|
|
SEMİNER KONUŞMALARI
“YEREL
MEDYANIN SORUNLARI” Sayın Başkan, değerli katılımcılar, benim konum yerel basının sorunları. Benden önceki konuşmacı sayın Gülten Günay Hanımın konuşmasında tasvip etmediğim noktalar oldu. Anadolu basını yani yerel basın, Anadolu'nun gören gözü, işiten kulağı ve konuşan dilidir her türlü eksilerine karşılık. Öncelikle bunu belirtmek isterim. Polemiğe de gerek yok tabi. Fikir, fikirdir. Düşünce özgürlüğü vardır. Ancak artık bugünlere gelmek gerektiği kanısındayım. Konya'dan örnek vermek istiyorum. Konya basını artık yerel basın sürecini aşmış ve bölgesel basın sürecine girmiştir. Sadece Konya'da değil bütün illerimizde de durum böyledir. Konya'da yayınlanan gazetelerin tümü ofset tekniğiyle hazırlanmaktadır. Bir televizyonumuz var Kon TV. Sadece Konya'ya değil Kayseri, Nevşehir, Niğde, Kırşehir, Ankara’da da büroları var. Şunu demek istiyorum, bugün Anadolu basınının geldiği nokta karamsar bir tabloya layık değil, bilakis önü açık. Öncelikle bunu belirtmek istiyorum. Bir ikinci konu, ‘medya’ sözcüğünü yanlış kullanıyoruz. Faks da medyadır. Yani kitle iletişim araçlarının tümüne medya denir. Biz, basınız arkadaşlar. Yani Anadolu basını, Anadolu medyası değil! Diğer bir nokta, biraz evvel çok sık telaffuz edildi tiraj kelimesi. Arkadaşlar, tiraj hiçbir zaman bir gazetenin değer ölçüsü değildir. Tiraj baskı sayısıdır. Bunu da bu şekilde algılamanızı rica ederek konuşmama başlıyorum. Atatürk'ün, milletin müşterek sesi olarak nitelediği basın, katılımcı ve çoğulcu demokrasilerde artık yargı, yasama ve yürütme erklerinden sonra dördüncü güç konumuna gelmiştir. Yani biz dördüncü gücüz. Ama zaman zaman birinci güç, ikinci güç, üçüncü güç durumuna geliyoruz ki eleştirilen noktamız da bu. Biz dördüncü gücüz. Basın denince önce akla yazılı basın gelir. Yazılı basın, bildiğiniz gibi gazete ve dergidir. Napolyon Bonaparte, o anlı şanlı komutan bakın ne diyor: “Dünya da iki büyük kuvvet vardır birisi kılıç, diğeri kalemdir. Fakat kılıç kuvveti ergeç kalem kuvvetine mağlup olur.” Napolyon başka birşey daha söylüyor: “Üç gazete beni, 100 sancaktan daha çok korkutur.” ‘Basın’ diyoruz arkadaşlar ‘medya’ değil. Basının klasik tanımı, gazete ve dergi gibi belirli zamanlarda çıkan yayınların tümüdür. Öyle olmasına karşın zaman içinde gazetecilik yapan kitle iletişim araçlarındaki çeşitlenme, kavramı daha geniş bir temele oturtmaktadır. Çünkü devreye işitsel basın (radyo) ve görsel basın da (televizyon, teleteks, videoteks, uzun ve kısa metrajlı haber ve röportaj ürünleri hatta sinema) giriyor. Sinema da bir basındır. Arkadaşlar ‘medya’ latince kökenli bir sözcüktür. Halka ve kamuya ait olan medyum kelimesinden gelmektedir. Bu bakımdan basın ayrı, medya ayrı olarak değerlendirilmelidir. Örneğin, halkla ilişkilerin de kendine özgü medyaları vardır. Genel medya tanımı içinde olmakla beraber halkla ilişkilerin medyaları, açık alan medyaları yani duvarlardaki yazılar, tişörtler, düğmeler de medyadır. Yani medyayı bu şekilde de algılayalım. Bunlar da halkla ilişkilerin medyalarıdır. İnsanoğlu, yaradılışından bugüne kadar hep haber alma içgüdüsüyle hareket etmiştir. Haber alma