SEMİNER KONUŞMALARI


 

SORU-CEVAP-TARTIŞMA

 

Cengiz SAVAŞ (ANTALYA): Bir dergi, bir yerel gazete bir de yaygın gazetenin Antalya'daki temsilcisiyim şu anda. Mehmet hocama 301'inci madde konusuna ilişkin soru soracağım. Kırmızı çizgilerden bahsettiniz. Sizin yetki alanınıza girip girmediğini bilemiyorum ancak eline kalem alanlar her şeyi yazıyor. Hangi birini okuyacağımızı, kime kızacağımıza şaşırır hale geldik. Bu yerel basında çıkan köşe yazarları dahil azınlık gazetelerinin yazarlarıyla ilgili herhangi bir yaptırımınız var mı?

Nazmi BİLGİN: Bu soru yazılı basınla ilgili olduğu için hocamın ilgi alanına girmiyor. Yalnız ben şöyle bir şey söyleyeyim, yasaksız Türkiye, kutsal idaredir. Ama yasaksız Türkiye’yle yasasız Türkiye'yi birbirine karıştırıyoruz. İkisini birbirine karıştırmamak lazım. Birincisi bu. İkincisi, şimdi Türkiye'de şöyle bir yanlışlık var. Herhangi bir kıraathane açmak için 11 yerden izin alınıyor. İtfaiyesinden başlayıp emniyetine kadar. Gazete çıkartmak için yalnızca savcılığa bir dilekçe veriyorsunuz. Kahve açacak kişilerden aranan niteliklerin, gazete açacak, televizyon kuracak veyahut radyo yayını yapacak kişilerde de bence aranması lazım. Ben bunu söyleyince bazıları kızıyor ama benim görüşüm bu. Bu kadar serbestlik olmamalı. Sonra o bir takım yerlerde sizleri de tenzih ederim o gazeteler, radyolar, televizyonlar şantaj aracı olarak maalesef kullanılıyor. Özellikle seçim dönemlerinde tarifeler yayınlanıyor, canlı yayın şu kadar dolar, paket yayın bu kadar dolar diye. Kimlik ve kişilik yok, yalnız ticarete dönmüş hale geliyor. Bunun bir denetim altına alınması, yasaklanması Türkiye'nin en temel ihtiyaçlarından biri.

Aydın TUFAN (KIRIKKALE): Ben de bir haber ajansı çalışanıyım. Kaçak haber konusu bizim de gündemimizde. Kaçak elektriğe uygulama var da kaçak habere uygulama yok mu efendim? İcra makamı sizsiniz.

Hilmi BENGİ: Hukuki yollardan önlem almaya çalışıyoruz ama öncelikle yayıncıların bireysel olarak etik davranmaları meseleyi çözer. Yani sunulan ürün bir emek ürünü. Basın Yasası, haber ajanslarının ürünlerini eser olarak kabul ediyor. İki satırlık bir haber bile olsa eserdir. Az evvel Nazmi Bey, “Mao öldü” diye bir haberden bahsetti. “Mao öldü” haberi o gazeteciye ödül kazandırıyor. O, onun eseridir, ilk o bildiriyor çünkü. İki satırlık haber bile olsa ona ödül kazandıracak kadar önemli. Burada bir eserin telif meselesi söz konusu. İki satırlık bir haber diye geçiştiremezsiniz. Onu üretene bir saygı gerekir. Yeni Basın Yasası, haber ajanslarının ürünlerini, haberlerini de eser kabul ettiği için yayıncılarımızın bu konuda daha anlayış göstermelerini diliyoruz, bekliyoruz.

Arif ÇAKIROĞLU (KIRIKKALE): Mehmet Bey’e soracağım. RTÜK acaba kendini kamuoyuna niye tanıtmıyor, halkı bilinçlendirme yoluna niye gitmiyor? Sadece medyaya dava açıyor. Televizyon programları konusunda halkı bilinçlendirse mükemmel olmaz mı?

