|
|
SEMİNER KONUŞMALARI
“HABER DEĞERLENDİRMESİ VE KOORDİNASYON” Gazete, bir bakıma haber demektir. İnsanlar bilgilenmek için gazete alırlar. Olaylarla ilgili haberleri okumak isterler. Olup biteni, ilgisini çeken tüm haberleri aldığı gazetede görmek ister. Haberlerin, belli kurallar içinde yerleştirildiği gazete yazıişlerinde, yani gazetenin mutfağında şekillenir. Haber merkezinde, veya havuzda toplanan haberlerin hangi kaynaklardan geldiğine bakalım: 1. Ulusal ve uluslararası haber ve fotoğraf ajansları. 2. Gazetenin bünyesinde bulunan haber kaynakları veya birimleri.
d) Yurt
Haberler Servisi'nin bünyesinde bulunan muhabirler. Bütün bu kaynaklardan sürekli haber akar. Haber havuzuna her gün bin-iki bin haber düşer. Haber havuzunun başında Haber Müdürü bulunur. Haber Müdürü ve ona bağlı olan Haber Merkezi bütün bu haberleri toparlamak, geliştirmek, tamamlatmak, yayına uygun hale getirmekle yükümlüdür. Haber Müdürü, tecrübeli ve iyi yetişmiş bir gazetecidir. Haberi iyi seçer, iyi hisseder, iyi takip eder ve tüm gündeme hakimdir. Haberi kısaltmak, uygun başlıkları bulmak, okunur hale getirmek kolay değildir. Her haberde eksikliği mutlaka farkedebilecek bir birikime sahip olmalıdır. Haber Müdürü'nün, değişik kanallardan gelen haberleri birleştirmek gibi oldukça zor bir işi de vardır. Bilgisayarına düşen haberlerin tamamını tarar. Çok önemli olanları ayrı dosyalarda toparlar. Benzer olanları bir araya getirir. Gereksiz gördüklerini de çöpe atar. Gözünün önündeki havuza hakim olmak için gereksiz malzemeden temizler. Haber Merkezinde tecrübeli gazeteciler bulunur. Gündeme ve gazetenin yayın politikasına uygun haberleri toparlamak için Haber Müdürü'nün direktifleri doğrultusunda çalışırlar. Gazetecilik ekip işidir. Yayın Yönetmeni, Yazı İşleri Müdürü, Haber Müdürü, servis şefleri, editörler ve diğer gazeteciler uyum içinde çalışmalı, birbirlerini tamamlamalıdırlar. Haber Havuzuna düşen haberler, kodlarına göre ilgili servis şeflerinin bilgisayarlarına da düşer. -Ekonomi, Dış Haberler, Kültür Sanat, Magazin, Spor gibi-. Haber havuzuna, haberlere müdahale yetkisi belirlenmiştir. Yayın yönetmeni, Yazı İşleri Müdürü tam yetkilidir. Servis Şefleri kendileriyle ilgili haberlerde yetkilidir, ama koordinasyonlu olmak şartıyla. Yayın yönetmeni, ilgili müdürler ve servis şefleri değişik zamanlarda toplanarak gündemi ve sayfaların oluşumunu görüşür.
