AÇILIŞ KONUŞMALARI


 

Devlet Bakanı Sayın Rüştü Kazım YÜCELEN’in Mesajı:

 

Sayın Vali, Sayın Belediye Başkanı, Sayın Konuklar, Değerli Basın Mensupları...

 

Edirne Valiliğimiz ve Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğümüzün birlikte düzenlediği 6. Yerel Medya Eğitim Semineri vesilesiyle güzel ilimiz Edirne’de sizlerle birlikte olamamaktan büyük bir üzüntü duyuyorum.

 

Ev sahibimiz Edirne’den, Çanakkale, Kırklareli, Tekirdağ ve Balıkesir illerimizden katılan medya mensuplarımız, seçkin konuşmacılarımız ve tüm konuklarımızın, iki gün devam edecek bu seminer süresince canlı, dinamik bilgi ve fikirlerle bezenmiş güzel ve yararlı bir birliktelik geçireceklerine inanıyorum. Hükümetimizin hazırladığı ekonomik istikrar programı çerçevesinde Meclis’e sevk edilmesine karar verilen kanun tasarılarının biran önce görüşülüp çıkartılması  için  yoğun  bir  çalışma   programına girmiş bulunuyoruz. Hem Meclis çalışmaları hem de Bakanlığımla ilgili çalışmalar dolayısıyla aranızda bulunamıyorum. Bu nedenle hiç değilse görüşlerimi sizlerle yazılı olarak paylaşıp katkıda bulunmak, ayrıca son dönemde gerçekleştirdiğimiz bazı yeni çalışmaları da bu vesileyle bilgilerinize sunmak istiyorum.

 

6. Yerel Medya Eğitim Semineri’nin yararlı geçmesi dileğiyle, çalışmalarınızda başarılar diliyor, hepinize sevgi ve selamlarımı sunuyor, katkısı olan herkese teşekkür ediyorum.

 

Değerli Arkadaşlar...

 

Hepimizin tek tek bireysel olarak kendimizin, kurumlarımızın da kurumsal olarak kendilerini test ettiği bir dönemden geçiyoruz. Artık, dünyanın değişimine paralel bir şekilde bizim de değişmemiz gerektiği gerçeğine duyarsız kalmak gibi bir seçeneğimiz yoktur. Yeni bir dünya düzeninin oluştuğunu, içimize kapanarak bu dünyada saygın bir yer edinemeyeceğimizi bilmek zorundayız. Daha çok dışarıya açılarak insanlarımızın ufkunun önünü açmak, her alanda diğer ülkelerle yarışmak, içeride de daha çok özgürleşmek ve demokratikleşmek durumundayız.

 

Türkiye’nin neredeyse 200 yıldır devam eden modernleşme çabalarını dünyadaki yeni  değerlerle buluşturmalı  ve  yeni  bir düzleme taşıyabilmeliyiz. Başka da çaremiz yoktur. Çünkü, bugünkü gelişmelerin katalizatörü olan iletişim alanındaki gelişmeler, kendimizi dünyadan soyutlamamıza izin vermemektedir. Bugün, başta iletişim, hukuk, ekonomi ve insan hakları olmak üzere pek çok alanda yeni sınırlar ve yeni eşikler oluşmuştur. Türk demokrasisi modernleşmesini bu gerçeklere uygun tarzda gerçekleştirebilmelidir. 

 

57. hükümet olarak milletimize taahhüt ettiğimiz ve Avrupa Birliği’ne sunduğumuz “Ulusal Program”, aslında “yeni bir Türkiye” projesidir. Ulusal Program’ın gerektirdiği her türlü hukuki ve idari düzenlemenin sonucunda gelecek çağdaş değerlere ve modern insan haklarına bizim insanımız layıktır ve bizim de bunları yapacak siyasal öngörümüz ve irademiz vardır.

 

Bu bağlamda, Bakanlığımın koordinatörlüğünü üstlendiği İnsan Hakları Üst Kurul çalışmalarını ve İnsan Hakları Kurullarını, yeni kurulan İnsan Hakları Başkanlığını bu yönde atılmış anlamlı adımlardan birisi olarak değerlendiriyorum.

 

Yine Türkiye’de ve diğer demokrasilerde medyanın gösterdiği tarihsel seyir, demokrasi ve insan hakları ile teknoloji alanında kaydedilen evrensel gelişmelere paralel bir seyirdir. Bu çerçevede, iletişim hukuku alanında medya mensuplarımızın lehine yeni düzenlemeler yapma aşamasındayız.

 

Yürürlükteki Basın Kanunumuz, biliyorsunuz 1950 tarihlidir. 1950 yılı, tıpkı bugünlerde olduğu gibi dünyanın yeniden şekillendiği, Türkiye’nin de kendi içinde kalıplarını ve kabuğunu kırarak çoğulcu-özgürlükçü yeni yapılanmalara yöneldiği bir tarihtir.

