SEMİNER KONUŞMALARI


 

“GAP”
Mustafa AYDOĞDU
GAP Bölge Kalkınma İdaresi Bölge Müdürü
 

Değerli Konuklar, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’nün Saygıdeğer Temsilcileri, Değerli Çalışma Arkadaşlarım...


Proje sahamız, ülkemizin güneydoğusunda yer alan, Suriye ve Irak’la sınır teşkil eden ve dokuz vilayetimizi kapsayan bir alan. Alan ve nüfus itibarıyla, Türkiye'nin yaklaşık yüzde 10’una tekabül eden bölgemizde en büyük sıkıntılarımızdan biri, nüfus artış hızları ülke ortalamalarının oldukça üstünde olan, ama aynı zamanda sevindirici bir gelişme olarak değerlendirebildiğimiz nüfus artış hızındaki azalmalar. En son nüfus sayımı, nüfus artış hızının 1,5-2’nin altında olacağını gösteriyor ki, bu da bölgesel kalkınma açısından planlı kentleşmeyi sağlamak için önemli bir unsur.


Bölgenin Türkiye ekonomisine katkısı nedir ya da Türkiye'ye katkısı nedir, önce ona bakmak lazım. Bölgemiz, 1985 yılında yüzde 9 olan tarım potansiyelini 1998’de yüzde 11’e, 1992’de yüzde 12’ye çıkarmıştır. İmalat sanayii burada çok önemli. Bunlar büyük imalatlar değil, küçük imalatlar. Büyük imalatlar, buna dayalı olan sanayileşmeyi kapsamakta. 1985’te yüzde 2 olan payımız 1998’de yüzde 4’e, 2000 yılında yüzde 5’e çıkmış durumda. Hizmetlerde çok önemli gelişme yok. Hizmetler sektörünün ülkemize olan katkısı yüzde 5’lerde kalmış durumda. Gayri Safi Hasıla’ya olan katkımıza baktığımızda, 4,5 ve en son 2000 değerlerine bağlı olarak da yüzde 6’lık bir paya sahip olduğumuzu gösteriyor. Biraz önce de bahsettiğimiz gibi, temel hedefimiz, toprak, su ve insan kaynaklarının geliştirilmesine yönelik olan bu proje, entegre, sosyo-ekonomik ve sürdürülebilirlik ilkesine dayalı bir Bölge Kalkınma Projesidir. Bu anlamda baktığımızda, Projenin gelişme aşamaları olarak 1960’lı yıllarda Fırat ve Dicle nehirleri üzerinde münferit bir planlama çalışması, 1977 yılında bu iki çalışmanın GAP başlığı altında birleştirilmesidir -ki bu 1977’de su kaynaklarının geliştirilmesine yönelik bir proje paketiydi.


Kuruluş tarihimiz 6 Kasım 1989’dur. Türkiye'de bölge kalkınmadan sorumlu yegane idare, Güneydoğu Anadolu Projesi’dir. Bunun iyi bir model olarak diğer bölgelerde de uygulanmasına yönelik çalışmalar devam etmektedir. 1995 yılında ise temelinde insan olan bu projede, Sürdürülebilir İnsani Gelişme Projeleri odaklanmıştır.


