|
|
SEMİNER KONUŞMALARI “MAHALLİ BASIN, RESMİ İLAN
VE BASIN İLAN KURUMU” Ertan CİLLOV Basın İlan Kurumu Genel
Müdür Yardımcısı Sayın Basın Temsilcileri hepinize günaydın. Benim
konum biraz geniş olduğu için çok özet
olarak sizlere nakletmek istiyorum. Okuyucuya zamanında ve
doğru haber vermek, onun fikir ve kültür seviyesini geliştirici yayınlar yapmak basının önde gelen ödevlerindendir.
Bu sebeple basın bir kamu görevi
yapmaktadır, ama unutmamak gerekir ki,
aynı zamanda bir ticari iştir. İyi bir kazanç temin etmenin ötesinde en azından giderlerini
karşılayacak kadar gelir kaynaklarına
ihtiyacı vardır. Genel olarak basının
kaynaklarının en önemlisi, ilan ve reklam gelirleridir. Diğer kaynak olan satış bedeli, yalnız bizde
değil, diğer ülkelerde de maliyetinin
çok altında kalmaktadır. Aradaki fark, ancak ilan ve reklam gelirleriyle
dengelenebilmektedir. Bir başka anlatımla,
ilan ve reklam gelirleri hayati önem taşımaktadır. Ancak daha çoğunu elde etmek için her türlü
mücadelenin de verilmesi
gerekmektedir. Çünkü bu bir ölüm kalım meselesidir. Öte yandan, basının gelişmesi için de ilan ve reklam gelirlerini artırması gerekmektedir. Basın
geliştikçe, telaş yükselecek, çoğalan
okuyucuların paralelinde her iki kaynağı da
artacaktır. Gerek yayın yeri dışında dağıtım imkanları bulunmayan mahalli gazetelerin meydana
getirdiği mahalli basın, gerek birkaç
il amirlik sınırları içerisinde teşkilatlanan
bölge basını, gerekse yurtdışı düzeyinde dağıtım, pazarlama ve haberleşme ağına sahip olan yaygın basını
bu dairenin dışında tutmak mümkün
değildir. Milli ve bölge gazetelerinin mahalli gazeteler üzerindeki etkilerinin inkar
edilemez olduğu bir gerçektir. Ancak
mahalli basının bölge basınını, bölge
basınının da milli basını etkilemesi gerektiği de söylenebilir. Bir konuyu daha
gözardı etmememiz gerekmektedir. Radyo ve televizyon kanalları da dahil olmak üzere
milli basının taşradaki uç uzantıları
bir anlamda Anadolu Basınını yaratan
kimselerdir. Mahalli basınımızın finans açısından kaderini resmi ilanlara
dayandırdığı bir gerçek. Ancak bir
ölçüde, resmi ilan hayatiyetini devam ettirdiğini kabul etsek bile kendisinden beklenen
gelişmeyi sağlaması mümkün
görülmemektedir. Şüphesiz resmi ilan ve reklam, basının finans kaynağının bir dilimini meydana
getirmektedir. Mahalli basınımızın bu
dilimlerden biraz daha çok pay alabilmesi için, öncelikle tekelci zihniyetten uzak olmak
şartıyla birleşerek gazete sayısının
azaltılması gereklidir. Böylece teknik
imkanlar gelişecek ve kalitenin yükseltilmesi sağlanacaktır. Kalitesi yükselen, yüzölçümü artan,
kalifiye elemanların çalıştığı,
mahalli haber ve yorumlara ağırlık kazandıran mahalli sanatlara edebiyat ve folklor ürünlerine
yer veren spor, turizm, tarih, kültür
konularında bilgilendirici, özendirici
olan, dış görünüşü itibariyle de daha cazip hale gelecek olan mahalli basın daha çok okunacaktır. Daha
çok okunan gazete de, hususi ilan ve
reklamlarının yükselmesiyle layık olduğu
payı alacaktır. Sonuç olarak denilebilir ki mahalli basının hayati eğitimi koruması, gelişmesini
sürdürmesi için ilk ödev yine bu
gazetelere düşmektedir. Resmi ilanların tek gelir kaynağı olmadığını kabul etmelidirler.