ve haberi özümseme aynı zamanda günümüzde bir uygarlık ölçütüdür sevgili dinleyiciler. Matbaanın icadıyla gazetecilik eşzamanlıdır. Milattan önce Çin'de tahtaya oyulmuş harflerden kurulmuş ilk gazete yayınlanmıştır. Biz bunlara gazete benzeri diyoruz ama asıl gazete matbaanın icadıyla beraber yaşama geçmiştir. Örneğin 1632 yılında gazete ilk kez Fransa'da yayımlanmıştır. Türkiye'de Avrupa'dan 200 yıl sonradır yani 1831'de Takvim-i Vekayi ile başlamıştır. Takvim-i Vekayi, bugün resmi gazete olarak yaşamını sürdürmektedir. Demek ki ilk Türk gazetesi belleğimizde Takvim-i Vekayi olarak kalsın. Daha sonra bu ad değişmiş Ceride-i Resmiye, Hakimiyet-i Milliye olmuştur. İlk yerel gazete, 1867 yılında Erzurum’da “Envar-ı Şarkiye” adıyla çıkmıştır. Yerel basının sorunları nelerdir? Yerel basının genel sorunları var ama her yerel yörenin kendine özgü de sorunları var. Örneğin, bugün katılımcıların da hazır bulunduğu Eskişehir, Konya, Antalya gibi illerdeki yerel basın sorunları ayrı, Bingöl, Hakkari, Edirne’deki yerel basının sorunları ayrı ama bir genelleme yapmak gerekirse birinci grupta saydıklarımın teknik bağlamda sorunları var. Teknik bağlamdaki sorunumuz da, yavaş yavaş aşılmaya başlanmıştır arkadaşlar. Yani teknik bakımdan genelde fazla sıkıntımız yok. İkincisi yönetimde organizasyon sorunumuz var. Üçüncüsü, dağıtımda eksiklerimiz var. Yani yerel gazetenin, yerel basının, -tabi yazılı basın bağlamında söylüyorum bunu- dağıtımında aşmazlar var ancak dağıtabilme imkanı da var. Ama ben, Konya'dan söz ediyorum, Konya gazeteleri artık Karaman'da ve Aksaray'da yani bu illerde de dağıtılmakta ve buranın haberlerini de sütunlarına aksettirmektedir. Yerel basının en büyük sorunu ekonomik darboğazdır. Bu neden kaynaklanıyor? En büyük darboğaz, devlet desteğini yerel basının tam anlamıyla alamamasıdır. Dünyanın hiç bir yerinde Basın İlan Kurumu diye bir kurum yoktur. Tek resmi ilan kurumunu kuran Türkiye'dir arkadaşlar. Başka ülkelerde de hem yerel hem genel basını destekleyen paketler vardır. Nedir onlar? Kağıdı ucuz veriyor, resmi muafiyet tanıyor, mürekkebi ucuz veriyor, iletişim konusunda telefon, telgraf veya diğer haberleşme konularında ucuz tarife uyguluyor. Maalesef arkadaşlar bugün sarı basın kartına tanınan telefondaki indirimi de rahmetli Bülent Ecevit'in başbakanlığı zamanında kaybettik. Hiç bir şeyimiz kalmadı biliyorsunuz. Sarı basın kartını sadece kimlik olarak kullanıyoruz. Bu da sorun olarak karşımıza çıkıyor. Düşük ücret dengesizliği çok açık. Yaygın basında ücretler, dolar bazında binlerle ifade edilirken benim Anadolu basınında çalışan arkadaşlarım çoğu asgari ücret hatta asgari ücretin de altında ücret alarak çalışmaktadırlar. Tabi düşük ücrette çok fazla kaliteli eleman çalıştırmak da imkansız! Öncelikle bunları halletmemiz lazım. Yerel gazetelerimizin pek çoğu, hatta yüzde 99'u yaşamlarını resmi ilana bağlamışlardır. Sadece resmi ilanın güdümünde olmanın da yerel basının bir kurtuluşu olduğu kanaatinde değilim. Bu bakımdan siyasal aktörlere her ildeki arkadaşlarımız baskı yapsınlar başka önlem paketleri getirsinler ki bu getirilebilir, dünyada örnekleri var. Bir de yerel