GAP’ı kapsadığı sektörler arasında değerlendirdiğimizde, ana sektörlerimiz olarak tarım, sanayi, ulaşım, haberleşme, kentsel-kırsal altyapı, sağlık, eğitim ve turizmi görmekteyiz. Aynı zamanda bu sektörlerin alt başlıkları olan ve bu sektörlerde birbirini destekleyen diğer gelişme sektörleri de bu proje içinde yer almaktadır. Toprak ve su kaynaklarının geliştirilmesine yönelik olan bu projede, biraz önce de bahsettiğimiz gibi, Fırat ve Dicle nehirlerini kullanmaktayız. Ayrıca, bunların kendi havzaları boyunca yapılan planlamalar var. Türkiye'de 186 tane drenaj havzası var. Bu drenaj havzalarının alansal ve hacimsel dağılımlarına baktığımızda, en büyük payın yüzde 17 ile Fırat'a, yüzde 11 ile Dicle'ye ait olduğunu görüyoruz. Yani Türkiye'de yer alan 186 drenaj havzası içinde sadece Fırat ve Dicle drenaj havzaları ülkemizin mevcut potansiyelinin 3’de birini oluşturmaktadır. Bu anlamda da çok önemlidir. Fırat ve Dicle havzaları üzerinde 13 proje paketi altında 22 baraj, 19 hidroelektrik santralinin yapımı öngörülmekte, buna dayalı olarak da 1 milyon 700 bin hektarlık bir alanın sulanması, yıllık 27 milyar kilovat saate yakın bir enerji üretimi öngörülüyor. Kurulu bütçe açısından baktığımızda da yaklaşık 7 bin 500 megavatlık bir kapasiteye sahiptir. Büyüklükler açısından baktığımızda ise gerek sulayacağı alan, gerekse proje alanı açısından değerlendirdiğimizde, Birleşmiş Milletlere üye 183 ülkenin 80’inden daha fazladır. Bu anlamda da bir Bölge Kalkınma Projesi’nden ziyade, bir Devlet Kalkınma Projesi gibi de algılanabilir.


Her şey bir master planın varlığıyla yürütülmektedir. Master plan 1989’da hazırlanmıştır ve dört temel stratejisi bulunmaktadır. Birincisi, bölgenin toprak ve su kaynaklarının geliştirilmesine yöneliktir, İkincisi, temel hedeflerimizdendir ve arazi kullanımını geliştirmektir, üçüncü ve en önemli unsurlarımızdan biri, 1985’de yüzde 2; 2000 yılında da yüzde 6 olan imalat sanayini, en azından alan ve nüfus olarak yüzde 10’a yükseltmektir. Bütün bunları sağlayacak olan insandır sonuçta.


Bölgemizi sosyal ve kültürel yapı açısından değerlendirdiğimizde, özellikle dışarıdan gelen kalifiye insanların çok uzun vadeli kalmadıklarını görüyoruz. Dolayısıyla, sadece bölge insanının değil, bölge dışından gelen insanların da bölge içinde kalıcı olmalarını sağlayacak sosyal ve kültürel hizmetlerin gelişimini sağlamak da en temel alanlardan biridir. Bütün bu çalışmaların sonunda temel senaryo, bölgenin tarıma dayalı ihracat üssü haline getirilmesidir, ama bu hangisi olacaktır? Avrupa’da, Amerika'da ve pazar payı olan ihracata yönelik olan ürünlerle ilgilidir bu zaten. Bölgemiz buğday, arpa ve mercimek üreten bir bölgedir. Biz planlarımızı buna göre oluşturamazsak, tarımsal ihracatta beklenen faydaları yakalamanın mümkün olmadığı herkesin malumudur. Projenin getireceği değişimler ne olacaktır, bu projeden beklenen faydalar ne olacaktır? Bunlar çok önemlidir. En radikal değişikliklerden biri, gayri safi birim hasılada yüzde 445’lik bir artış öngörülmesidir. Kişi başına gelirde yüzde 209’luk bir artış vardır ve bence bunların en radikali 3 milyon 800 bin insana burada istihdam şansı verilmesi olacaktır.


Bölge açısından baktığımızda, bölgedeki ortalama hane halkı büyüklüğünü 6 kabul edersek ve kırsalda bunun 10-12’ye çıktığını da varsayarsak, bu şu demektir: Yaklaşık 22 milyon insan bu Projeden ekmek yiyecektir. Bölge nüfusunun yüzde 70’i, 0-25 yaş grubundadır. Eğer siz bu insanları doğru zamanlarda, doğru merkezlere, doğru sektörlere yönlendiremezseniz, geçmişte yaşadığınız sıkıntılarla tekrar karşı karşıya kalmamanız kaçınılmazdır. Aslında bölgenin genç ve dinamik bir nüfusa sahip olması, gelişmekte olan ülkeler için büyük bir avantajdır. Bu sadece bölgenin değil, aynı zamanda civar bölgelerin işsizlik problemini de büyük oranda azaltacaktır diye düşünüyoruz.


