SEMİNER KONUŞMALARI


 

“GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE MEDYA ETİĞİ”
Prof. Dr. İlhan YERLİKAYA
Erciyes Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı
 

Sayın Bakanım, Sayın Valim, Sayın Rektörüm, Medyanın Değerli Mensupları ve Kıymetli Misafirler,
Medya, tarihin her döneminde iktisadi, sosyal ve siyasi hayatı etkileyen güç odaklarından biri olmuştur. Osmanlı döneminde de basın önemli bir güç idi. Basının bu gücü onu siyasal iktidarlarla içli dışlı hale getirmiştir. İktidarlar ya bizzat kendileri gazete çıkarmışlar ya da mevcut gazete ve iletişim araçların­dan istifade yoluna gitmişlerdir. Her iki durumda da bazı menfaat ça­tışmaları ortaya çıkmıştır. İletişim araçlarını bizzat yöneten ve çıkaran iktidar­lar, içte ve dışta kendi menfaatleri doğrultusunda yayınlar yapmışlar ve kamu­oyunu kendi istedikleri istikamette oluşturmak istemişlerdir. İktidarlar özel ga­zete ve iletişim araçlarını da yönlendirmek ve baskı altına almak istemişler, onlara zaman za­man sansür uygulamışlardır. Gerek tarihte, gerekse günü­müzde bu konuda bir çok örnek görülmektedir. Ancak kimi zaman da basın ve diğer iletişim araçları iktidar üze­rinde baskı kurmaya çalışmışlardır.
Osmanlı döneminde bazı yerli ve yabancı gazetelerin şantaj ve haksız kazanç elde etme konusundaki maharetlerine bazı örnekler verelim; Bilindiği gibi ga­zete, Osmanlı ülkesine Batı’dan gelmiş bir iletişim aracıdır. Türkiye'de ilk gazete Fransız Devrimi'ni izleyen yıllarda Fransızlar tarafından çıkartılmıştır. 1795 yı­lında İstanbul'da Fransız Elçiliği basımevinde basılan bu gazetenin ismi Bulleten des Nouvelles -haber bülteni- dir. Amacı Fransız Devrimi'ni anlatmak­tır.[1] Bu tarihten sonra yerli ve yabancı bir çok gazete Osmanlı basın hayatında yerini almıştır. Türkiye'de Türkçe olarak bir kısmı 1831'de yayınlanan Takvim-i Vekayi ise resmi bir gazete statüsünde idi[2] Bundan sonra Türklerin çıkardığı özel gazeteler de basın tarihimizdeki yerlerini almışlardır.
Gazeteli dönemin başlamasıyla Osmanlı hükümetlerinin başı derde gir­miştir. Eski haşmet ve gücünü kaybeden Osmanlı Devleti, basında aleyhine çı­kan ya­yınları etkisiz hale getirme veya durdurma çareleri aramaya başlamıştır. Bunu için sansür uygulamış, tekzip beyannameleri yayınlamıştır.[3] Kimi zaman da ga­zetelerin şantajlarına boyun eğerek basına maddi menfaatler sağlamış­tır. Para ile susturma yoluna gitmiştir. Ayrıca yabancı basının teftiş ve kontrolü işini de Matbuat-ı Hariciye bürosuna bırakmıştır.[4]
Osmanlı hükümeti ilk zamanlar Avrupa gazetelerinde Türkiye aleyhinde çıkan yazıları tekzip ettirmeyi bile düşünmüyordu. Bu gibi gazetelere menfaat sağ­lamak suretiyle lehimize çevrilmesi Abdulmecid'e tavsiye edilince; “Bazı ga­zetelerin celb ve taltifi, diğerlerinin zararlı şeyler yazmalarına neden ola­bileceği için, o kadar faydalı görmüyorum. Halbuki mamalik-i mahrusamda icra ve iltizam olunmakta olan  muadelet ve hakkaniyet o gibi if­tira ve yalanların bittabi cerh ve tekzip  eyleyecektir.”  diye  cevap   vermişti.  Mustafa Reşit Paşa da “Bütün gazetelerin  kizb-i  lisanını  tutmak  kabil   olmadığı  ve    içlerinden birka­çının taltifi ile diğerlerini yazacaklarının hail olunmayacağına kail bulunmak­taydı”. Bununla beraber Paşa, Bab-ı Ali’ye taraftar olan gazeteleri abone olun­masını ve bu gazetelere kendi deyimiyle 'Article'lar (makaleler) yazdırılmasını faydalı görüyordu. Bu kısa açıklamadan anlaşılıyor ki, Osmanlı devlet adam­ları yabancı basının tenkitlerinden rahatsız olmuyorlar fakat aynı yolda ten­kitlerin Osmanlı basınında çıkmaması için gerekli bütün önlemleri al­makta ku­sur göstermiyorlardı.[5]
