AÇILIŞ KONUŞMALARI


 

Nail GÜRELİ
Milliyet Gazetesi Yazarı
 

Sayın Vali, Sayın Belediye Başkanı, Değerli Konuklar, Sevgili Meslektaşlarım...


Hepinize saygılar sunuyorum, bir kez daha sizlerle birlikte olmaktan çok mutluyum. Mardin Valiliği'nin ve Başbakanlık Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’nün ortaklaşa Mardin'de gerçekleştirdikleri bu seminer nedeniyle, hem kendilerini kutluyorum, hem de bu beraberliğin içinde bana yer verdiklerinden dolayı teşekkürlerimi sunuyorum. Ben, bir meslek içi eğitim semineri olmasını da dikkate alarak, bir açış konuşması olmasına rağmen, sayın konukların affına sığınarak genç meslektaşlarıma yönelik konuşmak istiyorum kısaca. Önce genç meslektaşlarıma şunu söylemek isterim ki, bunları gerek Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin bugüne kadar gerçekleştirdiği 22 seminerde, gerek Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’nün gerçekleştirdiği 8 seminerin, katıldığım bir kısmında hep tekrar etmeye çalıştım, altını çizmeye çalıştım, yine tekrar olmasına rağmen altını çizmekte yarar görüyorum.


Birincisi, gazeteci her yerde gazetecidir. Gazetecinin yereli, yaygını olmaz ve basının da “ulusal basın”ı olmaz. Özellikle yerel basındaki arkadaşlarımın, İstanbul merkezli, Türkiye düzeyinde yayın yapan gazeteler ve televizyonlar için “ulusal basın” deyimini kullandıklarını görüyorum. Ama yıllardır, 1995'ten bu yana katıldığım her toplantıda bunun altını çiziyorum. “yerel basın” ve de “yaygın basın” deyimlerini kullanmamız gerekir. İstanbul merkezli basına “ulusal basın” demek yanlıştır. Ulusal basın, gerek yaygın basının, gerek yerel basının bir toplamıdır; odur Türkiye'nin basını ya da medyası, ulusal basını.


İşlev bakımından da gazeteci, her yerde gazetecidir, ister yerel basında, ister yaygın basında çalışsın hepsinin işlevi aynıdır, sorumluluğu aynıdır. Temel işlevimiz, halka gerçekleri kendi yöresinde, ülkesinde, dünyada olup bitenleri doğru ve dürüst olarak, eksiksiz, saptırmadan, aldatmadan, saklamadan olduğu gibi bildirmektir, haber vermektir. Ve tabii, bu haberlerin yorumunu, ama kendi imzamızla yapmak, haberlerin içine yorum katarak değil, manipülasyon yaparak, saptırarak, yönlendirerek değil, haberi gerçeği saptırmadan vermek. Ondan sonra yazarlar, yorumcular kendi imzalarıyla, kendi isimleriyle yorumlarını yapabilirler.


Bugün özellikle yaygın basında görüyoruz, köşe yazılarında yorumlar içinde haberler veriliyor, yönlendirmeler yapılıyor. Bunu meslek ilkelerimizle, bu mesleğin dürüstlüğü ve onuru ile bağdaştırmanın olanağı yok. Özellikle demokrasilerde yerel basının önemi, yaygın basından çok daha önemli bence. Çünkü demokrasiler, yerel yönetimlerde filizlenir, kök salar ve ülke düzeyine ondan sonra yayılır, benimsenir. Yerel birimlerle, kendi yöremizde yönetimlerle birebir temas halinde olduğumuz, ilişkilerde olduğumuz yörelerde, demokrasiyi, halkın iradesini doğru ve dürüstçe yansıtamazsak, halkın sesini, halkın istemlerini yerine getirmesini sağlayamazsak, demokrasi sağlıklı işlemez. İşte basının işlevinin önemi burada daha çok ortaya çıkıyor, halka doğruları yansıtmanın önemi daha çok ortaya çıkıyor. Halk doğru bilgilenirse, kendisini yönetenler hakkında kararlarını da doğru olarak, sağlıklı olarak verir. Zamanı geldiğinde siyasal tercihlerini doğru bilgilere dayanarak sağlıklı olarak yapar ve de demokrasi sağlıklı işler. Aksine birtakım çıkar ilişkileri sonucunda, siyaset ve medya ilişkileri özel maksatlar için, çıkarlar için kullanıldığında, alet edildiğinde, halktan birtakım gerçekler saklandığında, saptırıldığında, abartıldığında, yönlendirildiğinde, halk doğruyu öğrenemez, aldanmış olur. Tabii siyasal tercihlerini, tepkilerini de doğru gösteremez, yanılır ve o yanılgılar demokratik rejimi böyle sıkıntılara sokar. O nedenle, yerel basında, yerel birimlerde demokrasinin işlemesi ülke demokrasisi için, rejimimiz için büyük önem taşımaktadır. Bunun da büyük sorumluluğu, büyük işlevi ve önemi, yerel basında çalışan arkadaşlarımın, yerel basın ve medya kuruluşlarının üzerindedir.