Gazete, pazara sunulan herhangi bir maldan farksızdır. Okuyucu beğenirse alır. Bütün gazetelere büyük ölçüde aynı malzeme gelir. Buna şekil verenlerin yetenekleri farklılık kazandırır. Gazeteyi şekillendiren yazı işleri ekibidir. Başında yazı işleri müdürünün bulunduğu, sayfa sekreterleri ve diğer elemanlardan oluşmuş bir ekip. Gazetenin şekli, ekibin damgasını taşır, uyandırdığı ilgi veya ilgisizlik de başarı veya başarısızlık olarak algılanır. Sayfalar yapılırken, haberler değerlendirilirken bulvar gazeteleri ile fikir gazeteleri farklılıklar gösterir. Bulvar basınında büyük hurufat, bol fotoğraf, büyük başlıklar, kısa yazılar, kısaca göze hitabetme esastır. Fikir gazetelerinde ise beyne yönelme, nispeten küçük hurufat, uzun yazılar, okuyucuyu düşünmeye yönelten bir anlayış öne çıkar. Kısa ifadeler ve yalın bir dil, okurun hoşlandığı konu çeşitliliği bulvar gazetelerinin tipik özellikleridir. Okuru ciddiye alan tüm gazetelerin bu özelliklere sahip olması gerekir. Yaygın tabirle "solucan balıkçının değil, balığın hoşuna gitmelidir". Gazeteler genel olarak incelendiğinde sürekli yeni renkler keşfedilmektedir, daha kısa metinler ve daha esnek başlıklar. Aslında bulvar gazeteleriyle fikir gazeteleri giderek daha çok benzerlik göstermeye başladılar. Birinci Sayfa Haberlerin ilginç, çekici, albenili olarak sunulması için sayfalar, özellikle birinci sayfa büyük önem taşımaktadır. Birinci sayfa, gazetenin vitrinidir. Okuyucu bu sayfayı görerek gazeteyi alır. Günün önemli gelişmelerinin sergilendiği sayfadır. Birinci sayfa, gazetenin başarısını gösteren önemli bir skaladır. En yetenekli sekreter tarafından yapılır. Gazetelerin karakteristik özelliklerini taşır. Bulvar ve fikir gazetelerinde büyük farklılıklar göstermekle beraber, birinci sayfalar bazı kurallar dahilinde yapılır. Sayfanın başında, logonun altında manşet bulunur. O günkü olaylar ayıklanır, en önemli olanı seçilir, manşet yapılır, bu da başka haberlerle, ilginç fotoğraflarla desteklenir. Manşet haberin önemine göre büyük puntolu başlık seçilir. Manşet çarpıcı olmalı, gazeteyi aldırmalıdır. Sıradan bir haber manşete çıkarılıp sekiz sütuna verilemez. Manşete çıkarılan haberin önemi, veriliş büyüklüğüne uygun olmalıdır. Manşet haber sonraki günlerde devam ettirilmelidir. Bir gün verilip, kesilmemeli, okuyucu merakta bırakılmamalıdır. Zaten gazetecilik takip gerektirir, bütün haberlerin gelişimi takip edilip okuyucuya sunulmalıdır. Eskiden sürmanşet denilen ve gazetenin başlığının üzerinde verilen haberler çoktu, ama şimd, genellikle buralar promosyon anonsları için kullanılıyor. Birinci sayfayı, bir fotoğrafı tablo gibi işleyerek yapanlar da oluyor. Ama genel olarak, birinci sayfada 13 haberin yer alması kuralı gözönüne alınır. Günün en önemli olayları, önem derecesine göre ve büyüklükte verilir. Mizanpaj, yani sayfa düzeninde çeşitli kurallar göz önüne alınır. Gazetelerin çoğu blok çalışmaktadır. Yukarıdan aşağıya doğru hurufatlar küçülmektedir. Rengarenk yazı yerine siyah yazı seçilmektedir. Ancak zaman zaman dikkati arttırmak için renkli spotlar kullanılıyor. Fotoğraflar da sayfaya dengeli bir şekilde yerleştirilir. Okurlar bir gazeteyi açtıklarında, önce sayfadaki büyük fotoğraflara bakarlar -yeri hiç önemli değil-. Ancak, bundan sonra bakışlar ana habere yönelir. Dolayısıyla, resim altı ilk önce okunan kısım olabilmektedir. Resim