Projeksiyonlara dayalı olarak gerçekleşmeler ne durumdadır? Proje bütçemiz 32 milyar dolardır ve bunun 2000 yılı sonu itibarıyla gerçekleşme rakamı yaklaşık 14.8 milyar dolardır. Yani, fiziki olarak harcanan para yüzde 54’lere tekabül etmektedir. Bu şu demektir: Projenin tamamlanabilmesi için yaklaşık 17 milyon dolara daha ihtiyacınız var. Sektörel bazda alınan yatırımlar, Devletin bu projeye aktarmış olduğu paralar ve bunların yansımaları. Projelerin gerçekleşmesinden dolayı ortaya çıkan gerçekleşme ve realite nedir, ona da bakmak lazım. 14.8 milyar dolar harcanmış, 2.1 milyar dolar dış kaynaklı kredi kullanılmış. Aynı zamanda yaklaşık 1,5 milyar dolara malolan Birecik Barajı var; yap-işlet-devret modeliyle. Birecik Barajı, Güneydoğu Anadolu Projesinde yap-işlet-devret sistemiyle yapılan ilk modeldir. Normalde eğer o proje devlet finansmanıyla yapılıyor olsaydı, şu anda halen inşaat halinde olacaktı ve yaklaşık 8-10 yıllık bir süreçte bitirilecekti. 4-5 yıl olarak öngörülen inşaatı 4,5 yılda tamamlanmış, 6 yıl öncesinden enerji üretmeye başlamıştır. Birecik Barajının kurulu gücü 672 megavat olup, kapasite açısından dünyada en büyük yap- işlet-devret barajıdır.


GAP’taki yatırımlara baktığımızda, 2000 yılı fiyatlarıyla alınan payı görüyorsunuz. Bunun Devlet Yatırım Programında yatırıma ayrılan paylardaki yüzdelerini de vermek istiyorum. Şu ana kadar, 1990 ve 2000 yılları arasında devletin yatırıma ayırmış olduğu yüzdelerden, maksimum yüzde 8,5, minimum yüzde 5 civarında bir pay almışız. Dolayısıyla bu proje, uzun yıllar enflasyona sebep olan bir proje gibi algılanmakla beraber, ülke ekonomisine getirmiş oldukları açısından değerlendirirseniz, ekonomiyi son derece olumlu yönde destekleyen, son derece büyük katma değer sağlayan, aynı zamanda sanayileşmeyi tetikleyen bir proje olarak algılanmalıdır. Atatürk Barajı ve tünellerin yapım maliyeti 4 milyar dolardır. Atatürk Barajı, sadece üretmiş olduğu enerjiyle 4 milyar doları halen amorti etmiş durumdadır. Keban Barajı kendini altı kereden fazla amorti etmiştir, Karakaya Barajı, sadece ürettiği enerjiyle kendisine yapılan yatırımı iki kereden fazla amorti etmiş durumdadır. Bir de sulamadan dolayı yaratmış olduğu katma değer ve sağladığı faydalar var. Onlar açısından da bakarsanız, bu projenin yıllık enerji getirisi yaklaşık 2 milyar dolar, sadece sulama ve tarımdan getireceği katma değer ise 4 milyar dolardır. Sadece iki sektörün yıllık yaratacağı katma değer, toplam 4 milyar dolar civarındadır. Bu proje, bu anlamda da son derece önemlidir. Yüzde 445’lik bir artış öngördüğümüzü, kişi gelirinde yüzde 209’luk bir artış olacağını ve 3 milyon 800 bin kişiye istihdam sağlayacağımızı söyledik. Bunlar bizim öngörülerimiz, peki bu doğrultuda gerçekleşmelerimiz var mı? Çünkü maalesef bu açıdan değerlendirdiğimizde, ülkemizdeki projelerin çoğunun kağıt üzerinde kalıp, gerçekleri yansıtmadığını görüyoruz. Allahtan ki, yaptığımız bu çalışmaları doğrulayabileceğimiz, örnek alarak kullanabileceğimiz bir alanımız var, Harran Ovası...


