SEMİNER KONUŞMALARI


 

 “KİŞİLİK HAKLARI VE MEDYA”
Fikret İLKİZ
Cumhuriyet Gazetesi Sorumlu Müdürü
 

Herkese merhaba. Hukuk veya avukatlık veya yargı ile gazetecilerin ilişkisi anlamında biraz yararımızın dokunduğunu, biraz yararlı olduğumuzu görüyorum. Çok sevimsiz bir konu. Kişilik hakları dediğiniz zaman, gazetecilerin başlarındaki dertler yetmiyormuş gibi bir de ayrıca mahkemelerle uğraşmak, yargıyla uğraşmak veya savcıya dert anlatmak veya herhangi bir ilin veya ilçenin adliyesinde, gazeteci olarak, yazdığınız haberin ne kadar doğru olduğunu anlatabilmek... Bütün bunları yapabilmeniz için gerçekten hukuk dediğimiz kavrama ihtiyaç var. Konunun başlığından hareketle de örneğin her kişinin bir kişilik hakkı var, diğer yandan da gazeteciler var. Konuyu ikiye ayırmak gerekiyor. Kişilik hakları denilince ne anlaşılması gerekir? Kişilik hakları yanında gazetecilerin haklarının ne olduğunu da ayrıca yine hukuken nasıl belirlemek gerekir? Ne zaman kaza olur? Kişilik haklarıyla gazetecinin hakları ne zaman birbiriyle çarpışır ve ortaya bir kaza çıkar? Bu kaza ortaya çıktığı andan itibaren de yargı buna nasıl bakar? Hukuken baktığınız veya düşündüğünüz zaman, örneğin yaşamınız kişilik hakkınızdır, sağlık öyledir, özgürlükleriniz öyledir, şeref ve haysiyetiniz öyledir, özel yaşamınız öyledir, isminiz sizin kişilik haklarına dahildir, resminiz kişilik haklarınıza dahildir... Hepinizin bir duygu dünyası var örneğin, bunlara yapılmış olan herhangi bir müdahale sözkonusu olursa, o zaman kişilik haklarının ihlalinden bahsedilir. Bu, yayın yoluyla gerçekleşebilir. Yayınlamış olduğunuz gazetelerdeki haberlerinizle, kişilik haklarını ihlal etmiş olabilirsiniz. Bir radyo veya televizyon programındaki programınızla kişilik haklarını ihlal etmiş olabilirsiniz. Kısacası, kişinin toplum içerisindeki saygınlığını ve kişiliğini serbestçe geliştirmesini temin eden ögelerin tümü ve bu ögeler üzerindeki hak, her kişi için kişilik hakkı sayılır.


Bir an için gazeteci olduğunuzu unutun, kişi olarak kişilik haklarınızın varolduğunu düşünün. Yer değiştirin, haber yaptığınız kişinin yerine geçin. Hakkında eleştiri ve yorum yaptığınız, örneğin bir belediye başkanının yerine kendinizi koyun veya bir vali hakkında yazdığınız haberde sizi rahatsız eden bir konu var mı diye düşünebilmek için valinin yerine geçin veya sokakta yürüyen normal bir vatandaş olun ve sizin bazı konularda yaptığınız işlerin haber haline geldiğini düşünün. Basın özgürlüğü nedir? Siz kişi olarak olaya baktığınızda basın özgürlüğünden ne anlaşılması gerekir? Gazeteci neyi yapar, neyi yapmamalıdır? Gazetecinin kamuoyu anlamında edindiği yer veya halkına karşı sorumlulukta yüklendiği görevler nedir? Acaba siz, herhangi bir ülkenin parlamentosunun ortaya çıkması bakımından seçimlerde etkin görev yapan gazeteciler sayılabilir misiniz? Bir ülkenin kaderini gazeteciler değiştirebilir mi? Örneğin, herhangi bir ülkedeki yolsuzluğu adliye ortaya çıkaramadığı zaman, gazeteciler ortaya çıkarmalı mıdır veya çıkarmış mıdır? Şimdi bütün bu sorulara baktığınız zaman, demokratik olan bütün anayasalarda basın özgürlüğü ilkesi vazgeçilmez ilkeler arasında yer alır. Yani özgürlükçü, demokratik ve insan haklarına dayalı ve saygılı rejimlerde. Kitle iletişim araçları da isterseniz radyo deyin, isterseniz gazete deyin, isterseniz televizyon deyin, vazgeçilmez ögeler olarak anlatılır. Hukuken böyledir ve halkın devlet yönetiminde söz sahibi olabilmesi, iç ve dış olayları eksiksiz öğrenebilmesi, olup biten her şeyden haberdar olması gerekiyor. İşte bunu gazeteciler sağlar. Birey olarak nasıl kişilik haklarınız varsa, basın özgürlüğü denildiği zaman da gazetecilerin sağladıkları, toplum için gerçekleştirdikleri budur. Kısaca söylemek gerekirse, yargı, gazetecilerin basın özgürlüğü kavramına bu ölçüler içerisinde bakar. Biraz önce söylemiştim, gazeteci olduğunuzu unutun, kişilik haklarınız çerçevesinde, bu ülkede yaşayan normal bir birey olarak kendinizi düşünün, yer değiştirin, haber konusu siz olun. Örneğin, siz bir ilçenin belediye başkanı olun, bir ilde vali olun veya herhangi bir ilde siyasetçi olun veya Türkiye genelinde parlamentoda bulunan bir milletvekili olun...


