|
|
SEMİNER KONUŞMALARI
“İLETİŞİM VE EĞİTİM” Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğümüzün organizesi ve Valiliğimizin katkılarıyla yapılan bu seminerin yerel medyaya başarılar getirmesini diliyor, bu organizasyonu yaptıkları için kendilerine teşekkür ediyorum. Ben, biraz hayatın içinden, yani sizlerin sıkıntısını çekerek, yaşayarak gelen birisi olarak konuşmak istiyorum değerli dostlar. Atasözümüz vardır, güzel bir atasözü: “Cahil hoca dinden, cahil doktor candan eder”. Bilgisiz medyacı neden eder? Her ikisinden eder. Hatta dünyamızı da, hayatımızı da, tüm yaşamımızı zehir eder. Herkese bilgi lazım. Ama, medya mensubuna fazlasıyla lazım. İletişim fakültesi sayımız 27’ye çıktı. 14 civarında da iletişim meslek liseleri var. Bu kuruluşlarımız; medya mensubu, gazeteci, radyocu, televizyoncu yetiştiriyor. Ama, araştırdığımızda, Anadolu’da maalesef, iletişim fakültesi mezunu medya mensubu çalıştıran medya kuruluşumuz parmakla gösterilecek sayıda. Nedense fakülteli medya mensubu, mektepli medya mensubu ilgi göstermiyor yerel medyada çalışmaya. Yerel medya yöneticisi de, maalesef ilgi göstermiyor. Biz, iki arada bir derede, ilkokul mezunları, hatta okuldan kaçmış insanların eline fotoğraf makinası, kamera veya mikrofon vererek medyacılık yapmaya çalışıyoruz. Her birimiz, kendi yöremizde kendimizi kral zannediyoruz. Bizden daha üstün yok anlayışıyla, “astığımız astık, kestiğimiz kestik” yapıyoruz. Geçtiğimiz yıl, Anadolu Gazete Sahipleri Basın İlan Kurumu temsilciliğine seçilmiş bulunmaktayım. O seçimden sonra yaptığım konuşmada, Anadolu’yu karış karış gezeceğimizi söyledim. Anadolu’da gittiğim illerde “sorumluluk sahibi gazete, radyo ve televizyon kuruluşu sahipleri istiyorum” diyorum. Devletimiz, bu seminere büyük masraflar yaparak, dokuz tane ilimizi davet etmiş. 93 tane il ve ilçelerde yayınlanan gazete temsilcisi var. Bunlar resmi ilan alan gazeteler. Radyo, televizyon kuruluşlarıyla hesapladığımızda, bu davetli illerimizdeki medya mensubu sayısının yüzlerle ifade edildiği bir gerçek. Salonumuzun halini merak ettim. Kayseri’den ne kadar medya mensubu buraya ilgi gösterdi? diye. Kayseri’de vilayet merkezinde 14 gazete yayınlanmakta, iki de ilçelerde olmak üzere toplam 16 tane gazete resmi ilan alıyor. Kaç gazeteci arkadaş var, bilemiyorum tabii, onları suçlamak noktasında bunu söylemiyorum. Sorunun temelinde bizler varız. Sorunumuzu biz çözeriz, kendimiz çözeriz, kendi sorunumuzu kendimiz çözersek varız. Devlet bize sadece vasıta olur, imkanları tahsis eder. Tıpkı burada bu imkanları tahsis ettikleri gibi. O halde, sorunumuzu kendimiz çözmek mecburiyetindeyiz. Fikirlerimiz ayrı olabilir, düşüncelerimiz diğer kesimden çok ayrı olabilir. Ama medya mensupları olarak, mutlaka asgari müştereklerimizi bir arada tutmamız gerekiyor. Yasalarımızı çok iyi bilmemiz gerekiyor. Ben bugün, 15-20 yılını yerel medyaya vermiş biri olarak konuşuyorum. Yerel medya sahibi, yöneticisi, yazı işleri müdürü olarak yasalardan haberimiz yok. Yazı işleri müdürüne, sahibine sordum: “Elinizde Basın Yasası var mı, kaç kez okudunuz?” Maalesef, okumadığını ve bilmediğini söylüyor. Sayın Genel Başkanımız Orhan Erinç Bey söylediler. Cezalar onlarla değil, artık yüz milyarlarla ifade ediliyor. Yasayı bilmemek mazeret sayılmıyor, ceza veriyorlar. Bu seminerleri, sadece devlet kuruluşları yapsın diye beklememeliyiz. Malumlarınız, son dönemlerde