Harran Ovasında sulamalar 1995 senesinde 30 bin hektarlık bir alanda başladı ve kademeli olarak artıyor. 2000 yılı sonu itibarıyla da 111 bin 600 hektarlık bir alan, şu anda da yaklaşık 120 ile 130 bin hektarlık bir alan sulanmaktadır. Harran Ovasının tamamı 151 bin 700 hektardır. Bu anlamda baktığımızda, 2000 yılı sonu değerlendirmelerine göre 111 bin 600 hektarlık bir alanı sulamışız. Bu, 18 bin 405 toprak sahibini, 101 bin 733 kişiyi ve 107 köyü kapsamakta. Peki bunun çıktıları nedir? Sulamadan önce, Harran Ovasının tamamında 1994 yılını baz alalım. 151 bin 700 hektarlık alanın tamamının yaratmış olduğu toplam tarımsal katma değer 18 milyon dolar. 1995 yılında 30 bin hektarlık bir alan sulamaya açılmış ve sadece 30 hektar alanın yaratmış olduğu katma değer yaklaşık 50 milyon dolar. 1996’da 10 bin hektarlık bir alan daha sulamaya açılmış ve bu 40 bin hektarlık alanın yaratmış olduğu toplam tarımsal katma değer 67.4 milyon dolar. Bunlar gerçekleşen rakamlardır. Yıllar itibarıyla baktığımızda, en son 2000 yılında, 111 bin 600 hektarlık alanın yaratmış olduğu tarımsal katma değer 172 milyon doları geçmiştir. Bu anlamda baktığımızda, aslında çok radikal çıkışlar varken, burada bir tekdüzeliğe geçmişiz, yani 90 binle, 111 bin hektar arasında aslında çok fazla bir parasal değer yok. Dolayısıyla, dünyadaki ekonomik gelişmeler, tekstil krizi, globalleşmeden doğan sorunlar, ister istemez dünyada etkili olduğu gibi, Türkiye'de, Bölge’de ve Harran Ovasında da etkili olmuştur. Ürün desenine bağlı olarak bu çalışmalara geçildiğinde, bu rakamlar daha da artacaktır. En azından şu ilk çıktılar, bu projede yaptığımız projeksiyonların gerçekçi olduğunu doğrulamaktadır.