Haberleriniz, eleştiri ve yorumlarınız nedeniyle mahkemeye düşerseniz, dört ilkeye bakılır ve bunlar yıllardan beri oturmuş ilkelerdir. Birincisi, haberinizde, eleştirinizde, yorum yazınızda onun gerçek olup olmadığına bakılır. Hukukta biz buna “gerçeklik unsuru” deriz. İkincisi ise haberiniz, eleştiriniz, yorumunuz güncel olmalıdır. Üçüncü ilke, haberinizde, eleştiri yazınızda, yorumda kamu yararı ve toplumsal ilgi bulunmalıdır ve en önemli ilke şudur: Konu ile anlatım arasında düşünsel bir bağlılık olması gerekir. Amacınız ne, hangi haberi vermek istiyorsunuz, yayınladığınız eleştiri yazısıyla neyi eleştirmek istiyorsunuz? Neyi amaçladıysanız, ona uygun araç kullanmak zorundasınız. Yani başlığınız haber içeriğine uygun olmalıdır. Başka türlü söylemek gerekirse, anlattığınız konuyla sınırlı kalarak amacınıza uygun yazı yazmalısınız. İfade etme biçiminiz de o amaca uygun olmalı. Bu dört unsur ve sonuncu unsur bakımından özellikle gazetecilerin başı hep derde girmiştir. Bunlar kuru, hukuken söylenmesi gerekli olan sevimsiz anlatımlardır. İsterseniz değiştirelim; bu ilkelerin yer aldığı ve benim Edirne'de verdiğim örnekleri şimdi Mardin'de ve bu bölgede gazetecilik yapan arkadaşlara yine anlatayım. Örneğin, bir magazin haberi yapacaksınız, ünlü bir ses sanatçısı hakkında bir haber düzenleyeceksiniz, başına geleni anlatacaksınız.