basının en önemli sorunu, baskı unsurları. Özel ilan ve reklam verenler, benim aleyhimde haber yazarsanız size ilan vermeyeceğim şeklinde baskı yapıyorlar. Bu tip manipülasyonlara yol açan kimi olayları da her gün yaşamaktayız. Bir başka açmazımız, haber alma güçlüğü. İstanbul’da Ankara'da büyük kentlerde bürokratlar bu konuda biraz daha geniş düşünmelerine karşın, illerde maalesef inisiyatiflerini kullanmaktan çekinmektedirler. Mülki amirlerle büyük sorun yaşamaktayız. Örneğin, cumartesi günü bir olay meydana gelmiş. Valilik basın bürosu cumartesi ve pazar günü kapalı. Ancak pazartesi ulaşabilirsiniz. Oysa arkadaşlar, dünyada en çabuk eskiyen meta haberdir. Haber beş dakika sonra eskimiş ve atılmıştır. İşte asıl sorunumuz bu. Bir de deyim vardır: “Gazeteci, kapıdan kovulsa, bacadan girer” diye. Tabi gazetecilerin kendilerine özgü haber yansıtma yöntemleri vardır. Bu arada birşey anlatmak isterim sözü gelmişken. Konuşmamı biraz renklendirmek istiyorum. Konya-Karaman karayolunda önemli bir trafik kazası olmuştu. 50 kişi ölmüştü. Bunlardan 49'u üniversite mezunu. Telefon açıyoruz Ereğli'ye, Emniyet Amiri çıkıyor karşımıza, “Haber vermek yasak” diyor. Trafik kazasının neden yasak bir haber olduğunu da anlamakta güçlük çekiyoruz. Hala aynı şey var arkadaşlar. Jandarma Karakol Komutanı’na açıyoruz, benzer şeyleri ondan da duyuyoruz. Ben, o sırada TRT'nin temsilciliğini yapıyorum. TRT'den bana “Aman saat 13.00'e bu haberi yetiştir” diyorlar. İki telefonum var biri açık. Telefon açtım. Yüzbaşı çıktı karşıma, “Yüzbaşım ben, Konya Valisi Kemal Katıtaş”. “Buyrun Sayın Valim” dedi karşıdaki ses. Ama her valiyle bu şekilde konuşulmaz ama Kemal Katıtaş'a denir tabi. “Yazdırsana şu ölülerin ismini”. “Emredersiniz Sayın Valim”. Bir telefonun ucuda TRT'de. Yüzbaşı söyledi TRT de verdi bu haberi. Yani beş dakika vali olmak gerekiyor arkadaşlar. Gazetecilikte bu mubah çünkü vali olarak kimseyi dolandırmadım. Herhangi bir bireysel menfaat sağlamadım, ama ertesi gün sayın valiye telefon açtım. Kemal Katıtaş, merhum, kendisini vali olarak kabul etmezdi imparator derdi. İmparatorluğu da İçişleri Bakanlığından onaylıymış, bize öyle söylerdi. Açtım telefonu “Sayın Valim, özür dilerim ben dün vali oldum” dedim. Verdiği yanıt şu arkadaşlar: “Sen zaten gazetecilerin valisi, ben imparator”. Haberi cambazlık yaparak alıyoruz arkadaşlar. Çok amiyane tabiriyle hokkabazlık yaparak alıyoruz. Tabi delilleri kaydedici, devletin güvenliğini sarsıcı haberleri almada bu denli özen göstermelerini saygıyla karşılamak gerekir ama bir trafik kazasının ne saklısı olur, ne gizlisi arkadaşlar. Paraymış, pulmuş bunlar da sorun ama habere ulaşamıyorsan basın özgürlüğü başlamadan biter. Basın özgürlüğü haber alabilmektir. Basın özgürlüğü diğer özgürlüklerin anasıdır. Basın özgürlüğü olmayan yerde ne demokrasi olur, ne başka bir şey… Bir de özeleştiri yapayım. Anadolu basınında en fazla eleştirilecek konulardan bir tanesi, redaksiyon kültürümüzün olmaması. Bir acı gerçek olarak bunu da anlatmak zorundayım. Haberi ya da diğer yazıları okumadan direkt baskıya veriyoruz. Redaksiyon kültürü yerleşmediği için sözcük hataları, hatta