bir takım Alman vakıfları, uluslararası kuruluşlar seminer düzenliyor. Bu seminerler, Türkiye'de yerel medyaya yönelik ve büyük paralar harcayarak düzenleniyor. Ama maalesef, oralara da fazla ilgi gösterilmiyor. Üstelik yol paralarını vermelerine rağmen. Bu kuruluşlara yine de teşekkür ediyoruz. Hangi amaçla, niçin düzenledikleri tartışma konusu olsa bile. O halde, biz ne o vakıf ve kuruluşlardan, ne de devletimizden bir takım şeyler yapsın diye beklenti içinde olmamalıyız. Değerli Dostlar, Biz bunu Gebze’de yaptık. Laf olsun diye söylemiyorum. Hayatın içinden gelen birisi olarak, diye başladım sözüme. İletişim mesleği bugün, çıraklık eğitim kapsamında değil. Hamamcıların, kahvecilerin, berberlerin mesleği, Milli Eğitim Bakanlığı çıraklık eğitim kapsamı içerisinde. 614 tane meslek, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından çıraklık eğitim kapsamı içinde. Ama medya mesleği, çıraklık eğitim kapsamı içinde değil. Meslek içerisine alınsa ne olur? 18 yaşından küçük elemanları kendimiz alırız, devlet sigorta primlerini öder, sosyal hakka kavuşturur. O çocuk, o genç belli bir süre oradan ayrılmaz, mesleğe tamamen sahip olur. Biz, iletişim veya medya mesleğinin Milli Eğitim Bakanlığı çıraklık eğitim kapsamına alınması mücadelesini veriyoruz. Bu noktada, sizlerden destek bekliyoruz. Bu, gerçekten büyük bir hizmet olacak. Çırak, bir yıl burada, bir yıl başka tarafta değil, en az üç yıl radyoda, televizyonda, gazetesinde çalışacak. Bugün sadece matbaacılık mesleği var, meslek kapsamı içerisine giren. Onun da maalesef, kimse ilgisinde, bilgisinde değil. Biz, Gebze’de şunu yaptık: 1985 yılında Gebze’de gazete çıkartan matbaa yoktu. İki yıl başka taraflarda bastırdık gazeteyi. Daha sonra, rakip gazetenin kurulmasına imkan sağlandı ve kendi tesislerimizi açtık gazetecilik gelişsin diye. Bugün altı tane 1200'er tirajlı, resmi ilan alan, günlük sekiz sayfa, büyük boy gazetemiz var. Biz, şunu yaptık. Çıraklık eğitimi kapsamı içerisinde bir matbaamızı tahsis ettik. Çıraklarımızı orada toplayarak üç yıl süreyle çırak yetiştirdik. Çıraklarımız geldi, haftada bir gün, üç saat, iki saat orada kaldı. Devlet, bunların sigorta primini ödedi ve biz eleman sahibi olduk. İletişim fakültesi dekanlarımızla görüşmelerimiz var. Burada da iletişim fakültesi var. Türkiye'nin 25 yerinde Kıbrıs dahil iletişim fakültesi var. Yerel medya mensupları olarak İletişim fakülteleriyle işbirliği yapalım, Birer günlük seminerler düzenleyelim, iletişim fakültesi öğrencileriyle tanışalım, onlara yerel medyayı sevdirelim. Yerel medya yöneticileri olarak, onlarla işbirliği yapıp, onların yerel medyada çalışmasını sağlayalım. Dün, bir fakülte dekanımızdan şu müjdeyi öğrendim. “Biz, Türkiye'nin 81 ilinde iletişim liseleri açılmasını destekliyoruz ve iletişim mezunları artık öğretmenlikte yapacaklar” dedi. Bu güzel bir gelişme. Eğer Türkiye’de yasama, yürütme, yargıdan sonra, basını, medyayı dördüncü güç olarak görüyorsak, kendi sorunlarımıza kendimiz sahip çıkacağız. Bölgemizdeki iletişim fakülteleriyle vakit geçirmeden ilişkiler kurup, çıraklık eğitim merkezleri müdürlükleriyle görüşerek fotoğraf çekme, kameramanlık gibi teknik noktalarda imkanlar sağlayarak elemanlarımızı yetiştireceğiz. Aktif gazetecilik yapıyorum. Neden, Yayıncılar Birliği Başkanlığı gibi Anadolu Gazete Sahipleri Temsilciği gibi külfete girdim? diye, kendi kendime soruyorum. 