Bazı gazetelerde bir gün şöyle bir haber yayınlandı: “Onu Kumar Bitirecek.” Başlık buydu, fotoğrafını da kullandılar. Başlığın altında verilen ara başlıkta da şöyle söylendi: “Popçu Demet Sağıroğlu, kumar illetinden bir türlü yakasını kurtaramıyor.” Haberin devamında ise kumar tutkusu yüzünden kumarhanelerden çıkmadığı, arkadaşı Emel Müftüoğlu'nun yanına sığındığı ve hala akıllanmadığı, beş milyar lira ile Londra'ya kumar turuna çıktığı, parası kalmadığından otelde rehin kaldığı, kumar tutkusu yüzünden evini sattığı ve arkadaşı Emel Müftüoğlu'nun İngiltere'de mahsur kalan pop sanatçısını otel borcunu ödeyerek kurtardığı ve yakınlarının da “kumar bu kızı bitirecek” dediği, Demet Sağıroğlu'nun tedavisi imkansız bu hastalığı nedeniyle eski sevgilisinden de ayrıldığına dair bir haber yayınlanmıştır. Bu haber, fotoğraflarla ve bu başlıklarla değişik biçimlerde bu gazetede yayınlandıktan sonra, ertesi gün diğer gazeteler de aynı haberi o gazeteden aldıklarını söyleyerek tekrar yayınlamıştır. Ünlü pop şarkıcısı, bu haber üzerine kişilik haklarının ihlal edildiğinden bahisle dava açmıştır. Yargı, bu dava bakımından, özellikle bu yayını özetledikten sonra belli ilkeleri, yani biraz önce sözünü ettiğim ilkeleri, gazeteler ve yayınlanan haberler bakımından şöyle formüle etmiştir: “Yayınlanmasında kamu yararı bulunan gerçek ve güncel haber, özle biçim arasında denge kurularak gerçek olduğu ispatlanmalıdır. Oysa bu haber gerçekliği ispatlanmamış bir haberdir. Davacının uğraşı alanı itibarıyla bu tür davranışlarda bulunmasının varsayım olarak kabul edilmesi, hukuktaki kanıtlama ilkelerine aykırıdır.” Bu nedenle, Demet Sağıroğlu dava açtığı zaman, haberi yayınlanan gazeteler kendisinin aslında kumar tutkusu olduğunu, bunun bir alışkanlığı olduğunu ve haberin de bu alışkanlıktan hareketle böyle yazıldığını ileri sürmüşlerdir ama, mahkeme ve Yargıtay, özellikle bu konuyla ilgili olmak üzere varsayımdan hareketle haber yazılamayacağını karara bağlamıştır. Benzer yayınların başka gazetelerde yer alması, gazetecileri böyle bir haber yapmak bakımından sorumluluktan kurtarmaz. Başka türlü söylemek gerekirse, yargı, kararında, “eğer herhangi bir haber bir başka gazetede yayınlanmış ise bir başka yerde yayınlanmış ise gerçekliğini siz kanıtlayamadığınız takdirde sadece o gazeteden alarak, o yayın organından alarak haber yaptığınızı söylemeniz, sizi o haberin sorumluluğundan kurtarmaz” şeklinde karara bağlamıştır. Çünkü yapılan yargılama sırasında davacı olan pop sanatçısı, hiç Londra'ya gitmediğini pasaportunu ibraz ederek kanıtlamıştır. Kumar tutkusu yüzünden evini sattığı iddia edilmesine rağmen, evini satmadığını, tapu kaydını ibraz ederek kanıtlamıştır. Emel Müftüoğlu'nun otelde kaldığı sırada Londra'ya gelip, kendi borcunu ve otel borcunu ödediği konusundaki haber nedeniyle de Emel Müftüoğlu'nu duruşmada tanık olarak dinletmiştir ve Emel Müftüoğlu da böyle bir olay olmadığını, üstüne üstlük pop sanatçısının adı verilen sevgilisinden hiç ayrılmadığını da başvuru yaptığı nikah kağıtlarıyla kanıtlamıştır. Dolayısıyla, bu şekilde bir haber yapılması söz konusu olduğu zaman, ilk ilkede yer alan “gerçeklik” denilen unsur, gerçeğe aykırı olan bir haber bakımından gazetecilerin başını derde sokabilir.