altı özenle yazılmalı, belki de sonuna kadar okunabilecek tek yazı olduğu unutulmamalıdır. Başlık seçimi özenle yapılmalı. En az sözcüklü, çarpıcı ifadeli olmalı, koyu harflerle basılması daha çok dikkati çeker. Metni okuyanların iki kat fazlası başlığı okur. Bazen başlıklar gazeteyi aldırır veya protestolara yol açar. Dil Kullanılan dil çok önemlidir. Kısa ve anlaşılır cümleler kullanılmalı. Ağdalı anlatımlardan kaçınılmalıdır. Bir cümlede onbir kelimeden fazla kullanmamaya çalışmalı. Uzun cümleler ve uzun yazılar okuyucuyu sıkmaktadır. Uzun yazılarda arabaşlık ihmal edilmemelidir. İyi Türkçe ve düzgün üsluptan taviz vermemek gerekir. Haberler sade, açık ve doğru olmalıdır. Bunun için 5 N ve 1K kuralı aranmalıdır. Yani kısaca “ne, nerede, ne zaman, niçin, nasıl ve kim” soruları aranmalıdır. Olayların türüne göre değişik tarz dil kullanılmalıdır. Ekonomik olaylar anlatılırkan bol rakam sıralanır, magazin haberlerinde renklilik, spor haberlerinde de heyecan hakimdir. Okura soru sorulmamalı, dolambaçlı anlatımlardan kaçınmalıdır. Konrad Adenauer Vakfı'nın yayınladığı "Gazetecinin El Kitabı"nda ilginç bir araştırma sonucu yer almaktadır: "Düsseldorf'lu çizimci Norbert Küpper, 30 öğrenci ve Baden-Baden'deki Badisches Tageblatt gazetesinin tipik 30 okuyucusuyla bir araştırma yaptı: Deneklere, gözün her hareketini kaydeden küçük bir kamera yerleştirilmiş gözlükler taktı. Hemen hepsi önce fotoğraflara baktılar. Hatta bazı okurlar, haber metnini birkaç satır okuduktan sonra tekrar büyük ve etkileyici fotoğrafa döndü. Editörlerin sinirlenmesine neden olan olay ise, metinlerin büyük bir bölümüne hiç göz atılmamasıydı. 160 satırlık, dört sütuna basılmış dördüncü sayfanın etek bölümündeki haberin başlığı: 'Kazı alanı, arkeologu sevince boğdu.' Deneklerin yüzde 60'ı başlığı okudu. Yalnızca yüzde 9'u giriş bölümüne geçiş yaptı. Ancak yüzde 4'ü metni okumak istedi. Ama daha ikinci paragrafta hepsi okumaktan vazgeçti. Geriye kalan 140 satırı hiç kimse okumadı." Okuyucular tıka basa doldurulmuş sayfalardan hoşlanmazlar. Beyaz alanlar, sayfalardaki unsurları açık olarak birbirinden ayırır. Gazete, bir günlük ömre sahiptir. Herşey zamanında yazılmalı, okuyucu yönlendirilmemelidir, yanıltılmamalıdır. Gazetelerde sayfalar ekonomi, dış haberler, magazin, kültür-sanat, politika, vb. şekilde sınıflandırılmıştır. Değişen ihtiyaçlara göre internet, sigorta, eğitim, sağlık, kadın, oto vb. sayfalar da yapılmaktadır. Sayfalar genellikle servis şeflerinin kontrolünde, diğer ilgililerin bilgisi dahilinde yapılır. Önemli haberler, bu sayfalardan da birinci sayfaya alınarak anonslanabilir. Özellikle ekonomi haberleri ve sayfaları gittikça fazla bir yer işgal etmeye başlamıştır. Çağın Gereklerine Göre Yeni Sayfalar Birkaç yıl öncesine kadar ihtiyaç olarak kabul edilmeyen bazı alanlar veya konular, günümüzde ayrı sayfa olarak okuyucuya sunulabilmektedir. İleride okuyucunun talepleri doğrultusunda yeni sayfalar veya bölümler olabilecektir. Örneğin, 10 yıl öncesine kadar bilgisayar, internet veya bilişim, iletişim günlük hayatımıza bu denli girmemişti. Bu konulara ayrı sayfa veya bölüm olarak fazla yer verilmiyordu. Ama günümüzde, hemen hemen her gazete bu alanlarla ilgili ayrı sayfalar yapmakta, hatta bazı gazeteler ilave verebilmektedir. Gençliğin bu çağdaş sektörlere yöneldiği bir zamanda, bunlara gözünü