı haliyle eşlik
edebilmesi, yani fizik olarak hareketliliği ve her ortama uyumu,
insanlara ulaşabilmek için radyonun hala çok önemli bir yere sahip
olduğunu göstermektedir.
Radyonun dinleyici ile ilişkisi
Bütün öteki iletişim araçları için gerektiği gibi, radyo için de,
ulaşılacak hedef kitle açısından kapsamlı araştırma yapılmalıdır.
Dinleyici profili saptanmalıdır. Radyo hem kişisel etki yapan hem
de odaklanmış bir iletişim aracıdır. Radyonun, yayınını
yönlendirdiği hedef kitleye odaklanması çok önemlidir. Hedef
kitlenin özelliklerine göre belirlenen, dinleyiciyi çeken,
kendisine bağlayan bir yayın planlaması, radyoyu çalıştıran ve
başarıya götürecek olan dinamodur. Radyodan hedef kitleye doğru
işleyiş böyle iken, aslında, yayın aracının dinleyicilere ne
yaptığı değil, dinleyicinin radyo ile ne yaptığı çok daha önemli
görünmektedir. Radyo, dinleyicinin bütün dikkatini vererek
dinlediği bir araç mıdır? Yoksa geri planda eşlik eden, fon
oluşturan bir araç olarak mı kullanılmaktadır? Bunlar bilinmeden
radyonun hedef dinleyici ile ilişkisini oluşturan program-yayın
planlaması yapılamaz. Yaş gruplarına göre dinleyicinin radyoya
ilişkin tavrı nedir? Eğitim durumuna göre dinleyicilerin radyoya
ilişkin davranışları nasıldır? Yayın yapılan çevre günün önemli
bir diliminin otomobillerde ve trafikte hareket halinde
geçirilmesini gerektirecek biçimde yaygın ve hareketli bir çevre
ise, sürücülerin otolarındaki radyolardan neyi bekledikleri çok
önemlidir.
Radyoda yapımlar
Radyo yapımlarında kullanılan program ögelerinin tümü "ses"tir.
İnsan sesidir. Müziktir. Efekttir. Başarılı bir radyo yapımı bu üç
ögeyi de içermelidir. Yalnız başına bir müzik yayını, anlatmak
istediğimiz anlamda "radyo yapımı" değildir. Yalnız başına söz
yapımlarından oluşmuş bir yapım da bizim için doğru olan anlamda
"radyo yapımı" değildir. Efekt zaten tek başına bir yayın
oluşturamayacak olan destek türünden "ses"tir. zihinlerde
uyandırılacak görüntülerin daha somutlaşmasını sağlamak, atmosfer
yaratmak için kullanılır. Tek başına müzik yayınının bilgi içeriği
eksiktir. Yayınlanan müziğin türü, geçmişi, evrimi, yayında
çalınan parçaların eriştiği popülerlik düzeyi, icracılar varsa
onlar hakkında bilgi vb., gibi bilgi içerikli söz bölümleri bu
müzik yayınının kasdettiğimiz anlamda bir yayın olmaya
yaklaşmasını sağlayabilir. Tek başına söz yayınının, müzik ve
efektten oluşması gereken estetik desteği yoktur; yalın bilgi
içeriğinin, anlatımı zenginleştirecek öge eksikliğinin kesintisiz
algılama ve anlayarak izleme çabasının yarattığı yorgunluk ya da
sıkıcılık nedeniyle dinleyicileri başka istasyonlara geçecek kadar
bıktırabilir. Çözüm, anlamlı biçimde birleştirilmiş ve birbirini
destekleyerek etki yapan insan sesi, müzik, efekt karışımını
yakalayabilmektir.
Radyo yayını nasıl olmalı?
Radyo müzik kutusu değildir. Günümüzde insanların içinde bulunduğu
düşünsel tembellik nasıl ki, televizyon yayınlarında "eğlence"
yapımlarının, anlamsız ve sonu gelmez dizilerin ortaya çıkmasına
yol açıyorsa; aynı düşünsel tembellik ve kafa yormaktan kaçınma
tavrı radyo yayınlarında sonu gelmez ve rastgele biraraya
getirilmiş müzik yapımları olarak kendini göstermektedir. Yayın
yaptığı sürenin tamamını yalnızca müziğe ayıran radyo, günümüzde
kişilerin ihtiyaçlarına tam olarak cevap vermiş sayılmamalıdır.