 

5680 sayılı Basın Kanunu, çok partili hayata geçişin doğurduğu ihtiyaçları karşılamak, bu alandaki hukuksal düzenlemeleri demokratikleştirmek ve özgür bir basın oluşturmak amacıyla hazırlanmış ve belli bir süre de bu amaca hizmet edebilmiştir.

 

Ancak Kanun, daha sonra bu amaçlara ters düşen ve basın yoluyla düşünceyi açıklama özgürlüğünü sınırlamayı hedef alan bazı değişikliklere uğramıştır.

 

Basın özgürlüğünü zedeleyici son değişiklik 1980 Eylül ayından sonra gerçekleştirilmiştir. Bu değişiklikle, bir yandan basın yoluyla işlenen suçlarda cezai sorumluluk yaygınlaştırılmış ve cezalar arttırılmış; öte yandan idarenin yetkileri genişletilirken, ifade özgürlüğünün alanı daraltılmıştır.

 

İçinde bulunduğumuz dönemde hala bu yasaklayıcı, kısıtlayıcı hükümlerin yürürlükte kalması düşünülemez. Ülkemizin ekonomik ve yönetsel anlamda değişim sancıları yaşadığı bir aşamada, ifade özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması öncelik ve ivedilik taşımaktadır.

 

Türkiye, basın alanında günün gerisinde kalmış mevzuattan kurtulmak zorundadır.

 

Bakanlığıma bağlı Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü bu anlayışla, diğer Batı demokrasilerindeki düzenlemelere uygun yeni bir Basın Kanunu  taslağı  hazırlamıştır.  Taslağı, basın meslek kuruluşlarının görüşlerine sunduk, önerilerini bekleyeceğiz, sonra da konuyu hükümete ve TBMM’ne getireceğiz,   

 

Değerli Arkadaşlarım...

 

Size bu çalışmanın bazı başlıklarından söz etmek isterim: Biz, bu taslakta daha özgür bir basın ortamı yaratmayı amaçlıyoruz. Basılmış yayınların dağıtımının engellenmesi, toplatılması ve yayınların kapatılmasına ilişkin eski yasada var olan düzenlemeleri kaldırıyoruz. Yine, makinaların müsaderesi gibi anti-demokratik uygulamalardan vazgeçiyoruz.

 

Bilgi edinme hakkını, demokrasinin ve bütünüyle toplum yaşamında saydamlığın temeli saydığımız için, yabancı yayınların yasaklanması konusunda idareye verilen kısıtlayıcı yetkileri de kaldırmayı amaçlıyoruz.

 

Sansür niteliği taşıyan mevcut kanundaki tüm düzenlemelerden vazgeçiyor, haber kaynağını açıklamama hakkını yasal güvenceye kavuşturuyoruz.

 

Bütün bunları yaparken de, kişilerin şeref ve haysiyetinin korunması ve toplumun doğru bilgilendirilmesinin sağlanması yönünden büyük önem taşıyan cevap ve düzeltme hakkına işlerlik ve etkinlik kazandırıyoruz.

 

Basın yoluyla işlenmiş suçlarda, başkasının fiilinden sorumluluk gibi ilkel sorumluluk  hallerinden  vazgeçiyoruz   ve  eser  sahibini sorumlu tutuyoruz. Sadece sahibinin belli olmaması veya Türk mahkemelerinde yargılanmaması hallerinde yazı işleri müdürünün sorumluluğunu kabul ediyoruz.

 

İnanıyoruz ki, böyle bir ortamda basın mensubu arkadaşlarımız düşüncelerini daha özgürce ifade edebilecekler, daha huzurlu bir ortamdan yararlanabileceklerdir.

 

Ancak, bilinmektedir ki ifade özgürlüğünün genişletilmesi çabalarında Basın Yasası unsurlardan ancak birini oluşturmaktadır.

 

Değerli Arkadaşlar...

 

Ülkemizin bir süredir yaşadığı ekonomik krizden en fazla etkilenen sektörlerden birisi de maalesef medya olmuştur. Bugün; 16 ulusal, 15 bölgesel, 229 yerel olmak üzere toplam 260 televizyon; 36 ulusal, 108 bölgesel, 1036 yerel olmak üzere 1180 radyo; 28 ulusal gazete, 800 civarında günlük yerel gazete ile büyük bir sektör haline gelen medya alanında pekçok basın mensubu, daralan ekonomik yapıdan dolayı işini kaybetmiştir. Gazetelerin sayfa sayılarında ciddi ölçüde azalma olmuş, başta bölgesel ekler olmak üzere kültürel ve diğer eklerin de yayınına son verilmiştir. Zaten arzu edilen seviyede olmayan gazete satışları da uzun yıllardan sonra ilk defa 3 milyonun altına düşmüştür.

