SEMİNER KONUŞMALARI


 

“TÜRKÇE’NİN DOĞRU KULLANIMI”
Mustafa GERÇEKER
TRT Yayın Denetleme Kurulu Üyesi
 

İster yazılı, sözlü haber verin, ister program sunun, isterse radyo ya da televizyonda karşılıklı görüşmeye dayalı program yapın önemli ve öncelikli iş dili doğru kullanmaktır. Kullanılan sözcüklerin doğru, yerli yerinde ve anlatılacak şeyi aktaracak biçimde kullanılmasına dikkat edilmelidir. Çünkü, daha sabah günaydın derken, bir kişiyi merhaba sözcüğüyle karşılarken, özür dilerken, küfür ederken kullandığınız şeyler hep sözcüklerdir. Her sözcük bir düşünsel kavramın simgesidir, bir fikri anlatır. Sevdiğiniz bir şeyi anlatırken nefret sözcükleri kullanamazsınız, üzüntülü bir kişinin anlatımında da mutluluk sözcüklerini bulamazsınız.

Dil, insanlığın geçirdiği dönemler boyunca edindiği tüm bilginin ve deneyimlerinin saklanmasında, sonraki kuşaklara aktarılmasında kullanılan ortamdır. Kütüphaneler bunun için çok önemlidir. Günümüzde Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Kongre Kütüphanesi bu nedenle dünyanın birinci sıradaki bilgi bankasıdır. Sözlü bilgi aktarımı dışarıdan etkilenmelere ve bozulmaya çok açık bir iletişim sürecidir. Etkiler sonucunda dil bozulmaya, özünü yitirmeye başlar.

Dilin bozulmadan korunmasının yaşamsal öneminin ötesinde, bizler yazılı basında, radyoda veya televizyonda yazan, konuşan, çizen, anlatan kişileriz. Bu yanımızla toplumda örnek alınan yayıncılarız. Bu nedenle de ne söylediğimize, nasıl söylediğimize, ne yaptığımıza, nasıl yaptığımıza dikkat etmek zorundayız. Bugün Türkçe büyük bir bozulma süreci ile karşıkarşıya. Ben bir dil uzmanı değilim ama bütün yaşamını iletişim alanında geçirmiş bir kişiyim. Bu konuda bir konuşma yapmaya karar verdiğimde, somut örneklerin etkili olacağını düşünüp kulağıma çarpan yanlışları not etmeye başladım. Bunlar yalnızca benim rastladıklarım. Sizler de yeni örnekler bulabilirsiniz.

Agresif, agresiflik: Pazar günü Formula 1 oto yarışlarını izliyorum. Anlatan kişi bir sürücünün agresif oluşundan, agresifliğinden söz ediyor. Oysa bu yabancı sözcüğün yerine kullanılabilecek çok güzel bir Türkçe sözcük var: Saldırgan,  “saldırganlık, saldırganca.”

And: İngilizcede “ve” anlamına gelen sözcük. Artık birçok yerde “ve” sözcüğünün yerine geçti, hatta yalnızca kendisi değil, işareti “&” bile “ve”yi teslim aldı.

 İş bilmek, İşini bilmek: “İş bilmek” ile “işini bilmek” arasındaki ince farkı ayırdedebiliyor musunuz?

Devlet eski Bakanı, İstanbul eski Belediye Başkanı: Yanlıştır. Bunlar ünvandır ve bozulmamalıdır. Herhangi bir son ek almaksızın bu ünvanları bölmemek gerekir. Örnek: İstanbul eski Belediye Başkanı diyemezsiniz. Şimdi görevde olan Başkan’dan söz ederken İstanbul yeni veya şimdiki Belediye Başkanı diyebiliyor muyuz? Hayır. Istanbul’un eski Belediye Başkanı diyebilirsiniz. Devlet eski Bakanı diyemezsiniz, bu defa Devletin eski Bakanı da diyemezsiniz. Devlet yeni Bakanı, Devletin yeni Bakanı diyebilir misiniz? Hayır. Doğru olan söyleniş biçimi, Eski Devlet Bakanı ya da Eski İstanbul Belediye Başkanı’dır.