Mesaj iletiminde en etkili yöntemlerden biri, belki de en önemlisi
olan insan sesi ve söz yayında yer almıyorsa, ya da hiç denecek
kadar düşük bir düzeyde ise, o radyo, özelliği olan bir istasyon
değil, sıradan, olağan, ortalama bir istasyon olmayı seçmiş
demektir. Çünkü yalnızca müzik yayınlayarak dinleyiciye ulaşmaya
çalışan bir radyonun öncelikle gözönünde tutması gereken, çalınan
müziğin popüler olmasıdır. Oysa aynı popüler müziği sonu gelmez
biçimde yayınlayan çok sayıda istasyon bulunmaktadır. Bu kadar çok
istasyondan yayınlanan bu müzik ürünlerinin oluşturduğu yapımı
farklı hale getirmek, farklı bileşim, karışım, yaklaşım, bakış ve
sunuş gerektirir. Yani bir insanın - yapımcının - hüneri
gereklidir. Bu olmadığı taktirde yapılan, yalnızca parçaları arka
arkaya dizip yayınlamaktır. Satınaldığı bir kaset ya da CD'deki
parçalardan yalnızca birini veya birkaçını beğenen ve o nedenle o
CD veya kaseti satın alırken böylesine seçici olan kişi acaba her
yerde duyabileceğinden farklı bir müzik sunmayan bir istasyonu ne
kadar tutar?
Radyonunun etkisi bölgesel ve ulusal olmaktan çok, yerel kaldığı
oranda büyük olmaktadır. Çünkü konuya ilişkin araştırmaların
sonuçlarına göre, insanlar ceplerindeki para, yakın çevrelerindeki
insanlar, günlük işler, çevrelerinde her gün ya da sık sık görmek
olanağına sahip oldukları fizik çevre ile öncelikle
ilgilenmektedir. O nedenle radyo yakın çevresine yayın yapmalı,
girdilerini yakın çevresinden almalı, yakın çevresini vurgulamalı,
evrensele yakın çevreden bakan bir yayın politikası izlemelidir.
Radyo, evrensele değinirken, uzak çevreden, "dağların ardından"
haber verirken, ne kadar yerel açıdan bakarsa, yerel ögelerden
yola çıkarak yorum getirirse genelle, evrenselle yereli o derecede
yakınlaştırmış olacaktır.
Radyo yayınlarına kişiler katılmalıdır. Dinleyicinin yakın
gevresinden tanıdığı, bildiği kişiler veya sıradan insanlar bu
iletişim aracınının yapımlarında ne kadar yer alırlarsa
dinleyicinin yapımla özdeşleşme olasılğı o kadar artar.
Günümüzde radyo her zaman olduğundan çok, bir "yakın çevre"
iletişim aracıdır. Bir inasının en yakınını yani yakın çevresini
düşündüğümüzde, ailesi, arkadaşları, dostları, işi-uğraşı, boş
zamanları ve bunları geçirdiği mekanlar vb., o insanın yakın
çevresidir. Radyo da bu çevrenin içindedir. O anlamda bir yakın
çevre iletişim aracıdır. Bu yakın çevre iletişim aracında,
dinleyici kendi yakın çevresini ne kadar çok ve etkili biçimde
bulursa bu istasyonun etkinliği ve başarılı olma olasılığı o kadar
yükselir, Bu yakın çevre iletişim aracı, dinleyici her istediğinde
onun yanında olmalı, hiçbir zaman ukalalık etmemeli, dinleyicinin
zaten bilmekte olduğunu tekrarlamamalıdır.