Mehmet DADAK: Bu soruyu sorduğunuz için  teşekkür ederim. RTÜK tanıtım programı için belirli bir ödenek ayırdık ve RTÜK'ün bu projesi çerçevesinde, eskiden ‘Alo RTÜK 178’ olan iletişim hattını bilgisayar sisteminde toplayarak ‘444 1 178’ olarak ücretsiz açtık. Bunu halka açılım olarak gördük. Ayrıca medya okur-yazarlığıyla ilgili çeşitli eğitim seminerleri  düzenledik. Bu sene sadece ilkini şubat ayında Konya’da sekiz ilin katılımıyla yaptık. Bu seminerleri Türkiye genelinde bütün yayıncılarla, halkla paylaşıyoruz ve buna özel önem veriyoruz, gayret veriyoruz. Bunu yaymaya çalışıyoruz. Ama bunun ötesinde hepimize bir sorumluluk düşüyor, hepimize bir görev düşüyor. Hiç bir zaman her şeyi bir Anadolu Ajansından veya RTÜK'ten veya başka kurumlardan beklemek doğru olmaz. Teşekkür ederim.

Mustafa ARSLAN (KONYA): Sayın Dadak'a soruyorum. Çıplak gözle algılanamayan ancak şuur altına yönelik mesajların verilmesine dönük sınırlılık ve teknik kontrol söz konusu mu? Zira toplumumuzun genleriyle oynanıyor artık. Teşekkür ederim.

Mehmet DADAK: Şu anda bu söylediğiniz sanıyorum gizli. Bizim yasamızda gizli mesajlar olarak belirtilen konulardır. Şu anda bunlar takipte. Bunlara da uyarı yapıyoruz, izleme değerlendirme dairesindeki uzman arkadaşlarımız bu konularda da çalışıyorlar. Ancak yeterli değil. Yukarda arzettiğim, Türkiye'deki yayınların kontrolü amacıyla geliştirilen “Sayısal Kayıt ve Arşiv Sistemi Projesi (SKAAS)” uygulamaya konursa, çok net bir şekilde bu durumu önlemiş olacağız.

SORU: Geçici kira bedeli yönetmeliğiniz mahkeme kararıyla iptal edildi. Bu konuda bir çalışmanız var mı? Bir de frekans kira bedeli alınırken önceden  yapılmış bir frekans planlaması nedeniyle bazı radyolar ve televizyonlar nedeniyle biraz haksızlığa uğradı. Bununla ilgili 2007 yılında bir çalışma yapıyor musunuz? Bunu öğrenmek istiyorum.

Mehmet DADAK: Teşekkür ederim. Geçici kira bedeli yönetmeliğimiz iptal edilmedi, yürütmenin durdurulması kararı verildi. Yürütmenin durdurulması şu anlama geliyor. Olduğun yerde dur! Yargı sürecinin tamamlanmasından sonra bunun temyiz aşaması var. Temyiz aşaması tamamlandıktan sonra hüküm kesinleşecek. Dolayısıyla biz, o zamana kadar bu geçici kullanım kira bedellerini geçen Kurul’da uzun uzun görüştük. Aynı şekilde muhafaza ediyoruz. Dava açan şirkete iade ediyoruz. Onun dışındakileri bekletiyoruz. Biraz önce de arzettiğim gibi TBMM’ye gönderdiğimiz yasa tasarısında da bu konuyu daha net bir şekilde belirttik. O yasa çıkınca yönetmeliği de düzenleyeceğiz. İkinci sorunuza gelince, bu ülkede özel radyo ve televizyonlar 1990 yılında yayına başladı. 90 yılından 2006 yılına kadar (16 yıl) hiçbir yayın kuruluşu, frekans ve bantlara bir kuruş para ödemeden devletin trilyonlarını kullandılar. Üç defa, dört defa ihale yapılması gündeme geldi. Ama medya patronları, medya holdingleri maalesef galip geldi. Bu ihaleler milli güvenlik gerekçesiyle yapılamadı. İyi ama bu haksızlık değil mi? Böyle büyük bir kamu kaynağını kullanan bir şirketin bedel ödemesi gerekir. Bütün bunları 2007'de düzeltmeye çalışacağız. Teşekkür ederim.