Gazeteler, ilan ve reklam yayınından
umulan amacı sağlayacak kaliteye ve okuyucuya
ulaşması halinde, kamu kuruluşlarının hususi ilan ve reklamlarıyla birlikte özel kişi ve
kuruluşlarının da reklam
harcamalarından pay alacaklardır. Bir başka açıdan unutulmaması gereken husus, Anadolu Basını’nın gelişip,
güçlenmesi mahalli haberleşmeyi
güçlendirecek, demokrasinin ve demokratik iştirakin artmasına katkıda bulunacaktır. Bu açıdan
onu geliştirmek için başka teşvik
tedbirlerinin hazırlanıp, hayata geçirilmesi bir hükümet politikasıdır. Mahalli basınla ilgili
sözlerimizden sonra, daha önce Basın İlan Kurumu’nun teşkilinden önce resmi ilanların nasıl dağıtıldığının
kronolojik bir sıralamasını yapmak
istiyorum. 1931 yılına kadar, devlet
ilanlarının özel sektör gibi hiçbir kayıt ve şartı olmadan seçtiği gazetede yayınlatması dönemi var
ki, buna “serbest uygulama dönemi”
diyoruz. İkinci dönem 1931 yılından sonra uygulanan sistemler. 1931 yılında kurulan
Muharip Cemiyeti gelirlerini artırmak
amacıyla İstanbul, Ankara ve İzmir’de
yayınlatılacak resmi ilanların aracılık hakkını Muharip Cemiyeti aldı. Bu gayeyle kurduğu özel
şirket, 1943 yılı başlarına kadar
hizmet etti. Bu şirketin aracılık ettiği
ilanlar, özellikle bedeli hazineden ödenen ilanlardır ki, bir yerde ihale ilanları anlamına geliyor. Daha sonra 1943 yılında
çıkarılan bir kararname ile resmi ilanların aracılık hakkı Basın Birliği’ne verildi. Birlik, birçok
gazete ile işbirliği yaparak yeni bir
şirket, yani resmi ilan şirketini kurdu. Resmi ilanların kapsamı da genişletildi. Basın Birliği döneminden
sonra 27 Kasım 1957 tarihli bir kararname ile resmi ilanlar şirketine yeni haklar tanındı. Bu hakların
en önemlisi, bütün ilan ve reklamların
yani özel ve resmi bütün ilan ve
reklamların gazete ve dergilere, ancak bu şirket aracılığıyla yayınlatılacağı esasını getirmişti ki, bu
durumda prodüktörlerin gazetelerle
doğrudan doğruya iş yapması imkanı
ortadan kaldırılmıştı. O tarihlerde yürürlükte bulunan eski 2490, şimdiki 2886 sayılı kanunun 7/B
maddesi ise tahmini bedeli 15 bin
liranın üstündeki ihalelerin, mahalli gazeteden başka, birisi başkentte olmak üzere iki
büyük şehirde, 4’er defa
yayınlatılmasını öngörüyor ve gazete seçimini doğrudan doğruya hükümete bırakıyordu. 1960’lı yıllarda, 27 Mayıs 1960’dan önceki dönemde, hükümetlerle, gazeteler, ilan yüzünden sık sık karşı karşıya geliyor, ilanların dağıtımında
haksızlık yapıldığı iddia ve ithamları
bitmeyen polemik konusu oluyordu. Gazeteler için hayati önemi bulunan ilan ve reklam
dağıtımının bir sisteme ve köklü
çözüme bağlanması gerekmiştir. Bunun için de,
özel ilan ve reklamların özel hukuk, resmi ilan ve reklamların kamu hukuku esaslarına göre düzenlenmesi
prensibinden hareket edilmiştir. Basın İlan Kurumu’nun teşkiline dair 195 sayılı
kanun, olağanüstü şartlarda
hazırlandığından, şu anda elimizde mevcut
yazılı bir gerekçesi bulunmamaktadır. Ancak bu kanunun yürürlüğe konmasından önceki ilan ve reklam
rejimiyle, kanunun getirdiği rejim
karşılaştırılmak suretiyle bazı esas ve
ilkeleri ortaya çıkarmak mümkün olmaktadır. 1961’e kadar
yapılan uygulamaların sonuçlarını şöyle özetleyebiliriz. Gazete seçimi konusunda hükümete tanınan yetki,
baskı aracı olarak kullanıldığı
takdirde, “basın ve fikir hürriyetini”
zedeleyebilmektedir. Resmi ilan ve reklamların yanında hususi ilan ve reklamların da bir şirketin
tekelinde bulundurulması, hukuk