25 arkadaş istihdam ediyorum ve her gün müessesemin başındayım. Bazı ulusal televizyon ve gazetelerde günlük yazılar da yazıyorum. Ona da ihtiyaç yok. Ama, beni rahatsız eden, bizim meselemizi bilmeyen birçok kurum ve kuruluş var, adına sivil toplum örgütü diyoruz. Bizim adımıza maalesef ahkamlar kesiliyor ve bizim mesleğimizden bihaber insanlar çıkıyor. Sizleri ve Kayseri Gazeteciler Cemiyetimizi tenzih ediyorum. Sevgili Başkanım da biliyor. Türkiye çapında şu an 200'e yakın basın meslek örgütü var. Bir küçük il’de üç, beş tane cemiyet var. Bu, zapturapt altına alınmalı. Bundan ciddi anlamda rahatsızız. Totaliter rejimlerde olduğu gibi bir meslek odası kurulsun istemiyoruz. Ama, bu şerefli basın mesleğinin, yaptırım gücü olan, özellikle, yerel medyada yaptırım gücü olan Tabipler Birliği, Barolar Birliği gibi bir meslek odasının veya meslek birliğinin -adı ne olursa olsun- olmasını istiyoruz. Bundan ciddi anlamda muzdaribiz. Herkes -doktoru, avukatı veya başka birisi- kartına “gazeteci” yazdırabiliyor. Ama, ekmeğini gazetecilikten çıkartan insanlarımız, kartına bir başka birinin mesleğini yazdırsa, derhal cürmümeşhutle savcılık tarafından gözetim altına alınır. Bu mesleğin şerefini, yine bizler, sizler, bu işten ekmek yiyen, geleceğini bu işe tahsis eden insanlar olarak kurtarmak zorundayız. Biz, bir kampanya başlattık ve bu kampanyamızı sürdürüyoruz. Anadolu sathında yaygınlaştıracağız. Türkiye'nin 81 iline iletişim meslek lisesi açılsın. Bu çok önemli ve bunu bir çok iletişim fakültelerimiz destekliyor. İletişim meslek liselerinden yetişmiş elemana sahip olacağız. Oradan mezun olan elemanlarımızı istihdam ederek, bizim için en büyük sorun olan yetişmiş eleman ihtiyacımızı karşılamış olacağız. Bugün, değerli dostumuz, ağabeyimiz, büyüğümüz çok güzel söyledi. Bir tuş darbesiyle bilginizi milyonlarca yere aktarabiliyorsunuz. Ama bugün Anadolu’da, halen gazeteyi elde dizen yerler var. Buraya gelmeden Basın İlan Kurumu Genel Kurulumuz vardı. Toplantıda, değerli meslektaşlarımız ve arkadaşlarımız tarafından çok ciddi kararlar alındı. Artık, böyle rasgele gazetecilik dönemi kapanıyor. Basın İlan Kurumu’nun şubesinin bulunduğu beş tane bölgede, gazetelerin bekleme süresi 18 aya çıkıyor. Önceden 12 aydı. Belki bir başka toplantıda şu gündeme gelecek: Basın İlan Kurumu’nun şubesinin bulunmadığı yerlerde, yani tüm Anadolu’da 12 aylık bekleme süresini, 18 aya çıkartmak gibi bir çalışma da yapılabilecektir. O halde biz, kaliteli gazete vermek ve kaliteli gazete yapmak zorundayız. Şu anda, Türkiye çapında 290 tane vasıflı, resmi ilan alan gazete var ve 508 tane vasıfsız, haftada iki gün, haftada bir gün veya günlük vasıfsız gazete çıkıyor ve bu gazetelere de bu yaptırım gelecektir. O halde, buradan ayrılırken kendi illerimize, bu seminere katılamayan arkadaşlarımızla toplanıp kaliteli gazeteler vereceğiz. Sabah ve akşam, otelimizde renkli gazete dağıtıldı. Merak ettim tirajların ne olduğunu. Değişik şeyler söylendi, ama ortalama üç-beş yüz civarında olduğu söylendi. Gerçekten çok az rakamlar. Keşke, o yönetici arkadaşlarımız, renkli gazete yerine siyah beyaz basıp, daha çok sayfalı ve çok daha okunur yerlere gazeteler gönderebilseydi. Hemen iki hafta önce Tarsus'taydım. Tarsus’ta gazeteler panolara asılmış. Beş, altı tane gazete yayınlanıyor, parklarda insanlar gelip okuyorlar. Şunu söylemek istiyorum; gazete, gerçekten zor yayınlanıyor. O