Sonraları dış basının Osmanlı hakkında yaptığı zararlı yayınların tesiri görülüp, yabancı gazetelerin gücü anlaşılınca; Osmanlı hükümetleri ya­bancı  basını  da  hesaba  katmak zorunda kaldı. Bir örnek vermek gere­kirse; Times Gazetesi’nin Devlet-i Aliyye  aleyhine yayınını önlemek amacıyla bahsedilen gazete müdürüyle görüşmeler yapıldığına dair ilginç bir belge Os­manlı Arşivi Yıldız evrakı tasnifinde mevcuttur.[6] Yine Paris’te bulunan Halil Ganem isimli gazetecinin Osmanlı aleyhinde yayında bulunmasını önlemek amacıyla Halil Ganem’e İstanbul’a dönmesi halinde kendisine görev verileceği vaadinde bu­lunulmuştur.[7]
II. Abdülhamit döneminde yerli basını susturmak ve gazetelerin muhale­fetini bertaraf etmek için gazetelere çeşitli ödenekler sağlanmış ve ga­zeteci­lere nişanlar verilmesi yoluna gidilmiştir. Örneğin, Tercüman-ı Hakikat, Saadet, Levand Herald, Moniteur Oriental, Byzantis La Turquie, İstanbul ve Tarik ga­zetelerine padişahın iradesiyle hazineden 30.000 -100.000 kuruş ara­sında yardım yapılmıştır. Buna rağmen yine de bahsedilen bu gazeteler hü­kümetten daha fazla para koparmak için şantajlar yapıyorlardı.[8] Basının şantaj ve sair yollarla maddi çıkar elde etmesi, II. Abdülhamit döneminden önce de olagelmiş hadiselerdendir. Bu dönemde  basın, hem Osmanlı Devleti'nden  hem  Avrupa  Devletleri'nden -elçiliklerden- hem de Türkiye’de ihale peşinde koşan Avrupalı bankerlerden ya da Galata sarraflarından maddi çıkar sağlamıştır.[9]
Gazeteciler bu tür yolsuzluklara öyle alışmışlardı ki, finansman bakımın­dan darboğaza giren bazı Jön Türk gazeteleri muhalif yazılarını artı­rırlardı. Sonra da sarayla pazarlığa otururlar, yüksek bir meblağa gazeteyi sa­tarak ba­sımını durdururlardı. Buradan elde ettikleri yüksek miktarlardaki pa­rayla yeni bir gazete daha çıkarırlardı. Yine yurt dışına kaçan Jön Türkler de birtakım gayri ciddi ve blöften ibaret olan muhalif gazete çıkarıp, muhalif yazı­lar yazıp bunları ortaya koyarak o ülkedeki Osmanlı temsilciliği ile pazarlığa oturup para alırlardı.[10]
Bu dönemde dünya basınında da buna benzer yolsuzluklar oluyordu. Av­rupa’da iki medya merkezi oluşmuştu, birisi Paris merkezli Ajans Havas’ın ba­şını çektiği güç odağı, diğeri ise Londra merkezli Reuters'in başını çektiği güç odağı idi. Başlangıçta, özellikle çevredeki önemli ekonomik olay ve bilgileri merkeze iletmek amacına yönelik olarak kurulan bu iki ajans, bütün uluslara­rası haber iletimini ellerinde tutmaktaydı.[11] Bunlar sahte, taraflı ve hileli haber­lerle borsanın inip çıkmasını temin ediyorlar, bazı devletlerin aleyhinde yayın­lar yaparak şantaj yapıp haksız kazançlar elde ediyorlardı. Başta Rusya, Prusya ve Avusturya-Macaristan olmak üzere Avrupa’nın bütün devletleri, hele Balkanlılar, kamuoyu oluşturan ve borsaları idare eden bu iki merkezde sesle­rini işittirebilmek için her türlü mal cambazlığına başvurmuşlardır. Muhbir, ya­zar, gazete, ajans satın almak vb. tüm yolları denemişlerdir.