…diye düşünüyorum: Yanlış. “Düşünüyorum ki…”, “Sanıyorum ki …”, formülü doğru. “Burada konuşmak iyi olacak diye düşünüyorum” cümlesindeki “düşünüyorum” sözcüğü, verilmiş bir karar olmadığını, bir düşünme sürecinin sürmekte olduğunu belirtmektedir. Aslında “sanıyorum” gibi bir anlamı vardır. Sanki sonucun beklendiği gibi olmayacağı olasılığını içinde barındırmaktadır. O zaman, “Burada konuşmanın iyi olacağını sanıyorum” ya da “Sanırım burada konuşmak iyi olacak” demek doğrudur.

…diyorum, diyoruz: “Şimdi de müzik diyorum”, “Artık sohbete biraz ara verelim diyoruz” gibi cümleler düşünelim, burada “diyorum”a, “diyoruz”a gerek var mı?

…ifade ediyorum: Niçin, “söylemek”, “anlatmak”, “demek”, “belirtmek” vb. kullanılmıyor? Belki de biraz ağdalı konuşmak aslında olmayan bir büyüklük havası veriyor. Ne dersiniz?

“İyi misin”: Artık neredeyse herkes birbirine böyle soruyor. Bunu dilimize sokan bilgisiz çevirmenlerdir. Bir olağandışılık var ve görüntü kötü olduğu için durumu öğrenmek gereği duyuluyor. İyi olmadığını göre göre “iyi misin” diye sormak doğru mu? Hayır. Doğrusu “Nasılsın?”

Abi, abla, amca, baba vb.: Programın sahibi ile konukları arasında akrabalık ya da dostluk ilişkileri, dinleyen ya da izleyenleri hiç ilgilendirmeyen şeylerdir ve bu sözcükler yayında hiç kullanılmamalıdır.

Aklıselim kişiler: Yanlış. Deyimin aslı Arapça: Akl-ı selim.. Doğru, kusursuz akıl demek. Günümüzde sağduyu gibi kusursuz bir sözcük varken akl-ı selim kullanılması yanlış. “Aklıselim kişiler” tümüyle yanlış. Onun doğrusu da “akl-ı selim sahibi kişiler.”

Alem: Biliyorsunuz Türkçeyi çok iyi bilenler(!) çok önemli okutucu işaretler olan şapkaları kaldırdılar. İşte şimdi böyle bir örnek: Burada alem mi (minarenin tepesindeki süs) yoksa âlem mi (evren, durum ve koşullar, dünya/ortam) anlatılmak isteniyor. Birisi bunu okumaya kalktığında bütün bir cümle içinde anlamı aramak ve ona göre sözcüğe bir anlam kazandırıp okumak zorunda. Oysa bir şapka ile bu daha kolay olmaz mıydı?

Araba: “Ne kadar güzel bir araba!”, “Arabanız var mı?”, “Arabam eskidi, yenisini almak gerek.” Burada anlatılmak istenen bir otomobil. Araba denen şey bir hayvanın çektiği taşıma aracıdır, kendiliğinden hareket edebilmesini sağlayan bir hareket ettiricisi yani motoru yoktur. Otomobil ise “kendiliğinden hareket eden” demektir. Şimdi düşünün, arabaya otomobil diyebiliyor musunuz? Hayır! O zaman niçin otomobile araba deniyor? İkisi aynı mı? Hayır! “Otomobil”, “araç”, “oto”, “taşıt aracı” gibi sözcükler kullanılabilir. Araba binlerce yıl ötesinden gelen bir sözcük. Arap yarımadasının kuzeyinden kaynaklanıyor. Göçebeleri tanımlıyor. “Sürekli hareket eden” demek. Arap da sürekli göçebe olduğu için böyle çağırılır olmuş. Bizde de hiç ilgisi yokken otomobil için kullanılmaya başlanmış. Yanlıştır.