Başka bir örnek: Bir toplumsal olay sırasında, bir parti kongresi sırasında meydana gelen bir olayı haber haline getireceksiniz. Mitingde çıkan olay, parti kongresinde meydana gelen olay... Biz ne yaptık? Biz ne yaptık derken, Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan haber bakımından ne yaptık? Yapılan kongre nedeniyle, “Bayrağa Sevgi Seli” başlıklı bir haber yayınladık. Bu haberde, üç kişinin birinci sayfadan fotoğraflarını koyduk ve bu fotoğrafların altına, “HADEP kongresinde Türk bayrağını indirerek, bölücü örgütün bayrağı ve liderinin posterlerini asan Veysel Dağdaş, Ömer Doğuran ve Reşit Pirinç yakalandı” yazdık; parantez açtık, “AA’yı” da koyduk ve parantezi kapattık. Bu haberin devamı, 17. sayfadan, “Bayrağa Sevgi Rüzgarı” ile devam etti. HADEP kongresinde Türk bayrağının indirilmesi olayıyla ilgili olmak üzere yakalanan üç kişinin fotoğrafı, emniyet tarafından verilen bir fotoğraf olarak gazetede yer aldı. Haber ve bilgi doğrudan doğruya Anadolu Ajansı’ndan alındı ama, daha sonra Veysel Dağdaş, bu konuyla ilgili olmak üzere dava açtı. Açılan davada dedi ki: “Evet, polis beni bu parti kongresinde meydana gelen olay nedeniyle gözaltına almıştır, emniyette sorgulandım, aynı gün Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığına çıkarıldım. Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığı tarafından da serbest bırakıldım. Diğer iki kişi için dava açılmış olmasına rağmen benim hakkımda takipsizlik kararı verildi. İşte bunlar takipsizlik kararlarım, işte bunlar olayın oluşu sırasında meydana gelen diğer yazılı belgelerdir. Siz beni birinci sayfadan, fotoğraflı olarak ve ‘Bayrağa Sevgi Seli’ başlığı altında, Türk bayrağını indiren bir kişi olarak topluma tanıttınız. Bu nedenle manevi tazminat talebinde bulunuyorum, benim kişilik haklarımı ihlal ettiniz” dedi. 1) “Yayınlanmış olan haberi Anadolu Ajansından aldık. 2) Fotoğraf, Anadolu Ajansı tarafından verildi ayrıca, Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından aynı gün basına dağıtılarak, ikinci gün yer alması sağlandı. Dolayısıyla haberin güncelliği çerçevesinde, bugün meydana gelen olayı yarın okuyucuya duyurabilmenin önemi nedeniyle de hemen verebilmek için, yani güncelliği sağlayabilmek için haber kaynaklarımızda bunlar olduğu için, haberi yayınladık. Çünkü gerçeklikten anlaşılması gerekli olan en önemli konulardan birisi, olayın oluş biçimine uygunluktur. Olayın oluş biçimi ise davacı olan kişinin, orada polis tarafından gözaltına alınması, aynı gün savcılığa çıkarılmasıdır. Dolayısıyla gazeteci bir savcı değildir, gazeteci yargıç da değildir. Olayın nasıl gerçekleştiğini ve asıl faillerinin bunlar olup olmadığını araştırma yükümlülüğü de yoktur. O anda meydana gelen olay bakımından, güvenilir haber kaynağı anlamında Anadolu Ajansı tarafından verilmişse, emniyet görevlileri tarafından fotoğraf dağıtılmışsa, gazetecinin yapması gerekli olan görev yerine gelmiştir, bu nedenle de gerçeklik unsuru oluşmuştur” dedik. Önce yerel mahkeme, yayınlanmış olan haber bakımından manevi tazminata karar verdi. Biz manevi tazminata verilen bu karara itiraz edip, konu Yargıtay’a gidince, Yargıtay,-size biraz önce anlattığım biçimde- “Davaya konu olan haber ve fotoğrafın kaynağı Anadolu Ajansıyla, emniyet birimleridir. Haber, olayın olmasından sonraki yapılan soruşturmalar ve güvenlik güçlerinin verdiği bilgiler ile basına yansıtıldığı ve araştırma yükümlülüğüne ilişkin hukuksal esas uyarınca hemen verilecek olan bu haberden ötürü ayrıca gazetecileri sorumlu tutmak doğru değildir” yolunda karar açıklamıştır.