Araştırmacı yazar Orhan Koloğlu, gazeteci, muhbir, gazete ve ajanslara para vermek suretiyle satın alma usulünü II. Abdülhamit’in koymadığını belir­tir. Aynı araştırıcı bu usulsüz oyunun kurallarının dışarıda -Batıda- oluşturuldu­ğunu, II. Abdülhamit’in ise bu oyunu kurallarına göre oynadığını söyleyerek, burada asıl kızılması gerekenin oyunu icat eden kimse olması gerektiğini be­lirtir.[12]
Şimdi Osmanlı Devleti’nin gazeteli döneminde, yabancı gazete ve ajans­ların sağladığı maddi çıkarları inceleyelim:      
Bu dönemde yabancı basınla ilişkileri düzenlemek için Matbuat-ı Ecne­biye Kalemi adıyla bir birim oluşturulmuş, buna belirli bir tahsisat ayrılmış ve zaman zaman da bu tahsisata ilaveler yapılmıştır.[13]
Bunun  yanında,  Osmanlı hükümetleri yabancı ülkelerdeki gazeteleri oku­yup tetkik etmek ve on beş günde bir özetlerini havi rapor vermek için me­mur istihdam yoluna da gitmişlerdir.[14]
Bu memurlar yabancı basını inceleyip okuyorlar, Osmanlı aleyhine ya­yın yapan gazeteleri rapor ediyorlardı. Saray ise yabancı gazetelerin Osmanlı aleyhindeki bu yayınlarını önlemek için onlara belirli para yardımı yapıyordu.
Örneğin, New York’ta basılan ve neşr olunan Kevkeb-i Amerika gazetesi mü­dürlerine bu amaçla aylık on lira tahsis edilmesi Dahiliye Nezaretinin tezki­resi üzerine irade buyrulmuştu.[15] 
Osmanlı’nın yurt dışındaki  bazı sefirleri ise sefaretlerinde özel bir me­mur istihdam ederek bulundukları ülkelerdeki gazeteleri teftiş ve tetkik ettir­mektey­diler. Kimi zaman bu memurların maaşının nereden verileceği problem ol­maktaydı. Bu konuyla ilgili bir arşiv belgesini buraya olduğu gibi aktarırsak, zannederim mesele daha iyi anlaşılacaktır.
Bab-ı Ali
Daire-i Sadaret
Amedi-i Divan-ı Hümayun
Devletü Efendim Hazretleri
Almanya matbuatını Bi’t-teftiş Saltanat-ı Seniyye ve Memalik-i Şahaneye dair neşrolunabilecek havadis ve makalatı ve musavver gazetelerdeki tesavir-i memnu’ayı Berlin Sefaret-i Seniyyesine ihbar etmek üzere şehri üç yüz mark ma’aşla bir memur istihdamı ve ma’aş –ı mezkürun senevisi olan ondokuzbin sekizyüz kuruş idare-i merkeziye hafiye tertibi olarak dahil-i muvazene olan mebaliğden sarf olunmamakta olduğu tebeyyün eden ondokuzbindokuzyüz yetmiş sekiz kuruşun karşılık ittihazı hakkında Hariciye Nezareti Celilesinin tezkeresi leffen arz ve takdim kılınmış olmağla olbabda her ne vech ile irade-i seniyye-i Cenab-ı Hilafetpenahi, şerefsunuh ve sudur buyurulur ise manatuk-ı münifi infaz olunacağı beyanıyla tezkere-i senaveri terkim kılındı efendim 14 Ramazan 1310. 20 Mart 1309 Sadr-ı Azam ve yaver-i Ekrem Cevad.