halde, gazetemizi çok okutmak için elimizden geleni yapalım. Kahvehanelerde gazete bulundurmak mecburiyeti var. Kahvehaneler, kıraathane demek. “Okuma hane” anlamına gelen “okuma evi” anlamına gelen yerlerdir. Ama bugün, kahvehanelerde göstermelik kütüphaneler var. İçini bir karış toz bağlamış. Oraya bir iki tane yerel gazete değil, ucuz gazeteler girmekte. Hakkımızı, hukukumuzu, yasalarımızı öğrenip, bilerek alalım ve en azından kendi aramızda birlik ve beraberliğimizi oluşturalım. Gönül isterdi ki, keşke bu salon dolsaydı, keşke bölgemizdeki yerel gazetecilerimiz, radyocularımız, televizyoncularımız çok yakın ilgi gösterseydi, keşke buradan canlı yayınlar yapılsaydı. Her biri kendi mesleğinde uzman arkadaşlarımız, ağabeylerimiz, büyüklerimiz bizler için buraya geldiler. Sözlerimi fazla uzatmak istemiyorum. Bu toplantıyı yaptık ve buradan ayrılırken kendi kendimize şunu sormalıyız. Müesseselerimizde, medyamızda yeni sayfa nasıl açmalı? Yeni bir heyecanla, yarınları daha güçlü kılacak, çağın getirdiği bilgi teknolojisinden yararlanarak en güzel şekilde sesimizi nasıl her tarafa duyurabileceğiz, radyolarımızı müzik kutusu olmaktan nasıl çıkartabileceğiz, televizyonlarımızı gerçekten kültürel anlamda yayınlarıyla bölgenin sorunlarına değinen yayınlarıyla nasıl duyurabileceğiz? Özetle; gazetesiyle, radyosuyla, televizyonuyla yerel yayıncılar olarak, kendi sorunlarımızı nasıl kendimiz çözerek başarılara ulaşacağız. Son cümlelerim, Sayın Basın İlan Kurumu Genel Müdürü, Sayın Bakanla konuştu. Biz de bir dosya vermeye çalıştık, verdik kendilerine. İlk defa, iki aydır resmi ilan fiyatları artırılmadı. Aldığımız bilgiye göre, Sayın Bakanımız Abdüllatif Şener Bey, seçim bölgesi Sivas’ta bir gazeteciyle aralarında geçen tartışma sonucu, kızgınlık ve dargınlığını Anadolu medyasına yansıtmaya çalışıyor. Yerel medyanın, Cumhuriyet’in kuruluşunda, Kurtuluş Savaşı’nda bizzat Mustafa Kemal Atatürk'ün deyimiyle “Gazi Anadolu Basını” olarak, cephelerde dağıtılan gazeteler olduğunu bilerek, bunun değerini Sayın Bakanımız takdir etmeliydi. Çiftciler kadar da mı önemi yoktu bu gazetelerin? Çiftçilerin, Bağ-Kur borçları affedilirken, üç kuruşluk fiyat artışına neden duyarsız kalındı? Tabii duyarsız kalır. Çünkü biz, kendi sorunumuza duyarsızız. O halde, kendi sorunumuzla yakından ilgilenmeliyiz. Bir de en önemlisi, kağıt sıkıntısı baş gösterecektir. Sayın Başkanımızın ifade ettiği gibi, Seka Kağıt Fabrikaları tümüyle özelleştirildi. Bu insanlar orada üretim yapmıyorlar ve yapacaklarını da tahmin etmiyoruz. Bobin diplerine kalacağız. Kağıt, kültürümüzün temel unsuru, Seka Kağıt Fabrikasının kuruluş kararı, Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk tarafından 1934 yılında imzalanmış ve 1936 yılında üretime başlamıştı. Kültürümüzün temel unsuruydu, Cumhuriyet’in temel kuruluşlarından birisiydi, ama kasıtlı olarak çökertildi ve bugün atıl, perişan durumda. Kendi sorunumuzla kendimiz, birebir ilgilenmek zorundayız. Devletten, sağdan soldan bir şeyler beklemek lüksümüz yok. Kendi sorununa sahip çıkmayan, kendi sorununu çözemeyenlerin başkalarına hizmet edeceğine inanmıyorum. Bu toplantıyı organize ettikleri için, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’ne, Kayseri Valiliği’ne ve Kayseri Gazeteciler Cemiyeti’ne ve siz katılımcılara teşekkür ediyorum. |
|
| <<< |
X. YEREL MEDYA EĞİTİM SEMİNERİ - KAYSERİ (20 - 21 ŞUBAT 2004) |