Bayan: Bir ünvandır. “Bayan Tozkoparan” gibi bir formülde yerinde kullanılmıştır. “Bay Tozkopara”’ın karşıtıdır. “Kadın” anlamında kullanılamaz. Zaten kadın ve erkek utanılacak sözcükler değildir. Erkek sözcüğünden hiç utanmayanlar, ama kadın sözcüğünün kullanılmasından kaçınanlar bence akıllarında aslında ne olduğunun ipucunu veriyor ve bir tür utanç duygusu nedeniyle sözcüğü kullanamıyorlar. Bir kişinin başından cinsel ilişki geçip geçmediğini esas almak yerine yaşanmış yılları, yani yaşı, esas almak doğrudur. Erkek için esas alınmayan bir ölçü kadınlar için neden geçerli olsun? Yaşı küçük olan dişilere kız, yaşını almış olanlara kadın demek zor mu? Bir kişinin görünüşünden yola çıkarak tanımlama getirsek daha doğru olmaz mı?

Birlikte olmak: Biraraya gelmek, birarada olmak anlamında kullanılıyor ama, özellikle magazin basınında konu olan kişilerin dilinde “birlikte olmak”, cinsel ilişki anlamına geliyor. Çok dikkatli olmak gerek bu konuda. “Biraraya geldik”, “biraradayız”, “beraberiz”, “buluştuk”, “falanca…kişi yanımızda”, “filanca ...kişinin yanındayı” gibi formüller doğrudur.

Bye bye: Türkçesi var ve çok da hoş bir dilek içeriyor: Hoşcakal.

Dahi: Dâhi biçiminde uzun “a” ile kullanıldığında “olağanüstü yetenekleri olan” anlamını taşıyor ve böyle okunduğunda, söylendiğinde yanlış oluyor. “Bütün değerler öylesine bozuldu ki O cahil dahi adam oldu, bir koltuk kaptı” cümlesinde “dahi” sözcüğünü “dâhi” olarak okuyalım. “Cahil dâhi” diye bir saçmalık çıkıyor ortaya, anlam tam olarak değişiyor. Oysa, bu, Türkçe olmayan sözcük yerine “bile” yi kullanabilirsiniz. Böylece hata yapmaktan da kurtulmuş olursunuz.

Dahi (bile) anlamında ‘de’: Ayrı yazılmalı ve okunurken, söylenirken “dahi” sözcüğünde olduğu gibi bir vurgu kullanılmalıdır.

Dilerseniz: Bir sunucu, “şimdi, dilerseniz bir parça dinleyelim” diye bir sunuş yapıyor. Yayın eğer iki yönlü ve canlı ise, sunucunun karşısında bir dinleyici veya izleyici varsa, o anda dileğini belirtebilecek durumdaysa belki izin verilebilir ama yine de bir yayın bu anlamda dileğe bağlanamaz. Hele, canlı bir yayın ise, ama iki yönlü canlı bağlantılı bir iletişim yoksa “dilerseniz” sözü saçmadır. Çünkü karşıda cevap verecek bir kişi yoktur. Böyle bir durumda sunucuya, yapımcıya düşen, “alıp götürmek”, dinleyiciyi ya da izleyiciyi de kendi yanına çekmektir. Usta olan bir yapımcı, sunucu böyle yapar.

Eski moo… Bizim bildiğimiz eskimolar “eski moo” oldu, sanki “yeni moo” da varmış gibi. Doğru okunuşu “eskimo.”

Eşyalar: Eşya zaten çoğuldur, şeyler demektir. Doğrusu eşyadır.

…etmek istiyorum: “Teşekkür etmek istiyorum”, “sahneye davet etmek istiyorum”... “ümit etmek istiyorum” gibi formüller İngilizcedeki “I would like to” deyiminin Türkçeye uyarlanmasıdır. Yanlıştır. Belki bu uyarlanmadan, bir tür kibarlık izlenimi verilmek isteniyor. Bu da yanlıştır. Kibarlık sonradan edinilmiştir, asıl olan nitelik samimiyettir. “Teşekkür ederim”, “sahneye davet ederim”, “ümit ederim” formülleri doğrudur, yeterlidir, Türkçedir.

Evet, işte…..: “Hayır, işte…” diye başlasak doğru mu? Hayır. Onun için evet sözcüğünün bu bağlamda kullanılması yanlıştır.

Evraklar: Varak, yani üzerine yazı yazılmış kâğıt demek. Evrak da bunun çoğulu. O nedenle evraklar gibi bir yanlış yapmak yerine, yazılar, belgeler, yazışmalar gibi sözcükler doğrudur.