 

 

Atilla COŞKUN (KÜTAHYA): Benim sorum Sayın Cillov'a olacak. Konuşmanızda bir ara ofset yayıncılığa ilişkin ağustos ayında aldığınız karar doğrultusunda, fotokopi makinesi veya teksir makinesi diye tabir ettiğimiz yayın makineleri ile yayın yapan gazetelerin 1 Ocak'tan itibaren resmi ilan hakkının düşeceğini söylediniz. Şu ana kadar resmi ilan alanlarla ilgili herhangi bir sorun yok. Ancak şu anda bekleme süresinde olanlar da aynı hakları müktesep olarak kabul edecekler mi? Onlar da Ocak ayından itibaren ofset makineye geçerlerse bu hakları devam etmiş olacak mı? Şunun için söylüyorum. Bir matbaanın aylık sekiz milyar, yıllık da 100 milyara yakın fonlardan artı bir masrafları var. Bu masraflar, onları bu rekabet yolunda eşitsizliğe götürmüyor mu? Teşekkür ederim.

Ertan CİLLOV: Yanlış anlama olmasın, bu makinelerle gazetelerini çıkartan kişilerin, 1 Ocak 2007'den sonra müktesep haklarının devam etmesi diye birşey yok. 1 Ocak 2007 tarihine kadar yani 31.12.2006 tarihine kadar bu tip makinelerde çıkan gazeteler de ofset matbaaya geçmek durumunda. Bekleme durumunda olan gazeteler, eğer dijital baskıyla planlıyorlarsa onlar da 1 Ocak'tan sonra normal matbaa şekline geçeçek. Çünkü bizim mevzuatımızda şu vardır. Matbaalar Kanunu gereğince beyanname veren matbaalarda basılmak şartı. Bu dijital makinelerin matbaa beyannamesi verme durumu söz konusu değil. Onun için bu karar alındı yani müktesep hak diye birşey söz konusu değil. 1 Ocak 2007'e kadar verilen süre de hemen hemen 4.5-5 aylık bir süre. Bu süre de kendilerini yeni şartlara uydurmaları için. Ama aynı tarihte bir matbaanın ofsetle diğer bir matbaanın ise dijitalle yola çıktığını varsayalım. Biliyorsunuz bekleme süresi 18 ay. Ofset matbaaya geçen bu 18 ayda diğerinin iki katında veya 10 katında bir masrafla yola devam ederken dijital baskı kullanan, hiç bir masraf etmeden, öbürünün kazanmış olduğu bütün hakları kazanmış oluyor. Ona bizim yapacak bir şeyimiz yok.

Nazmi BİLGİN: Arkadaşlar, fotokopiyi gazete olarak görenler bence mesleklerine ihanet ediyorlar. Onlarla gerekli mücadeleyi sürdürüyoruz. Yani adam bir masa üstü alıyor. Kamyonetin arkasına yüklüyor ilçe, ilçe dolaşıyor. Ona bin tane, öbürüne beş yüz tane basıyor. Bir kere ahlak kurallarına da aykırı, bizim meslek etiğimize de aykırı. Çalışıp emek gösteren insanlara da saygısızlık etmek demek. Niye buna müsaade ediliyor?

Erdoğan KAHYA (ANTALYA): Sayın Günay'a sormak istiyorum. Yerel medyayı birleştirme konusundaki fikrinize katılıyorum. Teşekkür ederim o görüşünüz için. Şimdi bir hukukçu olarak yaygın basın kuruluşlarının yereldeki reklam pastasının tamamına göz dikmesi haksız rekabete yol açmıyor mu? Yerel basının gelişmesi yönünde bu yerel ekler bir engel teşkil etmiyor mu? Bu konuda görüşünüzü almak istiyorum.