devleti ve demokratik ilkelerle bağdaştırılamaz. Hususi ilan ve reklam prodüktörlerinin gazetelerle
doğrudan değil, bir şirket
aracılığıyla iş görmek zorunda bırakılmalarını, devletin hususi hukuk alanının haksız bir
müdahalesidir şeklinde özetleyebiliriz. Bilhassa bu, Resmi İlanlar
Şirketinin kuruluşunda sermayede olan
beş gazetenin, bu ilanlardan,
gazetelerden, kendi gazetelerinden verdikleri komisyon yüzde
3 olmasına rağmen, diğer gazetelerden aldıkları komisyonun yüzde 25 olması, yıl sonunda Resmi İlanlar
Şirketinin elde ettiği karın tamamının
ortak olan beş gazete arasında paylaşılması,
Resmi İlanlar Şirketinin düzgün işlemediğini veya demokratik kurallar çerçevesinde işlemediğini, serbest
ticarete aykırı olduğu görüşünden
hareketle 2 Ocak 1961 tarihinde
yayınlanan 195 sayılı kanunla “Basın
İlan Kurumu” kurulmuştur. Çok kısa olarak
Basın İlan Kurumu’nun kuruluş ve işleyişini anlatmak istiyorum. Basın İlan Kurumu’nun 36 kişilik
bir genel kurulu var. Bu 36 kişilik
genel kurulun, 12 kişisi resmi ilanları veren
müesseselerden, yani hükümet temsilcilerinden. 12 tanesi, bu ilanları yayınlayan müesseseler ki, gazete
temsilcilerinden, 12 tanesi de
tarafsız grup olarak tabir ettiğimiz üniversitelerden ve Türkiye’deki tarafsız kuruluşlardan
teşekkül eden, seçimle gelen 36
kişiden müteşekkir. Bu statüde Türkiye’de şu anda ufak tefek değişiklikler olmasına rağmen, Basın İlan
Kurumu’nun haricinde Milli
Prodüktivite Merkezi ve Türk Standartları Enstitüsü de bu statüde çalışmaktadır. Ancak, ufak tefek
ayrılıklar vardır, arasında hükümet
temsilcisi olarak Cumhurbaşkanlığı’nın
görevlendirdiği bir kişi. İki Başbakanlık görevlisi, Milli Savunma Bakanlığı, Adalet Bakanlığı,
İçişleri Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı,
Bayındırlık Bakanlığı, Seka Genel
Müdürlüğünde görevlendirilmiş kişiler, bu 12 kişiyi teşkil etmektedir. Basın temsilcileri ise, tirajı
100 binin üzerinde olan gazete
sahipleri arasından seçimle gelen iki kişi, tirajı 50 bin ile 100 arasında olan gazetelerden bir
kişi, tirajı 10 bin ile 50 arası
olanlardan bir kişi, İstanbul, Ankara ve İzmir Gazeteciler Cemiyetleri’nin seçmiş
oldukları birer kişi, Anadolu
Ajansı’ndan bir kişi, Anadolu Gazete Sahipleri arasından seçilmiş bir kişi olmak üzere 12 kişiden meydana
geliyor. Tarafsızlar grubu Türkiye
Barolar Birliği’nin bir temsilcisi, TRT
temsilcisi, ayrıca İstanbul, Ankara ve İzmir’deki Hukuk Fakültelerinden birer temsilci, İletişim
Fakültelerinden birer temsilci, Ankara
Siyasal Bilgiler Fakültesinden bir temsilci
olmak üzere 12 kişiden de bu oluşuyor. Bu 36 kişinin görev süresi iki yıl. Tek yıllarda seçim
yapılıyor 2001’de yapıldı, 2003’de
tekrar yapılacak. İlk toplantısında bu genel kurul, altı kişilik bir yönetim kurulunu seçiyor. Bu
altı kişilik yönetim kurulunun ikisi
hükümet temsilcilerinden, ikisi basın
temsilcilerinden, ikisi de tarafsız gruptan seçiliyor. Bir de Genel Müdür olmak üzere yönetim kurulu 7
kişiden meydana geliyor. Sadece bu da
Yönetim Kurulu Başkanının hükümet
temsilcilerinden birisi olması, kanuna 1978 yılında ilave edilen bir maddeyle sağlanmış durumda. Şu anda
Yönetim Kurulu Başkanı hükümet
temsilcilerinden biridir. Kurumun işleyişi,
personel politikası, ücret politikası ve diğer bütün konularda Genel Kurul tam olarak yetkilidir. Genel
Kurulun almış olduğu kararları Yönetim
Kurulu ve Genel Müdür uygulamakla görevlidir.
