|
|
SEMİNER KONUŞMALARI
“21.YÜZYILDA YENİ İLETİŞİM
TEKNİKLERİ,
DOĞURDUĞU SORUNLAR VE YEREL BASIN”
Prof. Dr. Alemdar YALÇIN
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
Öncelikle böyle bir toplantıya davet edildiğim için, çok değerli Sayın Genel
Müdürümüze, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü yetkililerine çok
teşekkür ederek konuşmama başlamak istiyorum. Bu benim ikinci konferansım.
Şimdi bir gazeteci gidiyor, Kardak Kayalıklarına bir bayrak dikiyor.
Arkasından bizim gazeteciler gidiyorlar, Türk bayrağını dikiyorlar ve bir
hafta içerisinde Türkiye ile Yunanistan savaşın sınırına gelebiliyor. Bir gün
birisi, bir köşe başında tesadüfen sarışın hanımla çarpışıyor, sarışın hanım
onu gideceği yoldan alıp başka bir yola götürüyor ve basında çıkıyor, istifa
edip ayrılmak veya politikayı bırakmak zorunda kalıyor. Bu da olayın kıran
kırana olan boyutu. Şimdi Davranış Bilimleriyle ilgili bu konudaki örneklere
geçelim. Karşınıza aldığınız insanla konuşurken, karşınızdaki insanın
gözbebeğinde bir büyüme oluyorsa, sizin anlattığınız mesajı ilgi ile
dinliyordur. Eğer gözbebeğinde büyüme olmuyorsa, o zaman “anlat anlat,
heyecanlı oluyor” diye düşünüyor. Özellikle bireysel ilişkilerde, “göz
kontağı” diyorlar. Mesela röportaja gittiğiniz kişiyle göz göze gelerek, onun
gözbebeklerindeki, yüzündeki değişimi görüp, mesajınızı ona göre sunmak
deniliyor. İşte bunlar Davranış Biçimlerinin örnekleri.
Kültür konusunda da önemli birşey var. Diyelim ki Güneydoğu Anadolu'dan bir
gazeteci grubu Yunanistan'a gitti. Yunanistan'da görüştüğünüz gazetecilerle
kardeşlik, dostluk, Avrupa Birliği ilişkileri içerisinde ve çok duygulu
geceler de geçirdiniz ve ayrılıyorsunuz, vedalaşıyorsunuz. Ekip başkanınız
ayrılırken el sallarsa, “Allahaısmarladık” anlamında, “hoşçakalın” anlamında
el sallarsa, bu, Yunanistan'da hakaret kabul ediliyor. Yani, “yüzüne b..
sürerim” anlamına geliyor bu hareket. O halde ne yapmanız gerekiyor? Ona göre
hareket etmeniz, mesajı ona göre vermeniz gerekiyor. Bu konudaki ilginç
örneklerden birisi, Nikson ile Brejnev. Brejnev bir Amerika ziyareti
sırasında, tüm Amerikalılar için hakaret anlamına gelen bir işaret yapar. Bu
işaret, Sovyetler Birliği’nde, “sayın cumhurbaşkanının söylediği her söze
katılıyorum” anlamına geliyor. Ama aynı hareket Amerika’da, “kazık attık”
anlamına geliyor. Brejnev böyle bir hareket yaptığı için diplomatik sorun
oldu. O halde davranış bilimleri, insanların tutum ve davranışlarını önceden
inceleyerek, onlarla, ikna edilebilecek bir platformda beraber olma bilimi.
Tabii çok örnek var, bunlardan birisi Papa ile ilgili. Papa biliyorsunuz,
Filipinlerde Hristiyanlığı kabul etmiş Budistleri toplu halde Vaftiz etmeye
gitti. Bu sırada bir Japon gazeteci, Papa tam burnunu kaşırken fotoğrafını
çekmiş ve baş sayfada yayınlamış. Yapılan kamuoyu araştırmalarında, Papa'nın
parmağını burnuna götürerek burnunu karıştırıyor izlenimini veren fotoğrafı,
güvenirliliği konusunda yüzde bir ile bir buçuk arasında değer kaybettiğini
ortaya koyuyor. ABD'de yapılan seçimin ne kadar eşit olduğunu düşünürseniz,
yüzde bir, bir buçuk büyük bir rakam. Dolayısıyla, iletişim çağında,
teknolojinin hızla geliştiği bir çağda tutum ve davranışlarımıza çok dikkat
etmemiz gerekiyor.