Radyo günlük yaşantının ritmine uymalıdır. Günün farklı
dilimlerinde insanların farklı ruhsal durumda olabileceğini,
farklı işlerle uğraşabileceğini, farklı mekanlarda
bulunabileceğini gözönünde tutarak yayın yapmalıdır. Sabah,
öğledensonra, akşam, gece hep birbirinden farklı zaman
dilimleridir. Sabah algılama düşüktür. Metabolizma yavaş yavaş
hareketlenmektedir. Radyodan yayılan yüksek tempolu müzik günün bu
dilimine hiç uygun değildir. Düşük bir tempo ve yumuşak
sunuşlardan oluşan bir yaklaşım seçilmelidir. Gece saatlerinde de
düşük tempo ve yumuşak bir sunuş uygundur. Söz bölümleri daha
ağırlıklı olmalı, dinleyici bu yapımları dinleyerek, yapıma
telefonla katılarak günün tortusunu üzerinden atmalı ve uykuya
hazırlanmalıdır. Zaman dilimlerine göre oluşan vücut ritmleri
radyo yayını açısından çok önemlidir. Metabolizma yavaşken,
"uyanın artık" bağırmalarına gerek yoktur. Yarışma saatleri "geç"
sabahtır. Sabah nostalji daha etkilidir. Bellek doruktadır.
Düşünsel hünerler öğledensonra düşer. Öğledensonra uyku saati için
yumuşak bir yayın ve anons gerekir. Akşam duygusal algılama
doruktadır.
Radyo, öteki iletişim araçlarının, özellikle kaydedilmiş müzik
ortamlarının (müzik kaseti, videoklip ve CD'ler) rekabeti ile
karşı karşıya olduğunu bilerek yayın yapmalıdır. Bilinmelidir ki,
sürprizi, yeniliği, tazeliği, değişkenliği ve bilinmezliği biraz
uzunca bir süre yitiren program bu rakiplerine büyük bir fırsat
verecektir ve dinleyici anında, kendi beğenisine ve tercihine göre
seçerek izleyebileceeği kaynağa, müzik kasetine, CD ya da
Videoklip izlemek üzere video aygıtına ya da video yayını yapan
bir TV kanalına kaçacaktır.
Yayın uyglamaları konusunda yapılan araştırmalar, yaygın inanışın
tersine, odaklanmış dar bir hedef kitleye yayın yapan ve yayın
planlamasını buna göre oluşturan bir radyonun daha başarılı
olduğunu göstermektedir.
Radyoda müzik
Radyoda kullanılan müzik, yalnızca boş zaman doldurmak veya
sunucuların parçalar arasında gevezelik etmelerine zemin
hazırlamak için ya da dinleyicilerin tümünün popüler olan liste
parçalarını sevdiği gibi yanlış bir varsayıma dayalı olarak,
peşpeşe dizilen parçalar biçiminde verilmemelidir. Müzik, insanın
içinde bulunduğu havaya ne kadar uygun olursa o kadar olumlu bir
etki yapacaktır. Müzik yalnızca varolan havaya uygunluk açısından
da düşünülmemelidir. Çünkü araştırmalar, kendi havasına uygun
müziği dinlemekten hoşlanan insanın aynı zamanda içinde bulunduğu
havayı her an değiştirebilecek bir sürpriz müzik umudunu da
taşımakta olduğunu ve bu beklentinin heyecanını duyduğunu
göstermektedir. O nedenle müzik hem duygusal durum (mood)
yaratmak, hem de varolan duygusal durumu değiştirmek için
kullanılmalıdır. Dinleyicinin belirli konumlara ve durumlara uygun
müzik dinlemek istediği, ama bu müziğin her an değişmesini
beklediği unutulmamalıdır.
Radyonun yarattığı izlenim
Radyo, gerektiğinde sığınılacak bir anne, öğüdü dinlenecek bir
baba, bir şeyi paylaşacak sevgili, dinleyicinin düşüncelerinde
oluşturduğu özgün görüntülerle bir sırdaş, yalnızlığın çaresi bir
dost, bilgi kaynağı, sessizliğin etkisini azaltan bir ses, bomboş
bir zamanı doldurma aracı, hepsinin ötesinde bir arkadaş izlenimi
yaratabilir. Radyo yayın planlamacıları, yukarıda açıklanmış olan,
zaman dilimleri, yaşam ritmi, kişisel konumlar, duygusal durum
vb., gibi değişkenleri gözönünde tutarak, yayının hangi diliminde,
bu "izlenim yaratıcı" yaklaşımlardan hangisini kullanacaklarına
karar vermeli ve yapımlarını ona göre oluşturmalı ve
yerleştirmelidirler.