195 Sayılı Kanunun diğer kanunlardan bir farkı var. Kanun, sadece ana kuralları tespit etmiş, bu ana
kuralların haricindeki olması gerekli
faydaları Genel Kurul’un yetkisine
bırakmıştır. Bu şekilde ortaya çıkan yeni durumlarda Genel Kurul toplantılarında bu durumlar gözönüne
alınmak suretiyle yeni kurallar veya
kaideler tespit edilmekte, istenen hususlar
kanunun verdiği yetkiye dayanarak Genel Kurulca tatbik edilmektedir. Genel Kurul senede 4 defa, 3
ayda bir yapılır. Şubat, Mayıs,
Ağustos ve Kasım’da. Bu kadar sık Genel Kurulun yapılmasının bir amacı da
herhangi bir ihtilaf veya Genel
Kurul’un kararına ihtiyaç
duyulduğu takdirde Genel Kurulun bir
senede veya altı ayda bir toplanması sözkonusu olduğu takdirde bu ihtilafın çözümlenmesini veya
getirilecek kuralın altı veya bir sene
sonra ele alınması demek olmaktadır ki, acil
durumlarda gazeteler açısından alınacak kararlar geri kalmaktadır. Basın İlan Kurumu’nun teşkiliyle elde edilen yararları da şu şekilde sıralayabiliriz.
Resmi ilan ve reklamların aracılığı,
kamu tüzel kişiliğine sahip bağımsız ve
tarafsız bir kuruluşa, Basın İlan Kurulu’na verilmiştir. Hususi ilan ve reklamlar kanunun kapsamı dışında
bırakılmıştır. Hususi ilan ve reklam
prodüktörlüğü serbest bırakılmıştır. Şimdi, Basın İlan Kurumu’nun yapmış olduğu hizmetlerden
bir kısmını veya görevlerinin bir
kısmını açıklamak istiyorum. Bir defa resmi
ilanlar fikir ve içtihat hakkı aranmaksızın gazeteler arasında eşit şekilde taksim edilmektedir. Ancak
burada eşit derken, eşitler arasında
eşit prensibinden hareket edilmekte. Tirajı 100 binin üzerinde olan grup başka, tiraji 50
binin üzerinde olan grup başka, tirajı
10 binin üzerinde olan grup başkadır. Bu
arada, Basın İlan Kurumu’nun Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Bursa,
Konya olmak üzere 6 şubesi bulunmaktadır. Bu altı şubenin haricinde kalan yerlerdeki resmi
ilanların dağıtımı o yerin
valiliklerine aittir, ama Basın İlan Kurumu’nun tespit ettiği genel kurul kararları ve prensipler
dahilinde valilikler tarafından temsil
edilmektedir. Bizlere mahalli basından çok çeşitli yazılar gelmekte,
valilikle, mahalli basın arasında veya
gazete sahipleri arasında ihtilaflar çıkmaktadır. Ancak şunu belirtmek isterim ki, şubemizin bulunmadığı
yerlerde doğrudan doğruya Basın İlan
Kurumu’na başvurulması bir yetki tecavüzü
anlamı taşımaktadır. Önce Valiliğe, Yönetmeliğimizin 81. maddesi gereğince Valilikle bir ihtilafı olduğu
takdirde, Valilik herhangi bir şekilde kabul
veya ret şeklinde bir karar verecek, sizin lehinize veya aleyhinize o karar için gene Valilik
nezdinde bir itirazda bulunmanız
lazım. Valilik kararının size tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde tekrar
Valiliğe itirazda bulunacaksınız, eğer
Valilik kendi verdiği kararda ısrar
ederse, ısrar kararı üzerine 10 on gün içinde Basın İlan Kurumu
Yönetim Kurulu’na başvurma hakkınız var. Bu prosedürü yerine getirmeden doğrudan doğruya Valiliğin
kararı aleyhine Basın İlan Kurumu
Yönetim Kurulu’na başvurduğunuz takdirde, Yönetmeliğin 81. maddesi gereğince
biz bu müracaatları aidiyeti cihetiyle
bulunduğu Valiliğe gönderiyoruz, bu şekilde
müracaatlarda bir vakit kaybı söz konusu oluyor. Şimdi bir de bize intikal eden ihtilaflarda Denetleme
Kurulları var. Denetleme Kurullarının
nasıl teşkil edileceği, 67 Sayılı Genel
Kurul kararında açıkça belirtilmiş. Ancak, denetleme kurulları hiçbir zaman karar merci değildir.