kapayan bir gazetenin yaşama şansı olamaz. Hangi gazete okuyucunun nabzını daha iyi tutarsa, talepleri daha iyi karşılarsa pazar payını, yani tirajını o ölçüde arttırır. Bu havayı yakalayamayanlar da okuyucu bulamaz, yani yaşayamaz. Benzer bir örnek olarak ekonomi de verilebilir. Artık insanlar, paralarını değerlendirme işine daha çok önem veriyor. Ekonomiyle herkes ilgileniyor. O yüzden gazetelerin ekonomi servislerinde finans ve borsa birimleri de ayrıca kurulmaktadır. Bunlar için de ayrı sayfalar verilmektedir. İlerde, toplumun yeni talepleri olabilecektir. Bunu iyi algılayan ekipler başarılı olur, diğerlerinin hayat hakkı sınırlıdır. Spor sayfaları ve haberleri, haber merkezi dahil başlı başına ayrı bir bölümdür. Adeta ayrı bir gazete gibi çalışmaktadır. Haber Objektif Olmalı Haber, mutlaka objektif ve yorumsuz olmalıdır. Yorum yapılmışsa, bu, haber metninden ayrı verilmelidir. Haberi yazan veya kullanan kendi görüşleri doğrultusunda çarpıtma yapmamalıdır. Yanlış, çarpıtılmış haberler o yayın kuruluşunun güvenilirliğini, saygınlığını bitirir. Yazarlar veya başkaları, haberle ilgili kendi görüşleri doğrultusunda yorum yazabilir, ama bu ayrı bir şekilde verilmelidir. Haber ile yorum kesin bir şekilde ayrılmalıdır. Okuyucu yanıltılmamalıdır. Günümüzdeki iletişim imkanlarında okuyucu aldatıldığını kolay anlar ve bu yarayı onarmak mümkün olmaz. Böyle bir hataya düşülmüş ise okuyuculardan açıkça özür dilenmelidir. Gerektiği zaman düzeltme yapmaktan çekinmemelidir. Okuyucu Aptal Yerine Konmamalıdır Ülkemizdeki ekonomik krizden medyamız da derinden etkilendi. Haliyle birçok gazeteci işini kaybetti. Hatta iş o hale geldi ki, binin üzerinde gazeteci çıkaranlar da oldu. Bu tür haberlere önem veren, büyüten bizler, bizimle ilgili bu tür haberleri görmezden geldik. Okuyucularımızı aptal yerine koyduk. Kaldı ki, gazete okuyucuları toplumun en kültürlü, aydın, bilinçli kesimleridir. Bu kesime bu muamele, kendimizi ayağımızdan vurmak anlamına gelir. Nitekim yapılan kamuoyu yoklamalarında, her 100 kişiden 71 kişinin medyaya güvenmediği ortaya çıktı.
Maliye Bakanı
Kemal Unakıtan, Türk Lirası'ndan 6 sıfır atılması ile ilgili basın
toplantısı düzenlemişti. Sonraki gün üç büyük gazetemizde ilginç başlıklarla
bu haber yer aldı. Bir gazete "artık 30 bin liraya ev alacağız" derken, bir
diğeri "40 bin liraya ev alacağız" diyordu. Üçüncü gazete de bu rakamı "50
bin"e çıkarmıştı. Doğrusu hangisiydi? 3 gazetenin de yan yana asıldığını
düşünün, okuyucu ne düşünür? İmtiyazlıların Devreye Girmesi Çok güzel bir haber yakalarsınız; bütün unsurlarını tamamlar, bağlı bulunduğunuz yayın kurumuna verirsiniz; siz haberinizin yayınlanmasını beklerken, birileri devreye girer, haberiniz çöpe atılır. Ya da daha haberinizi hazırlarken, muhatabınız, olacakları bilmenin verdiği bir güvenle bıyık altında alaycı alaycı güler, sonra da hayal kırıklığı yaşarsınız. Belki de bazen haberiniz yayınlanır, ardından hiç arzu etmediğiniz tatsız olaylar başgösterir; işinizi kaybedersiniz, tehdit alırsınız, saldırıya uğrarsınız... Bu gibi olaylar, habercilikle uğraşan birçok kişinin başına gelmiştir. Demokrasinin gelişmediği, suiistimal ve kayırmacılığın çok bulunduğu, sosyal ve etnik çalkantılarla boğuşan geri kalmış ülkelerde gazeteciler üzerindeki tehditler daha da artıyor. Ekonomik çıkarları zedelenenler, politik etkinlikleri zarar