Şimdi buradan Gelecek Bilimine, Füturoloji’ye dönmek istiyoruz. Alvin
Toffler'ın gelecekle ilgili söyledikleri bu. Nedir Gelecek Bilimi? Elimizdeki
verilere göre, önümüzdeki on yıl içerisinde neler olabileceğini, önümüzdeki
bir yıl içinde neler olabileceğini önceden kestirme bilimi. Gelecek Bilimi,
ansızın ortaya çıkan gelişmeler karşısında örgütlü ve organize hareket ederek,
kriz anını eksiksiz ve zamanında atlatabilme becerisi veya gelecekle ilgili
iyi plan yapabilme becerisi. Füturolojik gözlemler önemli mi? Çok önemli.
Örnek vermek gerekirse, eğer bir matbaa yatırımı yapıyorsanız, bilmelisiniz ki
matbaa yatırımınız altı ay içerisinde teknolojik olarak değişme karşısında
eskiyebilir. O halde ne yapmanız gerekiyor? Mutlaka ileriye doğru bilimsel bir
Füturolojik çalışma yaparak ona göre alım yapmanız gerekiyor.
Zamanın kullanılması... Yeni yüzyılda, yani 21. yüzyılda zamanını çok iyi
kullanan, çok iyi değerlendiren insanlar başarılı olacaklar. Başarılı
olabilmenin temel koşullarından birisi, gelişen ve değişen olaylar karşısında
zamanı çok akıllı kullanmaktır. Bununla ilgili olarak, yapılan araştırmalardan
örnekler vermek istiyorum. Bir yöneticinin en çok hangi konularda zaman
kaybettiği belirlenmiş. Bunlar nedir? Mesela ABD'de 200'ün üzerinde konu,
kişilerin zamanı kaybetmelerine, zamanı olumsuz kullanmalarına neden oluyor.
Örneğin toplantı... Toplantıya başlıyorsunuz, bir toplantı disiplininiz yoksa,
zamanı toplantıda dikkatli kullanamıyorsanız, toplantı sabah başlıyor, akşama
kadar bitmiyor, ya millet birbirinin gırtlağına sarılıyor veya saatine bakarak
“işim var” diyor, gidiyor. “Siz ne yaparsanız ben ona katılırım arkadaşlar”
diyor, gidiyor ve böylece alınan kararlar doğru alınamıyor. Veya telefon
konuşmaları, en çok zaman kaybetmemize neden olan şeylerden birisi, yoğun
telefon konuşmaları. Bir türlü bitmek bilmeyen, planlanamayan telefon
konuşmaları. O halde bu telefon konuşmalarını nasıl dikkatli olarak kontrol
altına alıp, zamanı kişi olarak veya toplum olarak daha etkili kullanabiliriz?
Ve önümüzdeki bir yılı Gelecek Bilimi ile birleştirerek nasıl planlayabiliriz?
Bununla ilgili çalışmalar.
Değerli Dinleyenlerim...
Şimdi “eleştirel düşünme” diye bir kavrama geçiyorum. Eleştirel düşünme,
dünyadaki bilgi patlaması ile ortaya çıkan olayları alıyor. Toparlarsak, şu
örnekleri verebiliriz. Çocuğumuza bir bilgisayar alıyor, internete bağlıyoruz.
Çocuğumuz akşam saat 10'dan sonra bilgisayarla sörf yapmaya başlıyor veya
gündüz sörf yapmaya başlıyor. Yaptığını siz anlayamıyorsunuz, yeni kuşak daha
kıvrak bir şekilde kullanıyor bilgisayarı. Dolayısıyla, rahatlıkla sizi
yalanlarıyla uyutabilir. Bakıyorsunuz, çocuğum çalışıyor zannediyorsunuz.