Derkenar
Ma’ruz-ı Çaker-i Kemineleridir ki Reside-i Dest-i ta’zim olup melfufuyle manzur-ı, ali buyurulan işbu tezkere-i semiye-i sadaret penahileri üzerine muci­bine irade-i seniyye-i cenab-ı hilafetpenahi şerefmüteallik buyurulmuş olmağla olbabda ferman hazret-i veliyyü’l – emrindir fi 21-N-1320. [16]
Bazen yabancı basında Osmanlı aleyhindeki yayınların artması üzerine, ga­zetelerde verilen paranın miktarı artırılarak onların zararlı yayınlarının önüne geçilmek isteniyordu.[17]
Yukarıda bahsettiğimiz  Avrupa'nın iki büyük güç odağı  olan Ajans Ha­vas ve Reuters de Osmanlı aleyhinde yazı yazmaktan geri durmuyorlardı. Günü­müzde bile “güvenilir haber kaynakları” olarak nitelendirilen bu haber ajansları, Osmanlı Hükümeti’ni gayet açık bir şekilde tehdit etmişler ve şantaja başvur­muşlardır.
Ajans Havas’ın bundan bir asır önce böyle bir şantajı oldukça ilginç bir du­rum arz etmektedir. Bu belgeler zincirinin ilki, Matbuat-ı Hariciye Müdürü Esseyid Abdullah Macit Bey’in imzasını taşıyan belgedir. Bu belgede Matbuat Müdürü özetle şunları anlatmaktadır:
“Ajans Havas Telgraf Şirketi’nin İstanbul’da bulunan vekil ve muhabiri Müsteşar Paşa’ya şifahen ve yazılı olarak mükerreren başvurmuştur. Bu baş­vuru meali: Ajans Havas telgraf şirketi’nin Kayseriye olaylarına dair neşrettiği bazı zararlı yayını tekzibden çekincesi Osmanlı Nezareti ve Paris Elçiliği’nin Ajans Havas’a abone olmamalarından kaynaklandığının muhtemel olduğu, bunun için bahsedilen ajanstan iki adet abonman olunmasını gerektirdiğini” ihtardan ibarettir.
Matbuat-ı Hariciye Müdürü, hadiseyi bu şekilde özetledikten sonra Av­rupa ve Amerika’nın en büyük telgraf şirketlerinden biri olan bu ajansa abone olun­masının faydalı olacağını ve bu ajansın Osmanlı lehine çevrileceğini belirt­mektedir.  Eğer abone olunmazsa bu ajansın zararlı yayını yüzünden Osman­lı'nın çok muzdarip olacağını belirterek yazısını bitirmektedir.
Matbuat-ı  Ecnebi Müdürünün bu yazısı ilgili birimlerin ekleriyle birlikte havale edilerek Padişah’a sunulmuştur.[18] 
Padişah’ın onayını alan bu belgeyi aynen alıyoruz.