görenler, otoriteleri sarsılanlar özgür medya ile hiç barışmaz. Bu ve benzeri grup veya kişiler, medyayı kontrol altında tutma sevdasından kurtulmazlar. Bunun için herşeyi yaparlar. Parayla, şantajla, ölümlere bile varan tehditlerle gazetecileri sindirmeye çalışırlar. Demek ki; otoriter güçler, çıkarcı işadamları, muhteris politikacılar medyayı sürekli ellerinin altında tutmak isterler. Eskiden beri bulunan bu tehditlere karşı çeşitli tedbirler geliştirilmiş. Yasal ve Mesleki Kurallar Her şeyden önce, yasal olarak "basının hür ve sansür edilemez olduğu" kayıt altına alınarak, yetkililerin baskılarına set çekilmek istenmiş; gazetecilerin yaptığı işin bir kamu görevi olduğu teyit edilerek, kısıtlanmaya çalışılan hareket kabiliyetlerine rahatlama getirilmiş. Yasal tedbirlerin yeterli olmadığı anlaşılınca, gazetecilik meslek kuruluşları da "Meslek İlkeleri"ni ilan ederek bütün mensuplarının uyması istenmiş ve bu şekilde mesleğin saygınlığının korunmasına çalışılmış. Bunlara ilaveten bazı medya kurumları da kendi mensupları için başka kurallar geliştirmiş... Mesela, ABD Profesyonel Gazeteciler Derneği'nin kabul ettiği "Etik İlkeler" metni, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin öncülüğünde hazırlanan "Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi", gazetecilerin uyması gereken kuralları belirtir. Bizim cemiyetimizin bildirgesinde, "halkın gerçekleri ve doğruları bilme hakkı adına, gazeteci kendi açısından sonuçları ne olursa olsun, gerçeklere ve doğrulara saygı duymak ve uymak zorundadır" denmektedir. Başka bir maddede de "gazeteci bilgi ve haber alma, yorum yapma ve eleştirme özgürlüklerini ne pahasına olursa olsun savunur" deniyor. Ayrıca; barış, demokrasi, insan hakları gibi evrensel değerleri savunacağımıza dair bir de madde var. Temel bilgileri yok edemeyeceğimiz, görmezden gelemeyeceğimiz, ne pahasına olursa olsun tehdit ve baskıya boyun eğmeyeceğimiz, maddi menfaat uğruna haber çarpıtmayacağımız hep kayıt altına alınmış... Bu belgeler de yasal mevzuatımızın bir parçası sayılıyor ve biz gazeteciler için küçümsenmeyecek bir zırh anlamına gelmektedir. Bunun yanında, bazı yayın kuruluşlarının da kendilerine özgü kuralları var ve bunları özenle uygularlar. Mesela Le Monde, The New York Times, The Washington Post gibi gazetelerin hassasiyetle uydukları kendi kuralları var. Örnek olarak Le Monde'u gözönüne alırsak; bu gazetenin yayın ilkelerinin üç bölümden oluştuğu görülür. Birincisi; Basın Özgürlüğü Yasası, ikincisi; Basın Meslek İlkelerini tanımlayan "Gazeteciler Bildirgesi"dir. Üçüncü kısımda ise, bu kurumun kendi ilkeleri yer almaktadır. Alınabilecek hediyeler, yazılacak yorumlar, çıkar çatışmaları, verilen yemekler, olayların izlenmesi hep belli kurallara bağlanmıştır. Bu gazetede gazeteciler kabul ettikleri yemek davetine karşılık verirler. Gerekçesi pek anlaşılmayan davetleri kabul etmezler. Sağlam ilkelerin yerleşmediği ülkelerde özgür gazetecilik de yapılamıyor. Bu, sadece yasal düzenlemelerle ilgili de değildir. Hele medya kuruluşları ekonomik özgürlüklerini kazanamamışlarsa, özgür bir yayıncılık da olmaz. Bu kuruluşları finanse eden güçlerin veya kişilerin etkinliği daima kendini gösterir. Rusya'da buna bir tabir de bulmuşlar; "zakazuka", yani para karşılığı röportaj yapma. Fiyatlar da tespit edilmiş, herkes bedelini ödemek şartıyla istediğini yazdırabilir. Bir politikacıyı veya kurumu karalamak, ya da abartılı bir şekilde yüceltmek olağan hale gelmiş. Rantiyer Medyacılık Ülkemizde de bu hastalık sıkça görülür. Cüneyt Ülsever'in "rantiyer medyacılık” dediği olgu, yine Ülsever'e göre şu şekildedir: 1. Devlet katında muteber olmayan kişilere, yalan-doğru, genellikle kulaktan dolma haberlerle, belden aşağı vurmak. 