Frenaja girdiler, gazlarına yüklendiler: Yine Formula 1 diye bilinen otomobil yarışları. Burada çok kullanılan bir tanımlama var. Sürücüler bir dönemece yaklaşırken fren yapıyorlar, biz yarışı anlatandan durumun tanımlanmasını dinliyoruz: “Şimdi frenaja giriyorlar.” Siz böyle komik bir anlatım duydunuz mu? Üstelik bu tanımlamayı kullanan kişi aynı zamanda bu yayının yapıldığı televizyon kanalının tanıtımında “en doğru Türkçeyi duymak isteyenleri” çağıran kişinin ta kendisi. “Fren yapıyorlar” demek, durumu yeteri kadar anlatmıyor mu? Sürücüler dönemeçten çıkarken bu kez hızlanıyorlar, sunucudan bir açıklama geliyor: “Pilotlar gazlarına yükleniyorlar.” Gaza yüklenmek, güzel Türkçe mi, doğru mu? “Gaza basıyorlar”, “gazlıyorlar” demek daha doğru değil mi?

…gerçekleştirmek: “…bir görüşme gerçekleştirdiler”, “…ziyaret gerçekleştiriyor.” Sözcüğün bu bağlamda kullanılması yanlış. “Yapmak”, “etmek” gibi fiiller ne oldu?

Geri aramak, geri dönmek, cevaben aramak: Hepsi yanlış. “Yeniden aramak”, “tekrar aramak”, “sonra aramak” kullanılmalıdır.

Geri iade etmek: İade zaten geri vermektir. İade etmek diyebilirsiniz. Ama Türkçesini kullanmak, “geri vermek” demek en doğrusu.

Giriş yapmak, çıkış yapmak: Bence bunlar polis anonslarını çok dinleyen ve pek de bilgili olmayan basın mensuplarının Türkçeye kazandırdığı yanlışlardır. Kullanılmamalıdır. Doğrusu “girmek”tir, “çıkmak”tır.

Gözaltına almak: Belirli bir süre için bir yerde alıkoymaktır.

Gözetim altına almak: Kollamak, korumak amacıyla girişimde bulunmak.

Gözlem altına almak: Yani “müşahade” altına almak, bir tür incelemeye almak, gözetlemek..

Hatta: Hatta mı (bir telefon görüşmesinde olduğu gibi) yoksa hattâ mı (hem de, üstelik anlamında mı) anlatılmak isteniyor? Şapka, yani inceltme işareti kullanılmadan bunu ayırdetmek mümkün değil. Böyle bir sözcüğü bir kişi nasıl doğru okuyabilir?

Hatta kalmak: Sunucu kendisiyle telefon bağlantısında olan kişinin telefonunu kapatmamasını istiyor ve “siz de hatta kalın konuşmaları dinleyin” diyor. “Telefonu kapatmayın” demek daha doğru gelmiyor mu?

Hayırda hayır vardır: Burada anlam belli olmuyor. Hayırda mı (iyilik yapmak) hayır var, yoksa haayır da mı (reddetmek) hayır var? Okurken vurgularla bu anlamlar belirtilmelidir.

Hello: Doğrusu Türkçe olanı, yani “Merhaba!”

İlerleyen dakikalar, ilerleyen bölümler: Tam anlamıyla yanlış. “Sonraki”, “ileride”, “daha sonra”, “gelecek”, “gelecekte” vb. sözcükler tam anlamıyla unutuldu.

İstihbaratlar, faaliyetler: Bunlar Arapça kökenli sözcükler ve zaten çoğul. Onun için bu ve benzeri sözcüklerde “ler”, “lar” sonekleri kullanmak yanlış.

K,L,M,N,P,R,C,S vb. sessiz/ünsüz harfler: Türkçedeki bütün ünsüzler incedir. Kalın ünsüz yoktur. CeHaPe olmaz. KeHaKe olmaz. PeKaKa olmaz. BeDeDeKa olmaz, İMeKaBe olmaz, SePeKa olmaz.

Kahretsin!: İngilizcedeki “damn” sözcüğünün, cahil çevirmenler tarafından Türkçeye “kazandırılmış” hali. Onun yerine, “tüh”, “yazık”, “eyvah”, “aman”.. gibi sözcükler doğrudur.