 

Karşımızda duran tablo, emekçisinden-işverenine, siyasetçisinden-vatandaşımıza kadar hepimiz için sıkıntılı bir tablodur. Ancak bu sıkıntıların ekonomik boyutunun ötesinde, gazetecinin ifade özgürlüğünü de tehdit eden bir boyutu vardır. Gazetecinin, sadece kamu gücü karşısında güvencelere sahip olması yetmez. Çalıştığı kurum karşısında da güvenceye sahip olması, ifade özgürlüğünün özü bakımından zorunludur.

 

Bu alanda ciddi bir örgütlenme eksikliği olduğu da ortadadır. Basında sendika anlayışının çağdaş ve gerçekçi değerlerle birlikte yerleşmesi gerekmektedir. Bugün için uygulanmasında belirli güçlüklerle karşılaşılan, ancak yönü bakımından temel bir nitelik taşıyan 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanunun uygulanması konusu esas itibariyle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımızın uhdesinde bulunmaktadır.

 

Bu yasanın, günün koşullarında daha iyi uygulanması konusunda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı arkadaşımın gerekli gayret içinde bulunduğundan eminim. Benim Bakanlığım da, meslek kuruluşlarıyla irtibat halinde, uygulamanın daha etkin ve rasyonel bir düzeyde gerçekleşmesini sağlayacak önerilerini hazırlayarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bir dosya sunacaktır.

 

Basın emekçileri, uzlaşma kültürü içinde bağımsızlıklarını ve iş güvencelerini kuvvetlendirecek yeni formüllerin şekillendirilmesini  de gerçekleştirecek çabayı göstereceklerdir, göstermelidirler. Hükümetimiz ve T.B.M.M.’nin bu süreçte onlara gerekli yardım ve kolaylığı da göstereceğine inanıyorum. 

 

Basın sektöründeki işsizleşme sorununun çözümü amacıyla hazırlanan Yasa tasarısı doğrudan, Meclis Genel Kurulunun önünde bulunmaktadır. İyi niyetle hazırlanan, ancak bazı iyileştirmelere ve düzenlemelere ihtiyaç duyulan bu tasarı üzerinde ciddiyetle çalışıyoruz.

 

Değerli Arkadaşlar...

 

Bakanlığımın  gerçekleştirdiği  bir  başka  çalışmadan da  söz etmek isterim.

 

Basın Kartları Yönetmeliği, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü tarafından yeniden düzenlenmiştir.

 

Anadolu medyasının hangi ekonomik güçlükler içinde bulunduğunu biliyorum. Güç koşullar içinde görev yaparak demokrasinin, çoğulculuğun güvencesini oluşturuyorlar.

 

Daha kolay çalışmalarını sağlamak amacıyla, bu Yönetmelikte, kart hamili gazete sahiplerinin başka alanda iş yapmasına lişkin yasak kaldırılmıştır.

 

Yine bu Yönetmelikle, henüz yasal izin prosedürünü tamamlamamış özel radyo ve televizyon çalışanlarının da basın kartı alabilmelerine imkan tanınmıştır.

 

Basın mensuplarının basın kartı edinebilmek için bekledikleri süre kısaltılmış, sürekli kart alabilmeleri kolaylaştırılmıştır.

 

Belirli bir süre kart taşımama cezası almış gazeteciler bir defaya mahsus olmak üzere affedilmiştir.  

 

Değerli Arkadaşlar...

 

RTÜK’le ilgili yeni yasa tasarısını da Meclis’e sunduk. Amacımız, daha özgür, fakat daha çok sorumluluk taşıyan bir iletişim ortamı oluşturmaktır. İletişim araçlarını cezalandırarak insanların bilgiye ulaşma ve haber alma hakkını kısıtlamak yerine; programcıya, gazeteciye daha çok sorumluluk verilmesini esas almaktadır.

 

Bütün bu çalışmaların her aşamasında basın meslek kuruluşlarının görüşlerinin alınmasına büyük özen gösterdik. Bu tutumu, katılımcı demokrasinin bir gereği sayıyoruz.

 

Ancak, medya alanındaki yeni yasal düzenlemeler öncelikle medyanın etik değer anlayışla şekillenecektir. Samimi düşüncemiz, demokrasinin emekçileri basın mensuplarının kendilerinin ortaya koyacağı ilkelerin ağırlığının siyasal yönetimlerin düzenleyici rolünün etkisinden daha fazla olmasıdır ve bu böyle olmalıdır.

 

Asla unutulmamalıdır ki, bugünkü işlevi güçlenmiş olan medya, çağdaş görevlerini ancak özgür ve demokratik bir ortamda yerine getirebilir. Çünkü baskı rejimleri sessizliğin rejimleridir. Öğrenme ve bilgilenme hakkı ancak, özgür ve demokratik ülkelerde meşru bir haktır.

 

Bu düşüncelerle, bu organizasyonun gerçekleştirilmesinde emeği geçenlere ve katkıda bulunanlara teşekkür ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.