2. Devletin muteber kurumlarına (TSK, MİT) yakınmış gibi hava basmak, onlar adına konuşmak. "Adı bizde saklı paşa..." gibi... 3. Ulufe dağıtma durumundaki siyasilerle yüz-göz olunmuş gibi davranmak. "Dün akşam beni arayan başbakan..." gibi... 4. Fikir üretmek, emek istediği ve zaten okurların bir kısmı fikre önem vermediği için tembel okur-tembel yazar!-flaş, magazin değeri yüksek, dedikodu ihtiyacını gideren, komplo teorilerini kışkırtan, karalamayı hüner sayan popülist yazılar yazmak. Ülsever'e göre, teknolojik devrim ve başka bazı gelişmeler "rantiyer medyacılığı" bitirecek, "rasyonel medyacılık" yerleşecek. Küresel rekabet hepimizi mecburen hizaya getirecek... Yakup Cemil Meselesi Birkaç yıl önce bir devlet adamımız medyada "Yakup Cemiller"in bulunduğunu söyledi. Bazıları gocundu, bu sözün doğru olmadığını iddia etmeye kalkıştı; bazıları da Yakup Cemil'in üstün meziyetlerini sıralayarak, bununla gurur duyduklarını belirtti... Yakup Cemil, İttihat ve Terakki Komitesi'nin silahlı militanıydı. Bazen komitenin emriyle, bazen de kendi öfkesiyle "muhalifler"i vururdu. Selahattin Duman'ın ifadesiyle; "Yakup Cemil, elindeki tabanca ile o yıllarda çıkan her türlü fikir ihtilafına arabulucu olurdu... İttihatçıların görüşlerine karşı çıkan herkesi ikna ederdi. Yakup Cemil tarafından vurulduktan sonra İttihatçılar'ın fikrine karşı çıkan tek bir kurban bile tespit edilmemiş olması, onun ‘ikna gücünü’ gösterir... Sonunda İttihatçılar tarafından idam edildi." Yine bunun gibi bir de Baba Tahir var. Bu zat, Osmanlı döneminin bir gazetecisi. O da başka teknikler geliştirmiş. Yine Selahattin Duman'ın espirili anlatımıyla; "Mesela 'Terkos gölüne düşen bir domuz boğuldu...' diye haber yaparmış. O zaman İstanbul'un içme suyu buradan alınırmış. Terkos'u işleten yabancı şirket telaşlanır, haberin doğru olmadığını anlatmak için Baba Tahir'e koşarmış. Baba Tahir de yüklü bir zarf almadan ikna olmazmış. Bedelini alınca da haberini düzeltirmiş. 'Terkos gölüne düşen hayvanın domuz değil, keçi olduğu anlaşıldı. Müslümanlara geçmiş olsun!' diye yeni bir haber yaparmış." Basının Alet Olduğu Linç Olayları Türkiye'de "toplu linç" olaylarına bulaşmayanımız kalmadı neredeyse. Gerçek nedenini çoğumuzun tahmin ettiği komplolara alet olduk. Yapılan baskınlara ya da gözaltılara bütün kameralarımız, foto muhabirlerimiz, muhabirlerimiz katıldı zaman zaman. İnsanları peşinen suçladık, suçlu olduklarına dair büyük haberler yaptık. Birçok kişiye "yargısız infaz" yaptık. Bunların beraat kararlarını, suçsuz olduklarına dair mahkeme kararlarını ya görmezden geldik, ya da yasak savma babından kuytu köşelerde küçücük verdik. "Suçlu olduğu mahkeme kararıyla kanıtlanmadıkça kimse suçlanamaz" kuralını bile bile bu hataları işledik, birilerinin emellerine alet olduk... Bu ve benzeri örnekleri çoğaltmak mümkün. Üstelik bu tür örnekler dünyanın her tarafında var. Birçok ülkede baskılar yüzünden üç maymunlar oynanır. "Bilmiyorum, görmedim, duymadım" denerek birçok gerçek görmezden gelinir. 