Mahkemenin benimsediği gibi soruşturma sonucunu beklemek gerekmez. Öte yandan, haberin verilmesinde dengeli ve ölçülü davranılmış olup, sınır aşılmamıştır, çünkü haber içerisinde sadece fotoğraf altına yazılan iki satır vardır. Bu iki satır da kaynak olarak Anadolu Ajansıyla, emniyet birimleri tarafından dağıtılan fotoğrafın altına yazılmıştır. Olayın oluş biçimine uygun haber vermek gerçeklik unsurunun gerçekleştiğini kanıtlar. Peki hep böyle midir? Acaba sizin herhangi bir şekilde haberin doğruluğunu araştırma yükümlülüğünüz yok mudur? Araştırma yükümlülüğünüz vardır. Başka bir basın yayın organında yayınlansa da örneğin, herhangi bir kişi size yapmış olduğu şikayet dilekçesinin bir örneğini getirse veya herhangi bir haber kaynağı, size örneğin bir video bandını getirerek, onun çözümlenmesi sonucunda önemli bir olayı haber haline getirmek söz konusu olsa da her olayda olduğu gibi gazetecinin araştırma yapmak görevi vardır. Araştırma eksikse, yayınladığınız haber kişilik haklarının ihlali anlamına gelebilir.


Bir gün, ANAP milletvekili Tevfik Diker, ses bantları olduğunu açıkladı, “Çiller-Topal İlişkisi Belgeli” başlıklı bir haber yayınlandı. Bu haberin anonsunu da birinci sayfadan verdik. Söz konusu bu haberde, ANAP milletvekili tarafından ses bantları olduğu ve bu ses bantlarının Hülya Ağaç adlı kadının konuşmalarından kaynaklandığını, ANAP milletvekilinin de bunları anılan kadınla konuşarak kaydettiğini ve kaydedilen konuşmaya göre “Ömer Lütfü Topal, Çiller ailesine bir trilyon liraya yakın para verdi. Bu para, Kemer'deki pansiyonun yapımında kullanıldı” şeklindeki iddiaların bu bantta yer aldığını haber haline getirdik. Bant çözümünü yaptık ve Tevfik Diker’in de bu bant çözümünden hareketle anlattığı her şeyi, herhangi bir yorum katmadan “Çiller-Topal İlişkisi Belgeli” başlıklı haberimizde kullandık. Haberde de yer aldığı gibi, Hülya Ağaç’ın, Topal'ın tüm para ilişkilerini Antalya-Manavgat' taki Seven Sears otelinde muhasebeci Duygu Hanımın bildiğini söylediğini, Kemer'de olup bitenler bakımından da Çiller'in Topal ile ilişkisinden haberdar olduğunu ve bu nedenle de aslında devam etmekte olan soruşturma için bütün bu ses bantlarının bir çözümünün Başbakanlık Teftiş Kuruluna verildiğini haber haline getirdik. Bu haber yayınlanınca, özellikle bu haberden hareketle Tevfik Diker hakkında, Hülya Ağaç isimli kadın hakkında gazete haberi yayınlayan muhabirle bağlantılı olmak üzere, sorumlu müdür hakkında manevi tazminat davası açıldı. Açılan bu manevi tazminat davası bakımından mahkeme bir karar verdi. Verilen karar bakımından, biraz önce sözünü ettiğim gerçeklik ilkesi veya herhangi bir kişinin size haber kaynağı olarak anlattıklarından hareketle, milletvekili ile sokakta yürüyen bir vatandaş arasındaki farkın ne olduğunu da ayrıca bilmek gerekiyor.


Her kişinin kendine özgü üç yaşam alanı vardır. Bunlardan birincisi kişinin gizli yaşam alanıdır, yani sadece kendinizle yalnız kalma hakkınızın kullanıldığı sır alanınızdır. Dolayısıyla, bu sır alanına kimsenin girmesine izin vermeme hakkınız vardır. Basit bir örnek vermek gerekirse, durgun suya bir taş atarsanız, taşın suya değdiği nokta her kişinin sır alanıdır, gizli yaşamıdır. Daha net ifade etmek gerekirse, yatak odanız sizin sır alanınızdır, gizli yaşam alanınızdır. Taşın suya değdiği noktadan sonra birinci halka, kişinin özel yaşamıdır, yani sadece çevresi bakımından bilinen bir yaşam alanıdır. Aile çevresi böyledir, iş çevresi böyledir, arkadaşlarıyla olan çevresi böyledir, dost çevresi böyledir, özel yaşam budur...