Sorduğunuzda, “kütüphanedeki kitapları inceliyorum” diyor, “aferin evladım”
deyip gidiyorsunuz. Fakat o Claudia Shiffer’in dosyalarına, şifresiz
dosyalara, sabaha kadar bir takım dosyalara giriyor. Yani bilginin gümrüğü
kalmamıştır, bilgiye gümrük uygulayamıyorsunuz. Örnek vereyim; Arjantin'den
bir web dosyası hazırlanmış, diyor ki, “ey fani, sen özgürlükten sözediyorsun,
hangi özgürlükten sözediyorsun? Annen, baban sen dünyaya gelmeden önce, sana
sordular mı? Hayır. Peki hangi renkte doğacağını söylediler mi? Hayır. Hangi
göz renginde olacağını da söylediler mi? Hayır. O halde sen özgür değilsin.
Nerede ve ne zaman öleceğini biliyor musun? Bilmiyorsun. Peki, iki sene geriye
dönebiliyor musun? Dönemiyorsun, iki sene ileriye de sıçrayamıyorsun, o halde
özgür değilsin. Yapacağın en büyük özgürce hareket canına kıymaktır” diyor.
Var böyle dosyalar. Çocuğun bunu okuduğunu düşündüğümüz andan itibaren,
çocuğumuzu bu tarzda şeylerden nasıl kurtaracağız? Sorun burada, birincisi bu.
İkincisi, bilgi. Milyonlarca bilgi dolaşıyor internette. Bu bilgilerin
dolaşması dolayısıyla bilgiyi şöyle değerlendiriyoruz: Bilgi sorunu, temel
bilgi sorunu. Birincisi, bilgi bulanıklığı var. Ne demek bilgi bulanıklığı?
Hangi bilginin doğru olduğunu anlayamayacağımız, birbirine çok yakın bilgiler
var. İnterneti açıyorsunuz, bir olayla ilgili olarak yüzlerce bilgi var. Bu
bilgilerden hangisi doğru, hangisini nasıl bulacağız? Bu bir bilgi
bulanıklığıdır. İkincisi, bilginin ustalıkla yönlendirildiğini görüyoruz.
Reklamlarda ve tanıtımda, özellikle reklam ve tanıtımda yanlış bilgi
verilmiyor, fakat ustalıkla eksik bilgi veriliyor. Örnek vereyim bununla
ilgili: Diyor ki reklamlardan birisi, “sizin banka hesabınız, hesabınızda hiç
para olmasa bile sizi tatile gönderir mi?” Görmüşsünüzdür mutlaka, altında
yazıyor “Pamukbank açık hesap...” Çok şık resimler de çekiyorlar, tasarımlar
yapıyorlar falan. Ve siz, bütçenizde para yok, fakat çocuklarınız ve eşiniz
sıkıştırdığı zaman gidiyorsunuz, parayı alıyorsunuz, tatil yapıyorsunuz, hatta
siz gitmeden evinize haciz geliyor. Veya devlet bankası, hatırlayalım hep
beraber, devlet bankası bilgi veriyor, verdiği bilgi eksik, ama kendi çıkarına
göre düşünüyor. Diyor ki, “dar gelirliler, kira öder gibi ev sahibi
olabilirsiniz, Gebze Mutlu Kent Konutları” diyor. Siz düşünüyorsunuz, kira
ödemekten canınız çıkmış, gidiyorsunuz kira öder gibi ev sahibi olmaya. Daha
sonra yatağınızı, yorganınızı alıyorsunuz, Başbakanlığın önüne gidiyorsunuz,
çatılardan atlarız demeye başlıyorsunuz. Kamuyu bu konularda nasıl
aydınlatacağız ve nasıl değerlendireceğiz?
Şimdi bilgi bulanıklığı ile ilgili, “algılama” dediğimiz bir şey var. Burada,
bilinç altına, kadınlarımızın bilinç altına yüklenen bir görüntü var. Bu
görüntüde önemli olan, kadının çok güzel olması değil, seçkin olması. Yani
herkes gibi sıradan olmayan bir kadın, gece kıyafetli ve göz renginden
küpesine kadar ve üzerindeki elbisesine kadar her şeyi Turkuaz... Ve Turkuaz
yakın olarak planlanmış. Genç kızlarımıza diyor ki, -bilinç altına, doğrudan
bilinç altına yüklenerek- “bunun gibi olmak istiyorsanız, Turkuaz parfümlerini
kullanın.” Bunun gibi olmak, yani “gibileştirme.” Burada görüntü bilinç altına
yönleniyor ve bilinç altındaki bir kompleksi tahrik ederek almaya, tüketmeye
yönlendiriliyor.