Gülten GÜNAY: Teşekkür ederim efendim. Ankara'da yaşıyorum. Bu gazetelerin ekleri zorunlu olarak evime giriyor gazeteyle birlikte. Çok gazeteye benzemiyorlar zaten. Yani gazete bile değil. Onun için eğer siz ciddi gazetecilik yaparsanız gerçekten size rakip olması mümkün değil. Ama ciddi haberciliğe geçerlerse elbette sizinle rekabet ederler. Televizyonlarda hayali bir Türkiye portresi var. Orta gelir düzeyinde bir insan için uzak hayaller. Zavallı fakir halkımız da aç tavuk gibi kendini bir saat, iki saat bir hayal aleminde yaşatıyor. İşin en korkunç tarafı, onun altını çizmek istiyorum. Yaşarken o hedefe ulaşmak için en ahlaksız yöntemlerin dahi kullanılabileceğini evinde hissediyor ve öğreniyor. Öğreticiliği bu. Size ek diye verilen gazete, gazete değil. Yarısından fazlası resim. Halkın herhangi bir sorununa ilişkin ciddi bir yazı yok. Belediye Başkanı bunu açtı, bunu yaptı. Okulda şu oldu. Yazılı basın bu değil ki.

Nazmi BİLGİN: Sayın Günay’ın üslubu o kadar harika ki bizlerin hemen ‘sabah gidelim, bütün gazeteler birleşelim. Belediye Başkanı’na da çıkalım. Bizim paralarımız, gelirlerimiz artsın. Şimdi kaş yaparken göz çıkartmayalım! Diyarbakır Belediye Başkanı ortadayken. Bizler tabi ki güçlenmeyi istiyoruz ancak işin bir de öbür boyutu  var.

Gülten GÜNAY: Basın özgür olduğu zaman iyi veya kötü olabilir. Ama özgür değilse, kesinlikle kötüdür. Yani istisnası yok. Onun için özgürlüklerden korkmadan, bunları denetleyen mekanizmalar var, savcılıklar var, mahkemeler var. Bunları denetlemek bizim görevimiz değil. O açıdan bu kadar korkmayın, özgürlüklerden de bu kadar korkmayın lütfen. Talep edin daha fazlasını talep edin.

Nazmi BİLGİN: İdealler hepimizin çok hoşuna gidiyor ama Türkiye'nin bazı gerçekleri var. Ben, Erzurum’da bir matbaada doğmuş, yaşamış bir insanım. Anadolu’da gazete birleştirilmesi dünyanın en zor işidir. Çünkü genellikle farklı siyasi görüşleri taşırlar. Bunları bir araya getirmek, TGRT’yi satın almaya benzemez. İdeali, kaynak yaratmak ve teknolojik destek vermektir. Yoksa birleşmek işin çözümü olmaz. 

Yılmaz KARACA (ESKİŞEHİR): Eskişehir Gazeteciler Cemiyeti Başkanıyım. Gülten Hanım, 15-20 yıl önceki Anadolu basınını anlattınız. Siz yerel gazetelerin matbaacılardan ve idealistlerden oluştuğunu söylüyorsunuz. Hiç incelememişsiniz. Bakın size söyleyeyim Anadolu basını kimlerden oluşuyor. Keşke matbaacılardan ve idealistlerden oluşsa. Zenginlerden, holding sahiplerinden, mafyalardan, hırsızlardan, dolandırıcılardan ve aday olacak siyasi çevreden oluşuyor. Biz onun mücadelesini yapmak durumundayız. Siz onu görmüyorsunuz. Siz hala matbaacılardan oluşuyor diyorsunuz. Lütfen Anadolu basınını inceleyin, siz gerçekten 15-20 yıl önceki yerel basını incelemişsiniz. Anadolu basını gittikçe güçleniyor. 10 yıl önce Türkiye'de Anadolu'da 20 tane ofset makine yokken şu anda her ilde 10 tane var. Benim ilimde şu anda 20'nin üzerinde sadece gazete basan ofset var, inşallah daha iyi olacak. Ama bizim içimizdeki pislikleri temizlememiz lazım. Sizin bunları önermeniz lazım.

Nazmi BİLGİN: Karşılıklı tartışmaya dönüşmeden söyleyeyim. Sayın Günay, hukuki taraflarına baktı, illerdeki teknolojik gelişmelere baktı. Ancak artık aşağı yukarı ofset olmayan gazete kalmadı. Ama kötü amaçla kullanılıyor o ayrı birşey. Onu engellemek de bizim görevimiz değil.