Bab-ı Ali
Daire-i Sadaret
Amedi-i Divan-ı Hümayun
Devletlü Efendim Hazretleri
Ajans Havas Telgraf Şirketi’nin Avrupa ve Amerika’nın en mühim telgraf şir­ketlerinden olup bunun celb ve imalesi mucib-i istifade olacağına ve bundan bir adet abonman alınması kafi ise bedeli olan yirmialtı bin iki buçuk kuruşun karşılığı olmadığından icray-ı icabi ifadesine dair Hariciye Nezaret-i Celilesi’nin tezkeresi melfuflarıyla arz ve takdim kılınmakla bermucib-i işar bir adet abon­man alınarak bedelinin gazete abonmanları tahsisatına zamimeten tesviyesi hakkında her ne vecihle Emr-i Ferman-ı Humayun Hazreti Hilafetpenahiye şe­ref müteallik buyurulur ise mantuk-u münif-i infaz edilemeyeceği beyanıyla tezkere-i senaver-i terkim kılındı efendim. Fi 18-Za-1310 Fi 22 Mayıs 1309 Sadrazam ve Yever-i Ekrem Ma’ruz-u çaker-i  kemineleridir ki.
Reside-i dest-i ta’zım olup melfuflarıyla manzur-u ali buyurulan iş bu Tez­kire-i samiye-i sadaretpenahileri üzerine mucibince irade-i Seniyye-i cenabı hilafetpenahi şeref müteallik buyurulmuş olmağla olbabda Emr-u Ferman Hazret-i Veliyyü’l Emrindir. Fi 23 –Za-1310 Fi-28-Mayıs-1309/9 Haziran 1892 Serkatib-i Hazret-i Şehriyari.[19]
Fakat buna rağmen, bilhassa Ajans Havas ve Reuter şirketlerinin Os­manlı aleyhtarı ve Ortadoğu petrolleri üzerindeki emelleri sürekli devam etmiş­tir. Türk Kurtuluş Savaşı yıllarında da bu haber ajansları aynı tutumlarını de­vam ettirdikleri için Anadolu Ajansı kurulmuştur.[20]
Ajans Havas’ın şifahen ve yazılı olarak Osmanlı Hükümeti’ne yaptığı bu şantajın arkası gelmiş ve bu tarihten sonra da hükümetten maddi çıkar elde etme alışkanlığı devam etmiştir. 1895 yılında Avrupa Gazeteleri vasıtasıyla neşro­lunmakta olan bir takım eracifin red ve tekzibi için hükümet, Ajans Ha­vas, Ajans Reuters telgraf şirketleriyle diğer muhbirlere (gazetecilere) tahsisat ayırmıştır.[21]
Haber ajansları ve gazetelerin tehdit ve şantajları bu şekilde devam edince Osmanlı Hükümeti artık yabancı ajans müdürleri ve gazetecilere maaş bağlama yoluna gitmiştir. Örneğin, bu amaçla 1899 yılında Agence Furmeir’in İstanbul temsilcisi Mösyö Alberti’ye[22] ve 1900 yılında Agence Nationale müdü­rüne[23] Hariciye Nezareti tahsisatından maaş bağlanmıştır.
Şüphesiz yazılı basının doğuşu dönemindeki bu etik sorunlar gazetecilik mesleğini de olumsuz etkilemiştir. 1875 yılında Basiret Gazetesinin 1538. sayısındaki bir makalede: Kendisine Basirette yazarlık yapması teklif edilen bir yazarın “Ben gazete muharrirliğine tenezzül edecek dereceye düşmedim” dediği dikkate alınacak olursa, ilk dönem basınının saygınlığının hiç de iyi noktalarda olmadığını görürüz.[24] Günümüzde medyadaki etik sorunlardan sık sık söz edilse de basının yazarlık mesleğinin saygınlığı konusunda belirli mesafe kat edildiği kanısındayım.