Bir de kişinin ortak yaşam alanı vardır. Öyle bir kişiliğiniz vardır ki, topluma açılmışsınızdır. Vali iseniz böylesiniz, belediye başkanı iseniz böylesiniz, futbolcu iseniz de böylesiniz. Örneğin, Tanju adı size önemli bir futbolcu ismi hatırlatıyorsa, örneğin, ortak yaşam alanı bakımından adınız Tarkan’sa, işte o zaman ortak yaşam alanı gündeme gelir, yani suyun 3. ve 4. halkaları artık özel yaşamınızı daha dar kılar. Özel yaşamınız ve özel yaşamınızdaki sınırlar daralır ve ortadan kalkar, artık kamuya açılmış ve ortak yaşam alanında yer alan bir kişi olarak, herkes sizin ne yaptığınızı, ne yediğinizi, kravat iğnenizin ne olduğunu bilmek ister. Yani futbolcuysanız böyledir, milletvekiliyseniz böyledir. Kaç çocuğunuz olduğu kimse tarafından bilinmeyebilir. Siz özel yaşamınız alanında bilinen bir kişi olarak, ailesi bilinen bir kişi olarak, iş ve çevreniz bakımından bilinirsiniz, ama buna karşılık izin verdiğiniz zaman kaç çocuğunuz olduğu anlaşılır hale gelebilir. Bu nedenle de gazetecilerin haberlerinde, kamuoyu tarafından bilinen kişilerin özel yaşam alanları daralır. Gazeteciler, Cumhurbaşkanının hangi eylemleri, hangi gerekçeyle gerçekleştirdiğini, bir başbakanın neler yapıp neler yapmadığını, Bakanlar Kurulunun neden dolayı sorumlu olduğunu ortak yaşam alanı içerisinde haber haline getirme hakkına sahiptir, eleştiri hakkına da sahiptir.


Sonuç? Bütün bunlara rağmen, ortaya çıkan kişilik haklarının ihlali sorununu gazeteciler etik olarak çözebilir mi? Çözebilir. Etik kurallar bakımından, yargıda bu anlamdaki dört ilkeyle bağlantılı olmak üzere herhangi bir konuyu kanıtlamanız gerekirse, etik kuralların dışında bir kanıt aramaya da gerek yoktur. Bakın, Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nde hangi haberlerin neden yayınlanması gerektiği veya haber yayınlanırken gazetecinin neleri yapmaması gerektiği net olarak tanımlanmıştır. Gazeteci, kamuya mal olmuş bir şahsiyet bile olsa, halkın haber alma ve bilgilenme hakkıyla doğrudan bağlantılı olmayan hiçbir amaç için, izin verilmedikçe özel yaşamın gizliliği ilkesini ihlal edemez. Bu, 7. madde olarak Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nde yazılı. Gazeteci; çalıntı, iftira, hakaret, lekeleme, saptırma, manipülasyon, söylenti, dedikodu ve dayanaksız suçlamalardan kesinlikle uzak durur. Bu, yazılı olan etik kurallar bakımından 10. ilkedir. Yargı bunlardan farklı karar vermez. Dört ilke bu anlamdaki etik ilkelerden hareketle ulaşılmış olan sonuçlardır. Peki, o zaman herhangi bir yolsuzluk haberini hiç gün yüzüne çıkaramayacak mısınız, özellikle yasaya aykırı davranan milletvekilleri hakkında bir yazı yazamayacak mısınız? Özel bir yaşama giremeyecek misiniz? Özel yaşama girme sınırlarınız nasıl belirlenecek? Etik ilkeleriniz bakımından özel hayat başlığında şunlar yazılı: “Asıl olan kamu yararıdır.”


Özel hayatın gizliliğinin geçersiz sayılabileceği başlıca durumlar şöyle sıralanabilir: 1) Özel yaşama girme hakkı gazetecilere etik kurallar bakımından ne zaman tanınmıştır? Büyük bir suç veya yolsuzluk üstüne araştırma ve yayın halinde tanınmıştır. Özel yaşam alanına girebilirsiniz, ama girme gerekçeniz bunlara dayalı olacaktır. 2) Toplumu kötü etkileyici bir tutumla ilgili araştırma ve yayın yapabilirsiniz; bu nedenle özel yaşama girme konusunda istisna tanınmıştır. 3) Toplumun güvenliğinin veya sağlığının korunması için girebilirsiniz. 4) İlgili kişinin sözleri veya eylemleri sonucu halkın yanılmasının, yanıltılmasının veya yanlış yapmasının engellenmesi için, özel yaşamla, özel hayatla ilgili olmak üzere gizliliği ve bu gizliliğe müdahale, istisna olarak gazetecilere tanınan durumlardır. Buna rağmen, bu durumlarda dahi, özel hayatın kamuya açılan kesiti mutlaka konuyla doğrudan ilgili veya ilgili kişinin özel hayatının onun kamusal faaliyetini de etkileyip etkilemediği gözetilmelidir. Kurallar bunlar... Bunlar etik kurallar.