Harran Ovasında sulamadan önce mevsimlik göç yüzde 70 iken, sulamadan sonra mevsimlik göç yüzde 11’e inmiştir. Sulanan alanlarda topraksız çiftçi, bölge genelinde yüzde 40 civarındadır. 1995 yılından itibaren 2000 senesine kadar, Harran Ovası değerlendirildiği için, yüzde 40 olan topraksız çiftçi oranı yüzde 25’e düşmüştür. Kırsal ve kentsel su temininde önemli gelişmeler kaydedilmiş, sağlık alanında önemli gelişmeler olmuştur. Bebek ölümleri binde 111’den, binde 62’ye düşmüştür. Özellikle bu dönem içinde değerlendirdiğinizde, her şeye rağmen ülkemizde ve bölgemizde iyi şeyler olmaktadır. Peki bu yaratmış olduğumuz katma değer kişi başına ne anlam ifade ediyor, ona bakmak lazım. Sulamadan önce, kişi başına katma değer Harran Ovasında 596 dolar, 600 doların altında; sulamayla birlikte bu rakam 1995’de 1652, 1700, 1500 olmuş, 1987’deki gibi, ortalama 1700-1800 dolara çıkmıştır. Hatırlarsanız, kişi başına tarımsal katma değerde yüzde 209’luk bir artış öngörmüştük. Şu anda baktığınızda, yüzde 300’lere varan bir gerçekleşme var Harran Ovasında. Ama yeterli mi? Yeterli değil. Bizim asıl, gayri safi birim hasılada yüzde 445’i öngördüğümüz artışın temelinde yatan projeksiyonlarımızdan biri de optimum ürün desenine bağlı olarak yapılacak olan sulu tarımda, şu andaki 1700-1800’lerin kişi başına 4350 dolara çıkacağını gösteriyor. Özellikle Bölge’deki arkadaşlarım bilirler, Harran Ovasında araştırma istasyonlarımız vardır. Bir ürün deseninizin olması lazım. Hali hazırda bölge buğday, arpa, mercimek üreten bir bölgeyken, sulu tarıma geçtikten sonra tek ürüne dayalı, bir senede tek ürünün olması, artık bu yatırımları kaldıracak kadar lüks değildir. Dolayısıyla, yapılan adaptasyonlarda ve araştırma istasyonlarında, özellikle ihracatta pazar değeri olan ve çok rahat alıcısını bulabileceğiniz yeni meyve ve sebze kültürleri oluşturulmuştur. İşte ceviz bunlardan biridir. Adaptasyon dönemi sonunda oldukça değerli, verimi oldukça yüksek bir ürün olarak çıkmıştır. GAP çileği buradan çıkmıştır, erik buradan çıkmıştır, badem buradan çıkmıştır. 1 milyon 700 bin hektarlık bir alanın, şu anda Harran'da sulu tarım yapılan alanlarda ekilen ürünün yaklaşık yüzde 85-90’ı pamuk. Neden pamuk? Her şeyden önce, bölge insanı uzun yıllar ırgatlık yapmış, Çukurova'ya göçe gitmiş, mevsimlik olarak pamuğu çok iyi biliyorlar, çok iyi ekip biçebiliyorlar; iyi kötü bir de pazarı var, beyaz altın olarak da değerlendiriliyor. Su kısıtlaması yok, çünkü şu anda sadece Harran Ovası sulanıyor. Ağırlıklı olarak, Fırat'ta eğer 1 milyon 700 bin hektarı açarsanız, işte o zaman herkesin pamuk ekmek gibi bir lüksü de olmayacak. İster istemez şartlar ürün desenine dayalı olarak gelişmeyi de öngörecektir.


GAP Bölgesi’nin ihracatı nedir? 1990’lı yılların başında 250 milyon dolar. 1992-1994’te trendi artıyor, 1996’da biraz düşmüş, 1998’de 600 milyon dolara yaklaşmış. Geçen yılın sonu itibarıyla da yapmış olduğu ihracat yaklaşık 550 milyon dolardır.