Geçelim bir başkasına, sigara ile özgürlük arasında ne ilişki var? Sigara ile
özgürlük arasında bir ilişki yok, ama bu fotoğraftaki şu görüntüler, saniyenin
yüzde biri oranındaki bir hızla beynimizdeki departmanlara giriyor ve girişte
de ölçülebiliyor. Yazı ise daha sonra giriyor, beynimize. Dolayısıyla ilk
anda, özgürlük, önce özgürlük duygusunu açığa çıkarıyor. Bağımsız olma ve
sonsuzluk duygusunu açığa çıkarıyor. Arkasından Marlboro sigarası içmek
gerektiğini söylüyor, bilinç altına yüklüyor. Amerika'da yasaklandı,
hatırlayalım. Kovboy var, elinde kementle kovboy resimleri falan var. Bunlar
medya etiğine uygun olmadıkları için yasaklandı, ama ülkemizde maalesef
kullanılıyor. Peki bunlar karşısında biz kamuyu nasıl koruyacağız? İşte,
“eleştirel düşünme” dediğimiz mantık, kamuyu koruma yöntemlerini bize gösteren
önemli unsurlar arasında yer alıyor.
Ben sizlere birkaç görüntü göstermek istiyorum. Biraz önceki reklam
tanıtımında gösterdiğimiz şey bu, Merkezi Algılama Sistemi. Bu sistemde
fotoğraf, renk ve görüntü doğrudan doğruya beyne gidiyor, ama yazı doğrudan
doğruya beyne gitmiyor. İşte yazının doğrudan doğruya beyne gitmemesi, bazı
işlemlerden sonra beyne gitmesi dolayısıyla, sunulan mesaj tamamen değişmiş
durumda. Ne yapmamız gerekiyor? Bu mesajın sunuluş tekniklerini yeniden gözden
geçirmek gerekiyor.
Beynimizin hangi bölgesinin hangi becerileri yönelttiği şeması çıkarılmış.
Mesela, okuma yaptığımız sırada, gazete okurken, beynimizin en çok
kullandığımız tarafı sol üst yarısı. Resim ve fotoğrafları izlediğimiz kısım,
beynimizin sağ üst yarısı. Konuşma ve televizyon izlerken kullandığımız kısım,
beynimizin sağ yarısı ve mesaj artık bu tekniğe göre gönderiliyor, bu
tekniklere göre değerlendiriliyor.
Bir de “beynin kullanılması” denilen bir başka yöntem var. Beynin kullanılması
ile ilgili birinci temel faktör, hızlı okuma teknikleri. Beyinle ilgili
araştırmalar sonucunda elde edilen bilgilere dayanılarak şu ortaya çıkmıştır
ki, bir insanın gözü ne kadar hızlı hareket ederse, o kadar çok algılama
gücüne sahip olabilir. Bir dakikada 4500 sözcüğü okuyabilen göz var. Bir
dakikada 4500 sözcük demek, 22 sayfa demektir, bir dakikada 22 sayfa demektir.
Bu hızlı okuma tekniklerine dayalı olarak, toplumda yeniden bir okuma hevesi
başladı. Tüm okullarda, ilkokullardan başlayarak, tüm eğitim stratejileri buna
göre değiştirildi ve hızlı okuma kursları ülkemizde de başladı.
Günümüz insanı yaratıcı düşünmek zorundadır. 21. yüzyıldaki insan, yeniliklere
açık olmak ve yaratıcı düşünmek zorundadır. Bunun için de “yaratıcı düşünme
yöntemleri” ortaya çıktı. Bu yöntemle, bilginin daha yeni ve daha işler hale
getirilmesi konusu gündemde. Bir başka nokta, “beyin fırtınası” denilen
yöntemle, yeniliklere açık olma da yine bu teknikler arasında yer alıyor.
Benim sunumum bundan ibaret, beni dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum,
Saygılar sunuyorum. |
|