Gülten GÜNAY: Ben müsaade ederseniz bir cümleyle cevap vermek istiyorum. Ben, dileklerimizi söyledim. İçimizde mafya var diyorsunuz, bu bir iddiadır. Ben hukukçuyum. Mafya dediğiniz insanın mafya olup olmadığını bilemem. Bu bir iddiadır. Bir iddiada bulunuyorsunuz. Benim size söylediğim üç, dört öneri içinde  mafyaları içinizden atın diye bir cümle yok. Bu zaten doğal birşey. Yani geçimini kanuna aykırı yollardan sağlayan insanların gazetecilik yapmaması gerekir. Bunu benim önermeme gerek yok ki bu zaten böyle. Bunu da zaten halk görecek.

Nazmi BİLGİN: Sayın Günay, bu böyle değil. Bakın adam eroin kaçakçısı, hem gazetesi, hem radyosu, hem televizyonu var. Biz diyoruz ki her önüne gelen gazetecilik yapamasın. Yasada değişiklik yapılsın. Biz müdahale etmeseydik, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olma şartını bile kaldırıyorlardı.

Gülten GÜNAY: Şu anda yabancılar gazete sahibi olabiliyorlar.

Nazmi BİLGİN: Ne güzel olmuş, çok şahane olmuş. Elinize sağlık.

Ahmet Turan YEDİGÜN (ANTALYA): Ben Antalya'nın Kemer ilçesinde gazete çıkartıyorum. Sayın Gülten Hanım’a birşey sormak istiyorum. Özellikle Basın İlan Kurumunun olmadığı, denetimine uğramadığı, valiliklerin denetiminde olan bölgelerin sorunlarından bahsetmek istiyorum. Çünkü ben bu durumu yaşıyorum. Çok ciddi anlamda denetim yapılmıyor. Defalarca şikayet etmemize rağmen valilik ilgilenmiyor. İlçemde üç tane gazete çıkıyor. Ama diğer iki gazete, derme, çalma haberlerle çıkıyor. Ben haber üretiyorum, haber satıyorum ulusal medyaya. Şimdi bunu defalarca gündeme getirmeme  rağmen nedense valilikten geri dönüyor. Bu tür olayları yaşayan benim gibi bir çok arkadaşım olduğunu da görüyorum. Maalesef bunlara hiç kimse sahip çıkmıyor. Bu konuda sizden yardım istiyorum. Yani bölgelerinden şikayet geldiğinde lütfen denetçi yollayın.         

ERTAN CİLLOV: Bu sorunun muhatabı, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün baş hukuk müşaviri değil Basın İlan Kurumu. İsterseniz ben çok kısa cevap vereyim. Valilikler kesinlikle denetleme yapmıyorlar. Her ilin valisi bizden Basın-İlan Kurumunun şubesinin açılmasını talep ediyor. Neden istiyor? Çünkü ilanını az verse bir türlü, az vermese bir türlü. Bizim üzerimize yıkmaya çalışıyorlar. Biz de bu konuda bir kriter koyduk. O ildeki ilan potansiyeli, okuma yazma oranı, gazete satışı eğer o kurumu yaşatabilecek durumdaysa, yaşatılacak. Ben, Kuruma gelinceye kadar 41 senedir şube açılmamıştı. Daha üç, dört senedir açıyoruz şubeleri. Denetlemeleri valiler veya kaymakamlar yapacak. Yasa böyle.

SORU: Sayın Başkan, Sayın Genel Müdürüm, Kırıkkale'de son üç-dört yıldır maalesef resmi ilan verirken gazetelere bir kıstas, bir ölçü getirilmedi. Yani burada kaliteyi düşürdüler. Her gazete ayrı bir ilan alıyor ancak gazetede  haber yok. Öyle olunca  çalışanla çalışmayan, iyi gazete ve kötü gazete arasında bir değerlendirme yapılmıyor! Ben Basın İlan Kurumunun bu konuya el atmasını istiyorum. İkinci konu, Basın İlan Kurumunun olmadığı yerlerde biz ilan takip etmekte çok zorluk çekiyoruz. 25 tane ilçemiz var. Buralarda resmi kurum ve kuruluşlarımız var. Valiliğe resmi ilan geliyor valilik gazetelere ilanı havale ediyor. İlanı yayınlıyoruz ama paralarımızı almakta çok büyük sıkıntı çekiyoruz. Şu anda büyük bir sıkıntı içerisindeyiz. Buna Basın İlan Kurumunun bir çözüm bulmasını istiyoruz. Zor durumdayız. Aylık 10 milyon ilan alırken, beş milyona düştü. Beş milyonla biz bu yükü kaldıramıyoruz. Beş gazete varken, 10 gazete oldu. Gazetelerin ekonomik özgürlüğü olmayınca özgür de davranamıyor. Öncelikle ekonomik özgürlüğe kavuşması gerekiyor. Gazete sayısı arttı. Mahalli basın teknolojik olarak iyi yönde ama maddi yönden kötü durumda. Teşekkür ederim.