Kendine iyi bak: Bir aynada mı kendimize bakalım? “Dikkatli ol”, “dikkat et”, “sağlığına özen göster”, “sağlığına dikkat et” vb. formüller doğrudur.

Keyif almak: Günlük konuşmada kaba, kötü bir anlamı var. Yerine, ‘hoşlanmak”, “mutlu olmak”, “sevmek” “beğenmek” gibi sözcükler kullanılabilir.

Keyifli: Keyifli gece, keyifli mekân, keyifli ortam, keyifli zaman, keyifli meyhane vb. biçimlerde kullanılıyor. Burada keyifli olan, yani keyiflenen, keyif sahibi olan gece mi, mekân mı, ortam mı, zaman mı, meyhane mi, yoksa bu ortamlarda bulunan insan mı? Keyif insana özgüdür. İnsan için kullanılır. Burada kullanılan anlamıyla keyifli, keyif veren demek. Keyif veren şeyler de toplumumuzda “uyuşturucular” olarak algılandığı için kullanılmamalıdır. Bunların yerine “hoş”, “sevimli”, “güzel”, “rahatlatıcı”, “zevk veren”, “neşelendiren”, “eğlendiren” vb. sözcükler kullanılabilir.

Lansman: Günümüzde moda olduğu biçimiyle bir toplantı düzenleniyor ve görsel malzemeyle de desteklenerek belirli bir ürün tanıtılıyor. Burada anlaşılmayacak birşey yok değil mi? Yani kullanılan, günlük Türkçeyle ne dediğimi anlattım. Ama bütün bu çalışma için aslı Fransızca olan lansman sözcüğünün kullanılması yanlıştır. Tanıtma, sunma, tanıtım, sunuş gibi sözcükleri kullanmak doğrudur.

Masaya yatırmak: Artık ekonomi, Kıbrıs konusu, terörizm, globalleşme yani küreselleşme hep masaya yatırılıyor. İngilizcedeki “to lay on the table”, “laid out on the table” deyimlerinden kaynaklanıyor, ama Türkçeye çevrildiği zaman yanlış oluyor. Tartışmak gibi bir mastardan üretilecek sözcükler gerek.

Oldukça: Türkçede bu sözcüğe ilişkin olarak bir anlam kayması gerçekleşti. “Oldukça” artık “çok” yerine kullanılır oldu. Oysa asıl anlamı “yetecek kadar, epey, hayli”, yani “çok” bu derecenin bir üstü. Galatasaray süper kupayı kazandığı sezon oldukça mı başarılıydı, yoksa çok mu? Sharon Stone oldukça mı güzel, yoksa çok mu’?…Schumacher oldukça mı başarılı, yoksa çok mu?

Pislik: İngilizcedeki “shit”, “dirt”, “trash” gibi sözcükleri karşılamak üzere Türkçeye “kazandırılmıştır.” Tek başına, “pislik” olarak veya “pislik herif,” “sen bir pisliksin” gibi kullanımları doğru değildir. Doğrusu “pis herif,” “pis kadın” “pis adam” ya da “iğrenç” sözcüğü ile türetilmiş yapılardır.

Reel sektör: “Reel” sözcüğü İngilizcedeki “real” (gerçek) sözcüğünü karşılamaktadır. Üretim sektörü anlamında kullanılmaktadır. Peki, öteki sektörler sanal mı? Hepsi para kazanıyor, ekonomiye katkı yapıyorlar.

Resmî geçit: Buradan bir de resmî olmayan geçit anlamı çıkıyor. Oysa konunun resmî ya da resmî olmamakla bir ilgisi bulunmuyor. Buradaki deyim resm-i geçit, yani geçit resimlemek, yani geçit sunmak ya da göstermek.

Sahne almak: İngilizcedeki “to have the floor” deyiminden uyarlanarak, sahneye çıkılan sürenin başlangıcı anlamında kullanılıyor. Doğrusu, sahneye çıkmak.

Saygı sunuyorum, sunuyoruz: “Teşekkür ediyor olmak” örneğindeki gibi, “saygı sunuyor olmak” saçmalığı da yoktur. Bu söyleniş biçimleri yanlıştır. “Saygı sunarım”, “saygılar sunarım”, doğru söyleniş biçimleridir.