Hal böyleyken, yerel basının durumuna baktığımızda, ne yazık ki onun bu işlevi hakkı ile yerine getirmesini sağlayacak çeşitli olanaklardan yoksun olduğunu görüyoruz. Yerel basın büyük ekonomik sıkıntılar içinde, arkadaşlarımızın büyük özverileriyle, gayretleriyle yaşamını sürdürmeye, görevini yerine getirmeye çalışıyor. Donanım bakımından noksanlıkları var, yetişmiş eleman bakımından, personel sayısı bakımından, teknoloji bakımından olanaksızlıkları var. Tabii en önemlisi de ekonomik güçleri yok. Burada yöresel sermayeye de büyük sorumluluk düşüyor. Yöresel, yerel sermayenin de özgür ve bağımsız basının demokrasi için mutlaka vazgeçilmez bir kurum olduğunu bilerek, kendi bölgesindeki basına sahip çıkması gerekir. Ama bu, ona sahip çıkarken, karşılığında menfaat beklemesi demek değildir. Bunun, büyük ekonomik güç odakları ile yaygın medyanın yakın ilişkileri sonucunda, yine yaygın medyanın siyaset kurumu ile içli dışlı çıkar ilişkileri sonucunda ne sonuç verdiğini, ülkeyi nasıl çıkmazlara, açmazlara götürdüğünü son yıllarda yaşıyoruz. O nedenle bu desteği verirken, yerel basın konusunda da aynı yanlışa düşmemeye özen göstermek gerekir. Yerel basının devlet tarafından da elbette destek ve teşvik görmesi gerekir. Ama, burada da yine, bağımsızlık ön planda olmalıdır. Özellikle, yerel basında sahip olarak da çalışan, hem emeği ile hem de kurumun, gazetenin, televizyonun sahibi olarak çalışan arkadaşlarımın dikkatini çekmek istiyorum. Bağımsızlığa çok dikkat etmek gerekir.


Siyaset anlayışı malum, Türkiye'de, karşılığında mutlaka sizin bağımsızlığınızdan, tarafsızlığınızdan ödün isteyecektir. O nedenle, bu konuda da dikkatli olmak gerekir. Bu destekler ancak, genel düzeyde ve her kurumun eşitçe bireysel tercihlere neden kalmaksızın, teşvik kredisi, şuydu, buydu gibi, çok genel düzeyde, kurumsal halde olmalıdır. Örneğin, özellikle yerel basına iletişim konusunda, haberleşme araçlarında, telefonda indirimler sağlanabilir. Ayrıca yerel basında çalışanların -ki son yıllarda yaygın basında da aynı acı durumu yaşıyoruz- sosyal güvenceleri kalmamıştır. İşsizlik almış başını gitmektedir. Bu yıl içinde, bu yılın başından bu yana, geçtiğimiz 9 ay içinde, biliyorsunuz üç bini aşkın basın çalışanı işsiz kaldı. Yerel basında son günlerde, özellikle televizyon ve radyolar konusunda yine büyük işsizlik yaşanıyor ve RTÜK bunun aleti oluyor. RTÜK de yasal açıdan, kendi bakımından belki haklı. Katılım paylarını ödemeyen yerel radyo ve televizyonları kapatıyor. Geçen hafta sonunda edinilebildiğimiz rakamlara göre, son aylar içinde RTÜK 187 yerel radyoyu ve 38 yerel televizyonu katılım paylarını ödememesi nedeniyle kapatmış bulunuyor. Bunun ticari açıdan, katılım paylarının ödenip ödenmemesi açısından, yasal açıdan değerlendirilmesi başka, ama yerel basının -ki başta değindik- demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan özgür ve bağımsız basının yerelde kökleşmesi, yaşaması için ayrı bir anlam taşıyor. Önemle üzerinde düşünülmesi gerekir. RTÜK reklam gelirlerinden, yasa gereği biliyorsunuz, yüzde 10.5 oranında pay alıyor, bunun yarısını maliyeye veriyor, yarısı kendine kalıyor. Ama bu payları yerel televizyonların ödemesine imkan yok. Yerel televizyonlarla yaygın televizyonları aynı terazinin kefesine koymak yanlış. Bu, son hazırlanan, ama henüz gerçekleşmeyen RTÜK yasasında da görülüyor. O cezaları yaygın basınla yaklaşık ölçüde tutmak dahi yerel basına haksızlık oluyor.


Değerli Arkadaşlarım...


Bu semineri düzenlemeleri nedeniyle Mardin Valiliği’ne, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’ne ve çok değerli Genel Müdür Sayın Aydın Sezgin'e, bu özverili, sorumlu ve çabalarından sekiz seminerdir sürdürdükleri çabalarından ötürü teşekkürlerimi ve tebriklerimi sunuyorum. Teşekkür ederim.