GAP ne yapar? Bölgesel kalkınmayı planlar, 388 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle kurulmuştur. Yönlendirir, izlemeyi yapar ve kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlar. GAP İdaresi yatırımcı bir kuruluş değildir. GAP İdaresinin iki organı vardır, siyasi ve teknik. Teknik organın merkezi Ankara'da, Taşra Bölge Müdürlüğü Şanlıurfa'dadır ve 9 vilayete bakar. Koordinasyon Kurulu Toplantısı vardır. Bu toplantıda, sivil toplum örgütleri, hükümet kuruluşları ve isteyen herkes kendine yer bulur, ama son dönemlerde çok sık toplandığını da söylemek doğru değil, bu da bir özeleştiridir. GAP İdaresinin yapmış olduğu teknik değerlendirmeler ve alternatiflere bağlı olarak hazırladığı raporu GAP Yüksek Kuruluna verir -ki bu siyasi organdır-. Başkanı Başbakandır. İki tane Devlet Bakanı, bir de Bayındırlık ve İskan Bakanı asil üyeleridir. Kendi aralarında tartışırlar, hükümetlerin içinde bulunduğu ortamlar ve alınan kararlara bağlı olarak geri döner, buna bağlı olarak da planlar şekillendirilir. Sürdürülebilir İnsani Gelişme Boyutu açısından baktığımızda, Bölge nedir? Doğal ve insani kaynakların optimum kullanımını sağlayarak, gelecek kuşakların olanakları tüketilmeden, halkın tercih ve ekonomik potansiyelini eksiksiz hayata geçirecek bir ortam yaratmayı, bu projede, Sürdürebilir İnsani Gelişme adına hedeflemekteyiz. Çevresel ve kültürel sürdürülebilirlik bu anlamda çok önemlidir. Bunlarda doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı, çevre koruma, taşıma kapasitesi ve kültürel mirasın korunması ön plana çıkmaktadır. Ekonomik sürdürülebilirlik çok önemlidir. Bakın, ekonomik büyüklük demiyorum, ekonomik sürdürülebilirlik. Ekonomik büyüme marjinaldir; bir yerde belirli oranla da çok rahat yakalayabilirsiniz, ondan sonra tekrar aşağıya doğru düşer. Zaman içinde insanların yaşamış oldukları refah artışı, onları bir sonraki dönemde daha fazla mutsuz eder. Bu anlamda ekonomik yaşayabilirlik, verimlilik ve ekonomik büyüme hedeflenmektedir. Sosyal sürdürülebilirlik çok önemlidir. Burada katılımcılığın sağlanması, eşitlik ve adilliğin oluşması ve insan kaynaklarının geliştirilmesi Bölge açısından önemlidir. Çünkü Bölge’de oldukça yüksek genç bir nüfusa sahipsiniz ve bir dinamizm var. Bunların yönlendirilmesi bu anlamda çok önemlidir.


GAP ile değişimin yönü ne olacak, vizyonumuz ne olacak? Bu projede insan kaynaklarının gelişmiş olduğu geleneksel bağımlılık ilişkilerinde çözülme, dışa açık, katılımcı, sürdürülebilir kalkınma koşullarının doğmuş olduğu modern bir toplum yapısının elde edilmesi hedeflenmektedir. Sürdürülebilir kalkınmada üç temel unsur vardır: Bunlardan birisi kamu destekli yatırımlardır. Şu ana kadar ağırlıklı olarak yapılan yatırımların büyük çoğunluğu kamudur. İkinci en önemli dayanak özel sektörün katılımıdır ki, özel sektörde, özellikle Harran Ovasındaki gelişmelere bağlı olarak Şanlıurfa, Gaziantep ve Adıyaman bu anlamda kendini göstermiştir. Ama Bölgede’ki diğer illerde de bu anlamda büyük katılımlar vardır. Üçüncü ve sonuncusu, aslında en önemlisi, bölge halkının projeye katılımını sağlamaktır. Çünkü sonuçta bu projenin hedef kitlesi, bu bölgede yaşayan insandır. Bunda proje entegrasyonu sağlanması son derece önemlidir ve son dönemlerde yapmış olduğumuz ağırlıklı çalışmaların çoğunluğu, sosyal ve insani boyutu olan projelerdir. Ve bu süreçte hükümet ve hükümet dışı kuruluşlarla toplumun işbirliği yapması hedeflenmektedir.