Netice olarak medya, tarihin her döneminde iktisadi, sosyal ve siyasi hayatı etkileyen güç odaklarından birisi olmuştur. Osmanlı döneminde de basın önemli bir güç idi. Basının bu gücü onu siyasal iktidarlarla içli dışlı hale getirmiştir. Bu olgu ise, geçmişten günümüze medyada etik sorunların hep varolması sonucunu beraberinde getirmiştir. İktidarlar ya bizzat kendileri gazete çıkarmışlar, ya da mevcut gazete ve iletişim araçlarından istifade yoluna gitmişlerdir. Her iki durumda da bazı menfaat çatışmaları ortaya çıkmıştır. Kimi zaman iletişim araçlarını bizzat yöneten ve çıkaran iktidarlar, içte ve dışta kendi menfaatleri doğrultusunda yayınlar yapmışlar ve kamuoyunu kendi istedikleri istikamette oluşturmak istemişler, kimi zaman ise özel gazete ve iletişim araçlarını yönlendirmek ve baskı altına almak istemişler ve onlara sansür uygulamışlardır. Ancak bugün işler tersine dönmüş, medya, siyasal iktidarlar üzerinde daha etkin hale gelme yolunda önemli bir aşama kaydetmiştir.

[1] M. Nuri İnuğur, Basın ve Yayın Tarihi, İstanbul 1982, s.165-166
[2] Takvim-i Vekayi hakkında geniş bilgi için bkz. Nesimi Yazıcı, Takvimi-i Vekayi (Belgeler),
  Gazi Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu Yayını, Ankara, 1983
[3] Basiret Gazetesi nr.929. 19 Ra –1290 (17-Mayıs-1837) , s.1 , stm, 2-3’teki bir haberde,
  Levand Herald gazetesine yapılan bir tekzip bayennamesinden bahsedilmektedir.
[4] BOA (Başbakanlık Osmanlı Arşivi) Y-A. Res. tasnifi Dos: 18, sıra: 20,1300-Z-5
[5] Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi Islahat Fermanı Devri (1586-1861), TTK CVI Ankara
  1983, s.190
[6] BOA,Y-A-Hus. tasnifi Dos:171 Sıra:97.27-11-1299
[7] BOA,Y-A-Hus. tasnifi Dos:179 Sıra:115.26-Z-1301
[8] İnuğur, a.g.e., s. 267
[9] Orhan Koloğlu, ”II. Abdülhamid’in Basın Karşısındaki Açmazı”, Tanzi­mat’tan Cumhuriyete
  Türkiye Ansiklopedisi, İletişim Yay., Cilt I, s. 84
[10] M. Şükrü Hanioğlu: ”Jön Türk Basını” Tanzimat’tan Cumhuriyete Tür­kiye Ansiklopedisi
    Cilt III, s. 45
[11] Ersan İlal, İletişim, Yığınsal İletişim Araçları ve Toplum, İstanbul 1989, s. 69
[12] Koloğlu, “a.g.m”, s. 84
[13] B.O.A., (Başbakanlık Osmanlı Arşivi) Hariciye İrade C.I, nr.6, 15 M–1310/ 10, Ağustos
   1892
[14] B.O.A., Harici İrade tas. nr. 15, 18- M –1313/ 11 Temmuz 1895
[15] B.O.A., Hariciye İrade Tas. Nr. 3, 6-C1311/15 Aralık 1893
[16] B.O.A., Hariciye İrade Tas. Nr. 5, 21-N-1310/9 Nisan 1892
[17] B.O.A., Hariciye İrade Tas. Nr. 4, 3-M-1313/26 Haziran 1895
[18] Olayın üst makamlara aktarılması sırası ile Hariciye Nezareti, Sadaret ve Padişah
    şeklindedir.
[19] Hariciye İrade tas. nr. 12 23 – Za - 1310/9 Haziran 1892
[20] Ersan İLAL, a.g.e. s. 69, 106 nolu dipnot
[21] Hariciye İrade tas. nr. 25, 23 – Ca - 1313/12 Kasım 1895
[22] Hariciye İrade tas. nr. 10, 26 – N - 1317/28 Ocak 1899
[23] Hariciye İrade tas. nr. 1, 18 – C - 1318/13 Ekim 1900
[24] İlhan Yerlikaya, XX. Yüzyıl Osmanlı Siyasi Hayatında Basiret Gazetesi, Van 1994, s.160

 

 

<<<

X. YEREL MEDYA EĞİTİM SEMİNERİ - KAYSERİ (20 - 21 ŞUBAT 2004)

>>>