Sayın Vali Ahmet Tozkoparan, General Sayın Ahmet Tozkoparan, Cumhurbaşkanı Sayın…..: Bu tür ünvanların söylenmesi saygı açısından yeterlidir. Aradaki veya baştaki “sayın”lar yanlıştır ve fazladır.

Sayın dinleyiciler/izleyiciler, “çok sayın…”, “sevgili…”, “çok sevgili”, “değerli…”: Bu tür tanımlamaların hiçbir anlamı yoktur. Çünkü sizin için değerli olan bir başkası için olmayabilir. O başkası için sizin duygularınız hiçbir anlam taşımamaktadır. Sayın dediklerinizin içinde hırsız, arsız, ursuz, soyguncu, hortumcu vb. birçok kişinin de bulunduğunu hiç unutmayın.

Show, şov: “Gösteri” çok iyi anlatıyor.

Showroom: Sergi salonu, sergileme salonu.

Speküle etmek: Böyle bir fiil yok. Spekülasyondan geliyor. Spekülasyon, birşey konusunda yerli yersiz konuşmak, söylentiler üretmek, bir amaca yönelik olarak konuşmak, anlamlarını taşır. Speküle etmek tam bir cehalet ürünü. Dedikodusunu yapmak, dedikodu konusu yapmak, söylenti üretmek gibi ifadeler doğru.

Şok olmak: Yanlış. Şoke olmak, şok geçirmek, şoka uğramak doğru.

Teşekkür ediyorum, teşekkür ediyoruz: Bu cümleden yola çıkarsak, Türkçede “teşekkür ediyor olmak” gibi bir saçmalıkla karşılaşıyoruz. Bunu türetirsek, “teşekkür ediyor olmamak”, “teşekkür etmiyor olmak” gibi daha da saçma cümleler karşımıza çıkıyor. Doğrusu ise “teşekkür ederim.” Teşekkür ediyor olmak Arapçadaki “müteşekkir olmak” ifadesini karşılıyor. Orada doğru ama Türkçede değil.

Tip box: Bahşiş kutusu.

Trade centre: Ticaret merkezi, iş merkezi.

Üzgünüm: İngilizcedeki “I am sorry” “özür dilerim” tümcesinin, yalnızca “sorry” sözcüğünün “üzülmüş olmak, üzüntülü olmak” anlamı alınarak ve deyim değerlendirilmesi yapılmadan Türkçeye “kazandırılmış” bir yanlışlıktır. Doğrusu, “özür dilerim” demektir. Türkçede “üzgünüm” doğru değil. “Üzüldüm” diyebilirsiniz, “üzüntülüyüm” diyebirsiniz. “Üzüntü duydum” diyebilirsiniz ama “üzgünüm” doğru değil.

Vauvv!: Tam anlamıyla İngilizceden uygulamadır. Yerine “vayy!”, “harika!”, “müthiş!” gibi sözcükler kullanılabilir.

Yani: Bir Arap sözcüğü ve dil alışkanlığıdır. Bizim de ne kadar çok kullandığımıza dikkat ettiniz mi? “Seviyorum yani”, “yapılacak bir şey kalmadı yani”, “üzüldük yani” “ehh, dönüyoruz artık yani” vb. gibi. Bu tür kullanımı yanlış.

Yanlış anlaşma: Yanlış olursa, anlaşma olmaz. Doğrusu “yanlış anlama”dır.

Yapılabilinir, edilebilinir: Türkçede çift edilgenlik kuralı yoktur. “Yapılabilir”, “edilebilir”, doğrudur.

Yapıyorsunuz, ediyorsunuz: Buradaki “…yorsun”, “…yorsunuz” sonekleri aslında “…caksın”, “...ceksin” sonekleridir. Bu söylenişlerin doğrusu, yapacaksın, edeceksin, gideceksin, geleceksin, yapın, edin, gidin, gelin olmalıdır.

Yarın bu odunu yarın: Okutucu şapka işaretleri kullanılmadığı için yanlış bir anlam çıkıyor. Doğrusu, “yaarın bu odunu yarın” olmalı.