Radyoda ses
Bir radyo programında müzik, efekt ve sesin biraraya getirilmiş
olması yeterli değildir. Bu ögelerden oluşan yapımı sunan insan
sesinin, bu sesi alıp yansıtacak mikrofonun, mikrofon ile birlikte
sunucunun içinde bulunduğu "ses uzayının" yani stüdyo boşluğunun
iyi kullanılması da esastır. Ses konusunda söylenebilecek en
önemli kural, en etkili sesin çığırtkan ve uzak bir ses değil,
"komşunun sesi" olduğudur. Radyodan seslenen ses, yakın, sıcak,
sevecen, esprili, zeki olmalıdır.
Radyoda yayın planlaması
Radyonun en büyük rakiplerinden biri televizyondur. Televizyon
aslında tüm günü dolduran bir iletişim aracı gibi görünmekle
birlikte, televizyon yayınlarına ilginin düştüğü zaman dilimlerine
ek olarak herhangi bir zaman diliminde televizyon izlemeyi
seçmemiş, televizyon izleyemeyecek durumda olanların bulunduğu
süreleri radyo plancıları çok dikkatle izlemelidir. Çünkü radyonun
en kolay dolduracağı zaman dilimleri bunlardır. Ayrıca, özellikle
yaygın yerleşim alanına, sıkışık trafiğe sahip kentlerde,
otomobillerde radyonun kullanımı çok önemlidir. Program
planlamasında bu da gözönünde tutulmalıdır. Bir sürücü ve oto
içindeki yolcuların uzun yolda, yoğun trafikte hangi türde
yapımlar istediği çok önemlidir.
Yayın planlamasında tutarlılık önemlidir ama, sonunda bıkkınlık
yapar. Hep aynı şeyleri dinletmek mi iyidir, yoksa yenilik mi?
Başarıyı getiren, hesaplanmış sürprizler midir? Bunları düşünmek
gerekir. Bazı durumlarda, hatta çoğunlukla, başarı, tutarsızlığı
gerektirebilir. Yarınki yayınınızı belirleyen bugünkü
yayınınızdır. Yani bugün yayınladığınızı yarın da tekrar
ederseniz, başarı şansınız büyük olasılıkla düşük olacaktır.
Dinleyicinin beğenilerinin, zevklerinin, tercihlerinin sürekli
değiştiği, dinleyiciler arasında yeni eğilimler oluşturan
etkileşimlerin son derecede yoğun olduğu bir ortamda her gün aşağı
yukarı aynı şeyi yayınlarsanız, aynı türü denerseniz, sürekli
değişen ortamda tek "değişmeyen" durumuna düşersiniz ki,
başarısızlığınıza zemin hazırlanmış olur. Dinleyicinizi daha
sürprizli, değişken, heyecan verici bir radyoya kaptırırsınız.
Yayın plancıları sıcak saatleri, soğuk saatleri iyi saptamalı,
öteki radyoların neler yayınladığını izlemeli ve her ne pahasına
olursa olsun dinleyici araştırması yapma alışkanlığını kazanmalı
ve sürdürmelidirler.
Yayının kurgusu
Yayının kurgusu çok önemlidir. Zamanı doldurmaya yönelik, tutarlı
bir hazırlık olmadığı için boş laflarla doldurulan süreler,
yayıncılık açısından bir hata olduğu gibi, yeterli çekiciliği
yaratmadan geçen boş süreler nedeniyle sonuçta zaman ve para kaybı
anlamına da gelebilir. Bunun ötesinde tüm yayının kendi içinde
tutarlı, renkli, çekici ve akıcı olması açısından da bir yayın
gününün ambalajı çok önemlidir. Araları dolduran "jingle" lar ,
duyurular, reklamlar, haber ve hava raporları, yol durumu para-
borsa haberleri vb., ustalıkla hazırlanıp sunularak yayının tümü
çok çekici hale getirilebilir. İlgisiz konuşmalar dolgu klişeler
yararsızdır.