11 Eylül'den sonra Amerikan basınının objektif bir habercilik sergilediğini kim iddia edebilir. Veya, yaptıkları haberler yüzünden baskılara maruz kalan birçok meslektaşımızı duymadık mı?... Benzer örnekler şimdiki İsrail- Filistin savaşında da verilebilir. Beş Maymunlar Üç maymunları oynayan gazeteciler zamanla 5 maymunları oynar. 5 maymun bir odaya kapatılır. Maymunlar aç bırakılır. Yüksek bir yere muz konur, muzun bulunduğu yerden aşağıya da bir ip sarkıtılır. İlk başta muzu gören maymun ipe tırmanmaya kalkışır, bunun üzerine tazyikli soğuk su sıkılır, maymun tırmanmaktan vazgeçer. Bunu deneyen her maymuna bu yapılır, sıkılan su diğer maymunlara da rahatsızlık verir. Odadaki maymunlar tırmanmaz olur. Kafese yeni bir maymun alınır, o da tırmanmaya kalkışır, onun üzerine de soğuk su dökülür; bundan rahatsız olan diğer maymunlar bunu dövmeye kalkışır. Başka bir maymun alınır, o da aynı davranışta bulunur, ondan önce gelen maymun onu en çok döven olur. Yeni maymun geldikçe, eskiler çıkarılır. Öyle ki, su dökülmediği halde, ipe tırmanan maymunlara diğerleri saldırır. Su dökme olayını gören hiçbir maymun kalmamasına rağmen, ipe tırmanan her maymun iyi bir dayak yer... Biz gazeteciler de zamanla böyle oluyoruz... New York Times'taki İlginç Deprem 2003'ün yaz aylarında dünyanın en itibarlı gazetesi sayılan New York Times'ta tepe yöneticilerini koltuklarından eden bir skandal yaşandı. Rick Bragg adlı ödüllü muhabir, gittiği her yerde yerel yardımcılar çalıştırmış, yazdığı haberlerde onların katkılarını belirtmemiş, kendi imzasını kullanmış. Jayson Blair adlı başka bir muhabir de, seyahatlere katlandığı, birileriyle konuştuğu süsünü vererek haberlerini oturduğu yerden yazıyormuş... Bu iki olay ortaya çıkınca skandala dönüştü, sonunda da NYT'ın Genel Yayın Müdürü Howell Rainess ile yardımcısı Gerald Boyd koltuklarını kaybettiler. Bu iki isim çok başarılı gazetecilerdi, ama maiyetinde çalışan muhabirlerin o hatalarını fark edememeleri mesleki kariyerlerini bitirdi. Sonra o gazeteye giden bir meslektaşımızın belirttiğine göre, bu olay New York Times'i derinden etkilemiş, eleman alımlarında daha tecrübeli gazetecilere yönelmelerine yol açmıştır. Benzer olaylar bizde sık sık yaşandığı halde kimse oralı olmazken, dünya ölçeğinde itibarlı bir gazete bu kadar derinden etkilenebiliyor... 27 yıldır Ortadoğu'da muhabirlik yapan saygın İngiliz gazeteci Robert Fisk, çarpıcı tespitlerde bulunarak, gazeteciliğin şaşmaz doğrularına dikkat çekiyor. Independent muhabiri olarak çalışan Fisk, son Irak Savaşında görüşlerine en çok başvurulan gazetecilerden oldu. "Ben İngiliz resmi makamlarıyla temastan kaçınıyorum" diyen Fisk, kaynakları sınırlı olan gazetecilerin resmi kaynaklara yöneldikleri ve bununla yetindiklerini; yetkililerin de gazetecileri kullanarak bu yolla toplumu yönlendirdiklerini belirtiyor. Bu şekilde tarafsız ve doğru haber yapılamayacağını belirten Fisk, bu şekilde haber yapılacaksa, Londra'daki bürodan çıkmanın bir mantığının bulunmadığını da sözlerine ilave ediyor. Ulusal Güvenlik ve Medya Medyaya kısıtlamalar genellikle "Ulusal Güvenlik" gerekçesiyle getirilir. Değerli iletişimci Haluk Şahin'in, bu konuyla ilgili makalesini vermemek eksiklik olur: ‘Medyanın süzgeci' ulusal güvenlik ve çıkarlar söz konusu olduğunda nasıl işlemeli? Ulusal güvenlik ve çıkarlarla medya arasındaki