habercinin anayasası olan 5N1K'ya uymama gibi garip durumlar ortaya çıkıyor. Her gazete değil ama çoğunda var. Bu konuya özen göstermemiz lazım diye düşünüyorum. Çünkü 5N1K olmadan, haber, haber değildir. Tenkit edilecek taraflarımızı söylüyorum ama bütün bunlara karşın yaygın basın da bugün tekelleşiyor, tekeli bırakın kartelleşiyor. Üstelik hiç bir gazete patronu gazeteci değil! Biraz önce Sayın Başkan vurguladı bunu. İşadamları, ticaret adamları yaygın basın organlarını bir baskı unsuru olarak kullanan kişiler. Anadolu basını bu bakımdan tertemiz. Bir de iyi taraflarını söyleyelim. Niye bunları görmezlikten geliyoruz? Ben Anadolu basınının çalışanlarını ve sahiplerini idealist insanlar olarak, güç koşullara karşın bu ekonomik dar boğazlara karşın ülkesine hizmet eden erler olarak nitelendiriyorum. Onlar, çilekeş insanlar ama idealist insanlar. Burada arkadaşlar şikayetlerini söylerlerken Basın İlan Kurumuna çok yükleniyorlar. Basın İlan Kurumu, çağdaş devlet olmanın gereklerinden biri. Basın İlan Kurumu kurulmadan önce resmi ilanlar illerde valilerin, ilçelerde de kaymakamların iki dudağı arasında dağıtılırdı. Valiler ve kaymakamlar, siyasal iradeye bağlı olduğu için siyasi iradenin desteklediği gazetelere ilan verilirdi. Belki duymuşsunuzdur, bu tutum Türkiye'de bir yeni basın kolu yarattı. Ona da biz “besleme basın” diyoruz. Basın İlan Kurumu ile birlikte en azından resmi ilanlar, siyasi iradenin tekelinden kurtarılmış oldu. Bunun da gerçekten saygıya değer bir tutum olduğu inancındayım. Tekrar söylediğim gibi arkadaşlar, Anadolu basınının yaşamını resmi ilana endekslemeyelim. Hepiniz bölgelerinizde güçlü insanlarsınız, kuvvetli insanlarsınız, milletvekilleri size gelmek zorunda. Onlardan başka şeyler isteyin, devlet desteği her yerde var. Makine, gümrük indirimi, hatta sıfır vergi, mürekkep, kağıt temini gibi yardımlar için çaba göstersinler. O zaman resmi ilan da size fazladan bir destek sağlamış olur. Ben de çok fazla sıkmak istemiyorum bu saatten sonra. Bir de şu var arkadaşlar, Anadolu basınının eksiklerini söyledik, iyi taraflarını söyledik ama bir iyi tarafı daha var. Bunu söylemeyi Anadolu basınında yetişmiş birisi olarak görev addediyorum. Yaygın basının bugünkü elemanlarının çoğunun ilk mektebi Anadolu basınıdır. Anadolu basınında uzmanlaşma derin çizgiler halinde olmadığından örneğin Konya’daki bir gazeteci, hem adliye hem polis hem de ekonomi muhabirliği yaparak bütün dallarda pişiyor ve piştikten sonra İstanbul’da en iyi yerlerde çalışıyorlar. Yaygın basında etiksel değerlerin alabora olduğu günler yaşamaktayız. Ama Anadolu basını, toprağı bakir, temiz ve etik değerlere saygılı, özellikle ulusal konularda ödün vermeyen tutumunu sürdürmektedir. Bu bizim için en büyük onurdur. Ayak oyunları yok bizde. Yerel basını rahatlatan ve nefes aldıran resmi ilanın dışında diğer desteklerin gelmesi için başta siyasal aktörler olmak üzere sivil toplum örgütlerine ve toplumun bütün katmanlarına görev düşmektedir, bunun bilincinde olalım. Sayın Başkan eğer soru varsa şimdi alayım. Teşekkür ederim. |
|
|
<<< XIII. YEREL MEDYA EĞİTİM SEMİNERİ - KONYA (30 Kasım - 01 Aralık 2006) >>> |