GAP'a yerel ve hükümet dışı kuruluşların katılımı nedir? Bunlar bizim paydaşlarımız, bu projede birlikte çalıştığımız insanlardır. Çünkü sonuçta biz, eğer paydaşlarımız varsa varız. Eğer belediyeler varsa, GAP İdaresi var, eğer çiftçi birlikleri varsa, GAP İdaresi var. Sulama birlikleri, gençler, kadınlar, topraksız veya küçük çiftçiler varsa, GAP İdaresi var. Çünkü bu proje insana dayalıysa, bu insanlarla çalışacaksanız. Bunları size mecbur değil, siz kendinizi bunlara mecbur hissedip, aynı pencereden, aynı perspektiften birlikte bakma şansını yakalayabilecek paydaşlar olarak addetmek zorundasınız. Yoksa projede başarı şansını yakalama şansınız yok. Tabii ki medya, yapılan çalışmaların duyurulması, yapılan aktivitelerin halka takdimi açısından önemlidir. Özel sektör önemlidir. Gelişmeyi tetikleyecek olan özel sektördür. Üniversiteler, araştırma enstitüleri, birlikler, sivil toplum örgütleri ve meslek kuruluşları, bu proje içinde vazgeçilmez paydaşlar arasında yer almaktadır. Gençten gence, yeniden iskan, ısıtma kontrol, sokakta çalışan çocuklar, kırsal alanlarda taşımalı eğitim, sulama dış alanlarda gelir getirici faaliyetler... Bunlar da kadınlara ve genç kızlara yönelik projeler. İşte bunlar, “Sosyal Projeler” başlığı altında geçen çeşitli atraksiyonları olan, okuma, yazma, sağlık eğitimi, ev ekonomisi, beslenme, çocuk bakımı gibi birçok konularda destek sağlayan, çocuklara ve gençlere yönelik projelerimiz. Ayrıca bölge içinde oluşacak olan müteşebbislerimizi yönlendirebilecek projelerimiz var. Bunlar danışmanlık, hizmet içi eğitim, seminerler ve ön fizibilite etüdleri yapmaktadırlar. Kültürel varlıklar bölgenin en temel ve en vazgeçilmez unsurlarından biridir.


Bu proje, Yukarı Mezopotamya’da yer almıştır. Binlerce yıl tarihe şahitlik yapmıştır. Bunları, aynı zamanda gelişmenin handikapı olan bu tür çalışmaları da vazgeçilmez unsur olarak bölgeye almışız ve bu konuda da oldukça önemli çalışmalar yaptığımızı düşünüyoruz. Bölge Kalkınma Planı hazırlanmakta. Biz 12 yıllık bir İdareyiz ve on yılın sonunda gördük ki, dünyada birçok şey değişti, hedefler değişti, ülkeler değişti. On-on iki yıl önce SSCB varken, bugün Türk Cumhuriyetleri çıktı. On yıl önceki insanların beklentileri, hayata bakışları, Avrupa'ya süreceğiniz ya da ihracata süreceğiniz pazar paylarınız değişti. Dolayısıyla, biz de Master Planını, Bölge Kalkınma Planı adı altında tekrar revize etmeye başladık. Ama bunu yaparken bir şey yaptık. Bir önceki plan Ankara'da hazırlandı, Bölge’ye şamildi. Güneydoğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma Planı, tarih boyunca ilk defa tabandan tavana hazırlanan bir plan olarak ortaya çıkmakta. Son rötuşları yapılıyor. Önümüzdeki dönem içinde hükümete sunulduktan sonra yayımı yapılacaktır. Burada neler yaptık? Katılımcılığı sağladık, sürdürülebilir insani gelişmeyi sağladık. Ve burada, Mardin de dahil olmak üzere, onlarca arama toplantısı yaptık ve birçok işimizi burada yerel inisiyatiflere delege ettik. Yani, eğer burada sağlık problemi varsa, bu sağlık problemleri ya da sağlıkla ilgili bir hedef belirlenecekse, bunu Ankara'daki sağlıkçıların değil, Bölgede’ki sağlıkçıların yapmasını istedik. Aynı şekilde bütün sektörlerde, kültür varlıklarından tutun, sosyal ve kültürel gelişmelerden tutun, tarımsal gelişmelere kadar, Bölge insanıyla birlikte yaptık. Ve ilk defa kendi görüşlerini, kendi düşüncelerini projeye katılım planında, kalkınma planında yansıtma şansı bulmuşlardır. Bilgilendirmeler yapıldı, danışmalar yapıldı, ortak çalıştık. Görev delegasyonu yapıldı. Şimdi üretim aşamasında projeler birleştirip, redaksiyonları yapılıyor çok yakın bir zamanda bu da yayınlanmış olacak.