ilişki tüm demokratik ülkelerde tartışma konusu oluyor, ancak önerilen çözümler ülkeden ülkeye farklılıklar gösteriyor. Toplumların siyasal kültürleri ve demokratik kurumlarının sağlamlığı bu farklılığa yol açan faktörlerden ikisi. Ancak, farklar ne olursa olsun, demokrasilerde bu sorunun 'hiç bitmeyecek tartışmalar' öbeğinde yer aldığını söyleyebiliriz. Çünkü yapısal bir karşıtlaşma söz konusu. Ulusak güvenlik-medya karşıtlaşmasını bir urgan çekme oyununa benzetebiliriz. Kökleri Aydınlanma'ya giden demokrasi kuramına göre, sistemin iyi işleyebilmesi için, gazetecilerin ipi mümkün olan en geniş özgürlük yönünde çekmesi beklenir. Medya, başta kendi özgürlüğü olmak üzere tüm yurttaş özgürlüklerinin bekçisi ve savunucusudur. Bu, onun asal rolüdür ve özel konumunu haklı gösteren temel etik sorumluluğudur. Buna karşılık, ülkedeki erk sahipleri ipi en fazla kısıtlama yönünde çekmek isteyeceklerdir. Mümkün olduğu kadar çok enstrümanı, bu arada mümkün olduğu kadar çok enformasyonu kontrol çabası, iktidarın özünden gelen bir reflekstir. Bu çekişme, demokrasi olduğu sürece hep devam eder. Bu nedenle, kural olarak, basın özgürlüğünün hiçbir ülkede kesin olarak kazanılmış olmadığı ve daima tehlikede olduğu söylenir. İşte en taze örnek: Amerika Birleşik Devletleri'nde, urganı basın özgürlüğü tarafından çekenler, 11 Eylül'den sonra çok zemin kaybettiklerinden söz ediyorlar. Urganı kısıtlamalar yanından çeken Bush-Cheney-Ashcroft ekibi ise gizlilik alanını genişletmenin teröre karşı mücadelenin başlıca silahlarından biri olduğu görüşünde. Sonuç Amerikan halkı, tüm özgürlükçü geleneğine ve sağlam Anayasal güvencelere rağmen, örneğin Afganistan'da olup bitenler hakkında yeterli bilgi sahibi olamıyor. ABD'de basın özgürlüğünü savunan çevreler karamsar ve kaygılılar. Onlara göre, tüm olguları halka iletmek kesin kural olmalı ve bu kuralın istisnaları olabildiğince az tutulmalı. Örneğin, savaş sırasında askeri birliklerin bulundukları yerle ilgili bilgilerin verilmesinin kısıtlanmasına itiraz eden yok. Askerlerin yaşamı ve güvenliği söz konusu. Peki, o askerlerin içinde yer aldıkları bir katliamı duyurmak da kısıtlanmalı mı? Aynı şekilde, kentin bir mahallesinde etnik/dinsel çatışma sürerken, televizyonların canlı yayın yaparak olayı kışkırtmamalarında ulusal güvenlik gerekçesi olduğu rahatça savunulabilir. Peki, olaylardan sonra ölenlerin hemen hepsinin aynı etnik ya da dinsel gruptan geldiğini bildirmek? -Geçenlerde Hindistan'da Müslümanlara karşı yapılan saldırılardan sonra bu konu Hindistan'da tartışıldı. Hindu hükümet, kurbanların hemen hepsinin Müslüman olduğunun duyurulmasının ulusal güvenliğe aykırı düştüğünü ileri sürdü.- Kısacası, net bir ölçü kolayca bulunamıyor. Öyleyse, kısıtlamaların istisna olduğunu kabul edip, istisna isteklerine tek tek bakmak en doğrusu. Demokrasinin rol dağıtımında medyanın bağımsız bir öğe, dördüncü güç olarak görevini hakkıyla yapması, yani ipi doğru taraftan çekmesi, sistemin iyi işlemesinin olmazsa olmaz koşulu sayılıyor. Gelin görün ki, medyanın içinden bazıları urgana pek gönülsüz asılıyorlar. Hatta koşup karşı yandan çekenlere, hem Türkiye'de hem de Amerika'da rastlanıyor. Bir insan mesleğine ihanet ederken ülkesine hizmet edebilir mi? İşte size hiç bitmeyecek bir tartışma konusu daha. |
|
| <<< |
X. YEREL MEDYA EĞİTİM SEMİNERİ - KAYSERİ (20 - 21 ŞUBAT 2004) |