Herhangi bir etik kuralla hukuki kuralları veya hukuk anlamındaki hak ihlallerini yan yana getirmek mümkün müdür? Türkiye'de şu gerçekleştirilebilmelidir: Gazetecilerle ilgili herhangi bir manevi tazminat davası açıldığı zaman, bu kurallardan hareketle hak ihlalinin, kişilik hakkının ihlal edilip edilmediğini mahkemenin gerekçeli kararlarına taşımak gerekir. Bu gerçekleşmiştir. Türkiye'deki bir mahkeme, Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nde bu ilkelerde yazılı olan kuralları, hukuka aykırı kişilik haklarının ihlal edildiğinden bahisle gerekçeli karara çevirmiştir. Gerekçesini bu ilkelere dayandırmıştır. Bu karar, İstanbul 2. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından verilmiş olan bir karardır. Bu karar, bir gazeteciyle ilgili olan karardır; bu karar bir televizyon haberinde, bir televizyon programında yapılan tartışmalardan sonra verilen bir karardır.


Bir gazeteci arkadaşımız düzenlediği bir televizyon programında, bir belediye başkanıyla ilgili açık oturum sırasında, belediye başkanıyla olan diyalogları nedeniyle, belediye başkanının ona olan sataşmaları nedeniyle ertesi gün bütün gazetelerde ve diğer yayın organlarında haber haline gelmiştir. Bu haberde, gazetecilerin özellikle üzerinde durduğu ve haberlerde özellikle üzerinde durulan konu, kullanılan dildir. Bu açık oturumda, bu panelde, gazetecinin kullandığı dil eleştirilmiştir. Gazeteci konuşma sırasında neler söylemiştir? Örneğin, “Bu kaçak yapılardan kaç para aldınız, sana yazıklar olsun, sen ufak adamsın, senin gerçek yüzünün ne olduğunu herkes biliyor, yalanlarını istersen ispat et, avukatını getir, kendisi bir olaydan dolayı doktoru dövdürmedi mi? Sen bütün bu çirkefliğine rağmen hala bana cevap vermeye utanmıyor musun? Bindiğin kayığı, avantanı ben bozduğum için bana bu şekilde sataşıyorsun, sen git kendi garsoniyerini düzelt” biçiminde sözler sarfetmiş, bu sözler üzerine de Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından disiplin kuruluna verilmiştir. Disiplin Kurulu da meslek ilkelerine dayalı olarak gazeteci hakkında ihraç kararı vermiştir. Gazeteci, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’ni dava etmiştir. “Benim hakkımda basına yapmış oldukları açıklama ile kişilik haklarımı ihlal ettiler, çünkü ben gazeteciyim, toplumda belli bir yerim var, belli bir saygınlığım var, bu saygınlık benim ismimden kaynaklanmaktadır, ben yaptığım programlarla tanınıyorum” demiştir. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından basına yapılan açıklamayı ve Cemiyet Tüzüğü hükümleri gereğince Cemiyetten çıkarılmasını kişilik haklarını ihlal olarak kabul etmiş ve dava etmiştir. Açılan dava sonucunda gazeteci haksız bulunmuş, Türkiye Gazeteciler Cemiyetinin basına bu anlamda açıklama yapması haklı görülmüştür. Mahkeme gerekçesini yazarken, biraz önce size sözünü ettiğim Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nin 7. ve 3. maddesini hukuki gerekçesi yapmış ve buna göre bir karar vermiştir. Hepinize saygılar sunarım beni dinlediğiniz için.