Ertan CİLLOV: Kalite açısından orada valiliğin denetimindedir. Normal olarak onun incelemesi lazım. Ama biraz önce  Nazmi Bey’in de dediği gibi valilikler gerekli denetimleri yapmıyorlar veya yapamıyorlar. Bir takım baskılar sebebiyle de belki yapamıyorlar. İlan paralarına gelince, bunun bizimle hiç bir ilgisi yok. Yalnız Kırıkkale'de siz yerel gazete olarak ekseriyetle ihale ilanlarını yayınlıyorsunuz. 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nda ödeneği olmayan hiç bir iş ihaleye çıkamaz diye bir hüküm var. Ödeneğin içinde ilan bedelleri de vardır. Onun için paralar peşin olarak gönderilmiş olsa bile, bazen  bu parayı başka bir yere aktarıp daha sonra gelen ödenekten ödeme yapıyorlar. Ona bizim yapacak bir şeyimiz yok. Bu konuda ilgili dairelere emir verme yetkimiz yok. Bakanlıklara başvurma yetkimiz yok. Bizim de Basın İlan Kurumu olarak genel bütçeye dahil devletten 2000 yılından bu yana 10 trilyon civarında alacağımız var. Yani biz de aynı sıkıntının içindeyiz.

Ahmet SERİNKÜPA (KONYA): Öncelikle konuşmacılara teşekkür ediyorum. Konya Valiliği Basın Halkla İlişkiler Müdürüyüm. Sorum Sayın Cillov'a. Malum ilçelerde gazetelerin resmi ilanla ilgili işlerine biz bakıyoruz. İlçelerde, resmi ilan yayınlanırken İhale Yasası’na göre işin yapıldığı yerden bahsediliyor. Zannedersem Sayın Günay da cevap verebilir hukukçu olduğu için. Burada hukuki boşluk olduğunu düşünüyorum ben. İşin yapıldığı yer olarak köyü mü anlayacağız, kasabayı mı yoksa ilçeyi mi anlayacağız. Yani ilçede gazeteye ilan vermesi gerekir mi kasabadaki belediyelerin? Teşekkür ederim.

Ertan CİLLOV: Büyükşehir Belediyesi varsa, Büyükşehir Belediyesinin sınırları dahilindeki ilçelerde Basın İlan Kurumunun yetkisi dahilinde. Kamu İhale Kanunu’nun 13'üncü maddesinin ilgili fıkralarından birine göre, hem ‘ihalenin yapılacağı’, hem ‘işin yapılacağı’ yerde birer gazetede, diğer iki fıkraya göre ise sadece işin yapılacağı yer diye geçiyor. ‘İşin yapılacağı yer’ deyince ‘belediye hudutları’ anlaşılmış olması lazım ama belediyeler de karıştı; ilçe belediyesi mi, belde belediyesi mi?  İlçelerin içinde de bir sürü belde belediyesi var. Ama ‘işin yapılacağı yer’ olarak ilçe sınırlarını kabul etmek lazım. Çünkü orada kaymakamlık var. Yani mülki sınırları kabul etmek lazım.

Nazmi BİLGİN: Efendim hepinize çok teşekkür ediyorum. Bu güzel katılımlar için. Güzel bir alkış rica ediyorum sizlerden.

 

 

 

<<<       XIII. YEREL MEDYA EĞİTİM SEMİNERİ - KONYA (30 Kasım - 01 Aralık  2006)      >>>