Denetleme kurulları sadece kendi
görevlerine giren konularda tespit yapmakla görevlidir. Diyelim ki Denetleme Kurulu gazetemize
geldi, gazetemizi denetlerken, baskı
miktarları, kağıt stoklarımız, kullandığınız kağıtlar, kağıt faturaları,
çalışan asgari kadronun vergi ve
sigorta primlerinin yatırılmış olduğuna dair
makbuzlar ve bu kadronun sizinle yapılmış, işverenle yapılmış sözleşmelerine bakmakla yükümlü, ancak
bunları sadece tespit edecektir. Denetleme Kurulu raporunun altına, Denetleme Kurulu’nun “yukarıdaki evraklar görüldü, bu
gazetenin resmi ilan almasında
herhangi bir sakınca yoktur veya resmi ilan
almaması gerekir” diye bir karar veya mütalada bulunma yetkisi yoktur. Bu yetki doğrudan doğruya kurum şubesi bulunmayan yerlerde Valilikler, kurum şubesi bulunan
yerlerde ise Basın İlan Kurumu’dur. Bu
konuda çok şikayet alıyoruz. Denetleme
kurulları, alta bir madde ilave etmek suretiyle “resmi ilan alabilir veya resmi ilan alamaz, resmi
ilanının kesilmesi lazımdır” şeklinde
bir cümle koyuyorlar ki, bu Denetleme
Kurulu’nun yetkilerini aşan bir hüküm oluyor, bu konuda doğrudan doğruya Valiliklerin yetkili olduğunu
aklınızdan çıkarmamanız
gerekmekte. Basın İlan Kurumu 195 Sayılı Kanun’un haricinde bir takım sosyal görevleri yapmakla da
görevlendirilmiş, bunların içinde
gazetecilere ve cemiyetlere yardımda bulunmak, gazeteciler için sosyal bir takım
teşebbüslerde bulunmak gibi şeyler
var. Bu arada kredi konusu her zaman dile getiriliyor, kredi verilmesi konusu. Ancak 1990 yılında
bir kredi söz konusu oldu ve devletin Halk Bankasıyla ortaklaşa olarak
50 milyar liralık bir krediyi mahalli
basının gelişmesi için ayırdığı
söylendi, bu 50 milyar liralık fonun bilahare 1 veya 2 gazete tarafından bir miktarı kullanıldı,
ama amaçlanan faydanın gelmediği
görülünce bu uygulamaya son verildi. Şu anda Basın İlan Kurumu, sadece kurum şubesi bulunan
yerlerdeki gazetelere her sene tahsis
bilançosunda ayırdığı nispet oranında ve
gazetelerin o yıl için, bir önceki yıl için almış oldukları resmi ilan ve reklam bedellerinin 4’te
birini aşmamak kaydıyla kredi vermektedir.
Ancak, bu sadece kurum şubesi bulunan
yerlerdeki gazeteler ve kuruma ortak olan gazetelerdir. Kuruma ortak olmak için de bir gazetenin çıktıktan
sonra kuruma 10 bin lira para yatırıp,
ortak olmak talebinde bulunması lazım. On
bin lira yatıran gazeteler kuruma ortak olabilmektedir. Ancak, kanunumuz gereği, bunlara herhangi bir
temettü ödenmemektedir. Daha doğrusu
yatırdıkları sermayenin yüzde 2,5‘ğundan fazla temettü ödenememektedir. Zaten hiçbir
gazete de, bugüne kadar temettü payını
gelip kurumdan almadı. Vaktimi biraz
aştım, ama son olarak kurum şubesi dışında yayınlanan gazetelerle ilgili istatistiki bilgiler
vermek istiyorum. Kurum şubesi
dışında 697 gazete yayınlanmakta, bunun 242’si vasıflı, 455’i
vasıfsız gazetelerdir 242 vasıflı
gazetenin 197’si il merkezlerinde, 45’i ilçelerde, 455 vasıfsız gazetenin 126’sı il
merkezlerinde, geri kalan 329’u ise ilçe merkezlerinde yayınlanıyor. Toplam
gazete sayısının 331‘i il merkezinde, 366’sı ilçelerde olmak üzere 1999 yılı
başında 697 iken, bu yıl sonunda aynı
kalmak kaydıyla il merkezlerinde 323’e
düşmüş, ilçelerde 374’e yükselmiştir. Ancak
2000 yılı, henüz Valiliklerden bize intikal etmediği için, 2000 yılındaki kesin rakamları bilemiyoruz.
Dinlediğiniz için teşekkür ederim.
İnşallah açıklığa kavuşturduğum konular olmuştur. Yine aklınızın takıldığı
konularda, öğleden sonraki tartışmada
yardımcı olmaya çalışacağım. Hepinize sevgi
ve saygılarımı sunuyorum. |
|