Genel amacımız, katılımcılık yaklaşımıyla Bölgede’ki tüm insanların yaşam kalitesini yükseltmek ve bunu sürdürülebilir kılmak. Temel hedeflerimiz bunlar, master plandaki hedeflerimiz de aşağı yukarı aynı. Adil ve dengeli bir kalkınma, insan kaynaklarının geliştirilmişliği, toplumun yapısının güçlendirilmesi, sürdürülebilir insani kalkınmayı sosyal, ekonomik ve kültürel ve çevresel ortamla birlikte hazırlamak bunlar içinde yer almaktadır. GAP İdaresi tanıtım faaliyetleri yapmaktadır, birçok atraksiyonları vardır. Çünkü önemli olan sadece yapmak değil, yaptığınız işin prezantasyonunu da yapabilmektir. GAP İdaresini, dışarıdan aldığımız izlenimler doğrultusunda, halkla iletişim ve halkın katılımını paydaşlara danışan ve birlikte uygulayan bir yapılanma, çağdaş vizyona sahip ve Projeyi ulusal ve uluslararası platforma taşıyan bir kuruluş olarak değerlendiriyoruz.


GAP ve Güneydoğu Anadolu medyası açısından baktığımızda, 15-30 Eylül 2000’de, İdarenin de içinde yer aldığı bir organizasyonda bir eğitim projesi yapıldı. Daha sonra “Medya ve Etik” panelleri düzenlendi, en sonunda Ocak 2001’de Güneydoğu Medya Danışma Kurulu çalışmalarında GAP İdaresi yer aldı. Uluslararası ilişkileriniz bu anlamda çok önemlidir. Kimlerle çalışıyorsunuz, yerel paydaşlarınız olduğu gibi ulusal ve uluslararası paydaşlarınızın da olması lazım bu projede. Bunlar GAP İdaresine direk olarak verilen hibelerdir, isimlerini tek tek saymayacağım. Bakın, en son sosyal ve ekonomik projeler için AB'den 43,5 milyon Euro hibe alınmıştır. Bu, yaklaşık 40 milyon dolar eder. Bizim 2000 yılı bütçemiz, cari dahil olmak üzere 6 milyon dolardır. Bugünkü dolar bazında değerlendirirseniz, cari, personel ve tüm harcamalarınız dahil, yaklaşık 4 milyon dolardır. Sadece AB'den almış olduğumuz hibe, sosyal ve ekonomik gelişme projeleri için 40 milyon dolardır. İsviçre hükümetinden 4 milyon dolar aldık. Bir önceki hafta Fransa’daydık, atık suların yeniden kullanımıyla ilgili olarak bir hibe daha aldık. GAP İdaresi oldukça dinamik bir yapıya sahip ve kendini özellikle uluslararası arenada iyi tanıtan, kabul ettiren ve bunun karşılığını alan bir idaredir. Ayrıca, yönetimde yeralan uluslararası su kuruluşları vardır. Bunların çoğu sivil toplum örgütüdür. Almış oldukları kararlar ülkeleri bağlamaktadır. Bunlardan baktığımızda, Dünya Su Konseyinde genel saymanlık, Uluslararası Su Kaynakları Birliğinde yönetim kurulu üyeliği ve genel sekreter, Uluslararası Su Enerji Birliğinde yönetim kurulu üyeliği ve Tokyo Kulübünde de Tokyo Kulüp Üyesi olarak yer almaktadır.


7 Mayıs' ta Stephen Kinzer imzalı bir makalede, Projeye ve bölge insanına yönelik eleştirilerden sonra, Basın- Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğüyle yapılan çalışma sonunda, Amerika'daki evlerin yüzde 80’ine ulaşmaktadır. Zeugma ile Türkiye'nin imajı değişmiştir. Dünya Su Forumu’nda bütün barajlar protesto edilirken, GAP İdaresi övgü almıştır ve “Milenyum Ödülü” aldık. Detay bilgi isterseniz, web sayfamıza bakabilirsiniz. Konuşmamı sonlandırırken, organizasyonda emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyorum.