|
|
SEMİNER KONUŞMALARI
“AJANS HABERCİLİĞİ”
Mehmet GÜLER
Anadolu Ajansı Genel Müdürü
Gazeteci arkadaşlarım merhaba, ben de hoş
geldim, siz de hoş geldiniz. Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürüne ciddi
anlamda teşekkür ediyorum. Bu tür toplantılar hem bizim birbirimizle
tanışmamıza, hem de fikir alışverişinde bulunmamıza neden oluyor.
Ben, bu tür toplantılarda konuşmama öncelikle Anadolu Ajansının tanıtımıyla
başlıyorum. Çünkü bizim, bu tür toplantılarda buna ihtiyacımız var. Herkes
kendi gazetesinde, kendi televizyonunda kendi kuruluşunun tanıtımını,
reklamını yapıyor. Biz bunu Anadolu Ajansı bültenlerinde yapsak bile, değerli
medya kuruluşlarımız buna çok fazla yer vermediği için -ancak kuruluş
yıldönümlerimizde yer veriliyor- çok fazla insan da tanımıyor.
Anadolu Ajansı, 6 Nisan 1920'de, yani TBMM açılmadan önce kurulup hayata geçen
ve bizzat Atatürk tarafından kurulan ulusal bir ajans. Anadolu Ajansı 6 Nisan
1920'de kurulduktan sonra, 1925 yılına kadar Matbuat Umum Müdürlüğü, yani
şimdiki Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü'ne bağlı olarak çalışıyor.
1925 yılında anonim şirkete dönüştürülüyor, bizzat Atatürk tarafından ve
hisselerinin bir bölümü dönemin önde gelen yazarlarına, aydınlarına
dağıtılıyor. Bugünkü hisse yapısı, yüzde 42.75'i kamunun, yani hazinenin,
yüzde 52.25'i özel kişilerin. Ama bu kişilerin büyük bölümü hayatta değil ya
da intikal etmemiş hisseler. Çünkü Anadolu Ajansı 1920'de kuruluşundan bu
yana, kar eden, kar dağıtan bir şirket değil. Bu nedenle sermayeler babadan
oğula ya da yeni nesillere intikal etmemiş. En büyük hissedarlarından biri
Asiye Dülger, yani Mehmet Dülger'in annesiydi. O vefat edince, şu an Mehmet
Dülger'e geçti. İkinci büyük hissedarlar, Avukat Arslan Ataman, şu anda
Anadolu Ajansı'nda Hukuk Müşaviri. Diğerlerinde çok küçük paylar var, birer
ikişer. Anadolu Ajansı'nın sermayesi hala 20 bin lira; Atatürk'ün kurduğu
zamanki sermayesi halen geçerli. Bir iki defa sermayesinin artırılmasına
tevessül edilmiş, ancak başarılı olmamış, çünkü sermayesinin artırılması
hiçbir anlam ifade etmeyecek. Anadolu Ajansı’nın isim annesi Halide Edip
Adıvar. 1920 yılında kurulduğu zaman hiçbir şeyi yok. Alaattin Bey Genel Müdür
oluyor, Atatürk o zaman Osmanlı Bankası’ndan bir daktilo ayarlıyor, haberler
daktilo ile yazılıyor, bir tek daktilo...
Kurtuluş Savaşı’nda birçok başarı elde ediliyor, ancak bu başarılar özellikle
büyük şehirler dışına bir türlü duyurulamıyor. O zaman Anadolu Ajansının
olmaması, özellikle yurt dışından gelen haberlerin, uluslararası bir çok haber
tekelinin Türkiye'deki medyaya etki etmesini beraberinde getirdiği için,
Anadolu Ajansı’nın kurulması düşünülüyor. Anadolu Ajansı, haberleri, yine
Osmanlı Bankası’ndan tedarik edilen, geçmiş dönemde kullandığımız teksire denk
gelen bir cihazla çoğaltıyor. Atatürk talimat veriyor, -dün akşam Nazmi Bilgin
ile de konuyu konuşmuştuk- Türkiye'de telgrafın ulaşabildiği her bölgeye
Anadolu Ajansı’nın haberlerinin ulaştırılması talimatını veriyor. Bazı
bölgelere trenlerle gidiliyor, bazı yerlerde de AA'nın muhabirlerinin
kullandığı atlar var, ya da bizzat devlet tarafından bulunan tellallar var, bu
tellallar AA bültenlerini camilere götürüyorlar, tellallar aracılığı ile
camilerden çıkan insanlara okunuyor. Bu bültenler ayrıca, cami ve okul
duvarlarına asılıyor, insanlar okusun diye. Atatürk'ün ve Türk Ordusunun
kazandığı zaferler vatandaşa böyle duyuruluyor, en büyük amacı bu.
İkinci amacı, uluslararası basının, uluslararası ajansların etkinliğini
kırmak. Çünkü onlar, zaten Türkiye'yi işgal etmişler, olaya hep taraflı ve
yanlı bakıyorlar. Türk askerlerinin, Türk halkının kazandığı başarıların Türk
halkına duyurulmasını istemiyorlar.
Anadolu Ajansı’nın en büyük özelliklerinden biri de 1923'de Cumhuriyet’in
ilanını ilk flaş haber olarak duyurması. AA'nın tarihçesi anlatıldığında, -ki
Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü'ne teşekkür ediyorum- TRT'de belki
izlemişsinizdir, Kurtuluş Savaşındaki Türk basınını anlatırken, Anadolu
Ajansına da geniş yer veriliyor. Özellikle Nail Ağabeyin dediği gibi, hem
yaygın medya, hem yerel medya AA haberlerine muhtaç o dönem. Bu şekildeki
gelişme devam ederken, AA, ağır ağır örgütlenmeye başlıyor. Mesela, AA'nın en
büyük ortaklarından biri Edirne muhabiri; Atatürk ona hem sermaye veriyor, hem
de AA'nın haberlerinin, özellikle İstanbul bölgesindeki yayınını bile Edirne
muhabirine teslim ediyor. Daha sonra yavaş yavaş bürolar kurulmaya başlanıyor,
yurt dışında da bürolar açılma noktasına geliniyor.
Ajans daha sonra, hepimizin yakından bildiği teleksle, teleks haberciliğine
başlıyor. 1986 yılında teleks haberciliğinden bilgisayar haberciliğine geçiş
başlıyor. 1997 yılından sonra uydu üzerinden haber ve fotoğraf iletimine
başlandı. 1986 yılına kadar, haberler, data hattı denilen, yani telefon ya da
elektrik teline benzeyen teller üzerinden iletiliyordu. Sık sık kopmalar
meydana geliyor, haberlerde gecikmeler oluyordu. Telin nereden koptuğu bile
belli olmuyordu o zamanki teknolojiyle. 1986 yılına gelindiğinde, haberler
yine bilgisayar ortamında, ancak yine data dediğimiz hatlar üzerinden
iletilmeye başlandı. Teknoloji biraz gelişmişti, Trabzon'daki bir abone, “ben
haberlerinizi alamıyorum, ya da fotoğrafınız bana gelmiyor” dediğinde,
Ankara-Samsun arasında bir kontrol çekiliyordu. Nerede kopmuş? Çorum civarında
bir hat kopukluğu tespit ediliyor, ekipler gidiyordu. Aynen telefon ya da
elektrik arızası gibi, o bulunup hallediliyordu. 1997 yılından itabaren de bu
tür, data hattı üzerinden iletişim son buldu. Anadolu Ajansı haberlerini artık
TRT yayınları üzerinden uyduya çıkarıyor. Türkiye'nin TÜRKSAT uyduları
kullanılıyor. Bu uyduların kapsadığı bütün alanlara, AA haber ve
fotoğraflarını indirebiliyoruz. Mesela şu an Londra'da BBC, Anadolu Ajansı’nın
haber ve fotoğraflarını direkt bilgisayar ortamında alıyor uydu üzerinden...
En batı da orası, doğuya gittiğimiz zaman da Kazakistan’ın haber ajansı KASTA,
AA haberlerini bilgisayar ortamında çok rahat alıyor. Mısır'a kadar, mesela
Tel Aviv'deki Amerikan Büyükelçiliği'ne AA haberlerini veriyoruz. Yukarıya
çıktığımız zaman da Moskova'ya kadar AA'nın kapsamı alanı. Bunun şu faydası
oluyor, bütün dünyada haber ajansları ya son dönemde gelişen teknolojiye bağlı
olarak internet yayını üzerinden haberlerini dağıtıyorlar ya da uydu
üzerinden. Kuruluş maliyeti yüksek olan uydu üzerinden dağıtım yapmak,
fotoğrafla haber dağıtımı yapmak, kuruluş aşamasında maliyeti yüksek olan,
ancak kurduktan sonra maliyeti sıfır olan bir haber iletim şekli. Dünyada
internet ve uydu sistemi dışında haber ve fotoğraf iletimi yok.
AA'nın bugünkü yapısına geldiğimizde, Türkçe, İngilizce, Fransızca haber
servisi var. Günlük ortalama 650 civarında Türkçe haber yayınlıyoruz.
İngilizce haber servisimiz 50 ile 100, Fransızca haber servisimiz 20 ile 40
arasında. İngilizce ve Fransızca haberin gerekliliği bütün dünyada var. Keşke
imkanımız olsa da diğer dillerde de haber yayını yapabilsek. İngilizce haber
servisimizle Türkiye'de bulunan büyükelçiliklere haber servisi yapıyoruz,
satıyoruz. Fransızca da aynı şekilde. Ayrıca İngilizce ve Fransızca
haberlerimizi Avrupa'daki bazı gazete ve uluslararası kuruluşlara veriyoruz.
Mesela Almanya'daki telefon şirketlerine, internet şirketlerine. Çünkü o
bölgelerde yoğun şekilde Türk yaşadığı için, telefon hatları üzerinden haber
yayımını, bunun yanında internet üzerinden haber yayımını, oradaki Türkler
kullansın diye aboneliğini alıp servisini yapıyorlar.
AA'nın fotoğraflarını uydu sistemine başlamadan data hattı üzerinden
veriyorduk, 30 ile 50 arasında bazen 70'e çıkıyorduk. Ancak fotoğraflar kablo
üzerinde sıraya giriyordu. Verdiğimiz bir fotoğraf sıra ile bütün abonelere
kablo üzerinden gidiyor, peşinden ikinci fotoğraf gidiyordu. Dönem dönem
sıradaki fotoğrafları geriye çekip, onun yerine daha yeni gelen bir fotoğrafı
koyabiliyorduk, gecikme oluyordu. Ancak uydu yayını üzerinden şu anda, günlük
ortalama 120 ile 150 arasında fotoğraf geçiyoruz. Uydu üzerinden fotoğraf
geçmenin bize şu faydası oldu: Eskiden, bir olayda en güzel kareyi yakalayıp
gazetelere servis yapıyorduk. Şimdi bir olayda 10 tane fotoğrafı, dileyen
gazete dilediğini kullansın, seçim yapsın diye, hepsini yayına verme imkanı ve
şansına sahip olduk.
AA'nın şu anda yurt dışında 38 tane bölge muhabiri ya da bürosu bulunuyor.
Muhabirlik dediğim şu: Bizim Japonya ve Kanada’da muhabirimiz var, ancak
büromuz yok. Oradaki muhabirler, sadece AA'na çalışan, Ajanstan ücret alan
kişiler, ama bunlar kadrolu değil, kaşeli dediğimiz sistemle çalıştırıyoruz.
Büromuz olan yerlerdeki arkadaşlarımız, mesela bunların en büyüklerinden biri,
çok hassas bir bölge olması nedeniyle Atina'da. Orada dört kişi istihdam
ediyoruz. Ancak bunları değişik milliyetlere sahip kişilerden seçiyoruz. Yani
Bölge Müdürümüz, Türkiye'den giden bir arkadaşımız, Türk. Onun yardımcısı,
Yunan vatandaşı olan, Türk asıllı biri. Diğer dillere tercümemizi yapan bir
Sırp, profesyonel bir gazeteci. Ayrıca yine Türkiye'den giden, orada
öğrenimini sürdüren bir öğrenci, öğrenimini bitirdi, AA'na başladı. Yani
elemanları bu şekilde istihdam ediyoruz. Yurt dışında en ucuz ücretle eleman
çalıştıran kuruluş AA'dır. Şu an, mesela Washington temsilcimiz, 2000 dolar
alıyor, çok komik bir ücret, ama imkanlarımız bu kadar.
AA'nın gazetecilikte çektiği, ajansçılığın verdiği bir çok zorluğu var. Şimdi
size bunları anlatacağım. Sizler de bir bölümünü canlı olarak yaşamışsınızdır.
Bir milletvekili gece dokuzda bir olay yapıyor, falan barda olay çıkarıyor,
bizim muhabirimiz bunu haber yapıyor. Bu milletvekillerinin genellikle her
gazete ya da televizyonda ahbapları, eşleri, dostları var. Ya da o gazete ve
televizyon, haberin devamını yapmak için o milletvekilini arıyor, ona
ulaşıyor. “Bunu nereden duydun?” diyor. Karşısındaki, “AA geçti bu haberi”
diyor. “Tamam, ben seni ararım” diyor, kapatıyor. İlk aradığı yer AA. “AA
böyle haber geçer mi, ne oldu barda kavga ettiysek” diyor. AA, her türlü
haberi geçer. Yani eğer gazete, televizyon, radyo, benden bu tür haberi
bekliyorsa, istiyorsa, artı bu haberi kullanıyorsa, bu AA'nın haber yapacağı
bir unsurdur. Biz bunu geçiyoruz. Ancak ajansçılığın verdiği zorluk, adam ilk
sana açıyor, küfrediyor. “Böyle bir şey olmadı, bunu nereden uydurdun, hemen
düzelt.” Eee, tamam, ajans haberciliğinde böyle bir şey vardır. Senin de
görüşünü alırız, yayınlarız, ver düzeltelim. Adam, “böyle bir şey olmamıştır”
diyor. Yani adamın olaya ilgili yaptığı açıklama, “böyle bir şey olmamıştır.”
Diyoruz ki, “kavgada fotoğraf var, arkadaşımız fotoğraf çekmiş.” “Fotoğraf ta
mı çektiniz?.” Evet, fotoğraf da çektik. Allah Allah... Ben en son diyorum ki,
“bak, biz bu haberi yayınladık, senin açıklamanı da koyuyoruz. Bunun fotoğrafı
da var ama sen yarın asıl gazeteleri görünce hoplayacaksın.” Cidden ikinci gün
gazeteleri alıyor, birinci sayfanın sağ tarafında bir Nataşa, sol tarafında
iki herife yumruk atarken fotoğrafı, beş gazetede birden çıkıyor. Ama, akşam
saat dokuzdan sabah saat dokuza, o gazeteyi okuyuncaya kadar, on iki saat
bizimle cebelleşiyor. Ajans haberciliğinin birinci zorluğu bu, ilk siz
veriyorsunuz, sizden duyuyorlar.
Ajans haberciliğinin ikinci zorluğu, verdiğiniz haberler anında, -şimdi
Türkiye'de ciddi anlamda televizyon haberciliği başladı- televizyonlardan
okunmaya başlıyor. Zannedersin ki, o televizyonun Şanlıurfa'da muhabiri var,
haberi o geçmiş televizyon kanalına, o da okuyor. Allahtan 40 yılda bir, sağ
olsunlar, bizim muhabirler de hatalı haber geçiyor, haberin kaynağı haberi
düzeltiyor, bu sefer o televizyon haberi düzeltiyor.
Son dönemde fotoğraf sisteminde değişiklik yaptık. Bütün Türkiye'de AA'nın
fotoğraf makinelerini dijital sisteme geçirmeye uğraşıyoruz. Bunun AA’na
sağladığı iki imkan var. Bir, film kullanımında. İki, hız kazanıyoruz. Büyük
bürolarımızda bunu büyük oranda başardık. Fotoğraf makinesini cep telefonuna
takıyorsunuz, anında olay yerinden fotoğraf geçebiliyorsunuz. Artı,
makineler... Teknoloji o kadar gelişti ki, fotoğraf çekerken bile bir önce
çektiğiniz fotoğrafı Ankara'ya, Genel Müdürlüğe servise konulması için
gönderebiliyorsunuz. Bu, yurtdışındaki bazı olaylarda, spor karşılaşmalarında
çok önemli. Ayrıca, Güneydoğu ve Doğu’daki arkadaşlarımızı bu yönde geliştirip
destekleyebilirsek, faydası olacak bir şey.
Son bir çalışmamız daha var. Bu, yerel basına destek konusunda bir çalışma.
Yerel basının içinde bulunduğu zorlukları AA Genel Müdürü olarak çok yakından
biliyorum. Neden? Çünkü yerel basında çalışan arkadaşlarımızın gazete
sahipleri de dahil bir bölümü, aynı zamanda AA'nın muhabiri. Yani falan
ilçedeki gazeteyi çıkaran, haftalık ya da 15 günlük gazeteyi çıkaran
arkadaşımız, AA'nın muhabiri. Bu yüzden zorluklarını çok yakından biliyoruz.
Yerel basına destek olacak bir proje başlatmak üzereyiz. Fakat çok özür
diliyorum, kimse üzerine alınmasın, yerel basın da hazır ekmek istiyor.
Diyoruz ki, her gün size 650 tane haber vereceğiz, bu haberlerin büyük bölümü,
doğru, size yaramaz. Biz 58 ülkenin haber ajansının haberlerini de alıp iç
kamuoyuna servis yapıyoruz. AFP'nin haberi sana yaramaz, IP'nin, Reuters'ın
haberi sana yaramaz. Ama, bizim bölgelerden geçtiğimiz haberlerin bir bölümü
sana yarar. Ayrıca, o bölgedeki insanlar, o gazetede, dünyadan birçok kısa
haber versen, ikişer cümle koysan okumaz mı diye düşünmek lazım. Dedik ki,
gazetenizde 100 dolara bir kişi çalıştırsanız, -dolar dediğimiz bir birim,
sakın AA dolarla çalışıyor demeyin, AA'nın kasasına bu yeşil dolarlardan bir
tane girmemiştir. Türkiye'de bazı insanlar dolara hayır kampanyaları açıyor,
bunların büyük bölümünün sahtekarlık olduğuna inanıyorum. Özellikle
Ankara'daki kişilerin, Ankara'da bu kampanyaya destek verenlerin evlerindeki
kasalarda dolu dolar olduğunu da bilen biriyim. Ondan sonra çıkıyorlar, dolar
yasaklansın-asgari ücretle çalışan bir kişinin maliyeti 180-190 milyon
civarında. Artık asgari ücrette çalışacak bir kişinin parasını da AA'na vermek
istemeyen yerel medya, benim haberimi almasın diye düşünüyorum. Çok basit
arkadaşlar, iki kişi çalıştırıyorsunuz, 100 milyondan 200 milyon veriyorsunuz.
Bunların ürettikleri haber sayısı kaç? Ama siz, ben sigortasız eleman
çalıştırırım diye bakıyorsanız, o zaman zaten yapabilecek çok fazla birşeyimiz
yok. Çünkü, AA Türkiye'de sendikalı kuruluşların en başında gelen kuruluş.
Cumhuriyet'te ve ANKA’dan var ama, onlarda da bazı sorunlar yaşanıyor
olabilir. Ama AA, Türkiye'de sendikalı olan kuruluşların en başında gelen,
herkesin maaşı neyse bordrosu o olan, herkesi sigortalı çalıştıran bir
kuruluş. Bizim 450 civarındaki arkadaşımız bu statüde çalışıyor. Ama yerel
basında çalışan ve AA'ya haber geçen, parça başına haber alan bin civarında da
elemanımız var. Bu bin kişiyi sigortalı yapmak mümkün değil.
Basının içinde bulunduğu durumu, hepiniz kendi illerinizde görüyorsunuz, sabah
dokuzda işten atılıp, dokuz otuzda bana gelen, benden randevu isteyen
arkadaşlarım var. 15 yıllık gazeteci, yemin ediyorum, asgari ücretle çalışmaya
razı, “kadromu da ilerde yaparsın, sigortamı ilerde yatırırsın, ben işsiz
kalmayayım, gözden uzak durmayayım” diyor. Yemin ederek söylüyorum, haftada en
az iki kişi, sabah işten atıldığı için çıkıp geliyor. Geçen ay, yine özellikle
İstanbul'da, yeniden işten atılmalar başladı bazı kuruluşlarda. Ciddi anlamda,
ciddi sayılarla insanlar atılmaya başlandı. Şimdi bu şartlar altında yerel
basını desteklemek, bu konudaki önerilerinizi almak için bir birim
oluşturuyoruz. Bu arkadaşlarımız önümüzdeki günlerde bu bölgelere gelecekler,
gazete sahipleriyle önce yazışacağız, sonra bu arkadaşlarımız gelip bizzat
sizlerle tek tek görüşecek, ne tür haber istediğinizi tespit edeceğiz. Biz
bunu Türkiye'yi dörde bölerek yaptık zaten. Yani Trabzon'un haberini Aydın'a
vermemek. Edirne'nin haberini Şanlıurfa'daki yerel medyaya vermemek için de
bazı çalışmalar yaptık. Bu çalışmaları yaparken, yerel insanlardan özel
haberler alınıp geçilmesi yönünde de bazı çalışmalar içine girdik. Biz şu an,
Batman'ın bir ilçesindeki İlçe Eğitim Müdürü’nün haberini yayına koymuyoruz,
çok önemli olmazsa, polisiye olmazsa. Yani çok da önemli bir haber ihtiva
etmezse habere koymuyorduk. Ancak, bu sistemde eğer anlaşabilirsek, belli bir
sayı yakalayabilirsek, bu tür haberciliğe de başlayacağız. Aynı zamanda
yerelde çalışan muhabir sayımızı da artırmayı düşünüyoruz.
AA, bu ülkenin ulusal kuruluşudur, AA haberleri doğrudur, AA haberleri
tarafsızdır, AA haberleri laiktir, dedim. Geçen sefer bana bir arkadaşım
sormuştu, laiklikten kastım şu: Kimsenin dini inançlarına karışmaz, dini
inançlara göre haber yapmaz, bu Hrıstiyandır, bunun haberini yapmayalım demez
anlamında kullandım. AA haberleri demokrattır, çağdaştır, cumhuriyetçidir,
cumhuriyeti savunur, ulusal çıkarlardan yanadır. Ben burada bulunduğum sürece
de bu böyle olacaktır, benden önce de böyle olmuştur, benden sonra da böyle
olacaktır. Çünkü bu ajansı Atatürk kurmuştur. AA'yı izlemeye devam edin ama,
bilin ki gazetelerde çıkan, televizyonlarda okunan haberlerin büyük bölümü de
AA'nın haberi. Hepinize beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. |
|